Almanya’da öğrenciler sosyal yardım kesintileri ve askerlik hizmetini protesto etti























İspanya'da Madrid-Endülüs seferini yapan iki yüksek hızlı trenin Castilla La Mancha bölgesinde çarpıştığı kazada can kaybı arttı. Castilla La Mancha Özerk Bölgesi Başkanı Emiliano Garca-Page, faciada hayatını kaybedenlerin sayısının 68’e yükseldiğini bildirdi.
Acil servis yetkilileri, 77 kişinin hastanede olduğunu belirtirken, İspanya Sağlık Bakanı Monica Garcia ise 15 kişinin “ağır yaralı” olduğunu söyledi.
İspanya'daki hızlı tren faciasında korkunç hata: Önümdeki 200'le gidiyor
İspanya'daki 64 kişinin hayatını kaybettiği kaza alanı havadan görüntülendi!
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ise kazanın yaşandığı Urda’yı ziyaret ederek açıklamalarda bulundu. Sanchez, tren kazasının meydana geldiği olay yerinde incelemelerde bulunarak başsağlığı dileklerini iletti ve ülke genelinde üç günlük resmi yas ilan edildiğini duyurdu.
Sanchez, "Bugün İspanya yasta. Bütün İspanya yasta" diyerek hayatını kaybedenlerin aileleriyle "tam dayanışma" içinde olduğunu belirtti.
Sanchez, "Bugün yaşamını yitiren her bir insanın arkasında paramparça olmuş hayatlar, yıkılmış aileler var. Ayrıca sevdiklerinin nerede olduğunu henüz bilmeyen ailelerin yaşadığı büyük bir endişe var. Ve elbette, tüm İspanyol toplumunun doğal olarak paylaştığı çok ama çok büyük bir acı var" dedi.
![]()
Sanchez, yetkililerin kazanın nedenini belirlemek için çalıştığını söyleyerek herhangi bir kusur tespit edilmesi halinde "hesap sorulacağını" vurguladı. Sanchez, "Bu konunun sonuna kadar takipçisi olacağız. Bir ihmal varsa bunu ortaya çıkaracağız. Güvenlik ve emniyet sisteminde kusurlar varsa, sorumlulardan hesap sorulacak. Yüksek hızlı demiryolu ağımızda aynı yıl içinde iki korkunç trajedi yaşadığımız açıktır" ifadelerini kullandı.
Sanchez, İspanya’nın demiryolu sistemine olan güveni yeniden tesis etmek adına emniyeti "daha da artırması" gerektiğini belirterek, "İspanya gibi bir ülke, aynı yıl içinde iki yüksek hızlı tren kazasını kabul edemez. Bu nedenle uygun olan tüm tedbirleri alacağız" dedi.
Kazanın nedenine ilişkin değerlendirmede bulunmanın "kendisinin yetkisinde olmadığını" kaydeden Sanchez, bu konunun demiryolu ağı işletmecileri ile ülkenin Bağımsız Demiryolu Kazaları İnceleme Komisyonu tarafından soruşturulacağını sözlerine ekledi.
![]()
Kazaya ilişkin soruşturma sürerken, facianın ardından hükümete yönelik tepkiler büyüyor. Ölümcül tren kazasının ardından yaklaşık bin 500 kişi başkent Madrid’de protesto gösterisi düzenledi. Ulaştırma Bakanlığı önünde toplanan göstericiler kazadan sorumlu tutukları Başbakan Pedro Sanchez hükümetinin ve Ulaştırma Bakanı Oscar Puente’nin istifasını talep etti.
Gösteride bazı protestocuların polis kordonuna doğru yığılmasıyla gerginlik çıktı. Çevik kuvvet ekipleri göstericilere müdahalede bulunurken kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.
İspanya'da Madrid'den Sevilla'ya giden iki yüksek hızlı tren yerel saatle 08.54'te Castilla La Mancha bölgesine bağlı Toledo ilindeki Urda Belediyesi'nde çarpıştı. 397 yolcunun bulunduğunu Renfe treninin, 1'i bebek olmak üzere 147 kişinin bulunduğu Iryo trenine arkadan çarptı. Iryo treninin bazı vagonları şarampole yuvarlandı.
Öte yandan 18 Ocak'ta İspanya'nın güneyinde Cordoba eyaletindeki Adamuz yakınlarında iki trenin raydan çıkması sonucu en az 45 kişi hayatını kaybetmiş, 170 kişi yaralanmıştı.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da görevli üst düzey askeri planlamacıyı görevden aldı. Adı açıklanmayan ABD’li yetkili, Hegseth’in ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'a yönelik yeni hava saldırıları düzenlemeyi değerlendirdiği bir dönemde Korgeneral Brett G. Sylvia’yı Genelkurmay Başkanlığı Strateji, Planlar ve Politika (J5) Başkanlığı görevinden aldığını aktardı.
Neden görevden alındığı bilinmeyen Sylvia, Hegseth döneminde askeri çevrelerde "J5" olarak bilinen bu makamdan uzaklaştırılan ikinci general oldu. Selefi Korgeneral Joseph McGee de Ekim 2025’te emekliliğe zorlanmıştı.
Genelkurmay Başkanlığı sözcüsü ise yaptığı açıklamada, "Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay Başkanlığı ve Müşterek Kuvvet olarak Korgeneral Brett Sylvia ve ailesine, ulusumuza verdikleri 32 yıllık üstün hizmetlerden ötürü en derin şükranlarımızı sunar, kendisine ve ailesine en iyi dileklerimizi iletiriz" ifadelerini kullandı.


Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, ABD'nin Küba'ya uyguladığı ekonomik, ticari ve mali ambargonun sona erdirilmesinin gerekliliği konusunda sunulan karar tasarısını 17'ye karşı 130 oyla kabul etti.
BM Genel Kurul salonunda yapılan oylamada, üye ülkeler, Küba'ya uygulanan ABD ambargosu konusunda görüşlerini ortaya koydu.
![]()
Oylamada, Türkiye'nin de dahil olduğu 130 ülke, Küba'ya ambargonun sonlandırılması tasarısı için "evet" oyu kullanırken, aralarında ABD, İsrail, Ukrayna, Arjantin ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin de bulunduğu 17 ülke, ambargonun devam etmesi yönünde oy kullandı.
25 ülke de oylamada "çekimser" tutum sergileyerek oy kullanmadı.
Alınan kararla ABD'nin Küba'ya yönelik "ekonomik, ticari ve finansal" ambargosunu sonlandırma çağrısı kabul edilmiş oldu.
BM Genel Kurulu'nda 2012'den bu yana kabul edilen karar tasarılarında, ABD'ye ambargoyu sonlandırma çağrısında bulunuluyor.
Bağlayıcılığı bulunmayan BM Genel Kurulu kararı "tavsiye" niteliği taşıyor ve uluslararası toplumun tutumunu gösteriyor.
ABD'nin Küba'ya uyguladığı ambargolar, ilk kez 1960'ta başlamış ve ilerleyen yıllarda kapsamı daha da genişlemişti.
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda ABD'nin Küba'ya uyguladığı ekonomik, ticari ve mali ambargonun sona erdirilmesinin gerekliliği konusunda sunulan karar tasarısının kabul edilmesini "Küba halkının zaferi" olarak nitelendirdi.
![]()
Diaz-Canel, ABD merkezli X platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, BM Genel Kurulu'ndaki oylama sonucunu değerlendirdi.
BM üyesi ülkelerin ABD'ye boyun eğmediğini vurgulayan Diaz-Canel, şu ifadeleri kullandı:
"Dünya, bu oylamanın seyrini değiştirmek için ABD'nin uyguladığı en kaba baskı ve şantajların bile üzerine çıkarak bir kez daha ezici çoğunlukla ablukaya karşı tavır koymuştur. Küba'nın bugün BM Genel Kurulu'nda elde ettiği bu zafer, ABD hükümetinin ekonomik boğma politikalarına, tehditlerine ve suistimallerine teslim olmayan kahraman Küba halkının zaferidir. Tüm bir ulusu toplu olarak cezalandırmak ve boyun eğdirmek amacıyla yalana ve şantaja bel bağlayanlara karşı gerçeğin zaferidir. Küba tehdit değildir, blokaj tehdittir."

Sırbistan’da Yaşananları Nasıl Okumalıyız?
Sırbistan’da yaşanan gelişmeler ve akabinde seçimler bir toplumsal protestonun nasıl geniş çaplı bir siyasi harekete dönüşebileceğini ve bu hareketin iktidar dengelerini nasıl değiştirebileceğini gösteren önemli bir örnek oldu.
1 Kasım 2024’te Novi Sad kentindeki tren istasyonunun beton sundurmasının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesi Sırbistan’daki siyasi krizin görünen başlangıç noktasıydı.
Facia kamu altyapısının güvenliği ve denetim süreçleri üzerine tartışmaları başlatırken yolsuzluk iddialarını ve yöneticilerin hesap verebilirliğine ilişkin sorunları da gündemin merkezine taşıdı.
Öğrencilerin öncülük ettiği protestolar zaman içinde üniversitelerin dışına çıkarak farklı toplumsal kesimlerin katıldığı geniş bir harekete dönüştü. Başlangıçta facianın aydınlatılması ve sorumluların hesap vermesi için ortaya çıkan talepler daha sonra hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve siyasi sistemin işleyişine ilişkin daha kapsamlı bir sorgulamaya evrildi.
Elbette Sırbistan’daki hareketin büyümesini tek bir olayla açıklamak yeterli değil. Novi Sad faciası toplumda daha önce birikmiş rahatsızlıkları görünür hâle getiren bir tetikleyici işlevi gördü.
Siyasi gücün merkezileşmesi, kamu kurumlarının bağımsızlığına ilişkin kaygılar, yolsuzluk iddiaları ve medyanın çalışma koşullarına yönelik eleştiriler protestoların daha geniş bir anlam kazanmasını kolaylaştırdı…
Ancak burada hareketin en dikkat çekici özelliği geleneksel siyasi partilerden bağımsız bir öğrenci örgütlenmesi etrafında gelişmesidir. Üniversite işgalleri, kitlesel yürüyüşler, yerel toplantılar ve dijital iletişim ağları sayesinde öğrenciler ülke genelinde eş zamanlı bir mobilizasyon sağladı.
Hareketin tek bir liderin çevresinde şekillenmemesi de farklı grupların ortak talepler etrafında bir araya gelmesini kolaylaştırdı. Öğrenciler başlangıçta belirli taleplerin yerine getirilmesini savunurken zaman içinde siyasi değişimin kurumsal düzeyde gerçekleşmesi gerektiği sonucuna yöneldi.
Unutulmamalı ki toplumsal hareketlerin geniş destek kazanması toplumun bütün kesimlerinin aynı siyasi görüşü paylaştığı anlamına gelmez. Bir hareketin katılımcıları yolsuzlukla mücadele, adalet, eğitim, ekonomik beklentiler veya demokratik standartlar gibi farklı gerekçelerle harekette yer alabilir. Bu farklı talepleri ortak bir siyasi hedef etrafında birleştirmek hareketin büyümesini sağlar ve gelecekteki yönetim anlayışı açısından da önemli bir sınav oluşturur.
Başbakan Miloš Vučević’in Ocak 2025’te istifa etmesi, protestoların siyasi sonuçlarından biri oldu. Ancak hükümet içindeki değişiklikler, protestocuların dile getirdiği kurumsal sorunların çözüldüğünü göstermiyordu. Krizin devam etmesi hareketin siyasi temsil ve seçim yoluyla değişim arayışını güçlendirdi.
25 Ekim 2026’da yapılan erken parlamento seçimi öğrenci protestoları ile başlayan hareketin geleceği açısından belirleyici bir aşama olarak görülmelidir. Nitekim Aleksandar Vučić seçim gecesi yenilgiyi kabul etti.
Bu sonuç Sırbistan İlerleme Partisi’nin 2012’den beri sürdürdüğü siyasi hâkimiyet açısından ciddi bir kırılmadır. Daha önemlisi geleneksel muhalefet partilerinin uzun süre başaramadığı iktidar değişimi hedefinin öğrenci hareketinin öncülüğündeki yeni bir siyasi oluşum üzerinden gerçekleştirmiş olmasıdır.
Bununla birlikte seçim zaferi ile demokratik dönüşüm aynı şey değildir.
Şimdi “kazanan” çoğunluğun önünde üç temel görev bulunuyor… Kamu kurumlarının bağımsızlığını güçlendirmek, yolsuzluk iddialarını hukuki süreçler çerçevesinde araştırmak ve toplumun farklı kesimlerinin beklentilerine cevap verecek bir yönetim programı oluşturmak.
Öğrenci hareketinin bir başka sınavı sokaktaki birlikteliği yönetim aşamasında da koruyabilmektir.
Protesto döneminde ortak bir hedef etrafında buluşan gruplar somut politikalar geliştirme aşamasında farklı önceliklere sahip olabilecektir. Yargı reformu, kamu harcamalarının denetimi, eğitim, istihdam ve ekonomik kalkınma gibi konularda ortaya çıkacak tercihler, yeni siyasi yapının toplumsal desteğinin devamını etkileyecektir.
Önümüzdeki aşamada Sırbistan’ın önünde birbirini dışlamayan üç temel ihtimal bulunuyor.
İlk ihtimal seçim sonucunun kabul edilmesi ve iktidar devrinin kurumsal kurallar çerçevesinde gerçekleşmesidir. Aleksandar Vučić’in ilk açıklamasını bir kabullenme olarak okursak gelişmeler can sıkıcı olmayacak… Böyle bir durumda yeni yönetim demokratik kurumları güçlendirmek ve kamu yönetiminde şeffaflığı artırmak için önemli bir fırsat yakalayabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi parlamentodaki çoğunluğun uyumlu çalışmasına ve reformların somut sonuçlar üretmesine bağlı.
İkinci ihtimal, seçim sonuçlarının uygulanması sırasında siyasi ve kurumsal dirençle karşılaşılmasıdır. Yıllar içinde yerleşmiş idari ilişkiler, siyasi kadrolar ve ekonomik çıkar ağları, reformların önünde engel oluşturabilir. Bu durumda toplumsal beklentiler ile yönetimin uygulama kapasitesi arasında bir gerilim ortaya çıkabilir. Beklentilerin karşılanmaması, protestoların farklı taleplerle yeniden gündeme gelmesine yol açabilir.
Üçüncü ihtimal ise iktidar değişiminin dış politika tercihlerinde daha sınırlı bir dönüşüm üretmesidir. Sırbistan Avrupa Birliği üyeliğini hedeflerken Rusya ve Çin ile ilişkilerini de sürdürmeye çalışıyor. Yeni yönetimin demokratik standartlar ve Avrupa ile ilişkiler konusunda daha güçlü adımlar atması mümkün ancak enerji bağımlılıkları, ekonomik yatırımlar ve Kosova meselesi gibi yapısal başlıklar dış politika değişiminin sınırlarını belirlemeye devam edecektir. Dolayısıyla iç siyasetteki değişimin ülkenin bütün dış politika yönelimlerini kısa sürede dönüştüreceği varsayılmamalıdır.
Sırbistan deneyimi başka ülkelerdeki toplumsal hareketleri anlamak bakımından üç önemli sonuç ortaya koyuyor.
İlk olarak, kamu güvenliğini ilgilendiren bir facia devletin şeffaflığı ve hesap verebilirliği konusunda zaten var olan sorunlarla birleştiğinde geniş çaplı siyasi sonuçlar doğurabilir. Burada belirleyici olan olayın kendisinden çok kurumların olaya nasıl karşılık verdiği ve toplumun sorularına ne ölçüde cevap verebildiğidir.
İkinci olarak, genç kuşaklar geleneksel siyasi partilerin dışında örgütlenerek etkili bir toplumsal aktöre dönüşebilir. Dijital iletişim araçları, üniversite ağları ve yatay örgütlenme biçimleri hareketlerin kısa sürede geniş kitlelere ulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Bununla birlikte dijital görünürlük, kalıcı siyasi örgütlenme ve yönetim kapasitesinin yerini tutmaz.
Üçüncü olarak, protestoların seçim başarısına dönüşmesi demokratikleşmenin tamamlandığı anlamına gelmez. Kalıcı dönüşüm bağımsız yargı, hesap verebilir kamu yönetimi, özgür medya, adil seçim koşulları ve temel hakların korunması gibi kurumsal güvencelerle mümkündür. Bu güvenceler kurulmadığında iktidar değişebilir ancak yönetim anlayışındaki temel sorunlar devam edebilir.
Sırbistan’daki tüm bu gelişmeler Batı Balkanlar’ın siyasi istikrarı ve bölgesel ilişkiler bakımından önem taşımaktadır.
Sırbistan Türkiye’nin bölgedeki ekonomik ve diplomatik ilişkilerinde etkili bir aktördür. Bu nedenle yeni dönemin dış politika tercihleri bölgesel iş birliği ve Balkanlar’daki güç dengeleri açısından yakından izlenmelidir.
Bununla birlikte Sırbistan’daki hareketi başka ülkelere doğrudan aktarılabilecek bir model olarak değerlendirmek doğru olmaz. Her ülkenin toplumsal yapısı, siyasi kurumları, ekonomik koşulları ve tarihsel deneyimi farklıdır.
Sırbistan’da yaşananlar bize toplumsal hoşnutsuzluğun örgütlü bir harekete ve seçim yoluyla siyasi değişime dönüşebileceğini gösteriyor.
Ancak bu sürecin gerçek başarısı yeni aktörlerin iktidara gelmesiyle değil kamu kurumlarının işleyişinde ne ölçüde kalıcı iyileşme sağlandığıyla ölçülecektir.
Diğer ülkeler için temel ders de budur… Toplumsal taleplerin siyasi sonuç üretmesi önemlidir ve bu sonuçların demokratik, hukuki ve kurumsal bir dönüşüme yol açması ise çok daha belirleyicidir.

Seçimler sonuçlandı peki Netanyahu gitti mi?
İsrail'de milyonlarca seçmen sandık başına gitti. Katılım yüzde 77,7'ye ulaşarak son 27 yılın en yüksek seviyesini gördü. Netanyahu'nun siyasi geleceğini belirlemesi beklenen seçimlerde ortaya oldukça ilginç bir tablo çıktı. Likud Partisi sandıktan birinci çıktı.
Siyonistlerden oluşan ittifak parlamentodaki çoğunluğunu kaybetmiş görünüyor. Ancak rakibi Gadi Eisenkot'un öncülüğündeki muhalefet hükümet kurabilecek milletvekili sayısına ulaşamadı.
Mevcut tabloya göre Netanyahu seçimde birinci gelmesine rağmen iktidarını sürdürebilecek çoğunluğu sağlayamadı. Muhalefet onu gönderebilecek sayısal desteğe ancak Arap partileriyle iş birliği yaparak ulaşabiliyor. Üstelik bunu yapmak istemeyen önemli ortakları var. 2022 seçimlerinde 64 milletvekiliyle çoğunluğu elde eden Netanyahu ve dostları mevcut hesaplamalarda 53-55 sandalyeye kadar düşmüş durumda.
Netanyahu'nun partisi de dört yıl önce kazandığı 32 sandalyenin gerisinde. Yani İsrailli seçmenler Likud'u en büyük parti olarak bırakırken mevcut hükümetin parlamentodaki ağırlığını azaltmış görünüyor.
ARAP PARTİLERİ KİLİT KONUMDA
Seçimlerin en dikkat çekici gelişmesi Arap seçmenlerin sandığa yoğun katılımı oldu. 2022'de toplam 10 milletvekili çıkaran Arap partileri, mevcut sayımda 18-19 sandalyeye ulaşıyor. Yaklaşık iki katına çıkan temsil gücü, seçimlerin ardından kurulacak siyasi denklemin merkezine yerleşmiş durumda. Seçimlerden önce Likud, Arap partilerinin seçimlere katılmasını engellemek için girişimlerde bulunmuştu. Netanyahu da bu partilerin desteğine dayanan bir hükümete karşı olduğunu açıkça söyledi. Şimdi Netanyahu'yu iktidardan uzaklaştırmak isteyen muhalefetin önündeki en önemli seçenek, bu partilerin desteğini almak.
Matematik oldukça basit. Eisenkot'un öncülüğündeki 48 milletvekiliyle Arap partilerinin 19 sandalyesi birlikte düşünüldüğünde 67 milletvekiline ulaşılıyor. Hükümet kurmak için gereken sayı 61. Naftali Bennett ve Avigdor Lieberman gibi muhalefet liderleri Arap partileriyle hükümet kurulmasına karşı çıkıyor. Eisenkot, seçim kampanyasında bu partilerin desteğini istemediğini açıklamıştı. Sol çizgideki Demokratlar Partisi ise iş birliğine daha açık.
Arap siyasetçilerden ise farklı mesajlar geliyor. Ortak Liste'nin önde gelen isimlerinden Ahmed Tibi, Netanyahu hükümetinin sona erdirilmesi için muhalefetle çalışmaya hazır olduklarını duyurdu. Bu durumda Eisenkot'un önünde zor bir tercih bulunuyor. Arap partileriyle iş birliği yapmak için siyasi vaatlerinden vazgeçmek veya mevcut tutumunu koruyarak hükümet kurma imkanını sınırlandırmak.
Üstelik Arap partilerinin kendi aralarında da siyasi farklılıklar bulunuyor. Ra'am daha önce bir İsrail koalisyonunda yer almıştı. Ortak Liste'nin ise Filistin meselesindeki talepleri ve hükümete katılma konusundaki yaklaşımı farklı. Dolayısıyla 67 sandalye kağıt üzerinde mümkün olsa da bu sayının tamamının aynı hükümete güvenoyu vereceği kesin değil.
NETANYAHU İKTİDARI NASIL KORUYABİLİR?
Burada üç siyasi seçenek üzerinde durmak gerekiyor. Birincisi Netanyahu'nun mevcut müttefikleriyle yeni bir hükümet kurması. Ancak sayımın ortaya koyduğu tablo devam ederse bunun için başka partilerin desteğine ihtiyaç duyacak.
İkincisi, farklı siyasi kamplardan partilerin katıldığı geniş bir koalisyon kurulması. Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da seçimlerin ardından siyasi liderlere uzlaşma çağrısı yaptı. Yeniden seçime gidilmemesi gerektiğini belirtti. Fakat böyle bir hükümetin önünde ciddi engeller var. Eisenkot, Netanyahu'yu görevden uzaklaştırma vaadiyle seçimlere katıldı. Bennett de benzer bir çizgide. Bu isimlerin Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılması siyasi tutumlarında önemli değişiklik gerektiriyor.
Bir diğer ihtimal ise Likud'un Netanyahu dışında bir isimle hükümet ortaklığı araması. Ancak partide henüz lider değişikliğine yönelik güçlü ve açık bir hareket bulunmuyor. Üçüncü seçenek ise hiçbir tarafın hükümet kuramaması. İsrail Cumhurbaşkanı kesin sonuçların ardından siyasi partilerle görüşecek ve hükümet kurma görevini bu işi gerçekleştirebileceğini düşündüğü milletvekiline verecek. İlk görevlendirme için 28 günlük süre bulunuyor. Gerekli şartlarda süre uzatılabiliyor veya görev başka bir isme verilebiliyor. Bütün girişimler sonuçsuz kalırsa ülke yeniden seçime gidebilir. Fakat burada önemli bir ayrıntı var. Yeni hükümet kurulana kadar Netanyahu geçici başbakan olarak görevini sürdürebiliyor. Dolayısıyla parlamentodaki çoğunluğunu kaybetmesi, iktidarı hemen bırakması anlamına gelmiyor. Hatta rakiplerinin kendi aralarında anlaşamaması, görev süresinin uzamasına neden olabilir.
FİLİSTİN VE BÖLGESEL BARIŞ
25 Ekim'deki yazımızda bu soruyu seçimlerden önce sormuştuk. Netanyahu giderse barış gelecek mi? Seçimlerin ortaya koyduğu tablo, bu sorunun cevabını daha da önemli hale getirdi. Çünkü İsrail'deki siyasi mücadelenin merkezinde büyük ölçüde Netanyahu'nun yönetim anlayışı, 7 Ekim'in sorumluluğu, askerlik muafiyetleri ve yargı sistemi bulunuyor. Filistin meselesinde ise başlıca Yahudi partileri arasında dikkat çekici bir ortaklık var. Netanyahu gibi Eisenkot ve Bennett de mevcut şartlarda bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemiyor.
Buna karşılık yöntem farklılıkları bulunuyor. Eisenkot, Batı Şeria'daki izinsiz yerleşimlerin kaldırılmasını ve yerleşimci şiddetinin engellenmesini savunuyor. Netanyahu'nun aşırı sağcı ortakları ise yerleşimlerin genişletilmesini ve Filistin topraklarının İsrail'e ilhak edilmesini istiyor. Bu farklılık Filistinlilerin günlük yaşamı ve bölgesel diplomasi açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Ancak iki devletli çözümün önündeki temel siyasi engelleri kendiliğinden kaldırmıyor.
Türkiye açısından benzer bir durum geçerli. Bennett'in Gazze'nin geleceğinde Ankara ve Doha'nın rol üstlenmesine karşı çıkan açıklamaları hatırlandığında, Netanyahu sonrası bir hükümetin Türkiye ile bütün sorunları çözeceğini düşünmek gerçekçi değil.
Daha uzlaşmacı bir diplomatik üslup ortaya çıkabilir. Batı Şeria'daki uygulamalar değişebilir. Bölgesel gerilimlerin yönetilmesinde farklı yöntemler tercih edilebilir.
Dolayısıyla 27 Ekim seçimleri Netanyahu'nun dönemini bitirmiş değil.. Sadece bir sonraki hükümetin nasıl kurulacağına ilişkin mücadeleyi başlatmış durumda.

ABD Başkanı Donald Trump, "İran'la müzakereleri yeniden başlatması için Başkan Yardımcısı JD Vance'i görevlendirdiği" iddiasını yalanlayarak, Vance'in sadece İran'ın ihtiyaç duyduğu tıbbi malzemelerin teminine yardım ettiğini belirtti.
ABD Başkanı Trump, Ohio'da katılacağı seçim mitingi için Washington'dan ayrılırken, havalimanında basın mensuplarının sorularını yanıtladı.![]()
"JD Vance'e barış müzakerelerini başlatmak için İran'la görüşmesini söylediniz mi?" sorusuna Trump, "Hayır. İran'ın tıbbi malzeme konusunda yardıma ihtiyacı vardı. O da bana 'bu konuda ne düşündüğümü 'sordu, ben de 'olur' dedim. Kısacası, hastalara yardım etmek için malzeme temin ediliyor." yanıtını verdi.
ABD Başkanı'nın İran'la ilgili açıklaması, Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin, Trump'ın Vance'i "İran'la müzakereleri yeniden başlatmak için görevlendirdiği" iddiasının hemen ardından geldi.
WSJ, ABD'li yetkililere dayandırdığı haberinde, Trump'ın direktifi üzerine Vance'in, "barış müzakerelerini yeniden başlatmak amacıyla" İran'ın en üst düzey güvenlik yetkilisi Muhsin Rızai'ye bir mektup gönderdiğini iddia etmişti.![]()

İspanya’da dün yerel saat ile 08:54’te iki hızlı trenin çarpışmasıyla meydana gelen kazanın detayları ortaya çıkmaya başladı.
İspanya’nın en önemli gazetelerinden El Paris, 68 kişinin ölümü 15’i ağır 50’den fazla yolcunun yaralandığı kaza sırasında tren makinistleri ile Madrid Atocha Ana İstasyon birim sorumlusu arasındaki konuşma kayıtlarını paylaştı.
İspanya'da yüksek hızlı trenler çarpıştı: Ölü sayısı 64'e yükseldi, çok sayıda yaralı var
İspanya'daki 64 kişinin hayatını kaybettiği kaza alanı havadan görüntülendi!
Buna göre, Madrid-Endülüs hattının kontrol noktalarından biri olan Urda Tren İstasyonunda sistem arızası yaşandı. Bunun üzerine güzergah boyunda demiryolunda bulunan tüm trenler durdu. Sistem arızası nedeniyle Urda Tren İstasyonunun görevini Madrid Atocha Ana Kontrol Merkezi devraldı.
Ses kayıtlarına göre durmakta olan Iryo treninin makinisti ile Atocha’daki kontrol operatörü arasındaki iki görüşme ve arkadan gelen AVE treninin makinisti ile aynı kontrol operatörü arasındaki bir görüşme gerçekleşti. Atocha’daki sorumlu teknisyen Iryo treninin 25 kilometre gerisinde bulunan AVE trenine, protokolde belirtildiği gibi saatte 40 kilometre hız sınırıyla "görüş mesafesi içinde" değil, "normal seyir"e yeniden başlaması emrini verdi. Bunu, önlerinde hattı tıkayan başka bir tren olup olmadığını kontrol etmeden yaptı. Iryo treninin makinisti de "normal sürüşe" devam etme emrini aldı ancak 7 dakika sonra treni yeniden çalıştıramadığı için hâlâ durduğunu bildirdi. Ancak buna rağmen AVE trenine normal hızda devam et talimatı verildi. Iryo makinistinin halen durduğu bildirimden çarpma anına kadar geçen 5 dakikada da herhangi uyarı yapılmadığı için korkunç kaza meydana geldi.
![]()
El Pais gazetesinde konuşmaların dökümü ise şu şekilde verildi.
-Evet.
-Saat 08.36’da.
-Evet.
-2080 numaralı tren makinisti. LZB’yi kapatıp yeniden açın. Sürüşe devam edin. Ardından BSL’nin koruması altında normal hızda sürüşe devam edin.
-Normal hızda mı?
-Evet.
Saat 08.41: Iryo ile ilk görüşme
-Günaydın, Atocha. BSL’de seyir halindeyken sinyal kaybı yaşadım. Önümdeki araç 113 numaralı şeritte 200’ün üzerinde hızla ilerliyor. Ancak sinyali alamadım. Durmuş durumdayım. Urda girişinde.
İspanya Toledo yakınlarındaki tren kazasında ağır kusuru ortaya çıkan Madrid'deki Atocha tren istasyonundaki ADİF demir yolları ana kontrol merkezinde görevli tüm çalışanların ifadesi alındı.
![]()
İspanya Toledo yakınlarındaki tren kazasında bir gün geride kalırken gece boyunca arama kurtarma çalışmaları devam etti.
İş makinaları ve bine yakın personel aydınlatılan kaza bölgesinde tren vagonlarında ceset ve yaralı aradı.
Helikopter dron arama köpekleri dahil tüm imkanlar kullanılırken hayatını kaybeden AVE hızlı trenindeki makinistin Antanio Acedo Meneses olduğu açıklandı. 36 yaşındaki makinistin dede ve babasının da demiryolu çalışanı olduğu bu nedenle kendisinin de makinistliği seçtiği belirtildi. Kazada stajyer makinist David Cabanas’ın öldüğü ifade edildi.
Kaza bölgesinde ve Toledo şehrinde aileler için irtibat merkezleri kuruldu. Ancak buna rağmen İspanya dışında veya kaza bölgesine uzak olan kaza kurbanlarının yakınları ise sosyal medyadan tanıdıklarına ulaşmak için çağrıda bulunuyor.
Kazaya karışan şirketlerden biri olan Renfe ise Aralık ayına kadar Madrid Endülüs tren seferleri için bilet satışını durdurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusundan yapılan yazılı açıklamada, Hürmüz Boğazı'nın doğusunda (Sirik kenti karşısında) MQ-1 tipi bir İHA'nın İran hava savunma sistemi tarafından tespit edilerek vurulduğu belirtildi.
ABD ordusundan ise konuya ilişkin açıklama yapılmadı.
ABD tarafından 1990'larda üretilen MQ-1 tipi İHA, ilk olarak gözlem ve ileri keşif amaçlı kullanılmak üzere planlanmıştı. Daha sonra bu İHA'lara yeni kameralar ve füzeler eklendi.

