"ArtNouva Sanat Fuarı" Ankara'da ziyaretçilere kapılarını açtı




Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerinden Göksel Arsoy, 90 yaşında hayatını kaybetti.
Göksel Arsoy’un cenaze töreni çarşamba günü gerçekleşecek.
Babasının vefatına ilişkin açıklamalarda bulunan Aşkım Arsoy, şunları kaydetti:
“Yaşlılık… 90 yaşındaydı. Son iki yıldır fena değildi ama aslında hiç sağlık problemi olmadı. Gözlerinde problem vardı. Göz görmeyince hareketi azaldı, hareketi azaldıkça zayıfladı. İki gün öncesine kadar normal gibiydi. Dün tepkisiz gibi duruyordu. Bugün de sabah uyuyormuş. Saat 10.00’da konuştum. 10.30’da gelmişler, nefes almadığını fark etmişler. Tek tesellimiz, hiçbir ağrı, sızı ve eziyet çekmeden gitmesi. Son zamanlarında halsizdi. Bizim için en büyük teselli hastane yüzü görmemiş olması. Bünyesi sağlamdı ama yaş 90. Cenaze büyük ihtimalle çarşamba günü olacak.”
Türk sinema ve tiyatro oyuncusu Göksel Arsoy, 15 Mart 1936 tarihinde Kayseri’de dünyaya geldi. Arsoy, Yapımcı Fuat Rutkay’ın yönlendirmesiyle 1957 yılında Sırrı Gültekin’in yönettiği ‘Kara Günlerim’ adlı ilk filmi ile sinemaya adım attı ve bunu takiben 1958’de ‘Kelepçe’ ve 1959’da ‘Samanyolu’ gibi filmlerde rol aldı.
1950’li yıllardan itibaren Türk Sineması’nda çok sayıda yapımda rol alan Göksel Arsoy, özellikle jön karakterleriyle hafızalarda yer edindi. Yakışıklılığı ve oyunculuğuyla dönemin öne çıkan isimlerinden olan Arsoy, Yeşilçam’ın önemli yıldızlarındandı.
Sadece yakışıklılığıyla değil, sinema dünyasının beyefendi ve zarif insanlarından biri olarak gösterilen Göksel Arsoy’un babası Hava Kuvvetleri pilotuydu. 1957 yılında havaalanında çalışırken tanıştığı Soley Hanım ile 12 Nisan 1961 tarihinde evlendi. 21 Nisan 1963 de Aşkım adında bir kızı ve 17 Nisan 1965 de oğlu Gökhan Arsoy dünyaya geldi.
Uzun yıllar sinema sektöründe yer alan usta sanatçı, oyunculuğunun yanı sıra yapımcılık çalışmalarıyla da Türk Sineması’na katkı sağladı. Arsoy, yıllar içinde “Altın Çocuk” olarak anılmaya devam etti.
1970’lere doğru Göksel Arsoy sinemadan uzaklaşıp şarkıcılığa yönelse de oyunculuğa nadir şekilde devam etti. Usta oyuncunun son filmi ise Ayhan Sonyürek’in yönettiği, başrollerini Halil Ergün ile paylaştığı ve eski sinemacıların hikayesini anlatan 2006 yapımı ‘Unutulmayanlar’ filmi oldu.
1999’da 36. Altın Portakal Film Festivali’nde “Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne layık görüldü. Arsoy, Sinema Oyuncuları Derneği (SODER), İstanbul Tenis Kulübü (İTK) ve 2002 ile 2008 yılları arasında Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonu başkanlığını yürüttü.
2017 yılında “Altın Çocuk” adlı otobiyografisini yayımladı.
2024 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü.
Sanatçı Tarık Akan için ölümünün 10’uncu yılında kurucusu olduğu Özel Taş İlkokulu’nda anma töreni gerçekleştirildi. Törene Akan’ın ailesi, sanatçı dostları, sevenleri ile okulun öğrencileri, öğretmenleri, mezunları ve yöneticileri katıldı. Akan’ın okulu anlattığı röportajın yer aldığı kısa film gösterimiyle başlayan anmada ilk konuşmayı Tarık Akan’ın kızı ve Özel Taş İlkokulu Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Üregül gerçekleştirdi.
“Taşa geldiğimden beri sen de farklı bir baba daha gördüm. Sen sevdiğin herkesin canı, dostu, gerektiğinde babasıydın” diyen Üregül şöyle konuştu:
“Gölgen hala omzumda, sesin hala rüzgarımda, sen hala burada okulun bahçesinde, taşında toprağına. Işığın sınıflarda. Sevgin, çocukların gülüşünde. İzin çok sevdiğin öğretmenlerin ve çalışanların emeğinde, yaşıyorsun, yaşatılıyorsun.
Taş gibi dimdik durdun hep hayatında. Sonra fark ettim; sevdiklerin, ideallerin, insanlık, adalet ve emek içinde taş gibi dimdik durduğun hayatta. Şimdi Atatürk’le atan kalbin bizimle; bize bıraktığın bu sağlam taşın üzerinde aynı umutla, aynı cesaretle, aynı aydınlık yarınlara yürüyoruz. Her adımında sen varsın, her nefeste senin umudun, her bakışımda senin sevgin. Taş ve sen, ikisi de bir; benim kalbimde, bu okulun yüreğinde, sonsuza dek.”
Üregül’ün ardından okul müdürü Burcu Aybat konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında öğrencilere seslenen Aybat, “Siz onu tanımadınız belki ama yıllar önce size o inandı; çocuklara inandı. İyi bir eğitimin, bir çocuğun hayatını, o çocukların da bu ülkenin geleceğini değiştirebileceğine inandı. Ve bu inancını yalnızca sözlerle ifade etmedi. Onun için bir şey yaptı, Taş okulu kurdu. Bir insanın geleceğe duyduğu inancın en güzel göstergelerinden biri budur. Sonucunu kendisinin göremeyeceğini bilse bile hiç tanıyamayacağı çocuklar için bir şey bırakmak” ifadelerini kullandı.
Aybat şöyle konuştu:
“Tarık Akan, Türkiye’nin ortak hafızasında pek çok yüzde yaşamaya devam ediyor. Hayatı boyunca çok farklı karakterlere hayat verdi. Bizi güldürdü, düşündürdü, bazen de görmek istemediğimiz gerçeklerle yüzleştirdi. Ama bana kalırsa hayatındaki en önemli rollerden birini hiçbir filmde oynamadı. O rolün bir senaryosu yoktu. Kameraları, seti, alkışı da yoktu. O, çocuklara ve eğitime inanan bir insanın rolüydü. Ve o rolü oynamadı, yaşadı.
