Normal görünüm

Dün alınanlar — 5 Eylül 2026

‘Ergun Plak’ karakteriyle tanınıyordu: Serhat Mustafa Kılıç evinde ölü bulundu

Kağıthane’de oyuncu Serhat Mustafa Kılıç (51), kendisinden haber alamayan kız arkadaşı tarafından evinde ölü bulundu. Kız arkadaşının lenf kanseri olduğunu belirttiği Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı.

Olay, saat 17.00 sıralarında Nurtepe Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, oyuncu Serhat Kılıç’tan perşembe gününden bu yana haber alamayan kız arkadaşı Özlem E. (50), Kılıç’ın yaşadığı eve geldi. Kapıyı çalan Özlem E., yanıt alamayınca hayatından endişe ettiği Kılıç’ın evine, kendisinde bulunan anahtarla kapıyı açarak girdi.

SALONDAKİ KOLTUKTA HAREKETSİZ BULDU

DHA’nın haberine göre Özlem E., Kılıç’ı salondaki tekli koltukta oturur halde hareketsiz buldu. Kılıç’ın nefes almadığını ve vücudunun soğuk olduğunu fark eden Özlem E., 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. İhbar üzerine adrese Kağıthane Asayiş Büro Amirliği ekipleri ile sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Kılıç’ın hayatını kaybettiği belirlendi.

LENF KANSERİ OLDUĞUNU BELİRTTİ

Polisin bilgisine başvurduğu Özlem E., erkek arkadaşı Kılıç’ın lenf kanseri olduğunu, perşembe gününden bu yana kendisinden haber alamadığını söyledi. Polis ekipleri, olayla ilgili birimlere bilgi vererek Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlattı.

Kılıç, Seksenler dizisindeki Ergun Plak karakteriyle hafızalarda yer edinmişti.

SERHAT MUSTAFA KILIÇ KİMDİR?

Serhat Mustafa Kılıç, 8 Temmuz 1975 tarihinde Ankara’da doğdu. Aslen Malatya’lıdır. Çocukluğu Ankara’da geçti.

1994’te Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Tiyatro bölümünü burslu olarak kazandı. 1998 yılında yüksek şeref öğrencisi olarak bu okuldan mezun oldu. İlk profesyonel oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Rutkay Aziz rejisiyle 1998 Ariel Doffman’ın Kayıplar (Dullar) adlı oyunudur.

1999 – 2000 sezonunda Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. Aynı yıllarda, Diyarbakır Şehir Tiyatroları’nda sahne ve oyunculuk dersleri verdi ve bu kurumda Barış Adası adlı oyunu yönetti. 2002 yılında mecburi hizmetini tamamlamak üzere Erzurum Devlet Tiyatrosu’na oyuncu olarak atandı. 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Reji üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayıp Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı. 2008 yılında Devlet Tiyatroları’ndaki görevinden istifa ederek çalışmalarına İstanbul’da devam etmeye başladı.

İstanbul’da çalıştığı tiyatrolar arasında Tiyatro Dot, BKM gibi tiyatrolar yer almaktadır. 2009 – 2010 sezonunda “İntiharın Genel Provası” adlı oyun ile İstanbul Şehir Tiyatroları’na katıldı. “İntiharın Genel Provası” adlı oyun 3 sezon İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kapalı gişe olarak sahnelendi.

Serhat Kılıç, dört farklı karakteri canlandırdığı bu oyundaki performansı ile 14. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında, Yılın En Başarılı Müzikal ve Komedi Erkek Oyuncusu dalında adaylığa layık görüldü. 2012 yılında Cats&Dogs (Soho İstanbul) adlı bir prodüksiyon şirketi kurdu. 2014 yılında Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü’nü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı Kış Uykusu filminde İmam Hamdi karakterini canlandırdı. Bu filmdeki performansı ile 47. SİYAD ödülleri, En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı dalında adaylığa layık görüldü.

Dünden önceki gün alınanlar

Yağlı güreşin yıldızları Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda buluşacak

20 Eylül'de İstanbul'da gerçekleştirilecek kupada, 8 başpehlivan mücadele edecek. Pehlivanlar Erkan Taş, Feyzullah Aktürk, Seçkin Duman, Mustafa Taş, İsmail Koç, Yusuf Can Zeybek, Sinan Yıldız ve Yusuf İslam Taş kispet bağlayacak.

Kupaya katılacak isimler, Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve CW Enerji Türkiye Yağlı Güreş Ligi'nde elde ettikleri dereceler doğrultusunda belirlenen kontenjanlardan organizasyonda yer alma hakkı kazandı.

665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde başpehlivan olan Erkan Taş ile organizasyonu ikinci sırada tamamlayan Feyzullah Aktürk, Kırkpınar kontenjanından kupaya katılacak. Kırkpınar üçücüsü Seçkin Duman da aynı kontenjandan organizasyonda yer alacak.

Yağlı Güreş Ligi'ndeki sıralamaları nedeniyle Mustafa Taş ile İsmail Koç, lig kontenjanından kupaya katılma hakkı elde etti.

Feyzullah Aktürk'ün Kırkpınar'dan katılım hakkı elde etmesi ve lig kontenjanıyla çakışması nedeniyle oluşan kontenjandan Yusuf Can Zeybek de Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda mücadele edecek isimler arasına girdi.

Başaltı boyunda ise Kırkpınar birincisi Sinan Yıldız ile Türkiye Yağlı Güreş Ligi başaltı boyu birincisi Yusuf İslam Taş, müsabakalarında yer alma hakkı kazandı.

Geleneksel güreş usulünün uygulanacağı müsabakalarda yeniş olmadığı takdirde puanlamaya gidilmeyecek.

Pehlivanlar, rakiplerine sırt aşağı yenmesi halinde bir üst tura çıkabilecek.

Birinciliğe ulaşacak isim, ilk kez düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Kupası'nın ilk başpehlivanı olma ünvanını elde edecek.

Yağlı güreşin önde gelen başpehlivanları da ilk kez düzenlenecek organizasyonda ve farklı formatta mücadele edecek olmanın heyecanını yaşıyor.

Kaynak: AA

Manifest grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alındı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu’nca yürütülen soruşturma kapsamında, “Manifest” grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alındı.

Akış hakkında, “müstehcenlik”, “uyuşturucu madde kullanma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçları kapsamında soruşturma yürütüldüğü öğrenildi.

Eskişehir Uluslararası Gürer Aykal Orkestra Şefliği Yarışması’nda final heyecanı

Eskişehir Uluslararası Gürer Aykal Orkestra Şefliği Yarışması kapsamında ön eleme sonuçları açıklandı.