Yunan basını, AK Parti’nin Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz’i kapsayan Mavi Vatan Kanunu teklifini yılbaşından önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunmaya hazırlandığını yazdı. Türkiye’nin deniz yetki alanlarını hukuki zeminle sabitlemek adına hızlı adımlar attığına dikkat çekilen haberlerde, Ankara’nın stratejik hamlelerini kararlılıkla sürdürdüğü vurgulandı.
Yunan medyasında yer alan değerlendirmelerde; hükümetin, Milli Savunma Bakanlığı ve diplomatik temsilcilerle iş birliği halinde benzeri görülmemiş bir yasa tasarısını tamamlama aşamasında olduğu aktarıldı. Nihai metnin Kasım ayında tamamlanarak yıl sonundan önce Meclis'te oylamaya sunulmasının hedeflendiği kaydedildi.
Hazırlanan yasanın Libya ile varılan kararlarla birlikte okunması gerektiğine işaret edilen haberlerde, düzenlemeyle birlikte Türkiye’nin Ege, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki deniz sınırlarının önemli ölçüde genişleyeceğinin altı çizildi. Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye'nin deniz sahalarında gerçekleştirilecek deniz tabanı ve yer altı araştırmaları dahil her türlü ekonomik, bilimsel, çevresel veya araştırma faaliyeti için Ankara’dan ön onay alınmasının zorunlu hale geleceği ifade edildi.
![]()
Mavi Vatan’ın yasalaşmasının sıradan bir bürokratik hamle olmadığını belirten Yunan basını, bu durumun Atina’nın hakları açısından acil ve riskli sonuçlar doğuracak ciddi bir tırmanış anlamı taşıdığını ileri sürdü. Deniz tabanındaki çalışmalar için Türk makamlarından izin alınması şartının getirilmesiyle; Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasındaki elektrik şebekesi bağlantısı projesi ile Girit’in güneyindeki hidrokarbon arama faaliyetlerinin yürütülemeyeceği kaydedildi.
Haberde ayrıca, söz konusu yasanın Türk-Libya mutabakat zaptını hukuki açıdan daha da güçlendireceği bildirildi. Düzenlemenin, Libya'daki Bingazi Parlamentosu'nun mutabakatı onaylamasının hemen ardından gündeme geldiği ve Türkiye'nin Yunan adalarının deniz yetki alanı etkisini sınırlandırma hedefleriyle örtüştüğü değerlendirmesi yapıldı. Türkiye'nin Ege ve Doğu Akdeniz'deki hamlelerini artırdığına dikkat çekilerek, yaşananların Atina yönetimi için "kırmızı alarm" olduğu belirtildi.

İsrail’de gerçekleştirilen genel seçimlerin ardından sandık sonuçları netleşirken, parlamentoya (Knesset) giren yeni milletvekillerinin geçmişte kamuoyuna yansıyan aşırı söylemleri ve güvenlik sicilleri dikkat çekti. İsrail iç güvenlik makamlarının daha önce toplumsal açıdan riskli bulduğu isimlerin de aralarında yer aldığı çok sayıda radikal figür meclisteki yerini alacak.
Meet Israel's new Knesset members Moshe Feiglin: "As Hitler said, ‘I cannot live if one Jew is left.’ We can’t live here if one ‘Islamo-Nazi’ remains in Gaza" "Every child, every baby in Gaza is an enemy" https://t.co/5dJEOjdpgQ
— Muhammad Shehada (@muhammadshehad2) October 27, 2026
Yeni dönemde parlamentoya giren Manhigut Yehudit hareketinin lideri Moshe Feiglin, Gazze’ye yönelik saldırılar sırasında yaptığı açıklamalarda Gazze'deki her çocuğu ve bebeği düşman olarak nitelendirmiş, bölgede tek bir unsur kalmayana kadar yaşamanın mümkün olmadığını iddia eden ifadeler kullanmıştı.
![]()
Knesset üyesi seçilen bir diğer isim olan Hanamel Dorfman ise, geçmişteki şiddet içerikli eylemleri ve radikal beyanlarıyla öne çıkıyor. Düğün töreninde elinde bıçaklarla Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerini taklit eden hareketler sergileyen Dorfman, İsrail’in kendi güvenlik birimleri tarafından bir dönem toplum için tehlike oluşturan isimler arasında sınıflandırılmıştı.
![]()
Meclise giren isimlerden Yitzhak Wasserlauf, Gazzelilere yönelik şiddet çağrılarıyla tanınırken, Tzvika Mor da Gazze'nin altyapısının tamamen çökertilmesi, elektrik, su ve gıda akışının tamamen kesilmesi ile yerleşim yerlerinin yıkılması yönündeki beyanlarıyla biliniyor.
![]()
Seçim sonuçlarıyla birlikte 23 yaşındaki Yonatan Shalev de milletvekili oldu. ABD’nin Maryland eyaletinden gelerek 1 yıl boyunca İsrail ordusu bünyesinde Gazze’deki askerî saldırılara katılan Shalev, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına ve iki devletli çözüm modellerine karşı çıkıyor.
![]()
Öte yandan Gazze’ye insani yardım taşıyan tırların geçişini engelleyen eylemlerde yer alan Yulia Malinovsky ile daha önce Holokost mağdurlarından sorumlu parlamento komitesinin başkanlığını yürüten Meirav Cohen de meclise giren diğer isimler oldu. Cohen, bölgeye giren insani yardım tırlarına karşı çıkarak Gazzelilerin durumuyla ilgili tartışmalı değerlendirmelerde bulunmuştu.
![]()
![]()
Gazzelilerin bölgeden tamamen sürülmesini ve başka ülkelere gönderilmesini savunan Matan Kahana da seçmen desteğiyle meclisteki yerini alan isimler arasında yer buldu. Kahana, geçmişte yaptığı bir açıklamada imkânı olması halinde Gazzelileri İsviçre'ye gidecek bir trene bindirerek bölgeden uzaklaştıracağını ifade etmişti.
![]()

Ortak Arap Listesi, yaptığı yazılı açıklamada, Arap toplumunun "içinde bulunulan dönemin tehlikesini kavradığı" ve Arap kent ve beldelerinde sandıklara akın ettiği belirtildi.
Geniş katılımın seçim gününü "faşistlere karşı geniş çaplı bir halk gösterisine" dönüştürdüğü ifade edilen açıklamada, Arap toplumunun kışkırtmalara ve tehdit girişimlerine ortak iradeyle karşılık verdiği aktarıldı.
Kendilerine güvenoyu veren seçmenlere teşekkür edilen açıklamada, bu desteğin Arap toplumunun birliğe bağlılığını, temel haklarından taviz vermeyen bir söylemi ve taleplerini ödünsüz şekilde savunacak siyasi bir güce duyduğu ihtiyacı yansıttığı belirtildi.
Açıklamada, "ırkçı akıntının tersine hareket eden" demokratik Yahudi güçlerinden aktivist ve seçmenlere de teşekkür edildi.
Netanyahu'nun partisinde büyük hazımsızlık: Filistinlileri suçladılar
Ortak Arap Listesine göre, seçim sonuçları henüz kesinleşmemiş olsa da mevcut veriler, Arap toplumunun yüksek katılımının Netanyahu ve destekçilerinin hükümet kurmak için gerekli çoğunluğa ulaşamamasına katkı sağladığını gösteriyor.
Ortak Arap Listesi açıklamasında ayrıca, seçmenlerin kendilerine verdiği gücü "Netanyahu hükümetinin yeniden kurulmasını engellemek için" kullanacaklarını bildirdi.
Alternatif hükümetin önünü açmak için işbirliğine hazır oldukları belirtilen açıklamada, muhalefet bloğunun gerçek bir siyasi alternatif sunması, Arap toplumunu ve temsilcilerini dışlamaması, toplumun talep ve haklarına bağlı kalması gerektiği vurgulandı.
Açıklamada, listenin sorumluluğunun Arap toplumunun birliğini ve seçim başarısını korumak, toplumun geleceği için çalışmayı sürdürmek olduğu kaydedildi.
![]()
İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Ortak Arap Listesi lideri Yusuf Cabbarin, Binyamin Netanyahu hükümetinin devrilmesi için çalışmaya hazır olduklarını belirterek, muhalefete Yahudi-Arap ortaklığına dayalı değişim çağrısında bulundu.
Cabbarin, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, Netanyahu hükümetine karşı siyasi değişim çağrısı yaptı.
Netanyahu hükümetinin devrilmesi için gerekli zemini hazırlamaya hazır olduklarını kaydeden Cabbarin, hükümetin politikalarına karşı farklı bir alternatif sunduklarını belirtti.
Cabbarin, "Kanlı bir hükümet karşısında, üstünlük, ırkçılık ve dışlama politikalarına karşı, tamamen farklı bir alternatif sunuyoruz." ifadelerini kullandı.
Siyasi değişimin Yahudi-Arap ortaklığından geçtiğini vurgulayan Cabbarin, bunun gerçek ve eşitlikçi bir ortaklık olması gerektiğini belirterek, "Bundan az değil, bundan fazla da değil." değerlendirmesinde bulundu.
İsrail'de 27 Ekim'de yapılan parlamento seçimlerinin ardından açıklanan ilk sonuçlara göre, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar bloku 53, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot öncülüğündeki muhalefet bloku ise 48 sandalye kazandı.
İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Ortak Arap Listesi ve Birleşik Arap Listesi, toplam 19 sandalye elde ederek Mecliste şimdiye kadarki en yüksek temsil düzeyine ulaştı.

Kazakistan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre, Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan Tokayev, başkent Ankara'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.
Görüşmede Tokayev, Erdoğan'a sıcak karşılama dolayısıyla teşekkür ederek, kendisinin ve Türk halkının 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutladı.
![]()
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye'nin kapsamlı reformları başarıyla hayata geçirdiğini belirten Tokayev, şunları kaydetti:
"Türkiye'nin uluslararası alandaki konumu her geçen yıl güçleniyor. Siz, dünyanın en etkili liderlerinden biri olarak tanınıyorsunuz. İlkeli ve kararlı siyasi çizginiz ile barışın ve adaletin korunmasına yönelik aralıksız çabalarınız küresel düzeyde takdir görüyor. Türk halkının saygınlığının gelecekte de artarak devam edeceğine inanıyorum. Kazakistan, Türkiye'yi her zaman desteklemekte ve kardeş Türk halkının elde ettiği tüm başarılardan içtenlikle memnuniyet duymaktadır."
Tokayev, Kazakistan ile Türkiye arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine özel önem verdiğini ifade etti.
İki ülkenin ortak tarih, dil ve benzer geleneklerle birbirine bağlı olduğunu anlatan Tokayev, Kazakistan ile Türkiye arasında herhangi bir çelişki veya anlaşmazlık bulunmadığını, iki ülkenin hem ikili ilişkilerde hem de uluslararası kuruluşlar bünyesinde birbirini sürekli desteklediğini vurguladı.
![]()
Tokayev, Türkiye'nin Kazakistan'ın en büyük 5 ticaret ortağı arasında yer aldığını, aynı zamanda Kazakistan ekonomisine önemli yatırımlar yapan en büyük 10 yatırımcı ülke arasında bulunduğunu belirterek, "Kazakistan'da çok sayıda büyük Türk şirketi başarıyla faaliyet gösteriyor. Türk ortaklarımıza her türlü desteği sağlamaya ve iş faaliyetleri için elverişli koşullar oluşturmaya hazırız." ifadesini kullandı.
Kazakistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin ebedi dostluk ve genişletilmiş stratejik ortaklık düzeyine ulaştığını vurgulayan Tokayev, ikili ortaklığın istikrarlı gelişiminin her iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti.
Tokayev, Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) da katılmayı planladığını sözlerine ekledi.

AK Parti'nin, Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz'i kapsayan Mavi Vatan Kanunu teklifini yılbaşından önce Meclis'e sunmayı planladığını aktaran Yunan medyası, teklifle kıta sahanlığı, deniz yetki alanları ve münhasır ekonomik bölgelere ilişkin kuralların belirleneceğini duyurdu.
Türkiye'nin Mavi Vatan'ı hukuki olarak sağlamlaştırma yolunda hızlı adımlar attığı belirtilen haberde, Doğu'dan gelen tehditlerin artık söylemden eyleme geçeceği dile getirildi.
![]()
Haberde, hükümetin, Savunma Bakanlığı ve Ankara'nın diplomatik temsilcileriyle iş birliği içinde, benzeri görülmemiş bir yasa tasarısının hazırlıklarını tamamlama aşamasında olduğu, nihai metnin Kasım ayında tamamlanması ve yılsonundan önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde oylamaya sunulmasının hedeflendiği ifade edildi.
Mavi Vatan yasasının Libya'dan gelen karar ile birlikte okunması gerektiğinin altı çizilen haberde, Ege, Karadeniz ve Doğu Akdeniz'de deniz sınırlarının önemli ölçüde artacağı vurgulandı.
![]()
Yasanın hayata geçirilmesi ile Türkiye'nin deniz bölgelerinde gerçekleştirilen her türlü ekonomik, araştırma, çevre veya bilimsel faaliyet (deniz tabanı ve yer altı araştırmaları dahil) Ankara'dan zorunlu ön onay alınması gerekeceği ifade edildi.
Mavi Vatan'ın yasa ile desteklenmesinin sadece bürokratik bir hamle olmadığının altı çizilen haberde, kararın, Yunanistan'ın hakları için acil ve tehlikeli sonuçlar doğuracak çok ciddi bir tırmanış olduğu dile getirildi.
![]()
Ankara'nın, deniz tabanında yapılacak çalışmalar için "Türk izni" şartı getireceği ifade edilen haberde, Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail elektrik şebekesi bağlantısı (Büyük Deniz Bağlantı Hattı) gibi kritik projelerin yanı sıra Girit'in güneyinde yapılacak hidrokarbon arama çalışmalarının da yapılamayacağı aktarıldı.
Yasanın, Türk-Libya mutabakat zaptını hukuki olarak güçlendireceğinin altı çizilen haberde, yasanın, Libya'nın Bingazi Parlamentosu tarafından Türk-Libya mutabakat zaptının yakın zamanda onaylanmasının hemen ardından geldiği ve Türkiye'nin Yunan adalarının etkisini "ortadan kaldırma" çabalarıyla mükemmel bir şekilde örtüştüğü vurgulandı.
Atina yönetimine çağrıda bulunulan haberde, Türkiye'nin Ege ve Doğu Akdeniz'de hamlelerini sıklaştırdığının altı çizildi ve yaşananların Yunanistan için kırmızı alarm anlamına geldiği dile getirildi.

Hizbullah lideri Kasım, İsrail'de dün yapılan seçimlerin ardından Lübnan ve bölgedeki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.
Kasım, İsrail'in Lübnan topraklarını işgali sürdüğü müddetçe Hizbullah'ın silah bırakmasının tartışma konusu dahi olamayacağını ifade etti.
![]()
ABD öncülüğünde Lübnan ve İsrail arasında haziranda imzalanan çerçeve anlaşmasına bir kez daha karşı çıktıklarını dile getiren Kasım, İsrail'e karşı "direnişe devam edeceklerini" belirtti.
İsrail'de yapılan seçimlere de değinen Kasım, "İsrail'i kimin yönettiği bizi ilgilendirmiyor. Ancak işgalini sürdüremeyeceğini bilmeli ve topraklarımızdan çıkmalı." dedi.
İsrail ve Lübnan, 26 Haziran'da ABD'nin arabuluculuğunda iki ülke arasındaki anlaşmazlığı sona erdirmeyi ve uzun vadeli barışı sağlamayı amaçlayan bir "çerçeve anlaşma" imzalamıştı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Erdoğan-Trump görüşmesinde, Türkiye-ABD ikili ilişkileri ile bölgesel ve küresel konular ele alındı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, gelecek yıl 100. yıl dönümü idrak edilecek Türkiye ile ABD ilişkilerinin geliştirilmesi ve işbirliğine her alanda ivme kazandırılması için çalışmaya devam edeceklerini belirtti.
![]()
Erdoğan, Mekke Ortak Savunma İttifakı olarak Hürmüz Boğazı ve Yemen'deki gelişmeleri yakından takip ettiklerini, sorunun diplomasi zemininde çözülmesi için gayret gösterdiklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Ukrayna ile Rusya arasında diplomatik sürecin canlandırılması ve savaşın bu yolla sona erdirilmesi için yapılan çalışmalara destek vermeye hazır olduğunu belirtti.
Görüşmede ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve Türk halkının 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutlarken Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'nin başarılı geçmesi temennilerini de iletti.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Liderler, Türkiye-ABD ikili ilişkileri ile bölgesel ve küresel gelişmeleri ele aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, önümüzdeki sene tesisinin 100. yıl dönümünü idrak edeceğimiz Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinin geliştirilmesi ve iş birliğimize her alanda ivme kazandırılması için çalışmaya devam edeceğimizi belirtti. Cumhurbaşkanımız, Mekke Ortak Savunma İttifakı olarak Hürmüz Boğazı ve Yemen’deki gelişmeleri yakından takip ettiğimizi, sorunun diplomasi zemininde çözülmesi için gayret gösterdiğimizi ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Ukrayna-Rusya arasında diplomatik sürecin canlandırılması ve savaşın bu yolla sona erdirilmesi için yapılan çalışmalara destek vermeye hazır olduğunu belirtti. Görüşmede ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanımızın ve Türk halkının Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarken Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’nin başarılı geçmesi temennilerini de iletti.
— T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) October 28, 2026
















Fransa'da hayat pahalılığına karşı protestolar sürüyor. Bugün Türkiye saatiyle 14:00 itibarıyla 135 kişi gözaltında.
The post Fransa'da 70 bin polis ve jandarma tetikte: 135 gözaltı appeared first on #site_linkat 24.10.2026 .Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler'in 'Kartal Yuvası (Kehlsteinhaus)' olarak bilinen dağ evinde yangın çıktı, bir kişi gözaltına alındı.
The post Hitler'in dağ evi yandı: Bir gözaltı appeared first on #site_linkat 24.10.2026 .ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ülkelerinde değişim isteyen Kübalılara ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı'yla (ABD) 'gizli işbirliği'ne çağırdı.
The post ABD, değişim isteyen Kübalıları 'CIA'le işbirliği'ne çağırdı appeared first on #site_linkat 24.10.2026 .




























Çin'in Tibet Özerk Bölgesi'nde 7 büyüklüğünde deprem meydana geldiği bildirildi.
ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezinden (USGS) yapılan açıklamaya göre, merkez üssü Tibet Özerk Bölgesi'nin Nakçu ilinin 183 kilometre kuzeydoğusu olan 7 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.
Yaklaşık 10 kilometre derinlikte kaydedilen depremde, henüz can kaybı veya hasar bildirilmedi.
Çin Deprem Ağları Merkezi (CENC) de depremin büyüklüğünün 7 olduğunu açıkladı.
Tibet'in Şıgatsı iline bağlı Tingri ilçesinde Ocak 2025'te meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremde, 120 kişi hayatını kaybetmişti.

Son dakika...Cumhurbaşkanı Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye gelen Kanada Başbakanı Mark Carney ile ortak basın toplantısı düzenledi.
Konuşmasının başında, Kanada Başbakanı Mark Carney ve beraberindeki heyeti Türkiye'de ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade eden Erdoğan, ziyaretin tarihi bir dönüm noktası olduğuna işaret ederek iki ülke arasındaki üst düzey temasların süreklilik kazanmasını temenni etti.![]()
Görüşmede ikili ilişkilerin tüm boyutlarıyla etraflıca ele alındığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti;
Bölgesel ve küresel meselelere değinme imkanı bulduk. Bu ziyaretin en somut çıktılarından birini hiç şüphesiz Kanada'yla ilişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine yükseltme kararımız teşkil etti. Stratejik ortaklık kararımızın katkısıyla önümüzdeki dönemde enerji, ticaret, ulaştırma ve savunma sanayii gibi birçok alanda yeni projeleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu yönde atacağımız somut adımları içeren bir eylem planını da bugün kabul ettik. Öncelikle ticaret ve yatırımların artırılmasını teminen serbest ticaret anlaşması müzakerelerine yıl sonundan önce başlanmasını kararlaştırdık.
Bu sürece paralel olarak ekonomi alanındaki ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla ele almak üzere Ortak Ekonomik ve Ticari Komite dahil mevcut mekanizmaları daha etkin şekilde kullanacağız. Bu komitenin müteakip toplantısına 2027 yılında bu defa özel sektörlerimizin de katılımıyla ev sahipliği yapacağız. Atacağımız bu adımlarla halen yaklaşık 3 milyar dolar civarında seyreden ticaret hacmimizi ilk olarak 5 milyara, akabinde de 10 milyar dolara çıkarmayı temenni ediyoruz. Güncellenen Hava Ulaştırma Anlaşması ile birlikte ülkelerimiz arasında doğrudan uçuşları yaklaşık iki katına çıkaracağız.![]()
Bugün ayrıca üçüncü ülkelerde ortak yatırım fırsatlarını da değerlendirdik. Afrika'dan Latin Amerika'ya, Orta Asya'dan Uzak Doğu'ya kadar geniş bir coğrafyada önemli iş birliği fırsatlarının bulunduğuna inanıyoruz. Yarın Türk Eximbank ile Kanada İhracatı Geliştirme Kurumu arasında imzalanacak mutabakat zaptının üçüncü ülkelerde ortak projelere vesile olmasını temenni ediyoruz.
Malumunuz olduğu üzere Kanada ile savunma sanayii ve nükleer enerji alanlarında yakın temas halindeyiz. Savunma sanayii iş birliğinin önemine vakıf iki müttefikiz. Bunu son olarak Ankara'da yaptığımız NATO Zirvesi sırasında da gördük. Biraz önce de Savunma Sektörü Ortaklıkları Mutabakat Zaptı'na imzalar atıldı. Müttefiklerin savunma sanayilerine finansman sağlamak amacıyla Kanada öncülüğünde kurulmakta olan Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası'nın savunma sanayii iş birliğimizi desteklemesini bekliyoruz.
Enerji alanında madencilikten LNG'ye, kritik minerallerden nükleer enerjiye kadar geniş bir iş birliği alanı mevcut. Enerji bakanlıklarımız arasında kabul edilen enerji alanında iş birliğine dair ortak bildiri, nükleer dahil bu alandaki ciddi potansiyele işaret ediyor.![]()
Bugün ayrıca Gazze, Ukrayna ve Körfez dahil birçok bölgesel gelişmeye ilişkin son gelişmeleri de değerlendirdik. Gerek Ukrayna'da gerek Körfez'de olsun, diplomatik yöntemlerin kalıcı barışa giden yolu açmasını temenni ediyoruz. Bu noktada ortak görüşte olduğumuzu teyit ettik. Gazze'de ise Kanada'nın diğer bazı müttefiklerle birlikte istilacı yerleşimlere yönelik yaptırım adımlarını İsrail hükümetinin ihlallerinin caydırılması noktasında isabetli bir adım olarak görüyoruz. Bölgemizde barış ve istikrarın tesisi noktasında bu yöndeki tutumlarını sürdürmelerini temenni ediyoruz.
Bugün değerli dostum Başbakan Carney ile ilişkilerimizin geleceğine yönelik tarihi bir adım attık. Çok geniş yelpazeye yayılan iş birliği potansiyelimizi gerçek anlamda hayata geçirmek için önemli bir süreci başlattık. İlişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine çıkarmamız kağıt üzerinde kalacak sembolik bir adım olmayacaktır. Bu konuda Sayın Carney'in ekonomi alanındaki engin tecrübesi ve siyaset sahnesinde sergilediği sağduyulu ve dirayetli duruşla önemli rol oynayacağına inanıyorum. Başbakan Carney ve kıymetli heyetine ziyaretleri için bir daha teşekkür ediyorum.

Gazze'deki Sosyal Kalkınma Bakanlığı, İsrail'in Gazze Şeridi'ne temel gıda maddeleri ve un girişini engellemesi sebebiyle, kentteki fırınların çoğunun çalışmalarını durdurması sonucu Filistinlilerin hayatının tehdit altında olduğu uyarısı yaptı.
Bakanlık, gelinen son durumda Gazze Şeridi'ndeki insani felaketin yansımalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Bakanlık açıklamasında, "Un ve fırınlar için gereken malzemelerin girişinin engellenmeye devam edilmesi, sistematik aç bırakma siyasetinin ve savunmasız sivillere karşı gıdanın bir silah olarak kullanılmasının bir uzantısıdır." ifadelerine yer verdi.
Bu durumun varacağı muhtemel noktanın, "uluslararası ortaklar ve insani yardım programlarının sunmuş olduğu malzemelerle yetinmeye çalışan aileler, çocuklar ve kadınların içinde bulunduğu son gıdasal savunma hattının çöküşü" olduğu yorumu yapıldı.
Katil İsrail'in un sevkiyatlarına el koyması ve faaliyetleri için gereken malzemelerin girişini engellemesinin fırınların kapanmasına yol açtığına dikkat çekilen açıklamada, bunun uluslararası insancıl hukukun ve Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin ihlali olduğu vurgusu yapıldı.
Sosyal Kalkınma Bakanlığı, Birleşmiş Milletler (BM), uluslararası toplum ve insan hakları örgütlerine, hiçbir kayıt olmaksızın un sevkiyatının yapılabilmesi için sınır kapılarının açılması yönünde baskı yapmaları çağrısında bulundu.
Kurumlardan, yardımları Gazze Şeridi'nde hak eden kesimlere ulaştırmaya yoğunlaşmalarını talep eden bakanlık, kentteki insanlara yönelik sorumluluklarını yerine getirmeleri ve insanların hayatlarını tehdit eden açlık tehlikesi konusunda uyardı.
Bakanlık, 19 Ekim'de "Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programının (WFP), finansman yetersizliği nedeniyle 500 bin Gazzeliye yönelik yardımları sonlandıracağını açıklamasının" akabinde krizin muhtemel çağrışımları konusunda uyarıda bulunmuştu.
WFP aynı gün bir başka açıklamasında, Ekim 2026 ile Mart 2027 arasında Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki hassas operasyonlarını sürdürebilmesi için 450 milyon dolar finansmana ihtiyaç duyduğunu vurgulamıştı.

Yemen'deki İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki karşılıklı saldırılar sürüyor. Reuters haber ajansının konuyla ilgili bilgi sahibi 6 kaynağa dayandırdığı haberine göre Suudi Arabistan'ın ulusal petrol ve doğalgaz şirketi Aramco, şirket personeline Dhahran'daki genel merkezini boşaltmaları ve uzaktan çalışmaları talimatını verdi.
Kararın nedenine yönelik detay verilmedi. Üç kaynağa göre Yemen'deki İran destekli Husi milislerinin bu ayın başlarında şirketin genel merkezine düzenledikleri saldırı büyük hasara yol açarken, yangın birkaç kata yayılmıştı.
Tesis, dünyanın en büyük petrol şirketinin karadaki ve denizdeki petrol platformlarını, rafinerilerini, ihracat terminallerini ve binlerce kilometrelik boru hatlarını denetlemesine yardımcı olan operasyon merkezine ev sahipliği yapıyor.
Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünden bugün yapılan açıklamada, dün akşam Suudi Arabistan'ın doğusundaki petrol merkezi Dammam'daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen saldırıda 2 kişinin hayatını kaybettiği, 8 kişinin de yaralandığı bildirilmişti. Dammam, Dhahran'ın yaklaşık 15 kilometre kuzeyinde yer alıyor.

