Türkiye’den Sinirlioğlu’nun BM Genel Sekreterliği adaylığına ilişkin açıklama














































































































İstanbul Barosu Genel Kurulu’nda slogan tartışması kavgaya dönüştü. 68 bin 220 avukat, yarın dokuz aday arasından başkanını seçecek.
İstanbul Barosu Genel Kurulu’nda avukatlar arasında kavga çıktı Medyascope
Kamu diş hekimleri, ağır iş yükü, kısa tedavi süreleri ve gelir kayıplarına karşı Sağlık Bakanlığı önünde taleplerini dile getirdi.
Nev adıyla bilinen şarkıcı Nevzat Doğansoy 57 yaşında hayatını kaybetti.
Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kişisel aracını makam aracı olarak kullanmasıyla ilgili tutuklu Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davanın görülmesine devam ediliyor.
Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce açılan 12 sanıklı davanın ikinci duruşması, Marmara Kapalı Cezaevi’ndeki 2 No’lu salonda yapılıyor. Duruşmada İmamoğlu ile Yeni Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş ve İBB Davası’nda tutuklu yargılanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş hazır bulundu.
Savunmasına devam eden İmamoğlu, iddianameyi “iftiraname” olarak nitelendirerek, şunları söyledi:
“Her mahkemede ifade ettiğim gibi burada da ifade ediyorum ki benim için iddia makamı yok hükmündedir. İddia makamı, Türkiye yargısını temsil edemeyecek seviyesizliktedir. Kazanç sütunu yine boş bırakılmış. Yani eğer bir sanık buraya çıkıyorsa, lehine olan ne varsa yine yok sayılmış ve gider sütunu üzerinden Türk yargısı adına mazot, bakım, lastik, toplam 122 bin 305 lira… Yine 12 yıl öncesine dönelim. Hatırlatayım. O dönem Beylikdüzü Belediyesi için belediye başkanı seçildiğimden birkaç ay sonra aylık 7 bin 200 lira bedeli ile araç kiralanmak üzereydi. Yani bir belediye başkanına hizmet aracı olarak tasarlanan bir aracın aylık 7 bin 200 lira bedeli ile kiralanması söz konusuydu. Bunu ben hem o dönem evrakta gördüm hem de bana araç gösterilerek aylık kirası ifade edildi. Bugüne geldiğimizde daha iyi anlaşılması için hatırlatayım. Aylık 250-300 bin lira arası bir kiraya tekabül ediyor.
Milyarlarca lira kazandıktan sonra tövbe hesabı kurulup, para yatırıp affedilenlerin bu pozisyonunu da bu iddianameyi yazan akla havale ediyorum. Bakayım onlara suç duyurusunda bulunabilecek mi bu iddia makamı? Diğer mahkemede de söylemiştim. Tövbe istiğfar makamı Yaradan’la kul arasındadır. Memleketin mahkemesinde ya da memleketin kanununda ‘tövbe hesabı’ diye bir şey olmaz. O araç 4 yıl 2 ay Beylikdüzü sokaklarında dolaştı. Pazara, okula, taziye evine gitti; sokak sokak ilçeyi arşınladı. O aracım eskidi, yenilemek zorunda kaldık çünkü yüzbinlerce kilometre oldu. Şirketim ikinci arabayı aldı. O ikinci arabayla da 6 yıl daha, yine kendi aracımla İstanbul’da hizmet etmeye devam etti. Yani ben İstanbul döneminde de mazotunu da bilmem neyini de ödeyerek kendi aracımla görevimi yaptım. Bunu da ben hiçbir yerde anlatmadım, mecbur kaldım açtığınız dava yüzünden anlatmak zorunda kaldım, anlatıyorum. Bundan da böbürlenmedim. Dolayısıyla İstanbul’un her kilometresine hizmet mücadelesinde kamu yararına hizmet etme amaçlı bir uygulamayı kendimce felsefe edindim.
Bu dosyanın deposunu mazot değil, siyaset doldurmuştur. Yoksa 11 yıl önce verilmiş, 1 kuruş kazanç sağlamamış, tersine belediyeye tasarruf ettirmiş bir olur, bu kadar yol yapması mümkün değildi. Çoktan mazotu biterdi yani ama siyasetle dolunca maşallah gidiyor yani. Devletin bütün gücü 12 yıl önceki bir arabanın lastiğine bu kadar dikkatle bakarken 500 bin insan soyulurken, vurgun yapılırken o terazi neredeydi? Ben teraziyi iyi bilirim. Terazinin kefesinde ürün satmayı iyi bilirim. O terazide adaleti sağlamayı şükürler olsun büyüklerimden iyi öğrendim. Terazinin eşit olmasını, zarar edeceksek işletme etsin ama müşteri etmesin diyen akıldan esnaflık terbiyesini aldım ben ama ne yazık ki o terazi hep aleyhte, kamunun lehine değil, aleyhine çalışan bir düzenle karşı karşıyayız. O büyük kamu zararlarının olduğu yerde müfettişler neredeydi, SPK neredeydi; başkanı, üyeleri, Maliye Bakanı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanı neredeydi?”