Türkiye’nin duayen orkestra şeflerinden Gürer Aykal’a saygı niteliğinde düzenlenen yarışmaya dünyanın dört bir yanından yoğun başvuru yapılmıştı.

Yapılan değerlendirmeler sonucunda toplam 16 genç orkestra şefi ön elemeyi geçerek Türkiye’ye gelmeye ve yarışmanın canlı performans aşamalarında yer almaya hak kazandı.

Ön elemeyi geçen isimler ise Anton Lemekhov, Atay Bağcı, Brian Liao, Francesco Gennaro, Georg Albegov, Hancheng Guo, Joshua Yoon, Maciej Tomasz Kotarba, Omar El Jamali, Shuyang Chen, Tom Zwoliński, Vera Slasnaya, Wei-Chung Chen, William Garfield Walker, William Lai ve Yumeki Terunuma olarak açıklandı.

Bu adaylardan 12’si Eskişehir’e gelerek yarışmanın canlı performans aşamalarında yer alacak. Yarışmacılar bu süreçte Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası eşliğinde sahneye çıkarak orkestra şefliği alanındaki yeteneklerini uluslararası jüri karşısında gösterecek.

Sanat yönetmenliğini Rengim Gökmen’in üstlendiği yarışma, genç şeflere uluslararası bir platformda kendilerini gösterme imkanı sunarken klasik müzik dünyasına yeni yetenekler kazandırmayı hedefliyor.

Yarışmanın ilerleyen aşamalarında finalistler, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nı sırayla yöneterek yorumlarını ve müzikal yaklaşımlarını uluslararası jüriye sunacak.

Sevda-Cenap And Müzik Vakfı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası sponsorluğunda gerçekleşen yarışma takvimine göre canlı performansların birinci ve ikinci aşaması 8-11 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Final konseri ve ödül töreni ise 14 Haziran 2026 Pazar günü saat 18.00’de yapılacak.

Din görevlisi Çetin, zikirle çömlek sanatını geleceğe aktarıyor

Din görevlisi Muhammet Çetin, kadim çömlek sanatını zikirle icra ederken, camilerde düzenlenen Kur’an kurslarını da mobil sanat atölyeleriyle zenginleştiriyor.

Türk-İslam sanatlarını çocuklarla birlikte geleceğe aktarmayı amaçlayan Çetin, zikirle icra ettiği çömlek sanatıyla da dikkat çekiyor.

Sındırgı Çömlek Yapan Imam 22

Resim, ebru ve hüsn-i hat sanatlarıyla da ilgilenen Çetin, yaklaşık 8 yıldır Esmaü’l Hüsna zikirleri eşliğinde çömlek sanatıyla meşgul oluyor. Tasavvuf alanında yüksek lisans yapan Çetin, insanın çamurdan yaratılış hakikatinden ilham alarak çömlek yapım sürecini manevi bir yolculuk olarak gördüğünü ifade ediyor.

Sındırgı Çömlek Yapan Imam 55

Üretime her zaman besmeleyle başladıklarını belirten Çetin, çamura şekil verirken “Ya Kaviyy, Ya Musavvir, Ya Hay” gibi Esmâ-i Hüsnâ ile zikir halinde çalıştıklarını söylüyor. Çömleklerin fırınlanma sürecinin de derin bir tefekkür vesilesi olduğunu vurgulayan Çetin, ürünler gece boyunca yüksek ısıda pişerken cehennem azabını tefekkür ettiklerini, tesbih namazı kılıp bol bol istiğfar ettiklerini dile getiriyor. Sabah fırından çıkan ürünleri gördüklerinde ise “Elhamdülillah” diyerek şükrettiklerini ifade ediyor.

Sındırgı Çömlek Yapan Imam 44

Ürünler fırından çıkarılırken ani ısı değişiminin çatlamaya neden olmaması için içlerindeki sıcak havanın ağız kısmından “Hu” diye üflenerek çıkarıldığını anlatan Çetin, halk arasında kullanılan “püf noktası” deyiminin kaynağının da bu uygulamaya dayandığını belirtiyor.

Sındırgı Çömlek Yapan Imam 33

Öte yandan camilerde yürütülen Kur’an kurslarının yanında mobil sanat atölyeleriyle çocuklara yönelik sanat etkinlikleri de düzenleyen Çetin, bu uygulamaların dersleri daha verimli hale getirdiğini söylüyor. Sanatın çocukların ruh dünyasını beslediğini ve kurslara tamamlayıcı, alternatif bir eğitim imkanı sunduğunu vurgulayan Çetin, “Türk-İslam sanatlarını en güzel şekilde yine biz din görevlileri icra etmeli ve çocuklarımıza aktarmalıyız. Namaz vakitleri arasını sanat atölyemde geçiriyorum." dedi.

Sındırgı Çömlek Yapan Imam 66

Belçika'da İslam sanatları sergisi açıldı: "Iqra: İçsel Yolculuğun Yedi Kapısı"

Belçika doğumlu genç mimar Maide Taşlıdere'nin küratörlüğünde hazırlanan sergiye, 20 sanatçı eserleriyle katıldı.

Zebrastraat Kültür ve Sanat Merkezinde düzenlenen sergide hat, ebru ve çini eserleri yer aldı.

Taşlıdere, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uzun süredir Belçika'da İslam sanatları workshopları düzenlediğini belirterek, böyle bir serginin eksikliğini hissettiğini dile getirdi.

Serginin isminin Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan İkra'dan esinlendiğini vurgulayan Taşlıdere, şunları söyledi:

"İkra, 'oku' demek ama daha derin. Kainatı oku, insanı oku, kendini oku. Aslında birçok şey demek. Bu sergide 7 kapı var. 7 kapıda 7 yolculuk var. Her kapı bir içsel yolculuğu temsil ediyor. İlk kapı İkra ve tüm kapıları temsil ediyor. İkinci kapı Nafs (Nefis), üçüncü kapı Qalb (Kalp), dördüncü kapı Ma (Su), beşinci kapı Ishq (Aşk), altıncı kapı Nur (Işık), en son kapı Sujud (Secde) kapısı. Aslında her kapı seni secdeye hazırlıyor."

"Bu bir tema ve herkes için yolculuk çok başka." ifadesini kullanan Taşlıdere, bu temayla Avrupa'da Müslüman olmayanların da ilgisini çekebilecek, herkese hitap edebilecek ve her şekilde yorumlanabilecek bir sergi düzenlemek istediklerini kaydetti.

Belçika'da İslam Sanatları Sergisi Açıldı Iqra İçsel Yolculuğun Yedi Kapısı (2)

Açılış konuğu Ahmet Özhan

Serginin açılış konuğu Türk sanat ve tasavvuf müziği sanatçısı Ahmet Özhan da müzikli bir sohbet gerçekleştirdi.