![]()
Tarık Akan’a dair anıları dinlediğimde beni en çok etkileyen de bu oluyor. Anlatılanların çoğunda büyük sözler, büyük törenler yok. Tarık Akan okulun bahçesinde çocukların futbol oynamasını izliyor, karidorlarda öğrencilerle karşılaşıyor, yemekhanede elinde tepsisiyle bir çocuğun yanına oturup onunla birlikte yemek yiyor. Kalkarken yanağını okşuyor ve yoluna devam ediyor. Belki onun için sıradan bir okul günü. Ama o gün yanında oturduğu küçük çocuk akşam eve gidip bunu annesine ve babasına anlatmak için sabırsızlanıyor. Yıllar sonra da o anı hala aynı heyecanla hatırlıyor. Çünkü çocuklar kendilerine gerçekten değer veren yetişkinleri unutmazlar.
Bugün burada bu konuşmayı dinleyen sevgili öğrencilerimiz, çoğunuz Tarık Hakan’ı hiç tanımadınız. Siz onu tanımadınız belki ama yıllar önce size o inandı. Henüz isimlerinizi bilmiyorken, yüzlerinizi hiç görmemişken, hatta birçoğunuz dünyaya bile gelmemişken çocuklara inandı. İyi bir eğitimin, bir çocuğun hayatını, o çocukların da bu ülkenin geleceğini değiştirebileceğine inandı. Ve bu inancını yalnızca sözlerle ifade etmedi. Onun için bir şey yaptı. Taş okulu kurdu. Bir insanın geleceğe duyduğu inancın en güzel göstergelerinden biri budur. Sonucunu kendisinin göremeyeceğini bilse bile hiç tanıyamayacağı çocuklar için bir şey bırakmak.
Bugün aradan 10 yıl geçtikten sonra Tarık Akan’ın mirasına baktığımda bu nedenle yalnızca geçmişi görmüyorum. Bu sabah bu bahçede duran sizleri görüyorum. Sınıflarında çocukları için emek veren öğretmenlerimizi görüyorum. Yıllar önce bu okuldan mezun olup bugün hala kendisini Taş Okullu hissedenleri görüyorum. Ve bir insanın inandığı değerlerin kendisinden çok daha uzun yaşayabileceğini görüyorum. İyi ki bu çocuklara inandınız Tarık Akan. İyi ki bize bu emaneti bıraktınız. Ruhunuz şad olsun. Çok teşekkür ederim.”
Anne Kafamda Bit Var kitabını sahneye uyarlayan oyun yazarı Gökhan Aktemur ise törende yaptığı konuşmada Akan’ın hayallleri ve mücadelelerine değindi. “Tarık abinin hayatı hayallerini gerçekleştirmek için mücadele etmekle geçti.” diyen Aktemur şöyle devam etti:
“İlk mücadelesi de, sizin yaşlarınızdayken ilkokulda bir dönem konuşma güçlüğü çekiyor. Düşünsenize, sayısız filmde oynamış hatta son dönem belgesellerini kendisinin seslendirdiği Tarık Akan’ın eminim çocukken de anlatacak, konuşacak, paylaşacak çok şey vardır. Böyle bir çocuğun konuşma güçlüğü çekmesi sıkıntılı bir durum olsa gerek. Üstelik Kayseri gibi dönemin küçük Anadolu şehirlerinden birinde. Sevgili hocası Aliye öğretmen ona büyük sevgiyle, üstüne titreyerek birlikte çalışıyorlar ve ‘hele’ sözcüğün ardında tek tek diğer sözcükleri, cümleleri kuruyorlar ve birlikte bu sorunu hallediyorlar.
Tarık abi yıllar sonra o öğretmenine ulaşmak istiyor. Ki bizim hayatımızın büyük bir dönemi internet olmadan, telefon olmadan geçti. O dönemde insanlara ulaşmak bu kadar kolay değildi. Fakat Tarık abi bunu başarıyor. Yıllar sonra öğretmeniyle bir araya geliyor. Bu da hayallerinden biriydi…
Sizler de onun gibi, tıpkı Mustafa Kemal gibi, hayallerinizi, sözlerinizi, fikirlerinizi saklamayın. Onları büyütün, çoğaltın. Tabii ki karşınıza engeller çıkacaktır. O durumda da öğretmenlerinizin, bu çatı altında size verilenlerin ve bizlerin de her zaman size destek olacağını bilin. Ve o hayaller gerçek olduğunda size destek olanları tıpkı Tarık abinin Aliye öğretmeni hatırladığı, bir araya geldiği gibi, onları unutmayın.”
Kurduğu okulda gerçekleştirilen törenin ardından Akan, Bakırköy Mezarlığı’nda bulunan mezarı başında anıldı. Ailesi ve yakınları Akan’ı mezarı başında duygularını aktardıkları kısa konuşmalarla andı.
Anma sırasında duygusal anlar yaşandı. Akan’ın yakın arkadaşı Zeki İrfanoğlu konuşması sırasında gözyaşlarını tutamadı.
Taş İlkokulu’nun öğretmenlerinin de katılım gösterdiği anmaya katılan öğrenciler Akan’ın mezarına karanfiller bıraktı.
Yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç için Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendi.
Cenaze töreni, Muhsin Ertuğrul adına saygı duruşuyla başladı. Törende, yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç anıldı.
Kılıç’a çok sayıda meslektaşı kürsüden yaptığı konuşmalarla veda etti. Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, törende yaptığı konuşmada Serhat Mustafa Kılıç’ı genç yaşta tanıdığını belirterek, “Serhat’ı ben çok genç yaşta tanıdım. Devlet Tiyatrosu’na girdiği zaman ilk oyununu ben yönettim. Muazzam bir enerjisi vardı. Bazı oyuncuları yükseltmeye çalışırsınız provada yönetmen olarak, bazı oyuncuları da indirmeye çalışırsınız. Ben Serhat’ı bütün provalar boyunca indirmeye çalıştım ama indiremedim. Hayatı boyunca inmedi. Sahnede aceleci değildi, hayatta çok aceleciydi. Hayır demeyi bilmezdi. Üç kişilik çalışır ve becerirdi. Huzur içinde uyusun” dedi.
Törenin sonunda, Türk bayrağına sarılı Kılıç’ın cenazesinin üzerine yakınları ve arkadaşları tarafından kırmızı karanfiller bırakıldı.