AKP’ye katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’a yönelik eleştirilerde bulunan İmamamoğlu, şöyle devam etti:
“Mesela bir örnek daha vereceğim. Geçen gün Ankara’da kurultay davası diye tanımlanan mahkemede bir mütalaa okundu. Aynı kurultay, aynı iddianame, aynı suçlama; bana ve arkadaşlarıma hapis istendi. Aynı dosyada yargılanan bir başka kişi için ise beraat istendi. Ne değişti, biliyor musunuz? Delil mi? Hayır. Hatta çok yakın zamanda o arkadaşla biz böyle şey mektuplaştık gibi yani. O bir şeyler söyledi, ben bir şeyler söyledim, aynı şeyleri söyledik. ‘Böyle delilsiz suçlama mı olur.’ vesaire… Ne oldu, biliyor musunuz? Tek şey, rozet değişti. Yani 7 Ekim’de yakasına başka bir rozet takıldı, 21 Ekim’de beraat istendi. Ne tesadüf? Yani 7 Ekim’de rozeti tak, 21 Ekim’de beraat istensin. Arada 14 gün var. Bu davada da mazot konuşuyoruz. Oysa bu ülkede insanı taşıyan asıl makam aracı, sistem değişti, yeni bir sistem kurdular; rozettir. Araba taşımıyor. Artık yeni makam aracı var, rozet. Türkiye’de yeni bir makam aracı var, rozet. O rozetin ne olduğunu herkes biliyor.
Bilmiyorlar ki o rozetle bir adım gidemezler. Cumburlop düşecekler yere. Gidiyor zannediyorlar. Var ya bazı filmlerde böyle sahneler çekilir, arabanın içinde sallanırsın, gidiyor zannedersin ama aslında gitmezsin. Öyle bir halüsinasyon içindeler. Öyle bir yansıma içerisindedirler. Aslında gitmiyorlar. O kadar milletten koptular. Şimdi gidelim İzmir’e, muhtemelen sokakta gezemiyordur bu arkadaş. Ben size iddiayla söylüyorum, bu kapıdan çıkayım, İstanbul’a yürümeye başlayayım, 6 saat içinde İstanbul’da 10 milyonla buluşurum ben. 10 milyon diyorum. Abartmıyorum. Az söylemişsin de diyebilirler. Aradaki fark bu. Rozet aracı mı? Yoksa böyle bir hayali bir yaşam mı? Vallahi şükürler olsun hâlimden memnunum. O rozet aracına binen, ilk önce yapılan işlem hızla aklanıyor. Püripak oluyor, tertemiz. Niye? Bir kişinin kararıyla çünkü. Gerçekte mi aklanıyor? Asla. Binmeyene de diyorlar ki, ‘sen Silivri’ye git.’ Bu adalet değildir.”
Ekrem İmamoğlu, yaklaşık 40 dakika süren savunmasını şöyle tamamladı:
“Yıllar önce bir siyasi hareket kendine ampulü sembol seçti. ‘Aydınlığa açık, karanlığa kapalıyız’ dediler. Şimdi mahkeme salonuna giren kameraya bile tahammülleri yok. Canlı yayınlansın, hayırlı olur, dediler. Yalanlarının, iftiralarının ortaya çıkacağını kulaktan kulağa duyunca topuklayıp kaçtılar. Sebebi belli, artık ışıktan, aydınlıktan, şeffaflıktan tir tir korkuyorlar. Sembolü olan ampulü kendi elleriyle patlattılar. Çünkü öylesine kirlendiler ve kirlettiler ki, o bir avuç muhteris, az önce dediğim bini geçmeyen insan gerçek hâlleriyle pislik içindeki durumlarıyla görünmek istemiyorlar halka. Çok net. Onun için ampulü patlattılar. Kendileri patlattılar ancak kaçamayacaklar. Esenyurt’taki para kuleleri de kamu yöneticilerinin evlerindeki külçe külçe altınlar da belediye yöneticilerinin kendi yöneticilerinin elindeki binlerce tapularıyla da bakanının hesabındaki 4 ayda kazanılmış milyarlarıyla da fon vurgunundaki 100 milyarlarca eş, dost, akraba sistemi içerisindeki bolluk içinde olduğunu düşünen insanlar da artık ayan beyan ortada. Bu daha da devam edecek.
Benim kıymetli halkım, uyanık olmak, harekete geçmek zorundayız. Yarın Türkiye’nin illerinde, İstanbul Kadıköy’de gazeteciler haklarını savunacak, yanlarında olun. Destek olun, gidin. 29 Ekim’de Cumhuriyetimizi ülkemizin her yerinde kutlayalım ama bu bir başka kutlama. Kutlama olduğu kadar büyük tehdit altında olan cumhuriyeti, demokrasiyi, adaleti hep birlikte buluşalım, organize olalım, örgütlü olalım ve koruyalım.
Koruduğumuzun gücünü Cumhuriyet Bayramı’nda 87 milyon yurttaş olarak bu güzel demokratik düzenden uzaklaşanlara, milletin, bu vatanın sahibi olduğunu gösterelim. Sevgili halkım, kendinizi, cebinizi, emeğinizi, alın terinizi, diplomanızı, şirketinizi, çocuklarınızı, hanenizi, geleceğinizi, şehirlerimizi, doğayı, devletimizi, milletimizi, vatanımızı bu vurgunculardan koruyun. Allah sizi de korusun. Görev milletimizdedir. Halkımızın sesini yükseltmesini talep ediyorum.” (ANKA)
(MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Merkez Disiplin Kurulu (MDK) ve milletvekillerinin katıldığı ortak toplantının ardından yazılı açıklama yaptı.
Bahçeli, il ve ilçe kongrelerinin tamamlandığını belirterek MHP’nin 15. Olağan Büyük Kurultayı’nın 7 Şubat 2027 Pazar günü gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığını bildirdi.
Bahçeli, açıklamasında Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki konumuna ve Libya ile imzalanan deniz yetki alanları mutabakatına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Libya Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile 2019’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı’nı onaylamasına dikkat çeken Bahçeli, gelişmeyi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki “hak ve menfaatleri açısından önemli” bulduğunu belirtti.
Bahçeli, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilere dair değerlendirmesinde ise iki ülke arasında ortaya çıkabilecek görüş ayrılıklarının diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini belirtti.