Özhan, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, "Geleneksel sanatlarımızın hepsinde varlığın özelliklerinin, dizaynının ve o dizaynla dışa vurum olarak gerçeğin, hakikatin tespit edilmesi lazımdır. Mutlaka tek var olanın sonsuz vecihlerle açığa çıkışının bir temaşasıdır bizim sanatımız." dedi.

İnsanoğlunun görevinin de bu olduğunu vurgulayan Özhan, şunları kaydetti:

"Mesela bir cami yapılırken, o caminin bütün estetik yapısı, bütün oluşumu mutlaka varlıkla paralel bir gerçeği ortaya koymalı. Yoksa bütün bunlardan vareste bir statiğin ortaya koymuş olduğu bir yığın sanat değildir. Yaşanılası bir yer de değildir. Sıkıcıdır. İnsan güzeli hissetmeye, estetiği algılamaya temayüllü yaratılmıştır. Bundan dolayı bizim ceddimizin ortaya koymuş olduğu sanat, bütün bu amacı içselleştirmiş ve kendi branşlarıyla da dışa vurmuştur."

Büyük ilgi gördü

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile Yunus Emre Enstitüsünün (YEE) de desteklediği serginin açılışına Brüksel Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı Mehmet Özgür Çakar, Türkiye Maarif Vakfının (TMV) Belçika Temsilcisi Büşra Doğan ve Brüksel YEE Koordinatörü Abdullah Demir de katıldı.

Belçika'da yerleşik Türk toplumunun yanı sıra Gent'in Flaman sakinleri de sergiye büyük ilgi gösterdi.

Sergi, 14 Eylül'e kadar gezilebilecek.

İzmir'de "Mukaddes Emanetler" sergisi açıldı

İzmir Valiliği ve İzmir Milli Birlik Platformunun işbirliğinde, iş insanı Erol Güzel'in katkısıyla İzmir İktisat Kongresi'nde açılan sergide, Hazreti Muhammed'in Sakal-ı ve Saç-ı Şerifleri, Nal-ı Şerif, Kadem-i Şerif, Hücre-i Saadet Örtüsü, kabir toprağı ile Kabe örtüleri yer alıyor.

İlk halife Hazreti Ebubekir'in Sakal-ı ve Saç-ı Şerifi, Abdülkadir Geylani'nin kabir örtüsü ve sarığı ile Hazreti Ali'nin Sarığı Şerifi ve Sancak-ı Şerifi de bulunuyor.

İzmir Milli Birlik Platformu Başkan Yardımcısı Erkan Karagöz, Anadolu Ajansı muhabirine, serginin İzmir'de ilk kez düzenlendiğini söyledi.

Serginin zengin içeriğe sahip olduğunu ifade eden Karagöz, "İzmir, kadim şehir İstanbul'dan yaklaşık 372 yıl evvel İslamiyet ile tanışmıştır. Dolayısıyla İzmir'in manevi atmosferi var. Ziyaretçilerin gelip sergi ve içeriğinin oluşturduğu atmosferi hissetmesi gerekiyor." dedi.

Ziyaretçilerden 76 yaşındaki Fatma Turanoğlu ise "Sergi bana çok iyi geldi. Umreye gidecektim nasip olmadı, Allah burayı nasip etti. Mutluyum." diye konuştu.

Lise öğrencisi Esma Nur Onmaz da serginin düzenlenmesinde emeğe geçenlere teşekkür ederek, duygulu anlar yaşadığını anlattı.

Sergi, 7 Eylül'e kadar ziyaret edilebilecek.