Kılıç, yarın Ankara’da Ahmet Akseki Camisi’nde öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrası Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecek.
Oyuncu Serhat Kılıç için Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde tören düzenlendihttps://t.co/pzbk5hgwwU pic.twitter.com/ztclOb1ani
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 7, 2026
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Pompeiopolis Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarına ilişkin bilgi verdi.
![]()
M.S. 4’üncü yüzyıla tarihlenen zemin mozaiklerinin geometrik kompozisyonlardan oluştuğunu ve oldukça iyi korunduğunu belirten Ersoy, yaklaşık 105 metrekarelik mozaiklerin ortaya çıkarıldığını kaydetti. Ersoy, orta nefteki mozaik döşemesinin tamamının henüz ortaya çıkarılmadığını ve kazı çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.
Ersoy, 2026 yılı çalışmalarında M.S. 2’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen bir Eros başının da bulunduğunu açıkladı.
![]()
Pompeiopolis’te ilk inşa evresi M.S. 2’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Bazilika’da kazı, belgeleme ve konservasyon çalışmalarının sürdüğünü belirten Ersoy, bu çalışmalarla antik kentin kentsel ve dini tarihinin daha bütüncül biçimde ortaya çıkarılmasının amaçlandığını ifade etti.
Ersoy, paylaşımında Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ekipleri başta olmak üzere kazı heyetine ve çalışmalara katkı sunanlara teşekkür etti. (ANKA)
![]()
Kağıthane’de oyuncu Serhat Mustafa Kılıç (51), kendisinden haber alamayan kız arkadaşı tarafından evinde ölü bulundu. Kız arkadaşının lenf kanseri olduğunu belirttiği Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı.
Olay, saat 17.00 sıralarında Nurtepe Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, oyuncu Serhat Kılıç’tan perşembe gününden bu yana haber alamayan kız arkadaşı Özlem E. (50), Kılıç’ın yaşadığı eve geldi. Kapıyı çalan Özlem E., yanıt alamayınca hayatından endişe ettiği Kılıç’ın evine, kendisinde bulunan anahtarla kapıyı açarak girdi.
DHA’nın haberine göre Özlem E., Kılıç’ı salondaki tekli koltukta oturur halde hareketsiz buldu. Kılıç’ın nefes almadığını ve vücudunun soğuk olduğunu fark eden Özlem E., 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. İhbar üzerine adrese Kağıthane Asayiş Büro Amirliği ekipleri ile sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Kılıç’ın hayatını kaybettiği belirlendi.
Polisin bilgisine başvurduğu Özlem E., erkek arkadaşı Kılıç’ın lenf kanseri olduğunu, perşembe gününden bu yana kendisinden haber alamadığını söyledi. Polis ekipleri, olayla ilgili birimlere bilgi vererek Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlattı.
Kılıç, Seksenler dizisindeki Ergun Plak karakteriyle hafızalarda yer edinmişti.
Serhat Mustafa Kılıç, 8 Temmuz 1975 tarihinde Ankara’da doğdu. Aslen Malatya’lıdır. Çocukluğu Ankara’da geçti.
1994’te Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Tiyatro bölümünü burslu olarak kazandı. 1998 yılında yüksek şeref öğrencisi olarak bu okuldan mezun oldu. İlk profesyonel oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Rutkay Aziz rejisiyle 1998 Ariel Doffman’ın Kayıplar (Dullar) adlı oyunudur.
1999 – 2000 sezonunda Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. Aynı yıllarda, Diyarbakır Şehir Tiyatroları’nda sahne ve oyunculuk dersleri verdi ve bu kurumda Barış Adası adlı oyunu yönetti. 2002 yılında mecburi hizmetini tamamlamak üzere Erzurum Devlet Tiyatrosu’na oyuncu olarak atandı. 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Reji üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayıp Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı. 2008 yılında Devlet Tiyatroları’ndaki görevinden istifa ederek çalışmalarına İstanbul’da devam etmeye başladı.
İstanbul’da çalıştığı tiyatrolar arasında Tiyatro Dot, BKM gibi tiyatrolar yer almaktadır. 2009 – 2010 sezonunda “İntiharın Genel Provası” adlı oyun ile İstanbul Şehir Tiyatroları’na katıldı. “İntiharın Genel Provası” adlı oyun 3 sezon İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kapalı gişe olarak sahnelendi.
Serhat Kılıç, dört farklı karakteri canlandırdığı bu oyundaki performansı ile 14. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında, Yılın En Başarılı Müzikal ve Komedi Erkek Oyuncusu dalında adaylığa layık görüldü. 2012 yılında Cats&Dogs (Soho İstanbul) adlı bir prodüksiyon şirketi kurdu. 2014 yılında Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü’nü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı Kış Uykusu filminde İmam Hamdi karakterini canlandırdı. Bu filmdeki performansı ile 47. SİYAD ödülleri, En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı dalında adaylığa layık görüldü.
20 Eylül'de İstanbul'da gerçekleştirilecek kupada, 8 başpehlivan mücadele edecek. Pehlivanlar Erkan Taş, Feyzullah Aktürk, Seçkin Duman, Mustafa Taş, İsmail Koç, Yusuf Can Zeybek, Sinan Yıldız ve Yusuf İslam Taş kispet bağlayacak.
Kupaya katılacak isimler, Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve CW Enerji Türkiye Yağlı Güreş Ligi'nde elde ettikleri dereceler doğrultusunda belirlenen kontenjanlardan organizasyonda yer alma hakkı kazandı.
665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde başpehlivan olan Erkan Taş ile organizasyonu ikinci sırada tamamlayan Feyzullah Aktürk, Kırkpınar kontenjanından kupaya katılacak. Kırkpınar üçücüsü Seçkin Duman da aynı kontenjandan organizasyonda yer alacak.
Yağlı Güreş Ligi'ndeki sıralamaları nedeniyle Mustafa Taş ile İsmail Koç, lig kontenjanından kupaya katılma hakkı elde etti.
Feyzullah Aktürk'ün Kırkpınar'dan katılım hakkı elde etmesi ve lig kontenjanıyla çakışması nedeniyle oluşan kontenjandan Yusuf Can Zeybek de Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda mücadele edecek isimler arasına girdi.
Başaltı boyunda ise Kırkpınar birincisi Sinan Yıldız ile Türkiye Yağlı Güreş Ligi başaltı boyu birincisi Yusuf İslam Taş, müsabakalarında yer alma hakkı kazandı.