Devletler arasında f”arklı değerlendirmelerin ve çözüm bekleyen meselelerin yaşanabileceğini” kaydeden Bahçeli, bu sorunların karşılıklı anlayış ve doğrudan diyalogla aşılması gerektiğini vurguladı.
Türkiye Diyanet Vakfında (TDV), Gazze için toplanan bağışların yatırım fonlarında değerlendirildiğine ilişkin iddiaların ardından üst düzey görevden almalar yaşandı.
Sözcü gazetesinden Deniz Ayhan’ın haberine göre, vakfın genel müdürü İzani Turan ile genel müdür yardımcıları Recep Şükrü Balkan ve Fatih Kayacan görevden alındı.
Üç yöneticinin görevden alınmasının yanı sıra emekli maaşlarına ek olarak vakıftan aldıkları öne sürülen yüksek ücretler de gündeme geldi.
Gazze için toplanan bağışların yatırım fonlarında değerlendirildiğine yönelik iddialar, daha önce Türkiye Diyanet Vakfı yönetimini gündeme taşıdı.
Haberde, Genel Müdür İzani Turan’ın Gazze bağışlarının fonlara yatırıldığını kabul ettiği ve “Ortaya çıkarsa kimseye izah edemeyiz” ifadelerini kullandığı aktarıldı.
Haberde, vakfın yatırım fonlarındaki birikimlerinin bir bölümünün zararla satılarak başka bir fona aktarıldığı öne sürüldü.
![]()
Fon krizinin ardından Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş’un talimatıyla fonlardan kısmen çıkış yapıldığı ve paranın katılım bankasına aktarıldığı belirtildi.
Vakfın yatırımlarının ne kadarının Gazze bağışlarından oluştuğu ve işlemlerden kaynaklanan toplam mali sonuç henüz bağımsız olarak doğrulanmadı.
23 Ekim’de kamuoyuna yansıyan yeni gelişmeye göre Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürü İzani Turan ile yardımcıları Recep Şükrü Balkan ve Fatih Kayacan’ın görevlerine son verildi.
Fon işlemlerine ilişkin vakıf bünyesindeki incelemelerin devam ettiği bildirildi.
Görevden alma kararlarının ardından gözler, Diyanet İşleri Başkanı ve TDV Mütevelli Heyeti Başkanı Safi Arpaguş’a çevrildi.
Arpaguş’un konuya ilişkin kamuoyuna yansıyan yeni bir açıklaması bulunmuyor.
Muğla merkezli 13 ilde 20 Ekim’de düzenlenen operasyonlarda, aralarında Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz ve oğlu Doruk Topuz’un da bulunduğu 29 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Daha sonra 6 şüphelinin daha gözaltına alınmasıyla sayı 35’e yükselmişti. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığından 21 Ekim’de yapılan açıklamada, soruşturmanın “suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya üye olma”, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “resmî belgede sahtecilik” suçlarından yürütüldüğü bildirilmişti.
Açıklamada, Milas Belediyesi tarafından 34 şirkete ait 35 iş deneyim belgesinin içerik itibarıyla sahte olarak düzenlendiğinin tespit edildiği belirtilerek, söz konusu belgelerde yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen işlerin ihale bedelinin toplam 2 milyar 579 milyon 555 bin 355 lira olduğu kaydedilmişti.
Bu belgeleri alan şirketlerin kamuya ait 25 ihaleye katıldığı, bir ihalenin kazanıldığı ve söz konusu ihalelerin toplam bedelinin 3 milyar 714 milyon 262 bin 711 lira 18 kuruş olduğu aktarılmıştı.
Açıklamada ayrıca bazı şirketlerin hesap numaralarının, vergi kimlik numaralarının ve banka hesaplarına ait IBAN numaralarının aynı olduğu, çalışan olarak gösterilen kişilerin de ortak olduğu belirtilmişti. Bu yöntemle kurulduğu öne sürülen şirketlerin piyasa değerlerinin yüksek gösterilerek üçüncü kişilere devredildiği ve bazı şirketlerin söz konusu belgeler aracılığıyla toplam 342 milyon 880 bin lira sermaye artışı sağladığının tespit edildiği bildirilmişti.
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilerin adliyedeki işlemleri sürüyor. (ANKA)
Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca, Milas Belediyesinde usulsüz iş deneyim belgeleri düzenlendiği iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında 20 şüpheli adliyeye sevk edildi. https://t.co/pFrkA2Lfe0
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 23, 2026
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, kendisine yönelik sunulan önergede askeri hastanelerle ilgili sorulara ilişkin açıklama yaptı.
İYİ Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk, askeri hastanelerle ilgili talepleri Meclis gündemine taşıdı.
Öztürk, Güler’in yanıtlaması istemiyle “Gazilerin askerî hastanelerin yeniden açılması yönündeki talepleri Bakanlığınıza ulaşmış mıdır? Bu talepler nasıl değerlendirilmiştir? GATA’nın yeniden kurulması konusunda Bakanlığınızın görüşü nedir? Askerî hastanelerin yeniden Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde yapılandırılması planlanmakta mıdır?” sorularını sordu.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in yanıtı şöyle:
“6756 sayılı Kanun ile askerî hastaneler Sağlık Bakanlığına devredilmiş olup, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeline verilecek sağlık hizmetleri, 07 Şubat 2018 tarihli “Sağlık Bakanlığı Tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerine Sunulacak Sağlık Hizmetleri Hakkındaki Protokol” hükümleri çerçevesinde Sağlık Bakanlığı ile koordineli bir şekilde ulusal sağlık hizmetleri esas alınarak yürütülmektedir.
Başta Sağlık Bakanlığına devredilen Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi olmak üzere tüm Sağlık Bakanlığı hastanelerinde TSK personeline hizmet verilmektedir. Ayrıca, Protokol kapsamında beş hastane sadece TSK personeline hizmet verecek şekilde planlanmıştır. TSK personelinin sağlık hizmeti sunumunda yoğun olarak istifade ettiği dokuz hastanede açılan MSB koordinasyon birimleri aracılığı ile personelin ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetinin etkinliğinin artırılması sağlanmıştır.