IRCICA 13. Uluslararası Hat Yarışması'nda ödüller sahiplerini buldu

İslam dünyasında klasik sanatlara yönelik en köklü ve prestijli etkinliklerden biri olan yarışmanın ödül töreninde konuşan IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, IRCICA'nın 40 yıl evvel İslam İşbirliği Teşkilatı'nın kültür işlerini yürütmek amacıyla kurulduğunu belirterek, "Faaliyetlerimize durmadan devam ediyoruz. IRCICA olarak hem yurt içi hem de yurt dışında önemli çalışmalar yürütüyoruz. Bunlardan en önemlisi ve bir gelenek halini alan ise 'Uluslararası Hat Yarışması'dır." dedi. Düzenlenen yarışmanın oturmuş bir geleneğe sahip olduğunun altını çizen Kılıç, "Yurt dışında bu yarışma için, 'IRCICA'dan mezun olmuş ya da ödül alanlar' diye bir atıf var. Bu bir silsileyi anlatıyor. Bizim geleneğimizde silsile, bir üstatlar zincirine bağlı olmayı ifade eder ve önemli bir anlama sahiptir. Yarışmamız, bu gelenek ve silsilenin bir devamı olarak görülmelidir." ifadelerini kullandı. Kılıç, yarışma jürisinin kazanan eserleri belirlemek için büyük bir emek verdiğini ifade ederek, şunları kaydetti: "Yarışmamızı toplam 9 dalda yürüttük. Jürimiz, kazanan eserleri belirlemek için bir haftalık kampa girdi. Kendilerine gösterdikleri özen için çok teşekkür ediyoruz. Bir gelenek haline gelen yarışmamızı her sene önemli bir isim adına düzenliyoruz. Bu sene Mehmed Abdülaziz er-Rifai adına düzenledik. Kendisi kıymetli eserler ortaya koymuş, talebeler yetiştirmiş önemli bir hattatımızdı. Hem muallim hem de manevi bir rehberdi. Bu vesileyle kendisini rahmet ve minnetle anıyoruz." - "Şükürler olsun ki bu yarışmayla önemli bir yol kat ettik" Eski İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, törende bulunmaktan büyük şeref duyduğunu ifade ederek, "Kırk sene önce başladığımız yolculuğumuz, sağlam bir gelenek haline geldi. Bu bizim için çok kıymetli. Artık biliyoruz ki hat demek IRCICA, IRCICA demek hat demektir." şeklinde konuştu. İhsanoğlu, hat sanatına olan ilginin giderek arttığına dikkati çekerek, "Yarışmaya başladığımız zaman hat sanatı hem dünyada da hem Türkiye'de fazla bir itibara sahip değildi. Az usta vardı ve bu sanatın geleceğiyle ilgili önemli endişelerimiz söz konusuydu. Şükürler olsun ki bu yarışmayla önemli bir yol kat ettik. O zaman genç olan hattatlar, bugün usta oldular, jürimizde yer alıyorlar. Yarışmanın bir gelenek haline gelmesi ve hat sanatına kattıklarından dolayı çok mutluyuz." görüşünü paylaştı. Yarışmanın jüri heyetinde yer alan Faslı hattat Hamidi Belaid ise projenin bir parçası olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Biz, yurt dışından gelerek burada yer aldık. Bu bizim için büyük bir onur. Yarışma çok eski bir serüvene sahip. Bu kıymetli yarışma 1986'da düzenlenmeye başladı ve biz o yarışmanın ilk katılımcılarından olduk. Şimdi ise yarışmanın jürisinde yer alıyoruz. Türkiye'yi ve IRCICA'yı bu güzel yarışmadan dolayı tebrik ediyoruz." dedi. Jüri başkanlığını IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç'ın üstlendiği yarışmanın ana jürisinde hattatlar Suriye'den Ubayda al-Banki, Fas'dan Hamidi Belaid, İran'dan Mohammad Shahbazi, Irak'tan Prof. Dr. Mothana Alobaydi, Cezayir'den Mohamde Saffar Bati ve Türkiye'den Ferhat Kurlu, Davut Bektaş ve Savaş Çevik yer aldı. - Ödüller sahiplerini buldu Hat sanatın yaşatılmasının yanı sıra İslam sanatlarının kurumsal düzeyde desteklenmesine, kültürel kimliğin ve estetik anlayışın yaygınlaşmasına katkı sağlanmasının amaçlandığı, 38 ülkeden 511 kişinin 9 farklı yazı dalında 640 eserle katıldığı yarışmada ödüller sahiplerine takdim edildi. "Celi Sülüs" dalında Türkiye'den Meryem Nuruzihalilani birinci olurken, Pakistan'dan Muhammad Abu Bakar Siddique ikinci, Türkiye'den Zeynep Albayrak ise üçüncü sırada yer aldı. "Sülüs" bölümünde birincilik ödülüne İran'dan Ali İrani layık görüldü. Türkiye'den Muhammet Nuri Çelikkaya'nın ikinci olduğu kategoride, aynı ülkeden Hafize Sunduvaç Namazi ise üçüncülük ödülünü almaya hak kazandı. "Nesih" kategorisinde Cezayir'den Mounir Tahraoui birincilik, Ürdün'den Ihap İbraheem Ahmed Thabet ikincilik, Mısır'dan Yasser Mahmoud Mohamed İbrahim ise üçüncülük ödülüne layık görüldü. "Muhakkak" bölümünde Türkiye'den Meryem Nuruzihalilani birinci oldu. Yarışmaya Cezayir'den katılan Mounir Tahraoui'nin ikinci olduğu kategoride, İran'dan Ahmet Ali Namazi üçüncü sırada yer aldı. "Celi Ta'lik" (Türk Ekolü) kategorisinde Türkiye'den Nadir Tatar birinci, yine Türkiye'den Yusuf Mazı ikinci, Irak'tan Farhad Yaseen Nader üçüncü oldu. "Celi Ta'lik" (İran Ekolü) dalında İran'dan Safar Galeshi Hour'nun birinci olurken, İran'dan Habib Ramezanpour ikinci, yine aynı ülkeden Hamed Faghıhı üçüncü sırada yer aldı. "Ta'lik" bölümünde birincilik ödülü İran'dan Habib Ramezanpour'a, ikincilik ödülü İran'dan Safar Galeshi Hour'a, üçüncü ödülü ise yine aynı ülkeden Vali Mahboubi'ye verildi. "Celi Divani" kategorisinde Endonezya'dan Nafang Utama ilk sırada yer alırken, Fas'tan Mihfad Abdessamad ikinci, Endonezya'dan Mufid Fauzan üçüncülük ödülüne layık görüldü. Yarışmanın "Divani" dalında birincilik ödülünü Fas'dan Youssef el-Balkı alırken, Irak'tan Hadi Kaycı ikinci, Endonezya'dan Bukhari ibnu Athoillah da üçüncü sırada yer aldı. "Kufi" bölümünde ise İran'dan Saber Safai birinci, Türkiye'den Abdullah Eren ikinci, Yemen'den Ayman al Khadhra üçüncülük ödülünü almaya hak kazandı. Kazanan yarışmacılara bin ila 10 bin dolar arasında değişen ödül verilen yarışmada, 9 kategoride toplam 30 yarışmacı da mansiyon ödülüne layık görüldü. - Hattatlara icazetleri verildi Dereceye giren eserlerin tanıtımının yapıldığı törende ayrıca IRCICA Hat Eğitim Programları'nı başarıyla tamamlayan ve sülüs, nesih divani, celi divani ve rika dalında 20 hattata hocaları tarafından "hat sanatı icazetleri" takdim edildi. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanı Dr. Coşkun Yılmaz, Prof. Dr. Uğur Derman, Prof. Dr. Çiçek Derman, Prof. Dr. Muhittin Serin'in de arasında bulunduğu, akademi, bilim, kültür, sanat dünyasından pek çok davetlinin ve sanatseverlerin katılımıyla düzenlenen program jüri, ödül kazanan isimler ve katılımcıların hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi. Ödül ve icazet töreniyle yarışmaya katılan eserlerin bir araya getirilmesiyle hazırlanan sergi de IRCICA Kütüphanesi'nde ziyarete açıldı. Katılımcıların sanatçılar ile gezdiği sergi, 4 Haziran'a kadar ziyaret edilebilecek.