Geleneksel güreş usulünün uygulanacağı müsabakalarda yeniş olmadığı takdirde puanlamaya gidilmeyecek.
Pehlivanlar, rakiplerine sırt aşağı yenmesi halinde bir üst tura çıkabilecek.
Birinciliğe ulaşacak isim, ilk kez düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Kupası'nın ilk başpehlivanı olma ünvanını elde edecek.
Yağlı güreşin önde gelen başpehlivanları da ilk kez düzenlenecek organizasyonda ve farklı formatta mücadele edecek olmanın heyecanını yaşıyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu’nca yürütülen soruşturma kapsamında, “Manifest” grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alındı.
Akış hakkında, “müstehcenlik”, “uyuşturucu madde kullanma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçları kapsamında soruşturma yürütüldüğü öğrenildi.
Eskişehir Uluslararası Gürer Aykal Orkestra Şefliği Yarışması kapsamında ön eleme sonuçları açıklandı.
Türkiye’nin duayen orkestra şeflerinden Gürer Aykal’a saygı niteliğinde düzenlenen yarışmaya dünyanın dört bir yanından yoğun başvuru yapılmıştı.
Yapılan değerlendirmeler sonucunda toplam 16 genç orkestra şefi ön elemeyi geçerek Türkiye’ye gelmeye ve yarışmanın canlı performans aşamalarında yer almaya hak kazandı.
Ön elemeyi geçen isimler ise Anton Lemekhov, Atay Bağcı, Brian Liao, Francesco Gennaro, Georg Albegov, Hancheng Guo, Joshua Yoon, Maciej Tomasz Kotarba, Omar El Jamali, Shuyang Chen, Tom Zwoliński, Vera Slasnaya, Wei-Chung Chen, William Garfield Walker, William Lai ve Yumeki Terunuma olarak açıklandı.
Bu adaylardan 12’si Eskişehir’e gelerek yarışmanın canlı performans aşamalarında yer alacak. Yarışmacılar bu süreçte Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası eşliğinde sahneye çıkarak orkestra şefliği alanındaki yeteneklerini uluslararası jüri karşısında gösterecek.
Sanat yönetmenliğini Rengim Gökmen’in üstlendiği yarışma, genç şeflere uluslararası bir platformda kendilerini gösterme imkanı sunarken klasik müzik dünyasına yeni yetenekler kazandırmayı hedefliyor.
Yarışmanın ilerleyen aşamalarında finalistler, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nı sırayla yöneterek yorumlarını ve müzikal yaklaşımlarını uluslararası jüriye sunacak.
Sevda-Cenap And Müzik Vakfı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası sponsorluğunda gerçekleşen yarışma takvimine göre canlı performansların birinci ve ikinci aşaması 8-11 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek.
Final konseri ve ödül töreni ise 14 Haziran 2026 Pazar günü saat 18.00’de yapılacak.
![]()
Din görevlisi Muhammet Çetin, kadim çömlek sanatını zikirle icra ederken, camilerde düzenlenen Kur’an kurslarını da mobil sanat atölyeleriyle zenginleştiriyor.
Türk-İslam sanatlarını çocuklarla birlikte geleceğe aktarmayı amaçlayan Çetin, zikirle icra ettiği çömlek sanatıyla da dikkat çekiyor.
![]()
Resim, ebru ve hüsn-i hat sanatlarıyla da ilgilenen Çetin, yaklaşık 8 yıldır Esmaü’l Hüsna zikirleri eşliğinde çömlek sanatıyla meşgul oluyor. Tasavvuf alanında yüksek lisans yapan Çetin, insanın çamurdan yaratılış hakikatinden ilham alarak çömlek yapım sürecini manevi bir yolculuk olarak gördüğünü ifade ediyor.
![]()
Üretime her zaman besmeleyle başladıklarını belirten Çetin, çamura şekil verirken “Ya Kaviyy, Ya Musavvir, Ya Hay” gibi Esmâ-i Hüsnâ ile zikir halinde çalıştıklarını söylüyor. Çömleklerin fırınlanma sürecinin de derin bir tefekkür vesilesi olduğunu vurgulayan Çetin, ürünler gece boyunca yüksek ısıda pişerken cehennem azabını tefekkür ettiklerini, tesbih namazı kılıp bol bol istiğfar ettiklerini dile getiriyor. Sabah fırından çıkan ürünleri gördüklerinde ise “Elhamdülillah” diyerek şükrettiklerini ifade ediyor.
![]()
Ürünler fırından çıkarılırken ani ısı değişiminin çatlamaya neden olmaması için içlerindeki sıcak havanın ağız kısmından “Hu” diye üflenerek çıkarıldığını anlatan Çetin, halk arasında kullanılan “püf noktası” deyiminin kaynağının da bu uygulamaya dayandığını belirtiyor.
![]()
Öte yandan camilerde yürütülen Kur’an kurslarının yanında mobil sanat atölyeleriyle çocuklara yönelik sanat etkinlikleri de düzenleyen Çetin, bu uygulamaların dersleri daha verimli hale getirdiğini söylüyor. Sanatın çocukların ruh dünyasını beslediğini ve kurslara tamamlayıcı, alternatif bir eğitim imkanı sunduğunu vurgulayan Çetin, “Türk-İslam sanatlarını en güzel şekilde yine biz din görevlileri icra etmeli ve çocuklarımıza aktarmalıyız. Namaz vakitleri arasını sanat atölyemde geçiriyorum." dedi.
![]()

Belçika doğumlu genç mimar Maide Taşlıdere'nin küratörlüğünde hazırlanan sergiye, 20 sanatçı eserleriyle katıldı.
Zebrastraat Kültür ve Sanat Merkezinde düzenlenen sergide hat, ebru ve çini eserleri yer aldı.
Taşlıdere, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uzun süredir Belçika'da İslam sanatları workshopları düzenlediğini belirterek, böyle bir serginin eksikliğini hissettiğini dile getirdi.
Serginin isminin Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti olan İkra'dan esinlendiğini vurgulayan Taşlıdere, şunları söyledi:
"İkra, 'oku' demek ama daha derin. Kainatı oku, insanı oku, kendini oku. Aslında birçok şey demek. Bu sergide 7 kapı var. 7 kapıda 7 yolculuk var. Her kapı bir içsel yolculuğu temsil ediyor. İlk kapı İkra ve tüm kapıları temsil ediyor. İkinci kapı Nafs (Nefis), üçüncü kapı Qalb (Kalp), dördüncü kapı Ma (Su), beşinci kapı Ishq (Aşk), altıncı kapı Nur (Işık), en son kapı Sujud (Secde) kapısı. Aslında her kapı seni secdeye hazırlıyor."