TSK personeli olarak görev yapan ve özellikle terörle mücadele kapsamında gazi olan kahraman personelimizin tedavi, bakım ve rehabilitasyonu kapsamında gerekli tüm tıbbi tedavi ve sağlık hizmeti işlemleri titizlikle yürütülmekte olup Sağlık Bakanlığı’nın 2024/11 sayılı genelgesi kapsamında şehit yakınlarına ve gaziler ile ailelerine muayene sırasında öncelik verilmektedir.
Türk Silahlı Kuvvetlerine tevdi edilen her türlü görevi ifa etmek üzere; Bakanlığımızın sağlık alanında ihtiyaç duyduğu askerî öğrenci yetiştirme ve dış kaynaktan sağlık personeli temin faaliyetleri yürütülmektedir.
Sağlık personeli yetiştirme faaliyetleri kapsamında Sağlık Bilimleri Üniversitesinde Bakanlığımız nam ve hesabına eğitim gören askeri öğrencilerden askerî tabip subay ve sağlık astsubayı mezun olmakta olup askerî tabip ve askerî sağlık personeli sayısı yıllara sâri olarak artmaktadır.”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, haziran ayında yaptığı açıklamada şunları söylemişti:
“Ne hazindir ki bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye’dir. Bu durum, ordumuzun büyüklüğü ve harekât kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır. Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması; Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi milli beka meselesidir.”
TBMM’ye sunulması planlanan sigara ile ilgili düzenlemeye ilişkin kanun taslağı üzerinde çalışmalar sürüyor. Sigara yasaklarına uyulmaması halinde idari para cezalarının artırılması gündemde. Türkiye’de sigaraya başlama yaşının sigara satışının yasak olduğu 18 yaşın altına düşmesi nedeniyle “sigaranın görünürlüğünün” azaltılması amacıyla mevcut kuralların da sıkı denetleneceği birtakım önlemler alınacak. Kapalı mekanlarda sigara içmeyenler için belirlenecek standartlarda ayrı bölümler oluşturulması öngörülüyor. Mekanların açık alanlarında da her yerde sigara içilemeyecek, ayrı bölüm oluşturulacak.
AKP TBMM grubunda, sigara konusunda Sağlık Bakanlığı ile birlikte yürütülen çalışmalar sürüyor. AKP grubunda dün yapılan toplantıda, sigara ile ilgili düzenlemeleri içeren kanun taslağı ela alındı.
AKP grubunun sigara ile ilgili hazırladığı teklif taslağında, Sağlık Bakanlığı’nın yaptırdığı anket esas alındı. Sağlık Bakanlığının yaptığı son araştırmaya göre, Türkiye’de sigara kaynaklı hastalıklar ve bunların tedavisi için yıllık 30 milyar dolar sağlık harcaması yapılıyor. Sigara içen 13-15 yaş grubundaki öğrencilerin market, bakkal gibi yerlerden sigara alma oranı yüzde 73,3 olarak belirlendi.
Dünya genelinde sigara kullanmaya başlama yaş aralığı 14-25. Sigara kullananların yüzde 82’si bu yaşlarda sigaraya başlıyor. Türkiye’de ise sigaraya başlama ortalama yaşı 17. Yani sigara satışının yasak olduğu 18 yaş altında sigaraya başlanıyor. Yasaklı madde kullananların tamamına yakınının bu bağımlılıktan önce sigara alışkanlığı bulunuyor.
Bakanlığın araştırmasına göre Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki kadınlarda tütün kullanım oranı 13 yılda iki katından fazla arttı.
Sigaraya başlama yaşının giderek düşmesi ve sigara kaynaklı hastalıklara yapılan sağlık harcamalarının yüksekliğine işaret eden yetkililer, bu konuda yeni düzenlemelerin yanı sıra denetimin artırılmasına yönelik önlemler alınacağını vurguladı. Yetkililer, Türkiye’de sigara kullanma yaşının düşmeye başladığını belirterek, bu nedenle daha sıkı önlem alınmasının zorunlu olduğunu belirtti.
Bu nedenle sigara satış ve sigara için belirlenmiş diğer kurallara uymayan kişi ve işletmeler için uygulanan idari para ve diğer cezaların artırılması planlanıyor.
Üzerinde çalışılan taslağa göre, hastane, okul, spor tesisi, oyun alanları gibi yerlerde sigara kullanımına ilişkin yeni düzenlemeler öngörülürken, kafe, lokanta gibi yerlerde ise sigara içilecek yerlerle ilgili yeni düzenlemelere gidilecek. Yiyecek-içecek tüketilen mekanlarda sigara içilecek “kapalı alan” yeniden tanımlanacak. Bu kapalı mekan işletmenin büyüklüğüne göre belirlenecek. Kapalı mekanların yanı sıra açık alanlarda da her yerde sigara içilemeyecek. Açık alanlarda sigara içilmesi için ayrı bölüm oluşturulacak.
Türkiye’de sigara satışının yasak olduğu 18 yaş altı için kimlik doğrulaması uygulamasının sıkı kontrollerle takip edilmesi hedefleniyor. Bunun için sigara ve alkol satışının yoğun bulunduğu yerlerde denetimlerin sıklaştırılması amaçlanıyor.
Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı ankette sigara satışında dijital kimlik doğrulamasını destekleyenlerin oranın yüzde 90 çıktı. 18 yaş altındakilerin tütün kullanılan alanlara girişinin yasaklanmasını isteyenleri oranı ise yüzde 92 oldu.
Yetkililer, şu anda kimlik doğrulamanın elektronik ortamda yapılmasının düşünülmediğini, yaşından şüphelenilmesi durumunda satıcının kimlik göstermesini isteyeceği uygulamanın devam edeceğini belirtti.
