Eğitim-İş tarafından 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi öncesinde Ankara’da yapılan piyasa araştırması, öğrencilerin okula başlama maliyetinin geçen yıla göre yüzde 23 ile 29 arasında arttığını ortaya koydu. Araştırmaya göre ulaşım ihtiyacını servisle karşılayan bir ilkokul öğrencisinin başlangıç maliyeti uzun mesafede 77 bin 559 liraya, ortaokul öğrencisinin 78 bin 862 liraya, lise öğrencisinin ise 81 bin 524 liraya ulaştı. Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti ilkokul için 28 bin 113, ortaokul için 29 bin 416, lise öğrencisi için 32 bin 78 lira olarak hesaplandı.
Eğitim-İş, 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi öncesinde Ankara özelinde yaptığı piyasa araştırmasında öğrencilerin okula başlamadan önce karşılaşacağı kırtasiye, giyim ve ulaşım giderleri ile eğitim dönemi boyunca aylık ulaşım ve beslenme maliyetlerini hesapladı. Araştırmada başlangıç harcamalarına dönem içerisinde yapılabilecek ek kırtasiye ve giyim giderlerinin dahil olmadığı belirtildi.
Araştırmada kırtasiye maliyeti ilkokul öğrencileri için 6 bin 363 lira, ortaokul öğrencileri için 7 bin 666 lira, lise öğrencileri için ise 10 bin 328 lira olarak hesaplandı. Giyim giderleri ise tüm eğitim kademeleri için iki takım üniforma, çorap, kışlık ayakkabı, kaban, eşofman ve spor ayakkabı dikkate alınarak 15 bin 900 lira olarak tespit edildi.
Ulaşımda kısa mesafe servis için sezonluk maliyet 42 bin 194 lira, uzun mesafe servis için 55 bin 296 lira olarak hesaplandı. Öğrenci abonmanının sezonluk maliyeti ise 5 bin 850 lira oldu.
Uzun mesafe servis kullanan öğrenciler için başlangıç maliyeti ilkokulda 77 bin 559, ortaokulda 78 bin 862, lisede 81 bin 524 lira olarak hesaplandı. Kısa mesafe servis kullananlarda bu tutar sırasıyla 64 bin 457, 65 bin 760 ve 68 bin 422 lira oldu.
Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti ilkokul için 28 bin 113, ortaokul için 29 bin 416, lise için 32 bin 78 lira olarak belirlendi.
Eğitim-İş, ulaşım için araç kullanmayan öğrenciler açısından yalnızca kırtasiye ve giyim giderlerinin dahi ilkokulda 22 bin 566, ortaokulda 23 bin 566, lisede 26 bin 228 liraya ulaştığını bildirdi.
AYLIK MALİYET 9 BİN LİRAYI AŞIYOR
Araştırmada öğrencilerin eğitim dönemi boyunca karşılaşacağı aylık en düşük maliyetler de hesaplandı. Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisinin beslenme ve ulaşım gideri aylık 8 bin 440 lira, ortaokul ve lise öğrencilerinin aylık gideri ise 9 bin 134 lira olarak belirlendi.
Kısa mesafe servis kullananlarda aylık maliyet ilkokul için 6 bin 984 lira, ortaokul ve lise için 7 bin 678 lira oldu. Otobüs abonmanı kullananlarda ise bu tutar ilkokul için 2 bin 946, ortaokul ve lise için 3 bin 640 lira olarak hesaplandı.
İlkokul öğrencileri için aylık beslenme çantası maliyeti 2 bin 296 lira olarak hesaplanırken ortaokul ve lise öğrencilerinde okul kantininde tost, ayran ve su tüketimi üzerinden aylık 2 bin 990 liralık maliyet öngörüldü.
Araştırmada başlangıç ve aylık maliyetler asgari ücret, en düşük kamu emekçisi maaşı ve en düşük emekli aylığıyla karşılaştırıldı.
Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisi için 77 bin 559 liralık başlangıç maliyetine karşılık 28 bin 75 liralık asgari ücret dikkate alındığında aile bütçesinin 49 bin 484 lira açık verdiği hesaplandı. Bu açık ortaokulda 50 bin 787, lisede 53 bin 449 liraya çıktı.
Kısa mesafe servis kullananlarda başlangıç maliyeti ile asgari ücret arasındaki açık ilkokul için 36 bin 382, ortaokul için 37 bin 685, lise için 40 bin 347 lira olarak hesaplandı.
Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti asgari ücretin ilkokulda 38, ortaokulda 1341, lisede 4 bin 3 lira üzerinde kaldı.
Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisinin aylık 8 bin 440 liralık maliyetinin asgari ücretin yüzde 30,06’sına, ortaokul ve lise öğrencilerinde 9 bin 134 liralık maliyetinin ise asgari ücretin yüzde 32,53’üne denk geldiği belirtildi. Kısa mesafede bu oran ilkokul için yüzde 24,88, ortaokul ve lise için yüzde 27,35 oldu. Abonman kullanımında ise aylık maliyetin asgari ücret içindeki payı ilkokulda yüzde 10,49, ortaokul ve lisede yüzde 12,96 olarak hesaplandı.
EN DÜŞÜK KAMU EMEKÇİSİNİN MAAŞI UZUN MESAFE SERVİS MALİYETİNİ KARŞILAMIYOR
En düşük kamu emekçisi maaşı 70 bin 224 lira üzerinden yapılan hesaplamaya göre uzun mesafe servis kullanan öğrencilerde başlangıç maliyeti ilkokulda maaşın 7 bin 335 lira, ortaokulda 8 bin 638 lira, lisede 11 bin 300 lira üzerinde kaldı.
Kısa mesafe servis kullanımında ise maaş ile başlangıç maliyeti arasındaki fark ilkokulda 5 bin 767, ortaokulda 4 bin 464, lisede bin 802 lira olarak hesaplandı.
Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde en düşük kamu emekçisi maaşından başlangıç maliyeti çıktıktan sonra ilkokulda 42 bin 111, ortaokulda 40 bin 808, lisede 38 bin 146 lira kalıyor.
EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞIYLA OKULA BAŞLAMAK MÜMKÜN DEĞİL
En düşük emekli maaşı olan 23 bin 552 lira üzerinden yapılan hesaplamada ise uzun mesafe servis kullanan öğrenciler için başlangıç maliyeti ile gelir arasındaki açık ilkokulda 54 bin 7, ortaokulda 55 bin 310, lisede 57 bin 972 lira oldu.
Kısa mesafe servis kullananlarda açık ilkokulda 40 bin 905, ortaokulda 42 bin 208, lisede 44 bin 870 lira olarak hesaplandı.
Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde de başlangıç maliyeti en düşük emekli maaşının ilkokulda 4 bin 561, ortaokulda 5 bin 864, lisede 8 bin 526 lira üzerinde kaldı.
KIRTASİYEDE ARTIŞ YÜZDE 32’YE ULAŞTI
Eğitim-İş’in araştırmasında kırtasiye harcamaları geçen yıla göre yüzde 27 ile yüzde 32 arasında arttı. Giyim maliyetindeki artış yüzde 15, beslenme çantası maliyetindeki artış ise geçen yılın eylül ayına göre yüzde 19,22 oldu.
Ankara Kantinciler Odası’nın 2026 yılı fiyat tarifesine göre tostun fiyatı 70 liradan 95 liraya yükselirken artış yüzde 35,71 oldu. Karışık tost 90 liradan 120 liraya, Ayvalık tost 110 liradan 150 liraya çıktı. Simit 20 liradan 25 liraya; börek, açma ve poğaça 25 liradan 35 liraya yükseldi.
Kantinde ayranın fiyatı da 15 liradan 20 liraya çıktı. Araştırmada kantin ürünlerindeki artışın ürüne göre yüzde 41’e kadar ulaştığı belirtildi.
Servis ücretlerinin geçen yıla göre yüzde 25,49, öğrenci abonmanının da yüzde 44,44 arttığı kaydedildi.
Eğitim-İş’in araştırmasında, ağustos ayında açlık sınırının 38 bin 318 liraya, yoksulluk sınırının ise 121 bin 36 liraya ulaştığı; asgari ücretin 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığının 23 bin 552 lira ve en düşük kamu emekçisi maaşının 70 bin 224 lira olduğu belirtildi.
Eğitim-İş, eğitim için yapılması gereken harcamaların tek seferle sınırlı kalmadığına dikkati çekerek, dönem içerisinde beslenme, ulaşım, kırtasiye ve giyim giderlerinin devam ettiğini vurguladı.
Araştırmada, “En temel hakların başında gelen eğitim için büyük maliyetlere katlanmak zorunda kalmak, buna karşın gelirin yetersiz olması toplumu çözümsüzlüğe sürüklemektedir. Bu durumda ailelerin bulabildiği tek yol borçlanmaktır” değerlendirmesine yer verildi.
Eğitim-İş, gelirlerin eğitim harcamalarını karşılamada yetersiz kalması ve yıl boyunca artan fiyatlarla birlikte beslenme çantalarının içinin boşaldığını, öğrencilerin okula harçlıksız gitmek zorunda kaldığını belirtti. (ANKA)
ÇED dosyasına göre proje kapsamında yaklaşık 6 bin metre uzunluğunda koruyucu mendirek ve 97 milyon ton deniz dolgusu yapılacak.
Proje kapsamında ayrıca 110 bin metrekarelik terminal binası, 30 bin metrekarelik ve 1250 araç kapasiteli kapalı otopark ile 35 bin metrekarelik teknik blok, kule ve destek binaları yapılması planlanıyor.
13 MİLYON TON KAZI
Mevcut havalimanının kotunun deniz dolgusu seviyesine getirilebilmesi amacıyla da yaklaşık 13 milyon tonluk kazı yapılması öngörülüyor. Deniz dolgusu işlemlerinin karadan denize doğru gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Projenin 2026’da başlaması ve yaklaşık 7 yıllık inşaat sürecinin ardından 2033’te işletmeye alınması ve 30 yıl işletilmesi planlanıyor. Projenin yatırım bedeli ise 45 milyar 650 milyon lira olarak hesaplanıyor.
Projeye ilişkin ÇED dosyasında, mevcut Trabzon Havalimanı’nın yolcu kapasitesi ve terminal alanlarının uluslararası standartların gerisinde kaldığı değerlendirmesine yer verildi. Bu kapsamda mevcut terminallerde yolcu başına düşen kullanım alanının uluslararası standartlarda belirtilen asgari seviyelerin altında kaldığı belirtildi. Yeni havalimanının ICAO ve uluslararası standartlara uygun şekilde tasarlanacağı bildirildi.
Trabzon Havalimanı’nda 2025 yılında 3 milyon 873 bin 979 yolcuya hizmet verildiği belirtilerek, aynı yıl havalimanında 26 bin 507 uçak trafiği ve 38 bin 16 ton yük trafiği gerçekleştiği ifade edildi.
ÇED dosyasında, Trabzon Havalimanı’nın özellikle turizm sezonunda artan yolcu trafiğine sahip olduğu, uçuşların ağırlıklı olarak iç hat merkezleri ile Orta Doğu ülkelerine yönelik olduğu belirtildi. Dosyada, yeni havalimanının orta ve büyük gövdeli yolcu uçakları ile kargo uçaklarının kullanımına uygun olarak planlandığı kaydedildi.
PROJE ALANININ BÜYÜK BÖLÜMÜ DENİZ ÜZERİNDE
Proje sahası Trabzon kent merkezinin yaklaşık 7 kilometre kuzeyinde bulunuyor. Alan, Ortahisar ilçesindeki Pelitli ve Konaklar mahallelerine komşu konumda yer alıyor.
Proje alanının büyük bölümü deniz dolgusu üzerinde oluşturulacak. ÇED dosyasında, alanın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki deniz alanları ile Hazine mülkiyetindeki taşınmazlardan oluştuğu belirtildi. Proje sahasının batısında 100. Yıl Balıkçı Barınağı, Trabzon Yat Limanı, Trabzon Limanı ve Faroz Limanı, doğusunda ise Yomra Limanı bulunuyor.
Çalışmalarda bölgede 66 bitki, 4 kurbağa, 10 sürüngen, 167 kuş ve 37 memeli türünün bulunduğu belirlendi. (ANKA)
Yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç için Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendi.
Cenaze töreni, Muhsin Ertuğrul adına saygı duruşuyla başladı. Törende, yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç anıldı.
‘HUZUR İÇİNDE UYUSUN’
Kılıç’a çok sayıda meslektaşı kürsüden yaptığı konuşmalarla veda etti. Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, törende yaptığı konuşmada Serhat Mustafa Kılıç’ı genç yaşta tanıdığını belirterek, “Serhat’ı ben çok genç yaşta tanıdım. Devlet Tiyatrosu’na girdiği zaman ilk oyununu ben yönettim. Muazzam bir enerjisi vardı. Bazı oyuncuları yükseltmeye çalışırsınız provada yönetmen olarak, bazı oyuncuları da indirmeye çalışırsınız. Ben Serhat’ı bütün provalar boyunca indirmeye çalıştım ama indiremedim. Hayatı boyunca inmedi. Sahnede aceleci değildi, hayatta çok aceleciydi. Hayır demeyi bilmezdi. Üç kişilik çalışır ve becerirdi. Huzur içinde uyusun” dedi.
Törenin sonunda, Türk bayrağına sarılı Kılıç’ın cenazesinin üzerine yakınları ve arkadaşları tarafından kırmızı karanfiller bırakıldı.
Kılıç, yarın Ankara’da Ahmet Akseki Camisi’nde öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrası Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecek.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara 2 No’lu Barosu tarafından Ankara Adalet Sarayı’nda düzenlenen 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı’na katıldı. Törende Gürlek’in yanı sıra Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Çelik, Ankara 2 No’lu Barosu Başkanı Gökhan Ağdemir ve yargı mensupları da yer aldı.
Gürlek, yeni adli yılın ülke, millet, yargı teşkilatı ve hukuk camiası için hayırlı olmasını dileyerek, avukatların hukuk sistemi içerisindeki önemine dikkati çekti. Barolarla sürekli istişare içerisinde olduklarını belirten Gürlek, “Bakanlığımızın hedef ve stratejilerinde barolarımız arasındaki ilişkiyi, sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tutup oldukça önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.
‘FETÖ ELİYLE ADETA BİR DEPREM YAŞAYAN YARGI SİSTEMİMİZİ YENİDEN İNŞA ETTİK’
Gürlek, “Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargının âdeta milletimiz aleyhine işletildiğini; FETÖ gibi yapıların, uluslararası güç odaklarının da desteğiyle millî güvenliğimizi hedef aldığını ve hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik süreçlerin aracı hâline getirmeye çalıştığını maalesef gördük” dedi.
Yargının yeniden yapılandırıldığını ifade eden Gürlek, “FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde, her şeyde olduğu gibi mevcut zengin insan kaynağımızla yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık” diye konuştu.
Gürlek, geçmişte hukuk kurumlarının “cuntacı, darbeci, vesayetçi anlayışların ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı hâline getirilmek istendiğini” ifade ederek, “Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleksiyle bu darboğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin” ifadesini kullandı.
‘TERÖR BELASINDAN KURTULDUK’
Türkiye’nin geçmişte yaşadığı süreçlerin unutulmaması gerektiğini belirten Gürlek, şunları kaydetti:
“Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hâl uygulamalarına, yargının işlemez hâle getirildiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemlerine şahit oldu. Çok şükür, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik. Geçmişten bugüne kronikleşen, milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga hâline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız.”
‘ADALET, HERKESE LAZIM OLAN CAN SUYUDUR’
Gürlek, konuşmasında yargının hukuk karşısındaki eşitlik ilkesine ilişkin mesajlar da verdi.
“Hukuk karşısında herkes eşittir ve hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz” diyen Gürlek, şöyle devam etti:
“Adalet, herkese lazım olan can suyudur. Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı bir konumda göremez. Toplum vicdanı buna asla müsaade etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazimizdir.
Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere, toplumumuza örnek olması gereken popüler kişiliklerin millî ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu özendiren yaşam tarzlarıyla özellikle genç nesillerimizi zehirlediklerini gördük. Gereken yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntülere zemin hazırlayan her kişi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir.
Aynı şekilde, insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık. Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık.”
12. YARGI PAKETİ EKİMDE GÜNDEMDE
Gürlek, avukatların adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamak amacıyla çalışmaların sürdüğünü belirtti. “2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgemizle savunmayı güçlendirmeyi ve avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık” diyen Gürlek, yeni Avukatlık Kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine, genç ve kamu avukatlarının desteklenmesinden CMK ve adli yardım hizmetlerinin iyileştirilmesine kadar çeşitli alanlarda çalışma yürüttüklerini söyledi.
Gürlek, “Malumunuz, 12. Yargı Paketimizin ilk kısmı kanunlaşarak yürürlüğe girdi. İnşallah ekim ayında ikinci kısmını da gündeme getireceğiz. İkinci kısmın 24-25 maddeden oluşması öngörülüyor. Bu pakete, avukatlarımızın yaşadığı sorunların çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri de eklemeyi temenni ediyoruz” ifadelerini kullandı.
AVUKATLARIN SİLAH RUHSATI ÜCRETLERİNDE DÜZENLEME
Avukatların silah ruhsatı ücretlerine ilişkin taleplerini de değerlendiren Gürlek, Maliye Bakanlığı ile görüşmeler yapıldığını belirtti. Gürlek, “İnşallah ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda yarı oranında alınması, devamındaki yenilemelerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık” açıklamasını yaptı.
Gürlek, yargılamaların makul sürelerde sonuçlandırılmasının önemine dikkati çekerek, “Avukatlarımız, açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır. Hâkim ve savcılar yargıda belirlenen hedef sürelere riayet etmeleri gerekiyor. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
Boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin de ekim ayında gündeme gelecek paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığını söyleyen Gürlek, “Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz” diye konuştu.
’27 BİN 500 HAKİM VE SAVCI, 211 BİN AVUKATLA AYNI BÜYÜK HUKUK AİLESİNİN MENSUPLARIYIZ’
Gürlek, avukatların adliyelerde karşılaştıkları sorunları yakından bildiğini belirterek, yargı teşkilatının avukatlara karşı mesleki saygınlık içerisinde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Gürlek, “Hâkim ve cumhuriyet savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının, avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde ifade ediyorum. Çünkü 27 bin 500 hâkim ve savcımızla, 211 bin avukatımızla aynı büyük hukuk ailesinin mensuplarıyız” ifadelerini kullandı.
‘GÜÇLÜ TÜRKİYE’NİN YOLU GÜÇLÜ HUKUK DÜZENİNDEN GEÇİYOR’
Konuşmasının sonunda “güçlü Türkiye hedefinin güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğini” belirten Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın yolunun güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğidir. Adaletin Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirirken sivil, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa hedefimizden vazgeçmeden hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileriye taşıma yönündeki irademizi sürdüreceğiz” diyerek konuşmasını tamamladı. (ANKA)
Ekonomist Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program’ına (OVP) göre 2026 yılı enflasyon tahmininin yüzde 28,4 olduğunu belirterek, “Bu tutarsa işçi ve BAĞ-KUR emeklileri, 2027 yılı ocak ayında yüzde 9, memur ve emeklileri ise yüzde 7 zam alacak. En düşük emekli aylığı da 25 bin 671,68 TL olacak” dedi. Yıl sonunda enflasyonun yüzde 31 düzeyinde gerçekleşmesinin daha gerçekçi görüldüğünü vurgulayan Yılmaz, “Buna göre memur ve memur emeklilerinin alacağı artış oranı yüzde 9,3, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin alacağı zam yüzde 11,3 olmaktadır” dedi.
Yılmaz, dün açıklanan OVP bağlamında enflasyon tahminleri ve enerjideki fiyat artışlarının ekonomide yarattığı sonuçlarla ilgili ANKA Haber Ajansı’na açıklama yaptı.
Motorin ve benzin başta olmak üzere enerji fiyatlarındaki artışların enflasyonu yukarı yönlü etkilediğini belirten Yılmaz, ekim ve izleyen aylarda elektrik ve doğal gaza zam yapılması durumunda enflasyon açısından çok daha zor bir döneme girileceğine dikkati çekti.
Yılmaz, yeni OVP’de, 2026 yılı enflasyon tahmininin 28,4 olarak revize edildiğini anımsatarak, “2027 enflasyon hedefi ise yüzde 21 olarak belirlenmiştir. 2027 yılı enflasyon hedefinde önceki OVP’ye göre sapma oranı yüzde 133 gibi oldukça yüksektir. Gelişmeler 2026 enflasyonun enerji fiyatlarındaki artışla yüzde 31-32 bandında gerçekleşme ihtimalinin daha yüksek olacağını göstermektedir” diye konuştu.
RİSK BÜYÜYOR
Enerji fiyatlarındaki artışın diğer mal ve hizmetlere zam olarak yansıma süresinin giderek kısaldığını vurgulayan Yılmaz, bunun fiyatlama davranışlarındaki bozulmayı hızlandırdığını ifade etti.
Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rakamlar bu tabloyu daha açık gösteriyor. Motorinin litre fiyatı birçok yerde 90 lira sınırına ulaştı, bazı illerde bu seviyeyi geçti. Eşel mobil sistemi uygulanmamış olsaydı motorin fiyatı yaklaşık 101 lira düzeyine çıkacaktı. Motorinde, yılbaşından bugüne artış yüzde 67. Benzinin litre fiyatı 80 liraya yaklaşırken, eşel mobil olmasaydı fiyat 90 lira sınırına dayanacaktı. Benzinde, yılbaşından bu yana artış yaklaşık yüzde 47.”
Yılmaz, eylül ayında akaryakıt fiyatlarının hiç artmadığı ve mevcut seviyelerde kaldığı varsayımı üzerinden bir hesaplama yaptı. Yılmaz, bu durumda bile aylık ortalama fiyat artışının benzinde yaklaşık yüzde 10,1, motorinde yüzde 12,7 olacağını ifade ederek, “Bunun tüketici enflasyonuna yalnızca doğrudan aylık katkısı en az 0,3 puan, yılbaşından bugüne birikimli doğrudan katkısı yaklaşık 1,5 puandır” dedi.
SOFRAYI DA FABRİKAYI DA VURUYOR
Motorin fiyatlarındaki artışın ekonomide çok geniş bir etkide bulunduğunu kaydeden Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu:
“Tarladan fabrikaya, fabrikadan market rafına kadar ekonominin neredeyse bütün üretim ve dağıtım zincirinin maliyet unsurudur. Dolayısıyla enerji fiyatlarındaki yükselişin ikincil fiyatlara geçiş süresi kısaldıkça, zamlar yalnızca bugünün enflasyonunu değil, gelecek ayların enflasyonunu ve enflasyon beklentilerini de yukarı taşımaktadır. Bu nedenle mesele artık sadece akaryakıt üzerindeki vergilerin ne kadarının eşel mobil yoluyla erteleneceği değildir. Enerji fiyatlarının enflasyon programıyla uyumlu biçimde yönetilmesi, vergi politikasının bu amaçla daha etkin kullanılması ve elektrik, doğal gaz ve akaryakıt fiyat düzenlemelerinin birbirinden bağımsız kararlar olarak değil, tek bir enflasyon patikasının parçaları olarak ele alınması gerekiyor.”
MAAŞ VE AYLIK ZAMLARI
Yılmaz, OVP tahmini kapsamında emekli aylıklarına ve memur maaşlarına yapılacak zammı da hesapladı.
Yılmaz, yeni OVP’de 2026 yılı enflasyon tahmininin yüzde 28,4’e yükseltildiğini belirterek, “Bu tutarsa işçi ve BAĞ-KUR emeklileri, 2027 yılı ocak ayında yüzde 9, memur ve emeklileri ise yüzde 7 zam alacak. En düşük emekli aylığı da 25 bin 671,68 lira olacak” dedi.
Yıl sonunda enflasyonun yüzde 31 seviyesinde gerçekleşmesinin daha gerçekçi görüldüğünü yineleyen Yılmaz, “Buna göre memur ve memur emeklilerinin alacağı artış oranı yüzde 9,3, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin alacağı zam yüzde 11,3 olmaktadır” dedi.
ASGARİ ÜCRET
Yılmaz, asgari ücrete 2026 yılında yüzde 27 zam yapıldığını anımsatarak, “OVP’ye göre 2027’de yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 21 olması nedeniyle 2026 kaybı ile birlikte asgari ücret artış oranın yüzde 22-24 arasında olacağını söylemek mümkün” diye konuştu. (ANKA)
Sermayenin dünya tarihindeki belirleyici rolünü ele almak için hikayeyi büyük değişimin başladığı yıllara, 15. ve 16. yüzyıllara kadar geri götürmek gerekir. Bu yıllar aynı zamanda büyük kolonizasyonun (sömürgeciliğin) ve kıtaların keşfinin başladığı yıllardır. İspanyol ve Portekizli denizcilerin Amerika kıtasını keşfi ardından İngiliz ve Fransızların da dahil olmasıyla Amerika’da bulunan İnka, Maya, Aztek toplumlarının sömürü süreci başladı. Bu toplumlara ait olan tüm altın, gümüş gibi değerli madenler Kıta Avrupasına taşınmış ve Amerikan yerlileri büyük bir soykırıma tabi tutulmuştur. Bu büyük yağma yarışına dahil olan İngiltere, Ümit Burnu üzerinden Baharat Yolunun başladığı Hindistan’a ve Doğunun zenginliklerine de göz dikti. İngilizler Hindistan’da kurduğu East India Company (Doğu Hindistan Kumpanyası) isimli şirket sayesinde tekstil alanında büyük karlar elde etmeye başladı ve İngiltere kumaş üretiminde dünyada öncü oldu. Ağır şartlar altında çalışmaya mecbur bırakılan Hint köylüleri ise İngilizlerin ağır vergileri altında ezildi. Özellikle ticareti karlı olan afyon, pamuk, çay gibi ürünler İngilizlerce Hint köylülere zorla ekilip biçtirildi. İngiltere’ye büyük gelirler kazandıran kumaş üretimi için kurulan atölyelerde Hintlilerin emeği sömürüldü. Aynı şekilde Portekiz’in ve Hollanda’nın Doğu Asya’da kurduğu kolonilerdeki doğunun zenginlikleri sömürülüp Kıta Avrupasına taşındı. Çin ve Avusturalya Kıtası da ilerleyen zamanlarda benzer şekilde büyük sömürüye maruz kaldı. Afrika kıtası da Asya ile aynı kaderi paylaştı. İngilizler, Fransızlar, Hollandalılar, Belçikalılar, Almanlar ve İtalyanlar tarafından tüm Afrika kıtası sömürüldü. Değerli madenlerin yağmalanması, kitlesel katliamlar ve kıtalararası köle ticareti birbirini izledi. Öyle ki İngilizler Kuzey Amerika’daki tarım plantasyonlarında çalıştırmak üzere milyonlarca Afrikalıyı gemilerle Amerika’ya götürdü. Bu kölelerden birçoğu uzun okyanus yolculuklarında öldü, hayatta kalanlar ise ölesiye çalıştırıldı.
Hikayenin bizi ilgilendiren kısmı ise üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünün başlangıcının bu yıllara denk gelmesidir. Her ne kadar üç kıtada hüküm sürse de Osmanlı kara gücüne dayanan bir devletti. Denizlerdeki gücü ise Akdeniz ve Karadeniz ile sınırlıydı. 16 yy’a kadar Osmanlı Devleti, İpek yolu ve Baharat yollarının kontrolünü elinde tutuyordu. Ticaretin kalbi ise adeta Doğuda atıyordu. Batı ise çoğu alanda Doğunun gerisinde kalmış ve sefalet içerisindeydi. Ancak bu yoksunluk Batılı ülkeleri okyanusları aşmaya zorladı. Okyanuslara dayanıklı gemilerle yeni kıtalar keşfedildi, ateşli silahların yaygınlaşmasıyla sömürgecilik faaliyetleri hız kazandı. İpek ve Baharat yolları yön değiştirdi, dünya ticareti bu yüzyıldan itibaren okyanuslar üzerinden akmaya başladı. Osmanlı’nın ve Doğu’nun yıldızı ise bu yıllarda sönmeye başladı. Amerika’nın, Afrika’nın ve Asya kıtasının tüm zenginlikleri Avrupalılar tarafından ele geçirildi. Kolonilerdeki nüfusun köleleştirilmesiyle emek sömürüsü üzerinden büyük bir sermaye birikimi yaratıldı. İşte bu sermaye birikiminden en çok yararlanan ülke ise dünyanın hemen her yerinde koloni ağı kuran İngiltere oldu.
Sanayi Devriminin ilk olarak İngiltere’de ortaya çıkması da tesadüf değildir. 18 yüzyıla gelindiğinde mal ticaretiyle gelişen sermaye birikimi ve ticari kapitalizm ilk olarak İngiltere’de sınai kapitalizme doğru evrilmeye başladı. Buharlı makinelerin icadıyla birlikte seri üretimin ve sanayinin başlaması Batı ile Doğu arasında yüzyıllar boyunca kapanmayacak bir teknolojik farkı ortaya çıkardı. Sanayileşme yarışına diğer Avrupa ülkeleri de katıldı. Hız kazanan sanayileşme yarışıyla birlikte hammadde ve petrole duyulan ihtiyaç doğal kaynaklardan pay kapma yarışını öne çıkardı ve 20. yüzyıl 1. ve 2. Dünya Paylaşım Savaşlarına sahne oldu. Bundan sonraki yıllarda sömüren ve sömürülen ülke arasındaki ilişki erken sanayileşen-geç sanayileşen ve borca dayalı bağımlılık şeklinde devam etti.
Osmanlı ise 17. yüzyıldan itibaren ticari pazarlarını ve denizler üzerindeki hakimiyetini kaybetti. Savaşları finanse edecek gelirlerden yoksun olduğu için giderek borçlanmaya başladı. 1838 yılına gelindiğinde Baltalimanı Antlaşması ile İngilizlere verilen gümrük muafiyetleri ve imtiyazları Osmanlı’nın mali açıdan çöküşünü hızlandırdı. Yusuf Akçura’nın Siyaset ve İktisat isimli kitabında sözünü ettiği gibi sanayileşmiş ve seri üretime geçmiş Avrupa mallarının akınına uğrayan Osmanlı coğrafyasındaki esnaf ve zanaatkarlar büyük gelir kayıplarına uğradı ve dışarıdan gelen mallarla rekabet edemeyen birçoğu iş yerini kapatmak zorunda kaldı. Yine Akçura’nın deyimiyle deve kervanlarıyla yapılan ticaret artık demiryollarıyla yapılır hale gelmişti, yelkenli gemilerle yapılan ticaret ise buharlı gemilerle çok büyük ivme kazanmıştı. Mesleğini kendi dükkanında icra eden zanaatkarın yerini büyük sermayedar almış, işsiz kalan ustalar, kalfalar ve zanaatkarlar büyük sermayedarların kurduğu fabrikalarda geçimlik işçi haline gelmiştir.
Doğan Avcıoğlu, Avrupa dışında kalan dünyadaki diğer ülkeler gibi Türkiye’nin de geri kalmadığını, emperyalizm tarafından sömürülerek gelişme vasıtalarından geri bıraktırıldığını söylemektedir. Avcıoğlu Türkiye’nin Düzeni kitabında bu durumu şu şekilde özetlemektedir:
“Bu düzen atalarımızdan kalma bir düzen midir? Hayır. Bu düzen, Batı emperyalizminin, Japonya hariç, bütün Avrupa dışı toplumlarda, derece farklarıyla yarattığı kökü dışarıda bir sömürge ve talan düzenidir. Bütün sömürgelerin ortak manzarası şudur: Ön planda parlak ışıklı Avrupa mahalleleri ile ihracat ve ithalatın toplandığı bir iki büyük liman şehri vardır. Geride prekapitalist düzenin ilkel şartları içinde derebeyi, toprak ağası ve tefeci tüccarıyla tarıma ve köylünün sefaletine dayanan bütün bu ülke yatmaktadır. Kapitalist gelişme, Batı’da evrim ya da devrim yoluyla prekapitalist düzeni ve bu düzenin egemen sınıflarını ortadan silerken, kapitalizmin dünya egemenliğine yönelmiş üst biçimi olan emperyalizm, hegemonyasını kurduğu bütün Avrupa dışı ülkelerde, kendi ihtiyaçlarına uygun bir toplumsal yapı yaratmış, fakat gerilik unsurlarını yaşatmış, hatta onları çıkarları gereği güçlendirmiştir.”
“Tarım ve madencilik alanlarında Avrupa pazarının ihtiyaç duyduğu hammadde ve gıda maddeleri üretimi bir ölçüde geliştirmiştir. Yalnız bu gelişme derebeyi, ağa, tefeci tahakkümünü değiştirmiş değildir. Gelişme, prekapitalist düzenin egemen sınıflarını güçlendirecek biçimde, köylünün daha fazla sömürülmesi pahasına gerçekleştirilmiştir. Artan sömürü, Avrupa sermayesi ve bu sermaye hizmetine giren yerli azınlık arasında paylaşılmıştır. Birkaç liman şehrinin Avrupai görüntülü mahallelerindeki lüks ve israf kaynağını bu ortak sömürüden almaktadır. İstanbul, İzmir ve hatta Zonguldak’ta Avrupa mahalleleri kurulmuştur. Yabancılar kadar, kompradorlaşmış yerli unsurların da yaşadığı bu mahalleler, ilkel sömürü şartları içinde köylü kitlelerinin alın teriyle gerçekleştirdikleri hammadde ve gıda ihracatından sağlanan olanakları, Avrupa’dan gelen lüks ithalatla tüketmişlerdir. Pamuk, tütün, tiftik, fındık, üzüm vb. ihraç edilmekte ve bundan emperyalizmin yerli ortaklarına düşen pay, Avrupai mahallelerde, Avrupa tüketim maddeleriyle, Avrupai bir yaşayış için harcanmaktadır.”
Ticari kapitalizmden sınai kapitalizme, sanayi kapitalizminden ise finans kapitale doğru evrilen sermaye hem ülkemizde hem de dünya genelinde kurduğu borca dayalı bağımlılık ilişkisiyle sömürüsünü daha ileri ve sistematik bir boyuta taşımıştır. Osmanlı’nın son yüzyılında kurulan İngiliz ve Fransız sermayeli Ottoman Bank ve yabancı sermayeyle kurulan ardılları paradan para kazanmayı ve vurgunculuğu bankacılık faaliyetleri üzerinden yasal bir hale getirmiştir. Borçlara karşılık yabancı şirketlere verilen imtiyazlar ve hazine garantili ihaleler Osmanlı’nın çöküş döneminde olduğu gibi günümüzde de vakayı adiyeden bir hale gelmiştir. Borçların ödenemez noktaya geldiği 1881 tarihinde Düyun-u Umumiye idaresi kurulmuş ve Osmanlı’nın vergi gelirleri yabancı bankaların yönetimine teslim edilmiştir. Bununla da kalmamış 1883 yılında kurulan Tütün Rejisi ile ülkenin en çok gelir getiren tarım ürününden biri olan tütüne de yabancılar el koymuştur. Türk çiftçisi ve köylüsü ise kölelik şartlarına maruz kalmış, ekinini yabancılara istedikleri fiyattan vermediğinde kolluk gücüyle malına el konulmuştur. Tuz işletmeleri de yabancı bankaların kontrol ettiği Düyun-u Umumiye denetimine verilmiştir. Hazinesi boşalan ve Aşar gibi vergi gelirlerine el konulan devlet, daha fazla borçlanabilmek için yabancı bankaların iştiraki olan şirketlere son derece karlı ve hazine garantili demiryolu ihaleleri vererek yabancıların daha da zenginleşmesine göz yummuştur. Bu şirketlere demiryollarını inşa etmesi için km başı yüksek garanti ücretleri de taahhüt edilmiş, bahse konu demiryollarının düz bir hat üzerinde olduğu yerlerde şirketler çoğu zaman yolları dolambaçlı şekilde uzatmış ve bu sayede daha yüksek kazançlar elde etmiştir.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yabancılara verilen tüm imtiyazlar ortadan kaldırılmış ve Türkiye Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesi etrafında sanayileşmenin ilk örneklerini devlet öncülüğünde hayata geçirmiştir. Dış ticaretini eksiden artıya geçirmiş ve kesintisiz 15 yıl boyunca dış ticaret fazlası vermiştir. Ancak Atatürk’ün vefatından sonra Batı hegemonyasını tahkim eden kurumlardan Imf ve Dünya Bankası’na üye olunmuş ve ardından iktisadi bağımsızlık kaybedilmiştir. İktisadi yönden bağımlı hale gelen ülke ekonomisi hegemon Batıya siyasi tavizler vermek zorunda kalmış ve içine çekildiği borç sarmalından o gün bugündür çıkamamıştır. Çıkış yolu bellidir: Tam Bağımsızlık ve Kemalizm.
Son olarak emperyalizme karşı önderlik edip kazandığı Kurtuluş Savaşı ve kurduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ile dünyada sömürülen ve ezilen tüm uluslara örnek olan Büyük Atatürk’ün şu sözüyle bitirelim:
“En büyük düşman, düşmanların düşmanı; ne filan ne de falan milletler; bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış bir saltanat halinde, bütün dünyaya hâkim olan Kapitalizm afeti ve onun çocuğu Emperyalizmdir.” (Mustafa Kemal Paşa, Temmuz 1920, Hakimiyet-i Milliye)
Adalet Bakanı Akın Gürlek, 6 Şubat depremlerinin ardından Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetine ilişkin yürütülen soruşturmada 5’inci dalga operasyonun başlatıldığını açıkladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İstanbul merkezli 20 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda 53 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışma başlatıldı.
Bakan Gürlek, şunları kaydetti:
“6 Şubat depremlerinde milletimizin yaşadığı büyük acıyı, vatandaşlarımızın dayanışma duygusunu ve depremzedelerimiz için yapılan bağışları kişisel menfaate dönüştürmeye yönelik hiçbir girişime müsamaha göstermiyoruz.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüzce bu sabah 5’inci dalga operasyon başlatıldı.
Operasyon; İçişleri Bakanlığı müfettiş raporları, özel denetim raporları, derneğin mali kayıtları ve envanteri, banka hareketleri, bilirkişi incelemeleri ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan şüphelilerin ifadeleri doğrultusunda elde edilen deliller üzerine gerçekleştirildi.
6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, bunun 4,2 milyar TL’sinin harcandığı; 950 milyon TL’nin ise nakit olarak çekildiği ve bu çekimlerden birinin tek seferde 500 milyon TL olduğu belirlendi.
6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, 950 milyon TL’nin ise nakit olarak çekildiği ve tek seferde 500 milyon TL çekimler olduğu ve kasadan toplamda 4,2 milyar TL çıkış olduğu anlaşıldı.
29 şirket ve 7 şahıs şirketine toplam 1 milyar 757 milyon 547 bin 770 TL transfer edildiği; bazı yüksek tutarlı harcamaların karşılığında mal veya hizmet alımı bulunmadığı, yardımların nakliyesinden şahsi menfaat sağlandığı ve bazı yardımların kamu kurumlarına faturalarda belirtilenden eksik teslim edildiği tespit edildi.
Tüm tespitler doğrultusunda 53 şüphelinin yakalanmasına yönelik İstanbul merkezli 20 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Para transferi yapılan şirketlerin gerçek ticari faaliyetlerinin tespitine yönelik incelemeler başlatıldı.
İzmit’teki depolarda ise depremzedeler için temin edilen yüzlerce çadır, tekerlekli sandalye, elektrikli bisiklet, kırtasiye ürünü ve çeşitli yardım malzemesinin kullanılmadan bekletildiği tespit edildi. Bu malzemelerin hak sahiplerine ulaştırılması için gerekli işlemler başlatıldı.
Soruşturmayı büyük bir hassasiyetle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonları başarıyla icra eden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve süreçte görev alan tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın iyi niyetinin, yardımseverliğinin ve milletimizin dayanışma ruhunun istismar edilmesine karşı hukuk devletinin tüm imkânlarını kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.”
Karşılaşmaya etkili başlayan İtalya, ilk set boyunca üstünlüğünü korudu. Rakibine 25-16 üstünlük sağlayan İtalya, final mücadelesinde 1-0 öne geçti.
İkinci sette oyunun kontrolünü eline alan Türkiye, etkili oyunuyla seti 25-22 kazanarak durumu 1-1’e getirdi.
Üçüncü sette yeniden üstünlüğü ele geçiren İtalya, seti 25-12 kazanarak karşılaşmada 2-1 öne geçti.
Dördüncü sette büyük bir mücadele ortaya koyan Filenin Sultanları, kritik anlarda üstünlüğünü koruyarak seti 25-21 kazandı ve maçı 2-2’ye taşıdı.
Şampiyonluk düğümünün çözüldüğü karar setinde rakibine üstünlük sağlayan A Milli Kadın Voleybol Takımı, karşılaşmayı 3-2 kazanarak Avrupa şampiyonluğuna ulaştı.
Filenin Sultanları, bu sonuçla Avrupa Şampiyonası tarihindeki ikinci şampiyonluğunu elde etti.
Yeni OVP’de kamu idarelerinin gelecek yıllara ilişkin ödenek teklif tavanları da yer aldı. Bu ödenekler genellikle kurumların gelecek yıllardaki bütçelerini oluşturuyor.
Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre; Cumhurbaşkanlığı’nın bu yılki bütçesi 21.2 milyar liraydı. Yeni OVP’de gelecek yıl için Cumhurbaşkanlığı’na 27.5 milyar lira ödenek öngörüldü.
Gelecek yıl için bakanlıklara öngörülen ödenek teklif tavanları da şöyle sıralanıyor:
2 BAKANLIKTA BÜYÜK ARTIŞ
Adalet Bakanlığı 511.8 milyar lira. Milli Savunma Bakanlığı’nın bütçesinde gelecek yıl için büyük artış öngörülüyor. Bakanlığın bu yılki bütçesi 822.9 milyar liraydı. Gelecek yıl için 1.5 trilyon lira ödenek öngörülüyor.
İçişleri Bakanlığı’nın ödeneği 158.4 milyar lira, Dışişleri Bakanlığı’nın ödeneği 64.4 milyar lira, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ödeneği 10.5 trilyon lira, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ödeneği 2.4 trilyon lira, Sağlık Bakanlığı’nın ödeneği 1.9 trilyon lira, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın ödeneği 290.9 milyar lira, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ödeneği 677.3 milyar lira, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ödeneği 27.1 milyar lira, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ödeneği 69.7 milyar lira, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ödeneği 145.1 milyar lira, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ödeneği 349.1 milyar lira, Ticaret Bakanlığı’nın ödeneği 104.1 milyar lira, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ödeneği 399.7 milyar lira, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ödeneği 382.9 milyar lira olarak öngörüldü.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ise büyük artış yapılarak 2.3 trilyon lira ödenek öngörülmesi dikkat çekti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu yılki bütçesi 447.9 milyar liraydı. Gelecek yıl için ödeneğinde büyük artış yapılmış oldu. TBMM’ye gelecek yıl için 30.8 milyar lira ödenek teklifi ayrıldı.
DİYANET 6 BAKANLIĞI GEÇTİ
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yılki bütçesi 174.4 milyar liraydı. Diyanet’in gelecek yılki ödeneği ise 229.1 milyar lira olarak öngörüldü. Diyanet bu ödeneği ile İçişleri, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Kültür ve Turizm, Sanayi ve Teknoloji ile Ticaret bakanlıkları olmak üzere yine 6 bakanlığı geride bırakıyor. İletişim Başkanlığı’nın gelecek yılki ödeneği de 10.1 milyar lira olarak belirlendi. OVP’de genel bütçe kapsamındaki tüm kamu idarelerinin gelecek yılki toplam ödenek teklif tavanları da 24.8 trilyon lira oldu.
İlişkili Haber
Orta Vadeli Program açıklandı: İşte yıl sonu enflasyon tahmini…
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Pompeiopolis Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarına ilişkin bilgi verdi.
M.S. 4’üncü yüzyıla tarihlenen zemin mozaiklerinin geometrik kompozisyonlardan oluştuğunu ve oldukça iyi korunduğunu belirten Ersoy, yaklaşık 105 metrekarelik mozaiklerin ortaya çıkarıldığını kaydetti. Ersoy, orta nefteki mozaik döşemesinin tamamının henüz ortaya çıkarılmadığını ve kazı çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.
Ersoy, 2026 yılı çalışmalarında M.S. 2’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen bir Eros başının da bulunduğunu açıkladı.
Pompeiopolis’te ilk inşa evresi M.S. 2’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Bazilika’da kazı, belgeleme ve konservasyon çalışmalarının sürdüğünü belirten Ersoy, bu çalışmalarla antik kentin kentsel ve dini tarihinin daha bütüncül biçimde ortaya çıkarılmasının amaçlandığını ifade etti.
Ersoy, paylaşımında Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ekipleri başta olmak üzere kazı heyetine ve çalışmalara katkı sunanlara teşekkür etti. (ANKA)
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programı açıkladı. Yılmaz, şunları söyledi:
“Programımızın makroekonomik çerçevesini oluştururken geçtiğimiz yıl esas aldığımız varsayımlar, bu yılın başında bölgemizdeki savaş başta olmak üzere meydana gelen hadiseler doğrultusunda güncellenmiştir.
Geçtiğimiz OVP’deki varsayımların başında gelen küresel büyüme tahmini aşağı yönlü revize edilmektedir. Geçtiğimiz yıl OVP’yi hazırlarken, uluslararası kuruluşların tahminleriyle uyumlu olarak 2026 yılı için 64,3 dolar olarak varsaydığımız brent petrol fiyatı ortalamada 89,3 dolara yükselmiştir.
Küresel enflasyon tahmini yüzde 3,6’dan yüze 4,7’ye yükselmiş durumdadır. Özellikle savaşla birlikte enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskılar ve başlıca ticaret ortaklarımızdaki zayıflama, doğal olarak 2026 yılı ekonomik tahminlerimize yansımıştır.
‘2026 BÜYÜME TAHMİNİMİZİ YÜZDE 3,3 OLARAK GÜNCELLEDİK; YIL SONU ENFLASYON TAHMİNİMİZ YÜZDE 28,4’E YÜKSELDİ’
2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz yüzde 2,3’e gerilerken yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4’e yükseldi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin etkisiyle enerji ithalatı tahminimiz 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükselirken, dış ticaret açığı tahmini 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkmıştır. Buna bağlı olarak cari işlemler açığının milli gelire oranına ilişkin tahmini de yüzde 2,6 olarak güncelledik. Turizm gelirleri tahminimiz savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir.
Bu güncellemeler, programımızın yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir. Yıllar içerisinde ihracat pazarlarını çeşitlendiren ülkemizin mevcut pazardaki güçlü konumunu korurken yeni pazarlara erişimini arttırma, ihracatımızı bölgesel ve küresel şoklara karşı daha dayanıklı hale getirme çabamız önümüzdeki dönemde devam edecektir.
Programımızı hayata geçirdiğimiz günden bu yana temel önceliğimiz makroekonomik istikrarı güçlendirmek, ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek ve kazanımlarımızı sürdürülebilir hale getirmek olmuştur.
Uyguladığımız politikalar çerçevesinde TL’ye güven artarak devam etmiş, TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun diğer bir somut göstergesidir.
‘REZERVLER 188,2 MİLYAR DOLARA ULAŞTI’
Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerimiz 89,7 milyar dolar artarak 188,2 milyar dolara ulaşmıştır. Rezervlerde sağlanan bu güçlü artış ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir.
Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz önemli ölçüde gerilemiş ve 700’lü seviyelerden bugün 220’nin altına inmiştir. Bu önemli gelişme, risk primlerimizin düşmesi gerek kamunun gerekse özel kesimin borçlanmalarında faiz yükünü aşağıya çekmektedir.
Cari işlemler açığının milli gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılında bu oran, yüzde 2,3’e yükselmiştir. Bu yükselişin içinde baktığımızda 0,7 puanlık farkın savaş nedeniyle geldiğini hesaplamaktayız. Dolayısıyla bunu çıktığınız zaman aslında yapısal bir bozulma olmadığını çok rahat bir şekilde görüyoruz.
Programımızın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli mesafe katettik. 2024 yılı Mayıs’ında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyon uyguladığımız politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girmiştir. Bu güçlü düşüş eğilimi, savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaşmıştır. 2026 Ağustos itibarıyla yüze 31,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl sonunda yüzde 28,4 seviyelerinde olmasını bekliyoruz.
GELECEK YILLLARIN ENFLASYON HEDEFLERİ
TÜFE sepetinin yüzde 34,5’unu oluşturan gıda, akaryakıt, doğalgaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşturduğumuz endekste savaş kaynaklı belirgin bir yükseliş görmekteyiz. Buna karşılık savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktığımızda enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut veriler bize son dönemde manşet enflasyondaki düşüşün yavaşlamasında programın temel dinamiklerinden ziyade savaşın doğrudan etkilediği ve tüfe sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan kalemlerden gelen ilave fiyat baskılarının etkili olduğunu göstermektedir.
Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon üzerindeki maliyeti enflasyon artışına etkisi 7 puana yakın hesaplanmaktadır. Uyguladığımız tasarruf genelgesiyle harcama disiplinini güçlendirdik.
Genelge kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payı uzun dönem ortalaması olan yüze 4,6’dan 2024 yılında 3,1’e, 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine geriledi. Bu yöndeki kararlılığımızı önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz.
‘MİLLİ GELİR 2026’DA 1,8 TRİLYON DOLARI AŞACAK’
2002 yılında 238 milyar dolar olan ekonomik büyüklüğümüz 3 bin 600 dolar civarında bir kişi başına gelirimiz vardı. 2026 yılı sonunda milli gelirimizin Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına milli gelirimizin de yine ilk kez 20 bin doları geçmesini bekliyoruz. Türkiye’nin 2026 yılında yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğinin üzerinde olacağını tahmin ediyoruz. 2026 yılında dünyada nominal olarak 16. büyük ekonomi, satın alma gücü paritesine göre 11’inci büyük ekonomi konumumuzu sürdüreceğiz.
Önümüzdeki dönemde temel hedefimiz fiyat istikrarını kalıcı hale getirerek enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek ve mali disiplinimizi güçlü şekilde muhafaza etmektir.
Büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü şekilde yansıması amacıyla istihdamı arttıracak, atıl iş gücünü azaltacağız. Enerji başta kritik girdilerde arz güvenliğimizi güçlendirecek ve arz şoklarının ekonomi üzerindeki şokların etkilerini en aza indirecek politikaları hayata geçireceğiz. Programda öngördüğümüz yapısal reformlarla verimliliği ve rekabet gücümüzü yükselteceğiz.
Yaptığımız düzenlemeler ile uluslararası doğrudan yatırımları arttırmayı, rekabetçi bir transit ticaret merkezi oluşturmayı, küresel yeteneklerin, girişimcilerin, teknoloji şirketlerinin ve çok uluslu firmaların merkez operasyonlarını ülkemize çekmeyi amaçladık.
‘2027-2029 DÖNEMİNDE BÜYÜME YÜZDE 5’E ULAŞACAK’
2026 yılında yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin kademeli olarak güçlenerek 2027 yılında yüzde 4,2’ye, 2028 yılında yüzde 4,6’ya, 2029 yılında ise yüzde 5’e ulaşmasını öngörüyoruz.
Yeni Program döneminde, makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesini ve verimliliği artıran, enflasyonist baskı oluşturmayan sürdürülebilir bir büyüme anlayışı içindeyiz. Bunun için büyümenin niteliğini dönüştürüyoruz. Tarımda teknoloji ve verimlilik artışını, sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesini, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla ön plana çıkmasını sağlayacağız.
Beşeri sermayemizi güçlendirirken, kamu yatırımlarının özel sektör yatırımları açısından ön açıcı ve tamamlayıcı olmasına özen göstereceğiz. Bu yaklaşımın merkezinde verimlilik yer alıyor. Kaynaklarımızı daha etkin kullanan, teknolojiyi üretim süreçlerine güçlü bir şekilde dahil eden ve toplam faktör verimliliğini kalıcı olarak artıran bir ekonomik yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Nitekim program döneminde her yıl ortalama faktör verimliliğinin, toplam faktör verimliliğinin 1,1 puanlık bir büyüme desteği getirmesini bekliyoruz.
‘İŞSİZLİK ORANI 2029’DA YÜZDE 7,6’YA DÜŞECEK’
Büyüme kadar öncelik verdiğimiz bir diğer temel alan istihdamdır. 2026 yılında yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesini beklediğimiz işsizlik oranını 2027’de yüzde 8’e, 2028’de yüzde 7,8’e, 2029’da ise yüzde 7,6’ya düşürmeyi hedefliyoruz. Program döneminde ekonomimize yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam kazandırarak iş gücü piyasasına daha fazla bireyin katılımını sağlamayı ve toplumsal refahı artırmayı hedefliyoruz. Sürdürülebilir büyüme hedefimizle birlikte, programımızın önceliği dezenflasyon sürecini kararlılıkla sürdürerek fiyat istikrarını kalıcı bir şekilde tesis etmektir. 2026’da yüzde 28,4 olarak gerçekleşmesini öngördüğümüz enflasyonun 2027 yılında yüzde 21’e, 2028 yılında yüzde 13,5’e, 2029 yılında yüzde 9’a gerileyerek program dönemi sonunda yeniden tek haneli seviyelere inmesini hedefliyoruz.
‘CARİ İŞLEMLER AÇIĞI KADEMELİ OLARAK GERİLEYECEK’
Dış dengede, küresel ticarette artan yeni nesil korumacılık eğilimlerine, jeopolitik gerilimlere ve ticaret politikalarındaki belirsizliklere rağmen cari işlemler açığını sürdürülebilir seviyelerde tuttuk. Program döneminde bölgemizdeki savaşın etkisinin azalmasıyla birlikte cari işlemler açığının yeniden kademeli olarak gerilemesini, 2027 yılında yüzde 1,9’a, 2028 yılında yüzd 1,8’e, 2029 yılında ise yüzde 1,6’ya düşmesini öngörüyoruz. Programda bütçe açığının kademeli bir şekilde düşürülmesini hedefliyoruz. Geçtiğimiz yıl 2026 için yüzde 3,5 olarak öngördüğümüz bütçe açığının milli gelire oranının aldığımız tedbirlerle bu yıl yüzde 3,1 olarak gerçekleşmesini bekliyoruz.”
Bölücü açılım sürecine yönelik tartışmalar sürerken terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın, İmralı’da örgütün Kandil kadroları ile görüştüğü iddia edildi.
Darka Mazi adlı site, haberin kaynağı olarak Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (YNK) gösterdi. Buna göre KCK yöneticisi Cemil Bayık’ın, Ağustos ayının ilk haftasında Süleymaniye Havalimanı’ndan kalkan bir uçakla Türkiye’ye geçtiği öne sürüldü.
PKK’ın Kandil kadrosundaki teröristlerin düzenli olarak, İmralı’da bulanan Öcalan’ı ziyaret ettiği iddia edildi.
‘GEL TEDAVİ OLURSUN’
Yanındaki iki kişiyle birlikte İmralı’da iki gün kalan Bayık’ın bu ziyaretiyle, birkaç isim dışında örgütün tüm üst düzey kadrosu Öcalan ile temas kurduğu söylendi.
Elebaşlarından Bayık’ın Aralık 2025’te İmralı’ya gitmeyi reddettiği ve sağlık sorunlarını gerekçe gösterdiği belirtildi. Öcalan’ın “Yanıma gelsin, burada tedavi olsun” çağrısına Bayık’ın “Başkan çıldırmış” dediği belirtildi.
Ancak elebaşı Öcalan’ın Temmuz ayında Duran Kalkan üzerinden ilettiği ültimatom ile ve Bayık’ın “süreç dışı kalmaktan korktuğu ve fiziki olarak tasfiye edileceğini öngörerek bu ziyareti kabul ettiği” iddialar arasında yer aldı.
BAYIK VE KALKAN 2 GÜN YANINDA KALMIŞ
Teröristbaşı Öcalan’ın 27 Şubat’taki fesih çağrısının ardından PKK yöneticileriyle iki kez görüntülü görüşme gerçekleştirdiği belirtiliyor.
Bunun yanı sıra kırmızı listede aranan üst düzey terörist kadrolarının da İmralı’ya ziyaret gerçekleştirdiği iddia edildi. PKK terör örgütünün sözde yürütme konseyi olan KCK üyelerinden Sabri Ok ve Bese Hozat kod adlı Hülya Oran’ın, Haziran 2025’te İmralı’ya gittiği belirtildi.
Şubat 2025’te ise, Duran Kalkan, Cemil Bayık, Helin Türk, Raperin Dersim ve Bişar Qoser gibi üst düzey PKK’lı teröristlerin iki gün boyunca Öcalan’ın yanında kaldığı öne sürüldü. Bu ziyaretin ardından Suriye’de bulunan PKK’ya bağlı SDG/YPG’li Mazlum Abdi ve İlham Ahmet de İmralı’da temaslarda buluğu kaydedildi.
10Ağustos’ta Meclis’ten 467 oyla geçen “Çerçeve Yasa” ziyareti öncesi bir diğer ziyaretin ise temmuz ayında Duran Kalkan, yanındaki iki kadın ve iki erkek ile ikinci kez İmralı’ya gittiği sitede belirtilenler arasında.
DEM Parti 5’inci Olağan Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde başladı.
Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, “Selam olsun sürgündeki yoldaşlarımıza. Ve değerli canlar, buradan sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve cezaevindeki bütün siyasi muhaliflere binlerce kez selam olsun” diye konuştu. Hatimoğulları, “Selam olsun bu memlekete, barışın ve demokratik toplumun kapısını aralayan Sayın Abdullah Öcalan” ifadelerini kullandı.
Bu esnada salonda bulunan DEM Partililer ayağa kalkarak, “Biji Serok Apo” sloganları attı.
Hatimoğulları, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu bir hazırlık kongresidir. Bu bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenilemek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip oluruz, olmalıyız. Biz buna adayız. Değişerek yönetmeye, adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olmaz. Barışın dili değişirken eski dille yola devam etmek olmaz. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz.
‘ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMİN KOLAY OLMADIĞININ FARKINDAYIZ’
Önümüzde kolay bir dönem olmadığının hepimiz farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir. Engebelidir, incedir, uzundur, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir bu süreçlerde. Provokasyonlar da olabilir. Güvensizlikler de çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bu bütün taraflar için öyle. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam da burada. Barışı günlük havaya göre biz savunmadık, savunmayacağız.
Çünkü barış bizim için konjonktürel bir tercih değil, bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır barış. 100 yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama 100 yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir. Bir adım atılarak değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Ve belki en çok da birbirimizi duymayı ve dinlemeyi istiyor. 3 yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük dersler bunlardır.
‘BU TOPRAKLARDA ÇEKİLEN ACILARI ASLA UNUTMAYACAĞIZ’
Biz geçmişimizi asla inkar etmeyeceğiz. Bu topraklarda çekilen acıları asla unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Hepsi ile yüzleşeceğiz. Ama bunu yaparken çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkum etmeyeceğiz.
Bu emeği en fazla yerelde yönetimde bulunan arkadaşlarımız verdi. Barış anneleri verdi. Kadınlar verdi. Ve ben buradan bu dönemi tamamlayıp yeni bir döneme geçerken bu mücadelede emek veren bütün il ilçe örgütü yöneticilerimize, Parti Meclisi üyelerimize, MYK üyelerimize, vekil grubumuza ve en önemlisi siz değerli halklarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Ve şu bilinsin ki, barışın gemisini ne olursa olsun o limana vardıracağız. Ve bizler o limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız.”
2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ı açıklayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Seçim süreci ile ilgili soruya yanıt veren Yılmaz, “Biz bu programı hazırlarken seçimlerin zamanında olacağını düşünerek hazırladık, 2028 baharı veya yazına doğru. Orada bir spekülatif varsayımın içinde olmadık” dedi.
“Bu konular Meclis’imizin karar vereceği konu” diyen Yılmaz, “Seçimi biraz daha öne alacaksa o Meclis’in takdirinde. Şimdiden bir varsayım yapmamız doğru olmaz diye düşündük” ifadelerini kullandı.
YIL SONU ENFLASYON TAHMİNİNDE 12 PUANLIK YÜKSELİŞ
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ı açıklamıştı.
Buna göre, yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 16’dan yüzde 28,4’e yükseldi.
Enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerilemesi öngörüldü.
Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen Gülistan Doku soruşturmasında çok önemli bir gelişme yaşandı. Hakkında yakalama kararı bulunan, ABD’de olduğu belirlenen ve Türkiye’ye iadesi talep edilen Umut Altaş’ın FBI tarafından sorgulandığı ortaya çıktı.
TRT Haber’in aktardığına göre; ABD makamlarıyla gerçekleştirilen adli yardımlaşma sürecinde Altaş’ın ifadesinin alınması amacıyla Türkiye tarafından hazırlanan kapsamlı soru seti Amerikan makamlarına gönderildi. FBI ve ABD İç Güvenlik Soruşturmaları birimi görevlileri Altaş’ı 19 ve 20 Ağustos 2026 tarihlerinde Pennsylvania’daki Moshannon Valley İşleme Merkezi’nde iki gün boyunca sorguladı.
FBI’ın 26 Ağustos 2026 tarihli resmi yazısında, sorguyu belgeleyen FD-302 soruşturma raporunun Türkiye’nin adli yardımlaşma talebine cevap olarak hazırlandığı belirtildi. Dosya, adli yardımlaşma kanalları üzerinden Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü aracılığıyla adli mercilere ulaştırıldı.
FBI tutanağında, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının kasten öldürme, nitelikli cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ile delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme suçları yönünden soruşturma yürüttüğü kayda geçirildi. Türk makamlarınca hazırlanan adli yardımlaşma talebinde Altaş’a yöneltilmek üzere tam 109 soru bulunduğu belirtildi.
FBI sorgusunun en çarpıcı bölümü, Umut Altaş’a Mustafa Türkay Sonel ile ilişkisi sorulduğunda yaşandı. Altaş, Sonel için önce “Beni kullandı” dedi. FBI görevlileri nasıl kullanıldığını sorduğunda ise Altaş, Sonel’in kendisini “Gülistan Doku’yu öldürmek ve suçu üzerine atmak” amacıyla kullanmış olabileceğini öne sürdü.
Bunun üzerine FBI görevlileri doğrudan “Mustafa Türkay Sonel’in Gülistan Doku’yu öldürdüğüne inanıyor musun?” diye sordu. Altaş başını sallayarak “Evet” cevabını verdi. “Neden buna inanıyorsun?” sorusuna “Gördüğümü söyledim” yanıtını verdi.
‘GÜLİSTAN ARKA KOLTUKTAYDI, SİLAHI ÇIKARIP VURDU’
Altaş’ın FBI’a anlattığı iddiaya göre olay 5 Ocak 2020 günü gerçekleşti. Altaş, Mustafa Türkay Sonel’le birlikte Gülistan Doku’nun bulunduğu bölgeye gittiklerini, Doku’yu köprü kenarında gördüklerini ve daha sonra Gülistan’ın araca bindiğini ileri sürdü.
Altaş’ın anlatımına göre Sonel sürücü koltuğunda, kendisi ön yolcu koltuğunda, Gülistan Doku ise arka koltuktaydı. Altaş, araç içerisinde Gülistan Doku’nun kendilerini “Beni rahat bırakın, neden beni takip ediyorsunuz?” şeklinde uyardığını, tartışmanın ardından çığlık atmaya başladığını iddia etti.
Ardından Mustafa Türkay Sonel’in torpido gözünden siyah renkli bir tabanca çıkardığını ve Gülistan Doku’yu vurduğunu öne sürdü. Silahın üzerinde Türk bayrağı işlendiğini de söyledi. FBI görevlileri Altaş’a Gülistan’a bakıp bakmadığını sordu. Altaş “Evet” dedi. “Ölü müydü?” sorusuna da “Evet.” cevabını verdi.
‘CESEDİ BAGAJA TAŞIDIK’
Altaş’ın anlatımına göre olay bununla da sınırlı kalmadı. Altaş, ateş edilmesinin hemen ardından Mustafa Türkay Sonel’e bağırarak neden Gülistan’ı öldürdüğünü sorduğunu ileri sürdü.
Sonel’in ise kendisine susmasını ve cesedi bagaja taşımakta yardım etmesini söylediğini iddia etti. Altaş başlangıçta bunu reddettiğini ancak sonunda Gülistan Doku’nun cesedini birlikte aracın bagajına taşıdıklarını söyledi.
OLAYDAN SONRA KORUMA POLİSİ ŞÜKRÜ EROĞLU’NU ARADI
Altaş’ın FBI’a verdiği ifadede, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in koruma görevlisi Şükrü Eroğlu hakkında da çok önemli iddialar yer aldı. Altaş, cesedin bagaja konulmasının ardından Mustafa Türkay Sonel’in Şükrü Eroğlu’nu telefonla aradığını ileri sürdü.
Daha sonra Sonel ve Eroğlu’nun yaklaşık 15-20 dakika görüştüklerini, kendisinin konuşmanın dışında tutulduğunu söyledi. Altaş’a göre Mustafa Türkay Sonel kendisine “Sus, kimseye bundan bahsetme” dedi. Altaş’ın “Bu mesele ortadan kalkmaz” demesi üzerine ise Sonel’in “Babam bu işi halledecek ve ortadan kaldıracak” dediğini öne sürdü.
‘MERAK ETME, HALLETTİK, KİMSEYE HİÇBİR ŞEY SÖYLEME’
Altaş’ın iddiasına göre ertesi sabah Mustafa Türkay Sonel kendisini yeniden aradı. Altaş, Sonel’e neler olduğunu sorduğunu, aldığı cevabın ise “Merak etme, hallettik. Sadece kimseye hiçbir şey söyleme” olduğunu anlattı.
Altaş daha sonra Gülistan Doku’nun cesedine ne olduğunu sorduğunu, Sonel’e “Nereye gömdün?” dediğini de FBI görevlilerine söyledi.
FBI tutanağındaki en önemli yeni iddialardan biri de Gülistan Doku’nun cesedinin muhtemel yeriyle ilgili. Altaş’ın anlatımına göre Mustafa Türkay Sonel, cesedin olay yerinden Pertek istikametine doğru yaklaşık 15-20 dakikalık mesafede bulunduğunu söyledi.
Altaş daha sonra bu mesafeyi yaklaşık 30 dakika olarak düzeltti. Bölgenin toprak yol olduğunu ve o dönemde yeni bir yol yapıldığını anlatan Altaş, cesedin Pertek yolu çevresinde, yeni yapılan yolun kenarına gömülmüş olabileceğini öne sürdü. Ancak Altaş, bunun kendi gördüğü bir olay değil, Sonel’den aldığı bilgiye dayanan bir tahmin olduğunu da belirtti.
BAZ KAYITLARI: ÜÇ İSİM AYNI BÖLGEDE
FBI sorgusunda Altaş’ın önüne Türk soruşturma makamlarınca elde edilen daraltılmış baz kayıtları ve Plaka Tanıma Sistemi verileri de konuldu.
Soruya aktarılan dosya tespitlerine göre 5 Ocak 2020 saat 22.09’da Umut Altaş, Gülistan Doku’nun son görüldüğü Sarısaltuk Viyadüğü civarındaydı. Mustafa Türkay Sonel’in 22.08-22.37 arasında, Şükrü Eroğlu’nun ise saat 22.08’de aynı bölgede bulunduğu belirtiliyordu.
PTS verilerine göre Mustafa Türkay Sonel tarafından kullanılan araç saat 22.17.51’de yalnızca Sonel varken Tunceli’den Elazığ yönüne çıktı. Aynı araç saat 22.30.17’de Tunceli yönüne geri dönerken, sürücü koltuğunda Mustafa Türkay Sonel, ön yolcu koltuğunda ise Umut Altaş görüntülendi.
FBI SORDU: CİNAYETİN İŞLENDİĞİ ARAÇLA KÖPRÜYE NEDEN GERİ DÖNDÜNÜZ?
Bu kayıtlar Umut Altaş’ın ilk günkü anlatımıyla çelişince FBI ajanları sorguyu derinleştirdi. Altaş sonunda, olayın ardından Mustafa Türkay Sonel’le aynı BMW ile yeniden köprü bölgesine döndüklerini anlattı.
FBI görevlileri “Az önce birinin öldürüldüğü araçla köprüye neden geri dönesiniz ki?” diye sordu. Altaş’ın cevabına göre Sonel, “Herhangi bir kamera var mı diye bakmak için oraya gideceğiz” demişti.
FBI sorgusunda Gülistan Doku’nun son görüldüğü viyadüğü gören üniversite kamerasının kayıtlarına ilişkin de dikkat çekici bir soru yöneltildi.
Altaş, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine köprüye geri döndükleri sırada kameraların kayıt yapmayacağını söylediğini öne sürdü. Altaş kamera kayıtlarının kim tarafından veya nasıl silindiğini ise bilmediğini söyledi.
‘BENİM GÜCÜMÜ BİLİYORSUN, SENİ VE AİLENİ ÖLDÜREBİLİRİM’
Altaş, cinayetten sonra tehdit edildiğini de ileri sürdü. İfadesine göre Mustafa Türkay Sonel kendisine “Benim gücümü biliyorsun, seni ve aileni öldürebilirim” dedi.
Altaş ayrıca Sonel’in “Biz ailece devletiz, bize hiçbir şey yapamazlar” şeklinde konuştuğunu iddia etti. Susması için kendisine para teklif edildiğini, bunu kabul etmediğini ancak Sonel’in cüzdanına para koyduğunu da öne sürdü.
HAMİLELİK VE KÜRTAJ İDDİASI FBI SORGUSUNDA
Dosyanın en hassas başlıklarından biri ise Gülistan Doku’nun hamile bırakıldığı ve kürtaja zorlandığı yönündeki iddialardı. Altaş, FBI sorgusunda bu konuda doğrudan bilgi sahibi olmadığını söyledi. Ancak daha önce eski işvereni Rüstem Keskin’le yaptığı görüşmenin içeriği kendisine okununca önemli bir gelişme yaşandı.
Altaş’ın Keskin’e, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine Gülistan’ın hamile kaldığını, kürtaj yaptırmasını istediğini, Gülistan’ın bunu kabul etmeyerek çığlık attığını ve bunun üzerine başından tek el ateş ederek öldürdüğünü anlattığını söylediği kayıtlara yansımıştı.
FBI görevlileri bu sözlerin kendisine ait olup olmadığını sordu. Altaş önce cevap vermek istemedi. Ardından kararından vazgeçerek, vu beyanların kendisine ait olduğunu kabul etti. Ancak hemen ardından hamilelik ve kürtaj konusunda tahminde bulunmuş olabileceğini ve bazı ayrıntıları hatırlamadığını savundu.
TEK SEFERLİK VİDEO İDDİASI: PARÇALANMIŞ CESET
FBI dosyasındaki bir diğer çarpıcı başlık ise Altaş’ın eski işverenine anlattığı WhatsApp videosu oldu. Sorgu tutanağına göre Altaş daha önce, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine WhatsApp üzerinden yalnızca bir kez görüntülenebilen bir video gönderdiğini; videoda parçalanmış bir ceset gördüğünü anlatmıştı.
FBI sorgusunda Altaş, videoyu aldığını ve Mustafa Türkay Sonel’in gönderdiğini doğruladı. Videonun birkaç saniye sürdüğünü ve bir kişinin bir ceset parçasını tuttuğunu söyledi. Ancak videodaki cesedin Gülistan Doku’ya ait olup olmadığını kesin olarak belirleyemediğini savundu.
FBI görevlileri, eski işverenine videodaki kişinin Gülistan olduğunu söylediği yönündeki eski beyanını hatırlattığında, Altaş bu sözlerin de kendisine ait olduğunu kabul etti ancak görüntüyü net göremediğini ileri sürdü.
FBI’DAN KRİTİK SORU: CİNAYET SIRASINDA ORADA MIYDIN?
İki günlük sorgunun en kritik anlarından biri 91’inci soru oldu. Altaş’a, eski patronuyla yaptığı konuşmada cinayet sırasında Mustafa Türkay Sonel’le birlikte olduğunu ima eden sözleri hatırlatıldı ve açıkça “Gülistan Doku öldürüldüğü sırada Mustafa Türkay Sonel ve Gülistan Doku ile birlikte miydiniz? Olaya bizzat tanık oldunuz mu?” diye soruldu.
Altaş’ın cevabı FBI tutanağına şöyle geçti: “Hepsine evet.” FBI ajanları daha sonra bir kez daha, iki günlük sorgu boyunca verdiği çelişkili beyanlara rağmen cinayet sırasında olay yerinde bulunduğu yönündeki açıklamasının geçerli olup olmadığını sordu. Altaş, olay yerinde olduğunu doğruladı.
BABASINA MESAJI: ROL YAPMAYI BIRAK, BENİ SUSTURAN SENDİN
Dosyanın çarpıcı delillerinden biri de Umut Altaş’ın babası Celal Altaş’ın telefonunda ele geçirilen WhatsApp mesajı oldu. Soruşturma makamlarının telefon incelemesinde Umut Altaş’ın babasına “Rol yapmayı bırak. Beni susturan sendin” mesajını gönderdiği tespit edildi. FBI görevlileri mesajı Umut Altaş’a sordu.
Altaş, mesajı kendisinin gönderdiğini kabul etti. Ancak neden böyle yazdığını açıklamakta zorlandı ve hatırlamadığını söyledi. FBI görevlileri, mesajın Umut Altaş’ın Gülistan Doku olayı nedeniyle susturulduğu ve ABD’ye gönderilmesinde babasının rolü bulunduğu anlamına gelebileceğini söyledi. Altaş önce ABD’ye gitme kararının kendi fikri olduğunu söyledi. Sorgu derinleştirildiğinde ise “Hepimizin firiydi” cevabını verdi.
Altaş, Türkiye’den 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’dan Meksika’ya uçtuğunu, ardından ABD sınırına geçtiğini anlattı. Sınırı yasa dışı şekilde geçebilmek amacıyla bir Meksika vatandaşına yaklaşık 10 bin dolar ödendiğini söyledi. Altaş’a göre bu para Tunceli’de babası tarafından doğrudan ilgili kişiye ödendi.
GENÇLİK MERKEZİNDEKİ 27 ARALIK BULUŞMASI DA SORULDU
Soruşturmada Gülistan Doku’nun kaybolmasından önce yaşandığı iddia edilen olaylar da FBI sorgusunun gündemindeydi. Türk makamlarının daraltılmış baz çalışmasına göre 27 Aralık 2019 saat 15.31-16.22 arasında Umut Altaş ile Gülistan Doku’nun Gençlik Merkezi çevresinde aynı konumda bulunduğu Altaş’a soruldu.
Altaş; kendisinin, Mustafa Türkay Sonel’in ve muhtemelen Gülistan’ın orada bulunmuş olabileceğini söyledi. Bir kızın yürüdüğünü, Sonel’in onu takip ettiğini, ikisinin binaya girerek yaklaşık 15 dakika sonra döndüğünü anlattı.
FBI görevlileri bu kızın Gülistan olup olamayacağını sorduğunda “Mümkün olabilir.” cevabını verdi. Altaş, gizli tanığın Gençlik Merkezi’nde uyuşturucu kullanıldığı ve Gülistan’a cinsel saldırıda bulunulduğu yönündeki iddialarını ise doğrulamadı.
SORGU SONUNDA ESKİ VALİYE AĞIR SUÇLAMA
İki günlük sorgunun sonunda FBI görevlileri Umut Altaş’a Gülistan Doku hakkında bildiklerinin bundan ibaret olup olmadığını sordu. Altaş “Evet” cevabını verdi. Ardından soruşturmanın adil yürütülmediğini öne sürdü ve dönemin Tunceli Valisini, olayı örtbas etmek ve oğlunu adalete teslim etmemekle suçladı.
34 sayfalık dosyada önemli bir teknik ayrıntının da altı çizildi. FBI, raporun başında ve ikinci gün bölümünde, Altaş’ın sözlerinin kelimesi kelimesine yapılmış bir ifade çözümü olmadığını, ajanlar tarafından görüşmenin içeriğinin özetlenmesi suretiyle hazırlandığını özellikle belirtti.
‘BABAM BU İŞİ HALLEDECEK’
Umut Altaş’ın ABD’de verdiği ifade şimdi Türk adli makamlarının elinde. İfadenin en kritik başlıklarını; Altaş’ın cinayet sırasında araçta ve olay yerinde bulunduğunu doğrulaması, Gülistan Doku’nun araç içinde vurulduğu iddiası, cesedin bagaja taşındığı anlatımı, Şükrü Eroğlu’nun olay sonrasında devreye girdiği iddiası, “babam bu işi halledecek” sözü, Pertek yolundaki muhtemel ceset noktası, aynı araç ile köprüye geri dönülmesi, kamera kayıtlarına ilişkin iddia ve babasına gönderilen “Beni susturan sendin” mesajı oluşturuyor.
Bununla birlikte Altaş’ın sorgu boyunca bazı kritik ayrıntılarda çelişkili ifadeler vermesi, hamilelik, kürtaj ve cesedin sonraki akıbetine ilişkin bazı anlatımlarının doğrudan gözleme değil duyuma ve aktarıma dayanması nedeniyle, FBI tutanağındaki iddiaların diğer deliller, HTS ve PTS kayıtları, dijital materyaller ve tanık ifadeleriyle birlikte değerlendirilmesi bekleniyor.
Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarınca yürütülen soruşturmada, Gülistan Doku’ya ne olduğu ve cesedinin nerede bulunduğunun ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalar çok yönlü olarak sürüyor.
3 Aralık 2024’te giderek artan bir kaşıntıyla, alerji testi için hastaneye gittik, onkoloji servisi, yoğun bakım ve sonunda morgdan çıktık.
Güzel oğlum, non hodgkin lenfoma teşhisiyle iki seneye yakın mücadele sonunda pes etti.
Lenf kanseri de anormal bir şeydi. Sadece 60 yaş üstü erkeklerde görülen korkunç agresif bir alt türü idi. Doktor en fazla üç hafta önce başladığını söylemişti hastaneye gittiğimizde. Ve sadece o üç haftada karaciğerinde 9 santim lezyon oluşmuştu!
Kuzum, en az 10 kez kemoterapi, bir sürü akıllı ilaç ve daha birçok serumdan sonra iyice bitkin düştü.
Benim kök hücrelerimle (iliğim) yüzde yüz uyumlu çıkınca çok sevinmiştik.
Normalde anneden yüzde 50 babadan yüzde 50 alırlar çocuklar. Benden yüzde yüz almış meleğim!
İlik naklimiz de başarılı oldu ama agresif lenfomayı sıfırlayamadan nakil olmuştu.
115 gün her şey yolunda gitti. İlaçlarını aldı, annesi zaten anne kuş gibi Tan kuşumun üzerinde kanatlarını açmış, bir saniye bile yanından ayırmamıştı.
Ancak rutin bir kontrolde bir virüsün savunmasız bağışıklık sistemini geçerek enfeksiyona yol açtığını gördüler. Ardından GVHD başladı. Yani Graft versus Host hastalığı, yani benim kök hücrelerim onun iç organlarına saldırmaya başlamıştı. Bilirubini (sarılığı) bir anda patladı. Beyaz tenli oğlum kararmaya ve sararmaya başladı. Yaralar oluştu her yerinde. Bağışıklık bir türlü sıfırdan yükselmedi.
Evde ve hastanede icapçı olarak lojistik nöbetim, bundan sonra annesinin yanında odada destek nöbetine dönüştü. Tan kuşum artık yerinden kalkamaz olmuştu. Onu taşımak ve ihtiyaçlarını gidermek gerekiyordu.
Annesi bir buçuk yıldan fazla her şeyine koştu, bir an uyumadı ve ilaçlarını tam saatinde verdi. Hijyen polisi gibi tetikte oldu.
Oğlum giderek kötülüyordu, karaciğer, böbrek ve akciğer fonksiyonları geriliyordu ve ben artık neticenin belli olduğuna ikna olmuştum. Zaten doktorları da “artık sadece hayatta tutmaya çalışıyoruz” diyordu.
Bana hep ‘yanıma gel masaj yap baba’ diyordu Tankuşum, ben de yatağında saatlerce istediği yerlerine masaj yapıp rahatlatmaya çalışıyordum.
O ise iki haftadan beri evine gitmek için kimi görse yalvarıyordu. Evini çok özlemişti. İki yılın yarısından fazlasını hastane odalarında geçirmişti. Doktoru, hemşireyi, bizi hep zorluyordu, “Götürün beni eve, ben iyiyim” diyordu.
Böyle zamanlardan birinde ona dedim ki, “Oğlum, gittiğin yerden mutlaka bize haber ver, işaret gönder, iyi olduğunu bilelim.”
Ben onu hep bir kuşa benzetirdim, o yüzden de Tan kuşum diye severdim. Devamında da dedim ki, “kuş ol oğlum uç gökyüzünde özgürce!”
Anladı mı anlamadı mı bilmiyorum ama tek kelime ile “Tamam” diyerek cevap verdi.
Sonra giderek kötüleşti, bilinci azaldı, nefes alması zorlaştı, oksijen takviyesi yapılmaya başlandı. Nihayetinde yoğun bakıma kaldırıldı.
Neyse ki yoğun bakımdakiler bize izin verdi yanında olmamız için.
Son gece ben de annesiyle yanında kaldım. Diyaliz makinasına bağladılar uzunca, böbrekler iflas etmişti artık. Sabah 7 gibi önce tansiyonu hızla düştü ve ardından küçük kalbi durdu.
Bizi hemen dışarı aldılar, ikimiz dışarda ağlaşırken biraz sonra gelip, “5 dakika kalp durdu ama geri getirdik, ancak entübe etmek zorunda kaldık” dediler.
Kuzum artık bilinçsiz öylece yatıyordu.
Eve uğradığımızda destek için bizde kalan kayınvalidem tam o kalbinin durduğu anlarda evin içine iki kumrunun girdiğini ve salonda bir kaç tur attıktan sonra çıktıklarını söyledi.
Şok oldum. Çocuğum sözünü tutmuş, bize bir işaret göndermişti. Gelmeyi çok istediği evine sonunda gelmişti.
Evimizin balkon kapısı genellikle açık dururdu, balkona gelen kumrulara da ekmek kırıntıları verirdik. Ama 15 yıldır evin içine hiç girmemişlerdi.
Tam da oğlumun kalbinin durduğu anda eve girmeleri sadece bir tesadüf olamazdı bence.
En azından öyle düşünmeyi ve inanmayı tercih ediyorum. Acımı biraz olsun hafifletiyor.
Tan kuşumuzu entübe edildikten iki gün sonra sabaha karşı 04.40’ta kaybettik.
Bunun acısını anlatmaya gerek yok. 12 yaşını doldurmasına 19 gün kalmıştı. Melek gibi bir çocuktu. Bizi, tüm hastalığı boyunca bir gün olsun üzmedi. Hep iyimserdi, son anına kadar “iyileşeceğim, ben iyiyim” diyordu.
Çok mutlu bir çocuktu, her güzel geçirdiği günden sonra “Bugün benim hayatımın en mutlu günü” diyordu.
Yalan ve küfür nedir bilmezdi. Bir şeyin gerçeğini öğrenmek için Tan’a sormak yeterliydi. Ben küfür ettiğimde bana kızardı. Sigara ve içki içmemize hep karşı çıkardı.
Dinozorlara her çocuk gibi düşkündü ama o daha fazla derinleşmişti. Dünyanın doğa tarihini filan ezberlemiş, dinozor türlerini, nerelerde yaşadıklarını hep öğrenmişti. Büyüyünce de paleontolog olmaya kararlıydı. Önce jeoloji okunacağını sonra yüksek lisans olarak paleontolojiye geçileceğini de öğrenmişti. Kuşları da dinozorların torunu oldukları için çok severdi. Origami yapardı kuşlar ve dinozorlar.
Bir yaş büyük ablasıyla çok yakındı. Hastanede ablasını sayıklıyordu, neyse ke son anlarından birinde ablasını özel izinle odasına aldık. O sevinci görülmeye değerdi. “Canım ablam” diye kuş gibi kanat çırpmıştı onu görünce.
Sevgi dolu bir çocuktu Tan, hiç kötülüğü yoktu, kimseyi incitmezdi. Çok kibardı. Hemşirelere ayrı ayrı teşekkür eder, kızdığında bile nazikçe ifade ederdi. Gazze’de öldürülen çocuklar için üzülürdük birlikte. Kötü insanlara çok kızardı.
Hiçbir baba ve oğul, bizimki kadar sevgi sözcükleri kullanmamıştır eminim. Her okula bıraktığımda arabada her ikisinin de ellerini tutar, “Siz var olan çocuklardan en iyisisiniz, sizi sonsuz çok seviyorum” derdim. Onlar da birer birer karşılık verirdi aynısıyla.
İlik nakli sonrası kan grubu da değişmişti. 0 RH pozitif olan kan grubu, benim 0 RH negatife dönmüştü. Trombositleri düştükçe kan ihtiyacı oluyordu. 0 negatif trombosit bağışçısı bulmak çok zorlaşmıştı.
O süreçte her gün ihtiyaç oluyordu. Hiç tanımadığım insanlar gelip trombosit veriyorlardı. Babasının cenazesinden kalkıp gelen yüzme öğretmeni Tankut bey, fedakar polisler Hüseyin ve Hasan, öğretmenler Alper Erkan beyler ve Doğankent’ten Buğra kardeşim ve diğerleri, ne zaman gerek olsa koşa koşa gelip trombosit bağışında bulundular. Hakları ödenmez. O iyi insanları tanımak bir teselli oldu.
Onu hiç yalnız bırakmayan, oğlumun okulu Özel Ege Lisesi’nin tüm kadrosu, vefakar dostlarım Enis Musluoğlu, Salih Soysal ve Volkan İnan, desteğini hiç esirgemeyen Cem Amiral ve tüm aile ve dostlarımız da hep yanımızda oldu.
Eşimin çabası inanılmazdı. Neredeyse iki yıl boyunca hiç uyku, dinlenme bilmeden her anında oğlumuzun başında oldu. Eşimin ailesi de bir an bile bizi yalnız bırakmadı. Annem ve kardeşim de öyle.
İzmir Şehir Hastanesi’ndeki doktorlar, hemşireler ve hastabakıcılar da yaklaşık iki sene boyunca Tan için çok çırpındı. Ama olmadı. Hiç bir zaman karamsar olmayan küçük Nemeçek’im sonunda melek oldu.
Acımızla ölene kadar başbaşa olacağız elbette. Ama onu hep yanımızda hissediyoruz. Zaten işaretini de söz verdiği gibi gönderdi kuzum.
İnsanlar ölümlü, sevgi ölümsüzdür.
İyilik doğurgan, kötülük kısırdır.
Tankuşum çok sevdi ve çok sevildi.
Ama bizi de çok ağlattı ve hep ağlatacak.
3 Eylül 2026’da, usulca gitti güzel oğlum, sessiz gecenin koynuna…
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 5 Eylül’de gözaltına alınan isimlerden biri de Ekpet İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Selman Reşitoğlu oldu.
Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Reşitoğlu, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Gazete Pano’nun haberine göre 39 yaşındaki Reşitoğlu’nun adı daha önce de sosyal medya hesabından yaptığı lüks yaşam paylaşımlarıyla kamuoyunun gündemine gelmişti.
Özel jetler, yatlar, lüks otomobiller ve yurt dışı seyahatlerinden çok sayıda fotoğraf paylaşan Reşitoğlu’nun, bu görüntülerin basına yansımasının ardından hesabını gizliye aldığı belirtilmişti.
ŞİRKETLERİNİN KAMU İHALELERİ GÜNDEME GELMİŞTİ
Reşitoğlu’nun lüks yaşamına ilişkin görüntülerin ardından, Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Ekpet İnşaat’ın aldığı kamu ihaleleri de tartışma konusu olmuştu.
Ekpet İnşaat ile kardeşi Veysel Reşitoğlu’nun yüzde 49 ortağı olduğu Avos Grup İnşaat’ın özellikle Karayolları Genel Müdürlüğü’nden aldığı yol yapım ihalelerinin toplam bedeli 10,9 milyar liraya ulaştı.
Veysel Reşitoğlu’nun ortağı olduğu Avos Grup İnşaat’ın da Karayolları Genel Müdürlüğü’nden yaklaşık 1,5 milyar liralık bir ihale aldığı daha önce basına yansımıştı.
ŞİMŞEK’LE AYNI MASADA GÖRÜNTÜLENMİŞTİ
Reşitoğlu’nun gündeme gelmesine neden olan bir diğer görüntü ise Londra’da çekilmişti.
Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafta Reşitoğlu’nun Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le aynı masada bulunduğu görülmüştü. Karede Reşitoğlu’nun amcası Abdurrahman Reşitoğlu ile iş insanı Gürkan Dölekli de yer alıyordu.
Fotoğrafın ardından açıklama yapan Şimşek, Selman Reşitoğlu ile herhangi bir ticari ortaklığının bulunmadığını belirtmişti. Şimşek, söz konusu fotoğrafların bakanlık görevinde olmadığı Temmuz 2018-Mayıs 2023 döneminde Londra ve Batman’da çekildiğini açıklamıştı.
Şimşek buna karşılık, Selman Reşitoğlu’nun amcası Abdurrahman Reşitoğlu ile İngiltere’de ortak bir şirket kurduğunu doğrulamıştı.
Şimşek, şirketin Ağustos 2021’de Londra’da konut satın alınması amacıyla kurulduğunu ve bunun dışında ticari faaliyette bulunmadığını ifade etmişti.
ŞEHİTKAMİL BELEDİYE BAŞKANI’NIN KULLANDIĞI ARAÇ DA EKPET’E KAYITLI ÇIKMIŞTI
Reşitoğlu ve şirketi Ekpet İnşaat’ın adı daha önce Şehitkamil Belediyesi’ndeki bir ihale tartışmasında da gündeme gelmişti.
CHP’den istifa ederek AKP’ye geçen Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz’ın kullandığı 06 FIY 825 plakalı aracın Ekpet İnşaat üzerine kayıtlı olduğu aktarılmıştı.
Antalya Valiliği’nin bu yıl 23 Nisan ve 19 Mayıs gibi resmi kutlamalar için yaptı organizasyonların bütçesini Antalya Büyükşehir Belediyesinin karşıladığı ortaya çıktı. Konyaaltı sahilinde yapılan 23 Nisan etkinliğinin 948 bin TL’lik hizmet alımı, Antalya soruşturması kapsamında sahibi tutuklandıktan sonra kayyum atanan Aktüel Expo şirketinden yapılırken her iki etkinlik için 1,5 milyon TL’nin üzerinde ödeme yapıldığı görülüyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi ayrıca 30 Haziran’da valilik tarafından Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlenen Muhtarlar Akademisi eğitiminin kurabiye ikramını da üstlenmiş.
VALİLİĞİN 23 NİSAN ETKİNLİĞİ TARTIŞMALI FİRMADAN
Antalya Valiliği’nin bu yıl Konyaaltı Sahili Beach Park alanında organize ettiği 23 Nisan etkinliği için yapılan hizmet alımının maliyeti Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanmış. Sahne ve ses düzeni ile etkinlik alanında çeşitli aktivite alanlarının bulunduğu organizasyonun hizmet alımının, Aktüel Expo şirketinden yapıldığı görülüyor. Aktüel Expo şirketinin sahibi M. Okan Kaya, büyükşehir belediyesine yönelik yürütülen rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kapsamında gözaltına alınarak tutuklanmış, sahibi olduğu şirketlere ise kayyum atanmıştı.
PARASINI BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÖDEMİŞ
Antalya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından Aktüel Expo şirketinden yapılan 20 Nisan 2026 tarihli doğrudan temin hizmet alımı kaydına göre Valiliğin 23 Nisan etkinliği için belediye kasasından 948.000,00 TL ödeme yapıldığı görülüyor.
CUMHURİYET BAŞSAVCISI DA ETKİNLİKTE
Valiliğin 23 Nisan etkinliğine, Antalya Büyükşehir Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir ile Genel Sekreter Yardımcısı V. Cemil Böcek’in de katıldığı görülüyor. Etkinliğe ayrıca Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Kocaman ve il protokolünün önde gelen isimlerinin katıldığı görülüyor. Valiliğin 23 Nisan etkinliği hakkında sosyal medyada paylaşım yapılmış olmasına rağmen, kurumun resmi internet sitesinde herhangi bir haber yer almıyor. Buna karşın valiliğin 23 Nisan konusunda yapmış olduğu rutin etkinliklerle ilgili haberlere yer veriliyor.
19 MAYIS ETKİNLİĞİNİN BÜTÇESİ DE BELEDİYEDEN
Antalya Büyükşehir Belediyesinin Valilik tarafından bu yıl Karaalioğlu Parkı eski stadyum alanında yapılan 19 Mayıs Gençlik Haftası Programının maliyetini de üstlendiği görülüyor. EKAP’ta yer alan doğrudan temin hizmet alımı kayıtlarına göre, Valiliğin organizasyonu için Antalya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından 680 bin TL ödeme yapılmış. Hizmet alımı Antalya merkezli Tale Organizasyon şirketinden yapılırken, etkinlikte resim, ahşap ve taş boyama ürünlerin sergilendiği stantlar ile çeşitli spor aktiviteleri yer almış.
PROTOKOLDE FARKLI SİYASİ PARTİLER NEDEN YOK?
Antalya Valiliği’nin resmi internet sitesinde yer alan 20 Mayıs 2026 tarihli haberde, etkinliğe Vali Hulusi Şahin’in yanı sıra, Antalya Milletvekilleri Aykut Kaya ve Sururi Çorabatır, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Orhan Özdemir ile il protokolü ve vatandaşların katıldığı belirtiliyor. Milli ve ulusal bir bayramla ilgili organizasyondan yansıyan görüntülerde, farklı siyasi partilerin milletvekilleri ve yöneticilerinin yer almaması dikkati çekiyor.
Öte yandan Antalya Valiliği’nin Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlediği, 1 Haziran‘da başlayan ‘Muhtarlar Akademisi’ etkinliğinde ikram olarak verilen kurabiyeler de Antalya Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı tarafından satın alınmış. 22 Mayıs 2026 tarihli EKAP doğrudan temin kaydına göre, kurabiyeler için 60 bin 750 TL ödeme yapıldığı görülüyor.
MİLLİ KUTLAMALAR HİZMET ALIMINA DÖNÜŞTÜ
Valiliğin 23 Nisan ve 19 Mayıs etkinlikleri, devletin halkla bütünleşmesi anlamında önemli. Ancak bu etkinlikleri geçmişte yapılanlardan ayıran, organizasyon firmalarından birer hizmet alımına ve para aktarma aracına dönüşmesi. Geçmiş yıllarda, gelenek olduğu üzere, bu tür etkinlikler milli eğitim il müdürlükleri ile kamu kurumlarının işbirliği sayesinde organize edilerek daha yoğun katılımlarla stadyumlarda ve kentin ana caddeleri ile meydanlarda kutlanıyordu.
FESTİVAL VE GÖSTERİYE DÖNÜŞTÜ
Organizasyon firmalarına ihale edilen bugünkü kutlamalar ise daha çok bir festival, panayır ya da gösteri niteliğine bürünmüş durumda. Çeşitli yarışmalar ve oyunlar ile renklendirirmeye çalışılan bu etkinlikler hızla tüketilip geçilen birer ürün niteliğinde.
O FİRMAYA KAYYIM ATANMIŞTI
Antalya Valiliği’nin 23 Nisan etkinliği için Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan hizmet alımında tercih edilen firma olan Aktüel Expo, büyükşehir belediyesine yönelik yürütülen rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları kapsamında hakkında tutuklama kararı verilen isimlerden biri olan M. Okan Kaya’ya ait. Kaya’nın diğer şirketlerinde olduğu gibi Aktüel Expo’ya da geçtiğimiz yol kayyum atanmıştı. Altun Portakal Film Festivali dahil Büyükşehir Belediyesinin festival ve diğer etkinlik organizasyonlarının ihaleleri genellikle Kaya’ya ait şirketlere veriliyordu. Antalya iddianamesi ana davasının 19 Mart’ta yapılan duruşmasında Savcılık Kaya hakkında yeniden tutuklama talep etmiş, mahkeme ise “konutu terk etmeme” kararı ile adli kontrol tedbir kararı uygulanmasına karar verilmişti. Davanın ara kararında tutuklu sanıklar Mehmet Okan Kaya, Fazlı Ateş ve İlker Arslan’ın tahliyesine karar verilmiş, Cumhuriyet Savcılığı ise bu karara itiraz etmişti.
Antalya Valiliği ile Büyükşehir Belediyesi arasındaki ‘kurumsal dayanışma’ resmi kutlama organizasyonları ile sınırlı değil. Antalya’da tarihi Balbey Mahallesi’nde bulunan, AKP Antalya İl Yöneticilerinden Zihni Kilit’in ailesine ait olan 19. yüzyıldan kalma tarihi konakta Şubat 2018’de yangın çıkmıştı. Yangından kısa süre sonra mülk sahipleri ile Antalya Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan sözleşmeyle harabeye dönen konak 18 yıllığına belediyeye kiralandı. Büyükşehir belediyesinin restore ettirerek kullanmayı amaçladığı Kilit Konağı, Nisan 2018’de ‘Devlet Konukevi’ olarak kullanılmak üzere Antalya Valiliği’ne devredildi. Yaklaşık 15 milyon TL harcanarak Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen tarihi konağa Valilik bünyesinde kurulan AYDAŞ AŞ yerleşti. Böylece kamu parası harcanarak restore edilen tarihi konak devlet konukevi yerine özel şirketi statüsündeki AYDAŞ AŞ’ye ofis yapıldı. Kamuda tasarruf tedbirlerinin uygulandığı bir dönemde AYDAŞ şirketinin lüks mobilya ve mefruşatlarla döşediği konağın kirasını ise halen Büyükşehir Belediyesi ödüyor.
HAKEMLİK VASFI İNCE BİR ÇİZGİDE DURUYOR
Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Valiliği kentin yönetiminden sorumlu iki idari kurum. Kamu kurumlarının ortak çözümler konusunda birlikte proje üretmesi ve dayanışması önemli. Ancak idari denetim ve yaptırım yetkisini elinde bulunduran Antalya Valiliği adına organize edilen resmi etkinliklerin faturasının Büyükşehir Belediyesi tarafından ödenmiş olması, konuyu kurumlar arası bir dayanışma olmaktan öteye taşıyor. Ortaya çıkan görüntü, valiliğin hakemlik vasfına zarar verebilecek düzeyde. Devletin ildeki resmi kutlamaları için, yargı süreçlerine konu olan tartışmalı isimlere ait firmalardan hizmet alımı yapılması da tartışmalara zemin hazırlayacak nitelikte.
VALİ ŞAHİN YEREL SİYASETE GÖZ MÜ KIRPIYOR
Yapılan organizasyonların içeriği ise yerel bir siyasi figürün ya da belediye başkanının halkla ilişkiler çalışması düzeyinde olduğu görülüyor. Antalya Valisi Hulusi Şahin’in son aylarda il ve ilçelerde katıldığı festival ve güreş organizasyonu gibi etkinliklerde görünür olması, “adeta bir belediye başkanı gibi halkla bütünleşiyor” yorumlarına neden oluyor. Bu yorumlar, Antalya’dan ev aldığı belirtilen Vali Şahin’in yerel siyasete göz kırp kırpmadığı sorusunu da gündeme taşıyor.
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ifade vermek üzere Ankara Adliyesi’ne giderken ağzında görülen çiğneme tabletiyle ilgili açıklama yaptı.
Gökçek, görüntülerin “adliyeye meydan okuma” şeklinde yorumlandığını belirterek, kullandığı ürünün şeker hastalığı nedeniyle yaşadığı ağız kuruluğunu gidermek amacıyla kullandığı çiğneme tableti olduğunu söyledi.
‘ADALETE MEYDAN OKUMAK KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR’
Gökçek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Adliyenin önünde gazetecilerin arasından geçerken ağız kurumasını önlemek için kullandığım çiğneme tabletini, şeker hastalığım nedeniyle kullandığımı oğlum Osman Gökçek kamuoyu ile paylaştı. Ancak muhalefet medyası ısrarlı bir şekilde bunun bir meydan okuma olduğunu kamuoyuna işlemeye devam ediyor. Ben adalete olan saygımı bu olayda kaç kez söyledim. Adalete meydan okumak kimsenin haddi değildir.”
Gökçek, çiğneme tabletini adliye binasına girmeden önce bıraktığını belirterek, “Çiğneme tableti olayı adliyeye adım attığımda bitti. Tableti girişteki çöp kutusuna attım. Girişte polisler dahil herkes buna şahittir” dedi.
OSMAN GÖKÇEK DE AÇIKLAMA YAPMIŞTI
AKP Ankara Milletvekili Osman Gökçek de daha önce yaptığı açıklamada babasının şeker hastası olduğunu belirterek, “Rahatsızlığı nedeniyle yaşadığı ağız kuruluğunu gidermek amacıyla zaman zaman sakız ve çiğneme tableti kullanmaktadır. Görüntülerde yer alan durumun sebebi de tamamen budur” ifadelerini kullanmıştı.
NE OLMUŞTU?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Murat Ağırel’in Gökçek ailesinin Almanya’da kurduğu “Hamag” adlı şirket üzerinden milyonlarca avroluk gayrimenkul yatırımı yaptığı ve Türkiye’den şirkete kayıt dışı para aktarıldığı yönündeki iddialarının ardından 29 Ağustos’ta resen soruşturma başlatmıştı.
Başsavcılık, soruşturmanın “yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı” iddialarının maddi gerçeğinin ortaya çıkarılması amacıyla başlatıldığını açıklamıştı.
Ağırel, Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ve eşi Hülya Gökçek ile bağlantılı olduğunu öne sürdüğü Hamag şirketinin 2022’de 30 bin avro sermayeyle kurulduğunu, 2024’te ise yaklaşık 3,8 milyon avroluk mal varlığına ulaştığını iddia etmişti.
Ağırel ayrıca Almanya’nın Velbert kentinde yaklaşık 8,7 milyon avro değerindeki bir alışveriş merkezinin satın alınmaya çalışıldığını ve Lüksemburg’da yüksek bedelli başka bir gayrimenkul için görüşmeler yapıldığını öne sürmüştü.
Soruşturma kapsamında Murat Ağırel’in tanık sıfatıyla ifadesi alınırken, Melih Gökçek de şüpheli sıfatıyla Ankara Adliyesi’ne çağrılarak ifade verdi.
Gökçek, ifade işlemlerinin ardından soruşturmanın gizli olduğunu belirterek ayrıntı vermeyeceğini söylemişti.
Gökçek, adliye çıkışında yaptığı açıklamada, “Benim ifade vermediğim konu yoktur. Allah nasip ederse önümüzdeki günlerde buranın kararı çıkacak. Karar çıktıktan sonra hepinizin televizyonlarına bol bol çıkacağım. Şimdi konu hakkında bilgi vermek istemem” ifadelerini kullanmıştı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi de 7 Ağustos’ta Melih Gökçek, ailesi, Beyaz TV, Osmanlıspor yöneticileri ve bazı kişiler hakkında “suç örgütü” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 6 Eylül hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzey, iç ve doğu kesimlerinin parçalı ve çok bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Batı ve Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusu ile Hatay, Diyarbakır, Batman ve Siirt çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzey ve doğu, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
BURSA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANAKKALE °C, 35°C
Az bulutlu
İSTANBUL °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
DENİZLİ °C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 37°C
Az bulutlu
MUĞLA °C, 37°C
Az bulutlu
UŞAK °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii ile Hatay çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
ANTALYA °C, 40°C
Az bulutlu
BURDUR °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
HATAY °C, 31°C
Parçalı bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
KONYA °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
NEVŞEHİR °C, 28°C
Parçalı ve az bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 28°C
Parçalı bulutlu
DÜZCE °C, 31°C
Parçalı bulutlu
SİNOP °C, 30°C
Parçalı bulutlu, akşam ve gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK °C, 27°C
Parçalı bulutlu, akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları ile Doğu Karadeniz’in yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 32°C
Parçalı bulutlu
RİZE °C, 28°C
Parçalı bulutlu, öğle ve gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 29°C
Parçalı bulutlu, gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON °C, 27°C
Parçalı bulutlu, öğle ve gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğu kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 27°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 27°C
Parçalı bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 33°C
Parçalı bulutlu
VAN °C, 28°C
Parçalı bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, doğusunun yer yer çok bulutlu, Diyarbakır, Batman ve Siirt çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR °C, 36°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Kağıthane’de oyuncu Serhat Mustafa Kılıç (51), kendisinden haber alamayan kız arkadaşı tarafından evinde ölü bulundu. Kız arkadaşının lenf kanseri olduğunu belirttiği Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı.
Olay, saat 17.00 sıralarında Nurtepe Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, oyuncu Serhat Kılıç’tan perşembe gününden bu yana haber alamayan kız arkadaşı Özlem E. (50), Kılıç’ın yaşadığı eve geldi. Kapıyı çalan Özlem E., yanıt alamayınca hayatından endişe ettiği Kılıç’ın evine, kendisinde bulunan anahtarla kapıyı açarak girdi.
SALONDAKİ KOLTUKTA HAREKETSİZ BULDU
DHA’nın haberine göre Özlem E., Kılıç’ı salondaki tekli koltukta oturur halde hareketsiz buldu. Kılıç’ın nefes almadığını ve vücudunun soğuk olduğunu fark eden Özlem E., 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. İhbar üzerine adrese Kağıthane Asayiş Büro Amirliği ekipleri ile sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Kılıç’ın hayatını kaybettiği belirlendi.
LENF KANSERİ OLDUĞUNU BELİRTTİ
Polisin bilgisine başvurduğu Özlem E., erkek arkadaşı Kılıç’ın lenf kanseri olduğunu, perşembe gününden bu yana kendisinden haber alamadığını söyledi. Polis ekipleri, olayla ilgili birimlere bilgi vererek Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlattı.
Kılıç, Seksenler dizisindeki Ergun Plak karakteriyle hafızalarda yer edinmişti.
SERHAT MUSTAFA KILIÇ KİMDİR?
Serhat Mustafa Kılıç, 8 Temmuz 1975 tarihinde Ankara’da doğdu. Aslen Malatya’lıdır. Çocukluğu Ankara’da geçti.
1994’te Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Tiyatro bölümünü burslu olarak kazandı. 1998 yılında yüksek şeref öğrencisi olarak bu okuldan mezun oldu. İlk profesyonel oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Rutkay Aziz rejisiyle 1998 Ariel Doffman’ın Kayıplar (Dullar) adlı oyunudur.
1999 – 2000 sezonunda Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. Aynı yıllarda, Diyarbakır Şehir Tiyatroları’nda sahne ve oyunculuk dersleri verdi ve bu kurumda Barış Adası adlı oyunu yönetti. 2002 yılında mecburi hizmetini tamamlamak üzere Erzurum Devlet Tiyatrosu’na oyuncu olarak atandı. 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Reji üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayıp Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı. 2008 yılında Devlet Tiyatroları’ndaki görevinden istifa ederek çalışmalarına İstanbul’da devam etmeye başladı.
İstanbul’da çalıştığı tiyatrolar arasında Tiyatro Dot, BKM gibi tiyatrolar yer almaktadır. 2009 – 2010 sezonunda “İntiharın Genel Provası” adlı oyun ile İstanbul Şehir Tiyatroları’na katıldı. “İntiharın Genel Provası” adlı oyun 3 sezon İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kapalı gişe olarak sahnelendi.
Serhat Kılıç, dört farklı karakteri canlandırdığı bu oyundaki performansı ile 14. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında, Yılın En Başarılı Müzikal ve Komedi Erkek Oyuncusu dalında adaylığa layık görüldü. 2012 yılında Cats&Dogs (Soho İstanbul) adlı bir prodüksiyon şirketi kurdu. 2014 yılında Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü’nü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı Kış Uykusu filminde İmam Hamdi karakterini canlandırdı. Bu filmdeki performansı ile 47. SİYAD ödülleri, En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı dalında adaylığa layık görüldü.
Ankara’da 5 Temmuz’da Birinci Meclis önünde düzenlenen NATO karşıtı eylemde gözaltına alınan 6 avukat ertesi gün, 13 HKP üyesi de 3 günlük gözaltı süresinin ardından serbest bırakılmıştı.
Edinilen bilgiye göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 19 parti üyesi hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, 4 üye hakkında ise ayrıca “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan iddianame hazırladı.
‘İZİNSİZ TOPLANMA ÇAĞRISI YAPILDI’
İddianamede, 24-25 Haziran 2025 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey kentinde yapılan NATO toplantısında alınan karar doğrultusunda 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde güvenlik tedbirlerinin alındığı, Ankara Valiliği’nin almış olduğu açık alanlara yönelik eylem yasağına rağmen HKP’nin resmi sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlarla 5 Temmuz’da Ulus’taki Birinci Meclis önüne “izinsiz toplanma çağrısı yapıldığı” aktarıldı.
5 Temmuz’da ellerinde parti bayraklarıyla Birinci Meclis önüne gelerek slogan atan grubun, kolluk güçlerinin 2911 Sayılı Kanun kapsamındaki “dağılın” ihtarına ve “verilen makul süreye uymadığı” gerekçesiyle “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, bazı parti üyelerinin ise polis barikatını zorladıkları gerekçesiyle “görevi yaptırmamak için direnme” suçunu işledikleri ileri sürüldü.
“Şüphelilerin benzer nitelikteki savunmalarında suçlamayı kabul etmedikleri, demokratik haklarını kullandıklarını beyan ettikleri anlaşılmış ise de görüntü kayıtları, kolluk tutanakları ve tüm dosya kapsamından şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işledikleri anlaşıldığından savunmalarına itibar edilmediği anlaşılmıştır” denilen iddianamede, parti üyelerinin ilgili suçlardan cezalandırılmaları talep edildi.
İddianamenin kabulü halinde 19 HKP üyesi, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacaklar.
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde bulunan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile otoyol ve çevre otoyollarının 30 yıllığına özelleştirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararı, Resmi Gazete’nin bugün sayısında yayımlandı. Özelleştirme işlemi, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.
İlişkili Haber
Köprü, otoyollar ve çevre otoyolları için 30 yıllık özelleştirme kararı
Haberi görüntüle
CVP’den yapılan açıklamayla, bu karara tepki gösterildi.
Partinin sosyal medya hesaplarından yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!
Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!
Bu yollar iktidarın bağışı ya da şirketlerin lütfu değil, doğrudan Türk milletinin emeğiyle, vergisiyle, kuşakların birikimiyle yarattığı servetidir. Bu yollar üretimimizin, ortak hayatımızın ve ekonomik bağımsızlığımızın damarlarıdır. Türk milletinin alın teriyle yapılan yolları, Türk milletinin sırtından kazanç sağlama imtiyazına dönüştüremezsiniz!
AKP iktidarına soruyoruz:
Türk milletin ortak varlıklarını şirketlere devretmekten başka bir ekonomi politikanız yok mudur? Kamu işletmeciliğini güçlendirmek yerine neden her defasında şirketlere yeni gelir alanları açıyorsunuz? Bugünün hesabını kapatmak için gelecek kuşakların gelirlerinden vazgeçme hakkını size kim vermiştir?
Satmıyoruz, işletme hakkını devrediyoruz” demekle bu kararın siyasi ve ekonomik sorumluluğundan kurtulamazsınız! Tapunun Türk milletinde kalması, gelirin ve işletmenin otuz yıllığına şirketlere bırakılmasını haklı çıkarmaz!
Hükümetler Türk milletinin malının sahibi değil, emanetçisidir! Çocuklarımızın geleceğini şirketlerin kazanç hesabına bağlayamazsınız!
Türk milletinin malı, yönetimiyle, geliriyle ve hizmetiyle Türk milletinin olmalıdır!
Türk milletinin ortak geleceğinden otuz yılı bir seçim için feda ettirmeyeceğiz. Çocuklarımızın büyüyeceği, çalışacağı, üreteceği yıllardır bunlar. Hiçbir iktidarın, Türk milletinin geleceğini kendi siyasi ömrünün hesabına bağlamasına razı olmayacağız. Bizler yurttaşı müşteriye, devleti şirketlerin tahsilat düzenine, vatanı gelir getiren varlıklar listesine indirgeyen bu neoliberal anlayışa karşıyız!
Özelleştirmeci düzenin makyajına değil, değiştirilmesine talibiz!
Bu karar geri çekilmeli, köprü ve otoyollar kamuda kalmalı, gelirleri Türk milletinin refahına ayrılmalıdır. Özelleştirilen stratejik işletmeler hukuk içinde yeniden kamuya kazandırılmalıdır!
Kararın iptali için en kısa sürede dava açacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz!
Ortak servetimizi savunmak için aynı partide olmamız gerekmiyor! Hukuki ve demokratik mücadeleyi birlikte büyütelim.
İktidarlar geçicidir; karar, kazanç ve gelecek Türk milletinindir!
Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!”
Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!
Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından yürütülen arama kurtarma çalışmalarına ilişkin açıklama yaptı.
Üstel, Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerinin yürüttüğü arama faaliyetleri sonucunda bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldığını belirterek, naaşın bir kadına ait olduğunun tespit edildiğini bildirdi. Üstel, kadının kimliğinin belirlenmesi için KKTC Polis Teşkilatı tarafından çalışma başlatıldığını kaydetti.
Son gelişmeyle birlikte kazada hayatını kaybedenlerin sayısının 13’e, kayıp sayısının ise 15’e ulaştığını açıklayan Üstel, arama çalışmalarının ilgili tüm birimlerin katılımıyla 7 gün 24 saat esasına göre sürdürüldüğünü belirtti.
Üstel, arama çalışmalarına katkı sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, Deniz ve Hava Kuvvetleri, Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı personeli ile sahada görev yapan askeri ve sivil ekiplere teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’e de destekleri dolayısıyla teşekkür eden Üstel, ekiplerin kayıp kişilere ulaşmak için çalışmalarını “aynı kararlılık, hassasiyet ve özveriyle” sürdüreceğini bildirdi. (ANKA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon’da düzenlenen “Önder 23’üncü İmam Hatipliler Kurultayı”na video mesaj gönderdi.
Kurultay kapsamındaki panel ve oturumlarda ortaya konulacak fikir ve önerilerin geçmişle birlikte bugünü ve geleceği de kuşatan teklif ve değerlendirmelerin ortak vizyona katkı sunmasını temenni ettiğini söyleyen Erdoğan, imam hatip okullarının kurulması, yaşatılması, güçlendirilmesi ve daha fazla gence ulaşması için mücadele vermiş kişileri andı. Erdoğan, “75 yıllık bu mücadelenin bugünkü neferleri, taşıyıcıları ve sancaktarları olan siz değerli kardeşlerime Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum” dedi.
İmam hatiplerin başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ettiğini ileri süren Erdoğan, savunma sanayiinden bürokrasiye, akademiden siyasete, özel sektörden sivil topluma kadar hemen her yerde imam Hatip mezunlarının büyük bir adanmışlıkla ülkeye hizmet ettiğini iddia etti.
Erdoğan: İmam hatip mezunlarının neler başardığına harp okullarının mezuniyetinde şahit olduk pic.twitter.com/cmrmXKFj9Y
‘ŞUURLU BİR NESLİN YETİŞMESİNDEN BÜYÜK BAHTİYARLIK DUYUYORUM’
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önlerindeki suni engeller kaldırıldığında imam hatip mezunlarının neler başarabildiğine işte en son harp okullarımızın mezuniyet töreninde bir kere daha gururla şahit olduk. Liselere geçiş ve yükseköğretim kurumları sınavlarında okullarımız aynı şekilde elde ettikleri başarılarla göz dolduruyor. Tüm bunları yasaklardan ve vesayetçi prangalardan kurtulan Türkiye’nin artık normalleştiğinin birer işareti olarak görüyoruz.
Hangi okuldan mezun olursa olsun, şuurlu, özgüvenli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinden ülkemiz ve geleceğimiz adına bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak büyük bahtiyarlık duyuyorum. İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un ‘Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek’ mısralarıyla müjdesini verdiği bu gençliğin, Türkiye’nin ve ümmetin teminatı olacağına yürekten inanıyorum.
Sizlerden de nerede okursa okusun, hangi görüşe, kökene, kültüre sahip olursa olsun, hiçbir ayrım yapmadan Türkiye’nin bütün gençlerini kardeşçe kucaklamanızı, tüm gençlerimizi bağrınıza basmanızı rica ediyorum. Unutmayın, 86 milyon olarak hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz, biz birlikte Türkiye’yiz. İnşallah bu topraklarda daha nice asırlar boyunca kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz.”
Tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine bu sabah 10.00’da yapılması planlanan seçim, meclis çoğunluğunun sağlanamaması üzerine 8 Eylül’e ertelendi.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 31 Temmuz’da tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli başkan vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi, seçimin yenilenmesi kararı ve bu süreçte oy verme hakkı olan bazı meclis üyelerinin gözaltına alındığı Üsküdar’da belediye başkanvekilliği seçimi bu sabah 10.00’da yapılacaktı.
Yenilenecek seçim öncesi polis, seçim öncesi belediye binası çevresini bariyerlerle kapattı, olağanüstü önlemler alındı. İstanbul’da bu zamana kadar yapılan bütün seçimleri izleyen basın mensupları içeri girişlerde engellemeyle karşılaştı.
Ancak saat 10.30 sıralarında meclis çoğunluğu sağlanamadığı için seçimin 8 Eylül’e ertelendiği açıklandı. Kararın açıklandığı saatlerde belediye önünde bulunan vatandaşlar “Direne direne kazanacağız”, “Sinem Dedetaş onurumuzdur”, “Özgür İstanbul, Özgür Türkiye” sloganları attı. (ANKA)
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) yapılan açıklamaya göre, hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor.
MGM hava durumu tahminlerine göre, kuzey ve iç kesimlerinin parçalı bulutlu, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Doğu Karadeniz kıyıları, Orta Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Hatay’ın kıyıları, Osmaniye, Denizli, Artvin, Kars ve Ardahan çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıkları yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyredecek. Rüzgarın, genellikle kuzeyli, yurdun güney kesimelerinde günay yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi, yarın saat 10.00’da Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacak. En son Ekim 2023’te olağan kongresini toplayan DEM Parti, bu kongreyi yasal zorunluluklar nedeniyle yapacak.
Delegelerin katılımıyla sabah saatlerinde başlayacak kongrede, parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmeleri yapılacak, önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bildirge kamuoyuna duyurulacak.
YÖNETİM DEĞİŞİKLİĞİ BEKLENMİYOR
Kongrede, isim, tüzük ya da parti programında değişiklik beklenmediği gibi eş genel başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi’nde ise sınırlı sayıda değişiklik olması öngörülüyor.
KAPSAMLI KONGRE 2027 BAHARDA
DEM Parti, 5. Olağan Kongresi’nin ardından bölücü açılım sürecine paralel olarak kapsamlı bir değişim ve yeniden yapılanma kongresi yapmayı planlıyor.
Bu kongrenin bölücü çerçeve yasanın uygulanması ile eşgüdümlü halde 2027’nin bahar aylarında gerçekleştirilmesi bekleniyor.
İlişkili Haber
Veryansın Tv yazmıştı… Öcalan’ın talimatı sonrası DEM Parti’den isim değişikliği sinyali
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın atama ve görevden alma kararları, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Kararlara göre, Sayıştay Başsavcılığı’na Sayıştay Savcısı Recep Çevik atandı.
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nde açık bulunan Genel Sekreter Yardımcılığı’na Tuğgeneral Murat Yetiş, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu üyeliğine ise yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlamak üzere Erdinç Avşar getirildi.
12 ÜLKEYE BÜYÜKELÇİ ATANDI
Türkiye’nin Burundi Büyükelçisi Alp Işıklı merkeze alınırken, yerine Teftiş Kurulu Üyesi Haydar Kerem Divanlıoğlu atandı. Türkiye’nin Kuzey Makedonya Büyükelçisi Fatih Ulusoy da merkeze alındı.
Filipinler Büyükelçiliği’ne Dış Politika Danışma Kurulu Üyesi Kaan Esener, Finlandiya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Bahreyn Büyükelçisi Ayşe Hilal Sayan Koytak, Bahreyn Büyükelçiliği’ne Cumhurbaşkanı Danışmanı Necati Sancaktutan, Umman Büyükelçiliği’ne İran ile İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ergani, Namibya Büyükelçiliği’ne Fikriye Aslı Güven atandı.
Kore Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Sudan Büyükelçisi Fatih Yıldız, Sudan Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Gambiya Büyükelçisi Fahri Türker Oba, Kuzey Makedonya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Somali Büyükelçisi Alper Aktaş, Somali Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Mozambik Büyükelçisi Ferhat Alkan getirildi.
Gambiya Büyükelçiliği’ne Diplomatik Arşiv Genel Müdür Yardımcısı Özgür Gökmen, Mozambik Büyükelçiliği’ne ise Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdür Yardımcısı Ayça Oşafoğlu İnam atandı.
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA ATAMALAR
Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Batı ve Orta Afrika) İkili İlişkiler Genel Müdürü (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Volkan Işıkcı, İnsani ve Teknik Yardımlar Genel Müdürlüğü’ne Sadık Babür Girgin, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Yönet Can Tezel, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Suriye) Rıza Hakan Tekin atandı.
Konsolosluk Hizmetleri ve Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlar Genel Müdürlüğü’ne Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürü Esin Çakıl, Protokol ve Diplomatik İşlemler Genel Müdürlüğü’ne Ertan Yalçın, Yurt Dışı Tanıtım ve Kültürel İşler Genel Müdürlüğü’ne Ülkü Kocaefe, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Kuzeydoğu Akdeniz) Levent Eler getirildi.
Personel Genel Müdürlüğü’ne Strateji Geliştirme Başkanı Tufan Büyükuzun, Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdürlüğü’ne Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Polat Safi, Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürlüğü’ne Vize İşlemleri Genel Müdür Yardımcısı Reyhan Özgür, Strateji Geliştirme Başkanlığı’na Burcu Aykut atandı.
DİYANET AKADEMİSİ BAŞKANI VE ALTI İL MÜFTÜSÜ GÖREVDEN ALINDI
Diyanet İşleri Başkanlığı Diyanet Akademisi Başkanı Doç. Dr. Enver Osman Kaan görevden alınırken, yerine Prof. Dr. Ahmet Bostancı atandı.
Bilecik İl Müftüsü Ahmet Dilek, Karabük İl Müftüsü Ali Erhun, Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, Nevşehir İl Müftüsü Kazım Güzel, Zonguldak İl Müftüsü İbrahim Halil Demir ve Konya İl Müftüsü Ali Öge görevden alındı.
Bilecik İl Müftülüğü’ne Yusuf Dikmen, Karabük İl Müftülüğü’ne Mustafa Yavuz, Kocaeli İl Müftülüğü’ne Bolu İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş, Nevşehir İl Müftülüğü’ne Gümüşhane İl Müftüsü Hayri Erenay, Zonguldak İl Müftülüğü’ne Bayburt İl Müftüsü Bayram Danacı, Konya İl Müftülüğü’ne Diyarbakır İl Müftüsü Celal Büyük atandı.
Diğer il müftülüklerine yapılan atamalar şöyle:
Tunceli İl Müftülüğü’ne Fethullah Yavuz, Iğdır İl Müftülüğü’ne Kilis İl Müftüsü Alettin Bozkurt, Kilis İl Müftülüğü’ne Iğdır İl Müftüsü Zahit Demirel, Bolu İl Müftülüğü’ne Giresun İl Müftüsü Selçuk Kılıçbay, Giresun İl Müftülüğü’ne Hakkari İl Müftüsü Hüseyin Okuş, Hakkari İl Müftülüğü’ne Recep Eren atandı.
Niğde İl Müftülüğü’ne Kars İl Müftüsü Yavuz Yıldız, Kars İl Müftülüğü’ne Selami Aykul, Gümüşhane İl Müftülüğü’ne Karaman İl Müftüsü Faruk Gürbüz, Karaman İl Müftülüğü’ne Isparta İl Müftüsü Muharrem Biçer, Isparta İl Müftülüğü’ne Kırklareli İl Müftüsü Yusuf Eviş, Kırklareli İl Müftülüğü’ne Aksaray İl Müftüsü Veysel Işıldar, Aksaray İl Müftülüğüne Ali Efe getirildi.
Bayburt İl Müftülüğü’ne Basri Bektaş, Diyarbakır İl Müftülüğü’ne Erzincan İl Müftüsü İsmail Fakirullahoğlu, Erzincan İl Müftülüğü’ne Selim Yazıcı, Yalova İl Müftülüğü’ne Rize İl Müftüsü Naci Çakmakçı, Rize İl Müftülüğü’ne Yalova İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk atandı.
Şanlıurfa İl Müftülüğü’ne Van İl Müftüsü Mehmet Sırrı Şık, Van İl Müftülüğü’ne Bitlis İl Müftüsü Kadir Koçak, Bitlis İl Müftülüğü’ne Bartın İl Müftüsü Ömer Keskin, Bartın İl Müftülüğü’ne Mehmet Çelebi getirildi.
Aydın İl Müftülüğü’ne Samsun İl Müftüsü Seyfullah Çakır, Samsun İl Müftülüğü’ne Aydın İl Müftüsü Hasan Güneş, Adana İl Müftülüğü’ne Afyonkarahisar İl Müftüsü Lütfü İmamoğlu, Afyonkarahisar İl Müftülüğü’ne Burdur İl Müftüsü Ali Hayri Çelik, Burdur İl Müftülüğü’ne Sinop İl Müftüsü Paşa Bektaş, Sinop İl Müftülüğü’ne Mehmet Arslaner, Kütahya İl Müftülüğü’ne Hasan İzmirli atandı.
AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI’NDA GÖREV DEĞİŞİMİ
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kırklareli İl Müdürü Bilgin Özbaş ile Muğla İl Müdürü Yakup Kütük görevden alındı.
Muğla İl Müdürlüğü’ne Nevşehir İl Müdürü Mahmut Selçuk, Nevşehir İl Müdürlüğü’ne Ankara İl Müdürü Cüneyd Özdemir, Ankara İl Müdürlüğü’ne Artvin İl Müdürü Nevim Öz atandı. Adıyaman İl Müdürlüğü’ne Mesut Polat, Kilis İl Müdürlüğü’ne Çetin Tutaş getirildi.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NDA ATAMALAR
Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcılığı’na Hüseyin Yalçın Çakar atandı.
Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürü Ayhan Gök, Bolu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne İbrahim Emre Gürsoy, Şırnak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Celal Baz getirildi.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı’na Derya Örs, Vakıflar Genel Müdürlüğü Erzurum Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne Murat Uslu atandı.
MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINDA GÖREVDEN ALMA VE ATAMA
Milli Savunma Bakanlığı Teknik Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Murat Soykan görevden alındı.
Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Doğu Bölge Müdürlüğü’ne Cengiz Altaş atandı.
TARIM VE ORMAN BAKANLIĞINDA GÖREV DEĞİŞİMİ
Tarım ve Orman Bakanlığı Denizli İl Tarım ve Orman Müdürü Yılmaz Erkaya görevden alınırken, yerine Mustafa Nevzat Zayim getirildi.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürü Hacı Ahmet Çiçek de görevden alındı.
REKABET KURULU VE MANAS ÜNİVERSİTESİNE ATAMALAR
Rekabet Kurulu İkinci Başkanlığı’na Ahmet Algan, kurul üyeliklerine Şükran Kodalak ve Cengiz Çolak atandı.
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Denetleme Kurulu üyeliklerine Ercan Özkan ile Prof. Dr. Osman Karamustafa getirildi.
Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nda açık bulunan 1. Hukuk Müşavirliği’ne ise Verda Gülsen Yaşar atandı. (ANKA)
Cumhurbaşkanı kararına göre, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu’nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arası bağlantı yolları ve bunların üzerinde bulunan bakım, işletme ve hizmet tesisleri, ticaret toplama ve yük aktarma merkezleri özelleştirme kapsam ve programına alındı.
Kararda, 2010 yılında özelleştirme kapsam ve programına alınan Karayolları Genel Müdürlüğü’nün işlettiği köprü ve otoyollara da işaret edildi.
Bu tarihte özelleştirme kapsam ve programına alınan köprü ve otoyollar şöyle:
Edirne-İstanbul-Ankara,
Pozantı-Tarsus-Mersin,
Tarsus-Adana-Gaziantep,
Toprakkale-İskenderun,
Gaziantep-Şanlıurfa,
İzmir-Çeşme,
İzmir-Aydın Otoyolları,
İzmir ve Ankara Çevre Otoyolları,
Boğaziçi Köprüsü (15 Temmuz Şehitler) ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve çevre otoyolu ile bunların bağlantı yolları, hizmet tesisleri, bakım ve işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıkları.
BÜTÜN YA DA PARÇA PARÇA ÖZELLEŞTİRİLECEK
Cumhurbaşkanı kararı uyarınca söz konusu köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları bir bütün halinde veya ayrı ayrı gruplar halinde işletme hakkı devri, kiralama, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun diğer yöntemlerden biri ya da birkaçı birlikte uygulanarak özelleştirilecek. Mülkiyet devri yapılmayacak.
SÖZLEŞME SÜRESİ 30 YIL
Köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları, 30 yıl için özelleştirilecek. Özelleştirme işlemleri, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.
Özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar söz konusu köprü, otoyollar, çevre ve bağlantı yollarının bakım işletme ve hizmet tesisleri ve yük aktarma merkezlerinin bakım onarım işlerini Karayolları Genel Müdürlüğü yürütecek.
Karayolları Genel Müdürlüğü, özelleştirmenin tamamlanmasının ardından işletmeyi devralacak şirketlerin köprü ve otoyollarda bakım ve onarım ile diğer yükümlüklerini belirleyecek, gerekli denetimleri yapacak.
YENİ Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, köprü ve otoyolların özelleştirmesiyle ilgili karara tepki göstererek, “AKP’nin halka ihanet planı Resmi Gazete’de yayınlandı. Cumhurbaşkanı kararıyla 2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındı” dedi. (ANKA)
KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında sürdürülen arama çalışmalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Üstel’in açıklaması şöyle:
“Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından sürdürülen arama çalışmalarında iki insanımızın daha naaşına ulaşılmıştır. Türk Deniz Kuvvetlerine bağlı TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerimizin derin sularda yürüttüğü arama faaliyetleri neticesinde ulaşılan iki naaşın da kadın olduğu belirlenmiştir. Polis Teşkilatımız tarafından kimlik tespit çalışmalarına başlanmıştır. Ulaşılan iki naaşla birlikte kazada hayatını kaybeden insanlarımızın sayısı 12’ye yükselmiştir. Kayıp 16 insanımıza ulaşmak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü desteği ve ilgili tüm birimlerimizin katılımıyla arama faaliyetlerimiz 7 gün 24 saat esasına göre aralıksız devam etmektedir.
Bu zorlu süreçte ilk andan itibaren yanımızda olan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’na, Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığımıza ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımıza teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde, TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerimizin komutanlarına ve personeline, arama çalışmalarında gece gündüz büyük bir özveriyle görev yapan tüm askeri ve sivil ekiplerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Arama çalışmalarında görev alan tüm ekiplerimiz, kayıp insanlarımıza ulaşmak için aynı kararlılık ve hassasiyetle çalışmalarını sürdürecektir. Hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve yakınlarına sabır diliyoruz. Milletimizin bir kez daha başı sağ olsun.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yüreğir ve Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimlerinde yaşananları eleştirdi. Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
“Bir zamanlar bu iktidarın dilinden ‘millet iradesi’ düşmezdi. Üsküdar’da ve Yüreğir’de yaşananlara bakıyorum: Mahkemeler, soruşturmalar, gözaltılar, meclis üyesi transferleri… Soruyorum: Millet iradesi yalnızca halk sizi seçtiğinde mi kutsal?
Buradan bütün Cumhuriyet Halk Partililere sesleniyorum: Birbirinize sahip çıkın. Kimse bu baskılar karşısında kendisini yalnız hissetmesin. Korkmayacağız, dağılmayacağız, birbirimizi yalnız bırakmayacağız.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri milletin oylarıyla kazanılmıştır. Milletin verdiği emaneti masa başı oyunlarıyla kimseye teslim etmeyeceğiz. Bir belediye başkanlığı uğruna iktidarın gücünü insanların üzerine sürmekten vazgeçin. Sandıkta alamadığınız belediyeleri tek tek bu yöntemlerle mi alacaksınız? Bir belediyeyi daha almak için memleketi bu hâle getirmeye, hukuku, ahlakı ayaklar altına almaya değer mi? Cumhuriyet Halk Partisi’ni korkutarak, parçalayarak asla teslim alamazsınız.”
Partinin sosyal medya hesaplarından yayımlanan mesajda şu ifadeler yer aldı:
“4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen milli iradenin tek bir çatı altında birleştiği gündür. “Manda ve himaye kabul olunamaz” diyen irade, bu topraklarda bağımsızlığın yolunu çizmiş ve Cumhuriyet’in temellerini daha da sağlamlaştırmıştır.
Bugün de aynı iradenin, aynı bağımsızlık ruhunun, aynı vatan sevgisinin ve dolayısıyla Türk milletinin izindeyiz. Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak emperyalizme ve bölücü dayatmalara karşı mücadeleyi sürdürecek; Sivas’ta yakılan meşalenin ışığında, aynı kararlılıkla yürüyeceğiz.”
4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen milli iradenin tek bir çatı altında birleştiği gündür. “Manda ve himaye kabul olunamaz” diyen irade, bu topraklarda bağımsızlığın yolunu çizmiş ve Cumhuriyet’in temellerini daha da sağlamlaştırmıştır.… pic.twitter.com/IL3wOihjrQ
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) September 4, 2026
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın danışmanlığına atanan PKK/YPG elebaşı Mazlum Abdi, İlke TV’ye verdiği röportajda, SDG’nin entegrasyonunun ardından Suriye’de Kürtlerin önündeki yeni döneme, SDG’nin yerine kurulması beklenen siyasi yapıya ve Türkiye ile ilişkilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Abdi, “SDG’nin yarattığı boşluğu dolduracak bir siyasi yapının oluşması önemlidir. Şimdi halkımız içerisinde siyasi faaliyetler yürütenler bu konuyla ilgili çalışmalar yapıyor. Ancak henüz ne şekilde olacağı, isminin ne olacağı netleşmiş değil” dedi.
Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin yeni dönemde arttığını ifade eden Abdi, Ankara’nın ülkenin yeniden inşasında da rol üstlenebileceğini belirterek, şunları söyledi:
“Yeni dönemde şüphesiz Türkiye’nin Suriye’deki rolü arttı. Suriye’nin meseleleri Türkiye’yi ilgilendirmeye ve Suriye’deki Türkiye etkisi sürecektir. İnanıyorum ki Suriye’nin yeniden inşası konusunda da Türkiye’nin rolüne dair genel bir ittifak vardır. Önümüzdeki dönemde de bunu göreceğiz. Türkiye Suriye’nin yeniden inşasında ekonomik açıdan veya başka konularda olumlu bir rol oynayabilir ve inanıyorum ki bu rolü oynayacaktır.
‘SURİYE’DEKİ KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜNDE OLUMLU ETKİSİ OLACAK’
Yine şu anda Türkiye’de devam eden barış süreci de özellikle Suriye’ki Kürtlerin dosyasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye Devleti, Suriye’deki Kürtlerin varlığının SDG’nin varlığını kendi ulusal güvenliğinin bir parçası olarak gördü, bu şekilde yaklaştı. Uzun süre çatışmalar vardı, Türkiye’nin buraya askeri müdahaleleri oldu. Şu an Türkiye’de yürüyen çözüm sürecinin bu konuda da önemli etkisi oldu. Bu konuda da güvenlik anlamında bir istikrar ve çatışmasızlık durumu var. İnanıyorum ki İmralı ve Türkiye Devleti arasında yürüyen çözüm sürecinin Suriye’deki Kürt meselesinin çözümünde olumlu etkisi olacaktır.
Türkiye’de yürütülen barış süreci bir şekilde Türkiye’nin buradaki ilişkilerinde de etkili oldu. Hem Türkiye’yle ilişkilerimizin devamına hem de buradaki sürece katkısı oldu.”
Mazlum Abdi, ayrıca yeni görevinin henüz resmen başlamadığını, entegrasyonla bağlantılı çalışmalar tamamlandıktan sonra Şam’da görev yapacağını ve Türkiye ile ilişkilerde güvenlik başlığının ötesine geçen bir zemin oluşturulmasını istediğini söyledi.
ÖZERKLİK İTİRAFI
Mazlum Abdi, şunları söyledi:
“Önemli olan Suriye’de sağlam bir statümüzün olması. Her şeyden önce yasal bir çerçevede Kürt halkı kimliğiyle bu yeni devlete katılıyor. Bu büyük bir başarıdır. Biz bu devlete katılıyoruz derken kendi bölgemizde devlet adına kendimizi yöneteceğiz. İdari ve askeri işleri devlet adına devletin bir parçası olarak kendi bölgemizde kendimiz yürütüyoruz. Entegrasyon bu esaslar üzerinde kurulmuştur.”
“Önemli olan Suriye’de sağlam bir statümüzün olması. Her şeyden önce yasal bir çerçevede Kürt halkı kimliğiyle bu yeni devlete katılıyor. Bu büyük bir başarıdır. Biz bu devlete katılıyoruz derken kendi… pic.twitter.com/vv9ZSL0fOZ
ABD ile İran arasında yeniden tırmanan gerilim ve Ukrayna’nın Rusya’daki petrol rafinerilerini hedef alan saldırıları, küresel petrol piyasalarında arz endişelerini artırdı.
Motorine gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere 7,72 TL, benzine ise 2,48 TL zam yapıldı.
Pompa fiyatlarına yansıyan bu artışın ardından özellikle motorin fiyatları büyükşehirlerde rekor seviyelere ulaştı. Ankara ve İzmir’de motorinin litre fiyatı 90 TL bandını yakalarken, İstanbul’da da 90 lira sınırına dayandı.
GÜNCEL AKARYAKIT FİYATLARI
Zammın ardından üç büyükşehirde güncel akaryakıt fiyatları netleşti.
İstanbul’un Avrupa Yakası’nda benzinin litre fiyatı 76,92 TL’ye, motorin ise 88,88 TL’ye yükselirken; Anadolu Yakası’nda benzin 76,77 TL’den, motorin ise 88,76 TL’den satılmaya başladı.
Ankara’da benzinin litresi 77,87 TL, motorin ise 90,00 TL olurken; İzmir’de benzin 78,15 TL’ye, motorin ise 90,27 TL’ye ulaştı.
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, 2015’te eski ABB Başkanı Melih Gökçek’i Ankara’yı FETÖ’cülere parsel parsel satmakla suçlamıştı. Gökçek o dönemde herhangi bir soruşturma geçirmemişti. Ancak 11 yıl sonra geçtiğimiz günlerde gazeteci Murat Ağırel’in Gökçek’in mal varlığı üzerine yaptığı haberin ardından soruşturma başlatıldı.
Sözcü’den İsmail Saymaz’a konuşan Arınç, o dönemki sözleri ve mevcut soruşturmaya ilişkin olarak şunları söyledi:
“Savcı ‘Buyurun, tanık sıfatıyla size şunları soracağız’ derse koşa koşa giderim. Ben sözümün eriyim. Yıllarca ceza avukatlığı yaptım. Şahitliğin ne olduğunu bilirim. Ama bana sordukları şeyler mutlaka 2015 öncesine ait şeyler olmalı. Yoksa bu olaylar yeni, üzerine bir şey söylemem, bir şey de bilmiyorum. Duyuma ait şeyleri konuşmayı sevmem. Bizzat yaşadığım gördüğüm şeyleri anlatırım. Tahkikat genişleyecekse, eskiye ait de bir şeyler konuşulacaksa, beni de lütfeder çağırırlarsa, sorduklarına cevap veririm. Ama 2017 sonrasına ait bir şey yaşamadım, görmedim. Sadece duyuyorum. Ceza hukukunda duyuma dair şeyler ciddi sayılmaz.”
“Sizce neden ‘Parsel Parsel’ dediğinizde değil de bugün soruşturma açıldı?” sorusunu da Arınç, “Ah, onu bir bilebilsem, bir bilebilsem…” sözleriyle yanıtladı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Vatandaşlarımıza ait kişisel verilerin yasa dışı yollarla ele geçirilerek ‘panel’ adı verilen sorgulama sistemlerinde kullanıldığı tespit edilmiştir. Soruşturmanın genişletilmesiyle de yasa dışı panel sistemini kullandığına ilişkin somut deliller elde edilen 31 avukat hakkında bugün gözaltı kararı verilmiş, 39 farklı avukatlık bürosunda arama ve el koyma işlemlerine başlanmıştır” dedi.
Gürlek’in açıklaması şöyle:
“Vatandaşlarımızın mahremiyeti bizim için dokunulmazdır!
Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla ele geçirilmesi, ticari bir meta hâline getirilmesi ve bu bilgiler kullanılarak vatandaşlarımızın mağdur edilmesi asla kabul edilemez.
Bu çerçevede İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız Bilişim Suçları Soruşturma Bürosu koordinasyonunda, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen çalışmalarda; vatandaşlarımıza ait kişisel verilerin yasa dışı yollarla ele geçirilerek “panel” adı verilen sorgulama sistemlerinde kullanıldığı tespit edilmiştir.
Yapılan incelemelerde bu yasa dışı sistemlerin bazı hukuk bürolarına ücret karşılığında satıldığı ve abonelik sistemiyle kullandırıldığı; bazı hukuk bürolarının da herhangi bir hukuki ilişkisi bulunmayan vatandaşların kişisel bilgilerine bu sistemler üzerinden ulaşılarak “borcunuz yasal takibe düştü”, “uzlaşma sürecini kaçırdınız”, “hakkınızda haciz işlemi başlatıldı” gibi gerçeğe aykırı ifadelerle mağdur edildiği anlaşılmıştır.
Soruşturmanın ilk aşamasında yasa dışı sistemi kuran, işleten ve gelir akışında yer aldığı tespit edilen şüpheliler hakkında adli işlemler yapılarak 10 şüpheli hakkında kamu davası açılmıştır. Soruşturmanın genişletilmesiyle de yasa dışı panel sistemini kullandığına ilişkin somut deliller elde edilen 31 avukat hakkında bugün gözaltı kararı verilmiş, 39 farklı avukatlık bürosunda arama ve el koyma işlemlerine başlanmıştır.
Bu önemli soruşturmayı büyük bir titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul Emniyet Müdürlüğümüze ve soruşturmada görev alan tüm kamu görevlilerimize canı gönülden teşekkür ediyorum.
Hukuku istismar ederek hukuksuzluk yapan hiç kimsenin yanına kâr kalmayacaktır.”
Yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde okulların fiziki koşulları yeniden gündeme geldi.
Veryansın Tv’nin edindiği bilgiye göre, 2026-2027 eğitim-öğretim yılında Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde iki ortaokul ile bir ilkokul aynı binada eğitim görecek.
BİR BİNA ÜÇ OKUL
Yapımına 2023 yılında başlanan Ayşe Özbağı İlkokulu ve Ortaokulu binaları, aradan geçen yaklaşık üç yıla rağmen eğitim-öğretime açılamadı.
Bu nedenle Şehit Meriç Alemdar Ortaokulu, Ayşe Özbağı Ortaokulu ve Ayşe Özbağı İlkokulu öğrencileri yeni eğitim-öğretim döneminde aynı okul binasında eğitim görecek.
ÜÇ YILDIR TAMAMLANAMADI
Milli Eğitim Bakanlığının resmi kayıtları, okul inşaatlarındaki sürecin 2023 yılına kadar uzandığını ortaya koyuyor.
Gölbaşı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 1 Kasım 2023’te Ayşe Özbağı İlkokulu ve Ortaokulu inşaatının devam ettiğini duyurdu. 10 Aralık 2024 tarihli açıklamada da 24 derslikli okul inşaatının sürdüğü bildirildi.
15 Aralık 2025’e gelindiğinde ise İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okul için hâlâ “yapımı devam eden” ifadesini kullandı.
‘MÜTEAHHİTLER PROJEYİ YARIM BIRAKTI’ İDDİASI
Gölbaşı Son Gaste’nin 6 Ağustos 2025 tarihli haberinde, okul inşaatını üstlenen müteahhitlerin projeyi yarım bıraktığı, inşaatın bir süre atıl kaldığı ve tamamlanması için yeni bir ihale açıldığı iddia edildi.
AYNI BİNADA İKİLİ ÖĞRETİM
Ayşe Özbağı İlkokulunun internet sitesinde okulun Şehit Meriç Alemdar Ortaokulu binasında “öğlenci” olarak eğitim verdiği, öğretim şeklinin ise “ikili öğretim” olduğu belirtiliyor.
Okulun resmi sayfasında, yeni binaların yapımı nedeniyle Ayşe Özbağı İlkokulunun 2024-2025 eğitim-öğretim yılında da Şehit Meriç Alemdar Ortaokulu binasında hizmet verdiği bilgisi yer alıyor.
YENİ BİNALAR YÜZDE 90 TAMAMLANDI
Öte yandan Ayşe Özbağı İlkokulu ve Ortaokulunun yeni binalarındaki çalışmaların bugün itibarıyla yaklaşık yüzde 90 seviyesine ulaştığı öğrenildi.
Binalarda bahçe düzenlemesi, abonelik işlemleri ve tamamlayıcı çalışmaların kaldığı belirtildi.
Buna rağmen yeni binaların henüz teslim edilmemesi nedeniyle üç okulun 2026-2027 eğitim-öğretim yılında aynı binada eğitim vereceği öğrenildi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 4 Eylül hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzey ve batı kesimlerinin parçalı yer yer çok bulutlu, İç Ege’nin güney ve doğusu, Akdeniz’in iç ve yüksek kesimleri, Batı Karadeniz’in batısının iç kesimleri, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ve Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusunun sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyretmeye devam etmesi bekleniyor.
Rüzgarın genellikle kuzeyli yurdun güneydoğu kesimerinde günaybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güneybatısı ile Kuzey Ege’de kuzey ve kuzeydoğu yönlerden, Güneydoğu Anadolu’nun kuzeyi ve Doğu Anadolu’nun batısında batı ve güneybatı yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı bulutlu, batısının yer yer çok bulutlu, Trakya’nın batısının yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, güneybatı kesimlerinde kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
BURSA °C, 30°C
Parçalı bulutlu
ÇANAKKALE °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 30°C
Parçalı çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Parçalı ve az bulutlu, iç kesimlerinin yer yer çok bulutlu, İç Ege’nin güney ve doğusunun yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzey kesimlerde kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
DENİZLİ °C, 35°C
Parçalı çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İZMİR °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
MANİSA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
UŞAK °C, 31°C
Parçalı çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu, iç ve yüksek kesimlerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu, kuzey çevreleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu, iç kesimleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BURDUR °C, 32°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzeybatı kesimleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu, kuzey kesimleri yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ÇANKIRI °C, 30°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ESKİŞEHİR °C, 27°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KAYSERİ °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu, iç kesimlerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BARTIN °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
BOLU °C, 25°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE °C, 27°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarının aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 29°C
Parçalı bulutlu
RİZE °C, 27°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 27°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON °C, 26°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzeydoğu kesimlerinin yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu, kuzey kesimleri yer yer çok bulutlu öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 26°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi:
“Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu’nun 2027 AB bütçesine ilişkin verdiği görüşte, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerine iftira atmak amacıyla inşa edilecek sözde bir anıta kaynak ayrılmasının da tavsiye edildiği öğrenilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’yla Kıbrıs Türk halkının yok edilmesini engellemiş ve Ada’nın tamamına yarım asrı aşkın süredir devam eden barışı getirmiştir. Rum tarafınca ortaya atılan iddialar, tarihi gerçekleri çarpıtmakta ve siyasallaştırmaktadır.
AB kurumlarının, Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sunmak yerine, tarafsızlık ve adalet ilkelerinden uzaklaşarak Rum tarafının propagandasına alet olması, toplumlar arası güveni daha da zedelemektedir. AB yetkililerine, attıkları her adımla Türkiye’yi AB’den uzaklaştırmayı hedefleyen çevrelerin aracı haline gelmemeleri çağrısında bulunuyoruz.”
UEFA, Fenerbahçe’nin Olympique Lyon ile oynadığı rövanş maçı nedeniyle Fenerbahçe Spor Kulübü ve oyuncular Mattéo Guendouzi ve Mason Greenwood hakkında disiplin süreci başlattı.
Fenerbahçe Spor Kulübü’nden konuya ilişkin yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:
“UEFA Şampiyonlar Ligi Play-Off Turu rövanş karşılaşmasının ardından futbolcularımız Mattéo Guendouzi ve Mason Greenwood ile Kulübümüz hakkında UEFA tarafından disiplin süreci başlatılmıştır. Kulübümüz, söz konusu süreçte futbolcularımızın ve Fenerbahçe’nin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla gerekli savunmaları UEFA’nın ilgili kurulları nezdinde gerçekleştirecektir. Sürece ilişkin gerekli bilgi, belge ve savunmalar UEFA’ya sunulacak olup gelişmeler Kulübümüz tarafından titizlikle takip edilmektedir.”
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen gemi kazasına ilişkin soruşturma kapsamında ALSU isimli gemideki bilirkişi incelemesi sonrası ön rapor ortaya çıktı.
Raporda kayıp faciasının esas nedenin ‘Çift Taraflı Köprüüstü Disiplinsizliği, Vardiya Standartlarının Tamamen Terk Edilmesi ve Durumsal Farkındalık Kaybı’ olduğu belirtildi.
Raporda, ALSU gemisinde gözcünün bulundurulması halinde batmanın engellenebileceği ifade edildi.
Raporda, çarpışmanın 03.13’te gerçekleştiği, kazanın ardından Tuğberk İmamoğlu gemisinin iskele tarafından yırtılma nedeniyle süratle battığı ALSU gemisinde ise sancak bordadaki hafif sıyrıklar dışında seyri engelleyecek veya su almaya sebep olacak majör hasar oluşmadığı belirtildi.
Raporda kayıp faciasının esas nedenin ‘Çift Taraflı Köprüüstü Disiplinsizliği, Vardiya Standartlarının Tamamen Terk Edilmesi ve Durumsal Farkındalık Kaybı’ olduğu belirtildi.
Raporda “Tuğberk İmamoğlu gemisinin AIS cihazını kapatarak seyretmesi ve telsiz mutabakatına aykırı olarak son 0.5 milde sancağa dönmesi çatışmayı fiziki olarak başlatan aktif tetikleyici etkendir. Ancak bu tetikleyici etkenin bir facia ile sonuçlanmasının arkasındaki asli kök neden M/T ALSU gemisindeki köprü üstü zafiyetidir” denildi.
‘GÖZCÜ BULUNDURSAYDI, BATMA ENGELLENEBİLİRDİ’
Raporda şu ifadeler yer aldı:
“Eğer ALSU, kendi emniyet kılavuzundaki (BMM) ‘Watch Condition B’ kuralına riayet ederek köprüüstünde tecrübeli Kaptan’ı ve ek bir gözcüyü bulundursaydı; Tuğberk İmamoğlu’nun kontrolsüz sancağa dönüş manevrası 0.5 mil yerine 1.5-1.8 mil mesafede saptanabilir, COLREG Kural 8 uyarınca ivedilikle makineler stop edilerek veya acil tornistan verilerek çatışma tamamen önlenebilir ya da darbe şiddeti minimuma indirilerek Tuğberk İmamoğlu’nun batması engellenebilirdi. Köprüüstündeki tek başına, tecrübesiz zabit bu durumu zamanında analiz edememiş ve can kaybı/kayıp faciasının kapısı aralanmıştır. Şu ana kadar Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Gemi Trafik Hizmetleri tarafından dosyaya sunulan VTS görüntülerinde, Tuğberk İmamoğlu gemine ait bir görüntü kaydı bulunmamaktadır. Oysa ki Tuğberk İmamoğlu gemisi Alsu gemisinin ECDIS ekranında görülmüştür.”
Seneledir Rusya’nın Pasifik Okyanusu kıyısındaki en büyük kenti Vladivostok’ta düzenlenegelen “Doğu Ekonomik Forumu” (DEF) bu sene de tam 1 Eylül itibariyle binlerce ziyaretçisine kapılarını açtı. Ondan hemen öncesinde Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü üye, gözlemci ve olası aday ülkelerin delagasyonlarının bir kısmı dsa, Kırgız başkentindeki buluşma sona erer ermez, Rusya’nın forumun her yıl organize edilegeldiği şehrine uçtular. Aynı zamanda Asya’nın en büyük iktisadi etkinliklerinden birisi olan DEF’te bu sene de gündem oldukça yoğun ve yüklü. Dahası, Avrasya’nın motor gücü ekonomileri özellikle bu yıl, hem devasa kıtayı hem de toplamda global ekonomik dengeleri giderek daha fazla değiştirecek sayısız ticaret anlaşmasına imza atıyor ve kritik kararlar alıyorlar. Bir kere en başta ev sahibi ülke Rusya Federasyonu’nun ekonomisini, her yıl oranı artacak biçimde daha fazla Asya ve Afrika ülkeleri yönünde yapılandırmakta olduğu görülüyor. Bununla birlikte ziyaretçi ve gözlemciler, önceki yılki mütevazi büyüme oranına rağmen “Rus ekonomisinin bu seneden itibaren daha istikrarlı bir büyüme yönelişine geçeceğinin kuvvetli sinyallerinin alındığını” belirtiyorlar.
TARİHİ GELİŞME
Son yıllarda geniş Avrasya havzasındaki dinamik ekonomik eğilimlere yakından bakıldığında ev sahibi ülkenin “Küresel Güney” ve Doğu pazarlarında “kilit oyuncu” statüsünü pekiştirdiği ileri sürülüyor. Gerçekten de özellikle son 10-15 yıldır küresel ticaret akışlarının Batı ülkelerinden giderek Asya ve hatta Afrika’ya doğru yön değiştirmekte olduğunu, her iki kıtanın da, ancak bilhassa birincisinin rekor düzeylerde ticaret hacmine ulaşmakta olduğunu ve dahası ve belki de en önemlisi, dünya tarihinde yüzyıllar sonra yepyeni lojistik rotalarının oluşturulduğu ifade edilmekte. Burada tam olarak bahsediyor olduğumuz yeni gerçekliğin en güncel simgesi muhtemelen, Çin’den yola çıkan büyük tonajlı bir geminin “Kuzey Deniz Yolu” üzerinden geçip önceki günlerde Rusya’nın meşhur Murmansk limanına varması oldu. Bu ticari sehayat; nam-ı değer “Arktik Koridoru”nun, Asya’daki üretim merkezlerini Rusya’nın sanayi ve ticari merkezlerine bağlayan geleneksel güney rotalarına gerçek anlamda ve güvenli bir alternatif haline geldiğini kanıtlamaya başladı. İşte DEF, dünya ticari – lojistik ve haliyle ekonomi tarihini kökten değiştirecek gelişmelerin ve dönüm noktalarının yaşandığı bir dönemde düzenleniyor bu yıl. Her sene Güney Asya ülkelerinden daha çok yatırım çeken Vladivostok’ta çok kutuplu dünya ekonominin mimarisi oluşturulurken, Asya-Pasifik bölgesinden ve Afrika kıtasından yüzlerce heyetle karşılıklı, şimdiden milyarlarca dolarlarla ölçülen ticaret sözleşmeleri imzalanıyor. Şimdi de, yaşanan değişimlerin ölçeğini tam olarak yansıtan ve toplam dört ana temaya ayrılan bu yılki forum gündemine ve programların içerine detaylıca bakalım.
NELER KONUŞULDU?
DEF’in sabahtan akşama kadar tam dört gün boyunca sürmekte olan oturum, toplantı ve diğer etkinliklerinin temel üst başlıkları, alt başlıkları ve de kısa içerikleri özetle şunlar:
1. Çok kutuplu bir dünyada uluslararası işbirliği ve ticari diyaloglar: “Rusya – Çin”, “Rusya – Hindistan”, “Rusya–ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği)” ve “Rusya – Afrika” formatında toplantılar. Birliklerin entegrasyonu: EAEU (Avrasya Ekonomik Birliği) ve BRICS’in gündemlerinin birleştirilerek tek ve kesintisiz bir ekonomik alan oluşturulması. Yeni finansal sistem: İlgili ülkeler arasında bağımsız ödeme mekanizmalarının geliştirilmesi ve ulusal para birimleri üzerinden ödemelerin genişletilmesi.
2. Lojistik ve bağlantı altyapısı – Kuzey Deniz Yolu: Liman altyapısının, ticari buzkıran filolarının ve yıl boyunca seyrüseferlerin arttırılması. Baykal–Amur ve Transsibirya demiryolu hatlarının modernizasyonu: Doğu demiryolu hattının taşıma kapasitesinin genişletilmesi. Ulaşım koridorları: Rusya’nın Çin ve Asya’daki “dost ülkelerle” olan hudutu boyunca yeni lojistik merkezlerin oluşturulması.
3. Teknolojik egemenlik ve endüstriyel büyüme – Ortak inovasyonlar: Mikroelektronik ve robotik sahalarında teknoloji transferi ve ortak girişimlerin oluşturulması. Enerji ittifakı: Petrol, gaz ve kömür tedariklerinin yeniden yönlendirilmesi ve nükleer enerji alanında müşterek projeler. Dijital entegrasyon: Siber güvenlik, yapay zeka ve “bulut bilişim” alanlarında iş birliği.
4. Yerel bölgelerin geliştirilmesi ve Uzak Doğu’nun insan sermayesi: Sonuçların özetlenmesi ve uzmanları çekme programlarının ölçeklendirilmesi. Şehirlerin master – planları: Uzak Doğu’nun mühim kentsel alanlarının finansmanı ve yenilenmesi. Turistik potansiyel: Yeni tatil bölgelerinin teşkil edilmesi ve de Asya ve Afrika ülkeleri ile Rusya arasındaki vize rejiminin kolaylaştırılması.
ASYA-AFRİKA İLETİŞİMİNİN KİLİT ALANLARI
“Uzakdoğu Federal Üniversitesi”nin kampüsünde düzenlenen DEF’teki tartışma, görüşme ve buluşmaların ağırlık noktalarının ilk sıralarında Güneydoğu Asya başta olmak üzere, geniş Avrasya hinterlandındaki yeni lojistik merkezlerin yapılandırılması ve mevcutların da geliştirilip entegrasyonlarının ilerletilmesi geliyor. Bu kapsamda Çin ie Rusya arasındaki ticari görüşmeler ve ilgili anlaşmalar öncelikli olarak elektronik, otomotiv endüstrisi, enerji kaynaklarının tedariki, Kuzey Deniz Rotası (Murmansk-Şanghay) ve de Blagoveşçensk / Zabaykalsk sınır geçiş kapıları ve gümrük noktaları üzerine odaklanmış. Rusya ileHindistan arasındakikonu başlıkları ise petrokimya, ilaç, gübre, savunma sanayi, Kuzey – Güney Uluslararası Taşımacılık Koridoruüstüne yoğunluk kazanmış durumda. Bunun dışında ise, Afrika ülkeleri ile Rusya arasındaki temaların merkezinde isegıda, tarım makineleri ve madencilik endüstrisinin geldiği görülüyor.
‘EKONOMİK EGEMENLİK VE BAĞIMSIZLIK’
DEF boyunca hakikaten de fark ediliyor ki, Rusya’nın “ekonomik egemenlik ve bağımsızlığı” artık teorik bir kavram veya tek taraflı hayal olmanın çok ötesine geçip gerçekliğe dönüştüğü savunuluyor. Vladivostok’taki ekonomik forumun; Güney Asya limanlarından Arktik Okyanusu üzerinden Murmansk ve Saint Petersburg limanlarına kadar yapılmaya başlanan düzenli ticari gemi seferleri, yine Rusya üstünden de geçen Çin’in yeni kuşak-yolunun Novorossiysk Limanı’na bağlanması, ülkenin sadece yeni yaptırım ve abluka koşullarına fazlasıyla uyum sağlamadığını, ama dahası ve aynı zamanda Çin başta olmak üzere en yakın büyük ticari partnerleriyle beraber yepyeni bir küresel ekonomik haritanın oluşum sürecine öncülük ettiği ileri sürülüyor.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ı Ercan Havalimanı’nda KKTC Başbakanı Ünal Üstel karşıladı. Yılmaz’ın, gemi faciasında kayıp yakınlarını bekleyen aileler ve Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a taziye ziyaretinde bulunacağı öğrenildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kayıtdışı para transferleri iddiasıyla hakkında resen soruşturma başlatılan eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ifade vermeye çağrıldı.
Başsavcılık, Gökçek’i, 4 Eylül Cuma günü saat 16.00’da şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdı.
NE OLMUŞTU?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı yönündeki iddialar üzerine resen soruşturma başlatmış ve soruşturma, Cumhuriyet yazarı Murat Ağırel’in Gökçek ailesinin Avrupa’daki milyonlarca dolarlık yatırımlarına ve para trafiğine ilişkin gündeme getirdiği iddiaların ardından gelmişti.
Haberde; Gökçek ailesinin Düsseldorf’ta bina, Velbert’te AVM için anlaşmalar yaptığı iddialarını gündeme getirilmişti. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Gökçek hakkında soruşturma başlatmıştı.
Soruşturma haberinin ardından açıklama yapan Gökçek ise “Allah’ın izniyle kendimi Türk adaletine teslim ediyorum” demişti.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Avukatı Nadi Türkaslan; Melih Gökçek, ailesi, Beyaz TV Ankara ve Osmanlıspor yöneticileri ile ihaleye fesat karıştırdığı iddia edilen kişiler hakkında “suç örgütü” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, PKK/YPG terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi’yi Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atamıştı.
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre atama, 2026 tarihli ve 164 sayılı kararnameyle gerçekleştirilmişti.
Kararnamede, “Cumhurbaşkanı Ahmed Şara 2026 tarihli ve 164 sayılı kararnameyle Mustafa Halil Abdi’yi (Mazlum Abdi) Cumhurbaşkanlığı nezdinde danışman olarak atamıştır” ifadelerine yer verilmişti.
İlişkili Haber
PKK resmen Suriye’ye ortak oldu: Ahmed Şara, Mazlum Abdi’yi danışman olarak atadı
Söz konusu gelişmelerin ardından Mazlum Abdi’nin isminin terörden arananlar listesinden silindiği ortaya çıktı.
Daha önce “Ferhat Abdi Şahin” ismiyle ulaşılabilen kayıt, şimdi ne kırmızı listede ne de diğer listelerde yer alıyor.
Abdi, atandıktan 3 gün sonra, ağustıos ayının sonunda listede bulunuyordu.
SDG’nin üst düzey isimlerinden biriyken Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olarak atanan Sipan Hemo kod adlı Semir Asu da ağustos ayının ortalarında Türkiye’de terör listesinden çıkarılmıştı.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi dönüşünde açıklamalarda bulundu.
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Değerli basın mensubu arkadaşlarım, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Kırgız Cumhuriyeti’nin ev sahipliğinde icra edilen Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ne katılmak üzere Bişkek’e yaptığımız ziyareti tamamlamış bulunuyoruz. Değerli dostum, Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un davetiyle diyalog ortağı olduğumuz Teşkilat’ın bu yılki zirvesine şeref konuğu olarak iştirak ettim. Ayrıca liderlerle birlikte 31 Ağustos akşamı 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış törenine katıldım, sporcularımızı selamladım. Bu vesileyle kardeş Kırgız halkının 31 Ağustos Bağımsızlık Günü’nü bir kez daha canı gönülden tebrik ediyor, kıymetli kardeşim, Sayın Caparov nezdinde ev sahiplikleri için Kırgız halkına en kalbi şükranlarımı sunuyorum.
Kıymetli basın mensupları, bundan 30 yıl önce “Şanghay Beşlisi” ismiyle temeli atılan Şanghay İşbirliği Teşkilatı, zaman içerisinde yaklaşık 30 ülke ve uluslararası kuruluşu bünyesinde toplayan en büyük bölgesel teşkilat haline gelmiştir. Asya Pasifik bölgesi ile Orta Doğu’yu bünyesinde buluşturan yegâne yapı olan bu Teşkilat, toplam 35 trilyon doları bulan bir ekonomik yapıyı ve 4 milyarın üzerinde nüfusu temsil ediyor. Bizim de sadece Teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Türkiye olarak gelişen ekonomimiz ve Doğu ile Batı arasındaki stratejik konumumuz gereği bu büyük ekonomik ve beşerî coğrafyayla ilişkilerimizi artırmanın gayretindeyiz. Esasen 2019 yılında ilan ettiğimiz “Yeniden Asya” girişimimiz de bu düşüncemizin yansımasıdır.
Şanghay İşbirliği Teşkilatı’yla bizi birbirimize yaklaştıran bir diğer önemli husus, paylaştığımız bölgesel sahiplenme kültürüdür. Zirvede yaptığım hitapta bu hususa dikkat çekerken aynı zamanda çok taraflılığı ve iş birliğini esas alan diplomatik yaklaşımımızı anlatma fırsatı buldum. Küresel adalet, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmadan ayrı düşünülemeyecek olan iklim değişikliği ile mücadele ve enerji gibi konulardaki çalışmalarımız hakkında bilgi verdim.
Zirve marjında mevkidaşlarımla da görüşmelerim oldu. Azerbaycan, Kırgızistan ve Rusya Federasyonu liderleriyle gündemimizdeki konuları ayrıntılı şekilde ele aldık. Ayrıca aralarında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin de yer aldığı muhataplarımla fikir teatisinde bulunduk.
Kıymetli basın mensupları, hep söylediğimiz üzere en batıdaki Asyalı ve en doğudaki Avrupalı ülke olarak bizimle aynı değerlere sahip her girişimin doğal parçası olmayı sürdüreceğiz. Bilhassa bölgemizde vuku bulan çeşitli çatışma ve krizlerin uluslararası hukuk temelinde diyalog ve diplomasiyle çözümüne yönelik ilkeli tutumumuzu devam ettireceğiz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin ülkemiz, milletimiz, bölgemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.”
‘HEDEFİMİZ 360 DERECELİK BİR VİZYONLA KENDİ AĞIRLIĞIMIZI ARTIRMAK’
Erdoğan’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle…
– Bişkek Zirvesi’nde alınan kararlar, Türkiye ile Şanghay İşbirliği Teşkilatı arasındaki ekonomik ilişkileri nasıl etkiler? Türkiye’nin, Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile iş birliğini tam bir üyeliğe taşıma ihtimali var mıdır?