Bir dönemin popüler internet oyunlarından Stick Run’ın geliştiricisi Manuel Otto’nun 30 yaşında hayatını kaybetmesi, oyun dünyasında üzüntü yarattı. Almanya’nın Bavyera eyaletinde 20 Ekim’de çıkan yangında bir kişinin yaşamını yitirdiği bildirilirken, Otto’nun ölüm haberi oyunun resmî sosyal medya hesabından yapılan açıklamayla doğrulandı. Olayın Twitch üzerinden canlı yayımlandığı ve Otto’nun kendini yaktığı yönündeki iddialara ilişkin ise resmî makamlarca kesin bir doğrulama yapılmadı.
Stick Run’ın resmî hesabından 20 Ekim’de yapılan ilk açıklamada, Manuel Otto’nun yer aldığı bir Twitch yayını sırasında hayatını kaybetmiş olabileceği belirtildi. Açıklamada, olayın koşullarının henüz netleşmediği vurgulanarak doğrulanmamış bilgilerin paylaşılmaması istendi.
Twitch yetkililerinin de olayın ardından ilgili yayın kaydını ve kanalı erişime kapattığı bildirildi.
Alman basınında yer alan bilgilere göre, 20 Ekim Salı günü Bavyera eyaletindeki Breitbrunn am Chiemsee’de bulunan bir binanın çatı katında yangın çıktı. Saat 19.45 sıralarında bildirilen yangına müdahale edilirken içeride bulunan 30 yaşındaki bir kişinin hayatını kaybettiği belirlendi.
Yerel basında hayatını kaybeden kişinin Manuel Otto olduğu aktarılırken, polisin kişinin kimliğini ve ölümün kesin koşullarını resmen açıklamadığı belirtildi.
Rosenheim Kriminal Polisi tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, ilk incelemelerde başka bir kişinin olaya müdahil olduğuna ilişkin bulguya rastlanmadığı bildirildi.
Stick Run ekibi, 21 Ekim’de yayımladığı ikinci açıklamada Marc-Manuel Alexander Otto’nun hayatını kaybettiğini duyurdu.
Açıklamada Otto’nun yalnızca oyunun geliştiricisi olmadığı, aynı zamanda oyuncu topluluğunun da önemli bir parçası olduğu vurgulandı. Ekibin, oyunun milyonlarca kişinin çocukluk anılarında yer edindiğine dikkat çekerek Otto’nun ailesine ve yakınlarına başsağlığı dilediği belirtildi.
Alman oyun geliştiricisi Manuel Otto, henüz 14 yaşındayken Stick Run’ı geliştirmeye başladı. İlk olarak 2010’da Facebook üzerinden oyuncularla buluşan oyun, sonraki yıllarda mobil platformlara da taşındı.
Basit oynanışı ve rekabete dayalı yapısıyla geniş bir oyuncu kitlesine ulaşan Stick Run, özellikle tarayıcı tabanlı oyunların popüler olduğu dönemin öne çıkan yapımları arasında yer aldı.
Otto’nun 30 yaşında hayatını kaybetmesi, oyunun takipçileri ve internet oyunları topluluğunda üzüntüyle karşılandı. Ölümüne ilişkin olayın kesin koşullarının belirlenmesi için soruşturma sürüyor.

Fransa’da, bugüne kadar hayvanlarda görülen Shamonda virüsünün ilk insan vakası doğrulandı.
Fransa Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, ay başında Lyon kentinde bir hastanede tedavi gören hastada Shamonda virüsü enfeksiyonu tespit edildiği belirtildi.![]()
Açıklamada, virüsün bugüne kadar insanlara bulaşmadığının kabul edildiği ve Lyon'daki vakanın virüsün ilk kez bir insanda tespit edilerek kamuoyuna bildirilen olay olduğu kaydedildi.
Öte yandan açıklamada, virüse dair şu ana kadar bilinenler ışığında kamu sağlığı açısından herhangi bir risk bulunmadığı aktarılırken, Shamonda nedeniyle hayatını kaybeden hastanın Culicoides cinsi bir sinek tarafından ısırılması sonucu enfekte olduğu ihtimali üzerinde durulduğu ifade edildi.
Fransa’nın doğusunda bu yaz hayvanlarda Shamonda virüsü görülmüştü.
1960’larda ilk kez Nijerya’da tespit edilen virüs daha sonra Afrika ve Japonya’daki sığırlarda tespit edilmişti. İlk kez bu yıl Avrupa kıtasında Shamonda virüsü vakaları bildirilmişti.
Daha çok sığırlarda görülen virüsün başlıca belirtileri arasında ishal, halsizlik ve ateş bulunuyor.![]()


Arnavutluk Meclisi, aralarında Kuzey Makedonya ile ortak sınır kapıları anlaşmasının da olduğu gündem maddeleriyle toplandı.
İki ülke arasındaki sınır geçişlerinde ortak kontrol uygulamalarını öngören anlaşma kabul edildi. Ancak muhalefet partilerinin milletvekilleri, ülkede 13 Ekim'de başlayan ve hala devam eden öğrenci gösterilerinin de meclis gündemine taşınmasını talep etti.
Taleplerinin kabul edilmemesi üzerine muhalifler, devam eden meclis oturumunu engellemek için sandalyelerini masaların üzerine koydu.
Muhalefet ile iktidardaki Sosyalist Parti milletvekilleri arasında karşılıklı yumruklaşmalar ve arbedeler yaşandı.
Yaşanan gerilimin ardından Meclis Başkanı Niko Peleshi, kalan gündem maddelerinin tartışılmadan oylanmasına karar verdi.
Arnavutluk'ta, öğrencilerin eğitim koşullarının iyileştirilmesi talebiyle 13 Ekim'de başlayan ve hala devam eden protestolar şiddet eylemlerine sahne olmuştu.
Öğrenciler protestolarına devam edeceklerini belirtiyor.

Sağlık Bakanı Memişoğlu, ilk olarak Singapur Sağlık Bakanı ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Koordinatör Bakan Ong Ye Kung ile ikili görüşme gerçekleştirdi.
Görüşmede dijital dönüşümden tıbbi cihaz üretimine, halk sağlığı politikalarından yenilikçi sağlık teknolojilerine kadar birçok konu ele alınırken sağlık teknolojileri alanındaki ortaklıkların geliştirilmesi, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi, iki ülke arasında bilgi ve tecrübe paylaşımının artırılması değerlendirildi.![]()
Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin “Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık” modeli doğrultusunda atılan adımları da mevkidaşıyla paylaştı.
GlaxoSmithKline’ın (GSK) Singapur’daki ilaç ve aşı üretim tesislerinde yetkililerle bir araya gelen Bakan Memişoğlu, burada ilaç ve aşı geliştirme, üretim ve tedarikine yönelik faaliyetler hakkında bilgi alarak iki ülke arasındaki ortaklıkların geliştirilmesine yönelik konuları değerlendirdi.![]()
Bakan Kemal Memişoğlu, daha sonra Singapur İleri Hücresel Tedavi ve Araştırma Enstitüsüne (ACTRIS) giderek hücresel tedaviler ve gen tedavileri alanında yürütülen çalışmaları inceledi. Ziyarette hücresel tedaviler alanındaki araştırmalar ve yeni nesil tedavi yöntemleri hakkında yetkililerden bilgi alındı ve CAR-T hücre tedavileri üzerine değerlendirmeler yapıldı.![]()
Sağlık Bakanı Memişoğlu, Singapur programı kapsamında Ulusal Üniversite Hastanesini (NUH) de ziyaret ederek hastanenin wellness hizmetleri üzerine gerçekleştirilen sunumu dinledi ve bu alanda yürütülen çalışmalar hakkında görüş alışverişinde bulundu.
![]()

Dünyanın önde gelen jeopolitik yayın organlarında yayımlanan son raporlar, 1991 yılından bu yana Orta Doğu’da tek taraflı güç gösteren ABD hegemonyasının sarsıldığını ilan etti. Washington yönetiminin izlediği stratejilerin sahada başarısızlığa uğramasıyla birlikte oluşan güç boşluğunu, Türkiye’nin başını çektiği aktörlerin kurucu hamlelerle doldurmaya başladığı vurgulanıyor. Yaşanan bu gelişmeleri “Ortadoğu kendi güvenlik mimarisini oluşturabilir mi?” başlığıyla köşesine taşıyan Nebi Miş çarpıcı tespitlerde bulundu.
![]()
Foreign Affairs dergisinde “Amerika Ortadoğu’sunun sonu” başlığıyla kaleme alınan dikkat çekici bir değerlendirmede, ABD ve İsrail ortaklığının İran politikalarındaki tıkanma ile Gazze’de yaşanan insani dramın, küresel gücün Orta Doğu’daki varlığını temelden sarstığı belirtildi.
Analizde yer alan tespitlere göre Washington; Körfez bölgesindeki müttefiklerine yeterli güvenlik şemsiyesi sunamaması, stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş emniyetini tam anlamıyla sağlayamaması ve desteklediği rejimlerin savunma taleplerini karşılayamaması, “Körfez müttefiklerini koruyamayan, Hürmüz Boğazı’nı açık tutamayan, desteklediği rejimlerin güvenlik taleplerine cevap veremeyen Washington’ın stratejisi, askeri ve siyasi olarak iflas etti” şeklinde ifade edildi.
![]()
Öte yandan İngiltere merkezli The Economist dergisinde başlığıyla “Washington’ın bıraktığı boşluğu Türkiye, İran ve İsrail dolduracak” yayımlanan bir diğer analizde, ABD ordusunun Irak’tan tamamen çekilme sürecine girmesi masaya yatırıldı.
Küresel yayın organlarında yayınlanan analizleri değerlendiren Miş, Washington’ın bölgeden çekilmesiyle ortaya çıkacak devasa jeopolitik boşluk, dışarıdan müdahalelerle değil; Türkiye, İran ve İsrail gibi bölgesel güçlerin hamleleriyle şekillenecek.
![]()
ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik başlattığı işgal savaşı devam ederken, "Tahran'ın Hürmüz'de keşfettiği küresel ve bölgesel maliyet üretme kabiliyetini Babü'l Mendeb Boğazı'na taşımayı hedeflediği" belirtildi.
Gazze Soykırımı ile Orta Doğu'yu ateşe atan ve bölgesel savaş planı ile ABD'yi İran savaşına sürükleyen İsrail'in "Orta Doğu'nun istikrarsızlığına yatırım yaptığı" vurgulanıyor. İsrail'in tırmandırdığı gerilimler karşısında Körfez ülkelerinin kendi güvenlik garantilerini çeşitlendirmek için yol ve yöntemler aradığı aktarılırken, İran'ın füze saldırılarında ABD'nin güvenlik garantilerinin "yeterli olmadığını yaşayarak deneyimledikleri" öne çıkarılıyor.
![]()
Nebi Miş’in kaleme aldığı “Ortadoğu kendi güvenlik mimarisini oluşturabilir mi?” makalesinde, yaşanan bu tarihi kırılma anında Türkiye, klasik hegemonik güç arayışlarının ötesine geçerek kapsayıcı ve yapıcı bir teklifle öne çıktığını vurguladı. Ankara’nın benimsediği "bölgesel sahiplenme" yaklaşımı, coğrafyadaki krizlerin ancak ve ancak bölge ülkelerinin kendi ortak iradeleriyle çözülebileceği ilkesine dayanıyor. Türkiye’nin önerdiği model; tek bir ülkenin baskın olduğu bir tahakküm düzeni yerine, karşılıklı güvene dayalı diplomasinin, derinleşen ekonomik entegrasyonun ve ortak hareket eden bir güvenlik mimarisinin tesisine dayanıyor.
Miş, “ABD’nin aksine Türkiye’nin önem verdiği nokta, yeniden bir gücün hegemonya kurduğu bir sistemden ziyade, ortaklı bir güvenlik mimarisi ile ekonomik ilişkilerin derinleştiği, diplomasinin karşılıklı güven temelinde yürütüldüğü, topyekun istikrara katkı yapacak bir yeni düzenin kurulmasıdır” ifadelerini kullandı.
![]()
Bu kapsamda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında hayata geçirilen Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgenin kendi geleceğini tayin etme iradesinin somut bir nişanesi olarak değerlendiriliyor. Söz konusu ittifakın yakaladığı başarının, coğrafyadaki diğer aktörler için de bir çekim merkezi oluşturduğu belirtiliyor. Bölgesel istikrarı hedefleyen bu yeni güvenlik şemsiyesine katılmak amacıyla şimdiden altı farklı ülkenin yoğun ilgi gösterdiği ve sürece dahil olmak istediği aktarılıyor. Orta Doğu’daki bu köklü dönüşüm, dış aktörlerin gölgesinden sıyrılan bölgesel güçlerin kendi güvenlik ve kalkınma hatlarını bizzat inşa edeceği yeni bir dönemi başlatıyor.

Son dakika...Yemen'deki İran destekli Husiler, Riyad'daki Suudi Arabistan Savunma Bakanlığını hedef aldıklarını öne sürdü.
Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, ABD merkezli X sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, son 48 saatte Suudi Arabistan'a balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) ile 4 "nitelikli saldırı" düzenlediklerini belirtti.
![]()
Seri, söz konusu saldırılarla Riyad'daki Suudi Arabistan Savunma Bakanlığının yanı sıra Dammam kentindeki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı'nı, Yenbu kentindeki ulusal petrol şirketi Saudi Aramco'ya ait tesisleri ve Abha Uluslararası Havalimanı'nı hedef aldıklarını ileri sürdü.
Suudi Arabistan'ın ise son 100 günde Yemen'e 2 bin 900'den fazla hava ve füze saldırısı düzenlediğini söyleyen Seri, bu saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 562 kişinin hayatını kaybettiğini ifade etti.
![]()
Reuters haber ajansının konuyla ilgili bilgi sahibi 6 kaynağa dayandırdığı haberine göre Suudi Arabistan'ın ulusal petrol ve doğalgaz şirketi Aramco, şirket personeline Dhahran'daki genel merkezini boşaltmaları ve uzaktan çalışmaları talimatını verdi.
Kararın nedenine yönelik detay verilmedi. Üç kaynağa göre Yemen'deki İran destekli Husi milislerinin bu ayın başlarında şirketin genel merkezine düzenledikleri saldırı büyük hasara yol açarken, yangın birkaç kata yayılmıştı.
Tesis, dünyanın en büyük petrol şirketinin karadaki ve denizdeki petrol platformlarını, rafinerilerini, ihracat terminallerini ve binlerce kilometrelik boru hatlarını denetlemesine yardımcı olan operasyon merkezine ev sahipliği yapıyor.
Seri, Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları sürdürecekleri tehdidinde bulundu.
Yemen, İran destekli Husilerin Eylül 2014'te başkent Sana ile bazı vilayetleri ele geçirmesinin ardından başlayan iç savaşa sahne oluyor.
Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu, Mart 2015'ten bu yana uluslararası toplum tarafından tanınan Yemen hükümetine destek veriyor.
Yemen'de hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar son dönemde yoğunlaşırken, İran destekli Husiler kendilerine yönelik saldırılardan Suudi Arabistan'ı sorumlu tutarak ülkeyi balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla hedef alıyor.

Suriye resmi ajansı SANA'nın Şam 4. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Fahruddin el Aryan'a dayandırdığı habere göre, Esed kardeşlerin dosyaları Interpol'e gönderildi.
Fahruddin el Aryan, firari suçlular Beşşar Esed ve Mahir Esed ile diğer mahkumlar hakkında verilen gıyabi kararların hukuki sonuç doğurduğunu ve haklarında gerekli işlemlerin yürütülmesi amacıyla dosyaların Interpol'e gönderildiğini belirtti.
Şam 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Ağustos ayında Beşşar Esed ve Mahir Esed ile birlikte 7 firari sanığı idam cezasına çarptırmıştı.

İngiliz gazetesi The Telegraph’a göre Türkiye’deki bazı savcılar Almanya’dan sığınma talep eden Türkiye vatandaşlarına sahte 'siyasi zulüm' delilleri üretiyor.
The post Telegraph: Bazı Türk savcılar, Almanya'ya sığınmak isteyenlere sahte 'siyasi zulüm' kaydı üretiyor appeared first on #site_linkat 22.10.2026 .Suudi Arabistan'da Kral Fahd Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen saldırıda bir kişi öldü, sekiz kişi yaralandı. ABD, 'artan güvenlik riskleri' gerekçesiyle acil durum dışı diplomatik personelinden ülkeyi terk etmesini istedi.
The post Suudi Arabistan'da yeni havalimanı saldırısı: ABD bir kısım personelini çekiyor appeared first on #site_linkat 22.10.2026 .Orionid meteor yağmuru, 21 Ekim'i 22 Ekim'e bağlayan gece en yoğun evresine ulaşıyor, Türkiye'den de izlenebilecek.
Orionid meteor yağmuru bu gece zirveye ulaşıyor: Türkiye’den nasıl izlenir? Medyascope
İngiltere'de otobüste kulaklıksız müzik dinleyenlere 100 sterline (yaklaşık 6 bin 650 TL) kadar ceza geliyor.
İngiltere’de otobüslerde kulaklıksız müzik dinleyenlere para cezası geliyor Medyascope















Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Nikos Hristodulidis'in Kapalı Maraş'ın Birleşmiş Milletler (BM) yönetimine devredilmesi karşılığında Mağusa Limanı'nın Avrupa Birliği (AB) kontrolünde doğrudan ticarete açılması önerisine "Bu benim kabul edebileceğim bir şey değil" yanıtını verdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman, katıldığı canlı yayın programında Kıbrıs sorununa ilişkin açıklamalarda bulunarak, GKRY lideri Hristodulidis'in gündeme getirdiği Kapalı Maraş ve Mağusa Limanı önerisinin ayrıntılarını değerlendirdi. Rum liderin kendisine yazılı bir 19 maddelik öneri paketi sunmadığını yineleyen Erhürman, Kapalı Maraş'ın Birleşmiş Milletler (BM) yönetimine devredilmesi karşılığında Mağusa Limanı'nın Avrupa Birliği (AB) kontrolüne alınmasını öngören formülü kabul etmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Hristodulidis'in önerisinin Maraş'ın BM yönetimine devredilmesini ve Mağusa Limanı'nın AB kontrolünde ticarete açılmasını içerdiğini belirten Tufan Erhürman, "Maraş'ı Birleşmiş Milletler yönetimine devretmek, Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde; Mağusa Limanı'nın da AB kontrolünde açılması. Söylenen bu" ifadelerini kullandı.
Mağusa Limanı'nın halihazırda faaliyet gösterdiğini vurgulayan Tufan Erhürman, asıl sorunun limanın açık veya kapalı olması değil, AB ile doğrudan ticaret yapılamaması olduğunu belirtti. KKTC Cumhurbaşkanı, "Mağusa Limanı açık bir limandır. Mağusa Limanı kapalı bir liman değil. Bizim limanlarımızdaki sorun Avrupa Birliği ile doğrudan ticaret yapamıyor oluşumuzdur" dedi.
Rum liderin önerisinin AB Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesini sağlamadığını belirten Tufan Erhürman, konuyu Hristodulidis'e doğrudan sorduğunu ve olumsuz cevap aldığını açıkladı. Önerinin Mağusa Limanı'nın AB kontrolüne alınması yoluyla ticaret yapılmasını öngördüğünü ifade eden Erhürman, "Doğrudan ticaret tüzüğünün yürürlüğe girmesi mi bu? Hayır, tüzüğün yürürlüğe girmesi değil. Ama AB kontrolünde olduğu için doğrudan ticaretin başlaması" diye konuştu.
Maraş'ın BM yönetimine devredilmesi ile Mağusa Limanı üzerinden ticaret yapılmasının birbirine bağlanmasını eleştiren KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman, "Maraş'ı niye BM idaresine vermenin karşılığı haline geliyor bu? Bunlar dengeli şeyler mi?" ifadelerini kullanarak, önerinin kabul edilebilir bir karşılıklılık içermediğine işaret etti.
Hristodulidis tarafından gündeme taşınan önerinin yeni olmadığını belirten Tufan Erhürman, benzer bir formülün 2006 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulduğunu hatırlattı. Erhürman, "Bu formül 2006 yılında Sayın Talat'ın Cumhurbaşkanlığı döneminde sunulmuş bir formül. Yani 20 sene geçti üstünden. 20 sene sonra yeni bir formül diye getirildi" dedi.
Talat'ın söz konusu öneriyi o dönemde reddettiğini ve gerekçelerini açıkladığını belirten Erhürman, aynı formülün yıllar sonra yeniden gündeme getirilmesine dikkat çekti. Öneriye ilişkin tutumunu net bir şekilde ortaya koyan Erhürman, "Bu benim kabul edebileceğim bir şey değil ki" ifadelerini kullandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman, New York'ta gündeme gelen üçlü görüşmeye neden katılmadığına ilişkin de açıklamalarda bulundu. Kıbrıs sorununda sonuç üretmeyen ve yalnızca görüşmelerin devam etmesine dayanan bir müzakere anlayışını benimsemediğini vurgulayan Tufan Erhürman, müzakere sürecinin belirli bir hedefe ve sonuç almaya yönelik olması gerektiğini vurguladı. Tufan Erhürman, "Müzakere olsun diye müzakere yapmam. Sizi bu masada on sene daha süründürmem" diyerek, sonuçsuz görüşmelerin yıllarca devam ettirilmesine karşı olduğunu belirtti.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksander Novak, St. Petersburg'da gazetecilere yaptığı açıklamada, Rusya ile ABD arasında dizel sevkiyatına ilişkin sözleşmelerin imzalanması sürecinin son aşamaya geldiğini söyledi.
İlk tankerin yarın limandan ABD'ye doğru hareket etmesinin planlandığını aktaran Novak, "Sevkiyat ileride de devam edecek. İki lider arasındaki anlaşmalar doğrultusunda ABD'nin dizel ihtiyacını imkanlarımız ölçüsünde karşılayacağız" ifadelerini kullandı.
Novak, Rusya'nın dizel ihracatını yıl sonuna kadar yeniden eski seviyesine çıkarabileceğini vurgulayarak, "İhracat petrol rafinerilerinin üretim kapasitesine bağlı olarak kademeli şekilde artırılacak. İhracat konusunda yıl sonuna kadar tamamen toparlanılması halinde diğer ülkelere de önceki miktarlarda dizel sevkiyatı yapılabilecek" dedi.

Türkiye ile Yunanistan arasında deniz yetki alanları nedeniyle anlaşmazlıklara konu olan denizaltı kablo projesi, bu kez Yunanistan'da krize yol açtı. Aigaion araştırma gemisinin mürettebatı, Güney Kıbrıs ve İsrail bağlantılı kablo araştırmaları için planlanan sefere katılmayı reddetti. Yunan denizcilik sendikaları ise hükümeti hedef alarak görevi "tasarlanmış bir suç" olarak nitelendirdi.![]()
Yunanistan'ın denizaltı kablo projelerine ilişkin tartışmalar sürerken, araştırma gemisi Aigaion'un mürettebatından sefere çıkmama kararı geldi.
Atina merkezli 902.gr'nin haberine göre, Yunanistan Deniz Araştırmaları Merkezi (ELKETHE) bünyesindeki geminin mürettebatı, tehlikeli olduğunu savunduğu araştırma görevine katılmayı reddetti.
Panhellenik Ticari Donanma Makine Mühendisleri Birliği (PEMEN) ve STEFENSON Denizcilik Sendikası, mürettebatın kararına destek verdi.
İki sendikanın ortak açıklamasında, Aigaion gemisinin Girit-İsrail ve Güney Kıbrıs-İsrail arasındaki enerji bağlantılarıyla ilişkili araştırmalarda görevlendirilmek istendiğine dikkat çekildi.
Sendikalar, "Aigaion araştırma gemisinin çok tehlikeli ve çatışma bölgelerine gönderilmesi operasyonu bir başka tasarlanmış suçtur" ifadelerini kullandı.
Görevin kablo döşenmesine yönelik araştırmaları ve kabloların korunmasıyla ilgili çalışmaları kapsadığı aktarıldı.![]()
Yunan sendikaları, Başbakan Kiryakos Miçotakis liderliğindeki hükümeti denizcilerin güvenliğini tehlikeye atmakla suçladı.
Aigaion'un eski ve bakımsız olduğunu ileri süren sendikalar, hükümetin gemiyi riskli bölgelere göndermekte ısrar ettiğinin altını çizdi.
Açıklamada, "Hiçbir denizcinin şantaja uğramasına izin vermeyeceğiz" denildi.
Sendikalar, 15 Ekim'de gemi mürettebatıyla yeni bir toplantı gerçekleştirdiklerini belirterek ELKETHE yönetiminin tehlikeyi küçümsemeye çalıştığını öne sürdü.
![]()
Açıklamada, hükümetin ve yüklenici şirketin muhtemel tavizlerinin mürettebatın güvenlik kaygılarını ortadan kaldırmayacağı vurgulandı.
PEMEN ve STEFENSON, "Denizcilerin hayatı ve güvenliği fiyat biçilemez bir değerdedir" ifadeleriyle sefere karşı mücadeleyi sürdüreceklerini yineledi.
Sendikalar, araştırma gemisinin tehlikeli bölgelere gönderilmesini engellemek için gerekli bütün girişimlerde bulunacaklarını duyurdu.

NATO Sözcüsü Allison Hart sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Karadeniz'e daha fazla deniz devriye uçağı, radar sistemi ve insansız hava aracı gönderileceğini belirtti.
Hart, "NATO Büyükelçileri Karadeniz'deki güvenliği görüşmek üzere toplandı. NATO, doğu kanadımız boyunca duruşumuzu zaten güçlendirdi, buna insansız hava aracı önleme kabiliyetleri de dahil. NATO, bölgeye ek varlıklar gönderecek. Bu varlıklar arasında gözetleme, keşif ve adli inceleme desteği de yer alacak. Birlik içinde olmaya devam edeceğiz ve 1 milyar vatandaşımızı güvende tutmak için herhangi bir tehdide hazır ve yetkin olduğumuzdan emin olacağız" ifadelerini kullandı.
NATO, son dönemdeki saldırılardan herhangi bir ülkeyi sorumlu tutmadı. Askeri analistler ise saldırıları neredeyse kesin olarak Rusya'nın gerçekleştirdiğini söylerken, Moskova sorumluluğu kabul etmedi.
Geçtiğimiz hafta Romanya'nın Karadeniz kıyısı yakınlarında iki kimyasal tankere insansız hava araçlarının saldırması ve tankerlerde yangın çıkmasının ardından 7 denizci kaybolmuştu. Bu olay, Ukrayna tarafından kullanılan hayati bir nakliye rotası boyunca yeni güvenlik endişelerini gündeme getirdi.
Romanya ve komşu NATO üyesi Bulgaristan kıyıları yakınlarında en az 5 kargo gemisine daha saldırı düzenlenmiş, en az 23 denizcinin kayıp veya ölü olduğu bildirilmişti.

Fransa hükümeti, cumartesi günü başlayarak şiddet olaylarına dönüşen protestoların tekrarını önlemek amacıyla harekete geçti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu yaptığı açıklamada, 24 Ekim Cumartesi günü beklenen yeni protesto dalgası nedeniyle "büyük çaplı bir güvenlik operasyonunun" devreye sokulacağını duyurdu.
Lecornu, "Önümüzdeki Cumartesi günü yapılacak konuşlandırma çok büyük olacak" ifadelerini kullandı. Başbakan Lecornu, 17 Ekim'de Paris, Marsilya, Lyon ve diğer şehirlerde yaşana şiddet ve yağmalama olaylarının ardından önceliğin düzeni yeniden sağlamak olduğunu vurguladı.
Fransa'daki eylemlerde 1200 gözaltı! Canlı yayında endişe uyandıran tehdit
Fransa'da belediye binası kundaklandı
Lecornu, yanan şiddet olaylarından ise aşırı sol grupları sorumlu tuttu. Ayrıca hafta sonu müdahalelerde eksiklikler olduğunu kabul eden Lecornu, istihbaratta başarısızlıklar yaşandığını, yetkililerin polis izinlerini iptal etmeyerek hata yaptığını söyledi.
Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez ise yaptığı açıklamada, polis ve jandarmanın yükünü hafifletmek amacıyla sokaklara Sentinelle gücünden askeri birliklerin konuşlandırılacağını aktardı.
Müdahalede yetersiz kaldıklarını kabul eden Nunez, "Yaşananlardan dolayı derin üzüntü duyuyorum. Sorumluluğumun bir kısmını kabul ediyorum" diye konuştu.
Fransa'da sokağa çıkma yasağı ilan edildi
Milano sokakları savaş alanı: Ordu sokağa iniyor
Fransa'da geçtiğimiz cumartesi günü düzenlenen gösterilerle bir kez daha sokağa inen Sarı Yelekliler grubu, önümüzdeki cumartesi günü yürüyüş düzenlemek için resmi olarak başvuruda bulundu. Planlanan yürüyüşün Paris'teki Bastille Meydanı'ndan başlayıp başkentin Opera Binası'nda sona ereceği öğrenildi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 17-18 Ekim'de özellikle de Milano kentinde şiddet olaylarına sahne olan protestoların ardından çocuk suçları ve güvenlik alanındaki suçları ve cezaları belirleyen kabinenin onayladığı yeni kararnameyi duyurdu.
ANSA ajansının haberine göre Başbakan Meloni, sosyal medya hesabından yaptığı videolu paylaşımda kabinenin, çocuk suçları ve güvenlikle ilgili onayladığı yeni kararnamenin detaylarını açıkladı.![]()
Kararnameyle "gösterilere şiddet içeren katılımın" suç olarak tanımlandığını ifade eden Meloni, "Bir yürüyüş ya da gösteri sırasında 5 ya da daha fazla kişilik gruba katılıp taş, küçük havai fişek ya da sopa atar, herkesin güvenliğini tehlikeye atarsanız 5 yıla kadar hapis ve 20 bin avroya kadar para cezasıyla karşı karşıya kalırsınız." dedi.
Meloni, gösteriler sırasında yüzlerini kapatanların, birilerinin yaralanmasına yol açanların veya grup halinde "yıkım faaliyetlerine" katılanların daha ağır cezalara çarptırılacağını ve verdikleri zararı karşılamak zorunda kalacaklarını vurguladı.
Başbakan Meloni, kamu malına ya da özel mülke maddi zarar veren kişi reşit değilse bu zararı ebeveynlerin karşılaması gerekeceğini sözlerine ekledi.
Meloni, yeni suç tanımı kapsamında "soruna yol açabilecek gösteriler öncesinde kimliği bilinen veya kargaşa çıkaran şüphelilere yönelik önleyici gözaltı" uygulamasının reşit olmayanları da kapsayacağını belirtti.![]()
Mevcut durumda hükümetin, 14 ila 18 yaşlarındaki gençlerin yaptıklarını kavrayabilecek durumda olduğunu kanıtlaması gerektiğini söyleyen Meloni, şunları kaydetti:
"Bu ilkeyi tersine çeviren bir hükmü daha önce onaylamıştık. Bu hüküm, aksi ispat edilmedikçe kişinin eylemlerini kavrayabilecek durumda olduğu varsayımında bulunuyordu. Bu konu şu anda Parlamento'nun gündeminde ancak bugünkü kararnameyle birlikte derhal yürürlüğe giriyor. Ayrıca, şimdiye kadar sadece yetişkinlere uygulanan tutuklu yargılama hali, artık reşit olmayanlara da uygulanabilecek."
İtalya'nın kuzeyinde finans ve modanın kalbinin attığı bir şehir olan Milano'da 17-18 Ekim'de hayat pahalılığı ve Giorgia Meloni liderliğindeki sağ koalisyon hükümetinin politikalarını protesto için meydanlara inen binlerce kişinin katıldığı protestolar şiddet olaylarına dönüşmüştü.
Çoğunluğu gençlerden oluşan bazı göstericilerin, bazı mağaza ve süpermarketlerin vitrinlerini kırıp, mağazaları ve süpermarketleri yağmaladıkları, çöp kutularını ateşe verdikleri ve de şehirde büyük maddi hasara yol açtıkları görülmüştü.