"Bu bir tema ve herkes için yolculuk çok başka." ifadesini kullanan Taşlıdere, bu temayla Avrupa'da Müslüman olmayanların da ilgisini çekebilecek, herkese hitap edebilecek ve her şekilde yorumlanabilecek bir sergi düzenlemek istediklerini kaydetti.
![]()
Serginin açılış konuğu Türk sanat ve tasavvuf müziği sanatçısı Ahmet Özhan da müzikli bir sohbet gerçekleştirdi.
Özhan, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, "Geleneksel sanatlarımızın hepsinde varlığın özelliklerinin, dizaynının ve o dizaynla dışa vurum olarak gerçeğin, hakikatin tespit edilmesi lazımdır. Mutlaka tek var olanın sonsuz vecihlerle açığa çıkışının bir temaşasıdır bizim sanatımız." dedi.
İnsanoğlunun görevinin de bu olduğunu vurgulayan Özhan, şunları kaydetti:
"Mesela bir cami yapılırken, o caminin bütün estetik yapısı, bütün oluşumu mutlaka varlıkla paralel bir gerçeği ortaya koymalı. Yoksa bütün bunlardan vareste bir statiğin ortaya koymuş olduğu bir yığın sanat değildir. Yaşanılası bir yer de değildir. Sıkıcıdır. İnsan güzeli hissetmeye, estetiği algılamaya temayüllü yaratılmıştır. Bundan dolayı bizim ceddimizin ortaya koymuş olduğu sanat, bütün bu amacı içselleştirmiş ve kendi branşlarıyla da dışa vurmuştur."
![]()
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile Yunus Emre Enstitüsünün (YEE) de desteklediği serginin açılışına Brüksel Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı Mehmet Özgür Çakar, Türkiye Maarif Vakfının (TMV) Belçika Temsilcisi Büşra Doğan ve Brüksel YEE Koordinatörü Abdullah Demir de katıldı.
Belçika'da yerleşik Türk toplumunun yanı sıra Gent'in Flaman sakinleri de sergiye büyük ilgi gösterdi.
Sergi, 14 Eylül'e kadar gezilebilecek.

İzmir Valiliği ve İzmir Milli Birlik Platformunun işbirliğinde, iş insanı Erol Güzel'in katkısıyla İzmir İktisat Kongresi'nde açılan sergide, Hazreti Muhammed'in Sakal-ı ve Saç-ı Şerifleri, Nal-ı Şerif, Kadem-i Şerif, Hücre-i Saadet Örtüsü, kabir toprağı ile Kabe örtüleri yer alıyor.
![]()
İlk halife Hazreti Ebubekir'in Sakal-ı ve Saç-ı Şerifi, Abdülkadir Geylani'nin kabir örtüsü ve sarığı ile Hazreti Ali'nin Sarığı Şerifi ve Sancak-ı Şerifi de bulunuyor.
![]()
İzmir Milli Birlik Platformu Başkan Yardımcısı Erkan Karagöz, Anadolu Ajansı muhabirine, serginin İzmir'de ilk kez düzenlendiğini söyledi.
![]()
Serginin zengin içeriğe sahip olduğunu ifade eden Karagöz, "İzmir, kadim şehir İstanbul'dan yaklaşık 372 yıl evvel İslamiyet ile tanışmıştır. Dolayısıyla İzmir'in manevi atmosferi var. Ziyaretçilerin gelip sergi ve içeriğinin oluşturduğu atmosferi hissetmesi gerekiyor." dedi.
![]()
Ziyaretçilerden 76 yaşındaki Fatma Turanoğlu ise "Sergi bana çok iyi geldi. Umreye gidecektim nasip olmadı, Allah burayı nasip etti. Mutluyum." diye konuştu.
![]()
Lise öğrencisi Esma Nur Onmaz da serginin düzenlenmesinde emeğe geçenlere teşekkür ederek, duygulu anlar yaşadığını anlattı.
Sergi, 7 Eylül'e kadar ziyaret edilebilecek.
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()




VERYANSIN TV
Anadolu Basın Birliği (ABB), kuruluşunun 50’nci yılı kapsamında plaket töreni ve kutlama gecesi düzenledi.
Törende açılış konuşmasını yapan ABB Genel Başkanı Mehmet Bora Zor, disiplin kuruluna sevk edilen teğmenlerin ettiği yemini okuyarak “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” dedi.
![]()
Daha sonra 31 yıl önce bombalı suikastla şehit edilen, araştırmacı gazeteciliğin duayen ismi Uğur Mumcu ve 24 yıl önce bombalı saldırıyla yaşamdan koparılan siyaset bilimci ve yazar Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı anmak amacıyla hazırlanan sinevizyonlar gösterildi.
Sinevizyonların ardından Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu’ya ve Ahmet Taner Kışlalı’nın eşi Nilüfer Kışlalı’ya “Ülkemize Değer Katanlar Ödülü” verildi.
Özge Mumcu burada yaptığı konuşmada “Her zaman baskı ortamı vardı ne terörsüz bir Türkiye gördük ne özgür bir Türkiye gördük” dedi ve ‘terörsüz Türkiye’ vurgusu yaptı.
Nilüfer Kışlalı ise “Basın bir toplumun atardamarlarından biri. Her şeyi basından öğreniyoruz, bizi basın bilgilendiriyor. Ahmet benim kalbimde hiçbir zaman ölmedi. Görüyorum ki kimsenin kalbinde de ölmemiş” diye konuştu.
Törende Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay, Veryansın Tv program yorumcusu Serkan Öz, Harp Coğrafyası Uzmanı, Tarihçi Dr. Selim Erdoğan, Sözcü yazarı Saygı Öztürk, Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş ve birçok kişiye ödül verildi.
İzmir/Karaburun’da 30.’su gerçekleşecek olan Ütopyalar Toplantısı, bu kez “Börklüce Mustafa’dan Savaş Emek’e Oyun Kurmak, Oyun Bozmak… Oyunbaz Ütopyalar” başlığıyla 27-29 Eylül 2024 tarihinde başlayacak. Karaburun’da bir gelenek haline gelen ve Savaş Emek’in öncülüğünde başlatılan Ütopyalar Toplantısı’nda, Savaş Emek’in ölümünün ardından bayrağı Dağarcık Türkiye Yayın Yönetmeni Enis Musluoğlu ile eşi Aylin Musluoğlu devraldı.