Değerli arkadaşlar, öncelikle Bişkek Zirvesi, ülkemizin ekonomik, siyasi ve stratejik seçeneklerini çeşitlendirme iradesinin somut bir göstergesi olmuştur. Türkiye olarak, Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na üye ülkelerle ikili düzeyde ticari ve ekonomik ilişkilere sahibiz. Çin’den Orta Asya’ya, Rusya’dan Güney Asya’ya uzanan geniş coğrafyada, Türkiye’nin ticari ve ekonomik açıdan büyük fırsatlar barındırdığını artık herkes görüyor. Teşkilatla ilişkilerimizde çok yönlü dış politika anlayışımızın yansıması olarak son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedildi. Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile dengeli ilişkiler geliştirebilen, bağlarını da bu ölçüde derinleştirebilen bir ülke. Türkiye’nin bu yaklaşımı, küresel sorunlara iş birliği ve etkin çok taraflılık temelinde çözüm bulma amacını da kuvvetlendiriyor. Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile önümüzdeki süreçte ilişkilerin daha ileri seviyelere taşınması da bizim açımızdan mümkün. Şunun da altını özellikle çizmek isterim. Türkiye’nin teşkilata üyelik perspektifi, bir bloktan bir kopuş, Batı’ya sırt çevirme anlamına asla gelmez. Hedefimiz; 360 derecelik bir vizyonla kendi ağırlığımızı artırmaktır.
– Zirve kadar dikkat çeken konulardan bir tanesi de Rusya Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin’le görüşmeniz oldu. Zirve marjında yaptığınız görüşme genel anlamda nasıl geçti? Hangi konuları ele aldınız?
Sayın Putin ile ikili bir görüşme yaptık. Bu görüşmede de özellikle Rusya-Ukrayna arasındaki gelişmeleri ele alma imkanımız oldu ve çok verimliydi. Çok çok samimi bir havada geçti. Enerjiden ticarete, turizmden yatırımlara kadar birçok alanda Rusya ile önemli bir iş birliğimiz var. Hepsinden öte, milyonlarca Rus turisti ülkemizde ağırlıyoruz. Başka herhangi bir ülkeden böyle bir turist Türkiye’ye gelmiyor. Önceleri biliyorsunuz Almanya da iyi bir konumdaydı. Ama Rusya sonra onları aştı. Türkiye, bölgemizdeki çatışmaların barışçıl noktadaki çözümünde roller üstleniyor. Özellikle Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir an önce barışla neticelenmesi bizim de Sayın Putin’in de beklentisidir. Bir an önce istiyoruz ki; bu bölgede Rusya-Ukrayna arasında bir barış süreci de gerçekleşsin, bölgeye barış egemen olsun. Bu savaşın hem bölgemiz hem dünyamız, hem de taraflar için hayırlı bir sonuç doğurmadığı ortada. Peki bundan Putin memnun mu? Memnun değil. Bir an önce bu işin hayırlısıyla sonuçlanmasını o da bekliyor. Biz barış için elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu Sayın Putin’e ifade ettik. Savaşın değil, barışın kazanacağı bir gerçek. Bunun için de her türlü gayreti göstermeye hazırız.
‘MEKKE İTTİFAKINA TEPKİ KOYAN ÇOK AZ ÜLKE VAR, AMA GİZLİDEN TEPKİ KOYAN ÜLKELER DE MEVCUT’
– İstanbul’da Mekke İttifakı’nın ilk önemli toplantısı gerçekleştirildi. Biz biliyoruz ki bölgedeki bazı ülkeler bu ittifaktan fevkalade rahatsız. Geniş bir coğrafyada barışı inşa etme amacı olan bir savunma iş birliğinden neden bu kadar rahatsızlar?
İstanbul’da gerçekleştirilen toplantı çok çok önemli. Bu ittifakın ilk ve somut adımını atmak üzere Strateji, Siyaset ve Askeri Komitesi toplandı. Üç ülkeden Dışişleri Bakanları, Milli Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları bir araya geldiler. Burada, bir an önce somut adımlar atılması yönündeki yaklaşışımıza binaen, teknik olarak yapılması gereken konuları ortaya koyduk. Bunların başında sekreteryanın kurulması ve işlerlik kazandırılması gerekiyor. Burada askeri ve siyasi konuların ele alınması lazım. Savunma sanayii, önemli bir iş birliği alanı. Bir de askeri operasyonel iş birliği alanı kapsamında askeri eğitimler, askeri standardizasyon, askeri tehdit, imkan ve kabiliyetlerin paylaşılması bunun gibi teknik konular ele alındı. Bunlar hangi zamanlamayla nasıl hayata geçecek, onun kararları alındı. Bu ittifaka açıktan tepki koyan çok az ülke var, ama gizliden tepki koyan ülkeler de mevcut. Özellikle Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye dengesi birçok aktörün açıktan bu ittifakı eleştirmesini zorlaştırıyor. Bu ittifak, bölgemizde istikrar ve güvenlik için kurulmuştur. Biz yolumuza kardeşlerimizle birlikte, güçlenerek devam edeceğiz.
‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNE DAİR İLGİLİ KURUMLARIMIZ ŞU ANDA EŞ GÜDÜM İÇİNDE ÇALIŞIYOR’
– “Terörsüz Türkiye” sürecinde “çerçeve yasa” büyük bir çoğunlukla Meclis’ten geçti. Artık terör örgütünün silahları bırakması bekleniyor. Bu süreçte hedefe ulaşmak için merak ettiğim şey şu; sizce bu sürecin ne kadar bir zamanda tamamlanması gerekir?
Bu tür olaylarda zaman vermek, yani bir takvim ortaya koymak, bu işi zamanlamak mümkün değil. “Terörsüz Türkiye” sürecini bir takvim meselesinden öte bir hedef meselesi olarak görüyoruz. Olaya böyle bakacağız. Elbette devlet olarak bizim bir yol haritamız var, bir planımız, bir takvimlendirmemiz var. Sürece dair ilgili kurumlarımız şu anda eş güdüm içinde çalışıyor. Bugün geldiğimiz noktada Meclis’imizin ortaya koyduğu güçlü mutabakat önemlidir, çok kıymetlidir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulan takip kurulu atılacak adımları, yasada tanımlanan görevler çerçevesinde planlamaya başlamıştır. Yasanın uygulanmaya başlanması için ise örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye olması gerekir. Bu konuda tespit ve teyitlerin nasıl yapılacağı ise bellidir. Süreç adım adım ilerlemektedir. Süreç, bütün her şeyiyle dar kalıplara hapsedilmemiştir. Bu yönde de bir rahatlık söz konusudur. Meseleye devlet ciddiyetiyle yaklaşıyor ve adımlarımızı da buna göre atıyoruz. Milletimiz de “Terörsüz Türkiye’ye desteğini ortaya koymuştur. Böylesi provokasyona açık süreçlerin çok uzamaması gerekir. Bu noktada Meclis Başkanımız da dahil olmak üzere Grup Başkanlarımız her türlü hassasiyeti gösteriyor ve yola da bu kararlılık içerisinde devam ediyoruz.
‘İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK, FARKLILIKLARI YOK ETMEK DEĞİLDİR’
– Sayın Cumhurbaşkanım, siz iç cephenin güçlendirilmesine çok önem veren bir lidersiniz. Siz önem verirken DEM Parti’den zaman zaman aykırı seslerin gelmesi “Toplumsal bütünleşmeye hizmet etmiyor” yorumlarına yol açıyor. Bunu aşacak yeni dil nasıl inşa edilecek? Tavsiye ve çağrınız ne olabilir?
Biz meseleye dar çerçeveden bakamayız. Samimi olacağız. Sorumlu olacağız. Sağduyulu olacağız, Kardeşliğimizi koruyacağız. En geniş perspektiften konuya yaklaşıyor ve hedefe de böylece odaklanıyoruz. Milletin kardeşliğini zedeleyen, toplumsal bütünleşmeyi yaralayan, terörün geçmişte oluşturduğu fay hatlarını yeniden harekete geçirme riski olan yaklaşımları hoş göremeyiz. Siyasi kimlik taşıyan bazı kimselerin birtakım ölçüsüz söylemleri olabilir. Bunu, süreci enfekte etmek için yapanlar da çıkabilir. Bilinsin ki; toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyen her söylem, kaosa katkı sağlar, başka herhangi bir işe yaramaz. Açıkçası, milletimizin bu tür tahriklere karşı ben bir direnç geliştirdiğini düşünüyorum. Bu süreci millet mayalamıştır ve maya da tutmuştur. İç cepheyi güçlendirmek, farklılıkları yok etmek değildir. Bunu boşuna söylemedik. İç cepheyi güçlendireceğiz. Farklılıklarımızla birlikte Türkiye paydasında kenetleneceğiz. Biz buna “Büyük Türkiye Mutabakatı” diyoruz. Bunu unutmayalım. Biz menzile ulaşmak için ne yaptığımızı bilerek bu yolda ilerliyoruz.
– “Terörsüz Türkiye” konusundan devam edeyim. Bu örgütün Suriye’deki yapılanması YPG-PYD’nin fesih kararıyla ilgili nasıl bir değerlendirme yapacaksınız?
Açıklanan karardan kardeş Suriye halkı adına doğrusu memnuniyet duydum. Alınan kararı ve entegrasyonun sağlanmasını olumlu değerlendiriyoruz. Kararın sahada uygulamasını hem Suriye tarafı hem Suriye ile çok uzun bir sınır hattı bulunan bir komşu ülke olarak biz, elbette takip ediyoruz. Suriye’nin bütün unsurlarıyla bir ve bütün olmasını en çok biz arzu ederiz. Suriye’de sürdürülebilir kalkınma ve kapasite artışı için bu önemlidir. Bizler bunun için Suriyeli kardeşlerimizin hep yanında olduk, bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bu konuda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, maşallah zor süreçleri başarıyla yönetmiştir ve yönetiyor. Hem entegrasyon sürecinden hem de Suriye halkının kısa sürede elde ettiği kazanımlardan ümitvarız. Ben bu sürecin sadece Türkiye ve Suriye için değil, bütün bölge için yeni bir dönemin kapısını aralayacağına inanıyorum. Terör defteri artık kapanmalı, silahın, şiddetin devri artık kapanmalı.
‘SURİYE’NİN İÇ BARIŞINA DARBE VURMAK İSTEYENLERE ALAN AÇILMAMASI ŞART’
– Suriye’den devam edeceğim. Amerika’nın Suriye politikasıyla ilgili özellikle son dönemde Suriye’nin toprak bütünlüğünü vurguladığını görüyoruz. Hatta Amerikalılar da “tek bayrak, tek ordu” söylemini vurgulamaya başladılar. Bu vesileyle Washington’la, Türkiye’nin yıllardır savunduğu bu Suriye politikası arasında bir yakınlaşma görüyor musunuz?
Türkiye olarak biz, Suriye konusunda dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Suriye’nin terör örgütlerinin cirit attığı bir alan olamayacağını, buradaki istikrarsızlığın bütün bölgeye yayılabileceğini söyledik ve neticede haklı çıktık. Demek ki Amerika da artık Suriye’nin gerçeklerinin farkına vardı. Suriye halkı çok ağır bedeller ödedi ama vatanlarına sahip çıktılar. Şimdi de bütün Suriye’yi inşa etmek için çalışıyorlar. Bu konuda bütün komşu ve Suriye’ye dost ülkeleri Suriye’nin yeniden inşa ve imarına yardımcı olmaya davet ediyorum. Ve bu çağrımızı yapacağız, yapmaya devam edeceğiz. Suriye’deki durum bizim vizyonumuzun ne kadar doğru, Suriye politikamızın ne kadar gerçekçi olduğunu kanıtlaması yönüyle de önemli. Provokasyonlarla mücadele konusu da önemli. Suriye’nin iç barışına darbe vurmak isteyenlere alan açılmaması şart. Suriye’nin istikrarına giden yol, fitne tohumlarını temizlemekten geçer.
F-35 PROGRAMI
– Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi meselesiyle bağlantılı olarak S400’lerin üçüncü bir ülkeye devri konusunda adım atılabileceği ifade ediliyor. Sayın Putin’le görüşmenizde bu konu masaya geldi mi?
Sayın Putin’le ikili gündemimizdeki her konuyu ele aldık. Biliyorsunuz, Türkiye, F-35 programının ortaklarından biriydi. Bu program kapsamında ciddi katkılar sundu. Türkiye’nin programa tekrar dahil olması konusunda da görüşmelerimiz sürüyor. Amerika’daki süreçlerin bir an önce tamamlanmasıyla bu meselenin geride bırakılacağını düşünüyoruz. Tüm bu diplomatik çabalarımızı yürütürken de KAAN’dan vazgeçmiyoruz. Kendi hava savunma sistemlerimizi geliştirmekten vazgeçmiyoruz. Aksine Türkiye’nin seçeneklerini artırıyoruz. İşte güçlü Türkiye budur. Güçlü Türkiye’nin yol haritası budur.
– Benim sorum da Karadeniz’le ilgili olacak. Rusya-Ukrayna arasında yaşanan savaş sürecinde Karadeniz’de zaman zaman ticari gemiler de hedef haline gelebiliyor. Ve zaman zaman da Türk gemileri de bu süreçten zarar görebiliyorlar. Sayın Putin’le görüşmenizde bu konu gündeme geldi mi? Ortak bir çözüm geliştirilecek mi?
Yalnız Türk bayraklı veya Türk işletmecilerin kullandığı gemiler değil, Karadeniz’deki bütün sivil deniz taşımacılığının güvenliği bizim için önemli. Taraftar arasındaki mücadele, sivillerin ve ticari hayatın güvenliğini ortadan kaldıracak bir noktaya taşınmamalıdır. Bu nedenlerle çok daha geniş bir perspektifle hareket ediyoruz. Bu sorunu çözmemiz lazım. Çünkü artık verdiği zarar giderek katlanıyor. Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı şekilde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç var. Şunu açıkça söylemek isterim ki, tahıl krizinin özellikle Afrika kıtasında yeniden baş gösterdiğini görüyoruz. Sorun daha da büyümeden inisiyatif alınmasında fayda var.
‘YUNANİSTAN GİRDİĞİ BU YANLIŞ YOLDAN DÖNMELİ’
– Benim sorum Yunanistan’la ilgili… Biliyorsunuz bir taraftan Türkiye’yle diyalog mesajları verirken bir taraftan da Ege adalarındaki askeri kapasitelerini artırıyorlar. Son olarak Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Türkiye’nin itirazlarına rağmen bölgede planlarının değişmeyeceğini söyledi. Eğer Yunanistan gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaya devam ederse bundan sonraki süreçte Türkiye’nin yaklaşımı nasıl olacak?
Ne yapalım? Bize düşen nedir? Gereğini yapmak. Yunanistan’la biz iyi komşuluk temelinde yürüyelim diyoruz. Kara parçamızdan, şöyle Kaş’tan Yunanistan’a bir ses versek duyarlar değil mi? Ama biz her konuda samimi olduk. Yapıcı davranan taraf olduk. Fakat çoğu zaman iyi niyetimizin karşılığını göremedik. Bir defa Yunanistan’ın şunu artık anlaması lazım, Türkiye’nin, kimsenin toprağında gözü yoktur ancak kimseye de haklarını çiğnetmez. Uluslararası anlaşmaların hiçe sayılması ve bunların çiğnenmesi kimseye fayda sağlamayacaktır. Türkiye’nin serinkanlı ve sağduyulu yaklaşımını her kim bir acziyet olarak okuyorsa, açık söylüyorum, vahim bir hata yapıyor demektir. Yunanistan, girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayri-askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmelidir. Tarih, ibret alanlar için çok çok iyi bir yol göstericidir. Biz bölgemizde barış, güvenlik ve istikrar için çalışmaya devam edeceğiz.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iki ülke arasındaki vizesiz seyahat uygulamasının kalıcı hale getirilmesi” önerisini destekleyip desteklemediğine ilişkin soruya “Konu iki taraf arasında görüşülecek ve üzerinde mutabakata varılacak” yanıtını verdi.
PUTİN GÜNDEME GETİRMİŞTİ
Putin, 31 Ağustos’ta Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Çin Devlet Başkanı Xi ile yaptığı görüşmede, Pekin’in bunu mümkün ve faydalı görmesi halinde Rusya’nın Çin ile vizesiz seyahat uygulamasını kalıcı hale getirmek için çalışmaya hazır olduğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı, 1 Aralık 2025’te imzaladığı kararnameyle Çin vatandaşlarının karşılıklılık esasına göre Rusya’ya 30 güne kadar vizesiz giriş yapabilmesine imkan tanımıştı. Uygulamanın ilk olarak 14 Eylül 2026’ya kadar geçerli olması öngörülmüştü.
Çin de daha önce Rus vatandaşları için benzer bir vizesiz seyahat uygulaması başlatmıştı. İki ülke daha sonra karşılıklı vizesiz giriş uygulamasını 2027 sonuna kadar uzatma kararı almıştı.
ÇİN’DEN RUSYA’YA TURİST SAYISI YÜZDE 50 ARTTI
Çin’in Moskova Büyükelçisi Zhang Hanhui’nin daha önce yaptığı açıklamaya göre, vize şartının kaldırılmasının ardından 2026’nın ilk çeyreğinde Çin’den Rusya’ya seyahat eden turistlerin sayısı yaklaşık yüzde 50 arttı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağrılan eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, savcılık ifadesinin ardından adli kontrol talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
Şahin, çıkarıldığı mahkemece yurt dışına çıkış yasağı şartıyla serbest bırakıldı.
ŞAHİN SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
DHA’nın haberine göre; Şahin, savcılık ifadesinde Hilmi Tuna Kuriş ve Erhan Yılmaz’ı tanımadığını söyledi.
Hilmi Tuna Kuriş’in yurt dışına kaçırılmasına yönelik girişimde kullanılan aracın adına tahsisli olduğunu belirten Şahin, aracı en son haziran ayında kullandığını, sonrasında ise kimin kullandığını bilmediğini savundu.
Şahin, Hilmi Tuna Kuriş’in yurt dışına çıkarılmasına yönelik girişim sırasında araçta yakalanan Melih Özmen’i tanıdığını ifade etti. Özmen’in şirketinden araç kiraladığını ve plakayı adına tahsis ettirdiğini belirten Şahin, aracı İstanbul’a gittiğinde kendisinin kullandığını, kullanmadığı zamanlarda ise aracın şirket sahibinde olduğunu söyledi.
Aracı Mehmet Özmen’in kullanıp kullanmadığını bilmediğini dile getiren Şahin, adına tahsis edilen araçların amacı dışında kullanılmaması konusunda uyarılarda bulunduğunu kaydetti.
‘İHBARA İLİŞKİN BİLGİM VE DUYUMUM OLMADI’
Şahin’e, Süleyman Hilmi Kalcı’nın Belarus’tan kadınları Türkiye’ye getirerek fuhuş organizasyonlarında kullandığı, bürokratları gizli kamerayla görüntüleyerek şantaj yaptığı ve bazı kamu ihalelerinin bu yöntemle yönlendirildiği yönündeki ihbar da soruldu.
İhbarda Mehmet Özmen’in bu organizasyonlarda getir götür işlerini, Nevzat Büküm’ün ise elektronik şirketlerinin ihale işlerini yaptığı öne sürülmüştü.
Şahin, bu iddialara ilişkin şunları söyledi:
“Ben Temmuz 2011-2013 arasında bakanlık yaptım. İhbara ilişkin bilgim ve duyumum olmadı. İhbarda adı geçen Süleyman Hilmi Kalcı’yı tanırım, kendisi Belarus’ta yaşamaktadır. Orada telefon bayisi vardır. Belarus’ta ülkenin siyasileri ile bağlantısı olduğunu bilirim. Orada ‘Alex’ ismini kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. 2011-2019 yılları arasında Süleyman Hilmi Kalcı’yla irtibatım vardı. Kendisiyle en son 2019 yılında görüştüm. Kendisinin Belarus’tan kadın getirdiğini ve fuhuş yaptırdığını bilmiyorum. Benim bu konuyla hiçbir irtibatım yoktur.”
Mehmet Özmen’in çocukluk döneminde Kuriş örgütünün bağlantılı olduğu cemaatin kurslarında okuduğuna ilişkin bilgisinin bulunduğunu belirten Şahin, örgüte yönelik operasyonların başlamasının ardından basında topluluktan bazı kişilerin belirli yerlerde toplandığı yönünde haberler gördüğünü söyledi.
Şahin, bunun üzerine eski danışmanı Ömür Yücel’i aradığını ve Özmen’in geçmişteki bağlantısını aktararak protesto eylemlerine katılmaması konusunda uyardığını ifade etti.
Şahin, Yücel’in de kendisine Özmen’i uyardığını söylediğini aktardı.
‘BUNLARDAN KESİNLİKLE BİLGİM VE HABERİM YOKTUR’
Şahin, eski danışmanı Ömür Yücel’in ifadesinde kendisiyle ilgili ileri sürdüğü iddiaları da reddetti.
Belaruslu kişilerin Türkiye’ye girişlerine yardımcı olmadığını ve bu konuda Yücel’e herhangi bir talimat vermediğini savunan Şahin, şöyle konuştu:
“Kendisi ifadesinde bu işlemleri benim bilgim dahilinde yaptığını beyan etmiş ise de bunlardan benim kesinlikle bilgim ve haberim yoktur. İlk defa şu anda bunları duydum. Ömür Yücel ile husumetim yoktur. Neden aleyhimde ifade verdiğini anlamış değilim. Süleyman Hilmi Kalcı’yla 2019’dan beri iletişimim yoktur. Ömür Yücel’in neden şahısla iletişimimin olduğuna dair beyanda bulunduğunu anlayamadım. İkisi arasındaki iletişimi bilmiyorum.”
YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI GETİRİLDİ
Savcılık ifadesinin ardından Şahin, “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ve “suçluyu kayırma” suçlarından adli kontrol talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
Mahkeme, İdris Naim Şahin’in yurt dışına çıkış yasağı şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.
ŞAHİN’İN 2 ARACI DA İNCELEMEYE ALINMIŞTI
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturmasında, Şahin’in adına tahsisli olduğu belirlenen aracın, tutuklu Hilmi Tuna Kuriş’in yurt dışına kaçırılmasına yönelik girişimde kullanıldığı tespit edilmişti.
Şahin’in adına tahsisli iki araç da incelemeye alınmış, araçların örgüt tarafından kullanıldığının belirlenmesinin ardından Şahin ifade vermek üzere adliyeye çağrılmıştı.
Brent petrol fiyatı, ABD ile İran arasında saldırıların yeniden başlamasıyla uluslararası vadeli piyasalarda 95 doların üzerine çıktı. Batı Teksas türü (WTI) ham petrolün ekim vadeli varil fiyatı da 90,77 doları gördü.
Küresel piyasalarda motorin ve benzinin metrik ton fiyatı da yükseldi. Motorinin ton fiyatı, Orta Doğu’daki saldırılar sonrasında bin 450 dolara kadar çıktı.
Petrol fiyatlarındaki yükselişte, ABD ile İran arasında çatışmaların yeniden tırmanmasıyla piyasalarda arz endişelerinin artması etkili oldu.
Sektör kaynakları, yaptıkları açıklamada gerek petrol gerekse de ürün fiyatlarındaki yukarı doğru harekete işaret ederek, bu gelişmenin motorine ve benzine zammı tetiklediğini söyledi. Kaynaklar, akaryakıta çifte zam göründüğünü kaydederek, “Cuma günü motorine, ertesi gün de benzine zam gündeme gelebilir. Zam tutarları, küresel piyasalardaki hareketin yönüne ve hızına göre değişir” dedi.
Kaynaklar, il bazında değişmekle birlikte motorinin litre fiyatının 3 TL 60 kuruşluk (3 TL ÖTV ve yüzde 20 KDV) son zamla birlikte 82-83 TL aralığına çıktığını anımsatarak, “Cuma günü için gündeme gelecek olası zamla birlikte motorin fiyatları tırmanışını sürdürecek” diye konuştu.
Bu gece yarısından (perşembe) geçerli otogaza 1,09 TL zam bekleniyor. (ANKA)
Gülistan Doku’nun akıbetinin belirlenmesi amacıyla Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yürütülen soruşturma devam ediyor.
Gazeteci Ferit Demir tarafından sosyal medya hesabından yayımlanan ve 8 Ocak 2020 tarihini taşıyan görüntülerde, Elazığ Emniyet Müdürlüğünden arama çalışmalarına katılmak üzere Tunceli’ye gelen dalgıç polislerin hazırlıkları ile dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve beraberindeki emniyet yöneticilerinin Sarısaltuk Viyadüğü’ne gelişi yer aldı.
DOKU AİLESİ DE ARAMA BÖLGESİNDEYDİ
Görüntülerde, aramaların yapıldığı gün Gülistan Doku’nun ailesi, arkadaşları, üniversitedeki hocaları, vatandaşlar ve basın mensuplarının da Sarısaltuk Viyadüğü çevresinde bulunduğu yer aldı.
Dalgıç polislerin su altı kıyafetlerini giyerek hazırlık yaptığı, Vali Sonel’in bölgeye gelişinin ardından önce ekiplerle, daha sonra da Doku ailesiyle görüştüğü de görüntülere yansıdı.
Aynı soruşturma kapsamında halen tutuklu bulunan dönemin Tunceli Valisi Sonel ve beraberindeki emniyet yöneticilerinin daha sonra viyadüğün altındaki arama bölgesine geçtiği görüldü. Dalgıç ekipleri aynı gün Uzunçayır Baraj Gölü’nde arama çalışmalarına başlamıştı.
KİŞİSEL NOTLAR VE REÇETE SUDAN ÇIKARILMIŞTI
Doku’nun kaybolmasının ardından yürütülen aramalarda, kendisine ait olduğu belirtilen kişisel notlar ve reçete parçalarının Uzunçayır Baraj Gölü’nde bulunduğu açıklanmıştı. Aramaların ilerleyen döneminde Doku’ya ait olduğu değerlendirilen bir makasın da sudan çıkarıldığı bildirilmişti.
Gülistan Doku’nun bulunması amacıyla Uzunçayır Baraj Gölü ve çevresinde aylar boyunca geniş çaplı arama çalışmaları yürütülmesine rağmen Doku’ya ulaşılamadı.
Tunceli ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcılıklarınca 2026 yılında genişletilen soruşturma kapsamında, 2020’de gerçekleştirilen su altı aramaları da yeniden incelemeye alındı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in soruşturmanın son operasyonuna ilişkin kamuoyuna yaptığı açıklamada, adli makamlardan gizlendiği belirtilen dalgıç defterindeki kayıtlarla resmi arama tutanaklarının uyuşmadığının tespit edildiği bildirildi.
Gürlek ayrıca, Gülistan Doku’ya ait bazı kişisel eşyaların intihar ihtimalini destekleyen bir görüntü oluşturmak amacıyla su altına sonradan yerleştirilmiş olabileceğine ilişkin bulgular elde edildiğini açıkladı.
Söz konusu tespitlerin ardından 2020’de gerçekleştirilen su altı aramalarında görev alan bazı personel de soruşturma kapsamına dahil edildi.
ARAMALARA KATILAN DALGIÇ GÜRDAL TUTUKLANDI
Soruşturmanın beşinci dalgası kapsamında düzenlenen operasyonda 10 şüpheli gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında 2020’de Gülistan Doku’nun bulunması amacıyla yapılan su altı aramalarında görev alan dalgıç polisler Gürkan Gürdal, Alaattin Kocamemik ve Vahit İlgör de yer aldı.
Önceki gün Erzurum Adliyesi’ne sevk edilen Gürkan Gürdal çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı. Aynı mahkeme Alaattin Kocamemik ve Vahit İlgör hakkında ise adli kontrol kararı verdi.
Şüpheliler hakkında “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme”, “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” ve “resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçlamaları kapsamında işlem yapıldığı bildirildi.
BALIK ADAMLARIN GÖRÜNTÜLERİ YAYIMLADI
Gazeteci Ferit Demir, soruşturmadaki son gelişmelerin ardından 8 Ocak 2020’de Sarısaltuk Viyadüğü’nde kaydedilen görüntüleri sosyal medya hesabından yayınladı.
Demir, görüntülerle birlikte yaptığı paylaşımda, o dönem gerçekleştirilen su altı aramalarına ve Doku’ya ait kişisel eşyaların bulunmasına ilişkin çeşitli iddialarda bulundu.
Bazı eşyaların dalgıçlar aracılığıyla suya bırakıldığı ve aramaların Doku’nun intihar ettiği yönünde kanaat oluşturmak amacıyla kullanıldığı yönündeki ifadelerin gazetecinin iddiaları olduğu belirtildi.
Soruşturma makamlarının son açıklamalarında ise bazı kişisel eşyaların sonradan suya yerleştirilmiş olabileceğine ilişkin bulgulara ulaşıldığı belirtilirken, bu işlemin kim veya kimler tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmuyor.
5’İNCİ DALGA OPERASYONU
Soruşturmanın 5’inci dalga operasyonunda farklı kentlerde gözaltına alınan 10 şüphelinin tamamı işlemleri yapılmak üzere Erzurum’a getirildi.
Operasyonda, Temmuz 2017-Temmuz 2019 tarihleri arasında Tunceli İl Jandarma Komutan Vekilliği ve İl Jandarma Alay Komutan Yardımcılığı görevlerinde bulunan A.K. ile eşi B.H.K., polis dalgıçlar Gürkan Gürdal, A.K. ve V.İ., soruşturma kapsamında daha önce tutuklanan güvenlik korucusu Fatih Ö.’nün çocukları D.Ö., S.Ö. ve N.M.Ö. ile eşi S.Ö. ve olay tarihinde üniversite öğrencisi olan P.B. gözaltına alındı.
İlk olarak işlemleri tamamlanan üç dalgıç polis Erzurum Adliyesi’ne sevk edildi. Cumhuriyet Savcılığındaki ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen Gürkan Gürdal tutuklanırken, Alaattin Kocamemik ve Vahit İlgör hakkında adli kontrol kararı verildi. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı iki dalgıç hakkında verilen adli kontrol kararlarına itiraz etti.
Operasyon kapsamında gözaltında bulunan şüphelilerden iki kadın ise 1 Eylül’de Erzurum Adliyesi’ne sevk edildi. Savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle hakimliğe gönderilen kadın şüphelilerden biri tutuklandı, diğeri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Son kararla birlikte 5’inci dalga operasyonda tutuklananların sayısı 2’ye, Gülistan Doku soruşturmasının tamamında tutuklu bulunanların sayısı ise 30’a yükseldi. (ANKA)
Tunceli’de 5 Ocak 2020’de kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetinin belirlenmesine yönelik soruşturma sürerken, kaybolmasının üçüncü gününde Sarısaltuk Viyadüğü’nde yapılan su altı aramalarına ilişkin görüntüler yeniden gündeme geldi. 2026 yılında genişletilen soruşturma kapsamında, su altı aramalarında görev alan dalgıçlardan Gürkan Gürdal tutuklanırken, soruşturma kapsamında tutuklu bulunanların sayısı 30’a yükseldi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 2 Eylül hava durumu raporunu yayımaldı.
Buna göre; yurdun kuzey ve doğu kesimleri parçalı yer yer çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyıları, Artvin, Ordu, Kars, Ardahan ile Erzurum’un kuzey ve Van’ın doğu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Sabah ilk saatlerde Marmara’nın doğusu, Trakya’nın batısı ile Bolu çevrelerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
Hava sıcaklıklarında önemli bir değişiklik beklenmiyor.
Rüzgarın genellikle kuzeyli, güney kesimlerde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Trakya’nın batı kesimlerinde sabah ilk saatlerde pus ve yer yer sis bekleniyor.
BURSA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANAKKALE °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
DENİZLİ °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
İZMİR °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
MUĞLA °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
UŞAK °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
ANTALYA °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
BURDUR °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
HATAY °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
KONYA °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
NEVŞEHİR °C, 27°C
Parçalı ve az bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı bulutlu, sabah saatlerinde Bolu çevrelerinin puslu yer yer sisli geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 30°C
Parçalı bulutlu, sabah saatlerinde puslu ve yer yer sisli
DÜZCE °C, 29°C
Parçalı bulutlu
SİNOP °C, 29°C
Parçalı bulutlu
ZONGULDAK °C, 26°C
Parçalı bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyıları ile Ordu ve Artvin çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 31°C
Parçalı bulutlu
RİZE °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu
TRABZON °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, Kars, Ardahan ile Erzurum’un kuzey ve Van’ın doğu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, kuzey kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 32°C
Parçalı bulutlu
VAN °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, doğusu sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Yeni Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu, savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
Tekinoğlu, buradaki sorgusunun sonucunda “fuhuşa teşvik veya aracılık” ile “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamalarından tutuklandı.
Ayvacık ilçesine bağlı Paşaköy’deki evinde rahatsızlanan Cem Yılmaz, 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. Bölgeye sevk edilen sağlık ekipleri, göğüs ağrısı şikayeti bulunan Yılmaz’ı ambulansla Ayvacık Devlet Hastanesi’ne götürdü.
Buradaki ilk müdahalenin ardından Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edilen Yılmaz’a anjiyo yapıldı. Yılmaz, işlemin ardından Koroner Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi altına alındı.
BAKAN MEMİŞOĞLU: GENEL DURUMU İYİ
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Yılmaz’ın genel durumunun iyi olduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Değerli sanatçımız Cem Yılmaz’ın geçirdiği rahatsızlık nedeniyle gerekli tıbbi müdahaleler başarıyla gerçekleştirilmiştir. Genel durumu iyi olup tedavisi ve takibi koroner yoğun bakımda devam etmektedir.
Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, en kısa sürede sağlığına kavuşmasını temenni ediyorum.”
CAN YILMAZ’DAN AÇIKLAMA GELDİ
Cem Yılmaz’ın ağabeyi Can Yılmaz, kardeşinin sağlık durumuna ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Cem Yılmaz’ın durumu iyi. Geçirdiği kalp spazmının ardından gerekli müdahale vakit kaybetmeden yapıldı ve tedavi süreci başarıyla tamamlandı. Kendisi şu anda doktorlarının kontrolünde dinleniyor. Bu süreçte arayan, mesaj atan, dua eden ve iyi dileklerini gönderen herkese ayrı ayrı teşekkür ederiz.”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 30 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara’nın doğusu, Doğu Akdeniz’in doğusu, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu (Bitlis ve Şırnak hariç) ile Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adıyaman ve Diyarbakır çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Yağışların; Orta ve Doğu Karadeniz kıyılarında kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; Doğu Anadolu’nun güneydoğusunda güneyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
Hava sıcaklıklarının iç ve batı kesimlerde 2 ila 4 derece artacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik beklenmiyor.
Rüzgarın genellikle kuzeyli, yurdun güneydoğu kesimlerinde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Doğu Anadolu’nun güneydoğusunda kuvvetli ve kısa süreli fırtına (50-80 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin doğu kesimlerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BURSA °C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ÇANAKKALE °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KIRKLARELİ °C, 32°C
Parçalı ve çok bulutlu
EGE
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
DENİZLİ °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
UŞAK °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı, yer yer çok bulutlu, Doğu Akdeniz’in doğusunun aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 33°C
Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğu kesimleri aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 36°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
BURDUR °C, 31°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
HATAY °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin (Konya Hariç) aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ESKİŞEHİR °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KONYA °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu
NEVŞEHİR °C, 23°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kıyı kesimlerde yerel kuvvetli olması tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
RİZE °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması tahmin ediliyor.
SAMSUN °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması tahmin ediliyor.
TRABZON °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması tahmin ediliyor.
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, (Şırnak ve Bitlis dışında) bölge genelini aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölgenin güneydoğusunda güneyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor. Bölgenin güneydoğusunda toz taşınımı bekleniyor.
ERZURUM °C, 22°C
Parçalı ve çok bulutlu, yarın aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 23°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
VAN °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, yarın aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adıyaman ve Diyarbakır çevrelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde toz taşınımı bekleniyor.
DİYARBAKIR °C, 34°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
GAZİANTEP °C, 31°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MARDİN °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
ŞANLIURFA °C, 32°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Atam düşmanı kovdu, bu yurdu bize armağan etti. Atatürk düşmanı kovdu kovmasına da bu düşman neredeydi, ne yaptı, Türk ordusu nerede vuruştu, kaç ayda kaç yılda kovdu düşmanı? Atatürk büyük askerdi ama neden? Nasıl?
Ankara’dan yola çıkıp İzmir istikametinde araba yolculuğu yaptıysanız, önce Polatlı’dan sonra Eskişehir-Sivrihisar’dan, daha sonra Afyon’dan, Kütahya’dan yolunuz geçti. İstanbul’dan yola çıkıp güneye gittiyseniz belki Bozüyük’ten, Kütahya’dan yolunuz geçti. Az biraz tarih bilginiz varsa etrafınıza bakıp bu dağlarda, tepelerde, bu koca arazide nasıl savaş olmuş, bu uçsuz bucaksız topraklarda düşmanı nasıl yenmişiz diye düşünmüş olabilirsiniz. Üstelik uçak desen yok denecek kadar azdı o dönem. Onu da şimdiki gibi düşünmemek lazım. Tren desen, toprağımızdan geçen raylı sistemin işletmesi bize ait değildi büyük ölçüde. Yol desen asfaltta gitmek gibi değil. Bırak otomobili kağnı gidebilse büyük şans… Buralarda yürünür mü? Kah güneşin altında kah yağmurun… Havası gündüz nasıldır, gece nasıldır? Tüm bu soruların en azından birkaçı zihninizde belirdiyse eğer, peşinden gidin lütfen bu merak zincirinin. Sonunda varacağınız yer, binlerce vatan evladının gençliğini, hayallerini, sevdalarını, ömürlerini gömdüğü; gözyaşıyla, terle, kanla suladığı, ama onuru ve haysiyeti silinemez şekilde bu yurdun havasına, toprağına, ovasına ve dağına kattığı o kutsal topraklar olacaktır.
“O kutsal topraklara nasıl giderim, nasıl gezerim, bir anlatan yok mu” diye soracak olursanız sanırım Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en şanslı zamanına denk geldiniz. Evet son cümlem yanlış yazılmadı. Sayın Selim Erdoğan, Sayın Fuat Serdar Aydın ve ekipleri yıllardır canla başla bu toprakları adım adım dolaşıp, harp ceridelerini tabiri caizse hatmedip, hem Türk hem Yunan arşivlerini tarayıp, arazide doğrulamasını yapıp Türk çocuğuna kendi tarihini anlatmayı görev edinmişler. Durumdan vazife çıkarmışlar bir nevi. Üstelik bunu gönüllü şekilde, vatana ve onbinlerce kefensiz yatana bir borç olarak görüp canla başla, kendi imkanlarıyla yapıyorlar.
26 Ağustos 2026 sabahı, gönlü yüreği vefa dolu, belki sayıca bir avuç ama manevi adanmışlığı yüksek bir ekip olarak, Mürettep Müfreze gönüllüleri ile Selim Erdoğan ve Fuat Serdar Aydın’ın öncülüğünde, saat 05.00’te Kocapınar Sargıyeri Şehitliği’nden yola çıkıp 15. Tümen’deki atalarımızın takip ettiği rotayı yürüyerek, sabahın ilk ışıklarıyla Tınaztepe’ye vardık. Güneş doğmuştu doğmasına fakat 104 yıl önce o gün başlayan ve Türk’ün tarihteki en organize büyük savaşı zaferle sonuçlanmasa yine doğar mıydı? Yol boyu yürürken sohbetler edilmiş, çoğu zaman düşmeden yürüyebilmek için etrafa bile doğru düzgün bakamadan önümüze bakmamız gerekmişti. Fakat 104 yıl önce aynı yolu yürüyenlerin çoğunu kurşun, kan ve ölüm bekliyordu o yolun sonunda. Biz onlar sayesinde o dağın eteğinde güvende olduğumuzu bilerek yürürken, ses çıkarırken, gökyüzüne bakıp yıldızların ve dolunaya dönen ayın tadına varırken, onlar hilalin karanlığında toprakla bütünleşmiş bir sessizlikte yola çıkmış, onlardan önce başlayan top ateşinin gürültüsü bir yanda sevdiklerini son kez gözlerinin önüne getirmişlerdi belki. Empati yapmamak ne mümkün!
Tınaztepe’de mevzileri gördük, Türk ordusunun ne şekilde hücum ettiğini dinledik. Her şeyden öte, bastıkları toprağın nasıl olduğunu, ortalığın bitki örtüsünü, coğrafi şartlarını gördük. Havanın gece nasıl soğuk olduğunu ve güneş doğunca nasıl ısındığını, kış ve yaz mevsiminin saatler içinde art arda nasıl yaşandığını deneyimledik. Atatürk’ün o meşhur fotoğrafında Kocatepe’de neden kışlık palto giydiğini anlıyorsunuz mesela. Ama bence en eşsiz kazanım; o uçsuz bucaksız, yer yer dağlık yer yer çukur olan coğrafyada, adeta sarı bir denizi andıran o bozkırda, kilometrelerce kare alanda nasıl organize olduğumuzu, coğrafyanın en ufak planlama eksikliğini ve öngörüsüzlüğü nasıl acımasızca cezalandıracağını idrak ettiğiniz noktada, Atatürk neden Atatürk, komuta kademesi neden çok büyük iş yaptı, vuruşan erin kahramanlığı, çevredeki köylünün fedakarlığı, her şeyi unutamayacak şekilde içselleştiriyor olmanız.
Boztepe eteklerine vardığımızda ise ormanlık arazinin ortasında yatan 12 vatan evladının ebedi istirahatgahına ulaştık. Hem saygı duruşunda bulunup İstiklal Marşımızı okuduk hem de dua edip rahmet diledik ruhlarına. Uzmanlarımız, detaylı ve hassas çalışmalarının sonucunda şehitlerimizin künye bilgilerine ulaşmışlardı. Hatırladığım kadarıyla aralarında Samsun Çarşambalı, Ankaralı, Çorumlu ve Amasyalılar vardı. En yüreğimi sızlatan, 1922 yazında şehit olan atalarımızın çoğu 1900, 1901 doğumluydu. Yirmi yıl sürmüş ömürlerinin denk geldiği dönem gerçekten insanın yüreğini burkuyor. Bireysel hayatlarınızı, o yaşlarınızı, o yaşlara dair hayallerinizi düşünürseniz şayet yapılan fedakarlığın boyutu çok daha iyi anlaşılıyor. Üstelik bu insanlar, kendi yerlerinden yurtlarından çıkıp belki hayatları boyunca görmedikleri, iklimine ya da coğrafyasına bile alışık olmadıkları fakat vatan bildikleri topraklarda kendilerinden 100 sene sonra doğacak, yaşayacak o hiç tanışmadıkları insanların yirmili yaşları, kendilerininkinden farklı, refah içinde olsun, kendi bayrağının gölgesinde geçsin, insanlık onuruyla bezeli kalsın diye savaşarak, dövüşerek, yiğitçe canlarından geçtiler.
Atalarımıza ne kadar minnet etsek, onlar için ne kadar dua etsek az. Gezi biterken, kulaklardan silinmeyen ve zihinde yankılanan o söz Fuat Serdar Aydın’a aitti:
“Siz buraya gelmediniz, siz buraya çağrıldınız”.
30 Ağustos Zafer Bayramımızı en içten şekilde kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatanın her karışında ve bir zamanlar vatan olmuş
her coğrafyada toprağa mukaddes kanını içirmiş tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Saygılarımla.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Türk ordusunun 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, dünya tarihinin gördüğü en büyük kahramanlık destanlarından biri olarak tarihe geçti.
1919 yılında Birinci Dünya Savaşı sonrası İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine dayanarak türlü bahanelerle Anadolu’yu işgale başladı, ordusunun cephanesi elinden alınan Türk milleti zor durumda bırakılmaya çalışıldı.
Ünlü yazar Halide Edip Adıvar’ın ”Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabında anlattığı işgal günlerinde, itilaf donanması İstanbul’a, Fransızlar Adana’ya, İngilizler Urfa, Maraş, Samsun ve Merzifon’a, İtalyanlar, Antalya ve Anadolu’nun güneybatısına yerleşti.
15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletlerinin izniyle Yunan Ordusu İzmir’e çıkarma yaptı.
Bu durum karşısında Türk milleti, tarih boyunca gösterdiği ”millet olma bilinci” içerisinde işgallere karşı Kuvayımilliye hareketini başlattı. İki seçenek vardı; ya işgal güçlerine teslim olunacak ya da yıkılan yakılan bir ülke, yılmaz evlatlarının azmiyle yeniden ayağa kalkacak ve küllerinden doğacaktı.
1920’de TBMM’nin açılması üzerine işgal güçleri tüm baskıcı politikalarını Atatürk ve silah arkadaşları üzerine yoğunlaştırdı, özellikle Batı Cephesi’nde hareketlilik başladı. 1921’de Polatlı’ya kadar gelen Yunan ordusunu püskürtmek, daha birkaç yıl önce tarih literatürüne ”Çanakkale geçilmez” sözünü altın harflerle yazdıran vatan evlatlarına düştü.
Sakarya’da 22 gün 22 gece süren kanlı çarpışmaların ardından durdurulan düşman ordusunu tamamen yurttan atmak amacıyla bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra 26 Ağustos 1922’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’u başlattı.
26 AĞUSTOS’TA KOCATEPE’DE ŞAFAK SÖKERKEN
Başkomutan Mustafa Kemal, 26 Ağustos sabahı Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile muharebeyi yönetmek üzere Afyonkarahisar sınırlarında kalan Kocatepe’de yerini aldı.
Topçu ateşleriyle şafak vakti başlayan harekatın devamında Türk askeri, sabahın ilk ışıklarıyla hücuma geçip Tınaztepe’yi ele geçirdi ve Belentepe ile Kalecik Sivrisi’nden düşmanı uzaklaştırdı.
Taarruzun ilk gününde 1. Ordu birlikleri, Büyük Kaleciktepe ile Çiğiltepe arasında 15 kilometrelik alanda, düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5’inci Süvari Kolordusu, düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu, 2’nci Ordu ise cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.
Türk ordusu, 27 Ağustos sabahı yine bütün cephelerde yeniden taarruza geçti ve aynı gün Afyonkarahisar, 8’inci Tümen tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. 28 ve 29 Ağustos’ta başarıyla sürdürülen taarruz, düşmanın 5’inci tümeninin etkisiz kılınmasıyla neticelendi.
29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçilip taarruzun kısa sürede sonuçlandırılmasında hemfikir oldu ve planın 30 Ağustos’ta aksamadan uygulanması için gerekli önlemler alındı.
BÜYÜK ZAFER VE BİR KIRIK KAĞNI
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk Ordusu’nun Kurtuluş Savaşı’nda kazandığı en önemli zaferin arifesinde, 30 Ağustos sabahında şimdi belde olan Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy’de birliklere taarruz emrini verdi.
O’nun bizzat yönettiği Dumlupınar’daki meydan muharebesinde kahraman Mehmetçik, Yunan birliklerini Allıören, Keçiler, Kızıltaş deresi yolunun iki yanında tamamen sarıp imha etti. Kızıltaş deresi bölgesinde açık kalan alandan bazı Yunan birlikleri, General Trikopis, General Diyenis ve birçok Yunan komutanı kaçtı.
Büyük Zafer’in ertesi günü, 31 Ağustos’ta Zafertepe Çalköy’de bir evin bahçesindeki kırık kağnının üzerine muharebe alanlarının haritasını koyan Başkomutan Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile durum değerlendirmesi yaparak Yunanlıların yeniden savunma düzenine geçmesini önlemek ve onları mağlup etmek için İzmir’e girme görüşünde birleşti.
‘ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR, İLERİ’
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer sonrası 1 Eylül’de Dumlupınar’da, Batı Cephesi’ndeki tüm subay ve erlere okunmak üzere yayımladığı bildiride, şu ifadelere yer verdi:
”Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları, Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde, zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve seçkin ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk ulusu, geleceğine güvenmekte haklıdır. Savaş alanlarındaki başarı ve fedakarlıklarınızı yakından görüp izliyorum. Ulusumuzun size olan övgülerinin iletilmesine aracılık etme görevinin arkasını bırakmayacak, sürekli olarak yerine getireceğim. Ödüllendirme için Başkumandanlığa öneride bulunulmasını, Cephe Kumandanlığına buyurdum. Bütün arkadaşlarımın, Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri de verileceğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kullanarak, yarışmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
27 Ağustos’ta Afyonkarahisar, 30 Ağustos’ta Kütahya’nın kurtuluşunu 1 Eylül’de Gediz, 3 Eylül’de Emet ve Tavşanlı’nın kurtuluşları izledi, 9 Eylül’de İzmir’de Yunan Ordusunu denize döken Türk ordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın emrini büyük bir başarıyla yerine getirdi.
‘VERDİĞİM SÖZÜ YERİNE GETİREMEDİM’
Büyük Taarruz’dan akıllarda kalan en önemli olaylardan biri, 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey’in, 27 Ağustos’ta Çiğiltepe’nin alınmasının yarım saat gecikmesi üzerine, görevini yerine getirememenin üzüntüsü ile kendisini vurarak intihar etmesiydi.
Kocatepe’den verilen emirle Büyük Taarruz’u başlatan Türk askerleri, taarruzun ilk ve ikinci gününde tüm tepeleri ele geçirmeye başladı. Çiğiltepe’de bulunan Yunan askerlerine karşı direnen 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey ile Mustafa Kemal Paşa arasında, şu telefon konuşması geçti:
Sonraki yarım saatte Çiğiltepe’yi düşman askerinden alamayan Albay Reşat Bey, ”Verdiğim sözü yerine getiremediğim için yaşayamam” diyerek beylik tabancasıyla intihar etti.
Mustafa Kemal Paşa’ya, Çiğiltepe sırtlarında çarpışan 57’nci Tümen Komutanlığını yeniden telefonla aradığında Albay Reşat Bey’in intihar ettiği söylendi ve ”Yarım saat zarfında o mevkiyi almaya size söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam” yazdığı notu okundu.
Çiğiltepe, Albay Reşat Bey’in ölümünün 15 dakika sonrasında düşman askerlerinden kurtarıldı.
‘TÜRK CUMHURİYETİ’NİN TEMELİ BURADA SAĞLAMLAŞTI’
Büyük Önder Atatürk, Büyük Zafer’den tam iki yıl sonra, 30 Ağustos 1924’te, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nın temel atma törenine katılmak üzere Zafertepe Çalköy’e geldi.
Törene katılanlara iki yıl öncesini hatırlatan Atatürk, Büyük Zafer’i şu cümlelerle anlattı:
”Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son parçası olan 30 Ağustos Zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil dünya tarihine yeni bir adım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbellidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır. Türk ulusu burada kazandığı zaferle, açığa vurduğu gücü ve istemiyle, bu belli gerçeği bir kere daha tarihin bağrına çelik kalemle koymuş bulunuyor.”
Türkiye epeydir Ortadoğu’da öncü bir rol oynamayı amaçlıyor ve bölgede düzeni sağlamak istiyor. Bu basit ve temel sonuca varabilmek için, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamadan yola çıkmak bile yeterli olacaktır. Erdoğan bir kez daha, Ankara’nın Ortadoğu’da “kanlı senaryoların hayata geçirilmesine izin vermeyeceğini” söyleyip açıkça, İsrail’in Filistinlilere karşı devam eden soykırımına ve Tel Aviv’in Lübnan ile Suriye’ye yönelik sinsi saldırganlığına göndermede bulundu. Bu beyanat, Malazgirt Savaşı ve Anadolu’nun fethinin başlangıcının 955. yıldönümü anısına düzenlenen etkinlikler çerçevesinde verildi.
ABD’NİN ‘BASKIN ÜLKE’ OLARAK GÖRDÜĞÜ İSRAİL’E HER TÜRLÜ SİLAH MÜBAH LAKİN TÜRKİYE’YE HAYIR!
Bazı birtakım uluslararası uzman ve yorumculara bakılırsa Ankara’nın bölgede önüne koyduğu siyasi-askeri ve stratejik hedeflere ulaşması uzak ara hiç de kolay değil, çünkü ona İsrail açıkça, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise örtülü olarak karşı. Ne Amerikalıların ne de İsraillilerin güçlü bir Türkiye’ye ihtiyaçları olduğunu adeta yedi alem uzunca süredir biliyor, çünkü Washington her şeyden önce bölgenin “baskın ülkesi” olarak her zaman İsrail’i göregelmiştir. Bu çerçevede, Yahudi devletine beşinci nesil F-35 savaş uçakları da dahil olmak üzere sınırsız miktarlarda en yeni Amerikan silahları geldi ve gelmeye de devam ediyor. Ancak Türkiye’ye Amerikalılar, çeşitli uydurma bahanelere atıfta bulunmak suretiyle söz konusu uçakları bilindiği gibi bir türlü vermiyorlar. Her şey, askeri güç dengesini İsrail lehine değiştirmek için yapılıyor…
Yukarıda betimlenen gidişat deneyimli siyaset bilimciler, jeopolitoglar, diplomatlar ve diğer uzmanlar tarafından uzun süredir yakınen takip ediliyor. Bunlardan birisi de tarihçi Mehmet Perinçek. Batı’nın; Ankara’yı müttefiklerden mahrum bırakmak, konumunu zayıflatmak ve sonunda da Kuzey Kıbrıs’ı ele geçirmek emelleriyle, Türkiye’yi bir tuzağa doğru sürüklediğinden emin gözüken Perinçek, Türkiye’nin buna karşı koyamayabileceğini çünkü ABD’nin ona, “Made in USA” damgalı silahları İsrail’e ve NATO müttefiklerine karşı kullanmasını muhtemelen yasaklayacağı uyarısında bulunarak şunları dile getirdiği dikkat çekti geçtiğimiz günlerde:
MEHMET PERİNÇEK: İRANLILAR, ABD VE BATI’DAN BAĞIMSIZ ASKERİ SİSTEMLER SAYESİNDE KAZANDILAR
“Şunu anlamamız gerekiyor ki, eğer Türkiye ile İsrail arasında bir çatışma olursa, Amerikan uçaklarını veya hava savunma sistemlerini kullanamayız. Tüm bu tür ekipmanlar Washington’a bağlıdır. Eylül 2025’te İsrail Katar’a saldırdığında benzer bir şeyi gördük. İşte, Katar o zaman İsrail’e karşı Amerikan sistemlerinden istifade edemedi – bu çok büyük bir ders. Tıpkı İran’daki son savaş gibi… İranlılar, ABD ve Batı’dan bağımsız olan askeri sistemler sayesinde kazandılar. Ve şimdi Türkiye hükümeti Rus S-400 füzelerinden kurtulmak ve Amerikan sistemlerini satın almak istiyor. Onlar bu yolla Türkiye’yi İsrail’in saldırganlığından koruyabileceklerini düşünüyorlar, ancak bu tam tersine Türkiye’nin silahsızlandırılmasıdır.” Türk tarihçi, verdiği mülakatının devamında, ülkesinin ulusal çıkarlarının Çin, İran ve Rusya Federasyonu ile daha yakın ilişkiler kurulmasını gerektirdiğini sözlerine ekledi.
İRAN’IN SURİYE’DEN AYRILMASINDAN SONRA “BÜYÜK İSRAİL”İN ÖNÜNDEKİ TEK ENGEL TÜRKİYE KALDI
Son yıllardaki olaylar gerçekten de, Tel Aviv’in Afrika’dan Kafkasya’ya kadar uzanan “Büyük İsrail”in yaratılması yönündeki malum hayalini tutarlı bir şekilde gerçekleştirmeye doğru ilerlediğini gösteriyor. İranlıların Suriye’den ayrılmasından sonra, bu geniş-bölgesel hegemonik planın hayata geçirilmesinin önündeki tek ciddi engel olarak Türkiye kalmış bulunuyor. Yahudi devletinin, sadık müttefiki ABD’yi de yanına alarak, Türkiye’yi kendi yolundan uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi ardına koymayacağı çoktan kesinlik kazanmış bir olgu. Aslında ilgili süreç çoktan başlamış gözüküyor: Türkiye’yi kendince itibarsızlaştırma peşindeki Tel Aviv işe sözde «Ermeni Soykırımı”nı tanımakla başladı. Hızını alamayan İsrail, Lübnan ve Suriye’de askeri tampon bölgeler oluşturdu ve dahası Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile düzenli ortak hava tatbikatları, silah tedariki ve istihbarat alışverişini içeren bir de yöresel askeri-stratejik-siyasi ittifak kurmaya soyundu. Yani açıkça Beyaz Saray’ın onayıyla Doğu Akdeniz’in Türkiye’yi kontrol altına almak ve İsrail’in çıkarlarını korumak için bir “arena” haline getirilmesi planlı şekilde gerçekleştiriliyor.
Yukarıda sıralananların hepsini bir araya getirdiğimizde, Türkiye’nin istikrarın bölgesel garantörü ve İslam Dünyası’nın çıkarlarının savunucusu olarak rolünün NATO’daki mecut üyeliğiyle giderek daha fazla çeliştiği pekala söylenebilir çünkü bazı ittifak ülkelerinin Arap topraklarındaki eylemlerinin çoktandır Müslümanların bilinçli imhası olarak görüldüğü İsrail hükümetine açıkça sponsorluk yaptığı bilinmez değil. Belki de tam da bu yüzden, bölgede bazılarının “İslami NATO” olarak adlandırdıkları başka bir askeri bloğun örgütlemesine başlanıldı bile. Burada bahsedilen tahmin edileceği gibi, 7 Ağustos’ta Mekke’de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ve katılımcı ülkelerin Kuzey Atlantik Antlaşması’nın Beşinci Maddesi ilkesine benzer bir şekilde korunmalarını öngören “Mekke Paktı”. Bangladeş, çiçeği burnunda ittifaka katılma konusunu ele alırken, İran da böyle bir olasılığı göz ardı etmiyor…
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Şanlıurfa’da düzenlenen halk buluşmasında, ölen PKK’lı teröristlerin ailelerinin yanı sıra “şehit ailelerine başsağlığı” mesajını iletirken, “Türkiye’nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Annelerinin, Cumartesi Annelerinin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon’un acısı da Siirt’in acısı da Urfa’nın acısı da eşittir. Kimse evladını yitirmesin. ‘Bu süreç nedir?’ diye bize soruyorlar. Hiçbir annenin evladını yitirmemesi sürecidir. O sıvasız evlere acı düşmeme sürecidir. Bakın, iki yıldır bu süreç başladı. Çok şükür tek bir canımızı yitirmedik. O fakir, sıvasız, yoksul evlere gençlerin bedenleri gitmedi. Bak bundan daha kutsal bir şey olamaz” dedi.
‘İLK DEFA KÜRT MESELESİ İÇİN BİR YASA GEÇTİ’
Bölücü çerçeve yasaya ilişkin görüşlerini paylaşan Bakırhan, şunları kaydetti:
“İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına ‘bilinmeyen dil’ diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir.”
‘ŞİMDİ BU YASA KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜM YASASI DEĞİL’
Yasada Kürtlere yönelik bir kazanımının olmadığına ilişkin yapılan eleştirilere yanıt veren Bakırhan, “Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil” ifadelerini kullandı.
“YÜZ YILLIK BİR MESELE BU YASAYLA ÇÖZÜLMEYECEK”
Yasanın terör örgütü PKK ve bütün sonuçlarını ortadan kaldıran bir yasa olduğunu iddia eden Bakırhan, şunları kaydetti:
“Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK’nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı.”
‘HENÜZ YOLUN BAŞINDAYIZ. BU YASA HER ŞEY DEĞİL’
Bakırhan, yasanın küçümsenmemesi gerektiğini savunarak, “Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt’ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt’ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt’ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi’nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı” diye konuştu.
‘ŞAM’DA ÖNEMLİ BİR ADIM ATILDI’
Suriye’deki gelişmelere de değinen Bakırhan, “Kürtlerin Suriye’nin geleceğinde kilit bir role sahip olduğunu” ifade ederek, “Şimdi gelelim Rojava’ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam’da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye’nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye’nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte” ifadesini kullandı.
‘MAZLUM KOBANİ, AHMED ŞARA’NIN DEĞİL, CUMHURBAŞKANLIĞI DANIŞMANI OLDU’
“Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” diyen Bakırhan, “Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye’nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye’de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor” dedi.
‘BU BEDELLERİN KARŞILIĞINDA EKSİK DE OLSA KAZANIMLAR DA VAR’
“Kürtlerin Suriye yönetimi ile yaptığı anlaşmaların küçümsenmemesi” gerektiğini savunan Bakırhan, “Kobani’de, Afrin’de değil, Halep’te de Şam’da da Suriye’nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz” diye konuştu. (ANKA)
UEFA Şampiyonlar Ligi’nde kura çekiminin yapılmasının ardından Galatasaray ve Fenerbahçe’nin rakipleri belli olmuştu.
Türkiye’nin iki temsilcisinin de Devler Ligi’ndeki maç takvimi açıklandı.
Galatasaray’ın fikstürü şu şekilde:
9 Eylül | Sporting (D)
13 Ekim | Barcelona
21 Ekim | Lille (D)
3 Kasım | Stuttgart
24 Kasım | Aston Villa
8 Aralık | AEK (D)
19 Ocak | Feyenoord
27 Ocak | PSG (D)
Fenerbahçe’nin fikstürü ise şöyle:
10 Eylül | Roma
14 Ekim | Aston Villa (D)
20 Ekim | Slavia Prag
4 Kasım | Liverpool
25 Kasım | Shakhtar Donetsk (D)
9 Aralık | LASK (D)
20 Ocak | Villarreal
27 Ocak | Atletico Madrid (D)
“Alihan Kuriş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması kapsamında bugüne kadar 124 kişi hakkında adli işlem başlatılırken, 81 şüpheli tutuklandı. Şüphelilerden 10’u hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı. Soruşturma kapsamında gözalatın alınan 2 şüphelinin kolluktaki işlemleri devam ederken, 27 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürüyor.
Öte yandan, örgütle bağlantılı olduğu değerlendirilen 50 şirket ile 4 derneğe el konulurken, 50 şirkete de kayyım atandı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmanın “suç örgütünün yapılanmasının, mali kaynaklarının, para hareketlerinin, suçtan elde edildiği değerlendirilen mal varlıklarının ve bağlantılı kişi ve kuruluşların tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik olarak titizlikle sürdürüldüğü” belirtilerek, organize suç yapılarıyla ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerleriyle mücadele, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kararlılıkla devam ettiği vurgulandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin uluslararası temaslarını sürdürme ve Kıbrıs sorununda müzakere masasında kalma konusundaki tutumunu yineledi.
Kıbrıs Türklerinin Kıbrıslı Rumlarla eşit olduğunu vurgulayan Erhürman, görev süresi boyunca halkın hakları, güvenliği ve eşitliğinden vazgeçmeyeceğini kaydetti. Erhürman, şu ifadeler yer aldı:
“Kıbrıs Rum Liderliği’nin büyükelçilerle yapılacak görüşmeyi engelleme girişimi hangi sebeple yapılmış olursa olsun… O sebeple yapılmaması gerektiği iddia ediliyor iseydi, büyükelçilerin katılmış olması, o sebebin uluslararası toplum tarafından dikkate alınabilecek, meşru bir sebep olmadığını yeterince göstermiştir herhalde!
Görüşmeler devam etmesine karşın Kıbrıs Rum Liderliği Kıbrıslı Türkleri görünmez kılma çabalarına devam edecekmiş! Görüşmeler devam etmesine karşın bizler de hem Kıbrıs Rum Liderliği’nin bu girişimlerini hem de halkımızı görünür kılma çabalarımıza devam edeceğiz. Bu çabaların görünen, görünmeyen tarafları vardır ve hep olacaktır tabii ki…
Bu Ada’daki iki eşit kurucu ortaktan biri olan Kıbrıslı Türkler masadan kaçsın, uluslararası toplumla ve kuruluşlarla tüm iletişimini koparsın diye iki taraflı bir çaba var. İki taraf birbirinin değirmenine su taşımaya devam ediyor her zamanki gibi. Güneydekiler Kıbrıslı Türkler masadan kaçsın, biz çözüm isteyen mağdur taraf rolünü oynamaya devam edelim derdinde, kuzeydekiler ise, bizimkiler masadan kaçsın, çözümsüzlük çözümdür, hep izole kalalım, çocuklarımızın dünyayla buluşmasına gerek yok, biz böyle iyiyiz gailesinde. İkisinin buluştuğu yer, Kıbrıslı Türkler’in görünmez kılınması, dünyayla buluşamamasının sağlanması! Halkımız biliyor ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ne birine teslim oluruz ne de öbürüne…!
‘KIBRISLI TÜRKLER KIBRISLI RUMLARLA EŞİTTİR’
Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumlarla eşittir. Bunu kabul etmeyen Rum, Türk, uluslararası kuruluş, temsilci, kim varsa, bilecekler ki yolumuzun onlarla herhangi bir yerde kesişmesi mümkün değildir. Uluslararası kuruluşlar da bilecekler ki dünde değiliz! Ama zaten siz de daha önce öyle, böyle… Yok öyle! Dünyanın adil bir yer olmadığını kimse bize öğretmeye kalkmasın. Biz bunun bedelini ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Ama adaletsizliğin ‘norm’ haline getirilmesine teslim olmadık, olmayacağız.
‘OMURGA KADAR BEYİN VE YÜREK DE ÖNEMLİDİR’
Omurga önemlidir! Ama sanırım herkes bilir ki en az omurga kadar, beyin ve yürek de önemlidir. Hatta bilinir ki beynin ve yüreğin olmadığı yerde omurga tek başına hiçbir şey ifade etmez. Yaşam belirtisi dahi gösteremez. Kimse bizden bir kez daha Kıbrıslı Türklerin tüm uluslararası temaslarını ortadan kaldırarak, tüm süreçleri dondurarak, onunla bununla konuşmam, diyalog kurmam, diplomasi yapmam diyerek, sözde dik durarak, aslında bulunduğu yere çakılarak, Kıbrıslı Türklerin görünmez kılınması çabalarını fark etmeden desteklemek aymazlığını beklemesin.
‘HERKES ELİNDE NE VARSA ARDINA KOYMASIN!’
Kıbrıslı Türklerin moral motivasyonunu kırmak için dört bir yandan harekete geçildi. Geçilir elbet! Çünkü konfor alanları bozuldu. Şimdi kartlar yeniden dağıtılacak. Herkes elinde ne varsa ardına koymasın! Kıbrıs Türk halkı bu adada 1878’den beri varoluş mücadelesi veriyor. Kimse, bu halkın deneyimini, birikimini, yetişmiş insan kaynaklarını küçümsemeye kalkmasın. Mücadele Sarayönü’nde birbirine laf atarak verilmez. Mücadele sahada verilir ve bu mücadele sahada veriliyor.!
‘SEÇİMLER BİTER, VAROLUŞ MÜCADELESİ BİTMEZ’
Saha kuruldu. Kılını kıpırdatmayıp, görevinin farkında dahi olmayıp, ona buna laf yetiştirip, ‘biz böyle iyiyiz’ diyenlerin Kıbrıs Türk halkı açısından sahada yeri yok. Bu daha fazla nasıl görülebilirdi ki?” Seçim dönemidir (kuzeyde de, güneyde de seçim rüzgarları esiyor)… Elbette herkesin kendini göstermeye, laf üretip görünür olmaya ihtiyacı var. Bunu bilir ve anlarım. Ama bilinecek ki seçimler geçer, biter, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi bitmez.
‘SÖZÜNE GÜVENEN SÖZÜNÜ GÖZÜME SÖYLER’
Bu halk bana on ay önce görev verdi. Daha dört yıldan fazla görev sürem var. Halkıma sözüm, bu halkın bu adadaki haklarından, güvenliğinden ve eşitliğinden asla vazgeçmeyeceğim, bu halkın görünmez kılınmasına, dünyayla buluşmasının engellenmesine asla göz yummayacağımdır. Sözüm sözdür. Ben sözümü muhataplarımın gözüne bakarak söylüyorum ve söyleyeceğim. Sözüne güvenen sözünü gözüme söyler!”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu’nca yürütülen soruşturma kapsamında, “Manifest” grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alındı.
Akış hakkında, “müstehcenlik”, “uyuşturucu madde kullanma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçları kapsamında soruşturma yürütüldüğü öğrenildi.
Rusya parlamentosu’nun alt kanadı Devlet Duması’nın yaklaşan eylül ayının ikinci yarısında seçimleri gerçekleşecek. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin medyasında ilgili seçimlerin gayrimeşru olarak tanınması için şimdiden dikkatlice koordine edilmiş bir kampanya yürütüldüğü gözleniyor. Bu enformasyon saldırısının araçlarından birisi de tahmin edileceği üzere, ülke dışına çıkmış bulunan Rus muhalifler. Bunlardan bazıları bilindiği gibi çok uzun zaman önce vatanlarını terk etmişti, geri kalanları ise şubat-Mart 2022 döneminde Rusya’dan göç etmişlerdi. Ama bu durum onların her nedense ve halen, Rusya Federasyonu seçim sistemini itibarsızlaştırma yönünde güçlerini birleştirmelerine engel olmuyor. Ve bu hakikaten de asılsız bir iddia değil. Söz gelimi, sadece resmi veriler dahi baz alındığında, Kremlin’e muhalif “Yolsuzlukla Mücadele Vakfı”nın (FBK) eski başkanı Leonid Volkov’un, Avrupa’da ikamet ettiği mahalde birkaç yıl önce 540.000 avro değerinde iki katlı bir ev satın aldığı hatırlanacaktır. Putin’in yurt dışına kaçan diğer muhaliflerinin de pek “yoksulluk çekmedikleri” belirtilebilir: FBK’nın eski çalışanlarından İvan Jdanov, Yulia Navalnaya (hapishanede ölen ünlü muhalif siyasetçi Aleksey Navalni’nin dul eşi), Devlet Dumasının eski milletvekilleriden İlya Ponomarev, eski satranç şampiyonu Garry Kasparov, emekli petrol patronu Mikhail Khodorkovski ve rejim değişikliği talep eden diğerleri gibi… Hepsi de Rusya’nın Batı siyasetine geri dönmesini, Ukrayna ile savaşta yenilmesini ve ardından da ülkenin muhtemel birkaç sözde egemen cumhuriyete bölünmesini savunageliyor.
Bu insanlar kendilerini birer büyük stratejistler sanıyor olabilirler, ancak şu anda zorunlu olarak bulundukları ortamda siyasi göçmenlere artık çok da saygıyla değil, fakat tersine, olabildiğinde tersi duygu ve düşüncelerle bakanların sayısının hiç de az olmadığını biliyor olsalar gerek. Çevrelerindeki pek çok kişi, kavuştukları görece maddi refahlarının kendi vatanlarına bir şekilde sırt çevirmek sayesinde olduğunu anlayıp görebiliyor. Ve benzer grupların günümüzde her yerde giderek daha çok hor görülüp dışlandıklarına tanık olunuyor… Yukarıda tasvir edilen politize karakterlerin gerçek siyasi mücadele yerine adeta “yabancı hibeler” uğruna çekişmede daha başarılı olduklarını düşünenlerden ünlü Slovak toplumsal aktivistlerden ve aynı zamanda eski Slovakya Yüksek Mahkemesi Başkanı Stefan Garabin bakın bu konuda neler dile getiriyor:
STEFAN GARABİN: YURTDIŞINDAKİ MUHALİF FİGÜRLERİN ÇABALARI RUSYA SEÇİMLERİNİ ETKİLEMEZ
“Elbette, burada asıl rolü para oynuyor. Onların rekabetinin bir diğer nedeni ise, bu kişilerin artık kamuoyunun ilgisini çekememesi gerçeği. Bu onların şişirilmiş özgüvenlerini yok ediyor. Onlar, çoktan kaybolmuş olan zirveye geri dönmek istiyorlar. Dünya değişti, öncelikler değişti ve Rusya, hızla tam ekonomik, finansal ve sosyal bağımsızlığa doğru ilerleyen güçlü bir dünya gücü haline geldi. Zaten askeri bir güçtü… Muhalif figürlerin hatalı yaklaşımının özü, eleştiriyi toplumdaki ve devlet yönetimindeki eksiklikleri düzeltme girişimi olarak değil, ama yalnızca Batı’nın hizmetinde kişisel bir siyasi kariyer aracı olarak düşünmeleridir. Samimiyetsizlik, onların her şeye karşı içlerindeki Rus nefretinin bir sonucu. Kendilerini Rus halkının bir parçası gibi hissetmiyorlar… Kendilerini Rusya’nın “liderleri” olarak gösteren kişiler, uzun zamandır itibarsızlaştırılmış figürlerdir ve Rusya Federasyonu vatandaşlarının seçimini etkileyemeyeceklerdir… ”
İTİBARLARININ BU DENLİ DÜŞMÜŞ OLMASI, SPONSORLARININ FİNANSE ETMEYİ REDDETMESİNE YOL AÇIYOR
Yıllardır süregelen mülteci yaşamları nedeniyle epey bir yıpranmış ve yaşlanmış bulunan Rus muhalif şahsiyetlerin, kuvvetle muhtemel aldıkları “telif ücretler” karşılığında, gürültülü ama bir o kadar da etkisiz bir bilgi-propaganda kampanyası yürüttükleri izleniyor. Batı’nın sağladığı parasal kaynaklar uğruna çıkan kavgalarla bağlantılı iç çelişkiler ve de “liderlerin” bir türlü koordineli bir çalışma organize edememesi, Devlet Duması seçimleri öncesinde faaliyetlerinin düşük verimli olmasına yol açıyor gibi. Kimilerine göre itibarlarının o denli düşmüş olmasından kaynaklı olarak, bazı Batılı sponsorlar artık başarısız muhalifleri finanse etmeyi reddediyor – tıpkı Amerikan USAID programında görüldüğü gibi… Eğer Brüksel, Londra ve Washington’un bu güçleri Rusya toplumunu istikrarsızlaştırma mekanizması olarak kullanma planları bir şekilde hâlâ mevcutsa, o zaman onların sancağı altında birleşenler bu planlarda sadece “tek kullanımlık bir araç” olarak yer alabilirler gibi gözüküyor. Kendilerini adeta “cennet bahçesi” havasında gören AB ile ABD’nin, skandal yaratmakla meşgul “sürgündeki” muhalifleri günü gelince eşit haklara sahip “partnerler” olarak göreceklerini varsaymak ise gerçekten komik bir senaryo olurdu…
Diyarbakır’da 21 Ağustos 2024’te kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümüne ilişkin Güran ailesi, cinayetin “faili meçhul” kapsamında yeniden ele alınması yönünde Adalet Bakanlığı’na başvuru yapmıştı.
Güran ailesi tarafından yapılan başvuruda, “Narin Güran’ın ölümüne ilişkin dosyanın yeniden değerlendirilmesi ve cinayetin faili meçhul kapsamında ele alınması” talep edildi.
Adli kaynaklar, başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, Narin Güran cinayetine ilişkin yargılamanın ilk derece mahkemesi ve temyiz mercilerinde kamuoyuna açık şekilde yapıldı ve dosya karara bağlandığını kaydetti. Dosyanın “faili meçhul” kapsamında yeniden değerlendirilmesini gerektirecek yeni ve somut bir delile ulaşılamadığı gerekçesiyle başvurunun kabul edilmediği belirtildi.
Edinilen bilgiye göre, Adalet Bakanlığı, başvuruyu dosyada mahkumiyet hükümleri bulunduğu gerekçesiyle peşinen reddetmezken, ileri sürülen iddialar ile yeni olduğu belirtilen hususların da tamamını değerlendirdi. Bu kapsamda aile fertleri ve başvuruda bulunan kişilerin dinlendiği; ileri sürülen tezler, alternatif olay senaryoları ve diğer iddiaların soruşturma ve kovuşturma dosyasındaki deliller, teknik incelemeler, bilirkişi raporları ve yargı kararlarıyla karşılaştırılarak incelendiği aktarıldı.
Yapılan değerlendirmeler sonucunda Narin Güran cinayetinin “faili meçhul” olduğunu ortaya koyan veya dosyanın Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kapsamında yeniden ele alınmasını gerektirecek “yeni ve somut herhangi bir olguya ulaşılamadığı” bildirildi.
Narin Güran dosyasında failler konusunda yargısal hükümlerin kurulduğu ve üç sanık hakkında verilen “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezalarının Yargıtay tarafından onandığı belirtilerek, yapılan incelemelerde mevcut delil durumunu ve yargısal tespitleri değiştirecek yeni ve somut bir bulguya ulaşılamadığı ifade edildi. Adalet Bakanlığı’nın yargı mercilerinin bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde hareket ettiği belirtilerek, yeni ve somut her türlü bilgi ve delilin yetkili adli makamlarca değerlendirilmesini teminen üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceği bildirildi. (ANKA)
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla bölücü açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldız, şu ifadeleri kullandı:
“‘Terörsüz Türkiye’ vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade devletin bekası, iç cephenin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü,
demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı kapsayan, toplumsal bütünlüğü, milli dayanışmayı ve devletin stratejik geleceğini esas alan kapsamlı bir devlet politikasıdır. Durmadan, yorulmadan ve bıkmadan farklı duyarlılıkları olan insanları sürece dahil edelim, hiç kimseyi dışarıda bırakmayalım. Bize benzemeyenlere sabırla gerçekleri gösterelim. Her şeyin başında sürecin ruhuna uygun özenli bir dil kullanalım.”
Yıldız paylaşımında bölücü açılım süreci kapsamında TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan çerçeve yasanın vatandaşlara tekrar tekrar anlatılması gerektiğinin altını çizerek şunları kaydetti:
“Terörsüz Türkiye sürecine ait çerçeve yasanın amacını, münfesih terör örgütü PKK/KCK ve bununla bağlı her türlü oluşumu, kişi bakımından kimlerin kanunun kapsamında olduğunu, hangi suçların istisna tutulduğunu, örgütün fiili varlığına son verildiğine, silah ve mühimmatın teslimine dair teyit ve tespit mekanizmasını, Milli Güvenlik Kurulu kararını, kanunun yürürlük tarihini tekrar tekrar insanımıza anlatalım.”
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) sosyal medya hesabından Ankapark’a ilişkin son durum paylaşıldı. Paylaşımda Ankara halkına açıldığı belirtilen Ankapark’a ilişkin şunlar kaydedildi:
“Ankapark’ın geleceğine ilişkin kararı Ankaralılarla birlikte aldık. ‘Ankapark ne olmalı’ sorusu üzerine gerçekleştirdiğimiz ankete 80 bini aşkın vatandaşımız katıldı; katılımcıların yüzde 90’ından fazlası Ankapark’ın yeşil alan ve rekreasyon alanı olarak değerlendirilmesi yönünde görüş bildirdi. Ankaralıların iradesi doğrultusunda Ankapark, ücretsiz olarak halkımızın kullanımına açılmıştır. Ankapark’ın yapımına başlanmasından bugüne kadar geçen süreçte; hangi kararların alındığı, ne kadar kamu kaynağı harcandığı ve Ankara halkının 801 milyon dolarlık kaynağının nasıl heba edildiği, tüm belgeleriyle kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.
‘TÜM BİLGİ VE BELGELER İNTERNET SİTESİNDE YAYIMLANMAKTADIR’
Şeffaflık anlayışımız gereği Ankapark’a ilişkin tüm bilgi ve belgeler http://ankaparkgercekleri.com internet sitesinde yayımlanmaktadır. Dileyen herkes site üzerinden bütün süreci inceleyebilir; ayrıca ‘Soru Sor’ bölümünden Ankapark’a ilişkin merak ettiği konuları doğrudan iletebilir. Kamuoyunun bilmesini isteriz ki; sürecin en başında, Ankapark’ın yapımı ve oluşan kamu zararına ilişkin olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş, kendisi de dahil olmak üzere sorumluluğu bulunan herkesin araştırılması ve varsa hukuki sorumluluklarının tespit edilmesi amacıyla suç duyurusunda bulunmuş; söz konusu başvuru takipsizlikle sonuçlanmıştır.”
Sendika Genel Başkanı Gökay Çakır dün Soma’daki sendika genel merkezinde, Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu ise Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürdürülen maden işçileri eyleminde gözaltına alınmıştı.
Çakır ve Aksu, savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.
Hakimlik, Çakır ve Aksu’nun tutuklanmasına karar verdi.
İstanbul’da yüzde 94’lere ulaşan nemin de etkisiyle son günlerde etkili olan bunaltıcı hava, cuma günü için yerini yağışlı ve fırtınalı bir havaya bırakacak. İstanbul Valiliği, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün son değerlendirmelerine dayanarak cuma günü için yağış uyarısı yaptı. Uyarıya göre sıcaklığın da yarından itibaren mevsim normallerinin 4-5 derece altına düşmesi bekleniyor.
YAĞIŞLA BİRLİKTE FIRTINA DA ETKİLİ OLACAK
Valiliğin sosyal medya hesabından paylaşılan uyarı şöyle:
“İlimizin yarın (28.08.2026, Cuma) sabah saatlerinden itibaren yağışlı sistemin etkisi altına gireceği tahmin ediliyor. Yarından itibaren hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin 4 ila 6°C altında seyretmesi bekleniyor. Yağışlı sistemin Cumartesi günü akşam saatlerinde ilimizi terk edeceği, hava sıcaklıkların ise Pazartesi gününden itibaren artarak yeniden mevsim normalleri civarına yükselmesi bekleniyor. Rüzgârın kuzeyli yönlerden yarın (Cuma) ve Cumartesi günleri orta, zaman zaman kuvvetli eseceği tahmin ediliyor. Rüzgârın hızının yarın (Cuma) 40-60 km/saat, Cumartesi günü ise 30-50 km/saat seviyelerine ulaşması bekleniyor”
Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Afyonkarahisar Zabit Yurdu’nda haftalık basın bilgilendirme toplantısı düzenledi.
Toplantının ardından gazetecilerin soruları MSB tarafından yanıtlandı. Suriye’de faaliyet gösteren SDG’nin feshine ilişkin soru üzerine, “SDG’nin feshi ve Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması ile ‘tek devlet, tek ordu’ anlayışının güçlendirilmesi bakımından önemli bir gelişmedir. Bu yöndeki gelişmeleri memnuniyetle karşılıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’de sağlanan olumlu ivmenin ülke geneline yayılması, istikrarın kalıcı hale getirilmesi ve Suriye ordusunun başta terörle mücadele olmak üzere kapasitesinin geliştirilmesine yönelik desteğini, mevcut askeri iş birliği anlaşması çerçevesinde sürdürmeye devam edecektir” değerlendirmesi yapıldı.
Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin bir soru üzerine Bakanlık’tan yapılan açıklamada, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de görev aldığı Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ilk toplantısını gerçekleştirdiği ve çalışmaların yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar ele alınarak dört alt komisyonun kurulmasının kararlaştırıldığı kaydedildi. Açıklamada, “Alt komisyonların teşkiline yönelik çalışmalar, ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde sürdürülmektedir. Terörsüz Türkiye sürecinin sağlıklı ve istikrarlı şekilde ilerlemesi önem arz etmektedir. Bu kapsamda Bakanlığımız, terör örgütü ve bağlantılı yapıların fiilî varlıklarının sona erdiğinin, ellerindeki silah ve mühimmatın tamamının teslim edildiğinin tespit ve teyidine yönelik görevini ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde sürdürecektir” denildi.
‘SÖZLEŞME BİR TEKİL PROJE VEYA PLATFORMLA SINIRLI DEĞİL’
ABD’de lobi şirketi Ballard Partners ile yapılan anlaşmaya dair soru üzerine, söz konusu çalışmanın Türkiye ile ABD arasında gelişen ilişkilere katkı sağlamak, savunma ve güvenlik alanındaki kurumsal diyaloğu güçlendirmek ve ülkemizin görüş ve önceliklerinin ilgili muhataplara doğru biçimde aktarılmasını temin etmek amacıyla, tamamen profesyonel bir yaklaşımla hazırlanan ortak stratejinin bir ürünü olduğu belirtildi. Devamında, “Her iki ülkenin mevzuatına uygun ve şeffaf biçimde kayıt altına alınan sözleşmenin kapsamı herhangi bir tekil proje veya platformla sınırlı değildir. Bu nedenle çalışmanın yalnızca belirli bir savunma programıyla ilişkilendirilmesi, sözleşmenin kapsamını yansıtmamaktadır” denildi.
MSB, Kerpe Adası’nda bulunan Patriot hava sistemlerinin Kerpe’den Girit Adası’na taşınması kararına ilişkin, “Gayriaskeri statüdeki adaların hukuki durumu, 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmaları ile açıkça düzenlenmiştir. Yunanistan’ın söz konusu adaları antlaşmalara aykırı şekilde silahlandırmasının hukuka aykırı olduğunu ve bu uygulamadan vazgeçilmesi gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz” denildi. Kararın mevcut yanlış uygulamadan geri dönülmesi yönünde olumlu bir adım olarak değerlendirildiği bildirildi. Devamında, “Türkiye olarak, bölgemizde barış ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacak, uluslararası hukuka ve antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklere uygun her türlü yapıcı adımı desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verildi.
RODOS’TA İHA ÜSSÜ KURULMASI
Yunanistan’ın Rodos Adası’na İHA üssü kurulması yönündeki iddialara ilişkin Bakanlık açıklamasında şunlar kaydedildi:
“Rodos Adası’nın gayriaskeri statüsü, uluslararası antlaşmalarla açık ve bağlayıcı şekilde düzenlenmiştir. Bu statüyü ihlal edecek her türlü girişim, Yunanistan’ın uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır. Bu çerçevede, Rodos’ta İHA üssü kurulmasına yönelik muhtemel bir adımın, Ada’nın gayriaskeri statüsünün ihlali anlamına geleceği gibi Ege’de barış ve istikrara, ayrıca iyi komşuluk ilişkilerine zarar vereceği açıktır. Türkiye, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumaya ve bu doğrultuda gerekli tedbirleri almaya devam edecektir.”
MSB, Somali’de kaçırılan gemiye ilişkin, “Somali karasularında meydana gelen olaya ilişkin olarak, Dışişleri Bakanlığımızla koordinasyon içerisinde Somali makamlarına gerekli destek sağlanmaktadır” açıklamasını yaptı. (ANKA)
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
Politico’nun haberinde, Ratcliffe’in Moskova’daki görüşmelerinin ana gündem maddelerinden birinin Rusya’nın Baltık ülkelerine yönelik olası saldırgan veya gerilimi tırmandırıcı adımları olduğu, Ratcliffe’nin “öncelikle Rusya’yı Baltık ülkelerine yönelik herhangi bir gerilimi tırmandırıcı eyleme karşı uyarmaya” odaklandığı değerlendirmesi yapıldı.
Rusya ile Ukrayna arasında son dönemde cephe hattının çok ötesindeki bölgelere yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarının yoğunlaştığı, Moskova’nın Ukrayna’ya destek veren NATO ülkelerine yönelik tehditlerinin de arttığı kaydedildi.
NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesi uyarınca bir üyeye yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yönelik saldırı kabul edildiği hatırlatılan haberde, Rusya’nın Avrupa’daki ABD müttefiklerine karşı sabotaj ve siber saldırılar gibi doğrudan savaşa varmayan yöntemleri uzun süredir kullandığı belirtildi.
TRUMP: “YARI RUTİN BİR ZİYARET”
ABD Başkanı Donald Trump ise Ratcliffe’in Moskova ziyaretine ilişkin spekülasyonları reddetti. Trump, Ratcliffe’in ziyaretinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i NATO’nun kararlılığını test etmemesi veya İngiltere’ye saldırmaması konusunda ikna etmek amacı taşımadığını söyledi.
Ziyareti “yarı rutin bir adım” olarak nitelendiren Trump, görüşmelerin Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesiyle ilgili olduğunu belirterek, “Ukrayna ile savaşın sona erdiğini görmek istiyoruz” dedi.
CIA ise Ratcliffe’in ziyareti hakkında Politico’nun yorum talebine yanıt vermedi.
İRAN’A DESTEĞİN AZALTILMASI İSTENDİ
Haberde ayrıca Ratcliffe’in, Moskova’da Rus yetkililerle İran’a yönelik desteğin azaltılması konusunu da gündeme getirdiği öne sürüldü. Ratcliffe’in Rusya’dan İran’a silah ve savunma teknolojisi aktarımını durdurmasını istediği, Moskova’nın ABD yaptırımlarından etkilenmesi halinde “aşırı tepki vermemesi” yönünde uyarıda bulunduğu aktarıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de 25 Ağustos Pazartesi günü, İran’la ekonomik ilişkilerini kesmeyi reddeden ülkelere yönelik yaptırımların önemli ölçüde genişletilebileceği uyarısında bulunmuştu.
RATCLIFFE RUSYA KONUSUNDA “ŞAHİN” OLARAK NİTELENDİRİLİYOR
Ratcliffe’in Moskova ziyareti, Trump yönetiminin Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerinin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.
Politico, Trump’ın ilk başkanlık döneminden bu yana ABD istihbarat topluluğuyla özellikle Rusya konusunda zaman zaman görüş ayrılıkları yaşadığını, ancak Trump’ın savaşın sona erdirilmesi konusunda Putin’den beklediği sonucu alamaması nedeniyle Rusya’ya yönelik tutumunun son dönemde sertleştiğini belirtti.
Ratcliffe’in ise Rusya konusunda daha “şahin” bir tutuma sahip olduğu ifade edildi.
Ratcliffe’in Moskova ziyareti, Trump yönetiminin CIA direktörünü önemli diplomatik temaslarda kullanmasının son örneği oldu. Ratcliffe’in mayıs ayında da Küba’ya gizlice giderek ülke yönetimini temel reformlar yapması, aksi takdirde ABD baskısıyla karşılaşabileceği uyarısında bulunduğu aktarıldı.
ABD’li Senatör James Lankford da Ratcliffe’in Moskova ziyaretini olumlu karşılayarak, “Konuşmamakla işler daha iyiye gitmez” değerlendirmesinde bulundu. (ANKA)
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 2026-2027 sezonu Türkiye Kupası maçları statüsünde yapılan değişikliği açıkladı.
TFF’nin açıklaması şöyle:
“Trendyol Süper Lig ve Trendyol 1. Lig Kulüplerinin A takım listesine yazamadıkları Türkiye A Milli Futbol Takımında oynama uygunluğuna sahip futbolcu ve/veya yabancı uyruklu futbolcularını aşağıdaki koşullar dahilinde Türkiye Kupası müsabakalarında oynatabilirler:
(a) Trendyol Süper Lig Kulüpleri tarafından müsabaka isim listesine 14’den fazla yabancı
uyruklu futbolcu yazılamaz.
(b) Trendyol 1. Lig Kulüpleri tarafından sahada müsabakaya devam eden kadroda aynı
anda en fazla 6’sının bulundurulması koşulu ile müsabaka isim listesine en fazla 8
yabancı uyruklu futbolcu yazılabilir.
(2) İşbu geçici madde Trendyol Süper Lig ve Trendyol 1. Lig Kulüplerinin 26.08.2026 tarihi itibariyle kadrosunda bulundurduğu ve sözleşmeleri devam eden futbolcuları için geçerlidir.”
Bölücü açılım süreci kapsamında çeşitli sosyal medya hesapları mercek altına alındı.
DHA’nın haberine göre; açılımla ilgili olarak bazı hesapların “terör propagandası yaptığı”, “terörü öven içerikler paylaştığı”, “çok sayıda hesabın dezenformasyon ve manipülasyon içeren, gerçek dışı içeriklerle kamuoyunu yönlendirmeye çalıştığı” tespitiyle Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda, ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Terörle Mücadele birimlerinin katılımıyla çalışma başlatıldı.
Bazı sosyal medya kullanıcılarının; “toplumun hassasiyetlerini hedef alan provokatif paylaşımlarla kin ve düşmanlığı körüklemeye çalıştığı” iddia edilerek yapılan çalışmalar sonucu, suç unsuru taşıdığı değerlendirilen içerik ve hesaplar hakkında gerekli hukuki süreçlerin işletileceği belirtildi.
Petrol fiyatlarındaki hızlı geri çekilme ve Brent petrolün 85 ABD Doları’nın altına gerilemesi, akaryakıt fiyatlarında indirim beklentisini beraberinde getirdi.
ABD ile İran arasındaki gerilimin azalması, saldırıların durması ve normalleşme çağrılarının artması küresel piyasalara olumlu yansırken, petrol fiyatlarında da aşağı yönlü hareket görüldü.
Akaryakıt ürünlerinden motorinde 4 ile 5 TL arasında indirim yapılması bekleniyor.
İndirimin gerçekleşmesi halinde yeni fiyatların yarından itibaren geçerli olması öngörülüyor.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Malazgirt Meydan Muharebesi Tarihi Milli Parkı’nda, 955. Yıl Anadolu’nun Fethi Malazgirt 1071 Anma Programı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Suriye’de SDG’nin feshedilmesinin ardından ilk açıklamasını yapan Erdoğan, “Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye vicdanlı, ilkeli ve barışçıl politikalarıyla tarihe yön veriyor. Bunun önünü artık hiç kimse kesemez” ifadelerini kullandı.
‘BUNUN ÖNÜNÜ ARTIK HİÇ KİMSE KESEMEZ’
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Bir sefere çıktığımız zaman, bir yola baş koyduğumuz, bir işe giriştiğimiz zaman atımızın kuyruğunu bağlarız. Bunun ne olursa olsun geri dönmeyeceğimizi, sonuna kadar gideceğimizi anlatmak için yaparız. İşte biz de Türkiye Yüzyılı’nı inşa etmek için atımızın kuyruğunu bağladık. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerimizi gerçekleştirmek üzere atımızın kuyruğunu bağladık.
İçinde bulunduğumuz coğrafyayı yeniden barış ve esenlik yurdu yapmak için atımızın kuyruğunu bağladık. Terör gibi ebedi kardeşliğimize vurulan hançerleri söküp atmak için atımızın kuyruğunu bağladık. Dost düşman herkes şunu bilsin ve anlasın: Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye vicdanlı, ilkeli ve barışçıl politikalarıyla tarihe yön veriyor.
Bunun önünü artık hiç kimse kesemez. Tahriklerle, tuzaklarla, Türkiye’nin ve Türk milletinin kutlu yürüyüşünü durduracaklarını zannedenler hayal kırıklığına uğramaya mahkumdur. Biz ne doğru bildiğimiz yoldan saparız ne de birilerinin tahrikleriyle farklı yollara gireriz. Bugüne kadar olduğu gibi yolumuzdan dönmeyecek azimle, sabırla ve elbette kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğiz.
Malazgirt ile bize bu vatanın kapılarını açan ecdadı yad ediyorum” diyen Erdoğan “Biz Malazgirt’te ebedi yurt kıldığımız bu cennet vatanı 850 sene sonra işgalcilere karşı canımız pahasına savunmuş, bu uğurda can alıp can vermiş istiklaline aşık bir milletiz.
‘TARİH YENİDEN YAZILIYOR’
Gerektiğinde her şeyden sarfınazar ederiz ama söz konusu vatanımız olduğunda, devletimizin ve milletimizin istikbali olduğunda kimseye boyun eğmeyiz. Bundan sonra da başımız dik alnımız ak bir şekilde çelikten bir yürekle kıyamete kadar burada var olmaya bu topraklarda özgürce yaşamaya devam edeceğiz.
Gövdemizi taşın altına koyduk. Coğrafi olarak dikensiz bir gül bahçesinde yaşamıyoruz. Bu coğrafyada bizim güçlü ve bir olmaktan başka hiçbir seçeneğimiz yoktur. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerimizi gerçekleştirmek üzere atımızın kuyruğunu bağladık. İçinde bulunduğumu coğrafyayı yeniden barış ve esenlik yurdu yapmak için atımızın kuyruğunu bağladık.
Dost düşman şunu herkes bilsin ve anlasın bölgemizde tarih yeniden yazılıyor. Türkiye vicdanlı ilkeli ve barışçıl politikalarıyla tarihe yön veriyor. Tahriklerle tuzaklarla Türkiye’nin kutlu yürüyüşünü durduracaklarını zannedenler hayal kırıklığına uğramaya mahkumdur. Biz birilerinin tahrikleriyle farklı yollara girmeyiz.”
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu planı kapsamında Suriye’de ulusal bütünleşmeye yönelik yeni bir aşamaya geçildiğini belirtti.
Trump’ın liderliğinin SDG’nin Suriye devlet kurumlarına “düzenli entegrasyonu” için yol açtığını savunan Barrack, “geçmişteki ayrılıkların kalıcı bir ortaklığa dönüştürülmesinin ve Suriyelilerin ortak geleceklerini birlikte şekillendirmesinin hedeflendiğini” ifade etti.
Barrack, “Kürtçenin eğitimde tanınmasının yanı sıra Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’e Suriye hükümeti içerisinde ‘etkin roller’ verilmesinin öngörüldüğünü belirterek, bunun Kürt ortaklarının geçmişteki katkılarına ve fedakârlıklarına karşılık geldiğini” söyledi.
Entegrasyonun “kazananlar ve kaybedenler” üzerinden yürütülmemesi gerektiğini söyleyen Barrack, “farklı görüşlere sahip eski tarafların diplomatik çözüm etrafında buluşarak Suriye’nin egemenliğini güçlendirdiğini” kaydetti.
Barrack, açıklamasını, “Tek ordu, tek hükümet, tek devlet” sözleriyle tamamladı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, liderliğini Alihan Kuriş’in yaptığı iddia edilen “çıkar amaçlı suç örgütü”ne yönelik “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet” suçlarına ilişkin çalışmalar sürüyor.
Soruşturma kapsamında 21-22 Ağustos’ta gerçekleştirilen operasyonlarda, aralarında firari olarak aranan Hilmi Tuna Kuriş’in de bulunduğu kişiler gözaltına alınmıştı.
Emniyetteki işlemlerinin ardından dün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edilen 10 şüpheli, savcılık işlemlerinin ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi.
Cumhuriyet’in haberine göre; hakimlikteki sorgularının ardından Hilmi Tuna Kuriş, Mehmet Özmen, Osman Sert, İsa Ateş, Abdullah Özcan Yavuz, Taner Çetin, Metin Surat, Mehmet Ünal, Erhan Yılmaz ve Süleyman Tuna Akbulut’un tutuklanmalarına karar verildi.
“Alihan Kuriş suç örgütü”nün faaliyetlerinin, mali yapılanmasının, suçtan elde edildiği değerlendirilen mal varlığı değerlerinin ve örgütle bağlantılı kişi ve kuruluşların tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik soruşturmanın Başsavcılık tarafından çok yönlü sürdürüldüğü belirtildi.
İDRİS NAİM ŞAHİN’İN ARACI İLE MUĞLA’YA GİTMİŞLER!
Firari olarak aranan Hilmi Tuna Kuriş ile iş insanı Erhan Yılmaz, 21 Ağustos’ta Marmaris’in Bozburun Mahallesi’nde yakalanmıştı. İki şüphelinin yasa dışı yollarla yurt dışına çıkmaya hazırlandığı öne sürülmüştü.
Soruşturma birimleri, şüphelilerin İstanbul’dan Muğla’ya götürülmesinde 34 SL 313 plakalı aracın kullanıldığını belirlemişti. Aracı Mehmet Özmen’in kullandığı tespit edilmiş, kamera kayıtlarına göre araç 16 Ağustos’ta İzmir’in Selçuk ilçesinde görüntülenmişti.
Özmen’in yolculuk boyunca telefonunu kapalı tuttuğu belirlenmiş ve araçta yapılan aramada 58 bin euro bulunduğu bildirilmişti.
Şüphelilerin Muğla’ya götürülmesinde kullanılan aracın, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e 2030 yılına kadar tahsis edildiği ortaya çıkmıştı.
İDRİS NAİM ŞAHİN’İN 2 ARACI DAHA MERCEK ALTINDA
Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Alihan Kuriş suç örgütüne yönelik yürütülen soruşturmada yeni bulgulara ulaşıldı.
Firari Hilmi Tuna Kuriş’in kaçırılmasında kullanıldığı belirlenen ve eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin adına tahsisli 34 SL 313 plakalı aracın ardından, Şahin adına tahsis edilen diğer araçlar da incelemeye alındı.
Soruşturma kapsamında yapılan incelemelerde, 34 S 7815 ve 34 RM 8677 plakalı iki aracın da tahsis amacı dışında ve suç içerikli faaliyetlerde kullanıldığının tespit edildiği bildirildi.
Öte yandan soruşturma kapsamında aynı yapıyla irtibatlı olduğu değerlendirilen Ömer Sipahioğlu’nun yakalanması için çalışma başlatıldı. Ömer Yücel’in ise gözaltına alındığı öğrenildi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 26 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzeydoğu kesimlerinin parçalı bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Doğu Karadeniz’in doğusu ve iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve batısının yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi bekleniyor.
Rüzgarın genellikle kuzeyli, yurdun güneydoğu kesimlerinde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, öğle saatlerinden sonra yer yer kuvvetli (40-60 Km/saat) esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
BURSA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANAKKALE °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
DENİZLİ °C, 40°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
MUĞLA °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
UŞAK °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, doğusunun yer yer parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkiinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra kuzey kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
BURDUR °C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
HATAY °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, doğusunun yer yer çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
KONYA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
NEVŞEHİR °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yer yer çok bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
DÜZCE °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
SİNOP °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
ZONGULDAK °C, 27°C
Parçalı ve az bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Doğu Karadeniz’in doğusu ile iç kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
RİZE °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
TRABZON °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra iç kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzey ve batı kesimlerinin yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Erzurum, Kars, Ardahan, Erzincan ve Malatya çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin güneydoğusunda rüzgarın, öğle saatlerinden sonra güneyli yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
ERZURUM °C, 27°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 28°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 34°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
VAN °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin doğusunda rüzgarın, öğle saatlerinden sonra güneyli yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
Eski Ulaştırma Bakanı ve Süleymancılar’ın eski lideri Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’da hayatını kaybetmesine ilişkin yürütülen soruşturma sürüyor. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, otopsi video kayıtları üzerinden hazırlanan 25 Ağustos 2026 tarihli Adli Tıp uzmanı bilirkişi raporunda ölümün “şüpheli” olduğunun tespit edilmesi üzerine, Alihan Kuriş ve diğer şüpheliler hakkında “Adam Öldürme” suçundan soruşturma başlatıldı.
Soruşturma kapsamında ayrıca, Denizolgun’un 2016 yılında “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak kayıtlara geçen ölüm raporunda imzası bulunan doktorlar hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan işlem başlatıldı. Otopsi görüntülerinin bulunmadığını bildirmesine rağmen daha sonra söz konusu görüntüleri gönderen Adli Tıp Kurumu idarecisi hakkında da aynı suç kapsamında soruşturma açıldı.
OTOPSİYE AİT KAYITLAR YENİDEN İNCELENDİ
Denizolgun’un 2016 yılında gerçekleşen ölümünün adli tıbbi yönden yeniden değerlendirilmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırıldı. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Alkan tarafından hazırlanan 25 Ağustos 2026 tarihli raporda, 2016 yılındaki otopsiye ait 145 fotoğraf ve video kaydı, Adli Tıp Kurumu raporları, kriminal incelemeler, olay yeri kayıtları, tanık ifadeleri, 19 Ağustos 2026 tarihli fethi kabir tutanağı ve soruşturma dosyasındaki diğer adli tıbbi belgeler incelendi.
‘LEZYONLAR ÖLÜMDEN ÖNCE’ DEĞERLENDİRİLMESİ
Raporda, Denizolgun’un otopsi fotoğrafları ve video kayıtlarında sağ meme alt kısmından göğüs ortasına doğru sıralanan yaklaşık 4×6, 3×5, 2×4 ve 1×2 santimetre boyutlarında dört ayrı ekimotik alan tespit edildiği belirtildi. Bu alanların altındaki dokularda da kanama görülmesinin, söz konusu lezyonların ölümden önce meydana geldiğini gösterdiği ifade edildi.
Lezyonların büyüklüğü ve göğüsteki yerleşimleri de değerlendirilerek, bir kişinin Denizolgun’un göğsüne diziyle basarken ağız ve burnunu yastıkla kapatıp nefessiz bırakmasının ölüm mekanizması olarak mümkün olduğu kaydedildi.
Raporda, mevcut bulgular ve otopsi tarihindeki ileri derecedeki çürüme durumu birlikte değerlendirildiğinde, Denizolgun’un ağız ve burnunun kapatılması suretiyle kasten öldürülmüş olma ihtimalinin bilimsel ve objektif olarak dışlanamayacağı belirtildi.
Denizolgun’un 2016 yılında düzenlenen otopsi raporunda ölüm nedeninin “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak değerlendirildiği hatırlatılan bilirkişi raporunda, mevcut belgeler üzerinden travmatik olmayan beyin kanaması sonucuna ulaşılmasını sağlayacak yeterli objektif bulgunun ortaya konulmadığı ifade edildi.
Bu yönüyle 2016 yılındaki değerlendirmede “adli tıbbi eksiklik bulunduğu” tespitine yer verilen raporda, Denizolgun’un ölüm nedeninin kesin olarak ortaya çıkarılması için yeni incelemelere ihtiyaç olduğu belirtildi.
‘TÜM TIBBİ GEÇMİŞİ İNCELENMELİ’
Bilirkişi raporunda, 2016 yılında yapılan incelemelerde Denizolgun’un dokuları ve çürüme sıvılarında baryum, arsenik, kadmiyum, cıva ve nikel gibi ağır metaller tespit edildiği de belirtildi. Ancak söz konusu maddelerin düzeylerinin raporlara yansıtılmamış olması nedeniyle bu maddelerin Denizolgun’un ölümündeki etkisinin mevcut veriler üzerinden objektif biçimde değerlendirilemediği kaydedildi.
Raporda, ölüm nedeninin kesin olarak belirlenebilmesi için Denizolgun’un tüm tıbbi geçmişinin incelenmesi, 2016 yılındaki otopsiden kalan şahit numuneler ile fethi kabir işlemi sonrasında alınan numuneler üzerinde yeni analizler yapılması gerektiği belirtildi.
Yapılacak incelemelerin ardından dosyanın Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu ile 5. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından müştereken değerlendirilmesi ve ölümün nedeninin ve şeklinin net ve objektif biçimde ortaya konulması gerektiği kaydedildi.
SORUŞTURMA GENİŞLETİLEREK SÜRDÜRÜLÜYOR
Bilirkişi raporundaki tespitlerin ardından Denizolgun’un ölümünün nedeni ve şeklinin tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla adli tıbbi incelemeler ve delil toplama işlemlerinin sürdüğü bildirildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmanın, 19 Ağustos’ta gerçekleştirilen fethi kabir işlemi sonucunda elde edilen bulgular, HTS kayıtları, olay tarihindeki kolluk kayıtları, tereke dosyasından temin edilecek bilgi ve belgeler, devam eden ifade işlemleri ve toplanacak diğer deliller doğrultusunda genişletilerek sürdürüldüğü öğrenildi. (ANKA)
Rojin Kabaiş’in ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, Kabaiş’in otopsi raporunda tespit edilen Rocuronium ve Ornidazole maddeleri ve ameliyat kayıtları üzerinden yaptıkları incelemeye ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı.
Kabaiş’in 11 Eylül 2024 tarihindeki ameliyat kayıtları ile Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarının adli-tıbbi incelemesinin ölümün arkasındaki gerçeği ortaya koyduğunu savunan Karabulut, Kabaiş’in 15 Ekim’de cansız bedeninin bulunmasının ardından yapılan otopside midesinde ve iç organlarında Rocuronium, midesinde ise Ornidazole tespit edildiğini belirtti.
‘BİYOKİMYASAL OLARAK İMKANSIZ’
Karabulut, normal şartlarda parazit veya anaerob bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde ve cerrahi müdahaleler sonrasında enfeksiyonu önlemek amacıyla kullanılan Ornidazole ile ameliyathane dışında temini imkansız olan ve solunum kaslarını kısa sürede felç eden Rocuronium’un Kabaiş’in midesinde bulunmasının olayın seyrine ilişkin önemli bir bulgu olduğunu ifade etti.
Rocuronium’un yarılanma ömrünün 30 ila 90 dakika olduğunu belirten Karabulut, 11 Eylül’deki ameliyattan haftalar sonra gerçekleştirilen otopside maddenin “taze halde” tespit edilmesinin biyokimyasal olarak mümkün olmadığını savundu.
“Bu adli veriler; müvekkilimizin 15 Ekim’de bulunmasından hemen önce, bu kimyasallara erişim yetkisi olan kişilerce mide yoluyla Ornidazole ve özellikle Rocuronium verilerek bayıltıldığını ve solunumu felç edilerek katledildiğini kanıtlamaktadır.”
NE OLMUŞTU?
Rojin Kabaiş, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisiyken 27 Eylül 2024 tarihinde kaldığı KYK yurdundan ayrıldıktan sonra kayboldu. Kabaiş’in cansız bedeni 18 gün sonra 15 Ekim 2024’te Van Gölü’nün Mollakasım sahilinde bulundu. Ölümü önce “suda boğulma” olarak kayda geçti ve intihar üzerinde duruldu. Süreç içerisinde ortaya çıkan adli bulgular olayın şüpheli bir ölüm olduğunu ortaya koyarken, ailesinin mücadelesi ile soruşturmada ilerleme kaydedildi.
DEM Parti İmralı heyetinden yapılan açıklama şu şekilde:
“Sayın Abdullah Öcalan, ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ kapsamında oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun gerçekleştirdiği ilk toplantısına dair ve aynı zamanda son birkaç gündür sosyal medyada dolaşıma sokulan gerçek dışı iddia ve ithamlara ilişkin aşağıdaki açıklamayı kamuoyuyla paylaşılmak üzere DEM Parti İmralı Heyeti’ne ulaştırmıştır.
“Kamuoyuna Duyuru
“Sn. Cumhurbaşkanı ve Sn. Devlet Bahçeli’nin ortaya koydukları güçlü siyasi irade, çağrım üzerine yapılan silahlı mücadeleyi bırakma açıklaması, nihayetinde de siyasi partilerin sağladığı tarihî destek ile yasalaşan ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ kapsamında oluşturulan kurulun ilk toplantısını dün gerçekleştirmesi, sürecin emin adımlarla ilerlediğinin net göstergesidir. Süreçte kritik bir aşamaya gelinmiştir.
Bu tarihî dönemde süreci akamete uğratmaya çalışan bazı çevrelerin girişimleri, bana karşı bir komplodur. Basına, sosyal medyaya yansıyan ve bana atfedilen ifade, görüşme, isim, belge, tutanaklar, atıflar gerçek dışıdır. Bu paylaşımlar süreç karşıtları tarafından geliştirilen provokatif hareketlerdir.
Toplumsal barışın, kardeşlik hukukunun inşası için yürütmeye çalıştığım çabaları daha da geliştireceğim tabiidir. Herkesi, kesimi kardeşlik ruhuna uygun; sağduyulu, bilinçli yaklaşım ve çaba göstermeye davet ediyorum.”
NE OLMUŞTU?
Bölücü açılım sürecine yönelik tartışmalar sürerken, terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan ile İmralı Heyeti arasında 20 Temmuz ve 2 Ağustos’ta gerçekleştirilen görüşmelere ait olduğu belirtilen tutanaklar ortaya çıktı.
Fransa merkezli Utopia TV Ari’de yayımlanan görüşme notlarında, Öcalan’a “statü” sözü verildiğine ilişkin ifadeler yer alırken, PKK elebaşının Anayasa, cezaevinden çıkışı ve İran’a ilişkin dikkat çeken mesajları da kayıtlara yansıdı.
Tutanaklara göre Öcalan, Anayasa’ya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Anayasa raftan inecek, istediğin kadar milliyetçileştir ya da İslamcılaştır, bu Kürtleri nereye koyacaksın? Ortadoğu’da 60 milyonluk bir kütle, bir de dinamik. Dinamik ne demek? Harekete geçen bir kütle. Bu tarihi süreçle birlikte bu çalışmaya başlayacağım.”
“Anayasada yerimizi alacağız” diyen PKK elebaşı, “Kürtlerin anayasayla bir hukuk öznesine dönüşmesi gerekir” ifadelerini kullandı.
‘MHP KADAR BU DEVLETİN SAĞLAM BİR AYAĞI OLACAĞIZ’
Öcalan’ın tutanaklara yansıyan bir diğer dikkat çekici sözü ise “MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız” oldu.
Öcalan ayrıca devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmelere ilişkin, “Devlet yetkilileri ‘ulusalcı damar geride kaldı’ diyor” ifadelerini kullandı.
PKK elebaşı, “Bu dönüşüm belki Kemalist tarih tezlerinin değişmesine kapı aralayacak” dedi.
‘SÜREÇ İLERLESİN BENİ BURADA TUTMAK İSTEMEZLER’
Görüşme notlarında Öcalan’ın İmralı’dan çıkışına ilişkin sözleri de yer aldı.
Öcalan, “Süreç ilerlesin beni burada tutmak istemezler” ifadelerini kullanırken, cezaevinden çıkışının koşullarını kendisinin oluşturacağını öne sürdü:
“Çıkış koşullarını kendim hazırlayacağım. Öyle olacak ki kendileri beni çıkaracaklar. Buradan ne zaman çıkacağım, ben belirleyeceğim.”
‘SIRADAKİ HEDEF İRAN’
Tutanaklarda Öcalan’ın İran’a yönelik sözleri de dikkat çekti. Suriye’deki gelişmelerin ardından İran’a yönelik bir hamle yapılması gerektiğini savunan Öcalan, PJAK’ı da kapsayan bir süreç tarif etti.
Öcalan şu ifadeleri kullandı:
“İran böyle bırakılamaz. Suriye nasıl son dönemini yaşıyorduysa bu Şia iktidarı da son dönemini yaşıyor. Neçirvan ve Bafıl’ın da içinde olacağı ve PJAK’ı da dönüştürecek bir hamle başlatmak gerekir.”
Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla şehit Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca’nın annesi Hacı Meryem Koca’nın 21 Ağustos Cuma günü hayatını kaybettiğini açıkladı.
Köse, paylaşımında şehit annesi Koca’nın oğlunun şehadetinin ardından kendisine söylediği sözleri hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
“Evladı Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca’nın şehadetinin ardından bana, “Komutan, oğlumun canı yanmış mıdır?” diye soran Hacı Meryem Koca, dün, 21 Ağustos 2026 Cuma günü Hakk’a yürüdü.
Hacı annemizin yüreğinden kopup gelen bu acı soru, KURSAK’ın arka kapağında da yer almıştı.
‘ŞEHİT ANNELERİMİZİN ZATEN YARALI YÜREKLERİNE YENİ ACILAR EKLEDİ’
Evlat acısını ömrü boyunca yüreğinde taşıdı. Son dönemde yaşananlar, şehit annelerimizin zaten yaralı yüreklerine yeni acılar ekledi. Hacı Meryem Annemiz de ardında unutulmayacak bir soru bırakarak, yıllarca hasretiyle yaşadığı oğluna kavuştu.
Şehitlerimizin aziz hatırasına ve şehit annelerimize hürmet eden bütün dostlarımızdan, Hacı Meryem Annemizin ruhuna bir Fatiha göndermelerini rica ediyorum.
Hacı annemize Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Başta evladı Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.”
VEFAT VE BAŞSAĞLIĞI
Evladı Piyade Astsubay Çavuş Alparslan Koca’nın şehadetinin ardından bana, “Komutan, oğlumun canı yanmış mıdır?” diye soran Hacı Meryem Koca, dün, 21 Ağustos 2026 Cuma günü Hakk’a yürüdü.
“Yasa dışı bahis”, “nitelikli dolandırıcılık”, “rüşvet” ve “kara para aklama” suçlarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 16 Mayıs günü gözaltına alınan Rasim Ozan Kütahyalı hakkında 18 Ağustos’ta tahliye edilmişti.
Fatih Altaylı, geçen günlerde kaleme aldığı yazısında, Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya soruşturmasıyla ilgili, “Yine anlatılanlara göre ortada bir itirafçı var. Savcıların elindeki itirafçı metnini görenlere göre bu itirafçı kuvvetle muhtemel Rasim Ozan Kütahyalı. Pek çok bilgi vermiş ve ‘Bu yüzden yakında tahliye edilebilir’ diyorlar” ifadelerini kullanmıştı.
Altaylı, daha sonra Rasim Ozan Kütahyalı’nın avukatı Burak Mengü’nün kendisini aradığını ve Kütahyalı’nın itirafçı olmadığını söylediğini aktarmıştı. Altaylı, “Rasim Ozan Kütahyalı soruşturması ile Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya ile ilgili soruşturmalar birbiriyle bağlantılı değil. Biri yasa dışı bahis gelirlerinin aklanmasıyla ilgili, diğeri ise doğru olmayan bilginin yayılması suçlamasıyla başlamış olsa da başka yerlere de doğru giden bir soruşturma. Aynı dava içinde değiller” bilgisini de paylaşmıştı.
‘ÜÇ KİŞİNİN ADINI VERMİŞ’
Bugünkü yazısında Rasim Ozan Kütahyalı’nın ifadesiyle ilgili yeni iddialara yer veren Altaylı’nın yazısının “İtiraf mı ispiyon mu” başlıklı bölümü şöyle:
“Dün akşam saatlerinde iktidardan ve yargı çevrelerinden iyi haber alan bir arkadaşım aradı.
‘Sen haklıymışsın, daha doğrusu sana bilgi veren kaynaklar haklıymış’ dedi.
“Hangi konuda haklıymışım, kaynaklarım hangi konuda haklıymış anlamadım” dedim.
“İtirafçılık meselesi yaa” dedi.
O zaman anladım.
Rasim Ozan Kütahyalı’nın itirafçı olduğunu ve pek yakında tahliye edileceğini yazmıştım ya, ondan bahsediyormuş.
“Verdiği ifadeyi gördüm. Avukatı itirafçılıktan ne anlıyor bilemem ama ifade bana göre tam bir itirafçı ifadesi. Üç kişinin adını vermiş. Bunlardan ikisi zaten tutuklu. Diğerinin de adı konuşuldu ama tutuklanmadı. Avukatı sana müvekkilim itirafçı değil dedi ama bu ifade itirafçılık değilse ne itirafçılık olur acaba?” dedi.””
Turizm Gazetesi’nin “Turizm Sohbetleri” programının konuk olan Yusuf Yavuz, Antalya’da özellikle haziran ayından itibaren deniz çöpü olarak tanımlanan kirlilikte ciddi bir artış yaşandığını ifade etti. Yavuz, denizde plastik ve kâğıdın yanı sıra metal atıklar, araç lastikleri ve çeşitli katı atıkların görüldüğünü belirterek, mikroplastiklerin ise çoğunlukla deniz tabanında veya su içerisinde gözle görülmeyecek şekilde bulunduğuna dikkat çekti.
KİRLİLİĞİN KAYNAĞI KARADA
Yavuz, Antalya’daki kirliliğin önemli bir bölümünün karasal kaynaklı olduğuna işaret ederek, nehir havzalarından denize taşınan atıkların sorunun büyümesinde önemli rol oynadığını söyledi. Kirliliğin Suriye, Mısır ve Nil Deltası üzerinden gelen akıntılarla taşındığı yönündeki açıklamaların sorunun yalnızca bir bölümünü ortaya koyduğunu belirten Yavuz, bu yaklaşımın Türkiye’deki karasal atık yönetimi sorunlarının göz ardı edilmesine yol açabileceğini ifade etti.
Türkiye’de 2000’li yıllardan bu yana nehir havza yönetim planlarının gündemde olduğunu hatırlatan Yavuz, bugüne kadar yalnızca altı planın hazırlanabildiğini ve bunların da uygulamaya yeterince geçirilemediğini söyledi. Kurumlar arasındaki iş birliği ve görev paylaşımının yetersiz olduğunu belirten Yavuz, bunun sonucunda karasal kaynaklı kirliliğin denizlere taşınmaya devam ettiğini kaydetti.
ANTALYA’NIN SU KAYNAKLARI RİSK ALTINDA
Yavuz, Antalya’nın Türkiye’deki yüzey sularının yaklaşık yüzde 7’sini barındıran önemli bir su havzasına sahip olduğunu belirterek, bu kaynakların korunmasına yönelik mevzuatın bulunmasına rağmen uygulamada ciddi sorunlar yaşandığını söyledi.
Karacaören Barajı’nı örnek gösteren Yavuz, geçmişte enerji üretimi amacıyla kullanılan barajın daha sonra Antalya’nın içme suyu rezervlerinden biri olarak planlandığını ancak havzadaki kentsel ve endüstriyel atıkların sorun oluşturmaya devam ettiğini ifade etti.
Karacaören Barajı’nın 2060’lı yıllara kadar Antalya’nın içme suyu rezervi olarak ayrıldığını belirten Yavuz, havzadaki atıkların yönetilememesinin yalnızca içme suyu kaynaklarını değil, denizleri de tehdit ettiğini vurguladı.
ARITMA TESİSLERİNİN KAPASİTESİ YETERSİZ
Antalya Nehir Havza Yönetim Planı’nın hazırlanması için farklı bakanlıklardan uzmanların 42 ay boyunca çalıştığını aktaran Yavuz, raporda yeraltı sularının aşırı kullanımı ve denize ulaşan nehirlerdeki yoğun kirlilik konusunda önemli tespitlerin bulunduğunu söyledi.
Aksu Çayı ve Düden Çayı gibi Antalya’nın önemli su kaynaklarının kirlilik riski altında olduğunu belirten Yavuz, bu nehirlerin denize ulaştığı bölgelerde turizm tesisleri ve Mavi Bayraklı plajların bulunduğuna dikkat çekti.
Yavuz, Antalya’da yaz aylarında nüfusun milyonlarca kişi arttığını, buna karşın atık su arıtma tesislerinin kapasitesinin bu yoğunluğu karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Tekirova, Alanya ve Kaş gibi bölgelerde arıtma kapasitesine ilişkin sorunlar bulunduğunu ifade eden Yavuz, Çamyuva’daki tesisin ise güçlendirildiğini söyledi.
DENİZ SUYUNUN DÜZENLİ ANALİZ EDİLECEĞİ LABORATUVAR YOK
Antalya’da deniz suyunun düzenli ve kapsamlı biçimde izlenmesinin önemine dikkat çeken Yavuz, kentte 2014 yılına kadar faaliyet gösteren deniz ve yüzey suları ihtisas laboratuvarının kapatıldığını söyledi.Antalya gibi ekonomisinin merkezinde turizmin bulunduğu bir kentte deniz suyunun düzenli olarak analiz edilebileceği uzmanlaşmış bir laboratuvarın bulunmamasının önemli bir eksiklik olduğunu belirten Yavuz, mevcut analizlerin yeterli olmadığını savundu.
COP31 ANTALYA İÇİN FIRSATA DÖNÜŞEBİLİR
Antalya’nın kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının, kentteki çevre sorunlarının uluslararası kamuoyunun gündemine taşınması açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Yavuz, mevcut hazırlıkların yeterli olmadığı görüşünü dile getirdi.
Yavuz, 5 Haziran’da Konyaaltı Sahili’nde düzenlenen kıyı temizliği etkinliklerini örnek göstererek, kamu kurumlarının yalnızca çöp toplamak yerine öncelikle atığın sahile ulaşmasını engellemesi gerektiğini söyledi.“Kamu izmarit toplamaz. Kamunun görevi, o izmaritin oraya atılmamasını sağlamaktır” diyen Yavuz, çevre politikalarının günü kurtaran kampanyalar yerine kalıcı ve kaynak odaklı çözümler üzerine kurulması gerektiğini belirtti.
Antalya’nın aynı zamanda önemli bir kongre ve uluslararası etkinlik merkezi olduğunu hatırlatan Yavuz, kentin COP31’e mevcut çevre sorunlarıyla girmesinin önemli bir uyarı olduğunu söyledi. Yavuz, bu sürecin Antalya için radikal ve kalıcı çevre politikalarının hayata geçirilmesi yönünde bir fırsata dönüştürülebileceğini ifade etti.
TURİZMİN GELECEĞİ DENİZLERİN SAĞLIĞINA BAĞLI
Antalya’nın turizm modelinin büyük ölçüde kıyı ve deniz turizmine dayandığını vurgulayan Yavuz, deniz ekosisteminin korunmasının artık yalnızca çevre politikalarının değil, doğrudan turizm politikasının da temel gündemlerinden biri olması gerektiğini söyledi.
Yavuz, merkezi yönetim, yerel yönetimler ve turizm sektörü arasında sorumluluk paylaşımı üzerinden yürütülen tartışmaların sona ermesi gerektiğini belirterek, deniz kirliliğinin siyasi tartışmaların ötesinde ele alınması çağrısında bulundu.
Antalya’nın turizm geleceğinin korunması için atık su arıtma kapasitesinin artırılması, karasal kirliliğin kaynağında kontrol edilmesi, deniz suyunun daha sık ve kapsamlı analiz edilmesi ve kurumlar arasında etkin koordinasyon sağlanması gerektiği vurgulandı.
Turizm Sohbetleri serisinin 38. bölümünü izlemek için:
Turizm Sohbetleri, Turizm Gazetesi’nin sektöre yönelik yeni içerik projesi olarak YouTube ve Spotify üzerinden yayınlanacak ve turizmin güncel gündemini ele alacak düzenli bir söyleşi serisidir. Her hafta yayınlanacak programda, turizm sektörünün tüm paydaşlarını ilgilendiren konular uzman görüşleriyle derinlemesine ele alınacak.
#reklam 🎥 Turizm Sohbetleri’nin yeni bölümü yayında!Gazeteci Yusuf Yavuz ile Antalya'yı, Akdeniz'i, kirliliği ve plastik atık sorununu konuştuk.🔔 Yeni bölü...
Aydın’ın Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik, yaptığı açıklamada, CHP’den istifa ettiğini açıkladı. Herhangi bir siyasi partiye katılmayacağını belirten Tetik, Nazilli Belediye Başkanlığı görevine bağımsız belediye başkanı olarak devam edeceğini duyurdu.
Tetik, kararının ani bir öfkenin, kişisel bir hesabın veya herhangi bir makam beklentisinin sonucu olmadığını belirterek, “Yaşadığımız süreci, Nazilli halkının bana verdiği sorumluluğu ve belediyemizin yönetim istikrarını göz önünde bulundurarak aldığım bir karardır” dedi.
Tetik, bir süre önce YENİ Parti’ye geçeceğiyle ilgili yapılan tartışmalarına ilişkin, o dönemde yaptığı açıklamaların samimi bir siyasi değerlendirme olduğunu söyledi. Geçmişte söylediklerini inkar etmediğini belirten Tetik, nihai kararını vermeden önce yaşananları ve siyasi tabloyu bütün yönleriyle yeniden değerlendirme ihtiyacı duyduğunu ifade etti.
‘CHP’YE VE BU PARTİYE GÖNÜL VERENLERE SAYGIM DEVAM EDECEK’
CHP’nin Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulduğunu ve toplumdaki tarihsel yerinin tartışılmaz olduğunu kaydeden Tetik, CHP çatısı altında siyaset yaptığını ve Nazilli halkının desteğiyle belediye başkanı seçildiğini belirterek, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerlerine ve bu partiye gönül vermiş yurttaşlarımıza duyduğum saygı her zaman devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Bundan sonraki süreçte enerjisini siyasi tartışmalara değil, Nazilli’nin sorunlarına ve belediyenin hizmetlerine vereceğini aktaran Tetik, “Bizim tarafımız Nazilli’dir. Bizim sorumluluğumuz Nazilli halkıdır. Bizim zihnimizi meşgul eden meseleler sadece ve sadece Nazilli’nin meseleleridir” dedi.
Nazilli halkının güvenini kazandığını belirten Tetik, kenti yeniden siyasi tartışmaların içerisine sokmak istemediğini belirterek, “Görevimin başındayım. Görevimin başında bağımsız bir belediye başkanı olarak devam ediyorum. Tekrar ediyorum: Benim tarafım Nazilli’dir” diye konuştu.
‘BU KARAR GERÇEKTEN BENİM İÇİN ÇOK ZOR’
CHP’den ayrılma kararının kendisi açısından kolay olmadığını da vurgulayan Ertuğrul Tetik, “Çünkü bu parti, benim için Atatürk’ten kalan, O’nun kurduğu ve babamın da yirmi yıl yönetici olarak hizmet ettiği bir parti. Dolayısıyla inanın ki çok zor. Sayın Özgür Özel’in, Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi baba ocağından ayrılmak çok zor” ifadesini kullandı. (ANKA)
Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik, CHP'den istifa etti. Görevine bağımsız devam edeceğini belirten Tetik, "Bizim tarafımız Nazilli'dir. Bizim sorumluluğumuz Nazilli halkıdır. Bizim zihnimizi meşgul eden meseleler sadece ve sadece Nazilli'nin meseleleridir" dedi.
Edinilen bilgiye göre, Çayırhan Termik Elektrik Üretim ve Madencilik’in K sektörü 510 numaralı üretim panosunda iş kazası meydana geldi.
Üretim ayağında tavanı tutan şiltlerin arkasında göçük oluştu. Göçük nedeniyle meydana gelen hava basıncının etkisiyle işçiler etrafa savruldu.
Kazada bir işçi hayatını kaybederken, çok sayıda kişinin yaralı olduğu öğrenildi. Yaralılar çevredeki hastanelere sevk edildi.
Yaralılardan 4’ünün durumunun ağır olduğu öğrenildi.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Ankara Valiliği, Çayırhan Enerji İşletmesi sahasında meydana gelen maden kazasına ilişkin açıklama yaptı.
Valiliğin açıklaması şöyle:
“İlimiz Beypazarı ilçesi Hırkatepe Mahallesi’nde bugün saat 18.00 sıralarında, Çayırhan Enerji İşletmesi sahasında, ilk tespitlere göre Çalışma sahasının arkasında tavan çökmesi sonucu oluşan basınca bağlı olarak savrulmalar neticesinde maden kazası meydana gelmiştir.
Olay mahalline Jandarma, Emniyet, İtfaiye, AFAD, UMKE ve sağlık ekiplerimiz sevk edilmiş, 15 ambulans ekibi görevlendirilerek yaralılar hastanelerimize nakledilmiştir.
Olaydan toplam 20 vatandaşımız etkilenmiş olup, 1 madenci vatandaşımız hayatını kaybetmiş olup yaralı vatandaşlarımız tedavi altına alınmıştır.
Olayın meydana geliş nedeni ile ilgili olarak ilgili mercilerce gerekli inceleme ve soruşturma başlatılmış olup çalışmalar titizlikle sürdürülmektedir. ”
‘YANLIŞ YAPILAN BİR ŞEY VARSA GEREĞİ YAPILACAK’
Ankara Valisi Yakup Canbolat, kazaya ilişkin açıklama yaptı.
Canbolat, olayın adli ve idari yönden araştırılacağını belirterek şunları söyledi:
“Bu olay her boyutuyla adli, idari olarak araştırılacak. Sebebi nedir? Bir kusur var mıdır, yok mudur? Neden dolayı oluşmuştur? Bunlara bilirkişi incelemesi, adli inceleme ve idari inceleme sonucunda karar verilecek.
İnsanlarımız şundan müsterih olsun, konu her bakımından araştırılacak. Her yönüyle muhakkak araştırılacak. Yanlış yapılan bir şey var ise de onun gereği yapılacaktır.
Bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun diliyorum. Allah beterinden korusun. Bu tür iş kazalarına karşı da güvenlik tedbirlerimizi sıkı tutmalıyız.”
9 KİŞİYE GÖZALTI
Beypazarı Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada, maden sahasında sorumlu 9 şüpheli jandarma ekiplerince gözaltına alındı.
Ocakta hayatını kaybeden işçi Erdi Kahveci’nin cenazesinin bugün memleketi Bartın’da toprağa verileceği belirtildi.
ERDOĞAN’IN İMZASIYLA ÖZELLEŞTİRİLMİŞTİ
Göçük, Çayırhan Termik Elektrik Üretim ve Madencilik’te meydana geldi. Çayırhan Termik Santrali ve maden sahaları, 2024 yılının Kasım ayında özelleştirme kararıyla gündeme gelmişti. Karara karşı çıkan yaklaşık 500 maden işçisi, 20 Kasım 2024’te kendilerini madene kapatarak eylem başlatmıştı.
İşçiler, özelleştirme sonrasında kazanılmış haklarını ve iş güvencelerini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduklarını belirtmişti. Türkiye Maden İşçileri Sendikası da ihale şartnamesinde madencilerin kazanılmış haklarına ilişkin yeterli güvence bulunmadığını savunmuştu.
İşçilerin eylemleri sonraki aylarda da devam ederken, Çayırhan Termik Santrali ve maden sahalarının özelleştirilmesine ilişkin ihale 7 Mart 2025’te sonuçlandı.
Çayırhan Termik Santrali, Çayırhan Linyit İşletmesi, santrale bağlı taşınmazlar ve bazı maden ruhsatlarının kapsadığı sahaların işletme hakkı, 20 milyar lira bedelle en yüksek teklifi veren Akçadağ İnşaat Enerji ve Madencilik AŞ’ye devredildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla özelleştirme süreci Mayıs 2025’te kesinleşti.
500 MADENCİ YER ALTINDA EYLEM YAPMIŞTI
Özelleştirme kararının ardından yüzlerce madenci, iş güvencesi ve kazanılmış haklarının korunması talebiyle yer altında eylem yapmıştı.
Türkiye Maden İşçileri Sendikası, özelleştirmenin işçilerin işten çıkarılması ve çalışma koşullarının kötüleştirilmesi riskini beraberinde getireceği uyarısında bulunmuştu.
ÖZELLEŞTİRMENİN ARDINDAN İKİNCİ BÜYÜK KAZA
Özelleştirmenin üzerinden kısa bir süre geçmesinin ardından nisan 2025 te meydana gelen kazada 14 işçi yaralanmış 1 işçi beyin kanaması geçirerek hastaneye kaldırılmıştı.
TCMB tarafından hazırlanan “Altın Cinsinden Fiziki Varlıkların Finansal Sisteme Kazandırılması Hakkında Tebliğ (Sayı: 2022/11)’in Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tebliğ (Sayı: 2026/12)” ile 14 Mart 2022 tarihli düzenleme tamamen yürürlükten kaldırıldı.
T24’ün haberine göre; kaldırılan düzenleme, yurt içi yerleşiklerin fiziki altınlarının finansal sisteme dahil edilmesine ilişkin esasları belirliyordu. Uygulama kapsamında fiziki altınların bankalar aracılığıyla sisteme kazandırılması ve belirli şartlarla Türk lirası mevduat veya katılma hesaplarına dönüştürülmesi mümkün hale getirilmişti.
Kararın, vatandaşların ellerinde bulunan fiziki altınların mülkiyetini veya değerini doğrudan etkilemediği; yürürlükten kaldırılan düzenlemenin finansal sisteme kazandırılmasına ilişkin uygulamayı kapsadığı belirtildi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 22 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzey ve batı kesimlerinin parçalı bulutlu, Kütahya’nın batısı, Muğla’nın iç kesimleri ile Antalya’nın batısının iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıklarının doğu kesimlerde 2 ila 4 derece artacağı diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzey, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
BURSA °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANAKKALE °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu, öğle saatlerinde Kütahya’nın batı, Muğla’nın iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
DENİZLİ °C, 39°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA °C, 39°C
Az bulutlu ve açık
UŞAK °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu, öğle saatlerinde Antalya’nın batısının iç kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
ANTALYA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinde batısının iç kesimleri yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda güvenliğini sağlamak ve taklit ile tağşiş yapan firmaları kamuoyuna duyurmak amacıyla hazırladığı ifşa listesini güncelledi. Listede, tüketicilerin sıkça tercih ettiği et ürünlerinde yapılan skandal hileler gözler önüne serildi.
Listede en çok dikkat çeken isim, Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde faaliyet gösteren Saffet Et Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi oldu. Şirketin “Kocaağa Çiftliği” ve “Salih Kocaağa Çiftliği” markaları altında piyasaya sürülen ısıl işlem görmüş sucuk, baton sucuk ve kangal sucuk ürünlerinde at ve eşek eti (tek tırnaklı eti) tespit edildi.
Farklı parti ve seri numaralarına sahip çok sayıda sucuk ürününde bu etin bulunması, gıda denetimlerinin hayati önemini bir kez daha ortaya koydu.
Farklı illerdeki işletmelerde yapılan denetimlerde şu ihlaller belirlendi:
Mersin (Akdeniz): Saray Yemekçilik (Feridun İnce) firmasının kıyma kavurmasında ve Gözde Tantuni (Rahime Şengül) işletmesinin pişmiş kırmızı et tantunisinde tek tırnaklı eti tespit edildi.
Manisa (Merkez): Hüseyin Usta Menekşe (Tuncay Zor) işletmesinin çiğ lahmacun harcında tek tırnaklı eti bulundu.
Mersin (Toroslar): Bioclass Bitkisel Ürünler (Mehmet Emin Kaya) tarafından üretilen “Honey Palace Epimedyumlu Macun” adlı üründe ise sağlığı tehdit eden ilaç etken maddesi tespit edildi.
Vatandaşların sağlığını hiçe sayan ve gıdada tağşiş yapan bu firmalara yönelik gerekli idari ve cezai işlemler uygulanırken, Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri il ve ilçe bazlı denetimlerin aralıksız sürdürüleceğini duyurdu. Tüketicilerin güvendiği bilinen markalarda dahi bu tür uygunsuzlukların yaşanması üzerine, denetim sonuçlarının şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmaya devam edeceği vurgulandı.
Endonezya Afet Yönetim Ajansı’na (BNPB) bağlı yerel afet yönetim birimi BPBD’nin açıklamasına göre, yerel saatle 05.00’te meydana gelen Endonezya’nın doğusundaki Flores Adası’nı vuran deprem 7,7 büyüklüğünde ölçüldü. Endonezya Meteoroloji, Klimatoloji ve Jeofizik Ajansı (BMKG), depremin yerin 15 kilometre derinliğinde meydana geldiğini açıkladı. Ana depremin ardından bölgede çok sayıda artçı sarsıntı kaydedilirken, bir artçının büyüklüğü 6,1 olarak kaydedldi.
Depremde en az 14 kişi hayatını kaybetti, 13 kişi yaralandı. Depremin ardından yapılan tsunami uyarısı yaklaşık üç saat sonra kaldırılırken, yaklaşık 2 bin kişinin kıyı bölgelerinden tahliye edildiği bildirildi. Arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü, can kaybı ve yaralı sayısının artabileceği belirtildi.
Deprem Maumere Limanı’nda da hasara yol açtı. Bölgeden gelen görüntülerde, terminal binasından kopan büyük beton parçalarının feribota binmek için bekleyen yolcuların bulunduğu alana düştüğü görüldü. Bir gemiye geçişi sağlayan iskelenin çökmesi sonucu bazı yolcular denize düştü.
Depremin ardından deniz seviyesinin çekilmesi bölgede paniğe neden oldu. Tsunami uyarısı yapılması üzerine çok sayıda kişi motosikletlerle kıyıdan uzaklaşarak daha yüksek bölgelere yöneldi. BNPB, yaklaşık 2 bin kişinin tahliye edildiğini ya da kendi imkanlarıyla güvenli bölgelere geçtiğini bildirdi. Tsunami uyarısı, deniz seviyesinde önemli bir yükselme tespit edilmemesi üzerine depremden yaklaşık üç saat sonra kaldırıldı.
BNPB’nin ilk verilerine göre, Sikka’da üç, Manggarai’de altı ve Doğu Manggarai’de beş kişi hayatını kaybetti. En az iki kişinin ağır, 11 kişinin ise hafif yaralandığı bildirildi.
Deprem ve artçı sarsıntılar bölgede çok sayıda yapıya zarar verdi. İlk belirlemelere göre, 54 ev ağır hasar görürken, beş sağlık tesisi, üç ibadethane, altı kamu binası, bir eğitim kurumu ve bir depo da hasar aldı. BNPB, en fazla etkilenen bölgeler arasında Manggarai’nin bulunduğunu açıkladı. Bölgenin dağlık ve ulaşımın güç olması nedeniyle hasarın tam boyutunun belirlenmesinin zaman alabileceği belirtildi.
Yetkililer, artçı sarsıntıların devam etmesi nedeniyle halka hasarlı yapılardan ve kıyı bölgelerinden uzak durmaları çağrısında bulundu. Endonezya, üç büyük tektonik levhanın kesişim noktasında yer alması nedeniyle sık sık güçlü depremler ve volkanik faaliyetlerle karşı karşıya kalıyor. (ANKA)
Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen Fenerbahçe otobüsüne saldırı soruşturmasında, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan tutuklamaya sevk edilen Yusuf Öksüz tutuklandı.
Soruşturma kapsamında Hakan Hatipoğlu, Emiral Aygüneş ve Özgür Ertürk hakkında ise adli kontrol kararı verildi.
Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, üç şüpheli hakkında verilen adli kontrol kararlarına itiraz edileceğini bildirdi.
2026/228 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında Jandarma Genel Komutanlığında 7 general ile 18 albayın 30 Ağustos’tan geçerli olmak üzere bir üst rütbeye terfi ettirilmesine karar verildi. Ekli listede Tümgeneraller Ünsal Bulut ve Murat Bulut’un korgeneralliğe, 5 tuğgeneralin tümgeneralliğe, 18 albayın ise tuğgeneralliğe terfi ettirildiği görüldü.
Jandarma Genel Komutanlığındaki görev değişikliklerini içeren 2026/229 sayılı kararla da general ve albayların yeni görev yerleri belirlendi.
Karara göre Korgeneral Ünsal Bulut ve Korgeneral Murat Bulut Jandarma Genel Komutan Yardımcılığına atandı. Tümgeneral Metin Düz Asayiş Başkanlığına, Tümgeneral İdris Tataroğlu İstanbul İl Jandarma Komutanlığına, Tümgeneral Tarık Hekimoğlu Ankara İl Jandarma Komutanlığına, Tümgeneral Ali Gemalmaz Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığına getirildi.
SAHİL GÜVENLİKTE TERFİ VE ATAMALAR
2026/230 sayılı kararla Sahil Güvenlik Komutanlığında Tümamiral Cengiz Fitoz koramiralliğe, Albay Önder Göksel ise tuğamiralliğe terfi ettirildi. Terfiler 30 Ağustos’tan itibaren geçerli olacak.
Sahil Güvenlik Komutanlığındaki amiral atamalarını düzenleyen 2026/231 sayılı kararla da 6 ismin yeni görevleri belirlendi.
KARA, DENİZ VE HAVA KUVVETLERİNDE GENERAL VE AMİRAL ATAMALARI
2026/232 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarında general ve amirallerin görev yerlerinde kapsamlı değişiklikler yapıldı.
Kara Kuvvetlerinde Korgeneral Zorlu Topaloğlu 2’nci Ordu Komutanlığından Ege Ordu Komutanlığına, Korgeneral Gültekin Yaralı ise Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığından 2’nci Ordu Komutanlığına atandı.
Atama listelerinde Kara Kuvvetlerinin yanı sıra Deniz ve Hava Kuvvetlerindeki general ve amirallerin yeni görev yerlerine de yer verildi. (ANKA)
Kırmızı bültenle aranan organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş’un Arjantin’de Türk güvenlik güçlerine iade edilmesinin ardından Türkiye’ye getirildiği açıklandı.
İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş Türkiye’ye getirildi. Devletimizin kararlı mücadelesi sınır tanımıyor. Kırmızı bültenle aranan organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş, Arjantin’de yakalanmasının ardından Brezilya’dan aktarmalı olarak İstanbul Havalimanı’na getirildi.
Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol Europol Daire Başkanlığımız, KOM ve İstihbarat Başkanlıklarımız ile Dışişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı koordinesinde; 13 bin kilometre uzaktan Türkiye’ye gerçekleştirilen bu iade süreci suçla mücadeledeki kararlılığımızın açık bir göstergesidir.
Huzurumuza kasteden hiçbir odak adaletten kaçamayacak! Sınır ötesinde dahi adaleti tecelli ettiren Kahraman Polislerimize, Adalet ve Dışişleri Bakanlıklarımızın emeği geçen tüm mensuplarına teşekkür ediyoruz.”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 15 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurt genelinin parçalı yer yer çok bulutlu, İç Ege, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz, Orta ve Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusu, Eskişehir, Gaziantep, Kilis, Sivas, Erzincan çevreleri, Kırklareli’nin kuzey kesimleri, Antalya ve Kayseri’nin doğusu ile Malatya’nın batısının sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Yağışların; Ardahan çevreleri, Bayburt’un doğu kesimleri, Kütahya’nın güneyi, Uşak ve Denizli’nin doğu, Afyonkarahisar’ın batı kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Hava sıcaklıklarının genellikle mevsim normalleri civarında, güney kesimlerde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının kuzey, iç ve batı kesimlerde azalacağı tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzeyli, güneydoğu kesimlerde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Batı Karadeniz kıyıları, Marmara, Kuzey ve Kıyı Ege ile Doğu Anadolu’nun güneydoğusunda kuvvetli (40-60 km/saat) ve kısa süreli fırtına (60-80 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı bulutlu, Kırklareli’nin kuzey çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölge genelinde kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) ve kısa süreli fırtına şeklinde (60-80 km/saat) esmesi bekleniyor.
BURSA °C, 30°C
Parçalı bulutlu
ÇANAKKALE °C, 29°C
Parçalı bulutlu
İSTANBUL °C, 29°C
Parçalı bulutlu
KIRKLARELİ °C, 28°C
Parçalı bulutlu, kuzey kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Az bulutlu, bölgenin iç kesimleri parçalı yer yer çok bulutlu, iç kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; Kütahya’nın güneyi, Uşak ve Denizli’nin doğu, Afyonkarahisar’ın batı kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; Kuzey ve Kıyı Ege’de kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
DENİZLİ °C, 34°C
Az bulutlu , zamanla parçalı yer yer çok bulutlu, öğleden yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçecek. Yağışların doğu kesimlerinde kuvvetli olması bekleniyor.
İZMİR °C, 35°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu
MUĞLA °C, 34°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, iç kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
UŞAK °C, 29°C
Az bulutlu zamanla parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçecek. Yağışların doğu kesimlerinde kuvvetli olması bekleniyor.
AKDENİZ
Parçalı yer yer çok bulutlu, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz ile Antalya’nın batı kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 35°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANTALYA °C, 37°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, batısı yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BURDUR °C, 32°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY °C, 32°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, Eskişehir ve Sivas çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 29°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 30°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, il merkezi yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KONYA °C, 31°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu
NİĞDE °C, 29°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu geçecek.
BOLU °C, 27°C
Parçalı zamanla çok bulutlu
DÜZCE °C, 28°C
Parçalı bulutlu
KASTAMONU °C, 26°C
Parçalı bulutlu
ZONGULDAK °C, 26°C
Parçalı bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz’in yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 27°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, doğusu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
RİZE °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 28°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
TRABZON °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı zamanla çok bulutlu, bölgenin kuzeydoğusu sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; bölgenin güneydoğusunda güneyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.
ERZURUM °C, 25°C
Parçalı zamanla çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 26°C
Parçalı zamanla çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 33°C
Parçalı zamanla çok bulutlu, batısı yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
VAN °C, 30°C
Parçalı bulutlu
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık, zamanla bölgenin kuzey ve batısı parçalı yer yer çok bulutlu, Gaziantep ve Kilis çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
DİYARBAKIR °C, 37°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu
GAZİANTEP °C, 35°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Romanya, kuraklık nedeniyle Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesi üzerine Cernavoda Nükleer Santrali’ndeki son çalışan reaktörü de geçici olarak kapattı. Santralin ilk reaktörü 28 Temmuz’da yine düşük su seviyesi nedeniyle devre dışı bırakılmıştı.
Santrali işleten Nuclearelectrica, normal koşullarda Romanya’nın elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılayan Cernavoda’daki 706 megavatlık iki reaktörün, Tuna’daki su seviyesinin “önemli ve devam eden düşüşü” nedeniyle devre dışı kaldığını açıkladı.
Tuna’nın Romanya’ya girişindeki debi, temmuz sonunda saniyede bin 700 metreküp seviyesindeyken ağustos ayında bin 370 metreküpe kadar geriledi. Temmuz ayının uzun yıllar ortalaması ise saniyede 4 bin 700 metreküp seviyesinde bulunuyor. Şirket, reaktörün izleyen 10 gün içinde yeniden devreye alınmasını beklemediğini bildirdi.
Romanya hükümeti ağustos ayı boyunca enerji alanında olağanüstü hal ilan ederken şirketlerden ve hanelerden yoğun tüketim saatlerinde elektrik kullanımını azaltmalarını istedi. Enerji Bakanlığı, açığı karşılamak amacıyla 330 megavat kapasiteli linyit santralinin devreye alındığını, rüzgar ve rezervuarlardaki mevcut suya bağlı hidroelektrik üretiminin de artırıldığını açıkladı.
MOLDOVA’DA ELEKTRİK KESİNTİSİ RİSKİ
Cernavoda’nın tamamen devre dışı kalması, kendi elektrik açığının yüzde 60’a kadar olan bölümünü Romanya’dan karşılayan Moldova’yı da doğrudan etkilemekte.
Romanya’dan ithalatın durması halinde Moldova’nın Ukrayna’dan elektrik temin etmeye, daha pahalı Batı Avrupa kaynaklarına yönelmeye veya dönüşümlü elektrik kesintileri uygulamaya başvurabileceği belirtiliyor.
Moldovalı enerji uzmanı Sergiu Tofilat, Kişinev Radyosu’na yaptığı açıklamada, “Elektrik kesintileri dahil durumun kötüleşmesine hazırlıklı olmamız gerektiğini düşünüyorum ancak şu anda kesin bir şey söylemek zor” dedi.
TUNA’DA SU SEVİYESİ REKOR DÜŞÜKLÜKTE
Romanya’daki Cernavoda ölçüm istasyonunda su seviyesi, 28 Temmuz’da sıfır referans kotunun 194 santimetre altında ölçülürken, 14 Ağustos’ta 240 santimetre altına gerileyerek 17 günde 46 santimetre daha düştü.
Düşük su seviyeleri aynı zamanda Almanya’dan Karadeniz’e kadar uzanan yaklaşık 2 bin 850 kilometrelik Tuna Nehri boyunca taşımacılığı da olumsuz etkilemekte. Nehirdeki sığlaşma, yük gemilerinin taşıyabilecekleri yük miktarını azaltırken ulaşım maliyetlerini artırıyor.
Kuraklık Avrupa’nın diğer nükleer santrallerinde de üretimi sınırlandırdı. Fransa’da kuraklık ve aşırı sıcaklıkla bağlantılı kesintiler nedeniyle 57 reaktörden 13’ü bu hafta çeşitli düzeylerde etkilendi. Macaristan’ın Tuna suyuyla soğutulan Paks Nükleer Santrali’nde ise üretim geçen aydan bu yana azaltıldı.
Macaristan hükümeti, nehir seviyesinin daha da düşmesi ihtimaline karşı Paks yakınlarında su akışını kontrol etmek amacıyla su altı bariyeri inşa edilmesi talimatını verdi. İki büyük mavnanın da gerektiğinde batırılarak santral çevresindeki su seviyesinin yükseltilmesi planlanıyor.
Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, Avrupa’nın geniş bölümünde normalin altında yağış ve nehir akışlarının görüldüğünü, aşırı sıcaklıkların kurak koşulları daha da ağırlaştırdığını bildirdi. (ANKA)
ABD Donanması, İran’a yönelik katliamlar nedeniyle görev süresi uzatılan ve yaklaşık 260 gündür denizde bulunan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerine Pasifik’te konuşlu USS George Washington’ı Orta Doğu’ya gönderiyor. Değişim, Lincoln’de görev yapan askerlerin ruh sağlığı ve gemideki yaşam koşullarına ilişkin iddiaların ABD kamuoyunda tartışma yaratmasının ardından geldi.
ABD’nin Kaliforniya kıyılarından 2025 yılının Kasım ayında ayrılan USS Abraham Lincoln, başlangıçta Güney Çin Denizi’nde görevlendirilmiş, daha sonra ABD-İran geriliminin tırmanması üzerine Orta Doğu’ya yönlendirilmişti. Yaklaşık dokuz aydır konuşlandırılmış durumda olan uçak gemisi, İran’a karşı yürütülen askeri operasyonlarda görev aldı. Gemi, 200 günü aşkın süredir liman ziyareti gerçekleştirmedi.
Lincoln’ün uzayan görev süresi, son günlerde gemideki koşullara ilişkin haberlerle ABD’de tartışma konusu oldu. ABD medyasında mürettebat arasında moral ve ruh sağlığı sorunları yaşandığı, temel ihtiyaç malzemelerinde sıkıntılar bulunduğu, tesisat sorunları görüldüğü ve bazı askerlerin intihar girişiminde bulunduğu öne sürüldü. ABD Donanması, ağustos ayı başında bir askerin denize düştüğünü ve kısa sürede kurtarıldığını doğrularken, olayın koşullarına ilişkin soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.
HEGSETH: HABERLER TAMAMEN ÇARPITILDI
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise USS Abraham Lincoln’deki koşullara ilişkin haberlerin “tamamen çarpıtıldığını” söyledi. Hegseth, Donanmanın uzun süreli görevlerde bulunan askerleri desteklemeye devam ettiğini savundu.
ABD Donanması, İran’a yönelik katliamların Orta Doğu’daki tedarik merkezlerini sekteye uğrattığını ve bunun Lincoln’e yapılan bazı teslimatları etkilediğini kabul etti. Donanma, tedarikte önce gıda, ardından hijyen malzemeleri ve postaya öncelik verildiğini, gemideki askerlerin temiz suya ve sağlıklı yemek seçeneklerine erişebildiğini açıkladı.
USS GEORGE WASHINGTON ORTA DOĞU’YA DOĞRU YOLA ÇIKTI
Öte yandan, ABD medyasına göre, USS George Washington geçen hafta Vietnam’ın Da Nang limanından ayrıldı. Bir kruvazör ve muhribin eşlik ettiği uçak gemisi, daha sonra Singapur Boğazı’nı geçerek Pasifik ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan Malakka Boğazı’na yöneldi. ABD’li bir yetkili, ABD medyasına George Washington’ın USS Abraham Lincoln’ün yerini almasının planlandığını doğruladı.
George Washington’ın Orta Doğu’ya kaydırılması, ABD’nin Pasifik’teki uçak gemisi varlığını da geçici olarak azaltacak. USS Abraham Lincoln’ün yanı sıra diğer ABD uçak gemilerinin İran’a yönelik saldırılar nedeniyle uzayan konuşlandırmaları, Donanmanın personel ve operasyonel kapasitesi üzerindeki baskıya ilişkin tartışmaları artırdı.
ABD’de Demokrat milletvekilleri, USS Abraham Lincoln’deki koşullar hakkında Pentagon ve Donanma yönetiminden daha fazla bilgi ve şeffaflık talep etti. Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi üyesi Connecticut Senatörü Richard Blumenthal, Donanma yönetimine gönderdiği mektupta, Lincoln’ün uzun süreli konuşlandırılmasının İran’a karşı devam eden askeri operasyonlar ve bölgede uzun süre önemli ABD deniz kuvvetlerine ihtiyaç duyulabileceği dikkate alındığında özellikle önemli olduğunu belirtti.
Arizona Senatörü ve eski Deniz Piyadesi Ruben Gallego da gemideki koşulları incelemek üzere iki partiden milletvekillerinin katılacağı resmi bir ziyaret düzenlemeyi planladığını açıkladı. Gallego, mürettebata yönelik muamelenin “yalnızca iğrenç değil, aynı zamanda tehlikeli olduğunu” söyledi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Her cepheden saldırdıklarına göre, bilin ki doğru yoldayız. İlk kez eksilmiyoruz… İlk kez bölünmüyoruz… İlk kez ihanete uğramıyoruz… Gönderdiğiniz akbabaların kopardığı et, bizi hem acıtmaz hem de tüketmez. Bu siyasi namus bataklığında siz boğulacaksınız, biz değil!..” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tutuklu bulunan ve görevinden uzaklaştırılan Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nu Konya Ereğli Cezaevi’nde ziyaret etti.
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tamim Khallaf, X hesabından yaptığı paylaşımda görüşmeye ilişkin şunları kaydetti:
“Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları El Alameyn’de, bölgedeki gelişmeleri görüşmek üzere bir araya geldi. Görüşmede, üç ülkeyi birleştiren güçlü dostluk ve iş birliği bağları ile ortaklıklarını güçlendirme ve ortak çıkarlarını ilerletme konusundaki kararlılık yeniden teyit edildi.”
AÇIKLAMA YAPTI
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır ziyaretine ilişkin değerlendirmede bulundu. Fidan, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:
“Mısır’a gerçekleştirdiğimiz ziyaret, mükemmel düzeyde seyreden ikili iş birliğimizi ve bölgemizdeki gelişmeleri ele almak bakımından son derece önemli bir fırsat teşkil etti. Samimi misafirperverlikleri için başta değerli mevkidaşım ve kardeşim Bedir Abdülati olmak üzere tüm Mısırlı yetkililere teşekkür ediyorum. Ziyaret kapsamında mevkidaşımla beraber Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu İkinci Toplantısı’na eş başkanlık yaptık. Ayrıca Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad ve Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil Fehmi’yle görüştük.
İkili ticaretimizi artıracak, ekonomik ilişkilerimizi çeşitlendirecek ve ülkelerimiz arasındaki bağlantısallığı güçlendirecek anlaşmaları imzaladık. Türkiye ve Mısır, tarihin ve coğrafyanın kendilerine yüklediği sorumluluğun bilinciyle hareket eden iki büyük devlettir. Ülkelerimiz arasındaki iş birliğinin güçlenmesi, yalnızca halklarımızın ortak menfaatlerine değil, bölgemizde barış, istikrar ve refahın tesisine de hizmet etmektedir. Bu anlayış ve Cumhurbaşkanlarımızın vizyonu doğrultusunda omuz omuza çalışmaya ve ilişkilerimizi karşılıklı güven ve ortak çıkarlarımız temelinde derinleştirmeye devam edeceğiz.”
Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” sosyal medya hesabından, bölücü çerçeve yasa teklifinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında açıklama yaptı.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in teklife “evet” oyu verme kararına destek veren İmamoğlu’nun açıklamasının tamamı şöyle:
“Aziz milletim, Türkiye, tarihinin önemli eşiklerinden birindedir. Barışı, huzuru ve kardeşliği kalıcı kılmak; demokrasiyi ve hukuku güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur.
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine inanıyor; bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı yürekten destekliyorum. Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum.
Kıymetli Başkanımız Sayın Mansur Yavaş’ın dikkat çektiği, uyardığı ve önerdiği bütün tespitlere katılıyor ve önemsiyorum.
Sayın Selahattin Demirtaş’ın arzuladığı, bütünleştirici ve birleştirici barış temennilerini kıymetli buluyorum.
Ancak bu iktidarın süreç yönetimi, samimiyeti ve şeffaflık sicili bozuktur. Bu nedenle mücadelemize bir yandan sorunların çözümü için destek ve katkı anlayışıyla devam edecek, diğer taraftan denetleme görevimizi ve milletimizi bilgilendirme gayretimizi en üst seviyede göstereceğiz.
Kıymetli halkımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve 86 milyon yurttaşımızın eşitliği bizim ortak güvencemizdir. Cumhuriyetimizi demokrasiyle, birliğimizi adaletle, devletimizi hukukla güçlendireceğiz. Türkiye yalnız kendi içinde huzuru sağlayacak bir ülke değildir. Bölgemizde barışın, istikrarın ve refahın güvencesi olacak; gücünü hukukundan, demokrasisinden, ekonomisinden ve milletinin birliğinden alan güçlü bir devlet olacağız. Türkiye’nin büyüklüğüne ve devletimizin ciddiyetine yakışan budur.
Bu mesele günlük siyasi hesaplara, kapalı kapılara ve kişisel ikbal arayışlarına bırakılamaz. Sürecin güvencesi şeffaflık, TBMM, hukuk ve milletin iradesidir. Barışı siyasi hesaplara teslim etmeyeceğiz. Siyasi hesaplara duyduğumuz güvensizliğin de barış umudumuzu esir almasına izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin bunu başaracak gücü vardır. Barışın da huzurun da Cumhuriyetin de sahibi millettir.”
Kılıçdaroğlu, bölücü açılım sürecine ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin huzurunu, birliğini ve kardeşliğini bozmak isteyen bölücü küresel yapılar şunu iyi bilmelidir:
Türk baharı hayali kuranlara, Türk milletinin birlik ve beraberliği karşısında zemheri kışı yaşatacak olan bu milletin ortak iradesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kararlılığı ve sarsılmaz kardeşliğimizdir. Türk milleti, içerisinde barındırdığı bütün evlatlarıyla, bütün kültürleriyle, bütün dilleriyle ve bütün renkleriyle ayrılmaz bir bütündür. Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak vatanımızın zenginliğidir.
Bizim için tartışılmaz olan üniter devlet yapımız, Anayasa’nın ilk dört maddesi ve milletimizin sarsılmaz, bölünmez kardeşliğidir. Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil, tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir.
Türkiye’nin önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmasının yolu kendi içinde kavga eden değil, kardeşliğini dünyaya ilan eden güçlü bir Türkiye’den geçmektedir.
Bizim milliyetçiliğimiz milleti bölmek değil, milleti birleştirmektir. Bizim vatanseverliğimiz kardeşi kardeşe düşürmek değil, aynı bayrağın altında omuz omuza yürümektir. Bizim ülkümüz zayıf ve parçalanmış bir Türkiye değil, birliğini koruyan, demokrasisi güçlü, ekonomisi sağlam, itibarlı ve büyük bir Türkiye’dir.
Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz.
Çünkü biliyoruz: Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir. Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır. Birlik varsa gelecek vardır. Bu topraklar ayrılığın değil birliğin, düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur.”
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Birinci TBMM Binası önünde yaptığı açıklamada, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen çerçeve yasaya tepki gösterdi.
Özdağ, “PKK terör örgütü ve elebaşısı Abdullah Öcalan’la yapılan ikinci müzakere süreci sonunda gelinen noktada, Sevr Anlaşması’nın uğursuz 106’ncı yıl dönümünde PKK’ya yönelik bir özel af yasa tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmiştir ve şimdi görüyoruz ki başta Abdullah Öcalan olmak üzere terör örgütü ve yandaşları sevinç naraları atmakta, Abdullah Öcalan bu süreci, Cumhuriyetimizin kuruluşu kadar önemli olarak nitelendirmektedir. Demek ki mesele sadece bir af yasası değil, bu PKK’ya yönelik özel af yasasıyla birlikte devletimizin kuruluş esaslarının ortadan kaldırılarak, Öcalan’ın ifadesiyle sözde bir demokratik Cumhuriyet’e geçiş sürecinin ilk adımı atılmak istenmektedir” diye konuştu.
Teklif Meclis’e getirilirken, Türk milletine de dünyaya da “PKK terör örgütünün kendisini feshettiği, silah bırakmayı kabul ettiği, bu silahların devlet güçlerinin denetiminde toplanacağı”nın söylendiğini ifade eden Özdağ, şöyle devam etti:
“PKK, sadece PKK değil, PKK, KCK, PKK kapsamında Irak’ta, İran’da ve Suriye’de de örgütlü bir narkoterör örgütüdür. PKK’nın Suriye ayağı YPG’nin 4 tugay halinde örgütlenen yapısının silahlarını da toplayacak mısınız? Hayır. Irak PKK’sının silahlarını teslim alıp imha edecek misiniz? Hayır. Hala İran’da, İran Özel Kuvvetleri ve Devrim Muhafızlarıyla çarpışan PKK terör örgütünün elindeki silahları alacak mısınız? Ona da hayır. O zaman hangi silahları alıyorsunuz? PKK, kendisini feshedecek… Hangi PKK kendisini feshediyor? İran’daki PKK mı, Suriye’deki PKK mı, Irak’taki PKK mı? Hayır. Örgütün örgütsel yapısı, varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bu yasa tasarısı ile terör örgütü elebaşı ve üyeleri dağılmak yerine affediliyor, cezaevinden tahliye ediliyor. Dış destek başta olmak üzere finansal, lojistik ve uyuşturucu altyapısına yönelik tedbirler olduğunu görmüyoruz. 2024’e kadar devlet kayıtlarından ‘narkoterör örgütü’ olarak geçen örgütün, 2025 ve 2026 belgelerinden narkotik kaçakçılığı ile ilgili faaliyetlerinin durmamasına rağmen çıkartıldığını görüyoruz. Ayrıca Öcalan’ın, bu yasa ve süreç çerçevesinde bulunduğu İmralı adasında mahkum konumundan çıkartılıp ‘siyasi misafir’ haline getirileceği ve umut hakkı çerçevesinde de sonunda serbest kalacağı anlaşılıyor.
‘TERÖRLE MÜCADELEDE AMAÇ ÖRGÜTÜ YOK ETMEKTİR’
Terörle mücadele sonucunda devletlerin amacı, terör örgütlerini yok etmek, toplumla bağını kesmektir. Oysa bu yasayla Irak’ta, İran’da, Suriye’de terör eylemlerini sürdüren bir örgütün elemanları Türkiye’de topluma entegre edilecekmiş gibi gösterilmektedir. Bunların zaman zaman Irak’a, Suriye’ye, İran’a gidip yarı zamanlı terörist olarak faaliyet göstermeyeceklerinden emin misiniz? Birinci terörle müzakere sürecinde pratiklerinizin Irak’a gidip Kandil’de eğitim aldıktan sonra gelip Türkiye’deki hendek terörünün altyapısını hazırladıklarını unuttunuz mu?
Önümüzdeki aylarda, anayasal veya yasal düzenlemeler yapılması sırasında anlaşmazlık çıkarsa PKK terör örgütünün Irak, Suriye veya İran’daki unsurlarıyla Türkiye içinde eylem yapmayacağından, terör eylemi yapmayacağından emin misiniz? Ankara’da Kahramankazan’da TUSAŞ’a yapılan baskının Suriye PKK’sı tarafından yapıldığını unuttunuz mu? Bu Çerçeve Yasa, Türk siyasetinde Ergenekon, Balyoz, casusluk davalarıyla yaratılan birinci travmadan, 2017’deki kirli referandumla gerçekleşen ikinci travmadan sonra çok ağır ve telafisi zor yeni bir toplumsal, siyasal travmaya, psikolojik travmaya, bir toplumsal kırılmaya neden olabilir.
Çünkü biliyoruz ki PKK affı olan bu tasarı, sadece bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Daha sonra Anayasa’da yapılacak değişikliklerle mezhep ve etnik yapılara siyasi ayrıcalıklar verilmesi ve ucu açık bir Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi hedeflenmektedir. Böylece büyük Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının arkada burada, Birinci Meclis’te kurmuş olduğu Milli Üniter Laik Türkiye Cumhuriyeti fesholacak, Öcalan’ın ‘Demokratik Cumhuriyet’ diye ifade ettiği gevşek bir üniter devlet denilen bazıları tarafından, ama gerçekte çok uluslu özerk bölgeli bir federasyona doğru Türkiye, sürüklenmek istenecektir.”
Ümit Özdağ, terör örgütü yandaşlarının, “yüz yıllık düğüm çözülüyor” diyerek sevindiklerini savundu.