Fransız parlamentosunun üst kanadı Senatoda, "Kara Kanun"un yürürlükten kaldırılmasına ilişkin tasarı oylamaya sunuldu. Söz konusu yasa tasarısı Senatoda oy birliğiyle kabul edildi.
Bu oylamayla birlikte tasarı, Fransız parlamentosu tarafından nihai olarak onaylanmış oldu. "Kara Kanun"un ülkede resmen yürürlükten kaldırılması için tasarının ayrıca Resmi Gazete'de de yayımlanması gerekiyor.
Fransa'da parlamentonun bir tasarıyı onaylaması için Senato ve Meclisin aynı metin üzerinde anlaşması gerekiyor.
"Kara Kanun", sömürgecilik dönemine ait olan ve Fransız kolonilerindeki kölelere yönelik insanlık dışı düzenlemeleri içeriyordu.
Fransa'nın 1685'te yürürlüğe koyduğu "Kara Kanun", kolonilerde köleleştirilen insanların yaşamlarına ve dinlerine yönelik düzenlemeleri kapsıyordu. Köleleri taşınabilir mülk olarak gösteren kanun, köle ticaretine dayanak sağlıyordu.
Fransa'nın 1848'de köleliği kaldırmasıyla "Kara Kanun" yasal olarak geçerliliğini yitirse de o tarihten bu yana resmen yürürlükten kaldırılmamıştı.
Guadeloupe Milletvekili Max Mathiasin'in sunduğu tasarı, mayısta parlamentonun alt kanadı Ulusal Mecliste oy birliğiyle kabul edilmişti.

World Population Review’un 2026 verilerine göre, dünyanın en kalabalık şehirleri sıralamasında Endonezya’nın başkenti Cakarta, 41.9 milyonluk nüfusuyla ilk sıraya yükseldi.
Bangladeş’in başkenti Dakka 36.6 milyonla ikinci, Tokyo 33.4 milyonla üçüncü oldu. Hindistan’ın Delhi kenti 30.2 milyon, Çin’in Şanghay kenti ise 29.6 milyon nüfusla ilk beşte yer alırken İstanbul, yaklaşık 15 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık 18’inci şehri olarak kaydedildi.
Hindistan’ın Ghaziabad kenti ise yıllık yüzde 5.2’lik nüfus artışıyla dünyanın en hızlı büyüyen şehri oldu. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 55’i kentsel alanlarda yaşarken, bu oranın 2050’ye kadar yüzde 68’e yükselmesi bekleniyor.

ABD'de kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde siyasi tansiyon yükselirken, Demokratların hedef tahtasına dünyanın en zengin insanı Elon Musk oturdu. Politico gazetesinde yer alan habere göre, Demokratlar Temsilciler Meclisi'nde kontrolü ele geçirmeleri durumunda, Başkan Donald Trump yönetimindeki yolsuzluk iddialarını araştırmak için geniş çaplı bir soruşturma başlatmayı planlıyor ve bu listenin en başında Elon Musk yer alıyor.![]()
Cumhuriyetçi Parti'ye yaptığı devasa bağışlarla dikkat çeken Musk, potansiyel komite başkanları ve çok sayıda Demokrat milletvekili için bir numaralı ilgi odağı haline geldi. Soruşturma dosyalarının arasında Musk'ın Hükümet Verimliliği Bakanlığı (DOGE) başkanı olarak geçirdiği fırtınalı dönem, şirketlerinin federal hükümetle yaptığı milyarlarca dolarlık sözleşmeler ve Ukrayna ordusunun kritik internet erişimini yavaşlatma ihtimali bulunuyor.
Dış İlişkiler Komitesi üyesi Demokrat Milletvekili Pramila Jayapal, Musk'ın devletten aldığı devasa ihalelere dikkat çekerek, "Bir adam hükümetten dev bir sözleşme alıp, ardından bunu ABD'nin Ukrayna'yı desteklemesi açısından son derece önemli olan bir savaşta iletişimi kesmek için kullandığında ne olur? Musk'ın etrafındaki yolsuzluğun pek çok farklı boyutu var" değerlendirmesinde bulundu.
Birden fazla komite, Demokratların meclis çoğunluğunu geri kazanması halinde Musk'ı nasıl ele alacaklarını planlıyor. Gözetim Komitesi'nin önde gelen Demokrat üyelerinden Robert Garcia'nın sözcüsü Sara Guerrero, "Elon Musk'ın DOGE'deki rolü hakkında kesinlikle pek çok sorumuz var ve bu, soruşturmayı planladığımız bir konu" ifadelerini kullandı. Musk'ın sözcüleri ise konuyla ilgili yorum taleplerine cevap vermedi.
![]()
Bazı üyeler harekete geçmek için seçim sonuçlarını beklemiyor. İç Güvenlik Komitesi'ndeki Demokratlar, geçtiğimiz ay Musk'ın DOGE'nin tasarruflarını abarttığını iddia eden bir rapor hakkında yeminli ifade vermesini talep etti. Yollar ve Araçlar Komitesi ise DOGE ile bağlantılı veri hırsızlığı iddialarının soruşturulması için çağrıda bulundu.
Musk'ın federal hükümetle olan ilişkilerinin büyük bir kısmı, SpaceX'in NASA ile imzaladığı milyarlarca dolarlık uzay uçuşu sözleşmeleri ve Tesla'nın aldığı temiz enerji sübvansiyonları da dahil olmak üzere kongre denetimine girebilir. Uzay, Bilim ve Teknoloji Komitesi'nin en kıdemli Demokrat üyesi Zoe Lofgren, Musk'ın eylemlerini sert bir dille eleştirerek, "Elon Musk ve DOGE yandaşları kaos yarattı, kariyerleri mahvetti ve yasadışı hibe iptalleri ile memurların işten çıkarılmasında büyük rol oynadı. Çıkar çatışmalarının boyutu şaşırtıcı" diyerek tepki gösterdi.
Dış İlişkiler Komitesi'nin kıdemli Demokrat üyesi Greg Meeks de benzer bir tutum sergileyerek, Musk ve DOGE'nin neden olduğu zararın tam bir dökümünün yapılması çağrısında bulundu. Meeks, "USAID'in Elon Musk tarafından savunulan ve Bakan Rubio tarafından yürütülen acımasızca parçalanması hiçbir vergi mükellefinin parasını kurtarmadı, hiçbir bütçeyi dengelemedi ve Amerika'yı daha güvenli hale getirmedi" dedi.
Kongre panelleri arasında en güçlü soruşturma ekibine sahip olduğu düşünülen Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi'nin de Musk'ın anlaşmalarını incelemeye dahil olabileceği belirtiliyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir komite üyesi, DOGE'yi "ilk günah" olarak nitelendirerek, "Komitenin üçte biri avukatlardan oluşuyor ve kanunsuzluğu, kanunun kasıtlı ihlallerini görüyoruz. Kesinlikle Elon Musk ve DOGE'nin ifadeye çağrılmasını umuyorum. Kimse hukukun üstünde olmamalıdır" şeklinde konuştu.
![]()
Musk, Cumhuriyetçi komitelere ve adaylara yaptığı 276 milyon dolarlık (Yaklaşık 9 milyar 439 milyon TL) bağışla, partisinin en büyük ara seçim bağışçısı konumunda bulunuyor. Kongre İlerici Grubu Başkanı Greg Casar, Musk'ın nüfuzunun ticari doğasını araştırmanın asıl mesele olduğuna dikkat çekerek, "Komitelerimizin hem Trump yönetimi üzerinde hem de hükümetimizi yozlaştırmaya çalışan şirketler ve aşırı zenginler üzerinde denetim yapması gerekiyor. Ve elbette Elon Musk da bu listede yer alıyor" ifadelerini kullandı.
Öte yandan, Musk'ın şirketleri SpaceX ve Starlink'in küresel çapta üstlendiği kritik roller, olası bir soruşturmanın etkilerinin ABD sınırlarını aşabileceğini gösteriyor. Türkiye'nin de uzay ve uydu teknolojileri alanında işbirliği yaptığı SpaceX'in kongre kıskacına alınması, küresel savunma ve teknoloji ihalelerinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. Demokratların atacağı adımların, uluslararası teknoloji pazarındaki dengeleri ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel iletişim altyapısı projelerini dolaylı olarak etkilemesi bekleniyor.


Milei, Arjantin Devlet Başkanı olarak göreve başladığı Aralık 2023'ten bu yana İspanya'ya yedinci ziyaretini gerçekleştirdi. Diğer ziyaretlerinde olduğu gibi yine bir etkinliğin konuğu olarak İspanya'ya gelen, protokol olarak resmi bir ziyaret gerçekleştirmeyen Milei'nin, bu kez de ne İspanya Kralı 6. Felipe ne de Başbakan Pedro Sanchez ile görüşmesi öngörülmüyor.
Siyasi ve ideolojik olarak zıt görüşte olduğu Sanchez'e yönelik geçmişte hakaret içerikli açıklamalarıyla bilinen Milei'nin, 3 Eylül 2026'da Şili'nin San Carlos de Apoquindo bölgesinde düzenlenen Madrid Forumu'nun açılış konuşmasında "pis solcular" şeklindeki ifadesi ise bu Madrid ziyaretinde polemik konusu oldu.
PSOE'nin Madrid'deki merkez binasına açılan dev pankartta, Milei'nin bu sözüne atıfta bulunularak, "Solcular ve gururlular" etiketi altında "Merhaba Milei, erkek solcular ve kadın solcular sana İspanya'ya hoş geldin diyor. Avrupa'nın en çok ekonomik büyümesi olan ülke." ifadeleri yazıldı.
Söz konusu pankartın fotoğrafını sosyal medyadaki hesabından paylaşan Başbakan Sanchez de yayımladığı videoda şu ifadeleri kullandı:
"Bazı insanlar bize solcu diyerek hakaret ettiklerini düşünüyor. Eğer emekli maaşlarını artırmak, ebeveynlere çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmek için daha fazla para vermek, asgari ücreti artırmak, kürtajı savunmak, savaşa karşı ve barış için mücadele etmek sizi solcu yapıyorsa evet ben solcuyum ve bununla gurur duyuyorum."
Diğer yandan Milei'nin bir günlük Madrid ziyareti, İspanya'da 29 Kasım'da yapılacak erken genel seçim öncesi kampanyanın ortasında gerçekleşmesi dikkati çekti.
Geçmişte olduğu gibi yine İspanya'daki aşırı sağcı Vox partisinin etkinliklerine katılacak Milei, Vox lideri Santiago Abascal'ın seçim kampanyası için başka şehirde olmasından dolayı bu partinin diğer üst düzey yöneticileriyle bir araya gelecek.


Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki en önemli hamlelerinden biri olan Libya ile deniz yetki alanları mutabakatında 6 yıl sonra kritik bir eşik aşıldı.
Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, 20 Ekim'de Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nı kabul etti.
Meclis bununla da kalmayarak 2020 yılında alınan, Türkiye ile yapılan deniz yetki ve güvenlik anlaşmalarını reddeden karar ile Ankara'yla siyasi ilişkilerin kesilmesine yönelik kararı da oy birliğiyle yürürlükten kaldırdı.
Böylece 2019'da Türkiye'nin desteklediği Trablus yönetimiyle savaşan Halife Hafter'in etkili olduğu doğu Libya'da Türkiye'ye yönelik politika tersine döndü.
Türkiye ile Libya'daki Ulusal Mutabakat Hükümeti, 27 Kasım 2019'da deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakatı imzaladı. Ancak o tarihte Libya'da iki farklı güç merkezi bulunuyordu.
Trablus'taki yönetim anlaşmanın tarafıyken ülkenin doğusunda Halife Hafter'in askeri olarak desteklediği Temsilciler Meclisi mutabakata karşı çıktı.
Doğu Libya yönetimi 2020'de yalnızca anlaşmayı reddetmekle kalmadı, Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesi yönünde de karar aldı.
Aradan geçen 6 yılın ardından aynı Meclis, 20 Ekim 2026'da iki kararı da kaldırarak 2019 mutabakatını kabul etti.
Karara giden süreçte Ankara'nın doğu Libya ile yeniden kurduğu temas trafiği dikkat çekti.
Türkiye, Trablus yönetimiyle mevcut ilişkilerini korurken 2021'in sonlarından itibaren doğu Libya'daki siyasi aktörlerle de doğrudan temas kanalları açmaya başladı.
![]()
Bu sürecin dikkat çeken adımlarından biri Ocak 2022'de atıldı.
Türkiye'nin dönemin Trablus Büyükelçisi Kenan Yılmaz, doğu Libya'daki Kubbe kentinde Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ile görüştü.
Yılmaz görüşmenin ardından, doğu bölgesiyle temasların olumlu yönde geliştiğini açıklarken Bingazi Başkonsolosluğu'nun yeniden faaliyete geçirilmesinin de değerlendirilebileceğini söyledi.
Büyükelçilik düzeyindeki temasları üst düzey siyasi görüşmeler takip etti.
Doğu Libya'nın en önemli siyasi aktörlerinden Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Türkiye'ye gelerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türk yetkililerle temaslarda bulundu.
Dönemin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Eylül 2022'de Türkiye'nin Libya politikasındaki yaklaşımı açık şekilde anlattı.
![]()
Çavuşoğlu, Ankara'nın Libya'nın doğusuyla da ilişkilerini geliştirdiğini belirterek Akile Salih'in Türkiye ziyareti ile Türk Büyükelçisinin doğu Libya temaslarına dikkati çekti.
Ankara böylece Trablus ile ilişkilerini sürdürürken Bingazi-Tobruk hattıyla ayrı bir diplomatik kanal oluşturdu.
Süreç Hakan Fidan'ın Dışişleri Bakanlığı döneminde hızlandı. Fidan, Temmuz 2024'te verdiği mülakatta Türkiye'nin doğu Libya ile ilişkilerinin ilerlediğini kamuoyuna açıkladı.
Fidan, Akile Salih'in birkaç kez Türkiye'ye geldiğini belirterek Halife Hafter ve oğullarıyla da temas halinde olduklarını söyledi.
![]()
Aynı dönemde Ankara, uzun süre kapalı kalan Bingazi Başkonsolosluğu'nu yeniden faaliyete geçirmek için çalışmalarını hızlandırdı.
Türkiye'nin Libya Büyükelçisi Güven Begeç de Bingazi'deki yerel yönetim ve Hafter yönetimiyle temaslarda bulundu.
![]()
Görüşmelerde Türk şirketlerinin doğu Libya'daki yeniden imar projelerine dönüşü ve ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi gündeme geldi.
Ankara-Bingazi yakınlaşmasının önemli başlıklarından birini doğu Libya'nın yeniden imarı oluşturdu.
Libya Kalkınma ve Yeniden İmar Fonu ile Türk tarafı arasında temaslar yoğunlaştı.
Türk firmalarının altyapı, inşaat ve kentsel dönüşüm projelerinde yeniden rol alması gündeme gelirken iki taraf arasındaki ilişki siyasi temasların ötesine taşındı.
Diplomatik ve ekonomik temasları askeri ilişkiler takip etti. Halife Hafter'in oğullarından Saddam Hafter, Nisan 2025'te Ankara'ya geldi.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Saddam Hafter'i kabul etti.
![]()
Saddam Hafter aynı yıl Türkiye'ye birden fazla ziyaret gerçekleştirirken Türk ve doğu Libyalı askeri yetkililer arasındaki görüşmeler sıklaştı.
Ağustos 2025'te Türk Deniz Kuvvetlerine ait TCG Kınalıada'nın Bingazi ziyareti ise ilişkilerde yeni bir aşamaya geçildiğini gösterdi.
Türk askeri heyeti, Saddam Hafter ve doğu Libya'daki askerî yetkililerle "Tek Libya, Tek Ordu" hedefi çerçevesinde görüşmeler gerçekleştirdi. Türk ve Libyalı deniz unsurları arasında denizde ortak faaliyetler de yapıldı.
Askerî temasların hemen ardından süreç istihbarat diplomasisine taşındı.
MİT Başkanı İbrahim Kalın, 25 Ağustos 2025'te Bingazi'ye giderek Halife Hafter ile görüştü.
![]()
Görüşme, Türkiye'nin yıllar önce sahada karşı karşıya geldiği Hafter ile en üst düzey temaslarından biri olarak kayıtlara geçti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da aynı günlerde Ankara'nın izlediği politikayı anlatırken Türkiye'nin Libya'nın doğusuyla ilişkilerini "aşamalı aşamalı, karşılıklı güven oluşturarak" geliştirdiğini söyledi.
Fidan ayrıca Ankara'nın Libya dosyasında yalnızca Bingazi ile değil; Hafter yönetimi üzerinde etkili olan Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel aktörlerle de ilişkilerini geliştirdiğine dikkati çekti.
Ankara-Bingazi ilişkilerindeki değişimin deniz yetki mutabakatına yansıması da bu dönemde belirginleşti.
Doğu Libya'daki Temsilciler Meclisi, daha önce reddettiği 2019 Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı'nı yeniden incelemek üzere teknik komite oluşturdu.
Bu adımla birlikte yıllardır mutabakata karşı çıkan doğu Libya'nın anlaşmayı yeniden değerlendirdiği ilk kez kurumsal bir zemine taşındı.
Sürecin en kritik temaslarından biri ise 11-12 Ağustos 2026'da gerçekleşti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Libya ziyaretinin ilk bölümünde Trablus'taki yönetimle görüştükten sonra Bingazi'ye geçti.
Fidan burada doğu Libya'daki güç yapısının neredeyse bütün önemli isimleriyle ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdi.
![]()
Fidan'ın temaslarında; Halife Hafter, Saddam Hafter, Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Libya Kalkınma ve Yeniden İmar Fonu Başkanı Bilkasım Hafter yer aldı.
Böylece Türkiye, hem siyasi kanadı temsil eden Akile Salih hem askerî gücü elinde bulunduran Hafter ailesi hem de doğu Libya'nın ekonomik yeniden yapılanmasını yöneten Bilkasım Hafter ile aynı ziyaret kapsamında temas kurdu.
Yoğun diplomasi trafiğinin ardından Libya Temsilciler Meclisi 20 Ekim 2026'da toplandı.
Meclis, uzman komitelerin mutabakatın hükümlerine ilişkin yaptığı inceleme ve bilgilendirmenin ardından Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı'nı kabul etti.
Libyalı milletvekili Ayşe et-Tabalki, anlaşmanın uzman komitelerin kapsamlı değerlendirmesinden sonra kabul edildiğini açıkladı.
![]()
Milletvekili Tarık el-Curuşi ise anlaşmanın Libya'nın siyasi, askerî ve ekonomik konumuna katkı sağlayacağını belirterek bazı ülkelerin karardan rahatsız olabileceğini ancak kendileri açısından Libya'nın ulusal çıkarlarının esas olduğunu söyledi.
Meclis ayrıca 2020 yılında alınan Türkiye ile mutabakatları reddetme ve Ankara ile siyasi ilişkileri kesme kararlarını da oy birliğiyle kaldırdı.
Dışişleri Bakanlığı kararın ardından yaptığı açıklamada, Libya Temsilciler Meclisi'nin kararının memnuniyetle karşılandığını duyurdu.
Bakanlık, 2019'dan beri yürürlükte bulunan mutabakatın uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin karşılıklı hak ve menfaatlerini gözettiğini belirtti.
Libya Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile imzalanan Deniz Yetki Alanları Anlaşması’nı onaylaması, tarihi ve hukuki haklılığımızın tescilidir. Türkiye ve Libya’nın haklarının korunması bakımından bu anlaşma hukuki olarak sağlam temellere dayanmaktadır. Sahadaki gerçekleri ve hukuk ilkelerini görmezden gelen beyanlar ve dayatmacı yaklaşımlar bizim için geçersizdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Mavi Vatan’daki haklarımızı ve kardeş Libya halkının haklarını güçlü bir biçimde savunacağız. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve kardeş Libya’nın haklarını yok sayan hiçbir gayrimeşru girişim başarılı olamaz. Bölgenin geleceği dayatmalarla değil, hakkaniyet ve iş birliğiyle şekillenecektir.
— Ömer Çelik (@omerrcelik) October 21, 2026
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:
"Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve kardeş Libya’nın haklarını yok sayan hiçbir gayrimeşru girişim başarılı olamaz. Bölgenin geleceği dayatmalarla değil, hakkaniyet ve iş birliğiyle şekillenecektir."
Kararın Doğu Akdeniz açısından en önemli sonuçlarından biri Yunanistan-Libya-Türkiye denkleminde ortaya çıktı.
Atina, 2019'dan bu yana Türkiye-Libya mutabakatına karşı çıkarken anlaşmanın Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilmemesini de siyasi tartışmalarda gündeme getiriyordu. 20 Ekim kararıyla bu durum değişti.
Mutabakatı imzalayan Trablus yönetiminin yanı sıra yıllardır anlaşmaya karşı çıkan ve Hafter cephesinin siyasi merkezini oluşturan Temsilciler Meclisi de mutabakatı kabul etti.
Böylece Yunanistan açısından "Libya'nın doğusu ve Temsilciler Meclisi Türkiye ile yapılan anlaşmayı tanımıyor" şeklindeki siyasi dayanak ortadan kalktı.
![]()
Atina kararın hemen ardından yaptığı açıklamada mutabakatı tanımadığını duyurdu.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ile Libya'nın deniz yetki alanı sınırlandırmasına imkan verecek karşılıklı veya bitişik kıyılara sahip olmadığını savundu.
Atina ayrıca Girit başta olmak üzere Yunan adalarının kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge oluşturma hakkının Türkiye-Libya mutabakatıyla dikkate alınmadığını ileri sürdü.
Karar, Atina'nın Libya içerisindeki en önemli siyasi dayanaklarından birini ortadan kaldırdı.

Uluslararası basında yer alan kapsamlı analizlere göre, İsrail'de 27 Ekim'de gerçekleştirilecek genel seçimler öncesinde siyasi tablo giderek sertleşiyor. İlk kez sandık başına gidecek 500 binden fazla genç seçmenin tercihleri, ülkenin gelecekteki rotasını belirleyecek. Kudüs İbrani Üniversitesi bünyesindeki Agam Labs tarafından yapılan kamuoyu yoklamaları, genç seçmenlerin önemli bir bölümünün Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in liderliğindeki Yahudi Gücü ve Bezalel Smotrich'in Dini Siyonizm Partisi gibi aşırı sağcı partilere yöneldiğini ortaya koyuyor.
![]()
Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 50'nci yaş gününü üzerinde idam ilmeği bulunan bir pastayla kutlaması ve tutuklu Filistinlilerin etrafını timsahlarla çevirmeyi planladığını söylemesiyle tanınıyor. Ancak anketler, Yahudi Gücü partisinin desteğinin işgal altındaki Batı Şeria'daki İsrailli işgalcilerin ötesine geçerek şehirli genç seçmenlere ulaştığını gösteriyor. Kudüs yakınlarındaki Beit Shemesh'ten 18 yaşındaki ilk kez oy kullanacak öğrenci Gavriel Marmon, Ben-Gvir'in politikalarına olan desteğini açıklayarak, "Eskiden onun biraz deli olduğunu düşünürdüm ama sonra ne söylediğine gerçekten baktım ve hepsi mantıklı geldi" değerlendirmesinde bulundu.![]()
İsrail'in 7 Ekim 2023'teki olaylardan bu yana yapacağı ilk seçimlerde, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Likud partisinin 120 sandalyeli Knesset'teki 32 sandalyesinin yaklaşık üçte birini kaybetmesi bekleniyor. Ancak muhalefet de çoğunluğu sağlayamıyor. Bu siyasi boşlukta Ben-Gvir'in partisinin tek başına sekiz veya daha fazla sandalye kazanacağı tahmin ediliyor. Seçim kampanyasında dini ve milliyetçi söylemleri sertleştiren faşist Ben-Gvir, Tel Aviv'deki bir mitingde destekçilerine seslenerek, "İki bin yıllık sürgünden sonra eve döndük ve gurur duymalıyız. Gurur duymalı ve Gazze'yi işgal etmeliyiz, çünkü hepsi bizim" ifadelerini kullandı.
Ben-Gvir'in sicili uluslararası alanda da tepki çekiyor. 2007 yılında ırkçı kışkırtma ve yasaklı bir terör örgütünü desteklemekten hüküm giyen İsrailli bakan, hapishanelerin kontrolünü devraldığından beri Filistinli mahkumların koşullarını zorlaştırmakla övünüyor.
İngiltere, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve Norveç, Batı Şeria'da şiddeti kışkırttıkları gerekçesiyle geçen yıl Ben-Gvir ve Smotrich'i yaptırım listelerine ekledi. Ancak bu dış tepkiler, parti tabanında bir gurur kaynağı olarak görülüyor. Ben-Gvir'in danışmanı Yishai Fleisher, uluslararası eleştirileri umursamadıklarını belirterek, "Önce bölgemizin bize saygı duymasını ve bizi kabul etmesini sağlamalıyız, o zaman dünyanın geri kalanı anlayacaktır: İsrail kalıcıdır" diyerek partisinin tavizsiz duruşunu ortaya koydu.