Yetkililer, Türkiye’de elektronik sigara satışının yasak olduğuna işaret ederek, şu anda bu taslakta elektronik sigara kullanımına ilişkin düzenleme yapılmasının düşünülmediği bildirdi.
Elektronik sigaranın sıvı ve IQOS olarak ikiye ayırdığını işaret eden yetkililer, bunların her ikisinin de tütün ürünü olduğunu ve Türkiye’de yasak kapsamında bulunduğunu, ancak çoğunlukla ülkeye kaçak getirildiğini vurguladı.
Sigaranın, “İnce sigara, dumanı-nikotini azaltılmış sigara” veya değişik tatlarla cazip hale getirilerek kullanımının yaygınlaşmasının önleneceğini vurgulayan yetkililer, her türünün ciddi sağlık sorunlarına yol açtığına işaret etti.
Sigara ile ilgili düzenlemenin TBMM’ye ne zaman sunulacağı henüz netleşmedi. Yetkililer gelecek hafta komisyonda 2027 yılı bütçesinin görüşülmeye başlanacağını belirterek, bütçe görüşmeleri sırasında sunulup, Genel Kurul’da bütçe görüşmelerinin tamamlanmasından sonra ele alınabileceğini ifade etti.
Yeşilay Genel Başkanı Mehmet Dinç, Yozgat’ta tarihi Karslıoğlu Konağında hizmet veren Yeşilay Danışmanlık Merkezi’ni ziyaret edip, Yeşilay Yozgat Şube Başkanı Abdullah Ceylan’dan bilgi aldı. Dinç, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin her şehrinde insanların bağımsızlığı için mücadele verdiklerini, bu mücadelenin her dönemde kıymetli olduğuna dikkati çekerek, “Her yerde bağımlılık ciddi bir tehlike. Yozgat’ımızda da ciddi bir tehlike. Madde, kumar bağımlılığı ve alkol bağımlılığı ciddi bir tehlike. Elimizdeki bilgiler bu konuda daha çok çalışmamız gerektiğini gösteriyor. Daha çok mücadele etmemiz gerektiğini gösteriyor. Daha çok insanımıza ulaşmamız gerektiğini gösteriyor” dedi
![]()
Dinç, sigara yasağı ile ilgili düzenleme konusunda yöneltilen bir soruya, şu yanıtı verdi:
“Düzenlemeler maalesef belli sembolik kurallara takılıp kalıyor. İçinde hakikaten insanımızı koruyacak ve sigara içmeyenlerin haklarını koruyacak, sigara içenlerin de tedavi olmasını kolaylaştıracak, bırakma motivasyonunu artıracak fevkalade güzel düzenlemeler var. Ama bu konu sembolik tartışmalar etrafında boğulmaya çalışılıyor. Meclis’te milletvekillerimizin bu düzenlemeye sahip çıkmalarını bekliyoruz. Sigara uyuşturucuya, madde bağımlılığına geçişte bir aracı oluyor. Ve geçişe aracı olmasa bile sigaradan dolayı her yıl 120 bin insanımızı kaybediyoruz. Maddi, manevi olarak çok büyük bir kaybımız var. Bu noktada sigarayla alakalı düzenlemelerin uygulanmamasından dolayı Türkiye’de yakın zamanda ciddi bir artış oldu.
![]()
Özellikle çocuklarımızda, gençlerimizde ciddi bir artış oldu. Bu noktada çocuklarımızı, gençlerimizi başta olmak üzere bütün insanımızı korumak için düzenlemelere ihtiyaç var. Sigara içme yüzde 50’nin üzerinde bir nüfus var toplumda. Bu nüfusun da haklarını korumak lazım. Hastane önlerinde, parklarda, okul etrafında sigara içilmemesi ile alakalı düzenleme yapılıyor. Dolayısıyla düzenleme fevkalade yerinde önemli, dünya standartlarında bir düzenleme, dünyada hali hazırda olan bir düzenleme. O yüzden mutlaka meclisten geçmesi gerektiğini düşünüyoruz.”





























































































Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İnan Altınbaş fon soruşturmasında gözaltına alındı. Şirketin malvarlıkları donduruldu.
Fon soruşturması: Altınbaş Holding’in malvarlıkları donduruldu Medyascope
PKK terör örgütü elebaşlarından Murat Karayılan, Suriye’de HTŞ yönetimiyle yaptıkları entegrasyon anlaşmasına ilişkin yeni mesajlar verdi.
Örgütün ajansına konuşan Karayılan, “kitleleri harekete geçirme dönemi” olduğunu söyledi.
Karayılan şunları söyledi:
“Şimdi dönem entegrasyon dönemidir. Siyasi, toplumsal ve kültürel mücadele dönemidir. Bütün güçlerimizi buna göre harekete geçirmeliyiz. Savunma güçlerinin artık belli bir düzeyi var, o ayrı. Onlar da rollerini oynamalılar. Ancak mücadele artık siyasi ve toplumsal yöntemlerle yürütülmelidir. İki konuda cesur hareket etmek gerekir. Birincisi, halkların kardeşliği meselesidir; yani Önder Apo’nun demokratik ulus perspektifini cesaretle savunmaktır. Bakıyoruz, bu ırkçılar esas olarak bu perspektife saldırıyorlar. Yani halklar arasında, Kürtlerle Araplar arasında düşmanlık yaratmak istiyorlar. Bu ne anlama geliyor? Demokratik ulus perspektifini boşa çıkarmak istedikleri anlamına geliyor. Orada halkları birbirine düşürmek istiyorlar. Buna karşı cesaretle mücadele etmemiz gerekiyor. Yani Arap, Kürt, Asuri, Süryani ve Ermeni halklarının kardeşliğini korumalıyız. Bunu her yerde korumalı, kardeşliği geliştirmeliyiz. Birincisi, bu konuda tavizsiz ve cesur olmak gerekir.