İktidara 3 Kasım 2002’de gelen AK Parti’nin, bugün Türkiye’yi getirdiği noktanın bu olduğunu söyleyen Ümit Özdağ, “İstiklal Harbi ile kurduğumuz ve şimdi bugünkü gayrimilli eğitimsizlik Bakanı’nın ders kitaplarından çıkartmak istediği İstiklal Harbi sonucunda inşa ettiğimiz Cumhuriyet, ağır bir tehdit altındadır. Türkiye, Yugoslavya’laştırılmak istenmektedir. Türkiye Irak’laştırılmak, Türkiye Lübnan’laştırılmak istenmektedir. Bu yeni bir Sevr tasarımıdır ve Sevr’in 106’ncı uğursuz yıl dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmesi de tesadüf değildir. Allah’ın günü mü kalmadı?” dedi.
Zafer Partisi olarak, terörle müzakere yerine hemen mücadeleye dönülmesi gerektiğine inandıklarını dile getiren Özdağ, şöyle devam etti:
“PKK’nın dış desteği; lojistik, finans ve uyuşturucu altyapısı tahrip edilmeli; bölge ülkeleri ile iş birliği içerisinde PKK/KCK’nın Orta Doğu’daki bütün parçaları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin meşru hedefi haline gelmelidir. Milli Üniter Laik Türkiye Cumhuriyeti, tavizsiz bir şekilde babalarımızdan ve dedelerimizden devraldığımız gibi çocuklarımıza ve torunlarımıza emanet edilmelidir. Türkiye teröre, terör örgütüne yenilmedi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Jandarma Teşkilatı, Türk Polis Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı, kahraman güvenlik güçlerimiz terör örgütünü iki defa yendiler, ezdiler ve şimdi onların kanları pahasına, terleri pahasına kazanmış oldukları büyük zafer siyasi masalarda heba edilmemeli. Ne mutlu Türk’üm diyene!”
‘BU YEMİNİ EDEN MİLLETVEKİLLERİNİN BU YASAYA ‘EVET’ DEME LÜKSÜ YOKTUR’
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ümit Özdağ, “çerçeve yasanın TBMM’de edilen milletvekili yeminiyle örtüşüp örtüşmediği” sorusuna, şu yanıtı verdi:
“Bir sayın milletvekili, bu yasaya ‘hayır’ diyeceğini dün akşam açıklarken, bu hayırın gerekçesini milletvekili yeminine dayandırdı. Çok haklıdır. Bu yemini eden milletvekillerinin, bu yasaya ‘evet’ deme lüksü yoktur. Ayrıca, bu yasaya, ‘evet’ diyenler, destekleyenler oluşması için çalışanlara hukuki bir koruma getiriyor. Neden? Yaptığınız işin doğru olduğundan emin değil misiniz? Neden hukuki bir korumaya ihtiyaç duyuyorsunuz? Hani büyük bir iş yapıp terörü sona erdiriyorsunuz, onu söylüyorsunuz. Peki neden kendinizi hukuki koruma altına almak istiyorsunuz? Doğru iş yaptığından emin olanlar, millete karşı vicdanı rahat olanlar yasa maddelerinin arkasına sığınarak koruma aramazlar.
Zafer Partisi olarak biz Türkiye’nin milli, üniter, laik cumhuriyet olarak İstiklal Harbi felsefesi üzerinde 21’inci yüzyılda yoluna devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu inanca sahip olan herkesi, daha önce hangi siyasi partiye oy vermiş olurlarsa olsun, Zafer Partisi saflarında milli, üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaya davet ediyoruz.” (ANKA)
Bölücü açılım süreci kapsamında Meclis’e getirilen ‘çerçeve yasa’ olarak da bilinen ”Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” bugün Meclis’te görüşülmeye başlandı.
TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanvekili Celal Adan’ın başkanlığında saat 11.00’de toplandı.
Teklifin görüşmelerine katılmak üzere MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da geldi.
İYİ Partililerin görüşmeye Türk bayraklı atkı ve dövizlerle gelmesi dikkat çekti.
Genel Kurul’da AKP’nin Meclis’in gündemi ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi görüşülerek kabul edildi.
Kabul edilen önergeyle, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” bölümünde bulunan 290 sıra sayılı Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi birinci sıraya alındı. Bu bölümde yer alan diğer işlerin sırası da buna göre yeniden düzenlendi.
‘ÇERÇEVE YASA’ TEKLİFİ İÇİN ÜÇ GÜNLÜK ÇALIŞMA TAKVİMİ
Genel Kurul’un bugünkü birleşiminde 290 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmeleri tamamlanıncaya kadar çalışması kararlaştırıldı. Teklifin görüşmelerinin bugün tamamlanamaması halinde çalışmalar 11 Ağustos Salı günü, Salı günü de tamamlanamaması halinde ise 12 Ağustos Çarşamba günü teklifin görüşmeleri tamamlanıncaya kadar sürdürülecek.
“Çerçeve Yasa” teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasının ardından TBMM’nin tatile girmesi öngörülüyor.
İYİ PARTİ’DEN TEKLİFİN GÖRÜŞÜLMESİNE BAŞLANMAMASI İÇİN GRUP ÖNERİSİ
İYİ Parti, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin Genel Kurul’da görüşülmesine başlanmaması için grup önerisi verdi.
Öneride, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin hukuk devleti, Anayasa’nın üstünlüğü, kanun önünde eşitlik, suç ve cezaların kanuniliği, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bakımından “ciddi Anayasaya aykırılık sorunları” taşıdığı savunuldu.
Öneride, Anayasa’nın 11’inci maddesine işaret edilerek, “Anayasa hükümleri yasama organını bağlayan temel hukuk kurallarıdır ve kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz. TBMM’nin yasama yetkisini kullanırken Anayasa’ya uygun hareket etmesi yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, anayasal düzenin korunmasının da gereğidir” ifadelerine yer verildi.
‘HUKUKİ GÜVENLİK VE BELİRLİLİK İLKELERİ YÖNÜNDEN SAKINCA DOĞURMAKTADIR’
Teklifteki düzenlemelerin kapsam ve sınırlarının yeterli açıklıkta belirlenmediği belirtilen öneride, kişilerin hukuki durumlarında doğrudan sonuç doğuracak hususların belirsiz kavramlara ve sonraki karar süreçlerine bırakılmasının sakıncalı olduğu ifade edildi.
Öneride, “Teklifte yer alan düzenlemelerin kapsam ve sınırlarının yeterli açıklıkta belirlenmemesi, kişilerin hukuki durumlarında doğrudan sonuç doğuracak hususların belirsiz kavramlara ve sonraki karar süreçlerine bırakılması Anayasa’nın 2’nci maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ile hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri yönünden sakınca doğurmaktadır” denildi.
İYİ Parti grubunun önerisinde, bu gerekçeler doğrultusunda “çerçeve yasa” teklifinin Genel Kurul’da görüşülmesine başlanmaması istendi.
ÇÖMEZ: ETKİ ANALİZ RAPORUNUZ YOK
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez söz alarak teklifin hazırlanma ve komisyon sürecini eleştirdi. Çömez, teklifin 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na, 7 Ağustos’ta ise komisyona geldiğini belirterek, “O komisyonda o şartlar altında, son derece küçük, kapalı ve basık bir ortamda alelusul geçirdiniz ve sonra dediniz ki, ‘Size iki saat süre, iki saatlik süre içerisinde ne yazacaksınız yazın.’ Tabii, sizin yazacak hiçbir şeyiniz yok, itirazınız yok. Çünkü ne söyleniyorsa onu yapıyorsunuz ve yasaya itiraz etmediniz” dedi.
Çömez, partisinin komisyon sürecinde hazırladıkları şerhi sunduklarını belirterek, teklifin kabul edilmemesi için iade dilekçesi verdiklerini söyledi. Çömez, “Bakın, bu yasayı kabul etmeyin. İade dilekçesi verdik, ‘Bunu reddedin.’ dedik, kabul etmediniz, işleme bile koymadınız” diye konuştu.
Teklifin Anayasa’ya aykırı olduğunu savunan Çömez, Anayasa Komisyonu’nun ve alt komisyonların toplanması yönündeki taleplerinin de kabul edilmediğini ifade etti. Çömez, şöyle konuştu:
“‘Anayasa’ya aykırıdır’ dedik. Açıkça Anayasa’ya aykırı. Şu anda Anayasa’ya aykırı bir af işlemi yapıyorsunuz, biraz sonra anlatacağım onu; onu da kabul etmediniz. Dedik ki, ‘Bir Anayasa Komisyonu kuralım, kurulan Anayasa Komisyonu’nda bunu görüşelim.’ ‘Hayır’ dediniz, Anayasa Komisyonu’nu da toplamadınız. ‘Alt komisyonlar olsun, tali komisyonlar olsun’ dedik, onları da toplamadınız.”
Çömez, teklifin olası sonuçlarına ilişkin etki analizi hazırlanıp hazırlanmadığını da sorduklarını belirterek, “‘Cezaevindeki 4 bin teröristi, dışarıdaki toplam 9 bin teröristi affetmeniz halinde neler olacak?’ diye soruyoruz, hiçbir etki analiziniz yok” dedi.
Teklif sürecine ilişkin Reuters ve ABD Büyükelçisi üzerinden de değerlendirmelerde bulunan Çömez, şöyle konuştu:
“Bu süreçte İngiliz yayın organlarının haberi vardı. Reuters’tan öğreniyoruz, on ay önce Reuters açıklama yaptı, dedi ki, ‘9 bin teröristi affedecekler, çalışma yapıyorlar’. Bir ülkenin diplomatı başka bir ülkenin iç işleriyle ilgili açıklama yapıyor, ‘4 ülkedeki Kürtler bir araya getirilecek’ diyor. Anlaşıldı talimat nereden geliyor size, projeyi kimlerin irade ettiğini, kimlerin arkasında durduğunu anlıyoruz. Biriniz de kalkıp Amerikan Büyükelçisi’ne ‘Sen kimsin? Nasıl benim ülkemle ilgili böyle bir şey konuşuyorsun?’ diyemediniz.”
‘BU AÇIK SEÇİK BİR AFTIR’
Çömez, düzenlemenin “af” olarak nitelendirilmek istenmediğini ancak bunun açıkça af olduğunu savundu. Çömez, “Bu açık seçik bir aftır ve 15 yıla kadar ceza almış olanlara 5 yıllık denetimli serbestlik, 15 yıldan daha uzun süre ceza almış olanlara da 10 yıllık denetimli serbestlik getiriyorsunuz” dedi.
Çömez, “af” ifadesinin kullanılmadığını ifade ederek, “Çünkü teröristler, PKK’lı teröristler buna ‘af’ denmesini istemiyorlar. Çünkü diyorlar ki ‘Biz suç işlemedik ki, niye ‘af’ diyeceksiniz buna? Biz ‘af’ denmesini istemiyoruz.’ Ama göz göre göre 4 bin teröristi affediyorsunuz ve bir de kurul kuruyorsunuz, o kurula da bütün yetkiyi veriyorsunuz” diye konuştu.
AKP İstanbul Milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel de söz alarak, İYİ Parti grup önerisine karşı çıktı. Yüksel, “Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir mücadele ettiği terör meselesinin kalıcı biçimde ülkemizin gündeminden çıkarılması bakımından gerçekten tarihi ve kritik bir eşikteyiz” dedi.
Teklifin 360’tan fazla milletvekilinin imzasıyla TBMM’ye sunulduğunu anımsatan Yüksel, bunun “güçlü siyasi iradenin, ortak sorumluluğun ve güçlü bir toplumsal mutabakatın en somut göstergesi” olduğunu söyledi. Yüksel, teklifin Türkiye’nin uzun yıllardır devam eden terör sorununu hukuk yoluyla çözme iradesinin somut bir göstergesi olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“Bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın süredir kanayan yarasını hukukun şifalı eliyle sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Bu teklifin ruhunda büyük mücadelelerde aynı safta duran ve Türkiye’yi oluşturan Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Laz’ın, Çerkez’in, Abhaza’nın kardeşliği vardır. Bu ruh ortak tarihimizin, ortak kaderimizin ve ortak geleceğimizin hukuk diliyle yeniden tahkim edilmesidir.”
‘ANAYASA’YA AYKIRILIK SÖZ KONUSU DEĞİL’
Kanun tekliflerinin İçtüzük uyarınca komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurul gündemine geldiğini belirten Yüksel, tekliflerin görüşülmesinin grup önerisiyle engellenmesine yönelik bir yetkinin İçtüzük’te Danışma Kurulu’na veya gruplara tanınmadığını söyledi.
Yüksel, “Kanun teklifleri İçtüzük uyarınca komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurul’un gündemine gelir ve Genel Kurul tarafından karara bağlanır. İçtüzük’te Danışma Kuruluna veya grup önerisiyle bir kanun teklifinin görüşülmesini engelleme yetkisi tanınmamıştır. Kanun teklifleri üzerindeki nihai irade Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na aittir” dedi.
İYİ Parti grup önerisinde dile getirilen Anayasa’ya aykırılık, hukuki güvenlik ve belirlilik iddialarının komisyon çalışmalarında ayrıntılı biçimde değerlendirildiğini belirten Yüksel, bu iddiaların yerinde görülmediğini söyledi.
Yüksel, “Teklifin kapsamı, uygulanma şartları ve hukuki sonuçları açıkça düzenlenmiş, uygulama objektif şartlara ve yetkili makamların tespit ve kararlarına bağlanmıştır. Dolayısıyla teklifin Genel Kurul’da görüşülmesine engel teşkil edecek bir Anayasa’ya aykırılık söz konusu değildir” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti’nin önergesi Genel Kurul’da oylanarak reddedildi.
BAHÇELİ, DEM’LİLERLE TOKALAŞTI
İYİ Parti’nin grup önerisinin görüşülmesinden sonra saat 12.20 sıralarında TBMM Başkanvekili Celal Adan oturuma 15 dakika ara verdi.
Bu sırada Devlet Bahçeli kulise geçerek kurmaylarıyla oturumun başlamasını bekledi.
Bu arada Genel Kurul’daki görüşmeleri izlemek üzere kulise DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, İmralı Heyeti Üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile diğer DEM Partili kurmaylar geldi. Bakırhan, Hatimoğulları, Buldan ve Sancar, Devlet Bahçeli’nin bulunduğu bölüme yönelerek Bahçeli ile tokalaştı. Pervin Buldan, Bahçeli’ye “Nasılsınız? Hayırlı olsun. Selam vermek istedik” dedi.
Selamlaşmanın ardından DEM Partililer Genel Kurul’a geçerken, MHP lideri de kurmaylarıyla birlikte Genel Kurul Salonu’na girdi.
Öte yandan Bahçeli kuliste otururken, AKP Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan da Bahçeli’nin yanına giderek selamlaştı. (ANKA)
Bölücü açılım süreci kapsamında Meclis'e getirilen 'çerçeve yasa' olarak da bilinen ''Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'' bugün Meclis'te görüşülmeye başlandı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Genel Kurulu’nda çerçeve yasa teklifi hakkında konuştu.
Bakırhan, açılımın ülkenin bütünlüğüne yönelik bir tehdit olmadığını savunarak “Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye’yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir” ifadelerini kullandı.
“Yüz yıldır size ‘bölüneceğiz’ korkusu anlatıldı” diyen Bakırhan, “Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey çatışmanın kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis’in çatısı altında olmazdık. Biz buradayız; çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır” diye konuştu.
Tuncer Bakırhan:
“Kürtler ayrılmak isteseydi, bu Meclis’in çatısı altında olmazdık arkadaşlarımızla birlikte. Biz buradayız çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır” pic.twitter.com/52S8CR5ceA
“Öcalan’a yaşam ve çalışma şartları sağlanması gerektiğini” savunan Bakırhan, Kürtlere statü isteyerek “Cumhuriyet ilan edilmiş ama eksik bırakılmıştır. Bunu Kürt olgusunu cumhuriyetin yasallığına ekleyerek tamamlayabiliriz. Anayasada kimlikler üstü bir dil kullanabiliriz. Anadilde eğitimi güvence altına alabiliriz. Demokratik entegrasyon yasalarıyla toplumsal uyumu güçlendirebiliriz. Barış yasasıyla sınıfsal gerilimleri çözebiliriz” diye konuştu.
Öte yandan Bakırhan’ın konuşmasını, MHP lideri Devlet Bahçeli de alkışladı.
‘CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA KÜRT MESELESİ, SIKIYÖNETİM ZİHNİYETİYLE İDARE EDİLDİ’
Bakırhan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Sırrı Süreyya şahsında barış için büyük emek veren ama aramızda olmayan bütün arkadaşlarımızı saygıyla anıyorum. Bugün, ülkemizin kaderini ilgilendiren önemli bir gündemi görüşmek için bir aradayız. Bir asırlık Kürt meselesi, çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınıyor. Biz burada, bu tarihi geçişe tanıklık ediyoruz. Görüştüğümüz bu kanun teklifi, ülke olarak yeni bir istikamete yol almanın pusulasıdır. Bizi bu istikamete götürecek olan adres, Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürt meselesi, sıkıyönetim zihniyetiyle idare edildi. Takrir-i Sükûn’dan İstiklal Mahkemelerine, gizli idare planlarından olağanüstü hâl rejimlerine kadar mesele hep istisnanın bir konusu oldu. Bu meselenin devlet katındaki tarihi; ikili devlet pratiklerinin yaygınlaştığı, siyasetsizliğin örgütlendiği, istisnanın genişlediği bir tarih oldu. Bunun bedelini şu veya bu şekilde tüm ülke ödedi. Şimdi acı ve inkâr dolu sayfayı kapatma şansıyla karşı karşıyayız. Bütün cümlelerimizin gramerini değiştirmemiz gereken bir zaman dilimindeyiz.
Bugün mesele ilk kez; gerekçesi yazılmış, müzakere edilebilir, itiraz edilebilir, olağan bir yasama diliyle konuşuluyor. Bugünün önemi, tarihsel bir düğümün, nihayet siyaset eliyle çözülmeye başlanması ve Meclis’in kayıtlarına geçmesidir. Parlamento, bu meseleyi siyaset ve müzakereyle çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Bu aynı zamanda ortak tarihimize ve ortak geleceğimize karşı bir sorumluluğun gereğidir. 1064’te Kars’ta Şeddadi Kürtleriyle Selçuklular arasında başlayan ortak kader ve hukuk 1071’de Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açtı. Sonraki yıllarda bu kader ve hukuk güncellendi. Uzun yüz yıllar devam etti. 1900’lerin küresel, bölgesel ve ulusal atmosferinde bozulan bu dinamiği, şimdi demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında güncelleme şansına sahibiz. O halde parlamento, bu sorumluluğu taşımalı ve yeni bir tarihin önünü açmalıdır. Biliyoruz ki; tarihe geçecek günler, güçlü irade gerektirir. Ve bu irade, bugün bu Meclis’te vardır.
‘YÜZ YIL ÖNCE KÜRTLER HUKUK DIŞINA İTİLDİ’
Değerli milletvekilleri, bu Meclisin hafızası bizlere ‘Türkler ve Kürtlerin ortak hikayesini ve güçlü ortaklık potansiyelini hatırlatıyor. Anadolu ile Mezopotamya arasında yüzyıllara yayılan ortak bir hayat var. Aynı kültür havzasında, aynı kavşaklarda ve aynı hikâyede buluşmalar var. Bin yıllık kardeşliğimiz ve Cumhuriyetin kuruluşu bunun kanıtıdır. Amasya’da bu topraklar Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olarak telakki edildi. Erzurum’da birlik iradesi bu iklimde dile geldi. Birinci Meclis farklı bölgelerin ve kimliklerin temsilcilerini aynı çatı altında topladı. 1921 Anayasası yerel idareye alan açan çoğulcu bir ruh taşıdı. Ama bu ufuk, inkâr ve isyan sarmalında daraldı. Kadim tarihsel ilişkimiz zarar gördü. Bu durum en çok da bu toprakları tehdit olarak görenleri sevindirdi.
Bir parantez açmak istiyorum. Bu süreç başladığında bazı dış güçler ne dedi biliyor musunuz? Bu adımla Ortadoğu dengeleri alt üst olacak dedi. Aslında alt üst olacak olan küresel güçlerin yüz yıllık hesaplarıdır. Bunu biliyoruz. Bu süreç kardeşi kardeşe kırdırma hesaplarını alt üst edecek. Beraberliğimizi kaim kılacak, ortak geleceğimizi güçlendirecek. Yarım asırlık çatışmalı süreç bu ülkenin her bir karışına büyük acılar yaşattı. Artık çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatı önümüzde duruyor. Yüz yıl önce Kürtler hukuk dışına itildi. Bu kök yasa, Kürtleri hukuka dahil etmenin ilk adımıdır. Bu kanun teklifiyle, beraberliğimizi ve geleceğimizi güçlendirecek önemli bir adım atıyoruz. Güçlü bir başlangıç yapıyoruz.
‘BAHÇELİ’NİN KURUCU ROLÜNÜN HAKKINI VERİYORUZ’
27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıyla bu başlangıca imkân sağlayan Sayın Öcalan’ın bu kurucu rolünün altını önemle çiziyoruz. Kendisinin Türkiye çözümünden yana çabalarının önyargılarla değil, hakkaniyetle görülmesi gerekiyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin süreçteki kurucu rolünün hakkını veriyoruz. Şimdi Türklerin güvenlik kaygısıyla Kürtlerin eşitlik talebini aynı hukuk düzeni içinde buluşturacak bir ufka bakıyoruz.
Irak’tan Suriye’ye, İran’dan Doğu Akdeniz’e kadar sınır güvenlikleri, ittifaklar ve güç dengeleri hızla değişiyor. Ortadoğu’da devletlerin yeniden inşası, yeni bir paradigma ve bölgesel düzen ekseninde gerçekleşiyor. Kürtler, dört ülkeye yayılan tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olarak bu dönüşümün önemli bir dengesidir. Yüz yıl önce inkâr edilen Kürt varlığı, bugün Ortadoğu’nun temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Kürt jeopolitiği, Ortadoğu’nun düğümünü çözmenin siyasi coğrafyasıdır. Bu jeopolitik, demokratik bir geleceğe imkân sunuyor. Tarihi Türk-Kürt ilişkilerini, bu jeopolitik gerçek etrafında güncellemeliyiz. Bu bize bölgedeki kor ateşlerden korunmak için büyük bir fırsat sunuyor.
Türk-Kürt kardeşliğini doğru ele almak Türkiye’yi ihya eder, Ortadoğu’ya huzur getirir, demokrasi getirir. Fırat’ın doğusu ile Fırat’ın batısını ortak hukuk ve kaderde mühürlemek büyük tehlikelere karşı güvence yaratır. Biliyoruz ki, komşuları yanan bir evde barış lüks değildir; sigortadır. Türkiye’nin kendi içindeki ateşi hukukla söndürmesi, bize olduğu kadar bütün komşularımıza nefes aldıracaktır. Bu coğrafyada haritalar silahla, sınırlar acıyla çizildi. Şimdi ilk kez hukukla yazılan bir sayfa var. Altını önemle çizmeliyim ki, bu sayfa Türkiye’de yazılırsa mürekkebi tüm bölgeye yeter.
‘KÜRTLER AYRILMAK İSTESEYDİ BU MECLİS’İN ÇATISINDA OLMAZDIK’
Bugün görüştüğümüz bu yasa ayrıcalık üreten bir yasa değildir. Çatışma çözümünün ilk adımıdır. Bu bir al-ver meselesi değil. Bu; tarihsel ilişkimizi düzeltme ve doğru bir buluşmayı gerçekleştirmenin adımıdır. Bu yasa ve süreç taviz değildir; yenme ve yenilme hiç değildir. Bu sürecin tek bir kazananı var. O da tüm Türkiye’dir, 86 milyon yurttaşımızdır. Barış bir müsabaka değildir. Halklar arasında tutulmuş bir skor tabelası olarak görülmemelidir.
Bu kürsüden Türk kardeşlerime açık yüreklilikle seslenmek istiyorum. Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye’yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir. Yüz yıldır size ‘bölüneceğiz’ korkusu anlatıldı.
Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey, çatışmanın kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis’in çatısı altında olmazdık. Biz buradayız; çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır. Evlatlarını yitiren ailelere de sesleniyorum. Evlatlarınızın hatırasına gösterilecek en büyük hürmet, başka hiçbir evladın ölmemesi ve zarar görmemesidir. Acılarınızı asla tartmayacağız, yarıştırmayacağız. Acı, hangi evde olursa olsun acıdır. Hepimizindir. Bu ülkedeki her acıyı yüreğimin en müstesna köşesinde taşıyorum. Tek bir amacımız var o da başka acıların yaşanmamasıdır.
Kürt halkına da aynı açıklıkla sesleniyorum. Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır. ‘Yine mi kandırılacağız’ kaygısını biliyoruz; bu kaygı vehim değil, anlıyoruz. Her şeyden önce Kürtler artık örgütlü bir halktır. Ne kanar ne de kandırılır. Velev ki terazimiz şaşsa da düzeltecek bir kantar var. O da sizsiniz. Emin olun siyaset alanında Kürt halkının demokratik hakları için mücadelemiz devam güçlü bir şekilde edecek. Ama şimdi hepimizi yakan bir ateş var. Önce o ateşi söndürmeliyiz.
Kürtçe’de “Agir bi agir venamire” denir. Yani ateş ateşle söndürülmez. 50 yıllık çatışmanın Şırnak’tan Tekirdağ’a kadar bize öğrettiği en yalın hakikat budur. Bir tarafın yenilgisi üzerine kurulan her düzen, içinde bir sonraki çatışmanın tohumunu taşır. Çatışma çözümlerinde başarı “her kimlik, her inanç, her topluluk kendisini bu ülkenin asli vatandaşı olarak görüyor mu” sorusuna verilen cevapta bulunur. Bu süreç Türkiye’nin bölünmesine değil bütünleşmesine; ayrışmaya değil ortak yaşamın güçlendirilmesine fırsat sunacak.
‘EKİMDE PARLAMENTONUN İSTİKAMETİ YASAL DÜZENLEMELER OLMALI’
Bu kanun teklifi ise ortak yaşamın siyasi ve hukuki harcının güçlendirilmesine atılan ilk adımdır. Kanun teklifinde yer alan “demokratik siyaset alanının güçlendirmesi” vurgusu önemli bir yörüngeye işaret ediyor. Bu ilk adımı, güçlü bir demokratikleşme rüzgarıyla ilerletmemiz gerekiyor. Demokratikleşme barışın teminatıdır. Barış gemisini deryalarda yürütecek güç, demokratik siyasettir. Demokratikleşme, hukuk ve Kürt meselesinin çözümü ilk adımdan sonra gelmelidir. İlk adımı anlamlı kılacak şey, ikinci adımda yani ekim ayında meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamaktır. Ekimle birlikte artık Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kadınların yani haksızlığa uğrayan tüm kesimlerin dahil olacağı bir yeniden inşa süreci başlatmalıyız. Bu süreçte herkesin hakkı hukukunu sağlamalıyız.
Ekimde parlamentonun istikameti demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır. Bu pusulayla barışa gitmenin sorumluluğu Meclistedir, siyasi partilerdedir, yargıdadır, basındadır, sivil toplumdadır; hepimizdedir. Barışçıl bir toplum ve demokratik bir rejim 86 milyonun kazancıdır. Bu kazanımı sağlamanın önündeki engellerden biri, Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu siyasi iklimdir. Türkiye siyaseti uzun süredir “Mekke Dönemi” psikolojisi yaşıyor. Farklı siyasi gruplar ve kimlikler birbirlerini beka tehdidi olarak görüyor. Diyalog kapıları sürekli kapatılıyor, kutuplaşma hüküm sürüyor.
Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, farklılıkların bir güvenlik tehdidi olmadığı; ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı, “Medine dönemi” aklıdır. Artık çatışmadan barışa, kutuplaşmadan birlikteliğe, ayrışmadan ortak yaşama ve müzakereye hicret etmeliyiz. Hicret berekettir, hicret hikmettir. Bizim yeniden tanışmaya, barışmaya ve beraber olmaya ihtiyacımız var. Bu tanışmadan kim kazanacak? Tabiiki herkes. Bu barıştan kim kazanacak? Tabii ki 86 milyon insan. Gelecek nesiller bir gün bu tutanakları okuduğunda bugünlere bakıp “bu ülkenin insanları birbirleriyle yeniden konuşmayı başardı” diyebilmeliler. İşte gerçek barış ve başarı budur. Bu kanun teklifine verilecek her evet oyu, 86 milyonun geleceğine atılacak bir imzadır.
Barışı eken, yaşamı biçer. Barışla birlikte kerpiç evlere gencecik insanların ölüm haberi gitmeyecek. Analar yasta değil, ortak muhabbette buluşacak. Şimdi bu yasayla müreffeh ve barış içinde bir Türkiye’ye demir atabiliriz. Bu yasayla henüz doğmamış çocukların hayatında, milyonlarca insanın sofrasında bereketi çoğaltabiliriz. Emin olun. Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik ve eşit temelde güncellenmesiyle birlikte enerji ve ticaret koridorları, sanayi ve üretim havzaları inşa edebileceğiz. Bölgesel oyun kurucu haline gelmek işten bile olmayacak.
‘BU YASADA EKSİKLİKLER VE ELEŞTİRİLECEK YÖNLER VAR’
Çatışmalı sürecin bedelini başta yoksullar olmak üzere tüm ülke ödedi. Barışın semeresini de çocuklar, gençler, yoksullar, emekliler, emekçiler kazanacak. Her yıl elli milyar dolar artık acıları çoğaltan çatışmaya değil, bereketi çoğaltan ekonomiye gidecek. İnşallah, çatışmaya akan kaynak okula, hastaneye, üretime akacak; yıllardır yatırım göremeyen coğrafyalar yaşam bulacak. Peki biz bu teklife neden neden imzamızı attık? Neden evet diyeceğiz? Açık ve net ifade ediyoruz. Bu metni ne gözü kapalı kutsuyoruz ne eksik diye reddediyoruz. Değerini teslim ediyor, eksiğini açıkça söylüyoruz.
‘ANADİL, EŞİT YURTTAŞLIK, YEREL DEMOKRASİ…’
Bu yasada şüphesiz eksiklikler ve eleştirilecek yönler de var. Bu yasada yok diye; anadil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazıdır. Barışa giden yolun taşlarıdır. Fakat ilk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi, çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır.
Bugün atılan şey bir temeldir. Temel, tek başına ev değildir. Katları örmek, odaları kurmak, en sonunda çatıyı çakmak gerekecektir. O çatı, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’dir. Taşıyıcı kolonları hukuk devleti, eşit yurttaşlık, demokratik siyaset ve toplumsal barıştır. İmzamız bir sonuç belgesinin altına değil, bu inşanın hukuki zeminine atılmıştır. Kapı eksik diye eşikten dönmeyeceğiz; aralanan kapıdan içeri girecek, bu evi birlikte tamamlayacağız. Devlet dediğimiz şey toplumun tamamını, bütün renklerini yansıtmalıdır. Kürdün kimliğinin özgür olduğu ve özgürce örgütlenebildiği, Alevinin inancını eşit, özgürce yaşayabildiği, Romanın, Ermeninin, Çerkezin, bütün halkların ve inançların kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı bir ülke istiyoruz.
Yüz yıl önce bu Meclis, farklı kimlikleri aynı çatı altında toplayarak bir yaşam inşa etti. Yüz yıl sonra aynı Meclis, en ağır meselesini yeniden kendi kürsüsüne, hukukun ve siyasetin diline çağırıyor. Bir asır önce bu çatı altında bir cumhuriyet kuruldu. Şimdi onu, çerçeve yasadan başlayarak, hepimizin evi haline getirme vaktidir. Yarın özgür düşüncenin ve eşit yaşamın şafağının attığı bir güne merhaba diyeceğiz. Biz buna hem hazır hem de kararlıyız. Yaşar Kemal, Bir Ada Hikâyesinde savaşlardan, sürgünlerden, yıkımlardan arta kalan insanları bir adada yeniden hayat kurarken anlatır.
Çok içten ifade etmek isterim ki; bizim adamız Türkiye’dir. O halde bu hayatı birlikte iyileştirmekten başka gerçekçi yolumuz yoktur. Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş, Sayın Bahçeli, Sayın Özel, Sayın Kılıçdaroğlu, Sn.Arıkan, Sn.Davutoğlu, Sn.Babacan başta olmak üzere kanun teklifinde imzası olan bütün siyasi parti liderleri ve milletvekililerinin bu sürece büyük katkı verdiklerini bir kez daha belirtmek istiyorum.
Eleştiri ve önerileriyle kanun teklifine oy verecek, katkı sunacak her bir milletvekili arkadaşımı gönülden tebrik ediyorum. Bugün burada söylenen her söz, atılan her imza, yarının Türkiye’sine miras kalacak. Bu Meclis’in tutanakları bir gün çocuklarımızın en çok gurur duyacağı sayfalar arasında yerini alacak. Kürsüden ayrılırken tek bir dileğim var: Bu kanun teklifinin altına düşülen imzalar, bu ülkede bir daha hiçbir zaman silahın konuşmadığı bir geleceğin ilk mührü olsun. Bu mühür bozulmasın. Bu barış kalıcı olsun, ortak ve eşit yaşamımız baki olsun.”
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bölücü çerçeve yasa teklifini görüşmek üzere toplanan Meclis’te konuştu.
“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu” diyen Özel, “Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” açıklamasında bulundu.
Özgür Özel:
“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu. Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” pic.twitter.com/lMDtGzrvSr
“Toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil, eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet özgüven üzerinde ayakta sağlamdır. Baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler. kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyeti kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de ünlüler zayıflatmamış aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de cumhuriyetimizi devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir. Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık.
Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. işine geldiğinde çözüm diyen işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde hep doğru yerde Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Bu mesele şiddetle değil siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil milletin gözü önünde milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir. Yıllarca biz bunu savunduk. Bu meselenin çözüm adresi meclistir dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyon kurulduğunda katılım gösterdik.
Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk. Bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. Yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik. Destekleyeceğiz, katkı sunacağız ve denetleyeceğiz. Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil tarihsel konjonktürel değil, ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince çözüm işine gelmeyince terörist diyen bir süreci önce masaya koyup sonra buz dolabına kaldıran Dolmabahçe’de görüştükleri rahmetli Sırır Süreyya Önder’i hapse atıp sonra arkasından Timsah yaşı, timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırtınasını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni hatta akla gelmeyenleri yapmıştır. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. Üç kişinin bildiği metin diye bir metin kutsanıp meclisten gizlenmiş. Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir.
Komisyonda itiraz eden, soru soran, eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar bir süreç yönet yerine bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik bilinmeyen bir ruh hali bütün meclisin, bütün milletin önünde yaşanmıştır. Barışın hukuku milletin gözünden kaçırarak yazamayız. Yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi olamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir.
Bu teklife ‘hayır’ deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan Yeni Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Günlerdir bu teklife ‘hayır’ dememiz için binlerce öneri, eleştiri alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum. Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz. Kolaya kaçmayan devlet ciddiyetiyle karar veren bu ülkenin on yıl, yirmi yıl otuz yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz.
Bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı, milletin barış hakkının önüne koymayan da biziz. Komisyonda masadan kalkmadık çünkü o masa milletin barış umutlarının masasıdır. Türkiye’de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunudur. Yazıma aylar süren komisyon raporu katılan tüm partilerin mutabakatı ile hazırlandı. Raporun yedinci maddesinde demokratikleşme vardı. Siyasi tutukluların durumundan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasına kayyım uygulamaların sona erdirilmesine pek çok demokratikleşme önerisi vardı. Altında iktidar milletvekillerinin de imzası vardı. Ama bu kanunun teklifinde hiçbiri yok. Şimdi bunlar kanunla olmak zorunda değil, yürütme yapar, uygulamayla olur, gelecekte olur. Hele bu süreç bir yere varsın, ondan sonra olur diyorlar. Sürecin bir yere varsın diye tarif edilen verilen süre örgütün silah bırakmasının teyit ve tespiti için geçen süre, ‘o süreyi de bekleyelim demokrasi için verdiğimiz sözleri bundan sonra yaparız…’
Bu kanun teklifinde hepimizin altına imza attığı Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı uygulaması tartışmalı, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara gizli tanık düzenine siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok, örtülü keyfiyete kalmış bir muğlaklık var. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan meseleyi yüzeye eli alan özensiz bir metin var.
Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır. Mecbur kaldığı için barıştan yanaymış gibi taraftadır. Yeni Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır.
Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi için barışın önünde durmayacağız. Korku olmadan, ayrımcılık olmadan ortak geleceği inşa etmek için barışın önünü açacağız. Biz ölüm değil, hayat olsun diye; korku değil umut olsun diye bu sorumluluğu alacağız.
Terörün kökünü ancak demokrasi kazır. Bu milletin hiçbir ferdinin umudunu, siyasi hesaplara ezdirmeyeceğiz. Barışı samimiyetsizliğe, çıkarcılığa teslim etmeyeceğiz.
Bugün silah faslının kapanması için bir kapı aralanıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız. Ama asıl mücadele şimdi başlayacak. Demokrasi, eşit yurttaşlık, kalkınma mücadelesi. Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silah bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen altıncı bölümüne de demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan yedinci bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız. Ama Cumhur İttifakı’nın da yedinci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz. Biz imzamızı namus biliyoruz. Sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz.
Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclis’e getireceğiz. Kayyım uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. Anayasa Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulamasının mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulan haklının mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının ifade özgürlüğünün seçilmişlerin iradesinin ve eşit yurttaşlığın mücadelesini vereceğiz. AK Parti’nin yapmak istemediğini demokratlar olarak biz yapacağız. Onların kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz. Onların kurmadığı toplumsal mutabakatı biz arayalım. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız. Onların ertelediği demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz.
İlk günden şehit aileleri ve gazilerimizin gözünün içine bakamayacağımız bir şeyin İçinde olmayacağımızı söylemiştik Aynı kararlılıkla ifade ediyorum ki Herkes kendi vicdanıyla yaşar. Herkes vicdanının sesini bastırabildiği zaman uykuya dalar.
Esas olan şehit ailelerinin, gazilerin, teröre karşı sarsılmaz bir kararlılıkla mücadele eden başta Türk Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere tüm güvenlik güçlerimizin ve terörden zarar gören vatandaşlarımızın olmak üzere tüm milletimizin yüzüne bakamayacak bir duruma düşmemektir. Kırmızı çizgilerimiz nettir.
Atatürk, Lozan Anlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğüyle Anayasa’nın güvence altına aldığı Cumhuriyetin temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz. Buna asla izin vermeyiz.
Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur. Partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde halk ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Yeni Parti grubunu kararında serbest bırakıyor değil, aksine kendi il bölge temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum.
Hiçbir Yeni Parti milletvekili üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. Yeni Parti’nin yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki biliyoruz ki barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa alacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum.”
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Etimesgut Belediyesi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, hakkındaki ihbarlar üzerine kan, idrar ve saç örnekleri alınan tutuklu Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun uyuşturucu testinin pozitif çıktığı öğrenilmişti.
Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Youtube kanalı Onlar TV’de Şule Aydın’ın sorularına verdiği yanıtlarda Beşikçioğlu hakkında da konuştu.
”Adam uyuşturucu kullanıyor. Başkanın kullanıyor, başkan yardımcın kullanıyor. Ne oluyor arkadaş? Siz kamu görevini nasıl yapıyorsunuz acaba?” ifadelerini kullanan Günaydın şunları söyledi:
“Eğer siyasete girdiysen siyasetin koşulları var. Hele bugünkü siyasetin koşulları var. Ona uygun davranacaksın. Özel hayatı için de, kamusal hayatı için de insanın kendine çeki düzen vermesini beklemek bizim hakkımız değil mi?”
NE OLMUŞTU?
Etimesgut Belediyesi’ne yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında gözaltına alınan Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun da aralarında bulunduğu 55 kişiden 40’ı tutuklandı. Dört kişi de adli kontrolle serbest bırakıldı.
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 30 Temmuz’da Ankara merkezli dokuz ilde eş zamanlı operasyon düzenlenmişti.
Başsavcılığın açıklamasına göre, 42 belediye görevlisi ile 13 firma yetkilisinden oluşan toplam 55 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Operasyon kapsamında şüphelilere ait 56 konut, 15 iş yeri ve 41 araçta arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmiş, ele geçirilen belge, dijital materyal ve diğer deliller incelemeye alınmıştı.
Soruşturma; “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “kurulan örgüte üye olma”, “zimmet”, “rüşvet”, “irtikap”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “edimin ifasına fesat karıştırma” suçlamaları kapsamında yürütülüyor.
Etimesgut Belediyesi tarafından gerçekleştirilen bazı ihalelerde usulsüzlük yapıldığı ve sahte belgeler düzenlendiği; otopark kiralama işlemleri ile inşaat projelerine ilişkin imar ve ruhsat süreçlerinde menfaat sağlandığı öne sürülüyor.
Başsavcılık, soruşturma kapsamında Sayıştay raporlarının, etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde alınan ifadelerin, müşteki beyanlarının, CİMER başvurularının, ses ve video kayıtlarının, MASAK raporlarının ve HTS kayıtlarının incelendiğini açıklamıştı.
Operasyonda belediyenin Sosyal Yardım İşleri, Mali Hizmetler, İmar ve Şehircilik, Destek Hizmetleri, Zabıta, Emlak ve İstimlak müdürleri ile Fen İşleri Müdürlüğü İhale Şefi de gözaltına alınmıştı.
Beşikçioğlu’nun danışmanı ve koruması, ihale ve muayene kabul komisyonlarında çalışan personel, mühendisler, belediye iştiraki ETİMKENT A.Ş.’nin genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri, mevcut ve eski belediye çalışanları, bazı siyasi parti yöneticileri, belediye meclis üyeleri, belediyeyle çalışan firma yetkilileri ve bir iş takipçisi de soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı.
FMT Global, Kule Medikal, AER Group, Yosun Ambalaj, Standart Katı Atık, TBD Group A.Ş., Seka Tıp Merkezi, HFO İnşaat ve Ritim Bilgisayar başta olmak üzere belediyeyle iş ilişkisi bulunduğu değerlendirilen çeşitli firmaların yetkilileri hakkında da işlem yapılmıştı.
Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı, mart ayında Sayıştay denetimlerinde Etimesgut Belediyesi ile belediye iştiraki Etimkent A.Ş.’nin hesaplarında tespit edilen usulsüzlüklere ilişkin “zimmet” suçlamasıyla soruşturma başlatmış, dört kişi gözaltına alınmıştı. Beşikçioğlu, söz konusu soruşturmanın belediye tarafından yapılan şikâyet üzerine başlatıldığını ve siyasi bir operasyonun söz konusu olmadığını söylemişti.
Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi; bazı gazetecilerin, “vatandaşlık çetesi”ne ilişkin kaleme aldığı yazılarda adı geçen bir kişiden, söz konusu yazılardan birinin kaldırılması karşılığında 250 bin TL istediğini duyurdu.
Sosyal medya hesabından açıklama yapan Çelebi, para karşılığında yazının kaldırılmasının yanı sıra YouTube’da yayın yapma sözü de verildiğini vurguladı.
Çelebi, söz konusu gazetecilerin isimlerini açıklayacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Operasyon çocukları sizi!
Bazı sözde gazeteciler “vatandaşlık” çetesi yazılarımda ismi geçen birinden, bir yazımın kaldırılması karşılığında tam 250 bin TL istemiş! Youtube’da yayın sözü de verilmiş!
İsminizi tek tek ifşalayacağım. Alçak herifler!
Cesarete bakın!
Kim bilir kimlerden ne kadar para aldınız bu şekilde…
Kaçacak delik arayacaksınız!
Medya dünyasındaki “kir” temizlenmeden, bu milletin haber alma hakkını savunamazsınız. Sonuna kadar gideceğiz!”
Operasyon çocukları sizi!
Bazı sözde gazeteciler “vatandaşlık” çetesi yazılarımda ismi geçen birinden, bir yazımın kaldırılması karşılığında tam 250 bin TL istemiş! Youtube’da yayın sözü de verilmiş!
Adalet Bakanı Akın Gürlek, faili meçhul olayların aydınlatılmasına yönelik yürütülen çalışmalara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.
Gürlek, adaletin gecikmemesi kadar gerçeğin karanlıkta kalmamasının da vazgeçilmez olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının iş birliği, Cumhuriyet başsavcılıkları ve güvenlik güçlerinin koordinasyonuyla çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti.
Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın koordinasyonunda, Van ve Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılıkları ile İl Jandarma Komutanlıklarının yürüttüğü ortak çalışmalar sonucunda, intihar ve kaza süsü verilen iki ölüm olayının ardındaki gerçeklerin ortaya çıkarıldığını açıkladı. Gürlek, şunları kaydetti:
“Kamu vicdanını yaralayan iki olayda daha önemli gelişmeler kaydedildi. Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımızın koordinasyonunda, Van ve Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile İl Jandarma Komutanlıklarımızın yürüttüğü ortak çalışmalarla, intihar ve kaza süsü verilen iki ölüm olayının ardındaki gerçekler aydınlatıldı. Van’ın Başkale ilçesinde 10 Ocak 2024 tarihinde hayatını kaybeden 14 yaşındaki Damlanur Sarihan’ın ölümünün intihar olmadığına dair önemli bulgulara ulaşıldı. Gizli tanık beyanları, aile bireylerinin çelişkili ifadeleri, bir şüphelinin elinde atış artığı bulunması, olayda kullanılan silahın niteliği, silah üzerinde parmak izi olmaması ve olay sonrası iletişim kayıtları titizlikle değerlendirildi. Elde edilen bulgular üzerine soruşturma, kasten öldürme şüphesiyle derinleştirildi ve 7 Ağustos 2026 tarihinde Tekirdağ, Hakkâri ve Van’da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 7 şüpheli gözaltına alındı.
Afyonkarahisar’da ise 24 Ocak 2026 tarihinde hayatını kaybeden 4 yaşındaki Yunus Emre Yakar’ın yüksekten düşmediği, darp edilerek öldürüldüğü ortaya çıkarıldı. Otopsi bulguları ile şüpheli ifadeleri arasındaki çelişkiler üzerine derinleştirilen soruşturmada; olayın ‘yüksekten düşme’ gibi gösterilmeye çalışıldığı ve gerçeğin gizlenmesi için delillerin karartıldığı tespit edildi. Bu soruşturma kapsamında üvey baba B.K. çocuğu kasten öldürme ve eziyet; üvey dede M.K. ise ihmal suretiyle kasten öldürme ve suç delillerini gizleme suçlarından tutuklandı. Anne Z.K. ve A.K. hakkında ise adli kontrol kararı verildi. Her iki dosyada büyük bir dikkat ve özveriyle çalışan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımıza, Van ve Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılıklarımıza, Van ve Afyonkarahisar İl Jandarma Komutanlıklarımıza ve soruşturmalarda görev alan tüm yargı ve kolluk mensuplarımız ile kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.”
Cem Küçük ile televizyon sunucusu Tahir Sarıkaya’nın tutuklanmasına ilişkin soruşturmalarda adı geçen tanığın kimliğiyle ilgili yeni bir iddia gündeme geldi.
Fatih Altaylı, dünkü köşe yazısında söz konusu gizli tanığın Rasim Ozan Kütahyalı olabileceğini öne sürmüştü.
Gazete Pencere’nin haberine göre iddiaların ardından Rasim Ozan Kütahyalı’nın avukatlarının hukuki süreç başlatma kararı aldığı belirtildi.
Kütahyalı’nın avukatlarının, soruşturmaya ilişkin bilirkişi raporları ve bilimsel mütalaaları dosyaya sunduğu, ayrıca Kütahyalı’nın gizli tanık olduğu yönündeki iddialar hakkında suç duyurusunda bulunmaya hazırlandığı belirtildi.
NE OLMUŞTU?
Geçen hafta gözaltına alınan Cem Küçük, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı.
Küçük’ün tutuklanmasının ardından, aralarında para trafiği tespit edildiği belirtilen Beyaz TV sunucusu Tahir Sarıkaya da gözaltına alınıp tutuklandı.
Altaylı, köşe yazısında söz konusu kişinin Rasim Ozan Kütahyalı olabileceği iddialarının konuşulduğunu dile getirdi. Altaylı “Anlatılanlara göre ortada bir “itirafçı” var. Savcıların elindeki itirafçı metnini görenlere göre bu itirafçı kuvvetle muhtemel Rasim Ozan Kütahyalı. Pek çok bilgi vermiş ve “Bu yüzden yakında tahliye edilebilir” diyorlar” dedi.
Altaylı ayrıca soruşturmanın ilerleyen süreçte başka isimlere de uzanabileceğini yazdı. Altaylı’nın yazısından önce de sosyal medyada ve çeşitli mecralarda gizli tanığın Kütahyalı olduğu yönünde iddialar gündeme gelmişti. Kütahyalı’nın eşinin, Cem Küçük’ün gözaltına alınmasından önce ve sonra yaptığı bazı paylaşımlar da bu iddialara dayanak olarak gösterildi.
Rasim Ozan Kütahyalı, 14 Mayıs 2026’da Adana merkezli 21 ilde yürütülen yasa dışı bahis, kara para aklama ve nitelikli dolandırıcılık soruşturması kapsamında gözaltına alınmış, 18 Mayıs 2026’da tutuklanmıştı.
Kütahyalı, savunmasında MASAK raporlarında yer alan para hareketlerinin kişisel borç ve alacak ilişkilerinden kaynaklandığını öne sürmüş, yöneltilen suçlamaları kabul etmemişti.
Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce yürütülen çalışmalar kapsamında, Telegram ve benzeri dijital platformlarda “C47” ve “C99” kod isimleriyle örgütlenen, illegal sorgu panelleri üzerinden siber zorbalık, şantaj ve taciz odaklı kapalı gruplar oluşturan bir şebeke tespit edildi.
Tespit edilen şebekeye yönelik ekipler yaptıkları incelemede, söz konusu organizasyonların hayatını kaybeden Rojin Kabaiş, Hiranur Nilgün Aygar ve Kıvanç Uman’ın ailelerini hedef alarak yabancı numaralar ve illegal panel linkleri üzerinden “tehdit ile şantaj eylemleri” gerçekleştirdikleri saptadı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında şüpheliler hakkında “Kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme” ve “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri hile ile çalma” suçlarından soruşturma başlatılmasıyla harekete geçen polis ekipleri, Diyarbakır merkezli 8 ilde düzenledikleri eş zamanlı operasyonda 10 şüpheli gözaltına alındı.
Emniyetteki işlemleri tamamlan 7 kişi adliyeye sevk edildi. Savcılık sorgularının ardından nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarılan şüphelilerden 2’si tutuklandı, 5’i hakkında ise adli kontrol kararı verildi.
Tespit edilen şebekeye yönelik ekipler yaptıkları incelemede, söz konusu organizasyonların hayatını kaybeden Rojin Kabaiş, Hiranur Nilgün Aygar ve Kıvanç Uman’ın ailelerini hedef alarak yabancı numaralar ve illegal panel linkleri üzerinden "tehdit ile şantaj eylemleri" gerçekleştirdikleri saptadı.
Teğmenlerin komutanı olarak bilinen Alper Topsakal, ihraç kararının ardından açtığı davayı kazanarak yeniden TSK’ya dönmüştü.
Gazeteci Ersin Eroğlu’nun haberine göre Kara Harp Okulu yemin töreninin ardından başlatılan soruşturma kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen ve daha sonra yargı kararıyla görevine dönen Albay Alper Topsakal’ın emekliliğe sevk edildiği öğrenildi.
İHRAÇ EDİLMİŞ, MAHKEME KARARIYLA DÖNMÜŞTÜ
Topsakal, kılıç çatma soruşturması kapsamında TSK’den ihraç edilmişti. Karara karşı yargıya başvuran Topsakal’ın açtığı dava lehine sonuçlanmış ve yeniden görevine dönmesinin önü açılmıştı.
Topsakal, ihraç edildiği dönem ile göreve dönüşü arasındaki süreçte Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmıştı.
‘ASKERLİĞE DÖNMEK İSTİYORUM’
TSK’ya dönüş talebiyle açtığı davanın duruşmasında konuşan Topsakal, meslek yaşamına ve ihraç kararına ilişkin dikkat çeken ifadeler kullanmıştı.
Topsakal, mahkemede şunları söylemişti:
“Askerliğe dönmek istiyorum. Bana yapılan haksızlığın giderilmesi için. Ömrünü vatana adamış, sonunda üniforması çıkarılmış olarak buradayım. O yoğun görevlerim sırasında ailemi ihmal ettim, babamın cenazesine dahi katılamadım. Bir insanın kendisini anlatması çiğliktir. 10 yıla yakın ailemden ayrı kaldım. İnsanlara ölme emri verdim… Çalışıp çalışmadığımı sordunuz. Aileme bakmak zorundayım. Hiçbir birikimim yok.”
‘BEN ATILAYIM, ÇOCUKLAR DÖNSÜN’
Topsakal, duruşmadaki savunmasını şu sözlerle tamamlamıştı:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine ve Mustafa Kemal Atatürk’e bağlılık eğer itibarı sarsıyorsa; ben atılayım, çocuklar dönsün.”
Topsakal hakkında yeni bir idari karar alındı. Yargı kararıyla üniformasına kavuşan Topsakal, emekliliğe sevk edildi.
İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş, TBMM Adalet Komisyonu’ndaki “çerçeve yasa” teklifi görüşmelerinde yaptığı konuşmada, kanun teklifinin komisyondaki görüşmelerinin neden yalnızca bir güne sığdırılmak istendiğini anlamadığını belirterek “Neden bu kanunun bir günde bitmek zorunda olduğunu anlamıyorum. Niye bu kanunun komisyondaki görüşmeleri sadece bir güne sığmak zorunda? Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü kanun yapmak ciddi bir iştir, ciddi bir meseledir. Üzerinde kafa yorulması gereken, bizim düşünmemiz gereken bir meseledir. Birileri tarafından başlık altına alınmaya çalışılıyor. O kadar baskı yaptınız ki konuşmaya nasıl başlayacağımı bile bilemedim” ifadelerini kullandı.
Türkeş Taş, Meclis çatısı altında Cumhurbaşkanı ile terör hükümlüsü Abdullah Öcalan’a “Sayın” denilerek hitap edilmesini eleştirerek “Yine bu komisyonda, Meclis’in çatısı altında Cumhurbaşkanı ile bebek katili İmralı canisine, terör hükümlüsü birine ‘Sayın’ denilerek eşitlenmesini hem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak hem de yüce Türk milletinin bir vatandaşı olarak kesinlikle reddediyorum. Bu konuda da tedbir alınmasını rica ediyorum” dedi.
Plan ve Bütçe Komisyonunda da benzer bir durum yaşadığını ifade eden Türkeş Taş, Milli Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülürken Türk askerine yönelik kullanılan ifadeleri hatırlatarak “Milli Savunma Bakanlığı bütçesi konuşulurken Türk askerine ‘ırz düşmanı’ denildi. Benim dışımda kimse tepki göstermedi. Milletvekiline bir şey bile denmedi. Bu zihniyeti kesinlikle reddediyorum” diye konuştu.
Türkeş Taş, Abdullah Öcalan’ın TBMM’ye davet edilmesini de eleştirerek, “Aynı cani Türkiye Büyük Millet Meclisine davet ediliyor. Hangi sıfatla gelip Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşacak? Bunu kesinlikle reddediyorum. Bir defa yanlış buradan başlıyor” ifadelerini kullandı.
‘ŞEHİTLERİN MALİYETİ KAÇ LİRA SAYIN BAŞKAN?’
Kanun teklifinin görüşmelerinde “terörün maliyeti” üzerinden yapılan değerlendirmeleri eleştiren Türkeş Taş, farklı rakamların gündeme getirildiğini belirterek, “Ne maliyetinden bahsediyoruz biz? Utanmıyor musunuz? 25 yıldır o teröre harcadığınız parayı artık övünerek anlatıyorsunuz. ‘Ustalık dönemimiz, biz böyleyiz, biz şöyleyiz, dünya lideriyiz…’ Her şeyi söylüyorsunuz. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğünün, üniter yapısının, bayrağının indirilmemesinin ve bu toprakların ilelebet payidar olmasının maliyetini mi soruyorsunuz?” diye sordu.
PKK ile mücadele edilmemesi ve ülkenin bölünmesi durumunda ortaya çıkacak maliyetin sorulması gerektiğini ifade eden Türkeş Taş, “PKK’yla mücadele edilmeseydi, bu vatan bölünseydi, bu bayrak inseydi onun maliyeti ne olacaktı? Bu toprakların maliyeti kaç lira Sayın Başkan? Şehitlerin maliyeti kaç lira Sayın Başkan? Bunların neyini ölçüyoruz Sayın Başkan? Ben bunları bir Türk olarak, Türk milliyetçisi olarak, Türkeş olarak, Türk milletinin kıymetli bir evladı ve bu şerefli Meclis’in kıymetli bir üyesi olarak kesinlikle reddediyorum ve inanın, utanıyorum” ifadelerini kullandı.
Türkeş Taş, Meclis’in yüzde 95’inin komisyon kurulması yönünde karar verdiği yönündeki değerlendirmeleri de eleştirdi. 2023 seçimlerinde milletvekillerinin sahada güvenlik politikaları üzerinden siyaset yaptığını söyleyen Türkeş Taş, o dönemde Abdullah Öcalan’ın affedileceği ve PKK’lıların şehirlerde faaliyet göstereceği yönünde söylemler kullanıldığını belirtti.
‘TÜRKEŞ’İN YOĞURT YİYİŞİYLE BUGÜNKÜ SİYASETİ AYNI KEFEYE KOYAMAZSINIZ’
Babası ve eski MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının kullanılmasını da eleştiren Türkeş Taş, “Ayrıca babam Başbuğ Alparslan Türkeş’in istismarını reddediyorum. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin 1969 yılından bugüne kadar istikrarlı biçimde aynı siyaseti yaptığını söyleyemez. 1997’de Türkeş’in yaptığı siyaset bitmiştir. Yeni gelen liderine saygımız vardır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; biz onun yoğurt yiyişine bir şey diyemeyiz. Ama Türkeş’in yoğurt yiyişiyle bugünkü siyaseti aynı kefeye koyamazsınız. Kendi yaptıklarınızı da Türkeş’i kullanarak aklayamazsınız” diye konuştu.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ İLE MHP’Lİ BÜLBÜL ARASINDA ‘PİSLİK’ TARTIŞMASI
İYİ Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş’ın, babası Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının kullanılmasını eleştirerek “Kendi yaptıkları pislikleri de Türkeş’i kendine çamaşır suyu yaparak aklayamaz” sözlerine MHP Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül tepki göstererek “Sen ağzını topla, pislik sensin. MHP Lideri’nin yaptıklarına pislik diyemezsin” dedi.
Konuşmasında babası Başbuğ Alparslan Türkeş’in siyasi mirasının istismar edilmesini reddettiğini belirten Türkeş Taş, şöyle konuştu:
“Ayrıca babam Başbuğ Alparslan Türkeş’in istismarını reddediyorum. Hiç kimse Milliyetçi Hareket Partisi’nin 1969 yılından bugüne kadar istikrarlı biçimde aynı siyaseti yaptığını söyleyemez. 1997’de Türkeş’in yaptığı siyaset bitmiştir. Yeni gelen liderine saygımız vardır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır; biz onun yoğurt yiyişine bir şey diyemeyiz. Ama Türkeş’in yoğurt yiyişiyle kendi yoğurt yiyişini karşılaştıramaz. Kendi yaptıkları pislikleri de Türkeş’i kendine çamaşır suyu yaparak aklayamaz.”
Türkeş Taş’ın sözlerine MHP’li Bülbül, “Sen ağzını topla, pislik sensin. MHP Lideri’nin yaptıklarına pislik diyemezsin. Sen kimin evladı oğlunu bileceksin. Bir parti genel başkanın yaptıklarına pislik diyemezsin” diye tepki gösterdi. Bülbül’ün tepkisi üzerine Türkeş Taş, “Ben Genel Başkan’a pislik falan demedim” diye cevap verdi.
“Seni bu dünyada kimse tehdit etmesin diye biz mücadele veriyoruz” diye masaya yumruk atan MHP’li Bülbül’ün tavrına İYİ Parti Milletvekili Balıkesir Burak Dalgın tepki göstererek “Sen ne yapıyorsun?” dedi. Dalgın’ın sözleri üzerine ayağa kalkarak Dalgın’ın üzerine yürüyen Bülbül’ü İYİ Partili ve MHP’li milletvekilleri tuttu. Çıkan arbede de milletvekilleri her iki tarafı da sakinleştirmeye çalıştı, ardından Komisyon Başkanı Yüksel, komisyona kısa süreliğine ara verdi. Bu sırada da MHP’li Bülbül komisyon salonunda çıkarıldı. (ANKA)
TBMM Adalet Komisyonu’nda 17 saat süren görüşmelerin ardından kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” kabul edildi.
Teklifle, “PKK/KCK ve bağlantılı oluşumların fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altındaki silah ile mühimmatın teslim edildiğinin tesbiti sonrasında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin usul ve esaslar belirleniyor. Teklif, örgütü kurma veya yönetme, örgüt üyeliği, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, örgüt propagandası yapma suçları ile örgütün faaliyetleri kapsamında işlenen suçlar ve örgüt lehine işlenen Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki suçları içeriyor.
Teklife göre, düzenleme, PKK/KCK’nın faaliyetleri kapsamında işlenen suçlarla sınırlı olacak, silah bırakma ve örgütün fiilen sona erdiğinin tespit edilmesinin ardından soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesine ilişkin hukuki çerçeve oluşturulacak.
Teklifin ikinci maddesinin görüşmelerinde AKP ve MHP milletvekilleri tarafından verilen önerge ile maddenin birinci fıkrasının a bendinde yer alan “bağlı bütün” ifadesi, “bununla bağlantılı her türlü” olarak değiştirildi. Böylece kanunda geçen “örgüt” ifadesinin PKK/KCK ve bununla bağlantılı her türlü oluşumları, “Kurul” ifadesinin ise teklifin yedinci maddesiyle oluşturulacak Kurulu ifade etmesi düzenlendi.
KASTEN ÖLDÜRME SUÇU KAPSAM DIŞINDA TUTULDU
Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altındaki tüm silah ile mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla Resmi Gazete’de yayımlanması halinde, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar hariç olmak üzere, belirli hükümlülerin cezalarının infazı ertelenebilecek.
Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası alanların infazı 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ya da müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların infazı da10 yıl süreyle infaz hakimi kararıyla ertelenecek. Erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hakimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilecek.
ERTELEME KARARLARINA İKİ HAFTA İÇİNDE İTİRAZ EDİLECEK
Erteleme süresince dava zamanaşımı işlemeyecek, dosyalar ve deliller muhafaza edilecek. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında tasfiye kararı verilerek Hazine’ye irat kaydedilecek. Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından verilen erteleme kararlarına karşı iki hafta içinde sulh ceza hakimliklerine itiraz edilebilecek.
Teklifte ayrıca, MGK kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş ve kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların Kurul’un iznine bağlı olacağı hükme bağlanıyor.
TUTUKLAMA VE ADLİ KONTROL TEDBİRLERİ KALDIRILABİLECEK
Erteleme kapsamına alınan suçlar nedeniyle verilmiş tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin yetkili mahkeme, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından yeniden değerlendirilmesi ve şartların oluşması halinde kaldırılabilecek. Ayrıca istinaf ve temyiz incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilerek dosyalar yeniden ilk derece mahkemesine gönderilebilecek.
YENİ TERÖR SUÇU İŞLENİRSE ERTELEME KALDIRILACAK
Verilen erteleme kararları özel bir kayıt sistemine işlenecek ve bu kayıtlar yalnızca soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hakim ya da mahkemenin talebi üzerine kullanılabilecek. Erteleme süresi içinde yeniden bir terör suçu işlenmesi halinde erteleme kararı kaldırılacak, soruşturma ve kovuşturmaya devam edilecek. Mahkumiyet halinde cezanın infazı ertelenmeyecek ve mahkumiyetin bütün hukuki sonuçları doğacak. Erteleme süresinin yeni bir suç işlenmeden tamamlanması halinde ise soruşturma aşamasındaki dosyalar bakımından kovuşturmaya yer olmadığı, dava aşamasındaki dosyalar bakımından ise düşme kararı verilecek.
Kanunun uygulanmasının takibi ve koordinasyonu amacıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve MGK Genel Sekreterinden oluşan bir kurul kurulacak. Kurul gerektiğinde alt komisyonlar oluşturabilecek ve ilgili kurum temsilcilerini toplantılara davet edebilecek.
Kurul, örgütün tasfiyesine ilişkin gelişmeleri dönemsel olarak değerlendirecek, gerekli görmesi halinde adli, idari ve yasal düzenleme taleplerinde bulunabilecek. Ayrıca infazı ertelenen kişilerle ilgili süreçleri de izleyerek, belirli sürelerin geçmesinin ardından soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerden kaynaklanan hak yoksunluklarının kaldırılmasını ilgili yargı mercilerinden talep edebilecek. Kurulun çalışmaları hakkında TBMM düzenli olarak bilgilendirilecek ve Meclis bünyesinde bir İzleme Komisyonu kurulacak.
SİLAH VE MALZEMELER KAYIT ALTINA ALINACAK
Düzenlemeye göre, kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının teslim ettiği veya beyan ettiği silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve diğer malzemeler kayıt altına alınacak. Uygulamanın usul ve esasları İçişleri ile Milli Savunma bakanlıklarınca, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak belirlenecek.
BAŞVURU SÜRESİ ALTI AY
Düzenlemeden yararlanmak isteyenler, MGK kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından 6 ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılığına veya kurulun görevlendireceği kurumlara yazılı başvuruda bulunabilecek.
GÖREVLİLERE HUKUKİ GÜVENCE
Teklifte, kanun uygulamasında yer alacak kişilere yönelik görev ve sorumluluklar da düzenleniyor. Buna göre düzenlemenin amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmayacak.
Teklife göre, kanunun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girecek ve kanun hükümleri Cumhurbaşkanı’nca yürütülecek.
Teklifin, Genel Kurul’da 10 Ağustos Pazartesi günü görüşülmesi bekleniyor. (ANKA)
Doruk Madencilik’teki Bağımsız Maden-İş Sendikası’na üye olan işçilere Ankara’da yaşanan eylemliliklerin ardından bakanlıklar eşliğinde verilen ödeme teminatı yerine getirilmedi.
Zorunlu ücretsiz izin ve sigorta primlerine ait ödemelerin yapılmasını talep eden işçiler, yeniden Doruk Madencilik sahibi Yıldızlar SSS Holding şirketi önünde eylem gerçekleştireceklerini duyurdu.
Sendika, Eti Gümüş madencileriyle birlikte yapacağı açıklama için “‘Ödeme olmazsa tekrar geleceğiz’ demiştik. Biz sözümüzün arkasında duracağız. Bakanlıklar da sözünün arkasında durmalıdır” dedi.
10 Ağustos Pazartesi günü, verilen sözlerin tutulması talebiyle şirket önünde toplanacak işçilerin açıklama yapacağı öğrenildi.
Şirket ve işçiler arasında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı’nın da katılımı eşliğinde yapılan anlaşmanın ardından kıdem tazminatları ve alacaklar bir süre ödendi.
Ancak sendika, anlaşmanın zorunlu ücretsiz izinlerin ve sözleşme iptallerinin telafisini de kapsadığını, buna rağmen ödemelerin devam etmediğini belirtti.
‘HAKLARIMIZI ANCAK MÜCADELEYLE ALABİLİRİZ’
Bağımsız Maden-İş Sendikası yaptığı duyuruda şu sözlere yer verdi:
“Sendikamız öncülüğünde Nisan ayında gerçekleştirilen direnişleri sonucunda zorla gönderildikleri ücretsiz izinlerden doğan alacakların, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri tarafından tespit edilmesi ardından ödenmesi üzerine anlaşılmış, biz de raporu bekleyişe geçmiştik. Temmuz ayı ortasında Sendikamız ve Doruk Maden işçilerine teslim edilen raporda belirlenen sendikal tazminat, ücretsiz izin dönemi ücreti ve ihbar tazminatı alacaklarının ödenmesi için Yıldızlar SSS Holding ile görüşmeler yapılmıştır.
Holding, alacakları ödemeye dair bir takvim sunmadığı gibi yaklaşık bir tarih dahi vermemektedir. Kamu Kurumları garantörlüğündeki sözlerini dahi tutmayan bu şirketi tanıyoruz, haklarımızın belirsiz vadelerde hiç edilmesine izin vermiyoruz.
Haklarımızı ancak mücadele ile alabileceğimizi deneyimlerimizden biliyoruz. Yıldızlar SSS Holding ve yönetiminin ülkemizde mağdur ettiği tüm işçilerin mağduriyeti derhal sonlandırılmalıdır. Bu mağduriyeti yaratanlar hakkında, gerekli yasal işlemler yapılmalıdır. İşçiyi mağdur etmenin bir bedeli olmalıdır.
Kamu kurumları, hiçbir sözünün arkasında durmayan, tüm yurtta emekçileri, esanfı, belediyeleri mağdur eden ve kamu kaynaklarını yağmalayan Holdinge hiçbir yaptırım uygulamayarak, taraflarını belli etmektedirler. Kamu kurumlarını, emekçinin karşısında taraf durmaktan vazgeçmelidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başta olmak üzere garantör Bakanlıklar, kendi sözlerinin arkasında durmalıdır. Direnişimizin 2. Etabını sonlandırırken “Şeref sözü veriyoruz, ödeme olmazsa tekrar geleceğiz.” demiştik. Biz sözümüzün arkasında duracağız. Kendilerine verilen sözler tutulmadığı, hiçbir alacakları ödenmediği için Sendikamızla beraber, Ankara’ya gelen Eti Gümüş madencileri ile beraber, resmi rapor ile tespit edilen yani alacaklarını almak üzere Doruk Madencilik işçileri de Ankara’ya geliyor. Tüm halkımızı madenciler ile dayanışmaya çağırıyoruz.”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 8 Ağustos hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzey kesimleri ile Akdeniz’in parçalı, yer yer çok bulutlu, Akdeniz’in Toroslar mevkii, Doğu Karadeniz kıyıları ile Kırklareli, Çorum ve Amasya çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıklarının güney kesimlerde mevsim normallerinin üzerinde, diğer yerlerde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzeyli, güney ve doğu kesimlerde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güneybatısı ile Kuzey Ege kıyılarında kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Az bulutlu ve açık, kuzey kesimlerinin parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Kırklareli çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgârın, bölgenin güneybatısında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.
BURSA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANAKKALE °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
İSTANBUL °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 35°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgârın, Kuzey Ege kıyılarında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.
DENİZLİ °C, 38°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
MUĞLA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, iç kesimlerinin yer yer parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Toroslar kesiminin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
ANTALYA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
BURDUR °C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
HATAY °C, 32°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 34°C
Az bulutlu
ÇANKIRI °C, 35°C
Az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 32°C
Az bulutlu
KONYA °C, 35°C
Az bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
DÜZCE °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
KASTAMONU °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
ZONGULDAK °C, 28°C
Parçalı ve az bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu, doğusunun yer yer çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyıları ile Çorum ve Amasya çevrelerinin aralıklı ve yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 35°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
RİZE °C, 29°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
TRABZON °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı ve yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Az bulutlu ve açık, kuzeydoğu kesimlerinin parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk milletinin önüne, sonucu önceden kararlaştırılmış bir teslimiyet düzeni konulmaktadır. Türk Milleti’nin, adına Terörsüz Türkiye denilen, komisyon denilen, nerede ne konuşulduğundan, 10 yıl boyunca neyin saklı tutulacağından, nelerin pazarlığının döndüğünden haberi ve bilgisi yoktur. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurları dinlenmemiştir. Ama emperyalizm ödevi vermiş, İmralı konuşmuş, Kandil şartlarını sıralamış, siyasi iktidar da milletvekillerinden “eksiksiz imza” istemiştir.
Ortaya çıkan utanç verici manzara şudur: Önce bebek katili Öcalan biliyor, terörist yuvası Kandil biliyor; milletvekillerinin ve egemenliğin gerçek sahibi Türk Milleti’nin haberi yok!
Milletvekillerinin önüne bir kağıt konularak “Şu saate kadar imzalayacaksınız” demek, kanun yapmak değildir. Bunun adı Milli irade hiç değildir. Türk Milleti’nin adayını belirleyemediği, milletvekilinin kendisini listeye koyan parti merkezine bağlı olduğu ve okumadığı metne imza atmaya zorlandığı bir düzende Meclis, Türk milletinin iradesini üretmez, teslimiyetin ve iradeyi üretemediğinin net fotoğrafı görülmüştür.
Meclis bu değildir! Türk milletinin egemenliğini, güvenliğini, bağımsızlığını, refahını, hak ve özgürlüğünü savunmakla görevli meclis, emperyalizmin teslim aldığı parti genel merkezlerinin noteri olamaz!
Bağlılığı ve dayanağı Türk Milleti’ne olmayan bir meclis, eninde sonunda tasfiye olacaktır!
“Suça karışmamış PKK’lı” ne demektir?
Bir insan terör örgütüne piknik yapmak için mi katılır? Örgütün içinde hangi görevi üstlendiği, hangi talimatı taşıdığı, hangi suçu bildiği, hangi suçun gizlenmesine yardım ettiği araştırılmadan kim, hangi yetkiyle bu insanları topluca “suça karışmamış” ilan edecektir?
Bireysel olarak teslim olmak, örgütten ayrılmak ve yargı önünde hesap vermek isteyenler için hukuk yolları zaten vardır. Çıkartılmak istenen, Türk Milleti’ne 40 yıl boyunca ağır bedeller ödetmiş olan ve Türk Milleti’nin ordusunun defalarca kez belini kırdığı, yendiği PKK terör örgütüne özel af yasasının sonucu ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz!
Bu kanun, terör örgütün kadrolarına özel ceza indirimi, sicil temizliği, siyasi hak ve toplumsal alana dönüş sistemi kurulmasıdır. Adına “genel af” denmemesi gerçeği değiştirmez.
Bir terör örgütünün mensupları için özel hukuk çıkarıyorsanız, bunun adı çerçeve yasa değil, PKK’ya af yasasıdır!
Terör örgütü, yurtiçi ve yurtdışı, silahlı, silahsız, siyasi, ekonomik vs. tüm unsurlarıyla tasfiye edilmediği ve silahların tamamının teslim edildiği kayıt altına alınıp, doğrulanmadığı halde özel yasa çıkarılması, bireysel teslimiyeti değil örgütsel bir dönüşümü hedeflemektedir.
DEVLET FOTOĞRAFLA DEĞİL, BELGEYLE YÖNETİLİR
Kameraların önünde birkaç silah yakıldı diye PKK bitmedi. Silahların tamamı yok.
Kamplar dağıtılmamış ancak sınır karakollarımız boşaltıldı,
Komuta zinciri çözülmemiş ancak TSK’ya durun emri var,
Finans, propaganda, istihbarat ve lojistik ağları tasfiye edilmemiş, ancak Türk milletinin vergilerinden siyasi ayağına hala hazine yardımı var,
Suriye’deki ve Irak’taki silahlı yapılar dağıtılmamış, KCK ve PJAK sona ermemiş, devletleşme hesapları yapmaktadırlar.
Bu sorulara açık, somut ve doğrulanabilir olgular varken, Türk milletine “Terör bitti” masalı anlatılamaz!
Devlet fotoğrafla, törenle değil, belgeyle ve hukukla yönetilir.
Terör örgütüne silah bıraktırılmadan, tamamen çökertilmeden militanlarına siyasi ve hukuki alan açmak, terörü bitirmek değildir. Silahlı kadroyu siyasi kadroya dönüştürmektir!
Bugün adli kontrolle serbest bırakılacak teröristler yarın belediyede, bürokraside veya Mecliste hangi sıfatla karşımıza çıkacağını sormak zorundayız. Türk milletinden, kendisine silah doğrultmuş kadroların “toplumsal bütünleşme” adı altında ödüllendirilmesini sessizce seyretmesi beklenemez!
ÖCALAN’A STATÜ VERMEK İÇİN KANUNA “STATÜ” YAZMANIZ GEREKMİYOR
“Yasada Öcalan’ın statüsü yok” diyerek kimse Türk milletinin aklıyla alay etmesin. Statü yalnızca kanuna “statü” kelimesi yazılarak verilmez. Bir hükümlünün mesajı yasa yapımına yön veriyorsa, siyasi heyetler onun kapısında sıraya giriyorsa, örgütün atacağı adımlar onun yaşam ve çalışma koşullarına bağlanıyorsa, gazeteciler ve milletvekilleri kendisini siyasi bir merkez gibi ziyaret ediyorsa orada fiilî statü çoktan oluşturulmuş demektir.
Bebek katili terörist başı Öcalan’ın koşullarının “mevcut imkânlar içinde” genişletilebileceği tartışması da statünün açıkça kanuna yazılmadan idari yollarla kurulabileceği kaygısını doğurmaktadır.
Şimdi asıl soruyu soruyoruz:
Teröristbaşına statü aranırken Türk milletinin kendi devletindeki statüsü nedir?
Yasayı önce İmralı biliyor, millet bilmiyorsa, milletvekili seçmene değil parti merkezine bağlıysa, meclis tartışmıyor, yalnızca imza atıyorsa, kendi devletinde egemenlikten uzaklaştırılan Türk milletidir. Asıl statü sorunu budur!
Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci bir kurucuya ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyet’in kurucu öznesi Türk milletidir. Türk milletinin tanımı da bellidir. Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Kurucu iradesi Kuvâ-yı Milliye’dir.
İmralı’dan “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir kuruluş tarifi kabul etmiyoruz!
Demokrasi, milletvekilinin önüne okumadığı metni koyup imzalatmak değildir. Demokrasi, Türk milletinin adını silmek, vatandaşlığı etnik kimliklere ayırmak, devlet makamlarını etnik ve mezhepsel kotalara bölmek değildir.
Gerçek demokrasi, seçmenin adayını belirlemesi, milletvekilinin parti başkanına değil millete hesap vermesi, yargının siyasi emir almaması ve halkın devlet yönetimine yeniden hâkim olmasıdır.
Kürt kökenli yurttaşımızı Türk milletinden koparmak demokrasi değildir. Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye karşı ayrı siyasi bölmelere kapatmak kardeşlik değildir. Bizim mücadelemiz hiçbir yurttaşımıza karşı değil, yurttaşlarımızı birbirine düşman ederek milli devleti parçalayıp, emeğini ve varlıklarını sömürmek isteyen emperyalist ve bölücü siyasete karşıdır!
TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ
Bu süreç Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, İsrail’den, ABD’den ve NATO’dan ayrı düşünülemez.
Irak parçalandı. Suriye’nin kuzeyinde silahlı ve idari bir yapı kuruldu. İran kuşatıldı. Gazze yıkıldı. Doğu Akdeniz’de yeni paylaşım hesapları yapıldı. Şimdi aynı coğrafyanın ortasında Türkiye’ye “entegrasyon”, “statü”, “yerelleşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” kavramları dayatılıyor.
Başkanlar değişir. Büyükelçiler değişir. Kullanılan kelimeler değişir ama Pentagon kalır, CENTCOM kalır, NATO kalır, İsrail’in bölgesel hedefleri kalır.
Türk milletinin direnme omurgasını NATO’ya bağlayıp ABD’nin bölgede oluşturduğu sonuçları Türkiye’nin hukukuna taşıyarak antiemperyalist olunamaz. Gücünü milletten alan Kuvâ-yı Milliye’nin yerine, gücünü Saray’dan, parti merkezlerinden ve dış ittifaklardan alan bir Kuvâ-yı Külliye düzeni kurulmuştur.
TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ
Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi emperyalizmin kurduğu masada kendisine daha iyi bir sandalye aramak değildir.
Türkiye’nin görevi o masayı devirmek ve kendi bağımsız masasını kurmaktır!
TÜRK MİLLETİ YALNIZ BIRAKILDI; AMA SAHİPSİZ DEĞİLDİR
Bugün AKP seçmeni de MHP seçmeni de CHP seçmeni de aynı soruyu soruyor: “Bize yıllarca söylenenlerin tam tersi neden yapılıyor?” Şehit annesi soruyor: “Evladımın hesabı hangi masada bırakıldı?” Gazi soruyor: “Ben kolumu, bacağımı bu devlet için verdim, devlet neden beni değil, kendisine silah çekenleri dinliyor?” Türk milleti yol haritası ve adres arıyor.
Millet, Cumhuriyet’i savunacak kadroların neden bir araya gelmediğini soruyor!
Türk milletinin örgütlü iradesini ayağa kaldırmadan bu oyun bozulamaz!
Kurtuluşu kapalı kapılardan, saraylardan veya “devletin bir bildiği vardır” masalından beklemeyeceğiz!
Cumhuriyetçi aydınları, işçileri, çiftçileri, esnafı, gençleri, kadınları, şehit ailelerini, gazileri ve bütün vatanseverleri örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Bu oyunu bozacak olan Türk milletinin kendi çocuklarıdır.
Bugün sürece karşı çıkan herkesi mahalle mahalle, köy köy, iş yeri iş yeri, gerçekleri anlatmaya, Her milletvekilinin attığı imzayı, kullandığı oyu ve aldığı tavrı takip etmeye, Türk Milleti’nin hafızasına kaydetmek için var gücüyle çalışmaya davet ediyoruz.
Verilecek hesap varsa Türk Milleti’ne verilir. Başarısız olan istifa eder.
Suç işleyen, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde hesap verir.
Biz terörün bitmesini istiyoruz ama Cumhuriyet’in tasfiyesi ve Türk Milleti’nin ve devletinin parçalanması pahasına değil.
Türk Milleti kırk asırdır devletli şekilde yaşamaktadır. Bir millet böyle teslim alınamaz!
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükümetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir.
Sevr’in çocuklarına sesleniyoruz;
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi Türk Milletidir! Bizler cumhuriyetin çocuklarıyız! Türk Milletini emperyalizm ve terör karşısında teslim alamazsınız! O kurumlar cumhuriyetin çocuklarıyla yeniden geri gelecektir. Türk Milletinin egemenliğine kastedenler cumhuriyet hukukunda yargılanacaklardır!
Son Sözü Her Zaman Türk Milleti Söyler!
Ne Mutlu Türküm Diyene!”
BASINA VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE
TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ!
Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk… pic.twitter.com/MjTIaLoHmZ
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) August 5, 2026
İlişkili Haber
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
İYİ Parti, AKP tarafından Meclis’e sunulan ve MHP, DEM, CHP tarafından imzalanan bölücü çerçeve yasaya karşı bir adım attı.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez; Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iade edilmesi talebiyle TBMM Başkanlığı’na başvurduklarını duyurdu.
Başvuru dilekçesinde, söz konusu kanun teklifinin incelendiği ve Anayasa’nın yasama sürecine ilişkin usul ve şekil kurallarına açık aykırılıklar taşıdığı ifade edildi.
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü uyarınca kanun tekliflerinin yasama sürecine usulüne uygun şekilde dahil edilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu kapsamda, Başkanlığın yalnızca teklifleri ilgili komisyonlara havale eden idari bir makam olmadığı; Anayasa’ya ve İçtüzüğe açık aykırılık teşkil eden tekliflerin yasama sürecine dahil edilmesini önleme sorumluluğuna da haiz olduğu kuşkusuzdur.”
‘GAZİ MECLİS HAİN TERÖR YAPILANMASININ MEŞRULAŞTIRILACAĞI BİR ZEMİN OLMAMALIDIR’
“Teklifin yasama sürecinin devam ettirilmesinin hukuk devleti, Anayasa’nın üstünlüğü ve yasama faaliyetlerinin hukuka uygun yürütülmesi ilkeleri bakımından sakınca doğuracağı değerlendirilmektedir. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletimizin ortak iradesini temsil eden, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve millî egemenliği korumakla görevli anayasal bir organdır. Gazi Meclis; aziz milletimize, şanlı tarihimize, kahraman ecdadımıza ve devletimizin kurucu değerlerine yönelik her türlü alçak teşebbüse girişmiş olan hain bir terör yapılanmasının, yasama faaliyeti adı altında meşrulaştırılacağı bir zemin değildir, olmamalıdır.”
İlişkili Haber
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
Haberi görüntüle
Söz konusu dilekçede, kanun teklifinin PKK/KCK terör örgütü yöneticilerine TCK ve TMK hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirildiği vurgulanarak şöyle dendi:
“Uygulamada ve doktrinde kabul edildiği üzere, örgütlü suç yapılanmalarında siyasi ve ideolojik amaçların ön planda olması hâlinde ‘terör örgütü’; maddi çıkar elde etme amacının ön planda olması hâlinde ise ‘çete’ veya ‘mafya tipi örgüt’ nitelendirmesi yapılmaktadır. Bu çerçevede, Meclis teamüllerine aykırı biçimde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları sonucunda bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ‘Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’; PKK/KCK terör örgütünün yöneticileri ile teröristlere, terör örgütü kurma ve yönetme, infaz emri verme, terör örgütüne üye olma ve örgütün amaçları doğrultusunda işlenen diğer suçlar bakımından yürürlükteki Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirmektedir. Bir terör örgütünün silah bırakmasının beklendiği yönündeki iddia, o örgütün siyasi ve ideolojik hedeflerine ulaşmasının bir sonucudur.”
‘TERÖRİSTLER LEHİNE İMTİYAZLI HÜKÜMLER ÖNGÖREN BÖYLE BİR KANUN TEKLİFİNİN HAZIRLANMASI ANAYASA’YA AYKIRI’
“Nitekim söz konusu terör örgütü Türk Ceza Kanunu’nun 312’nci maddesinde düzenlenen ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs’ suçunu işlemiş ve 12 Mayıs 2025 tarihli sözde fesih bildirisinde Büyük Türk milletini soykırım ve asimilasyonla itham etmiştir. Bu nedenle terör örgütü yöneticileri ve teröristler lehine imtiyazlı hükümler öngören böyle bir kanun teklifinin hazırlanması, imzalanması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulması; Anayasa’nın 2’nci maddesinde düzenlenen Cumhuriyetin nitelikleri, 3’üncü maddesindeki Devletin bütünlüğü, 5’inci maddesindeki Devletin temel amaç ve görevleri, 6’ncı maddesindeki Egemenlik, 7’nci maddesindeki Yasama yetkisi, 9’uncu maddesindeki Yargı yetkisi, 10’uncu maddesindeki Kanun önünde eşitlik, 11’inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile 14’üncü maddesindeki Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması hükümleri olmak üzere, Anayasa’nın genel esasları bakımından Anayasa’ya aykırıdır.
TBMM Başkanlığının, Anayasa’nın kendisine yüklediği sorumluluk çerçevesinde hareket ederek, teklifi işleme almaksızın teklif sahibine iade etmesi hukukun ve anayasal düzenin gereğidir. Bu itibarla Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetlerini hukuka uygun yürütme yükümlülüğü çerçevesinde Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından taşıdığı usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iadesine karar verilmesini saygılarımızla arz ederiz.”
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler; partisi, MHP, DEM Parti ve CHP’nin imzalarıyla TBMM’ye sundukları “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adı verilen bölücü çerçeve yasa teklifinin detaylarını açıkladı.
Güler’in açıklamasına göre başsavcılıklar, PKK terör örgütüne dair sonradan ortaya çıkmış eski bir durum veya delile ilişkin soruşturmalarda Kurul’dan izin alacak.
Bu Kurul ise Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşacak.
‘ÖCALAN’ SORUSUNA YANIT
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin istediği “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” olmasını istediği Öcalan’a statünün sorulması üzerine Güler, “Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok” yanıtını verdi.
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’den “Öcalan’ın statüsü” sorusuna yanıt:
“Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok”… pic.twitter.com/oaKr9G8x1U
Öte yandan Güler, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın şartlarının“aile talebiyle, her zaman, rahatlıkla, yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan” esnetilebileceğini belirterek “Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.” dedi.
“Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Huzurlarınızdayız. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız Bey, yine Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay Bey ve Filiz Hocamız, yine yanımda AK Parti Grup Başkanvekilimiz Abdulhamit Gül Bey, yine Adalet Komisyonu Başkanımız Cüneyt Yüksel Bey ve milletvekili arkadaşlarımızla birlikte sizleri, biraz önce meclis başkanlığımıza, genel sekreterliğimize iletmiş olduğumuz ve ismiyle beraber biraz sonra detaylı açıklama yapacağım çerçeve yasa hakkında bilgilendirmiş olacağız.
Çok değerli basın mensupları, ismi olarak “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” toplamda, yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber, 12 maddeden oluşuyor. Biraz sonra kanunun içeriğine dair, madde başlıkları hakkında da sizleri teknik olarak neler getirdiğine dair açıklamamızı yapacağız.
TEŞEKKÜR ETTİ
Ben bu sürece gelene kadar, öncelikli olarak teşekkürlerimizi arz edeceğimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ve biraz sonra imza sahipleri olarak DEM Parti grubuna, yine biraz sonra izahatını yapacağımız Cumhuriyet Halk Partisi grubuna ve eş genel başkanlarına, genel başkanlarına teşekkür ediyoruz. Yine bu konuda imzalarını eksik etmeyen HÜDA PAR’a ve bağımsız milletvekillerimize, yine Yeni Yol Grubundan bazı milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Toplama baktığımızda yaklaşık 360’a yakın bir imza ile teklifimizi Meclis Başkanlığımıza arz ettik.
Tabii bu teklife daha sonradan, içtüzük kapsamı içinde teknik olarak desteklediklerini, imzaladıklarını ifade edecek milletvekillerimiz de olacaktır. Süreç açısından bu, bu şekliyle devam edecek. Tabii komisyonumuz, Adalet Komisyonu başkanımız kendi planlaması çerçevesinde içtüzük kapsamında 48 saat sonra yani Cuma günü öğleden sonra saat 14.30-15.00 gibi inşallah komisyon toplantısı için gerekli davetlerini yapacaktır.
Değerli basın mensupları, şimdi bu sürece kadar biz nasıl geldik? Bu konuda biraz sizleri teknik olarak aydınlatmak istiyorum.
5 Ağustos 2025 tarihinde malumunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde meclis başkanlığımızın başkanlığında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, kuruluşundan itibaren ilk toplantısını bundan tam bir yıl önce, 5 Ağustos 2025 tarihinde yapmıştı. Ve devamında da yaklaşık 18 toplantı icra etti. 137 kişiyi; gerek başkan olarak, gerek şahıs olarak, gerek dernek başkanı, sendika başkanı, baro başkanı olarak, koruyucu ailelerimizin mensubu olarak, şehit ve gazi derneklerimizin başkanı olarak, yine ailelerimizin temsilcisi olarak, Diyarbakır annelerinin temsilcisi olarak, barış annelerinin temsilcisi olarak, birçok değerli hocalarımızı, ceza hukukçularımızı ve bu tür süreçleri yakından akademik olarak çalışmış hocalarımızı dinledik. Toplam 137 kişi. Hakikaten çok kıymetli, çok değerli fikirler orada konuşuldu ve dile getirildi.
Yine İçişleri Bakanlığımız, Milli Savunma Bakanlığımız, MİT Başkanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız ve Adalet Bakanlığımız değişik dönemlerde komisyona gelerek mevcut bu durumları, gelişmeleri, ilerleyişi komisyonumuzda bilgilendirdiler.
Peki komisyonumuz nihai evrede şubat ayına gelindiğinde çalışmalarını tamamladı. Raporları bir bütün haline getirerek oraya temsilci veren gruplarımızın ve yine grubu olmayan siyasi partilerin temsilcileriyle beraber uzun istişareler ve müzakereler sonucunda bir rapor ortaya çıktı. Raporumuzu sizinle paylaşmak istiyorum: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”. 18 Şubat 2026 tarihiyle de bu yayınlandı, ortak mutabakat ile. İki milletvekilimiz tabii farklı düşünceleri vardı ama büyük bir ekseriyet, büyük bir çoğunlukla beraber bu rapor yayınlandı ve bütün kamuoyuyla paylaşıldı, internet sitesinde yer alıyor.
Burada raporumuzun altıncı başlığında, değerli basın mensupları, sürece ilişkin yasal düzenleme önerileriyle beraber bir başlık var. Buradan birkaç konu başlığını, izahatı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Komisyonun bir diğer görevi, önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Milli dayanışma ve kardeşliğimizi pekiştirecek adımların atılmasının geniş katılımlı, temsil gücü yüksek, açık ve şeffaf bir istişare süreciyle temin etmektir.
Rapor devam ediyor değerli arkadaşlar. Özellikle 6’ya 1: “Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması”. Rapor aynen diyor ki: “Süreçte en kritik eşik, PKK/KCK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bırakmasının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyididir.” Raporumuzun önemli başlığı.
Yine buradaki raporda: “Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgütün tehdidinin sona erdiğini ilanıyla sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinde hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktası olacaktır.”
Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda da bütün partilerle genel bir anlayış ve mutabakatın varlığı da rapora yansıyor.
Peki, 6’ya ikinci fıkrası: “Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemelerin içeriği nasıl olacak?” Orada aynen raporda: “Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye de ihtiyaç duyulmaktadır.” diyor.
Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.
Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.
Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.
Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.
Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.
Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.
Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.
En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.
Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.
Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.
Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.
Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.
Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.
Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.
Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.
Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.
Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.
Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.
Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.
Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.
En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.
Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.
Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.
Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.
Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.
Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.
Raporun konu başlığında, değerli basın mensupları, adil… Yani nihayetinde silahını bırakmış, örgüt feshedilmiş, tamamen varlığı ortadan kalkmış örgüt mensuplarının da konumunun, hukuki durumunun adil, gerçekçi, topluma kazandırma, bütünleştirme noktasında da kanunun bir cevap vermesi gerekiyor bu düzenleme içinde diye.
Şimdi orada kanunumuzda aynen bu beklentiye karşılık üçüncü maddemizde “Soruşturma ve Kovuşturmaların Ertelenmesi” başlığında bir madde kaleme alındı. Burada aynen denildi ki: Örgütün fiili varlığına son verildiğinin ilgili Resmi Gazete’de yayınlanması olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme suçu ile 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturma hariç olmak üzere…
Yani burada açıkça, değerli basın mensupları, adam öldürme suçları ve 2005 tarihinden önce örgüt yöneticisi olarak TCK 765 sayılı, TCK 125. madde bağlamında ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası alan veya bu soruşturma ve kovuşturması sürdürülen kişiler, örgüt mensupları hariç olmak üzere; çok net bir şey söylüyoruz, adam öldürme, kasten adam öldürme suçları hariç. Onu bir şekilde speküle edecek veya farklı anlamlara gelecek şekilde ifade edecek kişileri de buradan uyararak söyleyelim ki kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve yine 2005 öncesi müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası soruşturması ve kovuşturması yürütülenler hariç olmak üzere diğer suçlara yönelik olarak bir düzenleme içeriyor.
Peki diğer suçların düzenlenmesinde ne esas alındı? Değerli basın mensupları, onunla da ilgili sizlere teknik birkaç hususu anlatmak isterim. Malumunuz bizim ilgili 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun 221. maddesi var, başlığı “Etkin Pişmanlık”. Bunun bir bütünleyici… Çünkü bizim aynı zamanda düzenlemelerimizin Türk Ceza Kanunu içerisinde bir bütünlüğünü sağlaması gerekiyor.
Burada etkin pişmanlık maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarını sizlerle paylaşmak isterim ki bu maddeye bir bakış açısı geliştirilsin diye. Şu andaki halihazırda mer’i bulunan maddemizin ikinci fıkrası: “Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”
Üçüncü fıkra: “Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”
Dördüncü fıkra: “Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde hakkında örgüt kurmak, yönetmek ve örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.”
Biz bu maddeyi, üçüncü maddemizi kaleme alırken TCK 221. maddesinin bu fıkraları gelince de bir bütünlüğünü arz etme noktasında bir yaklaşım sergiledik. Bu yaklaşımımızda da kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve 2005 tarih öncesi, yani yeni TCK değişiminden önceki TCK 125 bağlamında verilen cezalarla ilgili soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili bir düzenlemeyi yaptık. Diğer suç tipleri, yine 221’e benzer şekilde; örgüt yöneticiliği, örgüt üyeliği, yardım yataklık ve diğer propaganda gibi unsurlardan, örgüt faaliyeti çerçevesindeki işlenen suçlardan örgüt mensupları 15 yıla kadar olan cezalarda 5 yıl ertelemeye tabi, 15 yıl ve üstü müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet unsurlar çerçevesinde olanlara da 10 yıl ceza ertelemesini burada öngörüyoruz. Ki bu kişiler örgütün tamamen feshi, dağıtılması ve ortadan kalkması neticesinde topluma bir kazandırma ve bütünleştirme noktasında bir adil, gerçekçi, bir hukuki belirlilik kapsamında düzenleme olsun.
Üçüncü maddemizden sonra dördüncü maddemiz: Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar. Halihazırda soruşturma devam eden, soruşturması tamamlanmış, kovuşturmaya dönmüş, kovuşturmada istinafta gerekirse onanmış, yerel mahkeme karar vermiş, Yargıtay safhası olan dosyalar var. Dolayısıyla bunlarla ilgili de ne yapılacak? Üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu yerdeki yetkili hakim veya mahkeme tarafından; ilgili Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay’la ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir, gerekirse koşulların oluşması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına dair madde. İkinci fıkrada, üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istisnai veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında da bozma kararı verilerek ilgili yerel mahkemesine gönderilecek dördüncü maddemizde.
Erteleme kararlarının kaydedilmesi, beş yıllık ve on yıllıkla beraber ve yeniden suç işlenmesi hali. Değerli basın mensupları, bunlar özel bir takip modeliyle, cezası ertelenmiş olan bu tür örgüt mensuplarının doğrudan izlenmesi, herhangi bir terör suçu bağlamında -Terörle Mücadele Kanunumuz çok açık, TCK 220, 314 çok açık, Terörle Mücadele Kanunu üçüncü, dördüncü maddesi çok açık- bu eylemler noktasında tekrar bir suç işlenmesi halinde de bu erteleme kararının da ortadan kaldırılacağına dair bir hükmü getiriyoruz.
Yani ilgili kişi bundan yararlandıktan sonra topluma hem entegre olma, uyum sağlama, bütünleşme, toplum hayatında iyi bir vatandaş olma noktasında bir hayatı sürdürmesini de arzu ediyoruz. Tekrar eylemler, tekrar farklı çalışmalar içerisinde olmaması bizim esas amacımız. Olursa da bunun yaptırımının ne olduğunu açıkça kanunun metnine yazmış olduk.
Biraz önce bahsettik, soruşturma ve kovuşturma durumunda. Peki mahkumiyeti olanlar ne yapacak? Evet, bu suçlardan mahkum olanların, yine aynı istisnası belli -adam öldürme, kasten adam öldürme suçları ve 2005 öncesi TCK değişimi önceki müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ve mahkumiyeti infaz aşamasında olanlar hariç olmak üzere- diğer, bahsettiğim gibi, TCK 221 bağlamında örgüte üye olma, yönetme, yardım yataklık, propaganda gibi eylemlerinden dolayı ceza almış ve infazı olan kişilerle de ilgili yine 15 yıla kadarki süreç açısından 5 yıl erteleme, özel takip, ve 10 yıl olaraktan da diğer 15 yıl üstü ve müebbet, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlarla da ilgili olarak bir izleme durumu olacak.
Yine buradaki hükümler kapsamı içerisinde açık hükümleri yazdık bu kapsam içerisinde. Bu kayıtlar kendi sistematiği içerisinde takip edilecek. Erteleme kararı verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içerisinde yine terör suçlarından birinin işlenmesi halinde infaz hakimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak mevcut hem soruşturma konusu diğer dava devam edecek hem de mevcut durum içerisinde bu erteleme kararı kaldırılmış olacak.
Çok önemli bir maddeye gidiyoruz, yedinci madde. Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, biz aynı zamanda dedik ki mevcut raporda en önemli eşiği geçtik, teyit mekanizması işledi, silahlar tamamen teslim ve imha ve yok edilmesi ve örgütün bu konuda tamamen tasfiyesiyle beraber, altıncı maddenin beşinci fıkrasında kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlamasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizma oluşturulması. Bu hedef doğrultusunda arkadaşlar yedinci maddeyi kaleme aldık.
Yedinci maddede Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında; İçişleri, Adalet, Dışişleri, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, MİT Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden oluşan bir heyet oluşturuyoruz. Bu süreci dönemsel yapacağı toplantılarla beraber diğer kamu kurum kuruluşlarından her türlü bilgi, belgeyi almak suretiyle takip edecek. Ve ihtiyaç duyulması halinde de kendisi, daha alt seviyede teknik çalışmalar yapacak komisyonlar da oluşturulabilecek.
Nihai evrede örgüt mensuplarının bir an önce silahlarını bırakması, örgütün kendini feshedip tamamen tasfiyesi ve devamında bu örgüt mensuplarının hem topluma entegre edilmesi, uyumunun gerçekleşmesi, bütünleşmenin sağlanması noktasında da özel çalışmalar yapacak, raporlar hazırlayacak alt komisyonlar da kurulacak şekilde biz bu kurula izin vermiş oluyoruz.
Burada bir durum var. Kurul, yine ikinci bir komisyonumuz var. Bu dönemsel çalışmalarını, faaliyetlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düzenli olarak bilgilendirecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bu kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere bir izleme komisyonu kurulacak. Bu izleme komisyonu bu süreci takip edip gerekirse de ihtiyaç halinde gerekli tavsiyelerde bulunacak.
Tabii bunun sayısıyla ilgili bir durum şu anda belirlemedik. Anayasamızın 95. maddesi gereğince siyasi parti gruplarının milletvekili sayısınca zaten belli bir sayı anlaşılır. O komisyonla da beraber hem aktif olarak hem de yarar sağlayacak, katkı sağlayacak bir sayıda inşallah komisyonumuzu da oluşturmuş olacağız.
8. maddede silahların teslimi ve malzeme, mühimmat, diğerlerle ilgili Milli Savunma Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız bu konularda ortak, diğer kurumların görüşlerini almak suretiyle bu çalışmaların nerede, nasıl yapacağına dair bir yönetmelikle de beraber bu çalışmayı tamamlamış olacak.
Peki süre, arkadaşlar, önemli. Süre başlığı… Yine burada raporumuzda geçici ve müstakil özel bir kanun hedefi vardı. Süremiz, bu mekanizmaların tamamı teyit mekanizmasıyla beraber Milli Güvenlik Kurulu kararı olarak Resmi Gazete’de yayınlandığı andan itibaren 6 aylık başvuru süresi başlıyor. İlgili başsavcılıklarda bu müracaat başlayacak. Yurt dışında olanlar için de yine kurulumuz gerek büyükelçilikler gerek başkonsolosluklar, konsolosluklar müracaatıyla beraber başlayacaktır.
Yine raporumuzda süreçte görev alanlara yönelik yasal güvence sağlanması diye bir başlık vardı. 10. maddede de bu kanun kapsamında verilen görevlerle ilgili olarak görevi yerine getiren, çalışanlarla ilgili olaraktan hukuki, idari veya ceza sorumluluğu olmayacağına dair de bir maddeyi burada dercetmiş oluyoruz.
Teknik olarak kanun teklifimiz bu şekliyle beraber tamamlanmış oluyor. Ben emeği geçen bütün milletvekillerimize, uzmanlığı olan kamu kurumlarındaki arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, kararlı duruşu, yine Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yol gösterici, ufuk açıcı açıklamaları, yine kararlı duruşu, bizlere destekleri çok kıymetliydi. Yine çok teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, var olsunlar.
DEM Parti gerek İmralı heyeti gerekse eş başkanlar her süreçte bu manada olumlu katkıları oldu, sağ olsunlar. Tabii olumsuz beyanlar da geçti, doğrudur yanlıştır. Ben şuna arzu ediyorum bundan sonraki süreçte de: Bu bir kendi oluşumu içinde, gerçekliği içinde uzun uğraşların, komisyonun uzun çalışmalarının geldiği bir nokta. Bu kadarını yapabiliyoruz. Bundan sonra da gerek kanunun uygulamasında gerekse de kurulun çalışmalarında çok farklı ihtiyaçlar, farklı durumlar ortaya çıkabilecektir. Zaten biz bu kurula yetki veriyoruz.
Bu tasfiye sürecinden sonraki aşamada gerek adli gerek idari gerekse de yasal düzenlemeler noktasında her zaman bu çalışmalar ortaya konulabilecektir. Yine önümüzdeki dönemlerde de biz ihtiyaç duyulması halinde farklı alanlarda gerek yasal düzenleme gerek idari düzenlemeler mutlaka oluşacaktır. Çünkü çok değişken bir yapı. Uluslararası konjonktürün, bölgesel krizlerin de bu konuda etkisi yadsınamaz. Ben o yüzden aziz milletimiz şundan müsterih olsun: Çok net bir şey yapıyoruz. Bu topraklarda, bu coğrafyada, sadece ülkemizde değil, bölgede diğer ülkelerimizde de kardeşliğin, barışın, huzurun, güvenliğin sağlanması noktasında biz çalışmalar yürütüyoruz.
Biz biliyoruz ki yaklaşık 50 yıldır bu ülkede derin acılar yaşatmış, birçok manada olaylara, derin acılara yol açan olaylara yol açmış, saldırılara yol açmış, şehitlerimizin, gazilerimizin bu manada biz haklarını, hukuklarını ortadan kaldıracak veya zarar verecek asla bir konumda olamayız, öyle bir hedefimiz olamaz. Ama şunu da biliyoruz ki: Türkiye gelecek ikinci yüzyıla, Türkiye Yüzyılı’na, daha güçlü, daha müreffeh bir noktada 86 milyon aziz milletimizin tamamının etkileneceği ve hayatının daha da iyileşeceği; güven ortamı, huzur ortamı, hoşgörü ortamı, barış ortamının da sağlanmasını da hedefliyoruz. Dolayısıyla buna herkesin, her bireyin bu sürece katkı vermesi lazım.
‘NATO ZİRVESİ’ VURGUSU
Bu topraklardan asla silahın, şiddetin bir daha konuşulmaması lazım. Kim ne diyorsa açık yüreklilikle, demokratik ortamın zenginliği içerisinde fikirlerini herhangi bir suç ve suça teşvik olmaksızın paylaşabilir, hedeflerini ortaya koyabilir. Yani önemli olan aziz milletimizin, ülkemizin daha güçlü olması, sözünün ve kararlılığının dünyada saygı görmesi. Bakın biz yakın zamanda Ankara’da, başkentimizde NATO Devlet Başkanları Zirvesi yaptık. Oradaki dünyanın ülkemize bakışı, Sayın Cumhurbaşkanımıza, ülke ortamına, güvenliğine ve dünya barışına katkısı çok özel anlatıldı. Yani Türkiye’nin bu güçlü müreffeh gelecek dönemlere yansıyacak kararlı duruşu şu anda dünyada zaten etki yaratıyor.
‘DEVAM ETTİRECEĞİZ’
Bölgemizdeki krizlere, maalesef bazı saldırgan katil İsrail’in dönem dönem yaptığı saldırılar maalesef devam ediyor. Ama dünyanın gerek kuzeyimizdeki Rusya-Ukrayna savaşı gerekse de ABD, İsrail, İran savaşı ve güneyimizde Kızıldeniz’de ve Yemen bölgesinde maalesef bölgesel krizler devam ediyor. Dolayısıyla bizim ülke olarak kararlı duruşumuzu, imkanlarımızı dünya barışına, dünyanın güvenliğine, diğer kriz bölgelerindeki krizlerin çözümü noktasında kararlı duruşumuzu Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devam ettiriyoruz, bundan sonra da devam edeceğiz. Ama aynı zamanda da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları, iç cephenin güçlendirilmesi, yine Sayın Devlet Bahçeli’nin, MHP Genel Başkanı’nın açıklamaları iç cephenin güçlendirilmesi, bunu da devam ettireceğiz.
İç cephemizi güçlü kılacak, iç cephemizi bundan sonra sürdürülebilirliğini, devamlılığını, güveni artıracak çalışmalarımız da devam edecek. Gazi Meclisimizde elimizden gelen tüm gayret ve çaba da bu yöndedir. Ben nihayetinde destek olan parti gruplarına tekraren teşekkür ediyorum. Bağımsız milletvekillerimiz var, ben biraz önce bahsettim, Yeni yol Partisi’nden bazı milletvekili arkadaşlarımız var, HÜDA PAR’dan dört milletvekili arkadaşımız imza koydu, CHP grubundan grup başkan, grup başkanvekilleri imza koydu, DEM Parti eş başkanlar, grup başkanvekilleri, meclis başkanvekili ve bölgeler partisinden imzalarını koydu, AK Parti 277 milletvekiliyle beraber tamamı imzasını koydu meclis başkanımızla birlikte, yine MHP tüm grubuyla beraber tamamı imzasını koymak suretiyle, Devlet Bahçeli Bey’in, genel başkanın bizzat ilk imza sahibi olaraktan imzalarını koyduğu kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun. Ben şundan eminim ki iyi niyetle, samimiyetle bu çabaları sürdürelim. Ben Gazi Meclisimizdeki partilere de bu tavsiyede bulunmak isterim. Herkes lütfen samimi destek olsun.
Eksik olabilir. Bakın, arkadaşlar, biz dört dörtlük, mutlak manada her şeyi düşünerek bir şey yazdık demiyoruz. Elbette ortak akılla, samimi çabalarla da desteğe açığız bu konuda. Yıkıcı olmamak lazım, bozucu olmamak lazım, art niyet ve kötü niyet taşımamak lazım. Samimi niyetlerimizle bu sürece sahip çıkmamızı ben bütün parti gruplarından, milletvekillerimizden de hassaten bekliyorum. Çok teşekkür ediyorum. Kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun.
‘AMAÇ ENTEGRASYON’
Şimdi mahkumiyet halinde biliyorsunuz TCK 53. maddesi kapsamında hak yoksunluğuna yönelik de karar veriliyor. Bu ne olacak? Değerli arkadaşlar, bu özel bir ifadeye kullandık. Bizim amacımız entegrasyonu, topluma kazandırmayı ve şeyi sağlamak, bütünleşmeyi sağlamak. 5 yıla kadar ertelenenlerde 2 yıl bir süre, hak yoksunluğu devam edecek, 10 yıl olanlarda da 3 yıl. Bu tabii otomatik devreye giren bir durum değil, doğrudan kurul burada devrede olacak. Çünkü alt komisyonlarda bu süreci işleyecek bir durum var. Kurul bu konularda da karar verecek. Uygun görülen, bu manada dediğim gibi farklı şeylere karışmamışsa, ertelemeyle ilgili bir olumsuzluğu yoksa, ilgili infaz hakimliğinden hak yoksunluğuna yönelik tüm haklarının iadesi noktasında talepte bulunulabilecek.
‘ANAYASAL MANADA BİR AYKIRILIK TEŞKİL EDECEKTİR’
Bazı tabii hukukçu kişilerin de açıklamaları var: Soruşturma ve kovuşturma safahatında nedir? Bakın arkadaşlar, anayasamızın 38. maddesi. Bir mahkumiyet oluşmadan, hüküm kesinleşmeden ona bağlı olarak (TCK 53 bağlamında) bir hak mahrumiyetini biz soruşturma ve kovuşturma safahatında yapma imkanımız yok. Yapsanız bile bu anayasal manada bir aykırılık teşkil edecektir. Siz kesin mahkumiyeti olmayan kişiyi, masumdur, cezası yoktur. Zaten halihazırda bakın uygulamamızda da siz herhangi bir seçimlerde herhangi bir soruşturma ve kovuşturmanız olsa bile, kesin mahkumiyetiniz yoksa, adli sicil kaydında yer almayan bir durumdan dolayı kişinin özellikle anayasal manada örgütlenme hürriyeti kapsamında, yine kişinin kendi bağlamında kişiye bağlı sıkı sıkıya haklar bağlamında bir engel oluşturabileceğini düşündüğümüz için bu konuda herhangi bir duruma burada yer vermedik.
BAŞSAVCILIKLAR SORUŞTURMA İÇİN İZİN ALACAK!
Bir husus daha var, değerli basın mensupları, ondan da bahsedeyim. Kanun yürürlüğe girdi. Bu dönem içerisinde, kanundan önceki döneme ait herhangi bir şikayet, herhangi bir ihbar oldu, bundan 10 yıl önce, 15 yıl önce bilinmeyen faili meçhul veya soruşturma kovuşturma dosyası içerisinde bir durum ortaya çıktı, yeni bir delil. Burada arkadaşlar, başsavcılıklarımız kuruldan izin almadan soruşturmaya devam edemeyecek. Çünkü değerli arkadaşlar bundan sonraki süreç içerisinde yalan beyanlar, iftiralar, farklı ihbarlar, şikayetler de başsavcılıklarımızda olabilir. Bunun ciddi, toplum vicdanını, kamu vicdanını etkileyen, gerçekten delillendirilmiş şikayetin konumu, durumu iyiyse bu konuda kurul izin verecek ve soruşturma devam edecek. Burada da bir belirsizlik oluşmaması için böyle bir metni yazmış olduk.
Arkadaşlar bunlar, bakın, koşullu salıverilme şartlarımız ceza kanunumuzda, infaz kanunumuzda belli. Bugün verdiğiniz rakam yarın değişebilir çünkü bu canlı bir dönem. Yani şu anda şartları tutmuştur; 30 kişi, 40 kişi doğal olarak, hakkı olaraktan tahliye edilebilir. Ama bu süreç uzun bir süreç. Bakın buradaki teyit mekanizmasıdır. Teyit mekanizması gelişmeden bu gerek 3. maddede gerekse 6. maddeden yararlanma imkanı yok. Yani teyit mekanizması tüm silahların teslimi, imhası, örgütün feshi noktasında bir teyit mekanizması önce MGK kararıyla ilan edilecek. Sonra 6 aylık süre başlıyor. Henüz işin başındayız, çok erken. Bizim amacımız terörün tamamen bu topraklardan tasfiyesidir. Şu andaki sayı dediğiniz, 6 ay sonra 4.000’dir; 1 yıl sonra 3.000, bilemezsiniz ki yani, bu sayı üzerine takılmayın arkadaşlar. Evet.
ÖCALAN’IN STATÜSÜ SORUSUNA YANIT
Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.
Yani bize sorarsanız, bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belli bir disiplinle, belli kurallara tabi olarak İmralı’da akademisyen ziyaretleri, gazeteci ziyaretleri, bu konudaki açıklamalar noktasında gayet idari düzenleme içinde yapılabilir. Ama bunun için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok, statüye de ihtiyaç yok arkadaşlar.
‘ÖZEL’E FEZLEKE’ SORUSUNA YANIT
Arkadaşlar, biz yargının işleyişine karışmıyoruz. Bakın, bağımsız ve tarafsız yargının işleyişine karışmıyoruz. Hiçbir milletvekilinin suç işleme özgürlüğü yok. Ben ne bileyim yani, hangi milletvekilimiz neye karıştı. Bağımsız, tarafsız yargı kendi çalışmasını yürütüyor. Bunun da alakası olan bir durum değil arkadaşlar. Dolayısıyla herkes kendi işine baksın diyoruz. Peki teşekkür ediyorum arkadaşlar.”
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın cuma akşamı İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında tutuklanması ve İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılması üzerine Üsküdar Belediye Meclisi’nde yapılan ve yaklaşık 5 saat süren seçimi CHP adayı Sibel Tan Çetinkaya kazandı.
Zaman zaman gerilimin arttığı seçimin 4. turunda Sibel Tan Çetinkaya geçerli oyların 22’sini, Cumhur İttifakı adayı Dündar Ziya Gültekin ise 18 oy aldı.
‘ÜSKÜDAR’DA MİLLET İRADESİNE ÇÖKMEYE ÇALIŞTILAR’
Seçimin ardından belediye meclis üyeleriyme birlikte Üsküdar Belediyesi önünde bir açıklama yapan YENİ Parti İstanbul İl Kurucu Başkanı Özgür Çelik, iktidar partisi mensuplarının devlet kurumlarının da gücünü kullanarak millet iradesine çökmeye çalıştığını söyledi. Çelik, “Türkiye’nin azınlık iktidarının siyasi partisi, devlet kurumlarının gücünü kullanarak devlet kurumlarının gücüyle seçimi organize etmeye çalışarak Üsküdar’da millet iradesine çökmeye çalıştılar.
Birazdan rakamları söyleyeceğim. Sonra nasıl çökmeye çalıştıklarını açıklayacağım. Yapılan birinci tur oylamada adayımız Sibel Tan Çetinkaya 26 oy aldı. Rakip siyasi partinin adayı 17 oy aldı. Bir boş oy çıktı. Yani Cumhur İttifakı içerisinden bir tane vicdanlı belediye meclis üyesi ki altını çizmiştim defalarca Üsküdar bir vicdan kentidir. Burası kul hakkının yenmesine müsaade etmez demiştim. Bir meclis üyesi boş oy kullandı. Tabii ikinci turda meclis üyeleri baskı altına alındı ve bir oylama gerçekleşti. Adayımız Sibel Tan Çetinkaya 26 oy aldı, rakip siyasi partinin adayı on altı oy aldı. 2 oy geçersiz sayıldı.
Üçüncü tur oylamada işte o tehditler, o baskılar, o şantajlar devreye sokuldu. Burada bir sinsi plan yapılmış. Burada birinci operasyonu yaptıktan sonra bir sinsi plan yapılmış. Üçüncü turda bu sinsi plan devreye sokuldu. Bir kere seçimin yapılış saati karar veren İstanbul’daki kamu kurumu seçimin yapılış saatini sabah saat 08’e koydular. Şu ana kadar İstanbul’da hiç gerçekleşmemiş bir uygulama. Seçimler saat 10’da yapılır, 11’de yapılır, 13’te yapılır. İlk defa sabahın 8’ine seçim koydular. Bir başka sinsi plan yoktu.
Biz belediye meclis üyelerimizle dün ve ondan önceki gün birer birer konuştuk. Teker teker konuştuk. Hepsiyle sohbetlerimiz oldu. Üçüncü turda karşılaştığımız manzara şuydu. Bir sinsi planla iki operasyon arasında insanlar aileleriyle tehdit edilmiş. Çocuklarıyla tehdit edilmiş. Burada görev yapan arkadaşlarımız, çeşitli operasyonlarla tehdit edilmişler. Bir takım teklifler verilmiş. Bir takım rakamlar konuşulmuş. Ve üçüncü tur oylamada bizim adayımız Sibel Tan Çetinkaya 26 oy aldı. 18 oy rakip siyasi partinin adayı aldı. Ve 5 geçersiz oy burada devreye girdi. Ve o sinsi planın sonrasında dördüncü tur oylandı.
Bir ara verildikten sonra dördüncü tur oylamaya geçildi. Dördüncü tur oylamada Sibel Tan Çetinkaya 22 oy aldı. Rakip siyasi partinin adayı 18 oy aldı. Dört tane toplamda geçersiz oy var. Ve Sibel Tan Çetinkaya Üsküdar’da belediye başkan vekili olarak seçilmiştir. Üsküdar halkına hayırlı uğurlu olsun diyoruz.
Buradan şunu ifade etmek isterim: İki yıldır Türkiye bir mesele yaşıyor. Biz bu akşam saat 19.00’da Tuzla’da ‘Milli İradeye Saygı Yürüyüşü’ gerçekleştiriyoruz. Neden bu yürüyüşü gerçekleştiriyoruz? Birincisi şu anda sadece İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’yla birlikte 16 ilçe belediye başkanımız operasyonlarla tutsak edildi. Tahliye olan ancak görevine dönmemiş arkadaşlar var”
Herkesin yargılanabileceğini ancak bu yargılamaların tutuksuz yapılması gerektiğini belirten Özgür Çelik şöyle devam etti:
“Hep şunu söylüyoruz. Bu yargılamalar tutuksuz yapılmalıdır. Seçilmiş kamu görevlileri hakkında soruşturmalar açılıyorsa onlar o soruşturmalar açılabilir. Herkes yargılanabilir. Ama günün sonunda hepsi bu davalardan beraat edecek ve bu şekilde belediye başkanlarımız tutsak edilemez. Belediye başkanlarını tutuklayarak yerlerine kayyum atayarak İstanbul’da, Üsküdar’da, Şişli’de Türkiye’nin doğusunda Mardin’de, Batman’da, Hakkari’de kayyumlar atayarak birincisi milli iradeye darbe yapıyorlar. İkincisi meclis çoğunluğunun kendilerinde olduğu yerlerde Gaziosmanpaşa’da seçilmiş belediye başkanı, yurttaş belediye başkanına yönetme yetkisi, (Cumhur İttifakı’na) meclis çoğunluğu vererek denetleme yetkisi vermiş. Ama bunu hiçe sayarak Gaziosmanpaşa halkının iradesini çaldılar ve belediyeye çöktüler. Bayrampaşa’da oylama yapıldı. Meclis başkan vekili seçildi. Kura yoluyla bizim adayımız kazandı. Mahkemeye gittiler, iptal ettirdiler. Teklifle, tehditle, şantajla insanların onurunu, haysiyetini, şerefini ayaklar altına alarak onları Bayrampaşa’da sokağa çıkamaz hale getirerek Bayrampaşa Belediyesi’ne çöktüler. Şimdi transferlerle Tuzla’da, Çekmeköy’de, Şile’de, Beykoz’da seçmen iradesine çöktüler. Bugün Türkiye’de nüfusun yüzde otuzunun yaşadığı yerleri kayyum uygulamalarıyla, tehditlerle, baskılarla, çökmelerle, transferlerle ne yapıyorlar?
‘BAŞTAN SONA OPERASYON, TEZGAH…’
Yani şunu açık açık söylüyorlar. Biz artık milli iradeyle sonuç alamıyoruz. Biz sandıkla sonuç alamıyoruz. Sandıkla sonuç alamadığımız için bu şekilde çökme girişimleriyle belediyeler ele geçirmeye çalışıyoruz. Işte Üsküdar’da bunu yaptılar. işin içerisinde devlet kurumları var. İktidar baskısı altındaki devlet kurumları var. İşin içerisinde siyasi parti var. Baştan sona bir operasyon, bir tezgah, tehditle, şantajla, teklifle Üsküdar Belediyesi’ne çökmeye çalıştılar. Ben buradaki bu baskılara, bu tehditlere, bu şantajlara, bu tekliflere boyun eğmeyen bütün meclis üyelerimin alnından öpüyorum. Bütün meclis üyelerimin alnından öpüyorum. Bizim arkadaşlarımız Üsküdar sokaklarında anlı ak, anlı açık, gönülleri rahat, vicdanları rahat bir şekilde yürüyecekler. O tehditlere, o tekliflere boyun eğenler gündüz kafası önde yürüdüğü gibi gece yataklarına yattıklarında vicdanları onları uyutmayacak”
‘SİNEM DEDETAŞ’IN 30 YIL SONRA ÜSKÜDAR’I KAZANMASINI HAZMEDEMİYORLAR’
Çorlu Karatepe Cezaevi’nde tutuklu bulunan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’a selam söyleyen Çelik, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Sinem Dedetaş’ın suçu şudur; Sinem Dedetaş bir kadın olarak, bir cumhuriyet kadını olarak otuz yıl sonra Üsküdar Belediyesi’ni kazanmıştır. Sinem Dedetaş’ın suçu bir kadın kimliğiyle Üsküdar Belediyesi’ni kazanmış olmaktır. Bunun hazımsızlığıyla tutsak ediyorlar. Sinem Dedetaş’ın suçu Üsküdar’a çocuk kreşleri açarak çocuklara hizmet etmek. Kadın yaşam merkezleri açarak kadınlara hizmet etmek. Emekli evleri kent lokantaları açarak emeklilere hizmet etmek. Kentsel dönüşümde burada çok önemli adımlar atarak Üsküdar halkına hizmet etmek. Burslarla, kırtasiye yardımlarıyla Sinem Dedetaş’ın suçu öğrencilerin yanında olmak.
‘KORKUYORLAR, ZALİMLEŞİYORLAR’
Sinem Dedetaş Başkanımız; emanetiniz buradadır. Meclis üyesi arkadaşlarımız, başkan vekilimiz buradadır. Gençlere, çocuklara, emeklilere, emekçilere, Üsküdar halkına arkadaşlarımız hizmet etmeye devam edecekler. Bir şeyin hızlıca yapılması lazım. Arkadaşlar gözaltına alınıyorlar. Gözaltı süreleri geçiyor. Bittikten sonra tutuklamalar oluyor, uzun süre iddianameler yazılmıyor. Bunun adı peşin olarak cezalandırmaktır. 8 ay, 10 ay, 1 yıldır cezaevinde olan belediye başkanlarımız var. Hasan Mutlu’nun, Bayram Paşa’nın iddianamesi yazılmadı. Şile’nin iddianamesi yazılmadı.
Adalar’ın iddianamesi yazılmadı. Üsküdar’ın iddianamesi daha çok yeni, bir an önce yazılmalıdır. Bu kadar uzun tutukluluk süresi olmaz. Son olarak da son sözümüz milletimizdedir. Milletin üzerinde hiçbir güç yoktur. İstedikleri kadar bizleri tutsak etsinler. İstedikleri operasyonları yapsınlar. İstedikleri kadar zalimleşsinler. Biz onların neden zalimleştiğini biliyoruz. Çünkü korkuyorlar. Koltuklarını kaybetmekten korkuyorlar. Buradan onlara söylüyoruz. Korkunun ecele faydası yok. Er ya da geç sandık milletin önüne gelecek. Bir bayram havasında 86 milyon yurttaşımız, 16 milyon İstanbullu sandıklara gidecek. Ve bir bayram havasında ülkemizi yeniden ayağa kaldıracağız. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın”
‘BU ÜLKEYİ İYİ İNSANLAR YÖNETİNCEYE KADAR GÜN YÜZÜ GÖRMEYECEĞİZ’
Zorlu bir seçimin ardından Üsküdar Belediye Başkanvekili seçilen Sibel Tan Çetinkaya da gazetecilerin sorusu üzerine şunları söyledi:
“Bir daha gösterdi ki bize bu ülkeyi iyi insanlar yönetinceye kadar biz gün yüzü görmeyeceğiz. Buradan bu anlaşıldı. Ben bir cumhuriyet kadınıyım, durduğum yerdeyim ve korkmuyorum diyen bir belediye başkanımız var Sinem Dedetaş. Bizim bu saatten sonra bu ülkede içinde hak, hukuk, adalet kelimelerinin geçtiği cümleler kurmak gibi bir şeyimiz kalmadı artık. Bu ülkeyi iyi insanlar yönettiği zaman tekrar kullanacağız bu kelimeleri anlamıyla, gerçek haliyle. Benim iki yere mesajım var sadece. Biri Üsküdar halkına, sizin oylarınızla seçilen Sinem Dedetaş ve sizin iradeniz bize emanet. Bir de direkt başkanıma mesajım var. Başkanım emanetiniz burada. Özgür iradenizle, özgür iradesiyle sizi seçen Üsküdar’ın emaneti burada. Sizi o zindandan alana kadar biz durmadan mücadele edeceğiz. Ve bütün çalışma arkadaşlarımızla birlikte o emaneti tertemiz bir şekilde size geri vereceğiz başkanım. Söz veriyoruz” (ANKA)
“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adı verilen ve TBMM’ye sunulan bölücü çerçeve yasa toplam 12 maddeden oluşuyor.
12 MADDELİK TEKLİF PAYLAŞILDI
AKP’nin hazırladığı teklifin imza sürecine MHP, CHP ve DEM Parti’nin de dahil olduğu belirtilirken, teklifin Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından yasama sürecinin resmen başlaması bekleniyor.
Kontrolü altındaki tüm örgütsel yapı ve her türlü unsurlarıyla fiili varlığını sona erdirdiği ve silahsızlandığının güvenlik kurumlarınca tespiti ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi öngörülmüştür.
KAPSAMI
PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsamaktadır.
KAPSAM DIŞI
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 01.06.2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışı tutulmaktadır.
SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMA
Kanun kapsamına girenlere ilişkin değerlendirmeler halihazırda soruşturma ve kovuşturmaların bulunduğu merciler tarafından yapacaktır. Ancak, bu Kanundan yararlanmaya yönelik başvurunun bulunulan yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yapılabileceği düzenlenmiştir.
SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMALARIN ERTELENMESİ
Üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlarda 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 10 yıl süreyle soruşturma ve kovuşturmalar ertelenecektir.
İki hafta içinde karara karşı başvuru ve itiraz yolu açıktır.
Erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri koşullarının bulunması halinde kaldırılacaktır.
Kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında ise bozma kararı verilerek ilk derece mahkemesi tarafından erteleme kararı verilecektir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilecektir.
CEZALARIN ERTELENMESİ
Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası 5 yıl, toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet 10 yıl süreyle itiraz yolu açık olmak üzere infaz hâkiminin kararıyla ertelenecektir.
Erteleme süresi suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır.
ZAMAN AŞIMI
Erteleme sürelerinde dava ve ceza zamanaşımı süreleri işlemeyecektir.
HAK YOKSUNLUKLARI
Erteleme kararları Kurul tarafından dönemsel olarak değerlendirilecektir. Kurul gerekli görülmesi halinde soruşturma/kovuşturma/mahkûmiyet nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını sulh ceza hâkimliği/mahkeme/infaz hâkimliğinden talep edebilecektir.
5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl ve 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması aranmaktadır.
TAKİP, KOORDİNASYON VE UYGULAMA
Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilâtı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul Kanunun uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesini yapacaktır. Kurulun koordinasyonun Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yapılması öngörülmüştür.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İzleme Komisyonu (17 üye) oluşturularak bu Kanun kapsamındaki faaliyetler izlenecektir.
TESLİM VE SİLAHSIZLANMA
Kayıt altına alınma işlemine yönelik genelgenin güvenlik kurumlarının görüşü alınarak Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanması öngörülmüştür.
10 SORUDA ÖNE ÇIKANLAR
İşte 10 soruda teklifin öne çıkan hükümleri:
1- Teklife göre, düzenlemenin öncelikli şartı ne?
PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmi Gazete’de yayımlanması gerekecek.
2- Kanun hükümleri kimleri kapsayacak?
Kanun hükümleri, “PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7 Şubat 2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları” kapsayacak.
3- Suçlar kaç yıl süreyle ertelenecek?
Bu kapsama giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 10 yıl süreyle ertelenecek. Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlı olacak.
4- Hangi suçlar kapsam dışında tutuldu?
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışında tutulacak. İnfaz hakimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilecek.
5- Erteleme kararı hangi koşullarda kalkacak?
Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilecek. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacak.
6 – Kanunun uygulanmasının takibini kim yürütecek?
Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılacak. TBMM Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacak.
7- Örgüt mensuplarının getirdikleri silahlar ne olacak?
Örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınacak.
8- Kanundan yararlanmak isteyen örgüt mensupları nereye başvuracak?
Kanun hükümleri, 1. maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben 6 ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanacak.
9- Kanunun uygulamasında görev alanlara sorumluluk doğacak mı?
Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmayacak.
10- Teklifi kimler imzaladı?
Teklifi, AKP ve MHP’nin yanı sıra DEM Parti, HÜDA PAR, CHP, Yeni Yol milletvekilleri ve bağımsız milletvekilleri imzaladı.
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
Brent petrol ve küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyat, ABD ile İran arasındaki gerilimin düşürülmesine yönelik diplomatik çabaların sürmesi ve Hürmüz Boğazı konusunda anlaşma olasılığının güçlenmesiyle geriliyor. Bu durum, motorine peş peşe indirimi gündeme getirdi.
İlk indirim bugün tabelalara yansıdı. Motorine, 6,37 TL indirim bekleniyordu. Eşel mobil sistemi gereğince ÖTV kesintisi yapıldı. ÖTV ve yüzde 20 KDV’si ile birlikte kesinti tutarı, 5 TL 32 kuruşu buldu. Pompa satış fiyatlarına, sadece 1 TL 5 kuruş indirim yansıtıldı.
İKİNCİ İNDİRİM
Motorine, ikinci indirim de göründü. Bu gece yarısından geçerli 3,97 TL indirim hesaplandı. Akaryakıt sektörü temsilcileri, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, “Bu tutarın, tamamı ya da önemli bir bölümü üzerinden ÖTV kesintisinin yapılmasını bekliyoruz. Bu durumda tabelalar ya hiç değişmeyecek ya da çok düşük tutarlı bir indirim gündeme gelecek” diye konuştu.
Kaynaklar, benzinde indirim olup olmayacağı sorusuna, “Küresel piyasalarda benzin fiyatları de geriliyor. Birkaç güne kadar benzine de indirim yapılabilir” yanıtını verdi. (ANKA)
Afyonkarahisar’da düzenlenen operasyonla yakalanan Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan ihraç Karatepe’nin emniyetteki işlemleri tamamlandı. Karatepe, geniş güvenlik önlemleri altında Muğla Adliyesi’ne getirildi.
15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik suikast timinde yer alan eski yüzbaşı Karatepe Afyonkarahisar’da yakalanmıştı. Sahte kimlikler ve başkasına ait GSM hatları kullandığı belirlenen Karatepe’nin evinde yaklaşık 6 milyon 445 bin lira değerinde ziynet eşyası ile nakit para ele geçirilmişti.
Karatepe, İçişleri Bakanlığı Terör Arananlar Listesinde kırmızı kategoride bulunuyordu.
İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminde, FETÖ Silahlı Terör Örgütü’nün talimatı doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik Marmaris’te gerçekleştirilen suikast girişiminde aktif rol alan ve o tarihten bu yana firari durumda bulunan ihraç Yüzbaşı Burkay Karatepe, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı koordinesinde yürütülen operasyonel çalışmalar sonucunda 1 Ağustos 2026 günü Afyonkarahisar’da gözaltına alınmış olup emniyetteki işlemleri tamamlanarak bugün adli mercilere sevk edilmiştir.
Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheli ifadesinde; 1998 yılında örgüte dahil olduğunu, sorumlu örgüt abisinden yüz yüze eğitimler aldığını, Maltepe Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu döneminde örgütün mahrem yapılanmasını öğrenerek verilen talimatlar doğrultusunda hareket ettiğini, gizlilik kurallarına uyup örgütsel emirleri yerine getirdiğini ve bu süreçte örgüt içerisinde ‘Selim’ kod adını kullanmaya başladığını beyan etmiştir. Meslek hayatına geçtikten sonra Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesindeki bilgileri bağlı olduğu mahrem imama aktardığını, ABD’deki görevi esnasında örgüt elebaşı ile görüştüğünü ve örgüt içi yönlendirmeyle evlendiğini itiraf etmiştir.
‘MÜCADELEMİZ FİRARİ SON ÖRGÜT MENSUBU ADALETE TESLİM EDİLİNCEYE KADAR SÜRECEKTİR’
Şüpheli; darbe girişimi öncesinde İstanbul’da düzenlenen örgütsel toplantılara katılarak suikast timine dahil edildiğini, 15 Temmuz gecesi İzmir Çiğli’den hareket eden timle birlikte Marmaris’te Sayın Cumhurbaşkanımızın konutuna yönelik gerçekleştirilen, koruma polislerimizin hedef alındığı silahlı ve bombalı saldırıda bizzat yer alarak ateş açtığını itiraf etmiştir. Darbe girişiminin başarısız olması üzerine sahte kimlikle ‘Salih Usta’ adını kullanarak 7 yıl boyunca Afyonkarahisar’da gizlendiğini, yakalanmamak adına yabancı uyruklu şahısların kimlik ve internet hatlarını kullandığını, ailesiyle e-posta üzerinden haberleştiğini beyan etmiştir. Yapılan incelemelerde şüphelinin çok sayıda ankesörlü/ardışık arama kaydının bulunduğu da tespit edilmiştir.
Milli iradeye, devletimizin bekasına ve Sayın Cumhurbaşkanımıza kasteden terör odaklarına karşı mücadelemiz, firari son örgüt mensubu adalete teslim edilinceye kadar kararlılıkla sürecektir.”
YÜRÜTÜLEN İSTİHBARİ VE OPERASYONEL ÇALIŞMALAR
İçişleri Bakanlığı’nın Karatepe’nin yakalanmasına ilişkin açıklamasında şu bilgilere yer verilmişti:
“Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığımız koordinesinde özel bir çalışma grubu kurulmuştur. Afyonkarahisar ve Eskişehir İstihbarat Şube Müdürlüklerimizin analizleri sonucunda teröristin izi bulunmuştur.
Şahsın sahte kimlik ve kılık değiştirme ihtimalleri incelenmiştir. Afyonkarahisar’da yerel bir firmada çalışabileceği değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda açık kaynak çalışmaları derinleştirilmiştir.
2026 yılı nisan ayında Afyonkarahisar’daki bir otel toplantısında şüpheli bir şahıs tespit yapılmıştır. Bere ile yüzünü gizleyen bu şahsın sahte isimle kayıt yaptırdığı belirlenmiştir.
Şahsın sahte kimlikler ve başkasına ait GSM hatları kullandığı saptanmıştır. Afyonkarahisar il merkezinde aynı sokaktaki iki ayrı hücre evi takibe alınmıştır. Şahsın üçüncü bir adrese geçmesi üzerine operasyon kararı alınmıştır.
Afyonkarahisar ve Eskişehir İstihbaratı ile Afyonkarahisar TEM ekiplerimiz 1 Ağustos 2026 gecesi ortak operasyon yapmıştır. Firari Burkay Karatepe hücre evinde gözaltına alınmıştır.”
Burkay Karatepe’nin yakalandığı elektrik ve suyu bulunmayan atıl durumdaki hücre evinde yapılan aramalarda, yaklaşık 6 milyon 445 bin lira değerinde 98 Ata Lira, 4 yarım altın, 23 çeyrek altın, 50 gram külçe altın, 33 bin 700 dolar, 2 bin 620 avro ve 13 bin 535 lira ile 1 dizüstü bilgisayar, 1 hard disk, 8 USB bellek, 3 cep telefonu, 4 SIM kart, örgütsel dokümanlar, başkası adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı, askeri parka, 2 bıçak ve 1,26 gram esrar maddesi ele geçirildiği bildirilmişti.
Yeni Parti İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özgür Ceylan, sosyal medya hesabından partilerine yapılan bağışa ilişkin açıklamada bulundu. Ceylan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Yeni Partimizin dayanışma kampanyasına ilk 24 saatte 31.934 vatandaşımız tarafından 113.841.910 TL bağışta bulunulmuştur. Bağış yapan tüm vatandaşlarımıza destekleri için yürekten teşekkür ediyoruz. Yapılan bağışlarla ilgili bilgileri şeffaf bir şekilde halkımız ile paylaşmaya devam edeceğiz. Yeni Partimiz milletimizin desteğiyle büyümeye devam edecek. Tek resmi bağış sayfamız aşağıdadır, desteklerinizi bekliyoruz.”
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 18 şüpheliden jandarmadaki işlemleri tamamlanan 8 polis sevk edildikleri Erzurum Adalet Sarayı’nda cumhuriyet savcısına ifade vermişti.
Savcı, şüphelilerden 1’ini serbest bırakırken, 1 hakkında adli kontrol şartı uygulanması, 6’sının ise tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk etmişti.
Nöbetçi hakimlik, şüphelilerden 4’ünün tutuklanmasına karar verirken, 3 kişiyi “yurt dışına çıkış yasağı” ve “karakola imza atma şartı” ile serbest bıraktı.
28 Eylül 2024’te hakkında açılan bir dava nedeniyle CHP’den istifa eden Edirne Milletvekili Ediz Ün, yeniden CHP’ye üye oldu. Konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuşan Ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü ve partiye geri döndüğünü söyledi.
Hakkında açılan bir davanın olduğunu ancak soruşturma sürecinin ardından konunun kendisiyle alakalı olmadığının anlaşıldığını söyleyen Ün, “Bir çalışanımın yanlışı nedeniyle itham edilmeye çalışıldım ancak konunun benle alakalı olmadığı ortaya çıktı. Aklandım ve partime geri dönüyorum, baba ocağında çalışmalarıma devam edeceğim” dedi.
15 gün önce Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini partiye katılma kararı nedeniyle Kılıçdaroğlu’nun kendisine başarılar dilediğini söyleyen Ün, “Ulu çınarın gölgesinde vatandaşlarıma hizmet etmeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
Eylül 2024’te CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün’e ait şahsi araçta emniyet güçleri tarafından yapılan aramada çok sayıda kaçak elektronik sigara aparatı ele geçirilmiş, Ün olayla bir ilgisinin olmadığını ve aracını gayriresmî danışmanına emanet ettiğini belirterek suç duyurusunda bulunmuştu. Ancak Ün, dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in talebi doğrultusunda, adli süreç tamamlanana kadar partisine zarar vermemek adına 28 Eylül 2024’te CHP’den istifa etmişti.
Bakanlığın sosyal medya hesabından, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan son bilgi doğrultusunda “sarı” kodla işaretlenen illerin bulunduğu Türkiye haritası paylaşıldı.
Buna göre, bugün Marmara’nın güneybatısı ile Kuzey Ege’de kuzey ve kuzeydoğudan kuvvetli rüzgâr ve fırtına bekleniyor.
Yarın ise İzmir ve Manisa’da kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtınanın etkili olacağı tahmin ediliyor.
İSTANBUL’A FIRTINA UYARISI
Yarın ve cumartesi ise Trakya ile İstanbul, Kocaeli, Yalova ve Bursa’nın batısında kuvvetli rüzgâr, Balıkesir ve Çanakkale’de kuvvetli rüzgâr ile yer yer kısa süreli fırtınanın etkili olacağı öngörülüyor. Vatandaşların yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olması istendi.
Meteoroloji’nin yarın için sarı kodlu uyarı verdiği illerin tamamı şöyle:
Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Tekirdağ ve Yalova.
Yıldızlar SSS Holding bünyesinde Eskişehir’de faaliyet gösteren Doruk Madencilik’te çalışan ve Türkiye Maden İşçileri Sendikası (Türk Maden-İş) üyesi maden işçileri, resmi taahhütlere rağmen alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle başlattıkları eylemlerini sürdürüyor.
Eylem kapsamında işçiler, pazartesi günü Ankara’da Yıldızlar SSS Holding önünde oturma eylemi gerçekleştirdi. Salı günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde, çarşamba günü ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde basın açıklaması yapan işçiler, bugün yeniden Yıldızlar SSS Holding önünde açıklama yapmak için toplandı. Madencilere, İYİ Parti Sendikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu ve İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan da destek verdi.
Eylem boyunca işçiler, “Madenciyi hor gören geleceği zor görür”, “Maden işçisi vatan bekçisi”, “Yağmur çamur demeyiz, biz bu yoldan dönmeyiz”, “Direne direne kazanacağız” ve “Hırsız Sabahattin” sloganları attı.
Türkiye Maden İşçileri Sendikası Orta Anadolu Şube Başkanı Talih Kocabıyık, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“En büyük sıkıntımız, arkadaşlarımızın kıdem tazminatları ve maaş alacaklarıdır. Haziran ayında yapılan protokolde, bu alacakların 23 Temmuz’da ödeneceği taahhüt edilmişti. Ancak bu protokol yerine getirilmedi. Eylemlerimizin şiddetinin ve dozunun artarak devam edeceğini söylemiştim. Bu kararlılığımızı sürdüreceğiz. Defalarca ifade ettim; emniyet güçlerimizle karşı karşıya gelmek gibi bir niyetimiz yok. Ancak bu firmadan alacaklarımızı tahsil etmenin başka bir yolu kalmadı. Bu nedenle eylemlerimizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Protokolde yer alan tutarlar ödeninceye kadar Ankara’dan ayrılmayacağımı belirtmiştim. Sözümün arkasındayım. Kangren büyüdü, artık bütün vücudu sarmaya başladı. Maalesef Yıldızlar Holding bu işi yapamıyor. 45 aydır sabrettik, artık sabrımız taştı.
Dün şirket tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Gerçekten akıllara hayret verecek ifadeler yer alıyordu. Sözde arkadaşlarımız çalışmamış, üretime engel olmuş. Buradan tüm kamuoyuna soruyorum: Maaşını vermediğiniz, mazotunu almadığınız bir iş yeri ne kadar sağlıklı olabilir? Biz maaşımızı almayacakmışız ama çalışmaya devam edecekmişiz. Bir de faturayı bize kesiyorlar. Yetmiyormuş gibi, utanmadan tüm arkadaşlarımıza ‘işi engelledikleri’ gerekçesiyle 50’şer bin liralık dava açıyorlar. Değerli kamuoyu, ben bu madencilerin hepsine kefilim. Yetkililerimize sesleniyoruz; gündem bu kadar yoğunken bu firmaya bir an önce müdahale edilmesini talep ediyoruz.”
Madenciler kendilerini Yıldızlar Holding önüne zincirledi: Gözaltına alındılar
Eskişehir’de Yıldızlar SSS Holding bünyesinde faaliyet gösteren Doruk Madencilik’te çalışan Türk Maden-İş üyesi maden işçileri, resmi taahhütlere rağmen alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle… pic.twitter.com/QIKuypWKL3
Açıklamanın ardından işçilerin bir kısmı, Yıldızlar SSS Holding binası önündeki ağaçlara kendilerini zincirledi. Diğer işçiler ise baretlerini yere vurarak, ıslık çalıp sloganlar attı.
ANKA Haber Ajansı’na konuşan işçiler, yaşadıkları mağduriyeti dile getirdi. Kendisini ağaca zincirleyen işçilerden biri, “Biz paramızı almadan buradan ayrılmayacağız. Burada olmamızın nedeni bu. Polis ve jandarmayla karşı karşıya gelmemek, gözaltına alınmamak için kendimizi ağaca zincirledik. Buradan ayrılmayacağız, bunu böyle bilsinler” dedi.
Kendisini zincirleyen bir diğer işçi ise üç gündür eylemde olduklarını belirterek, “Bugün de kendimi zincirledim. 23 Temmuz’da bakanlıkta görüşme yapıldı. Yıldızlar Holding’den Sabahattin Yıldız hakkımızı vermedi. Ölümüne kadar buradayız. Ölmek var, dönmek yok” ifadelerini kullandı. Bir başka işçi de, “Üç gündür buradayız. Daha önce verdikleri sözleri tutmadılar. Hakkımızı almadan gitmeyeceğiz” dedi.
BU ADAM TÜRKİYE’DE NEREDE İŞ YAPTIYSA REZİLLİK, AHLAKSIZLIK YAŞANDI
Bir diğer işçi ise 15 yıldır aynı şirkette çalıştığını belirterek, ömrünün dörtte birini bu şirkette geçirdiğini ifade etti. İşçi, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:
“Evden çıktığımda çocuklarıma dedim ki, ‘Ben bu Sabahattin’den bu parayı alacağım.’ Alamadığım zaman sizden utanıyorum. Eve döndüğümde şevkim kırılıyor. Ama eninde sonunda paramı Sabahattin’e bırakmayacağım dedim. Ancak şöyle bir durum var. Ne yazık ki bundan 45 gün önce Beypazarı’nda gerçekleştirdiğimiz ve yürümemize izin verilmeyen eylemin ardından, Çalışma Bakanı ve Enerji Bakanı ile bizzat yapılan toplantılarda bakanlarımızdan aldığımız söz şuydu: ‘Gerekenler yapılacak, mağdur edilmeyeceksiniz.’ Çalışma Bakanlığı genelgesini yayımladı ve kamuoyuna, ’23 Temmuz itibarıyla alacaklarınız ödenecek’ diye duyurdu. Ama ne yazık ki bu şahıs bunu dikkate almıyor. Bunu söylerken ben utanıyorum. Devletin bakanlarını da, devleti de tınlamıyor. Ben şunu anlıyorum: Bu adam Ali Kıran Başkesen. Devlet bu adamdan korkuyor. İsterlerse gelsinler, beni bugün alsınlar. Beni savunmayan devleti ben de istemiyorum. Koskoca Çalışma Bakanı verdiği sözün arkasında duramıyorsa bu ülke bitmiş demektir. Böyle Sabahattin’ler daha çok ürer. Bu adam Türkiye’de nerede iş yaptıysa rezillik, ahlaksızlık yaşandı. Nerede iş yaptıysa işçinin emeğine çöken, işçinin maaşına göz diken bir insan oldu. Hacca gidiyormuş, geliyormuş. Şirketin her katında mescit varmış. Yanlış anlamayın, ne yaparsa yapsın kul hakkıyla gidecek. Ama devletime de buradan sesleniyorum: Verdiğiniz sözü tutun. Sabahattin’e destek çıkmayın.”
TÜRKOĞLU: ORANTISIZ BİR GÜÇ KULLANILIYOR
Kısa bir süre sonra emniyet güçleri, basın mensuplarını alandan uzaklaştırarak işçilere müdahalede bulundu. Müdahale sırasında işçiler, basın mensuplarına siper olarak “Basına dokunma” sloganları attı.
Basın mensuplarının alandan uzaklaştırılmasına ve işçilere yönelik müdahaleye tepki gösteren Selçuk Türkoğlu, “Maaşını alamayan, tazminatlarını alamayan işçiler burada bir oturma eylemi yapıyor. Emniyet, kaldırımın ve yolun kapatılmadığı, işçilerin duvar kenarında bulunan ağaçlara sembolik olarak kendilerini zincirleyip beklediği bir durumda müdahalede bulundu. Orantısız bir güç kullanılıyor. Müdahale yalnızca işçilere yönelik değil; basın mensuplarına da orantısız ve kabul edilemez bir şekilde yapılıyor. Basın olay yerinden uzaklaştırılarak haber alma hakkı engelleniyor, özgür medyanın görev yapmasının önüne geçiliyor. Bu durum tam anlamıyla bir karartma ve engellemedir. Yetkililer, işçilere yönelik yapılan müdahalenin gerekçesini açıklamalıdır. Basın mensupları görüntü alabilir” diye konuştu.
KOCABIYIK: ARAMIZDA KENDİNİ ZİNCİRLEYEN, EŞİ KANSER TEDAVİSİ GÖREN BİR ÇALIŞAN VAR
Kendilerini zincirleyen işçilere polis müdahalesi sırasında, Talih Kocabıyık da emniyet güçlerine seslenerek duruma tepki gösterdi. Kocabıyık, “Arkadaşlar, bakın siz hepiniz emir kulusunuz. Hiçbir şikayetim yok. Size bu emri verenler 5 yıllık kıdem tazminatını almasın, 3 ay maaş almasın; vallahi buraya katılmazlarsa ben de bu işi bırakırım. Bir tane emek hırsızı holdingi koruyorsunuz. Bu talimatı verenlere sesleniyorum. İçişleri Bakanlığımız, Sayın Valimiz buraya bir teşrif buyurun. Ben size derdimizi anlatayım. Eğer ben haksızsam bu grubu alıp götüreceğim. Türkiye’de ne kadar hırsız, ne kadar vatan haini varsa sahip çıkılıyor. Emeğinin karşılığını almak isteyen gariban madenciye ise güç uygulanıyor. Ülkenin başına, emekçinin başına gerçekten bela olan bir adam. O mu savunulacak? Yıllardır emeğinin karşılığını alamayan işçi mi savunulacak? Aramızda kendini zincirleyen, eşi kanser tedavisi gören bir çalışan var. 700 bin lira tazminat alacağı bulunuyor. Eşine ilaç alacak. Dedim ki buna bir öncelik verin. İyi niyetli bir firma olsaydı, önceliği o arkadaşa verirdi” dedi.
Bir süre sonra polis ekipleri tarafından işçilerin zincirleri kırıldı. Türkiye Maden-İş Sendikası üyesi maden işçileri ile sendika yöneticileri gözaltına alındı.
TÜRK-İŞ, temmuz ayı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” hesaplamasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama tutarını ifade eden “açlık sınırı”, bu ay 36 bin 940 liraya yükseldi. Araştırmada, açlık sınırının 28 bin 75 lira olan asgari ücreti 8 bin 865 lira aştığına dikkati çekildi.
Gıda ile birlikte barınma, ulaşım, giyim, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu ihtiyaçların yer aldığı “yoksulluk sınırı” ise 120 bin 325 liraya yükseldi. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 47 bin 758 lira olarak hesaplandı.
TÜRK-İŞ’in verileri, temel gıda grubundaki fiyat artışlarının bu ay da sürdüğünü ortaya koydu. TÜRK-İŞ’ e göre, “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Temmuz 2026 itibarıyla şu şekilde gerçekleşti:
“Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin ‘gıda için’ yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 3,30 oranında gerçekleşmiştir. On iki aylık değişim oranı yüzde 39,85 olmuştur. Yıllık ortalama artış yüzde 40,60 olarak gerçekleşmiştir. Yedi aylık artış oranı ise yüzde 22,54 olmuştur.” (ANKA)
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Genel Kurul gündemine geçilmeden önce grup başkanvekilleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yeni Yol Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Yeni Parti’nin kuruluşunu tebrik ederek, CHP’nin grup yönetimine seçilen Grup Başkanı Faik Öztrak ile Grup Başkanvekilleri Sevda Erdan Kılıç ve Rahmi Aşkın Türeli’ye de görevlerinde başarılar diledi.
TBMM’ye bu hafta sunulması beklenen “çerçeve yasa”ya tartışmalarına değinerek, adli mahkumlara ilişkin beklentilere dikkati çeken Kaya, tToplumsal vicdanda, çerçeve yasaya ilişkin adımlar atılırken adli mahkumların yok sayılmasının karşılık bulmayacağını, cezaevlerinde sayıları 450 bine yaklaşan mahkumların bulunduğunu, bunların çoğunun kapasite ve kontenjanın üzerinde doluluk nedeniyle vardiyalı olarak cezalarını infaz etmek zorunda kaldığını söyledi.
Adli mahkumların taleplerini kendilerine ilettiğini belirten Kaya, “Adli mahkumlar sürekli bizlere ulaşıyor. Dolayısıyla, böyle bir çerçeve yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine getirildiği bir dönemde adli mahkûmların ıskalanmış olması ya da bunların hiç dile getirilmemiş olmasının gerçekten toplumsal vicdanda ciddi zararlara yol açacağını buradan ifade etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
İYİ PARTİLİ POYRAZ’DAN ‘ÇERÇEVE YASA’ ELEŞTİRİSİ
İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in AKP MYK’sının ardından yaptığı açıklamada, bölücü açılım sürecinde yasal zeminin oluşturulduğunu ve “ince işçilik” aşamasına geçildiğine ilişkin açıklamasına tepki gösterdi. İktidarın daha önce kamuoyuna verdiği mesajlarla bugünkü gelişmeler arasında çelişki olduğunu savunan Poyraz, “Bize, vatandaşa ne denildi? Biz zaten dediklerinizi not alıyoruz da vatandaşa dediler ki: ‘Pazarlık yok, al ver yok'” dedi.
TBMM’nin yaklaşık bir aydır kamuoyunda bir kesim tarafından “kök yasa”, bir kesim tarafından ise “çerçeve yasa” olarak nitelendirilen düzenleme için bekletildiğini öne süren Poyraz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Öyle hiç bu mazeretlere, hikayelere falan gerek yok, burada hiç kimse hiç kimsenin aklıyla da dalga geçmesin. Bu yasada da özellikle halihazırda kendini feshettiği ilan edilen örgütün yöneticileri o kıyafetlerle örgütün merkezlerinde açıklamalar yapıyorlar gazetecilere her gün bir demeç veriyorlar. Her gün örgüt yöneticileri demeç verirken, her ne kadar iktidar tarafından bunlara ‘PKK mensubu’ deniliyor ise, bunlar PKK terör örgütünün üyeleri, PKK mensubu değil, bunlar bir sivil toplum örgütü değil, bunlar terör örgütü. Bunlar silah bırakmamış, örgüt devam ediyor. ‘Hiçbir al-ver yok’ diyor koca koca adamlar. Bugün parlamentonun gündemine ama öyle ama böyle teröristlere af, teröristlere infaz indirimiyle ilgili alıştıra alıştıra yasa teklifi getirilmeye çalışılıyor. Eğer bu ülkenin iktidar partisi sözcüsünün, Adalet Bakanı’nın, Meclis Başkanı’nın, Milli Savunma Bakanı’nın, komisyon başkanlarının sözüne itimat etmeyecekse bu vatandaş kimin sözüne itimat edilecek ya kimin sözüne itimat edecek?”
CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, seçimlerin ardından Haziran 2023’te uygulanmaya başlanan ekonomi programının üç yılını doldurduğunu belirterek, “Sonuca baktığımız zaman ortada gerçek bir başarısızlık var. Bunu söylemek istemeyiz, sonuçta ülkenin sorunlarının çözülmesini elbette hepimiz isteriz” ifadelerini kullandı.
2021 yılının Eylül ayında Cumhurbaşkanı’nın “Faiz sebep, enflasyon sonuç” yaklaşımıyla başlayan sürecin, Merkez Bankası tarafından talimat olarak uygulanmasının Türkiye’de enflasyonu artırdığını ve ekonomik dengeleri bozduğunu öne süren Türeli, kur korumalı mevduat sistemi nedeniyle Merkez Bankası’nın iki yılda 1,5 trilyon lira zarar ettiğini söyledi.
Seçimlerin ardından ekonomi yönetiminin değiştiğini ve yeni Hazine ve Maliye Bakanı’nın “irrasyonel politikalardan rasyonel politikalara dönüleceği” yönünde açıklama yaptığını hatırlatan Türeli, şu ifadeleri kullandı:
“2026 yılında tek haneli enflasyon seviyelerine ulaşacaktık, hatta Maliye Bakanı şöyle de söylüyordu: ‘Merak etmeyin enflasyon tek hanelere düştüğü zaman durumunuz iyileşecek’ ama bakıyoruz, nerede tek hane? Aldıkları zaman, o üç yıllık program başladığı zaman yüzde 38,21’miş, şimdi yüzde 32,11. O arada ne olmuş? Cari açık patlamış, büyüme hızı yavaşlamış, reel sektör kan ağlıyor, sanayicisi, KOBİ’si, iflaslar, konkordato ilanları yani böyle bir şey olmaz. İstikrar programı neden bu noktaya geldi? Çünkü istikrar programının tasarımı yanlıştı. Sadece talebi kısıcı, vatandaşların alım gücünü azaltma üzerine kurulu bir programın başarılı olmasına ihtiyaç yok. Bunun arz yönlü politikalarla desteklenmesi gerekirdi. Piyasalardaki tekelci ve oligopolist yapıların dönüştürülmesi, ortadan kaldırılması gerekirdi. Hiç bunlar yapılmadı ve maliyet işçinin, memurun, emekçinin, çiftçinin üzerine geldi. Bugün çok ciddi bir bölüşüm krizi var, belki cumhuriyet tarihinin en büyük bölüşüm krizini yaşıyoruz.”
Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Yeni Parti’yi Lozan’ın 103’üncü kuruluş yıl dönümünde kurduklarını hatırlatarak, kuruluş sürecine ilişkin bilgi verdi. Partinin siyasi birikimi itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilke ve devrimlerine bağlı olduğunu ifade eden Günaydın, “Artık Türkiye’de, siyasi tarihimizde bir Yeni Parti var ancak bu parti müktesebatı itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya bağlıdır” dedi.
Ekonomik göstergelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Günaydın, TÜİK’in göreli yoksulluğun 17 milyon 361 bin kişiyi etkilediğine yönelik verisini hatırlatarak, bu değerlendirmeye katılmadığını ifade etti. Günaydın, şöyle konuştu:
“TÜİK her zamanki gibi yalan söylüyor çünkü bu memlekette 10 milyon insan asgari ücret alıyor, 28 bin lira asgari ücrete mahum 10 milyon insan ve biz biliyoruz ki açlık sınırı 35 bin lira yani 10 milyon insan açlık sınırının altında ve siz onlara diyorsunuz ki: ‘Yılbaşından yıl sonuna kadar böyle devam edeceksiniz, size beş kuruş para vermeyeceğiz’. En düşük emekli aylığı alan 5 milyon insan var. 20 bin liradan 23 bin 552 liraya yükselttiniz, öyle mi? Bunun için mi açık tutuyorsunuz bu Meclis’i, bunun için mi bu turuncu koltuklarda oturuyorsunuz? İşsiz sayısı 12 milyon arkadaşlar, 12 milyon. Türkiye’nin en klasik sektörü olan tekstili bu memlekette tutamadınız, tekstil Mısır’a kaçtı. İnsanlar ürettiğine, üreteceğine bin pişman oldular. Yoksulluk almış başını gidiyor. Dünyada tarımın başladığı toprakları bütün tarım ürünlerinde dışarıya net bağımlı hale getirdiniz, çiftçinin yaşı 58, çiftçi iflas ediyor. Gıda enflasyonunda memleketi dünyanın 5’inci ülkesi haline getirdiniz, mutfakta çorba kaynamıyor. Peki, bütün bunlara karşılık ne yapıyorsunuz? 2 trilyon 740 milyar lirayı gözünüzü kırpmadan faize veriyorsunuz.”
‘AYNI NOKTADAYIZ’
AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Yeni Parti’nin kurulmasının ardından oluşturulan grup yönetimine başarı dileklerini ileterek, CHP’de yeni görev alan grup başkanvekilleri ve grup yönetimini de tebrik etti.
Bölücü açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Usta, AKP Sözcüsü, bakanlar ve TBMM Başkanı’nın süreç boyunca aynı tutumu ortaya koyduğunu vurgulayarak, “Gerek Parti Sözcümüz gerekse bakanlarımız gerekse Meclis Başkanımız Terörsüz Türkiye konusunda her zaman kararlılıkla aynı söylemleri ve aynı doğruları konuşmuştur. Bugün de yine aynı noktadayız, değişen hiçbir şeyimiz yoktur” diye konuştu. Şahin Usta, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Dileğimiz ve temennimiz, ülkemizin ve bölgemizin geleceği açısından önemli bir süreç olan Terörsüz Türkiye sürecinin hakkıyla tamamlanması, ülkemizin ve bölgemizin daha da güvenli daha da huzurlu bir ortam haline gelmesine vesile olmasıdır. Tarihin yanlış tarafında bulunmayı tercih edenlere saygı duyuyor ve onların yorumlarını kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.
Az önce şehit ve gazilerimizle ilgili birtakım düzenlemelere ihtiyaç olduğundan bahsedildi. Biz bu konuyla ilgili uzun süredir Milli Savunma Komisyonumuzun da başkanlığında kıymetli vekillerimizle çalışmalarımızı yapıyoruz ve tamamladık. Bugün itibarıyla da bu konuyla ilgili, şehit ve gazi haklarının yeniden düzenlenmesi ve haklarının iyileştirilmesiyle ilgili kanun teklifimizi de imzaya açmış bulunuyoruz. Dileğimiz ve temennimiz Meclisimizin bu konudaki sorumluluğunu da yerine getirerek yasalaşmasını sağlamak ve bekleyen şehit yakınlarımıza ve gazilerimize her türlü iyileştirmeyi en kısa sürede sunabilmeyi de arzu ediyoruz.”
Ankara Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun ise CHP’de kalma kararı aldığı iddia edildi.
Gazeteci Hilal Köylü’nün haberine göre, CHP Etimesgut İlçe Örgütü toplu şekilde istifa ederek Yeni Parti’ye katılma kararı aldı. Etimesgut Belediyesi’nde görev yapan 15 CHP’li belediye meclis üyesi de partilerinden ayrılarak Yeni Parti’ye geçiş başvurularını tamamladı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ndeki siyasi aritmetiğin korunması amacıyla ise büyükşehir belediye meclis üyelerinin istifaları istenmedi. Ayrıca Mansur Yavaş ile hareket eden 2 meclis üyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne giden Etimesgutlu meclis üyeleri ile Erdal Beşikçioğlu’nun kontenjanından meclise giren üyelerin de istifalarının talep edilmediği ifade edildi.
Gazeteci Deniz Zeyrek de ilçe örgütünün ve belediye meclis üyelerinin önemli bölümünün ayrılmasına karşın, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun CHP’de kalmayı tercih ettiğini aktardı.
ABD merkezli televizyon kanalı Fox News’e konuşan Trump, mümkün olması halinde İran’ın köprülerini ve elektrik santrallerini hedef almaktan kaçınmak istediğini söyledi. Trump, “Bu çok ama çok hassas bir denge. Şu anda çok güçlü bir konumda olduğumuzu düşünüyorum. Eğer anlaşma yapmazlarsa bunu yapacağımı biliyorlar. Artık anlaşmaları bozmalarına izin veremeyiz” ifadelerini kullandı.
İran ile yürütülen diplomatik temaslara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Trump, “Çok iyi görüşmeler yaptık” dedi. Trump’ın, İran’ın nükleer programını ele almak üzere İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile salı günü Beyaz Saray’da bir araya gelmesi bekleniyor.
‘HÜRMÜZ BOĞAZI’NI BİZ KONTROL EDİYORUZ’
Trump ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmediğini savunarak, “Biz, Hürmüz Boğazı’nı kontrol ediyoruz” iddiasında bulundu.
Röportajda Trump’a, Netanyahu’nun İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğu belirtilen ve Tahran yakınlarında yerin derinliklerine inşa edilen tahkimatlı Pickaxe Mountain tesisini görüşmede gündeme getireceğine ilişkin haberler soruldu.
Trump, Netanyahu’ya atıfta bulunarak, “Bana bunu Bibi’nin söylemesine gerek yok. Bibi bunu bana, benim sürecin içinde kalmamı istediği için söylüyor” dedi.
İran’ın nükleer altyapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Trump, “Pickaxe’ta neler olup bittiğini tam olarak biliyorum. Bu büyük bir sorun değil. Onların nükleer tesislerini ortadan kaldırdık. Eğer anlaşma yapmazsak Pickaxe’ı da ortadan kaldırmak zorunda kalacağız. Anlaşma olmazsa bunu çok kolay yaparız” ifadelerini kullandı. (ANKA)
Sakık, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
“Dün Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek ile son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizde, Ağrı Diyadin’de fırında çalışırken katledilen çocuklar Orhan ve Muhammed’in dosyası başta olmak üzere, yıllardır adalet bekleyen faili meçhul dosyaları kapsamlı biçimde ele aldık. Ayrıca barış ve çözüm sürecini güçlendirecek hukuki ve insani adımlar, AİHM kararları konusunda kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunduk.
Toplumsal barışın ve ortak geleceğimizin en güçlü teminatının adalet olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda yaptığımız görüşmenin, kısa süre içinde somut ve olumlu sonuçlara vesile olmasını temenni ediyorum. Nazik ev sahipliği ve yapıcı yaklaşımı dolayısıyla Sayın Adalet Bakanına teşekkür ediyorum.”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara ATO Congresium’da düzenlenen 2. İletişim Şurası’nda konuştu.
Erdoğan, konuşmasında Ahbap Derneği’ne yönelik yürütülen soruşturmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Soruşturma kapsamında ortaya çıkan bilgi ve belgelerin 6 Şubat depremleri sürecinde yaşananları gösterdiğini belirten Erdoğan, “Ortaya dökülen bilgi ve belgeler, 6 Şubat depremleri sürecinde devlete ve millete hangi operasyonların çekildiğini hepimize çok net biçimde gösteriyor” dedi.