Fransa'da askeri uçak düştü. Nancy kenti yakınlarında eğitim görevinden dönen Mirage 2000D tipi savaş uçağının düşmesi sonucu 1 asker hayatını kaybetti, 1 asker ise kayıp olarak bildirildi.
Fransa Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, kazanın dün yerel saatle 22.40 sıralarında Meurthe-et-Moselle bölgesindeki Rogeville kasabası yakınlarında meydana geldiği belirtildi. Nancy-Ochey 133. Hava Üssü'ndeki Avcı Filosu'na bağlı uçakta, savaş pilotu ile silah sistemleri subayı olmak üzere 2 askerin bulunduğu belirtildi.
İlk bilgilere göre, eğitim dönüşü uçakla önce telsiz, ardından radar bağlantısı kesildi.
Kazanın ardından ormanlık alanlar ve tarım arazilerinden oluşan geniş bölgede arama kurtarma çalışması başlatıldı. Operasyona jandarma, itfaiye ve askeri kurtarma ekipleri katılırken, helikopter de havadan destek verdi. Çalışmaların koordinasyonu amacıyla Rogeville'de kriz merkezi kuruldu. Kayıp mürettebat üyesinin bulunması için çalışmalar devam ederken, kazanın kesin nedeni henüz açıklanmadı.
Pont-a-Mousson Belediye Başkanı Henry Lemoine sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, uçağın Rogeville, Domevre-en-Haye ve Tremblecourt kasabaları arasındaki bölgede düştüğünü belirtti. Lemoine, "Uçağın enkazı bir insansız hava aracıyla tespit edildi. Ancak kurtarma ekipleri olay yerinde olduğu ve soruşturma henüz başladığı için şu aşamada daha fazla bilgi vermek mümkün değil" ifadelerini kullandı.
Bölgeye çok sayıda ekibin sevk edildiğini belirten Lemoine, jandarma ve itfaiye ekiplerinin Meurthe-et-Moselle İtfaiye Teşkilatı Müdürü, jandarma bölük komutanı ve Toul Alt Valiliğinin koordinasyonunda seferber edildiğini açıkladı. Belediye Başkanı, ayrıca arama kurtarma çalışmaları nedeniyle çevrede ulaşımın aksayabileceği uyarısında bulundu.
Rogeville Belediye Başkanı Pascal Doyotte ise görgü tanıklarının gece saatlerinde şiddetli bir patlama duyduklarını ve gökyüzünde büyük bir alev topu gördüklerini aktardı.
Fransız ordusunda 1993 yılından bu yana kullanılan Mirage 2000D tipi savaş uçağı, özellikle kara hedeflerine yönelik taarruz görevlerinde kullanılıyor. İki kişilik mürettebatla görev yapan uçak, gece ve gündüz operasyonları gerçekleştirebiliyor. Ocak 2019'da Jura bölgesinde gece eğitim uçuşu sırasında düşen aynı model uçaktaki 2 asker hayatını kaybetmişti. Temmuz 2021'de Nancy yakınlarında meydana gelen başka bir kazada ise mürettebat fırlatma koltuklarını kullanarak kurtulmuştu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Libya'nın Türkiye ile 2019'da imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını onaylamasına tepki gösterdi. Von der Leyen, anlaşmanın uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu savunarak Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışma içinde olduklarını söyledi.
Türkiye ve Libya 6 yıl sonra tek ses.
Libya Temsilciler Meclisi, 2019'da Libya ve Türkiye arasında imzalanan deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin mutabakat muhtırasını onayladı.![]()
Temsilciler Meclisinin Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin 2019’da imzalanan Mutabakat Muhtırasını oy birliğiyle onayladığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
"Temsilciler Meclisi ayrıca, Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türk hükümeti arasında imzalanan iki mutabakat zaptının onaylanmasının reddine ilişkin 2020 tarihli (1) sayılı Temsilciler Meclisi Kararını oy birliğiyle iptal etti."
Gelişme sonrası Avrupa Birliği anlaşmayı hedef alan bir bildiri yayınlayıp, Yunanistan ile Kıbrıs'a destek açıkladı.
Açıklamada, “Libya Parlamentosu’nun bugün onayladığı sözde Libya-Türkiye Mutabakat Muhtırası Deniz Hukuku ile bağdaşmamaktadır ve yok hükmündedir." denildi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de X hesabından yaptığı paylaşımda, "Muhtıranın onaylamasını derin bir üzüntüyle karşılıyoruz. Söz konusu anlaşma, üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal etmekte, Deniz Hukuku’na aykırılık teşkil etmekte ve geçersiz ve hükümsüzdür." ifadelerini kullandı.
"Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışmamızı bir kez daha teyit ediyoruz." diyen Leyen, "AB’nin Libya’daki her türlü dış müdahaleye karşı bilinen tutumunu yineliyoruz." sözlerine yer verdi.
![]()
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da Libya Temsilciler Meclisi'nin kararına karşı çıkarak mutabakatın hukuki geçerliliğini kabul etmediğini açıkladı.
Bakanlık, "Yunanistan, Libya Temsilciler Meclisi'nin 2019 tarihli, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin sözde Türk-Libya mutabakat muhtırasını onaylama kararını reddetmektedir" ifadelerine yer verdi.
Türkiye ile Libya arasındaki mutabakatın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ileri süren Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, "Bu karar, uluslararası deniz hukuku ile çelişen ve bölge devletlerinin egemenlik haklarını ihlal eden mutabakat muhtırasının hukuka aykırı, geçersiz ve hükümsüz niteliğini değiştirmemektedir." açıklamasında bulundu.
Bakanlık, Libya Meclisi'nin kararının deniz yetki alanlarına ilişkin hukuki durumu değiştirmediğini savunarak, "Coğrafya ve uluslararası deniz hukuku, tek taraflı ve hukuki dayanaktan yoksun parlamento kararlarıyla değişmez" ifadelerini kullandı.![]()
Muhtıra, 27 Kasım 2019’da İstanbul’da Türkiye ile o dönem BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında imzalanmıştı.
Doğudaki Temsilciler Meclisi, Ocak 2020’de muhtırayı geçersiz sayarak reddetmişti.
Ankara ile Bingazi arasındaki ilişkiler, 2023’ten itibaren yumuşama sürecine girdi.
Saddam Hafter, Nisan 2025’te Ankara’da Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile görüştü, Temmuz 2025’te de IDEF fuarına katıldı. MİT Başkanı Kalın ise Ağustos 2025’te Bingazi’de Halife Hafter ile bir araya geldi.
Yunanistan, Türkiye-Libya muhtırasına yanıt olarak Ağustos 2020’de Mısır ile kendi deniz yetki alanları anlaşmasını imzalamıştı.![]()
Konuya ilişkin paylaşım yapan Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa sosyal medya platformu üzerinden yayımladığı mesajında ise şu ifadelere yer verdi:
"Libya Parlamentosu'nun bugün, sözde Libya-Türkiye Denizdeki Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nın onaylanmasından derin bir pişmanlık duyuyoruz.
Bu konuda AB'nin tutumunun 2019'da Avrupa Konseyi tarafından açıkça ifade edildiğini ve değişmediğini hatırlatıyoruz. Bu anlaşma, üçüncü devletlerin egemenlik haklarını ihlal etmekte, Deniz Hukuku'na uymamakta ve geçersiz ve hükümsüzdür.
Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışmamızı yeniden teyit ediyoruz.
AB'nin Libya'daki herhangi bir dış müdahaleye karşı bilinen tutumunu yineleriz."

Sabah'ın haberine göre; İstanbul'da üreme hücrelerini para karşılığı satan kadınlara yönelik düzenlenen "Doku Ticareti" operasyonu, Kıbrıs-İngiltere hattındaki sahte donör skandalını deşifre etti. İngiltere'de yaşayan Rachel isimli 39 yaşındaki kadın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki merkeze başvurup özellikle saç ile göz rengi gibi fiziksel özelliklerini titizlikle inceledikten sonra Danimarka genine sahip donör tercih etti. Çocuk doğduktan sonra fiziksel özellikleri tutmayınca kadın gen testi yaptırdı. Bunun sonucunda çocuğun Türk genleri taşıdığı ortaya çıktı.
Türkiye'deki kadınlardan yasadışı yumurta temin eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki şirket, yumurtaları Danimarka'daki dünyanın en büyük dönor bankası Cryos International'dan aldığını iddia etti. Ancak olay Türkiye'deki Hacer T. liderliğindeki örgütle bağlantılı çıktı.
![]()
14 ilde yasa dışı üreme hücresi ticareti operasyonu! 811 kez yumurta satışı yapmış
Üreme hücresi örgütünün mide bulandıran mesajları ortaya çıktı!
Rachel'ın yaklaşık 4 bin avro ödeyerek Kıbrıs'taki tüp bebek merkezinde tedavi oldu ve hamile kaldı. Doğumdan bir süre sonra Jonah ismini verdiği oğlunun istediği fiziksel özelliklere sahip olmadığını gören kadın, gen testi yaptırdı. Raporda çocuk için Danimarkalı donör kullanılmadığı ortaya çıktı.
Çift bu kez uygulamayı yaptırdıkları şirkete başvurdu. Ellerindeki donör kodlarını sisteme sorgulatan çift, ikinci şokunu yaşadı. Kayıtlar incelendikten sonra merkeze daha önce hiç böyle bir teslimatının yapılmadığı ortaya çıktı.
Skandalın patlak vermesi üzerine benzer durumu yaşayan birçok aile de gen testi yaptırdı. Böylece 30 çocuğun biyolojik kökenlerini Türk olduğu belirlendi.
Danimarkalı veya İskandinav kökenli donör vaadiyle ailelere fahiş fiyatlarla üreme hücresi pazarlandığı ortaya çıkmış oldu.



ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'daki olaylar için "Hiç böyle bir şey görmemiştim. Bu öyle küçük bir protesto değildi, bu tam anlamıyla bir devrimdi " dedi.
The post Trump'a göre Fransa'daki olaylar 'protesto' değil 'devrim' appeared first on #site_linkat 20.10.2026 .Arnavutluk'un başkenti Tiran'da üniversite öğrencileri eğitim koşullarının iyileştirilmesi talebiyle bir haftadır sokakta.
The post Arnavutluk'ta öğrenciler sekiz gündür eylemde appeared first on #site_linkat 20.10.2026 .Fransa ve İtalya'da devam eden protestolara karşı iki ülke yönetimi de hafta sonu orduyu göreve çağırdı.
The post Fransa ve İtalya hükümetleri protestolara karşı orduyu sahaya sürüyor appeared first on #site_linkat 20.10.2026 .Britanya, Yemen'de İran destekli Husilere karşı savunma amacıyla Suudi Arabistan'a savaş uçakları ve bir nakliye uçağı gönderecek.
The post Britanya, Husilere karşı Suudi Arabistan'a savaş uçağı gönderecek appeared first on #site_linkat 20.10.2026 .Britanya'da otobüste yüksek sesli müzik dinleyen ya da çevresini rahatsız edenlere 100 sterlin (yaklaşık 6 bin 620 lira) ceza kesilecek.
The post Britanya'da otobüste yüksek sesli müzik dinleyene 100 sterlin ceza appeared first on #site_linkat 20.10.2026 .Batı Avrupa'da Google'ın bulut hizmetlerinde kullanıcılar hata ve ağ kesintisi sorunuyla karşı karşıya.
The post Avrupa'da Google'ın bulut hizmetlerinde teknik sorun appeared first on #site_linkat 20.10.2026 .


























İran'a yönelik ABD-İsrail saldırılarının tekrar başlama ihtimalinin gündemde olduğu bir sırada ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in İsrail'i ziyaret ederek Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya geldiği belirtildi.![]()
Axios haber sitesi, iki kaynağa dayandırdığı haberinde, Hegseth'in 27 Ekim'de yapılacak seçimlerden sadece 8 gün önce İsrail'e kamuoyuna duyurulmamış bir ziyaret gerçekleştirdiği ileri sürüldü.
Söz konusu iki kaynağa göre, ABD-İsrail'in İran'a karşı büyük çaplı saldırıların yeniden başlatılması kapsamında görüşmeler yaptığı sırada İsrail'i ziyaret eden Hegseth, Ovda Hava Üssü'nde Başbakan Netanyahu ile görüştü.
Üsteki ABD askerleriyle de bir araya gelen Hegseth, daha sonra X hesabından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) askerlerini ziyaret ettiğini açıklayarak fotoğraf paylaştı.
![]()
Haberde, İsrail'in Washington Büyükelçiliğinin konuya ilişkin yorum yapmaktan kaçındığı, İsrail Başbakanlık Ofisi'nin de sorulara yanıt vermediği kaydedildi.
ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu'ya 27 Ekim seçimlerinde desteğini açıklarken, İran'a "Eğer yollarını hızla değiştirmezlerse, işi yakında bitireceğiz." tehdidinde bulunmuştu.
Trump'a desteği için teşekkür eden Netanyahu da "İran'a saldırı" mesajı vermişti.


Bakan Fidan, Türkiye-Belçika Dışişleri, Adalet ve İçişleri Bakanları Dördüncü Toplantısı'na katılmak üzere geldiği Brüksel'de temaslarını sürdürüyor. Bakan Fidan, toplantı öncesinde Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri, Avrupa İşleri ve Kalkınma İşbirliği Bakanı Maxime Prevot ile görüşme gerçekleştirdi.
![]()

Yemen'deki bir silah dükkanında, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası tarafından kullanılan ve "Hitler'in makineli tüfeği" olarak bilinen MG42 satışa çıkarıldı. Tarihi silah için 3 bin 387 dolar, yani yaklaşık 170 bin lira fiyat belirlendi.
Yemen'de bir silah dükkanında sergilenen MG42 model makineli tüfek, sosyal medya platformlarında büyük ilgi gördü. İkinci Dünya Savaşı'nın en bilinen silahlarından biri olan MG42, 1942 yılında Nazi Almanyası ordusu envanterine girerek kullanılmaya başlandı. Yüksek atış hızı nedeniyle savaş döneminde büyük bir ün kazanan silah, Alman ordusunun en etkili makineli tüfeklerinden biri olarak tarihe geçti.
Silah için belirlenen satış fiyatı 800 bin Yemen riyali olarak açıklandı. Bu tutar güncel kurlarla 3 bin 387 dolara, yaklaşık 170 bin liraya karşılık geliyor. Ancak Yemen'in farklı bölgelerinde farklı döviz kurlarının uygulanması nedeniyle silahın dolar cinsinden güncel karşılığında değişiklikler yaşanabiliyor.
Tarihi makineli tüfeğin satışa çıkarılması, dünya genelindeki silah koleksiyoncularının da ilgisini çekti. Özellikle ABD'deki koleksiyon piyasasında böyle bir silahın çok daha yüksek fiyatlara alıcı bulabileceği değerlendiriliyor. Bununla birlikte ABD'de tam otomatik silahların ithalatı ve sivil mülkiyeti sıkı yasal düzenlemelere tabi olduğu için, Yemen'deki bu silahın ABD'de yasal olarak satışa sunulmasının mümkün olmayabileceği belirtiliyor.
MG42, dakikada yaklaşık 1.200 atış yapabilen mekanizmasıyla İkinci Dünya Savaşı'nın en yüksek atış hızına sahip makineli tüfeklerinden biri olarak biliniyor. Savaşın ardından da birçok ülkenin silah tasarımını derinden etkileyen MG42'nin geliştirilmiş türevleri, farklı ordularda uzun yıllar boyunca kullanılmaya devam etti.
Yemen'deki dükkanda satışa çıkarılan bu tarihi silahın ülkeye hangi dönemde getirildiği ve geçmişte kimler tarafından kullanıldığı ise bilinmiyor.

Kanada'nın Alberta eyaletinde dün ülkenin geri kalanından ayrılma seçeneğinin değerlendirildiği bir referandum düzenlendi. Kanada'nın ulusal yayın kuruluşu CBC News'in aktardığına göre, sayılan oyların yüzde 76'sı Kanada'nın bir parçası olarak kalma yönünde çıkarken, yüzde 23'ü ayrılık konusunda bağlayıcı bir oylamaya geçilmesini destekledi.
Alberta Başbakanı Danielle Smith oylamanın ardından yaptığı açıklamada, ilk sonuçların Kanada'da kalma yönünde "yaygın bir destek" olduğunu göstermesinden büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. Smith, sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada, "Albertalılar, birleşik bir Kanada içinde daha güçlü bir Alberta için oy kullandı" ifadelerini kullandı. Referandumda oy kullanan seçmenlere teşekkür eden Danielle Smith, ayrıca sonuçları ve eyaletin bundan sonraki süreçte izleyeceği yolu değerlendirmek üzere salı akşamı bir açıklama yapacağını belirtti.
![]()
Kanada Başbakanı Mark Carney ise ilk sonuçların Albertalıların bağımsızlık referandumu seçeneğini reddetme yönünde "net bir tercih" yaptığını gösterdiğini söyledi. Carney, "19 Ekim'de Albertalılar net bir tercih yaptı. Birliği, birlikte inşa etmeyi ve birbirlerine sahip çıkmayı seçtiler. Her şeyden önemlisi Albertalılar Kanada'yı seçti. Oyların sayımı devam ederken, bu akşam ayrılık konusundaki belirleyici soruya ilişkin ortaya çıkan sonuçlar, Albertalıların ve tüm Kanadalıların yenilenmiş bir amaç ve büyük hedeflerle birlikte ilerleyeceği anlamına geliyor. Bu geleceği her zamankinden daha büyük ve daha hızlı bir şekilde inşa ediyoruz. Kanada, dünyanın dört bir yanında yeni ticaret ortaklıkları kuruyor, ülkenin her bölgesinde ulus inşasına katkı sağlayacak büyük projeleri hızlandırıyor ve merkezinde Alberta'nın yer aldığı küresel bir enerji süper gücü olarak tüm potansiyelini ortaya çıkarıyor. Kanada, parçalarının toplamından çok daha büyüktür. Şimdi, Kanadalılar olarak bize verilen her şeyi değerlendirerek ülkemizi hepimiz için daha iyi bir yer haline getirme fırsatına sahibiz" dedi.
ABD'nin yanı başında yeni bir ülke mi kurulacak?
Alberta'daki referandumdan önce, Fransızca konuşan nüfusun çoğunlukta olduğu Quebec eyaletinde de iki ayrılık referandumu yapılmıştı. Quebec halkı her iki oylamada da Kanada'da kalma yönünde oy kullanmıştı.

Son dakika...Husilerin hedefindeki Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da erken uyarı sisteminin devreye alınmasının ardından patlama sesleri duyuldu.
Sivil Savunma Müdürlüğünün ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yapılan açıklamada, Riyad için erken uyarı sisteminin devreye girdiği belirtildi.![]()
Görgü tanıklarının aktardığına göre, saldırı uyarısı sonrası Riyad'da patlama sesleri duyuldu.
Yetkililer, uyarı mesajı alanların sakin olmalarını ve resmi makamların talimatlarına uymalarını istedi.
Tehlike ortadan kalkana kadar en yakın güvenli alana geçilmesi, bina içindeki pencerelerden uzak durulması ve ev ya da binalardan çıkılmaması tavsiye edildi. Dışarıda bulunanların ise en yakın binaya girmeleri ve sağlam bir bariyerin arkasına sığınmaları istendi.
Sivil Savunma Müdürlüğü, erken uyarı sisteminin devreye alınmasından kısa süre sonra yaptığı ikinci açıklamada, "Riyad'daki tehlikenin" geçtiğini duyurdu.
Açıklamada, "tehlikenin" niteliğine ilişkin ise bilgi verilmedi.
İran destekli Husiler, 2014'ten bu yana başkent Sana dahil Yemen'in bazı bölgelerinin kontrolünü elinde tutuyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu ise 2015'ten beri Yemen hükümetine destek veriyor.
Yemen ordusu, son 24 saatte İran destekli Husilere karşı 1164 operasyon düzenlediğini ve 558 Husi mensubunu etkisiz hale getirdiğini bildirdi.
Ordudan yapılan yazılı açıklamada, Yemen Şafağı operasyonu kapsamında Husilere karşı düzenlenen askeri operasyonlar hakkında bilgi verildi.
![]()
Buna göre son 24 saatte Husilerin bulunduğu bölgelere, Husi araçlarına ve mevzilerine 1164 hassas operasyon gerçekleştirildi ve 558 Husi milisi etkisiz hale getirildi.
Ülkenin güneyindeki Marib ve Taiz illerinde Husilere ait birçok mevzinin ele geçirilmesiyle çok sayıda ağır silaha ve askeri teçhizata el konuldu.
Öte yandan Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi, ABD merkezli X platformundaki hesabında Marib ilindeki Husi mevzilerine ve unsurlarına yönelik İHA saldırılarının görüntülerini paylaştı.
Yemen'de 5 Ekim'de başlatılan "Yemen Şafağı" askeri operasyonu devam ediyor.
![]()

Türkiye 2025 yılında, 5,4 milyar sterlin bedelle, 20 adet Erofighter Typhoon savaş uçağı alımı için İngiltere ile anlaşma imzaladı.
Uçakların teslimatı mevcut üretim hattındaki doluluk nedeniyle 2030 yılında itibaren başlayacak.
Türk Hava Kuvvetleri bir yandan da, sıfır uçakların teslimatına kadar geçecek sürede harekat ihtiyaçlarını karşılamak için Umman ve Katar Hava Kuvvetlerinin envanterindeki ikinci el Eurofighter'ları almak üzere görüşmeler yürütüyor.
![]()
Tüm bu gelişmeler yaşanırken sürpriz bir teklif geldi. İsmi açıklanmayan bir Avrupa ülkesi, kendi hava kuvvetleri için üretim bandında olan uçaklarını Türkiye'ye vermeyi teklif etti.
Türkiye'nin alacağı uçaklarla aynı niteliklere sahip uçaklar için görüşmelerin başladığı öğrenildi. Fiyat ve teslimatla ilgili detaylarda anlaşılması halinde Türkiye, Eurofighterları yaklaşık 3 yıl erken teslim almaya başlamış olacak.
2025'de İngiltere ile yapılan anlaşmaya göre, Türkiye'ye yapılacak teslimatlar, 2030'da 6, 2031’de 8 ve 2032’de 6 uçak olarak planlanıyor.
Halen Eurofihter Typhoon üretim bandında Almanya için 38, İspanya için 20, İtalya için 24 uçak siparişi bulunuyor.
![]()
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Eurofighter Typhoon tedariki kapsamında Türk pilotları n uçuş eğitimlerine başladığını açıklamıştı.
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Eurofighter Typhoon tedariki kapsamında Türk pilotların uçuş eğitimlerine başladığını bildirdi.
Tedarik sürecinin eğitim ve destek aşamasına ilişkin sözleşme ise 25 Mart 2026’da Londra’da imzalanmıştı. Bu kapsamda 10 Türk pilot ile yaklaşık 100 bakım personelinin İngiltere’de eğitim alması öngörülüyordu.
![]()

2019-2024 tarihleri arasında savunma sanayii alanında Türkiye'ye örtülü ambargo uygulayan Kanada ile ilişkiler ters yönde bir boyut kazandı. Başbakan Mark Carney, 21-23 Ekim tarihleri arasında Türkiye'ye resmi bir ziyarette bulunacak. Kanada Başbakanlık Ofisi'nden yapılan açıklamaya göre Carney'nin ziyareti, Ankara ve İstanbul'u kapsayacak.
Carney, Ankara'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelecek. Görüşmede iki ülke arasındaki ortaklığın enerji ve madencilik, iklim, savunma ve güvenlik ile halklar arası ilişkiler gibi alanlarda geliştirilmesi ele alınacak.
Carney'nin İstanbul programında ise Türk iş dünyası ve yatırımcılarla görüşmeler yer alacak.
Kanada Başbakanı'nın, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerinin geliştirilmesi için özellikle enerji, havacılık, ileri teknolojiler, madencilik ve kritik mineraller alanlarındaki fırsatlara odaklanması bekleniyor.
Kanada Başbakanlığı, iki ülke arasındaki ticaretin son beş yılda yaklaşık yüzde 50 arttığını bildirdi.
Kanada'nın Ankara Büyükelçisi Marcel Lebleu, Kanada Başbakanı Mark Carney'in Türkiye ziyaretine ilişkin AA'ya değerlendirmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a güven mektubu sunduğu sırada verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Lebleu, "Türkiye daha fazla yatırım yapmamız gereken bir ülke, ekonomik yatırımdan değil, ilişkilerimize daha fazla yatırım yapmaktan bahsediyorum. Türkiye'yi stratejik ortaklık kurabileceğimiz bir ülke olarak görüyoruz." dedi.
Büyükelçi Lebleu, bu görüşün Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kanada Başbakanı Carney'in vizyonuyla örtüştüğünün altını çizerek, iki liderin daha önce iki kez bir araya geldiğini söyledi.
![]()
Carney'in beraberindeki heyetle Türkiye'ye yapacağı ziyarete dikkati çeken Lebleu, "Bunun tarihi bir ziyaret olduğunu söylemeliyim. Kanada'dan bir hükümet liderinin Türkiye'ye gerçekleştireceği ilk devlet ziyareti olacak. Daha önce Türkiye'den Kanada'ya bir cumhurbaşkanı ziyareti de olmamıştı. Bu, yeni bir ilişkinin başlangıcını simgeliyor. Bunu, yeni bir stratejik ilişkinin başlangıcı olarak tanımlayabilirim." diye konuştu.
Lebleu, ziyaret kapsamında, temel hedefin stratejik ortaklığın resmen başlatılması olduğunu vurgulayarak, bu ortaklığın liderler düzeyinde ortak bildiri yayımlamasıyla başlatılacağını aktardı. Bununla birlikte bir eylem planının olacağını, çeşitli işbirliği alanları üzerine çalışılacağını söyleyen Lebleu, bu alanlardan birinin enerji olacağını belirtti.
Ziyaretin ikinci ayağının da endüstriyel düzeyde savunma işbirliği olduğunu aktaran Lebleu, bu alanda büyük bir potansiyelin mevcut olduğunu dile getirdi.
Lebleu, "Harika bir endüstri var. Dünyanın en heyecan verici şirketlerinden bazıları, insansız hava aracı üreticilerini ve platform montaj tesislerini ziyaret etme fırsatım oldu. ASELSAN'ı ziyaret ettiğimde hayrete düştüm, 10 bin mühendisleri var gibiydi. BAYKAR'ı ziyaret ettim, oradaki çalışanların yaş ortalaması 29'du. Bu, Kanada standartlarına göre oldukça genç bir yaş. İnanılmaz varlıklar geliştiriyorlar. Dolayısıyla, savunma işbirliğini kapsayan bu ikinci ayağın üzerinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Ayrıca, muhtemelen en önemli sütun olacak diğer alanla ilgili de bir anlaşma imzalayacağız." ifadelerini kullandı.
Carney, Türkiye'yi son olarak Temmuz 2026'da Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi kapsamında ziyaret etmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelmişti.
İki lider bu görüşmenin ardından kapsamlı bir Kanada-Türkiye serbest ticaret anlaşması için müzakerelerin başlatıldığını duyurmuştu.

İngiltere Kralı Charles, başkent Londra’daki St. James Sarayı’nda düzenlenen İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) resepsiyonunda, Fashion Heritage Network Cyprus adlı kuruluşun kurucusu Christina Dymioti ile bir araya geldi. Kral Charles ve Kraliçe Camilla’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen resepsiyona, İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinin yüksek komiserleri ve çeşitli kuruluşların temsilcileri katıldı.
Kıbrıs Postası yazarı James Morphakis’in kaleme aldığı haberde, Dymioti’nin aktardığı bilgilere göre Kral Charles’ın görüşmede Kıbrıs meselesine değindiği belirtildi. Dymioti, Kral Charles’ın adanın hala bölünmüş olmasından üzüntü duyduğunu ve sorunun yakın zamanda çözüme kavuşmasını umut ettiğini söylediğini aktardı. Söz konusu ifadelerin Buckingham Sarayı tarafından yayımlanan resmi bir açıklamaya değil, görüşmeye katılan Dymioti’nin anlatımına dayandığı bildirildi.
Haberde, Kral Charles’ın, KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden (GKRY) gençleri bir araya getirmeyi amaçlayan projelerle yakından ilgilendiği belirtildi. Habere göre; Dymioti, kurucusu olduğu Fashion Heritage Network Cyprus’un sürdürülebilir moda ve ortak kültürel miras çalışmaları aracılığıyla Kıbrıslı Türk ve Rum gençler arasında iş birliğini geliştirmeyi hedeflediğini anlattı.
İki toplumlu çalışmaların nasıl ilerlediğini soran Kral Charles’a, GKRY lideri Nikos Hristodulidis tarafından iki toplumlu Gençlik Teknik Komitesi’ne atandığını da aktaran Dymioti, komitenin Birleşmiş Milletler (BM) ile doğrudan çalıştığını ifade etti.
Dymioti’nin açıklamasına göre Kral Charles, yürütülen çalışmalardan dolayı kendisini tebrik ederek ekibini faaliyetlerini sürdürmesi yönünde teşvik etti.
İngiltere, 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörlük sisteminde Türkiye ve Yunanistan ile birlikte yer alan üç devletten biri olma özelliğini taşıyor. Kıbrıs’ta İngiliz egemen üs bölgelerini de bulunduran Londra yönetimi, Kıbrıs meselesinin uluslararası boyutunda tarihi ve hukuki konumunu koruyor. Kral Charles’ın açıklamasında ise Kıbrıs sorununun hangi siyasi model temelinde çözülmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir görüşe yer verilmedi.
Kıbrıs Postası’nın haberinde, Kral Charles’ın gerek Galler Prensi olduğu dönemde gerekse tahta çıkmasının ardından Kıbrıs’a resmi ziyarette bulunmadığı da hatırlatıldı. Charles ve Camilla’nın 2020 yılında Kıbrıs’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretin Covid-19 salgını nedeniyle ertelendiği, daha sonra ise yeni bir ziyaret programı açıklanmadığı belirtildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sayın Sadır Caparov’a nazik kabulleri ve misafirperverlikleri dolayısıyla teşekkür ediyorum. Ziyaretimizin kardeş Kırgızistan ile ilişkilerimizin güçlenmesine ve Türk dünyasının birlik ve dayanışmasına katkı sağlamasını temenni ediyorum” ifadelerine yer verdi.![]()

İtalya'da protestoların şiddet olaylarına dönüşmesinin ardından hükümet, Milano'ya 500 asker gönderme kararı aldı. Gösteriler sırasında mağazalar yağmalanırken araçlar ateşe verildi, polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı. Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini, askerlerin kentin güvenliğini sağlamak için görevlendirileceğini açıklarken Meloni hükümeti de yeni güvenlik önlemlerini gündemine aldı.![]()
İtalya'da hafta sonu yaşanan şiddet olaylarının ardından hükümet güvenlik önlemlerini artırma kararı aldı. Başbakan Yardımcısı ve Ulaştırma Bakanı Matteo Salvini, Milano'da polis ekiplerine destek vermek amacıyla 500 askerin daha görevlendirileceğini açıkladı.
Salvini, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Sözden eyleme! Milano'yu korumak için 500 asker daha" ifadelerini kullandı.
Askerlerin, kentte kamu düzenini sağlamak amacıyla yürütülen "Güvenli Sokaklar" operasyonu kapsamında görev yapması planlanıyor.
Milano'da 17 Ekim'de hayat pahalılığına, savaşlara ve kamu hizmetlerindeki sorunlara karşı başlayan protestolar ilk saatlerde barışçıl şekilde ilerledi.
Ancak gösterilerin ilerleyen saatlerinde yüzlerini kapatan bazı gruplar polisle çatışmaya girdi. Göstericiler güvenlik güçlerine taş ve çeşitli cisimler fırlatırken çöp konteynerlerini ateşe verdi, barikatlar kurdu ve mağazaları yağmaladı.![]()
Polis, olaylara tazyikli su ve göz yaşartıcı gazla müdahale etti. Kentin en işlek noktalarından Duomo Meydanı ve çevresindeki alışveriş alanlarında güvenlik önlemleri artırıldı.
18 Ekim'de yaşanan olayların ardından Milano polisi 271 kişiyi emniyete götürdü. Bu kişilerden 32'si gözaltı işlemlerinin ardından tutuklanırken 28 kişi hakkında adli işlem başlatıldı.
Polis verilerine göre emniyete götürülenlerin 220'si çocuk yaştaydı. Çatışmalarda 14 güvenlik görevlisi yaralandı. Milano'daki ticari işletmelerin uğradığı zararın ise ilk hesaplamalara göre 1 milyon euroya ulaştığı açıklandı.
Şiddet olaylarının yeniden yaşanmasından endişe eden mağaza sahipleri, Milano'nun ünlü alışveriş caddesi Via Montenapoleone'de önlem aldı.![]()
Chanel, Tiffany ve Dior gibi dünyaca ünlü markaların bulunduğu bölgede birçok mağaza vitrinlerindeki ürünleri kaldırırken bazı iş yerleri erken kapandı. Yağmalanan mağazaların ardından çok sayıda işletme camlarını ahşap panellerle kapattı.
Başbakan Giorgia Meloni, yaşanan olayların ardından bakanlar ve güvenlik yetkilileriyle acil toplantı gerçekleştirdi.
Toplantıda protestolar sırasında şiddete başvuran kişilere yönelik yeni yasal düzenlemeler ele alındı. Hükümetin hazırladığı güvenlik paketinde çocuk yaştaki şüphelilere yönelik önleyici gözaltı uygulamasının genişletilmesi, toplu mala zarar verme suçlarına ilişkin yaptırımların artırılması ve sokak çetelerine karşı yeni önlemler alınması değerlendiriliyor. Yeni düzenlemelerin 20 Ekim'deki Bakanlar Kurulu toplantısında görüşülmesi bekleniyor.

