Normal görünüm

Dün alınanlar — 5 Eylül 2026

Mazlum Abdi’den özerklik itirafı: ‘Kendimizi yöneteceğiz’

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın danışmanlığına atanan PKK/YPG elebaşı Mazlum Abdi, İlke TV’ye verdiği röportajda, SDG’nin entegrasyonunun ardından Suriye’de Kürtlerin önündeki yeni döneme, SDG’nin yerine kurulması beklenen siyasi yapıya ve Türkiye ile ilişkilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abdi, “SDG’nin yarattığı boşluğu dolduracak bir siyasi yapının oluşması önemlidir. Şimdi halkımız içerisinde siyasi faaliyetler yürütenler bu konuyla ilgili çalışmalar yapıyor. Ancak henüz ne şekilde olacağı, isminin ne olacağı netleşmiş değil” dedi.

Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin yeni dönemde arttığını ifade eden Abdi, Ankara’nın ülkenin yeniden inşasında da rol üstlenebileceğini belirterek, şunları söyledi:

“Yeni dönemde şüphesiz Türkiye’nin Suriye’deki rolü arttı. Suriye’nin meseleleri Türkiye’yi ilgilendirmeye ve Suriye’deki Türkiye etkisi sürecektir. İnanıyorum ki Suriye’nin yeniden inşası konusunda da Türkiye’nin rolüne dair genel bir ittifak vardır. Önümüzdeki dönemde de bunu göreceğiz. Türkiye Suriye’nin yeniden inşasında ekonomik açıdan veya başka konularda olumlu bir rol oynayabilir ve inanıyorum ki bu rolü oynayacaktır.

‘SURİYE’DEKİ KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜNDE OLUMLU ETKİSİ OLACAK’

Yine şu anda Türkiye’de devam eden barış süreci de özellikle Suriye’ki Kürtlerin dosyasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye Devleti, Suriye’deki Kürtlerin varlığının SDG’nin varlığını kendi ulusal güvenliğinin bir parçası olarak gördü, bu şekilde yaklaştı. Uzun süre çatışmalar vardı, Türkiye’nin buraya askeri müdahaleleri oldu. Şu an Türkiye’de yürüyen çözüm sürecinin bu konuda da önemli etkisi oldu. Bu konuda da güvenlik anlamında bir istikrar ve çatışmasızlık durumu var. İnanıyorum ki İmralı ve Türkiye Devleti arasında yürüyen çözüm sürecinin Suriye’deki Kürt meselesinin çözümünde olumlu etkisi olacaktır.

Türkiye’de yürütülen barış süreci bir şekilde Türkiye’nin buradaki ilişkilerinde de etkili oldu. Hem Türkiye’yle ilişkilerimizin devamına hem de buradaki sürece katkısı oldu.”

Mazlum Abdi, ayrıca yeni görevinin henüz resmen başlamadığını, entegrasyonla bağlantılı çalışmalar tamamlandıktan sonra Şam’da görev yapacağını ve Türkiye ile ilişkilerde güvenlik başlığının ötesine geçen bir zemin oluşturulmasını istediğini söyledi.

ÖZERKLİK İTİRAFI

Mazlum Abdi, şunları söyledi:

“Önemli olan Suriye’de sağlam bir statümüzün olması. Her şeyden önce yasal bir çerçevede Kürt halkı kimliğiyle bu yeni devlete katılıyor. Bu büyük bir başarıdır. Biz bu devlete katılıyoruz derken kendi bölgemizde devlet adına kendimizi yöneteceğiz. İdari ve askeri işleri devlet adına devletin bir parçası olarak kendi bölgemizde kendimiz yürütüyoruz. Entegrasyon bu esaslar üzerinde kurulmuştur.”

PKK/YPG elebaşı Mazlum Abdi’den özerklik itirafı: ‘Kendimizi yöneteceğiz’

“Önemli olan Suriye’de sağlam bir statümüzün olması. Her şeyden önce yasal bir çerçevede Kürt halkı kimliğiyle bu yeni devlete katılıyor. Bu büyük bir başarıdır. Biz bu devlete katılıyoruz derken kendi… pic.twitter.com/vv9ZSL0fOZ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 4, 2026

Dünden önceki gün alınanlar

Mazlum Abdi, Türkiye’de terör listesinden çıkarıldı

VERYANSIN TV

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, PKK/YPG terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi’yi Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına atamıştı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre atama, 2026 tarihli ve 164 sayılı kararnameyle gerçekleştirilmişti.