Ütopyalar Toplantısı’na katılım ücretsiz olacak.
Ütopyalar Toplantısı’nın 30.’su Karaburun’da “Börklüce Mustafa’dan Savaş Emek’e Oyun Kurmak, Oyuz Bozmak… Oyunbaz Ütopyalar” başlığıyla gerçekleşiyor. Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay’ın da “Medyada Algı Oyunbazlığı” başlığında konuşma yapacağı Ütopyalar Toplantısı’na ayrıca Veryansın Tv yazarları E. Tümamiral Cem Gürdeniz, Prof. Dr. Barış Doster, Hasan Erel, Dr. Ceyhun Balcı da katılacak.
Etkinlikte; Buket Uzuner, İlkay Girgin Erdoğan, Yaşar Aksoy, Metin Denizeri, Doç. Dr. Latife Doğanay Çağlayan, Doruk Erkuş, Ceren Ertürk, Sude Gücük, Ali İhsan, Atakan Kaymakçı, Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, Serdar Kızık, Özgün Emre Koç, Kamil Masaracı, Dr. Cenk Özdağ, Doç. Dr. Volkan Özdemir, Serdar Yasa Figen Yazıcı Şardağ ve Ali Ekber Yıldırım da konuşma yapacak.
![]()
Dağarcık Türkiye’nin düzenlediği 30. Ütopyalar Toplantısı, 27-29 Eylül 2024 tarihinde gerçekleşecek.
27 Eylül 2024 Cuma
14.30 – Karikatür Sergi Açılışı / Kamil Masaracı, Zeynep Gargi
15.30 – Tarım ve Hayvancılıkta Oyunbaz Politikalar / İlkay Girgin Erdoğan (Karaburun Belediye Başkanı), Serdar Yasa (Karaburun Belediyesi Eski Başkanı), Ali Ekber Yıldırım (Gazeteci/Yazar), Serdar Kızık (Gazeteci/Yazar), Metin Denizeri (Yerli Üretici)
28 Eylül 2024 Cumartesi
10.30 – Yemel Atölyesi / Olmayan Yerlerden Yemek Tarifleri
13.00 – 30 Yılın Öyküsü ve Oyunbaz Ütopyalar 101 / Aylin Musluoğlu
14.00 – Oyunbaz Ütopyalara Karşı Oyunbozan Gelecek / Kamil Masaracı (Karikatürist), Atakan Kaymakçı (Dağarcık Türkiye Yazarı), Sude Gücük (Dağarcık Türkiye Yazarı), Ceren Ertürk (Dağarcık Türkiye Yazarı), Doruk Erkuş (Dağarcık Türkiye Yazarı)
15.00 – Bilimde Oyunbazlık / Prof. Dr. Barış Doster
15.30 – Türk Yunan İlişkilerinde Emperyal Oyunbazlık / Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı
16.00 – Büyük Güç, Rekabet ve Oyunbazlık / Enis Musluoğlu (Dağarcık Türkiye Yayın Yönetmeni), Hasan Erel (Yazar)
17.00 – Medyada Algı Oyunbazlığı / Erdem Atay (Gazeteci/Yazar, Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni)
17.30 – Jeopolitik Perspektifte Denizdeki Oyunbazlık / E. Tümamiral Cem Gürdeniz
19.00 – “Ütopya Hatırası” Fotoğraf Çekimi
20.00 – 30. Ütopyalar Toplantısı Yemeği
29 Eylül 2024 Pazar
13.00 – “OYUNBOZAN KARABURUN…” (Börklüce Mustafa’dan Savaş Emek’e Gökyüzüne Yazılanlar) / Yaşar Aksoy (Gazeteci/Yazar)
14.00 – Hegemonya Oyunları / Dr. Cenk Özdağ (Dağarcık Türkiye Yazarı), Özgün Emre Koç (Dağarcık Türkiye Yazarı), Ali İhsan (Dağarcık Türkiye Yazarı)
15.00 – Sağlıkta Oyunbaz Paydaşlar / Doç. Dr. Latife Doğanay Çağlayan, Dr. Ceyhun Balcı
16.00 – Oyunbaz Ütopya ile Hayatı Kurtulan O Kadın / Buket Uzuner (Yazar)
![]()
Hababam Sınıfı filminde “Bacaksız” lakaplı öğrenci rolüyle tanınan Tuncay Akça (60) kalp krizi sonucu İstanbul’da hayatını kaybetti.
Akça’nın ölüm haberini menajeri Kıvanç Terzioğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu. Terzioğlu Hababam Sınıfı’nın değerli oyuncusu Tuncay Akça’yı kaybettik. Ailesine sevenlerine başsağlığı diliyorum” dedi.
16 Aralık 1963 yılında Kastamonu’da dünyaya geldi.
Tuncay Akça, 1976 yılında yayınlanan efsane film Hababam Sınıfı Uyanıyor’da hayat verdiği ‘Bacaksız’ karakteriyle hafızalara kazındı. En bilinen repliklerinden birisi “Abi siz hiç iki ayak üzerinde duramaz mısınız?” sorusu oldu.
Tuncay Akça, Hababam Sınıfı Uyanıyor filminin setine aslında ayakkabı boyacısı olarak gitti. Sette, kahkaha attığı sırada Ertem Eğilmez’in ilgisini çeken Akça, filme tesadüfen attığı kahkahayla dahil oldu.
Akça, 1975-1976’da ayakkabı boyacılığı yapmak üzere gittiği Hababam Sınıfı setinde tesadüfen başlayan Yeşilçam günlerini AA muhabirine anlatmıştı.
Film setine arkadaşının ısrarıyla gittiğini aktaran Akça, “Ayakkabı boyarken bir kahkaha attım. Kahkaham tesadüf oraya monte oldu ama hiç hikayeyle, senaryoyla alakası olmayan bir olaydı. Rahmetli Ertem (Eğilmez) ağabey orada gülmemi keşfetti. Ertem ağabey bir dahidir. Kafasında önce bir öğrenci olarak bir şeyler yazdı rahmetli Sadık Şendil ile beraber. Yavuz Turgul da vardı o ekibin içinde. Tesadüfen bir kahkahamızla girdik” demişti.