Erdoğan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu önemli toplantının ülkemiz için hayırlara vesile olmasını canı gönülden diliyorum. Geçen sene şuranın hazırlık çalışmalarını başlattık. Özgün ve yenilikçi fikirleriyle ufkumuzu genişleten genç kardeşlerimize bilhassa şükranlarımı sunuyorum. İletişim ekosistemine yeni bir ufuk çizilecek.
Yeni medya araçları bilgiye ulaşımı hızlandırdı. Bugün bilgiye erişimin hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir dönemin içindeyiz. Neredeyse her gün yeni bir gelişme kaydediliyor. Dünyanın bir ucunda meydana gelen herhangi bir hadise dakikalar hatta saniyeler içinde dünyaya yayılıyor. Eskiden saatlerimizi alan işler artık sadece dakikalar içinde tek bir tuş veya komutla halledilebiliyor. Sosyal medya mecraları hangi konunun üzerinde ne kadar duracağımızı ciddi oranda belirlemekte.
Özellikle Kovid-19 salgını, orman yangınları ve 6 Şubat depremlerinde, hem içerden hem de dışardan çok yoğun iletişim saldırılarıyla muhatap olduk. Devlet olarak bir taraftan tüm imkanlarımızla afetzedelerimizin yardımına koşarken diğer taraftan bazı çevrelerce köpürtülen dezenformasyonlarla mücadele etmek zorunda kaldık.
‘DEPREMİ KULLANARAK FIRSATÇILIK YAPANLAR BUGÜN ADALETE HESAP VERİYOR’
Çarpık ilişkiler tek tek ortaya çıkıyor. Ortaya dökülen bilgi ve belgeler 6 Şubat depremleri sürecinde devlete ve millete hangi operasyonların çekildiğini hepimize çok net biçimde gösteriyor. Kimlerin kimlerle hangi çarpık ilişkiler içinde olduğu ortaya çıkıyor. Depremi kullanarak siyasi, ekonomik fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor.
Ucu nereye varırsa varsın gerilimden ve kutuplaşmadan medet umanların ellerindeki imkanları devlete karşı silah olarak kullanmalarına fırsat vermeyeceğiz. Dezenformasyonun her çeşidiyle mücadeleyi, ülkemiz, demokrasimiz ve toplumsal barışımız açısından bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz.”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahbap Derneği’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında şarkıcı Gülben Ergen sabah saatlerinde avukatıyla geldiği İstanbul Adalet Sarayı’nda ifade verdi.
DHA’nın haberine göre; Ergen’in savcılıktaki ifadesi ortaya çıktı.
Gülben Ergen ifadesinde, “Bana sormuş olduğunuz Haluk Levent ve Oğuzhan Uğur isimli şahıslarla deprem öncesinde herhangi bir tanışıklığımız yoktur. Ben Haluk Levent ile ülkemizde yaşanan 6 Şubat depremi sürecinde yapılan ücretsiz bir konser vesilesiyle görüştüm. Bunun dışında kendisiyle herhangi bir görüşmem veya samimiyetim bulunmamaktadır. Oğuzhan Uğur isimli yayıncıyla deprem süreci sonrasında kadına şiddet ve çocuk istismarı konulu bir programın konuğu olarak görüştüm. Kendisiyle bunun dışında herhangi bir tanışıklığım veya samimiyetim bulunmamaktadır” dedi.
‘AHBAP DERNEĞİNE ÖZEL BİR YÖNLENDİRMEM OLMADI’
Ergen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“‘Ben Çocuklar Gülsün Diye Derneği’nin Başkanı ve kurucusuyum. Ülkemizde yaşanan 6 Şubat depremi sürecinde İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı olurlarıyla deprem bölgesinde 11 ilde 17 okul inşaatı yaptım. Yine deprem sürecinde AFAD, KIZILAY gibi devlet kurumları ile Ahbap Derneği’ne kendi kişisel hesabımdan çeşitli miktarlarda yardım gönderdim. Ben deprem sürecinde de AFAD’ın yönlendirmesiyle Kahramanmaraş ilinde yaklaşık 1,5 ay kadar kaldım. Bu süre zarfında kullanımımda bulunan sosyal medya uygulamalarında bütün kurum ve kuruluşları etiketlemek suretiyle yardım kampanyasına destek olmak istedim. Ahbap Derneği’ne özel olarak bir yönlendirmem olmadı.
Ben tüm kuruluşları yaptığım paylaşımlarda etiketliyordum. Ahbap Derneği ve Haluk Levent’in deprem sürecinde toplanan yardımlar üzerinde nasıl bir tasarrufta bulundukları hususunda kamuoyuna yansıyan soruşturma süreci öncesinde herhangi bir bilgiye sahip değildim. Kendim Ahbap Derneği’ne gönderdiğim meblağlar sebebiyle Ahbap Derneği’ne kişisel olarak herhangi bir sorguda bulunmadım. Bu hususta denetim de yapmadım. Bu hususta herhangi bir araştırmam da olmadı. Ülkemizde yaşanan deprem sebebiyle yapılan yardım çağrılarında ben devlet kurumlarını eleştirir mahiyette herhangi bir paylaşımda bulunmadım.
‘ÜZGÜN VE MAĞDURUM’
Ben deprem sürecinde AFAD koordinesinde yardım faaliyetinde bulundum. Toplanan yardımlar hususunda benim de vatandaş olarak yapmış olduğum yardımların amacı dışında kullanıldığı hususunda kendimi vicdanen rahatsız ve mağdur hissediyorum. Bu hususta şikayet hakkımı da saklı tutmak istiyorum. Haluk Levent ile deprem sürecinden sonra yapılan konserlerin Haluk Levent’in popüleritesini artırdığını düşünmüyorum. Kendisi yapmış olduğu iş ve kampanyalar sayesinde zaten tanınırdı. Biz yapılan Gazze konserinden herhangi bir ücret almadık. Toplanan konser ücretleri Gazze bölgesine yardım olarak gidecekti.Toplanan yardımların akıbetiyle ilgili de herhangi bir bilgiye sahip değilim.
Ben birtakım kamuoyuna mal olmuş insanların canlı yayınlarda deprem bölgesine telefonla ya da canlı yayın suretiyle bağış toplama kampanyasına dahil olmadım. Dahil olmuş olsaydım bu hususta bir özür beyan edebilirdim ancak şuan yaptığım yardımlar sebebiyle üzgün ve mağdurum. Biraz önce ifademde belirttiğim konser de Gazze Yardım konseriydi. Bunun da deprem sürecinde yapılan yardım kampanyasıyla herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır. Benim anlattıklarım ve yaşadıklarım dikkate alındığında Ahbap Derneği ve Haluk Levent’in yardım kampanyasına herhangi bir dahilim bulunmamaktadır.”
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin tutuklu olmak üzere 7 belediye başkanının yargılandığı davanın karar duruşmasının 27’nci günü, Silivri’de yeni inşa edilen duruşma salonunda yapılıyor.
‘İTİRAFÇI OLDUĞUM SÖYLENDİ’
Savunması devam eden Rıza Akpolat, dosya süreci boyunca yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Ağzımızdan çıkan her söze, kamuoyuna yaptığımız her açıklamaya dikkat ettik. İddianame hazırlanıp huzurunuza gelene kadar bir devlet terbiyesi içerisinde hareket ettik. Masumiyet karinemiz yok sayılmasına rağmen, gizlilik kararı olan dosyalarımız basına sızdırılmasına rağmen sustuk. Herkesin gözü önünde bana, çalışma arkadaşlarıma, aile bireylerime yapılan haksız uygulamaların hepsine mahkeme salonunda cevap verdik, duyurduk. Tabii kolay olmadı. Her sabah yeni bir operasyonla uyanıp ve detaylarını belli basın mecralarından öğrendiğimiz bir süreci yaşadık. Bu ülkenin, bu toprakların adalet duygusuna olan inancımla yarın yöneteceğimiz kurumları itibarsızlaştırmamak için sustum. Önce itirafçı olduğumuz söylendi. Sonra iddianame çıktığında bakıldı ki böyle bir şey yok. Günlerce televizyonlarda konuşuldu, ‘40 sayfa itiraf yazdı. Onu yaptı, bunu yaptı’. İddianame bir çıktı. Ben hep sustum. Sustum. Sustum. Sustum… İddianame çıktı. Böyle bir şey olmadığı ortaya çıkınca bir açıklama yapmak zorunda kaldım ki tek yaptığım açıklama bu kötü dedikoduya karşıydı, bugüne kadar bunca suçlamanın içinde.
‘YALANLA İKNA ETMEK ZORUNDALAR’
Çünkü o benim siyasi tarafıma dokunduğu için ona bir şey söylemem gerekiyordu. Sonra ne oldu? Bu olmayınca ikinci bir yalan ortaya atıldı. Ne dediler? ‘Rıza Akpolat aslında iki kere savcıya gitti Çağlayan’a. İki tane ifade yazdı. Altını imzalamadı. Üçüncüsünde de gittiğinde savcı istemedi. Geri gönderdi’. Çok güzel. Bu yalan da ortaya çıktı. Nasıl çıktı? Ben 17 Ocak 2025 tarihinde Marmara Kapalıya Ceza İnfaz Kurumu’na gelmişim. 18 Ocak’ta revire çıkmışım. Bir de bir kere tutukluluk incelemesine çıkmışım. Onun dışında ne tutukluluk incelemesine ne de yerleşkeden dışarı çıkmışım. Ne zamana kadar? 6 Ocak 2026’daki İstanbul İl Kongresi davasına kadar. Böyle bir şeyin doğru olmadığı ortaya çıkınca ne dediler bu sefer? ‘Rıza Akpolat bize avukat yolladı. Suçu Ali Rıza Yılmaz’ın, Alican Abacı’nın üzerine atmamızı söyledi’. Yılmaz burada. Benim yol arkadaşım, abim, yıllardır beraberiz. Avukatlarımız burada. O bahsi geçen avukatlar da burada. Böyle bir şey olabilir mi? Niye? Yalan üretmek zorundalar, birilerini ikna etmek zorundalar. İhanet etmişler çünkü.
‘MAHALLE DEDİKODUSU YAPMIYORUM’
Şimdi o da ortaya çıkmadı. Bir de mantık hatası var. Şimdi mantıken ne olması gerekir? Benim birinin üzerine suç atarak çıkabileceğim düşünmem hayatın doğal akışına aykırı. Çünkü bu yapılan operasyonların tamamı siyasilere, başkanlara yapılmış operasyonlar. Bir başkan yardımcısına, bir müdüre ya da bir ihale komisyonu üyesine suç atarak buradan çıkmam mümkün mü? Ne olur? Demek ki o insanlar benden daha önemli insanlar, aslında konu ben değilim; konu onlar. Bana da diyorlar ki ‘Bunların üzerine iftira at, çık’. Bana şunu söylediler. Burada huzurunuzda söyledim. ‘CHP’nin 38. kurultayıyla ilgili konuş, çık. Beşiktaş dosyasını temizleyelim’. Böyle şeyler söylendi. Sorsaydınız kimlerin söylediğini de söylerdim. Ben mahalle dedikodusu yapmıyorum. Basına da demeç veriyorum. Ben her şeyi huzurunuzda söyleyeceğime dair söz verdim. Bütün demeçlerimi de burada huzurunuzda veriyorum. Çünkü burası adaletin huzuru ve sayın savcı da burada.
‘İRADELERİ SAKATLANDI’
Bir şeyin soruşturması açılacaksa bunu bana çok rahat sorabilir. Ben de kimlerin bana geldiğini burada çok net söyleyebilirim. Bütün bu anlattıklarım teknik savunmalar, hukuki savunmalar bir kenara bırakılıp ‘Kim bunu söyledi? Bunu açıklaması gerekir’. Ben dediğim gibi burada söyledim. Burada sorulursa burada cevabını söylerim. Bunun dışında söyleyeceğim bir yer yok. Ben cezaevindeyim, tutukluyum, kısıtlıyım. Adam 15 senedir yanımda. İhanet etmiş. Bir şey söylemesi lazım. Adam soruyor, ‘Nasıl yaptın’. ‘Senin bilmediğin şeyler var’ deyip o an aklına ne geliyorsa… Günün sonunda aslında ben bunlara ağır laf söylemedim. Savunmamda çıktım dedim ki bu çocuklar, bu arkadaşlar itirafçı oldular. Bunların iradeleri sakatlandı. Tehdit edildi. Kiminin işte eşi, babası, teyzesi, eniştesi gözaltına alındı. Ötekinin eşi doğum yapacaktı bir hafta sonra. Ötekinin işte özel bir çocuğu var. Ötekini Iğdır Cezaevi’ne yollayacaklar bilmem ne… Ben bunları duyuyorum. Hepsini biliyorum. Onlar da benim bildiğimi biliyorlar. Hâlen devam ediyorlar. Keşke otursalar, devam ettirmeseler. Yaptınız bari oturun.”
İTİRAFÇILARA TEPKİ GÖSTERDİ
İtirafçı olarak ifade veren sanıklara tepki gösteren Akpolat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ben ilk savunmamı yaptığım gün burada savunmadan önce dışarı çıkarken iki kadın arkadaş gözümün içine bakamadı. Ben onu söyledim. Dedim ki ya gözümün içine bakamıyor. Üzüldüm çünkü kardeşim kadar sevdiğim insanlar. Onu söyledim. Ondan sonra bir baktım, hepsi buraya dizilmiş. Böyle gözümün içine bakıyorlar. Anladım ki bu arkadaşlar yaptıkları şeyin arkasındalar. O yüzden ilk savunmamdaki bazı şeyleri geri almak istiyorum. İfade değiştiriyorum. Bu arkadaşlar kendi iradeleriyle itirafçı olmuşlar. Yarın öbür gün ‘Bize baskı yaptılar. Biz o yüzden itirafçı olduk’ diyemeyecekler. Tarihe ve kayıtlara böyle geçmesini istiyorum. ‘Babam, teyzem, eniştem, kız kardeşim, eşim alındı. Ben o yüzden itirafçı oldum’ diyen arkadaş meğer onun için olmamış. Şahsiyet meselesiymiş. Kendiliğinden gitmiş itirafçı olmuş. Eşi bir hafta sonra doğum yapacak arkadaş da kendiliğinden gitmiş ifade vermiş. Hepsi için aynı şeyi söyleyebilirim. Burada dedim ki Aziz İhsan Aktaş’la Mustafa Mutlu, aynı anda ifadeye alındı. Ben onlara hiçbir şey demedim ki. Onlara bir kumpas kuruldu orada. Konkordato tehdidiyle, Aziz İhsan Aktaş malıyla canıyla belki de bizim bilmediğimiz birçok şeyle tehdit edildi. İtirafçı hâline getirildi. Mustafa Mutlu ile aynı anda odaya alındı. Orada hukuka aykırı bir işlem yapıldı ve bütün iş öyle başladı.
‘AKTAŞ, ‘RÜŞVET ANLAŞMASI YAPMADIM’ DEDİ’
Onlar Ozan İş’i verdi. Ozan İş onu görünce Alican Abacı’yı verdi. Alican Abacı, Emirhan Akçadağ’ı verdi. Günün sonunda birbirlerine girdiler. Hepsi bizimle ilgili konuşmaya başladılar. Sonra ne oldu? A kişisi, B kişisini verdi. B kişisi, A kişisini verdi. Üçer kez birbirlerinin aleyhine ifade vermişler. Geldiler buraya, birbirleriyle ilgili bir cümle etmediler. Siz de doğal olarak sordunuz. Çünkü dışarıdalar, özgürler. Anlaşmışlar birbirleriyle. Birlikte gelip gidiyorlar zaten. Ne oldu o kadar ifade? Şimdi bana sormuş avukatı, ‘Aziz İhsan Aktaş’la Rıza Akpolat, hiç birbirlerinin aleyhine bir şey söylemedi’. Ne zaman söyledi ki? Bu dosyanın başından beri ifadelerimiz ortada. Tutuklandığımız günden bugüne Aziz İhsan Aktaş’la ilgili benim söylediğim, bugün söylediklerimin dışında herhangi bir şey var mı ya da onun benimle ilgili bugüne kadar söylediklerinin dışında bir şey var mı? O itirafçı olduktan sonra söylediklerini söylemiyorum. O günden sonra da söylediği şeyi burada devam ettirdi. Kaldı ki kendisi burada çıktı. Dedi ki ‘Ben avukatları sormadan söyleyeyim. Ben Rıza Akpolat’la rüşvet ilişkisi falan içerisine girmedim. Rüşvet pazarlığı yapmadım. Rüşvet anlaşması yapmadım’ diye kendisi söyledi.” (ANKA)
Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün Yeni Parti ile CHP parti yöneticileriyle görüştükten sonra Genel Kurul’da oturma düzenini belirledi. Kurtulmuş, partilere gönderdiği yazıda “TBMM’de temsil edilen siyasi parti grubunun 7’ye çıkması üzerine Genel Kurul’da oturma düzeninin yeniden belirlenmesine ihtiyaç olduğunu” vurguladı.
İlişkili Haber
Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu
Haberi görüntüle
Kurtulmuş, “Başkanlık Divanı’nda bu konuda bir karar alınıncaya kadar geçici olarak siyasi parti gruplarının Genel Kurul’da oturma düzeninin, ön sıralar ile arka sıraların mevcut yerleşim düzeni göz önünde bulundurularak DEM Parti’nin mevcutta kullandığı iki ön sıradan birinin CHP Grubu’na tahsis edileceğini” bildirdi.
Numan Kurtulmuş, Başkanlık Divanı’nın oturuşuna göre en solda AKP olmak üzere sırasıyla Yeni Parti, DEM Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi grupları şeklinde belirlendiği kaydetti.
İlişkili Haber
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Toplantıda Yeni Parti TBMM Başkanvekilliği’ne CHP’de bu görevi yürüten Ankara Milletvekili Tekin Bingöl seçildi. Grup Yönetim Kurulu Üyeliklerine; Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, Ordu Milletvekili Seyit Torun ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat seçildi.
Meclis Başkanlık Divanı’nda görev alacak idare amiri, CHP Grubu’nun da idare amirliğini yapan Kocaeli Milletvekili Harun Özgür Yıldızlı oldu. Katip üye ise Antalya Milletvekili Aliye Coşar olarak belirlendi.
İlişkili Haber
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Haberi görüntüle
Ağbaba, grup yönetimine seçilmesine ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, “Ben 2023 Kasım Kurultayı’ndan sonra hiçbir görev almamıştım. Daha önce de açıklamalarda bulundum, ‘Partimde hiçbir göreve talip değilim. Yeni ve genç arkadaşlarımızın görev alması lazım’ dedim. Ama bugün bir görevlendirmeyle Grup Yönetim Kurulu üyesi olduk. Yeni Partimiz için çalışmaya, Genel Başkanımız liderliğinde görev ne olursa olsun bir nefer gibi çalışmaya her zaman hazırız” ifadelerini kullandı.
CHP Sözcüsü Zeynel Emre de, Grup Yönetim Kurulu seçimlerine ilişkin olarak, “Kurucu olup PM’de yer almayan arkadaşlar değerlendirildi” ifadesini kullandı. (ANKA)
Komedyen Tuba Ulu’nun stand-up gösterisi sırasında Kanuni Sultan Süleyman hakkında yaptığı şaka nedeniyle “tarihi milli manevi değerlere hakaret” suçlamasıyla gözaltına alınıp, adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılmıştı. Ulu, hakkında açılan dava kapsamında İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nce görülen davanın ikinci duruşmasında hakim karşısına çıktı.
‘YAPTIĞIM ŞAKA İLE HİÇ KİMSEYİ AŞAĞILAMAK VEYA İNCİTMEK GİBİ BİR KASTIM YOKTU’
Duruşmada savunmasını yapan Ulu, “Bir komedyen olarak Türkiye’nin her yerinde gösteri yaptım, onlarca izleyiciyle buluştum. Yaptığım şakayla hiç kimseyi aşağılamak veya incitmek gibi bir kastım yoktu. Beraatımı talep ediyorum” şeklinde konuştu.
Ulu’nun bütünsel bakıldığında bağlamı anlaşılacak olan ifadelerinin bir kesitinin ele alınarak yargılama konusu yapıldığını ifade eden avukatlar da ifade özgürlüğünün dokunulmazlığına vurgu yaparak suç kastı olmaması ve suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmaması nedeniyle suç unsuru oluşmadığını savundu.
Avukatların savunmalarının ardından duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. Savcılık mütalaasında, davaya konu ifadelerin cinsiyetçi yaklaşımda olduğu iddiasıyla Ulu’nun “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan cezalandırılmasını talep etti.
Ulu’nun avukatları mütalaayı kabul etmediklerini belirtti. Avukat Jiyan Tosun, “Savcılığın mütalaasını şok içinde dinledim. Müvekillimin bir gün şaka olarak kullanabileceği bir şeydir bu” şeklinde konuştu.
Milyonlarca SSK ve Bağ-Kur emeklisi ile memur ve memur emeklilerinin beklediği temmuz ayı maaş zamları netleşti. En düşük emekli maaşı alan yaklaşık 5,1 milyon kişi ise gözünü TBMM’de görüşülecek yasal düzenlemeye çevirdi.
14 Temmuz’da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ele alınacak kanun teklifinin Genel Kurul’da kabul edilerek yasalaşmasının ardından yürürlüğe girmesi bekleniyor. En düşük emekli maaşına ilişkin zam farklarının ise ağustos ayında ödenmesi öngörülüyor.
EMEKLİ ZAMMI YÜZDE KAÇ OLDU?
Haziran ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla birlikte temmuz ayı maaş artış oranları da kesinleşti.
SSK ve Bağ-Kur emeklileri için zam oranı yüzde 17,76 olurken, memur ve memur emeklileri için maaş artışı yüzde 13,52 olarak belirlendi.
Yapılan düzenlemeyle en düşük emekli maaşı 20 bin TL’den 23 bin 552 TL’ye yükselirken, 25 bin TL maaş alan bir SSK veya Bağ-Kur emeklisinin aylığı 29 bin 440 TL’ye çıktı.
MEMUR MAAŞLARI NE KADAR OLDU?
Memur ve memur emeklileri maaş artışını toplu sözleşme zammı ile enflasyon farkına göre alıyor.
2026 yılının ikinci altı aylık dönemi için toplu sözleşme zammı yüzde 7 olarak uygulanırken, altı aylık enflasyonun yüzde 17,76 olarak gerçekleşmesiyle memurların toplam maaş artışı yüzde 13,52 oldu.
Buna göre bugün itibarıyla 59 bin 896 TL olan lise mezunu en düşük memur maaşı, yüzde 13,52’lik artışla 67 bin 994 TL’ye yükseldi.
1.000 TL’lik seyyanen zammın eklenmesiyle birlikte en düşük memur maaşı 68 bin 994 TL oldu.
Üniversite mezunu bir memurun 62 bin 403 TL olan maaşı da zam ve 1.000 TL’lik ilaveyle 71 bin 839 TL’ye çıktı.
Mevcut durumda 26 bin 889 TL olan en düşük memur emeklisi aylığı ise zam ve 1.000 TL’lik seyyanen artışla 31 bin 524 TL’ye yükseldi.
Kanun teklifine göre en düşük emekli maaşı yüzde 17,76 artışla 23 bin 552 TL olacak.
ZAMLI MAAŞLAR NE ZAMAN ÖDENECEK?
Kanun teklifinin 14 Temmuz’da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülmesi bekleniyor.
Teklifin Genel Kurul’da kabul edilmesi, cumhurbaşkanı tarafından onaylanması ve Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Sürecin ağustos ayı başına kadar tamamlanması ve zam farklarının bu tarihten itibaren hesaplara yatırılması bekleniyor.
Maaşlarını her ayın 15’inde alan memurlar zamlı maaşlarını 15 Temmuz’da alacak. Ayrıca 14 günlük maaş farkının da aynı hafta içinde ödenmesi planlanıyor.
Ayın 1’i ile 5’i arasında maaş alan memur emeklilerine zam farkları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından açıklanacak takvim doğrultusunda yatırılacak.
SSK emeklileri zamlı maaşlarını 17-26 Temmuz tarihleri arasında alırken, Bağ-Kur emeklilerine ödemeler 25-28 Temmuz tarihleri arasında yapılacak.
DUL VE YETİM AYLIKLARI DA ARTACAK
En düşük emekli maaşındaki artış, dul ve yetim aylıklarını da etkileyecek.
Taban maaşın 23 bin 552 TL’ye yükselmesiyle birlikte;
Ölüm aylığı oranı yüzde 75 olanlara 17 bin 664 TL,
Ölüm aylığı oranı yüzde 50 olanlara 11 bin 776 TL,
Ölüm aylığı oranı yüzde 25 olanlara ise 5 bin 888 TL ödeme yapılacak.
SOSYAL DESTEK ÖDEMELERİ DE GÜNCELLENDİ
Memur maaş katsayısındaki yüzde 13,52’lik artış sosyal yardım ödemelerine de yansıdı.
Buna göre;
Kıdem tazminatı tavanı 64 bin 948 TL’den 73 bin 728 TL’ye yükseldi.
65 yaş aylığı 6 bin 393 TL’den 7 bin 257 TL’ye çıktı.
Evde bakım yardımı 13 bin 878 TL’den 15 bin 754 TL’ye yükseldi.
Yüzde 40-69 engelli aylığı 5 bin 103 TL’den 5 bin 792 TL’ye çıktı.
Yüzde 70 ve üzeri engelli aylığı 7 bin 655 TL’den 8 bin 689 TL’ye yükseldi.
Engelli yakını aylığı 5 bin 103 TL’den 5 bin 792 TL’ye çıkarıldı.
Kronik hasta nakdi yardım ödemesi ise 13 bin 878 TL’den 15 bin 792 TL’ye yükseldi.
İngiltere merkezli The Economist dergisinde yayımlanan “Avrupa ve NATO’nun Savaşa Hazır Olmak İçin Yapması Gerekenler” başlıklı ortak yazıda, Soğuk Savaş sonrasında Avrupa’nın barış ortamına güvenerek savunma harcamalarını azalttığı, ancak mevcut güvenlik koşullarının bu yaklaşımı değiştirdiği ifade edildi.
Ortak değerlendirmede, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırdığı, yeni üretim tesisleri kurduğu ve mevcut fabrikaların kapasitesini genişlettiği belirtilirken, insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri ve hava savunma teknolojileri gibi alanlarda yeni şirketlerin sektöre katkı sunduğu kaydedildi. Bazı sivil üreticilerin de savunma sanayii için parça üretimine yöneldiği aktarıldı.
Buna karşın mevcut kapasitenin yeterli olmadığına dikkati çekilen yazıda, NATO müttefikleri ile Avrupa Birliği ülkelerinin savaş uçağı, havadan yakıt ikmal uçağı, deniz platformları, hava ve füze savunma sistemleri ile insansız hava araçları gibi alanlarda önemli eksiklikler bulunduğu ifade edildi. Ukrayna’ya verilen askeri desteğin mevcut stokları azalttığına işaret edilirken, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ın savunma kapasitelerini geliştirmeyi sürdürdüğü değerlendirmesi yapıldı.
Rutte ve von der Leyen, bu tablo karşısında Avrupa ve Kuzey Amerika’daki müttefiklerin sanayi altyapısı, teknoloji ve üretim kapasitesini daha yakın koordinasyon içinde kullanmasının önemine vurgu yaparak, Atlantik’in iki yakasında daha güçlü bir savunma işbirliği kurulması çağrısında bulundu ve “Bu, Atlantik’in her iki yakasında da gerçek bir çabadır. California’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya kadar uzanan coğrafyada varlıklarımızı, uzmanlığımızı ve yenilikçi yeteneklerimizi bir araya getirdiğimizde savunmamız eşsizdir” ifadelerini kullandı. (ANKA)
NATO tarafından sosyal medya hesabı üzerinden Rutte’nin Ankara zirvesine ilişkin görüntülü mesajı paylaşıldı.
Brüksel’de yer alan karargahtaki ofisinde görüntülenen Rutte, “Tam zamanında geldiniz çünkü ben yola çıkmak üzereydim. Bu binadaki birçok kişi Ankara’ya gidiyor” dedi.
Rutte, iki gün sürecek NATO Ankara Zirvesi’nin “büyük ölçüde sonuçlara odaklanacağını” söyledi.
“Geçen yıl Lahey’de çok şey yaptık ama şimdi orada verilen sözleri yerine getirmemiz gerekiyor. Bu da harcamalar anlamına geliyor. Tüm ülkelerin yüzde 5’lik hedefe ulaşma yolunda olduğundan emin olmak için güvenilir harcama planlarını görüşmemiz gerekecek.”
Savunma sanayilerinin daha fazla üretim yapması konusunda iyi gelişmelerin olduğuna dikkati çeken Rutte, Ukrayna konusunda da “Ukrayna’nın mücadelede olabildiğince güçlü kalması ve elbette barış görüşmeleri başladığında mümkün olan en iyi konumda bulunması için ihtiyaç duyduğu şeylere sahip olduğundan emin olmak gerekiyor” değerlendirmesini yaptı.
Rutte, “Ben de şimdi ayrılıyorum ve Ankara’da görüşmek üzere” ifadesini kullandı. (AA)
NATO’nun 36. Liderler Zirvesi 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Saray’ında düzenleniyor.
Türkiye’de düzenlenen 36. NATO Zirvesi’nin anısını yaşatmak amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünce “5 TL Tedavül Madeni NATO Hatıra Parası” basıldı.
Bu kapsamda hazırlanan “hatıra” parası, halen tedavülde bulunan iki metalli (bimetal) 5 liralık madeni para üzerine basılırken paranın tura yüzünde NATO logosu, zirvenin düzenlendiği yer ve tarih ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın grafik görseli yer alıyor. Diğer yüzünde ise 5 liranın tedavüldeki mevcut tasarımı bulunuyor.
500 BİN ADET BASILACAK
İlk etapta 100 bin adet basılan paradan, zirve süresince 400 bin adet daha üretilmesi planlanırken böylece toplam üretim miktarının 500 bin adede ulaşması öngörülüyor.
Uygulamayla, 36. NATO Zirvesi’nin Türkiye’de düzenlenmesinin anısının yaşatılması ve günlük hayatta kullanabilecek tedavüldeki özel bir hatıra parasının dolaşıma sunulması amaçlanıyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 6 Temmuz hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun güney, iç ve doğu kesimlerinin parçalı yer yer çok bulutlu, İç ve Doğu Akdeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Muğla’nın iç kesimleri, Afyonkarahisar ve Tokat çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Yağışların; sabah saatlerine Samsun’un doğu ilçeleri, Ordu ve Giresun çevrelerinde; öğleden sonra Rize, Artvin, Erzurum, Kars ve Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Hava sıcaklıklarının ülkemiz genelinde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzey, güneydoğu kesimlerde güney ve güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, öğleden sonra Marmara’nın güneybatısı ile Kuzey Ege kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli olarak (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; öğleden sonra bölgenin güneybatısında kuzey yönlerden kuvvetli olarak (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.
BURSA °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANAKKALE °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Parçalı ve az bulutlu, zamanla bölgenin iç kesimleri yer yer çok bulutlu, öğleden sonra Muğla’nın iç kesimleri ile Afyonkarahisar çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; öğleden sonra Kuzey Ege kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli olarak (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.
DENİZLİ °C, 34°C
Parçalı bulutlu
İZMİR °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
KÜTAHYA °C, 25°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA °C, 33°C
Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra iç kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
AKDENİZ
Parçalı yer yer çok bulutlu, bölgenin iç ve doğu kesimlerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra Doğu Akdeniz’in Toroslar Mevkiinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ADANA °C, 33°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 31°C
Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra iç ve batı kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
BURDUR °C, 30°C
Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY °C, 30°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, kıyı kesimleri sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra bölgenin güney ve doğu kesimlerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 29°C
Parçalı bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 27°C
Parçalı bulutlu
KONYA °C, 27°C
Parçalı zamanla yer yer çok bulutlu, öğleden sonra sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
YOZGAT °C, 24°C
Parçalı bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 26°C
Parçalı ve az bulutlu
BARTIN °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
KASTAMONU °C, 28°C
Parçalı ve az bulutlu
ZONGULDAK °C, 25°C
Parçalı ve az bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları ve Doğu Karadeniz ile Tokat çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; sabah saatlerinde Samsun’un doğu ilçeleri, Ordu ve Giresun çevrelerinde; öğleden sonra Rize ve Artvin çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
AMASYA °C, 27°C
Parçalı bulutlu
RİZE °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.
SAMSUN °C, 27°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; sabah saatlerinde doğu ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
TRABZON °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin kuzey kesimlerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra Erzurum, Kars ve Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ERZURUM °C, 23°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.
KARS °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğleden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Son gelişmelerin ciddiyeti göz önüne alındığında, Ekrem İmamoglu hakkındaki yarınki duruşmalara, İBB davası dahil katılmak üzere İstanbul’a seyahat ediyorum. Türkiye, NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaparken, demokratik geleceği Silivri’deki bir mahkeme salonunda şekilleniyor. Avrupa Birliği, sadece Ankara’ya odaklanmamalı” açıklamasını yaptı.
Amor, sosyal medya hesabından, “İmamoğlu davasındaki son gelişmeler” başlıklı bir açıklamayı da paylaştı. Açıklama şöyle:
“İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, tutuklu olarak 1 yıl 3 aydan fazla süre geçirdi. İmamoğlu, 416 sanıklı toplu bir ceza davasında halen tutuklu bulunan 59 sanıkla yargılanıyor. İmamoğlu hakkında 142 ayrı suçlama bulunuyor ve iddia edilen bir suç örgütünün lideri olmakla suçlanıyor. Kendisine yönelik açılan çok sayıdaki ceza ve idari soruşturmadan yalnızca biri olan bu dava, zayıf suçlamalar ve adil yargılanma ilkeleriyle bağdaşmadığı öne sürülen ciddi usul eksiklikleri nedeniyle eleştirilirken, son gelişmeler bu kaygıları daha da artırdı.
Mahkeme heyeti, 1 Temmuz 2026 tarihinde, 9 Mart’tan bu yana devam eden ilk duruşma aşamasının 9 Temmuz’da tamamlanacağını açıkladı. Aynı gün, savunma avukatlarından biri henüz savunmasına yeni başlamışken mahkeme, savunma tarafına beyanlarını kısaltarak ertesi gün öğle saatine kadar tamamlamaları talimatını verdi. Oysa mahkeme daha önce, sanıklar ile avukatlarının içerik veya süre bakımından herhangi bir kısıtlama olmaksızın savunmalarını yapabileceklerini defalarca ifade etmişti. Bu tutum aniden değiştirildi.
2 Temmuz’da İmamoğlu ve avukatları, kalan sanıkların, İmamoğlu da dahil olmak üzere, 9 Temmuz’a kadar etkili bir savunma yapmasının mümkün olmadığını belirterek itiraz etti. Ayrıca daha önce İmamoğlu’nun, duruşmalarda ortaya konulan tüm iddialara cevap verebilmesi amacıyla savunmasını en son yapacağı anlaşılmışken, mahkeme herhangi bir gerekçe göstermeden bu sıralamayı değiştirdi ve İmamoğlu’nun savunmasını öne aldı. Savunma tarafı, mahkemenin ilk duruşma aşamasını neden 9 Temmuz’a kadar tamamlamak istediğine ilişkin ikna edici bir gerekçe sunulmadığını belirtti. Bunun yerine mahkeme başkanının talimatıyla İmamoğlu jandarma tarafından duruşma salonundan çıkarıldı. Bunun ardından duruşma daha da gergin bir hal aldı, bazı milletvekilleri ile savunma avukatları salondan çıkarıldı veya salona alınmadı. İmamoğlu’nun avukatlarından birinin duruşma salonundan çıkarılırken, bir diğer avukatı ise bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunuyor. Savunma avukatları daha sonra duruşmayı terk etti.
Mahkemenin artık adil yargılama görüntüsünü dahi koruyamadığı, savunma hakkının ciddi biçimde zedelendiği belirtilmektedir. 142 ayrı suçlamayla yargılanan bir sanığın savunmasının, sonucun önceden belirlenmiş olduğu izlenimi yaratmakta, bu büyüklükte ve siyasi öneme sahip bir davada savunmanın usule ilişkin bir formalite değil, yargılamanın temel unsuru olduğu vurgulanmaktadır.
İMAMOĞLU ÜÇ AYRI MAHKEMEDE
Bu kaygıların, İmamoğlu’nun 6 Temmuz 2026’da üç ayrı mahkemede hakim karşısına çıkacak olması nedeniyle arttığı belirtilmektedir. Bunlar; üniversite diplomasının iptaline ilişkin ceza davası, 19 Mart 2025’ten beri tutuklu bulunduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası ve tutukluluğunun uzatılmasını amaçladığı öne sürülen ‘casusluk’ davasıdır. Uluslararası medya, diplomatik temsilcilikler, uluslararası kuruluşlar ve insan hakları kurumları 6-9 Temmuz tarihleri arasındaki duruşmaları yakından izlemeye çağrılmaktadır. Savunma süresinin aniden kısıtlanması, baş sanığın duruşma salonundan çıkarılması, avukatların ve seçilmiş temsilcilerin salondan uzaklaştırılması ve uzun tutukluluk halinin devamının, yargılamanın adilliği konusunda ciddi endişeler doğurduğu ifade edilmektedir.
‘NATO’ VURGUSU
Türkiye’nin demokratik geleceğini etkileyebilecek bu önemli davanın, uluslararası ilginin Ankara’daki tarihi NATO Zirvesi’ne yoğunlaştığı sırada hızlandırıldığı belirtilmektedir.
Türkiye’nin ortaklarının, özellikle Avrupa Birliği ve üye devletlerin, hukukun üstünlüğünü ikincil bir mesele olarak görmemesi gerektiği savunulmaktadır. Stratejik önem, demokratik meşruiyetin yerini alamaz. Demokratik meşruiyet ise temel hakları koruyan, adil yargılamayı sağlayan ve vatandaşların yöneticilerini seçme hakkını güvence altına alan bağımsız kurumlara bağlıdır. Demokratik bir Türkiye’nin yalnızca kendi vatandaşları için değil, Avrupa’nın ve daha geniş bölgenin istikrarı ve güvenliği açısından da daha güçlü ve güvenilir bir ortak olacağı ifade edilmektedir.”
Ankara’da yapılacak 36. NATO Zirvesi’ni protesto etmek isteyen HKP üyeleri, Ankara’da Birinci Meclis önünde toplanmak üzere iken, Birinci Meclis’e yaklaşık 20 metre kala polis tarafından durduruldu.
“NATO, ülkemizden defol”, “Bağımsızlık Bizim Karakterimizdir” sloganları atan gruptakiler, çevik kuvvet tarafından engellendi. Müdahale sırasında 19 kişi gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlar arasında Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Erkan, Genel Başkan Yardımcısı Sait Kıran, Genel Sekreter Yardımcısı Tacettin Çolak, Genel Sekreter Yardımcısı Adnan Okur, MYK üyeleri Pınar Akbina ve Doğan Zafer Çıngı’nın yanı sıra Parti yöneticileri ve üyeleri bulunuyor.
Partiden yapılan açıklamada, gözaltına alınanların en küçüğünün 18, en büyüğünün 73 yaşında olduğu belirtildi. Gözaltına alınanların, hastanedeki sağlık kontrolünün ardından Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü ve haklarında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan soruşturma açıldığı öğrenildi.
ÇOK SAYIDA TKP ÜYESİNE GÖZALTI
TKP, Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi’ni protesto etmek amacıyla Kızılay’da yürüyüş düzenledi. Polisin müdahale ettiği eylemde, yöneticilerin de bulunduğu 100’ün üzerinde parti üyesinin gözaltına alındığı bildirildi.
Türkiye Komünist Partisi (TKP) Ankara Kızılay’da NATO’ya karşı eylem düzenledi. “Katil NATO ülkemizden defol”, “NATO’ya geçit yok” sloganlarının atıldığı yürüyüşte kortejin önü polis tarafından kapatıldı.
Ablukaya karşın yürüyüşlerini sürdüren TKP’lilere polis müdahale etti. Aralarında parti yöneticilerinin de bulunduğu 100’ün üzerinde TKP üyesinin gözaltına alındığı belirtildi.
Türkiye Komünist Partisi (TKP), NATO zirvesi yaklaşırken Ankara’da düzenlenen NATO karşıtı eylemde ve Kocaeli ile Soma’da 145 parti üyesinin gözaltına alınmasının ardından bir açıklama yayımladı.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“‘NATO’yla mücadele bir suç değil bir sorumluluktur’ demiştik. AKP iktidarı ise, Filistin’de katliam sürerken, İran’a dönük ABD-İsrail saldırganlığının nereye evrileceği belli değilken, Ukrayna’daki savaşın kapsamının genişlemesi gündemdeyken NATO’yu protesto etmeyi suç olarak tanımlamaya çalışıyor. Bunu kabul etmeyeceğimizi söylemiştik. Darbelerin, siyasi cinayetlerin, katliamların, işgallerin arkasındaki güçlerden biri olan NATO bakanlık ya da valilik kararnameleri ile temize çıkartılamaz. İnsanlık buna izin vermez, tarihsel gerçekler bu şekilde değiştirilemez.
‘ÜLKENİN YURTSEVERLERİNİ NATO BAYRAĞIYLA KORKUTMAYA ÇALIŞIYORLAR’
Bu iktidarın temsilcileri ve yandaşları daha düne kadar 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin sorumluluğuyla ilgili olarak NATO’yu ve batılı emperyalist ülkeleri işaret etmekte, ‘artık eski Türkiye yok’ diye övünmekteydi. Şimdi yine ‘artık eski Türkiye yok’ diyerek ülkenin yurtseverlerini, devrimcilerini, komünistlerini ellerindeki NATO bayrağı ile korkutmaya çalışıyorlar.
Ülkemizin NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana bir değişiklik yok bu düzenin efendilerinin cephesinde. Bir taraftan vatan-millet edebiyatı yapıp diğer taraftan ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin dümen suyunda bölge gücü olmaya çalışmaktan hiç vazgeçmediler. Biz de emperyalizme ve onun NATO başta olmak üzere bütün kurumlarına karşı mücadele etmekten vazgeçmedik. Gün geldi 6. Filo’ya karşı, gün geldi yabancı üslere karşı, gün geldi yanıbaşımızdaki işgal girişimlerine karşı, gün geldi savaşa karşı durduk, durmaya devam edeceğiz. NATO zirvesi yaklaşırken tanık olduğumuz pişkinlik, zorbalık ve onursuzluğu kabul etmeyen, sesini çıkaran, eylem yapan herkes, her parti, her örgüt, her kesim Türkiye’nin üzerine yapıştırılmak istenen ‘kolektif işbirlikçilik yaftasını yırtıp atmıştır.
‘ANKARA’DAKİ EYLEM YAYGIN DESTEK BULDU’
TKP’nin dün Ankara’da Kızılay Meydanı’nda ‘NATO’ya karşı durmak bir görevdir’ diyerek gerçekleştirdiği eylemin çok yaygın bir destek bulması iktidarın bütün çabalarına rağmen Türkiye’nin bağımsızlıkçı, anti-emperyalist damarlarının kurutulamadığının kanıtıdır.
Ancak mücadele sürüyor ve bilmeliyiz ki bu mücadele henüz başarının çok uzağında. Düzen partilerinin tamamının NATO’yu meşrulaştırmak için çabaladığı, halkımızın aklına on yıllardır NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini sağladığı yalanının sokulduğu koşullarda 85 milyonluk bir ülkede binlerle sayılacak protesto gösterileri düzenlendi diye ya da yasak ve engellemeleri tanımadığımızı bir kez daha kanıtladığımız için rahatlayacak değiliz.
‘ASIL GÖREVİMİZ TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRMEK’
Tarihe ve topluma not düşüyoruz ama asıl görevimiz tarihin akışını değiştirmektir. Türkiye emperyalizmden, çokuluslu tekellerden, sömürüden arındırılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Ankara’da, Kocaeli’nde, Soma’da gözaltına alınan 145 TKP’linin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. NATO’culuğa karşı çıktıkları için gözaltına alınan, tutuklanan tüm devrimciler için de aynı talebi yineliyoruz. NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur. Bunu kimse unutmasın. Polis şiddeti sonucunda yaralanan bütün partili arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyor, dayanışma gösteren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.”
NATO Zirvesi, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek. ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere NATO müttefikleri ve NATO ortaklarının liderleri ile heyetlerinin katılacağı Zirve kapsamında hazırlıklar devam ediyor. Liderler ve heyetlerinin uçaklarının ineceği havalimanlarından biri olan Esenboğa Havalimanı güzergahında hazırlıklar bitmek üzere.
Liderlerin uçaklarının ineceği Esenboğa Havalimanı güzergahına NATO ülkelerinin bayrakları asıldı. Ankara Zirvesi’nin sloganı olan “Barışta Ortak Gelecek”, “Güvenliğin Anahtarı” ve “Barışın Anahtarı” yazılı pankartlar havalimanına giden yol olan Özal Bulvarı’nda sağlı sollu yerlerini aldı.
Bulvar üzerindeki panolarda KAAN, Hürjet, TCG Anadolu gibi Türk savunma sanayinin öne çıkan ürünleri ile aralarında Galata Kulesi, Kapadokya, Efes Antik Kenti, Anıtkabir gibi Türkiye’nin tarihi ve turistik lokasyonlarının fotoğraflarına da panolarda yer verildi. (ANKA)
AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri de içeren Yüksek Öğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin TBMM Başkanlığına sunulduğunu bildirdi.
Zengin, Meclis’te AKP Kocaeli Milletvekili Sadettin Hülagü ve Niğde Milletvekili Cevahir Uzkurt ile düzenlediği basın toplantısında, teklifin 28 maddeden oluştuğunu belirtti.
Teklifi bir başlangıç olarak gördüklerini ifade eden Zengin, ekim ayından sonra bir kanun teklifinin daha gündeme geleceğini bildirdi.
Özlem Zengin, teklifte öğrenci affına yönelik düzenlemenin de bulunduğunu aktararak, şöyle devam etti:
“Yükseköğretime dönüşle alakalı bir öğrenci affı getiriyoruz. Geniş bir af yapmayı hep beraber konuştuk. 2022’de de TBMM af düzenlemesi yapmıştı. Tek bir kriter var, daha evvelki aflardan yararlanmamak şartıyla, lisans, ön lisans, lisans tamamlama, lisans üstü düzeyde tüm öğrencilerimiz bu aftan yararlanabilecek. Bu, bir süre içerisinde olacak. Öğrenciler aftan yararlanmak için 4 ay içerisinde ilişikleri kesilen üniversitelere başvurabilecek. Askerlik görevini ifa eden öğrencilerin de haktan yararlanması için askerlik görevinin sona ermesinden 2 ay sonra başvurmaları halinde onlar da bu aftan yararlanabilecek.”
Uygulamalı eğitim ve intörnlük sürecini tamamlayamadan ilişikleri kesilen öğrenciler için de ayrı bir düzenleme yapılacağını anlatan Zengin, teorik derslerden başarılı olan, uygulamalı eğitim ve intörnlük sürecinde problem yaşayanlar için de af getirileceğini, üniversiteyi bitirme sürelerinin uzatılacağını söyledi.
Başta tıp fakülteleri olmak üzere Anadolu’daki değerli akademisyenlerden daha fazla istifade etmek istediklerini vurgulayan Zengin, emekliye ayrıldıktan sonra öğretim üyelerinin 2 yıl süreyle sözleşmeli görevlerini sürdürebileceğini, onlara ek ders ücreti ve teşvik ödeneklerinin verileceğini belirtti.
Hastaneleri olmayan vakıf üniversitelerinin tıp fakültelerine verilen hastane yapma sürelerinin uzatılacağını bildiren Zengin, teklifle ayrıca Anayasa Mahkemesinin iptal kararları doğrultusunda da düzenlemelere gidileceğini ifade etti.
‘DEVLET ÜNİVERSİTELERİMİZ, YURT DIŞINDA TESİS KURABİLECEK’
Teklifteki düzenlemeleri anlatan Zengin, şunları kaydetti:
“Vakıf üniversitelerinde tam burslu öğrencilerin olması çok önemli. Bir vergi düzenlemesiyle tam burslu eğitim alacak öğrencilerin sayısının artırılmasını düzenliyoruz. Yan dal uzmanlığında bulunan öğretim üyelerinin ve araştırma görevlilerinin ek ödeme tavanları Sağlık Bakanlığında görev yapan emsalleriyle aynı noktaya getirildi. Üniversitelerimize farklı ülkelerde kampüs açmayla ilgili düzenleme ortaya koyuyoruz. Devlet üniversitelerimiz, yurt dışında tesis kurabilecek. Hem bulundukları ülkelerde öğrenci alıp yetiştirebilecekler hem de Türkiye’den üniversite sınavına giren öğrencilerimiz o üniversitelerde eğitimlerine devam edebilecekler. İzinsiz yabancı yükseköğretim kurumlarının faaliyet yaptığını görüyoruz, aslında kaçak bir uygulama. Türkiye’de izinsiz ve mevzuata aykırı yükseköğretim faaliyetinin yürütülmesinin, sahte diploma, sahte sertifika düzenlemesinin önüne geçebilmek için son derece katı düzenleme yapıyoruz.”
Akademik tez yazan ofislerin bulunduğunu hatırlatan Zengin, bu konuda da düzenleme yapılacağını belirtti.
Teklifle ilgili 6 aylık bir çalışma süreci ortaya koyduklarını dile getiren Zengin, teklif konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile de görüşmeler gerçekleştirdiklerini söyledi.
Özlem Zengin, teklifin, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşüleceğini, daha sonra TBMM Genel Kurulunun gündemine geleceğini bildirdi.
Gazetecilerin NATO Liderler Zirvesi kapsamında alınan tedbirlere ve muhalefetin bu konudaki eleştirilerine ilişkin soruları üzerine Zengin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirveye 14’üncü kez katılacağını ve en çok katılan lider olduğunu ifade etti.
AKP Grup Başkanvekili Zengin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“NATO’ya yeni bir anlam da atfediliyor. Herkesin gözünün Türkiye’de olduğu bir ortamda, Türkiye için önemli olan bir toplantıyı hacminden büyük gölgelemek yaralayıcı. Türkiye muhalefeti, hiçbir iyi şeyi görmemeye çalışıyor. Hak ihlalini de doğru bulmayız. Var olan çalışmaları, bu önemli organizasyonu gölgelemek adına hacminden büyük konuşmayı da haksızlık olarak görüyorum.”
Yükseköğretim Kurumları Sınavı’ndaki bir sorunun iptal edildiğinin, bir sorunun da cevabının değiştirildiğinin hatırlatılması üzerine Zengin, hakkaniyetin ortaya konulacağı seçeneğin düşünülmesi gerektiğini söyledi. (ANKA)
Gösterilerinden bazı kesitlerin yer aldığı X paylaşımlarına erişim engeli getirilen komedyen Deniz Göktaş hakkında savcılık tarafından soruşturma başlatılmıştı.
Konuya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada “Bir kısım sosyal medya platformlarında yayınlamış olduğu içeriklerde suç unsuru ifadeler tespit edilen şüpheli Deniz Göktaş hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır” denilmişti.
Yurt dışında bulunan Deniz Göktaş İstanbul Havalimanı’ndan yurda dönüşünde pasaport kontrolünde gözaltına alındı.
Vatan Caddesi’ndeki Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne götürülen Göktaş’ın soruşturma kapsamında ifade vermesi bekleniyor.
ÖNCE ERİŞİM ENGELİ GETİRİLDİ
Göktaş’ın stand-up gösterisinden kesitlerin yer aldığı bazı X paylaşımlarına “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirilmişti.
Göktaş’ın 1 Haziran’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelediği kapalı gişe stand-up gösterisi, 24 Haziran’da YouTube’da yayına girmiş, ilk gün 1 milyon izlemeye ulaşmış, sayı kısa sürede milyonlara çıkmıştı.
“Ölü Deniz” adlı gösteri siyasi hiciv örneği olarak ilgi, beğeni toplamış, eleştirilere yol açmış, gösteriden kesitler sosyal medyada paylaşılmıştı. (ANKA)
CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, yaptığı yazılı açıklamada, Et ve Süt Kurumu (ESK) üzerinden yürütülen ithal et politikaları ve kırmızı et sektörüne yönelik soruşturma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İki ay önce Ankara merkezli 8 ilde düzenlenen operasyonda, et fiyatlarını manipüle ettikleri, arzı kısıtladıkları ve piyasaya hastalıklı et sürdükleri iddia edilen 31 şüphelinin gözaltına alındığını, bunlardan 7’sinin tutuklandığını hatırlatan Öztürkmen, operasyonun ardından büyük kırmızı et şirketlerine yönelik herhangi bir adım atılmadığını savundu.
Hasan Öztürkmen, açıklamasında şunları söyledi:
“Türkiye beyaz et firmalarına yönelik operasyonu konuşurken, kırmızı et baronları adeta unutuldu.
Et fiyatlarını manipüle ettikleri, arzı kısıtladıkları ve piyasaya hastalıklı et sürdükleri iddia edilen şüphelilere yönelik iki ay önce Ankara merkezli 8 ilde düzenlenen operasyonda 31 şüpheli gözaltına alınmış, bunların 7’si tutuklanmıştı. Operasyonun üzerinden iki aydan fazla bir süre geçti ancak şüphelilerin sahibi olduğu büyük kırmızı et şirketleriyle ilgili de bir adım atılmadı. Beyaz et firmalarına atanan “denetim kayyumu” et baronlarının firmalarına uygulanmadı. Daha vahimi savcılık kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre söz konusu soruşturma dosyası kapalı durumda. Son HSK kararnamesiyle soruşturma savcısının değiştirildiğini ancak dosyaya yeni savcı görevlendirilmediğini de öğrendik. Soruşturmaya ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı sessizliğe gömülmüş durumda. Aylardır kamuoyuna tek satır bilgilendirme yapmadılar.
‘YÜZDE 5’İ VATANDAŞA ULAŞABİLİYOR’
Soruşturma konusu edilmedi ancak bu firmaların tek suçu “et fiyatlarını manipüle etmek” değil. Çok daha büyük bir vurgun söz konusu. İktidar destekli büyük et firmalarının Et ve Süt Kurumu’nun ithal ettiği etler ve canlı hayvanlar üzerinden kurduğu büyük vurgun çarkını iki yıldır kamuoyuna tüm ayrıntılarıyla anlatıyorum.
Kamuoyu beyaz et firmalarına yapılan operasyonu konuşuyor ancak asıl büyük vurgun yıllardır kırmızı et sektöründe yaşanıyor. Et ve Süt Kurumu (ESK) eliyle yaklaşık 10 yıldır milyar dolarlık et ve canlı hayvan ithalatı yapılıyor. Tam gaz devam eden karkas et ve canlı hayvan ithalatı da fiyatları düşürmüyor. Çünkü “Vatandaş ucuz et yiyecek” denilerek başlatılan ithalatla getirilen ucuz etler vatandaşın sofrasına değil, et baronlarının ve büyük zincir şirketlerin kasasına giriyor. Milyar dolarlık ithalatların ancak yüzde 5’i vatandaşa ulaşabiliyor. Yüzde 95’lik kısmı ise AKP destekli 8-10 büyük şirket arasında adeta talan ediliyor.
Hâlbuki kilogram fiyatı 7 dolara alınan ithal karkas etler doğrudan halka sunulsa vatandaş en fazla 400 TL’ye et yiyebilecek. Ancak iktidar, ucuz etleri yandaş şirketlere peşkeş çekmeyi tercih ediyor.
İki yıldır vurgun çarkını ifşa ediyorum. Meclis çatısı altında defalarca basın toplantısı düzenledim. Cumhuriyet savcılıklarını göreve çağırdım. Hatta Et ve Süt Kurumu (ESK) tarafından ithal edilen ucuz etlerin tamamının Tarım Kredi marketlerinde doğrudan ve sadece vatandaşa satılması için kanun teklifi dahi verdim. İktidar duymazdan geldi. Çabalarımız ve kamuoyunun desteğiyle bu büyük et şirketlerine yönelik soruşturma başlatıldı. Soruşturma konusu ithal etler üzerinden yapılan vurgun olmasa da kırmızı et firmalarının mercek altına alınması değerliydi. Ancak soruşturmaya rağmen et firmalarının faaliyetlerine devam ediyor olması ve operasyonun üzerinden iki ay geçmesine rağmen dosyanın kapalı durumda bulunması vahimdir.
‘ET BARONLARINI KİMLER KORUYOR?’
Bu durumda, “Et baronlarını ve onların şirketlerini kim koruyor?” sorusu gündeme gelmektedir. Beyaz et firmalarına uygulanan tarife, bunların yüz katı daha fazla haksız kazanç sağlayan kırmızı et firmalarına uygulanmıyor olması dikkat çekmektedir.
Buradan yetkililere tekrar sesleniyorum: ‘Beyaz’a uygulanan tarife ‘kırmızı’ya neden uygulanmıyor? Et baronlarını kimler koruyor? Et baronlarının vurgun dosyası neden kapalı?”
Eski polis memuru Cemil Koç tarafından öldürülerek bavul içinde yol kenarına bırakılan 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz cinayetinin 11 sanıklı davasının üçüncü duruşmasına Küçükçekmece 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediliyor.
Sabah 10.20 sıralarında başlayan duruşmada sanıklardan Oğuz Kal’ın “çirkefçe konuşuyor” şeklindeki sözlerine tepki gösteren Ayşe Tokyaz’ın ikizi Esra Tokyaz salondan çıkarıldı.
Bir süre sonra mütalaasını açıklayan duruşma savcısı sanık Cemil Koç hakkında ‘kadına karşı tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet cezası talep etti.
Mütalaada Koç’un ayrıca, ‘cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ‘şantaj’ suçlarından da cezalandırılmasını istedi.
TÜM SANIKLARIN TUTUKLULUĞUNUN DEVAMI İSTENDİ
Savcı ayrıca, hüküm ile birlikte sanıklar Cemil Koç, Cemal Arslan, Oğuzhan Kal, İlker Umut Uğurlu, Necmettin Eser, Barışcan Aydın, Erhan Girgin, Yusuf Ziya Sancak ve Necdet Çetinkaya’nın tutukluluk hallerinin devamına, sanık Zülfü Bektaş hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin de devamına karar verilmesini istedi.
Duruşmaya mütaala ile ilgili değerlendirme için ara verildi. (ANKA)
Akaryakıt fiyatlarındaki hareketlilik devam ediyor.
Benzinin litre fiyatında yapılan 55 kuruşluk indirimin ardından bu kez LPG kullanıcılarını sevindirecek bir gelişme yaşandı.
Sektör temsilcilerinden edinilen bilgilere göre, otogazın litre fiyatında bu gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere 93 kuruşluk indirim uygulanması bekleniyor. İndirimin pompaya yansımasıyla birlikte LPG fiyatları yeniden güncellenecek.
Ortalama 50 litrelik otogaz deposunda indirim yaklaşık 46,5 TL avantaj sağlayacak.
LPG grubundaki indirimin, bu gece yarısından sonra pompa fiyatlarına yansıması bekleniyor.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Haziran ayında üretici market fiyatlarındaki farklılıklarla, girdi maliyetlerinde yaşanan değişimleri değerlendirdi.
İHA’nın haberine göre; haziran ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 379,3 ile elmada görüldüğünü belirten Bayraktar, “Elmadaki fiyat farkını yüzde 284,2 ile havuç, yüzde 283,5 ile çilek, yüzde 251,3 ile yeşil fasulye ve yüzde 246,9 ile kiraz takip etti. Elma 4,8 kat, havuç ile çilek 3,8 kat ve yeşil fasulye 3,5 kat fazlaya satıldı. Üreticide 18 lira 75 kuruş olan elma markette 89 lira 87 kuruşa, 22 lira 50 kuruş olan havuç 86 lira 45 kuruşa, 43 lira olan çilek 164 lira 91 kuruşa, 46 lira 25 kuruş olan yeşil fasulye 162 lira 45 kuruşa ve 57 lira 50 kuruş olan kiraz 199 lira 48 kuruşa satıldı. Haziran ayında markette fiyatı en fazla artan ürün çilek olurken üreticide kabak oldu. Fiyatı en fazla düşen ürün ise markette domates, üreticide karpuz oldu” ifadelerini kullandı.
Market fiyatlarına ilişkin bilgi veren Bayraktar, Haziran ayında markette 38 ürünün 21’inde fiyat artışı, 17’sinde fiyat düşüşü görüldüğünü aktararak “Haziran ayında markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 81 ile çilek oldu. Çilekteki fiyat artışını yüzde 52,2 ile havuç, yüzde 32,8 ile kabak, yüzde 32,5 ile kuru soğan ve yüzde 24,7 ile patates takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 37,8 ile domates oldu. Domatesteki fiyat düşüşünü yüzde 22,3 ile karpuz, yüzde 17,1 ile nohut, yüzde 13,3 ile kuru üzüm ve yüzde 10,5 ile yumurta izledi” açıklamasında bulundu.
“Haziran ayında üreticide 30 ürünün 12’sinde fiyat artışı olurken 9 üründe fiyat düşüşü görüldüğüne değinen Bayraktar, 9 üründe ise fiyat değişimi olmadığını aktardı. Bayraktar, “Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 54,8 ile karpuzda görüldü. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 43,3 ile domates, yüzde 30,4 ile limon, yüzde 25,4 ile yeşil fasulye ve yüzde 15,7 ile maydanoz izledi. Üreticide en çok fiyat artışı yüzde 112,5 ile kabakta görüldü. Kabaktaki fiyat artışını yüzde 50 ile havuç, yüzde 47,4 ile patlıcan, yüzde 33,4 ile sivri biber ve yüzde 28,1 ile patates izledi” diye konuştu.
LİMONDA TALEP KAYNAKLI FİYAT DÜŞÜŞÜ
Bayraktar, seralarda sezonun bitmek üzere olduğunu dile getirerek “Seralarda sezon bitmek üzere. Kabak, patlıcan, sivri biber ve salatalık genel olarak söküldü, bu da arzı düşürerek fiyatların artmasına sebep oldu. Domateste ise sera sezonunun sonuna gelinse de Antalya’nın, Mersin’in ve Balıkesir’in yayla kesimlerinde domates hasadının başlamasıyla arz arttı, bu da fiyatların düşmesine neden oldu. Hasat miktarındaki artışa bağlı olarak karpuz arzının yükselmesi üretici fiyatlarının düşmesine neden oldu. Limonda talepteki azalma, üretici fiyatlarının düşmesine sebep oldu. Yazlık patateste ilkbahar yağışlarının uzun sürmesi, üründe bozulmalara neden oldu ve arz azaldı. Bu durum patates fiyatlarının yükselmesine yol açtı. Havuçta turizm sezonuna bağlı olarak talep artışı olduğundan fiyatlar yükseldi” ifadelerine yer verdi.
ÜRE GÜBRESİNİN FİYATINDA YÜZDE 9 DÜŞÜŞ
Girdi fiyatlarına ilişkin de bilgi veren Bayraktar şu ifadeleri kullandı:
“Ziraat Odalarımız aracılığıyla girdi piyasalarından aldığımız fiyat verilerine göre; Haziran ayında, Mayıs ayına göre 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 0,6, DAP gübresi ise yüzde 0,3 oranında artış gösterdi. Buna rağmen ÜRE gübresinin fiyatında yüzde 9, amonyum sülfat gübresinde yüzde 4 ve amonyum nitrat gübresinde yüzde 2,4 oranında düşüş görüldü. Geçen yılın Haziran ayına göre son bir yılda amonyum sülfat gübresi yüzde 77,9, amonyum nitrat gübresi yüzde 72,4, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 46,1, DAP gübresi yüzde 39,5 ve ÜRE gübresi yüzde 12,2 oranında arttı. Haziran ayında Mayıs ayına göre besi yemi fiyatları yüzde 0,1, süt yemi fiyatları yüzde 0,4 arttı. Son bir yılda ise besi yemi yüzde 30,9, süt yemi yüzde 29,2 oranında arttı. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1, tarım ilacı fiyatları yüzde 27,8 oranında arttı. Haziran ayında mazot fiyatı aylık olarak 2,7 oranında düşerken yıllık yüzde 31,5 oranında arttı.”
Nefes yazarı Aytunç Erkin, CHP Grup Başkanı Özgür Özel’le yaptığı görüşmeyi köşesine taşıdı.
Özel’in İmamoğlu’nu bir süredir cezaevinde ziyaret etmediği yönündeki kulis bilgilerini Özel’e soran Erkin, Özel’in, “Geçen perşembe günü izin istedim ancak duruşması vardı olmadı. Cuma günü de benim programım vardı. İnşallah bu cuma gideceğim görüşmeye olmazsa pazar günü” dediğini aktardı.
Özel’e “İmamoğlu’yla aranızda bir ayrılık var mı?” sorusunu da yönelten Erkin, Özel’in, “Özgür Özel, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu ayrılamaz. Bu üçlü Türkiye’nin kaderini değiştirecek. Ekrem İmamoğlu’nu bırakmam Mansur Yavaş olmadan da yol yürümem” dediğini ifade etti.
Özel, yeni parti için 20 Temmuz ve 24 Temmuz tarihlerinin konuşulmasıyla ilgili soruya da “Bunlar kritik tarihler. Adli yıl sonu ve iki dönem kurultay yapmama tarihi. Ama partiden gidiş ya da yeni kuruluş için değil” dedi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 2 Temmuz hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzey, iç ve batı kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Bilecik, Bursa, Kütahya, Bolu ve Karabük çevreleri ile Balıkesir’in batı kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmeye devam edeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzey ve kuzeydoğu, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve çok bulutlu, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Bursa ve Bilecik çevreleri ile Balıkesir’in batı kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BURSA °C, 32°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ÇANAKKALE °C, 35°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde batı kıyı kesimleri yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL °C, 32°C
Parçalı ve çok bulutlu
KIRKLARELİ °C, 32°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Parçalı ve az bulutlu, kuzeyinin yer yer çok bulutlu, Kütahya çevrelerinin öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ °C, 37°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu, batısının zamanla açık, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkiinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
ANTALYA °C, 30°C
Az bulutlu ve açık
BURDUR °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
HATAY °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Az bulutlu ve açık, kuzeybatı kesimlerinin yer yer parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 36°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
KONYA °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
YOZGAT °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu, Bolu ve Karabük çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan aydın, yazar ve sanatçılardan oluşan 51 kişilik grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de bulunuyordu.
Otelde 33 yazar ve ozan ile iki otel çalışanı yakılarak veya yangından kaynaklı duman zehirlenmesi sonucu öldürülmüştü.
MADIMAK OLAYI
Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok sanatçı ve fikir insanı dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak kente geldi.
Kültür Merkezi içindeki gerici grubun taşlı sopalı saldırısı polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.
Binlerce kişiden oluşan gerici grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti.
MADIMAK OTELİ’NİN YAKILMASI
Madımak Olayı’nda grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak Oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı.
Otele sığınmış olan kişilerden, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi.
Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip, merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan gerici kalabalığa doğru itildi.
UTANÇ GÖRÜNTÜLERİ
Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.
Madımak Olayı sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ve 2 gösterici yaşamını yitirdi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.
İKTİDARDAKİLERİN TEPKİSİ NE OLMUŞTU?
Turgut Özal’ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel’in yerine DYP Genel Başkanı seçilen ve Başbakan olan Tansu Çiller görevi devralalı henüz bir hafta olmuştu.
Çiller’in Madımak Oteli’nde yaşananların ardından söylediği sözler tartışma yaratacaktı: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir”
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını” vurguluyordu: “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”
İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin’i hedef gösterdi: “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.”
Aziz Nesin, ilerleyen günlerde Gazioğlu’nun “yalancılıkla” suçladı.
Koalisyon ortağı SHP’nin eski genel başkanı, dönemin başbakan yardımcısı Erdal İnönü, olaylar sırasında Aziz Nesin’le telefonla görüşerek “en kısa zamanda takviye güç gönderileceğini, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacağını” söyledi.
İnönü, katliam ardından SHP’ye ve kendisine yönelik eleştirilere, “Ne yapayım, yetkim yoktu” cevabını verdi.
DAVA SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?
Madımak Olayı‘ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı.
Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.
YARGITAY DGM KARARINI BOZDU
Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.
Madımak Olayı’nda 33 kişiye idam cezası 28 Kasım 1997’de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idama ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu.
Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı.
2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.
ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLDÜ
Geçtiğimiz yıl Eylül ayında Madımak Katliamı davasında duruşma savcısı, zamanaşımının uygulanmasını ve davanın düşmesini istedi. Mütalaanın ardından ara veren mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düşmesine karar verdi.
Avukatların beyanlarını sunmasının ardından mahkeme heyeti, tüm istemleri reddetti. Esas hakkında mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, kaçaklık durumunun zamanaşımını durdurmadığını, bu nedenle davanın düşmesini istedi.
Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre, duruşmayı izleyen vatandaşlar “Kimin savcısısın?” diyerek tepki gösterdi. Mütalaanın ardından ara veren mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düşmesine karar verdi. Vatandaşlar, “Katilleri koruyorsunuz” tepkisini gösterdi. Mahkeme heyeti tepkiler üzerine salonun boşaltılmasına karar verdi.
Mağdur aileleri, salonu alkışlar ve yuhalamalar eşliğinde boşalttı.
‘KIRMIZI BÜLTEN DE SONUÇ VERMEDİ’
Karara kamuoyundan ve muhalefetten tepkiler yükselirken, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Zonguldak Valiliği’ni ziyaretinin ardından konuya ilişkin açıklama yaptı. O günkü Türk Ceza Kanunu’nda zaman aşımı süresinin 30 yıl olduğu için düşme kararı verildiğini ancak AKP’nin insanlığa karşı suçlarda zaman aşımını kaldırdığını belirten Tunç, şöyle konuştu:
“Burada şunu ifade edelim; bir kere 1993 yılında meydana gelen bu elim olaylar sonrasında Sivas davası süreci başladı. Sivas davasında gözaltına alınıp tutuklanan sanıklarla ilgili yargılama süreçleri o dönem başladı, devam etti ve mahkumiyetler verildi. Şu anda o sanıklar hükümlü konumunda. Ana davanın hükümlüleri, cezalarını cezaevlerinde çekmeye devam ediyorlar. Tabii 3 firari sanıkla ilgili yargılama süreci gerçekleştirilememişti. Firari sanıklar yakalanamamıştı. Kırmızı bülten çıkarılarak uluslararası düzeyde de aranmaları sağlandı. Bu da sonuç vermedi.
KATLİAMIN YAŞANDIĞI MADIMAK OTELİ’NE NE OLDU?
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi Alevi örgütleri başta olmak üzere, her yıl olaylarla ilgili anma programı düzenleyen kurumlar, otelin ‘Utanç Müzesi’ olmasını talep ediyor. Ancak bu talep bugüne kadar hükümetler tarafından kabul edilmedi.
Katliamı takip eden yıllarda otelin girişinde bir kebap lokantası açıldı. Bu, mağdur yakınlarının tepkisine neden oldu.
LOKANTA, TEPKİLER ARDINDAN 2009 YILINDA TAŞINDI
Otel ise kamulaştırıldı, yenilendi ve 2011’de Bilim ve Kültür Merkezi olarak kullanıma açıldı.
Merkezdeki anı köşesine, olaylarda ölen 33 aydın, iki otel görevlisi yanında iki saldırganın da adı yazıldı. Listede iki göstericinin de adının yer alması, katliam mağduru ailelerin tepkisini çekti.
Sivas anmalarını düzenleyen kurumlar özellikle her yıl 2 Temmuz’da “Utanç Müzesi” taleplerini yineliyor.
Kızılcagün Platformu, “Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik” başlıklı panel serisini bu kez Antalya’da sürdürecek. 11 Temmuz 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilecek panelde, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu siyasi gelişmeler, açılım süreci, milli birlik, güvenlik politikaları ve Cumhuriyet’in geleceği farklı yönleriyle değerlendirilecek.
Panel, Assım Abdullah Sevimçok Sivil Toplum ve İnovasyon Merkezi’nde (1219. Sokak, Doğuyaka Mahallesi No:9, Muratpaşa/Antalya) saat 13.50’de başlayacak.
Kızılcagün Platformu, Antalya ve çevre illerde yaşayan tüm yurttaşları panele davet ederek, etkinliğin ücretsiz olduğunu duyurdu.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Fırat Kalkanı harekat bölgesinde rahatsızlanan kahraman silah arkadaşımız piyade astsubay kıdemli başçavuş Kenan Şahin, helikopter ile havadan sıhhi tahliyesinin yapıldığı Gaziantep Şehir Hastanesi’nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 24 Haziran 2026 tarihinde şehit olmuştur” denildi.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de taziye mesajı yayımladı.
Güler, “Kahraman silah arkadaşımız, rahatsızlanması nedeniyle hastaneye kaldırılmış; yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 24 Haziran 2026 tarihinde şehit olmuştur. Kahraman şehidimize şahsım ve Milli Savunma Bakanlığı mensupları adına Allah’tan rahmet; kederli ailesine ve asil milletimize başsağlığı ve sabır dilerim” dedi.
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
Kemeraltı Çarşısı bölgesinde önceki dönemde başlatılan altyapı çalışmaları kapsamında aydınlatmayı sağlayacak elektrik direklerinin alımına ilişkin ihalelerde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla operasyon düzenlendi.
Operasyonda, eski İZBETON Genel Müdür Yardımcıları A.B. ve H.Y. ile şirketin İnşaat Müdürü S.Ç. gözaltına alındı.
Şüphelilerin emniyetteki ifade işlemlerinin sürdüğü, soruşturmanın devam ettiği öğrenildi. (ANKA)
2025 yılında Türkiye’de ölüm sayısı 491 bin 684’e yükselirken, kaba ölüm hızı binde 5,7 olarak gerçekleşti. Ölüm nedenleri arasında ilk sırada yüzde 34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları yer alırken aldı, bebek ölüm hızı binde 7,8’e geriledi.
TÜİK, 2025 yılına ilişkin Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre, ölüm sayısı 2024 yılında 489 bin 734 iken 2025 yılında 491 bin 684’e yükseldi. Ölen kişilerin yüzde 55,1’ini erkekler, yüzde 44,9’unu kadınlar oluşturdu.
KABA ÖLÜM HIZI BİNDE 5,7 OLDU
Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2025 yılında bir önceki yıla göre değişim göstermeyerek binde 5,7 oldu.
Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il 2025 yılında binde 10,8 ile Sinop olarak kaydedildi. Sinop’u binde 10,2 ile Kastamonu, binde 9,6 ile Giresun ve binde 9,5 ile Balıkesir izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,3 ile Şırnak oldu. Şırnak’ın ardından binde 2,5 ile Hakkari, binde 3,1 ile Van, binde 3,2 ile Batman ve Şanlıurfa sıralandı.
ÖLÜM NEDENLERİNDE İLK SIRADA DOLAŞIM HASTALIKLARI YER ALDI
TÜİK verilerine göre, ölüm nedenleri incelendiğinde 2025 yılında ölümlerin yüzde 34,7’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Dolaşım sistemi hastalıklarını yüzde 16,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları takip etti.
Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanan ölümler alt nedenlerine göre değerlendirildiğinde, ölümlerin yüzde 42,3’ünün iskemik kalp hastalıkları, yüzde 24,6’sının diğer kalp hastalıkları ve yüzde 18,2’sinin serebro-vasküler hastalıklardan kaynaklandığı görüldü.
DOLAŞIM SİSTEMİ HASTALIKLARINA BAĞLI ÖLÜM ORANININ EN YÜKSEK OLDUĞU İL ÇANAKKALE OLDU
Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2025 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 47,7 ile Çanakkale oldu. Çanakkale’yi yüzde 42,8 ile Balıkesir, yüzde 42,2 ile Hatay ve yüzde 42,0 ile Burdur izledi.
Aynı verilere göre, dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölüm oranının en düşük olduğu il yüzde 25,4 ile Kilis oldu. Kilis’in ardından yüzde 28,7 ile Hakkari, yüzde 28,9 ile İstanbul ve yüzde 29,0 ile Kayseri geldi.
TÜMÖR KAYNAKLI ÖLÜMLERDE İLK SIRADA AKCİĞER, BRONŞ VE SOLUK BORUSU TÜMÖRLERİ BULUNDU
İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklanan ölümler alt nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin yüzde 28,9’unun gırtlak ve soluk borusu, bronş, akciğerin kötü huylu tümöründen kaynaklandığı belirlendi. Bunu yüzde 8 ile kolonun kötü huylu tümörü ve yüzde 7,6 ile lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörler izledi.
İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklanan ölümler illere göre değerlendirildiğinde, 2025 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ili yüzde 22,4 ile Ağrı olarak kayıtlara geçti. Ağrı’yı yüzde 19,8 ile Van, yüzde 19,5 ile Kocaeli ve Ankara, yüzde 19,4 ile Elazığ takip etti.
Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu il ise yüzde 9,7 ile Kilis olarak kaydedildi. Kilis’i yüzde 10,9 ile Burdur, yüzde 11,0 ile Şanlıurfa ve yüzde 11,2 ile Aydın izledi.
BEBEK ÖLÜM SAYISI 6 NİN 988’E GERİLEDİ
Bebek ölüm sayısı 2024 yılında 8 bin 484 iken 2025 yılında 6 bin 988 oldu. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı da 2024 yılında binde 9 iken 2025 yılında binde 7,8 olarak gerçekleşti.
Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2024 yılında binde 11,1 iken 2025 yılında binde 9,5’e düştü. (ANKA)
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Şeyh Said’e ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle “kişinin hatırasına hakaret” suçlaması ile Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada karar açıklandı.
Mahkeme, Özdağ’ı 8 bin 700 TL para cezasını çarptırdı ve hükmün açıklanmasını geri bıraktı. Duruşmanın ardından adliyenin içinde Şeyh Said’in akrabaları olduğu öne sürülen bir grup “Faşist Ümit” diye tepki göstermesi üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı.
Hınıs Adliyesi önünde kararı değerlendiren Özdağ, şunları kaydetti:
“Biraz önce mahkeme kararını açıkladı. Şeyh Said’in hatırasına hakaretten para cezası verdi ve hükmün açıklanmasını da beş sene erteledi. Tabii bu kabul edilebilir bir ceza değil. Neden? Çünkü Şeyh Said’in hakaret edilebilecek bir hatırası olduğunu kabul ediyor ki biz bunu kabul etmiyoruz.
Bu bana karşı verilmiş bir ceza değil esasen; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne verilmiş bir ceza. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, terörle mücadele eden, ayaklanmayı bastıran güçlerimize verilen bir ceza ve ne yazık ki doğru değil. Onun için hukuk mücadelemizi devam ettireceğiz ve bu cezaya itirazımızı avukatlarımız önümüzdeki günlerde bir üst mahkeme olan istinafa yapacaklar.
‘BU SİYASİ BİR DAVADIR’
Burada mesele bir kişi ile Ümit Özdağ arasında bir hakaret meselesi değil, bir ailenin mensuplarıyla Ümit Özdağ arasında bir hakaret meselesi de değil. Burada söz konusu olan Cumhuriyet’e karşı bir ayaklanmaya benim ve partimin almış olduğu tavırdır. Bu tavrımızı bugünkü netliğiyle sürdürme kararlılığı içerisindeyiz. Bundan sonra da sürdüreceğiz. Şeyh Said’i tarihte ait olduğu yerde değerlendiriyoruz ve orada değerlendirmeye de devam edeceğiz.”
Ümit Özdağ, “Bu davayı siyasi bir dava olarak görüyor musunuz” sorusuna “Tabii bu siyasi bir davadır” yanıtını verdi. (ANKA)
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Şeyh Said'e ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle "kişinin hatırasına hakaret" suçlaması ile Erzurum Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada karar açıklandı.
MSB’den yapılan açıklamada, “NATO Daimi Savunma Planı kapsamında ittifakın hava savunmasının güçlendirilmesi maksadıyla Almanya’ya ait bir adet Patriot hava savunma sistemi Kürecik’e konuşlandırılmış ve 24 Haziran 2026 tarihinde aynı bölgede konuşlu olan ABD Patriot hava savunma sisteminden görevi devralmıştır” denildi.
Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki Tota Yaylası yakınında bulunan ve halk arasında Kadın Pınarı olarak anılan bölgede her yıl yaz aylarında çıkan doğal maden suyu, Antalya, Isparta ve civar illerden çok sayıda insanı bölgeye çekiyor. Yöre halkının hafızasında hala yaşayan efsanelere konu olan su kaynağının bulunduğu orman arazisinde mermer ocağı izni verildi. Proje kapsamında yaklaşık 980 bin m2’lik ruhsat sahasının 327 bin m2’lik kısmında mermer ocağı işletmesi açılması planlanıyor. Mart 2024’de ÇED Olumlu kararı verilen mermer ocağı için ilk etapta 700’e yakın çam ağacının kesilmesi bekleniyor. ÇED alanında şantiye kurulumunun devam ettiği görülen mermer ocağı projesinin bulunduğu arazinin Belence köyü sınırlarında yer almasına karşın, alana 7 km mesafedeki Kuzca köyünde gösterilmesi dikkat çekiyor. Öte yandan her yıl Temmuz ayında ortaya çıkan ve şifalı olduğuna inanılan su kaynağının olduğu bölgenin mermer ocağı için hazırlanan proje dosyasında pasa döküm alanı olarak ayrıldığı görülüyor.
ŞİFALI SU KAYNAKLARI, ÇAM ORMANLARI VE YILKI ATLARININ YURDU
Her zaman karlı zirveleri, buz gibi kaynak suları, ardıç ve karaçam ormanları ile özgür yılkı atlarının yurdu olan Tota Yaylası, Türkiye’nin keşfedilmemiş doğal hazineleri arasında yer alıyor. Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki yayla, aynı adla anılan dağın eteklerinde yer alıyor. Bölgedeki karaçam ormanları, tür için gen kaynağı işlevi görüyor. Bölgede doğal olarak yetişen ve adını bu dağlardan alan ‘Tota kekiği’, önemli ihraç ürünleri arasında yer alıyor. Tota orman kampı, geçmişte orman işçileri için verilen eğitimlere de ev sahipliği yapıyordu.
TOTA YAYLASI VAHŞİ MADENCİLİĞİN KISKACINDA
Ancak son yıllarda Sütçüler ve Eğirdir ilçelerinde birbiri ardına açılan mermer ocaklarının yönü bu kez de korunması gereken doğal alanların başında gelen Tota Yaylasına dönmüş durumda. Birçok köyün su kaynaklarının da yer aldığı Tota Yaylası’nın çevresi mermer ocaklarının kuşatması altında. Bu projelere bir yenisi daha eklendi. Kasımlar Yolu üzerindeki şifalı su kaynaklarının bulunduğu bölgede 977 bin m2’lik alanda mermer ocağı ruhsatı verildi. Denizli merkezli DN Mermer AŞ adlı maden şirketi, ilk etapta ruhsat sahasının 327 bin m2’lik kısmında iki ayrı ocak alanını işletmeye açmak için proje dosyası hazırladı.
ŞİFALI SU KAYNAĞININ OLDUĞU BÖLGEDE MERMER OCAĞI İZNİ
Isparta Valiliği (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü), yılda 270 bin ton blok mermer işlemesi, 243 bin ton da pasa (atık) malzeme çıkması beklenen ocak işletmesi için 22 Mart 2024 tarihinde ‘ÇED Gerekli Değil/Olumlu’ kararı verdi. Yaklaşık 2 yıldır proje alanında herhangi bir çalışma gözlenmezken, geçtiğimiz aylarda şantiye kurulumu için harekete geçilmesiyle projenin şifalı su kaynağının olduğu bölgede yer aldığı ortaya çıktı.
KADIN KIZ SUYU YILDA BİR AY ÇIKIYOR, BÖLGE HALKI KULLANIYOR
ÇED Olumlu kararı verilen proje dosyasında yer alan verilere göre, halk arasında “Kadın Kız Yarığı” olarak bilinen ve şifalı olduğuna inanılan su kaynağının, mermer ocağının pasa döküm sahasının bitişiğinde yer aldığı görülüyor. Şifalı olduğuna inanılan su kaynağı, her yıl Temmuz ayında ortaya çıkıyor, bir ay gibi bir sürenin sonunda ise kayboluyor. Yöre halkının yanı sıra Isparta, Antalya (Serik, Aksu, Manavgat), Afyonkarahisar ve çevre illerden insanlar her yıl bu sudan şifa bulmak amacıyla bölgeye geliyor. Bazı vatandaşların kamp kurarak uzun süre bu suyu tüketiyor. Yöre halkı bu geleneğin yüzlerce yıldır sürdüğünü belirtiyor. Sodalı içeriğe sahip olduğu belirtilen suyun, sindirim ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiğine inanılıyor.
KADIN KIZ PINARININ HALK ARASINDAKİ EFSANESİ
Yöre köylülerinin anlattığı bir efsane, su kaynağının neden toplumsal hafızada yer ettiğini ortaya koyuyor: Söylenceye göre, bölgede yaşayan bir genç kız, yakalandığı hastalık yüzünden karnı şişmeye başlayınca, hamile olduğunu düşünen abileri onu evden kovar. Yaz sıcaklarında günlerce aç susuz ormanda dolaşan genç kız, sonunda bir vadinin kenarında baygın düşer. Bir süre sonra düştüğü yerde bir ıslaklık hisseden genç kız, elleriyle zemini hafifçe kazmaya başlayınca toprağın arasından su çıktığını fark eder. Biraz daha kazdığı zeminde biriken suyu içen genç kızın karnındaki şişlik bir süre sonra kaybolur. İçtiği su, genç kızın karnında şişliğe neden olan hastalıktan kurtulmasını sağlar ve evine döner. Onu evden kovan ailesi, genç kızın gerçekte hamile olmadığını, hastalıktan dolayı karnının o hale geldiğini anlar ve utanır. Ancak genç kız ve ailesi, suyun şifası sayesinde huzurlu yaşamlarına yeniden kavuşurlar ve bu su kaynağı her yıl aynı dönemde yöre halkına şifa vermeye devam eder.
ÇED RAPORUNA GÖRE PROJE SAHASINDA SU KAYNAĞI YOK!
Bu söylenceden dolayı yöre halkı su kaynağının çıktığı bölgeye Kadın Kız Yarığı adını vermiş. Dere yatağının kıyısında yer alan bu kaynağın hemen üzerinde yıl boyunca akışını sürdüren Kadın Pınarı adlı bir başka su kaynağı daha yer alıyor. Yöre halkı, şifalı olduğuna inanılan su kaynağının bilimsel olarak analizinin yapılarak koruma altına alınmasını talep ediyor. Mermer ocağı için hazırlanan proje dosyasında ise alanda su kaynağı ya da dere bulunmadığı öne sürülüyor.
700 AĞACIN KESİLECEĞİ PROJE FARKLI KÖYDE GÖSTERİLMİŞ
Şantiye çalışmalarının sürdüğü gözlenen mermer ocağı projesi için hazırlanan ÇED raporunda, ilgili kamu kurumlarının tümünün olumlu görüş verdiği görülüyor. Mermer ocağı işletmesi için ilk etapta yaklaşık 700 civarında karaçam ağacının kesilmesi planlanıyor. Ancak arazide bulunan ardıç, pırnal ve sert yapraklı ağaç ve ağaççıklardan (maki) oluşan türlerden söz edilmiyor. Ruhsat sahası ve proje alanının Belence köyü sınırlarında bulunmasına rağmen, tüm yazışmalarda ve ÇED dosyasında 7 km mesafedeki Kuzca köyünde gibi gösterilmesi de dikkat çekiyor.
RUHSAT YETKİSİ MERKEZDE, YEREL İDARENİN İRADESİ YOK SAYILIYOR
Bölgenin doğal yaşamı üzerinde büyük tahribatlara neden olan mermer ocaklarıyla ilgili kent genelinde yıllardır çözüm arayışları sürüyor. Ruhsat yetkisinin merkezi idarede olması, yerel dinamikleri karar aşamasının dışına itiyor. Yerel yönetimler ve idari birimler, ruhsat aşamasından işletme aşamasına geçildiğinde bilgi sahibi oluyor. Bunun önüne geçebilmek için 10 yıl önce Isparta Valiliği Mahalli Çevre Kurulu bir karar alarak, kentin belirli bölgelerinin madencilik faaliyetleri dışında tutulması için çalışma başlatmıştı. Mahalli Çevre Kurulu’nun aldığı Ocak 2016 tarihli kararda, Sütçüler ilçesinin tarihi ve doğal mirasına dikkat çekilerek, bölgenin madencilik faaliyetlerinden korunması istenmişti. Alınan bu karar, ilgili bakanlıklar ile ildeki kurumlara da iletilmişti.
İL GENEL MECLİSİNİN TAVSİYE KARARINA UYULMUYOR
Öte yandan Isparta İl Genel Meclisi de 8 Nisan 2016 tarihinde aldığı bir kararda, Sütçüler ilçesindeki anılan bölgeyi de kapsayan bölgelerde madencilik faaliyetleri konusunda hassasiyet gösterilmesi, korunması gerekli alanlarla ilgili işlem tesis edilmesi istenmişti. İl Genel Meclisi’nin tavsiye niteliğindeki bu kararı da 10 yıl önce ilgili kurumlara gönderilmesine karşın, korunması gereken alanlarda mermer ocağı izni verilmesinin önüne geçilemedi.
Venezuela’nın başkenti Karakas’ın batısında meydana gelen ve ülke genelinde hissedilen iki güçlü deprem büyük yıkıma yol açtı. Depremlerde en az 32 kişinin yaşamını yitirdiği, yaklaşık 700 kişinin yaralandığı bildirildi. Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, ulusa sesleniş konuşmasında ülke genelinde olağanüstü hal ilan edildiğini duyurdu.
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’na (USGS) göre ilk deprem yerel saatle 18.04’te 7,2 büyüklüğünde meydana geldi. İlk sarsıntıdan bir dakikadan kısa süre sonra ise 7,5 büyüklüğünde ikinci bir deprem kaydedildi. Sarsıntılar yalnızca Venezuela’da değil, komşu Kolombiya’nın başkenti Bogota’da da hissedildi.
USGS, ikinci depremin Karayip ve Güney Amerika tektonik levhalarının sınırında meydana gelen sığ doğrultu atımlı fay hareketinden kaynaklandığını bildirdi. Kurum, güçlü artçı sarsıntıların devam edebileceği uyarısında bulundu.
Başkent Karakas’ta çok sayıda bina çökerken, enkaz altında kalanlara ulaşmak için arama kurtarma ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. Karakas’ın Chacao ilçesinin Belediye Başkanı Gustavo Duque Saez, belediye sınırları içindeki en az iki binanın tamamen çöktüğünü, şimdiye kadar 18 kişinin sağ olarak kurtarıldığını ve 500’den fazla acil durum personelinin bölgede görev yaptığını açıkladı.
Baruta Belediyesi sınırları içinde de iki binanın çökmesi sonucu en az üç kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Belediye Başkanı Darwin Gonzalez, diğer sakinlerin kurtarıldığını ve yaralıların tedavi altına alındığını açıkladı.
HAVALİMANI KAPATILDI, METRO SEFERLERİ DURDURULDU
Rodriguez, Karakas yakınlarındaki Maiquetia Uluslararası Havalimanı’nın depremde ciddi hasar görmesi nedeniyle kapatıldığını açıkladı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, havalimanı tavanlarından parçaların düştüğü ve yolcuların panik içinde binayı terk ettiği görüldü. Yetkililer, ayrıca metro ve tren seferlerinin ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğunu, okulların ise hafta sonuna kadar tatil edildiğini duyurdu.
BÖLGE ÜLKELERİ VE ABD’DEN YARDIM TEKLİFİ
Depremin ardından ABD ile birçok Latin Amerika ülkesi Venezuela’ya destek teklifinde bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın arama-kurtarma ekipleri ile insani yardım malzemelerini bölgeye göndermeye hazırlandığı belirtildi. El Salvador, Ekvador, Brezilya ve Meksika da Caracas yönetimine yardım teklifinde bulundu.
Yetkililer, şu ana kadar 20’den fazla artçı sarsıntının kaydedildiğini, özellikle ülkenin kuzey kıyılarındaki La Guaira, Aragua, Carabobo ve Falcon eyaletlerinin ağır hasar gördüğünü açıkladı.
Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, ulusa sesleniş konuşmasında ülke genelinde olağanüstü hal ilan edildiğini duyurdu. Rodriguez, acil durum çalışmalarını koordine etmek üzere bir general görevlendirildiğini söyledi. (ANKA)
Venezuela'nın başkenti Karakas'ın batısında meydana gelen ve ülke genelinde hissedilen iki güçlü deprem büyük yıkıma yol açtı. Depremlerde en az 32 kişinin yaşamını yitirdiği, yaklaşık 700 kişinin yaralandığı bildirildi. Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, ulusa sesleniş konuşmasında ülke genelinde olağanüstü hal ilan edildiğini duyurdu.
Mahkeme kararıyla CHP İstanbul İl Başkanı olarak atanan Gürsel Tekin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 25 Haziran Perşembe günü saat 08.00’de İstanbul’a geleceğini açıklayarak karşılamanın Dudullu Çamlıca Gişeleri’nde gerçekleştirileceğini duyurmuştu.
Ancak İstanbul programı son dakika kararıyla iptal edilmişti. Programın neden iptal edildiğini açıklayan Kılıçdaroğlu, “Muharrem ayının ve Aşura gününün de siyasi polemiklere, gerilimlere, kavgalara, propaganda hesaplarına ve istismara konu edilmesine müsaade etmeyecek; en azından bu utancın ve bu vebalin bir parçası olmayacağız” ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının tamamı şöyle:
“Hiçbir inancı, hayatımın hiçbir döneminde siyasetin ve propagandanın malzemesi yapmayı doğru görmedim. İslam inancının en müstesna zamanlarından olan Muharrem ayının ve Aşura gününün de siyasi polemiklere, gerilimlere, kavgalara, propaganda hesaplarına ve istismara konu edilmesine müsaade etmeyecek; en azından bu utancın ve bu vebalin bir parçası olmayacağız.
Bizim nazarımızda toplumsal ve manevi değerler; siyasi ikbal hesaplarından ve günlük siyasi kazanımlardan çok daha kıymetlidir. Bu değerlere karşı gösterilmesi gereken özen, her türlü siyasi hesap ve beklentinin üzerindedir.
Bu anlayışla, programımızda yer almasına rağmen, içinde oluşan atmosfer nedeniyle Aşura etkinliğine fiziken katılmamanın daha doğru, daha anlamlı ve daha isabetli olacağı kanaatine vardık. Çünkü bazı zamanlarda en doğru duruş, kalabalıkların içinde görünmek değil; inancın siyasete malzeme edilmesine ortak olmamaktır.
Aşura etkinliğine yönelik mesajımı, gönül birlikteliğimizin ve muhabbetimizin bir nişanesi olarak sizlerle paylaşıyor; bizi en doğru anlayacağına inandığım bütün canlarımızı en kalbi duygularımla selamlıyor, Muharrem ayının ve Aşura’nın birlik, kardeşlik ve hakikat ikliminin hepimize hayırlar getirmesini diliyorum.”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 25 Haziran hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurt genelinin parçalı bulutlu, İç Ege, Akdeniz’in Toroslar mevkii, Göller yöresi, Orta ve Doğu Karadeniz’in iç ve yüksek kesimleri, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Tekirdağ’ın batısı, Edirne, Kırklareli, Bolu, Artvin, Muş ve Van çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıklarında önemli bir değişiklik olmayacağı, genellikle mevsim normallerinin 1-3 derece üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzeyli, Akdeniz kıyıları ile yurdun güneydoğu kesimlerinde güney ve güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Az bulutlu ve açık, zamanla batısının yer yer parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Tekirdağ’ın batısı, Edirne ve Kırklareli çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BURSA °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
ÇANAKKALE °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
İSTANBUL °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
KIRKLARELİ °C, 31°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Az bulutlu ve açık, zamanla doğusu parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak ve Denizli çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
DENİZLİ °C, 37°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İZMİR °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
MUĞLA °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, zamanla iç kesimleri parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Göller yöresi ve Toroslar mevkii yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
ANTALYA °C, 30°C
Az bulutlu ve açık
BURDUR °C, 34°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY °C, 30°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
ÇANKIRI °C, 32°C
Az bulutlu ve açık
ESKİŞEHİR °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
KONYA °C, 32°C
Az bulutlu ve açık
BATI KARADENİZ
Az bulutlu ve açık, zamanla iç kesimleri parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra Bolu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 28°C
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DÜZCE °C, 30°C
Az bulutlu
KASTAMONU °C, 30°C
Az bulutlu
ZONGULDAK °C, 26°C
Az bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz’in iç ve yüksek kesimlerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
RİZE °C, 26°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
SAMSUN °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
TRABZON °C, 26°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu
DOĞU ANADOLU
Parçalı, yer yer çok bulutlu, bölgenin kuzeyi ile Van ve Muş çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 26°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 24°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN °C, 27°C
Parçalı, yer yer çok bulutlu, yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Hukuk ve Seçim İşlerinin düzenlediği “İyilik için Adalet: Türk Hukuk Çalıştayı”na katıldı. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Bu salona adım attığımız anda, sıradan bir toplantıya değil, tarihin önümüze koyduğu bir sınava girdiğimiz hissiyatına kapıldım. Türkiye’nin hukukla imtihanı, bugün bu çatı altında, sizlerin bilgisiyle, vicdanıyla ve cesaretinin ışığıyla yeni bir sayfa açmak üzeredir. Biliyor ve tüm kalbimizle inanıyoruz ki; hukukun siyasi görüşü olmaz. Sağın da solun da, muhafazakârın da sekülerin de, iktidarın da muhalefetin de ortak ihtiyacıdır hukuk. Adalet bir kesim için değil, herkes için varsa anlam taşır. İşte bu sözleri bugün bu salona bir davet olarak, memleketin ortak vicdanını ayağa kaldırma çağrısı olarak söyledim. Şunun altını kalın çizgilerle çizmek isterim: Hukuk Çalıştayımız, İYİ Parti’nin sıradan bir parti içi etkinliği değildir. Bu çalıştay, milletin hukukla olan kadim ve derin bağını yeniden kurmak için çıkılan bir yolculuktur. O yolculukta Türkiye’nin hukuk dünyasının bütün paydaşları avukatı, hakimi, savcısı, akademisyeni, noteri, gazetecisi ve siyasetçisi aynı masada oturmaktadır. Çünkü hukuk, yalnız başına bir kurumun, bir meslek grubunun ya da bir partinin taşıyabileceği bir yük değildir. Hukuk, toplumun omurgasıdır ve omurganın her kemiği birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
‘TÜRKİYE BELKİ DE EN KRİTİK KAVŞAKLARINDAN BİRİNDE DURUYOR’
Peki neden şimdi? Neden bugün? Çünkü Türkiye, hukuk tarihinin belki de en kritik kavşaklarından birinde duruyor. Bir tarafta, on yıllar içinde kademeli olarak çözülen anayasal denge ve denetim mekanizmaları, öte tarafta, yapay zekadan dijital haklar alanına, seçim güvenliğinden yargının bağımsızlığına uzanan dev bir reform gündemi bekliyor bizleri. Bir yanda, ‘Bir devletin derini olmaz, hukuku olur’ diyen anlayışın haklı özlemi öte yanda, hukuku kişilere, güncelliğe ve siyasi hesaplara göre eğip bükme, kendi ikbali için şekillendirme eğiliminin kalıcı tehlikesi duruyor. İşte tam bu kavşakta, tarihin bize verdiği bu ağır sorumlulukla sizleri bu salona davet ettik. Bugün burada düşünürlerle, tarihle, karşılaştırmalı deneyimlerle bir yolculuğa çıkacağız. Üreteceğimiz ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, yalnızca bir siyasi parti programı değil, Türkiye’nin hukuk toplumunun ortak sesi, ortak aklı ve ortak geleceği olacaktır.
‘HUKUK İKTİDARIN MEŞRUİYET ÖRTÜSÜ YA DA KALKANI OLAMAZ’
Büyük Alman filozofu Immanuel Kant, hukuku yalnızca bir kural dizisi olarak görmez. Kant’a göre hukuk, özgür irade sahiplerinin bir arada var olmasını mümkün kılan, evrensel ilkelerin tüm toplamıdır. Kant, ‘Başkasının özgürlüğüyle birlikte var olabilecek biçimde özgür ol’ derken,
hukuk devletinin bir tercih değil, aklî bir zorunluluk olduğunu ilan etmiştir. Bugün ülkemizde yaşananlara baktığımızda bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu görüyoruz. Bir kişiyi yerinde tutmak amacıyla, Anayasa’nın çiğnenmesini, hukukun çiğnenmesini, demokrasinin ve millet iradesinin ayaklar altına alınmasını kabul edebilmek asla mümkün değildir. Hukuk, güçlünün aracı olamaz. Hukuk, iktidarın meşruiyet örtüsü ve kalkanı olamaz. Biz İYİ Parti olarak, adalet, hürriyet ve eşitlik davasını savunurken her zaman şu gerçeğin altını çiziyoruz: İktidarın otoritesi ile bireyin hürriyeti arasındaki o tarihi çatışma, ancak ve ancak insan onurunu merkeze alan tam teşekküllü bir hukuk devletinde sükûnete erer.
Hans Kelsen, hukuku kendi içinde tutarlı, hiyerarşik bir normlar sistemi olarak tanımladı. En tepede Anayasa yer alır ve alttaki hiçbir kural ona aykırı olamaz. Peki bugün Türkiye’de neler yaşıyoruz? Normlar hiyerarşisinin bozulduğu, Anayasa’nın kişisel ya da siyasi çıkar için zorlandığı bir ortamda, hukuk devleti yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Ve kâğıt üzerinde yaşayan bir hukuk devleti, gerçekte hukuk devleti değildir o, hukuk görünümlü bir keyfiyet rejimidir. Montesquieu, ‘Her insan iktidara sahip olduğunda onu kötüye kullanma eğilimindedir’ der. Özgürlüğü güvence altına alacak tek yol, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılmasıdır. Türkiye’nin siyasi tarihi, kuvvetler ayrılığının aşındığı dönemlerde adaletin nasıl zedelendiğini, basının nasıl susturulduğunu acı tecrübelerle göstermiştir. Unutmayalım ki, büyük düşünür İbn Haldun’un asırlar evvel işaret ettiği ‘Asabiyet’, yani toplumsal dayanışma bağı, ancak hukuka olan güvenle ayakta kalır. İnsanlar, mahkemelere güvenmez, adaleti yalnızca, tanıdık ve güçlü olanların erişebildiği bir imtiyaz alanı olarak görürse, o toplumda asabiyet çözülür. İşte bizim amacımız, Türkiye’nin o hukuki asabiyesini yeniden inşa etmektir. İnsanların ‘hukuk benim için de işler’ diyebileceği bir düzeni kurmaktır.
‘TÜRKİYE’Yİ İKİLİ DEVLET İLLETİNDEN KURTARACAĞIZ’
James Madison’ın güzel bir ifadesi var: ‘Eğer insanlar melek olsaydı, hükümete ihtiyaç olmazdı. Eğer melekler, insanları yönetiyor olsaydı, hükümet üzerinde ne dış ne de iç denetim gerekli olurdu.’ İktidarın kötüye kullanılması tehlikesini bertaraf etmek için denge ve denetim mekanizmaları şarttır. Türkiye’ye dayatılan ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu ucube yapı, yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayarak, Madison’ın uyardığı o büyük tehlikeyi, yani yozlaşmayı bizzat sistemin kendisi haline getirmiştir.
Alman hukukçu Ernst Fraenkel Nazi dönemi Almanyasını anlatırken, ‘İkili Devlet’ teorisini ortaya atar. Fraenkel’e göre, sıradan vatandaşların günlük işlerinde kısmen işleyen bir ‘Norm Devleti’ vardır. Ancak iktidarın bekası ve siyasi muhalifler söz konusu olduğunda, kuralların değiştiği, idari keyfiyetin devreye girdiği bir ‘Tedbir Devleti’ baş gösterir. Eğer bugün Türkiye’de, ‘Bir yargı kararıdır’ denilip geçilemeyen, vicdanlarda kara bir leke olarak kalan kararlar varsa, bu kararlar, siyasi iktidara yakınlık ya da uzaklığa göre veriliyorsa, orada ‘Tedbir Devleti’ işlemekte demektir. Biz İYİ Parti olarak, Türkiye’yi bu ikili devlet illetinden kurtarıp, güçlünün de zayıfın da önünde eşit biçimde yürüyen, onurlu bir norm devleti inşa etmeye geliyoruz.
Roma Cumhuriyeti, dışarıdan gelen bir darbeyle değil, içeriden çürüyen, işlevsizleştirilen kurumlarıyla çöktü. Senatonun, meclisin ismi kaldı ama içi boşaldı. Weimar Cumhuriyeti, bir anayasaya sahip olmasına rağmen yargının kişisel tercihlerle siyasileşmesi ve olağanüstü hal hükümlerinin istismarı yüzünden demokrasiden otokrasiye sürüklendi. Carl Schmitt ‘Egemen, olağanüstü hâl hakkında karar verendir’ diyordu. Biz ise hayır diyoruz! Egemen, hukuki normlardır ve o normların bekçisi ise bağımsız yargıdır! Türkiye’nin kendi tarihinde de askeri darbeler ve vesayet dönemleri hep ‘hukuku kurtarmak’ kılıfıyla hukuku katletmiştir. İşte bu nedenlerle bugün kuvvetler ayrılığını ve denge-denetimi yeniden kurmak hepimizin boynunun borcudur.
‘FEDERALİZM YA DA ÖZERKLİK TARTIŞMALARI ÜLKEMİZ AÇISINDAN TEHDİTTİR’
İşte bu kurucu vizyon doğrultusunda, çalıştayımızın on temel başlığında Türk hukukunun röntgenini çekecek ve reçetesini yazmaya çalışacağız: Üniter Devlet Yapısı ve Parlamenter Demokratik Sistemi ele alacağız. Bu konuda İYİ Parti’nin tutumu açıktır: Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğünün ve milli birliğin kırmızı çizgisidir, güvencesidir. Federalizm ya da özerklik tartışmaları ülkemiz açısından bir tehdittir. Ancak biz üniter yapıyı savunurken, Meclis’in gücünü tek adama teslim etmeyi reddediyoruz. Yürütmenin yasamaya hesap verdiği, iktidarın sonsuz süremeyeceği, çoğulculuğu ve denetimi sağlayan bir Parlamenter Sisteme geçiş anayasal reformumuzun birinci önceliğidir. Hukuk devleti revizyonu ve insan hakları açısından şunu söylemek gerekir ki, insan hakları kağıt üzerinde kalamaz. İfade özgürlüğü anayasal güvence altındayken, gazeteciler yargılanıyorsa; örgütlenme özgürlüğü varken, sendikacılar gözaltına alınıyorsa, belediye başkanları sabah operasyonlarında, ensesinden bastırılarak tutuklanıyorsa, orada hukuk devleti yoktur.”
‘YOLSUZLUĞUN YAPISAL ZEMİNİNİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ’
İYİ Parti’nin hukuk alanındaki vaatlerini sıralayan Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyum ve Lon Fuller’ın ‘hukukun içsel ahlakı’ prensipleri doğrultusunda, hukuku, çelişkisiz, geriye yürümez ve herkese eşit uygulanan bir yapıya kavuşturacağız. Mali Hukuk Normları ve İhale Mevzuatı… Devletin namusu beytülmaldir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nu bir ‘istisnalar kanununa’ dönüştüren, mali hukuk normlarını yandaşın çıkarına uyduran bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Sayıştay’ın denetim yetkisini yeniden tam ve eksiksiz olarak hayata geçirerek, yolsuzluğun yapısal zeminini ortadan kaldıracağız. Kadına yönelik şiddetle mücadele, hukukun vicdanıdır.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararı ne kadar yanlışsa, kadın cinayetlerinde uygulanan haksız tahrik indirimleri de o kadar vicdansızdır. Hukuk, kadının yanında dağ gibi durmak zorundadır. Adalet, cinsiyet ayrımı tanımaz; koruyucu tedbir kararlarının sürüncemede bırakılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Suça sürüklenen çocukları hapis cezasına değil, onarıcı adalet yaklaşımıyla topluma geri kazandıran çocuğun yüksek yararını her koşulda koruyan bir sistemi inşa edeceğiz. Bir kişinin mahkûmiyet kararından önce yıllarca tutuklu kalması, masumiyet karinesinin fiilen işlevsiz kılınmasıdır. Tutukluluk bir ceza infazına dönüştürülemez. Uzun yargılama sürelerine son verecek, farklı siyasi görüşlerin hukuk karşısında eşit muamele gördüğü, toplumsal uzlaşı zeminini adaletle pekiştireceğiz. Demokrasinin dördüncü gücü olan basın, kamuoyunun nefes borusudur. Medya mülkiyetinin tekelleştiği, gazetecilerin tutuklu olduğu bir tablo demokrasimiz için tehdittir. Dezenformasyonla mücadele kılıfı altında, basın özgürlüğünü kısıtlayan sansür yasalarına geçit vermeyecek, gerçeklerin şeffafça dolaştığı bir medya iklimi yaratacağız.
‘DEMOKRASİLERDE SANDIK NAMUSTUR’
Yargı bağımsızlığı bir lütuf değil, haktır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu yürütmenin siyasi tahakkümünden tamamen arındıracağız. Karar kürsüsündeki hakimi coğrafi teminata, iddia makamındaki savcıyı liyakate, savunmadaki avukatı ise müvekkilini savunurken, yargılanma korkusu taşımayacağı tam bir hürriyete kavuşturacağız. Aynı şekilde hukukun güven kapısı olan noterlerimizin mesleki sorunlarını çözecek, dijital dönüşüme entegrasyonlarını hızlandıracağız. Teknoloji inanılmaz bir evrim geçirdi. Büyük veri, algoritmik karar alma ve yapay zekanın yargı süreçlerine etkisi, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik artık bugünün konusudur. İYİ Parti, Türkiye’yi AB standartlarında dijital haklar çerçevesine kavuşturacak vizyona sahiptir. Bunu da mutlaka hayata geçirecektir. Demokrasilerde sandık namustur. Rekabetin sonucu mahkeme salonlarında değil, milletin önüne konulan sandıkta belirlenmelidir. Devlet olanaklarının iktidar partisi lehine pervasızca kullanıldığı eşitsizliğe son verecek, Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsızlığını kurumsal bir zırha büründüreceğiz.
‘DEVLETİN DERİNİ OLMAZ, HUKUKU OLUR’
Türk siyasetini zehirleyen, hesap vermeyen gizli güç merkezlerini meşrulaştıran ‘derin devlet’ safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefemiz şudur: Bir devletin derini olmaz, hukuku olur. Devlet, vatandaşının önünde hesap vermekten kaçınan değil her kararını hukuki gerekçeyle ortaya koyan şeffaf bir varlıktır. Devlet aklı, iktidarın her hukuksuzluğuna giydirilen bir dokunulmazlık zırhı değildir. Devlet aklı, milletin tarih içinden süzülüp gelen ortak aklıdır. Devlet aklı, anayasal sadakattir. Bilge Kağan’ın ‘il ve töre’ uyarısında, Tonyukuk’un bağımsızlık siyasetinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesinde yatan öz tam da budur! Bu öz, kişilerin değil, kurumların, normların ve milletin iradesinin üstünlüğüdür.
‘ATATÜRK’ÜN AYDINLATTIĞI YOLDAN YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Kant’tan, Madison’a, İbn Haldun’dan Fraenkel’e uzanan bu tarihi seyahatte gördük ki; hukuk devleti bir hediye değildir. O, her neslin yeniden kazanmak zorunda olduğu bir mirastır. Türkiye, bugün bu yeniden inşanın, bu büyük restorasyonun eşiğinde durmaktadır. Bu eşikte atacağımız adım, önümüzdeki on yılların siyasi, ekonomik ve toplumsal kaderini belirleyecektir. Ve o adımı atacak olan kadrolar, vicdanını kiraya vermemiş hakimler, savcılar, korkusuz avukatlar, kalemini satmamış gazeteciler, liyakatli akademisyenler ve milletin hakiki temsilcileridir. Bu çalıştayın amacı siyasi bir kavga vermek değil, Türkiye’nin ortak aklını üretmektir. Tarih, bugün bu salona kulak verecektir. Yarın kamuoyuyla paylaşacağımız ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, bu eşsiz çalıştayın mirası olarak Türk demokrasi tarihine altın harflerle kazınacaktır. Adaletin zarar gördüğü yerde demokrasinin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Bu bilinçle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürümeye, devletimizi hukukun üstünlüğüyle şaha kaldırmaya ant içtik. Türkiye’nin yarınları, hukuku, dengeyi ve millet iradesini koruyan cesurların elindedir.” (ANKA)
ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “İran İslam Cumhuriyeti ile yürütülen görüşmelerin İran liderliğinin en üst düzeyine taşınması ve onaylanmış olması nedeniyle, ABD Başkanı olarak bu akşam İran’a yönelik planlanan saldırı ve bombardımanları iptal ettim” ifadelerini kullandı.
Trump, “Görüşmeler ve nihai maddeler, hem genel çerçevesi hem de ayrıntılarıyla ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Türkiye, Pakistan, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün, Mısır ve diğer ilgili tüm taraflar tarafından onaylanmıştır. Deniz ablukası ise bu anlaşma tamamlanıncaya kadar tüm gücüyle yürürlükte kalacaktır. İmza töreninin yeri ve zamanı kısa süre içinde açıklanacaktır” dedi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) kuvvetli yağış, kuvvetli rüzgarlar ve hava sıcaklığındaki düşüşlere ilişkin uyarıda bulundu. MGM’nin X hesabından yapılan paylaşımda, hava sıcaklığının Batı kesimlerde 5 ila 7 derece azalacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmini aktarıldı.
Yağışların, İç Ege, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu, Edirne’nin güneyi, Çanakkale, Adana, Osmaniye, Çorum ve Tokat çevreleri ve Hatay’ın batı kesimlerinde yerel kuvvetli olması beklendiği belirtilerek, sel, su baskını, heyelan, yıldırım, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması tavsiye edildi.
Kuvvetli rüzgarın Marmara, Kuzey Ege kıyıları ile Doğu Anadolu’nun batısında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) esmesinin beklendiği kaydedildi. (ANKA)
8’inci sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen merkezi sınava katılım isteğe bağlı olarak gerçekleştiriliyor. Sınava girmeyen adaylar, liselere yerel yerleştirme yöntemiyle kaydolacak.
81 İL VE 8 ÜLKEDE SINAV HEYECANI
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen organizasyon kapsamında sınav, yurt içinde 81 il ve 920 ilçede, 4 bin 244 okulda ve 64 bin 697 salonda gerçekleştiriliyor. Yurt dışındaki adaylar için ise 8 ülkede, 11 merkezde ve 40 salonda sınav oturumları düzenleniyor.
Özel gereksinimli adaylar için de sınav binalarında çeşitli tedbirler uygulandı. Evde veya hastanede sınava girmesi gereken öğrenciler ile görme engelli öğrenciler için gerekli düzenlemeler yapıldı. Bu kapsamda muafiyeti olan öğrencilere 20 dakika ek süre tanınırken, kendilerine “Sınav Tedbir Hizmeti Uygulayıcı Kursu”nu tamamlamış olan öğretmenler “okuyucu ve kodlayıcı” olarak eşlik ediyor.
SINAV İKİ OTURUMDA GERÇEKLEŞİYOR
Öğrenciler, kimlik kontrolleri ve salonlara yerleştirme işlemlerinin zamanında tamamlanabilmesi amacıyla sabah en geç saat 09.00’da binalarda hazır bulundu. Adaylar salonlara fotoğraflı, onaylı sınav giriş belgesi ve geçerli kimlik belgeleri kontrol edilerek alındı.
Toplam 90 çoktan seçmeli sorudan oluşan sınav, iki oturum hâlinde tamamlanacak. Birinci Oturum (Sözel) saat 09.30’da başladı. Türkçe, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile Yabancı Dil derslerinden toplam 50 sorunun yöneltildiği bu oturumda adaylara 75 dakika süre veriliyor.
Sayısal dersleri içeren ikinci oturum ise saat 11.30’da başlayacak. Matematik ve Fen Bilimleri derslerinden 40 sorunun yer alacağı bu oturumda ise öğrencilere 80 dakika süre tanınacak.
ADAYLARIN YÜZDE 91’İNE BESLENME PAKETİ DAĞITILACAK
Bu yılki sınavda, başvuru sırasında velileri tarafından talep edilen öğrencilere, iki oturum arasındaki dinlenme süresinde tüketilmek üzere beslenme paketi verilecek. Kuru meyveli yulaf bar, ceviz, kuru üzüm ve sudan oluşan bu paketlerden, sınava giren öğrencilerin yüzde 91’i faydalanacak.
Velisi talep etmeyen öğrencilere ise yalnızca su dağıtımı yapılacak. Beslenme paketi alacak öğrenciler ile almayacak öğrenciler, lojistik planlama doğrultusunda farklı binalarda veya salonlarda sınava alınıyor.
Sınav binalarında güvenliğin artırılması amacıyla bu yıl teknik altyapıda değişikliğe gidildi. Bina girişlerindeki üst arama kontrol noktalarında ve sınav evraklarının salon görevlilerine dağıtıldığı toplantı odalarında, süreçlerin izlenebilmesi amacıyla yapay zeka destekli altyapıya sahip kamera kurulumları gerçekleştirildi. Bunlara ilaveten bazı binalarda sınavın gerçekleştirileceği salonlarda da kamera sistemi olacak.
SONUÇLAR 10 TEMMUZ’DA AÇIKLANACAK
Merkezi sınavın sonuçları 10 Temmuz’da Bakanlığın resmi internet sitesinden açıklanacak. Sınav sonuçlarının ilan edildiği gün, tercih süreçlerine yön verecek olan “Ortaöğretime Geçiş Tercih ve Yerleştirme Kılavuzu” da yayımlanarak kamuoyuna duyurulacak. (ANKA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran devlet televizyonuna açıklamalarda bulundu.
Arakçi, ABD ile yürütülen müzakerelere ilişkin yaptığı açıklamada, “Mutabakat zaptının gelecek birkaç gün içinde dijital ortamda imzalanması ihtimali mevcut” dedi.
Arakçi, “Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşma ile ilgili müzakere yapılmayacak” ifadelerini kullandı.
Yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arakçi, “Eğer yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun durumu netleştirilecekse, bunun tek yolu bu malzemenin İran’da seyreltilmesidir” dedi.
URANYUM STOKLARI
Arakçi, zenginleştirme faaliyetleri ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarının yanı sıra yaptırımların kaldırılması ve İran’ın yeniden yapılanması için oluşturulacak fon mekanizmasının nihai anlaşmada karara bağlanacağını söyledi.
ABD’nin müzakere talebinde bulunduğunu öne süren Arakçi, “Düşman savaşta hedeflerine ulaşamayacağını anladı ve ümitsizliğe kapıldı. Bununla birlikte müzakere talep etti” diye konuştu.
‘KAZANIMLARI PEKİŞTİRECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM’
Müzakerelerin sonucuna ilişkin değerlendirmede bulunan Arakçi, “Müzakerelerin sonucunun İran’ın çıkarları için iyi olacağını ve savaş meydanındaki kazanımları pekiştireceğini düşünüyorum” dedi.
Mutabakat zaptının teknik detaylarına ilişkin de bilgi veren Arakçi, “Mutabakat zaptı iki sayfadan az ve her kelimesi titizlikle gözden geçirildi. Bakanlığımız talep edilen tüm hususları uyguladı” ifadelerini kullandı.
HÜRMÜZ BOĞAZI
Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ile ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılması konularının da mutabakat zaptında yer aldığını belirterek, “Hürmüz Boğazı idaresi önceki gibi olmayacak. Boğaz, Umman ve İran’ın egemenliği altındadır. İki ülke bundan önce boğazdaki hizmetleri ücretsiz sağlıyordu. Umman ile Hürmüz Boğazı’nın idaresine ilişkin olumlu görüşmeler yaptık. Kılıcımız, Hürmüz Boğazı’nın üzerinde olacaktır” dedi.
İran’ın dondurulmuş varlıklarına ilişkin bir mekanizma öngörüldüğünü söyleyen Arakçi, “Bu anlaşmanın düşmanları var ve bunların başında İsrail rejimi geliyor” ifadelerini kullandı.
Medyada yer alan bazı metinleri onaylamadığını belirten Arakçi, “Eğer altyapımıza yönelik tehditler nedeniyle geri adım atacak olsaydık, bunu daha önce yapmış olurduk. Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşmaya yönelik müzakereler yapılmayacak” dedi.
Arakçi, İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nin müzakere sürecini takip ettiğini ve sürece ilişkin raporların konseye sunulduğunu belirterek, “Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nde ilgili metine taraftar olan muhalif olanda mevcut. Ancak sonunda karar birlikte alınacaktır. Karar alındıktan sonra da açıklanacaktır” diye konuştu. (ANKA)
AFAD Deprem Dairesi Başkanlığı’nın verilerine göre, merkez üssü Gaziantep’in Nurdağı ilçesi olan 4,6 büyüklüğündeki deprem saat 00.08’de, 7,01 kilometre derinlikte meydana geldi.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, depremin Gaziantep’in yanı sıra Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye ve Hatay’da hissedildiğini belirterek, “Gaziantep ilimizin Nurdağı ilçesinde saat 00.08’de meydana gelen ve Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye ve Hatay illerimizde hissedilen 4.6 büyüklüğündeki deprem sonrası, an itibarıyla, olumsuz bir durum bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
Çiftçi, ekiplerin sahadaki çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek depremden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. (AFAD)
CVP, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenleyeceği mitinge destek vereceğini açıkladı.
Parti Meclisi’nin oy birliğiyle aldığı kararın ardından yayımlanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan mitingine karşı miting’e katılma ve destek verme kararı almıştır. Parti Meclisimiz, kararını oy birliğiyle vermiştir.
Partimiz bölücü açılıma karşı ilk günden tavır almış, bu konuda en net ve en kararlı mücadeleyi veren sesi yükseltmiştir. 27 Aralık’ta Ankara’da yükselen itirazımız neyse, bugün de aynı yerde duruyoruz. 27 Haziran’da Tandoğan Meydanı’nda yapılacak buluşmayı herhangi bir partinin veya ittifakın değil, Türk milletinin büyük buluşması olarak görüyoruz.
Bu nedenle tüm siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, dernekleri, vakıfları, yazarları, gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri ve aydınları bu tarihi çağrıya omuz vermeye davet ediyoruz! Çağrımız; en başta büyük Türk milletine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetini korumayı namus bilenleredir. Kazanan, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti olacaktır! Ya İstiklal Ya Ölüm, Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”
27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan… pic.twitter.com/ScqvddqT8X
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) June 12, 2026
SERKAN ÖZ’DEN AÇIKLAMA
CVP Genel Başkanı Serkan Öz, partisinin açıklamasını alıntılayarak şu ifadeleri paylaştı:
“Gelin, Türk milletinin gücünü gösterelim!
Gelin, memleketin sahipsiz olmadığını gösterelim!
Gelin, Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlık konusu yapılamayacağını gösterelim!
Anemurium Ören yerinin sahil kesiminde, 1. Derece Arkeolojik Sit alanında inşa edilen betonarme yapı, vatandaşların tepkileri üzerine yıkılmıştı. Bunun ardından aynı alanda daha küçük bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak bir vatandaşın elde ettiği görüntüler, Koruma Kurulu’nun onayı ile yapıldığı belirtilen tuvalet için kazılan çukurda tarihi duvar yapılarının olduğunu ortaya koydu. Konuyla ilgili açıklama yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) “yıkılan önceki çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddiasını gündeme getirdi.
DENİZ KIYISINDAKİ ANTİK KENT: ANEMURİUM
Türkiye’nin en iyi korunmuş ören yerlerinden biri olan Anemurium antik kentinde bir süredir tartışmalı bir proje yürütülüyor. Deniz kıyısındaki ören yeri, yaz aylarında denize girerek serinlemek isteyen ziyaretçilere de ev sahipliği yapıyor.
ÇALIŞMALAR ‘GELECEĞE MİRAS’ KAPSAMINDA
Anemurium’da ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üç yıldır bir proje yürütülüyor. ‘Geleceğe Miras’ projesi kapsamında yapılan ziyaretçi karşılama merkezi ve çevre düzenlemesi projesi; bilet satış gişesi, otopark, hediyelik eşya satış dükkanları ile duş ve tuvalet gibi birimlerden oluşuyor.
TARİHİN ÜZERİNE TUVALET ÇUKURU
Proje kapsamında ören yerinin sahil kısmında inşa edilen yaklaşık 100 m2’lik yapı gelen tepkilerin ardından yıkılarak kaldırılmıştı. Yıkılan bu yapının yerine daha küçük ölçekli bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak ortaya çıkan yeni görüntüler, duş ve tuvalet için kazılan alanda tarihi duvarların çıktığını ortaya koydu. 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan bölgede açılan fosseptik çukurundan duvar kalıntıları çıkmasına rağmen, tarihin üzerine duş ve tuvalet yapılmasına nasıl izin verildiği sorusuna yanıt aranıyor.
Konuyla ilgili bir basın açıklaması yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) ilgili kurumların konuya açıklık getirmesini istedi.
‘DUVAR KALINTILARI GÖRMEZDEN GELİNDİ’ İDDİASI
Ziyaretçilerin tuvalet ve duş ihtiyacı gözetilerek yapılan uygulama sırasında üzeri beyaz fayanslarla kapatılan foseptik çukurunun Anemurium antik kentine karşı işlenen suçlardan biri olduğu savunulan açıklamada, “bir vatandaş tarafından gönderilen bu fotoğraflar, geçtiğimiz yıllarda Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan alınan izin gereğince yapıldığı söylenen, ancak kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine bir sabah, ağır iş makinalarıyla yıkılan betonarme binanın yerine, yine Kurul kararı ile yapıldığı iddia edilen yeni binanın altında duvar kalıntıların olduğunu açıkça göstermektedir. Anladığımız kadarıyla, yıkılan çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddialarına yer verildi.
‘ANTİK KENTE BU KÖTÜLÜĞÜ KİM YAPIYOR?’
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili kurumların konuyla ilgili adım atmaya çağırıldığı açıklamada, şöyle denildi: “Anlaşılması güç bir şekilde ve inatla inşaat sahası haline getirilen 1. derecede arkeolojik sit alanına yapılan bu kötülüğün kim ya da kimler tarafından yapıldığını bilmemekle birlikte; birçok kişinin katkısı ile gerçekleştirildiği ve ne yazık ki, bu sorunun antik kente yapılan kötülüklerde dahli olan Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından çözülemeyeceği ortadadır.
BAKANLIĞA SORUŞTURMA ÇAĞRISI
Mimarisi ve konumu itibariyle yapılış amacının sadece halkın ve turistlerin tuvalet ihtiyacını karşılamak olmadığını düşündüren söz konusu bina ile hemen yanında kazılan foseptik çukuru, yerin altındaki kalıntıların çıkarılması ve restorasyonu için çalışma yapan kazı ekibi ile Anamur Müze Müdürlüğü yetkilileri başta olmak üzere Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun anıt abidesi olarak kayıtlara geçecektir. Umarız ki, ilgili bakanlık yetkilileri, tuvalet ve foseptik çukurunun altına gömülen, tüm dünya halklarına ait kültürel mirasları gün yüzüne çıkarırlar ve sorumlular hakkında soruşturma başlatarak bu utancı tarihten silerler.”
2016’DAN BU YANA KAZILAR SÜRÜYOR
Anemurium antik kentindeki kazılar 2016 yılından bu yana devam ediyor. Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tekocak başkanlığında yürütülen kazılarda bugüne kadar Odeon, palaestra, büyük hamam, küçük hamam, halk hamamı, hazine kilisesi, nekropol kilisesi ile çok sayıda mezar ve su kemerlerinde belgeleme çalışması yapıldı. Ortaya çıkarılan yapılar, yürütülen restorasyon ve konservasyon çalışmalarının ardından ziyarete açıldı. Anemurium Kazı Başkanlığı’nın hazırlattığı çevre düzenleme projesi, Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayı ile Mersin Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından uygulandı.
GÜNEYİN RÜZGARLI BURNUNDAKİ KENT
Anemurium antik kentinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine eklenmesi konusunda ilgili kurumlar ve yerel idareler tarafından farklı zamanlarda açıklamaların yapıldığı biliniyor. Ancak ören yerinde koruma ve kullanma konusundaki dengenin bozulduğu yönündeki eleştiriler de sık sık gündeme geliyor. Arkeolojik sit alanı içerisinde uygulanan yapılaşma, bu eleştirilerin başında geliyor. İlgili kurumların ve yetkililerin tavrı ise eleştirilerde dile getirilen iddiaları yalanlamak ya da yapılan uygulamaların mevzuata uygun olduğunu savunmaktan ibaret. Bu tartışmaların ortasında, güneyin ‘rüzgarlı burnunda’ konumlanan Anemurium, üzerini kaplayan zamanın tozu ve binlerce yıllık sırlarıyla ziyaretçilerin ilgisini çekmeyi sürdürüyor.
*Fotoğraflar, sırasıyla ören yerinde tuvalet ve duş için kazılan foseptik çukuru ve duvar kalınlıkları, daha önce yıkılan betonarme yapı, son olarak alanın yapılaşmadan önceki görünümü ile yıkılan yapının yerine yapılan daha küçük ölçekli duş ve tuvalet.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir İl Emniyet Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen soruşturma kapsamında, Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde gerçekleştirilen ihale ve doğrudan temin alımlarında usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla İzmir merkezli 6 ilde operasyon düzenlendi. İddiaya göre 3 milyar 100 milyon liralık kamu zararı oluştu.
45 kişi hakkında gözaltı kararı verildiğini ve bu kişilerden 44 kişinin gözaltına alındığını duyuran Başsavcılık şu açıklamayı yaptı:
ALIMLARDA USULSÜZLÜK
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen soruşturma kapsamında; Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde gerçekleştirilen ihale ve doğrudan temin alımlarında usulsüzlük yapıldığı, kurum yöneticileri ile bazı şirket temsilcilerinin organize şekilde hareket ederek kamu zararına neden oldukları, ihale süreçlerinde rekabet koşullarının ortadan kaldırıldığı ve kamu kaynaklarının belirli kişi ve firmalara menfaat sağlamak amacıyla kullanıldığı yönündeki iddialar üzerine başlatılan soruşturma kapsamında çalışma yürütülmüştür.
3 MİLYAR 100 MİLYON LİRALIK KAMU ZARARI
Yapılan inceleme ve değerlendirmelerde; Sayıştay raporlarında da tespit edildiği üzere Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen alım işlemleri nedeniyle yaklaşık 3 milyar 100 milyon Türk Lirası kamu zararının oluştuğu değerlendirilmiştir. Soruşturma kapsamında, aralarında kamu görevlileri ile firma temsilcilerinin de bulunduğu 45 şüpheli hakkında yakalama kararı verilmiş; 09.06.2026 tarihinde İzmir merkezli 6 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. Operasyon neticesinde; 44 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmış, 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği tespit edilmiştir.
İKİ RUHSATSIZ TABANCA
Ayrıca operasyon kapsamında 2 adet ruhsatsız tabanca ele geçirilmiş, çok sayıda dijital materyale incelenmek üzere el konulmuştur. Gözaltına alınan şüpheliler arasında; D.B., Ö.Ö., M.A., H.Z., H.T., R.K.Ç., R.U., E.T.B., B.K., F.B., M.K.G., R.H., O.Ö., S.Ö., S.D., R.D., Ş.Ç., S.S., A.Ö., A.C., A.G., A.K., B.E., E.Ş., D.Ö., E.Y., E.K., F.A., K.T., M.C., M.E.U., M.S.A., M.K., M.C., G.Ş., Y.Y., E.Ç.S., N.G., Ö.F.B., R.C., S.Ö., T.K., Y.B.A. ve Y.Ç.U. isimli şahıslar bulunmaktadır. Soruşturma çok yönlü olarak devam etmektedir.” (ANKA)
İçişleri Bakanlığı, son bir haftada 69 ilde yapılan uyuşturucu operasyonlara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“69 ilde ‘Uyuşturucu Madde Satıcılarına’ yönelik Polisimiz tarafından son 1 haftada düzenlenen operasyonlarda; -1 Ton 916 kg Uyuşturucu Madde ile 725 bin 312 adet Uyuşturucu Hap ele geçirildi. 974 şüpheli yakalandı. 381’i tutuklandı. 98’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüklerince toplam 69 ilde bin 458 ekip, 3 bin 659 personel, 23 hava aracı ve 52 narkotik dedektör köpeğinin katılımıyla operasyonlar düzenlendi.
Gençlerimizin geleceğini, ailelerimizin huzurunu ve toplumumuzun güvenliğini hedef alan zehir tacirlerine asla fırsat vermiyoruz. Güvenlik güçlerimizin kararlı ve özverili çalışmalarıyla ülkemizin dört bir yanında uyuşturucuya yönelik operasyonlarımızı kesintisiz şekilde sürdürüyoruz. Kahraman Polislerimizi, Başkanlığımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz.”
Gaffar Okkan ile birlikte 5 korumasının şehit olduğu hain saldırının kilit isimlerinden olan ve suikastın planlayıcısı olarak kırmızı bültenle aranan Hizbullah terör örgütünün tetikçilerinden ‘Tarık’ kod adlı Haşim Alabalık ile suikastın talimatını veren ‘Vedat’ kod adlı Murat Aktaş hakkında zaman aşımından düşme kararı verildi.
Nefes Gazetesi’nden Özgür Cebe’nin haberine göre; iki suikast tetikçisinin 25 yıl boyunca bir türlü yakalanamamış olması nedeniyle gıyabi tutuklu olarak yargılandıkları Ağır Ceza Mahkemesince düşme kararı verilirken haklarındaki yakalama emri kaldırılarak dosyaları kapatıldı.
Terör suçlarında zamanaşımı süresi 30 yıl iken Okkan’ın iki katil zanlısına suikastın üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen düşme kararı verilmesi dikkat çekti.
Suikastla ilgili iki ayrı iddianamede, Aktaş’ın Okkan suikastının talimatını verip bizzat tetikçi olarak katıldığı bilgisi yer alıyor. Suikasttan 1 gün önce Aktaş’ın 3 kalaşnikof tüfek, şarjör ve hücum yelekleriyle hücre evine geldiği, ertesi gün konvoya ateş açılması yönünde tetikçilere talimat verip suikast planının detaylarını çizdiği kroki ile paylaştığı bildirildi.
Saldırı günü Aktaş ile Haşim Alabalık’ın da içinde yer aldığı tetikçi grubun konvoyu çapraz ateşe aldıktan sonra Alabalık’ın el bombası atarak aracı taradığı ifade edildi.
16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ının Güngören’de çocuk yaştaki E.Ç tarafından bıçaklanarak öldürülmesine ilişkin davanın ilk duruşması bugün Bakırköy Adliyesi’nde görülmesine devam ediliyor. Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen dava öncesi adliye önü ve koridorlarında toplanan vatandaşlar “Atlas Çağlayan için adalet” sloganı attı.
‘DURUŞMA SALONUNDA UFAK BİR ARBEDE YAŞANDI’
Duruşmaya ara verildiği anlanda Atlas Çağlayan’ın yakınları ve desteğe gelenler adliye bahçesinde toplandı. Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü basına ve izleyicilere kapalı olarak yapılan duruşmaya ilişkin konuştu. Ünlü şunları söyledi:
“Katil girerken önümüzden geçti. Geçerken ilk giriş anında yüzüme baktı, gözlerime baktı. Orada zaten bir ufak arbede yaşandı içeride. Yani çok cesur. Çok cesurca işlemiş zaten. Çok bilinçli yapmış. Yaptığını tamamen ‘ben yaptım’ ama hiçbir sebebe dayayamıyor. Sebebi ne soruyoruz, neden diye soruyoruz. Bir sebebi yok ona göre. O zaten o gün onun için yola çıkmış. Her şeyi inkar ediyor. Cep telefonunda sevgilisiyle ilgili olan konuşmalarında başkası için zaten tehditlerde bulunuyor. Bununla ilgili haberim yok diyor. Kendi yaptığı her şeyi inkar ediyor ve ‘haberim yok’ diyor. Zaten o gün içerisinde saat 4 civarında başkasından silah istemiş. Aslında o günkü eylemi zaten net”
Duruşmayı takip eden Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM) adliye önünde açıklama gerçekleştirdi. Taraflar ve vekilleri haricinde duruşma salonuna girişlere izin verilmemesi nedeniyle, duruşmayı takip etmek isteyen avukatlar olarak mahkeme salonu önünden süreci takip ettiklerini aktaran UCİM İstanbul Hukuk Koordinatörü avukat Helin Almak, “Bugün sanığın olaya ilişkin beyanları alındı. Olay anına tanıklık eden diğer mağdur çocuklar da bugün dinlendi. Olayı tutarlı şekilde anlattılar mahkeme salonunda. Olaya tanıklık eden tanıkların beyanları da alındı. Biz bugün artık adil bir karar çıkacağını düşünüyoruz. Bugün çıkmasa dahi yargılamanın sonunda artık bu suçların işlenmesini önleyecek caydırıcı cezalar verilmesini istiyoruz. Ceza kanunumuzda bu suçlara ilişkin yeterli cezalar aslında öngörülmüş ancak asıl sıkıntı daha çok infaz kanunumuzda. İnfaza ilişkin değişiklikler yapılırsa bu suçların işlenmesi noktasında caydırıcılık oluşturabileceğini düşünüyoruz.
ÖZKAN: ‘MÜEBBET ALIRIM AMA BİR KAÇ SENE SONRA ÇIKARIM’ DÜŞÜNCESİNİN KALDIRILMASI GEREKİYOR
“Biz koridorda da olsa Atlas çocuğumuz için adaletin yerini bulması için annemizin yanında olmaya devam edeceğiz” diyen UCİM) Genel Başkanı Saadet Özkan da, “Bu sözde SSÇ (Suça Sürüklenen Çocuk) tanımının değişmesi gerekmekte. Ceza infaz sisteminin değişikliği, suçu işleyenlerin ceza alma şeklini de değiştirecektir. Yani, ‘Ben müebbet alırım ama yaşım 18’in altında, birkaç sene sonra çıkarım’ düşüncesinin kaldırılması gerekiyor” şeklinde konuştu.
CEYLAN: ÇOCUKLAR O MAFYA BOZUNTULARINA ÖZENİYOR, ÇOCUKLARI ÇETELER KULLANIYOR
UCİM Genel Başkan Yardımcısı Yücel Ceylan ise “Çocuklarımız heba oluyor. Çocuklar çocukları öldürüyor. Bu infaz yasaları değişmezse biz daha çok çocuklarımız için adliyelere geleceğiz” ifadelerini kullandı. Ceylan şöyle konuştu:
“Ben tüm sivil toplum kurum ve kuruluşlarına seslenmek istiyorum. Biz 1990 senesinde Avrupa Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza attık. 18 yaşının altındaki çocuklara çocuk diyoruz doğrudur. Ama Avrupa’nın hangi ülkesinde çocukları kullanan bu kadar suç örgütü var. Avrupa’nın hangi ülkesinde diziler, filmler bu suç örgütlerine bu kadar methiyeler dizip övebiliyor, bunların başındaki insanları bu kadar ilahlaştırıyor. Bu bizim ülkemizde var… Bugün burada mahkeme heyeti yasal sınırları zorlayarak cezayı verecek ama eminim ki toplumun vicdanı rahat etmeyecektir. Ben sesleniyorum yine, özellikle siyasilere de sesleniyorum bu ülkenin çocuklarını seviyorsanız gerçekten lütfen cesur olun, ceza infaz sistemini değiştirin. Bu çocukları çeteler kullanıyor. Bu çocuklar o mafya bozuntularına özeniyorlar. Bu çocuklarımız heba oluyor” (ANKA)
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Dorukhan Büyükışık’ın 13 Mayıs 2018’de Narlıdere’deki Bulut Orman Evleri İnşaatı mevkisinde yaşamını yitirmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, “kasten öldürme”, “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” ve “yalan tanıklık” suçlarından oluşturulan 4 kişilik özel soruşturma ekibi dosyayı yeniden ele alarak soruşturmayı derinleştirdi.
Soruşturma kapsamında İzmir İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 21 Mayıs’ta düzenlenen operasyonda 21 şüpheli gözaltına alınırken, şüphelilere ait dijital materyallere el konuldu. Yapılan çalışmalar sonucunda daha sonra yakalanan şüphelilerle birlikte dosyada yakalanan şüpheli sayısı 25’e ulaştı.
Gözaltına alınan 25 şüpheli çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanırken aranan son firari şüpheli İbrahim K.’nin de Edirne Kapıkule Sınır Kapısı’nda yakalandığı öğrenildi. İbrahim K. olay tarihinde inşaat şantiyesinde gece bekçisi olarak çalışıyordu.
Böylece olayla ilgili toplam 26 şüphelinin tamamının yakalandığı bildirildi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Genel Merkezi’nde milletvekillerine ve partililere hitap etti.
Kılıçdaroğlu, kendisine yöneltilen “Saray adamı” söylemine tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Erdoğan Meclis’e geldiğinde Kılıçdaroğlu mu kalktı? ‘Biz, müzakere ediyoruz diyorlardı.’ Kılıçdaroğlu dedi ki, ‘Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir.’ Dolayısıyla hiç endişe etmeyin. Beraber güzel şeyler yapacağız. Sizin iradenizle yapacağız. Siz mücadele ettiğinizde unutmayın, Ankara’da bir Kemal ağabeyiniz var” ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, gençlere seslenerek, “Biraz onların derinlikli düşünmelerini istiyorum. Sosyal medyanın, trollerin ya da adını tanımlayamadığım bazı kişilerin dolduruşuna gelmesinler. Akıllarını kullansınlar. Sorgulamayı öğrensinler. Sorgulamayı öğrendiğimizde siyaseti güzel bir zemine oturmuş oluruz. Bunu yapmamız gerekiyor, bunun mücadelesini vermemiz gerekiyor” dedi.
‘BEŞLİ ÇETELERE KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ’
Değişimin “üç aşamadan oluşan bir değişim olacağını” kaydeden Kılıçdaroğlu, bunları şöyle sıraladı:
“Bir değişim var, bir de gerçek değişim var. Değişim, geriye doğru da olabilir. Ama bizim söylediğimiz gerçek değişim, üç aşamadan oluşacak. Birincisi, arınma ve temiz siyaset.
İkinci değişim, ekonomik kurtuluş ve üretimci kalkınma. Kalkınmayı üreterek yapacağız, faiz baronlarına karşı mücadele edeceğiz. Beşli çetelere karşı mücadele edeceğiz, halkı soyanlara karşı mücadele edeceğiz, uyuşturucu baronlarına karşı mücadele edeceğiz, Türkiye’yi kara para cenneti yapanlarla mücadele edeceğiz.
Üçüncüsü ise iktidarın yarattığı tahribatları düzeltmemiz lazım. Yani devletin yönetiminin ahlak zeminine oturması lazım. Devletin yönetimi ahlak zeminine oturmazsa hepimiz kaybederiz.
İnşallah iktidara geldiğimizde ilk yapacağımız iş, devlete çöken mafyayı temizlemek olacak. Parayı gasp edenlere çökmek olacak. Şöyle güzel bir özdeyiş hazırlamışlar, onu size okumak isterim: Ay ve güneş herkesin lambasıdır. Hava herkesin havası, su herkesin suyudur. Neden ekmek herkesin ekmeği değildir? Bizim kavgamız bu.”
‘DEVLETTE LİYAKAT OLMAZSA ÜLKE DÜZELMEZ’
Sorunlara karşı çözüm önerilerinde bulunacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Devletin dini adalettir. Toplumun temeli adalettir. Adaletin kardeşi ahlaktır. Onun kardeşi liyakattir. Hakkın, hukukun, adaletin, liyakatin mutlaka sağlanması lazım. Devlet dediğiniz kurum, bir siyasal partinin rahat at koşturacağı bir alan değildir. Devlette liyakat olmazsa ülke düzelmez. Devlette huzur ancak liyakatle gelir, emekle gelir, bilgiyle gelir, birikimle gelir. Bunun mücadelesini vereceğiz. Önümüzdeki toplantılarda sizlere çok daha farklı Türkiye’nin temel sorunlarını nasıl çözeceğimizi anlatacağım. Çünkü şu var: Efendim herkes eleştirir ama biz çözüm önereceğiz. Bir şey söylüyorsak ‘yanlıştır’ diye, doğrusu nedir onu da söyleyeceğiz. Bu bizim görevimiz” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, “Kürt sorununun parlamentoda çözülmesi gerektiğini söyleyen ilk partinin CHP olduğunu” söyleyerek, “Bu soruna en sıcak yaklaşan, arşivinde onlarca raporu olan bir partiyiz biz. Bu sorunu çözmek parlamento dışında mümkün değil. Dikkat buyurunuz, bizim söylediğimiz noktaya geliyoruz. Bakın CHP, sorunların çözümünde öngörüsü olan, önerisi olan bir partidir. Sıradan bir parti değildir. Bu ülkenin aydınlarıyla beraber olmak zorundadır. Bu ülkenin aydınlarının bize yaptığı katkılardan yararlanmak zorundadır. Ve sizler de sokaklarda bunu anlatmak zorundasınız. Biz ahlaki üstünlüğümüzü alacağız, ahlaki üstünlüğümüzü koruyacağız. Kirli kimse onları kapının önüne koyacağız. Ahlaklı, erdemli siyaseti yeniden getireceğiz” dedi.
‘KURULTAY’ MESAJI
Konuşmasında CHP kurultayının toplanması yönündeki çağrılara da yanıt veren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Benim koltuk derdim yok. Ben bir köşeye çekilip huzur içinde de yaşayabilirim. Ama tarihin yüklediği bir sorumluluk var. Ben kurultayı toplayacağım. Hiç kimse endişe etmesin. Ahlaklı, erdemli bir kurultayı elbette yapacağız. Elbette genel başkanınızı erdemli, yüce oylarınızla seçeceksiniz. Hiç kimse kapalı kapılar ardında özel pazarlıklar yapmayacak. Kimse zenginleşme aracı olarak kurultayı kullanmayacak. Dolarlar havada savrulmayacak” ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, dikkat çeken ‘Osmanlı’ mesajında ise şunları söyledi:
“Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Çok önemli bir coğrafyada. Bakın, dünya dengeleri değişiyor derken Çin’e, Amerika’ya, İngiltere’ye, Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundadır. Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Ne demiştim? Cumhuriyet Halk Partisi devlete istikamet çizen bir partidir. Bunları dillendirmek zorundadır Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partisi kısır tartışmaların dışına çıkmak zorundadır. Eğer kısır tartışmalara takılır kalırsak bu bize değil, en çok Türkiye’ye zarar verir. O nedenle bizlerin mücadelesi hak ve adalet mücadelesidir.”
Kılıçdaroğlu’ndan dikkat çeken ‘Osmanlı’ çıkışı: ‘Türkiye o coğrafyaya gitmek zorundadır’
“Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın… pic.twitter.com/1yjmb9psvk
“Bu konuşmayı bir zafer olarak görmüyorum ancak bu kürsüde seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması, Dikmen Kapı önündeki binlerin Türkiye’deki milyonların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum. Biz demokrasi fikrinin insanlarıyız, sandığa inanırız. Seçene ve seçilene saygılıyız.
Onun için bugün buradaki duruş çok anlamlıdır. Bir zafer değil, bir bütünün diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır. Teslim olmamaktır. Direnmektir. Bütün ülkenin geleceğini düşünenlerin birlikteliğinin zaferidir.
Manisa’ya cenaze töreni sığmadı. Kardeşimizi ancak Ferdi’ye nasip olabilecek bir törenle uğurladık. Orada olmak hepimize düşerdi. Orada olacaktık. ‘Herkes orada olur’ dedik. Bundan bir süre sonra olmayacak bir şey oldu. Gözlerime inanamadım. Bugün bizim orada olmamızı burada grup toplantısı yapmak için fırsat görüldü, bir açıklama yapıldı.
‘BEN BURADA LAZIMDIM’
Kim gelecek onlarla, partinin kapısına kim geldiyse onlar gelecekti. Son 4 kurultayın seçilmiş genel başkanı, yöneticileri olmayacak. Kimin geleceğini, nasıl planladıklarını gördük. Millet bir karar verir o karar burada tecelli edilir. Herkese danıştım, en son Ferdi’nin sesiyle kararı verdim. Hep Manisa’ya gitmem gerekir, burada da bir şey çıkar. ‘Sen orada lazımsın’ derdi. Ben bugün burada lazımdım, burada kaldım.
Bu kumpası çözmezsen, ‘CHP’nin iç işi’ dersin. Kim karışır CHP’nin kurultayına? YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş. Dönüp son 4 kurultayı yok say. YSK’ye göre yok değil. Hiçbir yer göre yok değil ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir mahkeme olmayacak bir karar alsın ve artık Türkiye’de hiçbir seçilmişin koltuğunun kesinleşemeyeceği bir sisteme döndürdüler işi.
‘Sandıkla geldik, sandıkla gidemeyiz.’ Bütün mesele bu, bunun üzerine oturuyor sistem. Bu işi kim yapar? Bu işi bu çocuk yapar. Vaktiyle bütün kararları kim aldıysa, talimatla yapan birisine yargı kollarını kurdurdular.
Bugün için neredeyiz? Defalarca buradan Murat Kurum’a söylediğim. Kurum tek tek biliyor bütün tapuyu. Tek kelime söyleyemiyor. Sonra çıkıp dedi ki, ‘Efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak.’ Dedim ki bunu ispatlayamazsanız alçaksınız. İspatlayamadılar. 110 gün yoğun bakımda yatmış adamı, kendisi defalarca açıkladığı halde, ‘Adaylığım için bir kuruş para verdiysem şerefsizim’ deyip açıkladığı halde böyle birisine en son ne ifade verdirdiler biliyor musunuz?
En son gitti, kimse görmezken Ferdi Zeyrek’e verdim deyip ifade verdirdiler. Nasıl olsa ölmüştür inkar edemez diye böyle hesap yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum. Ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş başka bir kardeşimizin namusuna dil uzatan birilerinden bahsediyorum. Partiyi bu duruma getirerek partiyi kurumsuzlaştıran, adaysızlaştıran bir çözüm paketinde içeriden dışarıdan her türlü işbirliği ile bu işi çözmeye kalktılar.
Özgür Özel:
“Öyle bir noktaya geldik ki ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş başka bir kardeşimizin namusuna dil uzatan… İçimizdeki inat mıdır nedir bilinmez oraya hamle yaparak, partiyi bu duruma getirerek, içeriden dışarıdan her türlü iş birliği ile ilerleyerek bu işleri… pic.twitter.com/r7rojYZdTW
ABD bayrağına el basıp yemin eden birisinin televizyon kanalı. Ekrem İmamoğlu ile ilgili her türlü yalanı atan ama popüler olan cep telefonlarından, paralardan tutun da hiçbiri çıkmadı ya; TGRT, A Haber bu yalanları atarken iddianamede olacak derken şimdi ben yalan attım diyenler Ekrem başkanın evine desteğe koşanlar, önseçimde oy verirken poz verenler Ekrem başkana ‘Hırsız’ demeye başladılar. Mesele Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Orada tutuklu insanlar bedenlerini sandıkla iktidarın değiştirilmesi için ortaya koyuyor.
Kapıda da söyledim, size de söylüyorum. Siz bugün Türkiye’yi kuruluş ayarlarına karşı kopmayan halkasınınız. O yüzden hem Ferdi’nin ölüm yıldönümünde bize bunları yapanlara hem de genel merkezde o kara günü yaşatanlara hem de bugün bu Meclis’in altında cürret edilen meseleye kim eğer alet olup el veriyorsa şu kadarcık hakkımı helal etmiyorum.
Özgür Özel:
“Mesele, CHP’yi kurumsal kimliğiyle, lideriyle, bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan, Erdoğan’ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil”https://t.co/xSafmeFb0opic.twitter.com/jLgazMrefP
Partiye geçmize saygımızdan ağzımızı açmıyor, susuyorum. Ama bu partiye yaşatılanları gördükçe ne diyeceğimi şaşırıyorum. O binada kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın.
O gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile, CHP ile ilgili olmayan seçmenlerimiz bile herkes gözümde bambaşka bir yerdedir. O binada bugün Kemal Bey’e Çubuk’ta organize bir linç yaşatılırken ölümü göze alarak onunla birlikte, onu koruyarak yanında duran mesele Murat Emir orada yok ama 1980 öncesi 7 TİP’li genci öldüren Haluk Kırcı’nın ekibi selam veriyor 12. kattan, Genel Başkan katından.
Kemal Bey saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikasta uğrayan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey’e orada ateşler açılırken Kemal Bey’in üstüne kapanan Seyit Torun’u iki kolundan tutup da attılar binanın dışarısına.
Belediye başkanlarımız yok o salonda ama ‘Bir sonraki operasyon şu CHP’li belediyeye’ deyip haysiyet suikastı yapanlar o binada geziyorlar. Aykut Erdoğdu yok o binada ama İBB borsasında olan avukat, Yunanistan’a kaçarken yakalattığım avukat o binada ‘Arınma başladı’ diye paylaşıyor.”
‘CHP’DE GÖREV YAPMIŞ KİMSEYE YAKIŞTIRMAM’
Her şeyi yapın ama bu FETÖ’den kalma dille, önüne geleni hain ilan eden dille; demokrasiyi tehdit gördüğü için her direnişe ‘ayaklanma’ her mitinge ‘Türkiye’yi karıştırmak’ diye bakan sığ anlayışının terminolojisini CHP’de görev yapmış kimseye yakıştırmam.
Asla ve asla CHP’ye paralel yapı, FETÖ ya da namuslu arkadaşlarımıza hırsız gibi iftiralara teslim olursak biz CHP olmayız. Elbette hukuka güveneceğiz ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız.
’26 TEMMUZ GEÇİRİLMEMELİ’
Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik dönülemez bir hale gelmiştir. Umut ediyorum butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan sonra bir aklı selim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez şekilde aşılmaz. 2 milyon üyemiz var, 2 bin tane kurultay istemeyen seçilmiş yönetsin demeyini bulamazsınız.
O bin tane de bayramlaşma yapalım, getirelim grup yapalım; o bin tane gezdirilmişle ne kurultay ne bayramlaşma ne grup toplantısı yapabilirsiniz. O yüzden herkesin nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım. Bütün muhalefet partileri derhal kurultay yapılsın diyor. Kendilerinin de talim olduğu bu sistem ortadan kalkarsa demokrasi ortadan kalkacağı için bunu söylüyorlar.
Bunun için diyalog olsa hiç uzakta durmadım. Efendim ‘tedbir var kurultay yapılmaz.’ Türkiye’nin tüm hukukçular aynı metinde birleşiyorlar. Kamu, seçim hukukçuları ‘Kurultayın yapılması değil yapılmaması sorun’ diyor. Başka bir görev yoktur, görev budur.
‘Kurultay yapacağız’ söylemlerini duyduk. Madem ki buna ikna oldunuz, o kurultayı yapmalısınız. ‘Efendim birkaç ay sonraya söyleyelim, bir yıla yayalım. AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçimi o zaman yapalım’. Burada yapılacak iş 26 Temmuz’u geçirmeden kurultay yapılmalıdır. Seçime girilmesi tehlikeye girmektedir. Bu memlekette tüm umudu önümüzdeki seçim olan on milyonlarca kişinin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara kabusu yaşatırsınız. Onları sandıktan koparırsınız, geri dönülemez bir şekilde kaybettirirsiniz.
Özgür Özel:
“Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik artık geri döndürülemez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum, butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan sonra bir aklı selim hakim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz”https://t.co/xSafmeFb0opic.twitter.com/3YnoVIbzp9
Herkes bilsin ki milletin yürüyüşüne kimse set çekemez. Önümüzde duran bu milletin ayaklarının altında kalır. Ne yapılırsa yapılsın bu millet önünde kimseyi istemez. Devletini sever, vergisini verir ama devleti milletin karşısına koyarsanız millet o devleti önce yener sonra yeniden demokratik devletini inşa eder.
Onun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya kalkışmasın. Birilerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın. Çalışacağız, acı çektik çekeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Beni Ferdi’den, Manisa’dan koparamadılar çünkü arkamda dağ gibi siz vardınız, hepinizi seviyorum. Hep beraber başaracağız, size inanıyor size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar.”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’deki grup toplantısında Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirdi.
Hatimoğulları, Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesinin kimi zaman darbelerle, kimi zaman olağanüstü hukukla, kimi zaman yargı kararlarıyla baskılandığını savunarak şunları kaydetti:
“Zaman zaman sekteye uğratılmıştır. Bugün CHP’ye mutlak butlan ataması demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biridir. Askeri vesayet rejimine karşı çıkanlar şimdi oluşturdukları yeni bir yönetim zümresiyle otoriter bir zümreyle vesayet rejimine dönüşmüş durumdalar. Böyle bir tablo içinde CHP ve mutlak muktan tartışması bir parti içi kriz, bir koltuk kavgası ya da güncel bir siyasi çekişmenin çok ama çok ötesinde. Asıl mesele kimin nerede, hangi koltukta oturacağı ya da oturduğu değil. Asıl mesele Türkiye açısından demokrasinin nereye oturacağıdır. Siyasal rekabet sandıkta mı kurulacak, mahkeme koridorlarında mı? Halkın, üyelerin, delegelerin, seçmenlerin iradesi mi esas alınacak yoksa yargı eliyle siyaset yeniden mi dizayn edilecek? CHP’ye mutlak butlan kararı, demokratik ve sivil alanı komple tehdit etmektedir. YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasbettirmiştir. Anayasa’ya aykırı davranmıştır. Mahkemeler yetkilerini aşmışlardır. Bunlar basitçe geçiştirilecek konular değildir. Demokrasinin kalbine, demokratinin az da kalan kırıntılarının kalbine hançer saplanmıştır. Bu uygulamalar ya Yargıtay yargı eliyle oluşan bu kaosu mutlaka çözmelidir. Zamana yaymamalıdır. Siyasal sorunların çözüm adresi elbetteki mahkeme salonları değildir. Olamaz, olmamalıdır. Demokratik toplumlarda siyasi partilerin yönetimlerine, programlarına, geleceklerine mahkemeler karar vermez. Üyeleri, delegeleri, seçmenleri karar verir ve biz ümit ediyoruz ki CHP’nin sorunları bu yaklaşımla çözüme kavuşur.”
Hatimoğulları, “Halkın iradesine yönelik her türlü müdahaleye net olarak karşıyız. Demokratik siyaset alanının daha fazla genişlemesini savunuyoruz. Demokratik cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerinde dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır” dedi.
Hatimoğulları, bölücü açılım sürecine ilişkin ise şöyle konuştu:
“Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. ‘Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız’ demişti. Ardından ‘hayırlı işlerde çabuk olunmalı’ demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmelidir. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz. Buna hapsedilemez çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini katlayacak paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı. Barış ahlak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir.”
Süreçle ilgili 12. Yargı Paketi beklentilerine ilişkin Hatimoğulları, “Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokrasi ve demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var” dedi.
‘EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR’
Hatimoğulları, DEM Parti İmralı Heyeti’nin son İmralı görüşmesinde terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın bir formül ve yol haritası ortaya koyduğunu savunarak, “Sayın Öcalan’ın sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu ve AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı iğne konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP hükümetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz ve çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı dönemden demokratik, sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmelidir. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalıdır. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmelidir” diye konuştu.
Hatimoğulları, “Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri, 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmelidir. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreçte barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir” dedi.
Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:
“Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım. Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı, istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak olarak sadece bugün barış demedik, sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz, Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük.” (ANKA)
Çorumlu Şenay Aybüke Yalçın, Edremit Kültür ve Sanat Derneğinde müzik eğitimi aldıktan sonra Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu.
Atandığı Kozluk Çok Programlı Anadolu Lisesinde müzik öğretmeni olarak göreve başlayan, Batman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü’nde yüksek lisans yapan Yalçın, 7 ay gibi kısa sürede hem meslektaşları hem de öğrencilerinin gönlüne taht kurdu.
Aybüke öğretmen, 9 Haziran 2017’de öğrencilerine karnelerini verdikten sonra eve gitmek için okuldan arkadaşlarıyla ayrıldı.Dönemin Kozluk Belediye Başkanı Veysi Işık’ın aracına yönelik PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırıda, bulunduğu araca isabet eden kurşunla ağır yaralanan Yalçın, Kozluk Devlet Hastanesinde müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
İlk görev yerinde şehit düşen Yalçın’ın cenazesi, Batman Öğretmenevi bahçesinde düzenlenen törenle gözyaşları içinde memleketine uğurlandı. Aybüke öğretmenin naaşı, memleketi Çorum’un Osmancık ilçesindeki törenin ardından toprağa verildi.
TÜM TÜRKİYE’Yİ YASA BOĞDU
Ömrünün ve mesleğinin baharında Aybüke öğretmeni hayattan koparan terör örgütü PKK, ülkenin dört bir yanında lanetlendi.
Mağusa Limanı türküsü ve fotoğrafındaki tebessümüyle hafızalara kazınan Aybüke öğretmenin ölümü, başta annesi Zehra, babası Sadık, kardeşi Atıf Yalçın olmak üzere tüm ülkeyi yasa boğdu.
Kozluk’ta vatandaşlar, şehit öğretmenleri için yaptıkları yürüyüşle terör örgütü PKK’ya tepki gösterdi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü öncülüğünde 15 Temmuz Şehitler Parkı önünde toplanan vatandaşlar, ellerinde Türk bayraklarıyla, “Türk Kürt kardeştir, PKK kalleştir”, “Kahrolsun PKK”, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganlarıyla şehit öğretmenin görev yaptığı okula kadar yürüdü.
AYBÜKE ÖĞRETMENİN ADI YAŞATILIYOR
Aybüke öğretmenin hatırası, okullarda, kütüphanelerde, sanat atölyelerinde, park ve caddelerde, anısına düzenlenen etkinliklerle yaşatılıyor.
Şehit öğretmenin ismi, ilk olarak görev yaptığı ve kendi imkanlarıyla açtığı müzik atölyesine, daha sonra Kozluk Çok Programlı Anadolu Lisesine verildi.
Mezun olduğu Körfez Anadolu Lisesi, saldırının gerçekleştiği Hastane Caddesi ve mezun olduğu Necmettin Erbakan Üniversitesinin orkestra salonuna da Aybüke öğretmenin ismi verildi.
Ayrıca Osmancık’ta bir ortaokulda, Kozluk’ta konukevinde, Muş’un Bozbulut köyündeki okul kütüphanesinde, Pozantı’daki bir lisenin resim atölyesinde, Safranbolu’daki üst geçitte de adı yaşatılıyor.
Öte yandan, Yalçın’ın ismi, yüksek lisansa başladığı Batman Üniversitesinde bir sınıfa verildi. Keçiören Belediyesi tarafından da geçen yıl Yayla Mahallesi’nde, şehit öğretmen Şenay Aybüke Yalçın’ın adının verildiği halk kütüphanesi açıldı. Hatırasına yönelik 2017’de masa tenisi turnuvası, 2018’de Türk halk müziği solo ses yarışması düzenlendi.
Akademisyen olmayı hedeflerken terörün hayattan kopardığı Şenay Aybüke Yalçın, her yıl 9 Haziran’da ve 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde mezarı başında, saldırının gerçekleştiği yerde, görev yaptığı okulda anılıyor.
Cumhurbaşkanlığı’nın resmi internet sitesinden yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, davetine icabetle Türkiye’yi ziyaret eden Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’i resmi törenle karşıladı. Karşılama töreninin ardından Erdoğan ile Rodriguez, ikili ve heyetler arası görüşmeye geçti. Görüşmede, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat hazır bulundu.
İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmeye ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ülkemize çalışma ziyaretinde bulunan Venezuela Cumhurbaşkanı Vekili Delcy Rodriguez ve heyetini İstanbul’da kabul etti. Kabulde Türkiye-Venezuela ikili ilişkileri ile küresel gelişmeler ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, ülkemizin her daim dost Venezuela halkının yanında olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanımız, Türkiye ile Venezuela’nın ticaret, enerji ve madencilik alanları başta olmak üzere birçok alandaki iş birliğini daha da ilerletmek için kararlı olduğumuzu vurguladı. Görüşmede, 3 milyar dolar ticaret hacmi hedefine ulaşılması için atılacak adımlar da değerlendirildi.”
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:
“NATO Zirvesi kapsamında alınacak güvenlik tedbirlerine ilişkin hazırlıkları değerlendirmek üzere, Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi (GAMER) Toplantı Salonu’nda kapsamlı bir koordinasyon toplantısı gerçekleştirdik. Toplantıya; Bakan Yardımcılarımız Sayın Ali Çelik ve Doç. Dr. Sayın Kübra Güran Yiğitbaşı, Ankara Valimiz Sayın Yakup Canbolat, Emniyet Genel Müdürümüz Sayın Ali Fidan, Jandarma Genel Komutanımız Orgeneral Ali Çardakcı ve ilgili birim amirleri katıldı.
‘NATO ZİRVESİ’NE EN ÜST DÜZEYDE EV SAHİPLİĞİ YAPILACAKTIR’
Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin güvenli ve başarılı bir şekilde icra edilmesi amacıyla tüm hazırlıkları kapsamlı şekilde ele aldık. Devletimizin tüm kurumları arasında güçlü bir koordinasyon ve eşgüdüm anlayışıyla hareket ederek, kamu düzeninin korunması, misafir heyetlerin güvenliği ve zirvenin başarıyla tamamlanması için gerekli tüm tedbirleri titizlikle almaya devam edeceğiz. Türkiye, sahip olduğu tecrübe, güçlü güvenlik altyapısı ve kurumsal kapasitesiyle NATO Zirvesi’ne en üst düzeyde ev sahipliği yapacaktır.”
Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) “mutlak butlan” krizi sürüyor.
SIRADAKİ HAMLE BELLİ OLDU
Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, dava sürecinde aralarında eski Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın da yer aldığı ve delegelerden oluşan 7 kişilik davacı ekibin yeni bir adım atacağı iddia edildi.
TEMYİZ BAŞVURUSU
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı çıkmasında etkili isimlerden Lütfü Savaş ve beraberindeki 7 kişinin İstinaf’ta bekleyen dosyaya tekrar temyiz başvurusunda bulunacağı öğrenildi.
Davacıların bu hafta İstinaf Mahkemesinde bekleyen dosyaya tekrar temyiz başvurusunda bulunacağı belirtiliyor. Hukukçular, dosyanın Yargıtay’a gitmesinin adli tatil sonrasına kalmasına neden olabileceğini belirtti.