Kararnamede, “Cumhurbaşkanı Ahmed Şara 2026 tarihli ve 164 sayılı kararnameyle Mustafa Halil Abdi’yi (Mazlum Abdi) Cumhurbaşkanlığı nezdinde danışman olarak atamıştır” ifadelerine yer verilmişti.

İlişkili Haber
thumbnail

PKK resmen Suriye’ye ortak oldu: Ahmed Şara, Mazlum Abdi’yi danışman olarak atadı

Haberi görüntüle

MAZLUM ABDİ’NİN İSMİ TERÖRDEN ARANANLAR LİSTESİNDEN SİLİNDİ

Söz konusu gelişmelerin ardından Mazlum Abdi’nin isminin terörden arananlar listesinden silindiği ortaya çıktı.

Daha önce “Ferhat Abdi Şahin” ismiyle ulaşılabilen kayıt, şimdi ne kırmızı listede ne de diğer listelerde yer alıyor.

Abdi, atandıktan 3 gün sonra, ağustıos ayının sonunda listede bulunuyordu.

SDG’nin  üst düzey isimlerinden biriyken Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olarak atanan Sipan Hemo kod adlı Semir Asu da ağustos ayının ortalarında Türkiye’de terör listesinden çıkarılmıştı.

Kürtler SDG’nin feshini nasıl karşıladı, yeni döneme nasıl bakıyorlar?

AP, SDG’nin feshedilmesini Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşayan Kürtlere sordu. Tepkiler farklı olsa da ortak talep Kürt haklarının güvence altına alınması.

Kürtler SDG’nin feshini nasıl karşıladı, yeni döneme nasıl bakıyorlar? Medyascope

Suriye ordusunda yeniden yapılanma gündemi

Suriye ordusunda yeniden yapılanma süreci başlatıldı.

Büyük bölümü, Beşar Esad'ın devrilmesi öncesi iç savaş sürecinde ortaya çıkan 130 farklı silahlı oluşumun tasfiye edilerek düzenli bir ordu kurulması için çalışma sürdürülüyor.

Ekran Görüntüsü 2026 08 07 210238

  • SMO KÖKENLİ İSİM HAKKINDA KRİZ İDDİASI

Suriye ordusunun yeniden oluşturulması sürecinde bazı tartışmaların yaşandığına dair iddialar gündeme geldi.

İç savaş döneminde, eski adıyla Özgür Suriye Ordusu olan Suriye Milli Ordusu (SMO) bünyesindeki Sultan Süleyman Şah Tümeni'nin liderliğini yapan, "Ebu Amşa" diye de tanınan Muhammed El-Casim, Hama kentinde bulunan 62. Tümen Komutanlığı görevinden alınarak merkezde görevlendirildi.

El-Casim, Merkez Bölge İdari İşler Kolordusu Komutan Yardımcılığı görevine getirildi.

Bu görevlendirmenin Esad'ın devrilmesi için güçbirliği yapan gruplar arasında rahatsızlığa neden olduğu iddia edildi.

Ekran Görüntüsü 2026 08 07 210229

  • TÜRK VATANDAŞI OSMANİYELİ GENERAL ATANDI

El-Casim'in yerine 62. Tümen'in komutanlığına ise Türk vatandaşı olan ve Esad'ın devrilmesinin ardından Suriye vatandaşlığı da alan Tuğgeneral Ömer Muhammed Çiftçi getirildi.

1980 yılında Osmaniye'de doğan Ömer Muhammed Çiftçi, Esad'a karşı savaşmak üzere 2012'de Suriye'ye gitti.

"Muhtar Turki" namıyla bilinen Çiftçi, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'ya yakın bir isim olarak biliniyor.

Daha önce Halep'te askeri emirlik, ardından Şam kırsalındaki 70. Tümen'in komutanlığını yapan Çiftçi, 2024'te Şam'ın düşmesini sağlayan askeri operasyonun planlanmasında önemli rol oynadığı belirtiliyor. Çiftçi, aynı süreçte tuğgeneralliğe yükseltilmişti.

  • SURİYE TÜRKMENLERİNDEN BAHÇELİ'YE ZİYARET

Suriye Türkmen Heyeti, son gelişmelerin ardından Ankara'da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ziyaret etti.

Ziyaretin, Suriye'deki tartışmaların ve Bahçeli'nin Osmaniyeli hemşerisi Çiftçi'nin 62. Tümen Komutanlığına atanmasının ardından yapılması dikkat çekti.