Tuncay Akça, Yol Filminde Yusuf karakterini oynadı. 1995-2002 yılları arasında ise Bizimkiler dizisinde manav Adem rolüne hayat verdi. 2004 yılında Hababam Sınıfı Merhaba’da oynadı.

Hayatını kaybeden ünlü oyuncu Aydemir Akbaş’ın cenaze programı belli oldu.
Menajerliğinden yapılan açıklamaya göre Akbaş için yarın saat 11.00’de Galatasaray Lisesi’nde tören düzenlenecek.
Ardından Akbaş, Levent Barbaros Hayrettin Paşa Camisi’nde kılınacak öğle namazının ardından Feriköy Mezarlığı’na defnedilecek.
![]()
Usta oyuncu Aydemir Akbaş, Balkan savaşlarında Türkiye’ye gelen Arnavut bir baba ile Trabzonlu bir annenin çocuğu olarak 1936’da İstanbul Feriköy’de dünyaya geldi.
Galatasaray Lisesi’nde tamamladığı eğitimin ardından bir süre gazetecilik yapan sanatçı Altan Erbulak’ın yönlendirmesiyle tiyatro oyunculuğuna başladı.
Gülriz Sururi, Ayfer Feray-Nisa Serezli, Ali Poyrazoğlu gibi tiyatro toplulukları ile çalışan sanatçı, “Keşanlı Ali Destanı”, “Direkler Arası”, “Zilli Zarife” ve “Ferhat ile Şirin” adlı oyunlarda rol aldı.
Urfa’nın Suruç ilçesinde 1960’ta askerlik görevini tamamlayan Akbaş, daha sonra Gülriz Sururi–Engin Cezzar Tiyatrosuna katıldı.
Sinemaya 1964’te Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Keşanlı Ali Destanı” filmiyle adım atan usta oyuncu, filmden önce 31 Mart 1964’te “Keşanlı Ali Destanı”nın ilk tiyatro gösteriminde hem sahne amirliği yaptı hem de “Sipsi Selim” karakterine hayat verdi.
Aydemir Akbaş, 1968’de Ayfer Feray–Nisa Serezli Tiyatrosu’nda sahnelenen “7 Kocalı Hürmüz” oyununda rol aldı.
Başarılı oyuncu, 1969’da Gülriz Sururi-Engin Cezzar ve Ortakları Tiyatrosunun ortaklarından biri oldu. “Nikah Kağıdı” ile “Düşenin Dostu” oyunlarında rol alan Akbaş, birçok tiyatro oyununun da yönetmenliğini yaptı.
Sanatçı, 1974’te Türk filmlerinin yanı sıra Yılmaz Güney filmlerinde de oynadı. Sonraki yıllarda ise İbrahim Tatlıses ile senaryo çalışmaları yaptı.
Çoğu komedi olmak üzere 127 filmde rol alan Akbaş, 8 filmin yönetmenliğini yaptı, 30’a yakın tiyatro oyununda ve birçok dizide oynadı.
Joseph Kesselring’in 1939’da kaleme aldığı “Arsenic and Old Lace” oyunundan Fırat Zobu tarafından senaryolaştırılarak, 1974-1975’te TRT 1’de izleyiciye sunulan “Ahududu” dizisinde de rol alan sanatçı, 2013’te ise “Altındağlı” dizisinde yer aldı.
Oyunculuğun yanı sıra senaryo da yazan Akbaş, 33 filmin senaryosuna imza attı.
“Düş Yakamdan Osman” filmiyle 1987’de yönetmenliğe başlayan Akbaş Şafak Sezer ile “Kolpaçino” film serisi ve “Kutsal Damacana 2: İt Men” filminde de sinemaseverlerle buluştu.
Aydemir Akbaş, 2016’da “Alemde 1 Gece”, 2022’de “Sünnet Çocuğu” ve 2023’te “Kolpaçino 4 4’lük” filmlerinde izleyicinin karşısına geçti.
İlk kez 1964’te tiyatro oyuncusu Beyhan Benek ile evlenen sanatçı, iki kez boşandığı eşi ile üç kez evlendi.
Daha önce kolon, gırtlak ve bağırsak kanseriyle mücadele eden Akbaş, Ocak 2023’te yeniden kansere yakalandığını duyurmuştu.
Alınan bilgiye göre, bu sabah inme geçiren İnanır’ın bilinci kapalı şekilde Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi’ne sevk edildiği belirtildi.
Hastanede beyin tomografisi ve MR çekilecek sanatçıya, test sonucuna göre tedavi uygulanacak. (AA)
Hasan Murat Doğan yazdı…
1988 yılı yazıydı. Ankara Kızılay’daki Soysal Pasajı’nın yakınındaki yeni açılmış, küçük kasetçi dükkanına sık sık giderdim. Türkçe sözlü müzik rafında kapağı ve özellikle üzerinde yazan ismi ilginç olan kaset, her gidişimde dikkatimi çekerdi. Mavilik içerisindeki bir bulutu delen ucu sivri bir şemsiye sapı ve değişik bir kaset ismi. O yıllarda ‘özgün müzik’ ismi verilen bir tür çok revaçtaydı. Ben de kasetin isminden bu türde bir müzik olacağını düşünerek, elime alıp bakmazdım bile, ama her gittiğimde aynı yerde görürdüm.
Ondan yaklaşık üç yıl sonra, üniversiteden bir arkadaşım, birkaç gün önce bahsettiği grubun kasetini, bölümün kantininde elime tutuşturdu. Yine o tuhaf isim, ama bu sefer başka bir kaset, kapak resmi bu sefer daha da ilginç. Bu kasete bakışım da, kasetçideki bakışım ile aynıydı. Arkadaşımı kırmak istemedim, dinlemem, birkaç hafta sonra da geri veririm diye düşünerek, yüzümü buruşturmamı saklamaya çalışıp, burun kıvırarak, kaseti cebime koydum.
Birkaç gün sonra evde kaset elime geçti. Arkadaşımın hatırına az bir şey dinler, kapatırım diye düşünüp, önyargıyla teybe koydum. Beklentim ile ilgisi olmayan müzik ve sözler beni karşıladı. Daha ilk şarkıdan beni etkiledi: Gün Başlıyor. Yaşamın tüm karmaşıklığına rağmen, bir nefes alabilirsek, yaşamanın gücüne yenilip, coşacağımız bir yaşama sevincini duyumsatan bu şarkı ile otuz yılı aşkın Bulutsuzluk Özlemi grubu ile dostluğum, o anda başladı. Bu dostluk o kadar yaşamımın içerisine geçmiş ki, öykü kitabımda bile iki öyküde grubun isminin ve şarkısının geçmesi adeta kendiliğinden oldu. O yıllardaki saçma sapan şarkı sözleriyle ilgisi olmayan sözler, ona eşlik eden gitar ve saksafon ağırlıklı şarkı, birkaç yıl geç de olsa Bulutsuzluk Özlemi ile tanışmama sebep oldu. Tüm şarkılar yaşamın tam içindendi, kasetin son şarkısı ‘Sözlerimi Geri Alamam’ otuz üç yıldır beni aynı duygularla etkiledi: Hiçbir kere hayat bayram olmadı, ya da her nefes alışımız bayramdı.