UZATMANIN YOLUNU BULDULAR
Davanın kısa sürede neticelenmesi önündeki en büyük engel, hukuki prosedürdeki tarafların çokluğu ve itiraz süreleri olarak öne çıkıyor. İstinaf Mahkemesi’nde ‘itiraz ve başvuru süreleri’ tamamlanmadığı için dosya henüz Yargıtay’a gönderilemiyor.
Dört farklı tarafın yer aldığı dosyada; Lütfü Savaş ve 5 delege davacı, CHP kurumsal olarak davalı, süreçten etkilenen 45 kişi fer’i müdahil, Özgür Özel ve yönetimi ise görevden uzaklaştırma kararı verilen taraflar olarak bulunuyor.
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in evindeki havuzda elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesine ilişkin Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada yeni bir gelişme yalandı.
Toplam 10 sanığın, “taksirle bir kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olma” suçundan yargılandığı davada, olayda kusurları bulunduğu iddia edilen Yunusemre Belediyesi’nde çalışan 6 kamu görevlisi hakkında da iddianame tamamlandı.
Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Yunusemre Belediyesi’nde çalışan 6 kamu görevlisi hakkında “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan açılan kamu davasının, aynı olaya ilişkin yürütülen ana dava dosyasıyla birleştirilmesine karar verdi.
Konuya ilişkin açıklama yapan Ferdi Zeyrek’in ailesinin avukatı Necibe Karaoğlanlar, “Yunusemre Belediyesi’nde çalışan; inşaat mühendisi, tekniker, yapı belge görevlisi ve müdürlerden oluşan 6 kişi hakkında iddianame düzenlenerek ana dava dosyasıyla birleştirildi. Şüphelilerin savunmalarını almak ve 1 Temmuz’da görülecek duruşmada dinlenilmek üzere mahkemece davetiye çıkarıldı” dedi. (ANKA)
Ziraat Bankası, sosyal medya platformlarında gündeme gelen veri sızıntısı ve güvenlik ihlali iddialarına ilişkin açıklama yaptı.
Bankadan yapılan açıklamada, gerçekleştirilen incelemelerde herhangi bir veri sızıntısı ya da güvenlik problemi tespit edilmediği belirtildi.
Ziraat Bankası’nın sosyal medya hesabında yapılan açıklamada, başka bir bankanın sanal POS sistemi üzerinden bazı işlem denemelerinin gerçekleştirildiği ifade edildi.
Açıklamada, söz konusu işlemlerin güvenlik sistemleri tarafından anlık olarak tespit edildiği ve gerekli kontrol mekanizmalarının devreye alındığı kaydedildi.
‘MADDİ KAYIP YAŞANMADI’
Bankanın açıklamasında, müşteri hesapları ve kart işlemleri üzerinde yapılan incelemelerde herhangi bir maddi kayıp oluşmadığının belirlendiği bildirildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Bankamız tarafından gerçekleştirilen incelemeler sonucunda sistemlerimizde herhangi bir veri sızıntısı veya güvenlik ihlali tespit edilmemiştir.
‘GÜVENLİK SİSTEMLERİ 7/24 TAKİP EDİLİYOR’
Ziraat Bankası, müşterilerin finansal varlıkları ile kişisel verilerinin korunmasının en yüksek öncelik olduğunu vurguladı.
Banka, güvenlik sistemlerinin ulusal ve uluslararası standartlar doğrultusunda 7 gün 24 saat kesintisiz şekilde çalıştığını ve olası risklere karşı gerekli tedbirlerin alındığını açıkladı.
Ağrı’nın Hamur ilçesindeki Soğanlıtepe İlkokulunda okul öncesi öğretmeni olarak görev yapan Irmak Ayşe Koparan’dan haber alamayan arkadaşları, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.
İhbar üzerine Koparan’ın Ağrı il merkezindeki evine giden polis ekipleri, kapıyı açtıklarında genç öğretmenin hayatını kaybettiğini tespit etti.
Olay yeri incelemelerinin ardından Koparan’ın cenazesi, otopsi için morga kaldırıldı.
Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin soruşturma başlatırken, il milli eğitim müdürlüğü de ölümün tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla müfettiş görevlendirildiğini duyurdu.
Galatasaray Üniversitesi’nde “Bir Sultan, Bir Darbe, Bir Anayasa” konulu “Sultan Abdülaziz Han’ı anma programı” düzenlendi.
Programın açış konuşmasını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş yaptı. 150 yıl gibi kısa bir süre içerisinde anayasacılık bakımından bu kadar derin bir tecrübeye sahip olan başka bir millet olmadığını dile getiren Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Bu tecrübenin iyi tarafları da vardır, kötü tarafları da vardır. Yanlışları düzeltip yolumuza devam etmek boynumuzun borcudur. Anayasaları darbelerden bütünüyle ayırarak, hiçbir şekilde darbelerin gölgelerinin, tortularının anayasalar üzerine aksetmesine müsaade etmeden Türkiye’nin yeni bir anayasayı yapma gücüne, kuvvetine, kudretine sahip olduğunun altını çizmek isterim. Ayrıca anayasa tartışmaları kısır gündelik siyasi tartışmaların da mevzuu değildir. Siyasi partiler gelir gider, isimler gelir geçer ama ülkelerin anayasaya ihtiyaçları, milletin talepleri ortadadır. Bunun gerektirdiği şekilde hareket edilmesi Türkiye’nin geleceğinin en önemli unsurlarından birisidir. Bu 150 yıllık mücadelemiz sırasında en önemli meselelerimiz den birisi de hem aydınların hem Sultan Abdülaziz Han gibi yöneticilerin üzerinde durduğu temel sorulardan birisi ve belki de başlıcası ‘Ne oldu da biz batı karşısında yenildik’ sorusudur. Yenildiğimizi kimisi kurumsal kapasitemizin zayıflamasına, kimisi bilim ve teknolojide geri kalmamıza, kimisi ordu bakımından zayıf düşmemize, kimisi içeride toplumsal bütünlüğün zayıflamasına bağlar ama ne olursa olsun, bu 150 yıl içerisinde entelektüellerin, siyasetçilerin iyi niyetli bir şekilde çözüm arayan, Türkiye’yi daha ileriye götürmek isteyenlerin üç temel soruya cevap bularak anayasa çalışmalarına, daha doğrusu Türkiye’de devletin gücünü geliştirme, artırma çabalarına katkı sunmaya çalıştıklarını görüyoruz.
‘MİLLET İRADESİNİ NASIL GÜÇLENDİRECEĞİ…’
Bu 150 yıllık anayasa tartışmalarının, devlet-millet ilişkileri konusundaki tartışmaların üzerinde hâlâ bugün bile çok derin tartışılabilecek ilk konularından birisidir. İkinci mesele ise milletin iradesini hangi kurumlar, hangi mekanizmalar vasıtasıyla temsil edeceği meselesidir. Evet, milletin iradesi var. Bütün bu metinlerde 150 yıl öncesinden itibaren başlayarak sultanın, padişahın iradesinin yanında bir de milletin iradesini önemseyen bir tavrın olduğu, bunun ilk anayasa olarak kabul edebileceğimiz 1876’nın maddelerinin içerisinde de yer aldığı ama milletin iradesinin hangi mekanizmalarla nasıl, ne şekilde ifade edileceği, gündeme getirileceği, nasıl ele alınacağı da hep tartışma konusu olmuştur. Milletin iradesini nasıl temsil edeceği, aynı zamanda da demokrasinin genişleme fikriyle de birebir ilgili konudur. Dolayısıyla dün bu konularda devam eden tartışmaların bugün de bundan sonra da bu konular üzerinde yoğunlaşması mukadderdir ve hatta doğru konulardır bunlar. Bir başka üçüncü mesele ise insanın onuru, insanın haysiyeti, bugünkü tabiriyle kullanırsak insan hak ve özgürlüklerinin hangi çerçeveler içerisinde korunacağı, hangi mekanizmalarla ele alınacağı ve bunun millet iradesini nasıl güçlendirebileceği de önemli tartışmaların arasında olmuştur.”
MENDERES’İ ÖRNEK GÖSTERDİ
Yeni anayasa tartışmalarına değinen Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün de Türkiye’nin geleceğinde fevkalade önemli bir şekilde bu tartışmaların yeri olacaktır ve bunları tartışmaya devam edeceğiz. Geldiğimiz noktada 150 yıllık müktesebatımızı asla hafife almamamız gerektiğini bir kere daha ifade ediyorum. Bu 150 yıl içerisinde Türkiye, demokrasi bakımından da fevkalade ileriye gitmiştir. Büyük merhaleler geçirmiştir. Büyük badireler atlatmıştır. Sultan Abdülaziz Han’ın katli gibi, cumhuriyet döneminde de Adnan Menderes’in ve arkadaşlarının katli gibi fevkalade hazin bir antidemokratik sonuçla karşılaşmıştır. Partilerin kapatıldığı, siyasetin sözünün kısıldığı nice dönemleri Türkiye geride bırakmıştır ama Türkiye’nin istikameti 150 sene evvel olduğu gibi bugün de daha ileriye gitmek, daha modern toplumlar inşa etmek, daha güçlü demokrasileri inşa etmek ve milletle devlet arasındaki bütünleşmeyi tam manasıyla sağlamaktır. Şimdi bu perspektiften baktığımızda bugün önümüzde siyaset olarak Türkiye’ye fikir üreten üniversiteler, bilim insanları, akademik camia olarak, fikir insanları olarak üzerimizdeki önemli sorumluluklardan birisi de Türkiye’nin yeni bir anayasa ihtiyacını karşılamaktır.
2027’Yİ İŞARET ETTİ
Türkiye artık 21’inci yüzyılın bu şartları içerisinde, hele hele dünyanın tam manasıyla bir savaş meydanına döndüğü, dünyada hemen hemen oluşan bütün bölge ve küresel krizlerin bizim çevremizde yer aldığı böylesi bir dünyada Türkiye iç birliğini, bütünlüğünü, öncelikle anayasal düzenini demokratik unsurlarla tahkim ederek yoluna devam etmek durumundadır. Yeni bir anayasayı yapmak mutlaka ve mutlaka Türkiye’nin öncelikli ödevlerinden birisidir. Türkiye’nin bu anlamda gücünü artıracak katılımcı, çoğulcu, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa yapmak için hepimizin üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz lazım. Bu çerçevede hiçbir sözün artık zamanı gelmedi diye düşünmeden, anayasa tartışmalarını da sadece ezberlenmiş birtakım kalıplar etrafında ele almadan bu tartışmaları sürdüreceğiz ve inanıyorum ki sonunda Türkiye artık 2027’de kendisine yaraşan, milletimizin birliğini bütünlüğünü temin eden, Türkiye’nin küresel alandaki rekabet gücünü artıran, Türkiye’yi bölgesindeki ve dünyadaki tehditlerden koruyan yeni, çağdaş bir toplum sözleşmesi olarak yeni anayasasını gerçekleştirecektir.”
‘FANTEZİ DEĞİL ZARURETTİR’
Yeni anayasa yapılmasına karşı çıkanlara da Kurtulmuş, şu sözlerle tepki gösterdi:
“Bunu her söylediğimizde hiçbir fikri olmayan anayasa konusunda ama sağdan soldan, kıyıdan köşeden ‘Kurucu irade yok ama’ diyenleri duyar gibi oluyorum. Onların derdi millete kurucu irade olarak bir paye ve güç vermemektir. Onların anayasadan anladıkları kapalı kapılar ardında birileri anayasa yapar ve hâkim unsurların mütegallibenin ihtiyacı neyse o çerçevede bir anayasa metni yazarak bunu millete dikte ederler. Çünkü millet öyle anayasa falan yapabilecek olgun bir şahsiyet değildir. Millet güdülecek. Millet etrafı kuşatılarak ne tarafa gitmesi gerektiği söylenecek. Yeri geldiğinde de parmakla tehdit edilecek bir unsurdur. Hayır, o devirler geride kaldı. Artık Türkiye kendi anayasasını yaparak önündeki bütün engelleri kaldıracak ve ümit ediyorum ki çok daha güçlü bir şekilde Türkiye bugünün güç dünyasında yerini alacaktır. Niye anayasayı bu kadar önemsiyoruz? Anayasa, milletle devlet arasındaki herkesin kabul ettiği bir toplum sözleşmesidir. Bunun dayatılan bir sözleşme değil, bunun içselleştirilmiş bir sözleşme hâline gelmesi özellikle bu kadar yoğun tartışmaların, bu kadar yoğun altüst oluşların yaşandığı bir dönemde Türkiye için bir zarurettir. Bir siyasi tercih ya da bir fantezi değil, Türkiye için bir zarurettir.”
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi olan 21 yaşındaki Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te KYK yurdundan ayrıldıktan sonra kaybolmuş, 18 gün süren arama çalışmalarının ardından 15 Ekim 2024’te Van Gölü Mollakasım sahilinde cansız bedeni bulunmuştu. Ölümü “şüpheli” olarak değerlendirilen Kabaiş’in dosyasına ilişkin süreç devam ediyor.
‘ROJİN’SİZ DÖRDÜNCÜ BAYRAMIMIZ’
Nizamettin Kabaiş, şunları söyledi:
“Bizim için bayram, Rojin’in katilleri bulunduğu zaman olacak. Adalet yerini bulduğu zaman bizim için bayram olacak. Bu genç kızımızın hayatına mal oldu. Okulda katledildi. Ama adalet hala da yerini bulmamış. Adalet yerini bulduğu gün bizim için o gün bayramdır. Herkesin bayramı mübarek olsun. Rojin’imin bayramı da mübarek olsun. Keşke şimdi o da hayatta olsaydı şeker alacaktı, bayramlığını yapacaktı. Kur’an okuyacaktı ve biz beraber oturacaktık ama maalesef 2024’te Rojin’i kaybettik. Bizim Rojin’siz dördüncü bayramımız. Çok zor durumdayız. Özellikle bayram günü çok insanın aklına geliyor. Acı günler, bayram günü hazindır.”
‘ÖZEL EKİP BAYRAMDAN SONRA VAN’A GÖNDERİLECEK’
Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Ankara’da görüştüğünü hatırlatan baba Kabaiş, “İnşallah Allah’ın izniyle bayramdan sonra da çalışmalar devam edecek. Özel ekip Van’a gönderilecek. Hem telefon için hem de kameralar için üniversiteyi araştıracaklar, yurdu araştıracaklar. Rojin’in telefonu için İspanya’ya gönderileceğini söyledi. İnşallah Allah’ın izniyle adalet yerini bulacak. Rojin için biz adalet istiyoruz” dedi.
‘ADLİ TIP’TAN RAPORUN GELMESİNİ İSTİYORUZ’
Adli Tıp raporunu beklediklerini belirten Kabaiş, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Yarım kalan çalışmaların tamamlanacağını söylediler. Çünkü daha önce de yapılmayan çok şey var. Şimdi Rojin’in suda boğulduğunu söylüyorlar. Böyle olmaz. Biz bunu kesinlikle o şekilde kabul etmeyiz. Net bir şekilde Adli Tıp’tan raporun gelmesini istiyoruz. Yani ne gelirse en azından içimiz rahat olur. Rapor gelsin, kaç gün suda kalmış, hangi gün öldürülmüş… 18 günün içinde kaç gün su üstünde kalmış, biz bunun rapor olarak gelmesini istiyoruz. Ama maalesef yaklaşık 2 senedir, 21 aydır biz o raporu bekliyoruz.
‘ARTIK KESİNLİKLE İNTİHAR DİYEMEZLER’
Yeni Adalet Bakanımız göreve başladığından beri gelişmeler oldu. İnşallah Allah’ın izniyle bayramdan sonra da daha güzel gelişmeler olacak. Kolay netleşecek, aydınlanacak. Hep birlikte önümüzdeki günlerde göreceğiz. Daha kesinlikle kimse diyemez intihar olduğunu. İntiharda yani herhangi bir delil, bir kanıt yok ortada ama cinayetle ilgili çok delil kanıt vardır. Hem Rojin’in vücudunun üzerinde iki erkek DNA’sı tespit edilmiş. Akciğerinde su olmadığı tespit edilmiş. Vücutta, bazı yerlerinde darp cebir izi olduğu halde onları da yani o bazı şeyleri de dosyada yazılmamış ama Rojin’in boğazında da hasar var. Bunu tespit etmişler. O da dosyada yazılı resmi olarak. Bunları hepsini dile getirmek yani bizim görevimizdir. Bunu söylemezsek örtbas ediyorlar.” (ANKA)
Akbelen Ormanı çevresindeki altı mahallede bulunan 679 parsellik tarım arazisinin, Yeniköy Termik Santrali için kömür sahası amacıyla acele kamulaştırılmasına karşı çıkan İkizköylü Esra Işık’ın yargılandığı davanın ikinci duruşması, 1 Haziran Pazartesi günü Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. “Görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla yargılanan Işık, ilk duruşmada adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı şartıyla tahliye edilmişti. Duruşma öncesinde Esra Işık’ın avukatları yazılı açıklama yaparak duruşmaya çağrıda bulundu.
BİLİRKİŞİLER HAKKINDA ŞİKAYET BAŞVURUSU
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Savcılık, iddianameyi tekrar ederek Esra’nın zincirleme şekilde cezalandırılmasını istemektedir. Savunma tarafı olarak, henüz savunma delili toplanmadan verilen esas hakkındaki mütalaaya itiraz ettik ve tevsii tahkikat taleplerimizi mahkemeye sunduk. Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim AŞ’nin maden ruhsat sahası içinde yer alan Milas’ın 7 köyünü kapsayan 679 parsel taşınmazın acele kamulaştırılmasına ilişkin 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan acele kamulaştırma kararının hukuka aykırı olduğu, Danıştay kararıyla tevsik edildi. Bu nedenle bu acele kamulaştırma kararına dayanılarak yapılan bütün işlemler hukukilik vasfını yitirmiştir. Diğer yandan davaya müdahil olarak katılan bilirkişiler bir ayda alabilecekleri azami dosyadan çok çok fazla dosyada görev almışlar, bilirkişilik mevzuatına aykırı hareket etmişlerdir. Bu nedenle haklarında bağlı oldukları Bilirkişilik Bölge Kurulları’na şikayet başvurusu yapılmıştır. Bu gelişmeler üzerine, savunma tarafı olarak mahkemeden geçen celse zaman olmadığı için dinlenilmeyen tanıklarımızın dinlenmesini, Esra’nın engellediği iddia edilen keşfin Danıştay kararı ile hukukiliğini yitirdiğinden, bunun delili olarak Danıştay dosyasının getirtilmesini, davaya müdahil olarak katılan bilirkişilerin olay günü kaç dosyanın keşfine katıldıklarının tespit edilmesini, bilirkişilik mevzuatına aykırı olarak görev kabul eden müdahil bilirkişiler hakkında şikayet başvuruların sonuçlarının beklenmesini talep ettik.
‘ESRA’NIN HAK SAVUNUCULUĞU CEZALANDIRILMAK İSTENİYOR’
Esra’nın mahkum edilmek istendiği davanın arkasında, bir şirketin çıkarı için, zeytinlikler, tarım alanları, konutlar, yaşam alanlarını kapsayan Milas’ın 7 köyündeki 679 parsel taşınmaza hukuka aykırı şekilde el konulma hazırlığı var. Danıştayın yürütmeyi durdurma kararına rağmen, el koyma davalarına devam ediliyor, Şirket tarafından hukuka aykırı şekilde Danıştay’a dava açmayanların taşınmazlarının acele kamulaştırmadan kurtulamayacağı propagandası yapılıyor. Esra Işık, İkizköy – Akbelen bölgesinde madencilik faaliyetleriyle ihlal edilen sağlıklı dengede yaşama hakkını savunmak, bölgedeki ekokırım suçlarının önüne geçmek için mücadele eden, anayasal sorumluluğunu yerine getiren bir yurttaştır, yaşam savunucusudur. Esra’nın hak savunuculuğu cezalandırılmak istenmektedir. Onun savunduğu hak, herkesi ilgilendirmektedir. O yaşamı savunduğu için yargılanıyor, onu savunmak hepimizin sorumluluğu olmalı. Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 1 Haziran Pazartesi saat 10.00’da başlayacak duruşmaya katılım için çağrıda bulunuyoruz.” (ANKA)
İçişleri Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan son bilgilere göre 29 Mayıs 2026 Cuma günü; Adana’nın kuzey ve doğusu, Osmaniye, Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesi ve zamanla Hatay’ın batısında aralıklı ve yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.
Giresun ve Trabzon çevreleri ile Artvin’in güneyinde yerel kuvvetli; Rize çevreleri ile Artvin’in kuzeyinde yer yer çok kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.
Vatandaşlarımızın sel, su baskını, yıldırım, heyelan, ulaşımda aksamalar, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olmasını; yetkili mercilerin uyarılarını dikkate almalarını önemle hatırlatıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar Kısıklı’daki konutundan çıkarak Ayasofya’ya geldi.
Cuma namazını burada kılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çıkışta gazetecilere açıklamada bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kurban Bayramı’nın üçüncü gününü bitirdiklerini, İstanbul’un fethi hasebiyle Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek “İstanbul’un Fethi’nden Gönüllerin Fethine Bayramlaşma ve Fetih Kutlaması”na katılacağını söyledi.
Alanın tıklım tıklım dolu olduğunu belirten Erdoğan, “Bugün 29 Mayıs Cuma. Tevafuk olarak Ayasofya’da kılma imkanımız oldu. Ayasofya’da da katılım gayet güzeldi, muhteşemdi. Hamdolsun Fatih’ten Ayasofya’ya bugün bir yürüyüş yapıldı ve İstanbullu burada cumayı kıldı. Bu da ayrı bir güzellik.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde olacaklarını dile getirerek, “Akşam İstanbul bir başka güzel olacak ve yıldızlar inşallah bir gösteri yapacak İstanbul’da. Hep birlikte bunu kutlayacağız.” dedi.
Gazetecilerin gayretine de teşekkür eden Erdoğan, lokum dağıttı.
Bir gazetecinin kendisine lokum uzatması üzerine Erdoğan, “Ben yemiyorum, dikkat ediyorum.” dedi.
Lokumun nasıl olduğunu soran Erdoğan, “Çok lezzetli.” yanıtını aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İstanbul Valisi Davut Gül, Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve AKP İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir eşlik etti.
CHP, yarın Ankara’da iki ayrı bayramlaşma programına hazırlanıyor. İstinafın kararıyla tedbiren CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, yarın ilk kez CHP Genel Merkezi’ne gelerek vatandaşlarla bayramlaşacak. Saat 14.00’teki program için birçok ilden sosyal medya kanalıyla “Ankara’ya ücretsiz ulaşım” çağrıları paylaşıldı. Kılıçdaroğlu’nun halk buluşması şeklinde gerçekleşecek bayramlaşma programına ilişkin afişlerin basım görüntüleri sosyal medyada yayılırken Kılıçdaroğlu’nun “Gül ki Güller Açsın” şarkısıyla karşılanacağı ifade ediliyor. Karşılama için şarkı seçiminin Özel’in “Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin” şiirinden yaptığı alıntıya yanıt olarak seçildiği belirtiliyor.
Edinilen bilgiye göre, Kılıçdaroğlu Genel Merkez bahçesinde vatandaşlara hitap edecek. Kılıçdaroğlu’nun hitabı için bahçeye bir sahne kurulumu veya otobüs yerleştirilmeyecek, konuşma CHP yazısının yer aldığı merdivenler üstünden yapılacak. Genel Merkez’de, yarınki bayramlaşma programı için hazırlıklar devam ediyor.
ÖZEL DE AYNI SAATTE GÜVENPARK’TA OLACAK
Aynı saatte bir diğer bayramlaşma programı ise CHP Grup Başkanı Özgür Özel tarafından gerçekleştirilecek. Güvenpark’taki CHP Ankara İl Başkanlığı önünde yapılacak olan buluşmada, Özel, otobüs üstünden vatandaşlara hitap edecek. İl Başkanlığı tarafından vatandaşlara yapılan çağrıda, “Bayramın dayanışma ruhunu büyütmek, birlik ve mücadelemizi güçlendirmek için tüm halkımızı bekliyoruz” ifadeleri yer aldı. (ANKA)
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TV100’de gazeteci Barış Yarkadaş’a açıklamalarda bulundu.
Kılıçdaroğlu, sosyal medyada CHP’liler arasında süren tartışmalara ilişkin, “Herkes şunu bilsin Partimiz en kısa sürede ahlaki kodlarına dönecektir. Özellikle sosyal medyada CHP’liler arasında ayrışma, tartışma yaratmaya çalışan kişiler, hesaplar var. Kimse tartışma görüntüsü vermemeli. Biz bu süreci aşacağız” ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, kamuoyunda tartışılan CHP Parti Meclisi (PM) toplantısının ne zaman yapılacağına ilişkin ise, “Biz PM’nin 1 Haziran’da toplanacağına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadık. Arkadaşlarımızla kendi aramızda fikir yürüttük. Araya tatil girmesiyle birlikte PM üyesi arkadaşlarımızın tebliğ alamayacakları anlaşıldı. Tüm üyelerin tebligat alabilmesi için mesai saatini bekliyoruz. 1 Haziran tarihi gazeteci arkadaşlarımızın kulislere dayanarak aldığı bilgidir” diye konuştu.
Ortadoğu denklemini anlamak isteyenler, önce bu denklemin karekökünü görmek zorundadır. Çünkü görünen rakamlar, diplomatik cümleler, protokol masaları, alkışlar ve fotoğraf kareleri çoğu zaman hakikati gizler. Hakikat ise daha derindedir.
Bu denklemin karekökü İsrail’dir.
Amerika, Ortadoğu’dan çekilirken bunu açık bir yenilgi gibi göstermek istemiyor. Bir imparatorluk, çekilirken bile kendisine onurlu bir geri çekiliş sahnesi arar. Fakat bu çekilişin arkasında bırakmak istediği temel düzen bellidir: İsrail’in güvenliğini, meşruiyetini ve bölgesel merkeziliğini garanti altına almak.
İbrahim Anlaşmaları tam da bu nedenle sıradan bir diplomatik normalleşme metni değildir. Bu anlaşmalar, İsrail’i Ortadoğu’da yalnızlıktan çıkarmak, ona yeni güvenlik koridorları açmak ve Müslüman ülkelerin sessiz onayıyla bölgenin karekökü haline getirmek üzere kurgulanmış bir projedir.
Daha açık söyleyelim:
İbrahim Anlaşmaları, İsrail’in Ortadoğu’daki siyasi ve ahlaki sıkışmışlığını kurtarma girişimidir.
Pakistan “bu imza halkı ayağa kaldırır” diyerek geri duruyorsa; Suudi Arabistan bu yükü taşıyamıyorsa; hatta savaşlarla parçalanmış, baskı altındaki Suriye bile bu denkleme kolayca giremiyorsa, Türkiye’nin bu masaya nasıl bakacağı sıradan bir diplomatik tercih değil, tarihî bir imtihandır.
Çünkü Türkiye sıradan bir bölge ülkesi değildir. Türkiye, hem Batı ittifakının içinde hem İslam dünyasının hafızasında duran ağır bir devlettir.
Bu yüzden Türkiye’nin tavrı sadece diplomatik bir tercih değildir; aynı zamanda tarih, hukuk, vicdan ve millet hafızasıyla ilgilidir.
Akşamdan sabaha İsrail’e havlayan bir siyaset, sabah olduğunda İbrahim Anlaşmaları masasına nasıl oturabilir?
Eğer İsrail’e karşı çıkışınız hakikatse, bu anlaşmaya “evet” diyemezsiniz. Eğer bu anlaşmaya “evet” diyorsanız, gece boyunca yaptığınız bütün bağırışlar sadece iç siyasete oynanan ucuz bir tiyatrodur.
Gündüz diplomasi, gece hamaset olmaz.
Ya ilken vardır ya da rolün.
Amerika’nın zayıflığından güçlü ve bağımsız bir siyaset üretmek yerine; kölelik, yancılık, mezhepçilik ve sahte Abdülhamitçilik üzerinden ikbal arayan siyaset aklı, sonunda kendi ülkesini de kayıp riskiyle karşı karşıya bırakır.
Çünkü büyük imparatorluklar çekilirken, onların satrapları ya akıllanır ve milletine döner ya da efendisinin enkazı altında kalır.
Bugün mesele şudur:
Türkiye, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilirken geride bırakmak istediği İsrail merkezli karekök denklemine mi girecek, yoksa kendi tarihî ağırlığıyla yeni ve bağımsız bir denklem mi kuracak?
Karekök ortadayken denklemi bozuyorsan, hukuk ortadayken adaleti çiğniyorsan, halkın vicdanı ortadayken meşruiyet arıyorsan; buna diplomasi değil, devlet aklı hiç değil, düpedüz dalyarakça siyaset denir.
Çünkü gerçekler yalın biçimde ortadayken; matematiği inkâr eden, hukuku eğip büken, tarihî hafızayı yok sayan kaba ve cahil siyaset aklına artık “yanıldı” denmez.
O noktada halkın argosu devreye girer.
Bu artık dalyaraklıktır.
İbrahim Anlaşmaları, barış adı altında İsrail’i bölgenin merkez değişkeni yapma projesidir. Bu projeye dahil olan her ülke, önce kendi halkının vicdanıyla, sonra tarihî hafızasıyla, en sonunda da kendi devlet aklıyla hesaplaşmak zorunda kalacaktır.
Çünkü Ortadoğu’da denklem basittir:
ABD çekiliyor.
İsrail korunmak isteniyor.
Müslüman ülkeler denkleme alınmak isteniyor.
Türkiye ise ya bu karekökün içine hapsedilecek ya da kendi denklemini kuracaktır.
Tarih, bu tercihi unutmaz.
ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etmesini ve ABD ile bölgedeki ortaklarına yönelik tehditlerini engellemek amacıyla İran ordusunun petrol satışlarına yönelik yeni yaptırımları duyurdu.
ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisinin (OFAC), İran’ın askeri petrol satışlarına karşı ek adımlar attığı bildirildi.
Bu satışların, İran’ın silahlı kuvvetlerinin yeniden inşasını finanse etmesine ve ABD ile bölgedeki ortaklarına yönelik tehditlerini sürdürmesine imkan verdiği belirtilen açıklamada, İran ordusunun bir dizi paravan şirket aracılığıyla İran ham petrolünü satarak gelir sağladığı ifade edildi.
Açıklamada, İran Genelkurmay Başkanlığının petrol satış kolu olan Sepehr Energy Jahan firmasının petrol ihracatını gerçekleştirebilmek için büyük ölçüde gölge filo gemilerine ve paravan şirketlere bağımlı olduğu belirtilerek, bu kapsamda çeşitli şirketlerin yaptırım listesine eklendiği bildirildi.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“Hazine Bakanlığı, İran ve ordusunu ABD müttefikleri ile Orta Doğu’daki ortaklarını tehdit etmek için ihtiyaç duyduğu finansal kaynaklardan mahrum bırakmak amacıyla İran’ın petrol satışları üzerindeki baskıyı artırmaya devam edecektir. İran hükümetinin silahlı kuvvetlerini ve askeri yeteneklerini yeniden inşa etmek amacıyla petrol gelirlerini artırmasına izin vermeyeceğiz.”
CHP “mutlak butlan” kararının ardından bir CHP üyesinin YSK’ya yerel seçimin iptali için yaptığı başvuru reddedildi.
YSK, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri’nin iptal edilmesi talebiyle başvuru yapıldığı öğrenilmişti.
Cumhuriyet’in haberine göre bir CHP üyesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı’nın mutlak butlan nedeniyle malul olduğunun tespiti ile yapıldığı tarihten itibaren iptaline ilişkin kararının ardından YSK’ye başvuru yaptı.
Başvuruda, 4-5 Kasım 2023’teki kurultayın ardından 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri’nin iptal edilmesinin talep edildiği belirtildi.
YSK’nın, bugün yapılacak gündem toplantısında bu başvuruyu da ele alması bekleniyordu. YSK’dan ret kararı geldi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 23 Mayıs hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, ülke genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Yağışların; Ege, Batı Akdeniz, Batı ve Orta Karadeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun kuzey ve batısı ile Doğu Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Anadolu’nun güneybatısı ile Güneydoğu Anadolu’nun kuzeyi, Bursa’nın güneyi, Bilecik, Muş, Bitlis, Van, Şırnak ve Siirt çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Hava sıcaklıklarının yurdun batı kıyılarında mevsim normalleri civarında, diğer yerlerde normallerinin (2-4 derece) altında seyredeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın batı ve kuzey kesimlerde kuzeyli, diğer yerlerde güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Bursa’nın güneyi ve Bilecik çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ÇANAKKALE °C, 23°C
Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL °C, 22°C
Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KIRKLARELİ °C, 24°C
Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAKARYA °C, 23°C
Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 18°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DENİZLİ °C, 23°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
İZMİR °C, 24°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
MUĞLA °C, 20°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
AKDENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Batı Akdeniz ile Doğu Akdeniz’in iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ADANA °C, 24°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kuzey ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ANTALYA °C, 21°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
BURDUR °C, 19°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
HATAY °C, 23°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların bölgenin kuzey ve batısında yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ANKARA °C, 19°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ESKİŞEHİR °C, 19°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
KONYA °C, 20°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
NEVŞEHİR °C, 16°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların bölgenin iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
BOLU °C, 18°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DÜZCE °C, 23°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
KASTAMONU °C, 21°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ZONGULDAK °C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Orta Karadeniz’in iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
AMASYA °C, 24°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ARTVİN °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 21°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, iç kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
TRABZON °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, güneybatısı ile Muş, Bitlis, Şırnak ve Van çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ERZURUM °C, 15°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 18°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
VAN °C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, bölgenin kuzeyi ile Siirt çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DİYARBAKIR °C, 21°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
MARDİN °C, 23°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİİRT °C, 24°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, gece saatlerinden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ŞANLIURFA °C, 24°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin mahkemenin mutlak butlan kararının ardından, İYİ Parti Başkanlık Divanı ve Meclis Grubu, Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu başkanlığında, İYİ Parti ek binasında olağanüstü toplandı.
Saat 10.00’da başlayan toplantı, yaklaşık 5 saat sürdü. Görüşmenin ardından Dervişoğlu, parti kurmaylarıyla genel merkez binasına gelerek açıklamada bulundu.
Parti genel merkezindeki konferans salonunda, parti kurmayları ve Ankara teşkilatının da katılımıyla basın açıklaması yapan Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“200 yıla yaklaşan demokrasi geleneğimizin ve 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin kırılma noktalarından birindeyiz. 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin, kurultaydan 2 yıl sonra başlatılan hukuki sürecin sonunda bir karar açıklandı. Bu karar, yalnızca bir siyasi partiyi değil, Türkiye’nin 75 yıllık çok partili siyasal düzenini, seçme ve seçilme hakkını, demokrasimizi, hukuku, ülkenin bugününü ve istikbalini hedef almıştır.
‘HUKUKSUZLUĞUN SEBEBİ CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİDİR’
Demokrasinin temelinde millet egemenliği, eşitlik ve adalet vardır. Tam ve kamil demokrasilerde siyasi partiler milletin iradesiyle kurulur ve milletin iradesiyle yoluna devam eder. Bu yolda ödülü de gerektiğinde cezayı da milletimizden başkası veremez. İktidar ya da muhalefet fark etmez, tüm siyasi partiler bu ülkenin ortak siyasal mirasının parçalarıdır. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle sürüklendiğimiz tek adam rejiminde, baskıların, yoksulluğun, yolsuzluğun ve bugün karşı karşıya kaldığımız hukuksuzluğun sebebi de bu sistemdir.
Sürekli millet iradesinden dem vuran Cumhur İttifakı’nın, iktidarını sürdürebilmek için tenezzül ettiği bu ve benzeri yöntemler, hukuk sistemimiz ve adalet kalemizin burçlarında gedik açmıştır. Bu mesele, bir siyasi partinin kurultayı ile ilgili olmaktan öte, seçim sistemimiz ve Anayasamız açısından da ağır sonuçları olabilecek bir meseledir.
İşte bu tarihi noktada, ben Müsavat Dervişoğlu olarak huzurunuzda bir kez daha ifade ve ilan ediyorum ki, İYİ Parti taraftır. İYİ Parti bu tek adam rejimine karşı, parlamenter demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, adil bir devlet, adil bir yargı ve adil bir yönetimden taraftır. İYİ Parti, Türkiye’yi üniter yapısına dağıtarak, istibdat rejimine sürüklemek isteyenlere karşı Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet devletinden taraftır.
Çok partili Türk demokrasisine bir darbe, Türk milletinin bugününe ve istikbaline bir pusu ve Cumhuriyet’in yüksek mirasına melun bir saldırı olarak gördüğümüz mutlak butlan kararının, bizzat kendisi mutlak butlandır.
Unutulmasın ki; Anayasamıza göre, bu konulardaki tek ve son yetki sahibi olan Yüksek Seçim Kurulu kararını hiçe sayarak, aslında Anayasamızı çiğneyen bu yaklaşım, iktidar partisi de dahil tüm siyasi partiler için bir tehdittir. Yargı vesayeti anlamına gelebilecek böylesi bir adım, Anayasamızdan başlayarak ilgili yasalarımızı hiçe sayan, millet iradesine karşı yapılmış anti demokratik bir kalkışmadır. Cumhuriyet tarihi, millet iradesinin önüne engeller çıkarmaya çalışanların akıbetlerine dair örneklerle doludur. Türk milleti, anayasal haklara ve sarsılmaz iradesine ipotek koymaya kalkan, üniformalı ya da sivil her girişimi, nihayetinde sandıkta cezalandırmış ve kutsal hakkını muhafaza edebilmeyi bilmiştir.
‘İSTİKRAR’ VURGUSU
Her fırsatta istikrardan söz eden iktidar, bu hukuksuzluğun, ülkemizde tam bir istikrarsızlığa sebep olacağını görmüyor olamaz. İstikrar, vatandaşın yarınından emin olmasıdır. Tüccarın döviz kurundan, öğrencinin geleceğinden, kadının hayatından, güvenliğinden, memurun ayın sonunu getirebilmesinden, çiftçinin, emeklinin hakkını alabilmesinden emin olmasıdır. İstikrar, dedemizden aldığımızı torunumuza miras bırakabilmektir. Şimdi soruyorum. Tarihimizi unutturan, yarınımıza ortakçılar çıkaran, teröristi siyasetçi, siyasetçiyi terörist yapan, gencecik çocukları kodese tıkıp, suç makinesine dönmüş canileri aramıza salan bu iktidar neyin istikrarını vadedebilir?
Yargının siyasallaştığı, her sabaha ülkenin operasyonlarla uyandığı, ekonomi programının iktidarın siyasi ajandasına göre şekil almak zorunda kaldığı bir ülkede istikrar olabilir mi? Bu gerçeklerden hareketle, buradan ilan ediyor ve hatırlatıyorum ki, milletimiz müsterih olsun. 150 yıllık demokrasi geleneğimiz bu krizi aşacaktır. İYİ Parti, milletimizden ve asla taviz verilmeyecek olan millet egemenliğinden yanadır. Bu ve benzeri girişimleri önleyecek kararlılığımız ve gücümüz vardır. Telaşa kapılmadan ama gerçeği de görerek, demokrasimizin, hukukun, adaletin yanında saf tutmaya, milletimizin ali menfaatleri uğurunda mücadele etmeye kararlıyız.”
‘ELBETTE Kİ CHP GENEL BAŞKANI’NI ZİYARET EDECEĞİM’
Bir gazetecinin, “Dün akşam CHP Genel Merkezi’ne bazı partiler gitti. Siz neden gitmediniz, gitmeyi düşünüyor musunuz” sorusuna Dervişoğlu, şu yanıtı verdi:
“Karara ilk tepki gösteren siyasi parti genel başkanıyım. Müsaade edin ki kendi programımı kendim tanzim edeyim. Çünkü bu tür programlar randevu gerektiriyor. Sayın Özgür Özel’in ne denli yoğun olduğunu, bir toplantıdan diğer toplantıya girip çıktığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla elbette ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı’nı ziyaret edeceğim. Ama bu, karşılıklı olarak bir takvim ve saat belirlemekle mümkün olabilecek bir şey. İYİ Parti bu meseleye, ‘Ben bundan ne elde ederim?’ penceresinden bakmıyor; Türkiye’yi nasıl kurtarırım, o noktai nazardan değerlendiriyor. Dolayısıyla siyasi geleneklerimizin içinde selden kütük kapmak yoktur.”
Diğer yandan Dervişoğlu’nun bugün saat 17.30’da CHP Genel Merkezi’nde Özgür Özel’i ziyaret edeceği bildirildi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Seçimli Kurultayı’nı “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal etmesi sonrası, Özgür Özel ve mevcut parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırıldığı, Kemal Kılıçdaroğlu ve önceki yönetiminin ise görevi devraldığı bildirildi.
MAHKEME, CHP’NİN İTİRAZINI REDDETTİ
CHP, istinaftan çıkan mutlak butlan kararının ardından parti lideri Özel ve yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması hakkında mahkemeye itiraz dilekçesi sunmuştu.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP Kurultayı’na yönelik verdiği tedbir kararına CHP Genel Merkezi tarafından yapılan itirazı reddetti.
KILIÇDAROĞLU’NA ‘MUTLAK BUTLAN’ TEBLİĞİ YAPILDI
İstinaf Mahkemesi’nin CHP kurultayına ilişkin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından, kararın tebliği için görevlendirilen icra memurları Kemal Kılıçdaroğlu’na resmi bildirimi yaptı.
Tebliğ sırasında kurultayın iptali için dava açan Lütfü Savaş’ın avukatı Onur Üregen de bulundu.
Onur Yusuf Üregen şu açıklamayı yaptı:
“Karar ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi. Bundan sonra partinin iç işleyişine yönelik. Kemal Kılıçdaroğlu’na hayırlı olmasını diliyorum. Görev tebliğ edildi. Partimizin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.”
GENEL MERKEZ’E GİDECEK
Kılıçdaroğlu’nun basın danışmanı Atakan Sönmez ise şunları söyledi:
“Kılıçdaroğlu Genel Merkez’e gidecek. Bugünkü yapılan prosedür. Görevi başlamıştır. Bundan sonra Türkiye’nin sorunlarına dair temiz siyaset başta olmak üzere ilgilenecektir. Toplumun sorunlarına çözüm üretmek için çalışacak. Sayın Genel Başkan bütün arkadaşlarıyla istişare ediyor. Gerginliğin tarafı değildir. Olmayacaktır. Şu anda planlanmış bir görüşme yok. CHP’yle ilgili kesin bilgileri ve kararları basına bilgi geçilecektir. Bir tane CHP var. CHP’nin şu an genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.”
KILIÇDAROĞLU ‘GÖREVLENDİRME’ YAPIYOR
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Parti Meclisi ve YDK üyelerini tek tek arayıp görevlendirme yaptığı belirtiliyor.
İCRA HEYETİ CHP’NİN KAPISINA GELİYOR
İcra Müdürlüğü heyetinin, İstinaf kararını tebliğ etmek üzere CHP Genel Merkezi’ne gelmesi bekleniyor.
Cumhuriyet Halk Partisi Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, “İcra heyeti CHP Genel Merkezi’ne giremez” dedi.
İzmir’de 2018 yılında ölü bulunan Dorukhan Büyükışık’ın ölümüne ilişkin dosya yeniden açıldı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, dosyada ortaya çıkan yeni deliller, bilirkişi raporları, teknik incelemeler, HTS ve daraltılmış baz kayıtları ile yeni bulgular ışığında 26 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiğini açıkladı.
İlişkili Haber
Akın Gürlek duyurdu: Dorukhan Büyükışık dosyasında 26 gözaltı kararı
Savcılığın yaptığı araştırmada, sanıklardan firma çalışanları İbrahim Kazmacı ve Yiğit Aykurt ile olayın yaşandığı dönemde komiser rütbesiyle polislik yapan Atakan Kaçar’ın yurt dışında oldukları anlaşıldı.
Gözaltına alınan şüpheliler İzmir İl Jandarma Komutanlığı’nın TEM Şubesi’nde sorguya alındı.
‘HAYAL KIRIKLIĞI YAŞAMAK İSTEMİYORUZ’
Gelişmelerin ardından açıklamalarda bulunan Baba Büyükışık, şimdiye kadar yürütülen soruşturma ve kovuşturma sürecinin her aşamasında ailece “küçük” nefes aldıklarını söyledi.
Büyükışık, “Devam eden yargılamalar var. Ama içimizde ukde kalmıştı, dokunulmaya müsaade edilmeyenler vardı. Bu isimlere dokunulması bize nefes aldırdı. Bu kez irade konulduğunu hissettik. Ancak Yargıtay’dan çıkan son karara kadar rahat olmayacağız. Ondan sonra yasımızı tutacağız. Yargı süreçlerinin hangi aşamalardan geçtiğini biliyoruz. Daha çok işimiz var. Hayal kırıklığı yaşamak istemiyoruz” dedi.
‘CİNAYET SANIĞIYKEN DİPLOMATİK GÖREV VERİLDİ’
Öte yandan Büyükışık, dosyada hakkında gözaltı kararı bulunan ve yurt dışında olduğu anlaşılan Komiser Atakan Kaçar’ın, cinayet sanığı olarak yargılanırken Emniyet Genel Müdürlüğü’nce uzun süreli yurt dışı göreve gönderildiğini açıkladı.
Olayın yaşandığı dönemde İzmir Emniyeti Olay Yeri İnceleme Şubesi’nde görev yapan Kaçar’ın idari soruşturmadan ceza almasına rağmen Paris’e diplomatik misyon görevine gönderildiğini anlatan Büyükışık, “Emniyet Genel Müdürleri ile görüşmelerimde bu durumu anlattım. ‘Hiç olmazsa merkeze alınması gerekir’ dedim. Oralı olmadılar” dedi.
Ayrıuca yine olayın yaşlandığı dönemde Narlıdere İlçe Emniyet Müdürü görevini yürüten İsmail Yalçın’ın daha sonra Emniyet Genel Müdürlüğü’nce Bursa Bölge Kriminal Müdürü olarak atandığını belirtildi.
Yurt dışında olduğu belirlenen firma çalışanı Yiğit Aykurt’un da olay gününe ait delilleri karartan ve sahte delil üreterek polis merkezine gidip teslim eden kişi olduğu iddia edildi. Aynı şekilde diğer yurt dışındaki firma çalışanı İbrahim Kazmacı ise, Dorukhan Büyükışık’ın cansız bedenini bulan kişi olduğu biliniyor.
Savcılık soruşturmasına göre; İbrahim Kazmacı 10 Nisan 2026 günü yurt dışına çıktı. Diğer firma çalışanı Yiğit Aykurt’un ise, 16 Mayıs 2026 günü yani operasyondan beş gün önce yurt dışına çıkış yapması dikkat çekti.
Dosyanın kilit isimlerinden Komiser Atakan Kaçar da, 11 Mayıs 2026 günü yurt dışına çıktı. Kaçar’ın da operasyondan on gün önce yurt dışına çıktı.
DORUKHAN’IN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ VE BİR BABANIN MÜCADELESİ
2018 yılında hayatını kaybeden 26 yaşındaki oğlu Dorukhan Büyükışık’ın dosyasının bir türlü aydınlatılmadığını söyleyen Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık, oğlunun ölümü araştırılırken delillerin karartıldığını, olayın kapatılmaya çalışıldığını ilk olarak Veryansın Tv’ye anlatmıştı.
Büyükışık, olay yerinde parmak ve vücut izi alınmadığı, var olan parmak izlerinin olay yerindeki polisler tarafından silindiğini ve silinmiş yüzeyler üzerinde fotoğraf ve video çekimi yapılarak sahte delil üretildiğini belirtmişti. Olay yerindeki MOBESE kayıtlarının alınmadığını belirten Büyükışık, görevli polisler tarafından oğlunun telefonundaki parmak izlerinin de silindiğini söylemişti.
Olaya adı karışan en üst rütbedeki polis müdürü olan dönemin Narlıdere İlçe Emniyet Müdürü İsmail Köksal ile Narlıdere Şehit Ayhan Tanrıverdi Polis Merkezi Amirliği’nde görevli Komiser Yardımcısı Hüseyin Vurucu’nun, Dorukhan Büyükışık’ın şüpheli ölümü ile ilgili, adli amiri konumunda bulunan Cumhuriyet savcısının olayın soruşturmanın amiri olduğu polis merkezine verildiği halde, Cumhuriyet savcısınca talimatlar verilmesine rağmen, olay yerindeki güvenlik kamera kayıtlarının tamamının izlenerek ve kayıt alınarak tutanak düzenletmediği ve Dorukhan Büyükışık’ın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntülerinin olduğunu bildiği halde görüntü kayıtlarını aldırmayarak soruşturma dosyasına eklenmesini sağlamadığı tespit edilmişti.
Ethem Büyükışık’ın, adalet mücadelesini anlattığı yayını izlemek için tıklayın:
8 POLİS HAKKINDA DAVA AÇILDI
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Emniyet’ten ulaşan rapor sonrasında sekiz polis hakkında “görevi kötüye kullanmak” iddiasıyla iddianame hazırlamıştı.
Savcı, iddianamede yer alan sanıklar hakkında TCK’nın 257/2 maddesindeki hüküm gereğince “üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilmesi” talebinde bulunmuştu.
POLİSLERE YÖNELİK SUÇLAMALAR
Savcılığın, sanıklara yönelik suçlamaları iddianamede şöyle yer alıyor:
“Emniyet Müdürü İ.K.: Cumhuriyet savcısı tarafından talimatlar verilmesine rağmen olay yerindeki güvenlik kamera kayıtlarının tamamının izlenerek ve kayıt alınarak tutanak düzenletmediği ve ölen şahsın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntülerinin olduğunu bildiği halde görüntü kayıtlarını aldırmayarak tahkikat dosyasına eklenmesini sağlamadığı,
* Komiser H.V.: Olayla ilgili Cumhuriyet savcısının olay yerindeki emri ve talimatları doğrultusunda, tahkikatın Şehit Ayhan Tanrıverdi Polis Merkezi Amirliği’ne verildiği halde, kendisinin de Grup Amiri olması nedeniyle talimatlar doğrultusunda yapılacak çalışmalardan, olay yerindeki güvenlik kamera kayıtlarının tamamının izlenmesi ve kayıt alınarak tutanak düzenlenmesini sağlamadığı ve ölen sahsın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntüleri olduğunu ifadesinde beyan ettiği halde görüntü kayıtlarının alınarak tahkikat dosyasına eklenmesini sağlamadığı,
* Polis Memuru H.A.: Ölen şahsın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntülerinin olduğunu ekip amir vekili olarak bildiği halde görüntü kayıtları ile ilgili tutanak tanzim etmediği ve ettirmediği,
* Polis Memuru F.S.: Olay yerindeki ölen şahsın olay yerine geldiğini gösteren kamera görüntülerini izlediği ancak görüntü kayıtları ile ilgili tutanak tanzim etmediği,
* Komiser A.K. ve Komiser D.A.: Bilirkişi raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere ölen Dorukhan Büyükışık’a ait aracın iç ve dış incelemesi esnasında parmak izi ve biyolojik svap çalısması yapmadıkları ve ölen Dorukhan Büyükışık’ın yakınında bulunan iki adet sigara izmariti ve sigara paketini biyolojik inceleme yapılmak üzere muhafaza altına almadıkları,
* Emekli Polis Memuru M.E. ve Polis Memuru D.Ö.Ö.: Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği’nin 17 Kasım 2021 tarihli yazı ekinde gönderilen Jandarma Parmak İzi İnceleme Şube Müdürlüğü ile Görüntü İnceleme Kısım Amirliği tarafından düzenlenen Uzmanlık Raporlarında yer alan; … üzerinde iz görülebilen DSC 7959 numaralı fotoğraf üzerinde iyileştirme sonucu yapılan incelemede, belirlenen biri parmak izi, ikisi avuç izi olmak üzere toplam 3 adet izin mukayeseye elverişli olmadığı” şeklindeki tespitlere göre çekimleri tekniğine uygun yakınlıkta ve açılardan yapmayarak gereken özen ve hassasiyeti göstermedikleri ve ölen Dorukhan Büyükışık’ın yakınında bulunan iki adet sigara izmariti ve sigara paketini biyolojik inceleme yapılmak üzere muhafaza altına almadıkları (…)”
Ünlü isimlere yönelik uyuşturucu operasyonları sürüyor.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında dün İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından sabah saat 07.00’den itibaren İstanbul ili Beşiktaş, Sarıyer, Beyoğlu, Kağıthane, Üsküdar ilçelerinde 24 ve Muğla’da 1 adres olmak üzere 25 adreste, 25 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi.
Operasyon sırasında adreslerde arama yapılırken, dün aralarında Mabel Matiz (Fatih Karaca), Feyza Civelek, Volkan Bahçekapılı, Onur Tuna, Osman Haktan Canevi, Aslıhan Turanlı, Kübra İmren Siyahdemir, Mehmet Rahşan, Cansu Tekin, Özgür Deniz Cellat, Tarık Tunca Bakır, Aycan Yağcı, Tuğçe Postoğlu ve Eda Dora gözaltına alındı.
Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Mehmet Rahşan tutuklanmış, Aslıhan Turanlı, Berkay Şahin, Volkan Bahçekapılı, Kübra İmren Siyahdemir, Aycan Yağcı, Tuğçe Postoğlu, Eda Dora, Cansu Tekin, Hakan Aydın (Blok 3) ve Yaşar Özdaş hakkında “yurt dışı çıkış yasağı” konuldu. Ayrıca, Hakan Aydın ve Yaşar Özdaş hakkında ise “imza atma yükümlülüğü” getirildi.
Soruşturma kapsamında bugün de Türkan Şoray ve Cihan’ın kızları Yağmur Ünal ile Eren Kesimer ve Semiha Bezek de gözaltına alındı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli canlı yayına gönderdiği açıklamada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği mutlak butlan kararına dair CNN Türk’e açıklamada bulundu.
Bahçeli’nin mesajında şu ifadeler yer aldı:
“21 Mayıs 2026 bugün Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı vermiştir. Bu karar, söz konusu kurultayın baştan itibaren hukuken geçersiz sayılması anlamına gelmektedir. Mahkeme ayrıca bu kurultay sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu süreçte alınan kararların da hükümsüz olduğuna hükmetmiştir. Karar kapsamında Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir.
Mahkeme, kurultay öncesindeki yönetimin yani Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki parti organlarının karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmesine hükmetmiştir. Kararın YSK’ya, ilgili seçim kurullarına ve Ankara Valiliğine gönderilmesine karar verilmiştir. Kararın en önemli sonucu, CHP’de hukuki ve fiili yönetim yetkisi konusunda ciddi bir belirsizlik yaratmasıdır. Karar taraflara tebliğ edildikten sonra iki hafta içinde Yargıtay’a temyiz başvurusu yapılabilecektir; nitekim gerekli itirazın yapıldığı açıklanmıştır.
‘KILIÇDAROĞLU VE EKİBİ KARAR KESİNLEŞİNCEYE KADAR GÖREVE İADE EDİLMİŞTİR’
Kamuoyunun bildiği üzere 4-5 Kasım 2023 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı gerçekleşmiş, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla Sayın Özgür Özel, Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkanlık için demokratik bir yarışa girmişlerdir. Sayın Özgür Özel’in genel başkan olarak seçildiği kurultay, usulsüzlük iddialarıyla ve iptal sebebiyle bazı CHP delegeleri tarafından mahkemeye taşınmıştır. 21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, söz konusu kurultaya dair usulsüzlük iddialarının sübut bulduğu gerekçesiyle mutlak butlan kararına hükmetmiş; karar kesinleşinceye kadar Özgür Özel ve yönetimi tedbiren görevinden uzaklaştırılmış, eski genel başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi karar kesinleşinceye kadar göreve iade edilmiştir.”
“Bize göre meseleyi soğukkanlılıkla, hukuka uygun hareket etmekle, sorumluluk bilinciyle değerlendirmek; CHP’nin tarihi ve kurumsal kimliğini geleceğe taşımak iradesiyle hareket etmek en sağlıklı yol olacaktır” sözlerini kullanan Bahçeli, “Kongrenin yok sayılması talebiyle açılan dava 21 Mayıs günü neticelenmiş, söz konusu büyük kongre iddia olunan usulsüzlüklerin sübut bulduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun haksızlığa uğradığı kabul edilmiş, mahkeme kararıyla tescil edilmiştir. Bu noktada ‘yargı kararını tanımıyoruz’ gibi çıkışlar boşunadır ve gereksizdir. Direnmek yerine Türk siyasi hayatının asırlık çınarı olan CHP’nin kurumsal kimliğini korumak herkes için esas olmalıdır” dedi.
Bahçeli “Bunun için öncelikle tarafların sağduyu ile CHP ortak faydasında buluşmak, parçalanmamak, ufalanmamak ve savrulmamak iradesiyle hareket etmesi gerekmektedir. Etrafımızın ateş çemberi olduğu bir ahvalde, aynı zamanda da terörsüz Türkiye iradesinin vücut bulduğu iklimde toplumsal hareketliliğe CHP üzerinden yönelme girişimlerine fırsat vermemek elzemdir. Bu çerçevede CHP’de ortak akıl egemen hale gelmelidir. Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğine, bununla birlikte 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel’le görüşerek CHP’nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir” ifadelerini kullandı.
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultay iptal kararının ardından mahkeme tarafından atanan yeni yönetiminin ilk icraati aziller oldu.
ANKA’nın edindiği bilgiye göre, istinafın tedbir kararıyla CHP yönetimine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi avukatları Çağlar Çağlayan, Mehmet Can Keysan ve Hazar Kardaş’ı azletti.
‘GÖRÜNEN NİYETLERİ KALMAK’
Kendisi hakkındaki azil kararını değerlendiren Çağlayan, kararın mahkeme tarafından atanan yeni yönetimin ilk işi olduğunu belirterek kararın kendilerine 08.30’da ulaştığını belirtti.
Çağlayan şunları kaydetti:
“Zaten öyle diyorlardı bir süredir. ‘Karar çıkar çıkmaz yapacağımız ilk iş seni göndermek olacak diyorlardı’, öyle de yaptılar. Sabah 08.30’da erkenden, ilk yaptıkları şey üç parti avukatını görevden almak oldu. Bundan sonra yeni bir vekaletle davaya ilişkin başka bir işlem yaparlar mı, göreceğiz. Mahkeme tarafından atanıp görevi aldıktan sonra, böyle bir yetkisi olduğunu düşünüyor belli ki. Bizim ilişik koparma anlamında, avukat olarak ilişiğimizi kesmiş durumda azilnameyle. Ama bizim açımızdan bir disiplin süreci yürütür mü, onu nasıl yapar? Sonuçta orada heyetleri de atadı mahkeme kendine göre. YDK da kurdu. Kendince onlarla bir işlem yapmaya kalkar mı, onu göreceğiz. Biraz bunlar zaman içinde anlayacağımız şeyler. Kendilerini nereye koyuyorlar? Görünen niyetleri kalmak ve devam etmek. Kongreye gitmemek gibi görünüyor. Umarım bu yanlıştan dönerler.”
Mustafa Kemal Atatürk, 107 yıl önce İstanbul’dan bindiği Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmış ve Milli Mücadele ateşini yakmıştı. İşte kurtuluşa giden yol…
ATATÜRK’ÜN SAMSUNA ÇIKIŞI ÖNCESİ OSMANLI
Atatürk Nutuk’un ilk sayfalarında Samsun’a çıkışının öncesinde Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu genel vaziyet ve manzarayı şu sözlerle anlatıyor;
“Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi’de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumi’ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler.
Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; ikiz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…
İtilaf devletleri, mütareke hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap,ı İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askeri kıtaları; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurları ve özel adamları faaliyette. Nihayet, söze başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin rızasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.
Bundan başka, memleketin her tarafında, Hıristiyan unsurlar gizli, açık, özel emel ve maksatlarının elde edilmesinin teminine, devletin bir an evvel çökmesine mesai sarf ediyorlar. Daha sonra elde edilen sağlam malumat ve vesikalar ile teyit olundu ki, İstanbUl Rum Patrikhanesi’nde teşekkül eden Mavri Mira heyeti vilayetler dahilinde çeteler teşki ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul.
Yunan Salibi Ahmeri, resmi Muhacirin Komisyonu; Mavri Mira heyetinin mesaisinin kolaylaştırılmasına hizmet etmekte. Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilatları, yirmi yaşını aşmış gençler de dahil olmak üzere her yerde ik mal olunuyor. Enneni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyetiyle hemfikir olarak çalışıyor. Enneni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor.Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde teşekkül etmiş ve İstanbul’daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve muvaffakiyetle çalışıyor “
MONDROS ANTLAŞMASI 7. MADDE
(Beş sayfalık Mondros Mütarekesi’nin ilk sahifesi)
(Mütarekenin tarafların imzalarının bulunduğu beşinci ve son sahifesi)
Atatürk‘ün “Mondros Mütarekenamesi maddeleri ve bilhassa bu maddeler arasında yedincisi, beyni yakan ateşten bir zehirdi.” sözleri ile bahsettiği bu tehlikeli madde İtilaf Devletleri’nin güvenliklerinin tehdit altında olduğunu öngördükleri stratejik yerleri işgal etmelerine zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti’ni düşman işgaline açık bir hale getiriyordu.
(Mütarekenin İngilizce ve Türkçe metninin birarada bulunduğu müsvedde sayfalarından biri)
İNGİLİZLER MONDROS ANTLAŞMASININ 7. MADDESİNİ BAHANE EDEREK NOTA VERİYOR
Bir hafta kadar Samsun’da kalan ve 25 Mayıs’tan 12 Haziran’a kadar Havza’da kaldıktan sonra Amasya’ya giden Mustafa Kemal Atatürk bu müddet zarfında bütün memlekette milli teşkilat vücuda getirilmesi gerektiğini bütün kumandanlara ve üst seviyedeki mülki memurlara tebliğ etti.
İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgali ve icra olunan tecavüz ve zulüm hakkında henüz millet aydınlanmamış ve milli varlığa vurulan bu darbeye karşı alenen herhangi bir üzüntü ve şikayet ortaya konulmamıştı.
Mustafa Kemal, milletin bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalmasının milletin aleyhinde olacağını düşünerek, milleti ikaz edip harekete geçirmek maksadıyla 28 Mayıs 1919 tarihinde, valilere ve bağımsız mutasarrıfllıklara, Erzurum’da 15. Kolordu, Ankara’da 20. Kolordu ve Diyarbekir’de 13. Kolordu Kumandanlarına, Konya’da Ordu Müfettişliği’ne şu sözlerle seslendi;
“İzmir’in ve maalesef bunu takip eden Manisa ve Aydın’ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha aleni hissettirmiştir. Ülke bütünlüğümüzün muhafazası için, milli tezahüratın daha canlı olarak gösterilmesi ve devam ettirilmesi lazımdır. Milli hayat ve bağımsızlığı yaralayan işgal ve ilhak gibi hadiseler bütün millete kan ağlatmaktadır. Üzüntülerin önü alınamıyar. Hazım ve tahammül edilemez olan bu ahvalin derhal giderilmesini bütün medeni milletlerle büyük devletlerin adalet ve tesirinden sabırsızlıkla beklemek zemininde, önümüzdeki hafta zarfında ve muhtelif vilayetlere göre Pazartesi başlayıp Çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli tezahüratta bulunulması ve bunun bütün bağlı yerlere de yayılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıali’ye tesirli telgraflar verilmesi ve yabancı olan yerlerde yabancılara da tesir yapılmakla beraber, milli tezahüratta adap ve sükunetin fevkalade korunması ve Hıristiyan halka karşı bir taarruz ve gösteri ve husumet gibi tavırlar alınmaması elzemdir. Zatıalilerinin bu fikirler etrafında hassas ve tesirli bulunmalan dolayısıyla işin iyi idaresinden ve muvaffakiyetten acizlerinde tam bir güven mevcuttur. Neticesinin bildirilmesini rica eylerim.”
Verilen bu talimat üzerine dört bir yanda mitingler yapılmaya başlandı. Her tarafta tezahürat yapılması için yapılan tebligat tarihinden üç gün sonra Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı’nın 31 Mayıs 1919 tarihli tebligatı ile karşı karşıya kaldı.
Sıvas Vali Vekaleti’nden 2 Haziran i 919 tarihli aldığı tebligatta ise “bugün Miralay DömanjI imzasıyla alınan telgrafnamede ‘Aziziye’de İzmir’in
işgali üzerine Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği ve bu ise uygun olmayıp size vaziyeten haber veriyorum ki , bu haller Müttefik askerleri tarafından vilayetinizin işgaline sebep olur’ mealinde bildirimlerde bulunulmaktadır” denilmekte idi
Hakikatte, ne Sivas’ta endişe verici bir hal vardı ve ne de Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği…
Bölgede oluşan gerilim İngiliz Yüksek Komiserliği ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığı’nı rahatsız etti. Rumlara yapılan sözde saldırıları bahane ederek İstanbul Hükümeti’ne nota verdiler. Durumun kontrol altına alınmasını istediler. Aksi takdirde bölgenin işgal edileceğini bildirdiler.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN SAMSUN’DAKİ RESMİ GÖREVLERİ NELERDİR?
Hükümet, Anadolu’ya göndereceği Atatürk’e şu görevleri verdi:
Bölgede asayişin sağlanması,
Silah ve cephanenin toplanıp koruma altına alınması,
Şuralar varsa ve asker toplanıyorsa bunların derhal engellenmesi,
Şuraların kapatılması.
ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A ÇIKIŞI
16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919‘da Samsun’a çıktı. İngilizlerin denetiminde olan Samsun’da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayısta Havza’ya geçti.
Samsun’a çıkışını Mustafa Kemal, Nutuk’ta şu şekilde anlatmıştır:
“1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve manzara : Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı’na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919’da itilaf Devletleri’nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir’e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı.”
MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE SAMSUN’A ÇIKANLAR
1. Kurmay Albay Kazım Dirik Müfettişlik Kurmay Başkanı 2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı Kurmay Başkanı Yardımcısı 3. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede Birinci şube müdürü 4. Binbaşı Kemal Doğan Müfettişlik Topçu Kumandanı 5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören Ordu Sıhhiye Başkanı 6. Dr. Binbaşı Refik Saydam Sıhhiye Başkan Yardımcısı 7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer Müfettişlik Başyaveri 8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç Müfettişlik ikinci Yaveri 9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev Müfettişlik Emir Subayı 10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı 11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay 12. Yüzbaşı İsmail Hakkı 13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy Karargah komutanı 14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı 15. Birinci Sınıf Katip Faik Aybars Şifre Katibi 16. Dördüncü Sınıf Katip Memduh Şifre Katibi Yardımcısı 17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele 18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Alb. Rafet Bey’in yaveri
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ASKERLİKTEN İSTİFA EDİYOR
İstanbul’un emrettiği gibi Türk direnişçilerini dağıtmayan ve silahlarını toplamayan, aksine halkı direnişe çağırarak silah dağıtan Mustafa Kemal Atatürk İstanbul tarafından geri çağrıldı.
Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasından sonra 23 Haziran 1919’da Dahiliye Nezareti Atatürk’ün azledilmesine karar verdi. Dahiliye Nezareti 26 Haziran 1919’da milli ordu kurmayı yasaklayan bir genelge yayınladı.
Dahiliye Nezareti daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ü padişah adına yeniden geri çağırdı. Atatürk İstanbul’un çağrılarına uymayınca 8 Temmuz 1919’da İstanbul tarafından görevden alındı. Atatürk bunun üzerine askerlikten istifa ederek sine-i millete döndü.
ATATÜRK’ÜN İSTİFA TELGRAFI
“Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.”
ATATÜRK’E ‘KATLİ VACİPTİR’ DİYEREK ÖLÜM FETVASI ÇIKARDILAR
Mustafa Sabri, Sadrazam Damat Ferit’i, Kuvayı Milliye’ye karşı yeterince sert olmamakla eleştiriyordu. Anadolu hareketini bastırmak için “silahın” ve “dinin” kullanılmasını istiyordu. Sonunda bu düşünceleri karşılık buldu. Damat Ferit Hükümeti, 18 Nisan 1920’de Kuvayı Milliye’ye karşı Kuvayı İnzibatiye’yi (Halifelik Ordusu)’nu kurdu ve bir hafta önce de 11 Nisan fetvasını yayımladı. Yani bu ihanet fetvasının fikir babalarından biri Mustafa Sabri’ydi. İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit’in isteği ve Padişah Vahdettin’in onayıyla Atatürk ve silah arkadaşlarının öldürülmelerinin “dinen caiz” olduğunu belirten ihanet fetvası, 11 Nisan 1920’de o zamanki Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımlandı.
İSTANBUL HÜKÜMETİ DURMUYOR: KUVAYİ MİLLİYE’YE KARŞI KUVAYİ İNZİBATİYE
Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul Hükûmeti’nin Kuvâ-yi Milliye’ye karşı kurduğu bu askeri örgüt, Birleşik Krallık’ın Damat Ferit hükûmetine 7 Nisan 1920 tarihinde Hilafet Ordusu’nun kurulması için izin vermesi ile 18 Nisan tarihinde kuruldu.
VAHDETTİN’DEN ATATÜRK VE ARKADAŞLARINA İDAM KARARI
Padişah Vahdettin, Atatürk ve arkadaşları hakkında verilen dört ayrı idam kararını onaylamıştır. İdam kararlarının gerekçesi de karar kadar ihanet içermekteydi. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları “Kuvayi Milliye adı altında ‘fitne ve fesat’ düzenlemek, halktan para ve asker toplamak” gibi gerekçelerden dolayı idama mahkum ediliyorlardı.
SAMSUN’A ÇIKIŞ SONRASI GENELGELER VE KONGRELER
AMASYA GENELGESİ
Havza’daki çalışmalarını tamamladıktan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geçtiler. Milli Mücadele çalışmalarını sürdüren Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy birlikte Amasya Genelgesi’ni hazırladılar. Hazırlanan bildiri, Erzurum’da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’e sunuldu. O’nun da onayının alınmasından sonra, bildiri, 22 Haziran 1919’da tüm mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla Abdurrahman Rahmi Efendi tarafından ulaştırıldı.
Amasya Genelgesi, milli mücadelenin temel gerekçe, amaç ve yöntemini ilk olarak belirtmiş oldu. Amasya Genelgesi’nin yayınlanması İstanbul’da bulunan işgal güçlerinin tepkisini çekmişti. Özellikle İngilizlerin, Mustafa Kemal’i geri getirmek için İstanbul Hükümeti üzerindeki baskıları iyice artmıştı. Mustafa Kemal, İstanbul’a dönmediği için daha sonra görevinden alınacaktır.
O sırada İçişleri Bakanı olan ve Milli Mücadele’ye sıcak bakmayan Ali Kemal Bey, bir genelge yayınlayarak, Mustafa Kemal’in iyi bir asker olduğunu, fakat İngiliz baskısı sonucu görevinden alındığını duyurmuştur.
Amasya Genelgesi’nin içeriği şöyledir:
1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. 2- İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi âdeta yok olmuş göstermektedir. 3- Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. 4- Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir. 5- Anadolu’nun her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas’ta bir kongre toplanacaktır. 6- Bunun için her ilden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Bu temsilciler, Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir. 7- Her ihtimale karşı, bu meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin, lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan yapmaları lazımdır. 8- Doğu illeri için, 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe kadar diğer illerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse; Erzurum Kongresi’nin üyeleri, Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket edecektir.
ERZURUM KONGRESİ
Anadolu’da milli mücadele birliğinin kurulmasının ikinci adımı Erzurum Kongresi ile atıldı. Amasya Genelgesi’nden sonra İstanbul ve askerlikle ilişkisi kesilen Mustafa Kemal’e, başta Kazım Karabekir olmak üzere Anadolu’daki komutan ve mülki amirlerin büyük bir çoğunluğu verdikleri desteği sürdürmeye devam ettiler.
Amasya Genelgesi’nde yer aldığı gibi, Mustafa Kemal bu dönemde milli bir kongre toplayarak, milli mücadele ile ilgili tüm faaliyetleri birleştirmeyi planlıyordu. Kazım Karabekir, milli bir kongreden önce Doğu illeri için bölgesel bir kongre toplanmasının faydalı olacağı görüşündeydi. Mustafa Kemal, bölgesel bir kongreye karşı olmasına rağmen, Kazım Karabekir ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin ısrarları karşısında bir kongre toplanmasını ve kongreye katılmayı kabul etti. Kongre, 10 Temmuz’da toplanması kararlaştırılmış olmasına rağmen, 23 Temmuz’da bir okul salonunda 54 delege ile çalışmalarına başladı.
(23 Temmuz 1919 günü Erzurum Kongresinin toplandığı okul)
Mustafa Kemal’in davetli olarak katıldığı bu kongreye asil üye olabilmesi için, Erzurum delegesi Cevat Dursunoğlu istifa ederek, kendi yerine Mustafa Kemal’in seçilmesini sağladı. İlk gün, Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçildi. Milli bir hal alan kongrede, genel değerlendirmeler yapıldı ve doğu illerinin durumu görüşüldü.
Milli mücadelenin temelleri açısından önemli kararlar alındı. Erzurum Kongresi’ne katılanlar, 17 çiftçi ve tüccar, 5 emekli subay, 4 emekli memur, 5 öğretmen, 4 gazeteci, 5 hukukçu, 2 mühendis, 1 doktor, 6 din adamı, 3 eski milletvekili, 1 general ve 1 eski bakan olmak üzere 54 delegeden oluşmuştu.
Alınan Kararlar:
1. Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz. 2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir. 3. Vatanı korumayı ve istiklali elde etmeyi İstanbul Hükümeti sağlayamadığı takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri milli kongrece seçilecektir. Kongre toplanmamışsa, bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır. 4. Kuva-yı Milliyeyi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır. 5. Hıristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. 6. Manda ve himaye kabul edilemez. 7. Milli Meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır. 8. Milli irade padişahı ve halifeyi kurtaracaktır.
BALIKESİR KONGRELERİ
Balıkesir Kongresi, bölgedeki milli kuvvetlerin sayılarının artması karşısında, bunların bir düzen altına alınması, beslenme ve teçhizatın sağlanması amacıyla düzenlendi. 28 Haziran – 12 Temmuz 1919 günleri arasında Hacım Muhittin Çarıklı başkanlığında toplandı. Balıkesir ve çevresinde Yunanlılar’ı Anadolu’dan çıkarmak için bir direniş hattı oluşturuldu.
26-30 Temmuz arasında, I. Balıkesir Kongresi’nde kurulan Merkez Heyeti, teşkilatı kuvvetlendirmek için Erzurum Kongresi sürerken, ikinci bir kongre topladı. Kongreye katılanlar bütün güçlerini birleştirmeyi, Yunanlılara karşı savaşmak için asker toplamayı ve gereken diğer bütün önlemleri almayı kararlaştırdı.
Kongre, direniş hareketinin meşruiyetini sağlayacak bir dil kullandı. Yöre halkına ve İstanbul’a yumuşak mesajlar göndererek, faaliyetlerinin ittihatçılık ve çetecilikle alakası olmadığını, amaçlarının saltanatın ve hilafetin korunması olduğunu belirtti. Ayrıca, mücadelelerinin Yunan işgalini bertaraf etmekle sınırlı olduğu ve herhangi bir iktidar kaygısına düşmedikleri vurgulandı.
Bu kongre, asker toplamanın yanında, bütün kongrelerde olduğu gibi, padişaha olan bağlılığını da bildirmişti. İşgal devletlerinin temsilcilerine telgraflar çekilmişti.
ALAŞEHİR KONGRESİ
Erzurum Kongresi sürerken, Ege’deki vatanseverler de Balıkesir’de büyük bir kongre toplamıştı. Erzurum Kongresi bittikten sonra, bu vatanseverler Alaşehir’de tekrar bir araya gelip yeni bir kongre topladılar. Bu kongrede, Balıkesir Kongresi ve Erzurum Kongresinin kararları görüşüldü. İki önemli konuda karar alındı.
Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı direnilecek ve ölünceye dek bu direniş sürecekti. Bu amaçla silahlanma ve askere alma gibi her tür işlem yapılacaktı. Gerekirse İtilaf Devletlerinden yardım istenecekti. Kongreye katılanlar, mutlaka gerekli ise bölgelerinin Yunanlılar yerine İtilaf Devletlerince işgalinin daha uygun olacağını saptamışlardı.
SİVAS KONGRESİ
Sivas Kongresi, Amasya Genelgesi ile milli bir kongre olarak öngörülmüştü. Erzurum Kongresi’nden sonra kongre ile ilgili çalışmalar yapılıyordu. Bu arada, Fransızlar Sivas Kongresine karşı bazı önlemler alıyordu. Fransız Binbaşı Brunot, kongrenin toplanması halinde Sivas Valisi Reşit Paşa’ya şehrin işgal edileceğini söylemişti. Hatta, Elazığ Valisi Ali Galip, kongreyi basmakla görevlendirilmişti. Tüm engellemelere rağmen, kongre 4 Eylül 1919’da bugün lise olarak kullanılan binada saat 15:00’de toplandı. (Katılanlar) Mustafa Kemal’in Kongre başkanlığına seçilmesine kimi üyelerden itirazlar geldi. Ancak yapılan seçimde kongre başkanlığına Mustafa Kemal Paşa getirildi. Kongre ilk günlerinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkisi olup olmadığını tartıştı. Daha sonra manda sorunu gündeme geldi. Sivas Kongresi, ilk milli kongre niteliğinde olduğu için kararlar da bu doğrultuda alınmıştır. Erzurum Kongresinde alınan kararların tümü kabul edilmiştir. Yurtta ayrı ayrı bölgesel olarak çalışan tüm cemiyetlerin birleştirilmesi ve tek yönetim altına alınması sağlandı. Yeni bir Temsil Heyeti oluşturuldu ve bu heyetin başına Mustafa Kemal getirildi.
(Mustafa Kemal Sivas Kongresi günleri)
Sivas Kongresi Kararları
1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz. 2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir. 3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır. 4. Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır. 5. Manda ve himaye kabul olunamaz. 6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir. 7. Aynı gaye ile, milli vicdandan doğan cemiyetler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir. 8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.
AMASYA GÖRÜŞMELERİ ve PROTOKOLÜ
Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin temsilcisi Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Sivas Kongresi Temsil Heyeti adına Başkan Mustafa Kemal Paşa, Rauf (Orbay) ve Bekir Sami (Kunduh) Beyler arasında Amasya’da görüşmeler yapıldı.
Amasya görüşmesi ve imzalanan protokoller, Anadolu’da başlatılan milli mücadelenin İstanbul Hükümeti’nce tanınması bakımından önemlidir. Yapılan toplantılar sonunda, önemli kararlar ve hükümler içeren, üçü açık ve ikisi gizli beş protokol hazırlanıp kabul edildi.
ANKA
Atatürk tarafından kurulan gizli birim, onun havacılık alanındaki planlarını ve projelerini yerine getirmek adına ciddi şekilde uğraş vermiştir. Atatürk’ün “Bana vaad ettiğiniz işler yapılıp bitirildikten sonra imzamın geri kalan kısmını tamamlarım” demesi de bir bakıma bu gizli birimin varlığını kanıtlar niteliktedir.
Seçkin subaylardan kurulan ve havacılık ile alakalı önemli çalışmaların yapıldığı bu birimde subaylar sık sık yabancı uçak pilotları ile de bir araya gelmiş, bu sayede Türk havacıları önemli derecede bilgi ve deneyim kazanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Osmanlıca olarak, askere özel, az sayıda basılmış havacılık ve gelişmelerle alakalı kripto (şifreli) bir mecmuada şunlar yazılıydı:
“İstikbalde tayyareler öyle ileri gidecek ki, devletlerin ve milletlerin her hareketlerini gözetleyecek, dev gece görüşü teknikleriyle, şehirler ve milletler gece dahi gözetlenecek.” Atatürk ve arakadaşları, bu sistemi ANKA olarak adlandırmışlardı.
(1922 yılında yayınlanan bir dergideki ANKA Kuşu)
Resimlerdeki ANKA’lara dikkat edecek olursak, o dönemde hayal edilerek çizilmiş bu ANKA’lar, dönemin süper gücü İngiltere’nin Başkenti Londra’yı aydınlatarak gözetlemektedir. Buckingham Sarayı ve Thames Nehri de çizimlerde yer almaktadır.
HEM CEPHEDE HEM MASADA SAVAŞ
SSCB İLE İLİŞKİLER
Dünya Savaşı sırasında Rusya’da Ekim Devrimi olmuş ve savaştan çekilmişti. Lenin önderliğindeki Bolşevikler, Çarlık Rusya zamanında İtilaf Devletleri arasında yapılan Türkiye aleyhindeki gizli antlaşmaları açıkladılar ve Çarlık Rusya’nın işgal ettiği Türkiye topraklarından çekildiler. Ankara Hükümeti Milli Mücadele boyunca S.S.C.B ile iyi ilişkiler kurarak maddi yardım ve silah, cephane desteği aldı.
FRANSA İLE İLİŞKİLER
İngiltere ve Fransa arasındaki çıkar çatışmalarını iyi değerlendiren Ankara Hükümeti Fransa ile Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile İtilaf Devletleri cephesi bozulmuş, Güney Cephesindeki savaş sona ermiştir. Ankara Antlaşması aynı zamanda Fransa’nın Ankara Hükümeti’ni tanıması anlamına da gelmektedir.
İTALYA İLE İLİŞKİLER
Tıpkı Fransa gibi İtalya’nın da İngiltere ile arasında problemler baş göstermişti. 1. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri tarafından İtalya’ya vaat edilen topraklar Yunanistan tarafından da isteniyordu ve Akdeniz’de İtalya’yı kendine rakip olarak gören İngiltere Yunanistan’ı destekliyordu. Ankara Hükümeti bu durumu da iyi bir şekilde kullanarak İtalya ile ilişkilerini geliştirdi. Sonuç olarak İtalya işgal ettiği topraklardan çekildi.
TÜM YURDA YAYILDI
Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Samsun’a çıkarak yaktığı kurtuluş meşalesi sırasıyla Amasya, Erzurum ve Sivas’ta da yakılarak tüm yurda yayıldı. Milli Mücadele sonunda 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu yıl 103. yaşına giriyor.
Mersin’in Tarsus ilçesinde M.Ö.’nün (17) pompalı tüfekle ateş açtığı restoranda yaralanan 8 kişi ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.
DHA’nın haberine göre; yaralılardan Yusuf Oktay ile Abdullah Koca da yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Böylece, restoran sahiplerinden Sabri Pan ve çalışan Ahmet Ercan Can’ın hayatını kaybettiği olayda ölü sayısı 4’e yükseldi.
Çoban olduğu belirtilen Yusuf Oktay’ın saldırı sırasında restoranın yakınlarında hayvan otlattığı öğrenildi. Oktay ile Koca’nın cansız bedenleri otopsi için morga kaldırıldı.
Ölenlerin yakınları hastane önüne gelerek ağıt yaktı. Jandarma ve polis ekipleri, olay yerinde ve hastanede geniş güvenlik önlemi alırken, kaçan şüphelinin yakalanmasına yönelik hem havadan hem karadan çalışmalar devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Süper Lig’i şampiyon olarak tamamlayan Galatasaray Futbol Takımı’nın yöneticilerini, teknik heyetini ve futbolcularını kabul etti.
Erdoğan, Galatasaray heyetini Cumhurbaşkanlığı’nın Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde kabul etti.
Erdoğan, sosyal medya hesabından kabule ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Üst üste 4’üncü defa Süper Lig Şampiyonu olarak tarihî bir başarıya imza atan Galatasaray’ın futbolcuları, teknik heyeti ve yöneticileriyle İstanbul’da bir araya geldik. Galatasaray’ın bilhassa Avrupa’da elde ettiği başarılar, milletimizin belleğinde çok müstesna bir konuma sahiptir. Türk sporunun uluslararası arenadaki yüzlerinden biri olmaya devam eden Galatasaray’ın başarılarının devamını diliyorum. Galatasaray taraftarına ve tüm Galatasaray camiasına selamlarımı iletiyorum” ifadesini kullandı.
Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Erek Mahallesi’nde köy meralarının beton santrali ve belediye hizmet alanı yapılmasına ilişkin tahsis amacı değişikliği tartışma konusu oldu.
Erbaa Belediyesi’nin başvurusu üzerine Tokat İl Mera Komisyonu, toplam 72 bin metrekareyi aşan mera alanının “hizmet alanı ve rekreasyon alanı” yapılması amacıyla tahsis amacını değiştirdi. Karar, Tokat Valiliği’nin 29 Şubat 2024 tarihli oluru ile onaylandı.
Köylüler ve davacılar, mera alanlarının fiilen beton santrali faaliyetleri için kullanıldığını, kararın kamu yararı değil özel şirket yararı gözetilerek alındığını belirterek işlemin iptali için dava açtı. Dava dosyasında, söz konusu alanlarla ilgili daha önce “el atmanın önlenmesi ve yıkım” davası açıldığı, tahliye süreci devam ederken mera vasfının değiştirilmesiyle hukuki sürecin etkisiz bırakılmaya çalışıldığı vurgulandı.
Tokat İdare Mahkemesi ilk aşamada işlemin yürütmesini durdurdu. Ancak Tokat Valiliği’nin itirazı üzerine Samsun Bölge İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararını kaldırdı. Mahkeme, tahsis amacı değişikliğinin “kamu yatırımı” kapsamında değerlendirildiğini belirtti.
BETON SANTRALİ KEŞİF SIRASINDA ÇALIŞIYORDU
Dava kapsamında bugün bölgede yeniden keşif yapılırken, köylülerle birlikte alana gelen heyet incelemelerde bulundu.
Keşif sırasında beton santralinin faaliyetlerine devam ettiği görüldü.
‘BUNUN NEYİNİ SAVUNACAKSINIZ?’
Direnişin gönüllülerinden olan Alevi Bektaşi Araştırmaları Bilim Uzmanı Melike Tepecik, keşif sırasında yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“Bu hikayenin arkasında kim var? AKP var. Şirketin arkasında kim var? AKP var. Allah ile kandıran parti. Peki kendi kendilerine yetmediklerinde arkalarına kimi almışlar? MHP’nin belediye başkanını almışlar. Hakim ‘Belediyeye tahsis ettiğimiz alanı görmeye geldik, belediye nerede?’ diye soruyor. Valiliğin avukatı ‘Biz burayı belediyeye tahsis ettik. Rekreasyon alanı yapsın diye. Bize beton falan var demediler. Bizi kandırdılar’ diyor. Ama belediyenin avukatı diyor ki; bilirkişi heyetinden çıkacak rapordan sonra savunmamızı yapacağız. Bunun neyini savunacaksınız siz?
‘MERAYI, SUYU, VATANI KORUYORUZ’
Erbaalı’ya buradan su gidiyor. Diyorlar ki Alacabal’daki yüzey suyuna çamur karıştığı için çeşmelerimizden çamur akıyor. Çok fazla yağmur yağınca suya çamur karıştığına inanıyorsunuz da buradaki beton şerbetinin su depolarına sızdığına niye inanmıyorsunuz? Biraz önce gördük zaten kahverengi suyu! Ben bunu hakim beye de ifade ettim.
Buradaki su depoları, Tepeşehir’deki su deposuna basıyor pompalarla. O su deposunun altında da bağlantılar var. Alacabal suyuyla da bağlantılar var. Yani netice itibariyle şehrin yüzde 60’ının su kaynağı burası. Şehrin yüzde 60’ının suyuna beton şerbetini karıştırıyorsunuz. Biz merayı koruyoruz, suyu koruyoruz, vatanı koruyoruz!”
‘MERA ALANI ÖZEL ŞİRKET YARARINA TAHSİS EDİLDİ’
Köylüler adına davayı takip eden Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkan Yardımcısı, Avukat İsmail Hakkı Atal, mera alanlarının hukuka aykırı şekilde özel şirket yararına tahsis edildiğini vurguladı.
Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Erek Mahallesi’nde köy meralarının beton santrali ve belediye hizmet alanı yapılmasına ilişkin tahsis amacı değişikliği tartışma konusu oldu.
İyi Parti İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla partisinden istifa ettiğini duyurdu.
Beyaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Siyasi atılım yönündeki beklentilerimizle mevcut yaklaşım arasında belirgin bir mesafe oluştuğu, değişen toplumsal ve siyasal ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir vizyon yerine mevcut siyasi anlayışın devam ettirilmesine öncelik verildiği kanaatini halkımız görmektedir. Bu tablo karşısında; temsil ettiğimiz değerlerle mevcut işleyiş arasındaki makasın her geçen gün daha da açıldığını müşahede etmek, siyasi sorumluluğum ile şahsi kanaatim arasında derin bir çelişki doğurmuştur. İnandığımız ilkeler ile fiili gerçeklik arasındaki bu uyumsuzluk, İYİ Parti çatısı altındaki siyasi faaliyetlerimi sürdürmemi imkânsız kılmıştır. Bu çerçevede; İYİ Parti üyeliğimden istifa ettiğimi aziz milletimizin ve kamuoyunun bilgisine saygıyla arz ederim.”
Beyaz’ın istifası ile İyi Parti’nin Meclis’teki vekil sayısı 30’dan 29’a indi.
İran, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasını sürdürmesi halinde Tahran’ın askeri karşılık verebileceğini belirterek, Umman Körfezi’nin “ABD donanmasının mezarlığına dönüşebileceği” uyarısında bulundu.
İran devlet televizyonuna konuşan ve İran’ın dini lideri Ayetullah Mücteba Hamaney’e danışmanlık yapan Muhsin Rızai, Hürmüz Boğazı üzerindeki ablukalar nedeniyle yaşanan krizin ardından Tahran’ın sabrının tükenmekte olduğunu belirtti.
Eski Devrim Muhafızları Komutanı da olan Rızai, “İran’a yönelik deniz ablukası ne kadar uzun sürerse dünya ekonomisine verilecek zarar da o kadar büyük olur. ABD ordusuna kuşatmayı kaldırmasını tavsiye ediyoruz, aksi halde Umman Körfezi onların mezarlığına dönüşür” dedi.
Rızai, Hürmüz’de İran’a yönelik ablukanın “savaş eylemi” anlamına geldiğini belirterek, Tahran’ın askeri yanıt verme hakkı bulunduğunu ifade etti.
TRUMP’TAN İRAN’A TEHDİT
ABD Başkanı Donald Trump ise hafta sonu yaptığı sosyal medya paylaşımında İran üzerindeki baskıyı artırarak “İran için saat işliyor” ifadelerini kullanmıştı. Trump’ın tehdidi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından geldi.
İsrail basınında dün yer alan haberlere göre, Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump, gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde İran’a yönelik savaşın yeniden başlatılması ihtimalini ele aldı.
İran medyası ise Washington’un Tahran’ın son önerilerine “somut tavizler” içermeyen bir yanıt verdiğini belirtti. Yarı resmi Mehr Haber Ajansı, ABD’nin mevcut tutumunu sürdürmesi halinde görüşmelerin “çıkmaza girebileceğini” yazdı.
Trump daha önce de İran’ın taleplerini “tamamen kabul edilemez” olarak nitelendirmiş ve ateşkesin “yoğun bakımda” olduğunu söylemişti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Esmail Bakei ise Tahran’ın önerilerinin “sorumlu” ve “cömert” olduğunu söyledi.
Öte yandan Axios ve CNN’in haberlerine göre Trump, Çin ziyaretinden dönüşünün ardından cumartesi günü Başkan Yardımcısı J. D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, CIA Direktörü John Ratcliffe ve özel temsilci Steve Witkoff ile bir araya gelerek, İran’a yönelik olası yeni askeri seçenekleri değerlendirdi.
Hacı Mehmet Şirikçi Camisi’nde düzenlenen törene şehit polislerin ailesi ve yakınlarının yanı sıra İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan, Tekirdağ Emniyet Müdürü Ahmet Metin Turanlı, milletvekilleri, protokol üyeleri ve vatandaşlar katıldı.
Tekirdağ Müftü Vekili Ahmet Nuri Bayraktutan tarafından öğle vakti kıldırılan cenaze namazının ardından şehitler için dua edildi.
Törende şehit polis memuru Erkan Tütüncüler’in eşi Eda Tütüncüler ile oğlu Ege Tütüncüler’in polis üniforması giymesi duygusal anlar yaşattı.
Eda Tütüncüler, eşinin Türk bayrağına sarılı tabutuna sarılarak, “Sen ölmedin canım eşim, evladımız bana emanet.” diyerek gözyaşı döktü.
Meslektaşları da törende gözyaşlarını tutamadı.
Daha sonra tören mangasının omuzlarında cenaze araçlarına taşınan şehitlerden Emrah Koç’un naaşı memleketi Van’a gönderilmek üzere Çorlu Atatürk Havalimanı’na götürüldü.
Şehit Erkan Tütüncüler’in naaşı ise Çorlu Şehitliği’ne defnedildi.
Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde polis memurları Erkan Tütüncüler ve Emrah Koç, Reşadiye Mahallesi Kumyol Caddesi’ndeki bir iş merkezinde şüpheli Orhan Altan’ın (24) açtığı ateş sonucu şehit olmuştu.
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun, 18 Aralık 2002’de Ankara’daki evinin önünde öldürülmesine ilişkin 10 sanığın yargılanmasına devam edildi.
Duruşmaya, başka davadan hükümlü olan sanık Nuri Gökhan Bozkır ile Enver Altaylı bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.
Tutuksuz sanıklardan Mehmet Narin’in vareste tutulduğu duruşmaya, tutuksuz sanıklar Levent Göktaş, Fikret Emek, Aydın Köstem ve Ahmet Tarkan Mumcuoğlu ile taraf avukatları katıldı.
Sanık Enver Altaylı, sadece arkadaşı olduğu için dosya dahil edildiğini iddia ettiği firari sanıklardan Serhat Ilıcak’ın 2 gün önce hayatını kaybettiğini belirterek “Soruşturma savcısını Allah’a havale ediyorum. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını istiyorum” dedi.
Sanıkların tamamı, adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını ve yürütülen soruşturmanın akıbetinin beklenmesini talep etti. Sanık avukatları da aynı yönde beyanda bulundu.
Mahkeme ara kararında, sanıklar hakkındaki mevcut hallerinin devamına ve dosyadaki eksik hususların tamamlanmasına karar vererek, duruşmayı 14 Ekim’e bıraktı. (ANKA)
Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 77’si tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 38’inci gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görüldü.
İmamoğlu’nun da katıldığı duruşmada iş insanı Murat Kapki savunma yaptı. Kapki, şunları söyledi:
“24 Haziran günü öğlen saatinde avukatım geldi. Avukat görüşmesi için içeriye girdim (Eşi) Feyza Hanım’ı adliyeye götürdüklerini söyledi. Tabii orada kan beynime sıçradı. Tam avukat bana bunu söylediği sırada arkamdan kapı açıldı. İnfaz memuru, ‘Çağlayan’a gidiyorsun’ dedi. Olaylar dakikası dakikasına oluyor. ‘Savcı bey seni çağırıyor’ dediler. Tekirdağ’dan Çağlayan’a 2,5 saat içerisinde kafamdan eşim tutuklanır mı; oğlum, kızım, çocuklarım ne olacak, neden eşimi aldılar, onun hiçbir suçu yok diye geçirdim. Kendi kendimi yiyorum. Kardeşimi tutuklamışlar, kayınpederimi almışlar.”
‘SAVCI, ‘DAVET ETTİK’ DEDİ’
Adliyeye geldiğindeki süreci anlatan Kapki, “Beni savcının odasının önüne getirdiler. Yanımda jandarmalar var, 7’nci kata çıktık. ‘Avukatlarım burada mı? Eşim nerede? Avukatlarımı bulup görüşebilir miyiz’ dedim. Kapıda 3-5 dakika bekledikten sonra beni içeri aldılar. Savcı bey sağ olsun ayağa kalktı, elimi sıktı. Direkt, ‘Sayın savcım eşimi de almışsınız’ dedim. Aynen bu şekilde sordum. O da gülerek ‘Almadık canım, davet ettik’ dedi. ‘Allah razı olsun sayın savcım, beterin beteri var demek ki’ dedim. Artık o esnada eşimin tutuklanma ihtimali dışında hiçbir şey düşünemiyordum. Çocuklarımız ne olacak? Eşim tutuklanırsa neler yaşarız? Bunları düşünerek oturduğum yere gömüldüm” ifadelerini kullandı.
‘SAVCI, ‘FEYZA GİTSİN’ DEDİ’
Savci ile görüşmesini anlatan Kapki, “Savcı bey bana açık açık her şeyi anlattı. Ben önceki verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum; baştan söyledim, şu anda da yine söylüyorum. Savcı bey konuşmamda aynen ‘Konuş’ dedi. Ben de ‘Ne konuşayım sayın savcı, bir şey bilmiyorum. Yemin ediyorum bir şey bilmiyorum’ diyorum. Biraz sohbet ettik, bana bir kahve söyledi. Sonra ‘İfade verecek misin’ dedi, ben de ‘Vereceğim’ dedim. Kahveyi bitirdik, yine sohbet ettik. Savcı bey bana daha önce ifade veren kişilerin ifadelerini okudu. Yani hakkımda verilen ifadeleri okuyor ama kimin olduğunu söylemiyordu. Sonra bir ara durdu, telefon açtı. ‘Feyza Hanım tamam, gitsin’ dedi. Aynen böyle. Yemin ediyorum size ‘Feyza gitsin’ dedi” diye konuştu.
‘ASLINDA ETKİN PİŞMANLIK İFADESİ VERMEDİM’
Kapki, 24 Haziran’da verdiği ifadeye dikkati çekerek, “Dosyadaki neredeyse bütün etkin pişmanlık ifadeleri ‘Ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum’ cümlesiyle başlar. Savcı bey bana sordu, ‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musun’ diye. ‘Hayır, etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum’ dedim. ‘Peki’ dedi; ifademizi yazdık, yazdık, yazdık… En sonunda bana dedi ki, ‘İleride sana atfedilen bir suç çıkarsa o zaman etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin’. İstemediğimi söyledim ama ‘Bu ileride senin için iyi bir şey olabilir’ dedi. Ben de avukatıma sordum, ‘Yazabilirsin’ dedi. Oraya o şekilde yazdık. Yani aslında ifadelerime bakarsanız ben etkin pişmanlık ifadesi vermedim” diyerek süreci anlattı.
MAHKEME BAŞKANINDAN “MİTİNG DEĞİL” UYARISI
Savunmasının ardından Kapki’nin hakim sorgusuna geçildi. Mahkeme Başkanı, Kapki’ye “Çıkamayacağınızı anlayınca mı ifadenizi değiştirdiniz” sorusunu yöneltti. Bu sırada Ekrem İmamoğlu araya girerek, soruya itiraz etti. Mahkeme Başkanı, “Ekrem Bey sesinizi yükseltmeyin. Burası miting alanı değil, araya giremezsiniz. Burası mahkeme salonu” dedi. İmamoğlu, “Bu soruyu sormanız gereken ilk kişi Kapki değildi. Birçok etkin pişmanlıkçı konuştu. Bu insanların can ve mal güvenliği size emanet” diye konuştu.
Tartışmalar üzerine Mahkeme Başkanı, duruşmayı bitirdi. Duruşmaya pazartesi günü devam edilecek.
İMAMOĞLU, KAPKİ’NİN EŞİNE SESLENDİ
İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken tutuksuz sanıklar arasında yer alan Kapki’nin eşi Feyza Kapki’ye, “Size ve evlatlarınıza yapılanları duyunca kanım dondu. Evlatlarınızın hakkını savundum” diye seslendi. (ANKA)
ABD Başkanı Donald Trump, Çin’i ziyaretinde Devlet Başkanı Şi Cinping ile ikili ve heyetler arası görüşme için Pekin’de bir araya geldi.
Beyaz Saray’dan görüşmeye ilişkin açıklamada bulunuldu.
Trump, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, İran’la anlaşma ve Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda yardımcı olmaya hazır olduğunu söylediğini bildirdi.
Çin ziyaretini sürdüren ABD Başkanı Trump, Fox News kanalından Sean Hannity’ye verdiği röportajda, Şi ile görüşmesini değerlendirdi.
Trump, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, hem İran’la anlaşmanın sağlanması hem de Hürmüz Boğazı’ndaki ticari geçişlerin yeniden başlamasını umduğunu söylediğini aktardı.
ABD Başkanı, “Devlet Başkanı Şi, (İran’la) bir anlaşma yapılmasını istiyor. Kendisi bir teklifte de bulundu, ‘Eğer herhangi bir şekilde yardımcı olabilirsem, yardımcı olmak isterim.’ dedi. Kendisi, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını istiyor, bu kadar çok petrol satın alan herkesin onlarla (İranlılarla) bir tür ilişkisi olduğu açıktır ancak o, herhangi bir şekilde yardımcı olabilirse olmak istediğini belirtti.” ifadelerini kullandı.
‘ÇİN’İN ÇIKARI VAR’
Trump’ın Çin ziyaretinde heyetinde yer alan ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD merkezli CNBC televizyonuna Pekin’den verdiği röportaj, konuyla ilgili sorulan soruya yanıt verdi.
Bessent, “Çin’in Hürmüz Boğazı’nın açılmasında ABD’den daha fazla çıkarı var. Bence perde arkasında çalışarak İran liderliğine söz geçirebilen herkes kadar ellerinden geleni yapacaklar.” dedi.
Trump’ın ziyaretinin hemen öncesinde Güney Kore’de Çin heyetiyle yaptıkları ekonomi ve ticaret müzakerelerine ilişkin Bessent, Çinli muhataplarıyla zirve için somut sonuçlar üretmek üzere çalıştıklarını belirtti.
RUBIO’DAN AÇIKLAMA
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Başkanı Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi’den İran konusunda “hiçbir şey istemediğini” kaydederek, “Çin’in yardımını istemiyoruz. Yardımlarına ihtiyacımız yok.” ifadesini kullandı.
TRUMP’TAN Şİ’YE DAVET
Trump, Pekin’de düzenlenen akşam yemeği etkinliğinde, Şi ile eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül’de Beyaz Saray’a davet etmekten onur duyduğunu ve bunu dört gözle beklediklerini söyledi.
ÇİN’DEN AÇIKLAMA
Çin Dışişleri Bakanlığından, Şi ve Trump’ın başkent Pekin’de yaptığı görüşmenin ayrıntılarına ilişkin açıklama yapıldı.
Açıklamaya göre Devlet Başkanı Şi, Tayvan meselesinin, ABD-Çin ilişkilerinde en önemli konu olduğunu belirterek, Trump’a Tayvan konusunun iyi yönetilmesi halinde ilişkilerin istikrarını koruyacağını, aksi takdirde iki ülke arasında “çatışmalar yaşanabileceğini ve bunun ilişkileri büyük tehlikeye” atacağını söyledi.
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in de aralarında bulunduğu 11 tutuklu sanık hazır bulundu. Görevden uzaklaştırılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile bazı tutuksuz sanıklar da duruşmaya katıldı.
Duruşmada, Cumhuriyet Savcısı, esasa ilişkin mütalaasını açıkladı. Savcı, mütalaanın yazılı olarak dosyaya sunulacağını ve gün içerisinde UYAP sistemine yükleneceğini belirtti.
104 SAYFALIK MÜTALAA
Mütalaanın toplam 104 sayfadan oluştuğunu belirten Savcı, esasa ilişkin mütalaanın 9 sayfalık özet bölümünü okudu.
“Aziz İhsan Aktaş’ın akrabaları üzerinden kurduğu ileri sürülen ihale sistemiyle özellikle Beşiktaş Belediyesi’nden çok sayıda ihale aldığı” belirtilen mütalaada, Rıza Akpolat’ın elde ettiği öne sürülen haksız kazançların da akrabaları üzerinden “resmileştirildiği” iddia edildi.
4 KİŞİNİN TAHLİYESİ İSTENDİ
Sanıklar yönünden her bir eylem bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapılan mütalaada, tutuklu sanıklar Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan, Avcılar Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Daka, Seyhan Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Özcan Zenger, Oya Tekin’in eşi Celal Tekin’in tutukluluk hallerinin devamını talep edildi. Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Alı Rıza Yılmaz, Rıza Akpolat’ın eniştesi Burak Kangal, Rıza Akpolat’ın kayınbiraderi Kazım Gökhan Yankılıç, Rıza Akpolat’ın arkadaşı Rabil Artan’ın ise tahliyesi istendi.
TUTUKLULUĞA İLİŞKİN ARA KARAR KURULACAK
Mahkeme Başkanı, mütalaanın okunmasının ardından duruşmaya 1 saat ara verildiğini açıkladı. Başkan, aranın ardından tutuklu sanıkların avukatlarının tutukluluğa ilişkin beyanlarının alınacağını belirtti.
Mahkeme Başkanı ayrıca, gün içerisindeki duruşma akışının elvermesi halinde tutukluluk durumlarına ilişkin ara karar kurulacağını söyledi.
Bir sonraki celsenin 15 Haziran 2026 tarihinde başlamasının planlandığını ifade eden Mahkeme Başkanı, söz konusu oturumun “karar duruşması” olarak değerlendirildiğini kaydetti. (ANKA)
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da “varlık barışı” ile ilgili düzenlemeler ve İstanbul Finans Merkezi bünyesindeki firmalara vergi avantajları sağlayan, ayrıca SGK’ya borç taksitlerinin 36 aydan 72 aya çıkarılmasını öngören Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşülecek.
Teklifin görüşmelerinden önce partilerin grup önerileri görüşüldü. DEM Parti’nin “Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımının önündeki engellerin belirlenmesi amacıyla” verdiği Meclis araştırma önergesi AKP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla reddedildi.
Öneri üzerine söz alan DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, “Kürt sorununun çözümü yolunda atılacak adımların, onlarca yıldır Kürt halkının karşılaştığı engellerin kaldırılmasını da beraberinde getireceğini” savunarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün Kürt sorununun demokratik çözümünde tarihi bir eşikten geçmekteyiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı elli yıllık çatışma ortamını sonlandırma fırsatı değil, aynı zamanda bu topraklara ait farklılıkların zenginlik olarak bir arada eşit yaşamın kapısını araladı. Bu süreçte gerekli adımların atılması aynı zamanda onlarca yıldır Kürt’ün önündeki engellerin kaldırılmasını beraberinde getirecektir. Demokratik entegrasyon demek aynı zamanda bu topraklarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diğer dillerin de geleceğini garanti altına almaktır. Bu nedenle tam da içerisinden geçtiğimiz bu sürecin gereği olarak Kürtçenin korunması ve geliştirilmesi demokratik toplum ilkeleri ve kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından hayati önem taşıyor.”
‘TOPLUMSAL BARIŞA KATKI SAĞLAYACAKTIR’ İDDİASI
“Kürtçenin korunması ve geliştirilmesinin, demokratik toplum ilkeleri ile kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından en iyi yerde durduğunu” savunan Varlı, “Bu nedenle komisyonun kurulması aynı zamanda toplumsal barışın güçlenmesine de katkı sağlayacaktır” diye konuştu.
Varlı, yıllardır her alanda dillerin ve kültürlerin eşitliği ilkesini koruduklarını ve hiçbir dilin bir diğerine karşı üstünlüğü bulunmadığını ifade ederek, “Bizler yıllardır sokakta, okulda, fabrikalarda, tam da bu kürsüde dillerin, kültürlerin eşitliğini savunduk. Hiçbir dilin diğerinden üstün olmadığını, hiçbir çocuğun ana dilinden koparılmadığı, dillerin birbirini beslediği demokratik bir cumhuriyeti savunduk, bunu savunmaya da devam edeceğiz” dedi.
CHP’Lİ KONURALP: ANA DİLİ HAK OLARAK GÖRÜYORUZ
CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, CHP’nin “parti programında yer alan ilkelere” dikkati çekerek, “toplumsal sorunların çözüm adresinin eşit yurttaşlık temelinden geçtiğini” ifade etti. Konuralp, şu ifadeleri kullandı:
“Parti programımızda vurgulandığı şekliyle demokratikleşme, toplumsal sorunların eşit yurttaşlık temelinde çözümü için elzemdir diyoruz ve yine, programımızda vurgulandığı üzere, ana dili bir hak olarak görüyor, tüm yurttaşlarımızın ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkının sağlanacağı, kimsenin kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramayacağı ve toplumsal olarak dışlanmayacağı, farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin özgürce var olabileceği bir Türkiye hedefi doğrultusunda mücadele ediyoruz.”
‘ANNELERİMİZİN DİLLERİNİ ÖTEKİLEŞTİRMEDEN KORUMAK BİR ZORUNLULUKTUR’
Bu bağlamda, Türkçe, Kürtçe, Abhazca, Çerkezce, Gürcüce, Lazca, Ermenice, Rumca, Süryanice, Arapça, Boşnakça ve sayamadığım hangi dil varsa, annelerimiz rüyalarını hangi dilde görüyorsa, hangi dilde görmüşse, bizi hangi dilde sevmiş ve hangi dilde azarlamışsa işte o dilin ama daha da önemlisi başka annelerin dillerini de ötekileştirmeden, önemsizleştirmeden, değersizleştirmeden tüm dillerin varlığını sürdürmelerini sağlamak bir zorunluluktur. Çünkü dillerin kaybı yalnızca sosyokültürel, antropolojik bir sorun değildir, daha da ötesinde toplumsal mesafeleri büyüten bir sorundur. Dillerin kaybı aidiyet duygusunu zedeler, ortak yaşam iradesini aşındırır. Ana dil hakkının güvence altında olduğu toplumlarda ise bireyler ülkelerine daha güçlü bağlarla bağlanır, ortak geleceğe daha fazla inanır.”
ÇALIŞKAN: AK PARTİ İKTİDARINA KADAR BARIŞ VE HUZUR İÇERİSİNDE YAŞANIYORDU
Yeni Yol Grubu Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, Türkiye’nin geçmişten bu yana barındırdığı farklı medeniyet ve kültürlerin bir arada yaşama kültürüne değinerek, “Bugün ülkemiz bir mozaik olarak Arap, Kürt, Türk, Laz, Çerkez her medeniyetten, her milletten, her kültürden insanların barış, huzur ve kardeşlik içerisinde yaşadığı bir ülke oldu AK Parti iktidarına kadar” dedi.
Son dönemde izlenen politikalarda toplumsal ayrışma noktalarının ve kimliksel farklılıkların siyasi birer araç olarak kullanıldığını ileri süren Çalışkan, “Ne yazık ki son dönemde bir seküler, dindar, Alevi, Sünni fay hatlarının ısrarla ne yazık ki üzerine gitmeyi belki de bir kazanç gördüler. Elbette seçim dönemlerinde politik manevralarla oy alma uğruna belki bazı şeyler kaşınabilir gibi görünüyor ama bu milletin geleceğini düşünmek zorundayız” diye konuştu.
Çalışkan, siyasetçilerin ve devlet yönetiminin günübirlik çıkarlar yerine ülkenin geleceğini planlaması gerektiğini dile getirerek, “Eğer bu ülkede yapacağınız politikalar bu milletin tarihi bağlarını koruyup gelecekte barış, huzur içerisinde yaşayacağı ortamı planlamadıktan sonra hiçbir anlamı yok” ifadelerini kullandı. (ANKA)
CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, sosyal medya üzerinden çarpıcı bir video paylaştı.
AKP Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy ve eşinin bir tapu davası sürecinde mahkemeye sunduğu “fakirlik ilmühaberi”ne dikkat çeken Akdoğan, olayı “çeyrek yüzyıllık bir çürümüşlüğün göstergesi” olarak nitelendirdi.
Akdoğan konu hakkında, Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı’nın milletvekilinin eşine ve belgeyi veren kişi hakkında soruşturma başlatıldığını ifade etti.
‘MİLLETVEKİLİ EŞİNE BU BELGEYİ ALDIRMAYA TENEZZÜL EDİYOR’
Akdoğan, açıklamasında şunları anlattı:
“Büyük bir skandal, akıl alır gibi değil! AK Parti Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy, karısına muhtarlıktan ‘fakirlik ilmühaberi’ aldırıyor. Şimdi ‘Nasıl oluyor?’ diyorsunuz değil mi? Bakın mesele şu: AK Parti Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy’un eşi bir tapu davası açacak. Tapu davası nasıl açılıyor? Gidiyorsunuz mahkemeye, bir harç yatırıyorsunuz, bir vergi ödüyorsunuz.
Ödemeyebilir misiniz? Bunun bir koşulu var; yoksulsanız, sizin hakkınızı korumak için devletin size verdiği bir şans bu. Muhtar diyor ki: ‘Bu kişi fakirdir, fakir olduğu için bu ilmühaberi veriyorum. Bunu götürüp dava dosyasına koyarsa harç ödemez mahkemeye.’
İşte tenezzül ediyorlar ve bir milletvekili eşine sırf mahkemeye harç ödememek için bu belgeyi ayarlıyor. Bu belgeyi alıyorlar, götürüp dava dosyasına koyuyorlar. Davalı tarafın avukatı bu fakirlik ilmühaberi fark edince diyor ki: ‘Bu nasıl olur? Davacı olan hanımefendinin kocası milletvekili. Bir milletvekili devletine vergi ödeyemeyecek, o mahkemeye harç veremeyecek durumda mı?’ diyor.
‘BAŞSAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATIYOR’
Bu sefer konu tabii mahkemede gündem yapılıyor. Mahkeme bu sefer konuyu Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığına aksettiriyor. Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı hem bu belgeyi veren kişiyle ilgili hem bu belgeyi alan milletvekilinin eşiyle ilgili soruşturma başlatıyor.
Bakın burada mesele şu:
Nasıl oluyor da bir milletvekili ‘Ben acz içindeyim, ben fakirim’ diyerek karısına bu belgeyi alıyor, bu belgeyi almaya tenezzül ediyor?
Nasıl oluyor da biri bu belgeyi verebiliyor?
Nasıl oluyor da bizim başımızda uçan kuşun kanadındaki bite kadar takip edenler ve haber yapanlar, biz bu meseleyi gündeme getirene kadar bu meseleyi gündeme hiç getirmiyor?
Bakın bu nedir biliyor musunuz? Bu AK Parti iktidarının çeyrek yüzyıllık çürümüşlüğünün parçalarından yalnızca bir tanesidir. Bir milletvekilinin karısına devlete vergi vermemek için fakirlik ilmühaberi almaya tenezzül etmesi, AK Parti’nin çürümüşlüğünün göstergesidir.
‘DERHAL İSTİFA ETMELİ’
Şimdi yapılması gereken şey şu:
Hiç iktidardan korkmadan, Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığında bu işin peşine düşen onurlu isimler bu işi devam ettirmeli.
AK Partili milletvekilleri aralarında böyle tenezzül eden bir milletvekilinin olduğunu bilmeli.
AK Parti derhal bu kişiyi ihraç etmeli.
Hüseyin Altınsoy, bu çağrı da sana: Sen de derhal milletvekilliğinden istifa etmelisin.
Sayın Cumhurbaşkanı; AK Parti’nin Genel Başkanıdır. AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla partisinde böyle bir isim olduğunu ve partisinde buna benzer çokça olaylar olduğunu bilmelidir, müdahale etmelidir. Sayın Meclis Başkanımız; lütfen biliniz, bu isimler parlamentoya yakışmamaktadır ve Hüseyin Altınsoy gereğini yapmalıdır.”
Nasıl oluyor da bir milletvekili tenezzül edip eşine fakirlik ilmühaberi alıyor? pic.twitter.com/XvSxMgDp3E
PKK/YPG terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi, Al Monitor’den Amberin Zaman’a açıklamalarda bulundu.
AKP hükümeti ile yürütülen görüşmeler, Şam yönetimiyle entegrasyon sürecine ilişkin açıklamalarda bulunan Abdi, Ankara’ya olası bir ziyaret için “Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Ziyaretin hayata geçmesi halinde Abdullah Öcalan’la bir görüşmenin gündeme gelip gelmeyeceği sorusunu da yanıtlayan Abdi, “Evet, olabilir” dedi. Abdi, “Onunla telefonda konuşmadım. Mektuplar aldık. Sonuncusu Ocak’taki savaştan önceydi. O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır” ifadelerini kullandı.
Abdi’nin “Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı.” sözleri ise dikkat çekti.
İşte sorulan sorular ve Abdi’nin yanıtları…
“Al-Monitor: Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ile 29 Ocak’ta revize edilen entegrasyon ve ateşkes anlaşmasını imzalamanızın üzerinden dört ay geçti. Rojava önemli ölçüde küçüldü, ABD kuvvetleri bölgeden çekildi ve merkezi hükümetle entegrasyon görüşmeleri sürüyor. SDG komutanı olarak bu süreçte ne yaptınız, öncelikli odak noktanız ne? Pek çok kişi bunu merak ediyor.Tarih
Abdi: Öncelikli odak noktamız Şam ile yaptığımız entegrasyon anlaşmasının doğru biçimde hayata geçirilmesidir. Bu çerçevede hem askeri kuvvetlerimizin Suriye ordusuna entegrasyonu hem de özerk yönetime bağlı kurumların entegrasyonu yürütülmektedir. Bu sürecin adil ve hakkaniyetli bir şekilde tamamlanmasını istiyoruz. Süreç boyunca temel önceliğimiz, Kürt bölgemizin kendine özgü niteliklerinin korunması ve gözetilmesidir.
Al-Monitor: Biraz daha ayrıntı verebilir misiniz?
Abdi: Oldukça kapsamlı bir süreç. Farklı dosyaları ele alan ayrı ekiplerimiz var. Örneğin askeri entegrasyonla ilgilenen ekip; Sipan Hemo da bu ekipte yer alıyor. Ayrıca özerk yönetimin diğer birimlerinin entegrasyonuyla ilgilenen meslektaşlarımız var. Asayiş’i örnek verelim: Şam ile, Asayiş’in Kürt çoğunluklu bölgelerde yapısını koruyacağı konusunda mutabık kalındı. Tüm Asayiş yetkilileri ve personeli görevlerini sürdürecek, Suriye devletiyle bütünleşerek devletin bir parçası haline gelecek. Yaklaşık 15.000 kişiden söz ediyoruz. Aslında üzerinde mutabık kaldığımız iki temel ilke var. Özerk yönetimin hiçbir çalışanı işten çıkarılmayacak ya da “diskalifiye” edilmeyecek; herkes görevini sürdürecek ve ücretlerini ilgili bakanlıklardan almaya devam edecek. Yaklaşık 50.000 kişiden söz ediyoruz. İkinci ilke ise şu: Kürt çoğunluklu bölgelerde yerel yönetim, yerel halk tarafından yürütülecek; karma nüfuslu bölgelerde ise yönetim uzlaşı temelinde paylaşılacak. Karma bölgelerden kastım, Arap, Kürt, Hristiyan ve başka toplulukların bir arada yaşadığı Haseke gibi yerler. Kobani’ye bağlı Sirrin ve Şexler adlı iki ilçe Arap çoğunlukludur. Serêkaniyê de böyle. Bu tür bölgelerde Arapların halk iradesine dayalı olarak yönetimde söz sahibi olması gerekiyor. Afrin’in durumu biraz daha hassas çünkü Türk devleti hâlâ orada varlığını sürdürüyor. Ancak Afrin tartışmasız biçimde Kürt bir bölgedir; Afrin çevresindeki Şehba bölgesi de öyle. Halep’teki Şeyh Maksut ise Kürt çoğunlukludur.
Al-Monitor: Suriye hükümeti size çeşitli görevler teklif etti ancak hiçbirini kabul etmediniz. Neden?
Abdi: Dedim ya, önceliğimiz bu entegrasyon çalışmasını tamamlamak. İkinci neden ise Kürt birliğini pekiştirmenin de öncelikli hedeflerimizden biri olması.
Al-Monitor: Kürdistan Ulusal Kongresi (KUK) ile mi kastediyorsunuz?
Abdi: Onlar ve diğer partilerle.
Al-Monitor: Anladığım kadarıyla Haseke’den ulusal seçimlerde Kürtlere ayrılması planlanan dört sandalyeden ikisini KUK’a vermeyi önerdiniz ve KUK kabul etti.
Abdi: Bu konuda uyum sağlamak için çalışıyoruz.
Al-Monitor: Yeni bir siyasi parti kurduğunuz doğru mu?
Abdi: Hayır. Bu talep halktan geliyor ve biz de bu nedenle değerlendiriyoruz. Ancak açıkçası şu an öncelik listemizin en üstünde yer almıyor.
Al-Monitor: Entegrasyona geri dönelim. Hükümet, Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) entegrasyon sürecine dahil edilmesi taleplerini kabul etmiyor. Özerk yönetim tarafından verilen ortaokul ve lise diplomalarının tanınacağı defalarca dile getirildi; ancak hiçbir şey ilerlemiyor. Şam, bu dört ayda somut olarak ne yaptı?
Abdi: Askeri kuvvetlerin entegrasyonu plana uygun ilerliyor. SDG güçlerinden oluşacak ve SDG komutanları tarafından yönetilecek dört askeri tugayın kurulması konusunda mutabık kalmıştık. Bu tugayların oluşturulması ve resmi olarak tanınması aşaması büyük ölçüde tamamlandı. Suriye ordusu bünyesinde yeni isimler aldılar; ancak münhasıran SDG savaşçılarından oluşuyorlar. Örneğin Kobani için kurulan tugay, Kobani’de konuşlandırılmış olup Halep merkezli bir tümene bağlı. Cezire bölgesinde üç tugay daha var: biri Derik’te, biri Haseke’de, biri de Kamışlı’da. Cezire’deki tugayların tamamının koordinasyonu Ciya Kobane’nin sorumluluğunda. Derik’teki tugaya Sasun Derik komuta ediyor, Kamışlı’daki tugayı Lokman Halil yönetiyor. Haseke tugayının komutanı Serdar Afrin, Kobani için kurulan tugayın komutanı ise Mahmut Kobane.
Al-Monitor: SDG hâlâ var mı?
Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar SDG varlığını sürdürecek. SDG feshedilmedi.
Abdi: Güzel soru [güler]. Halkımın arasında kalacağım. Halkımızı örgütlemeye odaklanacağız ve doğal olarak yeni yapılar oluşacak.
Al-Monitor: Eğitim meselesine ne oldu? Şam neden ayak sürüyor?
Abdi: Uygulamanın geciktiği doğru. Ancak artık birkaç gün içinde yürürlüğe girecek nihai bir anlaşmaya vardık. Buna göre bu ve gelecek öğretim yılında özerk yönetimin müfredatı kapsamında eğitim gören ve ortaokul ile lise diploması alacak çocuklarımız, bu diplomalarını Suriye devletinden alacak. Bunun yanı sıra özerk yönetim tarafından o günden bu yana verilen tüm ortaokul ve lise diplomaları Suriye devleti tarafından resmi olarak tanınacak.
Al-Monitor: Gelecek öğretim yılının ardından bölgenizdeki okullar hükümetin ulusal müfredatına mı dönecek?
Abdi: Bu meseleyi tartışmak üzere bizim ve Şam’ın temsilcilerinden oluşan ortak bir komite kuruluyor. En önemli talebimiz, Kürt çoğunluklu bölgelerde eğitimin Kürtçe olması. Ulusal müfredat uygulanacak ve Kürtçeye çevrilecek. Bu komitenin önümüzdeki iki ay içinde hükümete görüşünü bildirmesi bekleniyor.
Al-Monitor: SDG ve özerk yönetim tarafından hükümetin çeşitli pozisyonları için aday gösterilen kişilerden kaçı şimdiye kadar göreve atandı?
Abdi: Bu, Şam’ı eleştirdiğimiz başka bir konu. Birlikte mutabık kalmıştık: insanlarımız hem hükümete hem orduya katılacaktı. Çeşitli bakanlıklar ve müdürlüklerdeki pozisyonlar için 20’den fazla isim önerdik; büyük çoğunluğu özerk yönetimin eski çalışanları. Şimdiye kadar herhangi bir yanıt almadık.
Al-Monitor: Cumhurbaşkanı Şaraa yeni kabinesini açıkladı. Sizden bazı isimlerin bu pozisyonlara gelmesini bekliyor muydunuz?
Abdi: Bu pozisyonlar için bazı isimler ilettik. Şam’ın yalnızca Kürtleri değil, ülkenin farklı bileşenlerini de daha fazla kapsayıcı bir şekilde dahil etmesi gerekiyor.
Al-Monitor: Bütçe meselesi nasıl işliyor? Şam özerk yönetime herhangi bir finansman sağlıyor mu?
Abdi: Suriye ordusuyla entegre edilen askeri kuvvetlerin maaşları hükümet tarafından ödeniyor. Tüm SDG güçlerini Suriye ordusuna entegre etmek için çalışıyoruz; bu konu hâlâ görüşülüyor. Şu an için maaşları özerk yönetim ödüyor.
Al-Monitor: Özerk yönetim gelirlerini nasıl elde ediyor? Deir ez-Zor’daki petrol sahalarının kaybı gelirlerinizi önemli ölçüde azaltmış olmalı.
Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar eski gelir kaynaklarının bir kısmı kullanılabilir olmaya devam edecek. Sınır gelirleri, vergiler ve bir miktar petrol geliri topluyoruz.
Al-Monitor: Rmeilan ve bölgenizdeki diğer petrol sahaları şu an kimin kontrolünde?
Abdi: Anlaşma kapsamında devlet, sahalar üzerinde varlık kurdu. Sahalar önceden bizim şirketimiz olan Cezire şirketi tarafından yönetiliyordu ve bu şirket hâlâ faaliyette. Üretim paylaşımına ilişkin nihai anlaşma için müzakereler sürüyor. Sahalar Suriye devletine aittir.
Al-Monitor: Kontrolünüzdeki bölgelerde şu an kaç hükümet yetkilisi görev yapıyor?
Abdi: Kesin rakamları bilmiyorum ama onlarca yetkili diyelim. Henüz erken dönemde. Güvenlik kuvvetleri açısından ise 29 Ocak anlaşmasında öngörülen sayıda bulunuyorlar. Şimdiye kadar herhangi bir sorun yaşamadık. Bu aşamada kuvvetlerimiz ile Suriye ordusu arasında bir ayrım yapmak doğru olmaz çünkü artık aynı ordunun parçasılar.
Al-Monitor: Kamuoyunun genel algısı şu: başlangıçta siz ve Cumhurbaşkanı Şaraa birbirinizden pek hoşlanmıyordunuz, ancak artık oldukça iyi geçiniyorsunuz.
Abdi: İkimiz de aynı şeyi istiyoruz: entegrasyon sürecinin başarıyla tamamlanması.
Al-Monitor: İkinizin de askeri geçmişten gelmeniz birbirinizi daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor mu?
Abdi: Evet. Bu bir etken.
Al-Monitor: Sizi ziyaret edecek mi? Davet ettiniz mi?
Abdi: Onu geçen yıl davet etmiştik. Entegrasyon süreci tamamlandığında daveti yenileyeceğiz.
Al-Monitor: Bu ne zaman olacak?
Abdi: Tarafların ne kadar hızlı hareket ettiğine, anlaşmanın mutabık kalınan şartlar çerçevesinde tam anlamıyla uygulanmasına ne ölçüde bağlı kalındığına bağlı. Bizim tarafımızdan tam bir taahhüt var.
Al-Monitor: Kadın savaşçılar meselesi nasıl çözüme kavuşacak? Suriye ordusunun pek çok birliği cihatçı geçmişten geldiği düşünüldüğünde bu son derece güç görünüyor; saflarında radikal feminist kadın savaşçıların yer alması rahatsızlık yaratabilir.
Abdi: Şam, kadınların aktif muharebe görevi veya orduda başka pozisyonlar üstlenmesi için yasal bir dayanağın bulunmadığını, bu nedenle iç güvenlik kuvvetleri kapsamında İçişleri Bakanlığı bünyesine alınmaları gerektiğini söylüyor. Gerçek şu ki kadın savaşçılarımız ve komutanlarımız, herhangi bir erkek savaşçı ya da komutan kadar, hatta daha fazla cesur, zeki ve yetenekli. Müzakereler sürüyor; ancak mevcut koşullar altında kadın savaşçılarımızın büyük ihtimalle iç güvenlik kuvvetlerinin bir parçası olacağı görünüyor.
Al-Monitor: Bir başka hassas konuya geçelim: Şam ile sürdürülen esir takasları. Hükümet tarafından bölgenizden kaç SDG savaşçısı ve sivil tutuklu bulunuyor?
Abdi: Annelerimiz bu duruma çok üzülüyor ve haklılar. Esir takası çok daha önce başlamalıydı. Hükümet şimdiye kadar toplam yaklaşık 900 kişiyi serbest bıraktı; bizim tarafımız ise toplam 500’ü aşkın kişiyi serbest bıraktı. Şu an hükümet tarafında tutulan yaklaşık 500 kişi var; bunların yarısı SDG savaşçısı, yarısı Kürt sivil. Bu meseleyi bir an önce çözüme kavuşturmayı umuyoruz.
Al-Monitor: Bazı SDG savaşçılarının saflarınıza katılmış Aleviler olduğu söyleniyor.
Abdi: Birkaç yüz kişi var. Biz Kürt olup olmadığına ya da Alevi olup olmadığına bakmıyoruz. Bu insani bir mesele. Bu kişilerin pek çoğu, geçen yılın Mart ayında kıyı bölgelerinde Alevi nüfusa yönelik toplu şiddet olaylarının ardından bölgemize sığındı. Canlarını kurtarmak için kaçıyorlardı; bir kısmı geçimini sağlamak için yönetimde ya da SDG’de iş buldu ve burada kalmaya devam ediyorlar. Hükümet bunu anlıyor. Bu kişilerin serbest bırakılması için SDG savaşçıları olarak çalışıyoruz; etnik ya da dini kimliklerini esas almaksızın. Hepimiz eşitiz: Araplar, Kürtler, Aleviler, Dürzi, Hristiyanlar. SDG’de bu toplulukların hepsinden insanlar var. Bu bizim için ilkesel bir meseledir ve her zaman böyle olmuştur.
Al-Monitor: Ocak çatışmalarındaki resmi kayıp sayısı nedir? SDG’de hâlâ kayıp savaşçılar olduğuna dair söylentiler var ve bu durum kamuoyunda öfkeye yol açıyor.
Abdi: Tüm şehitlerimizin naaşlarını geri getirdik. Toplam rakam 260. Kimsenin kayıp kalmaması için bu dosya üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Bu amaçla Şam ile ortak bir görev gücü oluşturduk. Dosyalarımızda Ocak öncesindeki çatışmalara ait birkaç isim var ve bu kişilerin akıbetini araştırıyoruz. Tüm ailelere sevdikleri hakkında eksiksiz bir yanıt verilene kadar her taşı yerinden oynatmaya kararlıyız.
Al-Monitor: SDG’nin bu kadar hızlı toprak kaybetmesinin nedenlerinden birinin komutanların mevzilerini terk etmesi olduğu iddia ediliyor.
Abdi: Hayır, bu kesinlikle doğru değil. Deir Hafer için Amerikalılar’ın arabuluculuğuyla Şam ile bir ateşkes anlaşması yapılmıştı. Anlaşma kapsamında çekilirken Suriye ordusu şartları ihlal ederek Deir Hafer’e girdi. Bu, çatışmaya yol açtı ve biz kuvvetlerimize savaşmamaları emrini verdik. Ateşkese bağlıydık ve daha fazla can kaybını önlemek istedik. Halkımız savaş istemiyordu. Önce IŞİD gibi vahşi bir örgütle savaştık, ardından yıllarca Türk ordusunun saldırılarına maruz kaldık. İnsanlar savaştan bıktı. Halkımızın çıkarları doğrultusunda hareket ettik. Komutanların yoldaşlarını terk ettiği gibi bir durum söz konusu değil. Ne yazık ki çatışma ortamlarında, özellikle uzaktan bakıldığında, pek çok efsane uydurulur.
Al-Monitor: Ocak ayında, çatışmalar sırasında Rojava’daydım ve halk açıkça çatışma istemiyordu. Ancak şu an size ve diğer komutanlara, hatta Abdullah Öcalan ve PKK’ya yönelik ciddi bir öfke var. Türkiye’nin “Rojava’yı yok etmesi” için ortaklaşa emir aldığınız, teslim olduğunuz söyleniyor. Bir kesim ise Rakka ve Deir ez-Zor’dan çok daha önce ve daha iyi şartlarla çekilmeniz gerektiğini söylüyor. Kısacası ciddi bir eleştiri var. Bunların herhangi biri haklı mı?
Abdi: Hayır, değil. Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı. Rakka ve Deir ez-Zor meselesine gelince… Başlangıçta o kadar uzaklara gitmeyi gerçekten düşünmüyorduk. Ancak bize yönelik saldırıların büyük bölümü Rakka, Münbiç ve Deir ez-Zor’dan geliyordu. Ana bölgelerimizi korumak için düşmanı kendi kalelerinde takip etmek askeri bir zorunluluk haline geldi. Üstelik IŞİD yönetimindeki bu bölgelerde yaşayan halkın liberasyon çağrısı da bize ulaşıyordu. Yerel halkla omuz omuza savaşarak, birlikte hayatımızı kaybederek tüm bu bölgeleri özgürleştirdik. ABD öncülüğündeki koalisyon ise havadan destek sağlıyordu. Rakka nihayet kurtarıldığında yerle bir olmuştu; bunu gördünüz. Hem son derece kısıtlı imkânlarla hem de Türkiye’den gelen saldırılarla aynı anda boğuşurken Rakka’yı yeniden ayağa kaldırdık. Koalisyon fonlarının büyük bölümü Rakka ve Deir ez-Zor’a aktarıldı. İnsanlar memnun değilseydi neden Rakka’yı terk edip Esad kontrolündeki bölgelere, hatta Esad’ın devrilmesinin ardından bile bu bölgelere geçmiyorlardı? Tam tersi oluyordu: Hükümet kontrolündeki bölgelerden Araplar bize geliyordu. Bu nedenle “hiçbir şey yapmadık” gibi suçlamalarla karşılaşmak şaşırtıcı. Bu, hatalar yapılmadığı, yanlış politikaların uygulanmadığı anlamına gelmiyor elbette. Ama hiçbir şey göründüğü kadar siyah ya da beyaz değil.
Al-Monitor: İnsanların çekilmenizi sevinçle karşılamasına dair görüntüler ve hapishanelerde tutulan çocuklar?
Abdi: Bunlar münferit vakalar. Dediğim gibi bazı hatalar yapıldı.
Al-Monitor: Peki ya hükümet Rakka ve Deir ez-Zor’u zorla geri almadan önce daha iyi bir anlaşma yapamamış olmanız?
Abdi: Bu eleştiride bir doğruluk payı var. 2025’te Şam ile imzalanan 10 Mart anlaşması bu bölgelerin yeniden entegrasyonunu öngörüyordu. Biz bu bölgelerden çekilmeden önce, demokratik bir Suriye çerçevesinde yerel halkın haklarını güvence altına alan ve tüm bileşenlerin tanınıp adil biçimde temsil edildiği nihai bir anlaşma istiyorduk. Kuzey ve kuzeydoğuyu, parça parça terk edilecek bir toprak değil, bütünlüklü bir bölge olarak tasavvur ediyorduk. Yalnızca Kürt halkının değil, birlikte çalıştığımız, birlikte savaştığımız tüm halkların haklarını neden göz ardı edelim ki; onlara daha fazla borçluyduk. Bunun için çok uğraştık ama maalesef başaramadık.
Al-Monitor: Neden?
Abdi: Her iki tarafın da bu sonuçta payı olduğunu söylerim. Hükümet sürekli oyalıyor, önerilerimizden hiçbirine yanıt vermiyordu. Bizim hatamız ise orta yol aramamaktı. Yeterince esnek davranmadık. Rakka ve Deir ez-Zor gibi Arap çoğunluklu bölgelerin entegrasyonuna çok daha erken başlayabilirdik. Bunun yerine kontrolümüzdeki alanın tamamının bir bütün olarak ele alınmasını talep ettik; bunun nedenlerini zaten anlattım.
Al-Monitor: Bu süreçte Amerikalılar Şam’a yakınlaştı. Sizi desteklemediler.
Abdi: Bu da doğru. Amerikalıların politikası merkezi hükümeti destekler nitelikteydi.
Al-Monitor: Bu sizin için bir şok değil miydi?
Abdi: Bunu beklemiyorduk. Bu savaş başladığında Amerikalılar, merkezi hükümet kuvvetleri ilerledikçe ağırlıklarını koyarak savaşı durdurabilirlerdi. Durum bu kadar kötüye gitmeden önce bir anlaşmaya arabuluculuk etmeleri mümkündü. Çok geç devreye girdiler; ancak hükümet kuvvetleri Kürt çoğunluklu bölgelere yaklaştığında. Savaşı sona erdirmek için o zaman yaptıklarını çok daha önce yapabilirlerdi. Tabii bunları söylerken yönetimin politikasını eleştiriyorum. Rojava’da bizimle birlikte görev yapan Amerikalı komutanlar ve askerler bize her zaman çok destek oldular; onları suçlamamak gerekir. Emirleri doğrultusunda hareket ediyorlardı. Ve elbette varlıklarını özledik. Pek çok değerli, sadık dost edindik; hâlâ iletişimdeyiz. Onların bilgi ve deneyiminden yararlandığımız gibi onlar da bizimkinden yararlandı. ABD’nin askeri varlığı artık yok; bu yeni ortama uyum sağlıyoruz.
Al-Monitor: Suriye için ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile hâlâ iletişimde misiniz?
Abdi: Evet, yaklaşık iki hafta önce telefonla konuştuk. Kendisi ve ekibi, entegrasyon anlaşmasının takibi ve uygulanmasıyla aktif olarak ilgilenmeye devam ediyor.
Al-Monitor: ABD Başkanı Donald Trump son dönemde Kürtler hakkında son derece aşağılayıcı açıklamalar yapıyor; Kürtlerin İranlı protestoculara gönderilmesi amaçlanan silahları kendilerine sakladığını öne sürüyor. Amerika Birleşik Devletleri ile bu kadar yakın çalışmış bir Kürt lider olarak bu açıklamalar sizi nasıl etkiliyor?
Abdi: Yanlış bilgilendirildiğini düşünebilirim. Kuvvetlerimiz hakkında, bizi bir tür paralı asker gibi tanımlayan bazı açıklamalar da yaptı. Hiçbir zaman kimseden para almadık. IŞİD’e karşı mücadele için kullanılan fonlar Pentagon tarafından bu amaçla tahsis edildi; bu mücadeleyi birlikte yürüttük. Sadece kendimizi değil, bu belayı tüm dünyadan uzaklaştırmak için savaştık. O fonlar onlar tarafından kontrol ediliyordu.
Al-Monitor: Pentagon’dan hâlâ fon alıyor musunuz?
Abdi: SDG’ye değil, “Suriye ordusuyla entegre güçlere” fon sağlanması tartışılıyor. Henüz hiçbir şey netleşmedi. Görüşmeler sürüyor.
Al-Monitor: İranlı Kürtlere tavsiyeniz ne olurdu? Amerikalılara güvenmeliler mi?
Abdi: Rojhelat Kürtlerinin meşru talepleri var. Haklarını aramaları en doğal haklarıdır. Bunu diyalog yoluyla mı yoksa silahlı direniş yoluyla mı yapacakları kendilerinin vereceği bir karar. Her iki seçeneğe de saygı duyarız. Ancak Amerikalılar, onların İran rejimini değiştirmeye yönelik silahlı bir girişime katılmaları için gerekli güvenceleri vermedi.
Al-Monitor: Türkiye’ye geçelim. Türkiye’deki barış süreci ile Şam görüşmelerinizin iç içe geçtiği açık. Nusaybin dahil çeşitli mekânlarda Türk yetkililerle gayri resmi görüşmeler yürütüyorsunuz. Türk yetkililerle temaslarınız sürüyor mu? Birkaç hafta önce Şam’daki Türk Büyükelçisi Nuh Yılmaz ile görüştüğünüz basına yansıdı.
Abdi: Basında yer alan haberler doğru değildi. Ancak Türk yetkililerle temaslarımız sürmektedir. Ayrıntılara girmeyeceğim. Bununla birlikte, Türkiye ile yürüteceğimiz her türlü görüşmeye Suriye hükümetinin de dahil olmasının daha verimli olacağına inanıyoruz. Tutumumuz bu yönde.
Al-Monitor: Nusaybin-Kamışlı sınır kapısının yeniden açılması konusunda ilerleme kaydedildi mi?
Abdi: İki hafta önce Şam’daki görüşmelerimde merkezi hükümetle sınırın yeniden açılması konusunda mutabık kaldık. Hatta bir tarih bile belirlendi. Ancak Haseke’deki adliye binasındaki tabelayla ilgili olaylar nedeniyle açılış ertelendi. Krizi yatıştırdık; açılış kısa süre içinde gerçekleşmeli.
Al-Monitor: Türkiye bu konuda ne düşünüyor? Türkiye’nin ortak sınır boyunca ağır silah bulunmasına ilişkin kaygılarını biliyoruz.
Abdi: Türkiye’nin endişelenecek bir şeyi yok. Hep barışçıl ve komşuluk ilişkilerine dayalı ilişkiler istediğimizi söyledik. Üstelik artık Suriye ordusunun bir parçasıyız.
Al-Monitor: Yakın zamanda verdiğiniz bir röportajda Ankara’ya gitmeyi düşünüp düşünmediğiniz sorulduğunda “neden olmasın?” dediniz. Türk hükümetinden resmi bir davet aldınız mı?
Abdi: Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz.
Al-Monitor: Türkiye ziyaretiniz kesinleşirse Abdullah Öcalan ile de görüşme gündemde olabilir mi?
Abdi: Evet, olabilir.
Al-Monitor: Öcalan ile en son ne zaman konuştunuz?
Abdi: Onunla telefonda konuşmadım.
Al-Monitor: Hiç yazışmadınız mı? Kendisinin size yazılı mesajlar gönderdiği geniş çevrelerde haber oldu.Hantavirüs Gelişmeleri
Al-Monitor: Öcalan’ın Suriyeli Kürtler için bir liderlik figürü olmaya devam ettiğini söyleyebilir miyiz?
Abdi: O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır.
Al-Monitor: Bundan sonraki süreçte devriminizin idealleri çıkar ve iktidar hırsının gölgesinde kalma riski yok mu? Irak Kürdistanı’ndaki durum, işlerin nasıl yanlış gidebileceğinin acı bir örneği. Bu hataların Rojava’da tekrarlanmaması için ne yapıyorsunuz?
Abdi: Bu riskler her zaman var oldu ve bu tür senaryoların olasılığı kesinlikle arttı. İşte bu yüzden dedim ki önceliğimiz, bir yandan entegrasyon anlaşmasını başarıyla tamamlamak, öte yandan halkımızı örgütlemek ve kurumlarımızı ile stratejilerimizi yeniden şekillendirmektir. Halkımızı yolsuzluk ve açgözlülüğe karşı bağışıklı kılmanın en iyi yolu devrimci ruhumuzu canlı tutmak ve tüm siyasi yelpazedeki Kürtler olarak birliğimizi pekiştirmektir. Bu şeffaf ve kapsayıcı bir sistem inşa etmek, birlikte omuzladığımız bir sorumluluktur.
Al-Monitor: Hataların yapıldığını kabul ediyorsunuz. Bunu kamuoyu önünde kabul etmek Ortadoğu’da nadir görülen bir şey. Son bir değerlendirme olarak, bu 15 yıla geriye baktığınızda Rojava’daki Kürt halkının elde ettiklerine ilişkin ne söylersiniz?
Abdi: Nereden başladığımızı hatırlamak çok önemli. IŞİD tarafından yok edilmenin eşiğindeydik. Halkımız her yönden kuşatma altındaydı. Irak Kürdistanı’ndaki kardeşlerimizin aksine geri çekilecek yerimiz yoktu. Bir yanda Türkiye, diğer yanda IŞİD. 2014’te Kobani’nin nereye geldiğini hatırlayalım. Nüfusun büyük çoğunluğu zorla yerinden edildi. Yok oluşun eşiğinden döndük. Halkımızın fedakârlıkları sayesinde, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin koridorlarından dünyanın en ücra köşelerine kadar, dünya onların tarihin gördüğü en kötü ve kana susamış örgütlerden birine karşı gösterdiği kahramanca direnişi öğrendi. Bugün Suriye’de —Kürtlerin resmi kimlik belgeleri bile verilmezken, etnik haklardan söz edilemezken— biz Cumhurbaşkanı Şaraa ile bizzat, Kürtler olarak ve Kürtler adına bu hakları masada müzakere ediyoruz. Halkımızın umutları ve hayalleri istediğimiz biçimde gerçekleşmedi, bu doğru. Ancak bu, haklarımız için mücadeleyi bırakacağımız, hikâyenin burada bittiği ve Suriye’nin demokratik geleceğine katkı sunmak için elimizden geleni yapmaktan vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Suriye ordusunun genel komutası altında olsa da Kürtlerin kendi topraklarını savunacak kendi kuvvetleri var. Son 15 yılda Kürt çocuklar kendi ana dillerinde eğitim gördü ve bunu sürdüreceklerini güvence altına alacağız. Düşünün; Esad yönetiminde küçük bir çocukken ben bile Kürtçe bir kitap taşıdığım için rejim tarafından hapsedildim. Bugünün Suriyesi, 2011 öncesiyle kıyaslanamaz. Ruhumuz yılmaz. Uzlaşıyı barışçıl yollarla, diyalog aracılığıyla ve onurumuzu, özgün Kürt kimliğimizi hiçbir zaman feda etmeksizin inşa etmek, bizim yolumuzdur. Suriye Kürtleri artık görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir.”
Tutuklanan sosyal medya içerik üreticisi “Testo Taylan” lakaplı Taylan Özgüç Danyıldız, hakkında tahliye kararı verildi.
Sözcü’de yer alan habere göre, 2 aydır cezaevinde bulunan Danyıldız bugün ilk kez hakim karşısına çıktı ve mahkeme Danyıldız hakkında tahliye kararı verdi.
NE OLMUŞTU?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Danyıldız hakkında sosyal medya hesabında paylaştığı bir video sonrası “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama” ve “Müstehcenlik” suçlamalarıyla soruşturma başlatılmıştı.
Danyıldız, sosyal medya hesabından paylaştığı bir video nedeniyle 18 Mart tarihinde tutuklanmıştı.
Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına karşı düzenlenen protesto sonrasında 30 Mart gecesi gözaltına alınan İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık, “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla 31 Mart’ta tutuklanmış, daha sonra Muğla Cezaevi’nden Şakran’daki İzmir 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilmişti.
Milas 3. Asli Ceza Mahkemesi, 41 gündür cezaevinde bulunan Esra Işık hakkında yurt dışına çıkma yasağı adli kontrolüyle, tahliye kararı verdi.
CHP MYK, Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ı kesin ihraç talebiyle tedbirli olarak disipline sevk etti.
CHP Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Emre, Köksal’ın kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildiğini şu ifadelerle duyurdu:
“Biz yönetim olarak Burcu Köksal’ı kesin ihraç talebiyle disipline sevk ettiğimizi, tedbirli olarak, buradan duyurmak isterim. Şimdi güle güle nereye giderse gitsin.”
‘PARTİ SUÇU OLDUĞUNA KANAAT GETİRDİK’
Emre ayrıca, “Biz MYK toplantısına başlamadan evvel bu konuyu konuştuk ve kendisinin genel başkanımızın dahil hiçbir telefona çıkmaması, hiçbir habere cevap vermemesi bütün bunlar karşısında bunun bir parti suçu olduğuna kanaat getirdik. Partimize üye olup olmadığına da baktık – öyle ya istifa etmiş mi etmemiş kaydına – üye olarak görünüyordu. O nedenle bu işlemi biz gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
CHP’li Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın AKP’ye geçeceği iddiaları gündeme geldi. İddiaların ardından Köksal’a yakınlığı ile bilinen Merkez İlçe Başkanı Murat Albayrak görevden alındı.
Parti yöneticileri Köksal’a ulaşamadığını belirtirken CHP Afyonkarahisar İl Başkanı Hasan Karadeniz, “Maalesef belediye başkanımız siyasi baskılara boyun eğmiş, maalesef direnememiştir. Direnen belediye başkanlarımız gibi o dirayeti gösterememiştir” ifadelerini kullanmıştı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geçen hafta yaklaşık yarım saat süren bir telefon görüşmesi yaptığı iddiasına yönelik açıklama yaptı.
Dervişoğlu, Nefes’e yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefonda görüştüğüme dair iddialar yalandan ibaret” ifadelerini kullandı.
İDDİALAR NEYDİ?
Konuyla ilgili ortaya atılan iddialarda görüşmede Erdoğan’ın, “CHP’nin domine ettiği muhalefet gündeminden uzak kaldığı için Dervişoğlu’na teşekkür ettiği” ve Dervişoğlu’nun da Erdoğan’a “ülkenin istikrarı için elini taşın altına koymaktan çekinmeyeceğini” söylediği ileri sürüldü.
Söz konusu paylaşımlarda iki liderin temaslarını sürdürme konusunda karşılıklı mesaj verdiği de iddia edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize Güneysu’dan hemşehrisi olduğu öğrenilen Zikrullah Erdoğan’ın 2013 yılında yaptığı bir paylaşım ise gündem olmuştu.
Zikrullah Erdoğan’ın 2013 tarihli paylaşımında “Dayım canımdır :) T. Erdoğan” ifadelerini kullandığı görülmüştü.
‘TSK’YA BÜYÜK ZARAR VERECEK’
Söz konusu gelişmelerin ardından CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’den açıklama geldi.
Öztürkmen, şu ifadeleri kullandı:
“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü görevine hemşehrisi Zikrullah Erdoğan’ı atadı. Diyarbakır’ın Çınar Kaymakamı olan Zikrullah Erdoğan sadece 33 yaşında ve Rize Güneysulu. Zikrullah Erdoğan bu atamayla makam karşılığı Tümgeneral rütbesi almış oldu.
Bir subay, Türk ordusuna vereceği yaklaşık 37 yıllık emeğin sonunda 51-52 yaşında tümgeneral olabiliyor. Üstelik görev süresi boyunca takım, bölük, tabur, alay, tugay komutanlıkları yapması, operasyon bölgelerinde görev alması yani TSK’nın hemen her kademesinde emek vermesi gerekiyor.
Zikrullah Erdoğan ise çalışma hayatına Halkbank’ta başlıyor. Ardından girdiği kaymakamlık sınavı sonucunda kaymakam oluyor ve 2020-2026 yılları arasında bu görevi yapıyor. Zikrullah Erdoğan’ın tüm CV’si bu! “Dayım” diye hitap ettiği Tayyip Erdoğan’ın bir imzasıyla MSB’nin en kritik genel müdürlüğünün başına oturuyor!
Zikrullah Erdoğan’ın başına getirildiği Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, MSB teşkilat şeması içinde çok kritik bir konumda. TSK’nın tüm mal ve hizmet alımlarını bu genel müdürlük yapıyor. Burası adeta TSK’nın kasası! Dev bir cari bütçe, milyarlık ihaleler bu müdürlükçe planlanıyor ve yönetiliyor. Görüştüğümüz askeri uzmanlar burayı yönetebilmek için TSK’yı çok iyi tanımak ve iyi yetişmiş olmak gerektiğinin altını çiziyor. Sivil yöneticilerin de tedarik mevzuatına hakim, kıdemli ve tecrübeli bürokratlardan seçilmesi gerekiyor. Çünkü bir ordunun savaşma gücünün en belirleyici unsurunun başında tedarik ve lojistik imkânları profesyonelce yönetebilme kabiliyeti geliyor.
Zikrullah Erdoğan ise haliyle bütün bunlardan bihaber! Tedarikin T’sinden habersiz. Sadece bu alanda değil kendi alanıyla ilgili bile şüpheler var. Çünkü 2017’de girdiği kaymakamlık sınavının yazılı kısmında 81 puan alıyor. Ancak girdiği mülakatta çok maharetli olduğu anlaşılıyor olsa gerek 99,3 puan verilerek 3’üncü sıradan kazandırılıyor! 37 kişilik kaymakam adaylığı listesinde yazılı puanıyla sondan 8’inci sırada olmasına rağmen mülakata aldığı tam puana yakın puanla kaymakamlığın yolu açılıyor. Yazılıda 100 tam puan almış olan bir aday bile Erdoğan’ın gerisinde ancak 6’ncı sıradan kazanabiliyor!
MSB teşkilat şemasına göre Zikrullah Erdoğan’ın başına getirildiği bu genel müdürlüğün altında 2 genel müdür yardımcılığı, 6 daire başkanlığı ve 3 şube müdürlüğü bulunuyor. Silah, Araç ve Sistem Tedarik Daire Başkanlığı, Uluslararası Tedarik Daire Başkanlığı, Ana Malzeme Tedarik Daire Başkanlığı ve İhale Şube Müdürlüğü bu kritik birimlerden sadece birkaçı.
Bu durum sadece bir liyakat sorunu değil. Aynı zamanda TSK’ya büyük zarar verecek hiyerarşik de bir sorun. Çünkü paraşütle tümgeneral yapılan bir kaymakamın altındaki daire başkanlıkları ve şube müdürlüklerinde albaylar, yarbaylar ve tuğgeneraller bulunuyor. Zikrullah Erdoğan, bir gecede subaylarımızın 30 yıllık emeklerinin önüne geçiyor ve onların “komutanı” oluyor! Silahlı Kuvvetler’in özünü oluşturan bin yıllık disiplin geleneği, hiyerarşi ve askeri teamüller yerle bir ediliyor.
’44 YILLIK CEFALI BİR YOL’
Peki Zikrullah Erdoğan’ın bir gecede Cumhurbaşkanı’nın tek imzasıyla geldiği “Tümgeneral” konumuna gerçek bir Türk subayı nasıl geliyor? Gelin gerçek bir örnekle bakalım.
Emekli Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş…
1970’te başladığı İzmir Hava Lisesi’nden 1973’te mezun oluyor.
30 Ağustos 1976’te Hava Harp Okulu’nu,1988 yılında Hava Harp Akademisi’ni, 1992’de Silahlı Kuvvetler Akademisi’ni bitirip kurmay albay oluyor.
Bandırma ve Merzifon Ana Jet Üs Komutanlıkları ile Hava Kuvvetleri Karargahı dahil çok sayıda birlik ve uçuş filosunda görev yapıyor.
1995-1996 yıllarında 3’ncü Ana Jet Üs Komutanlığı’nda 133’ncü Filo Komutanı, “Kardak Krizi” sonrası 1996-1999 yılları arasında Atina Hava Ataşesi, 1999-2001 arasında 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı Diyarbakır Harekat Başkanı, 2001-2003 tarihleri arasında 6’ncı Ana Jet Üs Komutanlığı Bandırma Harekat Komutanı olarak görev yapıyor.
Karataş 30 Ağustos 2003 tarihinde Tuğgeneralliğe terfi ediyor.
“Çuval Olayı” sonrası ABD’ye gönderilen Karataş, 2003-2005 arasında Washington Silahlı Kuvvetler ve Hava Ataşesi olarak görev yapıyor.
Ardından 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı Diyarbakır Kurmay Başkanı ve 8’inci Ana Jet Üs Komutanı olarak görev yapan Karataş, 30 Ağustos 2007 tarihinde Tümgeneralliğe terfi ediyor. Karataş Tümgeneral olduğunda 51 yaşında… Askeri liseye başladığı 1970 yılından hesaplayınca TSK hayatının 37. yılında Tümgeneral oluyor!
Ardından İzmir’de Hava Eğitim Komutan Yardımcısı olan Karataş, 2007-2010 arasında Ankara’da Müsteşar Teknoloji ve Koordinasyon Yardımcısı/Milli Silahlanma Direktörü, yine aynı şekilde NATO nezdinde Türkiye’yi temsilen Milli Silahlanma Direktörü olarak görev yapıyor.
16 Ağustos 2010 tarihinde Diyarbakır’daki 2’nci Hava Kuvveti Komutanlığı’na Komutan Yardımcısı olarak atanıyor. Karataş bu görevi yürütürken 3 Ekim 2011 tarihinde FETÖ’nün Balyoz kumpasıyla tutuklanıyor ve Hasdal, Hadımköy ve Silivri Cezaevlerinde 33 ay esir ediliyor.
Yüksek Askeri Şura kararları sonucu, 30 Ağustos 2012 tarihinde tutukluyken TSK’dan tasfiye edilen Tümgeneral Karataş, 19 Haziran 2014’te Balyoz kumpasının çökmesiyle serbest kalıyor.
Karataş, subaylık dönemi boyunca F-100, F-5, F-104, F-16, savaş uçakları dahil çeşitli tip uçaklarda uçuyor ve uçuş öğretmenliği yapıyor.
44 yıllık cefalı bir yol… Tarif edilemeyecek bir emek ve vatan aşkı. Üstüne Balyoz’la “Mustafa Kemal’in askeri” olmanın bedeli! İşte gerçek Türk subayları böyle Tümgeneral oluyor!
Düşmanın Türk Ordusu’na yapamayacağını kendi eliyle yapan bir iktidarla karşı karşıyayız. AKP’nin 24 yıllık iktidar dönemi aynı zamanda Türk Ordusu’na darbe dönemi oldu.
“Vesayetten kurtulacağız” diyerek FETÖ’yle işbirliği yaptınız. Birlikte milli orduya kumpas kurdunuz, binlerce birikimli subayı tasfiye ettiniz, cezaevlerinde süründürdünüz! Sonu 15 Temmuz oldu. Yetmedi askeri liseleri kapattınız, askeri hastaneleri dağıttınız. Askeri alanları peşkeş çektiniz! “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen teğmenleri ordudan atmaya başladınız! Son noktada torpilli yandaşları bir gece “tümgeneral” yapıyorsunuz. Yeter artık, çekin elinizi Türk Ordusu’nun ve Türk subayının üstünden!”
ZİKRULLAH ERDOĞAN HAKKINDA BİLİNENLER
Çınar Kaymakamı Zikrullah ERDOĞAN, 1993 yılında Rize Güneysu’da doğdu. Kaymakam ERDOĞAN, ilk ve orta öğrenimini Rize’de tamamlayarak 2016 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Aynı yıl, İstanbul Üniversitesi çift anadal programı kapsamında Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü tamamladı.
Üniversite öğrenimi boyunca çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı. Bir yıl süreyle Halk Bankası’nda görev yaptıktan sonra İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Kaymakam Adaylığı sınavını kazanarak, Mülki İdare Amirliği mesleğine başladı.
Rize Valiliği’nde il merkez stajını, Kırklareli/Pınarhisar ilçesinde Kaymakam refiklik stajını tamamladı. Aksaray/Ağaçören ilçesinde Kaymakam Vekili olarak görev yaptı. Edirne’de mülkiye müfettişi refakatinde teftiş stajını yerine getirdi. Yurtdışı stajı kapsamında İngiltere/Sheffield Üniversitesi’nde dil eğitimi aldı.
106.Dönem Kaymakamlık Kursunun ardından 2020-2022 yılları arasında Isparta-Uluborlu ve 2022-2024 yılları arasında Şanlıurfa Halfeti Kaymakamı olarak görev yapan Zikrullah ERDOĞAN, 01.07.2024 tarih ve 2024/187 sayılı Cumhurbaşkanlığı Atama Kararnamesi ile İlçemiz Kaymakamlığına atanmış olup, 27.07.2024 tarihinde ilçemizdeki görevine başlamıştır.
Fener Rum Patriği Bartholomeos, seçilişinin 35. yıl dönümü nedeniyle Atina’da düzenlenen törende açıklamalarda bulundu.
Bartholomeos, “Önümüzdeki aylarda okul kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmaları tamamlanacak. Eylül ayında da açılışı kutlayacağız” dedi.
NE OLMUŞTU?
1844 yılında Ortodoks din görevlisi yetiştirmek iddiasıyla açılan Heybeliada Ruhban Okulu, 1971 yılında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tüm özel yükseköğretim kurumlarının bir devlet üniversitesine bağlanması kararı üzerine kapatılmıştı.
2024 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Patrik Bartholomeos arasında yapılan görüşmelerle okulun yeniden açılmasına ilişkin adımlar atılmıştı.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise Kasım 2025’te yaptığı açıklamada okulun Eylül 2026’da yeniden açılmasının hedeflendiğini duyurmuştu.
Barrack daha sonra yaptığı açıklamada “Bartholomeos, Oval Ofis’i ziyaret ettiğinde, hem Başkan Trump hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan için son derece önemli olan Heybeliada Ruhban Okulu konusunu gündeme getirdi. Bu nedenle, ilerlemeyi takip etmek ve 2026 yılının Eylül ayında okulun olası yeniden açılışına ulaşmak amacıyla tartışmaları kolaylaştırmak, hızlandırmak ve desteklemek için yapabileceğimiz bir şey olup olmadığını görmek istedik” ifadelerini kullanmıştı.
“Casusluk” suçlamasıyla 4 Temmuz 2025’te tutuklanan ve etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için ifade veren Hüseyin Gün’ün iddiaları üzerine açılan davanın ilk duruşması, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan 4 no’lu duruşma salonunda görülüyor.
Duruşma salonunun küçük olması nedeniyle girişte jandarma, izleyiciler, avukatlar ve basın mensupları arasında tartışmalar yaşandı.
İmamoğlu, Yanardağ, Özkan ve Gün jandarma eşliğinde duruşma salonuna getirildi. Bu sırada Yanardağ, “Amerikancı bir iktidar var. Emperyalizmin işbirlikçileri yurtseverleri casuslıkla suçluyor” diye izleyici kısmına seslendi.
HÜSEYİN GÜN SAVUNMA YAPTI
Mahkeme Başkanı, ilk olarak Hüseyin Gün’ün savunmasıyla başlanacağını söyledi. Duruşmada, kimlik tespitinin ardından Gün’ün, savunmasına başladı.
Gün’ün savunmasından öne çıkanlar şöyle:
“Hakkımdaki süreç, 2 Mart 2025 tarihinde 112 Acil Çarı Merkezi’ne yapılan bir ihbarla başladı. Bu ihbar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından 2025/5759 değişik iş numarasıyla yakalama kararı çıkarıldı.
Oysa ben bu süreçten tamamen habersizdim. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapay zekâ fabrikası kurulmasına ilişkin çalışmalar yürütüyordum. 30 Haziran 2025 tarihinde Türkiye’ye döndüğümde, İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındım. Gözaltı sırasında cep telefonuma ve dizüstü bilgisayarıma el konuldu. Dijital materyallerimin tüm şifrelerini kendi rızamla kolluk kuvvetlerine teslim ettim. Çünkü kendimden emindim. Casus değilim.
Gözaltı sürem üç kez uzatıldı. İstanbul TEM Şube Müdürlüğü’ndeki işlemlerim 4 Temmuz 2025 günü sabah 06.30’da tamamlandıktan sonra tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildim. Ardından İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından TCK 328/1 kapsamında ‘siyasal veya askeri casusluk’ suçlamasıyla tutuklandım. Soruşturma devam ederken dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde; Sayın Ekrem İmamoğlu ile rahmetli annem Meral Hanım’ın bulunduğu bir fotoğraf ve birkaç mesaj nedeniyle bu kez ‘İmamoğlu suç örgütü yöneticiliği’ iddiasıyla yürütülen 2025/48620 sayılı soruşturmaya dahil edildim.
24 Ekim 2025 sabahı Silivri Cezaevi’ndeki hücremden alınarak yeniden İstanbul TEM’e götürüldüm. 25 Ekim akşamı başlayan ifadem, ertesi gün sabah 10.50’ye kadar sürdü. Bu kapsamda verdiğim ifade sonrasında savcılık tarafından serbest bırakıldım. Bu dosya halen İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmektedir.
‘CASUSLUK’ İDDİASINI REDDETTİ
Bugün huzurunuzdaki yargılamaya dayanak yapılan 4 Şubat 2026 tarihli iddianamede, TCK 328/1 kapsamında devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin ettiğim ileri sürülmektedir. Bu iddiaların tamamı mesnetsizdir.
Ben hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği açısından gizli kalması gereken herhangi bir bilgiyi casusluk amacıyla temin etmedim. Böyle bir teşebbüste de bulunmadım. Kimseyle de paylaşmadım. Nitekim ikinci ifademde de bu yönde tek bir ikrarım bulunmamaktadır. Çünkü ben ülkeme karşı casusluk yapmadım. Ayrıca kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan bir insan, başka birine casusluk iftirası atmaz.
Bu soruşturmanın temelinde; uyuşturucu ve yasa dışı bahis bağımlılığı bulunan muhbir Ümit Deniz Alaçak’ın geçmişe dayalı husumeti ve kıskançlığı vardır. Öz yeğeninin beni kendisine rol model olarak göstermesinden rahatsızlık duyduğu açıktır. Tüm suçlamalar bu kişisel husumetin ürünüdür. İddianame incelendiğinde, devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken hangi bilgiyi temin ettiğime, bunu kime aktardığıma ya da hangi istihbarat görevlisiyle ne şekilde paylaştığıma ilişkin tek bir somut delilin bulunmadığı görülecektir.
Telefonumda kayıtlı yabancı devlet adamları, siyasetçiler, bürokratlar, emekli askerler veya istihbarat mensuplarıyla yaptığım görüşmeler suçlama konusu yapılmıştır. Oysa benim uluslararası iş hayatım ve geçmiş kariyerim dikkate alındığında bu ilişkiler hayatın olağan akışı içerisindedir.
Ben uzun yıllardır dünyanın farklı bölgelerinde yatırım yapan bir iş insanıyım. Eğitimimi İngiltere’de tamamladım. Londra Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden onur derecesiyle mezun oldum. Meslek hayatıma Cenevre’de petrol ticareti alanında başladım. Daha sonra Merrill Lynch’in Londra şubesinde yatırım uzmanı ve başkan yardımcısı olarak görev yaptım. Ardından Crédit Agricole’de kıdemli başkan yardımcılığı görevinde bulundum.
Daha sonra kendi sermayemle enerji, doğal kaynaklar ve finans sektörlerinde yatırımlar yaptım. Londra merkezli Avicenna Capital şirketini kurdum. Siyasetin ve özellikle Anglo-Sakson siyasetinin nasıl şekillendiğini anlamaya duyduğum ilgi nedeniyle çeşitli düşünce kuruluşlarında da faaliyet yürüttüm. Bu nedenle uluslararası çevrelerle ilişki içerisinde olmam son derece doğaldır.
Hele ki 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında yürütülen diplomatik ve siyasi temaslar dikkate alındığında, iddianamede adı geçen kişilerle görüşmüş olmamın hayatın olağan akışına aykırı hiçbir yönü yoktur.”
FUAT OKTAY’IN İSMİNİ VERDİ
Diğer taraftan iddianamede eklerindeki yazışmalarda sayın mahkemenizce yaptırılan Türkçe tercümelere bakıldığında, İstanbul TEM’de ve Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgum sırasında ayrıntılı biçimde belirttiğim üzere 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda bilhassa Avrupa ve Amerika’da firari olan önde gelen FETÖ’cülerin açık kimliklerini, adreslerini, oradaki ilişki ağlarını, mal varlıklarını Türkiye’den çalınan, tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir.