Ekran Görüntüsü 2026 08 07 210222

Esed'in Yeryüzü Cehennemi: Tedmur

Katil Esed rejiminin kanlı yüzü, yıllar sonra zulmün merkez üssünden gelen tanıklıklarla bir kez daha gün yüzüne çıkıyor. Çocuk yaşta Tedmur Hapishanesi'nin karanlık hücrelerine hapsedilen eski tutuklu Alaa Badencki, geçmişin acı hatıralarıyla yüzleşmek için o yeryüzü cehennemine adım attı. Her bir köşesinde akılalmaz işkencelerin yaşandığı, koğuş arkadaşlarının canice hayattan koparıldığı hücreleri gezen Badencki'nin anlattıkları, insan aklının sınırlarını zorlayan sistemli sadizmi tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

  • "İsrail Bile Buradan İyiydi"

Zindanın o dönem nasıl bir vahşet laboratuvarına dönüştüğünü kanıtlayan en çarpıcı diyalog ise bir askeri pilot ile hapishane müdürü arasında geçiyor. Tedmur Hapishanesi Müdürü'nün, geçmişte esaret yaşamış olan pilota yönelttiği "Burası mı daha iyi, yoksa bir dönem esir düştüğün İsrail mi?" sorusuna aldığı cevap, yaşanan zulmün vahametini özetlemeye yetiyor: "İsrail burasından daha iyiydi."

  • İşkencecilerin Hastalık Korkusu

İnsanlık dışı koşullarda cüzzam ve kolera gibi ölümcül hastalıklarla tek başına boğuşan Badencki, rejimin "ilaç tedariği" arkasındaki iğrenç gerçeği de ifşa etti. Hapishanedeki işkenceci caniler, tutuklulara acıdıkları veya sağlıklarını düşündükleri için değil; vahşi işkenceler esnasında etrafa sıçrayan kanlardan kendilerine hastalık bulaşmasından ölümüne korktukları için mahkumlara ilaç vermek zorunda kalmış.

Suriye'de 70 milletvekilinin ataması yapıldı: Geçici meclis ilk kez toplanacak

Suriye'de Aralık 2024 tarihinde, muhalif güçlerin başkent Şam'ı ele geçirmesiyle tarihi bir devrim yaşandı.

Ülkede devrik lider Beşar Esad rejiminin ardından başlayan geçiş sürecinin önemli aşamalarından biri daha tamamlandı.

Yüksek Seçim Komitesi Başkanı Yargıç Muhammed Taha el-Ahmed, bugün başkent Şam’daki Halk Meclisi binasında düzenlediği basın toplantısında, Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara tarafından anayasal yetkiler doğrultusunda çıkarılan 2026 yılı 143 sayılı resmi kararnameyi kamuoyuna duyurdu.

  • 70 MİLLETVEKİLİNİN ATAMASI RESMİYET KAZANDI

Kararnameyle birlikte, bizzat Ahmed eş-Şara tarafından belirlenen ve meclis koltuklarının üçte birini oluşturan "Tamamlayıcı Üçte Birlik Kontenjan" kapsamındaki 70 milletvekilinin ataması resmiyet kazandı.

  • İLK OTURUM 6 TEMMUZ'DA YAPILACAK

Komite Başkanı el-Ahmed, Esad rejiminin yıkılmasından sonra ilk kez toplanacak olan yeni Halk Meclisi’ni, 6 Temmuz Pazartesi günü ilk oturumunu gerçekleştirmek üzere genel kurula çağırdı.

Ekran Görüntüsü 2026 07 01 185037

  • ÖZEL KOMİSYON KURULACAK

Muhammed Taha el-Ahmed’in açıklamasına göre; Halk Meclisi’nin bu tarihi açılış oturumunda tüm milletvekilleri yasal bağlılık yeminini edecek, ardından meclis başkanlık divanı seçimi gerçekleştirilecek ve meclis iç tüzüğünü hazırlayacak özel komisyon kurulacak.

Anayasal Beyanname uyarınca yeni parlamentonun görev süresi, uzatılabilir olmak kaydıyla 30 ay (2,5 yıl) olarak belirlendi.

  • "VATANIN HAFIZASINA BİR VEFA DURUŞU"

Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara tarafından belirlenen listelerin herhangi bir mezhepsel veya etnik kotaya dayanmadığını; tamamen liyakat ve ulusal şahsiyetlerin ağırlığına göre şekillendiğini belirten el-Ahmed, listenin "vatanın hafızasına bir vefa duruşu" olduğunu ifade etti.

  • ESAD DÖNEMİNDE TUTUKLU BULUNAN 13 İSİM DE BULUNUYOR

Halk Meclisi Genel Sekreteri Muhammed Hamza Şamut ise kontenjanın yapısal dağılımına dair verileri paylaştı.