Bu sefer 1992 yılının Nisan ayında üçüncü albüm ‘Güneşimden Kaç’ çıktı. Kaseti her gün defalarca dinlemekten, vize ve final sınavlarına çalışmakta çok zorlandığımı hatırlıyorum. Yaz stajı yaptığım o yaz bu kaset gurbette bana arkadaşlık etti.
Edebiyat ve müzik, genel olarak sanat yaşamımıza çok büyük değer ve anlam katar hiç kuşkusuz. Bulutsuzluk Özlemi’nin müziği bu anlamı ve değeri benim için çoğaltan bir müzik olmuştur, otuz üç yıldır.
Bizim popüler müziğimizin ana konusu genelde aşktır. Özellikle yaklaşık son kırk yıldır, konusu, sözleri birbirine benzeyen, arabesk veya benzeri bir müzikle, vıcık vıcık sözlerle, sözde aşk şarkıları toplumdaki çürümenin, yozlaşmanın da göstergesi ve hatta öncüsü olmuştur. Grubun da aşk şarkıları var tabii ki, ama onun ki genel geçer aşk şarkıları değildir. Tepedeki Çimenlik’te yalınayak dolaşarak, yemyeşille, masmavinin ortasında hayaller kurup, sadece sevgi diyen, başka hiçbir şey istemeyen, beklemeyenlerin şarkısı örneğin. Bir Güzel Gördüm Giderken Yolda, Yıllar Sonra, Yalnız Kalma Bu Dünyada, Evinde Gitarın Var mı?, Evet Evet, Aşk Zamanı, Lili Yar, Aşk Çok Para Yok, Rüzgar ve diğerleri. Bu şarkılar içi boş aşk, sevgi şarkıları değil, yaşamın akışı içerisinde, doğal, insana özgü duyguları, düşünceleri anlatan şarkılar.
Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkılarının bana göre en önemli özelliği yaşama, yaşamın birçok alanına dokunmasıdır; söyleyecek çok sözü vardır grubun. Onların dokunduğu konulara, başka müzisyenlerde pek rastlayamazsınız. Protest müziğin de öncüsü olan grup, 70-80’li yıllardaki çoğunlukla ajitasyon ve slogandan oluşan protest şarkılar benzeri şarkılar yapmamıştır. ‘Hezarfen Ahmet Çelebi’de naif, iç sızlatan protesto duyulur, başka bir şarkıda Şili’ye özgürlük isterken, örgütlü bir halkı hiçbir kuvvetin yenemeyeceği haykırılır. ‘Harran Ovası’nda pamuk tarlasında kadın, erkek, çocukların çapa yapması anlatılırken, ‘Seni Görmem Lazım’ şarkısında tarikat, ticaret, siyaset üçgeninden, ormanların işgaline, derelerin, denizlerin kirlenmesine kadar bahsedilir. ‘Bütün Bu Yaşananlardan Sonra’ şarkısında adeta küçük bir insanlık ve dünya tarihi anlatıldıktan sonra, özgürlük vurgusu yapılır. Irak işgali, ‘Bağdat Kafe’ ve ‘Felluce’ şarkılarında göz yaşartan, lirik bir şekilde söylenir.
Şarkılarında çoğunlukla, her şeye rağmen umut vardır, yaşama sevincine davet vardır, emek vardır, hatta her koşulda yaşamaya mecbur olduğumuz inancı vardır, zengin melodi ve ritm dolu seçkin bestelerle.
Tabii ki bu kısa yazıda, grubun onlarca şarkısının dökümünü yapamam, ama Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkılarında sade, içimizden olan insanlar da unutulmaz. Kaportacısından, üniversite öğrencisine, pastanedeki garsondan, mekanik bir fanatiğe, salepçisi, kokoreççisinden, Taksim’de PTT’nin önündeki insanlara kadar insana, onların duygularına, yaşamına dokunulur.
Bulutsuzluk Özlemi kentin, kentlinin müziğidir aynı zamanda. Anadolu rock müziğinin ağırlıklı kırsala, köye vurgu yapan tarzının, geleneği reddetmeden, ondan da yararlanarak, kentli müziğine evrilmesinin öncüsü olmuştur.
Bulutsuzluk Özlemi kendi türünde ilklerin grubudur. İlk Türkçe rock yapan müzik grubudur. Gruptan önce de Türkçe rock vardı, ama grupla birlikte Batı kaynaklı rock ve yer yer Anadolu ezgisi güzel Türkçemizle harmanlanmıştır. Şarkı sözleri bana göre çağdaş bir kent ozanının elinden çıkmış bir edebi nitelik taşır. Benim bildiğim ülkemizde senfoni orkestrasıyla birlikte konser veren ve ayrıca akustik, fişsiz (unplugged) konser veren ilk rock grubudur.
Grup ismini değerli aydın, yazar Mümtaz Soysal hocamızın bir yazısından almıştır. Güzel, yaşanılası bir dünya için yaşamları pahasına mücadele etmiş insanları anmak için yazılan bu yazıdan, grubun ismi doğmuştur. Bu ismin grubun kırk yıla yaklaşan, değişmeyen çizgisine, söylemine son derece uygun olduğu gerçektir.
Gerek ülkemiz müzik tarihinde, gerekse benim kişisel tarihimde son derece önemli bir yere sahip olan, Cumhuriyetimizin, zengin kültürümüzün müzik alanındaki yüz akı örneği, aydınlanmanın ezgisi diye tanımlayabileceğim Bulutsuzluk Özlemi’ne nice müzik dolu uzun yıllar diliyorum. Savaş, terör, açlık, yoksulluk, emperyalizm, sömürü, salgın, paranın egemenliği, çevre kirliliği gibi kara kötülük bulutlarının insanlığın ve tüm canlıların üzerinde olmadığı bir dünya ve yaşam özlemiyle.