Yonhap'ın haberine göre, Güney Kore Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Park Doo-soon, düzenlediği basın toplantısında, Ukrayna'daki diplomatik personelin bir kısmının geri çekileceğini açıkladı.
Park, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda yakalanan iki Kuzey Koreli askerin Güney Kore'ye gönderildiğinin gizlilik anlaşmasını ihlal edecek şekilde duyurulması nedeniyle yaşanan anlaşmazlığın çözümü için Ukrayna'nın henüz "olumlu adımlar" atmadığını belirtti.
Ayrıca, Ukrayna genelinde devam eden hava saldırısı tehdidinin diplomatik personelin güvenliğini sağlamayı zorlaştırdığını ifade eden Park, bu koşullar nedeniyle personelin bir kısmının geri çekilmesine karar verildiğini aktardı.
Park, Ukrayna ile diplomatik iletişimin maslahatgüzar aracılığıyla sürdürüleceğini, Güney Kore vatandaşlarının korunmasına yönelik çalışmaların devam etmesi için konsolosluk personelinin tamamının ülkede kalacağını kaydetti.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, Rusya-Ukrayna Savaşı'na katılan Kuzey Koreli askerlerden ikisinin 2025'in başlarında yakalandığını ve Güney Kore'ye gönderildiğini açıklamıştı.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung, Zelenskiy'nin bu açıklamasının, askerlerin transferi konusunda iki ülke arasında varılan gizlilik anlaşmasını ihlal ettiğini öne sürmüş, Ukrayna ise böyle bir anlaşmanın var olmadığını iddia etmişti.
Güney Kore Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Ukrayna'nın Seul Büyükelçiliği Maslahatgüzarı'nın konuyla ilgili Bakanlığa çağrıldığı belirtilmişti.
Seul hükümeti, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda yakalanan iki Kuzey Koreli askerin Güney Kore'ye gönderildiğinin gizlilik anlaşmasını ihlal edecek şekilde duyurulduğu gerekçesiyle Ukrayna'dan dilediği özrün beklentilerini karşılamadığını ve bu nedenle "sıkı önlemler" alacağını bildirmişti.

İran devlet televizyonunun haberine göre, Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada, bu sabah Hürmüz Boğazı semalarında ABD'ye ait MQ-9 tipi bir İHA'nın İran hava savunma sistemleri tarafından vurularak düşürüldüğü belirtildi.
Açıklamada, söz konusu İHA'nın İran tarafından düşürülen 54'üncü MQ-9 olduğu ileri sürüldü.

Fransa'nın başkenti Paris'te dünyaca ünlü Louvre Müzesi'nin, öğrenci eylemi nedeniyle ziyarete kapalı olduğu bildirildi.
Louvre Müzesi, sabah saatlerinde kurumun önünde yapılan eyleme ilişkin, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan açıklama yaptı.![]()
Açıklamada, öğrenci eylemi nedeniyle müzenin halihazırda kapalı olduğu belirtilerek, "Yaşatılan rahatsızlıktan ötürü özür dileriz." ifadesine yer verildi.
Eyleme ilişkin sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, aralarında sendika yeleği giyen kişilerin de bulunduğu eylemcilerin, müzenin güvenlik personelini aşarak piramit şeklindeki ana girişinin önünde toplandığı görülüyor.
"Elysee'yi eğitmek için daha fazla tarih öğretmeni istiyoruz" ve "365 gün kemer sıkma (politikası)" yazılı pankartlar taşıyan eylemcilerin, "(Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel) Macron ve polisi bizimle savaşıyor ancak ülkeyi abluka altına almaya kararlıyız" sloganları attığı anlar görüntülere yansıyor.
Fransa'da lise öğrencilerinin daha iyi eğitim koşulları için 17 Eylül'den bu yana düzenlediği eylemlerde 1000'i aşkın kişi yaralandı.
Eylemler kapsamında, 6 bin 800'den fazla kişi gözaltına alındı.![]()






İspanyol teknik direktör Josep Guardiola, "Unutmayalım; Filistin'le dayanışmaya ara verilemez" dedi.
The post Guardiola: Cehennem sürüyor, Filistin'le dayanışmaya ara verilemez appeared first on #site_linkat 19.10.2026 .Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez, sarı yeleklilerin gösterilerini iyi yönetemediği yönündeki eleştirilerin ardından istifa etti.
The post Fransızlar sokakta: İçişleri bakanının istifası kabul edilmedi appeared first on #site_linkat 19.10.2026 .ABD Başkanı Donald Trump, Rusya-Ukrayna barış görüşmelerinde 'büyük ilerleme kaydedildiğini' öne sürüp Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yi hedef aldı.
The post Trump: Zelenski savaşı bitirmek istemiyor appeared first on #site_linkat 19.10.2026 .ABD Başkanı Donald Trump ve 27 Ekim'deki seçimler öncesi destek verdiği İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu İran'a ortak saldırı mesajı verdi.
The post Trump ve Netanyahu'dan ortak İran mesajı: 'İşi yakında bitireceğiz' appeared first on #site_linkat 18.10.2026 .Azerbaycan’da başörtülü öğrenci ve öğretmenlere yönelik kısıtlamaları Altay Göyüşov ve Cavid Ağa değerlendirdi.
Altay Göyüşov ve Cavid Ağa, Azerbaycan’daki başörtüsü yasağını anlattı: “Burada her türlü insan hakkı ve özgürlük baskı altındadır” Medyascope
Trump'ın yeni Beyaz Saray Sözcüsü Katie Zacharia, göreve geldikten sadece beş gün sonra görevinden kovuldu.
Trump’ın yeni sözcüsü Katie Zacharia görevde sadece 5 gün kalabildi: “Senin yerinde olsam yeniden düşünürdüm” Medyascope
Sivil Savunma Müdürlüğünün ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından konuya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.
Abha ve Hamis Muşayt kentlerinde erken uyarı sisteminin devreye alındığı belirtilen açıklamada, tehlikeye karşı uyarıda bulunulduğu vurgulandı.
Açıklamada, uyarı mesajı alan kişilerden sakin olmaları ve resmi makamların talimatlarına uymaları istendi.
Tehlike ortadan kalkana kadar en yakın güvenli yere, özellikle bina içindeki pencerelerden uzak bir odaya geçilmesi ve ev ya da binadan çıkılmaması gerektiğine işaret edilen açıklamada, dışarıda olanların da en yakın binaya girmeleri istendi. Açıklamada, sağlam bir bariyerin arkasına siper alınması gerektiği kaydedildi.
Sivil Savunma Müdürlüğünün erken uyarı sisteminin devreye alınmasından kısa bir süre sonra yaptığı ikinci açıklamada, her iki kentte de "tehlikenin geçtiği" belirtildi ancak tehlikenin niteliğine ilişkin bilgi verilmedi.
Yemen'de Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu'nun Husilere yönelik askeri operasyonlarına misilleme olarak, Husiler sık sık Suudi Arabistan'ın sınır bölgelerini ve güney vilayetlerini hedef alıyor.

Filistin Kızılayından yapılan yazılı açıklamada, Kızılay ekiplerinin, Cenin'in batısındaki el-Yamun beldesinde 54 yaşındaki bir adam ile güneydeki Siylet ez-Zahr beldesinde yaralanan 2 kişiye müdahale ettiği belirtildi.
Açıklamada, İsrail ordusunun her iki beldeye düzenlediği baskınlar sırasında darbedilen 3 Filistinlinin tedavi edilmek üzere hastaneye kaldırıldığı kaydedildi.
Filistin resmi haber ajansı WAFA'da yer alan habere göre ise İsrail güçleri, çok sayıda askeri araçla el-Yamun beldesine baskın düzenledi.
Birçok eve baskın yapıp arama gerçekleştiren İsrail askerleri, Ali es-Sammar, Asım Ebu Hasan ve Cihad Ferihat isimli 3 Filistinli genci gözaltına aldıktan sonra beldeden çekildi.
İsrail ordusu ve Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıların başladığı Ekim 2023'ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria'daki ihlalleri artış gösterdi.
Bu süreçte Filistinlilerin öldürülmesi, gözaltına alınması, evlerinin yıkılması, mülklerinin yakılması, arazilerinin tahrip edilmesi ve toplulukların yerlerinden edilmesi gibi hak ihlalleri tırmandı.
Filistinliler, tırmanan Filistin topraklarını gasbeden İsrailli şiddeti ile İsrail hükümetinin Yahudi yerleşim birimlerini genişletme ve ilhak politikasının, kendilerini topraklarından söküp atmayı ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması imkanını ortadan kaldırmayı hedeflediği konusunda uyarıda bulunuyor.
İsrail, 1967'den bu yana Doğu Kudüs dahil olmak üzere Batı Şeria'yı işgal altında tutuyor.
Uluslararası toplum, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki Yahudi yerleşim birimlerini uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul ediyor.

Kapalı toplantı şeklinde gerçekleştirilen "straw poll" denilen ön oylamada, 15 konsey üyesi adaylar hakkındaki görüşlerini bir kez daha ortaya koydu.
BMGK Dönem Başkanı Yunanistan’ın BM Daimi Temsilcisi Aglaia Balta, ön oylamadan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, "Bir sonraki Genel Sekreter için 6. tur ön yoklama yapılmıştır. Her adaya sonuçlar, aday gösteren üye devletlerin ilgili daimi temsilcileri aracılığıyla bildirilecektir. Genel Kurul Başkanı da ön yoklamanın yapıldığı konusunda bilgilendirilecektir." dedi.
Balta, bir sonraki ön yoklamanın ne zaman yapılacağının belli olmadığını bildirdi.
ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz da oylama sonrası gazetecilere, bölgesel rotasyona yönelik bir istek olduğunu anladıklarını belirterek, "Elbette en iyi aday bir kadınsa, bunu memnuniyetle karşılarız. Ama gerçekten sadece en iyi adaya ihtiyacımız var." diye konuştu.
Waltz, yarışa katılabilecek yeni adaylar konusunda, "Ülkeler daha fazla aday göstermek isterlerse, bu kesinlikle egemenlik hakları dahilindedir." ifadesini kullandı.
Konsey olarak doğru olanı yapmaları gerektiğini söyleyen Waltz, "Bunun kesinlikle bu takvim yılı içinde ve Genel Sekreter Guterres'in görev süresi sona ermeden önce yapılmasını tercih ederiz." görüşünü paylaştı.
Waltz, ABD'nin hangi adayı tercih ettiği sorusuna ise "Bu gizli." karşılığını verdi.
Diplomatik kaynaklardan dışarıya sızan ve resmi olmayan ilk bilgilere göre, bugün yapılan oylamada şu ana kadar yarışı önde götüren ilk üç adaya veto yetkisi bulunan daimi üyelerden 2'şer aleyhte oy çıktı.
Adaylardan Kosta Rikalı Rebeca Grynspan 9 "lehte", 5 "aleyhte" ve 1 "çekimser" oyla ön yoklamayı önde bitirdi. Ancak Grynspan için kullanılan aleyhte oyların 2'si "kırmızı renkli" çıktı.
Grynspan'ı 8 "lehte", 6 "aleyhte" ve 1 "çekimser" oyla Rafael Grossi ve Carolyn Rodrigues Birkett takip ederken, Grossi ve Birkett'in de 2 kırmızı renkli "aleyhte" oy aldığı belirtildi.
Diğer adaylar Macky Sall 5 "lehte", 10 "aleyhte", Olara Otunnu 4 "lehte", 10 "aleyhte", 1 "çekimser", Maria Fernanda Espinosa 3 "lehte", 9 "aleyhte", 3 "çekimser", Ivonne Baki ise 1 "lehte", 14 "aleyhte" oy aldı.
Grynspan ve Rodriques-Birkett'e 3 daimi üye "lehte" oy verirken, Grossi ve Sall'a 2, Otunnu ve Espinosa'ya da daimi üyelerden 1'er "lehte" destek oyu çıktı.
BMGK'de gizli yapılan ve resmi olmayan ön yoklamada, her aday için Konsey üyeleri oy pusulasında bulunan "lehte", "aleyhte" ve "çekimser" seçeneklerinden birini işaretliyor.
Ön oylama, bir sonraki BM Genel Sekreteri olmak için yarışan adaylara verilen desteği ölçmek için kullanılan bir test oylama işlevi görüyor.
İlk kez bu oylamanın "renk kodlu" şekilde yapılması ise adaylık yarışının gidişatı için ayrı önem taşıyor.
BM'nin 5 daimi üyesinin adaylar için kırmızı renkte "aleyhte" oyu kullanması, 5 daimi üyenin adaylar üzerinde veto yetkisi bulunduğundan "kırmızı" oy alan adayların yarışta şansı azalıyor.
Ancak ön yoklamalar, gayri resmi bir süreç olduğundan verilen kırmızı "aleyhte" oyların bir sonraki ön seçimde veya resmi oylamada tersine çevrilme ihtimali de bulunuyor.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in yerine geçmek için şu an 7 aday yarışıyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Grossi, eski Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall, adaylığı için görevinden izin alan BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Genel Sekreteri Rebeca Grynspan, 2018-2019 döneminde BM Genel Kurulu Başkanlığı yapan Maria Fernanda Espinosa, Guyana'nın BM Daimi Temsilcisi Carolyn Rodrigues Birkett, 1980'lerde BM Uganda Daimi Temsilciliği görevinde bulunmuş Olara Otunnu ve yarışa en son katılan Ekvadorlu siyasetçi ve diplomat Ivonne Baki adaylar arasında yer alıyor.
15 üyeli BMGK'de yapılacak kapalı oturumlarda en az 9 "evet" oyu alan ve daimi üyeler ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa'nın vetosuna takılmayan aday, BM Genel Kurulu'nun onayına sunulacak.
BM Şartı Konsey'in birden fazla isim önermesini açıkça yasaklamasa da uzun süredir devam eden bir uygulama gereği BMGK'nin bir aday üzerinde anlaşarak Genel Kurul'a önermesi bekleniyor.
BMGK üyelerinin tek aday üzerinde mutabakata varmasının biraz zaman alacağı düşünülürken, yeni genel sekreterin en geç aralıkta belli olması bekleniyor.
193 üyeli Genel Kurul'da çoğunluğun onayını alan aday, 1 Ocak 2027'de BM Genel Sekreteri olarak 5 yıllığına yeni görevine başlayacak.
2016'dan bu yana iki dönemdir BM Genel Sekreterliği koltuğunda oturan Portekiz vatandaşı Guterres'in görev süresi 31 Aralık'ta sona eriyor.

Panama Üniversitesi Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Nestor Luque, ulusal yayın yapan La Prensa gazetesine verdiği demeçte, son bir haftadaki artçı sarsıntılara dikkati çekti.
Ülkede 9 Ekim'deki 7,7 büyüklüğünde deprem sonrası 746 artçı sarsıntının meydana geldiğini kaydeden Luque, "Bu büyüklükteki bir depremin ardından artçı sarsıntılar 1 ila 2 ay sürebilir." dedi.
Luque, depremin tektonik blokların yeniden dengelenmesine yol açmaya devam eden bir enerji açığa çıkardığını belirtti.
Panama'nın güney ucuna yakın Pitaloza Arriba bölgesinde 9 Ekim'de meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki depremde 30 kişi yaralanmış, yüzlerce kişi evsiz kalmıştı.

Arap Koalisyonu Ortak Kuvvetler Komutanlığı logosunu taşıyan video kaydında, siyah-beyaz gece ve gündüz hava gözetleme görüntüleri yer aldı.
Görüntülerde denizdeki botların, karadaki araçların ve bazı tesislerin takibe alındığı, ardından bu noktaların vurularak patlamaların meydana geldiği ve dumanların yükseldiği görüldü.
Kayıtta, deniz ortasında hedef göstergesine alınan bir tekneye yer verilerek, bu aracın "Yemen'e deniz yoluyla silah kaçırmak için kullanılan deniz araçlarından biri" olduğu ifade edildi.
Açık alanda park halindeki araçların hedef alındığı anlara ilişkin kesitte ise "silah kaçakçılığında kullanılan nakil araçlarının imha edildiği" kaydedildi.
Tesis ve yolların yakınındaki araçların da hedef alındığı sahnelerde, bombardıman sonrası çıkan yangınlar ve patlama anları yer aldı.
Koalisyon, söz konusu operasyonların "organize suç örgütleri tarafından Husilere yapılan silah sevkiyatını önlemeyi" amaçladığını bildirdi.
Görüntülerin diğer bölümlerinde ise sahil tesislerinin yakınındaki botların gece saatlerindeki hareketliliği ve deniz araçlarının Yemen adalarına silah taşıma faaliyetleri aktarıldı.
Sahil yakınında yan yana duran botların hava saldırısıyla vurulması ve ardından yoğun dumanların yükselmesiyle video sona erdi.
Görüntülerde, gerçekleştirilen hava saldırılarının kesin tarihleri, lokasyonları ve operasyonlar sonucu meydana gelen can veya mal kayıplarına ilişkin net bilgilere yer verilmedi.
Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Hudeyde kenti ve limanı, Husilerin kontrolünde bulunuyor. Yemen'de Nisan 2022'de sağlanan göreceli sükunetin ardından, geçen yılın temmuz ayından bu yana çatışmalarda yeniden tırmanış yaşanıyor.
Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı vilayetleri elinde tutan İran destekli Husilere karşı, Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu Mart 2015'ten bu yana Aden merkezli Yemen hükümetine destek veriyor.

Novak, başkent Moskova'da düzenlenen "Rusya Enerji Haftası" kapsamında gerçekleştirilen ana oturumda, küresel enerji piyasalarındaki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.
Küresel dizel piyasasında önemli bir arz sıkıntısı yaşandığını belirten Novak, "Bugün piyasada büyük bir arz açığı var. Bu açığın dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 25'ine ulaştığını değerlendiriyoruz." dedi.
Novak, arz açığının başlıca nedenleri arasında Basra Körfezi ülkelerinden dış piyasalara sevkiyat yapılamamasını ve Rusya'nın temmuzdan itibaren iç piyasayı desteklemek amacıyla dizel ihracatını yasaklamasını gösterdi.
Dizel fiyatlarındaki artışa dikkati çeken Novak, petrolün varil fiyatının 120 dolar seviyesinde bulunduğu ortamda, dizelin varil fiyatının yaklaşık 200 dolara yükseldiğini söyledi. Novak, Rusya ile ABD arasındaki dizel sevkiyatı anlaşmasını da değerlendirerek, "Bu anlaşmayı tüm piyasa katılımcılarının yararına olan pragmatik bir karar olarak değerlendiriyorum." diye konuştu.
Avrupa Birliği'nin (AB) anlaşmaya yönelik eleştirilerine değinen Novak, "Avrupalı ortaklarımızın siyasi kararlarının ve açıklamalarının, piyasanın ve tüketicilerin ihtiyaçlarıyla çelişmesine alışkınız. Bundan öncelikle Avrupalı tüketiciler zarar görüyor." ifadelerini kullandı.
Novak, Rusya'nın 2022'den bu yana Avrupa'ya 320 milyar dolarlık, 2026'nın ilk 9 ayında ise 21,3 milyar dolarlık enerji kaynağı ihraç ettiğini bildirdi.
Küresel enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle tüketicilerin alternatif enerji kaynaklarına yöneldiğine işaret eden Novak, enerji güvenliğinin sağlanması için ülkeler arasında daha yakın işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’da savaşan Rusya Silahlı Kuvvetleri Birleşik Kuvvetler Grubu’nun bir komuta merkezini ziyaret ederek, Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov ve bazı birlik komutanlarıyla toplantı yaptı.
“Özel askeri operasyonun” gidişatı hakkında askeri yetkililerden bilgi alan Putin, burada yaptığı konuşmada, çatışma alanında 2026'nın başından bu yana 6 bin 500 kilometrekarelik alanı ve 310 yerleşim birimini ele geçirdiklerini söyledi.
Putin, “Kiev rejimi, Donetsk Halk Cumhuriyeti topraklarının yüzde 10'undan biraz fazlasını ve Zaporijya Bölgesi'nin yüzde 16,5'ini kontrolü altında tutmaya devam ediyor. Lugansk Halk Cumhuriyeti ise artık tamamen bizim kontrolümüz altında.” ifadelerini kullandı.
Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin Rusya'nın Kursk Bölgesi'ne yönelik saldırısının ardından Rus ordusunun sınır bölgelerinde “bir güvenlik kuşağı” oluşturma görevini başarıyla yerine getirmeye devam ettiğini vurgulayan Putin, “Hedefimiz, Rusya'nın sınır bölgelerinin gelecekte mutlak güvenliğini sağlamaktır. Bunu, Ukrayna ile yapılabilecek olası barış müzakerelerinin bir konusu haline getirme niyetinde değiliz.” dedi.
Putin, Kiev’in Rus sanayi tesisleri ve enerji sektörüne saldırılarına yanıt olarak Ukrayna'nın askeri ve sanayi kompleksini ve altyapı tesislerini hedef almaya devam ettiklerini bildirdi.
Cephe hattındaki durumla ilgili konuşan Putin, Rus ordusunun Donetsk bölgesindeki Dobropolye şehrini kontrol altına aldığını duyurdu.
Putin, “Donetsk Halk Cumhuriyeti'nin özgürleştirilmesi, şüphesiz temel hedeflerimizden biri olmaya devam ediyor. Merkez birliklerinin Dobropolye şehrini ele geçirmesi, özel askeri operasyonda önemli bir gelişmedir. Zira bu durum, Donetsk Halk Cumhuriyeti'nin sınırlarına ulaşmak için doğrudan bir yol açmaktadır.” diye konuştu.
Halihazırda Donetsk sınırları içinde 2 bin 748 kilometrekarelik bir alanın hala Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin kontrolü altında olduğuna işaret eden Putin, sadece bu yıl içinde 2 bin kilometrekareden fazla bir alanın tamamının kontrol altına alındığına dikkati çekti.
Rusya Genelkurmay Başkanı Gerasimov da Putin’e verdiği raporda, 1 Eylül’den bu yana Rus ordusunun tüm cephe hattında 1800 kilometrekareden fazla alanı ve 92 yerleşim birimini ele geçirdiğini bildirdi.
Donbas bölgesinin tamamen kontrol altına alınmasını hedeflediklerini aktaran Gerasimov, “Eylül ayında ve ekim ayının ilk iki haftası içerisinde Donetsk Halk Cumhuriyeti'nde yaklaşık 500 kilometrekarelik bir alan ve 23 yerleşim yeri kontrolümüz altına girmiştir. Merkez askeri birliklerimiz, Dnipropetrovsk istikametinde düşmanın kilit savunma merkezlerinden biri olan Dobropolye şehrini kurtarmıştır.” ifadelerini kullandı.
Kiev’in cephe hattında başarılı olamadığı için dikkatini Rusya topraklarının derinliklerindeki sivil altyapıya yönelik yoğun saldırılar düzenlediğini söyleyen Gerasimov, bu yılın ocak ayında günde ortalama 120 civarında Ukrayna insansız hava aracını (İHA) ve füzesini etkisiz hale getirdiklerini bildirdi.
Gerasimov, eylül ayı itibarıyla bu sayının 5 kat arttığını kaydederek, “Sadece eylül ayında 15 binden fazla hava hedefi düşürülmüştür, bu da günlük ortalama 500'den fazla hedefe tekabül etmektedir.” bilgisini verdi.
Eylülden bu yana Ukrayna’ya 12 büyük çaplı saldırı gerçekleştirildiğini hatırlatan Gerasimov, bu saldırılarda füzelerin ve İHA’ların üretimi ve depolanmasıyla ilgili 30 askeri-sanayi tesisi ve lojistik merkezinin yanı sıra yakıt, enerji ve ulaşım altyapısına ait 14 noktanın hedef alındığını dile getirdi.
Gerasimov, saldırıların Ukrayna sanayi sektörünün seyir ve balistik füzeler dahil olmak üzere uzun menzilli silahlar üretme kapasitesini önemli ölçüde zayıflattığını, sanayi ve enerji sektörlerine ekipman teminini güçleştirdiğini savundu.
Bununla eş zamanlı olarak Ukrayna’nın kritik metalürji işletmelerine yönelik saldırılar düzenlendiğini de anlatan Gerasimov, bu saldırılar sonucunda Ukrayna’daki çelik üretiminin durduğunu, 9 metalürji işletmesinin vurularak devre dışı bırakıldığını belirtti.
Gerasimov, Rus ordusunun Ukrayna’nın liman ve lojistik altyapısına, deniz araçlarına sistematik saldırılar gerçekleştirdiğini kaydederek, “Gerçekleştirilen bu saldırılar sonucunda 76 lojistik ve depolama merkezi, 203 liman altyapı tesisi ve Ukrayna’ya askeri kargo taşımak için kullanılan 93 deniz aracı vurulmuştur.” dedi.

Günlerdir devam eden şiddetli yağışlar, Parana, Uruguay ve Iguazu nehirlerinin su seviyelerini yükselterek Arjantin'in kuzeydoğusunda, Paraguay'ın güneyinde ve Uruguay'ın batısında taşkınlara neden oldu.
Arjantin'in kuzeydoğusundaki Corrientes eyaletinde Parana nehrinin su seviyesi yükseldiği için çiftçiler sular altında kalan meralardaki büyükbaş hayvanlarını daha yüksek kesimlere taşımaya çalışırken, pek çok kişi tahliye edildi.
Yetkililer, yeni yağışlara karşı kanallar açılması ve drenaj sistemleri kurulması için bölgede çalışma başlattı.
Sel nedeniyle en fazla tahliye ise Paraguay'da gerçekleştirildi. Yetkililer, Ayolas kentinde Parana Nehri'nin son 40 yılın en yüksek seviyesine ulaştığını ve su seviyesinin daha da yükselebileceğini belirterek, 2 binden fazla kişinin tahliye edildiğini kaydetti.
Arjantin ile Brezilya sınırındaki Iguazu Şelaleleri'nde ise yükselen su seviyesi nedeniyle turistlerin ziyaret ettiği Şeytan Boğazı'na ulaşımı sağlayan yürüyüş yolu kapatıldı.
Uruguay'da da Arjantin ile ortak kullanılan Salto Grande hidroelektrik barajının kapakları, yükselen nehir seviyesini düşürmek amacıyla kademeli olarak açıldı. Bunun sonucunda nehrin aşağı kesimlerindeki bazı yerleşim yerleri sular altında kalırken, onlarca kişi evlerine dönemedi.
Yetkililer, bölgede şiddetli yağışların devam etmesinin beklendiği uyarısında bulundu.
El Nino, ekvatoral Pasifik'in orta ve doğu kesimlerinde deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalin üzerine çıkmasıyla gelişen bir hava olayı olarak tanımlanıyor.
Pasifik Okyanusu'ndaki El Nino hava olayı, özellikle okyanuslara kıyısı bulunan bölgelerde ve dünya genelinde sıcaklık artışına neden oluyor.
Bunun tersi şeklinde nitelendirilebilecek La Nina ise dünya için daha soğuk hava koşulları anlamına geliyor. El Nino ile La Nina arasındaki geçişte de nötr yani doğal hava olayları geçerli oluyor.