İkincisi entegrasyondur. Entegrasyonu nasıl demokratik bir entegrasyona dönüştüreceğiz? Bunun için mücadele etmek gerekir. Siyasi mücadele, toplumsal mücadele yürütmek gerekir. Cesaretle yürütmek gerekir. Entegrasyon, özünde ortaklaşma anlamına gelir. Yani iki taraf bir olur. Ama her iki taraf da birbirini kabul etmelidir. Yani Kürtleri Kürt olarak kabul etmek gerekir. Entegrasyon budur. Birinin diğerinin üzerine çıkıp her şeyi dayatması değildir. Dayatma değildir, birbirini kabul etmektir. Sen onun bir şeyini kabul edersin, o da senin bir şeyini kabul eder. Fakat bunun için mücadele yürütmek gerekir. Mücadelede sürekli “Bunu yaparsak savaş olur, bunu yaparsak her şey bozulur” bahanesine sığınılmamalı. Her şey bozulmaz. Yani kimse kıyameti koparmamalı. İki yönden de kıyamet koparılmamalı.
Birincisi, bazı çevreler “Her şey gitti, her şeyi verdik” diyor. Öyle değildir. Bazı şeyler, kazanımlar var. Kazanımlarına sahip çıkmalı, bu kazanımlar üzerinde şehitlerin davasını ilerletmelisin. Yeni yol ve yöntemlerle siyasi, demokratik, toplumsal ve kültürel mücadeleyi güçlendirmelisin. Örgütlenmelisin. Kazanımlar var; her şey gitmiş değil. Diğeri de siyasi mücadele yürüttüğünde “Aman, yine savaş çıkacak” demektir. Bu da doğru değildir. Yani Rojava Kürdistanı’nın arkasında bir güç var, yalnız değildir. Her şeyden önce bütün Kürt halkı onun arkasındadır. Ocak ayında bu belli olmadı mı? Yine Rojava Kürdistanı, DAİŞ’e karşı savaşta, Kobanê direnişiyle, kadınların ve özgür kadının direnişiyle dünyada kendisine bir yer edindi. Bakıyoruz, Şam yönetimi yüzünü olumlu göstermek için birçok kez Rojava yetkilileriyle birlikte fotoğraf çektirmek istiyor. Buna ihtiyaç duyuyor. Yani her şeyi bir kenara atmak o kadar kolay değildir. Hayır, Rojava Devrimi de kendi mevzilerini oluşturmuştur. Bu mevziler üzerinden siyasi ve toplumsal mücadeleyi daha güçlü yürütmek gerekir.
Şimdi gerekli olan, hızla toparlanmak ve mücadele etmektir. Bugün Hesekê’de Suriye bayrağını kaldırıp ırkçılık yapanlar Arap halkını temsil etmiyorlar. “Devlet gelsin” diye bağırıyorlar. Onlara “Biz zaten devletiz. Entegrasyon gerçekleştirmedik mi? Biz devletin ortağıyız. Buradaki devlet biziz. Sen kimsin?” denilerek yanıt verilmelidir. Bu nedenle resmi kurumlar aciz davranmamalıdır. Karşılarına çıkıp “Siz kimsiniz? Burada kimsenin kargaşa yaratmasına izin vermiyoruz” demelidirler. Yani bu resmi kurumlar kendilerini ikinci sıraya koymamalıdır. Sorumluları rollerini oynamalıdır. Siyasi kurumlar daha fazla yanıt verebilir, konuşabilir, Suriye’de kamuoyu oluşturabilir ve mücadele yürütebilir. Yani mücadele birkaç kişiye bırakılmamalıdır. Herkes yürütmelidir. Yani şimdi savaş dönemi değil; siyasi mücadele, konuşma, yanıt verme ve kitleleri harekete geçirme dönemidir. Kürt halkı haklarını korumalıdır. Hakları vardır, Suriye hükümetinde yeri vardır. Mevcut koşullara göre şehitlerin davasını daha fazla temsil etmeye, şehitlerin çizgisini daha fazla geliştirmeye ihtiyaç vardır.
Halkımız burada emek verdi. Arap halkı ve Kürt halkı birlikte kan döktü. Artık kimse bunu geriye, eski düzeye götüremez. Hayır, dostlar var. Örneğin şehitlerimizin, arkadaşlarımızın bütün Arap ailelerine ulaşılmalıdır. Olumlu yaklaşan bütün aşiretlerle birlikte çalışılmalıdır. Böyle kargaşa yaratanların, provokatif yaklaşımlar geliştirenlerin arkasında kimin olduğunu biliyoruz. Kimin müdahale ettiğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle bütün kurumlar, kişiler ve özellikle şehit aileleri hızla toparlanmalı, hızla örgütlenmelidir. Bu tür uygulamalara karşı daha etkili yanıtlar geliştirmelidirler. Toplumumuz her yerde kendisini bir güç ve irade hâline getirmelidir. Doğrudur, bazı savunma güçleri var. Onlar rollerini oynamalılar. Böyle pasif ve aciz olmamalılar. Eğer aciz olacaklarsa o silahları neden aldılar? Birincisi budur. Ama halkımız da kendisini korumalıdır. Yani öz gücüyle, örgütlülüğüyle kendisini korumalıdır. Hiçbir yerde kimse böyle savunmasız kalmamalıdır.