Nitekim emniyet güçlerinin el koyduğu cep telefonumda avukatıma teslim edilen imajında da imajına bakıldığında yetki belgesinin ekimde, ekim 2016 yani darbenin sıcak günlerinde, 1 Mayıs 2017’ye kadar geçerli olan tam yetki, full yetki, dönemin 2016-2018 yılları arasında dönemin Başbakanlık Müsteşarı ve 2018-2023 yılları arasında ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Fuat Oktay tarafından Trident ve GPlus şirketlerine ülke ilişkileri ve tanıtımı yönlendirme, yönetme ve idare etme konusunda Türk devleti adına tam yetkiye haiz olduğu açıkça görülmektedir ve avukatım da size bu yetki belgesinin kopyasını ve resmi tercüman Türkçe tercümesini de size takdim edecek.”
İDDİANAMEDE NELER VAR?
“Casusluk” iddianamesinde, “dijital materyallerinde bulunan ve İBB veri tabanına ait olduğu tespit edilen veriler üzerinden çok sayıda vatandaşın kişisel bilgilerine erişim sağlandığı, Ekrem İmamoğlu’nun vatandaşların kişisel bilgilerini, mevcut nüfuzun kullanılması suretiyle ele geçirerek yabancı istihbarat servisi elemanlarına aktardığı, bu durumdan siyasi olarak menfaat edinme gayesinde bulunduğu” iddia ediliyor.
İddianamede, “Ekrem İmamoğlu’nun İBB Başkanı olması akabinde mensubu olduğu başta CHP’yi ele geçirerek Cumhurbaşkanı adayı olma yolunu açmak amacıyla faaliyetlerde bulunulduğu” da belirtiliyor. (ANKA)
Saadet Partisi’nin 2024 tarihinde yapılan 9. Olağan Büyük Kongresi’nde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla dava açılmış ve parti yönetimine kayyum atanması talep edilmişti.
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının desteğiyle Eskişehir merkezli 33 ilde “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “yasa dışı bahis”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan gelirlerin aklanması” suçları kapsamında eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Operasyon kapsamında 135 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.
Şüphelilerin söz konusu suçlardan 8,7 milyar lira gelir elde ettikleri, bunun 1,2 milyar liralık işlem hacminin 8 ayrı şirket üzerinden gerçekleştiği belirlendi.
Operasyonda çok sayıda dijital materyale ve banka kartlarına el konuldu.
Şüpheliler hakkında arama, yakalama ve gözaltı işlemlerinin sürdüğü öğrenildi. (AA)
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için başvuran Muhittin Böcek ve Mustafa Gökhan Böcek, dün Döşemealtı ilçesindeki Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’nden alınarak Antalya Adliyesi’ne getirildi.
Soruşturma çerçevesinde ilk olarak Mustafa Gökhan Böcek’in ifadesi alınırken, ardından Muhittin Böcek savcılık makamına ifade verdi.
İfade sürecinde dosyada yer alan iddialar, deliller ve soruşturma kapsamındaki çeşitli hususlara ilişkin sorular yöneltildiği öğrenildi. (AA)
Bölgedeki AA muhabiri, işgal altındaki Doğu Kudüs semalarında önleyici füzelerin ateşlenmesinin ardından şiddetli patlama seslerinin geldiğini aktardı.
Yedioth Ahronot gazetesi, önleyici füzelerin ateşlenmesinin ardından Kudüs’te bazı bölgelere şarapnellerin düştüğünü kaydetti.
İran’ın misillemesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2 haftalık ateşkesi kabul ettiklerini duyurmasından dakikalar sonra geldi.
ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la 2 haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurdu.
ABD Başkanı Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, İran’a tanıdığı sürenin dolmasına saatler kala Pakistan’ın arabuluculuğunda yapılan görüşmelere ilişkin önemli bir duyuru yaptı.
Trump, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in öncülüğünde, iki ülke arasında yürütülen müzakerelerin olumlu sonuç verdiğini belirtti.
ABD Başkanı, Pakistan’ın bu gece olası saldırıların durdurulması ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasını kapsayan önerisini kabul ettiğini ifade ederek, “İran’a yönelik bombardıman ve saldırıları iki haftalık süre için askıya almayı kabul ediyorum. Bu, iki taraflı bir ateşkes olacaktır.” ifadelerini kullandı.
İran’daki askeri hedeflerini zaten gerçekleştirdiğini savunan ve İran’la “uzun vadeli” bir barış konusunda anlaşmaya yakın olduklarını belirten Trump, “İran’dan 10 maddelik bir teklif aldık ve bunun müzakere için uygulanabilir bir temel olduğuna inanıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Geçmişte ABD ile İran arasındaki ihtilafların neredeyse tamamının mutabakat ile sonuçlandığını kaydeden Trump, “Bu iki haftalık süre, anlaşmanın son halini almasına ve tamamlanmasına imkan verecektir.” ifadesini kullandı.
Trump ayrıca, Orta Doğu’daki ülkeleri temsilen “uzun vadeli bir sorunun çözülmesinin” kendisi için bir onur olacağını sözlerine ekledi.
İSRAİL DE KABUL ETTİ
Öte yandan AA muhabirinin sorusuna yanıt veren bir Beyaz Saray yetkilisi, İsrail’in de söz konusu anlaşmayı kabul ettiğini belirtti.
İRAN ZAFERİNİ İLAN ETTİ
İran, ateşkes teklifini kabul ettiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Pakistan’da yapılacak müzakerelerin 15 gün içinde sonuçlandırılmasını ve sahadaki zaferin siyasi alanda da tescillenmesini hedefliyoruz” denildi.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada, “İran’ın savaştaki hedeflerine ulaştığı” ifadesine yer verildi.
Açıklamada, “Ülke lideri Mücteba Hamaney ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin onayıyla nihai hale getirilmesi için müzakerelerin İslamabad’da yapılmasına karar verilmiştir. Bu müzakerelerin en fazla 15 gün içinde sonuçlandırılması ve sahadaki zaferin siyasi alanda da tescil edilmesi hedeflenmektedir.” değerlendirmesinde bulunuldu.
İŞTE O 10 MADDE
ABD tarafından sunulan tüm planların reddedildiği belirtilen açıklamada, Tahran yönetiminin sunduğu 10 madde “Hürmüz Boğazı’ndan geçişin, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde kontrollü şekilde yapılması, direniş ekseninin tüm unsurlarına karşı yürütülen savaşın sona erdirilmesi, ABD savaş güçlerinin bölgedeki tüm üs ve konuşlanma noktalarından çekilmesi, Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi garanti altına alacak ve üzerinde mutabakata varılan protokol çerçevesinde İran’ın hakimiyetini sağlayacak bir geçiş düzenlemesinin oluşturulması, İran’a verilen zararların hesaplamalara göre tamamen tazmin edilmesi, tüm birincil ve ikincil yaptırımlar ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının kaldırılması, İran’ın yurt dışındaki tüm bloke edilmiş varlık ve mali kaynaklarının serbest bırakılması ve tüm bu maddelerin bağlayıcı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanması” şeklinde sıralandı.
Müzakerelerin ABD tarafına “tam bir güvensizlik” içinde, 10 Nisan Cuma günü İslamabad’da başlayacağı vurgulanan açıklamada, görüşmelerin 15 gün içerisinde tamamlanmasının hedeflendiği, tarafların mutabakatıyla bu sürenin uzatılabileceği kaydedildi.
Açıklamada, “Parmağımız tetikte. Düşmandan gelebilecek en küçük bir hataya dahi güçlü şekilde karşılık verilecektir.” ifadeleri kullanıldı.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkes açıklamasının ardından paylaştığı mesajında, “İran’a yönelik saldırılar durdurulursa, güçlü silahlı kuvvetlerimiz savunma operasyonlarını sonlandıracaktır. İki haftalık bir süre boyunca, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik sınırlamalar dikkate alınarak Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanacaktır” dedi.
Arakçi, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir’e, savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaları nedeniyle teşekkür etti. Arakçi’nin sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şu şekilde:
“İran İslam Cumhuriyeti adına, bölgedeki savaşı sona erdirmek için yorulmak bilmeden çaba gösteren sevgili kardeşlerim, Pakistan Başbakanı Sayın Şerif ve Mareşal Munir’e şükran ve takdirlerimi sunarım. Başbakan Şerif’in tweet’inde dile getirdiği kardeşçe talebe yanıt olarak ve ABD’nin 15 maddelik önerisine dayalı müzakereler talebini ve ABD Başkanı’nın İran’ın 10 maddelik önerisinin genel çerçevesini müzakerelerin temeli olarak kabul ettiğini duyurmasını dikkate alarak, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına şunu beyan ederim: İran’a yönelik saldırılar durdurulursa, Güçlü Silahlı Kuvvetlerimiz savunma operasyonlarını sonlandıracaktır. İki haftalık bir süre boyunca, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik sınırlamalar dikkate alınarak Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanacaktır.”
İlişkili Haber
İran’dan ABD ile ateşkes sonrası İsrail’e misilleme
Haberi görüntüle
TRUMP’TAN YENİ MESAJ
Trump, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la iki haftalık karşılıklı ateşkesin duyurulmasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.
Dünya barışı için “büyük bir gün” olduğunu belirten Trump, İran’ın bunun gerçekleşmesini istediğini ve “artık bıktığını” savundu.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki trafik yoğunluğunun düzenlenmesine yardımcı olacağını ve pek çok olumlu adım atılacağını kaydeden Trump, şu ifadeleri kullandı:
“Büyük paralar kazanılacak. İran yeniden inşa sürecine başlayabilir. Her türlü malzemeyi yükleyeceğiz ve her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için orada bulunacağız. Her şeyin yolunda gideceğinden eminim. Tıpkı ABD’de yaşadığımız gibi bu, Orta Doğu’nun Altın Çağı olabilir.”
Osmaniye’de etkili olan sağanakta Bülbül Deresi’nin taşması sonucu selde sürüklenen araçtaki 2 kişi hayatını kaybetti.
Kadirli ilçesinde akşam saatlerinde başlayan sağanak nedeniyle ilçe merkezinden geçen Bülbül Deresi taştı.
Taşkın nedeniyle oluşan selde bazı araçlar akıntıya kapıldı, bazıları ise sular altında kaldı.
İhbarlar üzerine bölgeye AFAD, belediye, jandarma, emniyet ve DSİ ekipleri sevk edildi.
Ekipler, araçlarında mahsur kalan vatandaşları kurtarmak için çalışma başlattı.
2 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, ilçeye giderek sağanaktan etkilenen alanlarda incelemede bulundu.
Ekiplerin çalışmalarını takip eden Vali Serdengeçti, gazetecilere, Kadirli ilçesinde Bülbül Deresi’nin saat 20.00’de şiddetli yağışla taştığını ve sular altında kalan yerlerin olduğunu söyledi.
Taşkınla ilgili bilgi veren Serdengeçti, şunları kaydetti:
“Bu lokasyonlardan birinde de belediyemizin Sağlık İşleri Müdürlüğü Birimi ve Öğretmenevi lokasyonunda otoparkın içerisinde 2 vatandaşımız vefat etti. Araç çıkarıldı. Sel, taşkın ihbarıyla birlikte tüm birimlerimiz koordinasyonla AFAD, DSİ, jandarma ve emniyet birimlerimiz, belediyemiz, itfaiyemiz 550 personel ve 150’nin üzerinde makine ekipmanla vatandaşlarımızın öncelikle can güvenliğini sağlamak, sonra maddi tahribatın ortadan kaldırılmasıyla ilgili canhıraş bir çalışma içerisine girildi. Birçok vatandaşımızın tahliyesi gerçekleştirildi. Maalesef bu arada da 2 vatandaşımız sele kapılarak otoparkın içerisinde Belediye Sağlık İşleri Müdürlüğümüzün bahçesinde araç içerisinde vefat etti. Milletimizin başı sağ olsun.”
KİMLİKLERİ TESPİT EDİLDİ
2 kişinin cenazeleri, bulundukları yerden ekiplerin çalışmasıyla çıkarıldı.
Sudan çıkartılan araçta hayatını kaybedenlerin Hüseyin Kul ile Fatih Anbarcıoğlu (69) olduğu tespit edildi.
Cenazeler, yapılan incelemenin ardından Kadirli Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
Öte yandan, ekiplerin taşkından etkilenen alanlarda su tahliye işlemleri ve temizlik çalışmaları devam ediyor.
İran’ın yarı resmi haber ajansı Tesnim’e göre, Hatemül Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Yarbay İbrahim Zülfikari, “Gerçek Vaat 4 operasyonunun 99. dalgasına” ilişkin açıklamada bulundu.
Zülfikari, “İran Silahlı Kuvvetleri, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin altyapısına öyle bir darbe vuracak ki yıllarca bölgenin petrol ve doğal gazdan mahrum kalacak ve bölgeden ayrılmak zorunda kalacaklar.” İfadelerini kullandı.
ABD ve İsrail’in İran altyapısına yönelik saldırılara karşılık verdiklerini belirten Zülfikari, Devrim Muhafızları Ordusu’nun deniz ve hava kuvvetlerinin, ABD’nin bölgedeki çıkarları ve üslerini, İsrail ordusunun komuta ve toplanma merkezlerini balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçları ile hedef aldığını söyledi.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD Başkanı Donald Trump’a İran’a tanınan süreyi iki hafta uzatması, İran yönetimine ise Hürmüz Boğazı’nı iki hafta süreyle açması çağrısında bulundu.
Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, ABD ve İran arasında yürütülen müzakerelerin “güçlü şekilde ilerlediğini” bildirdi.
Paylaşımında, Şerif, “Orta Doğu’da devam eden savaşın barışçıl bir şekilde çözümü için diplomatik çabalar istikrarlı, güçlü ve etkili bir şekilde ilerlemekte ve yakın gelecekte somut sonuçlara yol açma potansiyeli taşımakta.” ifadesini kullandı.
Şahbaz Şerif, şunları kaydetti:
“Diplomasinin kendi seyrinde ilerlemesine izin vermek için, Başkan Trump’tan süreyi iki hafta daha uzatmasını içtenlikle rica ediyorum. Pakistan, iyi niyet göstergesi olarak İranlı kardeşlerimizden Hürmüz Boğazı’nı iki hafta süreyle açmalarını samimiyetle rica etmekte.”
Başbakan Şerif, bölgede uzun vadeli barış ve istikrarın sağlanması amacıyla “diplomasinin, savaşı kesin olarak sona erdirmesine” imkan tanınması için “tüm savaşan tarafların” iki hafta boyunca ateşkesi uygulamaları çağrısında bulundu.
TRUMP YANIT VERDİ
Trump, Pakistan’ın ABD’ye “süreyi iki hafta uzat” ve İran’a da “Hürmüz’ü iki haftalığına aç” çağrısına yanıt verdi. ABD Başkanı, “İran İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı’nı tamamen, derhal ve güvenli bir şekilde açmayı kabul etmesi şartıyla, İran’a yönelik bombalama ve saldırıları iki haftalık bir süre için askıya almayı kabul ediyorum.” dedi.
İlk yazımda tıp eğitimindeki “mesleki eğitim istismarı”ndan söz etmiş, sağlık sisteminin hem hekimi hem vatandaşı yoran bir düzene dönüştüğünü anlatmaya çalışmıştım. Yazıyı da şu soruyla bitirmiştim: Hastalığınız birilerine emanet ama sağlığınız kime emanet?
Bu kez o soruya daha açık cevap vermek istiyorum ancak genel hatlarıyla değindiğim bir öneri sunarak ülkemiz için yararlı olacağını düşündüğüm bir tartışma konusu açmak istediğimi baştan belirtmem gerekir.
Bugün sağlık sistemindeki birçok düğümün, hukukta zaten bilinen ama sağlık alanında henüz kurucu ilke haline gelmemiş bir ayrımda toplandığını düşünüyorum: vekâlet ile alt vekâlet ayrımında.
Mevcut sistemde hasta ile her hekim arasındaki ilişki ayrı ayrı ve doğrudan kuruluyor. Başınız ağrıdığında bir uzmana gidiyorsunuz, mideniz ağrıdığında başka bir uzmana, cildinizde sorun çıktığında başka bir hekime. Her biriyle yeni ve bağımsız bir ilişki kuruyorsunuz. Yani sistemin zihin dünyasında vekâlet var; ama bu ilişkileri birbirine bağlayan, merkezileştiren ve yöneten bir alt vekâlet sistemi yok.
Sorun tam da burada başlıyor.
Çünkü her hekimle ayrı ayrı ilişki kurduğunuzda, o ilişkilerin toplamından kendiliğinden bir sağlık sistemi doğmuyor. Tersine, ortaya parçalı bir yapı çıkıyor. Her uzman kendi alanından bakıyor, kendi branşının mantığıyla karar veriyor, kendi penceresinden haklı gerekçeler sunuyor. Ama bu parçalar arasındaki bağlantıyı kurmak çoğu zaman vatandaşa kalıyor. Hangi doktora önce gidileceği, hangi tedavinin daha öncelikli olduğu, hangi tetkikin gerçekten gerekli olduğu… Bütün bunları hasta kendi başına çözmek zorunda bırakılıyor.
Yani vatandaş yalnızca hasta olmuyor; aynı zamanda sistemin koordinasyon yükünü de sırtlanıyor.
Oysa sağlığın doğasına uygun olan şey bu değildir. Sağlık hizmeti, rastgele çoğalan doğrudan ilişkilerin toplamı olamaz. Sağlık ancak bütünlüklü biçimde korunabilir. Bunun için de ilk ve asli ilişkinin tek bir hekim üzerinden kurulması gerekir.
Bence düşünmemiz gereken model şudur: Kişi öncelikle bir genel hekimle, pratikte çoğu durumda aile hekimiyle bir vekâlet ilişkisi kurmalıdır. Bu hekim yalnızca hasta olduğunuzda başvurduğunuz biri değildir; sizi tanıyan, yaşam koşullarınızı bilen, sağlık sürecinizi bütün olarak takip eden kişidir. Uzman hekime ihtiyaç duyulduğunda ise hasta sıfırdan, dağınık biçimde yeni ilişkilere savrulmamalıdır. Uzman, bu ana ilişkinin içinde, belirli ve sınırlı bir konuda devreye giren alt vekil olarak konumlanmalıdır.
Böylece uzmanlık değersizleşmez; tam tersine yerli yerine oturur. Kardiyolog da, nörolog da, endokrinolog da kendi alanında derinleşir. Ama birden fazla uzmanın devrede olduğu durumda çelişkileri süzen, kararları bütüncül tabloya göre değerlendiren ve süreci taşıyan merkez genel hekim olur.
Bu değişiklik yalnızca teknik bir organizasyon önerisi değildir. Aynı zamanda halkçı, kamucu ve cumhuriyetçi bir sağlık düzeninin temelidir. Çünkü vatandaşın sağlık hizmeti içinde kendi başına yön bulmak zorunda kaldığı, doğru uzmana ulaşmanın kişisel beceriye ya da maddi güce dönüştüğü bir yapı kamusal değildir. Olsa olsa piyasalaşmış bir hastalık sistemidir.
Bugün doğrudan uzmanlarla kurulan dağınık ilişkiler sağlık hizmetini fiilen bir pazar düzenine yaklaştırıyor. Parası olan daha hızlı hareket ediyor, daha çok uzmana ulaşıyor, daha fazla tetkik yaptırıyor. Parası olmayan ise aynı sistemin içinde yönünü tek başına bulmaya çalışıyor. Böylece sağlık, hak olmaktan uzaklaşıp giderek daha fazla sınıfsal bir avantaj alanına dönüşüyor.
Ama mesele burada bitmiyor. Çünkü halk yalnızca sağlık sisteminin kullanıcısı değildir; aynı zamanda o sistemi taşıyacak hekimlerin çıktığı toplumsal zemindir. Bu yüzden sağlık sistemini konuşurken tıp eğitimini dışarıda bırakmak mümkün değildir.
Bir önceki yazımda söylemeye çalıştığım şey buydu: Tıp eğitimi bugün yalnızca bilgi aktaran bir süreç değil, aynı zamanda bir eleme, yorma ve sınıflandırma düzeni haline gelmiş durumda. Altı yıl boyunca, ileride büyük kısmını hiç kullanmayacağı ansiklopedik bilgiyi ezberlemek zorunda kalan genç bir insanın aynı zamanda çalışarak hayatını sürdürmesi neredeyse imkânsız hale geliyor. Böylece tıp eğitimi fiilen yalnızca maddi desteği olanların daha rahat tamamlayabildiği bir alana dönüşüyor.
Bunun sonucu yalnızca öğrencilerin zorlanması değildir. Halkın kendi içinden hekim çıkarma imkânı da daralır. Yani mesele yalnızca eğitim yükü değil; toplumun sağlık sistemine tıp eğitimi aracılığıyla katılabilme hakkıdır.
Eğer bir ülkede tıp okumak, ancak ailesinin maddi desteği güçlü olanların sürdürebileceği kadar ağır, uzun ve ezbere dayalı hale gelirse, yarının hekimleri giderek daha dar bir toplumsal sınıftan çıkmaya başlar. Bu da sağlık sisteminin kendi sınıfını yeniden üretmesi demektir. Halk sağlık hizmetinin yalnızca muhatabı olur; kurucu unsuru olmaktan çıkar.
Oysa kamucu ve cumhuriyetçi bir düzende olması gereken bunun tam tersidir. Halk, sağlık sistemine yalnızca hasta olarak değil, hekim olarak da girebilmelidir. Tıp eğitimi zeki, çalışkan ve emek veren her gencin erişebileceği bir yol olmalıdır. Bir Cumhuriyet düzeni, kendi hekimlerini yalnızca varlıklı ailelerden değil, doğrudan halkın içinden çıkarabilmelidir.
İşte bu nedenle tıp fakültelerinin amacı da yeniden düşünülmelidir. Eğer sistemin merkezi genel hekim olacaksa, tıp fakültesinin temel amacı da uzmanlığa hazırlanan öğrenci değil, sağlığı yöneten hekim yetiştirmek olmalıdır. Eğitim; ansiklopedik ayrıntılarla öğrenciyi ezmek yerine tanı mantığına, klinik karar vermeye, koruyucu hekimliğe, rasyonel ilaç kullanımına, uzun süreli izleme ve uzman koordinasyonuna dayanmalıdır. Bu eğitimi de esas olarak sahada gerçekten genel hekimlik yapanlar vermelidir. Çünkü uzmanların yan yana gelmesi kendiliğinden genel hekimlik eğitimi üretmez.
Uzmanlık eğitimi ise bundan sonra, ayrı ve ikinci bir aşama olarak örgütlenmelidir. Önce genel hekim yetiştiren bir eğitim kurumu olmalı; sonra isteyenlerin belirli alanlarda derinleştiği uzmanlık kurumları gelmelidir. Çünkü uzmanlık, sistemin başlangıç noktası değil; belirli bir ihtiyacın teknik karşılığıdır.
Burada savunulan şey uzmanlığa karşı çıkmak değildir. Tam tersine, uzmanlığı yerli yerine koymaktır. Uzmanlık, doğru kurulduğunda çok değerlidir. Ama bu değer, sistemin merkezi haline geldiğinde değil; genel hekimliğin koordine ettiği bütüncül yapı içinde çalıştığında ortaya çıkar.
Belki de artık şu gerçeği daha açık söylemenin zamanı gelmiştir: Sorun yalnızca sağlık hizmetinin eksikleri değil, sağlık ilişkisinin ve tıp eğitiminin aynı yanlış mantık üzerine kurulmuş olmasıdır. Biri vatandaşı sistem içinde yalnız bırakıyor, diğeri halkın çocuklarını bu sisteme hekim olarak katılmaktan uzaklaştırıyor.
Oysa bizim ihtiyacımız olan şey şudur: Sağlığın tek tek uzman kapılarında parçalanmadığı, genel hekim tarafından bütünlüklü biçimde yönetildiği; tıp eğitiminin ise halktan kopuk bir eleme düzeni değil, halkın içinden hekim çıkaran erişilebilir bir kamusal yol olduğu bir sistem.
Çünkü sağlık gerçekten kamusal olacaksa, halk o sistemin yalnızca bekleyen hastası değil; aynı zamanda yetişen hekimi de olmalıdır.
Sağlığımız birilerine emanet olabilir. Ama o emaneti kime, nasıl ve hangi toplumsal düzen içinde teslim ettiğimiz; yalnızca hastaneleri değil, Cumhuriyet’in kendisini de ilgilendirir.
Ve artık bunu açıkça söylemek gerekir: Sağlık, ancak genel hekimliği merkeze alan bir alt vekâlet sistemiyle; tıp eğitimi ise ancak halkın çocuklarının erişebileceği kadar sade, işlevsel ve kamusal bir yapıyla yeniden topluma ait olabilir.
Uluslararası medya kuruluşlarının aktardığı haberlerde, özellikle enerji tesisleri ve köprüler çevresinde toplanan binlerce kişinin, olası saldırılara karşı bu alanları korumak amacıyla insan zincirleri oluşturduğu ifade edildi. İranlıların, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yönelik çağrısı ve aksi durumda “geri dönüşü mümkün olmayan sonuçlar doğabileceğine” ilişkin tehditlerinin ardından protesto eylemlerini yoğunlaştırdığı kaydedildi.
İran’ın Ahvaz kentinde İran bayrakları taşıyan kalabalıkların bir köprü üzerinde toplandığı görüldü. Fars Eyaleti’ndeki bir enerji santralinde de benzer şekilde grupların bir araya geldiği aktarıldı. Ayrıca Buşehr’de bulunan nükleer enerji santrali çevresinde de geniş katılımlı bir gösteri düzenlendiği bildirildi. Kazerun’da da bir enerji santrali önünde benzer eylemlerin gerçekleştirildiği belirtildi.
Öte yandan ABD merkezli yayın organı Fox News, gösterilere ilişkin görüntüler yayımlayarak, “İran yönetiminin gençleri ve çocukları da bu eylemlere katılmaya teşvik ettiğini ve çocuklardan koruma kalkanı yaptıklarını” iddia etti. Fox news, “söz konusu durumun uluslararası hukuka aykırı olabileceğini” öne sürdü.
Zaharova, başkent Moskova’da düzenlediği haftalık basın toplantısında, gündemdeki konulara dair değerlendirmelerde bulundu.
İran ile ilgili duruma değinen Zaharova, “ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı askeri macera, tüm Orta Doğu bölgesinin istikrarsızlaşmasına yol açtı. Gerginlik devam ederse, bunun geri dönüşü olmayan sonuçları olabilir.” şeklindeki değerlendirmesini paylaştı.
Zaharova, bölgedeki insani durumun “feci” olduğunu vurgulayarak, “Çevresel ve radyolojik felakete yol açabilecek askeri eylemlerin durdurulması gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Rusya’nın İran’la ilgili durumun çözümüne ilişkin tekliflerde bulunduğunu dile getiren Zaharova, bu konuda bölge ülkeleriyle yoğun temasları sürdürdüklerini söyledi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) Bahreyn öncülüğünde sunulan İran’ın Körfez ülkelerine füze atmasının kınandığı karar tasarısının kabul edildiğini anımsatan Zaharova, Rusya ile Çin’in tasarıyla ilgili yapılan oylamada çekimser kaldığına dikkati çekti.
Zaharova, “Rusya ve Çin, kararda bölgedeki gerginliğin nedenlerinden bahsedilmediği için çekimser kaldı. İran, kendi başına ve kötü niyetle komşu ülkelerdeki hedeflere saldırmaya başlamış gibi görünüyor. Moskova, ABD ve İsrail’in İran’a karşı sebepsiz saldırganlığının Orta Doğu’daki krize neden olduğunu defalarca vurguladı. Bu kararın onaylanmasından son derece memnun değiliz.” diye konuştu.
Rusya’nın BMGK’ye alternatif bir karar tasarısı sunduğunu kaydeden Zaharova, bunu sadece Çin, Pakistan ve Somali’nin oyladığını aktardı.
CENTCOM’dan yapılan yazılı açıklamada, olayın İran’a yönelik operasyon kapsamında gerçekleştiği belirtildi.
Açıklamada, olay sırasında iki uçağın görevde olduğu ve kaza sonrası uçaklardan birinin kırıma uğradığı, diğerinin ise güvenli şekilde iniş yaptığı ifade edildi.
Olayın detayları ve düşen uçaktaki personel sayısıyla ilgili bilgi verilmeyen açıklamada, kazanın düşman ateşi veya dost ateşi sonucu meydana gelmediği ve kurtarma çalışmalarının halen sürdüğü aktarıldı.
Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın entübe edildiği ve durumunun stabil olduğu bildirildi.
İlber Ortaylı’nın sosyal medya hesabından yapılan “Dualarımız İlber Hoca’yla” başlıklı açıklamada kızı Tuna Ortaylı’nın verdiği bilgiler de yer aldı. Tuna Ortaylı, babasının sağlık durumuyla ilgili “Genel olarak organların yaşa bağlı yorulması kaynaklı sorunları vardı. Gayet iyi bir doktor ekibinin gözetimi altında, azami hassasiyetle tedavisi devam ediyor” dedi.
Söz konusu açıklama şöyle:
Prof. Dr. İlber Ortaylı, geçen ocak ayında prostat ameliyatı olmuştu. Taburcu olduktan sonra bu rahatsızlığıyla bağlantılı sorunların tedavisi için bir süreliğine daha hastaneye yattı.
Ardından tekrar taburcu oldu. Diyabet hastası olan ve böbrek rahatsızlığından dolayı haftada üç gün diyalize giren Ortaylı, bağışıklık sistemiyle ilgili immün tedavisi de görüyordu. Ortaylı geçen perşembe günü rahatsızlıklarının tekrar nüksetmesinin ardından Koç Üniversitesi Hastanesi’ne yatırıldı. Bir süre bilinci açık devam eden tedavisinin ardından yoğun bakıma alındı ve pazar günü itibarıyla da entübe edildi. Tedavisi halen bu şekilde devam ediyor ve durumu da stabil.
Ortaylı’nın sağlık durumu hakkında Hürriyet’e bilgi veren İlber Hoca’nın kızı Tuna Ortaylı “Genel olarak organların yaşa bağlı yorulması kaynaklı sorunları vardı. Gayet iyi bir doktor ekibinin gözetimi altında, azami hassasiyetle tedavisi devam ediyor” dedi.”
Bekayi, İtalya’nın yüksek tirajlı gazetelerinden Corriere della Sera’ya, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı saldırılara ve bununla ilgili gelişmelere dair demeç verdi.
ABD ve İsrail’in saldırısını “utanç verici” olarak nitelendiren Bekayi, İsviçre’nin Cenevre kentinde yürütülen nükleer müzakerelerin 3. turunu tamamlamışken, Haziran 2025’ten sonra ikinci kez diplomatik sürecin ihanete uğradığını belirtti.
“İran’ın yeni lideri Mücteba Hamaney’in durumunun nasıl olduğu” sorusuna Bekayi, “Yaralı ama iyi. İlk konuşmasını ne zaman yapacağını bilmiyorum. Liderlik için 3 veya 4 isim vardı ancak Uzmanlar Meclisi’nin çoğunluğu Anayasa’ya uygun olarak onu seçti.” yanıtını verdi.
Bekayi, İran’ın Minab kentindeki kız ilkokuluna yapılan saldırıyı hatırlatarak, “Minab’da bir katliam yaptılar. İki Tomahawk füzesi kullandılar. Amaç sadece mümkün olduğu kadar çok sivilin ölmesini sağlamaktı. Çoğu çocuk olmak üzere yaklaşık 170 masum insanı öldürdüler. (İtalya Başbakanı) Giorgia Meloni’nin saldırıyı kınamasından memnunuz.” ifadesini kullandı.
Bekayi, komşu ülkelere karşı hiçbir düşmanlık beslemediklerini ancak ABD’nin bölgedeki askeri varlığının “büyük bir güvensizliğe yol açtığını” belirtti.
İran’ın misillemelerinin komşu ülkelerin tepkisini çektiği hatırlatılan Bekayi, “Hoşlarına gitmediğini anlıyorum. Onlarla yakın temas halindeyiz. Ancak bu kez liderimizi ve en önemli komutanlarımızı öldürdüler. Böylesine zengin bir medeniyete, egemen bir devlete sahip bir ulusun, böyle korkunç bir saldırı karşısında hiçbir şey yapmadan kalmasını mı bekliyorsunuz? Komşularımızdan, ABD’nin onların topraklarını kötüye kullanmasına izin vermemelerini istedik.” dedi.
Bekayi, Avrupalıların petrol fiyatları konusundaki endişesini de anladığını belirterek şunları kaydetti:
“Ancak bizim halkımız katlediliyor. Avrupalıların büyük bir sorumluluğu var, ABD ve İsrail’i memnun etmeye çalışmamalılar. Bu adaletsizliğe karşı çıkacak kadar cesur olmalılar. Eğer bunu yaparlarsa, onları ara bulucu rolünde görmekten memnun oluruz.”
Yerel yetkililerin verdiği bilgiye göre, Yahudi vatandaşların ibadet ettiği Temple Israel adlı sinagogun yakınına gelen bir kişi, aracıyla binaya çarptı, ardından yapıya ateş açtı.
Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, olay yerine kısa sürede çok sayıda kolluk kuvvetinin geldiği, itfaiye araçları ve sağlık ekiplerinin de hazır bekletildiği görüldü.
Oakland Şerifi Mike Bouchard, şüphelinin, West Bloomfield bölgesindeki sinagogun güvenlik görevlilerinden birinin “ateş açması sonucu” hayatını kaybettiğini söyledi.
Adalet Bakanı Pam Bondi, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, Federal Soruşturma Bürosu ile Alkol, Tütün, Ateşli Silahlar ve Patlayıcılar Bürosu yetkililerinin yardım için olay yerinde bulunduğu bilgisini verdi.
Yerel polis, bölgede henüz güvenliğin tam olarak sağlanamadığı gerekçesiyle çevre sakinlerini söz konusu alandan uzak durmaları yönünde uyardı.
Michigan Eyaleti Polis Departmanından yapılan açıklamada ise silahlı saldırı doğrulanırken, bölgedeki diğer ibadet yerlerinin güvenliği için devriye ekiplerinin sayısının artırıldığı ifade edildi.
Eskişehir’de, yürekleri yakan bir vahşet yaşandı. Evinden, 2 Mart’ta ayrılan Zehra Üzüm’e (13) ulaşamayan yakınlarının polis ekiplerine başvuruda bulunması üzerine Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı.
AA’da yer alan habere göre bunun üzerine İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince geniş çaplı araştırma yapıldı.
Kent sakinlerinin cep telefonlarına, Zehra Üzüm’ün kaybolduğuna ilişkin bilgilendirici SMS mesajları atıldı.
BABASININ HOBİ BAHÇESİNDE BULUNDU
Ekiplerce yapılan araştırma ve kamera kayıtlarının incelenmesi sonucunda Üzüm’ün cansız bedeni, kayıp ihbarında bulunduktan 2 gün sonra intihar eden babası Abdulrazak Üzüm’e ait hobi bahçesinde toprağa gömülü olarak bulundu.
Zehra Üzüm’ün cesedi, kesin ölüm sebebinin otopsiyle belirlenebilmesi için hastane morguna kaldırıldı.
Karaman’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yılı dolayısıyla düzenlenen anma programında İstiklal Marşı Arapçaya çevrilerek okundu.
Piri Reis Kültür Merkezi’nde Cahit Zarifoğlu İmam Hatip Ortaokulu tarafından düzenlenen programa, Karaman Valisi Hayrettin Çiçek, Belediye Başkanı Savaş Kalaycı, Cumhuriyet Başsavcısı Tuba Ersöz Ünver, il protokolü ve öğrenciler katıldı.
CHP Parti Meclisi Üyesi ve Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver, “Bu şuursuzluğun Türk Dilinin Başkenti Karaman’da vuku bulması ibretlik bir durum olmuştur” tepkisini gösterdi.
Skandala Cumhur İttifakı ortağı MHP’den tepki gelmesi dikkat çekti.
Karaman Gündem’in haberine göre, MHP Karaman İl Başkanı Muhammed Mustafa Gözel, İstiklal Marşı’nın Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin ve tarihsel hafızasının en güçlü sembollerinden biri olduğunu vurguladı. Karaman gibi Türk dilinin başkenti olarak bilinen bir şehirde marşın Arapça okunmasının milli şuurla bağdaşmadığını ifade eden Gözel, yaşanan durumu kabul edilemez olarak nitelendirdi.
Açıklamasında, İstiklal Marşı’nın Türkçe okunmasının yalnızca bir gelenek değil aynı zamanda milli kimliğin bir parçası olduğunu dile getiren Gözel, yaşanan olayın Türk milletinin destansı geçmişine ve ortak değerlerine uygun düşmediğini belirtti.
Gözel, Cumhur İttifakı ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yeni nesillerde milli bilinç ve değerlerin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğünü hatırlatarak, söz konusu uygulamanın bu anlayışla çeliştiğini savundu.
MHP İl Başkanı Gözel, açıklamasının sonunda yerelde görev yapan yöneticileri ve idarecileri konuyla ilgili idari işlem yapılması için göreve davet etti.
EĞİTİM-İŞ’TEN AÇIKLAMA
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay da olaya tepki gösterdi. Özbay “Karaman’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü programında ulusal marşımız İstiklal Marşı’nın Arapçaya çevrilerek okunması kabul edilemez. Dünyanın hiçbir bağımsız ülkesinde ulusal marş resmî törende başka bir dilde okutulmaz. Bu kararı alanlar kadar buna sessiz kalanlar ve gereğini yapmayarak bu ortamı yaratanlar da sorumludur. Her fırsatta ‘yerli ve millî’ nutukları atanların Cumhuriyetin bağımsızlık marşı söz konusu olunca sessizliğe bürünmesi büyük bir çelişkidir. Milli Eğitim Bakanlığını sorumlular hakkında gereğini yapmaya ve kamuoyuna açıklama yapmaya davet ediyoruz.” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Disiplin Kurulu ve Milletvekillerinin katılımıyla düzenlenen iftar programında konuştu.
‘HER TÜRLÜ SENARYOYA HAZIRLIKLI OLMALIYIZ’
DHA’nın haberine göre Orta Doğu’daki gerilime değinen Bahçeli, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail arasındaki ortaklığın askeri, siyasi ve ekonomik maliyetinin arttığını ifade etti. Bahçeli, bu durumun özellikle iç kamuoylarında İran ile olası bir savaşa yönelik itirazların yükselmesine yol açtığını belirterek, “ABD-İsrail ortaklığının askeri, siyasi ve ekonomik külfeti arttıkça, bilhassa iç kamuoylarının İran savaşıyla ilgili kategorik itirazları yükseldikçe etrafımızda biriken tehlike daha da yoğunlaşacaktır. Her türlü senaryoya hazırlıklı olmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
Bölgede gerilimin düşürülmesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, ateşkes çağrısında bulunarak, “Yol yakınken ateşkes rejimi devreye girmelidir. Eller tetik yerine uzlaşma gayesiyle birleşmelidir” ifadelerini kullandı.
Bahçeli, aksi durumda İran’ın ABD-İsrail ortaklığı açısından uzun soluklu ve maliyetli bir çatışma alanına dönüşebileceğini belirterek, “Aksi halde İran; ABD-İsrail ortaklığı için yeni bir Afganistan’a, yeni bir Irak’a, hatta yeni bir Vietnam’a dönebilecektir” dedi.
Bahçeli, özellikle İran’a yönelik saldırıların dikkatle takip edildiğini söyledi. Bir savaşın başlatılmasının kolay, ancak bitirilmesinin zor olduğunu belirten Bahçeli, savaşın bölgesel ve küresel sonuçlarının ağır olabileceğini vurguladı. Bahçeli, “ABD ile İsrail’in İran karşısında teklemeye başladığı, iç kamuoylarında ise çözülmelerin hız kazandığı anlaşılmaktadır” dedi.
Savaşın bölgesel bir çatışmaya dönüşme riskine dikkat çeken Bahçeli, Türkiye ile İran’ın karşı karşıya getirilmesi veya İran ile Körfez ülkeleri arasında yeni gerilimlerin çıkarılmasına yönelik planların bulunduğunu dile getirdi. Türkiye’nin gelişmeleri dikkatle takip ettiğini belirten Bahçeli, “Hiçbir tehdide eyvallah demeyiz, diyemeyiz” ifadelerini kullandı.
ATEŞKES ÇAĞRISI
Bölgede yaşanan gelişmelerin küresel ölçekte sonuçlar doğurabileceğini belirten Bahçeli, Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ndeki enerji taşımacılığının da risk altında olduğunu söyledi. Savaşın en büyük mağdurlarının siviller ve çocuklar olduğunu ifade eden Bahçeli, karşılıklı saldırıların küresel vicdanı yaraladığını dile getirdi.
Bahçeli, gerilimin düşürülmesi çağrısında bulunarak, “Yol yakınken ateşkes rejimi devreye girmelidir. Eller tetik yerine uzlaşma gayesiyle birleşmelidir. Aksi halde İran; ABD-İsrail ortaklığı için yeni bir Afganistan’a, yeni bir Irak’a, hatta yeni bir Vietnam’a dönebilecektir” dedi.
‘TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ ÖNCELİĞİMİZ’
Türkiye için önceliğin ülkenin güvenliği olduğunu vurgulayan Bahçeli, Türkiye’yi riske atacak girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Bahçeli, egemenlik hakları ve bağımsızlığın her koşulda savunulacağını ifade etti.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyasetteki hedefinin Türk milletinin varlık ve hayat haklarını korumak olduğunu belirten Bahçeli, partiye yönelik eleştiriler ve saldırılara karşı sert mesajlar verdi. Bahçeli, “Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin son kalesi, son siperi, düşman karşısında atılacak son kurşunudur” dedi.
AÇILIM MESAJI
Bahçeli, PKK açılımının hedefinin bu çerçevede önemli olduğunu belirterek, “Yeni yüzyılın ikinci çeyreğinde ‘Terörsüz Türkiye’yi inşa ve ihya edecek milli diriliş ruhu nice mucizelere imza atacaktır” dedi. Bahçeli, “Uyanan ve ayağa kalkan devin önünü kesecek, tarihi yürüyüşünü kesintiye uğratacak hiçbir muhasım veya mütecaviz odak yoktur” ifadelerini kullandı.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, başkentte, merkez üssü Haymana ilçesi olan 4,1 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.
Depremin 7,74 kilometre derinlikte meydana geldiği belirlendi.
Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, İspanya devlet televizyonu TVE’ye verdiği demeçte, ABD Başkanı Trump’ın birçok ülke ve bazı başkanlar hakkında yorumlar yaptığını hatırlatarak, “Bundan hiçbir şekilde korkmuyoruz.” dedi.
Albares, İspanya’ya yönelik tek taraflı bir eylemin olmayacağını savunarak, Avrupa Birliği’nin ortak ticaret politikası olduğunu ve Brüksel’in bunu uygulama yetkisine sahip olduğu kaydetti.
Diğer yandan İspanya hükümetinin “Savaşa hayır” söyleminin “birçok ülke ve milyonlarca kişi tarafından savunulduğunu” dile getiren Albares, “İran’a yönelik saldırıları güçlendirecek ve kaosa yol açacak hiçbir müdahale ve tavır sergilemediklerini” ifade etti.
Albares, İsrail’deki diplomatik temsilcilik seviyesini büyükelçilikten maslahatgüzar seviyesine düşürmeleriyle ilgili sorulara da cevap verdi.
Diplomatik temsil seviyesini düşürmek için dün görevden alınan İspanyol büyükelçinin 6 aydan uzun bir süre önce istişareler için merkeze çağırıldığını hatırlatan Albares, “O tarihten bu yana hakaret ve iftiralara rağmen Netanyahu hükümetiyle mümkün olan en iyi ilişkileri sürdürmeye çalıştıklarını ancak karşılık verilmediği için İspanya’nın Tel Aviv’deki büyükelçiliğinin temsilini, İsrail’in Madrid’deki temsilciliğiyle tam olarak aynı seviyeye indirmeye karar verdiğini” açıkladı.
İspanya’yı 3 Mart’ta “tüm ticari ilişkileri kesmekle” tehdit eden ABD Başkanı Trump, dün yaptığı açıklamada, “İspanya işbirliği yapmıyor.” diyerek, İspanya’nın diğer NATO ülkelerinden farklı olarak savunma harcamalarını artırmamasını da eleştirmişti.
İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz, İran’a yönelik “önleyici bir saldırı” başlatıldığını açıkladı. Katz, İsrail genelinde derhal geçerli olmak üzere özel bir olağanüstü hal ilan edildiğini duyurdu.
İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz, basında yer alan açıklamasında, “İsrail Devleti’ne yönelik tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla İran’a karşı önleyici bir saldırı başlatıldı… Bunun sonucunda İsrail Devleti’ne ve sivil nüfusuna karşı füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenlenmesi beklenmektedir.” dedi. Katz, bu nedenle Sivil Savunma Yasası kapsamındaki yetkisi doğrultusunda “İsrail Devleti’nin tüm topraklarında iç cephede özel bir olağanüstü hal uygulanmasına” ilişkin emri imzaladığını bildirdi.
İran devlet medyası, İran’a yönelik hava saldırılarının görüntülerini paylaştı.
İSRAİL ORDUSU ALARMDA… HALK SIĞINAKLARA YÖNLENDİRİLDİ
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), ülke genelinde sirenlerin devreye girdiğini ve vatandaşların cep telefonlarına ön uyarı mesajları gönderildiğini açıkladı.
IDF tarafından yapılan açıklamada, halkın korunaklı alanlara yakın kalması yönünde talimat verildiği belirtildi. Uyarının, İsrail’e yönelik olası füze saldırısı ihtimaline karşı kamuoyunu hazırlamak amacıyla yapıldığı ifade edildi.
Açıklamada, “İsrail Devleti’ne doğru füzelerin fırlatılma ihtimaline karşı proaktif bir uyarı yapılmıştır” denilirken, vatandaşlardan sığınak ve güvenli alanların yakınında bulunmaları istendi.
İsrail ordusu, İran’a yönelik başlatılan saldırının ardından ülke genelinde iç cephe talimatlarında acil değişikliğe gidildiğini açıkladı.
IDF tarafından yapılan açıklamada, bugün yerel saatle 08.00 itibarıyla tüm bölgelerde “tam faaliyet” düzeninden “zorunlu faaliyet” düzenine geçildiği bildirildi. Yeni uygulama kapsamında eğitim faaliyetleri, toplu etkinlikler ve zorunlu olmayan iş yerlerinin faaliyetleri yasaklandı. Sadece temel ve kritik sektörlerin çalışmasına izin verileceği belirtildi.
Açıklamada, vatandaşların İç Cephe Komutanlığı tarafından yayımlanan resmi talimatları takip etmesi gerektiği vurgulanırken, güncel yönergelerin Ulusal Acil Durum Portalı ile İç Cephe Komutanlığı mobil uygulamasında paylaşılacağı kaydedildi.
Kararın, İran’a yönelik saldırı sonrası olası misilleme ihtimaline karşı alındığı düşünülüyor.
İRANLI ÜST DÜZEY YÖNETİCİLER HEDEF ALINDI İDDİASI
İsrail basını, saldırılarda İranlı üst düzey yöneticilerin hedef alındığı iddia etti.
İRAN’DAN ‘MİSİLLEME’ DUYURUSU
İran Meclisi Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı İbrahim Azizi, İsrail’in saldırısına misilleme yapacaklarını bildirdi.
İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz, İran’a yönelik “önleyici bir saldırı” başlatıldığını açıkladı. Katz, İsrail genelinde derhal geçerli olmak üzere özel bir olağanüstü hal ilan edildiğini duyurdu.
Bahçelievler ilçesinde Metin Sokak’ta dün akşam saat 22.00 sıralarında silahlı çatışma meydana geldi.
İHA’nın haberine göre, Eyüpsultan İlçe Jandarma Komutanlığınca yürütülen planlı operasyonda, Bahçelievler’de 3 şüpheli kişinin uyuşturucu madde alışverişi yaptığı tespit edildi. Bölgede konuşlanan Jandarma Suç Araştırma Timleri (JASAT) ekiplerini gören 3 şüpheli, silahlarına davranarak ateş açtı. Çıkan sıcak çatışmada 2 Jandarma personeli yaralandı.
KAÇTIKLARI ARACA ÇOK SAYIDA KURŞUN İSABET ETTİ
Çıkan sıcak çatışma sonrası, 3 şüpheli 34 PT 598 plakalı araçla olay yerinden kaçmaya çalıştı. Jandarma ekipleri aracı sıcak takibe aldı. Şüphelilerin kaçmaya çalıştığı araca çok sayıda kurşun isabet etti. Şüpheli 3 kişi Bağcılar, Kıbrıs Caddesi’nde kaçtıkları araçla kaza yaptı. Şüpheli H.K. (17) ve O.I. Bağcılar İlçe Müdürlüğü’ne bağlı polis ekipleri tarafından yakalanırken, üçüncü şüphelinin yakalanması için geniş çaplı çalışma başlatıldı.
Yakalanan 2 şüpheli, hakkında “Görevli Memura Mukavemet”, “6136 sayılı Kanuna Muhalefet” ve “Kasten Öldürmeye Teşebbüs” suçlarından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.
BAKAN GÜRLEK’TEN AÇIKLAMA
Adalet Bakanı Akın Gürlek, operasyon sırasında jandarmaya ateş açılmasına ilişkin sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
“İstanbul’da uyuşturucuyla mücadele operasyonu esnasında kahraman jandarmamıza ateş açılması, devletimizin hukuk içinde sürdürdüğü kararlı mücadeleye yöneltilmiş açık bir saldırıdır. Görevi başındaki kamu görevlisine silah çekenler, adalet önünde hesap verecek; vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği her şart altında kararlılıkla korunacaktır. Uyuşturucuya, silahlı suç örgütlerine ve gençlerimizi hedef alan her türlü karanlık yapıya karşı mücadelemiz kesintisiz ve tavizsiz biçimde sürecektir. Bu vesileyle yaralanan Jandarma Uzman Çavuşumuza acil şifalar diliyor; Jandarmamızı ve JASAT ekiplerimizi cesaretleri ve fedakârlıkları için yürekten tebrik ediyorum.”
Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince kentteki çeşitli adreslere operasyon düzenlendi.
Operasyonda, Belediye Başkanı Özcan ile birlikte 13 kişi gözaltına alındı.
Tanju Özcan, X hesabından yaptığı paylaşımlarda “Jandarma tarafından gözaltına alındım”, “Memleketimde binlerce öğrenciye burs verildiği için gözaltına alındım. Bu benim için onurdur” ifadelerini kullandı.
İzmir’in Kınık ilçesinde bulunan Polyak Madencilik önündeki eylemde gözaltına alınan Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, uzman Başaran Aksu, genel merkez yöneticisi Volkan Çetin ve Öncü Çetin serbest bırakıldı.
Bağımsız Maden İş Sendikası’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Gözaltına alınan genel başkanımız, yöneticilerimiz ve örgütlenme uzmanımız serbest bırakıldı. 1243 Polyak maden işçisinin haklarını alıncaya kadar mücadelemiz sürecek. Direne direne kazanacağız. Mutlaka kazanacağız.” ifadesine yer verildi.
İzmir’in Kınık ilçesinde bulunan Polyak Madencilik önündeki eylemde gözaltına alınan Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, uzman Başaran Aksu, genel merkez yöneticisi Volkan Çetin ve Öncü Çetin serbest bırakıldıhttps://t.co/v1422nMDQupic.twitter.com/1Pmrbm3Elm
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde(İBB) AK Parti döneminde; 2012-2019 yılları arasında İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından hiçbir ‘Genel Teftiş’ yapılmadığını belgelerle tespit ettiklerini ifade etti.
Yavuzyılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“Yargıdan kaçarsa AKP kaçar İstanbul Büyükşehir Belediyesinde AKP döneminde; 2012-2019 yılları arasında İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından hiçbir ‘Genel Teftiş’ yapılmadığını tespit ettik CHP döneminde ise; 2020-2025 yılları arasındaki İBB’nin tüm iş ve işlemleri mülkiye müfettişleri tarafından ‘Genel Teftişe’ tabi tutuldu. Bunun adı, İBB’de AKP dönemindeki tüm iş ve işlemlerin, ihaleler, tahsisler, bağış adı altındaki tüm işlemlerin denetimden ve yargıdan kaçırılmasıdır!”
İlk uyarı, Avustralya’dan geldi. Avusturalya, Ortadoğu’da güvenlik endişelerinin “artması” nedeniyle İsrail ve Lübnan’daki görevli diplomatların yakınlarına ülkeden ayrılmaları talimatı vererek bu ülkelerdeki vatandaşlarına ticari uçuşlar sürerken ülkeden ayrılmaları çağrısında bulundu.
Bu çağrının ardından Çin de benzer bir açıklama yaparak Ortadoğu’da güvenlik risklerinin artması nedeniyle İsrail’deki vatandaşları için güvenlik uyarısı yayımladı.
ABD’nin İsrail’deki Büyükelçiliği, İran’la artan gerilimin ardından, “oluşan güvenlik riskleri nedeniyle” kritik görevlerde bulunmayan çalışanlar ve ailelerinin ülkeyi terk etmesine izin verdi.
New York Times gazetesi, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, Büyükelçilik personeline gönderdiği e-postada, ülkeyi terk etmek istiyorlarsa “bunu bir an önce yapmaları” konusunda uyarıda bulunduğunu yazdı.
Bu gelişmelerin ardından birçok ülkeden benzer açıklamalar gelmeye başladı.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı, “Bölgesel gerginliğin artma riskleri nedeniyle vatandaşlarımıza İsrail ve Filistin’e zorunlu olmadıkça seyahat etmemelerini tavsiye ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bakanlık ayrıca Tel Aviv’de görev yapan bazı personel ve ailelerinin geçici olarak İsrail içinde başka bir noktaya nakledildiğini açıkladı.
Fransa Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, bölgesel gelişmeler ve hava sahasının kapanma ihtimali nedeniyle vatandaşlarına İsrail’e seyahat etmemeleri tavsiyesinde bulundu.
Almanya Dışişleri Bakanlığı ise vatandaşlarına İsrail ve Doğu Kudüs’e seyahatten kaçınmaları yönünde uyarı yaparak Tel Aviv’in “resmi olarak hâlâ savaş halinde” olduğunu vurguladı.
Açıklamada, “Gazze Şeridi ve Batı Şeria’ya seyahatten şiddetle kaçınılması tavsiye edilir.” denildi. Gazze veya Batı Şeria’da bulunan Alman vatandaşlarına da mümkünse bölgeden ayrılmaları çağrısı yapıldı.
GÜNEY KORE
Washington ile Tahran arasında artan gerilim nedeniyle birçok ülke İsrail’e olduğu gibi İran’daki vatandaşları için uyarılarda bulundu.
İran’a son günlerde ilk seyahat uyarısı Güney Kore’den geldi. Güney Kore merkezli haber ajansı Yonhap’ın haberine göre, Güney Kore’nin Tahran Büyükelçiliği, ABD’nin Tahran’a olası askeri saldırısı nedeniyle bölgede gerilimin artması üzerine vatandaşlarına “İran’ı terk etmeleri” tavsiyesinde bulundu.
Güney Kore’nin ardından Hindistan Tahran Büyükelçiliği’nden İran geneline yayılan gösteriler ve bölgedeki gerilimin artması nedeniyle Hindistan’dan, vatandaşlarına ticari uçuşlar da dahil olmak üzere, mevcut ulaşım araçlarıyla İran’ı terk etmeleri tavsiyesi geldi.
ÇİN
Çin, dış güvenlik risklerinin artması nedeniyle vatandaşlarına İran’ı ülkeyi terk etmeleri uyarısı yaptı.
İNGİLTERE
İngiltere Dışişleri Bakanlığı, ayrı bir açıklamasında İran’a yönelik seyahat uyarısını sürdürdüğünü ve güvenlik durumu nedeniyle İran’daki diplomatik personelini geçici olarak geri çektiğini bildirdi.
FRANSA
Fransa Dışişleri Bakanlığı da hâlihazırda İran’da bulunan Fransız vatandaşlarına azami dikkat göstermeleri ve bireysel ya da toplu sığınma yerlerini belirlemeleri çağrısı yaptı.
İSVEÇ
İsveç de İran’daki vatandaşlarına ülkeyi acilen terk etmeleri çağrısında bulundu.
İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, ABD merkezli X sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, bakanlığın İran’a seyahat edilmemesi yönündeki tavsiyesine uyulması gerektiğini belirtti.
Stenergard, İran’da bulunan İsveç vatandaşlarına ülkeyi acilen terk etmeleri yönündeki güçlü çağrısını yineleyerek, “İsveçliler fırsat varken İran’ı terk etmeli ve beklememeli. İran’da kalmayı seçenler büyük bir kişisel sorumluluk almış olur. Bu noktada Dışişleri Bakanlığı, İran’dan tahliye konusunda yardımcı olamayacaktır.” ifadelerini kullandı.
İTALYA
İtalya Dışişleri Bakanlığı, İran’daki İtalyan vatandaşlarına bu ülkeyi terk etme çağrısını yineleyip dikkatli olmaları konusunda uyarırken, İsrail’deki vatandaşlarına da ihtiyatlı olmalarını ve teyakkuzda kalmalarını tavsiye etti.
POLONYA
Polonya Dışişleri Bakanlığı ise İran’daki gelişmeler nedeniyle vatandaşlarına Lübnan’ı “derhal” terk etmeleri çağrısında bulundu. Açıklamada, “İran’daki durum nedeniyle Lübnan’ı derhal terk etmenizi tavsiye ediyoruz. Hava yoluyla dönüş zor veya hatta imkânsız olabilir.” ifadelerine yer verildi.
Bunlara ek olarak, Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, bölgede artan gerginlik nedeniyle İran’da bulunan vatandaşlarına ülkeyi terk etmelerini tavsiye etti.
Brezilya, Sırbistan ve Singapur da benzer şekilde seyahat uyarısı yaparak vatandaşlarından İran’ı terk etmeleri çağrısı yaptı.
Trump, Washington’dan Florida’ya giderken, başkanlık uçağında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Maskat’taki ilk görüşmelerden duyduğu memnuniyeti dile getiren Trump, “Bugün Rusya ve Ukrayna ile çok, çok iyi görüşmeler yaptık, aynı şekilde İran’la da çok iyi görüşmeler yaptık. İran anlaşma yapmak istiyor gibi görünüyor ve bunu çok istiyorlar.” dedi.
Trump, İran’a karşı büyük bir donanmanın bölgeye gönderildiğini hatırlatarak, “Yakında orada olacak. Bunun nasıl sonuçlanacağını göreceğiz.” diye konuştu.
VENEZUELA ÖRNEĞİ VERDİ
ABD’nin gerekli adımı atacağını ama acele etmelerini gerektirecek bir durum olmadığını vurgulayan Trump, “Venezuela’yı hatırlarsanız, bir süre beklemiştik ve acelemiz yok. Bolca zamanımız var. İran’la çok iyi görüşmeler gerçekleştiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
‘ANLAŞMA OLMAZSA SONUÇLARIN ÇOK SERT OLACAĞI AÇIK’
Trump, özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner’den oluşan ABD müzakere ekibinin İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile yaptığı görüşmeyi “yüksek temsilciler” arasında yürütülen görüşmeler olarak tanımlayarak, “Anlaşma olmazsa sonuçların çok sert olacağı açık. Buna göre herkes kartlarını biliyor.” dedi.
‘NÜKLEER SİLAH OLMAYACAK’
İran ile kabul edilebilir koşullarda bir anlaşma sağlandığını görmeyi çok istediğini aktaran Trump, “Ama her şeyden önce, nükleer silah olmayacak.” diye konuştu.
Trump, ikinci başkanlık döneminin ilk aylarında, Tahran yönetiminin halihazırda müzakere edilen koşullara şimdiki gibi olumlu yaklaşsaydı “iki ülke arasında çoktan anlaşma olacağını” iddia ederek, “Şu anda, anlaşma için öncesinden çok daha istekliler.” ifadelerini kullandı.
Görüşmelerin sonuçlarını görmek gerektiğini vurgulayan Trump, tarafların haftaya yeniden bir araya gelmeyi planladığını kaydetti.
İRAN İLE İŞ YAPAN ÜLKELERE EK YÜZDE 25 GÜMRÜK VERGİSİ
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, kendi sosyal medya platormu Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, ’’Derhal yürürlüğe girmek üzere, İran İslam Cumhuriyeti ile iş yapan herhangi bir ülke, Amerika Birleşik Devletleri ile yaptığı tüm ticari faaliyetlerde yüzde 25 gümrük vergisi ödeyecektir. Bu karar nihai ve kesindir’’ ifadelerini kullandı.
Trump’ın yaptırım kararı dün ABD ve İran arasında Umman’da yapılan ve “iyi bir başlangıç” olarak nitelendirilen arabuluculu müzakerelerin ilk turunun ardından geldi.
UMMAN’DAKİ ABD-İRAN GÖRÜŞMESİ
Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’taki görüşmelerin iyi bir başlangıç olduğu, tarafların müzakereleri sürdürme kararı aldığı ve yeni görüşme turu için ortak niyet beyan ettikleri kamuoyuna yansımıştı.
İran’da ocak ayında patlak veren protesto gösterileriyle birlikte ABD ile İran arasındaki gerilim yükselmiş, Trump, göstericilere destek olmak için askeri güç kullanabileceği mesajını vermişti.
Trump, Tahran yönetiminin göstericilere yönelik idam kararını durdurması üzerine, askeri seçeneği şimdilik askıya aldığını duyurunca, nükleer program ve bölgesel güvenlik kaygılarını içeren uzun süredir devam eden ihtilafı çözmek üzere diplomasi yeniden devreye girmişti.
İki ülke arasında Türkiye’nin önerisiyle önce İstanbul’da bir görüşme yapılacağı duyurulmuş ancak toplantı yeri daha sonra İran’ın talebiyle Maskat’a alınmıştı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından yapılan son değerlendirmelere göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara’nın batısı ve Kuzey Ege Kıyıları hariç yurt genelinin aralıklı yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Genellikle yağmur ve sağanak, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri, Toroslar Mevkii, Bolu, Sivas, Niğde ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda karla karışık yağmur ve kar şeklinde görülecek olan yağışların; Antalya’nın doğusu, Mersin’in batısı, Hatay, Kocaeli, Sakarya, Bursa, Bilecik, Bolu, Düzce, Tunceli, Bingöl, Muş, Bitlis, Şırnak, Hakkari ve Siirt çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Sabah ve gece saatlerinde doğu bölgelerde buzlanma ve don olayı bekleniyor. Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer yer toz taşınımı beklenmektedir.
HAVA SICAKLIĞI VE RÜZGAR
Hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın; Orta ve Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde güneyli yönlerden kuvvetli ve yer yer fırtına şeklinde (50-70 km/saat) esmesi bekleniyor.
UYARILAR
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI
Yağışların, Antalya’nın doğusu, Mersin’in batısı, Hatay, Kocaeli, Sakarya, Bursa, Bilecik, Bolu, Düzce, Tunceli, Bingöl, Muş, Bitlis, Şırnak, Hakkari ve Siirt çevrelerinde yerel kuvvetli olması beklendiğinden (ani sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı, kıyılarda hortum, kuvvetli rüzgar ve fırtına ile ulaşımda aksamalar gibi) olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.
KUVVETLİ RÜZGAR
Rüzgarın, Orta ve Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde güneyli yönlerden kuvvetli ve yer yer fırtına şeklinde (50-70 km/saat) esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.
ÇIĞ TEHLİKESİ
Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’da yüksek kar örtüsüne sahip eğimli alanlarda çığ tehlikesi bulunduğundan oluşabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.
İşte il il hava durumu:
MARMARA
Çok bulutlu, doğusunun aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; Kocaeli, Sakarya, Bursa çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ÇANAKKALE °C, 17°C
Çok bulutlu doğusu aralıklı sağanak yağışlı
EDİRNE °C, 14°C
Çok bulutlu
İSTANBUL °C, 14°C
Çok bulutlu ve aralıklı sağanak yağışlı
KOCAELİ °C, 15°C
Çok bulutlu ve aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; yerel kuvvetli olması bekleniyor.
EGE
Çok bulutlu, güney ve iç kesimlerinin yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 13°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
DENİZLİ °C, 18°C
Çok bulutlu, bu sabah saatlerinde sağanak yağışlı
İZMİR °C, 20°C
Çok bulutlu
MUĞLA °C, 16°C
Çok bulutlu, bu sabah saatlerinde sağanak yağışlı
AKDENİZ
Çok bulutlu, bölge genelinin yağmur ve sağanak, yüksek kesimlerinin ise karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Antalya’nın doğusu, Mersin’in batısı ile Hatay çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ADANA °C, 15°C
Çok bulutlu ve aralıklı sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 18°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, doğu kesimlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
HATAY °C, 13°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ISPARTA °C, 16°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı, sabah saatlerinde yüksek kesimleri karla karışık yağmur ve kar yağışlı
İÇ ANADOLU
Çok bulutlu ve aralıklı yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların genellikle yağmur ve sağanak, bölgenin kuzey ve doğusunun yükseklerinde karla karışık yağmur ve kar yağışı şeklinde görüleceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 11°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı, kuzey kesimleri karla karışık yağmur ve kar yağışlı
ESKİŞEHİR °C, 14°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
KONYA °C, 15°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
SİVAS °C, 6°C
Çok bulutlu, aralıklı karla karışık yağmur ve kar yağışlı
BATI KARADENİZ
Çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı, yüksek kesimlerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Bolu ve Düzce çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
BOLU °C, 12°C
Çok bulutlu ve aralıklı yağmurlu, yüksek kesimleri karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DÜZCE °C, 13°C
Çok bulutlu ve aralıklı yağmurlu, yüksek kesimleri karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, yerel kuvvetli olması bekleniyor.
SİNOP °C, 16°C
Çok bulutlu ve aralıklı sağanak yağışlı
ZONGULDAK °C, 13°C
Çok bulutlu ve aralıklı sağanak yağışlı
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, kıyılarda yağmur ve sağanak, iç kesimlerinin yükseklerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde görülmesi bekleniyor. Rüzgârın, iç kesimlerde güneyli yönlerden kuvvetli, yer yer kısa süreli fırtına (50-70 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde yüksek kar örtüsüne sahip eğimli alanlarda çığ tehlikesi bulunmaktadır.
AMASYA °C, 11°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
ARTVİN °C, 13°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve karla karışık yağmurlu, yüksekleri kar yağışlı
SAMSUN °C, 15°C
Çok bulutlu ve aralıklı sağanak yağışlı
TRABZON °C, 19°C
Çok bulutlu, gece saatlerinden sonra sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yağmur ve karla karışık yağmurlu doğusu ile yüksek kesimlerinin kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; Tunceli, Bingöl, Muş, Bitlis, Şırnak ve Hakkari çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Sabah ve gece saatlerinde buzlanma ve don olayı ile birlikte pus ve yer yer sis bekleniyor. Bölgenin doğusunun yüksek kar örtüsüne sahip eğimli kesimlerinde çığ tehlikesi bulunmaktadır.
ERZURUM °C, 3°C
Çok bulutlu ve aralıklı kar yağışlı
KARS °C, 0°C
Çok bulutlu, aralıklı kar yağışlı
MALATYA °C, 7°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmurlu, yüksekleri karla karışık yağmur ve kar yağışlı
VAN °C, 5°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmurlu ve karla karışık yağmurlu yüksekleri kar yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Çok bulutlu, bölge genelinin yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Siirt çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Bölge genelinde yer yer toz taşınımı bekleniyor.
DİYARBAKIR °C, 8°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
GAZİANTEP °C, 9°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
SİİRT °C, 8°C
Çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.
CVP Sözcüsü Ayşe Ülkü Ülger, Kahramanmaraş depremlerinin 3. yılında ilişkin açıklaması basın açıklaması yaptı.
Sözcü Ülger, parti genel merkezinde yaptığı açıklamada depremde yitirilen yurttaşları saygıyla andıklarını belirterek şunları söyledi:
“6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin üçüncü yılında, kaybettiğimiz on binlerce yurttaşımızı saygıyla anıyoruz. Bu büyük felaket yalnızca yerin altından gelen bir sarsıntı değil; yıllara yayılan ihmalin, yanlış tercihlerin, çürümüş rant sisteminin ve bilinçli gecikmelerin sonucudur.Enkaz altındaki insanlarımız saatlerce yardım beklerken devletin tüm imkânlarının zamanında ve kararlılıkla sahaya sürülmemesi halkımızın hafızasına acı şekilde kazınmıştır. Askerin kışlalardan geç çıkarılması başta olmak üzere kriz anında alınmayan her karar bu acının bir parçasıdır. Aradan üç yıl geçti. Ne tek bir istifa geldi ne de ihmallerle yüzleşildi.
‘HATAY’DA İHMALLER ZİNCİRİ’
Geçen zamana rağmen gerekli yapısal önlemler hâlâ alınmamış, bilim insanlarının uyarıları görmezden gelinmiştir. Bugün olası bir İstanbul depremi yalnızca bir felaket değil, çok daha ağır bir toplumsal yıkım anlamına gelecektir. Yaşananlardan ders çıkarılmayan her gün, milyonlarca insanın hayatı sorumsuzluğa terk edilmektedir. Hatay’da yaşananlar ise ihmaller zincirinin hâlâ sürdüğünü göstermektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti öncesinde yıkıntıların brandalarla gizlenmesi, bitmemiş inşaatların tamamlanmış gibi gösterilmesi açık bir algı operasyonudur. Aynı süreçte “eviniz hazır” denilerek yapılan konut kuralarında, aynı dairenin birden fazla hak sahibine çıkması ve bir daireye sekiz ortağın düşmesi skandalın boyutunu ortaya koymuştur. Depremzedelere verilen “olur öyle şeyler” yanıtı ise bu ciddiyetsizliğin ve sorumsuzluğun itirafıdır. Gerçeği örtmekle, brandalarla gizlemekle bu milletin vicdanı susturulamaz. Bir diğer acı gerçek ise yüz binlerce yurttaşın hâlâ konteynerlerde yaşam mücadelesi vermesidir. Vatandaşlarımız kışın soğuğunda, yağmurunda ve çamurunda hayata tutunmaya çalışmaktadır. Bu manzara yalnızca bir ihmalin değil bitmeyen bir mağduriyetin açık göstergesidir.
‘EPSTEIN’ ÇAĞRISI
Depreme ilişkin hesap vermesi gerekenler suskunken bugün daha ağır bir tablo karşımızdadır! Yeni Epstein belgelerinin yayımlanmasının ardından depremde kaybolan çocuklara ilişkin ortaya atılan iddialar, Türk milletinin yükselen çığlığı haline gelmiştir. Vatanımızın geleceği olan yavrularımızın Epstein adasına kaçırıldığı iddiaları karşısında saray rejiminin hâlâ elle tutulur tek bir açıklama yapmamış olması kabul edilemez.
‘TARİKAT’ İDDİALARI
Deprem sonrası kimsesiz kaldığı söylenen çocukların akıbeti hâlâ karanlıktadır. Bu çocukların bir kısmının tarikat yapılarına teslim edildiği yönündeki bilgiler son derece ağır bir sorumluluğa işaret etmektedir. Devletin asli görev alanına giren bir konuda çocukların bakanlıklar dışında yapılara bırakılması, paralel bir yapı oluşturulması anlamına gelmesinin yanı sıra anayasal sorumluluk doğurur! Bu sürece izin veren, göz yuman veya ihmali bulunan herkesin en ağır şekilde yargılanmalıdır. Bu mesele siyasetin gündelik hesaplarına sığmaz. Bu mesele devletin namusu, çocuklarımızın hayatı, Türk milletinin vicdanıdır! Yetkilileri derhal açık ve şeffaf biçimde konuşmaya, sorumlular için hukuki adımları atmaya çağırıyoruz. Deprem sürecindeki tüm ihmaller ve kaybolan çocuklara dair iddialar gecikmeksizin aydınlatılmalıdır.
‘SORUMLULULAR YARGI ÖNÜNE ÇIKACAK’
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak açıkça ilan ediyoruz. Bu dosya kapatılamaz, bu iddialar görmezden gelinemez. Depremde yaşanan ihmaller de kaybolan çocuklara ilişkin ortaya atılan vahim iddialar da devlet ciddiyetiyle ele alınmak zorundadır. Susmak, geçiştirmek, gerçekleri perdelemek suçtur. Yetkili olan herkes konuşacak, sorumlu olan herkes hesap verecek. Halkımız enkaz altında kalan evlatlarının da kaybolan çocuklarının da peşini bırakmayacaktır. Adalet sağlanana kadar bu konunun peşini bırakmayacağız. Gerçekler ortaya, sorumlular yargı önüne çıkacak! Büyük Türk milletine saygılarımızla.”
Parti Sözcümüz Ayşe Ülkü Ülger’in Kahramanmaraş depremlerine ilişkin açıklaması:
Konteynerlerde yaşam sürerken Hatay’da gerçekler brandalarla örtülüyor. Kaybolan çocuklara ilişkin Epstein ve tarikat iddiaları ise Türk… pic.twitter.com/XC1oVXpVPz
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) February 6, 2026
Yenimahalle ilçesinde, 2 Şubat’ta muayene istasyonuna aracını götüren polis memuru Melih Okan Keskin (44) ile istasyon çalışanları arasında tartışma çıktı.
Kavgaya dönüşen olayda darbedildiği öne sürülen Keskin, olaydan birkaç saat sonra fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Beyin kanaması teşhisiyle yoğun bakımda tedavi altına alınan Keskin, üç günlük yaşam mücadelesini kaybetti.
Vefat eden polis memuru için Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde tören düzenlendi. Keskin’in cenazesi, törenin ardından toprağa verildi.
Olayla ilgili polis ekiplerince gözaltına alınan 2 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan şüphelilerden 1’i tutuklanırken, diğeri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Keskin’in kesin ölüm nedeni, Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsi raporunun ardından netlik kazanacak.
TÜVTÜRK’TEN AÇIKLAMA
TÜVTÜRK’ten yapılan açıklamada, Ankara İvedik Araç Muayene İstasyonu’nda 2 Şubat’ta yaşanan ve kamuoyuna yansıyan olayla ilgili derin bir üzüntü içerisinde olunduğu belirtildi.
Söz konusu tarihte araç sahibi polis memuru Keskin ile istasyonda görevli Saruhan Atasoy arasında muayene işleminin ardından, otopark alanında yaşanan tartışma sırasında görevli çalışanın kabul edilemez şekilde fiziki müdahalede bulunduğunun tespit edildiği bilgisi verildi.
Şirketin, hiçbir koşulda şiddet içeren davranışlara müsamaha göstermediği belirtilen açıklamada, olayın tespit edilmesini takiben ilgili çalışanın iş akdinin sonlandığı ifade edildi.
Olayın ardından tarafların emniyet birimlerine gittiği ve adli sürecin başlatıldığı aktarılan açıklamada, aynı günün ilerleyen saatlerinde Keskin’in rahatsızlanarak hastaneye başvurduğu, dün ise hayatını kaybettiğinin büyük bir üzüntüyle öğrenildiği belirtildi.
Keskin’in vefat nedeninin kesin olarak belirlenmesine yönelik Adli Tıp Kurumu tarafından yürütülen inceleme sürecinin devam ettiği, konunun adli makamlarca tüm yönleriyle değerlendirildiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Söz konusu eski çalışan Saruhan Atasoy, yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanmış olup hukuki süreç devam etmektedir. Şirketimiz, olayın aydınlatılabilmesi amacıyla ilk andan itibaren kolluk kuvvetleri ve soruşturmayı yürüten savcılık ile tam bir işbirliği içerisinde hareket etmektedir. Sürecin hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve sorumluluk ilkeleri doğrultusunda yürütülmesine yönelik hassasiyetimiz kararlılıkla sürmektedir. Bu elim olay nedeniyle hayatını kaybeden merhum Polis Memuru Melih Okan Keskin’e Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz. Yaşanan acıyı yürekten paylaşıyor, kamuoyunu adli sürecin sonuçları doğrultusunda bilgilendirmeye devam edeceğimizi saygıyla bildiriyoruz.”
Netanyahu, ABD’de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı kurduğu iddiasıyla yargılandığı sırada hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein’in İsrail için çalışmadığını savundu.
Netanyahu, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Epstein arasındaki ilişkiyi ileri sürdü.
Epstein ile Barak arasındaki “alışılmadık derecede yakın ilişkinin” Epstein’in İsrail için çalıştığı anlamına gelmeyeceğini savunan Netanyahu, eski Başbakan Barak’ın 20 yıl önceki seçim yenilgisinin etkisinde kalarak yıllardır “İsrail demokrasisini baltalamak için çalıştığını” iddia etti.
Netanyahu, Barak’ı İsrail hükümetini baltalamak için faaliyetlerde bulunmakla da suçladı.
EPSTEIN’E YÖNELİK İSRAİL İDDİALARI
Epstein’in İsrail için çalıştığı ve ölmediği yönündeki iddialar son günlerde kamuoyunda yer alıyor.
Bu iddialara Epstein’in YouTube ve Fortnite isimli oyundaki kullanıcı adı “littlestjeff1” gerekçe gösteriliyor.
Kamuoyuyla paylaşılan dosyalarda yer alan ve Epstein’in sık sık oyun içi satın alımlar yaptığını gösteren belgelerde “Fortnite Tracker” adlı sitede “littlestjeff1” adıyla kullanılan hesabın, oyunun 3 Aralık 2023’te başlayan ve 8 Mart 2024’e kadar süren bölümüne yükseldiği öne sürülüyor.
İddialar, Epstein’in Fortnite hesabının, ölümünden 4 yıl sonra İsrail’den aktif kullanıldığına işaret ediyor.
İlişkili Haber
Eski İsrail Başbakanı, Trump’ı ikna etmesi için Epstein’den yardım istemiş: ‘Sarışın bir kadını göndermeye hazırlar’
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
ABD’li gazeteci: Epstein’ın İsrail için çalıştığını başkentte herkes biliyordu
Haberi görüntüle
EPSTEIN OLAYI
En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019’da ölü bulunmuştu.
Açıklanan Epstein dava dosyalarında, Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan “müşteri listesi”nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein’ın ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.
İlişkili Haber
Epstein skandalında Clinton ekibine uzanan yazışmalar
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
Epstein belgelerinden çıktı… Mossad’a 400 milyon sterlinlik şantaj: ‘Her şeyi ifşa ederim’
Veryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... 📌Kitaplarımızı satın almak için:https://pankusyayinlari.com/📌Yeni Deniz Mecmuası dergimize abone olmak için...
Alınan bilgiye göre A.Y, MHP Karapürçek İlçe Başkanı Mustafa Hıraç’ın İnönü Mahallesi Osmanlı Caddesi’ndeki iş yerine gitti. A.Y. burada henüz bilinmeyen nedenle silahla Hıraç’a ateş etti.
Daha sonra Cumhuriyet Mahallesi Şehit Selim Gedik Caddesi’ndeki evine giden A.Y, silahla eşi S.Y’yi yaraladı.
Haber verilmesi üzerine eve ve iş yerine, polis ile sağlık ekipleri sevk edildi.
Sağlık görevlilerince yapılan kontrolde, Hıraç’ın ve S.Y’nin hayatını kaybettiği belirlendi.
Önceki bir yazımda dünyanın “post-truth” (hakikat-ötesi) denen bulanık bir çağdan, “post-post-truth” diyebileceğimiz daha üst bir evreye doğru sürüklendiğini yazmıştım. Hem iç hem de dış gündemde öylesine absürt gelişmeler öylesine hızlı ve üst üste yaşanıyor ki artık neyin gerçek, neyin dikkat dağıtma olduğunu ayırt edemiyoruz.
Şu son dönemde değişmeyen tek şey, maruz kaldığımız absürtlük seviyesinin istikrarlı biçimde artması olabilir. Zira akıl almaz olan, özellikle geçiş ve kriz dönemlerinde zihinleri meşgul etmenin en pratik yoludur. “Bu kadar da olmaz” dediğimiz başlıklar çoğu zaman esas düzleminden koparılır; yoğun insani duygulara, histerik reflekslere bağlanır. Bir süre sonra meseleleri ve sonuçlarını tartışmak yerine anlık tepkiler üretmeye başlarız. Anormal görülen giderek normalleşir; akıl almaz olan ise rutinleşir ve geçiştirilir.
İşte dünya elitlerinin karanlık yüzü; bu akıl almaz iddialar ve mide bulandırıcı ayrıntılar, Epstein dosyalarıyla ortalığa bir irin gibi saçıldı. Milyonlarca sayfa belge, ifşaatlar ve yeni soruşturmalar adeta gözümüzün içine sokuldu. Illuminati’den Rockefeller’a, Üçlü Komisyon’dan istihbarat servislerinin karanlık dehlizlerine kadar; ben de dâhil olmak üzere pek çoğumuzun yıllarca “komplo teorisi, o kadar da değildir” diyerek ciddiye almadığı başlıklar dahi belgelerle açığa çıkarıldı.
Her adımı hesaplanmış bu küresel düzende, böylesine büyük bir irinin bu kadar “açık ve seçik” biçimde, üstelik gözümüze sokulurcasına ortaya dökülmesinin elbette bir sebebi olmalı. Küresel sistemin “kaza” yapacağına, birilerinin kontrolü kaybedip bu devasa lağımı “yanlışlıkla” patlattığına inanacak kadar saf değiliz.
Denilebilir ki hâkim güçler ve uluslararası sermaye, kendi içindeki yöntem ve aktörleri revize ediyordur; belki eski kadroların tasfiyesiyle, hâlihazırda kirlenen yüklerden kurtulup “yeni yüzlerle” kendini güncellemek istiyordur. Fakat bu çıkarımların hiçbiri şu aşamada hüküm üretecek düzeyde değil.
Elbette sağlıklı bir hüküm için çok daha fazla veriye ihtiyaç var. Ama her sarsıcı gelişmede olduğu gibi burada da histeriyi ve aşırıya kaçan anlık reaksiyonları bırakıp soğukkanlı yaklaşmakta fayda var. İlerleyen süreçte konuyu değerlendirirken şu soruları da sormak gerekecek:
Bu dosyalar hangi anda, hangi amaçla ve hangi siyasi-psikolojik sonuçları üretecek şekilde dolaşıma sokuldu?
Bu sonuçlar kime, ne ölçüde fayda ve zarar sağladı?
En önemlisi: Biz bu iğrençliğe dehşet içinde bakarken, gözümüzden kaçırmamız istenen başka neler var?
Şu aşamaya bakarak, özellikle ülkemizi ilgilendiren birkaç detay üzerinden resmin geneline dair bir değerlendirme yapmaya çalışalım.
Bilindiği gibi Jeffrey Epstein dosyalarında, Rixos Otelleri’nin sahibi Fettah Tamince’nin adının geçtiği e-postalar ortaya çıktı. 2017 tarihli bir yazışma trafiğinde, Dubaili iş insanı Sultan Ahmed bin Sulayem’in Tamince’den, Epstein’in özel spasında çalışan iki kadının Türkiye’de eğitim almasını talep ettiği görülüyor.
Öncesinde “FETÖ Borsası” üzerinden örgütten aklandığı iddialarıyla da gündeme gelen Tamince, bu kez Epstein dosyalarının içinden çıkıyor. Geçmişte FETÖ iltisakı olduğunu kendisi de itiraf eden; fakat darbeden önce bu yapıdan uzaklaştığını söyleyen Tamince, yine hakkındaki iddiaları şiddetle reddediyor.
Tabii ülkede “adalet” sözü bile iktidar hattının dışında kalan sadakatsizler için bir anlam ifade etmiyorken… “FETÖ Borsası” gibi bir meselenin bile üzerine gidilememişken… Yüzü kızarması gerekenlerin pişkince omuz silkmesi de şaşırtmıyor.
Neyse… Tamince’nin verdiği cevapta bazı kısımlar özellikle dikkatimi çekti:
“Sultan Ahmed bin Sulayem bizim arkadaşımız, dünya çapında bir şahsiyet… Biz talep Sulayem’den geldi diye dikkate alıyoruz açıkçası. Gerisine bakmıyoruz… Sorgulama yapmaz, çünkü Sulayem bizim çok itibar ettiğimiz bir şahsiyet.”
Peki, Tamince’nin arkadaşı ve “sorgulamaya gerek duymayacak kadar”itibar ettiği bu Sulayem kim? Epstein dosyalarında geçen “sıradan bir isim” değil elbette…
Körfez–İsrail–ABD hattındaki kirli diplomasinin ve kurulan ağın merkezindeki isimlerden biri. (tıpkı çok yakından tanıdığımız, Tom Barrack gibi…)
Sulayem, Birleşik Arap Emirlikleri’nin önde gelen kraliyet ailelerinden birine mensup. Dubai merkezli dev lojistik şirketi DP World’ün en tepesindeki isim. Şirket, dışarıdan “ticari bir yapı” gibi dursa da BAE’nin devlet desteğiyle, özellikle Orta Doğu ve Afrika’da büyüyen ve dış politikasının bir “jeopolitik aygıtı” olarak anılan bir yapıda. Sulayem ayrıca Epstein’in Karayipler’deki Little St. James adasının “özel” konuklarından.
İfşaatlara göre:
2007’nin Kasım ayında Epstein, Sulayem’e ortak tanıdıkları bir kadın hakkında “komik bir hikâye” duyduğunu yazıyor. Sulayem durumu şöyle özetliyor: “Evet, birkaç denemeden sonra New York’ta buluşabildik. Ama bir yanlış anlaşılma olmuş; kadın iş istiyordu, ben ise sadece kadın istiyordum!” Epstein’in cevabı ise: “Allah’a şükür, hâlâ sizin gibi insanlar var.”
2011 yılında Sulayem, Epstein’e bir e-posta atıyor. Konu başlığı: “GPS GTX Akıllı Ayakkabı.” İçerik ise “çocukları da izlemek için” pazarlanan takip cihazlı ayakkabılar. Epstein’in yanıtı memnuniyet dolu: “Teşekkürler, harika fikir. Arkadaşını gerçekten çok sevdim.”
Tabii aralarındaki diyalog, sapkınlık düzlemine sıkışmış değil. Belli ki sapkınlık meselesi, Epstein için daha büyük bir misyonun aracı oluyor; tıpkı Adnan Oktar ve FETÖ’nün yöntemlerinde de gördüğümüz gibi.
2013 yılına gidelim…
Epstein, meşhur İbrahim Anlaşmaları’ndan (İsrail-Arap ilişkilerinin güçlendirildiği) yıllar öncesinde sahnede. Çok yakın olduğu ve birlikte çalıştığını anladığımız eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Sulayem arasındaki görüşmelere aracılık ediyor. Drop Site News’un aktardığına göre Barak ve Sulayem, Epstein’in ayarladığı toplantılarda defalarca bir araya geliyor.
Yani 2020’deki “tarihi atılım” denilen anlaşmalardan çok önce, BAE–İsrail arasındaki derin istihbarat ve iş ilişkilerinin merkezinde yine bu isimler var. Bu ağ, o tarihten çok önce, Epstein’in gölgesinde ve yine bu isimler üzerinden ilmek ilmek dokunmuş. İfşaatlar, BAE–İsrail arasında onlarca yıla yayılan bir istihbarat ve ticaret ağının zaten örülü olduğuna dair tezleri de güçlendiriyor.
Tamince elbette bir iş insanı olarak herkesin arka planını bilmek zorunda değil; herkesin bağlantı haritasını tutacak hâli de yok. Ama bir “maşallah” demek de lazım… Maşallah. Ne güzel dostlarınız var yahu. Ne sağlam, ne “itibar” sahibi insanlarla bağlantılar kuruyorsunuz.
İtibardan bahsederken, “itibarın” nasıl bir silaha dönüştüğünü yine ifşaatlardan bu sefer ters bir örnekle görelim:
Epstein ve şahsi avukatı Alan Dershowitz, “İsrail Lobisi”ni eleştiren bir makale yazan John Mearsheimer ve Stephen Walt’a karşı “Yahudi karşıtlığı” suçlamasını yaymak için birlikte hareket ediyorlar. İkilinin eleştirileri 2007’de “İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası” adıyla meşhur bir kitaba dönüşüyor; kısa sürede de büyük bir linç kampanyasının hedefi hâline geliyorlar.
(Dershowitz; 1964–2013 yılları arasında Harvard’da hukuk profesörlüğü yapmış, bugün 87 yaşında; Fox gibi kanallara düzenli çıkan, İsrail’in yasa dışı yerleşimlerini savunan ve Batı Şeria/Gazze’deki İsrail suçlarını ABD izleyicisi nezdinde aklamaya çalışan bir figür.)
Epstein, Dershowitz’in Mearsheimer ve Walt’a yönelik saldırısını “muhteşem” diye övüyor; e-postasını “tebrikler” diye bitiriyor. Dershowitz’in “En Yeni ve En Eski Yahudi Komplosunu Çürütmek” başlıklı yazısını çevresine bizzat dağıtacağını söylüyor; “dağıtıyor musun?” sorusuna da “başladım” diye yanıt veriyor.
Yetmiyor, İsrailli grupların baskısı sonrası Chicago Küresel İlişkiler Konseyi, 2007’de yazarların planlanan konuşmasını iptal ediyor. Brookings Enstitüsü başkanı ve Clinton döneminin eski üst düzey yetkilisi Strobe Talbott ise çalışmayı “grotesk” diye niteliyor.
Sonuç malum, Mearsheimer ve Walt o dönemde akademik çevrelerde dışlanıyor ve konuşmaları iptal ediliyor.
(Mearsheimer’ın tanınırlığı son yıllarda YouTube ve sosyal medya üzerinden arttı; özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceğini doğru öngörmesiyle daha geniş kitlelere ulaştı. Ancak 2022 işgalinin sorumluluğunu NATO ve ABD’ye de paylaştıran çizgisi nedeniyle Washington’daki politika çevrelerinde bu kez başka bir cepheden tepki ve linçle karşılaştı.)
Özetle, İsrail’in lobiler aracılığıyla ABD’deki etkisini eleştiren bilim insanları, Epstein gibiler eliyle linç edilip itibarsızlaştırılmaya çalışılırken; aynı Epstein’ın sapkınlık adasında gezen Sulayem gibi isimler “sorgulanamayacak kadar itibarlı” görülebiliyor. Demek ki bu düzende itibar, hangi kirli ağın hangi halkasına sadakat gösterdiğinle ölçülüyor… Kimini koruyan bir kalkan, kimine saplanan bir bıçak…
Özellikle Atatürk ilke ve devrimlerini savunanlar için, ne kadar tanıdık değil mi? Doğruyu savunanın, aykırı soru soranın, ezberi bozanın “linç” ve “itibarsızlaştırma” saldırılarına maruz kalması…
Şimdi dönüp en başa bakalım. Esas vurgulamak istediğim, Tamince’nin kendisini savunmaya çalışırken aslında çok fazla şey anlatmış olması: “Sorgulama yapmayız, çünkü Sulayem bizim çok itibar ettiğimiz bir şahsiyet.”
“İtibar”… Ne kadar önemli, değil mi?
Çevremize bir bakalım: Ekranlar, siyaset, akademi, iş dünyası…
Hangi alana baksak, beş para etmeyecek ama ısrarla parlatılan bu “itibar sahibi” insanlarla dolu. Ve çoğu zaman o itibarın kaynağı; başarı, erdem, liyakat değil… Bağlantı, sadakat ve biat sonucu gelen dokunulmazlık.
Benim açımdan, Epstein dosyalarının şu aşamadaki en önemli sonucu da işte budur. Artık hiçbir alanda, hiçbir ülkede, “itibarı sorgulanamayacak” derecede kimsenin kalmaması gerektiğidir.
Elbette paranoyak bir histeriyle değil. Ancak şunu da her zamanki gibi hatırlayarak: İlkeler, değerler ve doğrular; kişilere, liderlere, taraflara endeksli bir çıkar veya tarafgirlik hesabının gerisine asla düşmemelidir.
O yüzden ısrarla diyoruz ki bu kısır döngülerden çıkış; yeni bir “kahraman” veya “kurtarıcı” aramakta değil, sahte kahramanlara ihtiyaç duymayan; kolektif aklın ve fikri mücadelenin esas alındığı bir siyasal zeminin kurulmasında yatıyor.
Ancak bu anlayış ve iradeyle, duraksatılan Türk Devrimi yeniden canlandırılacak; tam bağımsız Türkiye idealine giden yol yeniden inşa edilecektir. Aksi hâlde siyasi mücadele şahıslara ve sahte kahramanlara bu denli indirgendikçe; yaşanılan hayal kırıklığı döngüleri, mülkiyet ve çıkarlara dayalı siyaset anlayışı, seçmenleri aldatan siyasiler ve kirli pazarlıklar, Türk milletinin geleceğini karartmaya devam edecektir.
Fatih’te bir banka şubesinden yaklaşık 112 bin lira çalan silahlı ve cerrahi maskeli soyguncu gözaltına alındı.
Unkapanı Mahallesi’nde bulunan bankaya cerrahi maskeyle gelen şüpheli, silah tehdidiyle yaklaşık 112 bin lirayı aldıktan sonra koşarak uzaklaştı.
Kaçarken bir vatandaşa çarparak düşen şüpheli, bu sırada silahını ve çaldığı paranın bir kısmını düşürdü.
Düşen yaklaşık 80 bin liranın, şüphelinin yolda çarptığı vatandaş tarafından bankaya teslim edildiği, bankada yaklaşık 32 bin liralık açık olduğu öğrenildi.
Polis ekipleri, şüpheliyi yaptığı çalışmanın ardından gözaltına aldı.
ABD’de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlarıyla tutuklu yargılanırken hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ulaşmaya çalıştığı ortaya çıktı.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından, Epstein hakkındaki soruşturma kapsamında yayınlanan 3 milyondan fazla yeni belgeye göre Epstein, Putin ile bir araya gelmek için girişimlerde bulundu.
Belgeler, birçok üst düzey Rus yetkilinin Epstein ile doğrudan yazışmalar yaparak görüştüğünü ve Epstein’in yıllar boyunca değişik isimler üzerinden Putin ile bir görüşme ayarlamaları için defalarca girişimlerde bulunduğunu ortaya koydu.
Epstein’ın özel e-postalarında, 2010’lu yıllarda eski Norveç Başbakanı Thorbjorn Jagland üzerinden Putin ile görüşme ayarlanması için birçok defa yazışmalar yapıldığı ve Jagland ile bu çabaların 2018’e kadar aralıklarla devam ettiği görüldü.
Adalet Bakanlığı dosyaları ayrıca, Epstein’in, Rusya Federal Güvenlik Hizmetleri Akademisi’nin üst düzey mezunlarından Sergey Belyakov, Kremlin’e yakın isimlerden Rus milyarder Oleg Deripaska ve Rusya’nın eski Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vitaly Churkin gibi üst düzey isimlerle de irtibatta olduğunu gösterdi.
ABD Adalet Bakanlığı dosyalarında tüm girişimlere rağmen Epstein’in Putin ile herhangi bir görüşme gerçekleştirdiğine dair bir kayıt bulunmuyor.
Yayımlanan Epstein dosyalarında Putin’in adı 1000’den fazla kez geçiyor, ancak bu referansların büyük çoğunluğu kişisel ilişkiden ziyade Putin hakkındaki haber kupürleri ve medya özetlerinden oluşuyor.
EPSTEIN OLAYI
En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019’da ölü bulunmuştu.
Açıklanan Epstein dava dosyalarında, Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan “müşteri listesi”nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein’ın ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.
İlişkili Haber
Epstein skandalında Clinton ekibine uzanan yazışmalar
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
Epstein belgelerinden çıktı… Mossad’a 400 milyon sterlinlik şantaj: ‘Her şeyi ifşa ederim’
Veryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... 📌Kitaplarımızı satın almak için:https://pankusyayinlari.com/📌Yeni Deniz Mecmuası dergimize abone olmak için...
İran’da başkent Tahran’da yüksek enflasyon ve paradaki sert değer kaybı ardından başlayan protestolar önemli şehirlere yayıldı. Milyonlarca insanın sokağa çıktığı protestolar sırasında internetin hükûmet tarafından kesildiği bildirildi. İnsan hakları örgütlerine göre protestolar sırasında en az 48 kişi hayatını kaybederken 14 güvenlik görevlisi de öldü.
ABD Başkanı Donald Trump, dün Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada, “Onları en hassas noktalarından çok sert bir şekilde vuracağız” demiş ve yönetiminin İran’daki durumu dikkatle izlediğini, ABD’nin herhangi bir müdahalesinin “kara birliklerinin konuşlandırılması” anlamına gelmediğini sözlerine eklemişti.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio da İran’da devam eden protestolarla ilgili paylaşımda bulundu. Rubio, X hesabından yaptığı paylaşımda “Amerika Birleşik Devletleri, İran’daki cesur insanları destekliyor,” dedi.
HAMANEY: YIKICI UNSURLARLA MÜCADELE ETMEKTEN KAÇINMAYACAĞIZ
İran’ın dinî lideri Ayetullah Ali Hamaney, dün yaptığı açıklamalarda “Herkes bilsin ki, İslam Cumhuriyeti yüz binlerce şerefli insanın kanıyla kuruldu ve bunu inkar edenlerin karşısında geri adım atmayacaktır” dedi. Hamaney, İran’ın “yıkıcı unsurlarla mücadele etmekten kaçınmayacağını” söylerken İran Ulusal Güvenlik Konseyi de protestocuları “silahlı vandallar” ve “barış ve güvenliği bozanlar” olarak nitelendirerek, onlara karşı “kararlı ve gerekli yasal işlemlerin yapılacağını” söyledi.
ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’nın (HRANA) bildirdiğine göre, 28 Aralık’ta başlayan protestolardan bu yana, öldürülen 48 protestocunun yanı sıra 2 bin 277’den fazla kişi de tutuklandı.
Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü (IHRNGO), aralarında dokuz çocuğun da bulunduğu en az 51 protestocunun öldürüldüğünü bildirdi.
BRİTANYA, ALMANYA VE FRANSA’DAN ORTAK AÇIKLAMA
Öte yandan Britanya, Almanya ve Fransa liderleri de ortak bir açıklama yaparak “İran güvenlik güçlerinin şiddet uyguladığı yönündeki haberlerden derin endişe duyduklarını ve protestocuların öldürülmesini şiddetle kınadıklarını” belirtti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, “İranlı yetkililerin kendi halkını koruma sorumluluğu vardır ve misilleme korkusu olmadan ifade özgürlüğüne ve barışçıl toplanmaya izin vermelidirler” açıklamasında bulundu.
ABD Başkanı Trump, dün yaptığı açıklamada “harekete geçmesi gerektiğini”, aksi takdirden “Rusya ve Çin’in Grönland’ı ele geçireceğini” söyleyerek bir tehditte daha bulundu.
‘KOLAY YOLDAN ANLAŞMA YAPAMAZSAK ZOR YOLDAN YAPACAĞIZ’
“Rusya ve Çin’i komşumuz olarak kabul etmeyeceğiz” diyen Trump, “Kolay yoldan bir anlaşma yapmak istiyorum. Ancak kolay yoldan yapamazsak, zor yoldan yapacağız.” diye konuştu.
Trump, “Çin veya Rusya’nın Venezuela’yı işgal etmesine de izin veremeyiz. Eğer bu yaptığımız şeyi yapmasaydık, Çin veya Rusya Venezuela’da olurdu.” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı, “henüz” paradan bahsetmediğini, ancak “bunu konuşabileceğini” söyledi.
ABD Başkanı Trump, Venezuela lideri Nicolas Maduro’nun kaçırılması operasyonunun ardından Grönland’a yoğunlaştı. Trump, bölgenin “ele geçirilmesinin” ABD’nin ulusal güvenlik önceliği olduğunu savundu.
‘BEN OLMASAYDIM NATO DİYE BİR ŞEY OLMAZDI’
Öte yandan Trump, kendisinin başkan olmaması halinde NATO’nun zora gireceğini ileri sürerek, “Benim NATO’yu tamamen desteklediğimi anlamalısınız. NATO’yu ben kurtardım. Ben olmasaydım şu anda NATO diye bir şey olmazdı.” yorumunu yaptı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 10 Ocak hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara, Ege, Akdeniz, Batı Karadeniz (Sinop hariç), Güneydoğu Anadolu’nun batısı ile Eskişehir, Çankırı, Ordu, Rize ve Artvin çevrelerinin yağmur ve sağanak yağışlı, Doğu Anadolu’nun doğusunun karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Yağışların; Marmara’nın güney ve batısı ile Kıyı Ege’de yerel kuvvetli olması bekleniyor. Sabah ve gece saatlerinde iç ve doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı ile birlikte pus ve yer yer sis bekleniyor.
Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Doğu Anadolu’nun doğusunun yüksek kar örtüsüne sahip eğimli kesimlerinde çığ tehlikesi bulunmaktadır.
Hava sıcaklığının mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle güneyli yönlerden hafif ve orta kuvvette, Marmara, Ege, Batı Akdeniz, İç Anadolu’nun kuzey ve batısı ile Karadeniz’in iç kesimlerinde kuvvetli ve yer yer fırtına (40-80 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.
48 İL İÇİN SARI KODLU UYARI
Meteoroloji’nin uyarı haritasına göre sarı kod verilen iller şunlar:
Çok bulutlu, batısı ile zamanla bölge genelinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; bölgenin güney ve batısında yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; güneyli yönlerden kuvvetli ve yer yer fırtına (50-80 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.
BURSA °C, 18°C
Çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; akşam ve gece saatlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ÇANAKKALE °C, 18°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; güney ilçelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
İSTANBUL °C, 15°C
Çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak yağışlı
KIRKLARELİ °C, 10°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; sabah ve öğle saatlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
EGE
Çok bulutlu, Kıyı Ege ile zamanla bölge genelinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğle saatlerinden sonra Kıyı Ege’de yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; güneyli yönlerden kuvvetli ve yer yer fırtına (50-80 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 10°C
Çok bulutlu, gece saatlerinden itibaren yağmurlu
DENİZLİ °C, 15°C
Çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak yağışlı
İZMİR °C, 18°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğle saatlerinden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.
MUĞLA °C, 11°C
Çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; öğle saatlerinden sonra yerel kuvvetli olması bekleniyor.
AKDENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Batı Akdeniz kıyıları ile zamanla bölge genelinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; güneyli yönlerden Batı Akdeniz’de kuvvetli ve yer yer fırtına şeklinde (50-80 km/saat) esmesi bekleniyor.
ADANA °C, 13°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 16°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY °C, 15°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam ve gece saatlerinde sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ISPARTA °C, 9°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinde yağmurlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinde Eskişehir ve Çankırı çevreleri ile Ankara’nın kuzey ve batı ilçelerinin yağmurlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; güneyli yönlerden bölgenin kuzey ve batısında kuvvetli ve yer yer fırtına şeklinde (50-80 km/saat) esmesi bekleniyor.
ANKARA °C, 9°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinde kuzey ve batı ilçeleri yağmurlu
ESKİŞEHİR °C, 12°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinde yağmurlu
KAYSERİ °C, 6°C
Parçalı ve çok bulutlu
KONYA °C, 11°C
Parçalı ve çok bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Bartın çevrelerinin, akşam ve gece saatlerinde bölge genelinin (Sinop hariç) aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı, iç kesimlerinin yükseklerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, güneyli yönlerden kuvvetli ve yer yer fırtına şeklinde (40-80 km/saat) esmesi bekleniyor.
BOLU °C, 8°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam ve gece saatlerinde yağmurlu, yükseklerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı
DÜZCE °C, 14°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam ve gece saatlerinde sağanak yağışlı
SİNOP °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu
ZONGULDAK °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam ve gece saatlerinde sağanak yağışlı
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, sabah saatlerinde Ordu, Rize ve Artvin çevrelerinin yağmurlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; güneyli yönlerden bölgenin iç kesimlerinde kuvvetli ve yer yer fırtına (40-80 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor. Doğu Karadeniz’in yüksek kar örtüsüne sahip eğimli kesimlerinde çığ tehlikesi bulunmaktadır.
AMASYA °C, 9°C
Parçalı ve çok bulutlu
RİZE °C, 10°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah saatlerinde yağmurlu
SAMSUN °C, 15°C
Parçalı ve çok bulutlu
TRABZON °C, 10°C
Parçalı ve çok bulutlu
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin doğusunun karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde buzlanma ve don olayı ile birlikte pus ve yer yer sis bekleniyor. Bölgenin doğusunun yüksek kar örtüsüne sahip eğimli kesimlerinde çığ tehlikesi bulunmaktadır.
ERZURUM °C, -3°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah saatlerinde kar yağışlı
KARS °C, -4°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah saatlerinde kar yağışlı
MALATYA °C, 0°C
Parçalı ve çok bulutlu
VAN °C, 3°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde kar yağışlı
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, akşam ve gece saatlerinde bölgenin batısının yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde bölgenin kuzey ve doğusunda pus ve yer yer sis bekleniyor.
BATMAN °C, 8°C
Parçalı ve çok bulutlu
DİYARBAKIR °C, 3°C
Parçalı ve çok bulutlu
GAZİANTEP °C, 11°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam ve gece saatlerinde aralıklı yağmurlu
Emperyalizmden bahsedenleri eski kafalılıkla suçlayan, çağı ve gelişmeleri anlamaktan yoksun sayanlar, kendilerinin çok akıllı, ahâlinin aptal olduğunu sanıyorlardı. Aslında durum tam tersi ve aptal kendileri. Emperyalizmi bir uydurma, safsatadan ibaret sayan bu budalalar; ABD’nin açık haydutluğu karşısında bile Venezuela’daki Maduro yönetimin yozlaşmasından, İran’daki muhaliflerin Amerika tarafından desteklenmesinin, aşırı otoriter ve sömürücü bir iktidara karşı demokrasi mücadelesi olduğunu söyleyebilecek kadar muhakeme yeteneğinden yoksunlar. Şaşırtıcı değil, çünkü varlık koşulları Batı ve Amerikancılık.
EMPERYALİZMİN SUÇ İKRARI; NATOCULUĞUN İFLÂSI
Trump’ın Venezuela’ya yönelik haydutça girişiminden sonra, Grönland’ı işgal etmeye yelteniyor olması, konvansiyonel ve ekonomik savaş dâhil tüm araçları kullanarak yeni bir paylaşım savaşı başlattığını gösteriyor. Bir önceki yazımda döne döne vurguladı. Bu bir Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı. Beyaz Saray’ın gözü dönmüş… Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı adına uluslararası hukuk ve regülasyon üretmek için kurulan tüm örgütler Beyaz Saray tarafından baypas ediliyor. NATO da buna dahil. Danimarka NATO ve AB üyesi, Trump’ın ”Bize vereceksiniz, yoksa zorla alırım” dediği Grönland, Danimarka’ya bağlı özerk bir yönetim. Böylece pratikte bir NATO üyesinin bir başka NATO üyesine saldıramayacağı şeklindeki Kuzey Atlantik Savunma Örgütü hukuku ortadan kalkıyor.
Suriye’nin fiilen bölünmesi ve İsrail tarafından işgali, İran’ın, içerisindeki haklı muhalif tepkilerin ABD tarafından İran’ı yıkmaya yönelik bir operasyona dönüştürülmesi, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması, Kolombiya ve Küba’nın açık tehdit altında olması, bizim usanmadan söylediğimiz emperyalizm ve NATO gerçeğini dünyanın gözü önüne serdi.
Türkiye’deki NATO’cuların ”NATO’dan çıkarsak ABD’nin açık hedefi oluruz” şeklindeki argümanın ne kadar yersiz olduğunu kanıtladı.
HAZAR’DAN KIZILDENİZ’E SÖMÜRÜ KORİDORU
Türkiye zaten ABD’nin hedefinde… Güneydoğu Akdeniz’den, Batı Trakya’dan, Ortadoğu’dan ülkemize namlularını uzatıyor.
Zengezur geçidi ve Somaliland üzerinden Hazar’dan Kızıldeniz’e bir büyük hat inşa etmeyi amaçlıyor ve Türkiye ile İran ulusal devletlerini bu hedefin en büyük engeli olarak görüyor.
Türkiye’nin en büyük düşmanı ABD… bu gerçek ülkemizdeki Batıcıların da inkâr edemeyeceği noktaya geldi.
GRÖLAND, İKLİM KRİZİ VE YER ALTI KAYNAKLARI
2 milyon metrekare toprağı olan Grönland’da sadece 52 bin kişi yaşıyor; ancak altın, uranyum, petrol kaynakları ve gaz yatakları açısından büyük bir potansiyel barındırıyor. Ve… son 100 küsur yılda 2 dereceye yaklaşan küresel ısınma nedeniyle, dünyanın en büyük adası olan Gröland bir yeni yaşam alanı olarak tasarlanıyor.
ABD’deki ünlüler, aralarında Robert de Niro da var, oradan arazi satın almaya başladılar.
İnşaatçı Trump, Grönland’ı yeni yaşam plantasyonları üzerinden bir rant alanına çevirmeye hevesleniyor. Aynısını Gazze için düşündüğünü gizlememişti. Danimarka satın alma teklifini reddetti. Trump, askerî planlarını devreye sokmaya hazırlanıyor.
BRICS, MONROE DOKTİRİNE KARŞI
ABD, pratikte 3. Dünya Savaşı’nı başlattı; çünkü dünyanın en borçlu ülkesi ve tepetaklak gidiyor. BRICS’in varlığı ve BRICS artının oluşumu ile dolar uluslararası ödeme aracı olma tekelini kaybediyor. Çin’in borcu değil fazlası var; yapay zekâ başta olmak üzere 43 teknoloji alanının 37’sinde ABD’den önde. Bu nedenle Beyaz Saray 1823’teki Monroe doktrinini yeniden canlandırma çabasında.
“Latin Amerika benim, başka hiçbir sömürücü güç benim sömürü alanıma giremez” diyor. Yani kendisinden farklı olarak, kapitalizmi devlet eliyle yöneten Çin’i ne Venezuela ne de diğer Latin Amerika ülkelerinde istiyor. Tehdit, Rusya ve Avrupa Birliği için de geçerli.
DOLAR EGEMENLİĞİNİ KAYBEDİYOR
ABD’nin yıllık bir trilyon dolar borç yükü var. Bu rakam çevrilebilir olmaktan uzaklaşıyor. Enflasyonist yöntemle borcu çevirme ayrıcalığını koruyabilmesi içi doların rezerv para olarak hegemonyasını sürdürmesi gerekiyor. Dolar değişim aracı olma özelliğini kaybediyor, koşar adımlarla borçlanma kapasitesi ve halkının tüketim düzeyini koruyamayacağı, ordusunu finanse edemeyeceği noktaya gidiyor.
ABD müflis tüccar olmak üzere, bu nedenle savaşa mecbur; 1. ve 2. Dünya Savaşları, dünyadaki kaynak paylaşımının yeniden tasnifi üzerine yapılmıştı.
3. Dünya Savaşı’nın bundan bağımsız olması düşünülemez.
Savaş olmamalı; emperyalizmin yeni paylaşım savaşını durdurmak gerekiyor; işte tam bu nedenle Türkiye’nin yeri kendi ulusal devleti ve BRICS ile yükselen Küresel Güney’in yanında olmalı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında ünlü isimlere yönelik yeni bir operasyon yapıldı. Selen Görgüzel, Ayşe Sağlam ve Ceren Alper gözaltına alındı.
BEBEK OTEL’E OPERASYON
DHA’nın haberine göre Bebek Otele jandarma ekipleri tarafından gece saatlerinde operasyon düzenlendi. Ekiplerin çalışmaları sürüyor.
Ünlülere yönelik yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında, uyuşturucunun merkezi konumundaki Bebek Otel sahibi Muzaffer Yıldırım ve işletme müdürü Arif Altunbulak tutuklanmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump, petrol şirketlerinin Venezuela’da gerekli kapasite ve altyapıyı inşa etmek için en az 100 milyar dolar harcayacağını belirterek, bu şirketlerin “güvenliğini sağlayacaklarını” söyledi.
Trump, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısının ardından ülkenin petrol endüstrisindeki yatırım olanaklarını görüşmek üzere ABD’li petrol şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle Beyaz Saray’da bir araya geldi.
Toplantıya, Chevron, ExxonMobil, ConocoPhillips, Continental, Halliburton, HKN, Valero, Marathon, Shell, Trafigura, Vitol Americas, Repsol, Eni, Aspect Holdings, Tallgrass, Raisa Energy ve Hilcorp’un yöneticilerinin yanı sıra ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Enerji Bakanı Chris Wright da katıldı.
Trump, burada yaptığı konuşmada, büyük Amerikan şirketlerinin Venezuela’nın “harap durumdaki” petrol endüstrisini hızla yeniden inşa etmeye nasıl yardımcı olabileceğini ve milyonlarca varillik petrol üretiminin ABD’ye, Venezuela halkına ve tüm dünyaya fayda sağlayacak şekilde nasıl sağlanabileceğini ele alacaklarını söyledi.
‘GÜVENLİK GARANTİSİ’
Venezuela’nın perşembe günü 4 milyar dolar değerindeki 30 milyon varil petrolü ABD’ye verdiğini belirten Trump, söz konusu petrolün ABD’ye doğru yola çıktığını aktardı.
Trump, hangi petrol şirketlerinin Venezuela’ya gitmesine izin verileceğine karar vereceklerini, şirketlerle anlaşma yapacaklarını kaydetti.
Petrol şirketlerine güvenlik garantisinde bulunan Trump, şirketlerin Venezuela yerine ABD ile doğrudan muhatap olacaklarını ifade etti.
Trump, Venezuela’nın çok uzun zaman önce kurdukları petrol endüstrisini ABD’den aldığını öne sürerek, “kendilerinden alınanı geri aldıklarını” vurguladı.
ABD Başkanı Trump, “Amerikan şirketleri, Venezuela’nın çürüyen enerji altyapısını yeniden inşa etme ve nihayetinde petrol üretimini daha önce hiç görülmemiş seviyelere çıkarma fırsatına sahip olacak. Venezuela ve ABD’yi bir araya getirdiğinizde, dünyadaki petrolün yüzde 55’ine sahip oluyoruz.” dedi.
‘100 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM’ İDDİASI
Petrol şirketlerinin gerekli kapasite ve altyapıyı inşa etmek için en az 100 milyar dolar harcayacağını belirten Trump, şirketlerin hükümetin parasından ziyade korumasına ve güvenliğine ihtiyacı olduğunu savundu.
Trump, Venezuela’nın, ABD’nin Venezuela ham petrolünden 50 milyon varile kadar olan kısmını derhal rafine edip satmaya başlamasını ve bunun süresiz olarak devam etmesini kabul ettiğini söyledi.
Ayrıca Trump, Venezuela petrolü konusunda gelecek hafta bir toplantı daha yapacaklarını belirtti.
‘BİZ YAPMASAK…’
“Bunu Venezuela’ya biz yapmasak Çin ya da Rusya yapardı.” ifadesini kullanan ABD Başkanı Trump, “Çin’e ve Rusya’ya söyledim, sizinle çok iyi anlaşıyoruz, sizi çok seviyoruz, sizin orada olmanızı istemiyoruz, orada olmayacaksınız. Onlara ve size söyleyeceğim bir şey var, o da iş için açığız. Çin, orada veya ABD’de bizden istediği kadar petrol satın alabilir. Rusya, ihtiyaç duyduğu tüm petrolü bizden alabilir.” diye konuştu.
Trump, ExxonMobil yöneticisinin ekipleri hemen harekete geçirebileceklerini ve birkaç hafta içinde işe başlayabileceklerini söylemesi üzerine, “Bizim istediğimiz de bu. Hız ve kalite istiyoruz.” dedi.
Basın mensuplarının, “güvenlik garantisinin nasıl sağlanacağına” yönelik sorusunu da cevaplandıran Trump, Venezuela liderleri ve halkıyla birlikte çalışacaklarını ve “güvenli bir grup” oluşturacaklarını iddia etti.
Trump, “Onlar da yanlarında bazı güvenlik önlemleri getirecekler. Bunlar bebek değiller, oldukça zorlu koşullarda petrol sondajı yapan insanlar.” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’nin barış içinde olmasını istediklerini ifade ederek, “Suriye’nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz.” dedi.
ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da petrol yöneticileriyle yaptığı toplantının ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Trump, bir soru üzerine, Suriye’deki olayları takip ettiklerini ve bu ülkede barışın hakim olduğunu görmek istediklerini belirtti.
ABD Başkanı, “Kürtler ve Suriye hükümeti, biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Onlar yıllardır doğal düşmanlar olsalar da biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Suriye’nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz.” diye konuştu.
SURİYE’DEN YPG’YE OPERASYON
Suriye ordusu, önceki gün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.
Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk ederek Fırat Nehri’nin doğusuna tahliyeyi kabul etmesi istenmişti.
Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.
Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.
Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/SDG’den bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açmıştı.
Suriye ordusunun, terör örgütü YPG/SDG mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00’de insani koridor açacağı bildirilerek örgüte ait hedeflerin konumları paylaşılmıştı.
Suriye’de terör örgütü YPG/PKK, 6 Ocak’tan itibaren işgal ettiği bölgelerden Halep’teki birçok noktaya saldırılar düzenlemişti.
Şam yönetimi, YPG/PKK’dan 10 Mart Mutabakatı’na uymasını ve Halep’teki saldırıları sonlandırmasını istemişti.
YPG/PKK’nın saldırılarını sürdürmesi üzerine Suriye ordusu, terör örgütünün işgal ettiği Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki mevzilerine nokta operasyonlar başlatmıştı.
Terör örgütünün 6 Ocak’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 9 Suriyeli hayatını kaybetti, çoğu sivil 55 kişi yaralandı.
Halep Kent Merkez Komitesi, Halep’teki güvenli bölgelere tahliye edilenlerin sayısının 142 bin olduğunu açıklamıştı.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’da devam eden gösterileri yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “İranlı liderlere şunu söylüyorum, ateş açmasanız iyi olur, çünkü biz de ateş etmeye başlarız.” dedi.
ABD Başkanı Trump, petrol şirketlerinin yöneticileriyle Beyaz Saray’da bir araya geldiği toplantının ardından basın mensuplarına gündemi değerlendirdi.
Trump, İran ile ilgili bir soru üzerine, “İran’ın başı büyük dertte. Bana öyle geliyor ki halk bazı şehirleri ele geçiriyor, birkaç hafta önce kimse bunun mümkün olacağını düşünmezdi. Durumu çok yakından izliyoruz.” dedi.
İran’daki protestocuların güvende olmasını istediklerini belirten Trump, “İranlı liderlere şunu söylüyorum, ateş açmasanız iyi olur, çünkü biz de ateş etmeye başlarız.” ifadesini kullandı.
ABD Başkanı, “İran’ı vurabiliriz” ifadesiyle Amerikan askerlerinin bu ülkeye ayak basmasını kastetmediğini, göstericilere ateş açılması durumunda kendilerinin de bu hususta bazı adımlar atacaklarını söyledi.
İRAN’DAKİ GÖSTERİLER
İran’da 28 Aralık 2025’te ülkedeki “yerel para biriminin döviz karşısında yüksek değer kaybı ve ekonomik sorunlar” iddiasıyla Tahran Büyük Çarşı’da esnafın başlattığı protestolar, ülkenin birçok kentine yayıldı.
Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı, şu ana kadar gösterilerde 8’i emniyet görevlisi 42 kişinin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin yaralandığını ve 2 bin 277 kişinin gözaltına alındığını bildirmişti.
Suriye resmi devlet televizyonunun Suriye Arap Ordusu Operasyon Dairesi’ne dayandırdığı haberine göre, Halep ilinin Şeyh Maksud Mahallesi “askeri kapalı bölge” ilan edildi.
Ordu, mahallede saat 18:30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan ederek, sivillere, pencerelerden uzak durmaları, alt katlara inmeleri ve YPG/PKK noktalarına yaklaşmamaları tavsiye edildi.
Suriye ordusu, Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde terör örgütü YPG/PKK unsularının yuvalandığı yerlerin haritalarını paylaşarak bu noktaların hedef alınmasının planladığını belirterek sivillerin bu alanlardan uzak durmaları istedi.
Suriye ordusu, Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde vurmayı planladığı YPG/PKK unsurlarının bulunduğu noktaların haritasını paylaştı.
Şeyh Maksud’un kuzeyi ve güneyinde yer alan bazı noktalara işaret edilen paylaşımda, bu yerlerin terör örgütü mensuplarınca kullanıldığı ifade edildi.
Bu yerlerin hedef alınacağı belirtilerek bölgedeki sivillere söz konusu noktalardan uzak durmaları çağrısı yapıldı.
Açıklamada ayrıca, bölgedeki sivillerden yerel saatle 16.00 ila 18.00 saatleri arasında açık olan insani koridor üzerinden Şeyh Maksud’dan tahliye olmaları istendi.
Suriye ordusu, dün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.
Halep’teki terör örgütü unsurları operasyonun ardından Şeyh Maksud Mahallesi’ne sıkışmıştı.
Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/PKK’dan bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açtı.
Halep’te Suriye ordusunun operasyon bölgesi olan Eşrefiyye-Şeyh Maksud mahalleleri hattında bulunan AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, örgüt mensupları Cendul kavşağı mevkiinde güvenlik güçlerine ateş açtı.
Saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı.
Öte yandan Suriye resmi haber ajansı SANA’ya konuşan bir askeri kaynak, örgütün bazı unsurlarının Halep’teki Şeyh Maksud Mahallesi’nden çekilmeyi reddederek saldırılara devam etmekte ısrar ettiğini söyledi.
Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk etmeyi kabul etmesi istenmişti.
Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.
Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.
Suriye ordusunun terör örgütü YPG/SDG mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00 arasında insani koridor açacağı bildirildi.
Suriye ordusundan resmi haber ajansı SANA’ya yapılan açıklamada, Şeyh Maksud Mahallesi’nde kalan sivillerin tahliyesi için insani koridor açılacağı belirtildi.
Şeyh Maksud’daki sivillerin söz konusu koridor üzerinden 16.00 ila 18.00 saatleri arasında Halep’in güvenli bölgelerine geçişine izin verileceği ifade edildi.
Şeyh Maksud’da kalan sivillere insani koridor üzerinden bölgeden tahliye olmaları çağrısı yapıldı.
Açıklamada ayrıca, terör örgütü YPG/PKK mensuplarının silahlarını bırakarak teslim olmaları halinde güvenliklerinin sağlanacağı kaydedildi.
Öte yandan Suriye devlet televizyonu El-İhbariye’ye konuşan askeri kaynak, “terör örgütü PKK mensuplarının Şeyh Maksud Mahallesi’nde yuvalandığını, teröristlerin uzlaşıyı baltalamaya ve Suriye güçlerini hedef almaya çalıştıklarını tespit ettiklerini” belirtti.
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberine göre, YPG/PKK’dan kaçışlar sürüyor.
Haberde, “Halep’te İç Güvenlik Güçleri tarafından yakalanan SDG’den firar edenlerin sayısı 100’e yükseldi.” ifadeleri kullanıldı.
Suriye ordusu, dün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.
Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk ederek Fırat Nehri’nin doğusuna tahliyeyi kabul etmesi istenmişti.
Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.
Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.
Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/PKK’dan bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açmıştı.
Suriye ordusu, terör örgütü YPG/PKK mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00 arasında insani koridor açacağı bildirilerek örgüte ait hedeflerin konumlarını paylaşmıştı.
NE OLMUŞTU?
Suriye’de terör örgütü YPG/PKK, 6 Ocak’tan itibaren işgal ettiği bölgelerden Halep’teki birçok noktaya saldırılar düzenlemişti.
Şam yönetimi, YPG/PKK’dan 10 Mart Mutabakatı’na uymasını ve Halep’teki saldırıları sonlandırmasını istemişti.
YPG/PKK’nın saldırılarını sürdürmesi üzerine Suriye ordusu, terör örgütünün işgal ettiği Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki mevzilerine nokta operasyonlar başlatmıştı.
Terör örgütünün 6 Ocak’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 9 Suriyeli hayatını kaybetti, çoğu sivil 55 kişi yaralandı.
Halep Kent Merkez Komitesi, Halep’teki güvenli bölgelere tahliye edilenlerin sayısının 142 bin olduğunu duyurmuştu.
Bahis soruşturmasında yeni dalga operasyon düzenlendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturma kapsamında Ahmet Çakar, Metehan Baltacı ve Mert Hakan Yandaş gözaltına alındı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 29 Kasım hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre yurdun batı kesimlerinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu (Sivas hariç) ile Batı Karadeniz bölgelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Yağışların, Marmara’nın batısı, Ege (Kütahya hariç), Batı Akdeniz ile Mersin çevrelerinde kuvvetli, Ege’nin güney kıyıları ile Edremit Körfezi çevrelerinde yer yer çok kuvvetli olması bekleniyor.
İç ve doğu kesimlerde sabah ve gece saatlerinde pus ve yer yer sis hadisesi görüleceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklığının, mevsim normallerinin üzerinde seyretmeye devam edeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Ege kıyıları ve Akdeniz’de yer yer kuvvetli (40-60 km/sa) olarak esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve çok bulutlu, batı kesimlerinde kuvvetli, Edremit Körfezi çevrelerinde yer yer çok kuvvetli olmak üzere, bölgenin genelinin sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BURSA °C, 14°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ÇANAKKALE °C, 16°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel kuvvetli olmak üzere, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KIRKLARELİ °C, 14°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel kuvvetli olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
EGE
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların bölgenin genelinde (Kütahya hariç) kuvvetli, bölgenin güney kıyıları ve Edremit Körfezi çevrelerinde çok kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın bölgenin kıyı kesimlerinde güneyli yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km/sa) eseceği tahmin ediliyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 13°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden itibaren sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların akşam saatlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DENİZLİ °C, 16°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların öğle saatlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
İZMİR °C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel kuvvetli ve çok kuvvetli olmak üzere, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MANİSA °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel kuvvetli olmak üzere, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
AKDENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Antalya ve Mersin çevrelerinde kuvvetli olmak üzere, bölge genelinin (Kahramanmaraş hariç)sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın Akdeniz’de güneyli yönlerden yer yer kuvvetli (40-60 km/sa) esmesi bekleniyor.
ADANA °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinde sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, yerel kuvvetli olmak üzere, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinde sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ISPARTA °C, 14°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinde yerel kuvvetli olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, zamanla bölge genelinin (Sivas hariç) sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde bölge genelinde pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor.
ANKARA °C, 15°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden itibaren sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı
ÇANKIRI °C, 15°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden sonra sağanak yağışlı
ESKİŞEHİR °C, 14°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden itibaren sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı
KAYSERİ °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinde sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden itibaren sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde bölgenin iç kesimlerinde pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor.
BOLU °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden itibaren sağanak yağışlı
DÜZCE °C, 21°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden itibaren sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP °C, 24°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden itibaren sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK °C, 23°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden itibaren sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve yer yer çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde bölgenin iç kesimlerinde pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor.
AMASYA °C, 17°C
Parçalı ve yer yer çok bulutlu
RİZE °C, 19°C
Parçalı bulutlu
SAMSUN °C, 23°C
Parçalı ve yer yer çok bulutlu
TRABZON °C, 20°C
Parçalı bulutlu
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor.
ERZURUM °C, 9°C
Parçalı ve az bulutlu
KARS °C, 10°C
Parçalı ve az bulutlu
MALATYA °C, 7°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN °C, 11°C
Parçalı ve az bulutlu
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak’ın görevinden istifa ettiğini açıkladı.
Zelenskiy, resmi hesabından yayımladığı görüntülü mesajda, Yermak’ın istifasını sunduğunu doğrulayarak, kararı “spekülasyon ve söylentilerin önüne geçmek” amacıyla kabul ettiğini bildirdi.
Yermak’a görev süresi boyunca yürüttüğü çalışmalar için teşekkür eden Zelenskiy, “Andriy, müzakere sürecinde Ukrayna’nın tutumunu her zaman olması gerektiği şekilde temsil etti. Bu tutum daima vatansever bir duruştu.” dedi.
Zelenskiy, Devlet Başkanlığı Ofisi’nde yeniden yapılanma sürecine işaret ederek, yeni başkanın belirlenmesi için istişarelere yarın başlayacağını ve sürecin şeffaf yürütüleceğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU), sabah saatlerinde, bir soruşturma kapsamında Devlet Başkanlığı Ofisi’nde arama yapıldığını bildirmişti.
NABU’nun sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Uzmanlaşmış Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) tarafından Devlet Başkanlığı Ofisi’nde soruşturma faaliyetlerinin yürütüldüğü belirtilmişti.
Airbus, A320 filosuna yönelik alınan ihtiyati tedbir kararına ilişkin yazılı açıklama yayımladı.
Açıklamada, A320 ailesi uçaklarının karıştığı yakın tarihli bir olay analizinin, yoğun güneş radyasyonunun uçuş kontrollerinin çalışması için kritik öneme sahip verileri bozabileceğini ortaya koyduğu belirtildi.
Airbus’un bu nedenle şu anda hizmet veren ve bu durumdan etkilenebilecek önemli sayıda A320 ailesi uçağı tespit ettiği bildirilen açıklamada, Airbus’un, mevcut yazılım ile donanım korumasını uygulamak ve filonun uçuş güvenliğini sağlamak amacıyla havacılık otoriteleriyle çalışarak tüm dünyadaki A320 tipi uçakları ilgilendiren bir Operatör Uyarı Bildirimi (AOT) yayımladığı ifade edildi.
Açıklamada, söz konusu Operatör Uyarı Bildirimi’nin, Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi’nde yer alacağı belirtilerek, “Airbus, bu önerilerin yolcular ve müşteriler için operasyonel aksaklıklara yol açacağını kabul etmektedir. Verilen rahatsızlıktan dolayı özür dileriz ve güvenliği bir numaralı ve en önemli önceliğimiz olarak tutarken, operatörlerle yakın işbirliği içinde çalışacağız.” değerlendirmesine bulundu.
Köln merkezli AB uçuş emniyeti kurumu EASA da konuyla ilgili, “EASA, Airbus A320 ailesi için, uçak içi bilgisayarlarından birinde yapılan bir yazılım güncellemesinin yol açtığı bir hassasiyeti gidermek amacıyla bir Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi yayımladı.” açıklamasında bulundu.
Açıklamada, Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi’nin 30 Ekim 2025’te JetBlue’nun 1230 sefer sayılı uçuşunda yaşanan bir olayda ortaya çıkan sorunu ele aldığına işaret edilerek, “Bu önlemler, uçuş programlarında kısa süreli aksaklıklara ve dolayısıyla yolcular için rahatsızlığa neden olabilir. Ancak havacılıkta her zaman olduğu gibi güvenlik her şeyden önemlidir.” ifadesi kullanıldı.
Öte yandan, Airbus A320’lere ilişkin ihtiyati tedbirin 6 bin civarında uçağı etkileyebileceği öngörülüyor.
THY’DEN AÇIKLAMA
Türk Hava Yolları (THY) İletişim Başkanı Yahya Üstün, Airbus tarafından dünyadaki tüm A320 tipi uçakları ilgilendiren bir Operatör Uyarı Bildirimi (AOT) yayınlandığını belirterek “Filomuzda bulunan 8 adet A320 tipi uçağımız bu kapsamda değerlendirilmiş olup ilgili talimatlara uygun işlemler tamamlandıktan sonra emniyetli bir şekilde tekrar servise verilecektir” açıklamasını yaptı.
THY İletişim Başkanı Üstün, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Airbus tarafından dünyadaki tüm A320 tipi uçakları ilgilendiren bir AOT yayınlandığını bildirdi.
Üstün, “Filomuzda bulunan 8 adet A320 tipi uçağımız bu kapsamda değerlendirilmiş olup ilgili talimatlara uygun işlemler tamamlandıktan sonra emniyetli bir şekilde tekrar servise verilecektir. Tüm operasyonlarımız güvenli bir şekilde kesintisiz devam etmektedir. Bu süreçte EASA başta olmak üzere tüm ilgili havacılık otoritelerinin talimatlarını yakından takip ediyor ve gerekli yazılım güncellemelerinin uygulanması için Airbus ile eşgüdümlü şekilde çalışıyoruz. Yolcu güvenliği şirketimizin her zaman birinci önceliğidir. Kamuoyunun bilgisine sunarız” ifadelerini kullandı.
PEGASUS’TAN AÇIKLAMA
Pegasus Hava Yolları, uçak üreticisi Airbus tarafından yayınlanan uyarı bildirimi nedeniyle filosunda bulunan A320 tipi uçaklarda gerekli güvenlik işlemlerine başlandığını duyurdu.
Şirketin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, uçuş emniyetinin sağlanması için gerekli düzenlemelerin başlatıldığı bildirildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Airbus, dünyada faaliyet gösteren tüm A320 ailesi uçakları ilgilendiren Operatör Uyarı Bildirimi yayınlamıştır. Pegasus Hava Yolları olarak bu kapsamdaki uçaklarımıza ilgili bildirimdeki talimatlara uygun işlemler yapılmaktadır. En emniyetli operasyonu sağlamak amacıyla EASA ve Airbus ile koordineli şekilde süreci hızla yürütmekteyiz. Bu süreçte operasyonumuzun ve misafirlerimizin en az şekilde etkilenmesi için çalışmaktayız. Uçuş iptal ve gecikmeleri için bilgilendirmeleri takip etmenizi rica ederiz.”
AJET’TEN AÇIKLAMA
AJet Basın Müşaviri Mehmet Yeşilkaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, uçak üreticisi Airbus tarafından yapılan bildirim nedeniyle bu tip uçakların seferden çekildiğini belirtti.
Yeşilkaya, paylaşımında şunları kaydetti:
“Avrupa merkezli uçak üreticisi Airbus, A320 uçakları için Operatör Uyarı Bildirimi yayınlamıştır. Uçuş emniyetini her zaman en üst seviyede tutan AJet olarak filomuzda bulunan ve bu kapsamda değerlendirilen 7 uçağımız gerekli işlemler yapıldıktan sonra yeniden operasyonlarına devam edecektir. Bu süreçte hem EASA ve ilgili havacılık otoritelerinin talimatlarını yakından takip ediyor hem de gerekli yazılım güncellemelerinin uygulanması için Airbus ile koordineli bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu durum operasyonel süreçlerimizi etkilememektedir. Uçuşlarımız güvenli bir şekilde devam etmektedir.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, hafta sonu yurdun büyük bir kesimi yağışlı geçecek.
Bugün, yurdun kuzey, iç ve batı kesimleri parçalı yer yer çok bulutlu, Marmara, Ege (Kütahya hariç), Batı Akdeniz, İç Anadolu’nun batısı ile Batı Karadeniz’in batısında sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.
Öte yandan, bugün yağışların, Marmara’nın batısı, Kıyı Ege ve Batı Akdeniz’de kuvvetli, Balıkesir’in batı kıyıları, İzmir, Aydın ve Muğla’nın kıyı ilçelerinde yerel çok kuvvetli ve şiddetli olması tahmin ediliyor.
Pazar günü, Edirne ve Kırklareli dışında yurdun tamamı yağışlı geçecek.
Yağışların, Marmara, Ege ve Akdeniz’de gök gürültülü sağanak, İç Anadolu’nun doğusunun yüksekleri, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunun yükseklerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde, Mersin ve Adana çevreleri ile Hatay kıyılarında yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Gelecek hafta ise yurt genelinde parçalı ve çok bulutlu bir hava öngörülüyor.
TBMM’de kurulan bölücü açılım komisyonu heyetinin Öcalan ile İmralı’da görüşmesi sonrası ilan edilen Anıtkabir buluşmasına peş peşe destek mesajları geldi.
Veryansın Tv’nin “Hainsiz Türkiye için Anıtkabir buluşması” başlıklı Youtube yayınına konuk olan Doğru Parti Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu, Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz, emekli Albay Orkun Özeller, Tarihçiler Dr. Selim Erdoğan, Sinan Meydan, eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, şehit anası Pakize Akbaba, terör gazisi İdris Tuğunmuş ve Erlik’in buluşmaya desteklerini bildirmesinin ardından bir açıklama da Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz’den geldi.
Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Öz, şu ifadeleri kullandı:
“Adalet Partisi olarak Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni sonuna kadar destekliyoruz. Hep birlikte Anıtkabir’de olacağız…”
ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile telefonda görüştüğü bildirildi.
New York Times (NYT) gazetesinin olay hakkında “çok sayıda kaynağa” dayandırdığı haberine göre, ismi paylaşılmayan yetkililer, Trump ve Maduro’nun geçen hafta telefonda olası bir ikili görüşme konusunu değerlendirdiği bilgisini paylaştı.
Yetkililer, ABD’nin, Venezuela’ya karşı askeri müdahale tehdidini sürdürdüğü dönemde gerçekleşen telefon konuşması sonucu, henüz iki liderin görüşmesine yönelik herhangi bir planın olmadığını belirtti.
Gazetenin haberinde, söz konusu telefon görüşmesine ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da katıldığı vurgulandı.
Öte yandan haberde, hem Beyaz Saray’ın hem de Venezuela hükümetinin, söz konusu görüşme hakkında yorum yapmayı reddettiği kaydedildi.
Bununla birlikte “Venezuela hükümetine yakın iki kişinin” iki liderin görüşmesini doğruladığı bilgisine yer verildi.
NYT, ekim ayında Maduro’nun gerilimi azaltmak amacıyla ABD’ye ülkenin petrol sahalarında önemli bir hisse ve Amerikan şirketleri için bir dizi başka fırsat teklif ettiğini bildirmişti.
ABD’NİN VENEZUELA’YA YÖNELİK SALDIRILARI
ABD, Maduro ve üst düzey Venezuelalı yetkililerin yönettiğini iddia ettiği Cartel de los Soles suç örgütünü Yabancı Terörist Örgütler (FTO) listesine almıştı.
Venezuela, varlığını kabul etmediği ABD’nin Cartel de los Soles adımını, ülkeye müdahale etmek için bahane oluşturma girişimi olarak nitelendirmişti.
ABD’nin, “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” gerekçesiyle gönderdiği dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford ve saldırı grubunun, Latin Amerika bölgesine ulaştığı belirtilmişti.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro da buna karşılık ülkede 4,5 milyon milis gücünü seferber ettiğini ve herhangi bir saldırıyı püskürtmeye hazır olduğunu açıklamıştı.
Ülke genelindeki ilçe milli eğitim müdürlüklerinin, okullara milli bayramlar ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nde Türk Bayrağı’nın yanında Atatürk posteri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan posterinin asılması yönünde bir talimat verdiği bildirildi.
Okul müdürlerinin bulunduğu WhatsApp gruplarından gönderildiği belirtilen talimat büyük tepkiye neden oldu.
Cumhuriyet’in aktardığına göre, Eğitim-İş Sendikası’ndan uygulamaya yönelik tepki gösteren bir açıklama yapıldı. Okulların partilerin propaganda yeri olmadığı vurgulanan açıklamada, “Bu uygulama, kamu kurumlarının siyaset üstü yapısına ve devletin tarafsızlık ilkesine açıkça aykırıdır. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hiçbir makamla kıyaslanamaz. Atatürk posteri ile yürürlükteki partili Cumhurbaşkanı’nın posterini aynı düzlemde konumlandırmak, hem tarihsel gerçeklerle hem de devlet geleneğiyle bağdaşmamaktadır” denildi.
‘ASILMASI GEREKEN SEMBOLLER BELLİDİR’
Eğitim-İş açıklamasının tamamı şöyle:
“Dün akşam saatlerinde, tüm ülkede ilçe milli eğitim müdürleri, okul müdürlerinin bulunduğu WhatsApp gruplarına attıkları yazı ile 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda, Türk Bayrağı’nın sağına Atatürk posteri, soluna Cumhurbaşkanı posteri asılması yönünde talimat vermiştir. Bu uygulama, kamu kurumlarının siyaset üstü yapısına ve devletin tarafsızlık ilkesine açıkça aykırıdır. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hiçbir makamla kıyaslanamaz. Atatürk posteri ile yürürlükteki partili Cumhurbaşkanı’nın posterini aynı düzlemde konumlandırmak, hem tarihsel gerçeklerle hem de devlet geleneğiyle bağdaşmamaktadır. Milli bayramlarda asılması gereken semboller bellidir: Türk Bayrağı ve Atatürk posteri. Bu iki simge, Cumhuriyetimizin temelidir. Bunun dışına çıkmak, devletin bütün kurumlarını siyasal bir görüntüye büründürmek anlamına gelir. Eğitim-İş olarak, • Kamu kurumlarının tarafsızlığını zedeleyecek, • Öğretmenleri, idarecileri ve öğrencileri siyasetin gölgesine sokacak, • Atatürk’ün manevi mirasını zayıflatacak hiçbir uygulamayı kabul etmiyoruz. Eğitim emekçileri olarak bizler, Cumhuriyetimizin kurucusuna duyduğumuz saygıyı, hiçbir siyasi otoritenin talimatıyla değil, gönülden gelen bir bağlılıkla gösteririz. Bu nedenle 29 Ekim 2025 itibarıyla uygulanması istenen söz konusu talimatın geri çekilmesini talep ediyoruz. Atatürk’ün adının ve bayrağımızın yanına siyasal kimliklerin değil, ancak milletimizin ortak değerlerinin yakışacağını bir kez daha hatırlatıyoruz. Yaşasın laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti! Yaşasın Atatürk Devrimleri!”
Görevden uzaklaştırılan eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun seçim kampanyasının direktörü Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ hakkında “casusluk” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı.
TGRT Haber’de konuşan Cem Küçük, soruşturmaya dayanak olarak gösterilen Hüseyin Gün adlı şüphelinin, başsavcılık açıklamasında yer alan iddialarına dikkat çekti.
“Savcılık yazısına göre Hüseyin Gün’ün bilgisayarından çıkan kayıtlarda Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın ismi geçiyor” diyen Küçük, Hüseyin Gün’ün ‘FETÖ’nün kullandığı programlar üzerinden iletişim kurduğunu, seçmenlere ilişkin bilgileri yabancı istihbarat servislerine aktardığını ifade etti.
Küçük, şunları kaydetti:
“Savcılığın iddiasına göre Hüseyin Gün ile bağlantıları var. Özellikle Necati Özkan ve Merdan Yanardağ’ın… Seçmenlere ait bilgilerin sızdırılması, yabancı istihbarat sahiplerine verilmesi var. Bu çok ciddi bir iddia. 2019 seçimlerini manipüle etme, seçmene ait gizli bilgileri alma… Bu iddiayı muhtemelen İBB iddianamesinde görürüz.”
Bu adamla iş birliğine yapıldı mı, iddianamede görmek lazım. Savcılığın yazısına göre bilgisayarda çıkan kayıtlarda Yanardağ ve Özkan’ın bu şahısla konuşmaları var. Elde ettikleri bilgileri de Ekrem Bey’e verdikleri iddiaları var. Doğruysa hakikaten vahim…
Hüseyin Gün’ün casus olduğuna şüphe yok. Diğerleriyle ilgili şüphe var demiyorum. Açıklamadaki konuşmalar doğruysa İBB’ye kayyım atanır.”
TRT Tabii’nin Tokat’ta çekimleri süren Onbeşliler dizisinin setinde talihsiz bir kaza yaşandı. Dizinin başrol oyuncusu İsmail Ege Şaşmaz geçirdiği kaza sonrası apar topar hastaneye kaldırıldı.
SETTE PANİK ANLARI
Gazeteci Birsen Altuntaş’ın haberine göre, çekimler sırasında yaşanan kazada Şaşmaz’ın sol işaret parmağı kırıldı. İlk müdahalenin ardından oyuncu İstanbul’a getirildi.
AMELİYATA ALINDI
Ünlü oyuncu, bugün Nişantaşı’ndaki özel bir hastanede ameliyata alındı. Yaklaşık bir saat süren operasyonun ardından Şaşmaz’a doktorlar iki haftalık istirahat raporu verdi. Hastanede ünlü oyuncuya kardeşi Aytaç Şaşmaz da eşlik etti.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeliği için aday belirleme sürecini tamamladı. Sözcü’den Veli Toprak’ın haberine göre, toplamda 24 avukat ve 7 öğretim üyesinin yer aldığı 31 kişilik aday havuzundan seçilen 3 ismin tamamının AKP’li olduğu görüldü. Adaylardan birinin geçmişte İstanbul Fenerbahçe Selamiçeşme Camii’nde imamlık yaptığı ortaya çıktı.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, listeye tepki göstererek “Listeye bakıyorum, sanki AK Parti Genel Merkezine adaylık için başvurmuş isimler” ifadelerini kullandı.
Komisyonun başkanlığını, Gelecek Partisi’nden ve CHP listesinden seçilip daha sonra AKP’ye geçen Antalya Milletvekili Serap Özbudun yürüttü. Komisyonun belirlediği üç isim arasında, AKP Zeytinburnu İlçe Başkan Yardımcılığı, İstanbul Büyükşehir ve Zeytinburnu Belediye Meclis üyeliklerinde bulunmuş olan mevcut HSK üyesi Havvanur Yurtsever de yer aldı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Yurtsever, geçmişte Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda müşavirlik görevinde de bulunmuştu.
CAMİ İMAMI ADAY
Adaylardan biri olan Mustafa Naim Yağcı’nın, geçmişte Fenerbahçe Selamiçeşme Camii’nde imamlık yaptığı öğrenildi. Yağcı, AKP Ataşehir İlçe Başkanlığı görevinde bulunmuş ve aynı ilçede belediye başkan adayı olmuştu. Rize’de Kur’an Kursu’nda hafızlık eğitimi alan Yağcı, Kadıköy İmam Hatip Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.
Üçüncü aday ise Aile ve Sosyal Hizmetler eski Bakan Yardımcısı Avukat İsmail Ergüneş oldu. AKP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı görevinde bulunan Ergüneş, 2014 yılında aynı ilçede belediye başkan adayıydı. Özgeçmişinde “Gaziosmanpaşa’da üç adet olan İmam Hatip Lisesi sayısını 6’ya, üç adet olan İmam Hatip Ortaokulu sayısını ise 8’e çıkardı” ifadeleri yer aldı.
Antalya’nın Aksu ilçesinde 2024 yerel seçimlerinde CHP’den seçimi kazanan ve 27 Eylül 2025’te partisinden istifa eden İsa Yıldırım, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yenilenme çalışmaları yapılan Aksu Aile Sağlığı Merkezi’ni ziyaretine katıldı. AKP’ye geçeceği yönünde iddiayalara ilişkin İsa Yıldırım, “Geçmeye niyetim var” dedi.
‘ATATÜRK’ÜN OLMADIĞI TEK PARTİ CHP OLMUŞ ARTIK’
İsa Yıldırım, “CHP’ye biz niye gittik? Atatürk var diye gittik. Türk milliyetçiliği, cumhuriyet, demokrasi var diye gittik. Ama cumhuriyetin, demokrasinin, Atatürk’ün olmadığı tek parti CHP olmuş artık. Yok. Ne Atatürk var, ne cumhuriyet var, ne demokrasi var. Yok. Bırakmamışlar ya. Eski CHP yok ki. Şimdi bir ilçe kongresi oluyor. Millet birbirine giriyor. Bakıyorsun mesela CHP’li belediyelere yapılan operasyonlarda itirafçı olan, şikayetçi olan yine CHP’liler. Muhittin Böcek’in sağ kolları Muhittin Böcek hakkında itirafçı veya şikayetçi. CHP’de düşmana gerek kalmamış ki. CHP’de zaten kendi içindeki, birbirleriyle düşmanlıkları yetiyor. Böyle bir parti olmaz ki. Sen nasıl ülkeyi yöneteceksin” dedi.
‘AK PARTİ’DEN ÇAĞRILAR VAR’
AKP ile temasları olduğunu söyleyen Yıldırım, “Tabii ki davetler var, çağrılar var. ‘Olur, geçeriz’ dedik biz de. Çünkü bizim öncelikli amacımız Aksu’ya hizmet etmek. Yüzde 20 CHP oylarını biz yüzde 55’e çıkardıysak MHP’den, AK Parti’den insanlar bize oy verdiyse, Aksu’ya hizmet etsin diye oy verdi. Birilerini Cumhurbaşkanı seçsin diye oy vermedi bize. Veya biz birilerini ‘Cumhurbaşkanı yapacağız’ diyerek oy istemedik. Aksu’nun problemlerini Aksu halkı da biliyor, biz de biliyoruz. Aksu halkına hizmet için ne gerekiyorsa onu yapacağız” diye konuştu.
‘BELEDİYE BAŞKANI DEVLETLE SAVAŞAMAZ’
Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden belediye başkanlarının devletle savaştırılır hale geldiğini öne süren İsa Yıldırım, “Hiçbir belediye başkanı devletle savaşamaz, devletin kurumuyla savaşamaz. Her belediye başkanı problemleri çözmek için devletle iş birliği yapmak zorunda. Bunu Özgür Özel de biliyor, CHP’nin bütün yöneticileri biliyor, herkes biliyor, vatandaş da biliyor bunu. Şimdi biz sorun çözeceğiz diye gelmişiz, sen kalkıyorsun, suni 4 yıl sonra olacak olan bir cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden belediyeleri ön plana atıp devlet kurumlarıyla çatıştırıyorsun” şeklinde konuştu.
Ekipler, önceki gün Bucak Deresi civarında aracıyla sele kapılan kişiye ulaşmak için çalışmalarını yoğun şekilde sürdürdü.
Bülent Kaptanoğlu’nun cansız bedeni, kaybolduğu yerden yaklaşık 11 kilometre uzaklıktaki Yenibağarası Mahallesi eski Gediz yatağında, çalışmaların üçüncü gününde su içerisinde bulundu.
Kaptanoğlu’nun cenazesi Sahil Güvenlik Komutanlığı Dalış Emniyet Güvenlik Arama Kurtarma (DEGAK) timleri tarafından sudan çıkarıldı.
NE OLMUŞTU?
Foça’da 23 Ekim’de meydana gelen sağanakta metrekareye 1,5 saatte yaklaşık 144 kilogram yağış düşmüş, ilçede dereler taşıp, birçok evi ve iş yerini su basmıştı.
Birçok aracın mahsur kaldığı ilçede, otomobiller dere kenarındaki bariyerlere takılmış, mantar toplamak için Bucak mevkisine geldiği öğrenilen emekli bankacı Bülent Kaptanoğlu aracıyla sel sularına kapılmıştı.
Kaptanoğlu’nu aramak için çok sayıda ekip çalışma başlatmıştı.
Yeni torba yasayla “kara para aklama” ve “terörizmin finansmanı” suçlarına ilişkin CMK’nın 128’inci maddesinde değişiklik öngörülüyor.
Düzenlemede, savcılara hakim kararı ve ilgili kuruluş raporları olmadan kişilerin mal varlıklarına el koyma yetkisi tanınacak.
AKP’li Şamil Tayyar düzenlemeye yönelik partisini uyardı. Tayyar, ”Mevcut durum bile sorunluyken, Anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkına getirilen hukuki kısıtlamaların bu denli kolaylaştırılması, sistemin can damarına ağır bir müdahaledir. Bu vahim hatadan mutlaka dönülmelidir. Yanlış yapıyorsunuz” dedi.
Şamil Tayyar’ın konuyla ilgili yaptığı sosyal medya paylaşımı şöyle:
”Meclis gündemindeki torba kanunda mülkiyet hakkıyla ilgili çok vahim bir düzenleme konusu var.
Tüm katalog suçlarda hakim kararı ve MASAK, BDDK gibi ilgili kurumlardan rapor almadan savcılara, kişilerin mal varlıklarına doğrudan el koyma yetkisi veriliyor.
Mevcut durum bile sorunluyken, Anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkına getirilen hukuki kısıtlamaların bu denli kolaylaştırılması, sistemin can damarına ağır bir müdahaledir.
Keyfiyete sebep olur.
Kara para ve terörün finansmanıyla mücadele adı altında, mahkeme ve MASAK gibi kurumları devre dışı bırakarak, sadece savcılık kararıyla mal varlığına el koymanın yolu açılırsa, bu yetkinin yarın hangi keyfiyetle uygulanacağını bilemezsiniz.
Kanunlar, iyi niyetle uygulanma maksadına değil kötü niyetle uygulanma ihtimaline göre özenle çıkarılır. Bu vahim hatadan mutlaka dönülmelidir. Yanlış yapıyorsunuz.”
YENİ ŞAFAK DA KARŞI ÇIKMIŞTI
İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi de Meclis’te görüşülmesi planlanan yeni torba yasa hazırlığına karşı çıkmıştı. Yandaş gazete “Kara para aklama” ve “terörizmin finansmanı” suçuna karşı öngörülen değişikliklere “Mülkiyet hakkında tehdit eden yetki” demişti.
Gazete haberinde “Evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa adeta hiçe sayılarak tüm mali hakların kısıtlanması sonucuna götürebilecek böyle bir düzenleme, ileride telâfisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir” görüşünü savunmuştu.
Yasanın “Önce el koy sonra bakarız” anlayışına yol açacağını iddia eden Yeni Şafak “Temel haklar korumasız kalır. El koyma tedbiri kamu yararı ile temel haklar arasındaki dengeyi bozarsa, Anayasa’ya aykırı hale gelir” ifadelerini kullanmıştı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 25 Ekim hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurt genelinin parçalı yer yer çok bulutlu, Marmara’nın güney ve doğusu, Kıyı Ege, Karadeniz ile Ankara’nın kuzeyi, Hatay kıyıları, Sivas, Çankırı, Antalya, Adana, Osmaniye, Ardahan ve Kars çevrelerinin yağmur ve sağanak yağışlı, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusunun yükseklerinin karla karışık yağmurlu geçeceği tahmin ediliyor.
Yağışların; Marmara’nın kuzeydoğusu, Batı Karadeniz ile Samsun çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Hava sıcaklığının Marmara ve Batı Karadeniz’de 3 ila 5 derece azalacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik beklenmiyor.
Rüzgarın genellikle güneyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin güney ve doğusunun aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, bölgenin kuzeydoğusunda yerel kuvvetli olması bekleniyor.
BURSA °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ÇANAKKALE °C, 23°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İSTANBUL °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KIRKLARELİ °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu
EGE
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerine kadar bölgenin kıyı kesimlerinin aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu
DENİZLİ °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu
İZMİR °C, 26°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerine kadar aralıklı sağanak yağışlı
MUĞLA °C, 22°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerine kadar aralıklı sağanak yağışlı
AKDENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Hatay kıyıları, Antalya, Adana ve Osmaniye çevrelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ADANA °C, 28°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ANTALYA °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
HATAY °C, 24°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra kıyı kesimlerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ISPARTA °C, 21°C
Parçalı ve çok bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Ankara’nın kuzeyi, Çankırı ile Sivas çevrelerinin aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra kuzey ilçelerinin aralıklı sağanak yağışlı
ESKİŞEHİR °C, 21°C
Parçalı ve çok bulutlu,
KONYA °C, 24°C
Parçalı ve çok bulutlu
SİVAS °C, 21°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinde aralıklı sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların;yerel olmak üzere kuvvetli olması bekleniyor.
BOLU °C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; yerel kuvvetli olması bekleniyor.
DÜZCE °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; yerel kuvvetli olması bekleniyor.
SİNOP °C, 23°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ZONGULDAK °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; yerel kuvvetli olması bekleniyor.
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra bölge genelinin aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; akşam saatlerinde Samsun çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
AMASYA °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
RİZE °C, 23°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden sonra aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 21°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; akşam saatlerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
TRABZON °C, 24°C
Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerinden sonra aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Ardahan ve Kars çevrelerinin aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 16°C
Parçalı ve çok bulutlu
KARS °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı
EMPERYALİZME VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNE DİRENEN İRADE
Türk Milleti, emperyalizmin kuşatması altında, yeniden bir varoluş mücadelesi içine çekiliyor. Bu bir zorunluluk olarak gündemimizin ilk sırasındadır; kapsayıcıdır, tüm toplumsal sorunların üst başlığıdır.
Büyük Ortadoğu Projesi, 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde sonuca doğru yaklaşan; emperyalizmin bölgeye yönelik en kapsamlı yeniden yapılandırma stratejisidir. Bu strateji, yapay sınırlarla çizilmiş, etnik ve mezhepsel temellerde parçalanmış, dışa bağımlı kukla devletçikler öngörüyor.
Elbette, Kemalistlere, tam bağımsızlıkçı cumhuriyetçi vatanseverlere de görev düşüyor.
CUMHURİYET SAVUNUSU
Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin tam karşısında bir direniş hattı olarak, ulusal egemenlik, üniter yapı ve tam bağımsızlık üzerine inşa edilmiş bir devlettir. İşte bu nedenle, BOP’un yerli işbirlikçileri ve onların medyadaki sözcülerinin yoğun propagandasına rağmen, Cumhuriyetçi ve Vatanseverler için Cumhuriyet’in kurucu değerlerini savunmak, yalnızca bir siyasi tercih değil, Türk Milleti’nin varoluş mücadelesidir.
Bu mücadele, İstiklal Savaşı ve sonrasında yaşanan “arasız devrimler”le, milli bilinçaltını, bilince çıkaran, eski çağların zihniyetini aşan, “ümmet” içindeki etnik kimliklerden sıçrayarak bir üst kimlik olan Türk milletinin yeniden inşası’nı sağladı.
1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya vardığında yoğun bir coşkuyla karşılandı, and içildi. Bir gün sonra 28 Aralık’ta Ankara halkına şöyle sesleniyordu:
“Bir millet varlığı ve hakları için bütün gücüyle, bütün maddi ve düşünce gücüyle ilgili olmazsa; bir millet kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa; şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Milli hayatımız, tarihimiz ve son dönemde yönetim şeklimiz buna çok güzel kanıttır. Bu nedenle teşkilatımızda Kuvayı Milliye’nin etken ve Milli İrade’nin hakim olması ilkesi kabul edilmiştir.”
İşgal altındaki günlerde, o gün bize verilen uyarı, bugünün koşullarında bizim için kılavuzdur.
Bunda ısrarcıyız!
“20. yüzyıldaki, uluslararası ilişkilerin evrimi, ekonomik ve politik gerilimler, savaşlar, ulusal ve toplumsal hareketler, bir bütünlük içinde ele alındığında; Yüz yıllık geçmiş içinde, teknolojik gelişme, sermayenin küresel dolaşımı ve finans kapital yoğunlaşması olağan üstü artmıştır ama emperyalist sistem niteliksel bir değişime uğramamıştır.
BOP, Soğuk Savaş sonrası ABD’nin küresel hakimiyet stratejisinin Ortadoğu ayağıdır. Hedef, bölge ülkelerinin ulus-devlet yapılarını zayıflatmak, etnik-dini çatışmaları derinleştirerek kontrol etmek ve enerji kaynaklarına daha doğrudan erişim sağlamaktır.
Kuvayı Milliye ve Milli İrade niteliği açısından günümüzde de bağımsızlığımız için ısrar edilmesi gereken güncel bir yöntemdir.
BOP’un planlayıcıları bugün de, aynı yöntemle yerli uygulayıcılar kullanıyor.
Yerli uygulayıcıların profillerine bakıldığında;
“Yeni Osmanlıcı” retorikle, ümmetçi bir söylem etrafında, Türkiye’nin ulus-devlet kimliğini aşındırmayı hedefleyenler, ulus devletin yıkılışını gelişme olarak anlatan hamaset diliyle sömüren mukaddesatçılar, sözde “demokrat”, “konfederalizm”i savunan batı işbirlikçisi etnikçiler, bölücülerdir.
Yöntem değişmedi.
1940’lardan itibaren, aynı oyun devam ediyor. Kendi bağışıklığına saldıran kanser hücreleri.
“Demokratikleşme”, “çözüm süreci”, “açılım” gibi kavramların arkasına sığınarak, BOP’un gündemini topluma dayatan yazar ve gazeteciler, “ilerici” “demokrat” veya “liberal” bir kimlikle ortaya çıkarak, projenin yerelleştirilmiş sözcülüğünü yapmaktadırlar.
Ekonomi aktörleri, küresel sermayeyle bütünleşmiş, dışa bağımlı bir ekonomik modeli savunan ve kamu kaynaklarının özelleştirilmesinden çıkar sağlayan çevrelerdir.
Bu ittifak, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini “jakoben”, “vesayetçi”, “çağdışı” hatta “faşist” olarak yaftalayarak, bu değerlerin bağımsızlık savaşı ve Hakimiyet-i Milliye’den aldığı meşruiyetini zayıflatmaya çalışmaktadır.
Bu propagandaya rağmen kurucu değerlerde ısrar etmek, hayati anlamları taşır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Tam Bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temelidir” sözü, bu mücadelenin özüdür. BOP, ekonomik, siyasi ve askeri olarak dışa bağımlı bir yapı öngörür. Kurucu değerleri savunmak, karar verme mekanizmalarının milli iradenin tekelinde kalması anlamına gelir. Bu, bir lütuf değil, Lozan’da kanla kazanılmış bir haktır.
“Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” ifadesiyle somutlaşan anayasal vatandaşlık tanımı, BOP’un etnik ve mezhepsel temelde parçalayıcı projesine karşı en güçlü panzehirdir. Kurucu değerleri savunmak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında kaynaşmış bir “millet” olmuş toplumu ve vatanın bölünmez bütünlüğünü korumaktır.
Laiklik, dinin hem devlet hem de birey nezdinde istismar edilmesini engelleyen, toplumsal barışın temel güvencesidir. BOP ve onun yerli uzantıları, dini kimliği siyasetin merkezine yerleştirerek toplumu kutuplaştırmayı hedefler. Laikliği savunmak, aklın, bilimin ve ortak yaşam iradesinin üstünlüğünü kabul etmektir.
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi, hiçbir iç veya dış gücün milletin iradesinin üzerinde olamayacağını belirtir. BOP, bu egemenliği uluslararası aktörler ve onların yerli temsilcileriyle paylaşmayı dayatır. Kurucu değerleri savunmak, milletin azim ve kararıyla kurtardığı istiklalini, sonuna kadar korumaktır.
Bu savunu, kolay bir yol değildir. Israr gerektirir, çünkü;
Sistemli bir propaganda ile karşı karşıyayız. Medya, akademi ve sivil toplumun önemli bir kısmı, BOP perspektifini sürekli olarak pompalıyor. Hakikatin sesi, çoğu zaman bu gürültü içinde kayboluyor.
Psikolojik bir savaş yürütülüyor. Kurucu değerleri savunanlar, “yobaz”, “dar kafalı”, “geçmişte kalmış”, “faşist” gibi yaftalarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu, bir yıpratma ve yıldırma stratejisidir.
Kısa vadeli çıkarlar, uzun vadeli felaketlerle pazarlanıyor. “Ekonomik istikrar”, “dış yatırım” vaatleriyle, ulusal egemenlikten tavizler veriliyor.
Israr, bu aldatıcı vaatlere kanmamak demektir.
Bugün, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının 1919’da başlattığı Milli Mücadele’nin bir benzeri, farklı bir cephede verilmektedir. Düşman, topa tüfeğe değil; algı operasyonlarına, kültürel erozyona ve ekonomik bağımlılığa dayalı bir işgal projesi yürütmektedir.
Bu ısrar, bir nostalji veya körü körüne bir bağlılık değildir. Bu ısrar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ülke olarak varlığını, bağımsızlığını ve geleceğini garanti altına alma çabasıdır. Kurucu değerleri savunmaktaki ısrarın anlamı ve değeri işte buradadır.
Bu inançla, bu ısrarla, bu kararlılıkla; emperyalizmin, BOP’un ve onun işbirlikçilerinin tüm planları, Türk Milleti’nin akla, bilime, vatan sevgisine ve milli iradeye olan sarsılmaz bağlılığı karşısında bir kez daha boşa çıkarılacaktır.
Cumhuriyetçi Vatanseverler, kimseye iltifat etmeden, hiç kimseyi aldatmadan, ülke için gerçek amaç ne ise onu görmeye çalışarak, hedefe yürümektedirler. Herkes onların aleyhinde bulunabilir, herkes onları yolundan çevirmeye çalışabilir. Fakat onlar buna karşı direnmektedirler, direnmeye devam edeceklerdir. Önlerine sonsuz engeller yığılabilir; kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, kimseden destek istemeden yollarına devam edecekler ve kendilerine inanan Türk milleti ile bu engelleri aşacaklardır.
Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda ürünlerinde taklit ve tağşiş yapan markaları ‘guvenilirgida.tarimorman.gov.tr’ internet adresi üzerinden açıklamaya devam ediyor. Sitede ‘Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar’ ile ‘Taklit ve Tağşiş Yapılan Gıdalar’ başlıkları altında taklit ve tağşiş yaparak sağlığı tehlikeye düşüren firmalar, markalar ve ürünler yer alıyor.
Listeye 2’si sağlığı tehlikeye düşürecek ürün olmak üzere toplam 22 yeni ürün daha eklendi. Listede zeytinyağı, bal, kıyma ve sucuk gibi ürünler yer aldı. Yapılan son testlerde, bazı markaların ‘dana kıyma’ ibaresiyle sattığı kıymada kanatlı eti olduğu belirlendi. Pekmez ürünlerinde de şeker ilavesi tespiti yapıldı. Bir bitkisel ürün markasında ise ballı bitkisel karışımlı macunda ilaç etken maddesi olduğu belirlendi.
Kobakhidze, başkent Tiflis’teki hükümet binasında düzenlediği basın toplantısında yaşanan olayları değerlendirdi.
Gürcistan’da dün yerel seçimlere karşı düzenlenen gösteriden ayrılan grubun, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı yasa dışı ele geçirmeye çalışarak devlete karşı suç işlediğini söyleyen Kobakhidze, Tiflis’te sokağa çıkanların hükümeti devirmeye çalıştıklarını dile getirdi.
Devlet olarak bu girişimi önlediklerini belirten Kobakhidze, “Şiddet, kitlesel ve yaygındı. Belirli kişiler bundan kesinlikle sorumlu tutulacak.” dedi.
Kobakhidze, gösterinin organizatörlerinden ünlü Gürcü opera sanatçısı Paata Burçuladze, Murtaz Zodelava, Laşa Beridze ve Paata Manjgaladze’nin polis tarafından gözaltına alındığını bildirdi.
Gürcistan’da 2024’teki parlamento ve cumhurbaşkanı seçimlerini tanımayan bazı muhalefet partileri, dün yapılan yerel seçimleri de meşru saymadıklarını ilan ederek Tiflis’te protesto düzenlemişti.
Gösterinin organizatörlerinden Gürcü opera sanatçısı Paata Burçuladze, Tiflis’teki Özgürlük Meydanı’nda toplanan binlerce kişiye hitaben, 4 Ekim’den itibaren hükümeti tanımadıklarını ilan etmişti.
Burçuladze, hükümetin üst düzey yetkililerinin halk tarafından adalete teslim edilmesi gerektiğini öne sürmüştü.