ABD Hazine Bakanlığı, eylül ayı ve 2026 mali yılına ilişkin bütçe dengesi raporunu yayımladı.
Buna göre, 1 Ekim 2025'te başlayan ve 30 Eylül 2026'da sona eren 2026 mali yılının son ayında federal hükümet, 27 milyar dolarlık bütçe açığı verdi.
Federal hükümet, geçen yılın aynı ayında 198 milyar dolarlık bütçe fazlası kaydetmişti.
Hükümetin gelirleri, eylülde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3 artarak 558 milyar dolara yükselirken, harcamaları yüzde 69 artışla 585 milyar dolara çıktı.
ABD federal hükümetinin 2026 mali yılının tamamındaki bütçe açığı 1,99 trilyon dolar olarak kaydedildi.
Ülkenin bütçe açığı, 2025 mali yılında 1,78 trilyon dolar seviyesindeydi. Böylece bütçe açığı, 2026 mali yılında geçen yıla kıyasla yüzde 12 arttı.
2026 mali yılında kaydedilen bütçe açığı, 2021 mali yılında Kovid-19 salgını döneminde görülen 2,77 trilyon dolarlık açığın ardından "5 yılın en yüksek seviyesine" ulaştı.
Federal hükümetin gelirleri, 2026 mali yılında önceki mali yıla göre yüzde 3 artarak 5,4 trilyon dolara yükseldi. Aynı dönemde harcamalar, yüzde 6 artışla 7,4 trilyon dolara çıktı.
Federal hükümetin 2025 mali yılında 1,22 trilyon dolar olan brüt faiz ödemeleri, 2026 mali yılında 1,36 trilyon dolara yükseldi.
Net faiz giderleri de 2026 mali yılında 1 trilyon doları aştı. Net faiz giderleri, 2025 mali yılında 970,4 milyar dolar seviyesindeydi.
2026 mali yılında net gümrük vergisi gelirlerinde de düşüş kaydedildi.
Federal hükümetin net gümrük vergisi gelirleri, 2025 mali yılındaki 194,9 milyar dolar seviyesinden 2026 mali yılında 173,2 milyar dolara geriledi.

Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından İstanbul'da meydana gelen sel felaketine ilişkin Türkçe paylaşım yaptı.
Paylaşımda İstanbul'daki selin yol açtığı can kayıpları ve yıkımdan derin üzüntü duyduğunu belirten Şerif, "Kıymetli kardeşim Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a ve hayatını kaybedenlerin yaslı ailelerine en içten taziyelerimi sunuyorum." ifadesini kullandı.
Şerif, yaralananların bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını, kayıp olanların ise sağ salim bulunmalarını dilediğini ifade etti.
Pakistan'ın Türkiye halkıyla dayanışma içinde olduğunu vurgulayan Şerif, ülkesinin bu zorlu süreçte Türkiye'ye her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu kaydetti.
















Çin'in Yunnan Eyaletin'deki Kunming şehrinde tam bir facia yaşandı. 11 Ekim'de gerçekleştiği bildirilen olayda bir yol aniden çöktü ve sokakta ev bir çukur oluştu. Orada bulunan çok sayıda araç çukura yuvarlandı.
Faciaya ait görüntüler sosyal medyada hızla yayıldı. Resmi bir açıklamaya göre, 15 aracın mahsur kaldığı ve arama-kurtarma ekiplerinin olaya müdahale ettiği bildirildi.
![]()
Can kaybı olmadığı açıklandı. Ancak yerel basında yayınlanan görüntülerde birinin aracı hareket ettirmeye çalıştığı sırada hem kişinin hem de aracın çukura düştüğü ifade edildi.
Olayın neden gerçekleştiği açıklanmadı, inceleme devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesaplarından bir kaplanla karşı karşıya geldiği yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir video paylaştı.
İngiltere'deki Yorkshire Wildlife Park hayvanat bahçesinde serbest dolaşan Bengal kaplanlarının bulunduğu "Kaplanlar Ülkesi" bölümüne giren 23 yaşındaki William Chapman, yaklaşık 200 kilo ağırlığındaki "Altai" isimli kaplanın saldırısı sonucu olay yerinde hayatını kaybetmişti.
Trump sosyal medya hesabı Truth Social üzerinden "Doğayla asla oynamayın!" gerçek saldırı görüntülerini paylaşmıştı. Polisin ve kurbanın ailesinin görüntülerin yayılmaması yönündeki çağrılarına rağmen yapılan bu paylaşım sert eleştiriler aldı.
Bu tepkilerin hemen ardından Trump, kendisinin bir kaplanla boğuştuğu ve kovaladığı yapay zeka tarafından üretilmiş gerçek dışı bir video klip paylaştı.
Trump'ın paylaştığı yapay zeka videosunda, mavi takım elbisesiyle çimlerin üzerinde bir kaplanın önünde yer aldığı görülüyor.
Ancak trajedinin hemen ardından yapılan paylaşım tepki aldı.
İngiliz yetkililer ve kurbanın ailesi trajik olayla ilgili saygı çağrısında bulunurken ABD Başkanı'nın konuyu bu şekilde gündeme getirmesi "duyarsızlık" olarak nitelendirildi.
Takipçilerin bir kısmı paylaşımı saygısızca ve ciddiyetsiz bulurken bazı destekçileri ise bunun yapay zeka mizahından ibaret olduğunu savundu.

Güney Kore'nin güneydoğusundaki sanayi kenti Ulsan'da yer alan bir kimya fabrikasında yerel saatle 09.40 sıralarında yangın çıktı. Tesisin açık alanında bulunan ve yüksek derecede yanıcı bir madde olan 8 bin litrelik toluen tankında başlayan yangın, kısa sürede büyüdü.
Rüzgarın etkisiyle kıvılcımların komşu tesislere sıçraması ve alevlerin diğer depolama tanklarını tehdit etmesi üzerine ulusal düzeyde yangın alarmı verildi. Yoğun siyah duman ve zehirli koku nedeniyle yakındaki petrokimya tesisi inşaatında çalışan yaklaşık 7 bin işçi ile çevredeki işletmelerde bulunan personel tedbir amacıyla tahliye edildi.
Bölgeye çevre kentlerden 200'den fazla personel, yangın söndürme helikopterleri ve özel donanımlı araçlar sevk edildi.
Fabrika bünyesinde çalışan 12 personelin tamamının güvenli bir şekilde tahliye edildiği ve olayda yaralanan ya da hayatını kaybeden kimsenin bulunmadığı bildirildi.
Ekiplerin müdahalesiyle saat 13.50 sıralarında tamamen kontrol altına alınarak söndürülen yangının çıkış nedenine ilişkin inceleme başlatıldı.

Ukrayna, Rusya’daki bir veri merkezini daha vurdu. Ukrayna, Rus bankası ve teknoloji şirketi Sberbank'a ait Volga Nehri kıyısındaki Saratov bölgesinde bulunan ülkenin en büyük veri merkezine İHA saldırısı düzenledi. Sberbank İcra Kurulu Birinci Başkan Yardımcısı Aleksandr Vedyahin, "Veri işleme merkezinin saldırıya uğradığını doğruluyoruz. Bununla birlikte Sberbank'ın tüm sistemleri ve hizmetleri normal şekilde ve kesintisiz olarak çalışmaya devam etmektedir" dedi.
Ukrayna, geçtiğimiz hafta Rus teknoloji grubu Yandex'e ait veri merkezlerine yönelik 3 saldırı düzenlemişti. Ukrayna, söz konusu saldırıların Rusya'nın kendi veri merkezlerine yönelik saldırılarına bir cevap olduğunu belirtti. Yandex ya da Sberbank, Ukrayna saldırılarında süper bilgisayarların zarar görüp görmediğine ilişkin bir açıklamada bulunmadı.
Sberbank, Yandex ile birlikte Rusya'nın yapay zeka alanındaki lider geliştiricisi konumunda bulunuyor. Rusya pazarı, Sberbank'ın GigaChat modeli ile YandexGPT arasında paylaşılmış durumda.

ABD’de kategori 3 seviyesinden kategori 2’ye gerileyerek cumartesi günü Florida eyaleti kıyılarında karaya çıkan Isaias Kasırgası’nın bilançosu belli oldu. Florida Valisi Ron DeSantis yaptığı açıklamada, kasırga sebebiyle eyalette 6 kişinin öldüğünü bildirdi.
Can kayıplarından 2'si, eyaletin batısındaki Escambia County'de meydana geldi. Bu kişilerden biri, bir ağacın evin üzerine devrilmesi sonucu, diğeri ise garajda çalışan jeneratörden kaynaklanan karbonmonoksit zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybetti.
![]()
Florida Valisi Ron DeSantis, diğer 4 can kaybından birinin trafik ışıklarının çalışmadığı bir kavşakta meydana gelen kazayla bağlantılı olduğunu, 2 kişinin ise fırtına nedeniyle tıbbi tedavilerinin aksaması sonucu yaşamını yitirdiğini açıkladı.
Isaias Kasırgası nedeniyle Florida, Alabama, Georgia ve Mississippi eyaletlerinde yüz binlerce kişi elektriksiz kalmıştı. Alabama Valisi Kay Ivey, cumartesi günü yaptığı açıklamada, eyalette fırtına nedeniyle 2 kişinin hayatını kaybettiğini bildirmişti.

Trump, sosyal medya hesabından, daha önce ülkesinin kontrolünde olması gerektiğini savunduğu Grönland'a ilişkin açıklamalarda bulundu. Grönland'da devasa petrol, doğal gaz ve maden arama faaliyetlerinin başlamak üzere olduğunu aktaran Trump, Grönland'ın, hem ülkesi hem de Avrupa'nın savunması ve güvenliği bakımından eşi benzeri olmayan bir öneme sahip olduğunu belirtti.
Trump, "ABD'ye yönelik gelecekte herhangi bir saldırı Grönland üzerinden geçmek zorunda kalacak." ifadesini kullandı.
![]()
Savunma sistemlerinin burada insansız hava araçlarını, füzeleri veya "henüz hayal edilmemiş her türlü silahı" rutin olarak etkisiz hale getireceğini savunan Trump, Grönland'ın kendilerine dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar "zaman, konum ve görüş hattı" sağladığını ifade etti.
Trump, Grönland'a "ulusal güvenlik" gerekçeleriyle ihtiyaç duyduklarını birçok defa belirtmiş, Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland ise bu söylemlere tepki göstermişti.
ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, 22 Eylül'de New York'ta ABD'nin Grönland'da güvenlik kontrollerini sağlamasına ilişkin anlaşmaya imza atmıştı.
![]()
Yaklaşık bir ay önce ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, Grönland'ın kontrolünü ABD yetkisine veren bir anlaşma imzaladı.
Söz konusu anlaşma adanın kaderini ABD'ye bağlı kıldı. Ayrıca anlaşmaya göre ABD Grönland'da iki yeni askeri üs ve Altın Kubbe füze savunma sistemleri kuracak. Yeni anlaşmayla ABD artık adada şunları yapabilecek:
Pituffik Uzay Üssü'ndeki (eski adıyla Thule Hava Üssü) operasyonlarını "modernize edebilir ve genişletebilir".
Grönland'ın güneyindeki Narsarsuaq ve doğusundaki Mestersvig'de iki savunma bölgesi kurabilir.
Grönland genelinde ve karasularında serbest uçuş, karaya iniş ve denizaltı erişim hakkına sahip olabilir.

Suriye’de sağlık çalışanlarından sancağı devir alarak hastalarına kavuşmak isteyen genç doktor adaylarının eğitim gördüğü Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çobanbey Tıp Fakültesi’nde belirsizlik sürüyor. Suriye’deki Türk üniversitelerinin entegrasyon süreci kapsamında kapatılacağına ilişkin iddiaların ardından yaklaşık 600 öğrencinin eğitim ve mezuniyet süreci tehlikeye girdi. Bir dönem doktor adaylarıyla dolup taşan derslikler bugün boş kalırken, son sınıf öğrencileri mezuniyetlerini güvence altına alabilmek için hastanelerde gönüllü internlik yaparak akademik risk alıyorlar. Öğrenciler, Türkiye ve Suriye makamlarından gelecek resmî açıklamayı beklerken, “Suriye’nin sağlık sistemine hizmet etmeye hazırız ancak belirsizlik nedeniyle eğitimimiz yarım kalabilir” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.
![]()
Çobanbey Tıp Fakültesi 6’ncı sınıf öğrencisi Bashar Alwiso, 2025-2026 eğitim öğretim yılında Mart itibariyle Suriye tarafından Türk üniversitelerinin kapatılması ile ilgili yayınlanan kararla birlikte yaklaşık 7 aydır öğrencilerin ciddi stres altında yaşadığını belirtti. Türk yetkililerin yaşanan mağduriyet hakkında Suriye tarafından resmi bir karar beklediklerini dile getiren Alwiso, üniversitenin akıbeti ile ilgili Suriye tarafına sorduğumuzda “onlar tarafından bu kararın netleştiği entegrasyonun tamamen tamamlandığı fakat Türkiye tarafından Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) veya Sağlık Bilimleri Üniversitesi rektörlüğü tarafından resmi bir açıklama beklediğini” ifade etti.
![]()
“Entegrasyonun tamamlanmasına rağmen Suriye’nin beklediği açıklama nedir?” sorusunu yönelttiğimiz Alwiso,
“Üniversitedeki 600'e yakın öğrencinin üniversitesine veya Suriye'nin diğer üniversitelerine entegrasyon aşamaları hazır.” Çobanbey Tıp Fakültesi 2021 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla açılan bir üniversite olduğu için, yalnızca Sayın Erdoğan'ın imzasıyla kapatılıp Suriye'deki diğer üniversitelere entegrasyonu yapılabilir.
Yani son sözü Türkiye Cumhuriyeti Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yapması gerektiğini dile getiriyorlar” şeklinde yanıt verdi. Bu bilgileri Suriye Yüksek Öğretim Kurumu Başkanı Marwan El-Halabi’nin resmi Facebook sayfasındaki yaptığı açıklamalara istinaden söylediğini ayrıca vurgulayan Alwiso, “Yaşanan mağduriyete dair açıklama veya karar yayınlanmadı.” Bu durumun öğrencileri ağır bir stres yükü altında bıraktığının altını çizen Alwiso, eylül ayında Türkiye'deki eğitim öğretim yılının başladığı ve Suriye'de de Türkiye'de başlanan tarihten ortalama bir ay sonra bu eğitimin başlaması gerektiğinin altını çizdi.
Eğer Suriye’deki üniversitelere yatay geçiş yapılacaksa bile o tarihleri kaçırmak üzere olduklarını ifade eden Alwiso, “Resmi bir açıklama yapılmaması da bizi daha çok ümitsizliğin içine sürüklüyor” ifadelerine yer verdi.
Suriye’deki öğrencilerin Türkiye eğitim ve öğretim yılının takvimine göre, Temmuz ayında internlüğe başlanması gerekiyordu. Fakat bu yıl yaşanan eğitim öğretimin askıya alınmasıyla birlikte öğrencilerin internlüğe başlaması iki hafta gecikti. Doktor adayları internlüğe başladıktan sonra yeni kararlar alındığını öğrendiler. Bu kararlar hakkında bildiklerini aktaran Alwiso, “İlk başta bizim bu iki haftalık gecikmemizin sebebi üniversitenin kapanma durumu olduğu aktardılar” dedi.
Sağlık Bilimleri Üniversite Çobanbey Tıp Fakültesi’nde mevcut öğrenciler mezun olmadan bu üniversitenin kapatılmaması ve kapatılmayacağı söylendiğini ve bundan dolayı tekrar internlüğe başladıklarını ifade eden Alwiso, “Temmuz'un 16'sında 2 hafta geç ede olsa internlüğe başladık. Mezuniyetimiz aksamayacaktı. Fakat bir eylülden sonra eğitime başlaması gereken diğer öğrenciler için bu teorik eğitimin başlamayacağını söylediler” ifadelerini kullandı.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çobanbey Tıp Fakültesi tarafından bu açıklama eğitimlerinin askıya alındığını öğrenen öğrenciler interlüğe başlayamadılar.
Şu an çevredeki hastanelerde gönüllü internler olarak devam ettiklerini ve bunun dekanlık tarafından takip edilmediğini ifade eden Alwiso, “Biz gönüllü olarak intern karnelerimizi doldurmaya çalışıyoruz ki eğer bizim lehimize bir karar alınırsa mezuniyetimiz aksamasın” şeklinde konuştu. Fakat çıkacak kararın leyhlerine mi aleyhlerine mi çıkacağına dair büyük bir bilinmezlik içinde çaresizce bekliyorlar.
Eğitimleri faaliyetlerinin askıya alınmasına dair yapılan resmi açıklamada, 2026-2027 eğitim öğretim yılının ders kayıtları ve eğitim öğretim harçlarının ödenmesi talimatı geldiğini fakat eylül ayının başlarında ortalama 2-3 gün sonra yapılan açıklamada, “Şimdilik eğitim ve üretim ücretlerinin ödemeleri askıya alındı. Lütfen herkes beklesin” şeklinde resmi açıklama yapıldı.
Suriye’nin sağlık sektörünün sancağını devir alacak genç doktor adayları bu mağduriyetin sebebini, Türkiye tarafından resmi bir açıklama yapılmaması ve Suriye tarafındaki Yüksek Öğretim Kurumu’nun Türkiye tarafından alınacak resmi bir kararı beklediklerini dile getiriyorlar.
Akademik hayatı tehlikede olan son sınıf öğrencisi Alwiso’ya yönelttiğimiz, “Eğitim hayatınıza Suriye'deki diğer üniversitelere aktarılarak devam etmeniz gerektiği söylenirse yaptığınız stajlar sayılmayacak mı?” sorusuna,
“Diğer üniversitelere geçmemiz halinde yaptığımız staj yok sayılacak ve mezuniyetimizi olumsuz yönde etkileyecek. Fakat bizim üniversitenin Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çobanbey Tıp Fakültesi’nde eğitim öğretim yılına devam edersek ve olumlu bir karar alınırsa bu yaptığımız stajlar sayılacak ve mezuniyetimizi olumsuz yönde etkilemeyecek” yanıtını verdi.
![]()
Öğrenciler Suriye'deki üniversitelere yatay geçişle alınacak ve stajlarını orada yapacaklar. Daha sonra da mezun edeceğiz. Şeklinde bir çalışma var mı? sorusuna Alwiso,
Yakındıkları şeyin tam da bu olduğunu, belirsizliğin bunalıma soktuğunu, “Resmi bir açıklama yapılmadığını ve yatay geçiş hakkında herhangi bir açıklama yapılmadığı” şeklinde yanıt verdi.
“Müfredatta denklik var mı? Suriye hükümeti yatay geçişe onay verdiğinde ‘Türk üniversitelerinde almış olduğunuz eğitim Suriye üniversitelerinde vermiş olduğumuz eğitime denk değil’ şeklinde durumla karşı karşıya kalır mısınız? sorusuna,
Türk üniversitelerinde aldıkları eğitimin Türkçe ve en güncel eğitim olduğunu vurgulayan Alwiso, “En güncel teorik eğitimi aldığımızı dile getirmek istiyorum. Halep Üniversitesi'nde ve Suriye'de bulunan diğer üniversitelerde bulunan öğrenciler ile iletişime geçtiğimizde onların aldığı eğitim bizim eğitime göre eski kaynaklarla eğitim aldıklarını söyleyebilirim” dedi.
Türkiye'deki üniversiteler ve küresel düzeyde tıp eğitimi veren fakülteler tamamen denk ve güncel bilgilerden oluşmasına rağmen, Suriye'deki eğitimin bundan farklı olduğu noktalara dikkat çeken Alwiso, “2010 ve öncesi yani iç savaştan önce verilen eğitimle hala aynı eğitime devam ediliyor” dedi.
![]()
Eğitim hayatlarına darbe vuracak diğer bir noktanın ise “eğitim dili” olduğunu belirten Alwiso, “Sağlık Bilimleri Üniversitesi Çobanbey Tıp Fakültesi’nde aldığımız eğitim dili Türkçe ve Suriye, Arap ülkeleri dahilinde dünyada tıp eğitim dili tamamen Arapça olan tek ülke ve bu bizi oldukça zor duruma sokacak” ifadelerini kullandı.
Alwiso, Biz eğer Suriye üniversitelerine geçişimiz sağlansa bile Arapça tıp eğitimi görmemiş öğrenciler olarak oldukça zor durumda kalacaklarını ifade etti. Dünyanın her yerinde tıp dilinin ortak olduğunu belirten Alwiso, “Suriye, tıp alanında eğitim dilinin tamamı Arapça olan tek ülke. Suriye'deki tıp fakülteleri bu küresel tıp terminolojisini kendi dilinde harmanlamış ve kendine özgü kavramları var. Arapça dili iyi olan kişiler bile bu durumdan yakınıyor” şeklinde konuştu.
![]()
Alwiso’ya yönelttiğimiz, “Şu an intern olan altıncı sınıf öğrencileri mezun olmadan önce fakültenin kapatılmasına karar verilirse mevcut fakülteyi Suriye yönetiminin devralmaya dair adımı var mı?” sorusuna,
“Bizim aleyhimize alınan kararla ilgili resmi bir açıklama yapılmadı. Fakat yapılan ilk açıklamada 2026 yılının Mart ayında yapılan ilk açıklamada yaptıkları açıklama şu yöndeydi. Suriye'de bulunan Türk üniversitelerinin entegrasyon sonrası kapılarını kilit vurulacağını ve kalıcı olarak kapatılacağı belirtilmişti” yanıtını verdi.
Üniversitede eğitim gören öğrenciler olarak yetkililere bir tavsiyede bulunduklarını dile getirdi. Entegrasyonun sağlanması halinde Çobanbey Tıp Fakültesi’nde bulunan öğrenciler eğitimlerine aynı fakültede devam etsin ve dekanlık olarak Suriye’de herhangi bir üniversitesinin dekanlığına bağlansın diyen Alwiso, “Öğrenciler evlerini üniversitenin çevresinde kiraladılar ve uzun yıllardır burada eğitim aldı. Alışılmış bir kurum olduğu için en azından bu kuruma devam edelim. Ama idari olarak dekanlık olarak Suriye'nin belirlenen üniversite dekanlığı çatısı altında devam etmemizi hani edebiliriz. Bununla ilgili resmi bir açıklama veya resmi bir geri dönüş alamadık” dedi.
Bu üniversitede eğitim gören yaklaşık 600 öğrenci arasında ortalama 45 öğrencinin Türkiye'de ikamet ettiği ve sadece bu üniversiteyi eğitim görmek için Türkiye'den Suriye'ye geldiğini, Suriye üniversitelerine geçişin sağlanması halinde sorunun tamamen çözülmeyeceğini dile getiren Alwiso, “Benimde aralarından bulunduğum birçok öğrenci büyük bir sorun sorunla karşı karşıya kalacağız. Geçici koruma statüsünde Türkiye'de ikamet eden öğrencilerin Suriye'ye geçişinde sınır izinlerinin üniversite dekanlığı sağlıyordu. Eğer aleyhimize bir karar alınırsa sınır izinlerimiz kaldırılacak. Yani Türkiye'den Suriye'ye geçişimiz mümkün olmayacak” şeklinde yatay geçisin sorunları tamamen çözmediğini dile getirdi.

Son dakika haberi: Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğünün sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, erken uyarı sisteminin başkent genelinde devreye girdiği bildirildi. Kurum ayrıca vatandaşların uyarı anında izlemesi gereken güvenlik talimatlarını içeren bir bilgilendirme mesajı paylaştı.
Görgü tanıklarından edinilen bilgiye göre uyarının ardından Riyad'da 4 patlama sesi duyuldu.
Arap Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Husilerin Riyad'ı hedef alan bir balistik füze saldırısı düzenlediğini duyurdu. Maliki, balistik füzenin müdahale edilerek imha edildiğini kaydetti.
Sivil Savunma Müdürlüğünden kısa süre sonra yapılan açıklamada da tehlikenin geçtiği kaydedildi.
Riyad'da cep telefonu kullanıcılarına tehdidin geçtiği, olası isabet noktalarından uzak durmaları, çevredeki herhangi bir yabancı cisme yaklaşmamaları uyarısı içeren ikinci bir bildirim gönderildi.
Yemen'deki İran destekli Husiler, bir süredir Suudi Arabistan'da başkent Riyad'a ve diğer birçok bölgeye balistik füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenliyor.

Orta Doğu'da güvenlik dengelerini etkileyebilecek yeni bir gelişme gündemde. Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarıyla bölgesel gerilimi tırmandıran Husilerin, yalnızca İran'dan gelen silahlara bağımlı kalmayarak kendi gelişmiş balistik füzelerini üretmek için harekete geçtiği öne sürüldü. WSJ'nin incelediği yeni bir rapor, bu girişimde Çin'den temin edilen parçaların rolüne işaret etti.
Çatışma bölgelerinde silahların izini ve tedarik zincirlerini araştıran Conflict Armament Research kuruluşunun raporuna göre Husiler, İran'ın en gelişmiş balistik silahlarından biri olan Hayber Şiken füzesinin benzerini üretmek için gerekli bileşenleri Çinli bir tedarikçiden ülkeye getirdi.
İddia edilen üretim girişiminin başarıya ulaşması hâlinde, Husilerin füze kapasitesinde önemli bir artış yaşanabileceği belirtiliyor. Yaklaşık 1.930 kilometre menzile sahip olması hedeflenen füze, Suudi Arabistan'ın tamamını ve İsrail'i menziline alabilecek potansiyele sahip.
![]()
Husilerin füze üretimine yönelik girişimi, Suudi Arabistan'la gerilimin yükseldiği bir dönemde ortaya çıktı. WSJ'nin haberine göre örgüt, Riyad yönetiminin öncülük ettiği ablukayı kırmak amacıyla son haftalarda Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını artırdı.
Husilerin saldırıları, Körfez bölgesindeki güvenlik risklerini artırırken örgütün daha uzun menzilli ve daha güçlü silahlara erişme ihtimali yeni endişeleri beraberinde getiriyor.
Rapora göre Yemenli yetkililer, geçen yıl iki ayrı sevkiyata el koydu. Çeşitli ticari ürünlerin arasına gizlenmiş füze ekipmanları ve üretimde kullanılabilecek bileşenler, Husilerin silah tedarik ağlarına ilişkin önemli bulgular ortaya koydu.
Ele geçirilen parçalar arasında özel üretim metal füze bileşenleri, motor ve gövde parçaları, füzenin uçuş dengesini sağlayan kanatçıklar ve katı yakıtlı roket motoruna ait bileşenler bulunuyor. Yetkililerin ayrıca füze üretiminde kullanılabilecek test ekipmanları, aletler ve yüksek ısıya dayanıklı malzemelere el koyduğu bildirildi.
Husilerin üretmeye çalıştığı sistemin, İran'ın Hayber Şiken balistik füzesini örnek aldığı belirtiliyor. İran, ilk kez 2022'de tanıttığı bu füzeyi geçen ilkbaharda ABD ile yaşanan savaş sırasında Amerikan üslerine karşı kullanmıştı. WSJ'nin daha önceki haberlerinde, füzenin bazı saldırılarda belirli ölçüde başarı sağladığı aktarılmıştı.
Hayber Şiken'i öne çıkaran özelliklerden biri, hava savunma sistemlerinden kaçmayı zorlaştıran manevra kabiliyeti. Füzenin bazı varyantlarında, patlayıcı savaş başlığını taşıyan burun bölümünün uçuşun son aşamasında ana gövdeden ayrılarak küçük bir motor yardımıyla yön değiştirebildiği belirtiliyor.
Bu teknolojinin benzerini geliştirmek, Husilerin yalnızca dışarıdan temin edilen silahları kullanan bir örgüt olmaktan çıkarak daha gelişmiş silah sistemleri üretmeye yöneldiğine işaret edebilir.
Ancak raporda, füze üretiminin hangi aşamada olduğu konusunda kesin bir tespit bulunmuyor. Uzmanlar, ithal edilen bileşenlerin üretimin başladığını gösterebileceği gibi, başarısızlıkla sonuçlanan üretim girişimlerinin de parçası olabileceğine dikkat çekiyor.
![]()
BM'nin Yemen yaptırımlarını izleyen uzman heyetinde daha önce görev yapan Henry Thompson, Husilerin en az iki yıldır Çin'den katı yakıtlı balistik füze bileşenleri ithal ettiğine ilişkin kanıtlar bulunduğunu söyledi.
Thompson'a göre orta menzilli balistik füzeler, Husilere seyir füzeleri ve insansız hava araçlarına kıyasla daha büyük bir savaş başlığı taşıyarak Suudi Arabistan'ın iç kesimlerindeki hedeflere ulaşma imkânı sağlayabilir.
Bu durum, özellikle kritik altyapı, enerji tesisleri ve hava ulaşımı açısından güvenlik risklerini artırabilir.
Washington merkezli Basha Report'un kurucusu Mohammed al-Basha da Husilerin yıllar içinde İran'a bağımlılığını azalttığını ve kendi silahlarını üretme konusunda daha fazla kapasite kazandığını belirtti.
Al-Basha, örgütün yerli üretim kapasitesini geliştirdiğini, tedarik zincirlerini çeşitlendirdiğini, operasyonel deneyim kazandığını ve bölgesel kaçakçılarla uluslararası tedarik ağlarıyla ilişkiler kurduğunu söyledi.
WSJ'nin aktardığı verilere göre Çinli şirketler, Husilere gönderilmek üzere yola çıkan ve sonradan el konulan ürünlerin başlıca kaynakları arasında yer alıyor. Silah uzmanlarının topladığı veriler, ABD yaptırımları kapsamındaki Husilere ait insansız hava aracı parçalarının tedarikçilerinin çoğunun Çin'de bulunduğuna işaret ediyor.
Sevkiyat belgelerinde, kendisini havacılık ve uzay sanayisine yönelik özel metal parçalar üreten bir şirket olarak tanıtan Çinli bir üreticinin adı yer aldı. Ancak şirketin kimliği raporda açıklanmadı.
Çin yönetimi, Yemen'deki Husilere yönelik Birleşmiş Milletler silah ambargosuna uyduğunu belirtiyor. Bununla birlikte, ithal edilen bazı parçaların sivil amaçlarla da kullanılabilen çift kullanımlı ürünler olduğu, bazı bileşenlerin ise doğrudan füze sistemlerinde kullanılmak üzere tasarlandığı bildiriliyor.
Stratejik danışmanlık şirketi Horizon Engage'in araştırma direktörü Michael Knights, Çin menşeli bileşenlerin Husilerin balistik füze programında kullanılmasının, Pekin'in çift kullanımlı teknolojilerin nihai varış noktasını kontrol etme kapasitesi konusunda soru işaretleri doğurduğunu söyledi.
ABD, geçen yıl Çinli bir şirketi Husilerin Kızıldeniz'deki Amerikan gemilerine yönelik saldırılar düzenlemesine yardımcı olmakla suçlamıştı.
![]()
Conflict Armament Research kıdemli analisti Fabian Hinz, Çin'den bu tür bileşenlerin ithal edilmesinin Husilerin üretime başlamış olabileceğine veya üretim girişimlerinin henüz başarıya ulaşmadığına işaret edebileceğini söyledi.
Hinz, Husilerin silah üretim tesislerini etkili biçimde kamufle etmesi nedeniyle füze programının hangi aşamada olduğunun belirlenmesinin zorlaştığını ifade etti.
Kuruluşun uzmanları, 2024'ün sonlarında daha kısa menzilli Sadr füzesiyle bağlantılı, özel olarak işlenmiş metal parçaların ithalatını da belgelemişti. Ancak bu parçaların hangi tedarikçi tarafından sağlandığı bilinmiyor.