Şamut, atanan 70 isimden 55’inin erkek, 15’inin kadın olduğunu; bunlardan 23’ünün kanaat önderi, 47’sinin ise akademisyen ve uzman kadrolardan oluştuğunu açıkladı.

Şamut’un bildirdiğine göre; listede ayrıca 12 yüksek lisans, 17 doktora mezununun yanı sıra Esad döneminde tutuklanan 13 isim ile 5 engelli vatandaş, şehit yakınları ve kimyasal saldırı mağdurları da yer aldı.

Muhammed Hamza Şamut, Kürt toplumunun ise meclisin asli bir unsuru olarak temsil edildiğini aktardı.

LİSTEDE ÜNLÜ OYUNCU ROZİNA EL-LAZKANİ DE YER ALIYOR

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın meclise kazandırmak üzere seçtiği listede; muhalefetin eski Ulusal Koalisyon Başkanı Enes el-Abde, siyasi figürlerden Hasan İbrahim Duğeym, Hüda Abdülbasit Atasi, "Onur Misafirhanesi" temsilcisi Leys Vahid el-Belus, Şeyh Musab Halil Şeyh Cedan el-Hefel ve ünlü oyuncu Rozina el-Lazkani gibi isimler yer alıyor.

Listede 70 milletvekilinin illere göre coğrafi dağılımı ise "Halep 14, Haseke 7, Humus 6, Deyrizor 6, Şam 5, Şam Kırsalı 5, Hama 5, İdlib 5, Dera 4, Lazkiye 4, Rakka 3, Süveyda 2, Tartus 2 ve Kuneytra 2" olarak netlik kazandı.

Ekran Görüntüsü 2026 07 01 185027

DIŞİŞLERİ BAKANI SURİYE HALKINI TEBRİK ETTİ

Gelişmenin ardından yazılı bir açıklama yapan Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad eş-Şeybani, parlamentonun eksiksiz şekilde tamamlanmasından ötürü Suriye halkını tebrik etti.

Eş-Şeybani, bu tarihi adımın, Suriye devletinin tüm zorlukları aşarak kurumlarını "Yeni Suriye" vizyonu doğrultusunda etkin ve güçlü bir şekilde inşa etme kararlılığının en somut kanıtı olduğunu vurguladı.

Ekran Görüntüsü 2026 07 01 185022

Ortalığı karıştıran savaş iddiası! Şara'dan açıklama

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Şam kırsalındaki kanaat önderleri ve ileri gelenlerle gerçekleştirdiği toplantıda, ülke içindeki ve bölgedeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

  • 'SURİYE'NİN LÜBNAN'A MÜDAHALE EDECEĞİ SÖYLENTİSİ DOĞRU DEĞİL'

Suriye'nin Lübnan'a müdahale edeceği yönündeki iddialara da değinen Şara, "Hala Suriye'nin Lübnan'a müdahale edeceğine dair çeşitli söylentiler ortaya atılıyor. Ancak bunlar doğru değildir." dedi.

Şara, Suriye'nin tutumunun açık olduğunu belirterek, "Biz her zaman savaşın durdurulmasını, devlet kurumlarının güçlendirilmesini, ekonomik entegrasyonun artırılmasını ve Lübnan'daki durumun mümkün olduğunca sakinleştirilmesini savunuyoruz." ifadelerini kullandı.

Lübnan ile ilişkiler konusuna değinen Şara, Lübnan'ın savaş ve çeşitli krizler nedeniyle hassas bir süreçten geçtiğini, bu durumun hem Lübnan'ı hem de Suriye'yi etkilediğini ifade etti.

Suriye ile Lübnan arasındaki sınırların belirlenmesi meselesinin uzun yıllardır çözülemeyen karmaşık bir dosya olduğunu belirten Şara, Lübnanlı yetkililerin konuyu birçokkez gündeme getirdiğini ancak mevcut şartlarda daha öncelikli meselelerin bulunduğunu dile getirdi.

Ahmed Sara Ghf2 Cover

  • SINIRLARIN ÇİZİLMESİ KONUSUNDAKİ GÖRÜŞMELER ERTELENDİ

İki ülke arasında geçmişten kaynaklanan sorunların bulunduğunu kaydeden Şara, Lübnan tarafında Suriye'nin müdahalelerine ilişkin olumsuz hatıralar bulunduğunu, Suriye tarafında ise Hizbullah'ın ülkedeki faaliyetlerinden kaynaklanan rahatsızlıkların olduğunu söyledi.