Bazı eller Suriye’de Kürt halkının önünü kesmek istiyor. Bu açıktır. Ancak Kürt halkı, şehitlerinin kanıyla artık kendisine bir yer oluşturmuştur. Suriye’de temel bir aktör olabilir. Bunu da demokratik ulus perspektifiyle, halkların kardeşliğiyle güçlü biçimde sürdürebilir. Bunun zemini bir ölçüde oluşmuştur. Bu temel üzerinden hareket etmek gerekir. Böyle “Ah vah, biz bunu yaptık, şunu yaptık” denilerek olmaz. Hayır, ne olmuşsa bunun hesabı sorulsun. Hesap vermesi gerekenler hesap versin. Ama bu, boşluk yaratılması, alanın başkalarına boş bırakılması anlamına gelmez. Hayır, alan doldurulmalıdır. Meydan demokratik toplumla gümbür gümbür kaynamalı, harekete geçmelidir. Siyasi ve toplumsal çalışma ve mücadeleyle demokratik toplumun hareketliliği yükselmeli, güçlenmeli, ilerlemelidir. Hedef budur.
Şimdi Önder Apo’nun çizgisi var. Önder Apo’nun mücadelesi var, hareketin mücadelesi var, sizin kendi mücadeleniz var; Rojava Kürdistanı’nın kendisi var. Bu hareket var. Ancak onların planı buydu; hepsini tasfiye etmek, böylece yenilgiye uğratmak. Şimdi de yine daraltmaya çalışıyorlar. Rojava Devrimi’ne yönelik mevcut çaba budur. Daraltmak, anlamsızlaştırmak, anlamından uzaklaştırmak istiyorlar. Yani zamana yayılmış böyle bir plan var. Herkes buna karşı dikkatli olmalı, saflarını hızla güçlendirmeli, harekete geçmeli; koşullara uygun yol ve yöntemlerle mücadeleyi güçlendirmeli ve kahraman şehitlerin davasını başarıya ulaştırmalıdır. Herkesin görevi budur.”
Azerbaycan, Türk vatandaşı 31 ismin ülkeye girişine geçici veya kalıcı olarak yasak getirildiğini duyurdu.
Bugün yayımlanan açıklama ile yürürlüğe giren kararda, listedeki kişilerin Azerbaycan mevzuatı çerçevesinde “istenmeyen kişi” statüsüne alındığı duyurdu.
Bakü yönetiminin yayımladığı metinde, alınan bu karara gerekçe olarak söz konusu isimlerin sosyal medya platformlarında ve internet sitelerinde yer alan muhtelif açıklamaları gösterildi. İlgili şahısların dijital mecralar üzerinden Azerbaycan’ın egemenliğini, milli güvenliğini, halkını, anayasal düzenini ve mevcut yönetimini hedef alan ifadeler kullandığı ileri sürüldü.
Kararın yasal dayanakları arasında, yönetim yapısının zor kullanılarak değiştirilmesine yönelik çağrılar yapılması, dini radikalizm temelli şiddet eğilimleri ile dini nefret ve düşmanlığın körüklenmesi unsurları sıralandı. Bununla birlikte resmi açıklamada, listede bulunan isimlerin hangi somut söz ya da eylemleri sebebiyle bu kapsama dahil edildiğine dair kişi bazında detaylı örneklendirmelere yer verilmedi.
Azerbaycan hükümeti tarafından kamuoyuyla paylaşılan 31 kişilik yasaklı listesinde Türk siyasetinden, basınından, spor camiasından, akademisinden ve dini çevrelerden tanınan çok sayıda sima yer aldı.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Yahya Uğraş ve Toprak Partisi Genel Başkanı Ömer Ulutaş listedeki siyasi isimler olarak dikkat çekti.
Medyadan ve yazarlık dünyasından Yusuf Kaplan, İsmail Kılıçarslan, Adem Özköse ile eski hakem ve spor yorumcusu Ahmet Çakar’ın da listede bulunduğu bildirildi. Ayrıca eski Ayasofya İmamı ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Boynukalın da yasaklı isimler arasında yer aldı.
İşte o 31 isim:
Ahmet Barış İyison – İyison Medya ve Gazeteciabi Projesi Yöneticisi
Cem Özyurt – Blog Yazarı
Akın Duru – TV8 ve Acunmedya Çalışanı
Dursun Eker – Gazeteci, File Prodüksiyon Hizmetleri
Adem Özköse – Gazeteci, Siyasi Analist ve Yazar
Muhammed Emin Yıldırım – Köklü Değişim Dergisi İstanbul Temsilcisi
Cüneyt Sezer – Blog Yazarı, Sosyolog ve Siyasi Analist
Serhat Koyuncu – Kamuoyu Aktivisti
Mikail Ayyıldız – Dini Araştırmacı ve Yazar
Ahi Aratoğlu – Araştırmacı Yazar, Şair ve Sosyolog
Muharrem Çavuş – Eski AKP Boğaziçi Gençlik Kolları Başkanı (2020-2025)
Fatih Erbakan – Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı
Yahya Uğraş – HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı
Aydın Binboğa – Ekonomist ve Siyasetçi
Hakkı Eren – Köklü Değişim Gazetecisi
Sait Seyitoğlu – HÜDA PAR Batman Mali ve İdari İşler Sorumlusu
Mehmet Boynukalın – Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Profesörü, Eski Ayasofya İmamı
Okan Aytaş – Gazeteci, Finansopia Medya Sahibi
Mert Armağan – Gazeteci
Yaşar Yavuz – Gazeteci
Ahmet Sırrı Arvas – Şair, Gazeteci ve Yazar
Yusuf Kaplan – Yazar ve Gazeteci
Erdinç Teğmen – Erte Medya Sahibi
Ahmet Çakar – Spor Yorumcusu ve Eski Futbol Hakemi
Halil Atakan Ay – İlahiyatçı
İsmail Kılıçarslan – TVNET ve Yeni Şafak Yazarı
Murat Şahin – Akit TV Program Sunucusu
İrfan Kaya Ülger – Akit TV Program Sunucusu
Fatin Dağıstanlı – Akit TV Program Sunucusu
Ömer Ulutaş – Toprak Partisi Genel Başkanı
Ömer Faruk Gergerlioğlu – Milletvekili
SPK bültenine göre Kurul, Alnus Yatırım Menkul Değerler, Bulls Yatırım Menkul Değerler ve Pusula Yatırım Menkul Değerler’in sermaye piyasası faaliyetlerini bugün saat 00.01 itibarıyla geçici olarak durdurma kararı aldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından iletilen raporlar ve yazılı başvurular doğrultusunda inceleme yapıldı.