TDV, 50. Yılında Türk İslam Sanatlarını Geleceğe Taşıyor

Kuruluşunun 50. yılında Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), Türk İslam sanatlarının gelişimi, eğitimi, korunması ve tanınması amacıyla ülke genelinde güçlü bir kültür-sanat projeleri yürütüyor. Kadın ve gençlik kolları aracılığıyla açılan sanat kursları ve düzenlenen yarışmalarla bu alandaki ilgiyi artıran TDV, geleneksel sanatları hem yaşatıyor hem de yeni kuşaklarla buluşturuyor. Vakıf, “Hayata Köprü Sanat Projesi” ile Sevgi Evleri’nde kalan çocuklara manevi destek sunarken, sanatın ve tiyatronun birleştirici gücünü kullanarak onların duygusal ve ruhsal gelişimlerine de katkı sağlıyor. Çocukların kendi ürettikleri sanat eserleri ve sahneledikleri tiyatro oyunları, Türkiye’nin farklı şehirlerinde izleyiciyle buluşuyor. 6 binden Fazla Kişi Faydalandı TDV çatısı altında faaliyet gösteren Kadın, Aile ve Gençlik Merkezi (KAGEM) İstanbul Şubesi de 2018 yılından bu yana dini ilimler, kültür, sanat, aile eğitimi ve kişisel gelişim alanlarında çeşitli programlar düzenliyor. Bu kapsamda 2023 Ekim - 2024 Ağustos tarihleri arasında yapılan etkinliklerden toplam da 6 binden fazla kişi faydalandı. KAGEM İstanbul’un en dikkat çeken faaliyetlerinden biri ise “Kuveyttürk-KAGEM İstanbul Sanat Atölyeleri Projesi” kapsamında Sinanpaşa Camii avlusunda kurulan sanat atölyeleri oldu. Alanında uzman sanatkârlar rehberliğinde yürütülen atölyelerde hat, tezhip, minyatür, ebru, çini, kaligrafi, musiki ve daha birçok dalda eğitimler verildi. Türk İslam Sanatlarını Öğrenmeye Davet 2025 yılı itibariyle sekizinci yılına giren sanat atölyeleri, gelenekselleşen “Yıl Sonu Sanat Sergisi” ile taçlandıran TDV KAGEM, her yaştan sanatseverleri Türk İslam sanatlarını öğrenmeye davet ediyor. Hüsn-i hat, İran minyatürü, çini, katı’, defter yapımı, karakalem ve suluboya gibi birçok sanat dalında kursiyerlerin yıl boyunca ürettikleri eserler sergide sanatseverlerle buluştu. Başkan Yardımcısı Martı'dan Teşekkür Sergiyi ziyaret eden Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, sergide yer alan eserleri tek tek inceledi. Martı, atölye çalışmalarının kadınların ve gençlerin sanatsal yönlerini geliştirmeye önemli katkılar sunduğunu belirterek, bu anlamlı çalışmalarda emeği geçen herkese teşekkür etti. TDV KAGEM, bu faaliyetleriyle hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de yeni nesillere aktarılmasına öncülük etmeye devam ediyor.

Ferah Merkez Cami Tasavvuf Musikisi Çocuk ve Gençlik Korosu'ndan 30. konser

Hüseyin İpek şefliğinde, Yusuf Belge ve Rukiye Belge koordinatörlüğünde bir araya gelen Ferah Merkez Cami Tasavvuf Musikisi Çocuk ve Gençlik Korosu, 10. yıl konserini Üsküdar Bağlarbaşı Kültür ve Kongre Merkezi'nde kalabalık bir dinleyici karşısında icra etti. Marmara İlahiyat Fakültesi öğrencisi hafız Ahmet Emre Belge'nin Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda, Kadıköy Müftüsü ve Üsküdar Müftü Vekili Ahat Taşçı ve Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürü Semih Durmuş birer selamla konuşması yaptı. Ferah Merkez Cami İmam Hatibi Yusuf Belge, program öncesi yaptığı açıklamada, musiki çalışmalarına 2015 yılında TRT İstanbul Radyosu koro şefi ve aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanlığının ilk koro şefi olan Hüseyin İpek öncülüğünde başladıklarını söyledi. Çocuk ve gençlerin caminin altında bulunan gençlik merkezinde her hafta sonu 3 saat musiki eğitimi gördüklerini anlatan Belge, "Üsküdar Müftülüğünün resmi korosuyuz. Şu an 30. konserimizi veriyoruz. Her bir konserimizi, profesyonel sanatçıların yaptığı gibi icra ediyoruz. Camimizde ders verdiğimiz 550-600 talebemiz var. Asıl hedefimiz; çocuklarımız, gençlerimiz cami gölgesinde yetişsin. Kur'an'ı sevsin, din-i mübin-i İslam'a hizmet etsin, mukaddesata hizmet eden bir genç olarak büyüsün." dedi. Camide verdikleri eğitimle 63 gencin sınavlar sonrası Diyanet İşleri Başkanlığı'nda imam hatip olarak göreve başladığını belirten Belge, 65 gencin de hafızlığını tamamladığını bildirdi. Korolarının 10. yılında olduğunu ve bugün 65 çocuğun sahne aldığını aktaran Belge, "11 yaş altı kızlarımız ve erkeklerimiz koro ve musiki eğitimine devam ediyor. 12 yaşından sonra da kız çocuklarımız sazende olarak koromuza hizmet ediyor. Yine gençlerimiz de gençlik korosu olarak devam ediyor. Bugün ağırlıkta olan çocuk koromuzu dinleyeceğiz. Ama bununla aramızda çocuk koromuzdan yetişmiş olan gençlerimiz de sahne alıyor." diye konuştu. Daha önce tasavvuf musikisi albümü çıkardıklarını dile getiren Belge, yeni albümler için de beste ve güftelerinin hazır olduğunu kaydetti. Konser, çocukların toplu dua etmesiyle son buldu.

Veryansın Tv’ye iki ödül

VERYANSIN TV

Anadolu Basın Birliği (ABB), kuruluşunun 50’nci yılı kapsamında plaket töreni ve kutlama gecesi düzenledi.

Törende açılış konuşmasını yapan ABB Genel Başkanı Mehmet Bora Zor, disiplin kuruluna sevk edilen teğmenlerin ettiği yemini okuyarak “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” dedi.

Daha sonra 31 yıl önce bombalı suikastla şehit edilen, araştırmacı gazeteciliğin duayen ismi Uğur Mumcu ve 24 yıl önce bombalı saldırıyla yaşamdan koparılan siyaset bilimci ve yazar Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı anmak amacıyla hazırlanan sinevizyonlar gösterildi.

Sinevizyonların ardından Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu’ya ve Ahmet Taner Kışlalı’nın eşi Nilüfer Kışlalı’ya “Ülkemize Değer Katanlar Ödülü” verildi.

Özge Mumcu burada yaptığı konuşmada “Her zaman baskı ortamı vardı ne terörsüz bir Türkiye gördük ne özgür bir Türkiye gördük” dedi ve ‘terörsüz Türkiye’ vurgusu yaptı.

Nilüfer Kışlalı ise “Basın bir toplumun atardamarlarından biri. Her şeyi basından öğreniyoruz, bizi basın bilgilendiriyor. Ahmet benim kalbimde hiçbir zaman ölmedi. Görüyorum ki kimsenin kalbinde de ölmemiş” diye konuştu.

VERYANSIN TV’YE İKİ ÖDÜL

Törende Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay, Veryansın Tv program yorumcusu Serkan Öz, Harp Coğrafyası Uzmanı, Tarihçi Dr. Selim Erdoğan, Sözcü yazarı Saygı Öztürk, Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş ve birçok kişiye ödül verildi.

Karaburun’daki 30. Ütopyalar Toplantısı’na sayılı günler kaldı: İşte bu yılın konuşmacıları

İzmir/Karaburun’da 30.’su gerçekleşecek olan Ütopyalar Toplantısı, bu kez “Börklüce Mustafa’dan Savaş Emek’e Oyun Kurmak, Oyun Bozmak… Oyunbaz Ütopyalar” başlığıyla 27-29 Eylül 2024 tarihinde başlayacak. Karaburun’da bir gelenek haline gelen ve Savaş Emek’in öncülüğünde başlatılan Ütopyalar Toplantısı’nda, Savaş Emek’in ölümünün ardından bayrağı Dağarcık Türkiye Yayın Yönetmeni Enis Musluoğlu ile eşi Aylin Musluoğlu devraldı.