Birleşik Ulusal Hareketi Parti Temsilcisi Murtaz Zodelava, göstericilere Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı “ele geçirmeleri” çağrısında bulunmuştu. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığına doğru ilerleyen göstericiler, binaya izinsiz girmeye çalışmış, bariyerleri yıkan grup polisle çatışmıştı.
Göstericiler, polise taş ve su şişesi atmaya başlayınca binanın önündeki polis özel kuvvetleri, biber gazıyla karşılık vermişti.
Olay yerine getirilen tazyikli su aracıyla bariyer kuran göstericilere müdahale edilmişti.
Gösterinin devam ettiği Orbeliani Meydanı’nda da polisle göstericiler arasında arbede yaşanmıştı.
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı ele geçirmeye çalışan göstericiler ile polis arasında çıkan arbedede 21 polis ile 6 protestocunun yaralandığı bildirilmişti.
Yerel seçimleri, ülke genelindeki tüm belediyelerde iktidardaki Gürcü Hayalı Partisinin kazandığı açıklanmıştı.
İlgili Haber
Gürcistan’da AB destekçileri Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı ele geçirmeye çalıştı
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dün partisinin Bolu’da yapılan milletvekili kampını takip eden basın mensuplarıyla bir araya gelerek soruları yanıtladı. Özel’e; Grup Başkanvekilleri Ali Mahir Başarır ve Murat Emir ile Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut eşlik etti.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 1 Ekim’de TBMM’nin yasama yılı açılışına partisinin katılmama kararına ilişkin olarak, “Cumhurbaşkanı’nın Meclis’e gelip yürütmenin başı olarak yargıya verdiği talimatla yasama organının ana muhalefet partisine operasyon yaptığı bir siyasi süreçte, orada onu dinlememiz düşünülemezdi. Gelecek sene 1 Ekim’de aynı durum olursa aynı tutumumuz olur. Ama resmi törenleri boykot etme gibi bir yaklaşımımız bizim olmaz. 10 Kasım’a, 29 Ekim’e Anıtkabir’e gideriz. Ama Erdoğan’ın birinci aktör olduğu ve söz söylediği, konuştuğu yerde oturup da onu dinleyecek bir siyasi atmosfer yok şu anda Türkiye’de” dedi.
İBB Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak gelmesi durumunda ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylığına ilişkin olarak ise Özel, “Mansur Bey kimsenin yedeği değil, benim gözümde de öyle değil. Mansur Bey’in kendi gönlünde de öyle değil. Ama Mansur Bey bu milletin gönlünde yeri olan çok önemli bir siyasetçi. İhmal edilemeyecek, yok sayılamayacak bir figürdür. Bunu böyle görmek lazım. Zaman ne getirecek, Mansur Bey ne düşünecek, toplum ne düşünecek, nasıl bir noktaya geleceğiz? O gün gelmediği için, bugün o gün değil. Bunları konuşmak o açıdan yersiz ama Mansur Bey ile aramızda bu konuda en ufak bir çelişki yok” dedi.
Özel, “Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik olarak yürütülen konser soruşturması kapsamında düzenlenen operasyonun devamının geleceğini düşünüyor musunuz? Özellikle ABB Başkanı Mansur Yavaş’a yönelik bir operasyon bekliyor musunuz” sorusuna karşılık şöyle konuştu:
“Bunu konuşan, tartışan Melih Gökçek ve oğlu. Ben de Ankara Adliyesi’ne seslendim zaten. Dedim ki bunlar bu kararları nereden biliyorlar? Bu operasyonu nereden biliyorlar? Şimdi de bir şey yapacak, olacak diyorlar. O zaman nerede soruşturmanın gizliliği? Ya dezenformasyon, o zaman niye böyle şeyler yapıldığında gerçek olmayan bilgiyi alenen yayma suçu sadece muhalefet partileri için mi var? İktidar partisinin önceki büyükşehir belediye başkanı ve şimdiki bir milletvekili, baba-oğul ilişkisi içinde dezenformasyon yapıyorsa buna niye, kimse hamle yapmıyor? Ben bu soruma cevap bekliyorum. Onun dışında ne düşünüyorum, böyle şeylerin Ankara Adliyesi’nde yaşanmıyor olduğunu ümit etmek istiyorum ama bir cevap bekliyoruz.”
Özgür Özel, “Soruşturma dosyayında MASAK listesinde adı geçenlerden biri, Osman Gökçek’e gidip dilekçe vermişti. Savcılığa değil de Osman Gökçek’e gidiyor olması hakkında ne söylersiniz” sorusuna karşılık şu yanıtı verdi:
“Soruşturma dosyasında ki herkesin MASAK raporu tertemiz, bir kişinin pis. O kişi de soruşturma dosyasında yok. MASAK raporuna bakıyorlar ve soruşturmada olmayan Melih Gökçek artığı bir pisliği, Osman Gökçek’e güya gidiyor ve soruşturma dosyasına dahil ediyorlar. Ve bu kişinin itirafçılığıyla tutuklamalar yapıyorlar ve yargılama yapıyorlar. Yani hani balık baştan kokmuş denir ya, tuzla balık yer değiştirirmiş durumda. Olacak iş değil. Dosyada olmayan bir suçluyu bulup, dosyaya sokup, itirafçı yapıp, onu salıp geri kalanına işlem yapıyorlar. Orada dosyada bir suçlu var, MASAK raporu kirli bir kişi var. O da Melih Gökçek artığı birisi. Kendi pisliği eliyle Mansur Yavaş’a kara çalmaya çalışan bir kumpas kurmuş durumdalar orada yani. Dosyanın o detaylarına hep hakimim, takip ediyorum.”
Yerlikaya, NSosyal’deki hesabından yaptığı açıklamada, kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan O.A, S.Ö, Y.İ, A.A, H.D, T.T. ve ulusal seviyede aranan S.B. ile H.E’nin yakalanıp Türkiye’ye iadelerinin sağlandığını belirtti.
Yerlikaya, NSosyal’deki hesabından yaptığı açıklamada, kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan O.A, S.Ö, Y.İ, A.A, H.D, T.T. ve ulusal seviyede aranan S.B. ile H.E’nin yakalanıp Türkiye’ye iadelerinin sağlandığını belirtti.
Forbes dergisi, 2025 Türkiye’nin en zengin isimleri listesi açıklandı.
Listenin zirvesinde bu yıl da değişiklik yaşanmadı. Yıldız Holding’in Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, 5.4 milyar dolarlık servetiyle bir kez daha “Türkiye’nin en zengin kişisi” unvanını elinde tuttu.
İnşaat ve enerji sektörlerindeki yatırımları yapan Şaban Cemil Kazancı, servetini 4.5 milyar dolara çıkararak listenin ikinci sırasına yükseldi. Üçüncü sırada ise Rönesans Holding’in patronu Erman Ilıcak, 3 milyar dolarlık varlığıyla yer aldı.
Koç Holding hissedarı İpek Kıraç, 2.8 milyar dolarlık servetiyle dördüncü sıraya yerleşti. Onu, aynı servetle Enka İnşaat’ın Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sinan Tara izledi.
Koç Ailesi listede yerini aldı. Semahat Sevim Arsel 2.7 milyar dolar ve Rahmi Koç 2.4 milyar dolar ile ilk 10’da yer aldı. Ayrıca Doğuş Grubu’ndan Ferit Şahenk 2.6 milyar dolar, kız kardeşi Filiz Şahenk 2.4 milyar dolarlık servetleriyle listede dikkat çeken isimler arasında oldu.
ABD merkezli Chobani markasıyla gündeme gelen Hamdi Ulukaya, 2.2 milyar dolarlık servetiyle ilk 10’u tamamladı.
Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, İsrail’in gece boyu devam eden saldırılarında çok sayıda kişi yaralanırken, Gazze’deki Ezher Üniversitesi hedef alındı.
İsrail savaş uçakları Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’un kuzeyinde yer alan Asda bölgesinde yerinden edilmişlerin çadırlarını hedef aldı. Saldırıda çok sayıda Filistinli yaralandı.
İsrail topçu birlikleri de Vadi Gazze’nin doğusunda konuşlanmış zırhlı araçlarından insani yardım bekleyen Filistinlilere ateş açtı. Saldırıda çok sayıda kişi yaralandı.
Gazze kentinde ise İsrail savaş uçakları, Sabra, Cela ve Selasin mahallelerine art arda hava saldırıları düzenledi. Tayaran Kavşağı çevresinde Levh ve Ebu Şaban ailelerine ait binalar hedef alındığı saldırılarda çok sayıda kişi yaralanırken, hedef alınan binalar ve çevredeki evlerde büyük çaplı yıkım meydana geldi.
İsrail uçakları ayrıca, Gazze Şeridi’nin ortasındaki Megazi Kampı’nı da hedef aldı. Saldırıda yaralananlar olurken vatandaşların evlerinde hasar oluştu.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 67 bin 74 Filistinli hayatını kaybetti, 169 bin 430 kişi de yaralandı.
Cuma gününden bu yana Bolu’da kampta olan CHP TBMM Grubu, 28. Dönem 3. Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı’nda partinin yol haritası üzerine çalışıyor.
KILIÇDAROĞLU’NA YAKIN İSİMLER KAMPTA YOK
Toplantıda CHP lideri Özgür Özel’in parti içine yönelik birlik ve beraberlik çağrısı öne çıkarken eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın bazı milletvekillerinin kampa katılmaması dikkatlerden kaçmadı.
Sözcü’nün aktardığına göre Gamze Akkuş İlgezdi, Sevda Erdan Kılıç, Mahir Polat, Hasan Öztürkmen, Hüseyin Yıldız, Deniz Demir, Orhan Sarıbal, Tuncay Özkan, Hasan Ufuk Çakır ve İnan Akgün Alp kampa katılmadı.
Alp ve Yıldız’ın hasta olduğu için kampa katılmadığı öğrenildi.
CHP lideri Özel toplantıda yargı adımları, Kurultay Davası, belediye başkanlarının tutuklanma sürecinden bahsederken ve parti içine birlik beraberlik mesajı verdi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da milletvekillerine mektup göndererek, “Şartlar ne olursa olsun değerlerimizden geri adım atmayız” dedi.
Türkiye’ye ziyareti sonrasında basına açıklama yapan Nasirzade, Türk yetkililerle İsrail’in bölgedeki tüm ülkeler için yarattığı tehditler konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.
Görülmede Suriye konusunun da gündeme geldiğini aktaran Nasirzade, “İyi bir ziyaret oldu çünkü uzun zamandır bu konuda Türkiye ile bir araya gelmemiş veya görüş alışverişinde bulunmamıştık.” dedi.
İranlı bakan, Türkiye ve İran’ın ortak noktalarının görüş farklılıklarından daha fazla olduğunu ifade etti.
Nasirzade, ABD’nin bölgeye askeri yığınak yapmasına dair soruya ise, “Bu hareketliliğin büyük bir kısmı psikolojik harekattır. Sürekli olarak saldırı yapılacağını tekrarlayarak toplumu ikileme düşürmek istiyorlar. Ekonomik istikrarı bozmak istiyorlar ve bu da savaşın bir parçası. Ülkeyi savunmak için sürekli hazırız. Bize savaş dayatılırsa asker olarak görevimiz savunmaktır.” diye konuştu.
Küresel Sumud konvoyuna İsrail’in saldırısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Nasirzade, “Bu konvoy aslında uluslararası toplumun iradesinin bir sembolü. Siyonist rejim buna saldırıda bulundu. Bu rejim için kırmızı çizgi yok ancak dünya karşı karşıya oldukları büyük tehdidin farkına vardı ve dünya halkları bu konuda kesinlikle daha fazla benzer eylem görecek.” ifadelerini kullandı.
Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay ve Veryansın Tv yazarı Engin Balım, CHP İstanbul İl Yönetimi’nin tedbiren görevden uzaklaştırılması sonrası siyaset kulislerini aktardı.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
Veryansın Tv’de Salı Sallanır canlı yayınında konuşan Engin Balım, AKP kulislerinde konuşulan “CHP planı”na ilişkin iddiaları aktardı.
Balım, söz konusu planın AKP medyasında “15 Temmuz’da başarılı olamayan küresel çete CHP’yi ele geçirdi” söylemleriyle başlayacağı, CHP’li isimlerin büyükelçiler ve küresel isimlerle yemek görüntülerinin tekrar dolaşıma sokulacağı iddialarını aktardı.
Kulislerde “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu işin hukuki kılıfına uydurulmasını istediği”nin konuşulduğunu da belirten Balım, CHP kurultayının 9 Eylül’den 15 Eylül’e ertelenmesinin bu iddia ile bağlantılı olduğunu ileri sürdü.
Planın “hukuki kılıfına uydurulamaması halinde Saray’ın B planını uygulamaya sokacağı” iddiasını aktaran Balım, mutlak butlan kararının uygulanması sonrası “15 Temmuz’da başarılı olamayan küresel çete CHP’yi ele geçirdi” söylemlerini bizzat Erdoğan ya da Bahçeli’nin ağzından aktarılacağının kulislerde konuşulduğunu belirtti.
Bir algı inşa edildikten sonra Erdoğan ve Bahçeli sürekli olarak “Mevcut CHP yönetimi korsan bir yönetimdir. Bu yönetimin atadığı, belirlediği, ön seçim yapmadan getirdiği meclis üyeleri ve belediye başkanları küresel çeteye finans sağlayarak anayasal yapıyı yıkmaya yönelik faaliyetler yürüttüğü için belediyeler gayrimeşrudur, korsandır.” şeklinde çıkışlar yapacağını belirten Balım, CHP’li bütün belediyelerin bu sayede görevden alınmasının yolunun açılacağı iddiasını aktardı.
Balım, son olarak AKP’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin de görevden alınmasıyla AKP’nin “adalet” görüntüsü çizeceği iddiasını aktardı.
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV canlı yayınında “Gürsel Tekin’den bağımsız teknik bir şey söylüyorum. Kayyumun, partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor, Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa olur, bir başka isim olsa olur” dedi.
TEKİN’DEN AÇIKLAMA
Mahkeme kararıyla CHP İstanbul İl Başkanı olarak görevlendirilen Tekin, görevi kabul edeceğini beyan etmesinin ardından CHP tarafından ihracına karar verildi.
Tekin, ihraç kararına ilişkin TV100’e yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Ben bu kararı kabul etmiyorum. AK Parti yargısı diye bağırıyorsunuz siz daha beter durumdasınız. Bana sormadan benim ifademi almadan, ben bir savunma yapmadan beni ihraç edemezsiniz. Disiplin kuruluna veremezsiniz.”
AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı’na ilişkin, parti genel merkezi önünde açıklamalarda bulundu, basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı.
Bölücü açılım sürecine ilişkin toplumdaki bakış açısı ve tablonun sorulması üzerine Çelik, şu iddialarda bulundu:
“Biz, vatandaşlarımızla buluşuyoruz, vatandaşlarımızın tabii ki soruları oluyor, cevap vermekle mükellefiz. Vatandaşlarımızın soruları oluyor, kaygıları oluyor, eleştirileri oluyor, geleceğe dönük uyarları oluyor. Hepsini not ediyoruz, başımızın üstünde yeri var çünkü memleketin sahibi ve bütün bu süreçlerin sahibi millettir. Gittiğimiz yerlerde bu sorulara tabii ki açık yüreklilikle cevap veriyoruz. Kameraların önünde de veriyoruz ama aynı zamanda vatandaşlarımızın Sayın Cumhurbaşkanı’mıza ve Sayın Bahçeli’ye dönük yüksek güvenlerini de görüyoruz. Onların yanlış yapmayacağını, devlet ve millet aleyhine herhangi bir işe izin vermeyeceğini net bir şekilde vatandaşlarımızın vurguladıklarını da görüyoruz. Bu süreçler doğası gereği işin içinde siyasetin olduğu, devlet kurumlarının çalıştığı, sahada bir sürü gelişmenin olduğu süreçler.
Tabii ki birtakım başka devletlerin sabotajlarına da dikkat etmek gerekiyor. Geçmişte de bu tecrübeleri yaşadık. Bu açılardan baktığımızda biz çok yönlü, çok kapsamlı, iyi çalışılmış, tarihi dersleri çıkarılmış, bundan sonrasının nereye gitmesi gerektiği konusunda kafamızın berrak olduğu, hem askeri hem istihbari hem siyasi hem toplumsal boyutunun çok yönlü olarak ele alındığı bir süreçtir.”
Çelik, “Türkiye’de Türk ile Kürt arasına kimse girememiştir. Terör mevzusu, ayrı bir mevzudur. Bunun ortadan kalkması tabii ki demokrasimizin üzerindeki stresi kaldıracaktır ve Türkiye’nin birtakım konularla yıllardır sürdürülen meşguliyetinin ortadan kalkmasına yol açacaktır. Bölge açısından da yeni fırsatların, yeni işbirliklerinin doğmasına yol açacaktır. Bu, aynı zamanda başka terör örgütlerinin, bölgedeki başka terör örgütlerini nasıl feshedileceğine ve silah bıraktırılacağına dair bir model de oluşturulacaktır. Onun için Türkiye Cumhuriyeti, gündemine hakimdir. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar.” değerlendirmesinde bulundu.
PYD ELEBAŞI MÜSLİM’İN AÇIKLAMASI
PYD yöneticisi Salih Müslim’in “Yeni Suriye hükümeti, ademimerkeziyetçiliği reddederse bağımsızlık talep etmek zorunda kalacağız.” şeklindeki açıklamasının sorulması üzerine Çelik, şöyle konuştu:
“Yakın zamanda PYD yöneticisi Salih Müslim’in bahsettiği açıklamasını gördüm. Önceki açıklamalarıyla birleşik bir açıklama. Biz, dediğimiz gibi Şam’daki merkezi hükümetle çatışma şeklindeki bir tutumun ‘terörsüz bölge’ sürecine karşı bir tutum olduğunu değerlendiriyoruz. Aynı şekilde PYD’nin, SDG’nin silah bırakmasına yani Suriye PKK’sının silah bırakmasını engellemeye çalışanların bu terörsüz bölge ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine karşı bu gün Sayın Bahçeli’nin açıklamasında da var. Bu işi geciktirmeye, zamana oynamaya ve sulandırmaya dönük bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz. O açıklama da zaman zaman biliyorsunuz, bu teröre destek verenler, birtakım meşru kavramları tüketim malzemesi olarak kullanırlar. Aslında ademimerkeziyetçilik diye bahsettiği şey, bir ademimerkeziyetçilik değil. Ademimerkeziyetçilik dediğinin fiili karşılığının ne olduğunu bilecek milli güvenlik bilincine sahibiz.
Onun ademimerkeziyetçilik dediği şey, bizim açımızdan terör devletçiğidir. Dolayısıyla terör devletçiklerine müsaade etmeyeceğimizi geçmişte Cumhurbaşkanı’mız ‘Bir gece ansızın gelebiliriz.’ mottosuyla ifade etmişti. Biz, bir devlet politikası olarak ve bütün siyasi partilerin katılımıyla yüce Mecliste kurulmuş bir komisyonla bu sürecin ‘Terörsüz Bölge’ ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin hedefine ulaşması için bu gayreti gösteriyoruz.”
“Terörsüz Türkiye” sürecini sabote etmek isteyen bazı devletlerin olduğunu gördüklerine dikkati çeken AK Parti Sözcüsü Çelik, “Özellikle siyonist soykırımcılık, bu süreci sabote etmek istiyor. Birisi çıkıp da burada ‘Ben ademimerkeziyetçilik’ falan diyerek esasında altyazısında terör devletçiği olan bir yaklaşım ortaya koyarsa biz, bunun ne olduğunu görecek tecrübeye sahibiz. Üzerinde çok düşünmemize bile gerek yok. Bir saniye içerisinde bunu teşhis ederiz.” dedi.
CHP İSTANBUL’A KAYYIM
CHP’nin İstanbul Kongresi’ne ilişkin İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara kararla ilgili soruyu da yanıtlayan Çelik, konunun MYK’da gündeme gelmediğini söyledi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle
Ömer Çelik, şunları kaydetti:
“Nihayetinde mahkeme ile ilgili bir süreç. Orada sadece bazı yayınlarda ‘Kayyum atandı.’ falan deniyor. Halbuki yargı süreci gördüğümüz kadarıyla devam ediyor. İhtiyati tedbir kararı almış orada mahkeme ve daha önceki bir CHP il yönetimini tekrar atamış. Bir öncekinde siyasi yasaklılık durumu olduğu içindir belki o. Onu mahkemenin nasıl takdir ettiğini bilemiyorum ama bu ihtiyati tedbir olarak gündeme gelmiş bir şey.
Biz, siyasi partilerin bu şekilde gündeme gelmesini istemeyiz ama siyasi partiler açısından herhangi bir usulsüzlük varsa da bunu mahkemenin tespit etmesi ve bununla ilgili adım atması da işleyen yargı süreciyle ilgilidir. O bakımdan onunla ilgili herhangi bir detay değerlendirme yapmamız doğru değil ama görüldüğü kadarıyla CHP yönetimi alınmış ve daha önceki bir CHP il yönetimi oraya ihtiyati tedbir açısından kayyum olarak değil koyulmuş yani yargı süreci devam ediyor. İtiraz süreci devam ediyor, biz de onu takip ediyoruz.”
İlişkili Haber
Özgür Özel’den ‘İstanbul’ açıklaması: Kararı tanımıyoruz, Gürsel Tekin’i ihraç ettik
Haberi görüntüle
ERDOĞAN’IN ÇİN SEYAHATİ
Kapsamlı bir MYK Toplantısı yapıldığını belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılışta iç ve dış politikanın yanı sıra Çin seyahatine dair değerlendirmeler yaptığını söyledi.
Çelik, birinci gündemin her zaman olduğu gibi Netanyahu hükümetinin her geçen gün daha fazla katliam yaparak Gazze’deki soykırımı devam ettirmesi olduğunu vurgulayarak, “Dünyanın gözü önünde Gazze’nin işgal edilmesine dair talimatlar verildiği ve buna göre hareket planları hazırlandığı açık bir şekilde ifade ediliyor. Bu doğrusunu söylemek gerekirse Nazilerin yaptığı cinayetleri bile geride bırakacak, insanlık tarihinin en hunharca, en barbarca katliam siyasetinin, soykırımın bir örneğidir. Bunu gerçekleştirenlerin eninde sonunda bir insanlık mahkemesinde yargılanması, insan haysiyetinin, insan onurunun ve insanlık adına var olan bütün değerlerin gereğidir.” ifadelerini kullandı.
Bütün dünyada Filistin’in tanınması yönünde çok anlamlı, çok değerli bir hareketlilik de olduğunu belirten Çelik, şöyle devam etti:
“Tam bu hareketlilik karşısında ise ABD yönetiminin Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etmesi son derece yanlış olmuştur. Birleşmiş Milletler gibi meşru otoritelerin, devletlerin sesini duyuracağı bir platformun işlevsizleşmesi ve zemininin kaybolması anlamına gelmektedir bu. Dolayısıyla gerek Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın gerek diğer yetkililerin vizelerinin iptal edilmesi adaletsiz ve hakkaniyetsiz bir karardır. Bu uluslararası hukuk, meşru zeminler, Birleşmiş Milletler zemininde artık zaten büyük oranda yıpranmış olan objektif yaklaşımların, görülmeyen objektif yaklaşımların, tamamen berhava olduğunu, tek taraflı olarak birtakım işlemlerin yapıldığını göstermektedir. Bu karardan geri dönülmesi gerekir. Çünkü Filistinlilerin sesinin duyurulması, her meselede olduğu gibi Filistin meselesinde de saldırıya uğrayanların, soykırıma maruz kalanların sesinin duyulması meselenin doğası, hakkaniyetin ve adaletin gereğidir. Tabii bu olmadığı takdirde, vizelerin iptali ile ilgili karar düzeltilmediği takdirde, orada pek çok devlet başkanı, hükümet başkanı Filistin’in sesi olacaktır. Kuşkusuz bu konuda, Filistin’in gür sesi olma konusunda en gür ses Sayın Cumhurbaşkanımızdan çıkacaktır.
Yıllardır Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bütün konuşmalarında, Filistin Davası’nı en yüksek sesle haykırmaktadır. Dolayısıyla bu sene de Cumhurbaşkanımızın konuşması başta olmak üzere, pek çok liderin konuşmasıyla birlikte Filistin Davası, Gazze’de Netanyahu hükümetinin gerçekleştirdiği soykırım Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na damgasını vuracaktır. Bu, artık devletlerin meselesi olmayı çoktan aşmıştır. Bu bir katliam şebekesiyle insanlık ittifakı arasında bir meseledir. İnsanlık ittifakı eninde sonunda değerlerin kazanımı, medeniyetin kazanımlarının korunması için bu katliam şebekesini yenmek zorundadır. Dolayısıyla hep beraber Sayın Cumhurbaşkanımızın Filistinli yetkililere izin verilmese bile Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmanın, Filistin’in en gür sesi olarak Birleşmiş Milletler’de ve bütün dünyada yankılanacağını görüyoruz, değerlendiriyoruz.”
SAVUNMA SANAYİİ
Ömer Çelik, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı içinde barındıran Zafer Haftası kapsamında birçok önemli gelişmenin de yaşandığına dikkati çekerek, “En önemlilerinin başında Çelik Kubbe ile ilgili geldiğimiz nokta söz konusu oldu. Bütün dünyada yankılandığı gibi ülkemizin savunması açısından da son derece önemli bir eşik geçilmiş oldu. Görüldüğü gibi geçmişte sıradan bir tabanca almak için başvurduğumuzda bize bunları bile vermeyenler, ambargo uygulayanlar bugün Türkiye’nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar. Tabii bizim savunma sanayimiz kimse için bir tehdit değil. Kendi milli güvenliğimiz için bunu gerçekleştiriyoruz, bu başarılara imza atıyoruz.” şeklinde konuştu.
Erdoğan’ın, “Biz yapabiliriz, daha iyisini de yaparız” şeklinde tüm kurumlara bir vizyon aşıladığını işaret eden Çelik, “Geldiğimiz noktada, dünyanın barbarlık tarafından teslim alınmaya çalışıldığı ve Türkiye’nin etrafında neredeyse dünyadaki çatışmaların yüzde 70’e yakınının gerçekleştiği bir ortamda ve büyük potansiyel krizlerin var olduğu bir ortamda, savunma sanayimizin geldiği nokta tabii ki gurur vericidir. Bu bakımdan Çelik Kubbe’nin dünyada bu kadar yankılanması, herkesin aslında bütün bu meseleleri hem okumakta hem de bunlara karşı savunma sanayi açısından somut tedbir almakta çok geç kaldıklarını itiraf ettiği bir noktada Türkiye’nin öngörüsünün, Cumhurbaşkanımızın vizyonunun Türkiye’yi içinde tuttuğu hattın ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görülmektedir.” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’NİN GÜCÜ KİMSE İÇİN TEHDİT DEĞİLDİR’
Çelik, bazı komşu ülkelerin, Türkiye’nin yerli entegre hava savunma sistemi Çelik Kubbe’ye dair endişeli açıklamalarına ilişkin şunları kaydetti:
“Tabii bazı komşu ülkeler, Türkiye’nin Çelik Kubbe’de attığı imzanın kendileri için tehdit oluşturduğunu söylüyor. Onlara bir kere daha ifade ediyoruz, Türkiye’nin gücü kimse için tehdit değildir. Türkiye’nin gücü barışın teminatıdır. Ama Ege’de, Akdeniz’de, başka yerlerde hiç kimsenin yanlış işler peşinde koşmaması lazım. Meseleleri masada, müzakereyle, diplomasiyle halletmemiz lazım. Bu işlerin sahaya kalmaması lazım. Dünyanın zaten büyük streslerle yüklü olduğu, büyük fay hatlarının tetiklendiği bir dönemde daha fazla strese ve fay hattının tetiklenmesine gerek yok. Onun için biz komşularımızla barış içerisinde ve ‘herkesin güvenliği bizim güvenliğimizdir, herkesin refahı bizim refahımızdır’ ilkesiyle hareket ediyoruz. Kimsenin güvenliğinde bir zaafa düşmesini, kimsenin refahtan mahrum kalmasını arzu etmiyoruz. Topyekun bir barış, topyekun bir refah peşinde koşuyoruz.”
Geçmişte, Suriye’deki olaylar ve haricen yaşanan olaylar sebebiyle pek çok ülke tarafından Akdeniz’e savaş gemisi gönderildiğini hatırlatan Çelik, Mavi Vatan vurgusunun ve bu konuda atılan adımların son derece önemli olduğuna değindi.
Çelik, şöyle devam etti:
“Bu sene TEKNOFEST gençliğini Mavi Vatan’la buluşturan TEKNOFEST Mavi Vatan’ın hayata geçirilmesi de bu konudaki gelişmelerin gün yüzüne çıkması, gençlerimizin bu alandaki çalışmalarının teşvik edilmesi bakımından son derece önemlidir. Milli Savunma Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’yla birlikte TEKNOFEST’in bu sene Deniz Kuvvetleri’mizle birlikte böylesine kapsamlı bir şekilde yapılmış olması, aslında Türkiye’nin ‘mavi vatan’ vurgusu ve ‘mavi vatan’ın geleceğine dönük olarak etrafımızdaki denizlerde oluşan kaynamalara karşı, daha büyük meydan okumalara karşı hazırlıkları açısında da son derece önemlidir. Burada gençlerin yaptığı çalışmalar, orada ortaya konulan icatlar, kazanımlar geleceğe denizlerde de damga vuracağımızı göstermesi bakımından önemlidir. Tabii sık sık kahraman Silahlı Kuvvetlerimize gerek devlet kurumlarımız tarafından, savunma sanayi kurumlarımız tarafından, gerek diğer alanlarda bu teslimatların yapılması, bunların birleşik ve entegre bir şekilde gündeme gelmesi, önümüzdeki dönemin önümüze gelecek meydan okumaları açısından son derece kıymetli sonuçlar doğuracaktır.”
BÖLÜCÜ AÇILIM
Bölücü açılım süreci konusunun her zaman gündemlerinde olduğunu belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MYK’nin açılış konuşmasında bu noktaya değindiğini aktardı.
Çelik, “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devlet başkanı olarak koyduğu iradeyle Cumhur İttifakı’nın bu konuda yekpare bir şekilde bu konuyu sonuca ulaştırmaya kararlı olduğunu” söyledi.
Çelik, şunları kaydetti:
“Cumhur İttifakı’nın yanı sıra Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına talimat vermesiyle birlikte bu süreç aynı zamanda bir devlet politikası haline gelmiştir. TBMM’de, PKK terör örgütünün fesih ve silah bırakması ile ilgili yol haritası oluşturması ve yasal dayanak oluşturması ile ilgili bir komisyonun kurulmuş olması, yüce Meclisin, siyasi partilerin desteğini de alacak şekilde sürecin yürütülmesine imkan vermektir. Komisyonun asıl odağının PKK’nın feshi ve silah bırakması olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bunun dışında başka konuların öne çıkarılmaya çalışılması, PKK’nın fesih ve silah bırakılması gündeminin perdelenmesi, örtülmesi ya da aksatılmasına dönük birtakım gündemler ve ajandalar olarak gündeme gelmektedir. Odağı bu işin silah bırakma ve fesih sürecinin gerçekleşmesidir.
Burada da PKK terör örgütünün bütün şube ve uzantılarıyla, bütün illegal yapılarıyla, bütün finans odaklarıyla ve propaganda merkezleriyle, bu Terörsüz Türkiye ve aynı zamanda terörsüz bölge sürecine uygun olarak yapılan çağrılar çerçevesinde silah bırakması ve kendisini feshetmesi gerekir. Bunun dışında herhangi bir şekilde bu odağın kaybına yol açacak davranışların, aslında Terörsüz Türkiye’ye söylemini kullanmakla birlikte bu süreci akamete uğratacak davranışlar ve söylemler olduğunu ifade etmek isteriz.”
Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün MYK toplantısının açılış konuşmasında bu konuda, bazılarının odak kaybı yaşadığını, bunun yaşanmaması gerektiğini ifade ettiğini söyledi.
BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMALARI
Bahçeli’nin bugün bölücü açılım komisyonu ile Suriye konusunda yaptığı açıklamaların son derece önemli olduğuna işaret eden Çelik, “Biz ‘Terörsüz Türkiye’ derken, PKK’nın şu adres ya da bu adresinin değil, bütün adreslerinin, bütün şube ve uzantılarının, Avrupa’daki birtakım legal görünümlü yapılarının ve illegal yapılanmalarının tamamının feshedilmesi gerektiğini ve silah bırakılması gerektiğini daha bu sürecin başında ifade ettik. Bu sürecin başında bundan bunu anladığımızı ve bunun anlaşılması gerektiğini söyledik ama bunun dışındaki yaklaşımlar olursa, bu gerçekten Terörsüz Türkiye sürecine, terörsüz bölge sürecine zarar verir.” diye konuştu.
İlişkili Haber
Bahçeli’den YPG’ye operasyon sinyali
Haberi görüntüle
Bölücü açılım süreci ile terörsüz bölge sürecinin iki ayrı süreç olmadığını belirten Çelik, bunların entegre süreçler olduğunu, bu iki süreci birbirinden ayırmanın sağlıklı bir yaklaşım olmadığını belirtti.
Çelik, şunları ifade etti:
“Bölgede özellikle Suriye’de net bir şekilde gözlemliyoruz, silah bırakmaktan kaçınmak, Suriye’deki merkezi yapıyı sabote edecek davranışlar içerisine girmek ve Türkiye’deki Terörsüz Türkiye sürecinden ve terörsüz bölge sürecinden kendisini ayrıştırmak, kendisine başka pozisyon belirlemek, bununla birlikte silahlanmak şeklindeki davranışların bütün bu sürece karşı davranışlar olarak kodlanması gerektiğini değerlendiriyoruz. Cumhurbaşkanımızın, ‘Yüzünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacaktır.’ ifadesinin anlamı budur. Yine bugün MYK’mız başlarken, Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamada son derece önemli bir cümle var. Deniyor ki orada Sayın Bahçeli tarafından, ‘Bu süreci akamete uğratmaya çalışanlar, Suriye’de başka bir plan peşinde koşanlar esasında terörsüz bölge sürecinin değil, siyonizmin planının parçası durumuna düşeceklerdir.’ Şimdi burada bunları söylediğimiz zaman birileri tutuyor diyor ki ‘Kürtlerin kazanımlarına karşı bir şeyler söylüyorsunuz.’
Hayır, hiçbir terör örgütünün varlığı ya da hiçbir terör örgütünün birileri tarafından desteklenmesi Kürtlerin kazanımı değildir, Türklerin kazanımı değildir, Arapların kazanımı değildir, Sünnilerin kazanımı değildir, Alevilerin kazanımı değildir, Dürzilerin, Nusayrilerin, Şiilerin hiç kimsenin kazanımı değildir. Hiç kimse herhangi bir terör örgütünün varlığını ya da birileriyle iş tutmasını, kendi kimliğinin, kendi aidiyetinin, kendi mensubiyetinin, kendi siyasal kimliğinin, etnik kimliğinin, mezhebi kimliğinin kazanımı olarak görmemelidir, terörün kimseye kazandıracağı bir şey yoktur.”
Buna dönük birtakım devletlerin örtülü operasyonlarını, silah bırakması gerekenlerin açıklamalarının arkasındaki organizasyonları gördüklerini belirten Çelik, Türkiye’nin, yakın bölgedeki herkesin kazanımı için terör örgütlerinin silah bırakması ve terör gündeminin ortadan kalkması gerektiğini savundu.
Çelik, “Vatandaşlarımız müsterih olsunlar, en baştan itibaren söyledik. Bu meselelere bakışımız, Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefinde esas bunun şemsiyesi, tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ilkesidir. Bunlardan taviz yoktur, bunlarla ilgili bir pazarlık yoktur, bunlarla ilgili bir müzakere yoktur. Devletin nitelikleriyle ilgili ve milletin değerleriyle ilgili herhangi bir pazarlık söz konusu değildir.”
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı canlı yayında gündemi değerlendirdi, soruları yanıtladı.
Özel, Gürsel Tekin’in İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesince CHP İstanbul İl yönetimine görevlendirilmesine ilişkin, “Gürsel Tekin’den bağımsız teknik bir şey söylüyorum. Kayyumun, partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor, Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa olur, bir başka isim olsa olur” dedi.
Halk TV’de konuşan Özgür Özel şunları söyledi:
“En hukuk tanımaz, en diplomasını hak etmeyen, mesleğine en büyük hakareti eden kişidir Akın Gürlek. Bu açıklamayı yapması için Adalet Bakanlığı’nın 153/1 nolu genelgesine göre HSK’dan izin alması gerekiyor. Almış mı? Diyelim ki almış. HSK’nın 33 nolu genelgesine göre yaptığı açıklama kişilerin suçlu olduğuna ilişkin kanaat uyandıramaz diyor. Açıklaması, ‘yüzyılın en büyük yolsuzluk dosyası.’ Daha iddianame yazılmamış, yargılama başlamamış, deliller tartışılmamış, tanıklar dinlenmemiş, savunma yapılmamış, mahkeme başkanı ve heyetinin vereceği kararı şimdiden ilan ediyor. Bir an önce iddianameyi çıkar, konuş. Akın Gürlek denen adam diplomasını inkar eden, hukukçu kimliğine hakaret eden birisi.
‘SIRF ZULÜM OLSUN DİYE’
Hemen şoför arkadaşları salsınlar. Ekrem Başkan’ın iki emekçi şoförü bir iftiracının sadece beyanlarıyla delil olmadan tutuklandı. Birisi söylemiş, ‘Bunlara Ekrem İmamoğlu şirket kurdurttu.’ Bari adamların TC’sini gir de bu kişiler şirket kurdu mu bir bak. Sırf zulüm olsun diye yapıyor. Vaktiyle bir MASAK raporu çıkardı, peçete oldu gitti. Cevdet Yılmaz dün adli yıl açılışında dedi ki, ‘Kimse karar alan mahkemeye hakaret etme hakkına sahip değildir.’ Bir kişi alkış yapmadı. Neden yapmadı. Herkes biliyor ki Özgür Özel, meydanlara toplanan yüz binler mahkemeye, mahkeme kararına hakaret ediyor değiller. Bir savcının masumiyet karinesini ayaklar altına almasına, suçsuz insanları aileleriyle tehdit etmesine… İtirafçı olanlar açısından mahkeme safhasında başka şeyler yaşanacak. O kadar şirkete el koyuyorlar sonra itirafçı olursan malları geri veririm diyor. Bu kadar düştüler. Yüzyılın en büyük haysiyet cellatlığıyla, yüzyılın en büyük iftira kampanyasıyla karşı karşıyayız. Yüz yıl boyunca unutulmayacak bir büyük saldırının altında yüz yıllık parti. Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü’nden çıkmış gelmiş herhangi bir siyasetçi değil. AK Parti’nin elinden İstanbul’u almış, İstanbul’u üç kez kazanmış birisini, Atatürk’ün partisini iktidar yapacak birisini içeri attılar. Ekrem İmamoğlu’nun suçu Erdoğan’ı yenme suçudur. Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluk gerekçesi bu suça yeniden teşebbüs edecek olmasıdır. Bunu bilmeyen kendini kandırır. Ekrem İmamoğlu benim babamın oğlu değil. İnsan olarak çok seviyorum ayrı bir şey. Bir kusuru olsa, deriz ki, ‘Ettiğini çekecek arkadaş’. Gözümün önünde İmamoğlu’nun bu ülkede CHP’yi iktidar yapacağı güçte birisi olduğunu gördüğüm için böyle bir mücadele veriyorum.
‘DEVLET BEY İLE ŞUNU MU KONUŞAYIM…’
Devlet Bey ile şunu mu konuşayım o zaman. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla partisinde kaybettiği iktidarı kazananların, bugünkü iktidarın dümen suyunu girdiğini unutmadık mı diyeyim. Meral Akşener, 900 delegenin desteğini almışken… İzmir Milletvekili olan birisinin, MHP ile mahkeme arasında mekik dokuduğunu, MHP’nin kurultay sürecinin durdurulduğunu, partinin bölündüğünü ve AK Parti ile rejim değişikliğine rıza gösterdiğini mi söyleyeyim. Biz bunu yapmadığımız için eğer partinin başından gideceksek, ben giderim partinin başından. AK Parti 10 yıl daha asgari ücretliyi, emekliyi ezecekse, memura sefalet zamları verecekse, ben bunun karşısında partinin genel başkanı olacaksam, olmaz olsun öyle genel başkanlık, reddediyorum. Denemesi bedava. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi düzeni üzerinden AK Parti’ye teslim olmuşlar. Cumhur İttifakı 15 Temmuz günü sokaklarda kuruldu diyorlar. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Cumhur İttifakı’nın temellerini attınız. Hukuk camiası bilmiyor mu bunları. MHP’nin bunun diyetini ödediğini bilmeyen mi var. Bugün yeni bir Asliye Hukuk dümeniyle CHP’ye aynı teklif… Biz o parti gibi davranmayacağımızı gösteriyoruz. CHP’nin liderine ‘Ankara’ya dön, partinin başında otur’ dediler. İstanbul’a, Samsun’a, Bayburt’a gitme diyorlar. Bu partiyi kişisel çıkarlar için asla paspas ettirmeyiz. Bu parti öyle bir parti olsaydı darbelerden sonra yeniden ayağa kalkmazdı. Biz başkasına benzemeyiz. Bir arkadan vurmayız hele hele birileri gibi yere düşene asla tekme atmayız. Vuruşacaksak da yüz yüze vuruşuruz. Maalesef arkadan vuranlarla muhatabız.
YILMAZ TUNÇ’A YANIT
Sayın Tunç, HSK’nın başkanı. Akın Gürlek, HSK’dan izin almadan basın açıklaması yapıyor. Sayın Tunç, bunun altında eziliyor bir şey diyemiyor. Akın Gürlek’in yaptığı her iş, Sayın Tunç’u paspas eden işler. Yılmaz Tunç, Adalet Bakanlığı portresidir. Duvara asmışlar bunu Adalet Bakanı diye. Türkiye’de adaleti Tayyip Erdoğan ile Akın Gürlek yönetiyor. En kötü şekilde yönetiyorlar. Hababam Sınıfı’nda paşanın resmi var ya, onun gibi duruyor. 7 soru sordum, desin ki o sorulardakiler olmadı. Bir tane avukat var, Adalet Bakanlığı’ndan izin almadan sorgulanıyor, bir tane avukat var Adalet Bakanlığı’ndan izin alınıyor. Sorulara cevap vereceğine… Özgür Bey, bu eczacı halinle senin Adalet Bakanı olarak durduğun yerden 10 kat daha fazla neyin ne olduğunu görüyor biliyor.
‘MANSUR YAVAŞ’ MESAJI
En doğru adayı, aday göstereceğiz. Bir genel başkan partinin doğal adayıdır, Türkiye’deki siyaset sistemi de Türkiye’deki siyasi gelenek de buna müsait. Geçmişte bunun örnekleri de çok oldu. Parlamenter sistemde partinin genel başkanı milletvekili adayı olur, hangi parti seçimi kazanırsa onun genel başkanına hükümeti kurma görevi verilir. Yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde CHP’nin genel başkanını aday gösterdiği de oldu, göstermediği de oldu. Kendime baştan bir kısıt koydum ve bu kurala uyuyorum. Ben dedim ki, ‘Kendi adaylığımı bu partiye dayatmak yerine en doğru adayı belirlemenin teminatı olacağım.’ Son ana kadar adayımız İmamoğlu’dur. Ama gazeteci ısrarla soruyor, ‘Ya olamazsa…’ Bunun üzerine cevap veriyorum. O gün olamazsa en doğru adaya bakılır. Anketlere bakılır. Bir isim kesin kazanıyorsa o isim aday olmalıdır. Ama onu da kendim ilan etmek yerine İmamoğlu’nun adaylığında olduğu gibi, yine toplumsallaştırmak lazım. Birden çok aday kazanıyordur, o zaman sandık kurulur siz karar verin denir topluma. Baktığımızda Mansur Bey, CHP’nin yadsıyamayacağı, yok sayamayacağı bir aday alternatifidir. Buna da yalan atacak halim yok sorulduğunda. Mansur Bey’in kendi işine odaklı gayreti var, toplum tarafından beğeniliyor. Bugünden o güne bir şey söylemek mümkün değil. Ekrem Başkan’ı bırakmayız, ona sahip çıkmak zorundayız. Mansur Bey, Ekrem Bey’in yedeği değil, o Mansur Bey’e de haksızlık olur. Ama Ekrem Bey’in de yeniden siyaset yapmasının teminatıdır hem Mansur Yavaş hem Özgür Özel hem bütün CHP’liler. Ne dayanışmamızı eksik edeceğiz, ne kimseyi şimdiden aday göstereceğiz. Bu kadar şeyin içinde bana çalışmak ve fedakarlık düşer. Seçeneklerden biri genel başkan olunca orada iş değişir. Bir anda işler size doğru döner.
ANKETLER
9 şirketin ortalamalarına bakıyoruz. Parti açık ara önde. Ekrem Başkan, 19 Mart meselesinden sonra Tayyip Erdoğan’a karşı açık ara önde. 11 puanlık bir ağırlıklı ortalama ile önde. CHP, neredeyse bazı anketlerde AKP-MHP toplamından fazla. Anket dediğin bir trend meselesi. CHP, 31 Mart seçimlerinden beri yükseliş trendini sürdürüyor. Şu anda da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin saldırıları karşısında gerilemiş değiliz.
‘MORALİMİZİ BOZARSAK…’
Bir kötülük yapmak üzere görevlendirilmiş bir ekip saldırdıkça saldırıyor, saldırmaya devam ediyor. Biz moralimizi bozarsak, enerjimizi düşürürsek onlar kazanır. Toparlanın, teslim olmuyoruz kardeşim. Biz buranın asli sahipleriyiz. Bu bayrağın üzerindeki kırmızı renk şehit kanı, dedelerimizin kanı. Üstüne düşen ay yıldız da muharebe meydanındaki ay yıldız. Biz öyle işine geldi mi düşman donanmasına kırmızı halı serenlerden, sıkıştı mı İngiliz zırhlısıyla kaçanlardan değiliz. Biz, ‘Geldikleri gibi giderler’ diyen gelenekten geliyoruz. Teslim olmak geleneğimizde yok. Birileri cumhuriyetin kolonlarını kesmeye çalışıyor, biz o kolona çivi çaktırmayanız. Büyük bir mücadelenin içindeyiz. Bugünkü de 10’uncu dalga olsun. Biz direnmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz. Karşımızdakilerin demokrasiden ne kadar nasibini almamış olduklarını herkes görüyor. Biz buna karşı dimdik ayaktayız. Bizim aramızda olmayı hak etmeyenlerle yolu ayırırız.”
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
Özgür Çelik, kararın ardından İstanbul İl Binası önünde bir açıklama yaptı. Binayı terk etmeyeceklerini söyleyen Çelik, “Buradan çok açık ve net olarak şunu ifade etmek isterim: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olup cebinde parti kartını taşıyan hiç kimse bu karara uymaz. Gerçek bir CHP’li bu karara uymaz.” dedi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle
Çelik şunları söyledi:
“Demokrasiye sahip çıkmak için İstanbul İl Başkanlığımızın önüne gelen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Bugün bir karar açıklandı. 14 Ağustos tarihinde, adli tatil döneminde açılan bir davayla jet hızıyla bir dava süreci gerçekleştirildi. 15 günlük bir zaman dilimi içerisinde jet hızıyla bir karar alındı. Öncelikli olarak bu kararı alanlara şu soruyu yöneltmek istiyorum: 300 gündür Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer, yargılandığı ikinci davadan iddianame bekliyor. 230 gündür Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın iddianamesi yazılmadı. 165 gündür Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun iddianamesi hazırlanmadı. Peki neden 15 gün önce açılan bir davada jet hızıyla bir karar alınmıştır? Bunu kamuoyunun vicdanına havale ediyoruz.
Açıklanan karar hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Bu kararın amacını biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 31 Mart 2024 seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi olduk. İstanbul’da 14 olan belediye sayımızı iki katına çıkarttık ve 26 belediye kazandık. 300 gündür büyük bir hukuksuzlukla, büyük bir adaletsizlikle karşı karşıyayız. Bu 300 günlük adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelemizi kesintiye uğratmak istiyorlar. Temel amaçları budur. Şu ana kadar İstanbul’da kongre süreçleri mahallelerde çok sağlıklı bir biçimde ilerlemektedir.
İkinci amaçları, partimizin kongre sürecini durdurmaktır. Temel hedefleri, demokrasi kılıcını Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde sallandırmaya devam etmektir. Alınan karar hukuka aykırıdır. Bu kararla ilgili az önce il binamızda milletvekillerimiz, parti meclis üyelerimiz, ilçe başkanlarımız, Yüksek Disiplin Kurulu üyelerimiz, il yöneticilerimiz, belediye başkanlarımız, gençlik ve kadın kollarımızla toplantımızı gerçekleştirdik.
‘MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ’
Bu karara karşı hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Ancak bu karara karşı siyasi mücadelemizi de sürdüreceğiz. Hukukçularımız, alınan bu karara itiraz edecekler. Biz il binamızda olacağız, örgütümüz burada olacak. Görevimizin başındayız, görevimizin başında olmaya devam edeceğiz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel öncülüğünde MYK’mız Ankara’da toplandı. Sayın Genel Başkanımız kamuoyuna açıklamalarda bulunacak. MYK’mızın aldığı kararları da buradan takip edeceğiz ve uygulayacağız.
Şunu ifade etmek isteriz: Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu dönem gerçekleştirdiği kongreler süreci de pırıl pırıldır. Bir önceki 38’inci Olağan Kurultayımız da, 38’inci Olağan İl Kongremiz de; mahalleden ilçeye, ilçeden ile, ilden de kurultaya doğru gerçekleşen kongrelerimiz ve kurultaylarımız pırıl pırıldır, tertemizdir. Başlayan kongre süreçlerimizin devam etmesini sağlayacağız. Mahalle kongresi süreçleri ilçe başkanlıkları tarafından yürütülür. Mahalle kongre süreçlerimizi kesintisiz bir biçimde devam ettireceğiz. İlçe kongrelerimizin gerçekleşmesi için tüm hukuksal mücadeleyi vererek ilçe kongrelerimizi devam ettireceğiz.
‘GERÇEK BİR CHP’Lİ BU KARARA UYMAZ’
Bu karar hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Bu karar, mahkemeler tarafından alınmış bir karar değildir. Yargıyı bir sopa olarak kullanan, yargı sopasıyla siyaseti dizayn etmek isteyenlerin aldığı bir karardır. Amaçlarını biliyoruz. CHP’siz bir Türkiye istiyorlar. Muhalefeti dizayn etmek istiyorlar. Türkiye’de, güzel ülkemizde sandığı sembolik hale getirmek istiyorlar. Buradan çok açık ve net olarak şunu ifade etmek isterim: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olup cebinde parti kartını taşıyan hiç kimse bu karara uymaz. Gerçek bir CHP’li bu karara uymaz.
Cumhuriyet Halk Partisi, parti içinde demokrasiyi yaşatan yegane partidir. Bizde mahallelere sandıklar kurulur, delegeler seçilir. O delegeler ilçe başkanlarını seçerler. O delegeler il delegelerini, kurultay delegelerini seçerler ve mahalleden başlayarak kurultaya kadar partide, partiyi kimin yöneteceğine delegeler karar verirler. Bu yönüyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin kongreleri pırıl pırıldır. Eğer kongreler üzerinden bir tartışma yürütülecekse, örneğin Türkiye’nin azınlık iktidarının kongrelerine bakılması gerekir. Ankara’da bir grup tarafından, bir kişi tarafından verilen kararlarla ilçe başkanları seçilen, il başkanları belirlenen kongrelere bakılması gerekir.
‘UÇURUMUN KIYISI’
Bugün açıklanan karar sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselesi değildir. Bu karar bütün Türkiye’mizin meselesidir. Bu kararın güzel ülkemize bir maliyeti vardır. Kararın açıklandığı anda borsada ciddi bir düşüş yaşandığını hepimiz takip ettik. Bu kararın Türkiye ekonomisine bir maliyeti vardır. Bu kararın ülke demokrasisine bir maliyeti vardır. Mesele Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselesi değildir; mesele bütün ülkemizin meselesidir. 300 gündür yaşananların Türkiye ekonomisine çok ağır bedelleri olmuştur. Bugün Türkiye’nin ekonomisi, deyim yerindeyse uçurumun kıyısına sürüklenmiştir. Bugün ülkemizde büyük bir gelir adaletsizliği vardır. Bugün Türkiye’nin demokrasisi zedelenmiştir. Türkiye’nin seçilmiş belediye başkanları cezaevine koyularak milli irade hiçe sayılmıştır. 15,5 milyon oyla belirlenmiş Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun şu anda Silivri zindanında oluşunun hem Türkiye ekonomisine hem de Türkiye demokrasisine ağır bir maliyeti vardır. Bugün güzel ülkemizde anayasal düzen ayaklar altına alınmıştır. Anayasa kararları tanınmamaktadır.
‘BUGÜN DEVLETİN KURUMLARI ÇÖKERTİLMİŞTİR’
Bugün Cumhuriyet’in kurumlarının içi boşaltılmıştır. Bugün devletin kurumları çökertilmiştir. Şunun bilinmesi gerekir: Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet’in kalesidir. Cumhuriyet Halk Partisi baba ocağıdır. Cumhuriyet Halk Partisi, İçişleri Bakanlığı’na dilekçe verilerek kurulmuş bir siyasi parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi, Kuvayı Milliyeciler tarafından savaş meydanlarında kurulmuş bir partidir. Biz de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin yöneticileri olarak buradayız, görevimizin başındayız. CHP halktır, halkın evidir. Halkın evini hiç kimseye teslim etmeyiz. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Bu karanlığı hep birlikte yeneceğiz, bu zorlukları hep birlikte aşacağız ve mutlaka kazanacağız.”
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
MANSUR YAVAŞ’TAN İLK MESAJ
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, karara ilişkin X hesabından açıklama yaptı.
Yavaş, “Siyasete demokrasi dışı müdahaleler, en çok demokrasinin kendisine zarar vermiştir. Partimizin İstanbul İl Kongresi’yle ilgili verilen tedbir kararı; demokrasi ve hukuk ilkeleriyle bağdaştırılması güç bir karardır. Oysa hukukun asli görevi, demokrasiyi korumaktır. Türkiye’nin geleceği; ancak adaletin tarafsız işlediği, hukukun üstün kılındığı ve demokrasinin tam anlamıyla hayata geçtiği bir düzenle güvence altına alınabilir.” dedi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Yönetimi görevden alındı.
İstanbul 45.Asliye Hukuk Mahkemesi CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresi’nde başkan seçilen Özgür Çelik ve yönetimin görevinden uzaklaştırılmalarına, geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İstanbul İl Başkanlığı’na geçici olarak Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz, Erkan Narsap’tan oluşan heyet kayyum olarak görevlendirildi.
İSTANBUL’DA YAPILACAK İLÇE VE İL KONGRELERİ SEÇİM ÇALIŞMALARI TEDBİREN DURDURULDU
Mahkeme, CHP Merkez Yönetim Kurulu tarafından 14 Temmuz 2025’te alınan karar uyarınca başlatılan 39. Olağan Kurultay süreci kongre takviminde yer alan seçim çalışmalarından yalnızca İstanbul İl Örgütünce yapılacak ilçe kongreleri ve il kongresi seçim çalışmalarının tedbiren durdurulmasına da karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
ADALET BAKANI TUNÇ’TAN İLK AÇIKLAMA
Konuyla ilgili Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’tan bir açıklama geldi.
Tunç, “Mahkeme tarafından verilen ara karar, yargılama süreci boyunca doğabilecek telafisi güç zararların önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir niteliğinde olup, nihai bir hüküm teşkil etmemektedir. Yargılama süreci devam etmektedir” ifadelerini kullandı.
Bakan Tunç’un açıklamasının tamamı şöyle:
“CHP İstanbul İl ve Kurultay Delegesi tarafından İstanbul İl Kongresindeki usulsüzlük, menfaat temini iddiaları ve seçmen iradesini etkilemeye yönelik ileri sürülen eylemler nedeniyle İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara kararla;
Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresinde seçilen İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu Asıl ve Yedek Üyeleri ile İl Disiplin Kurulu Asıl ve Yedek Üyelerinin tedbiren görevlerinden uzaklaştırılmalarına, il başkanı, il yönetim kurulu, il disiplin kurulu yetkilerini kullanmak üzere tedbiren geçici kurul görevlendirilmesine, 39. Olağan Kurultay süreci kongre takviminde yer alan seçim çalışmalarından yalnızca İstanbul İl Örgütünce yapılacak ilçe kongreleri ve İl Kongresi seçim işlemlerinin tedbiren durdurulmasına karar verilmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan İstanbul İl Kongresi delegelerinin tedbiren görevden alınmaları talebi ve İstanbul İl Kongresinde alınan tüm kararların hükümlerinin tedbiren durdurulması talepleri reddedilmiştir.
Mahkeme tarafından kabul edilen kararlar yönünden HMK 394. Maddesine göre itiraz yolu açık olup, kararın reddedilen kısımlarına yönelik HMK 391. Maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Mahkeme tarafından verilen ara karar, yargılama süreci boyunca doğabilecek telafisi güç zararların önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir niteliğinde olup, nihai bir hüküm teşkil etmemektedir. Yargılama süreci devam etmektedir.”
CHP İstanbul İl ve Kurultay Delegesi tarafından İstanbul İl Kongresindeki usulsüzlük, menfaat temini iddiaları ve seçmen iradesini etkilemeye yönelik ileri sürülen eylemler nedeniyle İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara kararla;
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Bahçeli, CHP lideri Özgür Özel’in Sinop’taki test atışlarını eleştirmesine tepki gösterip “Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir. CHP havlu atmış, mefluç hale gelmiş, ipe un sermiş, siyasi komaya girmiştir. CHP’nin sonu karanlık, millet nazarındaki itibarı da sıfırdır” dedi.
Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Saf ahlak, safi akıl, samimi mizaç, sağlam ve sağduyulu iradenin teşekkül ettiği siyaset ve düşünce insanları yaşadıkları dönemin şuuru, yaşanan hayatın huzur ve güven şuralarıdır.
Bu sayede sorun çözme kültürünün işler ve işlevsel olması, devlet-millet dayanışmasının en üst düzeyde tecelli etmesi elbette mukadderdir.
Cumhur İttifakı milli ve manevi değerlerin refakatinde ahlaki, tarihi ve milli sorumluluğun izindedir, idrakindedir. Türkiye’mizin temel sorun alanlarına kararlılıkla müdahale edilmektedir.
Yıllara sari kronik ve kumanda edilen sorunların böyle gelse de böyle gitmeyeceği, daha doğrusu gidemeyeceği artık gün gibi meydandadır.
Türk milleti gelecek umutlarının gerçekleşeceğine inanmış, yüksek hedeflerine ulaşacağına ikna olmuş, bunların da Cumhur İttifakı’nın cesur, dürüst ve ilkeli mücadelesiyle hayat bulacağını takdir ve tensip etmiştir. Artık hiçbir şey eski usul ve esaslar çemberinde sıkışıp kalmayacaktır. Yeni dünyanın Türk yorumu Türkiye Yüzyılı olarak formüle edilmiştir. Devrin Türk milletinin devri olduğu netleşmiştir. Bu devir aynısıyla barış devri, kardeşlik devri, istikrar ve huzur devri olarak sivrilecektir.
‘CHP’NİN BAŞINI ÇEKTİĞİ SİYASİ VE İDEOLOJİK SABOTAJ GİRİŞİMLERİ…’
Kökeni, yöresi ve anasının dili ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan bütün kardeşlerimiz eşit, hakkaniyetli ve onurlu bir beraberliğin, aynı şekilde muhabbet ve mehabetle bezenmiş kucaklaşma hissiyatının ikamesi ve inkarı asla düşünülmeyecek beşeri cevheri olmuşlardır.
Türk ile Kürt arasındaki sarsılamaz, sorgulanamaz, sulandırılamaz birliğe ve bütünlüğe gölge düşürmeye, leke sürmeye, nifak saçmaya teşebbüs ve tevessül edenlerin tezgahı bozulmuştur. Milli irade muazzam bir destek ve sahiplenmeyle “Terörsüz Türkiye”nin arkasında yerini ve tartışmaya kapalı pozisyonunu almıştır.
Yeni Yüzyıl köklü huzur ve kalıcı barışın timsali olacaktır. Siyonist emperyalist plan ve projelerin tahrik ve tesiri kalmayacaktır.
“Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” çalışmalarına devam etmektedir. Bu komisyonun çalışma usul ve esaslarının yanı sıra tespiti yapılan yol haritası mucibince sarih amacı ortadayken görev alanı dışına çıkarma, mahzurlu ve maksatlı gündem başlıklarını araya sıkıştırma arayışları son derece yanlıştır.
PKK’nın silah bırakma ve tasfiye aşamalarının teknik ve hukuki çerçevesini oluşturup olgunlaştırma çabalarının sabote edilmesi veya buna teşne olunması iyi niyetle açıklanamayacaktır. Bazı mesleki kuruluşlarla CHP’nin başını çektiği siyasi ve ideolojik sabotaj girişimleri “Terörsüz Türkiye”nin doğasıyla çelişmekte ve çekişmektedir.
Nitekim mezkur komisyonun çalışmalarına hız vermesi, görev sahası dışına taşmadan asıl ve yakın hedeflerine odaklanarak vaki toplantılarını ikmal etmesi hayırlı gelişmeleri birbiri ardına eklemleyecektir.
En azından inancımız, beklentimiz ve ümidimiz bu şekildedir. PKK’nın kongresini toplayarak fesih işlemini tamamlaması, bir grup PKK’lının da 11 Temmuz’da silahlarını yakması temkinli iyimserliğimizi güçlendirmiştir.
Fakat o günden bugüne bir durgunluğun, bir ayak sürümenin, zamana karşı oynamanın, ısrarla top çevirmenin kimi hallerde telaşı kimi hallerde de kurnazlığı gözlerden kaçmamıştır.
‘YPG BU ÇAĞRIDAN MUAF DEĞİL’
Lağvedilen PKK terör örgüne mensup terörist unsurlarının kademe kademe SDG/YPG’ye katılıp katılmadığı henüz tam berraklaşmayan bir muamma olarak önümüzdedir. 27 Şubat 2025 tarihinde PKK’nın kurucu önderi tarafından yapılan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı bölücü terör örgütünün bütün bileşenleri için bağlayıcı mahiyettedir. SDG/YPG bu çağrıdan muaf ve istisna değildir.
PKK’nın ve PKK’lı teröristlerin önderi konumundaki İmralı’ya SDG/YPG’nin aynısıyla bağlılık göstermesi, 27 Şubat açıklamasına uygun davranış ve tavır içinde bulunması herkesin çıkarına olduğu kadar terörsüz geleceğe ve bölgesel huzura da azami düzeyde katkı sağlayacaktır.
‘TOM BARRACK’ MESAJI
Terör devleti İsrail, Suriye’nin bölünmesi ve parçalanması hususunda devamlı el yükseltmektedir.
Görünen odur ki, SDG/YPG İsrail’in yörüngesindedir. YPG’li teröristbaşı Mazlum Abdi’nin, Almanya’da düzenlenen “Rojavalı Gençler Ulusal Konferansı”na gönderdiği video mesajında, Suriye’nin kuzeydoğusunda yürürlükte olan ateşkesin devam etmeyebileceği, çatışmaların başlama ihtimalini dile getirmesi hain niyet ve eylemsel heveslerin tetikte beklediğine işaret etmektedir.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın’ın 10 Temmuz 2025 tarihinde, “Hepimizin uzlaşması ve şu sonuca varması gerekiyor: Tek millet, tek halk, tek ordu, tek Suriye” açıklamasından bir gün sonra, “SDG’ye bağımsız devlet kurma borcumuz yok. SDG dediğimiz YPG’dir. YPG, PKK’nın bir türevidir. Suriye şunu savunuyor; federal bir sistemle Suriye olamaz.” değerlendirmeleri ne kadar isabetliyse,
30 Ağustos 2025 tarihinde, “PKK, Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıştır. ABD de PKK’yı yabancı bir terör örgütü ilan etmiştir. Ancak artık PKK ile ilişkili olmayan başka bir örgüt var, SDG ve YPG. Bunlar IŞİD karşıtı savaşta bizim müttefiklerimiz oldu. Onların kökeni PKK’ya dayanıyordu” sözleri bir o kadar sakıncalı ve sakattır.
Maalesef ABD-İsrail konsorsiyumu Suriye’de kanlı bir iç savaş ve ayrışmanın temelini günbegün kazmaktadır.
Soykırımcı İsrail örtülü operasyonlarla, silahlı ve zora dayalı şekilde Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğüne alenen kast etmektedir.
Bu durum sadece Suriye için değil Türkiye’yi de çok sıcak ve birebir ilgilendiren aşırı güvenlik tehdididir.
Aynı zamanda “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedeflerini bozma ve bitirme gayesiyle ilişkili mütecaviz hamlelerin sert adımlardır.
Türkiye’nin Suriye politikası şeffaf ve açıktır.
Bu ülkenin siyasi ve toprak bütünlüğüyle üniter yapısı vazgeçilmez politik tasavvur ve tercihimizdir.
‘FEDERASYONUN BİR TIK ALTI’ BEYANATLARI MASKELİ BÖLÜCÜLÜK ÖNERİSİDİR’
Nihayet bu tasavvur ve tercihten tavizin bedeli öngörülemeyecek kadar tehlikeli olabilecektir.
Suriye için teklifi yapılan “Federasyonun bir tık altı” beyanatları maskeli bölünme ve bölücülük önerisidir.
SDG/YPG’nin sürekli yeni dayatmalarla gündemi meşgul etmesi, özerklikten bağımsızlığa varıncaya kadar sıralı talep listelerini paylaşması, nitekim ABD-İsrail’in oyuncağına dönüşmesi vahim bir karmaşanın ön habercisidir. Geldiğimiz bu aşamada iki seçenek kalmıştır:
Suriye’de ya huzur, barış ve istikrar hakim olacak; ya da İsrail’in tahayyülündeki parçalanma ve iç çatışma ortamı vasat bulacaktır.
Netenyahu isimli caninin “Suriye’de aslında kiminle mücadele ettiğimizi biliyorum” sözleri Türkiye ile İsrail’in görüş açısı sıfıra inmiş, hatta sıcak temasın muhtemel olduğu mahut cepheleşmesinin de itirafından başka bir şey değildir.
Türkiye Cumhuriyeti stratejik akılla, siyasi kararlılıkla, diplomasi sahasındaki sabır ve sebatıyla Suriye’de oyun kurmaya ve masa başı haritaları çizmenin arzusunda olan zalimlere direniş göstermektedir. Bu direniş meşru ve soylu bir direniştir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin tutumu ve takip ettiği politika süreci hem iç güvenliğimize hem de bölgesel huzura büyük bir hizmettir.
Türkiye Cumhuriyeti komşu coğrafyalarda oldubittilere müsaade etmeyecek güç, caydırıcılık, kabiliyet ve yetenektedir.
SDG/YPG’nin Suriye yönetimi ile 10 Mart 2025 tarihinde imzaladığı mutabakat zaptına riayet ve gereğini harfiyen yapması, aksi halde Ankara ile Şam’ın ortak iradesiyle askeri müdahalenin kaçınılmaz hale geleceği herkesçe bilinmelidir.
Sözün yapamadığını yeri gelirse nice kahramanlık sahneleri başaracaktır.
“Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedefi tarihin, kardeşlik hukukunun, kader ortaklığının, hiç kuşkusuz üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyanın diriliş ve toparlanış kararıdır.
Bu kararı tahrip etmeye, temelinden dinamitlemeye kalkışanlar buna pişman edilecektir.
Kürt kardeşlerim oynanan oyunun bilincindedir.
Üstelik hiçbir Kürt kardeşim Siyonizm’in avucuna düşmeyecek, soykırımcıların telkin ve göz boyayan vahşi hesaplarına kurban verilmeyecektir.
Suriye’de yaşayan Türkmenler, Kürtler, Araplar ve diğer unsurlar kardeşimizdir ve kurulan tuzaklar el birliğiyle kırılıp atılacaktır.
Çevremizde bu kadar boğucu ve sancılı olaylar vuku buluyorken, CHP Genel Başkanı’nın Sinop’ta yaptığı konuşma ve içeriği rezalet ve kepazeliğin daha ötesidir. Özgür Özel akıl tutulmasının dibindedir. Bu patolojik vaka aynısıyla şunları söylemiştir:
“Ben de Büyük Taarruz’un emrini veren, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kişi olmak istiyorum. Savaş kazanan kumandan olmak istiyorum.”
‘ÖZGÜR ÖZEL ÇILDIRSA DA O FÜZE DENEMELERİ DEVAM EDECEK’
Bu hezeyanla dolup taşan, tarif ve tanımında kelimelerin kifayetsiz kaldığı çarpık ifadelerin muhatabını sağlıklı ve sağgörülü addetmek mümkün değildir.
Demokrasi yolunda beraber yürümekten bahis açan, bu suretle Cumhur İttifakı’nda sanki sorun varmış gibi yaygara yapan Özgür Özel’in uçurumlarla ihata edilen inişli çıkışlı yolunun bizim hak ve hakikat yolumuzla kesişmesi hayal mahsulü bile değildir.
Sivil siyaset ve demokratik mücadele halinde olduğunu iddia eden bir partinin sipariş başkanının düşmanın kim olduğunu, kime karşı taarruz yapacağını, hangi savaşı kazanacağını, kumandanlık görevini ne şekilde üstleneceğini berraklığa kavuşturması acil bir ihtiyaçtır.
Kendi dışındakileri düşman gören siyaset anlayışı 1930’lu-1940’lı yılların Hitler kafasıdır ve korkunç bir skandaldır.
Türkiye’de düşman gözleyen ve gözetleyen Özgür Özel’in derhal bir sağlık merkezine müracaatı ya da ille de düşman arıyorsa etrafına bakması tavsiyemizdir.
Sinop’ta Savunma Sanayi’ndeki tarihi atılımları yüzsüzce baltalama çabası, balıkları düşündüğü kadar vatanı ve milleti düşünmemesi işbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin basit ve buruşuk sözleri olarak anılmaya mahkumdur.
Özgür Özel’in utanmadan füze denemelerinden yakınması, yabancı turistlerin kafaları üzerinden füzelerin uçurulduğunu iddia etmesi, adeta denize dalarak yerinde müşahede etmiş gibi balıkların yuvalarından kaçtığını mizahi karakterleri aratmayacak şekilde gündeme taşıması dangul dungul konuşmanın daniskası, abuk sabuk zihniyetin alameti farikasıdır.
Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir.
Özgür Özel’in uykuları kaçsa da Türkiye milli savunma sanayinde dev adımları azimle atmayı sürdürecektir.
Aziz Atatürk’ü anladığını zanneden, ancak baştan ayağa yanlış anlayan bu şahsın Milli Mücadele yıllarında vatanımıza musallat olan müstevli emellerinden hiçbir farkı olmadığı ibret verici düzeyde karşımızdadır.
CHP havlu atmış, mefluç hale gelmiş, ipe un sermiş, siyasi komaya girmiştir.
Bu ilkel ve ilkesiz siyasi zihniyetin evvelemirde, yüzyılın en büyük rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk davası olarak anılan devasa vurgun ve yağmayla yüzleşmesi, bunun da demokratik ve hukuki hesabını vermesi adalet namusunun konusudur.
‘CHP’NİN SONU KARANLIK’
Dileğimiz, yeni adli dönemde görülecek yolsuzluk davalarının iddianame hazırlığının yapılarak süratle lazım gelen hükmün tesisi, kimin mücrim kimin masum hukuken tefrik ve tayin edilmesidir. CHP’nin sonu karanlık, millet nazarındaki itibarı da sıfırdır.
Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı istikbalin kudretli devletini inşa edecek, istiklal ve egemenlik haklarımızı fedayı can inancıyla sonuna kadar muhafaza edecektir.
Siyasi parti ziyaretlerini tamamlayan DEM Parti heyeti, dün terör örgütü PKK’nın elebaşı Öcalan ile görüşmek için İmralı’ya gitti.
Heyette; Pervin Buldan, Mithat Sancar ve avukat Faik Özgür Erol yer aldı.
Ziyaretin ardından heyetten yazılı bir açıklama geldi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“DEM Parti İmralı Heyeti olarak 25 Temmuz 2025 tarihinde İmralı Cezaevi’nde Sayın Abdullah Öcalan ile üç buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Adalet Bakanı ve siyasi parti liderleriyle heyet olarak gerçekleştirdiğimiz görüşmeler hakkında fikir teatisinde bulunduk. 11 Temmuz’da gerçekleşen silahların imha edilme töreniyle ilgili izlenimler ve törenin yansımaları hakkında bilgi aktarıldı. Sayın Öcalan da törenin gerçekleştirilme biçimini, sergilenen irade, inanç ve barış kararlılığını çok değerli bulduğunu belirtti. TBMM gündemindeki komisyon çalışmasının kapsamlı ve kapsayıcı bir yöntemle barış ve demokrasi adına önemli katkılar sunmasını beklediğini vurguladı. Halka ve tüm toplumsal kesimlere en içten selam ve iyi dileklerini iletti.”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 26 Temmuz hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzeydoğu kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun doğusunun yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklığının, ülkemiz genelinde mevsim normalleri üzerinde seyretmeye devam edeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzeyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’nın güney, Orta Akdeniz’in iç, İç Anadolu’nun güney ve doğu kesimleri ile Ege Bölgesinde yer yer kuvvetli (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin güney kesimlerinde kuzeyli yönlerden kuvvetli (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.
BALIKESİR °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
EDİRNE °C, 40°C
Az bulutlu ve açık
İSTANBUL °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
KIRKLARELİ °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
EGE
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzeyli yönlerden kuvvetli (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
DENİZLİ °C, 41°C
Az bulutlu ve açık
İZMİR °C, 41°C
Az bulutlu ve açık
MANİSA °C, 41°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin iç kesimlerinde kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-50 km/saat) esmesi bekleniyor.
ADANA °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
ANTALYA °C, 38°C
Az bulutlu ve açık
HATAY °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
ISPARTA °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin güney ve doğu kesimlerinde kuzeyli yönlerden kuvvetli (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor.
ANKARA °C, 34°C
Az bulutlu ve açık
ÇANKIRI °C, 37°C
Az bulutlu ve açık
ESKİŞEHİR °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
KONYA °C, 33°C
Az bulutlu ve açık
BATI KARADENİZ
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
DÜZCE °C, 35°C
Az bulutlu ve açık
SİNOP °C, 36°C
Az bulutlu ve açık
ZONGULDAK °C, 29°C
Az bulutlu ve açık
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yer yer çok bulutlu öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 34°C
Parçalı ve az bulutlu
ARTVİN °C, 28°C
Parçalı ve az bulutlu, iç kesimleri yer yer çok bulutlu öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SAMSUN °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
TRABZON °C, 28°C
Parçalı ve az bulutlu, iç kesimleri yer yer çok bulutlu iç kesimleri öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, doğusunun yer yer çok bulutlu, Erzurum, Kars, Iğdır ve Ağrı ile Van’ın kuzey ve doğu, Bingöl ve Muş’un kuzey çevrelerinin öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yer yer çok bulutlu güney çevreleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
KARS °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MALATYA °C, 40°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yer yer çok bulutlu kuzey ve doğu çevreleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı’nda en az 7 asker, yüksek ateş şikayetiyle hastaneye sevk edildi.
Yapılan tüm müdahalelere rağmen 2 asker şehit oldu. Diğer askerlerin ise hastanede tedavilerinin devam ettiği öğrenildi.
İskenderun Devlet Hastanesine kaldırılan askerlerden İkmal Er Semih Erdoğan ve Muhafız Er Hayrullah Halit Karaman yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.
MSB’DEN AÇIKLAMA GELDİ
Milli Savunma Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada şöyle denildi:
“İskenderun Denir Er Eğitim Alay Komutanlığı’nda temel askerlik eğitiminde bulunan 7 silah arkadaşımızın yüksek ateş şikayeti ile hastaneye sevk edilmişlerdir. Hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen Muhafız Er Hayrullah Halit Karaman ve İkmal Er Semih Erdoğan şehit olmuşlardır. İlk otopsi raporunda ölüm nedenlerinin aşırı sıvı kaybına bağlı kandaki sodyum düzeyinin sebep olduğu çoklu organ yetmezliği olduğu tespiti yapılmıştır. Konu ile ilgili idari tahkikat başlatılmıştır”
CHP’DEN AÇIKLAMA MÜESSİF OLAYI TAKİP EDİYORUZ
Hatay Ticaret ve Sanayi Odası, yaptığı paylaşımda “İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı’nda yaşanan gıda zehirlenmesi olayı hepimizi derinden üzmüştür. Yaşanan elim olayda iki Mehmetçiğimizin şehit düştüğünü büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Tedavi altındaki askerlerimize acil şifalar diliyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabır diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Emekli tümamiral ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu ise, “İskenderun Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığı’nda meydana gelen müessif olayı yakından takip ediyoruz. Evlatlarımızdan hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, tedavi görenlere acil şifalar diliyoruz.” paylaşımı yaptı.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG ile Suriye hükümeti arasında yapılan anlaşmanın uygulanmasında ilerleme kaydedilmediğini bildirdi.
Suriye Dışişleri Bakanlığı Amerikan İşleri Dairesi Müdürü Kutaybe İdlbi, Suriye resmi devlet televizyonu El-İhbariyye’ye yaptığı açıklamada, terör örgütü PKK/YPG’nin Deyrizor’da vilayetin kaynaklarına el koyduğunu belirtti.
İdlbi, 10 Mart’ta PKK/YPG ile imzalanan anlaşmanın uygulanmasında şu ana kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini söyledi.
ABD’nin Suriye hükümetiyle çeşitli konularda tam bir anlayış içinde hareket ettiğini belirten İdlbi, Fransa’nın başkenti Paris’te PKK/YPG ile yapılacak istişare toplantısının, tam entegrasyon amacıyla sürdürülen müzakerelerin bir devamı niteliğinde olduğunu vurguladı.
İdlbi, ABD ve Fransa’nın, Suriye’nin birliğini koruyacak adımların tamamlanmasının gerekliliğine inandığını dile getirerek, Fransız yetkililerin tutumunun, Paris’in “Suriyelilerin arzuladığı çözüme ulaşılması” amacıyla PKK/YPG üzerinde baskı kurmaya hazır olduğunu gösterdiğini kaydetti.
ANLAŞMA NEYDİ?
Suriye geçiş hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (Colani) ve YPG elebaşı Mazlum Abdi, 10 Mart 2025’te kameralar karşısına geçerek anlaşma imzalamıştı.
Anlaşmadaki “Kürt toplumu, Suriye devletinin resmi bir parçası olarak tanınacak ve vatandaşlık hakları güvence altına alınacak.” ifadeleri dikkat çekmişti.
Ahmed Şara ve Mazlum Abdi’nin imzaladığı anlaşmanın maddeleri şu şekildeydi:
“SDG, Suriye’nin devlet güvenlik kurumlarına dahil edilecek.
Tüm Suriyelilerin siyasi temsil hakkı garanti altına alınacak. Dini ve etnik köken farkı gözetmeksizin anayasal eşitlik sağlanacak.
Kürt toplumu, Suriye devletinin resmi bir parçası olarak tanınacak ve vatandaşlık hakları güvence altına alınacak.
Suriye topraklarının tamamında çatışmalar durdurulacak.
Rojava’daki (Kuzeydoğu Suriye) tüm sivil ve askeri kurumlar, devlet yönetimi altında birleştirilecek. Sınır kapıları, havaalanları ve petrol sahaları devlet kontrolüne geçecek.
Suriyeli mültecilerin evlerine dönüşü sağlanacak ve güvenlikleri devlet tarafından garanti altına alınacak.
Şam yönetimi, savaşın yıkıcı etkileriyle mücadelede ve ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden unsurlara karşı harekete geçecek.
Suriye devletinin, Esed rejiminin kalıntıları ve ülkenin güvenliği ile birliğini tehdit eden tüm unsurlara karşı mücadelesine destek verilmesi, bölünme çağrıları, nefret söylemi ve Suriye toplumunun tüm bileşenleri arasında fitne yayma girişimlerinin reddedilmesi
Bölünme çağrıları ve toplumda kaos yaratmaya yönelik girişimler reddedilecek.
Uygulama komisyonları, anlaşmanın yıl sonuna kadar tamamen hayata geçirilmesi için çalışacak.”
İlişkili Haber
Ahmed Şara ve Mazlum Abdi imzaladı, YPG resmen Suriye ordusuna katıldı!
ABD’de federal yargıç, ABD Başkanı Donald Trump’ın doğum yoluyla vatandaşlık hakkını sınırlamayı amaçlayan başkanlık emrini üçüncü kez engelleyen bir karara imza attı.
ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Leo Sorokin, Trump’ın söz konusu başkanlık emrine yönelik kararını açıkladı.
Sorokin, üçüncü kez Trump’ın söz konusu kararının engellemesi yönünde karar verdi.
ABD Başkanı Trump, yemin töreninin yapıldığı 20 Ocak’ta, ülkede doğan çocukların otomatik vatandaşlık almasını sağlayan düzenlemeyi kaldıran başkanlık kararnamesini imzalamıştı.
Kararnamede, ülkede kaçak şekilde bulunan bir anneden ABD’de doğan bir çocuğun, babası vatandaş veya yeşil kart sahibi olmadığı takdirde doğum hakkıyla vatandaşlık garantisi alamaması öngörülüyor.
Kararnameye karşı 21 Ocak’ta 22 eyaletin başsavcısı dava açmıştı. Ülkede birçok federal yargıç Trump’ın söz konusu kararının “anayasaya aykırı” olduğu yönünde karara imza atmıştı.
CVP Bursa İl Başkanlığı, “Cumhuriyeti yaşatın” sözleri sonrası 4 Temmuz 2025’te kaybettiğimiz Veryansın Tv kurucusu yazar Nihat Genç için kentte lokma dağıttı.
Görükle’de “Cumhuriyeti Yaşatacağız” yazılı pankart açan CVP üyeleri, yurttaşlara Nihat Genç için lokma ikram etti.
CVP Bursa İl Başkanı Okan Hallemoğlu, etkinlik sonrası Veryansın Tv’ye konuştu.
Hallemoğlu, ulusun onuru, mutluluğu ve onu kurtaracak bağımsızlık yolundan başka bir şey düşünmediğini belirttiği Genç’i tanıdıkları için talihli olduklarını söyledi.
Genç için rahmet dileyen Hallemoğlu, “Kurucu onursal başkanımız, en büyük cumhuriyetçi vatansever Nihat Genç abimizin hatırasını diri tutmak, eserlerinden biri olan partimizin bilinirliliğini artırmak üzere organize ettiğimiz lokma hayrında bir kez daha şahit olduk ki kendisinin inat ve inançla sulayarak yeşerttiği Kemalist cumhuriyet fidesinin gençlik aşısı tutmuştur. Parti üyelerimizin yoğun katılımı ve özellikle partimize sempati duyan gençlerimizin rağbet ettiği hayrımızı Tanrı kabul etsin. Tam bağımsız ve anti emperyalist cumhuriyetimizin bekçileri olan cumhuriyetçi vatanseverler olarak bizler hazırlıklarımızı yaptık, yapıyoruz ve yapacağız… Cumhuriyetimize karşı örgütlü cahillik ve bağnazlığın , kötücül karşı devrim hareketlerinin etkilerini her ne pahasına olursa olsun tarihten silmek için inanç ve azimle çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “B1″den “Ba3″e yükseltirken, not görünümünü “durağan”a çevirdi.
Moody’s’ten yapılan açıklamada Türkiye’nin kredi notunun “B1″den “Ba3″e çıkarıldığı bildirildi.
Not artırımının etkili politika yapımının güçlenen performansını yansıttığı belirtilen açıklamada, daha spesifik olarak da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının enflasyon baskılarını kalıcı şekilde hafifleten, ekonomik dengesizlikleri azaltan ve yerli mevduat sahipleri ile yabancı yatırımcıların Türk lirasına olan güvenini kademeli olarak yeniden tesis eden para politikasına bağlılığını gösterdiği ifade edildi.
Açıklamada, not artışının politika değişikliği riskinin azaldığı yönündeki görüşü de yansıttığı ancak bu riskin gelecek yıllarda da devam edeceği belirtildi.
Kredi notu görünümünün ise “pozitif”ten “durağan”a çevrildiği bildirilen açıklamada, bunun Türkiye’nin kredi profiline yönelik yukarı ve aşağı yönlü riskleri dengelediği ifade edildi.
Açıklamada, etkili politika yapma geleneğinin sürdürülmesinin Türkiye’nin dış pozisyonundaki iyileşmeyi öngörülenden daha fazla destekleyebileceği kaydedildi.
Devam eden ve planlanan yapısal reformların enerji ithalatına bağımlılığı daha da azaltacağı ve ihracatın rekabet gücünü artıracağına işaret edilen açıklamada, bu durumun ülkenin dış şoklara dayanıklılığını artırabileceği vurgulandı.
GEÇTİĞİMİZ YIL İKİ KADEME ARTIRILMIŞTI
Moody’s, Temmuz 2024’te Türkiye’nin kredi notunu iki kademe artırarak “B3″ten “B1″e çıkarmış, kredi notu görünümünü “pozitif” olarak korumuştu.
Kredi derecelendirme kuruluşunun bu yıla ilişkin takviminde Türkiye için ilk kredi notu değerlendirme tarihi 24 Ocak olarak belirlenmiş, ancak Moody’s bu tarihte Türkiye’nin kredi notuyla ilgili bir karar almamıştı.
Yunusemre ilçesindeki evinde 6 Haziran akşamı elektrik akımına kapılarak ağır yaralanan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, tedavi gördüğü Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi’nde dün, saat 17.05’de yaşamını yitirdi. Olayın ardından Manisa İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri ve Cumhuriyet Savcısı tarafından Zeyrek’in evinde detaylı inceleme yapıldı. Ayrıca, olay yerinde bulunan itfaiye ve sağlık personelleri ile Zeyrek’in komşularının da aralarında bulunduğu 2’si şüpheli sıfatıyla 20’den fazla tanığın ifadesi alındı.
’68- 80 VOLT DALGALANAN ELEKTRİK AKIMINA KAPILMIŞ’
Ayrıca, makine ve elektrik mühendislerinden oluşan bilirkişi heyeti de olay yerinde keşif çalışması yaparak teknik tespitlerde bulundu. Ön incelemelerde, Başkan Zeyrek’in evindeki havuz makine dairesi ile elektrik tesisatının havuza olan mesafesinin standartların altında olduğu ve tesisatta nem oluştuğu belirlendi. Raporda, 50 volt üzerindeki elektrik akımı öldürücü olarak nitelendirildi. Raporda Başkan Zeyrek’in yaklaşık 68- 80 volt dalgalanan elektrik akımına kapıldığı belirtildi.
‘KAÇAK AKIM KORUMA SİSTEMİ KOROZYONA UĞRAYIP, İŞLEVİNİ KAYBETMİŞ’
Bilirkişi raporunda, havuz makine dairesinde kaçak akım koruma sisteminin bulunmasına rağmen sistemin korozyona uğrayarak işlevini yitirdiği, villanın ana şalterinde ise kaçak akım koruma önleminin bulunmadığı ifade edildi. Filtreleme sistemindeki arızayı kontrol etmek üzere makine dairesine giren Zeyrek’in, ıslak ve nemli zeminde çıplak ayakla bulunduğu da rapora yansıdı.
Yapı ruhsatına ilişkin detayların da yer alacağı bilirkişi raporunun, tamamlanmak üzere olduğu bildirildi. Raporda, teknik incelemelerin ardından olayın meydana geliş şekli ve olası ihmal iddialarının da değerlendirileceği kaydedildi. Raporun yarın Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilmesi bekleniyor.
Emekli Albay Murat Yıldız, orduevlerine girişinin yasaklanmasına ilişkin açıklama yaptı.
MSB’ye 1919 TL’lik manevi tazminat davası açtığını ifade eden Yıldız, “Umarım 1919 rakamı bu uygulama da payı olanlar için bir şeyler ifade eder.” dedi.
Yıldız, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Yüce Türk milletine
Gönülden bağlı olduğum TSK’nın emekli bir ferdi olarak anayasaya aykırı olarak değerlendirdiğim MSB’nin şahsıma uyguladığı “orduevi giriş yasağı” üzerine 1919 TL’lik manevi tazminatı içeren davayı avukatım Doğukan Kozan vasıtasıyla açmış bulunmaktayım.
Umarım 1919 rakamı bu uygulama da payı olanlar için bir şeyler ifade eder.
Bilinmektedir ki terörle mücadele etmiş Atatürkçü bir komutanın askeri tesislere alınmaması ancak teröristleri ve tarikatları sevindirecek, Türk askerinin de savaşma azmini olumsuz etkileyecektir.
Yukarıda gösterilen nedenlerle idarenin işlemi sebebiyle manevi zarar gören, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Cumhuriyetimizin temel niteliklerine ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yüksek sadakati şeref ve onur sayarım.”
YÜCE TÜRK MİLLETİNE
1. Gönülden bağlı olduğum TSK’nın emekli bir ferdi olarak anayasaya aykırı olarak değerlendirdiğim MSB’nin şahsıma uyguladığı “orduevi giriş yasağı” üzerine 1919 TL.lik manevi tazminatı içeren davayı avukatım Doğukan Kozan vasıtasıyla açmış bulunmaktayım. pic.twitter.com/0QLYZcXcMa
İstanbul Kadıköy’de, İsrail ile ticareti protesto etmek amacıyla bir lojistik firmasının binasında eylem yapan 5 kişi gözaltına alındı.
Edinilen bilgilere göre, İsrail merkezli olduğu öne sürülen bir lojistik firmasının Türkiye temsilciliğinin bulunduğu Kadıköy’deki binasında eylem gerçekleştiren grup, İsrail’e yönelik ticareti protesto etti.
İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, eylemcilere müdahale ederek 5 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar, ifadeleri alınmak üzere Kadıköy Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.
ANKA’nın haberine göre emniyet kaynakları, “olay sırasında herhangi bir rehin alma durumunun yaşanmadığını, gözaltına alınanların sadece protesto eylemi nedeniyle emniyete götürüldüğü”nü açıkladı.
Şehit Abdullah Çavuş Mahallesi’ndeki Palmiye Sitesi’nin 6 Şubat’ta meydana gelen ilk depremde yıkılarak 150 kişinin hayatını kaybettiği, 16 kişinin de yaralanmasıyla ilgili Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada müteahhit Hacı Mehmet Ersoy, 26 Aralık 2024’te görülen 2’nci duruşmada tutuklandı. Ersoy, 21 gün tutuklu kaldıktan sonra 17 Ocak’ta Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nin verdiği ‘kocama hali’ raporu nedeniyle tahliye edildi.
İTİRAZ SONRASI YAKALAMA KARARI
Sitede ölenlerin yakınlarının itirazı sonrası üst mahkeme olan Kahramanmaraş 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, sağlık raporu ve Hacı Mehmet Ersoy’un yargılandığı davanın SEGBİS görüntülerini inceleyerek Ersoy’un beyanları sırasında yer zaman oryantasyonunda bir noksanlığın görülmediği ve raporun Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanmadığı gerekçesiyle 29 Ocak’ta Ersoy hakkında yakalama kararı çıkardı. Karar sonrası kolluk kuvvetleri, Hacı Mehmet Ersoy’un ikamet adresine gitti ancak bulamadı.
DHA’nın haberine göre aradan geçen zaman zarfında da yakalanamayan Ersoy, dün avukatı aracılığıyla yargılandığı Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdiği dilekçe ile hakkında yakalama kararının kaldırılmasını talep etti.
AKP YÖNETİCİSİNİN BABASI OLDUĞU ORTAYA ÇIKMIŞTI
BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre 150 kişinin ölümünden sorumlu tutulan AKP Kahramanmaraş İl Başkan Yardımcısı Eray Ersoy’un babasının müteahhit Hacı Mehmet Ersoy olduğu ortaya çıkmıştı.
DİLEKÇEDEN DETAYLAR
Adalet Bakanlığı’nın 2 Ocak 2023 tarihli genelgesinin 8’inci maddesinde, “Hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan tutuklu yönünden cezaların hafifletilmesi veya kaldırılması işlemlerine tevessül olunamayacağından, bu şekildeki talebin tahliye istemi mahiyetinde kabul edilerek gereğinin mahallinde takdir edilmesi” şeklinde değerlendirme yapıldığını belirten Ersoy, dilekçesinin devamında şöyle dedi: “İlgili genelgeden de açıkça anlaşılacağı üzere yargılaması devam eden bir tutuklu için sağlık kurulu raporunun Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanmasına gerek yoktur. Yerelde bulunan tam teşekküllü bir devlet hastanesinin cezaevi şartlarında hayatını idame ettiremeyeceğine karar verdiği bir tutuklunun, yargılaması bitmiş bir hükümlüye uygulanabilecek şartlarda değerlendirilmesi hukuka aykırıdır. Yakalama kararının mahkemece uygun görülecek bir adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle kaldırılmasına; eğer ki bu talebimiz kabul görmeyecek ise sanığın tedavisinin yapıldığı ve raporunun düzenlendiği ilgili hastaneden tedavi evrakları asıllarının dosyaya celp edilip, hazırlanan raporun Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek değerlendirmesinin yaptırılmasına karar verilmesini arz ve talep ederiz.”
DAVADA 3 SANIK YARGILANIYOR
150 kişinin yaşamını yitirdiği Palmiye Sitesi ile ilgili davada tutuklu müteahhit Ali Babaoğlu (62), firari müteahhit Hacı Mehmet Ersoy ile tutuksuz jeoloji mühendisi Ömer Tarakçıoğlu (55) ‘Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Davanın 4’üncü duruşması 12 Haziran’da Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Aziz İhsan Aktaş’ın verdiği ifade üzerine Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında “ihaleye fesat karıştırmak”, “suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamalarıyla yakalama kararı çıkarıldı.
Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklama şu şekilde:
“Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2024/236201 soruşturma sayılı dosyasında suç örgütü kurmak, yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek, mal varlığı değerlerini aklamak, vergi usul kanununa muhalefet etmek suçlarından hakkında soruşturma yürütülen Aziz İhsan Aktaş’ın alınan beyanı ve yapılan araştırma işlemleri kapsamında şüpheli Cafer Mahiroğlu’nun, ihale süreçlerine müdahale ettiğine ilişkin tespitlerin yapılması üzerine şüpheli Cafer Mahiroğlu hakkında ihaleye fesat karıştırmak suçundan soruşturma işlemlerine başlanılmış, Yurtdışına çıktığı tespit edilen şüpheli ile ilgili İstanbul nöbetçi sulh ceza hakimliğince yakalama emri kararı verilmiştir. Kamuoyuna duyurulur.”
Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde bulunan doğal sit alanı niteliğindeki Koru sahili, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından otel yapılması için geçtiğimiz yıl Rizeli Ekşi ailesinin şirketi olan AHES Gayrimenkul’e tahsis edildi. Mülkiyeti TOKİ ve Hazineye ait olan parseller, 5 yıldızlı 3 ayrı otel yapımı için hazırlandı. TOKİ’ye ait parsellerde otel yapmak isteyen şirketin yöneticisi olan Mücahit Hamza Ekşi’nin, TOKİ’nin eski Başkan Yardımcısı Mehmet Özçelik’in damadı olduğu ortaya çıktı. ÇED mevzuatını aşmak için 2100 yataklı otel projesini üçe bölen şirket, her biri 700 yatak kapasiteli üç ayrı projeyle ÇED başvurusu yaptı. AHES Gayrimenkul ve bu şirkete bağlı iki alt şirket üzerinden yapılan proje başvurularına geçtiğimiz hafta arka arkaya ÇED Gerekli Değildir kararı verildi. Böylece Gazipaşa’da yerel halkın ‘Fidanlık’ olarak andığı bakir bir kumsala sahip olan 2 kilometrelik Koru Sahilinin betonlaşmasının önü açılmış oldu.
Doğal sit olan Koru sahili henüz betonlaşmamış bir alan
Antalya Gazipaşa’da bulunan Koru Sahili, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Haziran 2024’de turizm amacıyla 49 yıllığına özel bir şirkete tahsis edildi. Mülkiyeti Hazine ve TOKİ’ye ait olan parsellerin tahsis edildiği şirket, Rizeli Süleyman Ekşi’nin sahibi olduğu AHES GYO’ya verildi. Ancak TOKİ’ye ait arazileri de kapsayan tahsisi alan şirketin yöneticilerinden biri olan Mücahit Hamza Ekşi’nin, TOKİ’nin eski Başkan Yardımcısı olan Mehmet Özçelik’in damadı olduğu ortaya çıkmıştı. Halen AKP’li Fatih Belediyesinde Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Özçelik, 2014-2019 yılları arasında TOKİ’nin ikinci adamıydı. Özçelik, 2003-2014 arasında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çeşitli birimlerde yöneticilik yapmıştı.
Koru sahilinde üç ayrı otelin yapılacağı hazine arazileri
RİZELİ EKŞİ AİLESİ, ALDIKLARI KAMU İHALELERİYLE GÜNDEME GELDİ
TOKİ’de 5 yıl Başkan Yardımcısı olarak yöneticilik yapan, Fatih Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Özçelik’e damat olan Mücahit Hamza Ekşi, aile şirketi AHES’i baba Süleyman Ekşi ve kardeşi Ebubekir Ekşi ile birlikte yönetiyor. AHES Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, daha önce İstanbul ve değişik illerde aldığı kamu ihaleleri ile gündeme gelmişti.
Mehmet Özçelik, 2014-2019 döneminde TOKİ Başkan Yardımcılığı yapmıştı
AYNI AİLEYE AİT ÜÇ ŞİRKET ÜÇ AYRI OTEL İÇİN ÇED BAŞVURUSU YAPTI
Antalya Gazipaşa’da 5 yıldızlı otel inşa etmek için kolları sıvayan şirket, ilk önce kamuya ait arazilerin tahsisini aldı. Hazine ve TOKİ’nin mülkiyetindeki Koru sahili, 49 yıllığına Ekşi ailesinin şirketine tahsis edildi. Turizm yatırımı amacıyla üst kullanım hakkı verilen arazilerin toplamı 163 bin m2’den büyük bir alanı kaplıyor. Doğal sit alanı olan ve batısında arkeolojik sit yer alan Koru sahilinde büyük bir otel yapmak için ÇED mevzuatının zorlayıcı olacağını gören şirket, 2100 yataklı projeyi üçe bölerek kapasiteyi küçültme yoluna gitti. Bunun için AHES Gayrimenkul ve buna bağlı iki ayrı alt şirket üzerinden 700 yatak kapasitesine sahip üç ayrı otel projesiyle ÇED başvurusu yapıldı.
BAKANLIK ÜÇ PROJEYE DE ÇED GEREKLİ DEĞİLDİR KARARI VERDİ
Şirketin Aralık 2024’de sunduğu Proje Tanıtım Dosyalarını değerlendiren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, iki projeye 3 Haziran’da, bir projeye ise 5 Haziran’da ÇED Gerekli Değildir Kararı verildiğini duyurdu. Böylece korunan alan niteliğinde olan ve bugüne kadar betonlaşmadan uzak kalan 2 kilometrelik Koru sahilinin betona boğulmasının önü açılmış oldu.
HALK KARŞI ÇIKIYOR, BAŞKAN OTELLERDEN YANA
Gazipaşa’da yerel halk uzunca süredir sahilin devasa otellere açılmasına karşı eylemler, basın açıklamaları yaparak seslerini duyurmaya çalışıyor. İlçe halkının Ancak CHP’li Gazipaşa Belediye Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ilçe sahilinin 5 yıldızlı otellere açılmasından yana bir tutum izliyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in geçtiğimiz yıl Gazipaşa’da yaptığı konuşmada sahilin betonlaşmasını ve belediye Başkanı Yılmaz’ın ilçenin otel yatırımlarına açılmasına yönelik tavrından övgüyle söz etmesi tepki çekmiş, partiden istifalar gelmişti.
KİŞİYE ÖZEL İMAR DÜZENLEMESİYLE SAHİL HALKIN ELİNDEN ALINIYOR
Sahilin otellere açılması için kişiye özel imar düzenlemeleri yapıldığını savunan Gazipaşa Hepimizin Platformu, planlama çalışmasının ilçenin bütününü kapsayacak şekilde yapılması gerektiğini açıklamıştı. Koru sahilindeki Hazineye ait arazinin, 50 bin nüfuslu ilçenin tek nefes alma alanı olduğuna vurgu yapılan Platform açıklamasında, “Önceki plan notlarında, günübirlik alan tanımı ‘Toplumun yararlanmasına açık olmak kaydıyla’ diye başlarken, 2019’daki plan notlarında bu kaldırılmış, ‘konaklama tesisinin devamı, tesisin tamamlayıcı niteliğinde’ olduğu yazılmıştır. Yani sıra sıra bütün oteller, halkın kullanım alanı olması gereken günübirlik alanlara havuzlarını, barlarını yapabilecekler, günübirlik alanlarımızı otellerinin ön bahçesi olarak kullanabileceklerdir” denildi.
Antalya’nın doğusunda betonlaşmadan büyük ölçüde korunabilmiş olan Gazipaşa sahilleri son yıllarda büyük otel yatırımcılarının hedefinde. Batıdan doğuya sırasıyla Kahyalar, Selinus (Kızılin) ve Koru adıyla anılan üç küçük sahile sahip olan Gazipaşa’da, bu sahillerin tam ortasında Selinus antik kenti yer alıyor. Daha önce Selinus sahilinde 2508 yatak kapasiteli kasaba büyüklüğünde bir otel inşa etmek isteyen turizmci Adil Üstündağ’ın projesinin ÇED süreci, proje dosyasındaki eksikler yerine getirilmediği için geçtiğimiz Ocak ayında sonlandırılmıştı. Üstündağ, daha küçük bir proje ile bu kez de Koru sahilinde otel yapmak için başvurdu. Bakanlık, 15 Mayıs 2025 tarihinde Green Park Otellerinin sahibi olan Adil Üstündağ’ın otel projesi için de ÇED Gerekli Değildir Kararı vermişti.
Koru sahili sit alanı olarak koruma altında
KORUNAN ALAN VE KIYI AKİFERİ RİSK ALTINDA
Nesli tehlike altında olan Caretta caretta türü deniz kaplumbağalarının yuvalama kumsallarına sahip olan Gazipaşa’da doğal ve kültürel miras alanları iç içe. Derin kazıların yapılması öngörülen devasa otel projeleri, yeraltı sularının depolandığı Gazipaşa kıyı akiferlerini de tehdit ediyor. Hazırlanan ÇED raporlarında proje alanının koruma niteliğine ilişkin yetersiz, eksik ve hatalı bilgilerin yer alması, hem koruma mevzuatı açısından hem de kullanım dengesi açısından geri dönülmesi olanaksız sonuçlar doğuruyor. Korunan alan niteliğindeki Gazipaşa Koru sahili için bir ayda 4 ayrı otel için ÇED Gerekli Değildir kararı verilmesi, koruma-kullanma dengesinin tamamen ortadan kalkarak betonun egemen olduğu bir gelecek tasarlandığını ortaya koyuyor.
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, evinde elektrik çarpması sonucu ağır yaralanması sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.
Ferdi Zeyrek’in kızı Nehir Zeyrek, sosyal medya hesabından paylaştığı tek cümlelik mesajında “Babamın kanını yerde bırakmayın” dedi.
Ferdi Zeyrek’in 3 Aralık 2024’teki bir konuşmasında “Ne tehditlere boyun eğerim, ne istenen paraları veririm” demesi de dikkat çekti.
Zeyrek’in ölümünün ardından kendisinin tehdit edildiğine yönelik bazı iddialar sosyal medyada tartışmalara neden oldu.
‘SIR PERDESİ BİR AN EVVEL AÇIKLIĞA KAVUŞTURULSUN’
Zeyrek’in yaşamını yitirmesinin ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, konuya ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Sosyal medya platformu X üzerinden Zeyrek’in tehdit aldığına dair ifadelerini hatırlatarak iddialara ilişkin sır perdesinin bir an evvel açığa çıkması gerektiğini belirten Saral, “Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek, aile efradını ve sevenlerini yasa boğarak ahirete irtihal etti, Allah rahmet eylesin. Ancak ardında kendisinin tehdit edildiğini bildiren bir açıklaması olmuştu. Bu sır perdesinin bir an evvel açıklığa kavuşturulması gerekmektedir varsa bir suikast durumu gereken en ağır ceza verilmelidir” ifadelerini kullandı.
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek, aile efradını ve sevenlerini yasa boğarak ahirete irtihal etti, Allah rahmet eylesin. Ancak ardında kendisinin tehdit edildiğini bildiren bir açıklaması olmuştu. Bu sır perdesinin bir an evvel açıklığa kavuşturulması…
Kütahya’nın Simav ilçesinde saat 13.15’te 4,5 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, sarsıntı yerin 7,71 kilometre derinliğinde gerçekleşti.
AFAD: OLUMSUZ BİR DURUM YOK
AFAD’ın resmi sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi:
“Kütahya ilimizin Simav ilçesinde saat 13.15’te meydana gelen 4,5 büyüklüğündeki deprem sonrası, an itibarıyla, olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Saha tarama çalışmaları devam etmektedir. Etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız.”
Olay, dün akşam saatlerinde Artuklu ilçesinde meydana geldi.
Danıştay’da görevli Tetkik Hakim A.H.’nin, bayram tatili için geldiği Mardin’de kaldığı otel odasından silah sesi duyuldu. Bunun üzerine odaya giren otel görevlileri, A.H.’yi kanlar içinde buldu.
İhbarla olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Ekipler, A.H.’nin başından vurularak ağır yaralandığını belirledi. A.H., ilk müdahalenin ardından ambulansla özel bir hastaneye kaldırıldı.
Yoğun bakımda tedavisi süren A.H.’nin hayati tehlikesi sürerken, olaya ilişkin soruşturma başlatıldı.
ADALET BAKANLIĞINDAN AÇIKLAMA GELDİ
Adalet Bakanlığından olaya ilişkin yapılan açıklamada şöyle denildi:
“Danıştay Tetkik Hakimi A.H. Mardin’de, otel odasında ruhsatlı silahı ile intihar girişiminde bulunmuş, 112 Acil Servis ekiplerince müdahale edilerek Mardin Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir. Hayati tehlikesi devam etmektedir. Silahlı saldırı şeklinde sunulan haberler doğru değildir.”
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2023 yılındaki 38’nci Olağan Kurultayı’na ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma devam ediyor.
26 Mayıs’ta gerçekleştirilecek kurultay davası öncesi “Ekim” isimli yeni bir siyasi partinin kurulmasının gündemde olduğu iddia edildi.
Gazeteci Engin Balım’ın iddiası şöyle:
“CHP 38. kurultayının iptali ihtimaline karşı, ekimin 29’unda yeni bir siyasi parti kurulması gündemde. Adı da EKİM olacakmış; EKrem İMamoğlu..”
81 ülkeden 89 partinin üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ev sahipliğinde İstanbul’da toplandı. İspanya Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sanchez, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Özgür Özel tarafından ağırlandı. Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısı, Beşiktaş’taki bir otelde gerçekleştirildi. 23 Mart’tan beri tutuklu olan İBB ve TBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da toplantıya, Silivri’den bir mesaj gönderdi. İmamoğlu’nun mesajı, CHP Genel Sekreteri ve Kadın Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke tarafından okundu.
“Türkiye, özgür bir gelecek isteyen gençlerin, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkanlara karşı direnen kadınların, traktörleriyle demokrasi konvoyu oluşturan çiftçilerin, adaletsizliğe karşı hakkını arayan emekçilerin ortak sesiyle yankılanıyor” diyen İmamoğlu, “O ses, Bertolt Brecht’in unutulmaz dizelerini tekrarlıyor: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz… Ve biliyoruz ki; bu sesi çoğaltan, demokraside ısrar eden, adaleti savunan, kalkınma ve sosyal adaleti inşa etme kararlılığını gösteren, daha iyi bir gelecek için omuz omuza mücadele eden milyonlar var oldukça, her şey çok güzel olacak…” şeklinde konuştu.
‘BUNU BAŞARAMAYACAKLAR’
İmamoğlu, Böke tarafından okunan mesajında şunları söyledi:
“Bugün demokrasi, eşitlik ve sosyal adalet, dünyanın dört bir yanında ağır saldırıya uğruyor. Demokrasinin zayıflamasına ve otoriterleşmeye bağışık sanılan ülkelerde dahi, insan hakları ve özgürlükler tehdit altında. Türkiye’de yıllardır süren demokratik gerilemenin son noktası ise, millet iradesinin hiçe sayılması, hukuken dayanaksız gerekçelerle, ben dahil belediye başkanlarımızın ve pek çok yol arkadaşımızın tutuklanmasıdır. Daha dün sabah, yeni bir operasyonla, yine çok sayıda yakın çalışma arkadaşım gözaltına alındı. Belediyemizin hizmetlerine darbe vurarak, halkımızın bize olan inancını sarsmaya çalışıyorlar. Bunu asla başaramayacaklar. İstanbul halkının oylarıyla üç kez seçilmiş bir belediye başkanı ve 23 Mart’ta Türkiye genelinde gerçekleştirilen partimizin ön seçimde 15,5 milyon yurttaşın oyuyla belirlenmiş cumhurbaşkanı adayı olarak, milyonlarla demokrasi ve adalet talebinde buluştuğum için siyasi tutukluyum. Milyonlar bize inandığı ve güvendiği için, yürüttüğümüz mücadele sonucunda iktidar değişiminin yakın olduğu görüldüğü için tutukluyum.”
‘DİPLOMAM HUKUKSUZ BİÇİMDE İPTAL EDİLDİ’
“Demokrasiye açık bir saldırı, millet iradesine yönelik bir darbe girişimi olan bu süreçte üniversite diplomam, hukuksuz biçimde iptal edildi, evime baskın düzenlendi, belediyelerimiz soruşturmalarla kuşatıldı. Bu baskılar, yalnızca beni değil, daha özgür ve adil bir gelecek hayal eden herkesi hedef aldı. Bu saldırı demokrasiye, halkın iradesine ve bir sonraki seçimin adil gerçekleşmesini bugünden engelleme çabasıyla, yarının halk iradesine yönelik bir saldırıdır. Ne özgür ve adil gelecek kararlılığımızı elimizden alabilirler, ne de halkın iradesini zorbalıkla bastırabilirler. Biz, İstanbul’da katılımcı demokrasinin, birleştirici, kapsayıcı, adil, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir bir kenti birlikte kurmanın mümkün olduğunu gösterdik. Halk da İstanbul’da olanın, Türkiye genelinde yaşanmasını istediğini açıkça ortaya koydu. 2024 yerel seçimlerinde, CHP’nin birinci parti olması, 19 Mart’tan bu yana meydanları boş bırakmayan milyonlar… Hükümetin korktuğu işte bu; yenilikçi siyaset anlayışımız ve yaklaşan iktidarımız.”
“Küresel olarak, büyük dönüşümlerin gerçekleştiği bir çağdayız. Karşımızda tarihi bir dönüm noktası var… Bu dönüm noktasında geleceğin haritasını çizenler belli: Gençler, kadınlar, emekçiler, üretenler; yani halk, yani bizleriz… İhtiyaç duyduğumuz şeyi, bugün Sosyalist Enternasyonal’in Konsey toplantısının başlığında da Türkiye’nin dört bir tarafında da görüyoruz. Türkiye, özgür bir gelecek isteyen gençlerin, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkanlara karşı direnen kadınların, traktörleriyle demokrasi konvoyu oluşturan çiftçilerin, adaletsizliğe karşı hakkını arayan emekçilerin ortak sesiyle yankılanıyor. O ses, Bertolt Brecht’in unutulmaz dizelerini tekrarlıyor: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz… Ve biliyoruz ki; bu sesi çoğaltan, demokraside ısrar eden, adaleti savunan, kalkınma ve sosyal adaleti inşa etme kararlılığını gösteren, daha iyi bir gelecek için omuz omuza mücadele eden milyonlar var oldukça, her şey çok güzel olacak…”
Türk dil ve kültürünü tanıtmak amacıyla 2007 yılında kurulan ve 66 ülkede faaliyet gösteren “kamu vakfı” niteliğindeki Yunus Emre Vakfı’na bağlı enstitüdeki “naylon fatura” skandalına ilişkin soruşturma sürüyor. Vakfın başkan yardımcılarından olan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın eşi Rahmi Göktaş ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın oğlu Abdullah Kutalmış Yalçın, müfettiş raporunun savcılığa gönderilmesinden birkaç gün önce görevlerinden istifa etmişti. Vakıf Başkan Şeref Ateş’in de istifasının ardından firar ettiği öne sürülürken, oğlu Enes Ateş’in de aralarında bulunduğu 9 kişi soruşturma kapsamında gözaltına alınarak tutuklanmıştı. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, şirketin kazandığı 61 ihale sürecinde 43 milyon TL’lik yolsuzluk yapıldığını tespit ettiklerini söyledi.
Yavuzyılmaz’ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında şu ifadeler yer aldı:
”Organize işler!
AK Parti’nin bir ahtapot gibi sardığı Yunus Emre Vakfı’nda;
Anka Kongre Turizm adlı organizasyon şirketinin 5 ayda kazandığı 61 ihalede yolsuzluk yapıldığını tespit ettik.
Yolsuzluk tutarı: 1.120.038 Dolar
Güncel kur’la: 43.457.000 TL
Dosyada AK Partili bir Bakanın ve MHP’li bir yöneticinin, aile bireylerinin de adı geçiyor.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu müfettişlerince yapılan soruşturmaya göre
İhalelerin satın alma dosyalarının baştan sona uydurma veya kurgulanmış olduğu,
teklif süreçlerinin göstermelik yürütüldüğü,
Piyasa araştırmalarının gerçekçi olmadığı,
Alım süreçlerinin belirli bir firmanın lehine olacak şekilde yürütüldüğü,
5 ayda 61 ihaleyi kazanan firmanın tek bir çalışanının olduğu, ofisinin Sanal Ofis olduğu,
Aynı kişiye ait şirketlerin aynı ihaleye teklif verdiği, ihaleye giren üçüncü firmaların adına sahte teklif belgeleri düzenlendiği,
İhale süreçlerinin manüple edildiği,
Haksız kazanç sağlandığı, Satın alma süreçlerine fesat karıştırıldığı,
Sahte hizmet ifa tutanakları düzenlendiği,
Vakıf kaynaklarının bilinçli ve sistematik zarara uğratıldığı,
Bu doğrultuda satın alma evraklarında ve banka ödeme talimatlarında imzası bulunan kişiler ve şirket yetkilisinin, kendileri ve/veya başkalarının lehine menfaat temin ettikleri,
Tespit ediliyor. Satın alma onay belgeleri ve piyasa araştırma tutanaklarında imzası olanlar
Enstitü Başkanı Şeref Ateş (kaçak)
Başkan Yrd. Rahmi Göktaş (serbest)
Daire Başkanı Murat Çakır (tutuklu)
Ayrıca bu kişiler satın alma komisyonunda da yer alıyor. Vakıftan şirkete banka ödeme talimatlarını verenler
Enstitü Başkanı Şeref Ateş (kaçak)
Başkan Yrd. Kutalmış Yalçın (serbest)
Daire Başkanı Safiye Yurduseven (tutuklu)
Kaynak: Soruşturma Dosyası, İhale Tablosu, Satın alma onay belgesi örneği, Piyasa araştırma tutanağı örneği, Satın alma komisyonu örneği, Banka havale talimatı örneği”
Ergenekon davaları sırasında istanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olan Şengün, aralarında Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi isimlerin bulunduğu sanıklar hakkındaki tutukluluğun devamı kararlarına muhalefet etmesiyle gündeme gelmişti. Şengün, daha sonra dönemin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından önce Bolu’ya sürülmüş, ardından Düzce’ye tayin edilince emekliliğini istemişti.
Perşembe günü hayatını kaybeden Şengün’ün, memleketi Trabzon’un Sürmene’de bulunan Baştımar Köyü’nde defnedildiği öğrenildi.
Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, kırmızı bültenle aranan 3 suçluyu daha ülkeye getirdiklerini belirterek, “Bizden kaçamayacaklar. Bu kabine dönemimizde 337 suçlunun ülkemize iadesini sağladık.” ifadesini kullandı.
Operasyonların, Adalet Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol-Europol Daire Başkanlığı koordinesinde yürütüldüğü bilgisini veren Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma, sağlama’ suçundan kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan Ç.A. isimli şahsın Almanya’da, ‘reşit olmayan kişiye cinsel saldırı’ suçundan kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan M.D.Ç. isimli şahıs Hırvatistan’da, ‘uyuşturucu ve uyarıcı madde ithal etmek’ suçundan ulusal seviyede aranan H.D. isimli şahıs ise Almanya’da yakalanarak ülkemize iadeleri sağlandı. Hangi bültenle aranırsa aransın, hangi ülkeye kaçmış olursa olsun organize suç örgütü üyelerini, zehir tacirlerini tek tek yakalayıp ülkemize geri getireceğiz. Türk polisinden kaçamayacaklar. Adalet Bakanlığımız ile operasyonda görev alan bakanlık çalışanlarına teşekkür ediyorum. İnterpol-Europol Daire Başkanlığımız ile İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüzü tebrik ediyorum.”
Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 24 Mayıs 2025 Cumartesi günü için hava durumu raporunu yayınladı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan tahminlere göre; yurdun genelinin parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra Konya, Kastamonu ve Hakkari çevreleri ile Isparta’nın güney ve doğu, Karaman’ın batı ve Van’ın doğu ilçelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Yurt genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyretmekte olan hava sıcaklıklarının artmaya devam etmesi bekleniyor.
Rüzgarın genellikle güneyli, yurdun doğu kesimlerinde kuzeyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
Yurdun batı kesimlerinde toz taşınımı beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.
MARMARA
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
BALIKESİR °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
EDİRNE °C, 31°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Öğle saatlerinden sonra bölgede toz taşınımı bekleniyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 28°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 35°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık, zamanla parçalı, batısının yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Isparta’nın güney ve doğu ilçelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin batı kesimlerinde öğle saatlerinden sonra toz taşınımı bekleniyor.
ADANA °C, 32°C
Az bulutlu ve açık
ANTALYA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
HATAY °C, 31°C
Az bulutlu ve açık
ISPARTA °C, 30°C
Az bulutlu, zamanla parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra güney ve doğu ilçeleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, zamanla güneybatı kesimleri yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Konya çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ANKARA °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 30°C
Parçalı ve az bulutlu
KONYA °C, 31°C
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
NEVŞEHİR °C, 29°C
Parçalı ve az bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu, iç kesimlerinin yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Kastamonu çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
BOLU °C, 27°C
Parçalı ve az bulutlu
KASTAMONU °C, 28°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinde, yer yer çok bulutlu yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
SİNOP °C, 24°C
Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinde yer yer çok bulutlu iç kesimleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
ZONGULDAK °C, 26°C
Parçalı ve az bulutlu
ORTA ve DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
AMASYA °C, 33°C
Parçalı ve az bulutlu
RİZE °C, 23°C
Parçalı ve az bulutlu
SAMSUN °C, 23°C
Parçalı ve az bulutlu
TRABZON °C, 22°C
Parçalı ve az bulutlu
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, doğu kesimlerinin yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra Hakkari çevreleri ile Van’ın doğu ilçelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
ERZURUM °C, 23°C
Parçalı bulutlu
KARS °C, 21°C
Parçalı bulutlu
MALATYA °C, 32°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN °C, 20°C
Parçalı yer yer çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra doğu ilçeleri yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter, laik ve demokratik yapısının korunmasında mülki idare amirlerinin rolünü, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun 2025 yılında yaşanan bir olay karşısındaki tutumu bugün tüm devlet görevliletine örnek teşkil etmektedir.. Vali Tekbıyıkoğlu’nun, terör örgütü PKK’nın önde gelen isimleri için düzenlenen anma etkinliğine izin verilmesi yönündeki merkezi talimat karşısında istifa kararı alması, anayasal sadakat ve bürokratik etik açısından değerlendirilmesi önemlidir. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin hukuka ve vicdana dayalı karar alma süreçleri, devletin temel ilkeleriyle uyumlu bir şekilde çakışması, tutum alması ve TC devlet ve Türk milletine karşı sadık olması gerekmektedir..
VAKİ KİMDİR, MAKAM MI MİZAÇ MI?
Vali, devletin taşradaki en yüksek mülki idare amiri olarak, hem merkezi hükümetin temsilcisi hem de kamu düzeninin sağlanmasından sorumlu kişidir. Bu görev, sadece idari işlemlerin yürütülmesiyle sınırlı olmayıp, aynı zamanda anayasal değerlerin korunması ve kamu düzeninin sağlanması sorumluluğunu da içermektedir. Valilik makamı, sadece bir idari pozisyon değil, aynı zamanda etik ve ahlaki sorumlulukları da beraberinde getirir. Bu bağlamda, valilerin karşılaştıkları etik ikilemler ve bu durumlar karşısında aldıkları kararlar, kamu yönetimi açısından önemli bir araştırma konusudur. Valilik makamının, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalması gerekmektedir.
OLAYIN ARKA PLANI
Mayıs 2025’te Tunceli’de, terör örgütü PKK’nın önde gelen isimleri Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun için bir anma etkinliği düzenlenmesi planlandı. Bu etkinliğe izin verilmesi yönünde merkezi idareden gelen talimat üzerine, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, görevinden istifa ederek merkeze çekilme talebinde bulundu. İçişleri Bakanlığı, Vali Tekbıyıkoğlu’nun bu talebini kabul ederek, kendisini merkez valiliğine atadı. Bu olay, kamu görevlilerinin karşılaştıkları etik ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifası, bürokratik etik açısından, kamu görevlilerinin karşılaştıkları ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.
ANAYASAL SADAKAT VE BÜROKRATİK ETİK
Anayasa’nın 137. maddesi, kamu görevlilerinin hukuka aykırı emirleri yerine getirmeme yükümlülüğünü düzenlemektedir. Bu maddeye göre, “Kamu hizmetlerinde çalışanlar, amirlerinden aldıkları emirleri yerine getirmekle yükümlüdürler; ancak, emrin kanuna aykırı olduğunu düşünmeleri hâlinde, yerine getirmemekle yükümlüdürler.” Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifa kararı, bu anayasal hüküm çerçevesinde değerlendirildiğinde, hukuka ve vicdana dayalı bir tutum olarak öne çıkmaktadır. Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir.
BÜROKRATİK ETİK VE KAMU GÖREVLİLERİNİN SORUMLULUĞU
Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir. Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifası, bürokratik etik açısından, kamu görevlilerinin karşılaştıkları ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir.
SONUÇ: CUMHURİYETİN VALİ PROFİLİ
Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun istifa kararı, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter, laik ve demokratik yapısının korunmasında mülki idare amirlerinin üstlendikleri sorumluluğun bir göstergesidir. Bu olay, kamu görevlilerinin hukuka ve etik ilkelere bağlılıklarının, devletin temel değerlerinin sürdürülebilirliği açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir. Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifası, bürokratik etik açısından, kamu görevlilerinin karşılaştıkları ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yolsuzluk soruşturması kapsamında sevk edildiği hakimlikçe tutuklandı. İçişleri Bakanlığı, İmamoğlu'nun görevinden uzaklaştırıldığını bildirdi.
Avrupa'nın savunma sanayii sektöründe diğer ülkelerden geri kalmasını eleştiren Fransız Analist Anastasiya Shapochkina, Türkiye'nin savunma alanında özerkliğini ABD'nin uyguladığı ambargonun ardından beş yıl içerisinde kazanmasından örnek göstererek "On yıl beklemenize gerek yok" ifadelerini kullandı.
Husilere bağlı hükümetteki Dışişleri Bakanı Cemal Amir, ABD’nin Yemen’de kara harekatına hazırlandığını belirterek, böyle bir hareketin “durumu tamamen istikrarsızlaştırma tehlikesi taşıdığı” uyarısında bulundu.
Husilere ait SABA haber ajansına göre, Amir, başkent Sana’da, Birleşmiş Milletler Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu (UNMHA) Başkan Yardımcısı Mari Yamashita ile bir araya geldi.
Bakan Amir, “Yemen’in batısındaki el-Hudeyde kentinde Ras İsa Limanı’nın hedef alınması ve sağlık görevlilerinin bombalanması tam anlamıyla bir savaş suçudur ve araştırılması gerekir.” dedi.
Özellikle temas bölgelerinde ve kıyılardaki ABD hava saldırılarına dikkati çeken Amir, “Bu durum, ABD’nin, bir kara askeri harekatına hazırlandığını ve yakıp yıkma politikası izlediğini gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Durumun kontrolden çıkmaması gerektiğine dikkati çeken Amir, “Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne (Antonio Guterres) durumun kontrolden çıkmaması için bir mesaj gönderiyoruz.” diye konuştu.
Amir, böyle bir hareketin “durumu tamamen istikrarsızlaştırma tehlikesi taşıdığı” uyarısında bulundu.
ABD’NİN YEMEN’E SALDIRILARI
Husiler, 7 Mart’ta yaptıkları açıklamada, İsrail’e Gazze’ye yardımların girişine izin vermesi için 4 gün süre tanıdıklarını, aksi takdirde İsrail’e karşı deniz operasyonlarını yeniden başlatacaklarını duyurmuştu.
ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformundan 15 Mart’ta yaptığı açıklamada, orduya Yemen’deki Husilere karşı “büyük bir saldırı” başlatma talimatı verdiğini belirtmişti.
Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi de ABD’ye ait uçak ve savaş gemilerinin Husilerin hedefi olacağını belirterek, saldırılarını sürdürdüğü sürece deniz seferlerindeki engellemelerin Washington’ı da kapsayacağını söylemişti.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, bugün bir heyetle gittiği işgal altındaki Suriye topraklarında, geleceğe dönük saldırı ve savunma planlarını onayladığı bildirildi.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Zamir’in İsrail ordusundaki üst düzey komutanlarla işgal altındaki Suriye topraklarında saha turu ve durum değerlendirmesi yaptığı kaydedildi.
İsrail Genelkurmay Başkanı’nın, bölgede görevli komutan ve askerlerle görüşerek geleceğe dönük saldırı ve savunma planlarını onayladığı aktarıldı.
Bölgede açıklama yapan Zamir, bölgenin önemine işaret ederek, kilit mevzileri tuttuklarını ve İsrail’in güvenliği için işgali sürdürmelerinin önemli olduğunu öne sürdü.
İSRAİL’İN SURİYE’DEKİ İŞGALİ
İsrail ordusu, 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nde, buraya bitişik tampon bölgeyi 8 Aralık 2024’te işgal etmişti.
İsrail birlikleri, işgali tampon bölgenin de ilerisine taşıyarak başkent Şam’ın 20 kilometre yakınına ulaşmıştı.
İki ülke arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile Golan Tepeleri’ndeki tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye’nin güneyindeki işgalin kalıcı olacağı mesajını vermiş ve Suriye’nin egemenliğine aykırı olarak güney bölgesinin silahsızlandırılması talebinde bulunmuştu.
Silivri’de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından yeni bir paylaşım yaptı.
AKP iktidarına seslenen İmamoğlu, “50 milyar doları cayır cayır yakan, milleti pahalılığa ezdiren, açlıkla ve yoklukla imtihan eden, bir avuç muhteris” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, AKP’ye yönelik “Kendisini iktidar zanneden bir avuç muhteris; milletimizin nefesini kestiğini, sesini kıstığını, onları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Kendisini iktidar zanneden bir avuç muhteris; milletimizin nefesini kestiğini, sesini kıstığını, onları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor.
86 milyon insana ait 50 milyar doları cayır cayır yakan, milleti pahalılığa ezdiren, açlıkla ve yoklukla imtihan eden, mutsuzluğa ve umutsuzluğa hapseden, paramızı pula döndüren bir avuç muhteris.
Geleceğimize kasteden, milleti ayrıştırıp, kutuplaştıran, Anadolu irfanından ve erdeminden zerre nasiplenmemiş bir avuç muhteris.
Korkuyu, tehditi, zindanları göstererek kendi çıkarı için yalancı şahit, iftiracı, gizli tanık üretmeyi bağımsız yargı diye yutturmaya çalışan zalim ve baskıcı bir avuç muhteris.
SEVGİ DOLU, HOŞGÖRÜLÜ, DUYARLI, CESUR GENÇLER BİZİMLE.
HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK DİYEN ÇOCUKLARIMIZ BİZİMLE.
Ellerinden hürmetle öptüğüm, inşallah özgür olduğumda ilk fırsatta ziyaret edeceğim “TURPUNAN, ŞALGAMINAN DEVLET İDARE EDİLMEZ, ADALET İLE İDARE EDİLİR” diyen YOZGATLI ÇİFTÇİLERİMİZ BİZİMLE.
MERTLİKLE, CESARETLE, ADALETLE yürüyeceğiz bu yolu.
MİLLET İRADESİDİR HEPİMİZİN GÜVENCESİ.
Hiç merak etmeyin, MİLLET NE DERSE O OLACAK. MİLLETİMİZ KAZANACAK, MİLLETİMİZ BÜYÜKTÜR.”
Kendisini iktidar zanneden bir avuç muhteris; milletimizin nefesini kestiğini, sesini kıstığını, onları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor.
86 milyon insana ait 50 milyar doları cayır cayır yakan, milleti pahalılığa ezdiren, açlıkla ve yoklukla imtihan eden, mutsuzluğa ve…
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Yasin Ekrem Serim’i Kıbrıs’a büyükelçi olarak şantaj kasetlerini alması için gönderdiği iddia edilmişti.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise geçen hafta “Kıbrıs kadar büyük bir turp var” çıkışını yaptı, “Her şeyi göze alacak savcılar aranıyor” çağrısında bulunmuştu.
İlişkili Haber
Özgür Özel’den Yozgat’ta Erdoğan’a ‘KKTC’ sorusu: Nasıl bir pazarlıkla vazgeçiyorsun?
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Türkiye’nin “Lefkoşa Büyükelçiliği görev değişimi ile ilgili haberler ile bu haberlerin CHP’li siyasetçilerce dillendirilmesine” tepki gösterdi.
Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği görev değişimi ile ilgili manipülatif haberler kurgulandığı tespit edilmiştir.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın isimlerinin de geçtiği haberlerdeki sözde diyalog ve iddiaların tamamı hayal ürünüdür.… pic.twitter.com/iI0u40d3Ry
— Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (@dmmiletisim) April 19, 2025
Altun, sosyal medya hesabından, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin (DMM) Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliğindeki görev değişimi ile ilgili haberlere dikkati çektiği paylaşımı alıntılayıp, şu ifadeleri kullandı:
“Tüm uyarılarımıza ve dezenformasyonlarını açık gerçeklerle çürütmemize rağmen bazı CHP’li siyasetçilerin, hakikatle bağdaşmayan, mesnetsiz ve çirkin iddiaları ısrarla dillendirmeleri siyasi tükenmişliklerinin ve çaresizliklerinin açık bir göstergesidir. Bu şahıslar, iftiraları ayyuka çıkmasına rağmen kamuoyundan özür dilemek yerine yalan bataklığına daha da çekilmektedirler. Bu sorumsuz tavır, doğrudan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatanımız için büyük bir özveriyle çalışan bakanlarımızı ve ülkemizin kıymetli isimlerini hedef almakta; kamuoyunu yalan ve iftiralarla yönlendirme gayesi taşımaktadır.”
Altun, şunları kaydetti:
“Bu millet; kimin samimiyetle hizmet ettiğini, kimin iftira ve karalama siyasetinde boğulduğunu çok iyi bilmektedir. Biz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu doğrultusunda, ifsada değil inşaya, yıkıma değil yapıya odaklanan anlayışla yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Hiçbir karalama kampanyası bizi yolumuzdan alıkoyamayacaktır. Bu iftiraları dillendirenleri kamuoyunu yanıltmaktan vazgeçmeye ve açık bir şekilde kamuoyundan özür dilemeye davet ediyoruz.”
Tüm uyarılarımıza ve dezenformasyonlarını açık gerçeklerle çürütmemize rağmen bazı CHP’li siyasetçilerin, hakikatle bağdaşmayan, mesnetsiz ve çirkin iddiaları ısrarla dillendirmeleri siyasi tükenmişliklerinin ve çaresizliklerinin açık bir göstergesidir. Bu şahıslar, iftiraları… https://t.co/mV0XwdjYDP
İki takımın da karşılıklı sayılar bulduğu ilk çeyrek 22-22’lik eşitlikle geçildi. İkinci periyotta Rupert ve McCovan ile pota altında etkili olan Mersin ekibi soyunma odasına 46-45 üstün gitti.
Üçüncü çeyreğin ilk 5 dakikasını 55-54 önde geçiren rakibi karşısında oyunu bırakmayan Fenerbahçe, McBride’nin skor katkısıyla son periyot öncesi 62-61’lik üstünlük yakaladı.
Mersin ekibi, maçın bitimine 10 saniye kala skoru 78-77’e getirse de Fenerbahçe son saniyelerde Emma Eeesseman’ın elinden bulduğu sayıyla müsabakayı 79-78 kazandı.
Aldığı galibiyetle play-off serisinde 3-0 öne geçen Fenerbahçe, 2024-2025 sezonunun şampiyonu oldu.
Sarı-lacivertli oyuncular ve taraftarlar, maçın ardından büyük sevinç yaşadı.
Üsküdar’da iktidara yakın İHH Vakfı, “Mehmetçik Gazze’ye” ve “Stop the genocide in Gaza” yazılı pankartlar ve “Filistin’de 50.800 + kişi şehit oldu”, “Gazze’deki abluka hukuksuzdur”, “Ey İslam devletleri siyonist çeteyi durdurun” yazılı dövizler taşıyarak, ellerindeki Türk ve Filistin bayraklarını sallayıp zaman zaman tekbir getirerek yürüdü.
“Zalim İsrail Filistin’den defol”, “Gazzeli çocuklar bizi bekliyor”, “Özgürlük filosu yola çıksın”, “Üsküdar’dan Gazze’ye direnişe bin selam”, “Gazze’nin izzeti, diriltiyor ümmeti”, “Yaşasın Filistin mücadelemiz” ve “Katil İsrail, Filistin’den defol” sloganları atan katılımcılar, meydanda toplandı.
İHH Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Göksun, toplanan kalabalığa seslenerek “Artık bu vahşete, soykırıma ve caniliğe son verin.” dedi.
“İslam dünyası bugün korkaklar ve ortaklar olarak ikiye bölünmüştür. Ortaklar elbet bir gün hesabını verecektir.” diyen Göksun, “Buradan korkaklara sesleniyoruz. Gazze’de tankın karşısına dikilmiş, daha sütten yeni kesilmiş çocuklar kadar da mı cesaretiniz yok? Bu zulme ‘dur’ denmezse Gazze’deki çocukların ahı bütün dünyayı yakıp kavuracak. Bunu göreceğiz. Bunun olmaması için artık İsrail’e ve ABD’ye ‘dur’ denmesi gerekiyor.” diye konuştu.
Katılımcılar, yürüyüş ve konuşmaların ardından alandan ayrıldı. Etkinlik boyunca çevrede geniş güvenlik önlemleri alındı.
CHP’YE İZİN VERİLMEMİŞTİ
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Filistin’e destek kapsamında Tünel’den Taksim’e yürüyüş düzenleyeceklerini duyurmuştu.
Mitinge saatler yaklaşırken Taksim bölgesinde de yoğun güvenlik önlemleri alındı. İstiklal Caddesine giriş çıkışlar kontrol altına alınırken saat 17.00 itibariyle M2 Yenikapı-Hacıosman Metro Hattı’nda Taksim İstasyonu ile F1 Taksim-Kabataş Füniküler Hattı kapatıldı.
İlişkili Haber
İstanbul Valiliği’nden Taksim için ikinci karar
Haberi görüntüle
CHP İstanbul İl Başkanlığı, “Gazze’de soykırıma, katliama ve tehcire hayır” sloganıyla bir araya gelerek Tünel’den Taksim’e yürümek istedi.
CHP’lilerin yapmak istediği yürüyüşe polis izin vermedi.
Polis ile görüşmesinde Özgür Çelik, “Gazze’deki yaşanan katliamı protesto etmek için yürüyüş yapmak istiyoruz. Sloganlar da sadece bu çerçevede atılacak. En fazla 15 dakika içinde bitecek. Anayasa bu konuda çok açık. İzin alınmaz, bildirimde bulunulur. Biz daha önce Galata Köprüsünde yürümek istedik engellendi, buradan yürümek istedik yine engelleniyor. Anayasal suç işliyorsunuz, bu suçu işleyenler hakkında savcılığa başvuracağım.” dedi.
Polis ise kitleye “Atmış olduğunuz sloganlar kanunsuzdur. Kanunsuz toplantınızı derhal sonlandırın” anonsu yaptı.
Eyleme katılanlar “Özgür Filistin, tam bağımsız Türkiye” sloganı attı, polis “Atmış olduğunuz sloganlar kanunsuzdur, kanunsuz sloganlarınızı derhal sonlandırın” anonsu yaptı. Polisin bu anonsuna CHP’lilerden “Dikkat dikkat, kolluk kuvvetlerine sesleniyoruz. Yaptığınız iş anayasaya aykırıdır, lütfen yolu açın, anayasal suç işlemeyin” yanıtı geldi.
İSTANBUL VALİSİ: SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK
İstanbul Valisi Davut Gül, CHP’nin yürüyüşüyle ilgili sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Vali Gül, şunları ifade etti:
“Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nde güvenlik gerekçesiyle uzun yıllardır hiçbir gösteriye izin verilmemektedir. Bu durum ilgili kişi ve gruplara defalarca açıkça bildirilmiştir. İstanbul’un pek çok farklı noktasında gösteri ve toplanma hakkı serbestken, güvenlik gerekçesiyle sınırlı tutulan bu alanda ısrarla toplanma çağrısı yapmak, en hafif tabiriyle provokasyondur. Filistinli kardeşlerimizin kutsal davasını kendi siyasi hesaplarına alet edenleri kınıyoruz. Toplumsal hassasiyetleri istismar ederek kamu düzenini bozma girişimlerine asla müsaade edilmeyecektir. Tüm bu süreçte sağduyusunu koruyan güvenlik güçlerimiz, hukuk çerçevesinde görevini ifa etmiş; milletimizin huzurunu hedef alan girişimlere karşı kararlı bir duruş sergilemiştir. Polislerimizin yaralanmasına, bazı vatandaşlarımızın yargılanmasına sebep olan bu yasa dışı çağrıları yapan ve organize edenler hakkında suç duyurusunda bulunulacak; adli süreç titizlikle takip edilecektir.”
DHA’nın haberine göre olay, sabah saatlerinde ilçeye bağlı Bağarası Mahallesi’nde meydana geldi.
Eski TBMM başkanvekillerinden evli, 6 çocuk babası Fehmi Işıklar’ın oğlu C.I., iddiaya göre evde henüz bilinmeyen nedenle annesi Gülay Işıklar’a tabancayla ateş etti.
EŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Silah seslerini duyanların ihbarıyla adrese jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Gülay Işıklar’ın yaşamını yitirdiği belirlendi. Gülay Işıklar’ın cansız bedeni yapılan incelemenin ardından Foça Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı, buradan da İzmir Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi.
OĞLU GÖZALTINA ALINDI
Cinayet şüphelisi C.I., jandarma ekipleri tarafından gözaltına alınarak İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Jandarmadaki işlemlerinin ardından C.I., adliyeye sevk edildi.
TUTUKLANDI
Şüphelinin ilk ifadesinde, annesini kazara vurduğunu söylediği öğrenildi. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Öte yandan, olaydan önce C. Işıklar’ın alkollü olarak kullandığı 35 AGV 328 plakalı otomobilin devrildiği, şüphelinin kendi imkanlarıyla evine gittiği öğrenildi.
Bunun üzerine şüphelinin annesiyle tartıştığı, tabancayla ateş edilmesi sonucu Gülay Işıklar’ın vurulduğu belirtildi.
3 PARTİDE GÖREV ALMIŞTI
1987 seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti’den (SHP) Bursa milletvekili seçilen Fehmi Işıklar, 1990 yılında partiden istifa edip, Halkın Emek Partisi’nde (HEP) genel başkanlık görevini yapmıştı. 1991 seçimlerinde SHP’den Diyarbakır Milletvekili olarak seçilerek bu süreçte TBMM başkanvekilliği yapan Işıklar, SHP ile CHP’de genel başkan yardımcılıkları görevlerinde bulunmuştu.
CHP’ye kayyım atanacağı iddiası sonrası hakkında soruşturma başlatılan ve gözaltına alınıp adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Rasim Ozan Kütahyalı, yorumculuk yaptığı Osman Gökçek’in sahibi olduğu Beyaz TV’deki ‘Beyaz Futbol’ programından ayrılığını duyurdu. Kütahyalı, AKP MKYK üyesi ve Ankara Milletvekili Osman Gökçek’e kararını ilettiğini ve Gökçek’in de kendisine ‘yürekten’ sahip çıkan bir konuşma yaptığını vurguladı.
Rasim Ozan Kütahyalı’nın sosyal medya hesabından paylaştığı mesajı şöyle:
“Sevgili Beyaz Futbol sevenleri…
Sizlerden bir mola istiyorum ve bir süre televizyon efsanesi Beyaz Futbol programımıza ara vermek istiyorum.
Bir kendime geleyim, bir toparlanayım. Zaten şu an bu gece ekrana çıksam bile sizlerin çok sevdiği, çok eğlendiği ROK performansımı sergilemem mümkün değil. Laf ola beri gele bir koltuğu doldurmak için de koltukta oturmak istemem. Bana bir süre verin sevgili Beyaz Futbol izleyicileri.
Beyaz Futbol’a mola ricamı Osman Gökçek’e de ilettim. Kararıma saygı duydu ve Gökçek beni çok duygulandıran bir konuşma yaptı. Beyaz Futbol ruhuna ve bana yürekten sahip çıkan, çok mert ve içtenlik dolu bir konuşmaydı bu. Yakın tanıyanlar iyi bilir, çok yiğit bir dost ve gerçek bir arkadaştır Osman Gökçek.
Beyaz Futbol sevenlerini, siz izleyicilerimizi çok seviyorum. Can dostum Ertem Şener’i, üstadlarım Ahmet Çakar’ı, Sinan Engin’i, Abdülkerim Durmaz’ı çok seviyorum. Başta üstad Devrim Zengi olmak üzere müthiş çalışkan ve üretici bir kadro olan Beyaz Futbol ekibini çok seviyorum.
Herkesten özür dileyerek, tüm çalışma arkadaşlarımdan, özellikle de Galatasaraylı takımdaşlarımdan, kardeşlerimden ROK olarak bir mola istiyorum.
Beyaz Futbol efsanesi kaldığı yerden yoluna devam ediyor. Ben de bu gece ekran başında olacağım ve Beyaz Futbol izleyeceğim. Siz de sakın bu gece Beyaz Futbol’u kaçırmayın sevgili izleyicilerim.”
Sevgili Beyaz Futbol sevenleri…
Sizlerden bir mola istiyorum ve bir süre televizyon efsanesi Beyaz Futbol programımıza ara vermek istiyorum.
Bir kendime geleyim, bir toparlanayım. Zaten şu an bu gece ekrana çıksam bile sizlerin çok sevdiği, çok eğlendiği ROK performansımı… pic.twitter.com/1hN1TuK85o
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın avukatı Görkem Gökçe, Akpolat’ın tutuklanma sürecine ilişkin yazılı açıklama yaptı.
ANKA’nın haberine göre Gökçe, şunları kaydetti:
”Müvekkilimiz Sayın Rıza Akpolat, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında ifadesini vermek üzere çağrılabilecekken, değerli babasının hastalığı nedeniyle gittiği Balıkesir’de hakkında hukuka aykırı şekilde yakalama işlemi icra edilmiş, ardından tam dört gün boyunca Emniyet Müdürlüğü’nde ifadesi alınmadan gözaltında tutulmuş, en sonunda da Sulh Ceza Hâkimliği tarafından hukuka aykırı bir şekilde tutuklanmasına karar verilmiştir.
‘MASUMİYET KARİNESİ VE LEKELENMEME VE ADİL YARGILANMA HAKKI ZEDELENMİŞTİR’
Bu süreçte dosya içeriği müvekkilimizden ve müdafileri olarak bizlerden gizlenmesine rağmen, kimi basın yayın organlarında dosya içeriği ile ilgili bilgi ve belgelerin yayınlandığı görülmüş, bu suretle müvekkilin kamuoyu nezdinde peşinen mahkûm edilmeye çalışılarak ceza hukukunun en önemli güvencelerinden masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ihlal edilmiş, adil yargılanma hakkı zedelenmiştir. Bu çerçevede bazı basın yayın organlarınca bütünlükten koparılmış birtakım iddialar, bilgiler ve tek taraflı yayınlarla kamuoyunda yanlış bir kanaat oluşturarak yargı sürecinin etkilenmeye çalışıldığı müşahede edilmiş olup bu haksız tutum ve davranışların özgür ve tarafsız basının haber verme hakkı ile telifinin mümkün olmadığı tartışmadan varestedir.
‘SUÇLAMALAR HİÇBİR SOMUT DELİLE DAYANMIYOR’
Gerçekte ise müvekkilimiz Sayın Rıza Akpolat’a yöneltilen suçlamaların tamamen soyut, dayanaksız ve afaki olduğu, hiçbir somut delile dayanmadığı, yürütülen soruşturma sürecinde de pek çok hukuka aykırı işlemin cari olduğu hususları müvekkilimizin nihayet dört gün sonra ifadesinin alınması ile birlikte anlaşılmıştır. Rekor bir oy oranı ile seçilerek göreve başlayan, toplumda saygın ve itibar sahibi, başarılı bir belediye başkanı olan müvekkilin güya bir örgüt üyesi olduğu, üstelik bu örgütün yöneticisi olduğu iddia edilen kişiden güya rüşvet aldığı gibi fiilen, aklen ve hukuken ciddiye alınması dahi imkansız isnatların dile getirilmesi elbette hukuken kabul edilebilir olmaktan uzaktır.
Müvekkilin aleyhine somut delil bulunmamasına rağmen bu derece afaki iddialarla hürriyetinden yoksun bırakılmasının en temel hak ve özgürlüklerden olan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal ettiği şüphesizdir. Tüm bu gerçeklere rağmen müvekkilin basmakalıp gerekçelerle tutuklanmasına karar verilmesi hukuka aykırı olup, bir an evvel serbest kalıp görevine dönmesi için gerekli tüm hukuki yolları işleteceğimizi kamuoyuna saygılarımızla bildiririm.”
Ferhatpaşa Mahallesi Üsküdar Caddesi’ndeki 3 katlı otelin eksi birinci katında henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.
İhbar üzerine olay yerine itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.
Otelin katlarını saran duman nedeniyle mahsur kalanlar, itfaiyenin merdiveniyle terastan aşağı indirildi.
Yangında ağır yaralanarak hastaneye kaldırılan spa çalışanları Anne M. ile isimleri öğrenilemeyen 2 yabancı uyruklu kadın, burada yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı.
Bilinci açık şekilde hastaneye götürülen İtfaiye çavuşu Hasan G. de tedavi altına alındı.
İtfaiye ekiplerinin müdahalesi sonucu yangın kontrol altına alınırken, binada duman tahliyesi yapıldı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Gezi tutukluları Mine Özerden ve Çiğdem Mater’i ziyareti sonrası Bakırköy Cezaevi önünde açıklama yaptı.
CHP lideri Özel burada yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beşiktaş Belediyesi Başkanı Rıza Akpolat’ın tutukluluğuna ilişkin söylediği ‘turbun büyüğü heybede’ sözlerine yanıt verdi.
“Bugün Çiğdem Mater ve Mine Özerden’in tutukluluğunun 999. günü, yarın bininci günü olacak. Dün Boğaziçi eylemlerinin bininci günüydü. Yarın aynı zamanda Hrant Dink’in katledilişinin yıl dönümü. Her gün başka felaketlerin yıl dönümleriyle uyanıyoruz. Bir yandan İstanbul Barosu’na kayyum atanıyor, bir yandan Beşiktaş Belediyesi’ne siyasi darbe girişimi var.
Öbür tarafta sayın Erdoğan turp peşinde. Mafyavari şekilde bizi tehdit ediyor. Ona sadece şunu söyleyebiliriz. Turplar büyüdükçe endişe artıyorsa turpun büyüğü sandıkta. Korkmuyorsan sandığa gel. Biz CHP olarak, olmamız gereken her yerdeyiz. Dünyanın en büyük barosunun arkasındayız. Mücadelenin bir bütün olarak verilmesi gerektiğinin farkındayız. CHP hem kararlı, hem güçlü, hem de milletin kendine verdiği vazifenin farkında.
‘OYUNA GELMEME OYUNUNA DA GELMEYECEĞİZ’
Oyuna gelmeyeceğiz ama hiç heveslenme, senin oyuna gelmeme oyununa da gelmeyeceğiz. Sen benim ne demek istediğimi anldın. İçerideki arkadaşlarımızın moralleri ve sağlıkları çok iyi. İçeriye girerkenki gibi dimdik çıkacaklarından eminiz. Gezi davası, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalar gereği uymak zorunda olduğu AİHM kararlarına göre de, AYM kararlaınra göre de, milletin vicdanına göre de hukuksuzdur. Bizim yerimize içeride yatmaktadırlar. Geziyi destekleyen on milyonlarca kadın adına burada iki kadın yatıyor. Tayfun Kahraman parti üyesi, benim adıma yatıyor.
‘ARTIK BAMBAŞKA BİR SÜRECİN İÇİNDEYİZ’
Beşine de hepimiz sahip çıkıyoruz. Ben de gezideydim. Davaları bu kadar davamızdır. Buradaki arkadaşların şiddetle hiçbir ilgisi yok. Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olmak yerine demokrasisi sıfırlanan bir ülke olması ne zarar veriyor bir de onu hesaplayın. Bu iş fazla uzadı. Her seferinde dünya 5’ten büyüktür diyen kişiye Türkiye’nin bir kişiden büyük olduğunu söylemek lazım. O kadar da uzun boylu değil. Artık bambaşka bir sürecin içindeyiz ve o süreç bu kötülükten Türkiye’yi kurtarma sürecidir. İktidarı devretmeye hazırlansın.”
ERDOĞAN NE DEMİŞTİ?
Partisinin Konya 8. olağan il kongresinde açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanmasına ilişkin mesajlar verdi.
Erdoğan, “Yargıya parmak sallayarak, bağırıp çağırarak, yargı mensuplarını baskı altına alarak hiçbir netice elde edemezsiniz. Sağa sola sataşmaktan vazgeçin. Biz işte buradayız. Gelin millet önünde kara kaplı defterleri ortaya serelim. Bakalım kimin yüzü kızaracak kim yüzü ak çıkacak. Özel harami arayacağına yanındaki yöresindeki şahıslara baksın. Dosyalardaki iddialara verecekleri cevapları olmadığı için sürekli topu taca atıyorlar. Çok iyi biliyorlar ki daha turpların büyüğü heybede” dedi.
İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Meclis’te yaptığı açıklamada Pençe Kartal-2 harekat bölgesinde yer alan Gara’da, terör örgütü PKK tarafından alıkonularak şehit edilen 13 Türk vatandaşından Er Adil Kabaklı’nın ailesine ödenen 700 bin liralık tazminatın yarısının geri istendiğini öne sürmüştü.
Sözcü yazarı Saygı Öztürk, 2 Ekim 2015’de Ağrı’daki birliklerine katılmak üzere yola çıkan ancak Tunceli-Pülümür kara yolunda alıkonulup kaçırılarak şehit edilen Er Adil Kabaklı’nın son mektubunu köşesine taşıdı.
Buna göre; Adil Kabaklı, 15 Nisan 2019 tarihli mektubunu PKK zindanında ilk ve son kez yazdı. Kabaklı, mehtubunda “Bizim burada olmamızın tek sebebi yol güvenliğini almayanlardır” ifadelerini kullandı.
‘HER ŞEYE HASRET KALDIK’
İşte Gara şehidinin yürek yakan mektubu:
“Yıllardır örgütün elindeyiz. Ama maalesef bizim için herhangi bir girişim olduğunu ne duydum ne de gördüm. Biz kimiz, neciyiz? Kimin askerleri ve polisleriyiz? Neden hâlâ buradayız? Hangi ülkenin vatandaşlarıyız? Niçin şimdi yalnız bırakıldık? Niye kimse bizimle ilgilenmiyor? Adımızı dahi anmak istemiyor? Yedi-yirmi dört haberleri radyodan takip ediyoruz ama bizimle alakalı hiçbir şey duymadım. Duymamaya da devam ediyorum.
Bunca geçen zaman içerisinde başımıza bir iş gelmeyeceğini kim, nereden biliyor? Kim bunun teminatını veriyor? Gündüzün nasıl olduğunu, güneşin nasıl olduğunu, nasıl doğduğunu rüzgârın nasıl estiğini unuttuk, her şeye hasret bırakıldık.
‘BUNUN TEK SEBEBİ YOL GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMAMASI’
Son olarak devletimize hizmet eden devlet yetkililerine tüm siyasi kanatlara ve parti başkanlarına sesleniyorum. Biz ölmedik, yaşıyoruz. Bizim için çaba gösterilmesini, girişimlerde bulunulmasını bekliyoruz. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin askerleri ve polisleriyiz. En önemlisi vatandaşlarıyız. Bunun göz önünde bulundurulmasını ve bize sahip çıkılmasını ve yok sayılmamamızı istiyoruz.
Ben nasıl vatan görevimi yerine getirmek için yola çıktıysam ve yol üzerinde örgüt tarafından alıkonulduysam silahsız bir er olarak bu kadar zaman burada kaldıysam, bunun tek sebebi yol güvenliğimin sağlanmaması. Bu durum hakkında TV kanallarında bir bilgi verilmedi, bizden önce de sonra da o yolun güvenliği sağlanamadı. Aynı yolda bizden önce örgüt tarafından alıkonulan bir kişi daha var. Devletin ve ülkenin yolunu kullanmak suç mu?
‘GECE YATTIĞINIZDA RAHAT UYUYABİLİYORSANIZ SİZE HELAL OLSUN!’
Şimdi bunu tüm devlet yetkililerinin vicdanına sunuyorum. Geceleri yatağınızda rahat uyuyabiliyorsanız size helal olsun. Başka da diyecek hiçbir sözüm yok.”
Tasarruf Tedbirleri Genelgesi kamuda yeni bina yapımı yasaklandı ama Diyanet İşleri Başkanlığı yüksek maliyetli harcamalarına devam ediyor.
Sözcü’den Deniz Ayhan’ın hbaeirne göre; 20 ayrı Dini İhtisas Merkezi olan Diyanet, şimdi de Ordu’da yenisini açıyor. Ordu Dini İhtisas Merkezi 1 milyar TL’ye mal olacak. Yapımı süren İzmir Dini İhtisas Merkezi için de 437.9 milyon TL ödenecek. 2024 yılında 201 milyon 885 bin TL harcanan merkezin yapımı 2025’te 236 milyon TL daha ödenerek tamamlanacak. Merkez 23 bin metrekare olacak.
Diyanet 2025’te 17 müftülük hizmet binası daha yapacak. Bu binalar için devletin kasasından 2 milyar 394 milyon 437 bin TL çıkacak. Diyanet’in İstanbul, Ankara, İzmir, Manisa, Bolu, Bursa, Yozgat, Ordu, Eskişehir, Konya, Kütahya, Şanlıurfa, Tekirdağ, Samsun, Kastamonu gibi illerde 20 adet Dini İhtisas
Merkezi bulunuyor.
Adana’nın Merkez ilçelerinden Yüregir CHP’li Belediye Başkanı Ali Demirçalı’nın bir süre önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından saraya çağrıldığı ve özel bir araçla götürüldüğü sarayda Cumhurbaşkanı ile 40 dakika görüştüğü ortaya çıkmıştı.
Bu görüşmede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ali Demirçalı’ya AKP’ye katılma teklifinde bulunduğu iddia edilmişti.
Ali Demirçalı daha sonra yaptığı açıklamada bu teklifin varlığını inkar etmeyip “Cumhurbaşkanımız çok nazik çok kibar bir şekilde bizi ağırladı. Bundan Onur duydum ben CHP’li Belediye başkanıyım yoluma CHP’de devam edeceğim” demişti.
Sözcü’den Mehmet Serbes’in haberine göre; Erdoğan’ın Adana’ya gelişi öncesinde Ali Demirçalı Belediye Başkanı olduğu Yüreğir ilçesinin her tarafını “Cumhurbaşkanımız Yüreğir’e Hoş Geldiniz” yazılı pankartlarıyla donattı.
Adana’daki diğer CHP’li belediye başkanlarının böyle bir pankart asmamasına karşın Ali Demirçalı’nın her tarafa fazla sayıda bu pankartları asması dikkat çekti.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 18 Ocak hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzey kesimlerinin parçalı ve yer yer çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları ile Doğu Karadeniz’in yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kıyı kesimlerde yağmur ve sağanak, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Ardahan çevrelerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması bekleniyor.
Yurdun iç ve doğu kesimlerinde buzlanma ve don ile birlikte pus ve yer yer sis hadisesi görüleceği tahmin ediliyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Doğu Anadolu’nun yüksek ve dik yamaçlarında çığ tehlikesi bulunuyor.
Hava sıcaklığının, Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’da mevsim normalleri civarında, diğer yerlerde normallerinin 2 ila 5 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor. Rüzgarın genellikle kuzeyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde sabah ve gece saatlerinde yer yer pus sis hadisesi bekleniyor.
ÇANAKKALE °C, 11°C
Az bulutlu
EDİRNE °C, 10°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 10°C
Parçalı bulutlu
KIRKLARELİ °C, 9°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin iç kesimlerinde sabah ve gece saatlerinde yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 8°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ °C, 14°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 15°C
Parçalı bulutlu
MANİSA °C, 14°C
Parçalı bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin iç kesimlerinde sabah ve gece saatlerinde yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor.
ADANA °C, 19°C
Parçalı ve az bulutlu
ANTALYA °C, 20°C
Az bulutlu
HATAY °C, 19°C
Parçalı ve az bulutlu
MERSİN °C, 18°C
Az bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde sabah ve gece saatlerinde yer yer pus sis hadisesi bekleniyor.
ANKARA °C, 8°C
Parçalı ve az bulutlu
ÇANKIRI °C, 10°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 7°C
Az bulutlu
KONYA °C, 8°C
Az bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve yer yer çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin iç kesimlerinde yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor.
BOLU °C, 8°C
Parçalı bulutlu
DÜZCE °C, 11°C
Parçalı bulutlu
SİNOP °C, 12°C
Parçalı ve çok bulutlu
ZONGULDAK °C, 9°C
Parçalı ve yer yer çok bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimlerinin yağmur ve sağanak yağışlı, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin iç ve yüksek kesimlerinde buzlanma ve don olayı ile birlikte pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yükseklerinde çığ tehlikesi bulunmaktadır.
AMASYA °C, 8°C
Parçalı ve çok bulutlu
ARTVİN °C, 4°C
Parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimleri aralıklı yağmurlu, iç kesimleri karla karışık yağmur ve kar yağışlı
SAMSUN °C, 10°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yağmur ve sağanak yağışlı
TRABZON °C, 10°C
Parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimleri aralıklı yağmurlu, iç kesimlerinin yüksekleri karla karışık yağmur ve kar yağışlı
DOĞU ANADOLU
Parçalı, yer yer çok bulutlu, Ardahan çevrelerinin kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde buzlanma ve don olayı ile birlikte pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor. Bölgenin doğusunun dik ve eğimli yamaçlarında çığ tehlikesi bulunmaktadır.
ERZURUM °C, -3°C
Parçalı ve çok bulutlu
KARS °C, -4°C
Parçalı ve çok bulutlu
MALATYA °C, 6°C
Parçalı ve az bulutlu
VAN °C, 1°C
Parçalı bulutlu
GÜNEYDOĞU ANADOLU
Az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin kuzey ve doğu kesimlerinde pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor.
Sabah saatlerinde etkisini arttıran lodos ve sağanak, hava trafiğini olumsuz etkiledi. İstanbul Havalimanı’na gelen bazı uçaklar iniş yapamayıp pisti pas geçerken, bazıları da bir süre havada tur atmak zorunda kaldı.
Havada tur atan ve bu yüzden yakıt kritiğine giren THY’nin TK626 Lagos-İstanbul, TK775 sefer sayılı Maskat-İstanbul, TK186 Şikago-İstanbul, TK6032 Stockholm-İstanbul, TK185 Manila-İstanbul seferlerini yapan uçakları iniş için İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na yönlendirildi.
Sabiha Gökçen Havalimanı’na iniş yapmak isteyen uçaklar da bir süre havada tur atmak zorunda kalırken, kalkış seferlerinde ise kısa süreli gecikmeler yaşandı.
Marmara Bölgesi’ni etkisi altına alan kuvvetli lodos ve fırtınanın etkisiyle Sabiha Gökçen Havalimanı ve İstanbul Havalimanı’nda iniş yapamayan bazı uçaklar da civardaki havalimanlarına yönlendiriliyor.
İlişkili Haber
Meteoroloji 44 il için alarm verdi: Kar, yağmur, fırtına…
Anadolu Basın Birliği (ABB), kuruluşunun 50’nci yılı kapsamında plaket töreni ve kutlama gecesi düzenledi.
Törende açılış konuşmasını yapan ABB Genel Başkanı Mehmet Bora Zor, disiplin kuruluna sevk edilen teğmenlerin ettiği yemini okuyarak “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” dedi.
Daha sonra 31 yıl önce bombalı suikastla şehit edilen, araştırmacı gazeteciliğin duayen ismi Uğur Mumcu ve 24 yıl önce bombalı saldırıyla yaşamdan koparılan siyaset bilimci ve yazar Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı anmak amacıyla hazırlanan sinevizyonlar gösterildi.
Sinevizyonların ardından Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu’ya ve Ahmet Taner Kışlalı’nın eşi Nilüfer Kışlalı’ya “Ülkemize Değer Katanlar Ödülü” verildi.
Özge Mumcu burada yaptığı konuşmada “Her zaman baskı ortamı vardı ne terörsüz bir Türkiye gördük ne özgür bir Türkiye gördük” dedi ve ‘terörsüz Türkiye’ vurgusu yaptı.
Nilüfer Kışlalı ise “Basın bir toplumun atardamarlarından biri. Her şeyi basından öğreniyoruz, bizi basın bilgilendiriyor. Ahmet benim kalbimde hiçbir zaman ölmedi. Görüyorum ki kimsenin kalbinde de ölmemiş” diye konuştu.
VERYANSIN TV’YE İKİ ÖDÜL
Törende Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay, Veryansın Tv program yorumcusu Serkan Öz, Harp Coğrafyası Uzmanı, Tarihçi Dr. Selim Erdoğan, Sözcü yazarı Saygı Öztürk, Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş ve birçok kişiye ödül verildi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 23 Kasım hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı ve Orta Karadeniz ile Doğu Karadeniz kıyılarının yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Yağışların; genellikle yağmur ve sağanak, Kıyı Ege ile Batı Akdeniz kıyılarında yer yer gök gürültülü sağanak, Marmara’nın güneydoğusu, Batı Karadeniz’in iç kesimleri ile akşam saatlerinden sonra iç bölgelerde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması bekleniyor.
Yağışların; Marmara, Kuzey ve Kıyı Ege, Orta ve Doğu Akdeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu ile Batı ve Orta Karadeniz’de kuvvetli, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bartın ile Antalya’nın doğu çevrelerinde çok kuvvetli ve yer yer şiddetli olması bekleniyor.
SICAKLIKLAR DÜŞECEK
Rüzgarın Marmara, Batı Karadeniz, Kuzey Ege, İç Anadolu ve Akdeniz’in iç kesimlerinde kuzeyli yönlerde kuvvetli, yer yer fırtına (50-80km/saat) şeklinde eseceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıklarının batı kesimlerde 3 ila 5 derece azalacağı, doğu kesimlerde 2 ila 4 derece artacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.
KUVVETLİ YAĞIŞ VE RÜZGAR UYARISI
Meteoroloji’den yapılan uyarılar şöyle:
“Yağışların; Marmara, Kuzey ve Kıyı Ege, Orta ve Doğu Akdeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu ile Batı ve Orta Karadeniz’de kuvvetli, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bartın ile Antalya’nın doğu çevrelerinde çok kuvvetli ve yer yer şiddetli olması beklendiğinden, yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.
Rüzgarın; Marmara, Batı Karadeniz ve Kuzey Ege’de kuzeyli yönlerde kuvvetli, yer yer fırtına (50-80km/saat), İç Anadolu’nun batısı ve Batı Akdeniz’de güneyli yönlerden kuvvetli (40-70 km/saat) olarak eseceği beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.”
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, zamanla doğusunun yükseklerinin karlakarışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın kuzeyli yönlerde kuvvetli, yer yer fırtına (50-80km/saat) olarak eseceği tahmin ediliyor.
BURSA °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, zamanla yükseklerinin karlakarışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor.
EDİRNE °C, 9°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor.
İSTANBUL °C, 16°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor.
KOCAELİ °C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, zamanla yükseklerinin karlakarışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor.
EGE
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, zamanla kuzey kesimlerin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuzey ve kıyı kesimlerde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgârın; bölge genelinde güneyli zamanla kuzeyli yönlerde kuvvetli, yer yer fırtına (50-80km/saat) olarak esmesi bekleniyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 16°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, zamanla yüksekleri karlakarışık yağmur ve kar yağışlı
DENİZLİ °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
İZMİR °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor.
MANİSA °C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor.
AKDENİZ
Çok bulutlu, bölge genelinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, gece saarlerinde iç kesimlerinin yükseklerinin karlakarışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; Antalya’nın doğu ilçeleri ile Doğu Akdeniz’de(Osmaniye ve Hatay hariç) kuvvetli ve yer yer çok kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgârın; iç kesimlerinde güneyli yönlerden kuvvetli ve fırtına şeklinde (50-80 km/saat) esmesi bekleniyor.
ADANA °C, 24°C
Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinde yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor.
ANTALYA °C, 22°C
Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; doğu ilçelerinde kuvvetli ve yer yer çok kuvvetli olması bekleniyor.
HATAY °C, 21°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
MERSİN °C, 21°C
Çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinde yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor.
İÇ ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yağmur ve sağanak yağışlı, yükseklerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinde güney ve doğusunda kuvvetli olarak görülmesi bekleniyor. Rüzgârın; güneyli yönlerden kuvvetli olarak (40-70 km/saat) esmesi bekleniyor.