Soruşturmanın, Işıklar Enerji ve Yapı Holding AŞ (IEYHO), Vişne Madencilik Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ (VSNMD), Odine Solutions Teknoloji Ticaret ve Sanayi AŞ (ODINE) ve Tera Finansal Yatırımlar Holding AŞ (TRHOL) paylarına ilişkin iddiaları kapsadığı bildirildi.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, SPK raporları ve söz konusu şirketlerin paylarına ilişkin iddiaların değerlendirilmesi sonucunda 31 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, 26 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.
Soruşturmanın sürdüğü kaydedildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) raporları ve yapılan yazılı başvurular doğrultusunda incelemeler gerçekleştirildi.Soruşturma kapsamında Altınbaş Holding sahibi Nusret Altınbaş hakkında yakalama kararı verildi. Altınbaş’ın kardeşi İnan Altınbaş ise gözaltına alınan şüpheliler arasında yer aldı.
Soruşturmanın dikkat çeken bir diğer gelişmesi de Altınbaş ailesinin mal varlıklarına yönelik alınan karar oldu. Nusret Altınbaş hakkında yakalama kararı çıkarılırken, ailenin diğer fertlerinin tüm mal varlıklarının dondurulduğu belirtildi.
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin davada, duruşma savcısı esas hakkındaki mütaalasını sundu.
Savcı, Baki Aydöner, Ekrem İmamoğlu, Erkan Aydın, Mehmet Kılınçarslan, Metin Gülerkaya, Nihat Yeşiltaş, Özgür Çelik, Rıza Akpolat ve Serhat Can Eş’in “fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek atılı suçu işlediklerinin sabit görüldüğünü” belirterek, sanıkların Siyasi Partiler Kanunu’nun 112’nci maddesi ile TCK’nin 37/1 ve 53/1’inci maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesini istedi.
AKP’li Cemil Tugay, Hüseyin Yaşar ve Özgen Nama’nın ise mevcut deliller itibarıyla atılı suça iştirak ettiklerine dair somut delil bulunmadığı iddiasıyla beraatleri talep edildi.
Duruşma, 11 Kasım’a ertelendi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 Haziran’da, CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin Siyasi Partiler Kanunu’nun 112. maddesi ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırlanmıştı.
İddianamede, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na mağdur, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’a müşteki sıfatıyla yer verilmişti.
Sanıkların birlikte hareket ederek atılı suçu işlediklerine işaret edilen iddianamede, şunlar yer alıyor:
“4-5 Kasım 2023 tarihinde Ankara Spor Salonu’nda yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan Kurultayı’nda oy kullanan bir kısım kurultay delegelerine, genel başkan adayı Özgür Özel lehine oy kullanmaları için bir kısım delegeye para verdikleri, bir kısmına değişik il ve ilçelerde belediye başkanlığı ve belediye meclis üyeliği adaylığı teklif ve taahhüt ettikleri, bir kısım delege ve yakınlarını CHP’li belediyeler ile bu belediyelere bağlı şirket ve iştiraklerinde işe yerleştirdikleri, bir kısım delege ve yakınlarına çok sayıda market alışveriş kartları dağıttıkları, kurultayda oy kullanan bu delegelerden kullandıkları oyların fotoğrafını cep telefonlarıyla çekerek kendilerine göndermelerini istedikleri, kurultay salonunda 1. tur oylama sonucunda 2. tur oylamaya geçilmesini geciktirerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan çekildiğine yönelik gerçeğe aykırı açıklamalarda bulundukları, bu şekilde kurultay delegelerinin iradelerini fesada uğratarak, genel başkan adayı Özgür Özel’in genel başkanlık seçimini kazanmasına yönelik faaliyet yaptıkları anlaşılmıştır.”
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nda “para karşılığı oy kullandırıldığı” iddialarına ilişkin aralarında İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da arasında bulunduğu 12 sanık hakkında “oylamaya hile karıştırma” suçundan 1 yıldan 3’er yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.
MGM’nin son değerlendirmelerine göre, Doğu Karadeniz kıyıları, Doğu Anadolu’nun doğusu, Güneydoğu Anadolu’nun doğusu ile Edirne, Ordu ve Artvin çevrelerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış görülecek. Diğer bölgelerin ise az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Gece ve sabah saatlerinde Marmara, İç Ege, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu ve Batı Karadeniz’in iç kesimlerinde pus ve yer yer sis bekleniyor.
![]()
Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik beklenmezken, sıcaklıkların mevsim normalleri civarında seyredeceği öngörülüyor.
Rüzgarın genellikle kuzey ve doğu yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
Meteoroloji uyardı: Sis ve sağanak yağışa dikkat!
https://t.co/I5ag2zlkBQ https://t.co/J05rMyKgAq
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) October 21, 2026
Yüksek Mahkeme, bugünkü Genel Kurul gündeminde, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılık iddiasıyla Yeni Parti’nin ismine ilişkin yapılan başvuruyu görüştü.
Anayasa Mahkemesi, Yeni Parti’nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılığı gerekçesiyle hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebini oy çokluğuyla reddetti.
Bu kararla Yeni Parti ismini kullanmaya devam edecek.
Yenilik Partisi’nin, Yeni Parti ile ilgili isim benzerliğine yönelik yaptığı başvurusunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti’ye isim değişikliği yapılması yönünde süre vermişti. Başsavcılık, sürenin bitmesinin ardından söz konusu talebi Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı.
