Ütopyalar Toplantısı’na katılım ücretsiz olacak.

30. ÜTOPYALAR TOPLANTISINA KİMLER KATILIYOR?

Ütopyalar Toplantısı’nın 30.’su Karaburun’da “Börklüce Mustafa’dan Savaş Emek’e Oyun Kurmak, Oyuz Bozmak… Oyunbaz Ütopyalar” başlığıyla gerçekleşiyor. Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay’ın da “Medyada Algı Oyunbazlığı” başlığında konuşma yapacağı Ütopyalar Toplantısı’na ayrıca Veryansın Tv yazarları E. Tümamiral Cem Gürdeniz, Prof. Dr. Barış Doster, Hasan Erel, Dr. Ceyhun Balcı da katılacak.

Etkinlikte; Buket Uzuner, İlkay Girgin Erdoğan, Yaşar Aksoy,  Metin Denizeri, Doç. Dr. Latife Doğanay Çağlayan,  Doruk Erkuş, Ceren Ertürk, Sude Gücük,  Ali İhsan, Atakan Kaymakçı, Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, Serdar Kızık, Özgün Emre Koç, Kamil Masaracı, Dr. Cenk Özdağ, Doç. Dr. Volkan Özdemir, Serdar Yasa Figen Yazıcı Şardağ ve Ali Ekber Yıldırım da konuşma yapacak.

PROGRAM TAKVİMİ

Dağarcık Türkiye’nin düzenlediği 30. Ütopyalar Toplantısı, 27-29 Eylül 2024 tarihinde gerçekleşecek.

27 Eylül 2024 Cuma
14.30 – Karikatür Sergi Açılışı / Kamil Masaracı, Zeynep Gargi
15.30 – Tarım ve Hayvancılıkta Oyunbaz Politikalar / İlkay Girgin Erdoğan (Karaburun Belediye Başkanı), Serdar Yasa (Karaburun Belediyesi Eski Başkanı), Ali Ekber Yıldırım (Gazeteci/Yazar), Serdar Kızık (Gazeteci/Yazar), Metin Denizeri (Yerli Üretici)

28 Eylül 2024 Cumartesi
10.30 – Yemel Atölyesi / Olmayan Yerlerden Yemek Tarifleri
13.00 – 30 Yılın Öyküsü ve Oyunbaz Ütopyalar 101 / Aylin Musluoğlu
14.00 – Oyunbaz Ütopyalara Karşı Oyunbozan Gelecek / Kamil Masaracı (Karikatürist), Atakan Kaymakçı (Dağarcık Türkiye Yazarı), Sude Gücük (Dağarcık Türkiye Yazarı), Ceren Ertürk (Dağarcık Türkiye Yazarı), Doruk Erkuş (Dağarcık Türkiye Yazarı)
15.00 – Bilimde Oyunbazlık / Prof. Dr. Barış Doster
15.30 – Türk Yunan İlişkilerinde Emperyal Oyunbazlık / Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı
16.00 – Büyük Güç, Rekabet ve Oyunbazlık / Enis Musluoğlu (Dağarcık Türkiye Yayın Yönetmeni), Hasan Erel (Yazar)
17.00 – Medyada Algı Oyunbazlığı / Erdem Atay (Gazeteci/Yazar, Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni)
17.30 – Jeopolitik Perspektifte Denizdeki Oyunbazlık / E. Tümamiral Cem Gürdeniz
19.00 – “Ütopya Hatırası” Fotoğraf Çekimi
20.00 – 30. Ütopyalar Toplantısı Yemeği

29 Eylül 2024 Pazar
13.00 – “OYUNBOZAN KARABURUN…” (Börklüce Mustafa’dan Savaş Emek’e Gökyüzüne Yazılanlar) / Yaşar Aksoy (Gazeteci/Yazar)
14.00 – Hegemonya Oyunları / Dr. Cenk Özdağ (Dağarcık Türkiye Yazarı), Özgün Emre Koç (Dağarcık Türkiye Yazarı), Ali İhsan (Dağarcık Türkiye Yazarı)
15.00 – Sağlıkta Oyunbaz Paydaşlar / Doç. Dr. Latife Doğanay Çağlayan, Dr. Ceyhun Balcı
16.00 – Oyunbaz Ütopya ile Hayatı Kurtulan O Kadın / Buket Uzuner (Yazar)

 

 

Hababam Sınıfı’nın ‘bacaksız’ı Tuncay Akça hayatını kaybetti

Hababam Sınıfı filminde “Bacaksız” lakaplı öğrenci rolüyle tanınan Tuncay Akça (60) kalp krizi sonucu İstanbul’da hayatını kaybetti.

Akça’nın ölüm haberini menajeri Kıvanç Terzioğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu. Terzioğlu Hababam Sınıfı’nın değerli oyuncusu Tuncay Akça’yı kaybettik. Ailesine sevenlerine başsağlığı diliyorum” dedi.

TUNCAY AKÇA KİMDİR?

16 Aralık 1963 yılında Kastamonu’da dünyaya geldi.

Tuncay Akça, 1976 yılında yayınlanan efsane film Hababam Sınıfı Uyanıyor’da hayat verdiği ‘Bacaksız’ karakteriyle hafızalara kazındı. En bilinen repliklerinden birisi “Abi siz hiç iki ayak üzerinde duramaz mısınız?” sorusu oldu.

Tuncay Akça, Hababam Sınıfı Uyanıyor filminin setine aslında ayakkabı boyacısı olarak gitti. Sette, kahkaha attığı sırada Ertem Eğilmez’in ilgisini çeken Akça, filme tesadüfen attığı kahkahayla dahil oldu.

Akça, 1975-1976’da ayakkabı boyacılığı yapmak üzere gittiği Hababam Sınıfı setinde tesadüfen başlayan Yeşilçam günlerini AA muhabirine anlatmıştı.

Film setine arkadaşının ısrarıyla gittiğini aktaran Akça, “Ayakkabı boyarken bir kahkaha attım. Kahkaham tesadüf oraya monte oldu ama hiç hikayeyle, senaryoyla alakası olmayan bir olaydı. Rahmetli Ertem (Eğilmez) ağabey orada gülmemi keşfetti. Ertem ağabey bir dahidir. Kafasında önce bir öğrenci olarak bir şeyler yazdı rahmetli Sadık Şendil ile beraber. Yavuz Turgul da vardı o ekibin içinde. Tesadüfen bir kahkahamızla girdik” demişti.