Küresel Güçlerin Biyolojik Karanlığı
Dünya, nükleer silahların gölgesinde yaşarken daha sessiz, daha görünmez ve sınır tanımayan başka bir tehditle karşı karşıya: biyolojik güç mücadelesi.
İnsanlık; tehlikeli patojenler, yüksek riskli araştırmalar, denetimsiz laboratuvarlar ve devletlerin sakladığı gizli bilgilerin oluşturduğu sinsi bir tehdide karşı çaresizce beklemektedir.
Bir tarafta küresel biyolojik faaliyetleri tartışılan ABD, diğer tarafta açıklama bekleyen Rusya ve COVID-19’un kökenine ilişkin soru işaretlerinin hâlâ giderilemediği Çin var.
Bu tabloda uluslararası sağlık sisteminin en güçlü aktörlerinden biri olması gereken Dünya Sağlık Örgütü ise büyük güçlerin siyasi hesaplarının arasında sıkışmış durumda.
Oysa tarih bize gerçeği defalarca acı tecrübelerle öğretti: Güç denetlenmediğinde suistimale, gizlilik sorgulanmadığında ise felakete dönüşür.
Bugün, Sibirya’nın buzlu coğrafyasından Washington’ın kirli biyolojik dehlizlerine, Wuhan’ın koridorlarından Ukrayna’nın çatışma bölgelerindeki gizli tesislerine kadar uzanan devasa bir hat, insanlığın kaderini rehin almış durumda.
Soru artık yeni bir pandeminin gelip gelmeyeceği değil; bu felaketin hangi laboratuvarın sızıntısıyla tetikleneceğidir.
İNSANLIKLA OYNANAN BİYOLOJİK RUS RULETİ
Rusya’da yaşanan son gelişme, sorunun ciddiyetini yeniden gündeme taşıdı. Sibirya’daki İrkutsk Veba ile Mücadele Enstitüsü’nde çalışan 28 yaşındaki laboratuvar teknisyeni Daria Shipilova, 2 Ekim’de ağır zatürre nedeniyle hayatını kaybetti.
Yerel basın, Shipilova'nın laboratuvarda canlı veba bakterisi (Yersinia pestis) içeren bir deney tüpünü kırdığı ve bu kazadan sonra enfekte olduğunu iddia etti. Ancak Rus biyogüvenlik komisyonu, laboratuvar kazası iddialarını reddederek hastanedeki müdahale yetersizliklerine işaret etti.
Gündeme gelen ikinci bir ölüm iddiası ise Rus makamları tarafından reddedilmekte 200 kişinin karantina altına alındığı belirtilmektedir.
Rus makamları yaklaşık 5 bin test yapıldığını, tehlikeli patojen tespit edilmediğini ve temaslılarda bağlantılı hastalık görülmediğini açıkladı. Ancak DSÖ, herhangi bir bulaşma kanıtına ulaşamasa da ölümün kesin nedeninin hâlâ bilinmediğini bildirdi.
Oysa şüphe edilen akciğer vebası (pnömonik veba), bilinen tüm bakteriyel hastalıklar arasında en ölümcül ve en hızlı yayılan enfeksiyonlardan biri olarak değerlendiriliyor. “Kara Ölüm” olarak tarihe geçen veba hastalığının akciğerleri hedef alan bu formu, tıp dünyasında adeta zamanla yarışılan acil bir durum olarak kabul ediliyor.
Hastalığı bir halk sağlığı kabusuna dönüştüren neden, ilk 24 saat içinde antibiyotik verilmezse ölüm oranının yüzde yüze yakın olmasıdır.
Solunum yoluyla insandan insana çok kolay bulaşabilen, doğrudan akciğerleri hedef alan hastalık; şiddetli, kanamalı zatürreye yol açarak hastayı nefessiz bırakabiliyor.
Üstelik çok agresif, kitlesel ve ölümcül olduğu için uluslararası düzeyde en yüksek riskli biyolojik silah ajanı (Kategori A) olarak da kabul ediliyor.
Yaşanan trajedinin yanı sıra asıl korkutucu olan, Rus makamlarının böylesine ölümcül risklere rağmen vakayla ilgili katı kapalılığı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bu bilgi kısırlığı karşısında çaresiz kalışıdır.
Böylece devletlerin bilgi saklama eğilimi ve uluslararası koordinasyondaki zayıflık; ölümcül riskleri yalnızca bir virüsün veya bakterinin kendisinden ibaret olmaktan çıkarıyor.
Büyük güçlerin ortak sorunu, biyolojik güvenliği ulusal çıkarların gerisinde bırakabilmeleridir.
Washington, Moskova veya Pekin fark etmiyor: Tehlikeli bir patojenin sınır aşması için vizeye, diplomatik izne ya da siyasi uzlaşmaya ihtiyacı yoktur.
Buna rağmen biyolojik araştırmaların ayrıntıları, laboratuvar güvenliği ve olası kazalar söz konusu olduğunda devletler çoğu zaman bilgiyi paylaşmak yerine kontrol etmeyi tercih ediyor. Biyolojik tehdit küresel, şeffaflık ise hâlâ ulusal bir tercih olmaya devam ediyor.
AMERİKA’NIN ORTALIĞA SAÇILAN KİRLİ SIRLARI
İnsanlığın karşı karşıya olduğu biyolojik tehlikelere ilişkin bilgiler, ABD Ulusal İstihbarat Teşkilatı’nın (DNI) son dönemde deşifre ettiği belgelerle de gün yüzüne çıkmıştı.
Üstelik ABD’nin insanlığı ölümcül tehdit altına sokan kirli sırlarını, bizzat Amerika istihbaratının en tepesindeki isim, Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard haziran ayında istifa etmeden hemen önce açıkladı.
Yıllarca "komplo teorisi" damgasıyla gölgelenmeye çalışılan bu belgelerde, Amerika’nın 30’u aşkın ülkede 120’den fazla gizli biyolojik araştırma laboratuvarının nasıl faaliyet gösterdiği ortaya konuyor.
Ukrayna’dan Gürcistan’a, Asya’dan Afrika’nın kırılgan coğrafyalarına kadar çatışma bölgelerinde kurulan bu tesisler; şarbon, Ebola, Marburg, SARS ve veba gibi en yüksek riskli patojenleri barındırıyor.
Virüs ve mikroorganizmaların özelliklerini değiştiren tehlikeli işlev kazanımı “Gain-of-Function" araştırmalarının yapıldığı bu tesislerin üçte birinin Rusya ile aktif savaşın devam ettiği Ukrayna olması ise tehlikenin boyutunu daha da artırıyor.
Bu laboratuvarların varlığı ve finansmanıyla ilgili kanıtların bilerek Amerikan halkından gizlendiğini açıklayan Gabbard, denetimlerin yetersiz olduğu merkezlerdeki tehlikelere dikkat çekmişti.
Gabbard’ın yayımladığı yüzlerce gizli belge, Dr. Anthony Fauci’nin başında bulunduğu ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü (NIAID) aracılığıyla Wuhan’daki koronavirüs araştırmalarına fon aktarıldığını ortaya koydu.
Bu belgeler, Çin’i yıllarca ölümcül virüs yaymakla suçlayan Amerika’nın, yarasa koronavirüsleri üzerinde yürütülen araştırmalara nasıl milyonlarca dolar aktardığını açıkça gösteriyor.
Gabbard’ın açıklamaları, pandemi sürecinde tüm dünyaya söylenen yalanların, uygulanan sansür ve örtbas operasyonlarının en net itirafıdır.
Amerika, insanlığın canı pahasına yürütülen bu tehlikeli araştırmaları sağlık bakanlıklarının ya da DSÖ’nün bütçeleriyle değil, doğrudan Pentagon’un (Savaş Bakanlığı) örtülü ödenekleriyle fonluyor.
DSÖ’NÜN ACZİYETİ VE SAVUNMASIZ DÜNYA
Bugün gelinen noktada, küresel halk sağlığının koruyucusu olması gereken Dünya Sağlık Örgütü, süper güçlerin jeopolitik çıkarları ve bilgi saklama refleksleri karşısında tamamen işlevsizleşmiş durumdadır.
DSÖ, ne Rusya’nın laboratuvarlarında ne de Washington’ın küresel ölçekte finanse ettiği karanlık projelerde şeffaf bir denetim mekanizması kurabilmektedir.
Örgütün acziyeti ve ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin bu mekanizmalardan 22 Ocak itibarıyla çekilmesi, uluslararası toplumu korumasız ve savunmasız bir duruma mahkûm etmektedir.
Amerika’nın kendi ülkesinde yapmaya cesaret etmediği, biyogüvenlik açısından en tehlikeli deneyleri kilometrelerce uzaktaki coğrafyalarda, denetimden uzak bir şekilde yürütmesi karşısında hiçbir mekanizma devreye giremiyor.
Çin’in laboratuvar sızıntılarıyla suçlanırken benzer kirli çarkların Washington merkezli fonlarla döndüğünün anlaşılması, insanlığın nasıl ikiyüzlü ve ölümcül bir tehditle karşı karşıya olduğunu yansıtmaktadır.
Dünyayı biyolojik tehditlere karşı korumak, yalnızca başka devletleri suçlamakla değil; bilgi paylaşmak, denetime açık olmak ve ortak kurumları güçlendirmekle mümkündür.
Küresel sağlık güvenliği, siyasi açıklamalarla değil; doğrulanabilir bilgi ve işleyen denetim mekanizmalarıyla sağlanabilir.
BİYOLOJİK GÜÇ SARHOŞLUĞU VE İNSANLIĞIN KABUSU
Sibirya’daki ölümün nedeni henüz açıklığa kavuşmadı. ABD’nin finanse ettiği 120’den fazla laboratuvara ilişkin sarsıcı açıklamalara rağmen bu kirli faaliyetlerin detayları hâlâ tam olarak aydınlatılabilmiş ve sorumlulardan hesap sorulabilmiş değil.
Hatta milyonlarca insanı hayattan kopartan, tüm insanlığı derinden etkileyen COVID-19’un kökenine ilişkin tartışmalar bile hâlâ kesin bir sonuca ulaşmış değil.
Bu olaylar, biyolojik güvenlik alanında şeffaflık, denetim ve uluslararası iş birliğinin ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunun en açık göstergesidir.
Bugün insanlığın önündeki en büyük tehdit, virüslerin mutasyona uğramasından ziyade o virüsleri birer cephaneliğe, jeopolitik birer silaha dönüştürenlerin bitmek bilmeyen güç hırsıdır.
Biyolojik Silahlar Sözleşmesi, biyolojik ve toksin silahlarının geliştirilmesini, üretilmesini ve stoklanmasını yasaklıyor. Ancak sözleşmenin kapsamlı ve bağlayıcı bir doğrulama-denetim mekanizmasına sahip olmaması, uygulamanın izlenmesi bakımından önemli bir boşluk doğuruyor.
Bu boşluklar kapatılmadıkça ülkeler birbirlerini suçlayabilir, istihbarat raporları açıklayabilir ve diplomatik restleşmeler yaşanabilir.
Oysa bilim, emperyalist hedeflerin kitle imha silahı değil, insanlığın ortak mirasıdır. Pentagon’un veya Moskova’nın yeraltı sığınaklarında rehin tutulacak bir kitle imha aracı olamaz.
Çıkar ve tahakküm hırsıyla hareket eden Amerika, Rusya ve Çin gibi küresel aktörler; laboratuvar fonları, bilimsel araştırma maskeleri ve genetik veri bankaları ardına gizlenerek virüs genomlarını birer cephaneliğe çevirmektedir.
Tulsi Gabbard’ın ifşa ettiği belgeler, küresel sistemin sinsi fay hatlarını gözler önüne sermiştir. İnsanlığın sonunu getirebilecek en tehlikeli biyolojik altyapı, şeffaflıktan uzak gizli laboratuvarları elinde tutan güç sarhoşlarının kontrolündedir.
Pentagon’un sınır ötesindeki denetimsiz dehlizlerinde rehin tutulan bu biyolojik gizemlerin hesabı sorulmadıkça; yarın yaşanacak her felaketin laboratuvar siparişi birer katil virüs olup olmadığını asla bilemeyeceğiz.
Dünya halkları, canlarıyla ödediği bedellere karşı hesap verebilir, şeffaf ve küresel bir denetim düzenini acilen kurmak zorundadır.
Çünkü tehlikeli bir patojen sınırları geçtiğinde, laboratuvarın hangi ülkeye ait olduğu veya araştırmanın hangi siyasi gerekçeyle yürütüldüğü önemini kaybeder.
Virüsler ve bakteriler devletlerin sınırlarını tanımadığı gibi bilimsel belirsizlikler de siyasi propagandayla ortadan kalkmaz.
Gerçek bir küresel biyolojik güvenlik düzeni kurulamazsa, tıpkı bundan önceki felaketlerde olduğu gibi bütün insanlık acı sonuçlarla yüzleşmek ve yeni kabuslar görmek zorunda kalabilir.


ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye'nin Yemen sürecinde alacağı role ilişkin "Cumhurbaşkanı Erdoğan benim yakın bir dostum, Erdoğan’ın kendisinden ne istersem yapacağını düşünüyorum" dedi.
The post Trump: Erdoğan benim yakın dostum, kendisinden ne istersem yapacağını düşünüyorum appeared first on #site_linkat 13.10.2026 .ABD'nin petrol kısıtlamalarıyla mücadele eden komünist Küba yönetimi, petrol arama ve üretim sektörünü yabancı yatırımlara açmak amacıyla 1938 ve 1959 tarihli yasaları yürürlükten kaldırdı.
The post Yabancı yatırımcı için: Komünist Küba, petrol yasalarını kaldırdı appeared first on #site_linkat 13.10.2026 .




Libya Kızılayı Trablus Şubesinden yapılan açıklamada, Kızılay ekiplerinin yağmurun ardından su birikintisi oluşan bir bölgede elektrik akımına kapılan bir kişinin cesedine ulaştığı belirtildi.
Açıklamada, vatandaşların açık kablolardan ve elektrik trafolarından uzak durmaları uyarısı yapıldı.
Öte yandan Trablus Üniversitesi Rektörlüğünden yapılan açıklamada, kötü hava koşulları nedeniyle üniversitede eğitime bir gün ara verildiği kaydedildi.
Sosyal medya hesaplarında ise başkentin birçok caddesinde yağmur sonrası biriken sel sularının seviyesinin araçların üzerini kapattığı görüntüler paylaşıldı.

AlBaraka İslam Ekonomisi Forumu Genel Sekreteri Yousef Hassan Khalawi, doğru ekonomik modeli geliştirme sorumluluğunun yerine getirilmediği durumda bütün insanlığın bunun bedelini ödeyeceğini belirterek, "İslami bankalar sorumluluklarını üstlenip standartlarını yükselttiğinde, geleneksel bankaların da onları takip edeceğinden eminim." dedi.
Anadolu Ajansının "Global İletişim Ortağı" olduğu 5. AlBaraka Zirvesi, İslami finansın etik ilkeleri, düzenleyici çerçeve ile bu alandaki teknoloji ve finansal fırsatları masaya yatırmak üzere bu yıl Londra'da 13-14 Ekim'de "Eylemde Etik: Temelleri Yeniden İnşa Etmek ve İslami Ekonominin Küresel Etkisini İleri Taşımak" temasıyla düzenleniyor.
Zirvede verilen bilgilere göre, küresel İslami finans sektörünün büyüklüğü 6 trilyon dolara ulaşırken dünyadaki sukuk ihraçları bir trilyon dolar seviyesinde bulunuyor. Dünya genelinde İslami tüketim ekonomisinin büyüklüğü ise 2,6 trilyon dolara yükseldi.
Zirvenin açılışında konuşan AlBaraka İslam Ekonomisi Forumu Genel Sekreteri Yousef Hassan Khalawi, İslam ekonomisiyle ilgili uluslararası etkinlikler düzenlemenin kolay olmadığını ve önemli zorluklar barındırdığını söyledi.
Bu kapsamda AlBaraka organizasyonlarını İstanbul, Karaçi ve Kahire gibi farklı önemli şehirlerde gerçekleştirdiklerini kaydeden Khalawi, bu girişimlerin sadece İslami finans sektörüyle sınırlı olmadığını dile getirdi.
Khalawi, bu girişimlerin bütün insanlığın geleceğini ilgilendirdiğini belirterek, "Doğru ekonomik modeli geliştirme sorumluluğumuza inanmazsak, bütün insanlık bunun bedelini ödeyecektir." dedi.
Halihazırda dünyanın iklim değişikliği, aşırı sıcaklar, kuraklık, gıda güvenliği, savaşlar ve artan yoksulluk gibi birçok krizle karşı karşıya olduğunu ifade eden Khalawi, bu zorlukların birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini aktardı.
Khalawi, dünyanın bir bölümünde bir milyardan fazla insan yoksullukla mücadele ederken diğer tarafta büyük servetler biriktiğini kaydederek, "Teknolojik gelişmeler ve ekonomik büyüme, insanlığın tamamı için refah üretmediğinde, bu gelişmelerin gerçek anlamda başarılı olarak değerlendirilmesi mümkün değil. Bu çelişkinin temelinde ise yalnızca ekonomik eşitsizlikler değil, etik değerlerin ihmal edilmesi yatıyor." diye konuştu.
Bu çerçevede sosyal medya ve yapay zeka gibi alanlarda çocukları, aileleri ve toplumu korumaya yönelik tartışmaların yalnızca teknoloji politikaları olarak görülmemesi gerektiğini, bunların aynı zamanda etik sorumluluk, toplumsal bilinç ve insanların geleceğiyle ilgili olduğunun altını çizen Khalawi, İslami bankacılık için de bu etik değerlerin kritik önemde olduğunu vurguladı.
Khalawi, İslami finansın yalnızca ürünlerin biçimsel olarak farklılaştırılmasıyla yetinemeyeceğini, etik değerlerin günlük uygulamalara, müşteri ilişkilerine ve kurumsal kararlara göre ne ölçüde yansıtıldığıyla ortaya çıkması gerektiğini anlattı.
İslami finansın özellikle risk konusunda daha sorumlu bir yaklaşım ortaya koyması gerektiğini dile getiren Khalawi, İslami finansın yalnızca faizsiz finansal işlemler sunan bir sistem olarak görülmemesi gerektiğini, aynı zamanda güvenilirlik, hesap verebilirlik ve müşterinin korunması gibi değerleri de uygulamalarının merkezine yerleştirmesi gerektiğini ifade etti.
Khalawi, İslami bankaların bu sorumluluğu üstlenip standartlarını yükselttiğinde geleneksel bankacılık sektörünün de rekabetin etkisiyle benzer yönde ilerleyebileceğini söyledi.
Bu kapsamda İslami bankaların dini ve etik ilkeleri gerçek anlamda uygulayarak finans sektörünün tamamına örnek olabilecek bir konuma sahip olduğunu belirten Khalawi, "İslami bankalar sorumluluklarını üstlenip standartlarını yükselttiğinde, geleneksel bankaların da onları takip edeceğinden eminim. İslami değerler çerçevesinin tamamını hayata geçirmeliyiz, yalnızca bu değerlerden söz etmekle yetinmemeliyiz. Dolayısıyla bu yalnızca İslami finans sektörüne liderlik etmeyi amaçlayan bir konferans değil." diye konuştu.
Khalawi, İslami finans sektörüne etik değerleri uygulamada daha görünür kılma çağrısında bulundu.

İslami Finans Kurumları Muhasebe ve Denetim Örgütü (AAOIFI) Uluslararası Şeriat Konseyi Başkanı Müftü Muhammed Taki Osmani de açılışta İslami finansta etik değerlerin uygulanmasının önemine dikkati çeken bir konuşma yaptı.
Mauritius Konut ve Arazi Bakanı Shakeel Ahmed Yousuf Mohamed ise ülkesinde İslami finansa yönelik uygulamalardan bahsederek, bu alandaki uluslararası kuruluşları Mauritius'ta faaliyet göstermeye ve faaliyetlerini artırmaya davet etti.

Açılış konuşmalarının ardından sponsorlara plaket takdim edildi. Anadolu Ajansının plaketini, AA Genel Müdür Yardımcısı Oğuz Enis Peru aldı.

Zirvenin stratejik partneri İslam Ticaret ve Kalkınma Odası (ICCD), küresel partneri Al Baraka Group, altın sponsoru Arab Bank Europe ve gümüş sponsoru Libya Afrika Yatırım Portföyü'nün (LAIP) temsilcileri de plaketlerini teslim aldı.

Açılış konuşmalarının ardından gerçekleştirilen "İslam Ekonomisi için Stratejik Liderlik" oturumunda düzenleyici çerçevenin yeniden inşa edilmesi, kamu politikalarında etiğin hayata geçirilmesi, stratejik liderlik ve küresel etki ve geleceğe yönelik eylem öncelikleri masaya yatırıldı.

Suriye Dışişleri Bakanı Asaad el-Şaibani Salı günü, İsrail'i güneydeki Suveyda kentinde devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren silahlı milisleri desteklemekle, onlara bölgede "kaos gündemi"ni uygulamaları için silah ve para sağlamakla suçladı.
Suriye Arap Haber Ajansı'na (SANA) göre, El-Şaibani bu açıklamaları Şam'da Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) Genel Direktörü Sabrina Dallafior ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptı.
Esad rejiminin devrildiği Aralık 2024'ten bu yana İsrail'i, altyapıya yönelik saldırılar ve Suriye topraklarının işgali yoluyla Suriye'yi istikrarsızlaştırmaya çalışmakla suçladı.
Bakan ayrıca İsrail güçlerini Suriyelileri zorla yerlerinden etmek ve keyfi tutuklamalar yapmakla suçladı ve onlarca Suriyeli tutuklunun akıbetinin bilinmediğini söyledi.
El-Şaibani, uluslararası toplumu bölgeyi kaosa sürüklemekle tehdit eden İsrail eylemlerini durdurmaya çağırdı ve BM güçlerinin uygulamasına izin verecek şekilde 1974 tarihli geri çekilme anlaşmasına geri dönülmesini istedi.
İsrail'i, bir buçuk yıldır devam eden ve ABD'nin sponsorluğunda yürütülen müzakerelere ciddi bir şekilde katılmaya çağıran yetkili, Şam'ın Suriye'nin güvenliğini ve egemenliğini gözeten bir anlaşmaya varmaya olan bağlılığını vurguladı.
İsrail, 1967'den beri Suriye'nin Golan Tepeleri'nin büyük bir bölümünü işgal altında tutuyor. Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından İsrail güçleri, askerden arındırılmış tampon bölgeyi ele geçirdi ve güney Suriye'deki varlığını genişletti.
1974'te imzalanan ayrılık anlaşması, Suriye ve İsrail güçleri arasında BM gözetiminde bir tampon bölge oluşturdu.
Suriye ve İsrail, gerilimi azaltmak, İsrail'in askeri operasyonlarını durdurmak ve bir güvenlik anlaşmasına varmak amacıyla ABD arabuluculuğunda birkaç tur görüşme gerçekleştirdi.
Ağustos ayında, ABD arabuluculuğuyla Suriye ve İsrail heyetleri Ürdün'de bir araya gelerek İsrail'in saldırılarını, tutuklamalarını ve askeri operasyonlarını durdurmaya yönelik tedbirleri ve İsrail güçlerinin Aralık 2024 öncesindeki konumlarına geri çekilmesini görüştüler

Filipinler Temsilciler Meclisi savcıları Salı günü Başkan Yardımcısı Sara Duterte hakkındaki dört suçlamadan üçünü düşürdü ve Senato azil mahkemesinin yargılayacağı tek suçlamanın açıklanamayan servet olduğu iddiası kaldı.
İngiliz gazetesi Phil Star'ın haberine göre, düşürülen suçlamalar arasında gizli fonların kötüye kullanılması ve suikast planı iddiaları yer alıyor.
Senato azil mahkemesi, suçlamaların geri çekilmesini kabul ederek Duterte'nin yargılamasının açıklanamayan servetle ilgili tek bir suçlama üzerinden devam etmesine karar verdi.
Başsavcı Jinky Luistro mahkemeye, "Bugün, savcılık saygıyla üç suçlamadan da vazgeçtiğini beyan eder. Sadece bir suçlamaya, yani açıklanamayan servetle ilgili ikinci maddeye odaklanacağız" dedi.
Bu, Duterte'nin ancak açıklanamayan ve beyan edilmemiş serveti nedeniyle suçlandığı Anayasa'nın II. Maddesi uyarınca beraat edebileceği veya mahkum edilebileceği anlamına geliyor.
Geri çekilme, azil davasının önemli ölçüde küçültülmesi olarak değerlendiriliyor; zira düşürülen suçlamalar arasında Duterte'ye yöneltilen en önemli iki iddia yer alıyordu: gizli fonların kötüye kullanılması ve Cumhurbaşkanı Ferdinand Marcos Jr., First Lady Liza Araneta-Marcos ve eski Meclis Başkanı Martin Romualdez'e yönelik ciddi tehditler.
Duterte, suçlu bulunması halinde 2028'deki başkanlık da dahil olmak üzere kamu görevine aday olmaktan men edilebilir.

Birleşmiş Milletler Salı günü Karadeniz'de ticari gemilere yönelik insansız hava aracı saldırılarını kınayarak, küresel gıda tedarik zincirleri ve uluslararası denizcilik mürettebatı için artan tehlikelere dikkat çekti.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in sözcüsü Stephane Dujarric gazetecilere yaptığı açıklamada, "Sivil gemilere yönelik saldırıları, özellikle de Bulgaristan kıyılarında gerçekleşen son saldırıyı elbette kınıyoruz" dedi.
Tahıl ve temel ihtiyaç maddeleri taşıyan gemilere yönelik saldırıların arttığı ve bunun dünya çapında emtia fiyatlarını etkilediği konusunda uyarıda bulundu.
Dujarric, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı'ndaki artan denizcilik tehlikelerine paralellikler kurarak, uluslararası toplumun küresel ticareti sürdürmek için ölümcül koşullar altında çalışan denizcilere minnettar olması gerektiğini vurguladı.
Bu açıklamalar, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev'in, Malta bayraklı Chelsea 3 gemisinin Salı günü erken saatlerde Byala'nın 18 deniz mili doğusunda güvertesine ve yan tarafına üç insansız hava aracının çarpmasının ardından imdat çağrısı gönderdiğini doğrulamasının ardından geldi. Ukrayna'ya ait gemideki 15 mürettebat üyesinin tamamı güvenli bir şekilde Varna'ya tahliye edildi.
Radev, Krapets'in 17 deniz mili doğusunda başka bir geminin vurulduğunu ve ardından battığını, bir denizcinin kurtarıldığını bildirdi.



Bulgaristan'ın Karadeniz kıyısı açıklarında insansız hava aracı (İHA) saldırısına uğrayan iki gemiden biri battı.
The post Karadeniz'de iki gemiye İHA saldırısı: Biri battı, 11 denizci kayıp appeared first on #site_linkat 13.10.2026 .Seçim mitinginde ABD Başkanı Donald Trump'ı "(Jeffrey) Epstein dosyalarını yayınlayın" yazılı bir tişörtle protesto eden kadın, saldırıya uğradı. Trump da "Pislik, şişman" diyerek protestocuyla dalga geçti.
The post Trump destekçileri, tişörtünde 'Epstein belgelerini yayınla' yazan protestocuyu dövdü appeared first on #site_linkat 13.10.2026 .ABD federal ajanlar, Minnesota eyaletinde Kongre üyesi Ilhan Omar'ın Washington'daki evini aradı. Somali asıllı Omar, uzun süredir ABD Başkanı Donald Trump'ın hedefinde.
The post Trump'ın hedefindeki Omar'ın evine baskın appeared first on #site_linkat 13.10.2026 .Norveç'te askeri tatbikatta kullanılan Çin yapımı kiralık araçların hassas bilgileri kaydettiği öne sürüldü.
The post Çin yapımı askeri araçlar Norveç'te görüntü kaydetmiş appeared first on #site_linkat 13.10.2026 .ABD'li milyarder Elon Musk’ın 3 Kasım'daki ara seçimler için Cumhuriyet Parti'ye en az 276 milyon dolar bağışladığı bildirildi.
The post Elon Musk, Cumhuriyetçi Parti'ye en az 276 milyon dolar bağışlamış appeared first on #site_linkat 13.10.2026 .Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Neçirvan Barzani Kürt sorunu çözülürse Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi.
The post Kürt sorunu çözülürse Barzani'nin Nobel Barış Ödülü adayı Erdoğan appeared first on #site_linkat 13.10.2026 .ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan'a saldırılar düzenleyen İran destekli Husilerin 'çok yanlış yaptığını' söyledi.
The post Trump: Husiler çok yanlış yapıyor appeared first on #site_linkat 13.10.2026 .