ANKARA 9°C, 16°C
Parçalı ve çok bulutlu, yağmur ve sağanak yağışlı, zamanla karla karışık yağmur ve kar yağışlı
ESKİŞEHİR 9°C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu, yağmur ve sağanak yağışlı, zamanla karla karışık yağmur ve kar yağışlı
KAYSERİ 3°C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yağmur ve sağanak yağışlı, yükseklerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı
KONYA 9°C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yağmur ve sağanak yağışlı
BATI KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, zamanla iç kesimleri karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgârın; bölge genelinde kuzeyli yönlerde kuvvetli, yer yer fırtına (50-80km/saat) olarak esmesi bekleniyor.
BOLU °C, 15°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak yağışlı, zamanla karla karışık yağmurlu ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
DÜZCE °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
KASTAMONU °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde sonra sağanak yağışlı, zamanla karla karışık yağmurlu ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ZONGULDAK °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Orta Karadeniz ile Doğu Karadeniz kıyılarının yağmur ve sağanak yağışlı, zamanl orta Karadeniz’in iç kesimlerinin karlakarışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların gece saatlerinde Orta Karadenizde kuvvetlii olması bekleniyor. Rüzgârın; bölgenin batısının iç kesimlerinde güneyli yönlerden kuvvetli olarak (40-70 km/saat) esmesi bekleniyor.
AMASYA °C, 20°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak yağışlı, zamanla karlakarışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor.
SAMSUN °C, 25°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yer yer kuvvetli olması bekleniyor.
TOKAT °C, 18°C
Parçalı ve çok bulutlu, sağanak yağışlı, zamanla karlakarışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kuvvetli olması bekleniyor.
TRABZON °C, 21°C
Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinden sonra aralıklı sağanak yağışlı
Edirne İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, saldırıyı gerçekleştirenlerin de aralarında olduğu şüphelilerin kente geldiğini tespit etti.
Kent merkezi ve bazı ilçelerde Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü ile Edirne İl jandarma Komutanlığı ekiplerinin desteğiyle düzenlenen operasyonda, 13 şüpheli yakalandı.
Zanlılar, emniyetteki işlemlerinin ardından Edirne 1. Murat Devlet Hastanesinde sağlık kontrolünden geçirildi.
Şüpheliler, Tekirdağ’a götürülmek üzere Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Müdürlüğü ekiplerine teslim edildi.
NE OLMUŞTU?
Çorlu ilçesi Muhittin Mahallesi’nde yolda yürürken maskeli bir kişinin silahlı saldırısına uğrayan Teknik Direktör Ersin Aka, kaldırıldığı Çorlu Devlet Hastanesinde müdahaleye rağmen kurtarılamamıştı.
Saldırının olduğu bölgede 25’e yakın boş kovan tespit edilmişti.
İlişkili Haber
Teknik direktör Ersin Aka silahlı saldırıda hayatını kaybetti
BBC Türkçe, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü operasyonları hedef aldı.
Kanalın YouTube hesabından Suriye’nin kuzeyinde su krizi yaşandığı yansıtılan videoda Türkiye “savaş suçu işlemekle” suçlandı.
BBC Türkçe’nin videosunda Türkiye Cumhuriyeti’nin operasyonları sonrası bölgede su krizi yaşandığı ileri sürülerek 2019’da başlatılan Barış Pınarı Harekatı ile Türkiye’nin petrol sahalarına, gaz tesislerine ve elektrik altyapısına yönelik 100’den fazla saldırıda bulunduğu iddia edildi.
BBC Türkçe’nin soru yönelttiği hükümet ise iddiaları reddederek, operasyonlarının PKK terör örgütüne karşı meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yürütüldüğünü vurguladı.
Açıklamada, Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun davrandığı ve sivillerin güvenliğini öncelik olarak gördüğü belirtildi. Ayrıca, Türkiye’ye yönelik savaş suçları iddialarının temelsiz olduğu ifade edildi.
Açıklamada ayrıca, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden ve videoda sıklıkla dile getirilen “Rojava” söylemine ilişkin “‘Rojava’yı ve bir ‘Kürt anavatanını’ meşrulaştırmak, Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik BM Güvenlik Konseyi kararlarının ihlalidir ve barışçıl bir geleceğe katkı sağlamayacaktır.” denildi.
Videonun altına yorum yapan yurttaşlar, Suriye ile olası bir normalleşme sürecine girilmesi sonrası yayınlanan içeriğe tepki gösterdi.
İstanbul’da, bebek acil hastalarını önceden anlaştıkları özel hastanelerin yenidoğan ünitelerine sevk edip ölümlerine neden olan çetenin kurbanı olduğunu söyleyen hemşire Arzu Başaran Başkıran, yaşadıklarını anlattı.
‘BEBEĞİM 6 SAAT GEÇ ENTÜBE EDİLMİŞ’
Sözcü’den Gökmen Ulu’nun haberine göre; Yenidoğan yoğun bakım servisleri ve 112 Acil Servis Ambulansı personeli olarak çalışan Başkıran, şunları söyledi:
“Yenidoğan Çetesi’nin yöneticileri arasındaki Fehmi Alperen’in idare amiri olduğu, Özel Esencan Hastanesi’nde 2016’da doğum yaptım. Bebeğim sağlıklı olarak dünyaya geldi. Yoğun bakım servisinde çocuğumun mosmordu ve böbreğinin olduğu bölgede çürüme vardı. Evraklara göre bebeğim 6 saat geç entübe edilmiş.
‘BEBEĞİN AÇ BIRAKILDIĞI ORTAYA ÇIKTI’
Doktor bebeğimi yaşam destek ünitesinden ayırmış. Bebeğim komaya girdi. İleri derecede kalp yetmezliği oluştu, akciğerleri iflas etti. Beyin kanaması geçiriyordu. 16’ıncı günde bebeğimizi başka bir hastaneye götürdük. Esencan Hastanesi ise bebeğe sağlıklı gösteren gerçeğe aykırı bir epikriz raporu verdi.
Gittiğimiz hastanede bebeğin aç bırakıldığı ortaya çıktı. 21 gün sonra çocuğumun ölüsünü kucağıma verdiler. Bir kere bile hayattayken sarılıp öpemedim.
‘DELİ MUAMELESİ GÖRDÜM’
Evladımı toprağa verdikten sonra hukuk mücalesine başladım. Önce, kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildi. İtiraz ettim dava açıldı ancak beraat kararı verildi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne de başvurdum. Deli muamelesi gördüm.”
Ulusal gün ve bayramların denk geldiği cuma hutbelerinde bu günlere yer vermemesi ve Atatürk’ün adını anmamasıyla tepki çeken Diyanet İşleri Başkanlığı, bu tavrını sürdürmeye devam ediyor.
Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hutbesinde, Cumhuriyet’in 101. yılı kutlanmadı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Cumhuriyeti kuran kadro da anılmadı.
Hutbede, “Aziz milletimize karşı kurulan kirli tuzaklar boşa çıkacaktır. Cinayet şebekeleri kirli emellerine asla ulaşamayacak”’ denildi. TUSAŞ’taki terör saldırısı için başsağlığı dilendi.
“Vatan müdafaası mukaddestir” denilen cuma hutbesinde, “Vatan müdafaası, sadece üzerinde yaşadığımız toprak parçasını korumaktan ibaret değildir. Vatan müdafaası; dinimizi, canımızı, malımızı, namusumuzu ve neslimizi her türlü tehlikeden korumaktır’’ denildi.
ATATÜRK’Ü EN SON 2010’DA ANDI
Diyanet en son Ali Bardakoğlu’nun başkanlığını yaptığı 2003-2010 yılları arasındaki hutbelerinde Atatürk’ü anıyordu. 2011 yılı itibarıyla ise Atatürk ismi hutbelerden silindi. 11 Kasım 2010’da göreve gelen Mehmet Görmez döneminde hutbelerde Atatürk ismi anılmamaya başlandı.
Ali Erbaş ise 2017 yılında göreve geldi ve o da Atatürk’ü hiç anmadı. Erbaş, görev süresince 100’den fazla ülkeye gitti ancak Anıtkabir’e hiç gitmedi. 2024 yılında da 23 Nisan, 19 Mayıs gibi tarihlerde yayınlanan hutbelerde de Atatürk anılmadı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 26 Ekim hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzey ve doğu kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz ile Sinop, Kars, Ardahan ve Iğdır çevrelerinin yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Genellikle yağmur ve sağanak, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Kars ve Ardahan çevrelerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde görülmesi beklenen yağışların, Trabzon, Rize ve Artvin çevreleri ile Giresun’un doğu ilçelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Marmara ile yurdun iç kesimlerinde yer yer sis ve pus bekleniyor.
Hava sıcaklığının batı bölgelerde mevsim normallerinin biraz üzerinde, diğer yerlerde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzeyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
DOĞU KARADENİZ’DE KUVVETLİ YAĞIŞLARA DİKKAT!
Meteoroloji’den yapılan uyarıda şöyle denildi:
“Doğu Karadeniz’de görülecek yağışların, sabah ilk saatlerden itibaren Trabzon, Rize ve Artvin çevreleri ile Giresun’un doğu ilçelerinde kuvvetli (25-60 kg/m²) olması bekleniyor. Kıyı kesimlerde sağanak ve gök gürültülü sağanak, Rize ve Artvin’in yükseklerinde (2000m ve üzeri) kuvvetli karla karışık yağmur ve kar şeklinde tahmin edildiğinden sel, su baskını, yıldırım, kuvvetli rüzgâr, kar yağışı beklenen yerlerde tipi şeklinde yağış ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.”
İşte il il hava durumu tahminleri…
MARMARA
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Gece ve sabah saatlerinde bölge genelinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
EDİRNE °C, 22°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 19°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 21°C
Parçalı ve az bulutlu
KOCAELİ °C, 20°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde kuzey ve iç kesimlerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
AFYONKARAHİSAR °C, 18°C
Az bulutlu
DENİZLİ °C, 25°C
Az bulutlu
İZMİR °C, 25°C
Az bulutlu ve açık
MUĞLA °C, 26°C
Az bulutlu ve açık
AKDENİZ
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde iç kesimlerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
ADANA °C, 29°C
Az bulutlu ve açık
ANTALYA °C, 28°C
Az bulutlu ve açık
HATAY °C, 26°C
Az bulutlu ve açık
MERSİN °C, 28°C
Az bulutlu ve açık
İÇ ANADOLU
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde bölge genelinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
ANKARA °C, 18°C
Az bulutlu ve açık
ESKİŞEHİR °C, 19°C
Az bulutlu ve açık
KONYA °C, 17°C
Az bulutlu ve açık
YOZGAT °C, 13°C
Az bulutlu ve açık
BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu, doğusunun çok bulutlu, sabah saatlerinden itibaren Sinop çevrelerinin sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde iç kesimlerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
BOLU °C, 18°C
Parçalı ve az bulutlu
DÜZCE °C, 19°C
Parçalı ve az bulutlu
SİNOP °C, 19°C
Parçalı ve çok bulutlu, sabah saatlerinden itibaren sağanak yağışlı
ZONGULDAK °C, 17°C
Parçalı ve az bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Çok bulutlu ve aralıklı yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Kıyılarda yağmur ve sağanak, iç ve yüksek kesimlerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinden görülmesi beklenen yağışların, Trabzon, Rize ve Artvin çevreleri ile Giresun’un doğu ilçelerinde kuvvetli (25-60 kg/m²) olması bekleniyor. Sabah ve gece saatlerinde iç kesimlerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
AMASYA °C, 17°C
Parçalı ve çok bulutlu
ARTVİN °C, 10°C
Çok bulutlu ve aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, sabah saatlerinden itibaren kuvvetli olması bekleniyor.
SAMSUN °C, 18°C
Çok bulutlu ve aralıklı sağanak yağışlı
TRABZON °C, 17°C
Çok bulutlu ve aralıklı sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinden itibaren kuvvetli olması bekleniyor.
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, kuzeydoğu kesimlerinin yer yer çok bulutlu, Ardahan ve Kars çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı, Iğdır çevrelerinin yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde bölge genelinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
ERZURUM °C, 8°C
Parçalı ve çok bulutlu
KARS °C, 9°C
Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden sonra yağmur ve karla karışık yağmurlu, yüksekleri kar yağışlı
Bakanlıktan yapılan açıklamada, üs bölgesinde rahatsızlanan Sözleşmeli Er Kander Babür’e ilk müdahalenin revirde yapıldığı, sonrasında ileri tetkik ve tedavi maksadıyla helikopterle Şehit Tümgeneral Aydoğan Aydın Devlet Hastanesi’ne sevk edildiği, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olduğu belirtildi.
Açıklamada, “Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile asil milletimize başsağlığı ve sabır dileriz.” ifadelerine yer verildi.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de yayımladığı mesajda, Babür’e Allah’tan rahmet, ailesi ile Türk milletine başsağlığı ve sabır diledi.
İran’ın yarı resmi haber ajansı Fars, başkent Tahran’da bazı patlama sesleri duyulduğunu bildirdi.
İran’ın yarı resmi Fars Haber Ajansının haberinde, “Bir kaç dakika önce Tahran’da patlama sesleri duyuldu.” ifadelerine yer verildi.
İran devlet televizyonu da başkent Tahran’daki patlama haberlerini doğruladı.
Haberde, “patlamanın kaynağının henüz belli olmadığı” aktarılırken “bazı patlama seslerinin ise hava savunma sistemlerinden kaynaklandığı” bilgisi verildi.
Yarı resmi Tesnim Haber Ajansı ise olayla ilgili detayların daha sonra açıklanacağını belirterek, Tahran’daki Uluslararası İmam Humeyni Havalimanı ile Mehrabad Havalimanı’nda olağanüstü bir durum yaşanmadığını bildirdi.
Haberde, sosyal medyada patlamaya dair yayınlanan görüntülerin bir kısmının eski olduğunun tespit edildiği ve bu geceki patlamalarla ilgili olmadığı ifade edildi.
Öte yandan yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Tahran’daki petrol rafinerisinden görüntüler paylaşarak, rafineride herhangi bir patlama yaşanmadığını aktardı.
Konuya ilişkin İranlı yetkililerden henüz açıklama gelmedi.
SURİYE VE IRAK’TA DA PATLAMA SESLERİ
İran’ın başkenti Tahran’daki patlamalarla eş zamanlı olarak Suriye’nin başkenti Şam ve Humus ilinde de patlamalar meydana geldiği bildirildi.
Suriye resmi devlet ajansı SANA’nın haberinde, Şam yakınlarında patlama seslerinin duyulduğu belirtildi.
Şam ve Humus’ta Hizbullah ile direniş grupları yoğun varlık gösteriyor.
Irak’taki Al Mayadeen muhabiri de, ülkenin Diyala ve Salah Al-Din şehirlerinin dış kesimlerinde patlamalar olduğunu bildirdi.
İSRAİL ORDUSU DOĞRULADI
İsrail, yaptığı açıklamayla İran’a saldırı gerçekleştirdiklerini doğruladı.
İsrail ordusu, İran ve ‘bölgedeki vekillerinin askeri hedeflerine’ yönelik saldırılar düzenlediğini duyurdu
Yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“İran’daki rejimin İsrail Devleti’ne karşı aylarca süren sürekli saldırılarına yanıt olarak, şu anda İsrail Savunma Kuvvetleri İran’daki askeri hedeflere hassas saldırılar düzenliyor. İran’daki rejim ve bölgedeki vekilleri, 7 Ekim’den bu yana İsrail’e yedi cephede, İran topraklarından doğrudan saldırılar da dahil olmak üzere amansızca saldırıyor.
Dünyadaki diğer egemen ülkeler gibi, İsrail Devleti’nin de yanıt verme hakkı ve görevi vardır. Savunma ve saldırı yeteneklerimiz tamamen seferber edilmiştir. İsrail Devleti’ni ve İsrail halkını savunmak için gereken her şeyi yapacağız.”
ABD’DEN AÇIKLAMA
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC), İsrail’in “meşru müdafaa” hakkı uyarınca İran’da askeri hedefleri vurduğunu bildirdi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Sean Savett, konuya ilişkin AA muhabirine yazılı açıklama yaptı.
İsrail’in İran’a yönelik saldırısının 1 Ekim’de İran’ın balistik füze saldırısına cevaben gerçekleştiğini aktaran Savett, İsrail’in “meşru müdafaa” hakkı uyarınca İran’da askeri hedefleri vurduğunu kaydetti.
Savett, daha fazla bilgi için İsrail hükümetiyle irtibata geçilmesi gerektiğini belirtti.
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nde 2021 yılında büyük zarara yol açan müsilaj oluşumunun yeniden ortaya çıktığını duyurdu.
Erdek Körfezi’nde 23 Ekim 2024’te yapılan dalışta, 10 metreden başlayarak 15 metreye kadar müsilajın oluştuğu tespit edildi. 25 Ekim’de yapılan sonraki incelemelerde ise müsilajın 24 metreye kadar yayıldığı gözlemlendi. Deniz yüzey sıcaklığının uzun yıllar ortalamasından 2 derece yüksek seyretmesi müsilajı tetikleyen unsurlar arasında gösteriliyor.
Uzmanlar, Marmara Denizi’ni müsilajdan korumanın tek yolunun deniz kirliliğini azaltmak olduğuna dikkat çekiyor. 2021 yılında uygulamaya alınan Marmara Denizi Eylem Planı (MDEP), kirlilikle mücadele kapsamında 22 madde içeriyordu, ancak bu planın etkin uygulanamaması nedeniyle müsilaj tekrar sorun haline geldi.
‘ACİL ÖNLEM ALINMALI’
İHA’nın haberine göre Prof. Dr. Mustafa Sarı, başta balıkçılık ve turizm olmak üzere, Marmara Denizi’ni olumsuz etkileyen müsilajın daha da yayılmasını önlemek için merkezi ve yerel yönetimlerin bir an önce harekete geçmesi gerektiğini belirtti. Marmara Denizi’ne akan Gönen, Nilüfer ve Ergene Nehirleri gibi kaynaklardan kontrolsüz endüstriyel atıkların boşaltılması durdurulmalı; akarsuların deşarj limitleri yeniden düzenlenerek denetimler artırılmalıdır. Marmara Denizi’nin korunması için alınacak önlemler artık aciliyet taşımaktadır.
MÜSİLAJ NEDEN GERİ GELDİ?
Müsilaj, kirliliğin etkisiyle artan azot ve fosforu kullanan alglerin suya salgıladığı kıvamlı bir polisakkarit yapısından oluşuyor. Müsilaj kümeleri, denizde kilometrelerce yayılarak sünger, midye ve mercan gibi deniz canlılarının yaşamsal faaliyetlerini durduracak kadar ağırlaşıp dibe çöküyor. Marmara Denizi çevresinde yaşayan 25 milyon insanın atıklarının yalnızca yüzde 55’i tam arıtılabiliyor. Geri kalan yüzde 45’i ise derin deşarj yoluyla denize veriliyor. Ülkenin yarısından fazlası Marmara Denizi çevresinde bulunan sanayi tesislerinin atıklarının da yalnızca yarısı arıtılıyor. Tarımsal gübre ve kimyasallar da akarsularla denize taşınıyor ve müsilajı tetikleyen kirlilik yükünü artırıyor.
Washington Post gazetesi, konu hakkında bilgisi olan 6 kişiye dayandırdığı haberinde, Trump’ın bu ay Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmelerinden detaylar verdi.
Trump’ın İsrail Başbakanı ile bu ay en az iki kez telefonda görüştüğünü açıkladığı kaydedilerek, bunlardan birinde Netanyahu’ya Hamas ve Hizbullah konusunda “Ne yapman gerekiyorsa yap” diyerek destek verdiği aktarıldı.
Görüşme hakkında WP’ye açıklama yapan South Carolina’nın Cumhuriyetçi Senatörü Lindsey Graham da Trump’ın Netanyahu’ya “askeri olarak ne yapması gerektiğini” söylemediğini, özellikle Lübnan’daki çağrı cihazlarının patlatılması operasyonu nedeniyle hayranlığını dile getirdiğini belirtti.
‘YENİ BİR ORTADOĞU’DAN BAHSEDİYORUZ’
Graham, “Onlara, ‘kendinizi savunmak için yapmanız gerekeni yapın’ dedi ancak burada açıkça yeni bir Orta Doğu’dan bahsediyoruz. Trump, yozlaşmış Filistin Devletiyle ilgili çok fazla şeyin değişmesi gerektiğini anlıyor.” ifadelerini kullandı.
Trump’ın seçim kampanyası sözcüsü Karoline Leavitt de Trump döneminde Ortadoğu’da “tarihi bir barış yaşandığını” savunarak, o dönemde “kaydedilen ilerlemelerin” Kamala Harris – JoeBiden yönetiminin zayıflığı nedeniyle bozulduğunu öne sürdü.
Leavitt, “Başkan Trump Oval Ofis’e geri döndüğünde, Kamala ve Biden’ın politikalarının yarattığı karmaşayı düzeltecek. İsrail bir kez daha korunacak, İran tekrar iflas edecek, teröristler avlanacak ve kan dökülmesi sona erecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Diğer yandan, Trump ile Netanyahu’nun telefon görüşmeleri hakkında İsrail tarafının yorum yapmayı reddettiği belirtildi.
Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberinde, İsrail’in akşam saatlerinde başkente düzenlediği hava saldırılarının sayısının 8’e ulaştığı ve bu saldırıların dördünde Hureyk Mahallesi’nin hedef alındığı belirtildi.
Diğer saldırılarda Burc el-Baracine, Leylaki ve El-Kefaat mahallelerinin vurulduğu, saldırılardan birinin oldukça şiddetli olduğu ifade edildi.
İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, akşam saatlerinde X hesabından bir harita paylaşarak Hureyk Mahallesi ve Burc el-Baracine bölgelerindeki 3 nokta için “tahliye” uyarısı yapmıştı.
CAN KAYIPLARI
Hizbullah ile 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yoğun hava saldırısı başlattı.
Lübnan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 8 Ekim 2023’ten bu yana düzenlenen İsrail saldırılarında 2 bin 634 kişi öldü, 12 bin 252 kişi yaralandı.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
İsrail bombardımanı nedeniyle Lübnan’da 100 binlerce kişinin yerinden edildiği değerlendiriliyor.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Lübnan hükümeti yerinden edilen kişilerden 486 binden fazlasının Suriye’ye göç ettiğini açıkladı.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
Geçen ocak ayında Emniyet’e giden Yusuf Aydın isimli bir esnaf, “bir ticaret karşılığında aldığı 14.2 milyon liralık çeki kırdırmak için Ayhan Bora Kaplan ve adamlarının devreye girdiğini” öne sürmüş, eski Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz ve yardımcısı Alp Arslan’ın baskısıyla Ankara’yı terk etmek zorunda kaldığını öne sürmüştü.
T24’ten Asuman Aranca’nın haberine göre; Aydın, “Bir polis ‘Emniyet Müdürümüz Servet Yılmaz’ın talimatı ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talebidir. Ankara’yı terk edeceksiniz’ dedi. Polisler evime kadar gelerek Ankara’yı terk etmeme eşlik ettiler” iddiasında bulunmuştu.
Çeklerin kendisinden bedelsiz olarak alındıktan sonra “kırıldığını” söyleyen Aydın, toplam 32 milyon lira zarara uğradığını belirterek 15 kişiden şikayetçi olmuştu.
SERVET YILMAZ HAKKINDA DOSYA HAZIRLANDI
Aydın’ın bu şikâyeti üzerine Servet Yılmaz hakkında, organize suç örgütü lideri olduğu gerekçesiyle yargılanan Ayhan Bora Kaplan’la ilgili olarak dosya hazırlandı.
Ankara Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu, Servet Yılmaz hakkındaki dosyayı 16 Ocak 2024’te eski “En üst dereceli kolluk amiri” olması ve hakimlerle aynı yargılama usulüne tabi olmaları nedeniyle HSK’ya gönderdi.
HSK, DOSYAYI GÜNDEMİNE ALDI
14 Mayıs’ta toplanan HSK 1. Dairesi, dosyayı gündemine aldı.
Daire, Yılmaz’ın, “eski Ankara Emniyet Müdür yardımcısı Alp Aslan ile birlikte devletin verdiği gücü Ayhan Bora Kaplan’ın çıkarları doğrultusunda kullandıkları, 2023 yılı Ramazan ayı içinde Çukurambar’daki bir restoran önünde Organize Şube Müdürlüğü ekipleri aracılığı ile Aydın’ı Ankara’yı terk etmesi konusunda tehdit ettiği, Aydın ve arkadaşlarının Yeni Batı Polis Karakolu’nda bekletildikleri sırada orada bulunan polislere ‘15 dakika içinde Ankara’yı terk etmezlerse hepsini nezarete tıkın ve sabaha kadar ezin’ talimatı verdiği ve polislerin Aydın’ı elindeki çekleri iade etmemesi durumunda ‘hem Bora Kaplan hem de Yılmaz’ın gazabına uğrayacaksın’ şeklinde söylemlerde bulunmasına sebep olduğu” iddialarını değerlendirdi.
‘GÖREV SUÇU DEĞİL’
Daire, iddia konusu suçlamaların görevden kaynaklanan suç kapsamında olmadığı gerekçesiyle Yılmaz hakkında “tabi olduğu hükümler çerçevesinde gereğinin yapılması için” dosyanın Ankara Başsavcılığı’na gönderilmesine karar verdi.
Karar oy birliği ile alındı.
GÖZLER İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA
Ankara Başsavcılığı’nın, “4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun” uyarınca Yılmaz hakkında soruşturma yapabilmek için bu kez İçişleri Bakanlığı’ndan izin istemesi gerekiyor.
İçişleri Bakanlığının izin vermesi durumunda Yılmaz hakkında soruşturma yapılarak takipsizlik kararı verilebileceği gibi dava açılması da söz konusu olabilecek.
Ordu İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü önceki gün Ordu’nun Altınordu, Perşembe ve Ünye ilçelerinde 12 şüpheliye yönelik 20 adreste arama ve yakalamaya yönelik operasyon düzenledi.
Cumhuriyet’ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre; operasyon kapsamında piyasa değeri 15 milyon TL olan; 5 milyon 949 bin 960 adet boş makaron, 103 bin 930 adet içi dolu makaron, 2 bin 640 kilogram kıyılmış tütün, 5 bin 286 adet kesilmiş bandrol, 227 adet elektronik sigara, 128 adet puro, 109 adet nargile kömürü ile 1 adet sigara sarma makinesi ele geçirildi.
Emniyet 12 şüpheli hakkında adli tahkikat başlatıldığını da bildirdi.
TÜGVA YÖNETİCİSİ DE GÖZALTINA ALINDI
Söz konusu 12 şüphelinin arasında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın kurduğu Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) ordu kurucu il temsilcisi Ahmet Güler’in de olduğu ortaya çıktı.
Buna göre Güler’in hem ev hem iş yeri adresine operasyon düzenlendi. Güler’in evinde düzenlenen operasyonda 178 elektronik sigara ve 50 kutu sarılmış makron ele geçirildi. Mevcut Ordu İl Temsilcisi Av. Ömer Faruk Yücedağ’ın da Güler’in evine düzenlenen operasyonda avukatı olarak katıldığı ileri sürüldü.
AKP’DEN ADAY ADAYI OLMUŞTU
Kaçakçılıktan adli tahkikat başlatılan Ahmet Güler’in 2023 seçimlerinde AKP’den Adıyaman Milletvekili Aday Adayı olduğu, ancak aday gösterilmediği ortaya çıktı.
Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay, geçen hafta yayınlanan Ne Varsa Dilimizin Ucunda (NVDU) isimli Youtube programında, FETÖ ile ilgili övgüler yapan Çanakkale ÖSYM İl Koordinatörü Ali Emre Bitlis’ten ve FETÖ’nün İngiltere’deki öğrenci derneği olan Network of Students’ın eşbaşkanı Bilal Macit’in Milli Eğitim Bakanlığı Başkan Yardımcılığına atanmasından söz etmişti.
DOKTORA TEZİNDE GÜLEN’İ ÖVDÜ!
Atay, yayında yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullanmıştı.
“Ali Emre Bitlis, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde. Bununla ilgili Sabah Gazetesi’nde ‘FETÖ izleri: ÖSYM Koordinatörü FETÖ hayranı çıktı’ diye bir haber yapılmış. Çünkü bu arkadaş Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’ne geçiyor, aynı zamanda kendisi ÖSYM İl Koordinatörü. ÖSYM her ile böyle bir koordinatör atar. O da il koordinatörü oluyor.
Bu arkadaş, akademik makalelerde, doktora tezinde Nurculuğa önem veriyor. ‘Nurculuk akımının en önemli ismi Fetullah Gülen’dir. Gülen, siyasal ve toplumsal anlamda oldukça konuşulan, tartışılan laik kesimler tarafından ötekileştirilen, bazı İslamcı kesimler tarafından ise sahip çıkılan bir karakterdir. Gülen batı prototipi insan ve nesli yerine sağlam ve dindar bir gençliği ifade eden ‘altın nesil’ kavramını ileri sürmektedir.’ diye yazıyor.
Ali Emre Bitlis, kendi yazdığı doktora tezi ile ilgili yazılmış habere erişim engeli getiriyor. İşte böyle bir ülkedeyiz.”
GÖREVDEN ALINDI
Atay, dün konuya ilişkin yeni bir gelişmeyi duyurdu. Veryansın Tv Youtube kanalında konuşan Erdem Atay, Ali Emre Bitlis’in görevden alındığını açıkladı.
Kendisine Çanakkale’den bir telefon geldiğini söyleyen Atay, “‘Erdem Bey, bütün akademisyenler size dua ediyor’ dediler. ÖSYM, benim anlatımımdan sonra il koordinatörlüğünden bu adamı almış. Bir şey daha başarmışız. Veryansın TV ile gurur duyduğumun bir kez daha altını çizerim” dedi.
FETÖ DERNEĞİ EŞBAŞKANI DA BAKAN YARDIMCISI OLMUŞTU
Öte yandan 14 Eylül’de Resmi Gazete’de yayımlanan karar göre; Milli Eğitim Bakanlığı Başkan Yardımcılığına Kemal Şamlıoğlu yerine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Ar-Ge Teşvikleri Genel Müdürü Muhammet Bilal Macit’in atanmıştı.
Buna göre; Bilal Macit, FETÖ’nün organizasyonlarından biri olarak bilinen ve Soros Vakfı tarafından fonlanan, ‘Yetmez Ama Evet’çi Genç Siviller örgütünün yöneticilerindendi. Kartal İmam Hatip Lisesi mezunu olan Macit aynı zamanda FETÖ’nün İngiltere’deki öğrenci derneği olan Network of Students’ın eşbaşkanıydı.
"Ali Emre Bitlis, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde. Bununla ilgili Sabah Gazetesi'nde 'FETÖ izleri: ÖSYM Koordinatörü FETÖ hayranı çıktı' diye bir haber yapılmış. Çünkü bu arkadaş Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'ne geçiyor, aynı zamanda kendisi ÖSYM İl Koordinatörü. ÖSYM her ile böyle bir koordinatör atar. O da il koordinatörü oluyor.
Lübnan Hizbullahı ile savaş ihtimali gündemde olan İsrail, Lübnan’daki Hizbullah Hareketi’ne ait olduğunu ileri sürdüğü hedeflere yeni hava saldırıları gerçekleştirdiğini bildirdi.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılar düzenlendiği belirtildi.
Lübnan kaynakları ve sosyal medya kullanıcıları, İsrail savaş uçaklarının, Lübnan’ın güneyindeki yerleşim yerleri yakınlarındaki dağlık bölge ve vadilere, Litani Nehri çevresine düzenlediği hava saldırılarındaki patlamaların görüntülerini paylaştı.
İsrail’in kuzeyindeki bölgelerde de akşam saatlerinde sirenler çaldı.
Öte yandan, Lübnan resmi haber ajansı NNA’da yer alan habere göre, İsrail savaş uçakları, ülkenin güneyindeki kasabalara 40 dakika içinde 50’den fazla hava saldırısı düzenledi.
Çoğunlukla tepe, vadi ve nehir yataklarının hedef alındığı saldırılarda, güneyde yer alan Rumin Vadisi, Deyr ez-Zehrani bölgesi, El-Luveyze, Melih, Barti, Kefer Melki, Bel er-Reyhan kasabalarının etekleri ile İzze ve Deyr ez-Zehrani kasabaları arasındaki ormanlık alan ve Et-Tuffah bölgesinde yer alan Basalya beldesi gibi birçok nokta hedef alındı.
İSRAİL HAZIRLIK İÇİNDE
Öte yandan, İsrail Ordusu Kuzey Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Ori Gordin’in, İsrail’in kuzeyinde konuşlandırılmış birliklerin komutanlarıyla değerlendirme toplantısı yaptığı belirtildi.
Ordudan yapılan açıklamada, kuzey komutanlığına bağlı komutanların, “bölgedeki çatışmanın genişletilmesine yönelik hazırlıkların parçası olarak durum değerlendirmeleri yaptığı” ifade edildi.
İsrail ordusundan yapılan bir diğer açıklamada da İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar’ın, “hava kuvvetlerinin mümkün olan en yüksek alarm seviyesinde olduğu” sözlerine yer verildi.
İsrail’in dün Beyrut’a düzenlediği saldırıda Hizbullah’ın üst düzey askeri komutanlarından İbrahim Akil’in yanı sıra “Rıdvan Gücü”nün eski komutanlarından Ahmed Mahmud Vehbi’nin de aralarında bulunduğu 15 Hizbullah mensubu ölmüştü.
Lübnan Sağlık Bakanı Firas el-Ebyad, düzenlediği basın toplantısında, hava saldırısında ölenlerin sayısının 3’ü çocuk, 7’si kadın 37’ye yükseldiğini, 68 kişinin yaralandığını belirtmişti.
Ebyad, çağrı cihazlarının ve telsizlerin patlatılması ve dünkü saldırılarda ölenlerin toplam sayısının ise 76’ya yükseldiğini dile getirmişti.
Lübnan Hizbullahı ile savaş ihtimali gündemde olan İsrail, Lübnan'daki Hizbullah Hareketi'ne ait olduğunu ileri sürdüğü hedeflere yeni hava saldırıları gerçekleştirdiğini bildirdi.
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamaya göre, mağdur P.D’nin (17) yabancı uyruklu C.Z. tarafından cinsel istismara uğradığı iddiasıyla ilgili soruşturma başlatıldığı belirtildi.
Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde P.D’ye cinsel istismarda bulunduğu öne sürülen C.Z. ile P.D’nin annesi A.K. ve üvey babası S.K. gözaltına alındı.
3 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından Eskişehir Adliyesi’ne sevk edildi. C.Z, A.K. ve S.K. savcılık sorgusunun ardından Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldı.
Mağdur P.D’ye cinsel istismarda bulunan C.Z, mağdura yönelik gerçekleştirdiği eylemler doğrultusunda “çocuğun nitelikli cinsel istismarı”, “çocuğa ya da kendisini beden veya ruh bakımından savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından, annesi A.K. hakkında çocukları P.D. ve B.K’ye yönelik gerçekleştirdiği eylemlerden dolayı “çocuğun nitelikli cinsel istismarına yardım etme”, “çocuğa ya da kendisini beden veya ruh bakımından savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya yardım etme”, “çocuğa ve alt soya karşı eziyet”, “kendini savunamayacak durumda olan alt soya karşı hayati tehlike geçirecek şekilde kasten yaralama” suçlarından, üvey babası S.K. ise mağdur P.D.’ye yönelik eylemleri nedeniyle “silahla tehdit, kendisini savunamayacak durumda olan kadına karşı kasten yaralama” suçlarından tutuklandı.
Trendyol Süper Lig’in 6. haftasındaki derbide Fenerbahçe’yi 3-1 yenen Galatasaray, 6’da 6 yaptı.
Ülker Stadı’ndaki maçın başında rakibinden baskı yiyen sarı-kırmızılı ekip, yaptığı iyi savunmayla kalesinde gol görmedi. Karşılaşmanın 20. dakikasında Dominik Livakovic’in kendi kalesine attığı golle 1-0 öne geçen “Cimbom”, 28. dakikada Victor Osimhen-Dries Mertens ortaklığı sonrası gelen golle farkı 2’ye çıkardı. Maçın devre arasına 2-0 Galatasaray’ın üstünlüğüyle girildi.
İkinci yarıya iyi başlayan sarı-kırmızılı takım, 59. dakikada Gabriel Sara’nın şık golüyle 3-0 üstünlük kurdu. Fenerbahçe, 63. dakikada Edin Dzeko’nun penaltıdan kaydettiği golle farkı 2’ye indirse de kalan dakikalarda skor değişmedi ve Galatasaray derbiden 3-1 galip ayrıldı.
Bu sonuçla Süper Lig’e 6’da 6 yaparak başlayan Galatasaray, liderliğini sürdürdü.
TARİHİN EN İYİ BAŞLANGICI TEKRARLANDI
Sarı-kırmızılı ekip, ilk 6 maçını kazanarak Süper Lig tarihindeki en iyi sezon başlangıcını tekrarladı.
Kendi adına en iyi sezon başlangıcını Hollandalı teknik adam Frank Rijkaard yönetiminde 2009-2010 sezonunda 6’da 6 yaparak gerçekleştiren sarı-kırmızılı ekip, bu sezon bu başarısını yineledi.
Galatasaray, 7. haftada sahasında Kasımpaşa’yı yenmesi durumunda kendi rekorunu kırarak tarihi bir başlangıç yapacak.
5 PUAN FARK
Galatasaray, rakibi Fenerbahçe’yle arasındaki puan farkını 5’e çıkardı.
Sezona iyi başlayan iki takımın mücadelesinde kazanan sarı-kırmızılı ekip oldu. Derbiye 2 puan önde gelen Galatasaray, rakibiyle arasındaki puan farkını açtı.
KADIKÖY’DE İYİ PEFORMANS SÜRÜYOR
Galatasaray, son dönemde Fenerbahçe ile deplasmanda yaptığı maçlarda aldığı iyi sonuçlarla dikkati çekiyor.
Sarı-kırmızılı ekip, Kadıköy’de çıktığı son 8 derbide sadece 1 kez mağlup oldu. Üç beraberliği bulunan Galatasaray, dördüncü kez galip geldi.
Ülker Stadı’nda son 2 derbide 3-0 ve 0-0’lık sonuçlar alan “Cimbom”, üçüncü müsabakayı 3-1 kazandı.
TORREİRA’NIN ŞUTU GOLLE BİTTİ
Galatasaray’ın Uruguaylı orta saha oyuncusu Lucas Torreira’nın çıkardığı iyi şutun ardından Galatasaray golü buldu.
Mücadelenin 20. dakikasında duran top sonrasında Fenerbahçe savunmasının uzaklaştırmak istediği meşin yuvarlak ceza yayı gerisindeki Torreira’ya geldi. Tecrübeli futbolcunun gelişine vurduğu top düzgün bir şekilde giderek önce yan direğe sonra da kaleci Dominik Livakovic’in sırtına çarparak ağlarla buluştu.
MUSLERA’DAN KRİTİK KURTARIŞ
Galatasaray kaptanı Fernando Muslera, yaptığı kritik kurtarışla takımının üstünlüğünü sürdürmesini sağladı.
Maçın 20. dakikasında öne geçen sarı-kırmızılı takım, iki dakika sonra tehlikeli bir pozisyon verdi. Bu anda sahneye çıkan Uruguaylı file bekçisi Muslera, karşı karşıya pozisyonda Jayden Oosterwolde’ye gol izni vermedi.
MERTENS 3 GOLE ULAŞTI
Galatasaray’ın Belçikalı yıldızı Dries Mertens, Süper Lig’de bu sezon 3. kez fileleri havalandırdı.
Sezona iyi bir başlangıç yapan 37 yaşındaki futbolcu, 6. maça da ilk 11’de başladı. Derbiye kadar son 3 müsabakada 2 kez gol sevinci yaşayan Mertens, Fenerbahçe ağlarını da sarsarak 3. golünü kaydetti.
Dries Mertens, üçüncü sezonunu geçirdiği sarı-kırmızılı takımda 93. resmi karşılaşmada 22 gole ulaştı.
SARA’NIN KATKILARI SÜRÜYOR
Galatasaray’ın yeni transferi Gabriel Sara, sarı-kırmızılı formayla ikinci kez gol sevinci yaşadı.
Sarı-kırmızılı kulübün tarihindeki en pahalı transfer olan Brezilyalı futbolcu, ligde 5. maçına çıktı. Sara, 5. haftadaki Çaykur Rizespor müsabakasının ardından derbide de golünü attı.
DIŞ SAHA PERFORMANSI DEVAM EDİYOR
Galatasaray, Süper Lig’de dış sahadaki son 15 maçta mağlup olmadı.
Ligde rakip sahadaki son yenilgisini geçen sezonun 12. haftasında Atakaş Hatayspor karşılaşmasında yaşayan sarı-kırmızılı ekip, sonrasında yenilgiyi unuttu.
Galatasaray, söz konusu mücadeleden sonra çıktığı 15 lig maçında 13 galibiyet, 2 beraberlik yaşadı. “Cimbom”, deplasmanda çıktığı son 12 maçın tamamını kazandı.
SALLAİ İLK KEZ SAHADA
Galatasaray’ın yeni transferi Roland Sallai, ilk kez sarı-kırmızılı formayla maça çıktı.
Almanya’nın Freiburg takımından transfer sezonunun son gününde kadroya katılan Macar futbolcu, derbinin 75. dakikasında Dries Mertens’in yerine oyuna girdi.
GALATASARAY SARARDI
Sarı-kırmızılı takım, derbiyi 6 sarı kartla tamamladı.
Mücadelenin hakemi Atilla Karaoğlan, Galatasaray’dan Yunus Akgün, Davinson Sanchez, Kaan Ayhan, Abdülkerim Bardakcı, Barış Alper Yılmaz ve Ismail Jakobs’a sarı kart gösterdi.
Fenerbahçe’de ise Mert Hakan Yandaş (kulübede), Fred ve Yusuf En-Nesyri sarı kartla cezalandırıldı.
Maçın bitiş düdüğünün ardından büyük sevinç yaşayan sarı-kırmızılı futbolcular, orta sahada bir araya gelerek taraftarının önüne gitti. Futbolcular ile taraftarlar, galibiyeti birlikte kutladı.
AKP’de, 3 Eylül’de Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nda (MKYK) alınan kongre kararının ardından, 8. Büyük Olağan Kongre sürecine ilişkin çalışmalar hızlandı.
Parti öncelikle MKYK’de belirlenen kongre takvimi ve parti tüzüğüne göre mahalle delege seçimlerini gerçekleştirecek.
Bunun için “delege listelerinin ilanı, delege listelerinin kesinleşmesi” sürecini tamamlayan parti, bugün ve yarın gerçekleştirilecek mahalle delege seçimiyle belde ve ilçe kongre delegelerini tespit edecek.
Ardından belde ve ilçe kongrelerine geçecek ve 37 beldede kongre yapacak AKP’nin, 12 Ekim’de ise ilçe kongrelerinin başlaması bekleniyor.
Bu süreci 90 günde tamamlamayı planlayan AKP, ilçe kongreleri devam ederken de süreci tamamlayan ilçeler için 28 Aralık’ta il kongrelerini başlatmayı hedefliyor.
Böylece bu takvim çerçevesinde en geç mart ayı sonuna kadar 8. Büyük Olağan Kongre’ye hazırlık çalışmaları tamamlanmış olacak.
Bu arada kongresi biten ilçe ve il teşkilatlarını süratle saha çalışmalarına yönlendirecek parti, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı büyükşehirlerin kongrelerini ise en son yapmayı planlıyor.
CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, Cumhurbaşkanlığı’nın 2023 yılı harcamalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
ANKA’nın aktardığına göre Cumhurbaşkanlığı giderlerinde 2022 yılına göre yaklaşık yüzde 70 artış belirten Öztürkmen’in açıklaması şöyle:
“Sayıştay’ın 2023 raporuna göre Cumhurbaşkanlığının 2023 yılında faaliyet gideri 9.565.656.331,30 TL (9.56 milyar) olarak gerçekleşti. 2022 yılında bu rakam 5.363.433.755,07 TL (5.3 milyar) idi.
BİR YILDA CUMHURBAŞKANLIĞI GİDERLERİNDE YÜZDE 70’E YAKIN ARTIŞ YAŞANDIĞI GÖRÜLDÜ
2022 yılında günlük 15.5 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı harcaması, 2023 yılında günlük 26.2 milyon liraya çıktı. Yani Saray, 2023 yılında günlük ortalama 1.541 asgari ücret harcamış! 1 yılda ise harcadığı asgari ücret sayısı 562.465! Bu artış oranıyla hesaplandığında 2024 yılında Cumhurbaşkanlığı giderlerinin toplamı en az 16 milyar TL olacak! Vatandaşa tasarruf paketi, Saray’a saltanat bütçesi.
BİR BAŞKA KONU KORUMA GİDERLERİ
Emniyet’in verilerine göre, Erdoğan’ın koruma ordusu yani Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi yılın ilk 4 ayında 798 milyon TL harcadı. Aynı sürede; TBMM Koruma Dairesi Başkanlığına 244 milyon, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığına 221 milyon, Siber Suçlarla Mücadele Başkanlığına 191 milyon TL harcanmış. Yani üç kurumun toplamından daha fazla…
Bu ordu kaç kişi? Kimleri koruyor, kaç kişiyi koruyor, aralarında resmi görevi olmayanlar var mı? Bu kadar para tam olarak neye harcanıyor bilen yok. Yılın ilk 4 ayındaki veriler dikkate alındığında, yıl sonunda Saray’ın koruma ordusu için yaklaşık 2,4 milyar TL harcanmış olacak. Bu kadar ‘elitist’ bir koruma dünyanın az ülkesinde görülür.”
Sayıştay’ın 2023 denetim raporuna göre, İletişim Başkanlığı bütçesinin büyük bir kısmını “mal ve hizmet” alımlarına ayırdı.
1434 personeli bulunan başkanlık, bütçesinin yalnızca yüzde 12,20’sini personel harcamalarına ayırırken, mal ve hizmet alımları için yaklaşık 2,7 milyar TL harcama yaptığı tespit edildi.
Raporda, başkanlığın geri kalan bütçesinin yüzde 1,40’ını Sosyal Güvenlik Kurumu devlet primi giderlerine, yüzde 2,99’unu sermaye giderlerine ve yüzde 0,17’sini ise cari transferlere ayrıldığı belirtildi.
Sakaryaspor Başkanı Gökhan İn, bir tartışma sırasında C.Ş. tarafından darbedildi.
Saldırı anında kayıtta olan telefon, yaşananları saniye saniye kaydetti. Saldırganın, Gökhan İn ile konuşurken söylediği sözler dikkat çekti.
Gökhan İn’e tokat atan C.Ş. şu ifadeleri kullandı:
“Dinle beni. İsim kullanmayacaksın. Artık basın açıklaması yok. Bu işler bitti. Birol’un aldığı 150 bin TL’yi de bu hafta sen ödeyeceksin. Duyuyor musun beni? Bana bak!”
Gökhan İn ise bu ifadelere “Tamam oğlum, sakin ol. Bende kalp var biliyorsun değil mi? Tamam.” şeklinde yanıt verdi.
ADLİYEYE SEVK EDİLDİ
Gökhan İn’e bir kişinin tokat attığı görüntünün sosyal medya hesaplarından paylaşılması üzerine Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca “yağma” suçundan soruşturma başlatıldı.
Soruşturma kapsamında şüpheli C.Ş. hakkında gözaltı kararı verildi.
Polis ekiplerince İstanbul’da gözaltına alınan C.Ş, Sakarya’ya getirildi.
‘SİNİRLERİME HAKİM OLAMADIM’
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğündeki işlemleri tamamlanan şüpheli, sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edildi.
Şüpheli C.Ş’nin emniyetteki ifadesinde, yönetimde yaşanan sıkıntılara ilişkin çıkan tartışma sonrası sinirlerine hakim olamadığını iddia ettiği öğrenildi.
C.Ş’nin olay sırasında yanında S.İ’nin olduğunu, görüntülerin nasıl yayıldığını bilmediğini öne sürdüğü belirtildi.
Öte yandan görüntüyü çektiği tespit edilen S.İ’nin ifadesinin alınması için çalışma başlatıldı.
TUTUKLANDI
İn’e tokat atan şüpheli C.Ş. “yağmaya teşebbüs” suçundan tutuklandı.
İzmir/Karaburun’da 30.’su gerçekleşecek olan Ütopyalar Toplantısı, bu kez “Börklüce Mustafa’dan Savaş Emek’e Oyun Kurmak, Oyun Bozmak… Oyunbaz Ütopyalar” başlığıyla 27-29 Eylül 2024 tarihinde başlayacak. Karaburun’da bir gelenek haline gelen ve Savaş Emek’in öncülüğünde başlatılan Ütopyalar Toplantısı’nda, Savaş Emek’in ölümünün ardından bayrağı Dağarcık Türkiye Yayın Yönetmeni Enis Musluoğlu ile eşi Aylin Musluoğlu devraldı.
Ütopyalar Toplantısı’na katılım ücretsiz olacak.
30. ÜTOPYALAR TOPLANTISINA KİMLER KATILIYOR?
Ütopyalar Toplantısı’nın 30.’su Karaburun’da “Börklüce Mustafa’dan Savaş Emek’e Oyun Kurmak, Oyuz Bozmak… Oyunbaz Ütopyalar” başlığıyla gerçekleşiyor. Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay’ın da “Medyada Algı Oyunbazlığı” başlığında konuşma yapacağı Ütopyalar Toplantısı’na ayrıca Veryansın Tv yazarları E. Tümamiral Cem Gürdeniz, Prof. Dr. Barış Doster, Hasan Erel, Dr. Ceyhun Balcı da katılacak.
Etkinlikte; Buket Uzuner, İlkay Girgin Erdoğan, Yaşar Aksoy, Metin Denizeri, Doç. Dr. Latife Doğanay Çağlayan, Doruk Erkuş, Ceren Ertürk, Sude Gücük, Ali İhsan, Atakan Kaymakçı, Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, Serdar Kızık, Özgün Emre Koç, Kamil Masaracı, Dr. Cenk Özdağ, Doç. Dr. Volkan Özdemir, Serdar Yasa Figen Yazıcı Şardağ ve Ali Ekber Yıldırım da konuşma yapacak.
PROGRAM TAKVİMİ
Dağarcık Türkiye’nin düzenlediği 30. Ütopyalar Toplantısı, 27-29 Eylül 2024 tarihinde gerçekleşecek.
27 Eylül 2024 Cuma
14.30 – Karikatür Sergi Açılışı / Kamil Masaracı, Zeynep Gargi
15.30 – Tarım ve Hayvancılıkta Oyunbaz Politikalar / İlkay Girgin Erdoğan (Karaburun Belediye Başkanı), Serdar Yasa (Karaburun Belediyesi Eski Başkanı), Ali Ekber Yıldırım (Gazeteci/Yazar), Serdar Kızık (Gazeteci/Yazar), Metin Denizeri (Yerli Üretici)
28 Eylül 2024 Cumartesi
10.30 – Yemel Atölyesi / Olmayan Yerlerden Yemek Tarifleri
13.00 – 30 Yılın Öyküsü ve Oyunbaz Ütopyalar 101 / Aylin Musluoğlu
14.00 – Oyunbaz Ütopyalara Karşı Oyunbozan Gelecek / Kamil Masaracı (Karikatürist), Atakan Kaymakçı (Dağarcık Türkiye Yazarı), Sude Gücük (Dağarcık Türkiye Yazarı), Ceren Ertürk (Dağarcık Türkiye Yazarı), Doruk Erkuş (Dağarcık Türkiye Yazarı)
15.00 – Bilimde Oyunbazlık / Prof. Dr. Barış Doster
15.30 – Türk Yunan İlişkilerinde Emperyal Oyunbazlık / Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı
16.00 – Büyük Güç, Rekabet ve Oyunbazlık / Enis Musluoğlu (Dağarcık Türkiye Yayın Yönetmeni), Hasan Erel (Yazar)
17.00 – Medyada Algı Oyunbazlığı / Erdem Atay (Gazeteci/Yazar, Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni)
17.30 – Jeopolitik Perspektifte Denizdeki Oyunbazlık / E. Tümamiral Cem Gürdeniz
19.00 – “Ütopya Hatırası” Fotoğraf Çekimi
20.00 – 30. Ütopyalar Toplantısı Yemeği
29 Eylül 2024 Pazar
13.00 – “OYUNBOZAN KARABURUN…” (Börklüce Mustafa’dan Savaş Emek’e Gökyüzüne Yazılanlar) / Yaşar Aksoy (Gazeteci/Yazar)
14.00 – Hegemonya Oyunları / Dr. Cenk Özdağ (Dağarcık Türkiye Yazarı), Özgün Emre Koç (Dağarcık Türkiye Yazarı), Ali İhsan (Dağarcık Türkiye Yazarı)
15.00 – Sağlıkta Oyunbaz Paydaşlar / Doç. Dr. Latife Doğanay Çağlayan, Dr. Ceyhun Balcı
16.00 – Oyunbaz Ütopya ile Hayatı Kurtulan O Kadın / Buket Uzuner (Yazar)
Hababam Sınıfı filminde “Bacaksız” lakaplı öğrenci rolüyle tanınan Tuncay Akça (60) kalp krizi sonucu İstanbul’da hayatını kaybetti.
Akça’nın ölüm haberini menajeri Kıvanç Terzioğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu. Terzioğlu Hababam Sınıfı’nın değerli oyuncusu Tuncay Akça’yı kaybettik. Ailesine sevenlerine başsağlığı diliyorum” dedi.
TUNCAY AKÇA KİMDİR?
16 Aralık 1963 yılında Kastamonu’da dünyaya geldi.
Tuncay Akça, 1976 yılında yayınlanan efsane film Hababam Sınıfı Uyanıyor’da hayat verdiği ‘Bacaksız’ karakteriyle hafızalara kazındı. En bilinen repliklerinden birisi “Abi siz hiç iki ayak üzerinde duramaz mısınız?” sorusu oldu.
Tuncay Akça, Hababam Sınıfı Uyanıyor filminin setine aslında ayakkabı boyacısı olarak gitti. Sette, kahkaha attığı sırada Ertem Eğilmez’in ilgisini çeken Akça, filme tesadüfen attığı kahkahayla dahil oldu.
Akça, 1975-1976’da ayakkabı boyacılığı yapmak üzere gittiği Hababam Sınıfı setinde tesadüfen başlayan Yeşilçam günlerini AA muhabirine anlatmıştı.
Film setine arkadaşının ısrarıyla gittiğini aktaran Akça, “Ayakkabı boyarken bir kahkaha attım. Kahkaham tesadüf oraya monte oldu ama hiç hikayeyle, senaryoyla alakası olmayan bir olaydı. Rahmetli Ertem (Eğilmez) ağabey orada gülmemi keşfetti. Ertem ağabey bir dahidir. Kafasında önce bir öğrenci olarak bir şeyler yazdı rahmetli Sadık Şendil ile beraber. Yavuz Turgul da vardı o ekibin içinde. Tesadüfen bir kahkahamızla girdik” demişti.
Tuncay Akça, Yol Filminde Yusuf karakterini oynadı. 1995-2002 yılları arasında ise Bizimkiler dizisinde manav Adem rolüne hayat verdi. 2004 yılında Hababam Sınıfı Merhaba’da oynadı.
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nde vekaleten dekanlık görevi yürüten Prof. Dr. Savaş Duman, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’a yumruk atan AKP İzmir Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Alpay Özalan’ı tebrik etti.
AKP Gençlik Kolları Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’ın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı, oturumun tutanaklarına ilişkin paylaşımı alıntılayan Prof. Dr. Duman, Özalan’ı hesabını etiketleyip “Çok şık oldu… Elinize sağlık” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un çağrısı üzerine TBMM Genel Kurulu dün saat 14.00’te AYM’nin Can Atalay hakkında verdiği kararı görüşmek üzere olağanüstü toplanmıştı.
Usul tartışmasıyla açılan Genel Kurul’da TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, ilk aranın verilmesinden önce yaptığı konuşmasına, “Lafı hiç uzatmayacağım, bir tespitle başlayacağım. Sizde hiç utanma yok. Zerre miskal utanmanız yok, haysiyetiniz yok” ifadeleriyle başlamıştı.
AKP sıralarından tepki gelmesi ve AKP’li milletvekillerinin kürsüye doğru yürümesi üzerine TBMM Başkan Vekili Bekir Bozdağ, oturuma ara vermişti. Meclis’teki toplantıdaki aranın ardından gerilim büyümüştü.
Vekillerin tekme tokat birbirine girdiği görülmüştü.
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi'nde vekaleten dekanlık görevi yürüten Prof. Dr. Savaş Duman, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’a yumruk atan AKP İzmir Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Alpay Özalan'ı tebrik etti.
New York Times gazetesi, Adams ve ekibi aleyhine savcılık tarafından hazırlanan iddianamenin mahkeme jürisi tarafından kabul edildiğini ve soruşturmayla ilgili kişilerin bilgisine başvurmak için, mahkeme celplerinin kendilerine tebliğ edildiğini öne sürdü.
VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre, New York Times gazetesi, şehrin Belediye Başkanı Eric Adams’ın 2021 yılındaki seçim kampanyasında Türkiye’den ve Türklere ait bazı ABD şirketlerinden usulsüz olarak bağış topladığı iddiasıyla açılan soruşturma kapsamında, başkan ve kampanya çalışanlarına mahkeme celbi gönderildiğini bildirdi.
New York basını, uzun bir süredir Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) Belediye Başkanı Adams ve 2021 yılındaki seçim kampanyası çalışanları aleyhinde, usulsüz bağış iddialarına yer vermiş ancak bugüne kadar resmi bir mahkeme ya da dava kaydı yayımlanmamıştı.
ESKİ THY MÜDÜRÜNÜN EVİ ARANMIŞTI
FBI’ın, New York Belediye Başkanı Adams’ın uluslararası ilişkiler danışmanı Rana Abbasova ve seçim kampanyası sorumlusu Brianna Suggs ile Türk Hava Yolları New York eski müdürü Cenk Öcal’ın evlerinde arama yaptığı iddia edilmişti.
New York Times, soruşturmanın tam kapsamının belirsizliğini koruduğunu ancak Adams ve 2021 yılında düzenlediği seçim kampanyasında yasadışı bir şekilde yabancı ülkelerden bağışlar almak için Türk hükümeti ile işbirliği olup olmadığının, güvenlik endişelerine rağmen Türkiye’nin Manhattan’da yeni inşa ettiği konsolosluğun bulunduğu gökdelen inşaatının onaylaması için İtfaiye Departmanı’na baskı yapıp yapmadığının araştırıldığını öngördüklerini kaydetti.
Cuma sabahı bir radyo programına katılan New York Belediye Başkanı Eric Adams, “Bakmak istedikleri belgeler, telefon mesajları ya da görmek istedikleri ne varsa ortada yanlış bir şey olmadığını göstermek adına son derece şeffaf olduk ve istenilen her şeyi teslim edeceğimizi söyledik” dedi.
AA’YA KONUŞMUŞTU
Öte yandan, Eric Adams 2021 yılında New York Belediye Başkanlığına seçildikten sonra ABD’deki uluslararası basına ilk röportajını Anadolu Ajansına (AA) vermişti.
Adams, Türkiye dostu bir Amerikalı olarak 2018’de Türk toplumu tarafından ödüllendirildiğini belirtip, daha önce belediye başkanlığını yaptığı Brookyln’de de büyük bir Türk nüfusu olduğunu anlatarak “Ben hem burada hem yurt dışında Türk halkının dostuyum.” ifadesini kullanmıştı.
Avanos, Gülşehir ve Hacıbektaş’ı birbirine bağlayan, çok sayıda ormanlık alanın yer aldığı Hırka Dağı’nda iddiaya göre Maden Teknik Arama Genel Müdürlüğü uranyum madeni aramak için ruhsat çıkartıp çalışmalara başladı.
Kent Haber’den Mehmet Özdemir’in haberine göre; maden çalışmalarından 8 köyün etkileneceği öne sürülürken durumdan endişe eden köylüler, Hırka Dağı’na çıkarak buraları kontrol etmeye başladı.
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’nden Avukat İsmail Hakkı Atal, eski CHP İl Başkanı Tayfun Ceyhan ile birlikte Maden ve Petrol İşleri Müdürlüğüne dilekçe yazıp konu hakkında aydınlatılmalarını istedi.
‘BİLGİLENDİRME BAŞVURUSU YAPTIK’
Atal, konu hakkında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Geçtiğimiz günlerde bahsi geçen konu ile ilgili Hırka Dağı’nda bir inceleme yaptık. Burada sondaj yaptıklarını bizzat kendimiz gördük. Hatta burada köy çobanları ile görüşmeler yaptık. Çobanlar bizlere koyunlarının bu çukurlara düştüğünü ve hatta birçok koyunun ayağının kırılması nedeniyle kesmek zorunda kaldıklarının dile getirdiler. Bu bahsi geçen yer Hırka Dağı’nda bulunan ardıç ağacının yanı başında.
Duyumlarda Akkuyu Nükleer Santraline Uranyum Madeni sağlamak adına Uranyum madeni ruhsatı verildiği var. Bunun hakkında Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne bilgi edinme başvurusu yaptık. Sonucunu bekliyoruz. Tüm bilgiler bu başvurumuza verilecek cevap ile gün yüzüne çıkacak.
‘DOĞAL YAPI VE DENGEYİ BOZACAK’
Bu çalışmaların en büyük zararı, yeraltı su yataklarının etkilenmesi olacak. Bu sondajlar suların yataklarının değiştirecek. Doğal yapı ve dengeyi bozacak. Uzun yıldır oluşmuş olan bir yapının dengesi değişecek. Etrafta tarım ve hayvancılık imkansız hale gelecek. Hatta nefes almak imkansız hale gelecek. Ayrıca bu çalışmalar yüzünden bölgenin su ve yağış rejimleri de değişecek. Kısacası bu çalışmalar şehrimizin geleceğine fayda sağlamayacak.”
Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş, Çukurova Üniversitesi’ne rektör olarak atandı. 2018-2023 yılları arasında Polis Akademisi Başkanlığı Başkan Yardımcısı olarak da görev alan Beriş’in sosyal medya hesabından geçmişte yaptığı paylaşımlar dikkat çekti.
Cumhuriyet’ten Çağdaş Bayraktar’ın haberine göre; 12 Eylül 2010’da yapılan anayasa referandumuna destek veren Beriş, karşı çıkanlara ilişkin “Sivil vesayetten bahsedenler inşallah askeri vesayet altında kalırlar diyecem onlarla biz de yanacağız” iletisini yazdı.
“Çözüm süreci kırmızı çizgimdir” diyen Beriş, Fethullah Gülen için “Hocaefendi” tabirini kullanırken “Hâlâ Gezi’nin şiddetini görmezden gelip yapılanları demokrasi arayışı olarak gösterenler! Adeviyye Meydanı size ne anlatıyor” demişti.
Türkiye ile Irak arasında terör örgütleriyle mücadelede yeni bir dönem başlıyor. Türkiye ve Irak arasında bu amaçla imzalanan “Mutabakat Zaptı”nın içeriği ortaya çıktı. Buna göre, iki ülke arasında “terörle mücadelenin” yanı sıra, su, ülkelerin kalkınmaları konusunda işbirliğinin önümüzdeki dönemde daha da artırılması ilgili bakanlıklar arasında da yoğun temaslar yürütülecek.
15 Ağustos’ta Ankara’da Türkiye ile Irak’ın Dışişleri ve Savunma Bakanları, istihbarat yetkililerinin bir araya geldiği toplantıdan önemli sonuçlar çıktı. Savunma Bakanları arasında “Askeri, Güvenlik İşbirliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı” da imzalandı.
Sözcü’den Saygı Öztürk’ün haberine göre, terör örgütünün varlığından Irak’ın da büyük rahatsızlık duyduğunu belirten diplomatik kaynaklar mutabakat metniyle ilgili olarak şu değerlendirmede bulundu:
“Terör örgütünden Irak da büyük rahatsızlık duyuyor. Bu resmi toplantılar da olduğu gibi özel sohbetlerde de sıkça dile getiriliyor. Bölücü örgütün, Irak’ı istismar etmesini istemiyor. Irak, PKK’nın kendi topraklarında yayılmacı bir politika izlediğini çok açık bir biçimde görüyor. Irak’ın kuzeyinde terör yuvaları var. Bunlara son yıllarda Sincar da eklendi. Irak’ı en çok tedirgin eden, PKK’nın Bağdat’a kadar inmesi oldu. Burada, siyasi partilere nüfuz etmeye başladı. PKK’nın kullandığı yöntemler FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütlerine benziyor. PKK güneye indikçe, Araplar da Bağdat yönetimi de karşı karşıya oldukları tehlikenin bir anlamda farkına vardılar.
‘YASAKLI ÖRGÜT’ OLDU
Irak Merkezi Hükümeti ile atılan kurumsal yapılarla terörle mücadelede önemli gelişmeler olacak. Örneğin 10 ay önce Irak hükümeti, Türkiye’nin ısrarlı taleplerine rağmen PKK’ya yönelik bir adım atmıyordu. PKK bakımından gayri hukuki bir durumu yoktu. Ancak, aralık ayına geldiğimizde PKK tehdidi başladı. Mart ayında, PKK ‘Yasaklı örgüt’ oldu. 15 Ağustos’ta imzalanan mutabakat zaptı ile ilk kez mücadelede hukuki bir zemin oluşturuldu. ‘Terör örgütü ve/veya yasaklı örgüt’ ifadesi aynı cümlede kullanıldı. Sonuçta iki tanım yan yana getirildi. Irak hükümeti PKK’ya bağlı partileri, sivil toplum örgütlerini de yasakladı. Bunların faaliyetleri durdurulacak, mallarına el konulacak.
ORTAK HAREKAT MERKEZİ
Türkiye ve Irak hükümeti arasında ‘Ortak Güvenlik Koordinasyon Merkezi’ kurulacak. Bu merkezde bir Türk, bir Iraklı komutan bulunacak. Herkes kendi ordusuna bağlı olacak. Hiyerarşik bir yapı yok. İstihbarat paylaşımı, bilgi paylaşımı ve askeri planlamalar yapılacak. Terörle mücadelenin birlikte yürütülmesini sağlayacak merkez olacak. Başika’daki askeri üs ile de Irak makamlarının kaygıları giderildi. Iraklılar Başika’da askeri eğitim alacaklar. Terör örgütüyle mücadele aşama aşama ilerleyecek. Sonuçta artık 40 yıl öncesinin örgütü yok. PKK, aynı anda birçok hasım ülkeye hizmet eden taşeron ve ipleri başkasında olan uyuşturucudan silah kaçakçılığına her türlü organize suça bulaşmış bir örgüt. Güvenlik toplantısında, PKK ile işbirliği yapan ve ona destek olan Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) açık ve bir biçimde uyarılması da gündeme geldi. Bir çeşit mafya tipi örgütlenmeye giren KYB yöneticilerinin bu tutumu halkı da bezdir. Gelinen aşamada artık KYB, PKK’yı değil, PKK onları kontrol edip yönetiyor. Ankara’nın tavrı net. Atılması istenen adımlar maddeler halinde verildi. Gereken yapılmazsa Ankara tarafından yeni yaptırımlar gündemde gelecek.”
BAĞDAT’A KADAR İNDİ
Toplantıda, PKK’nın Bağdat’a kadar nasıl uzandığı konusu da taraflarca gündeme getirildi. Habere göre, diplomatik kaynaklar, PKK’nın Irak içinde neredeyse Bağdat’a kadar indiğini, Irak içinde yayıldığını belirtti. Kaynaklar bu konuyu şöyle açtı:
“Türkiye, Irak’la yapılan toplantılarda yıllardır, ‘Bölücü terör örgütü topraklarınıza yerleşti, buradan Türkiye’ye saldırıyor. Bu konuda kendilerine üç öneride bulunuyorduk. ‘1- Bölücü örgütle topraklarınızda ya siz mücadele edin, 2- Ortak mücadele edelim, 3- Biz mücadele edelim.’
Türkiye bu kapsamda Irak’ın kuzeyindeki kararlı mücadelesini sürdürdü. Aynı zamanda Irak devletinin topraklarında sorumluluk alması talebinde de har fırsatta söylüyoruz. Irak’ın son 40 yılda yaşadıkları ve sorunları PKK’nın topraklarında yayılmasında etkili oldu.”
40 YIL ÖNCESİNE DÖNÜLÜYOR
Irak’ta olayların bu hale gelmesinde, bir süre öncesine kadar yaşanan yönetim eksikliği, 40 yılı aşkın süredir iç savaştan, işgale kadar yaşanan olayların yarattığı travma. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ve Bağdat hükümeti arasında rekabet. İhtilaflı bölgeler meselesi. Anayasada birbiriyle çelişkili maddeler. Gelir paylaşımındaki sorunlar. İstihdam sıkıntısı etkili oldu.
Bu sorunları kullanan bölücü terör örgütü, Irak’a önce yerleşti, sonra da Irak içinde yayıldı. Iraklılar başta ‘PKK Türkiye’nin sorunu. Çözüm süreci ile Irak’a girdiler’ gibi doğru olmayan, tarihsel gerçeklerden kopuk bir yaklaşım içindeydi. Ankara görüşmelerde 90’lardan beri terör örgütünün Irak’ta olduğunu her seferinde hatırlattı. Gelinen noktada Irak’ın yeniden 40 yıl önceki haliyle bölgeye dönme isteği net şekilde görülüyor.”
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü rüşvet soruşturması kapsamında geçen yıl gözaltına alınıp daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan eski Bağlar Belediye Başkanı Hüseyin Beyoğlu ile aralarında eski belediye çalışanlarının da olduğu 14 yakınının adreslerine Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından sabah saatlerinde operasyon düzenlendi.
Yapılan aramalarda dijital materyaller, yüklü miktarda döviz ve altın ile ruhsatsız tabancalar ele geçirildi. Aramaların ardından Beyoğlu ve 14 şüpheli gözaltına aldı. Şüpheliler, emniyetteki işlemlerin ardından serbest bırakıldı. Aramalarda ele geçirilen yüklü miktardaki döviz ve altın ile şüphelilerin üzerlerine kayıtlı taşınmazlara tedbiren el konuldu. (DHA)
“Yaz tatiline girişle birlikte cemaatlere bağlı vakıf ve dernekler, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) okullarına adeta üşüştü.
Hemen hemen tüm illerden cemaatlerin MEB okullarında “yaz okulu” adı altında kurslar başlattığına yönelik haberler geliyor.
Geçen hafta Gaziantep’te 315 devlet okulunun, yaz dönemi için Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu TÜGVA’ya tahsis edildiği ortaya çıkmıştı. Kuran ve ibadet dersleri verilecek olan bu kursların tüm giderinin de MEB tarafından karşılanacağı öğrenilmişti.
Şimdi de Nur Cemaati’nin “Yazıcılar” kolunun vakfı olarak bilinen “Hayrat Vakfı”nın birçok ilde yaz okulu açtığı bilgileri geldi. Vakfın sosyal medya paylaşımlarında, yaz okullarının Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile imzalanan bir protokol çerçevesinde açıldığı anlaşılıyor.
TÜGVA ve Hayrat Vakfı’nın yanı sıra Vahdet İnsani Yardım Derneği, Babusselam Vakfı ve Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı da yaz okulu için öğrenci topluyor.
MEB’in tarikat ve cemaatlere bağlı vakıflarla yaptığı protokoller çerçevesinde açılan bu yaz okulları endişe verici sayılara doğru gidiyor.
Bu girişimler, çağdaş, bilimsel ve laik eğitimi tehdit eden, siyasi propaganda ve ideolojik istismara zemin hazırlıyor.
MEB, tüm illerde devlete ait hangi okulların yaz dönemi için hangi vakıf ve derneklere tahsis ettiğini, hangi kurumlarla hangi şartlar altında protokol imzaladığını açıklamalıdır.”
Özdemir, 12 metrelik “Kızıl Elma” adlı teknesiyle balık avlamak için “Zürafa Kayalıkları” açıklarında yaşanan olayı anlattı.
Oğlu Efe Özdemir ile avlandıklarını belirten Özdemir, şöyle konuştu:
“Biz, kendi kara sularımızda avlanırken bu duruma getirildik. Kasıtlıydı, öldürmek için yaptılar. Allah korudu. Dikmeler olmasa kamara yatmıştı üzerimize. Görmedik, bir tur döndüler, ikinciye döndüler, ‘Giderler’ diye düşündük. Çünkü bulunduğumuz alan, çok alakasız bir yer. Yunan adasından 11,5 mil uzaktaydık. O rahatlıkla çalışıyorduk. Efe, son anda vurduğunu kayıt altına almış. Gördük, ondan sonra her şey çöktü. Batmayı engelledik. Sahil Güvenliği aradık. Sahil Güvenlik ekipleri, 17-18 dakika içinde ulaştılar. Vurup kaçtılar, 1-2 dakika batmamızı beklediler. Sonra uzaklaştılar. Kötü şeyler yaşadık maalesef, üzgünüz.”
Özdemir, teknesinin büyük hasar aldığını dile getirdi.
‘KENDİ SULARIMIZDA BUNA CÜRET ETMELERİ…’
Kamaranın koptuğunu, zayiatın çok büyük olduğunu anlatan Özdemir, “Her yara kapanır. Önemli olan, bundan sonrası için bir şeyler yapmak. Kendi sularımızda buna cüret etmeleri… Kayıtlarda var, hiçbir şekilde bağlantımız yok. Direkt bize temasla batırmak istediler. Onlarda da zarar var, biz onun görüntülerini verdik. Şaşkınız.” dedi.
Özdemir, olay sırasında camların kırıldığını ifade ederek, cam kırıklarının oğlunda ve kendisinde yaralara yol açtığını da sözlerine ekledi.
Dün Yunan sahil güvenlik unsurları, botlarıyla Özdemir’in teknesine çarparak hasar vermiş, bölgeye gelen Sahil Güvenlik ekiplerince tekne, 2 Sahil Güvenlik Botu’na yedeklenerek karaya çıkarılmıştı.
Boşandığı eşi Nagehan Alçı’yı tehditleriyle gündemden düşmeyen Rasim Ozan Kütahyalı İstanbul Havalimanı’nı birbirine kattı.
MedyaRadar’ın muhabiri Ercan Öztürk, Rasim Ozan Kütahyalı’nın THY personeline nasıl ağza alınmayacak hakaretler savurduğunu şöyle anlattı:
Turizmci arkadaşım, eşi ve bir arkadaşıyla 4 Mayıs 2024, saat 04:30 sularında CIP’e geldiklerinde bir kişinin görevlilerle tartıştığını görmüşler. Bir süre bekledikten sonra tartışan kişinin Rasim Ozan Kütahyalı olduğunu fark etmişler. Yanlarında eşleri olduğu için çok da olaya müdahale etmek istememişler.
Ayakta durmakta güçlük çeken ROK, Business Class uçak bileti ile Elite kart sahiplerinin kullandığı CIP’e giremeyince ilk olarak ‘Ben Rasim Ozan Kütahyalı’yım. Beni buradan içeri alacaksınız. Arapları içeri alıyorsunuz, Türklere kapıları kapatıyorsunuz’ diye bağırmaya başlamış..
ROK bu tehditleri savururken THY personeli sakinliğini koruyup ‘CIP’e ancak Elite kart sahipleri ve Business biletle uçanları alıyoruz. Dil, din, ırk ayrımı yapmıyoruz. Kimseye ayrıcalık yapamıyoruz’ karşılığını verdi.
‘SALAK, KÜÇÜK ZEKALI…’
Bunun üzerine daha da sinirlenen ROK, ‘’Beni buraya almayan o yetkiliniz Türkiye’ye manşet olacak. İstersen son kez uyar. Son kez uyar. Ona göre evet desin.. Ben kardeşim şuyum desin. Ben yiğit adamım desin. Türkiye’ye manşet olmak istiyorum desin. Ondan sonra da ben buradan gideceğim. Son kez uyar. Salak, küçük zekalı.. Tam beyinsizdir o… O anladığım kadarıyla bir şey olmayacağını düşünüyor.’’
‘BU PE…VENK…’
THY personeli sakinliğini korudukça Rasim Ozan Kütahyalı hakaret dozajını arttırmaya devam etmiş. Elindeki telefonda uçak biletini gösterip, ‘Bu saatte buranın sorumlusuna diyorum bak. Bu pe..venk bunu ödeyecek. Sakın bu salak amirlerinizi örnek almayın. Bakın şimdi o arkadaşın başına neler gelecek. Hiyerarşiyi bilmiyor’’ diyerek hakaretlere, tehditlere devam etmiş.
‘SARHOŞU KİM CİDDİYE ALIR?’
Ayakta durmakta güçlük çeken ROK, yalnız da değilmiş.
ROK’un THY personeline hakaret ve küfürleri tam 30 dakika kadar sürmüş. Sürekli olarak elindeki telefonla birilerini arayıp mesajlar çekmiş ancak kimse onu ciddiye almamış. Gerçi ciddiye alınacak saatte de değilmiş. Sabahın 05:00’nde CIP’e alınmadığı için THY personeline hakaretler yağdıran sarhoşu kim ciddiye alırdı?
Tüm bunlar yaşanırken CIP girişinde sırada bekleyen yolcular hep birlikte tepki gösterince ROK ve arkadaşı CIP’ten ayrılmak zorunda kalmışlar. Turizmci arkadaşla konuştuktan sonra yanında bulunan diğer arkadaşımı aradım. O da bire bir aynı şeyleri anlattı.’
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından doğal sit alanı ilan edilen Antalya’nın Muratpaşa ilçesi sınırlarındaki Muratpaşa-Konyaaltı Falezleri’nin Lara bölümünde, La’vera Hotel inşaatında asansör yapımı için oyuldu.
Akdeniz Gerçek Gazetesi’nin haberine göre Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası (HKMO) Antalya Şube Başkanı Serter Kocababa ile Kuşaktan Kuşağa Antalyalılar Derneği (KANTDER) Başkanı Bülent Kantarcılar, Falezler’in imar ve rant için yok edilmesini kınarken, Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’dan açıklama geldi.
KİM SORUMLU?
Bakanlığın Muratpaşa Belediyesi’ne ‘kaçak’ bildiriminde bulunduğu bütün yerlerle ilgili gerekli işlemlerin yapıldığını savunan Başkan Uysal, böyle bir bildirim olmadığı taktirde Bakanlıkça verilen ön izin veya izinlerin özellikle falez sahil bandında ne gibi sonuçlara neden olduğunu denetlemenin İl Müdürlüğü’nün yükümlülüğünde olduğunu ifade etti.
Konuyla ilgili bir yazı kaleme alan Akdeniz Manşet yazarı Mehmet Talay, falezlerin yalnızca La’vera Hotel değil, falez bandı üzerinde bulunan otellerin çoğu tarafından ranta açıldığını belirtti.
KAMUSAL ALAN RANTA AÇILIYOR
Talay’ın ‘sahiller paramparça’ başlıklı yazısındaki ilgili bölüm şöyle:
“Onlar da falezlerin üzerine, tam sıfır noktaya yüzme havuzu ve güneşlenme terası yapıvermiş…
Falezleri delik deşik ederek kendilerine rant alanı yaratan sadece bu oteller değil.
“Ramada Otel’den başlayarak Talya, The Marmara, Bilem Otel’den” tutun da falez bandı üzerinde bulunan hemen her otel falezlerde kendine münhasır alan yaratarak rantını yükseltme çabasında…
Kısacası; doğal sit alanı olarak ilan edilen ve dünyanın az yerinde görülen coğrafya harikası falezler bir KAMUSAL ALANDIR.
Ve bu alan paramparça edilerek özel şirketlere rant sağlayan alana dönüşmüş durumda…
Anayasanın 43. Maddesi “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.” der.
Yine Kıyı Kenar kanununun 5. maddesi, “Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir” der.
Şimdi, birisi bana sahillerin paramparça edilmesindeki “kamu yararını” göstersin bakalım…
Görünen o ki, ne anayasa ne de kanunlar otel sahiplerinin umurunda değil.”
Hazine ve Maliye Bakanlığı, gazeteci Deniz Zeyrek’in Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in evine 60 bin TL’ye mangal aldığına ilişkin haberine dair açıklama yaptı. Bakanlığın açıklamasında şu ifadeler kullandı:
”Bir gazetecinin, “Bakan Mehmet Şimşek evine 60 bin TL’ye mangal aldı” iddiası gerçek dışıdır. Kamuoyunun bu tarz algı oluşturma gayreti ile ortaya atılan iftiralara itibar etmemesi önemle rica olunur.”
Açıklamanın ardından gazeteci Deniz Zeyrek de sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu. Zeyrek, ”Sayın Bakan Gölbaşı’ndaki villasına gazetecileri davet ederse belki gerçeği orada göstermesi daha kolay olur :) Alışveriş yaparken taktığı şapka da kendisine çok yakışmış bu arada…” dedi.
Türkiye Gazetesi’nde yer alan habere göre; son günlerde AKP’deki değişim için tüm gözler 23 Temmuz’da yapılacak MKYK toplantısına çevrilmiş durumda.
Kulislerde, MKYK toplantısından sonra bazı genel başkan yardımcılarının görevden alınacağı öne sürülüyor.
Hatta genel başkan yardımcılarının bir bölümünün odasını toplamaya başladığı ve veda etmeye hazırlandığı ileri sürülüyor.
Görevden alınacağını düşünen bazı genel başkan yardımcılarının parti faaliyetleri ile ilgili planlamalarını da ortaya çıkacak yeni tabloyu dikkate alarak, 23 Temmuz’dan sonraya bıraktığı iddia edildi. MKYK toplantısında, AKP’nin kongre takviminin ele alınacağı belirtilirken, il ve ilçe başkanlıklarında başlayan değişim sürecinin de devam edeceği kaydedildi.
DEĞİŞİM HER KADEMEDE Mİ OLACAK?
Ekimde başlayacak yeni dönemde Meclis grup yönetiminde de bazı değişiklikler olabileceği iddia edilirken, kabinede yeni bir değişimin ise kongre takvimi ile paralel gerçekleyeceği yorumu yapılıyor.
Cumhurbaşkanlığı bürokrasisinde beklenen değişimin de yine kısa süre içinde gerçekleşeceği iddiası konuşuluyor. Bazı politika kurullarının lağvedileceği, başdanışman kadrolarının azaltılacağı da öne sürülüyor.
Küresel ısınma nedeniyle son günlerde artan yıldırım düşmesi vakaları, can ve mal kayıplarına neden oluyor. SCÜ Eğitim Fakültesi Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Fatih Kartal, yıldırım hakkında uyarılarda bulunurken, açık alanda yıldırıma maruz kalınması durumunda alınacak önlemlerle ilgili bilgi verdi. Yıldırım düşmesi olaylarının arttığını ve iklim değişikliği kaynaklı olduğunu belirten Dr. Kartal, “Özellikle son zamanlarda yıldırım vakalarında ciddi oranda artış olduğunu görüyoruz. Artan yıldırım vakalarının beşeri anlamda insanlara ve diğer canlılara ciddi zararlar verdiğini görüyoruz. Geçmiş yıllarda sürüler halinde yayılan hayvanlara yıldırım çarpması neticesinde öldüğü haberlerini gördük. Günümüzde tarlada çalışan çiftçimizin, çobanlarımızın can kayıplarını görüyoruz. Yıldırım ciddi boyutta açık alanlara sirayet ediyor ve kendisini hissettiriyor. Bundan kaynaklı son zamanlarda can kayıpları oluyor” dedi.
‘ÇÖK VE KAPAN YAPMAMIZ LAZIM’
Yıldırımın bir doğa olayı olduğunu, gerekli tedbirlerin alınması durumunda can ve mal kayıplarının azalacağını söyleyen Dr. Fatih Kartal, şöyle konuştu:
“Özellikle dışarıda, açık alanlarda çalışan insanlarımızın yıldırımlı havalarda dışarıda olmaması lazım. Yıldırımın sadece açık ortamlarda da değil, evlerimizin penceresinin önünden dahi çarpma olasılığı yüksektir. Bunlara dikkat etmemiz lazım. Hava raporlarını ve tahminlerini ciddi oranda takip etmemiz gerekir. Eğer arazide yakalandıysak çök ve kapan yapmamız lazım. Bazı insanlar toprağa yüzüstü yatıyor. Bu doğru bir mantık değildir. Çünkü elektrik yüküne daha çok maruz kalıyor ve ciddi boyutta ölüm riski daha da artıyor. Havanın kötü olduğu durumlarda ağaç altlarına sığınan insanlar, yıldırıma direkt maruz kalıyor. Kapalı ortamlar tercih edilmelidir. Bunların hepsi biraz da o anda telaşa kapılıp ne yapacağımızı bilmemekten kaynaklanıyor. Bu yüzden yıldırıma maruz kaldığımız süre içerisinde kesinlikle hedef küçültüp mümkün mertebede toprakla temasımızı azaltmamız lazım. Topraklama neticesinde vücut o elektriği alıp insanlarda can ve mal kayıplarına sebep olabiliyor.” (DHA)
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından 81 ilde eş zamanlı düzenlenen ‘Çember-19’ operasyonlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. ‘Aranan şahıslara yönelik’ düzenlenen operasyonlarda binlerce firari yakalandı.
Bakan Yerlikaya’nın söz konusu paylaşımı şu şekilde:
“81 ilde son 5 günde “Aranan Şahıslara Yönelik” düzenlenen “ÇEMBER-19” operasyonlarında arama kaydı bulunan 4 bin 466 firari yakalandı! Yakalanan şahısların kaç yıldır arandığı:
0-5 yıldır aranmakta olan 4 bin 436 şahıs, 5-10 yıldır aranmakta olan 19 şahıs, 10 yıl ve üzeri aranmakta olan 11 şahıs “ÇEMBER-19” operasyonlarıyla yakalandı!?
8️⃣1️⃣ ilde son 5️⃣ günde “Aranan Şahıslara Yönelik” düzenlenen “ÇEMBER-19” operasyonlarında arama kaydı bulunan 4️⃣ bin 4️⃣6️⃣6️⃣ firari yakalandı❗
Aziz Milletimizin Bilmesini İsterim ki;
Firari suçluların sokaklarımızda gezmelerine asla izin vermeyeceğiz. Ailelerimizin huzurunu… pic.twitter.com/IfR4ZChTlP
Hırsızlıktan 691 şahıs, dolandırıcılıktan 383 şahıs, yağmadan 159 şahıs, adam öldürmeden 79 şahıs, cinsel suçlardan 116 şahıs, terör suçlarından 85 şahıs, narkotik suçlarından 718 şahıs, KOM (Kaçakçılık, Organize) 434 şahıs olmak üzere, diğer suçlardan yakalananlarla birlikte toplam 4 bin 466 şahıs adalete teslim edildi.
İl jandarma Komutanlıkları, İl Emniyet Müdürlükleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığımızca 81 il genelinde arama kaydı olanlara yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda bu şahıslar; yol aramalarında, ev ve iş yerleri baskınlarında, kimlik kontrollerinde yakalandı.”
Ayhan Bora Kaplan Suç Örgütü’yle bağlantılı gizli tanık soruşturması kapsamında 6’sı emniyet mensubu 11 kişi hakkında düzenlenen iddianame, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından eski Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Gökay Öner, eski Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan, eski Şube Komiserleri Ufuk Gültekin, Gökhan Karaca ve Metehan İlkyaz ile 5 sivil hakkında iddianame düzenlenerek Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.
Mahkeme, 11 sanık hakkındaki iddianamenin kabulüne karar verdi.
İddianamede, polis sanıkların, “Ayhan Bora Kaplan suç örgütü soruşturması aşamasında hakkında gizli tanıklık kararı dahi alınmadan önce tüm soruşturma süreci boyunca görev ve yetkileri olmadığı halde koruyucu tavır takındıkları, yönlendirdikleri” iddia edildi.
İlk duruşma tarihi 18 Temmuz olarak belirlenirken, Veryansın Tv “gizli tanık” iddianamesine ulaştı.
İddianamede, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nde bulunan ve şüpheli Şevket Demircan tarafından oluşturulduğu iddia edilen odada yapılan görüşmeye yer verildi.
İYİ PARTİLİ KADIN MUHBİR
Hapsi istenen üst düzey emniyet mensupları Şevket Demircan, Kerem Gökay Öner ve Ufuk Gültekin ile “açık kimliği bilinmeyen bir kadın” arasında yapılan görüşmede, Süleyman Soylu’dan yargıdaki rüşvet ağı iddialarına, Ayhan Bora Kaplan’ın işlediği suçlardan gömülü silahlara kadar çok çarpıcı iddialar yer alıyor.
Ayhan Bora Kaplan’ın gözaltına alındığı ilk operasyondan kısa bir süre sonra yapılan görüşmede, söz konusu kadının emniyetin örgüt içerisindeki ‘muhbir’i olduğu anlaşılıyor.
Ses kayıt tutanaklarına göre polislerden biri “Levent’i (Levent Çiçek- Dayı Levent) aldığımız zaman senle tekrar görüşeceğiz zaten. Artık muhbirimizsin tamam, sıkıntı yok.” ifadelerini kullanıyor.
‘SOYLU GİTSE AYHAN GÜMLEYECEK DEDİK’
Siyasi kimliğini “Ben İYİ Partiliyim” diye tanımlayan muhbir, adı sık sık Ayhan Bora Kaplan dosyasıyla gündeme gelen eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile ilgili şu ifadeleri kullanıyor:
“O kadar yıllardır ya ben diyordum ama “Bu Soylu bi’ gitse Ayhan gümleyecek” dedik.“
‘SOYLU GİTTİ, AYHAN ALINDI’
Ses tapesinde “A” olarak kodlanan muhbir, Kaplan’ın Soylu gittiği için alındığını, Kaplan’ın gözaltına alınacağı bilgisinin Soylu’nun vermiş olabileceğini iddia ediyor.
Muhbirin(A) polislerle (B ve C) diyaloğu şöyle:
A- Aslında var ya Ayhan’ı alınca bir- iki gün sosyal medyaya yansıtmasaydılar polisler. C- Hımm.. A- Bunların hepsini kuş gibi alırdınız. Bunlar Ayhan alındığında… Çünkü hepsi bir şirket. Şimdi birisi, birisini öldürüyor ya o üç kişiyle öldürüyor. eeee… Biliyor ki ha… Neden alındı? Süleyman Soylu gitti, onun için alındı. Yani alınma… Alınacak diye biliyorlardı. Zaten Ayhan’ın alınacağı duyurulmuştu. C- Önceden? A- Evet ama şöyle duyurulmuştu. Herhalde Süleyman Soylu filan demiş olabilir. eee… Süleyman Soylu nasıl gidince Ayhan alınacak, Süleyman Soylu gitti ya dediler aha yarın bir gün alınır bu dediler. Aynen öyle. C- Haa…
‘SOYLU’ İDDİASI: ‘ASIL BAŞ O’
Kadın muhbir Ayhan Bora Kaplan örgütünün asıl başının Soylu olduğunu iddia ederek, “O kadar olaylar örtbas edildi, yapılmamalıydı. Ekmek parasına muhtaçken adam kaç trilyonluk oldu. Özel uçaklarla gidiyor… Yazık günah değil mi ya? Herkesin annesi, babası, çocuğu var ya… Neden Süleyman alınma… Soylu alınmadı o zaman? Değil mi? Asıl baş o. Sadık(Soylu), Sadık demiş ya “Evet, ben hepsini TRT’nin önüne çağırdım’ diye. Allahım yarabbi, bu da çok komik…” diye konuşuyor.
‘AYHAN’IN ADAMLARI KOCAMANLAR, YANİ YÜKSEL…’
Muhbirin görüşmenin ilerleyen dakikalarında ise Ayhan Bora Kaplan’ın lüks bir villa ve otomobil hediye ettiği iddia edilen Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman’a değinerek, “Ayhan’ın adamları Kocamanlar yani Yüksel. Yüksel Kocaman işte Soylu…” ifadelerini kullanması dikkat çekiyor.
‘500 MİLYAR GETİR TAHLİYE ALAYIM DEDİ’
Ses tapesine “yargıdaki rüşvet ağı” iddiaları da yansıdı. Muhbir, Ayhan Bora Kaplan’ın yargıdaki işlerini çözdüğü belirtilen Dubai’ye kaçan avukatı Cengiz Haliç’in müvekkillerini Yüksel Kocaman’a verdiği parayla çıkarttığını öne sürdü. Ayhan Bora Kaplan’la ilişkili olduğu belirtilen “Dayı Levent” lakaplı Levent Çiçek’in kendisine “500 milyar getir, Yüksel Kocaman’dan tahliye alayım” dediğini iddia etti.
Söz konusu ifadeler ses kaydına şöyle yansıdı:
A- Cengiz Halici(Haliç) var ya… C- hıı… A- Kırka çarpar yüze böler. Her müvekkilini Yüksel Kocaman’la parayla çıkarttı. B- Tamam, tamam anladım. (Arka planda telefonla başkasıyla konuşuyor.) A- Ben bi’ kere şahittim. Levent içeri alınmıştı. Bana dedi ki “500 milyar getir Yüksel Koca’dan(Kocaman) tahliye alayım” dedi. B- Normal bir şey o yaa… A- Normal bir şey mi? Savcılıktan tahliye… B- Yani normal derken şunu kastediyorum. Türkiye gündeminde olan şeyler bunlar.
‘AYHAN, SERKAN AKBABA’YI CENGİZ’E ÇIKARTTIRDI’
Muhbir, kasten öldürme ve yaralama suçlarından kırmızı bültenle aranan ve Almanya’nın Mannheim şehrinde yakalanarak Türkiye’ye getirilen Serkan Akbaba’nın Cengiz Haliç yoluyla Yargıtay’dan işinin çözüldüğü iddiasında bulunarak şunları söyledi:
“Serkan Akbaba oğlu bi’ tokat atıldı diye Bodrum’dan oraya gitti koşa koşa. Orada şeyi…. Cinayet çıktı. Kaç kişiyi öldürdü, öldü. Adam otuz yıl aldı gitti kırmızı bültenle aranıyordu. Almanya’ya kaçtı. Ayhan işini çözdü, getirdi Cengiz’e çıkarttırdı. Bu nasıl cinayetten işini çözdü çıktı? Kesilmiş cezan var. Yargıtay’a yolladılar. İşini çözdü bunu Ankara hep biliyor gayrimeşru…”
İsmi iddianamede açıklanmayan kadın şahıs, Ayhan Bora Kaplan’ın Ankara’da bulunan Medisun Hastanesi’ni satın aldığını ve halihazırda satmaya çalıştığını, Levent Çiçek’in Ankara’nın Sincan ilçesine bağlı Ahi Evran Mahallesi’nde silah deposu olduğunu, ilk gün Kaplan’la birlikte gözaltına alınan ancak daha sonra serbest bırakılan Hıncal Alper Tansu’nun Kaplan’ın sağ kolu olduğunu iddia etti.
NE OLMUŞTU?
Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne yaptığı operasyonun ardından örgütün iki numarası Serdar Sertçelik’in gizli tanık yapıldığı, elektronik kelepçe takılıyken de önce bir restoranda tabancayla vurulduğu sonra da yurt dışına kaçtığı ortaya çıkmıştı.
Kendisini dosyanın gizli tanığı olduğunu belirten Sertçelik, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün
AKP’ye kumpas kurduğunu öne sürmüş, Emniyet mensuplarıyla yaptığı görüşmelerin ses kaydını yayılamıştı.
Sertçelik, polislerin ifadesine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, eski Adalet Bakanları Bekir Bozdağ ve Abdülhamit Gül, AKP Milletvekili Mücahit Aslan, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan ve Sadık Soylu’nun isimlerini eklemesini istediklerini iddia etmişti.
Sertçelik dışında Soylu ve Kocaman’ın ismini veren bir tanığın daha iddianameye girmesi dikkat çekti.
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Irak’ın kuzeyine düzenlenen hava harekatında, bölücü terör örgütünce kullanılan, içerisinde sorumlu düzeyde teröristlerin de bulunduğu değerlendirilen mağara, sığınak, barınak, depo ve tesislerden oluşan 37 hedefin imha edildiğini bildirdi.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, PKK/KCK ve diğer terörist unsurları etkisiz hale getirerek, Irak’ın kuzeyinden halka ve güvenlik güçlerine yönelik terör saldırılarını bertaraf etmek ve hudut güvenliğini sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Anlaşması’nın 51’inci maddesinden doğan meşru müdafaa hakkı kapsamında, Metina, Gara, Hakurk, Kandil ve Asos bölgelerindeki terörist hedeflerine hava harekatı düzenlendiği belirtildi.
Harekatla, bölücü terör örgütü tarafından kullanılan ve içerisinde sorumlu düzeyde teröristlerin de bulunduğu değerlendirilen mağara, sığınak, barınak, depo ve tesislerden oluşan 37 hedefin imha edildiği aktarılan açıklamada, harekatta azami oranda yerli ve milli mühimmat kullanılarak çok sayıda teröristin etkisiz hale getirildiği kaydedildi.
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Asil milletimizin bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri, geçmişte olduğu gibi bugün de ülkemizin ve milletimizin beka ve güvenliği için terörle mücadeleye son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar azim ve kararlılıkla devam edecektir. Bu harekat sırasında masum insanların, dost unsurların, tarihi ve kültürel varlıklar ile çevrenin zarar görmemesi için her türlü tedbir alınmıştır.”
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında kara para akladığı iddiasıyla 8 aydır tutuklu bulunan Dilan ve Engin Polat çifti iddianame düzenlendi.
27 YILA KADAR HAPİS TALEBİ
Habertürk’ten Halil Sadri Yılmaz’ın haberine göre Başsavcılık, Engin ve Dilan Polat’ın da aralarında bulunduğu 16 şüpheli için 3 ayrı suçtan 27 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi. Hazırlanan iddianame değerlendirilmek üzere Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
SORUŞTURMA TAMAMLANDI
Sosyal medya fenomeni Dilan ve Engin Polat geçtiğimiz Kasım ayında tutuklanarak cezaevine gönderildi. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli Cumhuriyet Savcısı Ahmet Çolak, yürüttüğü soruşturmayı tamamladı.
İDDİANAMEDEKİ SUÇLAR
Başsavcılık Dilan ve Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 16 şüpheli için “Örgüt yapısı içinde suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “Suç örgütü kurma ve üye olma” ve “Yasadışı Bahis” suçlarından 13 yıldan 27 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi.
HAKİM KARŞISINA ÇIKACAK
Hazırlanan iddianame Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianame kabul edilirse sanıklar önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak.
TBMM İliç Kazasını Araştırma Komisyonu 12. toplantısında Hacettepe ve Dokuz Eylül üniversitesinden akademisyenler sunum yaptı.
Anka’nın haberine göre CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un 2021 yılında şirketin kapasite artışına “ÇED olumlu” kararı verdiği hatırlatarak, faciadan sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkililerinin “asli kusurlu” bulunması nedeniyle komisyonda dinlenmesini talep etti.
Komisyona talebini ilişkin dilekçe sunan Yavuzyılmaz, ayrıca maden faciasında hayatını kaybeden 9 işçinin de ailelerinin dinlenilmesini de istedi. Komisyon’da AKP ve MHP’li komisyon üyeleri Yavuzyılmaz’ın talebine “Siyasi şov yapma” tepkisi verdi.
Yavuzyılmaz, “Şov yapmak Murat Kurum’u tekrar çevre Bakanı olarak atamaktır.” dedi. AKP’li ve MHP’li vekiller ise “Sana mı soracağız?” diye karşılık verdi.
Yavuzyılmaz, vekillere “Murat Kurum’un çağırılması gerekiyor. Siz de sorsanıza aynı kaygı niye siz de yok. Dönemin Çevre Bakanının buraya gelip gelmemesi ile ilgili bir kaygınız var mı?” diye sordu.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Haziran ayı enflasyon verilerini açıklamasıyla sigaradan alınan ÖTV miktarı 6 aylık YİÜFE olan 19.49 oranında otomatik artırıldı. Sigara grupları yeni zamları açıklamaya başladı.
Buna göre ise 4 Temmuz 2024 tarihinden itibaren güncel sigara fiyatları da belli oldu.
Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği Başkanı Erol Dündar, güncel fiyat listesini sosyal medya hesabından paylaştı.
EN DÜŞÜK SİGARA FİYATI 67 TL OLDU
Zammın ardından bir sigara grubunun güncel fiyatları şu şekilde oldu:
ABD’de 81’lik başkan Biden ile 78’lik bir önceki başkan Donald Trump’ın yarıştığı 5 Kasım’daki seçimlerden önce ilk başkanlık münazarası geçen hafta gerçekleşti. Biden, münazarada agresif ve özgüvenli Trump karşısında cümleleri karıştırmış, unutmuş, ara ara mırıldanarak konuşmuş, böylece yaşına dair endişeleri haklı çıkarmıştı.
Seçime dört ay kala Biden’ın kötü performansı Demokrat Parti’de ve seçmenlerde paniğe yol açmıştı. Öyle ki ABD’nin prestijli gazeteleri, Biden’ın kampanya bağışçıları ve kaygılı Demokratlar Biden’ı başkanlık yarışından çekilmeye çağırmıştı.
Bu çağrılara direnen Biden’ın umudu azalmış görünüyor.
Diken’in The New York Times’dan aktardığı habere göre Biden, yakın çevresine gelecek günlerde de seçmenleri başkanlığa hazır olduğuna ikna edemezse adaylığının süremeyebileceğini bildiğini söyledi.
Biden’ın adaylıktan çekilmesi halinde başkan yardımcısı Kamala Harris’in aday gösterilmesi bekleniyor.
Sarı-lacivertli kulübün eski başkanı Aziz Yıldırım, “3 Temmuz”a ilişkin bir yazılı açıklama yayımladı. “Özelde Fenerbahçe’yi topyekün ele geçirerek yönetmek, büyük camialar arasında onarılmaz fay hatları yaratarak sürekli bir çatışma ortamı oluşturmak ve genelde ise emperyal güçlerin ülkemizi de içine alan işgal alanını genişletmeyi amaçlayan alçak terör örgütü FETÖ’nün, Sarı Lacivert Duvar’a çarpmasının ve ilk kez geri çekilmek zorunda kalmasının üzerinden tam 13 yıl geçti” diyerek sözlerine başlayan Yıldırım, “13 yıl önce, bugün, sabah saatlerinde, aynı sezonda 5 branşta şampiyon olmanın verdiği gurur ve onurla uyanıp, Sapanca’da mücadele eden kürek takımımızın yarışlarını izlemeye gitmek için hazırlandığımız sıralarda, FETÖ’nün aparatı olan yargı mensuplarının talimatları ile yönlendirilen FETÖCÜ polisler tarafından, düzmece birçok iddia gerekçe gösterilerek evlerimizde göz altına alındık. Bu sürece dair çok şey yazıldı çizildi, hakkımızda yargısız infazlar yapıldı. Masum olduğumuzu bizler ilk günden beri biliyorduk, söylüyorduk. Camiamız da bize inanıyordu ve dimdik arkamızdaydı, haklıydık ve içimiz rahattı. Tutuklu iken taraftarlarımız en güzel Babalar Günü’nü, yılbaşını, bayram kutlamalarını bizlere yaşattı. Televizyon ekranlarından kahraman kadınlarımızın 55 bin kişi ile bir dünya rekoru kırdığı tarihimizin en güzel futbol müsabakasını gözlerimiz yaşlı izledik. En güzel mektupları aldık, en vefalı ziyaretçiler de bize kısmet oldu. Bütün bunlarla birlikte FETÖ bizi içeride de rahat bırakmadı. Kirli pazarlık yöntemleri ile orada da bizleri baskı altında tutmaya çalıştı. Karalama, itibarsızlaştırma furyası sür git devam etti. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerini şiar edinerek, FETÖ’nün Fenerbahçe’yi ve neticede Türkiye Cumhuriyeti’ni ele geçirmek üzere yapmış olduğu ahlaksız akıl oyunlarını tek tek bertaraf ettik. Bizler ve camiamız, eğer Atatürk’ün bizlere emanet ettiği kutsal mirasına sahip çıkamasaydık, vazgeçseydik, belki o gün yaşanan o sıkıntıları çekmezdik. Ama bugün bambaşka bir Türkiye’de, bambaşka bir Fenerbahçe’yi izliyor olurduk. Bizler ve sizler, ödediğimiz maddi ve manevi büyük bedelleri, FETÖ gibi eli kanlı bir örgütün, Fenerbahçe’yi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmemesi için, çocuklarımızın karanlık bir dünyada yaşamaya mahkum kalıp, üzülmemesi için ödedik” ifadelerini kullandı.
‘FETÖ MENSUPLARI FAALİYETLERİNİ SÜRDÜRÜYOR’
FETÖ tehlikesinin her zamankinden daha fazla ve farklı formlarda devam ettiğinin altını çizen Aziz Yıldırım, şunları kaydetti:
“Örgüt mensupları, Türkiye’de, her kurumun içerisinde, farklı maskelerle faaliyetlerini sürdürüyor. Gelinen noktada, 3 Temmuz Kumpasının üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen hain terör örgütünün bu denli güçlü kalabilmesi son derece üzücü ve düşündürücüdür. Bu tehdit devam ettiği sürece Fenerbahçe’miz için yapmış olduğumuz mücadele kararlıkla sürmeli, hiçbir şey uğruna, hiç kimse için bu mücadeleden vazgeçilmemelidir. Tüm camiamızın sürekli olarak sorgulaması elzem olan husus şudur: Bizler 3 Temmuz’da neden hapis yattık? Neden 1 yıl boyunca 4 duvar arasında, özgürlüğümüzden, ailelerimizden mahrum kaldık? Neden kulübümüz, yıllarca hak etmediği muamelelere maruz kaldı? Neden maddi ve manevi kayıplar verdik? Neden çocuklarımız Fenerbahçe için göz yaşı döktüler? Neden bu karanlık yapı bugün de karşımızda durup rövanş alma peşinde koşmaktadır?
‘BÜYÜK BİR TEHLİKE GELİYOR’
Bu soruları soruyorum çünkü büyük bir tehlikenin gelmekte olduğunu görüyorum. Çünkü, dönemin aktörlerini, onların PR’cılarını ve onları aklayanları camiamızın içinde dahi görmeye başladım. Bu soruları soruyorum çünkü ben Fenerbahçe’yi çok seviyorum…
Buradan açıkça ifade etmek isterim ki, 3 Temmuz bitmedi. Rövanş almanın peşindeler. Bunu zamanla herkes görecek, anlayacak. Bizlere düşen, 3 Temmuz’daki duruşumuzdan asla taviz vermeden, zararların tazmini konusunda yolumuza ve mücadelemize kararlılıkla devam etmektir. Bizlere ve kulübümüze bu acıları yaşatanlara, geçmişi unutarak, merhamet etme, affetme, o yapıya bulaşmış olanları hiçbir şey olmamış gibi aramıza alma lüksümüz yoktur. Birliğimizin ve beraberliğimizin her daim 3 Temmuz ruhu ile sürmesi bunun için çok önemlidir. Bir ve beraber olduğumuz müddetçe bizi yenecek güç yoktur. Bu noktada, 13 yıl önce başlayan kutsal mücadelemizde bizleri asla yalnız bırakmayan, bizler ve kulüpleri için varını yoğunu veren, sarı-lacivert duvarı ören şanlı taraftarlarımıza tekrar teşekkür eder, saygı ve sevgilerimi sunarım.”
Olay, dün akşam saatlerinde Çankaya ilçesine bağlı Hilal Mahallesi’nde meydana geldi. İş insanı Nihat Karaaslan, arkadaşı Cengiz A. ile birlikte evinin altında bulunan markete alışveriş yapmak için gireceği sırada kimliği belirsiz bir kişinin silahlı saldırısına uğradı. Tabancayla açılan ateş sonucu Karaaslan, arkadaşı Cengiz A. ve markette çalışan bir kişi vurularak yaralandı. Saldırı markette panik ve korkuya neden olurken, ihbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralılar, ilk müdahalelerinin ardından ambulanslarla hastaneye kaldırıldı. Ağır yaralanan Karaaslan, yoğun bakımda tedaviye alındı. Polis, olayın ardından kaçan şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı. Çevredeki güvenlik kameralarının kayıtları incelenirken, çalışmalar sürüyor.
‘SORUŞTURMANIN SONUCUNU BEKLEYECEĞİZ’
Karaaslan’ın avukatı Hüseyin Çıvkın, müvekkilinin kimliği bilinmeyen bir kişinin saldırısı sonucu yaralandığını belirterek, “Hastanede tedavisi sürüyor. Ameliyat olduktan sonra yoğun bakımda tedavisi devam ediyor. Diğer 2 kişinin durumu iyi. Daha önceden de yine ofisinin etrafında şüpheli şahısların olduğu birçok olay yaşandı. Bunlar emniyet ve adli birimlere intikal etti. Müvekkilim olaylarla ilgili sorumlu olabileceğini düşündüğü kişileri de adli makamlara intikal ettirmesine rağmen bu şahıslar hakkında da herhangi bir işlem şu ana kadar olmadı. Soruşturma devam ediyor” dedi.
Çıvkın, şu an Karaaslan’ın sağlık durumunun iyiye gittiğini söyleyerek, “Olayla ilgili emniyetle iş birliği halinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Olayın aydınlatılmasını ümit ediyoruz. Olayı gerçekleştiren şahsın kamera görüntülerinin olduğu tarafımıza bildirildi; fakat yakalanmadığını biliyoruz. Kimliği hakkında herhangi bir bilgi şu ana kadar elimize geçmiş değil. Adli makamların ve emniyetin soruşturmasının sonucunu bekleyeceğiz” ifadelerini kullandı. (DHA)
Sabiha Gökçen Havalimanı Genel Havacılık Terminali’ne inen özel uçakta Mourinho’ya Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, Fenerbahçe Sportif Direktörü Mario Branco ve Ali Koç’un seçimi kazanması durumunda bir sonraki dönemde yönetim listesinde yer alacak Acun Ilıcalı eşlik etti.
Mourinho, kendisini taşıyan özel uçağın inmesinin ardından havalimanında toplanan taraftarları selamlamak için apronun dışına çıktı.
Portekizli çalıştırıcı, taraftarları selamladıktan sonra havalimanına geri dönerken, kendisini kalacağı otele götürecek helikoptere bindi.
Daha sonra Jose Mourinho, kendisini Fenerbahçe’ye bağlayacak sözleşmeyi imzalamak için Ülker Stadı’nda düzenlenen törene geldi.
İmzaların öncesinde Ali Koç ve Mourinho açıklamalarda bulundu.
ALİ KOÇ: DÜNYA TARİHİNİN GÖRDÜĞÜ İLK 5 HOCADAN BİRİ
“Büyük Fenerbahçe ailesi, büyük Fenerbahçe taraftarı kurulduğumuzdan bu yana 100 yılın üzerinde maçlarımızı oynadığımız tarihi mabedizime hoşgeldiniz. Ekranlarda bizi seyreden milyonlarca taraftarımızı selamlıyorum. Bugün kulübümüz adına tarihi bir adım atıyoruz. İnşallah, Allah sonunu hayırlı getirir. Teknik direktörüz Jose Mourinho’ya, “Hoşgeldin” diyorum. Kendisi tartışmasız yaşayan, hayatta olmayan tüm hocalar arasıdan dünya tarihinin gördüğü ilk 5 hocadan biridir. Fenerbahçe’mizin şampiyonlukları için bizi tercih etmiştir. Kendisi dünyanın en büyük kulüplerinde yılın teknik direktörü ödülünü kazanmış, 27 kupa kazanmış, dünyada tek 3 UEFA kupası kazanmış ve adını dünya futboluna yazdırmış dünya markası olmuş bir teknik direktörümüz vardır. Bugün attığımız imza, Fenerbahçe’yi taşımak istediğimiz seviyenin müjdeleyicisidir. Başka kulüplerdeki, başka liglerdeki “winner” hoca konumunu burada gösterecektir. Jose Mourinho dün akşam yaptığı yorumlarla kulübümüzün ve memleketimizin olağanüstü bir tanıtımını yapmıştır. Yapmaya da devam edecektir. Halihazırda çok kuvvetli bir kadromuz var. İnşallah olağanüstü bir teklif gelmediği takdirde hepsini tutacağız. Üstüne koyacağımız oyuncularla birlikte, bu senenin zaten gerçek şampiyonu biziz, seneye hepimizin arzuladığı şampiyonluk önümüzdeki şampiyonlukların habercisi olacaktır. Zaten bu senenin gerçek şampiyonu biziz. Seneye hepimizin hedeflediği ulaşacağımız şampiyonluk, önümüzdeki şampiyonlukların habercisi olacaktır. İçimiz, içimize sığmıyor. Allah yar ve yardımcımız olsun. Yaşa Fenerbahçe.”
JOSE MOURINHO’DAN İLK MESAJ
“Tünaydın. İlk önce sevginize teşekkür ediyorum. Adım Fenerbahçe ile geçtiği ilk andan itibaren gösterdiğiniz sevgiyi hissettim. Normalde bir teknik adam elde ettiği zaferden sonra sevgiyi görür ama ben şimdiden bunu hissettim. Bana büyük bir sorumluluk veriyor. Size söz veriyorum ki şu andan itibaren ben de sizin ailenizdenim. Fenerbahçe forması artık bedenimin bir parçası. Futbol bir tutku ve bu tutkuyu hissedebileceğimiz en iyi yerlerden bir tanesindeyim. Ali Koç’la tanıştığım ilk andan itibaren buraya sizler için burada olmayı çok istedim. Sizler çok büyük bir taraftar grubusunuz. Sizin bir tutkunuz için burada olmayı çok istedim. Şu dakikadan itibaren sizin hayalleriniz, benim hayallerim…”
Daha sonra hem Mourinho, Hem de Ali Koç sözleşmeye imza attı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Rize 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen çay mitingde, çayda fiyat açıklandığı günden itibaren Rize’de büyük bir moral bozukluğu, umut kırıklığı, yükselen bir tansiyon olduğunu söyledi.
Milletin gündeminde olmayan hiçbir konunun kendisinin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin gündeminde olmayacağını belirten Özel, “Asla kısır çekişmelerle kimlik siyasetiyle lüzumsuz polemik ve kavgalarla meşgul olmayacağız ama milletin gündeminde ne varsa o bizim gündemimizde olacak. Onu konuşacağız, onu anlatacağız. Müzakereler yapacağız. Eğer sonuç alamazsak sokaklar bizimdir, meydanlar bizimdir, sizin sesinizi, sesimizi duyuracağız.” ifadelerini kullandı.
Özel, birilerinin siyasetteki normalleşmeden rahatsızlık duyduğunu ifade ederek, normalleşmenin muhalefetin dozunu düşürmek, vatandaşın sorununu görmemek olmadığını söyledi.
Normalleşmenin müzakere ve mücadele etmek olduğunu dile getiren Özel, şöyle devam etti:
“Buradan Sayın Erdoğan’a kendi memleketinde hakaret etmenin, tartışmanın, onunla kavga etmenin ne bana ne kendisine ne Rize’ye ne Türkiye’ye faydası var. Ancak ben buradan Sayın Erdoğan’a kendi memleketinden, AK Partili, MHP’li, CHP’li, İYİ Partili her görüşten hemşehrisinin sesini duyurmaya, çay üreticisinin sesini duyurmaya geldim. Rize’den katılımın yanı sıra Artvin’den, Trabzon’dan, Ordu’dan, Giresun’dan çay üreticileri var. Hepiniz hoş geldiniz. Bugün mücadeleye destek olmak, hemşehrilerinin yanında olmak için Samsun’dan dahi kalkıp gelenler var, hoş geldiniz. Buraya katılımlarına katkı sağlayan il başkanlarıma, örgütümüze yürekten teşekkür ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugün burada bulunmamızın en önemli sebebi 31 Mart’ta hep birlikte büyük bir başarı kazandığımız Türkiye ittifakının bize yüklediği sorumluluktur. O yüzden ben Türkiye ittifakının verdiği görev ve sorumlulukla buraya geldim.”
Özel, mitingin düzenlendiği alandaki bayraklara dikkati çekerek, “Meydanda Türk bayrağının yanında miting bayrakları var. Miting bayraklarını gösterin. Üzerinde ‘Çayda sömürüye son yazıyor.’ ama aynı zamanda bayrağın kırmızısını, çayın yeşilini ve karasını ama Filistin bayrağının rengini taşıyor. Bu tasarım için, kendi derdini anlatırken Filistin’i unutmayanlar için emeği geçenlere, il başkanımıza, milletvekilimize yürekten teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun.” diye konuştu.
Filistin’i tanıyan ülkeleri tek tek aradıklarını ve teşekkür yazısı yolladıklarını kaydeden Özel, “Şu ana kadar 50’ye yakın ülke tanıdı. Bütün dünyanın Filistin’i tanımasını bekliyoruz. ‘Zulüm dursun’ diyoruz, İsrail’in yaptığı katliamları, soykırımını bir kez de Rize’den lanetliyoruz.” dedi.
Özel, Türkiye’nin bir tarım ülkesi olmasıyla yıllarca övündüklerini, son yıllarda bu vasfın kaybedilmesini üzüntüyle takip ettiklerini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çiftçilere gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i kadar destekleme verilecekti. Peki hiç verildi mi? Hiç verilmedi. Ne kadar veriliyor? Binde 2. Yüzde 1, binde 2. Öyle olunca toplamda 853 milyar lira alacağınız var devletten. Sadece geçen sene 178 milyar lira ödenmesi gerekirken size ödenmeyen desteklemedir ve bu sene eğer yüzde 1 verilecek olsa alınacak para 410 milyar lira iken bu parayı sizlere, çay üreticilerine, fındık üreticilerine, bizi doyuranlara ödemek yerine, çetelere, müteahhitlere, zenginlere verenlere yazıklar olsun. Hangi ürüne ne destek verileceği 1 yıl önceden ilan edilmelidir. Çiftçi ne ekip biçeceğine ona göre karar vermelidir. Ayrıca bu ürünlerden destek verilen, üretilmesi istenenler için yüksek primli teşvik sistemi oluşturulmalıdır. Sulamada kullanılan elektrik borçları hemen bugün değil, ürün satılınca ödenebilmelidir.”
Özgür Özel, çiftçilere ait banka ve tarım kredisi borçlarının faizlerinin silinerek 5 yıla kadar yapılandırılması, çiftçinin elinde kalan ürünlerin devlet tarafından mutlaka alınması gerektiğini söyledi.
‘ÇAY MİTİNGİ 100 YILLIK BİR YÜRÜYÜŞÜN GELDİĞİ NOKTADIR’
Gıda enflasyonunu düşürmek için üretici fiyatını düşürmek yerine üretim maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini kaydeden Özel, “Çiftçilerin çektikleri sıkıntıları bitirmek gerekir. Çaya gelince Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün Rize meydanında yapmış olduğu bu çay mitingi 100 yıllık bir yürüyüşün geldiği noktadır. 100 yıldır buralarda çay tarımı yapılmaktadır. Ancak Türkiye çay tüketiminde birinci sıradayken çay üretiminde beşinci sıradadır. Yani diğer ürünlerde, örneğin üzümün çoğu ihraç edilmektedir. Fındıkta benzer durumlar vardır. Ama çayda yerli tüketim yeterince vardır.” ifadelerini kullandı.
Özel, sadece çay ithalatının denetlenmesi ve kaçak çaya engel olunması halinde sıkıntıların çözülebileceğini savunarak, şöyle devam etti:
“1,5 milyon insan, 210 bin aile çayla geçiniyor. Maalesef bugün en büyük sıkıntı Cumhuriyet tarihi boyunca en kötü durum buradadır. Biliyorsunuz bir çay fiyatı açıkladılar. Kim açıklar çay fiyatını? Bakan, başbakan açıklar. Şimdi bakan yok, başbakan yok, hükümetin başı gelir açıklar. Senelerce tütün fiyatı, memleketim Manisa’da Akhisar’da açıklandı. Üretici fiyatı beğenirse kasketi havaya atardı gazeteler yazardı, ‘Fiyat güzel, kasket havada.’ Fiyat beğenilmezse kasketi alırdı yere çalardı, tütün fiyatı kötü, kasketler yerde. Şimdi hadi bakalım gelin açıklayın, ortada kimse yok. Çay fiyatını açıklamayan bir tarım bakanı, çay fiyatını açıklamayan hükümetin başkanı, Cumhurbaşkanı olur mu? Çayı niye tweet atarak açıklıyorsunuz? Gelin Rizelinin gözüne bakın, 17 lirayı söyleyin, bakalım kasketler nasıl yere çalınıyor. 17 lira çay fiyatını açıklamaya utanıp tweet attırıyorlar. ‘2 lira da destekleme var’ diyor. Seneye martta, nisanda. O yüzden o 2 lira da bugünün 2 lirası değil, 1 sene sonranın 2 lirası.”
Verilen 17 liralık yaş çay alım fiyatını kabul etmediklerini belirten Özel, ÇAYKUR’da çalışan işçilerin de sorunu bulunduğunu söyledi.
‘GÖZÜNÜZÜN İÇİNE BAKACAĞIZ’
Özel, çay üreticisinin sorunlarının çözümü konusunda önceliğin çay kanununun çıkarılması olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Ancak bu kanun hükümetin 1,5 yıl önce getirdiği, çay üreticisini perişan eden, tamamen özel sektörün eline teslim eden, uluslararası çay tekellerinin topraklarımızda egemenlik kurmasını sağlayacak bir teklif olmamalıdır. Biz geçmişte sizin hemşehriniz İstanbul milletvekilimiz Mehmet Bekaroğlu’yla bu dönem sizin evladınız, bizim abimiz Tahsin Ocaklı ile dört başı mamur bir çay teklifi verdik. Teklife ‘Evet’ dediğinde, işçinin de sorunu çözülüyor, üreticinin de sorunu çözülüyor, Rize’nin de yüzü gülüyor. Trabzon’un da Artvin’in de nerede çay üreten varsa yüzü gülüyor. Taşkın Bey önergeyi verdi, maalesef AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Buradan çağırıyoruz, Tahsin Bey öneriyi bir daha verin, hemşehrileriniz için verin. Buradan Sayın Bahçeli’ye, Sayın Erdoğan’a, Rize’nin bütün milletvekillerine, Karadeniz vekillerine sesleniyoruz. Önergeyi vereceğiz, gözünüzün içine bakacağız. Rize’yi unutmayın. Çay üreticisi elini uzatıyor, bu eli havada bırakmayın, bu eli boşta bırakmayın. Tutun elimizi tutun, önergeyi reddetmeyin.”
Çayda her yıl üretim maliyetlerinin üzerine hakkaniyetli bir kar oranı konularak taban fiyatın erkenden açıklanmasını isteyen Özel, ayrıca organik çay üreticisinin taban fiyatının da açıklanan fiyatın en az iki katı olması gerektiğini kaydetti.
‘YURDA KAÇAK YOLLARLA GELEN ÇAYLAR ENGELLENMELİDİR’
Özel, çaya yönelik destekleme oranlarının artırılması gerektiğini öne sürerek, “Çay üreticisine söz verilen banka promosyon ödemelerine derhal başlanmalı. Çay verimliliğin artması için düşük verimlilikle mücadele yapılmalı, ürün çeşidi artırılmalı, yurda kaçak yollarla gelen çaylar engellenmelidir. Buradan hatırlayalım, bir selam yollayalım, ne diyordu Kemal Bey? ‘Kaçak çayları getireceğim, Rize meydanında yakacağım.’ CHP’yi iktidara taşıyacağız. Kaçak çayları buraya getireceğiz. Çayları yakmaya Kemal Bey’i de davet edeceğiz. Kemal Bey’in sözü partimizin sözüdür. Önünde sonunda o işi yapacağız.” dedi.
Konuşması öncesinde çay fabrikalarının bacalarında bulunan filtre sistemiyle ilgili şikayetler aldığını aktaran Özel, Rize’de 160’a yakın özel fabrikanın pek azının bacasında filtre bulunduğunu, olmayanların bacalarına filtre takması, ilgili bakanlığın da bunu mutlaka denetlemesi gerektiğini ifade etti.
Özgür Özel, bölgede en önemli sıkıntılardan birinin de fındık üreticisinin sorunları olduğunu belirterek, “Türkiye yüzde 70’ini üretiyor ama parayı çok uluslular kazanıyor. İhracat gelirimiz 2 milyar dolar civarında, maliyetler her gün artıyor. Biz fındığın sorunlarını biliyoruz. ‘Fındıkla ilgili sakın çayda yapılanları yapmaya kalkmayın.’ diye uyarıyoruz. Karadeniz’i batısından, ortasından doğusuna yalnız bırakmamaya Karadeniz’le birlikte olmaya söz veriyoruz. Hep burada, hep yanınızda olacağız. Bugün Rize’ye geldik, sizi duyduk, sesimizi duyurduk. Bundan sonra da hep birlikte olacağız. Bugün burada olan sosyal demokratlara, muhafazakar demokratlara, milliyetçi demokratlara, Rize’nin bütün demokratlarına teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
Çayın baş tacı olduğu günleri görmek istediklerini dile getiren Özel, “Artık yüzümüz gülsün, Rize’nin yüzü gülsün istiyoruz. Rize’deki AK Partililer, Rize’deki MHP’liler alın terinin rengi, alın terinin partisi olmaz. Alnınızın teri kutsaldır. Alın terinin karşılığını vermek devletin boynunun borcudur. Doğru çay fiyatının, 31 Mart tarihinde yapılan seçimden önce Rize Pazar’da 25 lira olması gerektiğini söylemiştim. Buradan çağrımı tekrarlıyorum. 17 liralık fiyatın üzerine tam 8 liralık destekleme verilmeli. Bu para da en geç ağustos ayının sonunda ödenmelidir. Buradan sesimizi duyuralım. Ne kadar istiyoruz? 25.” değerlendirmesinde bulundu.
Özgür Özel, miting öncesinde Gündoğdu Mahallesi’ndeki bir çay bahçesine giderek üreticilerle bir araya geldi, çay hasat etti.
Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), seçimlerin yenilenmesine karar verdiği Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde, Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclisi üyeliği seçimi için oy verme işlemi başladı.
YSK, 31 Mart’taki Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ardından yapılan itirazları incelemiş, Hilvan ilçesindeki seçimlerin yenilenmesine karar vermişti. Bu kapsamda Hilvan’da oy verme işlemi saat 08.00 itibarıyla başladı, oy verme işlemi saat 17.00’de tamamlanacak.
İlçede kayıtlı bulunan 27 bin 686 seçmen, kurulan 125 sandıkta oy verme işlemini gerçekleştirecek.
Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), seçimlerin yenilenmesine karar verdiği Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde seçmenler sandık başına gitti.
İlçedeki okullara kurulan sandıklara giden vatandaşlar, saat 08.00 itibarıyla oy kullanmaya başladı.
Sandık görevlilerinden zarf ve pusulalarını alan seçmenler, oylarını kullandıktan sonra imza atarak oy verme işlemini tamamladı.
İlçede, 141 sandıkta, 18 bin 960 seçmen oy kullanacak. Öte yandan, hastalığı veya engeli sebebiyle sandığa gidemeyen seçmenler de seyyar sandıkta oy kullanıyor.
İl genelinde seçim güvenliğinde çok sayıda polis ve jandarma görev yapıyor.
İlçede oy kullanma işlemi saat 17.00’de sona erecek.
31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde kesin olmayan sonuçlara göre, ilçede CHP’nin adayı Deniz Yağan 5 bin 82, Menduh Uzunluoğlu ise 4 bin 758 oy almıştı.
İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı, 3 Nisan’da, mühürsüz torba teslimi nedeniyle Pınarbaşı Belediye Başkanlığı ve İlçe Belediye Meclis Üyeliği seçimlerinin iptaline, seçimin 2 Haziran 2024 Pazar günü yenilenmesine karar vermişti.
Büyükkarıştıran’da oy kullanma işlemi başladı
Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), kısıtlı iki kişinin oy kullandığı gerekçesiyle seçimlerin yenilenmesine karar verdiği Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesine bağlı Büyükkarıştıran beldesinde belediye başkanlığı seçimi için oy verme işlemi başladı.
YSK görevlileri, vatandaşların oy kullanacağı 3 okuldaki 16 sandıkta hazırlıklarını tamamladı.
Seçmenler, 6 parti adayının yarıştığı seçimde saat 08.00 itibarıyla oy vermeye başladı.
Oy verme işlemi saat 17.00’de sona erecek.
31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde DSP’nin adayı Hakan Karaman 2 bin 59, CHP’nin adayı Ertuğrul Çamlıca 2 bin 57 oy almıştı. Kısıtlı iki kişinin oy verdiği tespit edilince seçimler iptal edilmişti.
SİVAS’IN GÜNEYKAYA BELDESİNDE OY KULLANMA İŞLEMİ BAŞLADI
Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), seçimlerin yenilenmesine karar verdiği Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Güneykaya beldesinde seçmenler, belediye başkanlığı seçimi için sandık başına gitti.
Beldede bulunan Güneykaya Anadolu Lisesi’nde kurulan sandıklara giden vatandaşlar, saat 08.00 itibarıyla oy kullanmaya başladı.
Sandık görevlilerinden zarf ve pusulalarını alan seçmenler, oylarını kullandıktan sonra imza atarak oy verme işlemini tamamladı.
Beldede, 5 sandıkta, 1140 seçmen oy kullanacak.
Oy kullanma işlemi sırasında zaman zaman gerginlik yaşanan okulda jandarma ekipleri güvenlik önlemi aldı.
Beldede oy kullanma işlemi saat 17.00’de sona erecek.
Yıldızeli İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı, seçim torbalarındaki sonuç tutanaklarının düzenlenmediği gerekçesiyle seçimlerin iptaline ve 2 Haziran’da yenilenmesine karar vermişti.
TUNCELİ’NİN AKPAZAR BELDESİNDE OY KULLANMA İŞLEMİ BAŞLADI
Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), seçimlerin yenilenmesine karar verdiği Tunceli’nin Mazgirt ilçesine bağlı Akpazar beldesinde seçmenler, belediye başkanlığı seçimi için sandık başına gitti.
Akpazar beldesinde, YSK tarafından 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin iptal edilmesi nedeniyle belediye başkanlığı seçimi yeniden yapıldı.
Saat 08.00’da oy verme işleminin başlamasıyla beldedeki seçmenler, sandıkların kurulduğu Akpazar Ortaokulu ve 15 Temmuz Şehitler Anadolu Lisesine geldi.
Sandık görevlilerince kimlik bilgileri kontrol edilen seçmenler, daha sonra zarf ve pusulalarını alarak oylarını kullandı.
Beldede, 10 sandıkta 1700 seçmen oy verme işlemi gerçekleştirecek.
Jandarma ekipleri de okulların çevresinde güvenlik önlemi aldı.
Akpazar beldesinde AK Parti, 31 Mart’taki seçimlerde sandık görevlilerince bazı seçmenlere belediye başkanlığı pusulası verilmediği iddiasıyla seçim sonuçlarına itiraz etmiş ve incelemenin ardından itirazı kabul eden Yüksek Seçim Kurulu seçimi iptal etmişti.
AKSARAY’IN GÜZELYURT İLÇESİ VE SAĞLIK BELDESİNDE VATANDAŞLAR SANDIĞA GİTTİ
Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), seçimlerin yenilenmesine karar verdiği Aksaray’ın Güzelyurt ilçesi ve Sağlık beldesinde seçmenler, belediye başkanlığı seçimi için sandık başına gitti.
Güzelyurt ilçesinde, YSK tarafından 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin iptal edilmesi nedeniyle belediye başkanlığı seçimi yeniden yapılıyor.
Saat 08.00’de oy verme işleminin başlamasıyla ilçedeki seçmenler, sandıkların kurulduğu Atatürk Ortaokulu’na geldi.
Sandık görevlilerince kimlik bilgileri kontrol edilen seçmenler, daha sonra zarf ve pusulalarını alarak oylarını kullandı.
İlçede, 9 sandıkta 2 bin 32 seçmen oy verme işlemi gerçekleştirecek.
Polis ekipleri de okulların çevresinde güvenlik önlemi aldı.
Merkeze bağlı Sağlık beldesinde ise 8 sandıkta 1799 seçmen oy kullanacak.
Güzelyurt ilçesinde AK Parti, 31 Mart’taki seçimlerde “kısıtlı seçmenlerin” oy kullandığı gerekçesiyle seçim sonuçlarına itiraz etmiş ve incelemenin ardından itirazı kabul eden Yüksek Seçim Kurulu seçimi iptal etmişti.
EDİRNE’DE TEMİZLİK GÖREVLİSİNİN HATASI YÜZÜNDEN UMURBEY MAHALLESİ BİR KEZ DAHA SANDIĞA GİTTİ
Bu arada Edirne’de sandıktan çıkan ve sayılmayan muhtarlık oy pusulalarının temizlik görevlisi tarafından yanlışlıkla çöpe atıldığı iddiasıyla İl Seçim Kuruluna yapılan itirazın ardından iptal edilen ve tekrarlanan Umurbey Mahallesi muhtarlık seçimi için oy verme işlemi başladı.
Mahalledeki Selimiye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde kurulan 6 sandıkta oy verme işlemi yapılıyor.
İl Seçim Kurulu Seçim Müdürü Sevil Cellek, okula gelerek sandık kurullarını dolaştı.
Seçmenlerden İzzet Çekiç, AA muhabirine, bir önceki seçimin iptali nedeniyle yeniden oy vermeye geldiklerini söyledi.
31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde muhtar adayı Turhan Özgünden, bir sandıktaki pusulaların temizlik görevlisince çöpe atıldığı iddiasıyla İl Seçim Kuruluna itirazda bulunmuş, Kurul itirazı değerlendirerek Umurbey Mahallesi için muhtarlık seçimlerinin yenilenmesi kararı almıştı.
YSK BAŞKANI AHMET YENER: OLUMSUZ DURUM YOK, HER ŞEY YOLUNDA GİDİYOR
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener, 3 ilçe ve 4 beldede yenilenen yerel seçimlerle ilgili, “Şu an için herhangi bir olumsuz durum yok, her şey yolunda gidiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
31 Mart’taki Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ardından yapılan itirazlar sonucunda seçimlerin yenilenmesine karar verilen 3 ilçe ve 4 beldede oy verme işlemi sürüyor.
YSK Başkanı Yener, YSK önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, seçimlerin sorunsuz olarak devam ettiğini bildirdi ve bu şekilde devam etmesini temenni etti.
Yener, saat 17.00 itibarıyla sandıkların açılacağını anımsatarak, “21.00’den önce yayın yasağının kaldırıp kaldırılmayacağına kurul olarak karar verip sizlere duyuracağız. Şu an için herhangi bir olumsuz durum yok, her şey yolunda gidiyor.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP 31. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak zulme, katliama, 76 yıldır devam eden adaletsizliğe her platformda itiraz ediyoruz. Tüm imkanlarımızla Filistin halkının yanında duruyoruz. Bölgemizi ve tüm dünyayı felakete sürükleyen Netanyahu denen bu barbara, bu hayduda, gözünü kan bürümüş bu muhterise artık dur denilmelidir.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki terör üreten bataklıklar kurutulmadan Türkiye huzura eremez, kendini güvende hissedemez.” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeni anayasa konusunda samimiyiz, uzlaşıya açığız. Bu meselenin siyasi bilek güreşine çevrilmesini doğru bulmuyoruz. En geniş mutabakatla Türkiye’yi darbe anayasası ayıbından hep beraber kurtaralım.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi hep beraber yeni şeyler söylememiz, milletimize umut aşılamamız, milletimizin dertlerine derman olacak bir yol haritası koymamız gerekiyor. Enflasyon sorununu mutlaka çözeceğiz. Tek haneli enflasyon oranlarını inşallah yakalayacağız. Bunu geçmişte başardık, inşallah tekrar başaracağız.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dört yıllık seçimsiz dönemi Türkiye için tam anlamıyla bir icraat, eser ve hizmet seferberliğine dönüştürmeyi amaçlıyoruz.” diye konuştu.
Hilvan’da seçim güvenliği sağlamak için görevlendirilen polisleri taşıyan midibüsün motoru, Şanlıurfa-Diyarbakır kara yolu GAP Havalimanı yakınlarında alev aldı. Durumu fark eden sürücü, aracı kenara çekip, polisleri tahliye etti. İhbarla bölgeye ekipler gönderilirken, araç kısa sürede alev topuna döndü. Ekipler alevlere müdahale ederken, midibüs kullanılamaz hale geldi. Yangın ile ilgili soruşturma başlatıldı. (DHA)
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Irak ve Suriye’nin kuzeyinde toplam 16 teröristin etkisiz hale getirildiğini bildirdi.
MSB’den yapılan açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Irak’ın kuzeyindeki Hakurk ve Metina bölgelerinde 14 PKK’lı, Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı bölgesinde ise 2 PKK/YPG’li teröristi etkisiz hale getirdiği belirtildi.
Açıklamada, terörün kaynağında yok edilmesi için operasyonlara azim ve kararlılıkla devam edileceği vurgulandı.
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) üyeleriyle İstanbul’da bir araya geldi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılının kutlandığı 29 Ekim 2023 gününde Ankara’da kurulan Cumhuriyetçi Vatanseverler Hareketi, partileşme kararını Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 105. Yılında, 19 Mayıs’ta İliç’ten ilan etmişti.
İlgili Haber
19 Mayıs’ta tarihi adım… Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi kuruluşunu ilan etti: ‘Görev bize düşmüştür’
2 hafta önce
CVP’nin kuruluşunun ardından CVP Kurucular Kurulu üyeleri Nihat Genç, Serkan Öz, İsmail Hakkı Atal ve Sedat Cezayirlioğlu İstanbul’da parti üyeleriyle bir araya geldi.
CVP kurucuları toplantıda partinin kuruluş süreciyle ilgili bilgi verdi.
Konuşmalardan satır başları şöyle:
Nihat Genç:
‘CUMHURİYET SAHİPSİZ KALMIŞTIR’
“Türk milletinin kaderine Türk milletinin öz evlatları karar verecektir. Sözün özü iş başa düştü.
Bugün çok net bir şekilde milli bir irade yoktur, holding medyasının Türk milletinin dertleriyle uzaktan yakından alakası yoktur.
CHP hem altı okunu inkar etti hem de cumhuriyetin kazanım değerlerini inkar etti ve Cumhuriyet sahipsiz kalmıştır.
‘İTİRAZ KÜLTÜRÜ GELİŞMELİ’
Gelen de aynı giden de aynı, buna bir itiraz kültürü geliştirmemiz lazım. Benim şahsi görüşüm cumhuriyetin elden çıkmasının sebebi Cumhuriyet’i sahiplenecek bir halk olmamasındandır. Halk cumhuriyetin yaşayabilmesi için, yani bağımsız organlarının, meclisinin, milli iradesinin yaşayabilmesi için, itiraz edendir, dilekçe verendir, hakkını arayandır.
Tüm dünyada ahlak şudur; kendi karnını kimseye ihtiyacın olmadan doyurmaktır. Dünya coğrafyalarının en şaheser topraklarına sahibiz. Bütün ovaları gözünüzün önünden geçirin, Aydın ovası, Afyon ovası, Biga ovası, Niksar ovası, Konya ovası, Eskişehir ovası, Niğde ovası… Bunlardan bir tanesi İtalya’yı, Hollanda’yı tek başına doyurur. Sadece Bozok yaylası imparatorluklar doyurmuştur. Yaylalarımızı, ovalarımızı, dağlarımızı hiçbirini kullanamıyoruz.
‘BU HEYECANI MİLLİ MEŞALE KABUL EDELİM’
Sizden bir şey rica ediyorum, Sedat Cezayirlioğulları’nın, İsmail Hakkı Atal’ların, Serkan Öz’lerin sayılarını arttıralım. Bu milli heyecanı bir milli meşale kabul edelim. Bu milli meşale Cumhuriyet meşalesidir.
‘10 BİN İNANMIŞ İNSAN KALDIRAÇ OLUR’
10 bin, 20 bin, 30 bin inanmış insan ekseni kaydırır, kaldıraç olur. Halkın harekete geçmesi için feryat eden halkın kendisi yola çıkacak.
‘ASIL DEVRİM ZİHNİYET DEVRİMİDİR’
Hayal eden insanlar umut etme hakkına sahiptir. İnsanları aşağılaya aşağılaya, ‘bir şey yapılamaz’ diye diye insanlarda başka bir ruh hali yarattılar. Asıl devrim zihniyet devrimidir, bu zihniyet değişecek. Milli heyecanlar çok etkilidir, fırtınası hiçbir şeye benzemez. Elimizden değerlerimizi ve cumhuriyetimizi aldılar. Meydana kim çıkarsa çıksın ben buradayım.
‘KENDİMİZE İNANIYORUZ’
Biz bu topraklarda karnımızı doyurabiliriz, milli bir programımız var, milli bir kalkınma programımız olabilir, kendimize inanıyoruz. Kendine inancını yitirenler sıcak paranın peşine düşer. Yaşı benim gibi olanlar, Özal’dan beri bir girdap, borç borç borç… Önce Tansular geldi, sonra bunlar geldi. Satıp karşılayacağız, sattılar sattılar sattılar! Daha nereye kadar? Ayrıca sata sata toprak bitti, yayla bitti şimdi Araplara satıyorlar. Arkadaşlar neyi sattınız be? Dinimizi sattınız be, namusumuzu sattınız be, onurumuzu sattınız be, geleneklerimizi sattınız be, hala satıyorsunuz nereye kadar? Onur diye bir şey var, biz bu toprağın çocuklarıyız, onurumuz var. Burada toplanmamızın sebebi bu onuru hukuk temelinde partileştirmek, milli irade olarak hayata sokmak.”
Serkan Öz:
‘ERDOĞAN’IN ANAYASAL ZEMİNİ YOK’
“Şu anda cumhurbaşkanlığı makamında oturan Recep Tayyip Erdoğan anayasal zeminden yoksun işgal sürecindedir.
Cumhuriyet ve devrimci iradeyi tanımlarken altyapı ve üstyapı ilişkileri, üretim kimler için olacak, kimler üretecek, kimler için ne kadar bölüşüm yapılacak, gibi soruları cevaplayacağız. Biz bu yapıyı inşaa etmeden olmaz, oralara parti tüzüğünde sert cümleler koyduk belki daha da sert koymak gerekirdi. Ücret politikasından, kamu personeli rejimine kadar, askerlik hizmetine kadar önerilerimiz var.
‘TÜRK ORDUSU TÜRK MİLLETİ İLE KADER BİRLİĞİ YAPMALI’
Burada en önemli basamaktan bahsediyorum, Türk ordusu Türk milleti ile beraber bir kader birliği içerisine girmezse biz Cumhuriyet devrimini yeniden inşa edemeyiz. Silahlı güç milletin yanında taraf olmalıdır, orduyu milletle kaynaştıracak politikayı ortaya koymak zorundayız. Yani iktidarı almaya hayalperest olarak çıkmıyoruz. Diyoruz ki emniyet, yargı, bütün kuruluşlardaki aklı, bütün cumhuriyetçi aklı öne koyup, bu işin ücret politikası, liyakat, atama politikası ile milleti ortaklaştıracak eşit adaletli bir sistem kuracak hale getirmeliyiz. İşçinin, çiftçinin, paşanın ve Yargıtay üyesinin kaderini bir yapacak yapıyı koymak zorundayız. Bunlar iradeye veya vicdana terk edilemez. Türk milletinin geleceği iyi insanların iradesi ve kötü insanların iradesi çerçevesinde tanımlanamaz.
Cumhuriyet devlet müdahalesini, kamu gücünü burada kullanmak zorundadır. Sistemi yeniden ve doğrudan yana kurduğunda kötülerin içerisine girip yükselemeyeceği bir sistemi inşa etmeliyiz. Bunun için Jakoben, devrimci ve sert cümleleri ve programları almaktan ve bunları ifade etmekten çekinmeyelim.
‘SABIRLI YÜRÜYÜŞE İHTİYAÇ VAR’
Milletin imkan ve kabiliyetleri ile vatanın toprağı, güneşi ve suyuyla makam ve mevkiye gelmişler kendi milletlerinden koparılmıştır ve bakın elitler diye Nihat Abi’nin de tekrar tekrar sert dille yaptığı eleştiri budur. Anadolu halkı 19 Mayıs’ta 23 Nisan’da çıkıp Atatürk büstünün önünde merasim yapıyor. Anadolu’nun bağrında kalbinin içine Mustafa Kemal girmiştir. Bu bağı koparan ya da ayıranlar sözde Cumhuriyet adına sözde Mustafa Kemal adına milletle bağını koparmış milletin kahvesinde olamayan insanlardır. Dolayısıyla bizim çok sabırlı bir yürüyüşe ihtiyacımız var, bize alanlar açılmayacağı gibi birçok alandan saldırılar da gelecektir. Buradaki kadro başta olmak üzere gücümüz savaşın ve mücadelenin içinde belli olacaktır.
Tüzükte dediğimiz gibi Türk, Türk milletinin kaderiyle kendi kaderini bir yapan ve bu milletin refahı için çalışan, çaba gösteren bireye denir. Madeni savunmayan, toprağını savunmayan, eğitim sisteminde parasız ve tekçi eğitim sistemi diyemeyen ve sağlık sistemi piyasa konusu olamaz diyemeyen adamın Türkçülüğü hikayedir. Yeniden cumhuriyet devriminin örgütlenmesini kuruyoruz.”
‘MADEN SAHALARININ YÜZDE 93’Ü YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKİLDİ’
Sedat Cezayirlioğlu:
“Atalarımızın kanıyla canıyla aldığımız toprakların %71’i maden sahası ilan edilmiş, bunların da %93’ü yabancılara peşkeş çekilmiştir. TEMA 2022’de MAPEG’e müracaat etti. Bilgi edinme kanunu çerçevesinde parasız verilmesi gereken bilgiyi 200.000 TL’ye sattı. O bilgi de şunlar var, Çanakkale’nin %79’u maden sahası ilan edilmiş. Tokat’ın %46’sı, Karaman’ın %55’i Ordu’nun %74’ü, Artvin’in %84’ü maden sahası ilan edilmiş. Erzincan’ın %69’u Tekirdağ’ın %65’i, Kırıkkale’nin %65’e Zonguldak’ın %72’si…
Asıl soygun altın, gümüş, bakır değil; soy metaller ve stratejik madenlerde. Selenyum dünya ölçeğinde bir metriğe göre %3’ü geçtiğinde çıkarılmaya müsaittir. Erzincan İliç’te bu %96.
1 gramı 11700 dolar, altından 211 kat daha değerli, uzay mekiğinde, nükleer santrallerde, savaş uçaklarının jet motorlarında, kanser ilaçlarında kullanılıyor.
‘VATAN İÇİN ÖLÜMÜ GÖZE ALDIM’
Atasözlerimiz binlerce yıllık tecrübelerin sonucunda oluşmuştur. Bu atasözlerinden biri şöyle diyor; ‘Ölümü göze alamayan korkak bir ordudan korkma ama ölümü göze alan bir kişiden kork.’
Sizin gibi benim gibi, ben vatan için ölümü göze aldığım için buradayım.”
İsmail Hakkı Atal:
‘GENÇLİĞE HİTABE’DEKİ ŞARTLAR GERÇEKLEŞTİ’
“Kısaca Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki tüm şartlar gerçekleşmiş durumda. Yaylalara, ovalara, madenlerine, tarlalarına girilmiş, orduları dağıtılmasa bile zaptedilmiş. Bizim verdiğimiz vergilerle maaş alan jandarma yukardaki işbirlikçi komutanın emriyle aşağıdaki jandarma ağlayarak bize karşı koymak zorunda kalıyor.
Bizim artık kendi konforumuzu sürdürerek bu şekilde yaşamaya imkanımız yok, bir de üstüne sığınmacılar eklendi. Toprağımızı sömürgecilerden kurtarmak için öncelikle sığınmacıları göndermemiz gerekiyor.
‘İKTİDAR VE MUHALEFET GAFLET İÇİNDE’
İktidarın yanında muhalefet de gaflet ve delalet içerisindedir. Bu ahval ve şerait içerisinde ilk vazifemiz Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Ya istiklal ya ölüm!’
‘HEDEF TÜRKSÜZLEŞTİRME’
Mücadelemizin en kuvvetli tarafı, mücadele ettiğimiz AKP’lilerin, onların hakim ve savcılarının, bürokratlarının çocuklarının da hayatını koruyoruz çünkü onların çocukları da bizim mücadele ettiğimiz kapitalist, emperyalist, sömürge şirketler ve onların yerli işbirlikçileri ile zehirleniyor ve ölüyorlar. Emperyalist, kapitalist, sömürgeci sistemin saldırısının iki boyutu var. Bizim fiziksel ve zihinsel sağlığımızı ortadan kaldırmaya çalışıyorlar ve Türk halkının mülksüzleştirilmesi ve Anadolu halkının Türksüzleştirilmesi hedefleniyor. Biz bir taraftan bu şirketlere karşı ve onların işbirlikçilerine karşı mücadele mücadele ederken hem kapitalist sömürgeci şirketlere şirketlere karşı mücadele veriyoruz, diğer taraftan vatan mücadelesi de veriyoruz, ikisi şu an örtüşmüştür.”
Küçükçekmece Kartaltepe Mahallesi Belediye Caddesi’ndeki 3 katlı bina saat 08.40 sıralarında aniden çöktü. Bölgeye çok sayıda sağlık, itfaiye, polis ve arama kurtarma ekibi sevk edildi. 8 kişinin yaralı olarak kurtarıldığı binanın enkazında 1 kişinin öldüğü tespit edildi. Arel Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan binanın enkazına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Alan, “Bu binanın 1988 yapımı olduğunu Vali bey de söyledi. 3 tane deprem yönetmeliğine tabi olmayan, 1998, 2007 ve 2018 deprem yönetmeliğine tabi olmayan bir bina. Bakın 3 tane deprem yönetmeliği geçmiş üzerinden. Acaba bu bina bunlara göre kontrol edilip dayanıklılığı tespit edildi mi, uygun mu, değil mi? 2018 deprem yönetmeliğine göre bunları kontrol ediyoruz, karotlar alıyoruz, acaba bu binada o var mı” diye konuştu.
‘2000 YILI ÖNCESİNDEKİ YAPILARI TEK TEK KONTROL ETMEMİZ GEREKİYOR’
Prof. Altan, “Bunların projeleri incelendiğinde de acaba üstüne sonradan bir kat çıkıldı mı, kaçak kat olayı var mı yok mu bunun kontrol edilmesi gerekiyor. Her zaman için mühendislik hizmeti alınarak, kontrol edilerek bütün önlemler alınıp ondan sonra insanların oturmasını istemekteyiz. Bilhassa 2000 yılı öncesi yapıları tek tek kontrol etmemiz gerekiyor. Eğer çürükse yıkmamız, eğer sağlamsa da plaket vermemiz gerekiyor. Çünkü çok az çıkıyor. Bizim laboratuvarlara da birçok bina örneği geliyor incelemesini yapıyoruz. Yüzde 95 gibi büyük bir rakamda binalar depreme dayanıksız çıkıyor. Bu ne demektir ? Deprem bile gerekmeden yıkılabilen binalarımız var. İstanbul’da hemen hemen her sene 2-3 tane böyle olay yaşamaktayız. İstanbulumuzda 2 bin 3 bin binanın böyle olduğunu tahmin etmekteyiz. Bunlar saatli bomba gibi ne zaman patlayacağı belli olmayan fakat zamanı gelince de böyle facialara sebep olan bir durumla karşılaştırıyor” ifadelerini kullandı.
İçtihat Bülteni Uygulaması’ndan edinilen bilgiye göre, Sakarya’da davacı bir özel okulun vekili, çekilip erken kapanan 3 ayrı kredi ile ilgili banka tarafından tahsil edilen ücretlere ilişkin sözleşme hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde olduğunu beyanla kredi sözleşmelerine bağlı olarak istihbarat ve erken kapama ücreti adı altında tahsil edilen tutarlardan fazlaya dair hakkı saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000.00 TL’lik kısmının ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalı bankadan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etti.
İHA’nın haberine göre davalı banka vekili, davanın reddini talep etti. İlk Derece Mahkemesi, davanın kısmen kabulüne karar vererek fazlaya ilişkin talebin reddine karar verdi. İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulundu. Bölge Adliye Mahkemesi, tarafların İstinaf başvurularının esastan reddine karar verdi.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz talebinde bulundu.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi şu kararı verdi:
“Kredi kullanım esnasında alınmayan istihbarat ücretinin erken ödeme nedeniyle alınması da mümkün değildir. Davacıya 18.08.2016, 25.05.2017, 12.06.2017 tarihlerinde kredi kullandırılmış bu esnada istihbarat ücreti alınmamıştır. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından 10.02.2020 tarih, 2020/4 sayılı tebliğ ile getirilen düzenleme neticesinde Bankalar tarafından tahsil edilen istihbarat ücreti uygulamasına son verilmiştir. Kredi kullanım esnasında alınmayan istihbarat ücretinin erken ödeme nedeniyle alınması da mümkün değildir. İstihbarat ücreti davacıdan alınamayacağına göre, istihbarat ücretine uygulanarak tahsil edilen BSMV ücretinin de alınmaması gerekir. Bu nedenle, istihbarat ücretine uygulanan BSMV’nin de davacıya iadesi gerekirken BSMV hariç istihbarat ücretinin iadesine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.”
Kısa Dalga yazarı Sedat Bozkurt, ekonomik tablonun seçimlere 10 gün kala yüzde 5 faiz artırımını bile gerektirecek kadar kötü olduğunu belirterek 1 Nisan’dan sonra gelişecek süreçle ilgili olarak kulislerden edindiği duyumları aktardı.
Ekonominin direksiyonunun tam yetkiyle Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e geçeceğini vurgulayan Bozkurt, şunları yazdı:
“Tam bir teknokrat. Elinde hesap makinesi ile geziyor bir nevi. Siyasi kaygısı hiç yok. Ekonomiyi belli bir kıvama getirerek buradan CV’sine bir başarı öyküsü eklemek istiyor. Kendisine politik bir gelecek ya da politik kariyer planı yapma derdinde değil. Bu elini rahatlatıyor. Bir de Erdoğan, Şimşek ve politikalarına bir biçimde mahkûm, seçenek yok elinde.
Şimşek’in programının ana temeli belli. Memur ve emeklilere enflasyonun üzerinde yarım puan bile olsa yüksek zam olmayacak. Önümüzdeki dönem bayram ikramiyesine de veda edebiliriz. Bayram ikramiyesinin konuşulduğu toplantıda ‘Bayram ikramiyesi nedir? Böyle bir şey dünyanın neresinde görülmüş’ tepkisini bile göstermiş. Bu bir sinyal.
Cumhurbaşkanı kabinesi deniyor ama eskinin bakanlar kurulu yerine kullanacağımız bir kavram yok. Kabine de yok. Yapılan toplantının adı cumhurbaşkanının bakanları ile bir araya gelmesi. Yine böyle bir toplantıda Şimşek, elektrik ve doğalgazda devletin katkısına itiraz etmiş. Bunun kaldırılmasını istemiş. Erdoğan buna ‘yoksulları öldürdün’ diyerek o bilinen tarzıyla itiraz etmiş. Bunun üzerine Şimşek, ‘Bunu ben (Hazine ve Maliye Bakanlığı) ödemem. Yoksullar içinse Aile Bakanlığı bunları tespit edip sadece onlara ödesin, herkesinkini niye ödüyoruz?’ demiş.
Buradan anladığımız 1 Nisan sonrasında elektrik ve doğalgaza 3 haneli oranda zam gelebilir. Enflasyon ölçümüne göre bile, yüzde 80/90 arası bir düşük fiyat uygulaması var elektrik ve doğalgazda. Şimşek’in açıklamasına göre, 1 Nisan sonrasında dövizin serbest kalmasıyla, kur farkı nedeniyle ortaya çıkacak zam oranı bir anda kâbus halini alıyor. “
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından yapılan son değerlendirmelere göre; yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Rize ve Artvin kıyılarının yağmurlu, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Hakkari çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Sabah saatlerinde batı kesimlerde yer yer pus ve sis bekleniyor.
Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda çığ tehlikesi bulunmaktadır.
HAVA SICAKLIĞI: Hava sıcaklıklarının yurt genelinde 2-6 derece artması bekleniyor.
RÜZGAR: Rüzgarın genellikle güneyli, Akdeniz Bölgesi ile Güneydoğu Anadolu’nun batısında kuzeyli yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
UYARILAR
ÇIĞ TEHLİKESİ UYARISI: Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda yüksek kar örtüsüne sahip eğimli yamaçlarında çığ tehlikesi bulunduğundan dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
İşte bölgelerde hava durumu:
MARMARA
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde bölge genelinde yer yer pus ve sis bekleniyor.
EDİRNE °C, 20°C
Parçalı ve az bulutlu
İSTANBUL °C, 14°C
Parçalı ve az bulutlu
KIRKLARELİ °C, 17°C
Parçalı ve az bulutlu
KOCAELİ °C, 18°C
Parçalı ve az bulutlu
EGE
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde bölgenin iç kesimlerinde yer yer pus ve sis bekleniyor.
A.KARAHİSAR °C, 14°C
Parçalı ve az bulutlu
DENİZLİ °C, 20°C
Parçalı ve az bulutlu
İZMİR °C, 20°C
Parçalı ve az bulutlu
MUĞLA °C, 17°C
Parçalı ve az bulutlu
AKDENİZ
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde bölgenin iç kesimlerinde yer yer pus ve sis bekleniyor.
ADANA °C, 21°C
Parçalı ve az bulutlu
ANTALYA °C, 20°C
Parçalı ve az bulutlu
HATAY °C, 18°C
Parçalı ve az bulutlu
MERSİN °C, 20°C
Parçalı ve az bulutlu
İÇ ANADOLU
Parçalı ve az bulutlu, bölgenin kuzeydoğu kesimlerinin çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde bölge genelinde yer yer pus ve sis bekleniyor.
ANKARA °C, 12°C
Parçalı ve az bulutlu
ESKİŞEHİR °C, 17°C
Parçalı ve az bulutlu
KONYA °C, 14°C
Parçalı ve az bulutlu
SİVAS °C, 7°C
Parçalı ve çok bulutlu
BATI KARADENİZ
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde bölgenin iç kesimlerinde yer yer pus ve sis bekleniyor.
BOLU °C, 14°C
Parçalı ve az bulutlu
KARABÜK °C, 15°C
Parçalı ve az bulutlu
SİNOP °C, 12°C
Parçalı ve az bulutlu
ZONGULDAK °C, 14°C
Parçalı ve az bulutlu
ORTA VE DOĞU KARADENİZ
Parçalı ve çok bulutlu, Rize ve Artvin kıyılarının yağmurlu, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde kar örtüsüne sahip eğimli yamaçlarında çığ tehlikesi bulunmaktadır.
AMASYA °C, 14°C
Parçalı ve çok bulutlu
SAMSUN °C, 13°C
Parçalı ve çok bulutlu
TOKAT °C, 11°C
Parçalı ve çok bulutlu
TRABZON °C, 12°C
Parçalı ve çok bulutlu
DOĞU ANADOLU
Parçalı ve çok bulutlu, Hakkari çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde bölgenin doğu kesimlerinde yer yer pus ve sis bekleniyor. Bölgenin yüksek kar örtüsüne sahip eğimli yamaçlarında çığ tehlikesi bulunmaktadır.
Para sıkıntısı yaşayanların organlarını satışa çıkardığı günümüzde, artık çaresizlik doğmamış bebekleri de yasadışı yollarla satmaya zorladı. Daha önce de “evlatlık bebek” siteleri üzerinden gayrimeşru ilişki sonrası yapılan bebek satışı yine maddi sıkıntı çeken ailelerin tercihi oldu.
Cumhuriyet, bebeğini para karşılığı satan ailelerle görüştü. Kırıkkale’de bir anne 55 günlük kız bebeğini 100 bin TL karşılığında “otomobil” satar gibi internet sitesinde ilana koyarak pazarlık yaptı. Kimliği, doğum raporu olmayan ve evlilik dışı dünyaya gelen bebek için açıklama notuna “Borçlarım var. Hamilelik ve doğum sırasında çok para harcadım. Sıkıntıları ve bebeği aileme anlatamadım. Tek şartım 100 bin TL. Bebeği istediğiniz yere getirim” diyerek satma nedenini maddi sıkıntılar olarak gösterdi. Aile, bebeğin fotoğrafını da paylaştı. Bir anne ise 40 günlük bebeği olduğunu ücret karşılığında güvendiği kişiye bebeğini vereceğini yazdı. Ücreti yüz yüze yapılan görüşme ve güven sonrası belirteceğini de not düştü.
İLANDA ULTRASON FOTOĞRAFI
Antalya’da 23 yaşındaki bir anne doğumuna 30 gün kalan kız bebeğini 110 bin TL’ye internet üzerinden satışa koydu. İlanda bebeğin doktor kontrolleri ve ultrason fotoğraflarını da paylaşan kadın, “Acilen bebeğimi vermek istiyorum” ifadesini kullandı. Hamile kadın, doğum masraflarını da alıcının ödemesi gerektiğini özellikle belirtti. Bebek ilanları altına bazı aileler de para karşılığı bebek satmanın vicdansızlık olduğunu, bedelsiz bebeği sahiplenmeye hazır olduklarını yazarak telefon numaralarını bıraktı.
HASTANEDE İŞİ ÇÖZMÜŞLER
İnternet üzerinden bebek alanların ne kadar ödediği de öğrenildi. İzmir’de bir aile üniversite öğrencisinden 45 bin TL vererek bebeği aldığını söylerken başka bir aile ise hastane masraflarını ödeyerek bebeği kendileri doğum yapmış gibi hastaneye kimliğini vererek üzerine geçirdiklerini anlattı. Başka bir aile de iki yıl önce Güneydoğu’ya giderek iki aylık bebeği aldıklarını itiraf etti.
CHP, Lütfü Savaş’ın Hatay’da adaylığına ilişkin kararını verdi.
Partinin genel merkezinden yapılan açıklamada son değerlendirmeler sonucunda Lütfü Savaş’ın adaylığının devamına karar verildiği açıklandı.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Partimizin Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı üzerine yapılan son değerlendirmeler sonucunda; il örgütümüzün, ilçe örgütlerimizin, ilçe belediye başkan adaylarımızın talep ve mutabakatları üzerine Lütfü Savaş’ın adaylığının devamına karar verilmiştir. Kamuoyunun bilgilerine sunarız.”
‘HATAY’DA SİZİNLE DEVAM EDİYORUZ’
Gazeteci İsmail Saymaz, konuya ilişkin yaptığı paylaşımda “CHP lideri Özel, yarım saat önce Lütfü Savaş’ı Genel Merkez’e çağırdı. Savaş’a “Hatay’da sizinle devam ediyoruz” dedi. Savaş’ın adaylığı bugün açıklanacak.” ifadelerini kullandı.
CHP lideri Özel, yarım saat önce Lütfü Savaş’ı Genel Merkez’e çağırdı.
Savaş’a “Hatay’da sizinle devam ediyoruz” dedi.
Savaş’ın adaylığı bugün açıklanacak.
tv100’de Gürkan Hacır’ın sunduğu Taksim Meydanı programında konuk olan gazeteci Şaban Sevinç ile eski CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat arasında gergin anlar yaşandı.
‘SAHİBİNE KARŞI GÖREVİNİ YAPTIN’
Canpolat, 31 Mart seçimlerine ilişkin CHP üzerinden yapılan tartışmada Sevinç’e yönelik, “Bunlar senin tahriklerindir, ben bir kere tahriklerine geldim daha gelmem. Sen görevini yaptın Şaban, sahibine karşı görevini yaptın” dedi.
‘TERBİYESİZ HERİF, UTANMAZ’
Bu sözlere öfkelenen Sevinç ise “Sen de sahibine karşı görevini yapıyor musun Cemal Canpolat? Senin sahibin kim? Terbiyesizlik yapıyorsun. Benim sahibim olacak kişi anasının karnından doğmadı. Terbiyesiz herif. Utanmaz” ifadelerini kullandı.
CANLI YAYINA ARA VERİLDİ
Gerginlik sonrasında Cemal Canpolat ekrandan alınırken, sunucu Gürkan Hacır canlı yayına ara verdi.
II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz nikahta Atatürk’e kin kustu: İlber Ortaylı’dan yeni açıklama
20:35
İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı
23:37
‘İTİN BİRİSİ…’
Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin, sosyal medya hesabından “Atatürk’e soysuz demiş itin birisi / soysuz kimmiş babana sor hele” sözleriyle başladığı şiirin tamamı şu şekilde:
Muharrem İnce’nin şiiri şu şekilde;
“Atatürk’e soysuz demiş itin birisi
Soysuz kimmiş babana sor hele
Arı namusu çatlamış ayı irisi
Sen bizim köylerden geç hele
Bu herifin önü sonu ayandır
Anlayana benim sözüm beyandır
Seni adam yerine koyan hayvan oğlu hayvandır
Gel de o sözü burada söyle hele”
SUÇ DUYURUSU
Öte yandan Memleket Partisi tarafından yapılan açıklamada, Atatürk’e hakaret eden Şevki Yılmaz hakkında suç duyurusunda bulunulduğu açıklandı.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, “soysuz” diyerek açıkça hakaret eden Refah Partisi Rize Eski Milletvekili Şevki Yılmaz adlı şahıs hakkında suç duyurusunda bulunduk. İlgili makamların şahıs hakkında gerekli işlemleri yapmasını talep…
II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz nikahta Atatürk’e kin kustu: İlber Ortaylı’dan yeni açıklama
20:35
İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı
23:37
‘TÜRKİYE’NİN AYDIN BİRİKİMİNE HAKARET’
Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Celal Şengör ve Ortaylı Türkiye’nin aydın birikimine hakarettir” dedi.
Okuyan paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
“Abdülhamit’in akrabalarından Berna Sultan evlenmiş. Namlı yobaz Şevki Yılmaz düğünde “Osmanlı’yı süren soysuzları lanetliyorum” demiş. Düğünde arz-ı endam eden “soylu” tarihçi İlber Ortaylı konu sorulduğunda “ilgilenmiyorum” diye cevaplamış. Celal Şengör ve Ortaylı Türkiye’nin aydın birikimine hakarettir.”
Abdülhamit’in akrabalarından Berna Sultan evlenmiş. Namlı yobaz Şevki Yılmaz düğünde “Osmanlı’yı süren soysuzları lanetliyorum” demiş. Düğünde arz-ı endam eden “soylu” tarihçi İlber Ortaylı konu sorulduğunda “ilgilenmiyorum” diye cevaplamış. Celal Şengör ve Ortaylı Türkiye’nin…
II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.
İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.
Ortaya çıkan yeni görüntülerde Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e “Selanik’ten gelen dönme” dedikten sonra beddua ettiği duyuluyor. Diyanet’e bağlı imam Halil Konakçı ise gülerek “Amin” diyor.