Tuncay Akça, Yol Filminde Yusuf karakterini oynadı. 1995-2002 yılları arasında ise Bizimkiler dizisinde manav Adem rolüne hayat verdi.  2004 yılında Hababam Sınıfı Merhaba’da oynadı.

💾

Hababam Sınıfı filminde "Bacaksız" lakaplı öğrenci rolüyle tanınan Tuncay Akça (60) kalp krizi sonucu İstanbul'da hayatını kaybetti.

Aydemir Akbaş’ın cenaze programı belli oldu

Hayatını kaybeden ünlü oyuncu Aydemir Akbaş’ın cenaze programı belli oldu.

Menajerliğinden yapılan açıklamaya göre Akbaş için yarın saat 11.00’de Galatasaray Lisesi’nde tören düzenlenecek.

Ardından Akbaş, Levent Barbaros Hayrettin Paşa Camisi’nde kılınacak öğle namazının ardından Feriköy Mezarlığı’na defnedilecek.

AYDEMİR AKBAŞ KİMDİR?

Usta oyuncu Aydemir Akbaş, Balkan savaşlarında Türkiye’ye gelen Arnavut bir baba ile Trabzonlu bir annenin çocuğu olarak 1936’da İstanbul Feriköy’de dünyaya geldi.

Galatasaray Lisesi’nde tamamladığı eğitimin ardından bir süre gazetecilik yapan sanatçı Altan Erbulak’ın yönlendirmesiyle tiyatro oyunculuğuna başladı.

Gülriz Sururi, Ayfer Feray-Nisa Serezli, Ali Poyrazoğlu gibi tiyatro toplulukları ile çalışan sanatçı, “Keşanlı Ali Destanı”, “Direkler Arası”, “Zilli Zarife” ve “Ferhat ile Şirin” adlı oyunlarda rol aldı.

Urfa’nın Suruç ilçesinde 1960’ta askerlik görevini tamamlayan Akbaş, daha sonra Gülriz Sururi–Engin Cezzar Tiyatrosuna katıldı.

Sinemaya 1964’te Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Keşanlı Ali Destanı” filmiyle adım atan usta oyuncu, filmden önce 31 Mart 1964’te “Keşanlı Ali Destanı”nın ilk tiyatro gösteriminde hem sahne amirliği yaptı hem de “Sipsi Selim” karakterine hayat verdi.

Aydemir Akbaş, 1968’de Ayfer Feray–Nisa Serezli Tiyatrosu’nda sahnelenen “7 Kocalı Hürmüz” oyununda rol aldı.

Başarılı oyuncu, 1969’da Gülriz Sururi-Engin Cezzar ve Ortakları Tiyatrosunun ortaklarından biri oldu. “Nikah Kağıdı” ile “Düşenin Dostu” oyunlarında rol alan Akbaş, birçok tiyatro oyununun da yönetmenliğini yaptı.

Sanatçı, 1974’te Türk filmlerinin yanı sıra Yılmaz Güney filmlerinde de oynadı. Sonraki yıllarda ise İbrahim Tatlıses ile senaryo çalışmaları yaptı.

127 FİLMDE ROL ALDI

Çoğu komedi olmak üzere 127 filmde rol alan Akbaş, 8 filmin yönetmenliğini yaptı, 30’a yakın tiyatro oyununda ve birçok dizide oynadı.

Joseph Kesselring’in 1939’da kaleme aldığı “Arsenic and Old Lace” oyunundan Fırat Zobu tarafından senaryolaştırılarak, 1974-1975’te TRT 1’de izleyiciye sunulan “Ahududu” dizisinde de rol alan sanatçı, 2013’te ise “Altındağlı” dizisinde yer aldı.

Oyunculuğun yanı sıra senaryo da yazan Akbaş, 33 filmin senaryosuna imza attı.

KOLPAÇİNO ROLÜYLE GENÇLERE DOKUNDU

“Düş Yakamdan Osman” filmiyle 1987’de yönetmenliğe başlayan Akbaş Şafak Sezer ile “Kolpaçino” film serisi ve “Kutsal Damacana 2: İt Men” filminde de sinemaseverlerle buluştu.

Aydemir Akbaş, 2016’da “Alemde 1 Gece”, 2022’de “Sünnet Çocuğu” ve 2023’te “Kolpaçino 4 4’lük” filmlerinde izleyicinin karşısına geçti.

İlk kez 1964’te tiyatro oyuncusu Beyhan Benek ile evlenen sanatçı, iki kez boşandığı eşi ile üç kez evlendi.

Daha önce kolon, gırtlak ve bağırsak kanseriyle mücadele eden Akbaş, Ocak 2023’te yeniden kansere yakalandığını duyurmuştu.

 

Bulutsuz bir yaşam özlemi

Hasan Murat Doğan yazdı…

1988 yılı yazıydı. Ankara Kızılay’daki Soysal Pasajı’nın yakınındaki yeni açılmış, küçük kasetçi dükkanına sık sık giderdim. Türkçe sözlü müzik rafında kapağı ve özellikle üzerinde yazan ismi ilginç olan kaset, her gidişimde dikkatimi çekerdi. Mavilik içerisindeki bir bulutu delen ucu sivri bir şemsiye sapı ve değişik bir kaset ismi. O yıllarda ‘özgün müzik’ ismi verilen bir tür çok revaçtaydı. Ben de kasetin isminden bu türde bir müzik olacağını düşünerek, elime alıp bakmazdım bile, ama her gittiğimde aynı yerde görürdüm.
Ondan yaklaşık üç yıl sonra, üniversiteden bir arkadaşım, birkaç gün önce bahsettiği grubun kasetini, bölümün kantininde elime tutuşturdu. Yine o tuhaf isim, ama bu sefer başka bir kaset, kapak resmi bu sefer daha da ilginç. Bu kasete bakışım da, kasetçideki bakışım ile aynıydı. Arkadaşımı kırmak istemedim, dinlemem, birkaç hafta sonra da geri veririm diye düşünerek, yüzümü buruşturmamı saklamaya çalışıp, burun kıvırarak, kaseti cebime koydum.

Birkaç gün sonra evde kaset elime geçti. Arkadaşımın hatırına az bir şey dinler, kapatırım diye düşünüp, önyargıyla teybe koydum. Beklentim ile ilgisi olmayan müzik ve sözler beni karşıladı. Daha ilk şarkıdan beni etkiledi: Gün Başlıyor. Yaşamın tüm karmaşıklığına rağmen, bir nefes alabilirsek, yaşamanın gücüne yenilip, coşacağımız bir yaşama sevincini duyumsatan bu şarkı ile otuz yılı aşkın Bulutsuzluk Özlemi grubu ile dostluğum, o anda başladı. Bu dostluk o kadar yaşamımın içerisine geçmiş ki, öykü kitabımda bile iki öyküde grubun isminin ve şarkısının geçmesi adeta kendiliğinden oldu. O yıllardaki saçma sapan şarkı sözleriyle ilgisi olmayan sözler, ona eşlik eden gitar ve saksafon ağırlıklı şarkı, birkaç yıl geç de olsa Bulutsuzluk Özlemi ile tanışmama sebep oldu. Tüm şarkılar yaşamın tam içindendi, kasetin son şarkısı ‘Sözlerimi Geri Alamam’ otuz üç yıldır beni aynı duygularla etkiledi: Hiçbir kere hayat bayram olmadı, ya da her nefes alışımız bayramdı.

Bu sefer 1992 yılının Nisan ayında üçüncü albüm ‘Güneşimden Kaç’ çıktı. Kaseti her gün defalarca dinlemekten, vize ve final sınavlarına çalışmakta çok zorlandığımı hatırlıyorum. Yaz stajı yaptığım o yaz bu kaset gurbette bana arkadaşlık etti.

Edebiyat ve müzik, genel olarak sanat yaşamımıza çok büyük değer ve anlam katar hiç kuşkusuz. Bulutsuzluk Özlemi’nin müziği bu anlamı ve değeri benim için çoğaltan bir müzik olmuştur, otuz üç yıldır.
Bizim popüler müziğimizin ana konusu genelde aşktır. Özellikle yaklaşık son kırk yıldır, konusu, sözleri birbirine benzeyen, arabesk veya benzeri bir müzikle, vıcık vıcık sözlerle, sözde aşk şarkıları toplumdaki çürümenin, yozlaşmanın da göstergesi ve hatta öncüsü olmuştur. Grubun da aşk şarkıları var tabii ki, ama onun ki genel geçer aşk şarkıları değildir. Tepedeki Çimenlik’te yalınayak dolaşarak, yemyeşille, masmavinin ortasında hayaller kurup, sadece sevgi diyen, başka hiçbir şey istemeyen, beklemeyenlerin şarkısı örneğin. Bir Güzel Gördüm Giderken Yolda, Yıllar Sonra, Yalnız Kalma Bu Dünyada, Evinde Gitarın Var mı?, Evet Evet, Aşk Zamanı, Lili Yar, Aşk Çok Para Yok, Rüzgar ve diğerleri. Bu şarkılar içi boş aşk, sevgi şarkıları değil, yaşamın akışı içerisinde, doğal, insana özgü duyguları, düşünceleri anlatan şarkılar.

Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkılarının bana göre en önemli özelliği yaşama, yaşamın birçok alanına dokunmasıdır; söyleyecek çok sözü vardır grubun. Onların dokunduğu konulara, başka müzisyenlerde pek rastlayamazsınız. Protest müziğin de öncüsü olan grup, 70-80’li yıllardaki çoğunlukla ajitasyon ve slogandan oluşan protest şarkılar benzeri şarkılar yapmamıştır. ‘Hezarfen Ahmet Çelebi’de naif, iç sızlatan protesto duyulur, başka bir şarkıda Şili’ye özgürlük isterken, örgütlü bir halkı hiçbir kuvvetin yenemeyeceği haykırılır. ‘Harran Ovası’nda pamuk tarlasında kadın, erkek, çocukların çapa yapması anlatılırken, ‘Seni Görmem Lazım’ şarkısında tarikat, ticaret, siyaset üçgeninden, ormanların işgaline, derelerin, denizlerin kirlenmesine kadar bahsedilir. ‘Bütün Bu Yaşananlardan Sonra’ şarkısında adeta küçük bir insanlık ve dünya tarihi anlatıldıktan sonra, özgürlük vurgusu yapılır. Irak işgali, ‘Bağdat Kafe’ ve ‘Felluce’ şarkılarında göz yaşartan, lirik bir şekilde söylenir.

Şarkılarında çoğunlukla, her şeye rağmen umut vardır, yaşama sevincine davet vardır, emek vardır, hatta her koşulda yaşamaya mecbur olduğumuz inancı vardır, zengin melodi ve ritm dolu seçkin bestelerle.
Tabii ki bu kısa yazıda, grubun onlarca şarkısının dökümünü yapamam, ama Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkılarında sade, içimizden olan insanlar da unutulmaz.  Kaportacısından, üniversite öğrencisine, pastanedeki garsondan, mekanik bir fanatiğe, salepçisi, kokoreççisinden, Taksim’de PTT’nin önündeki insanlara kadar insana, onların duygularına, yaşamına dokunulur.

Bulutsuzluk Özlemi kentin, kentlinin müziğidir aynı zamanda. Anadolu rock müziğinin ağırlıklı kırsala, köye vurgu yapan tarzının, geleneği reddetmeden, ondan da yararlanarak, kentli müziğine evrilmesinin öncüsü olmuştur.

Bulutsuzluk Özlemi kendi türünde ilklerin grubudur. İlk Türkçe rock yapan müzik grubudur. Gruptan önce de Türkçe rock vardı, ama grupla birlikte Batı kaynaklı rock ve yer yer Anadolu ezgisi güzel Türkçemizle harmanlanmıştır. Şarkı sözleri bana göre çağdaş bir kent ozanının elinden çıkmış bir edebi nitelik taşır. Benim bildiğim ülkemizde senfoni orkestrasıyla birlikte konser veren ve ayrıca akustik, fişsiz (unplugged) konser veren ilk rock grubudur.

Grup ismini değerli aydın, yazar Mümtaz Soysal hocamızın bir yazısından almıştır. Güzel, yaşanılası bir dünya için yaşamları pahasına mücadele etmiş insanları anmak için  yazılan bu yazıdan, grubun ismi doğmuştur. Bu ismin grubun kırk yıla yaklaşan, değişmeyen çizgisine, söylemine son derece uygun olduğu gerçektir.

Gerek ülkemiz müzik tarihinde, gerekse benim kişisel tarihimde son derece önemli bir yere sahip olan, Cumhuriyetimizin, zengin  kültürümüzün müzik alanındaki yüz akı örneği, aydınlanmanın ezgisi diye tanımlayabileceğim Bulutsuzluk Özlemi’ne nice müzik dolu uzun yıllar diliyorum. Savaş, terör, açlık, yoksulluk, emperyalizm, sömürü, salgın, paranın egemenliği, çevre kirliliği gibi kara kötülük bulutlarının insanlığın ve tüm canlıların üzerinde olmadığı bir dünya ve yaşam özlemiyle.

❌