Bu nedenle sınırların çizilmesi konusundaki görüşmelerin şimdilik ertelendiğini belirten Şara, Şebaa Çiftlikleri meselesi başta olmak üzere sınır dosyasında çözüm bekleyen çok sayıda teknik ve siyasi sorun bulunduğunu ifade etti.

Sınırların belirlenmesi sürecinin yeni anlaşmazlıklara yol açmaması gerektiğini vurgulayan Şara, mevcut dönemde önceliğin Lübnan'ın istikrarına katkı sağlayacak ekonomik işbirliği ve kalkınma projeleri olması gerektiğine işaret etti.

Lübnan'da yaklaşık 1 milyon 400 bin yerinden edilen Suriyelinin bulunduğunu hatırlatan Şara, bunun iki ülke açısından önemli bir insani ve ekonomik yük oluşturduğunu belirtti.

Arap ülkeleri İsrail’in Suriye’deki askeri tesislere saldırısını kınadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in saldırısını “en sert ifadelerle” kınadığını belirterek, bunu uluslararası hukukun ve Suriye’nin egemenliğinin açık ihlali olarak niteledi.

Bakanlık, bu “pervasız saldırının” ve İsrail’in 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nı ihlal etmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, uluslararası topluma bu ihlallere son verilmesi çağrısında bulundu. Suudi Arabistan ayrıca Suriye ile dayanışmasını ve ülkenin egemenliği ile toprak bütünlüğünü desteklediğini yineledi.

Mısır
Mısır Dışişleri Bakanlığı da İsrail saldırısını “en sert ifadelerle” kınayarak, bunun Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün “açık ve tekrarlanan ihlali” ile uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın “bariz biçimde çiğnenmesi” anlamına geldiğini belirtti.

Kahire yönetimi, bu tür uygulamaların tekrarlanmasını kesin biçimde reddettiğini ifade ederek, bunların sürmesinin bölgeyi daha fazla kaos ve gerilime sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Mısır, İsrail güçlerinin işgal altındaki Suriye topraklarından “derhal ve tamamen” çekilmesini istedi.

Ayrıca Mısır, uluslararası toplum ve özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne, bu ihlalleri durdurmak ve İsrail’i uluslararası hukuka uymaya zorlamak için sorumluluk üstlenme çağrısı yaptı.

Katar
Katar Dışişleri Bakanlığı ise saldırıyı, Suriye’nin egemenliğine yönelik “açık ihlal” ve uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler Şartı hükümlerine “açık aykırılık” olarak değerlendirdi.

Doha yönetimi, bu tür uygulamaların bölgede herhangi bir caydırıcılık olmaksızın sürmesinin uluslararası hukuka yönelik ciddi bir küçümseme anlamına geldiğini ve bölgesel güvenlik ile istikrarın temellerini sarstığını belirtti. Katar, uluslararası toplumun bu ihlalleri durdurmadaki yetersizliğinin mevcut krizin derinleşmesine katkı sunduğunu da ifade etti.

Katar ayrıca Suriye’ye yönelik değişmeyen desteğini yineleyerek, Suriye hükümetiyle dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin egemenliği ile toprak bütünlüğünü desteklediğini bildirdi.

Ürdün
Ürdün Dışişleri Bakanlığı, İsrail saldırılarını Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik “açık ihlal” ve uluslararası hukukun “bariz şekilde çiğnenmesi” olarak nitelendirdi.

Bakanlık Sözcüsü Fuad el-Mecali, Ürdün’ün bu İsrail saldırısını kesin biçimde reddettiğini ve sert şekilde kınadığını belirterek, Suriye topraklarına yönelik tüm saldırıların durdurulması gerektiğini söyledi.

Mecali, bu saldırıların Birleşmiş Milletler Şartı’na ve İsrail’in 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı olduğunu ifade etti.

Ürdün, Suriye’nin yanında olduğunu yinelerken, uluslararası toplumu İsrail’i saldırılarını durdurmaya, Suriye topraklarının bir bölümündeki işgaline son vermeye ve uluslararası hukuka saygı göstermeye zorlamaya çağırdı.

Kuveyt
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da İsrail’in Suriye’deki askeri tesisleri hedef almasını sert şekilde kınayarak, bu saldırıları Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü, uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Şartı ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarının açık ihlali olarak değerlendirdi.

Kuveyt, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve uluslararası toplumu bu ihlalleri durdurmak için sorumluluk üstlenmeye çağırırken, Suriye hükümetine yönelik tam desteğini yineleyerek ülkenin güvenliği, istikrarı ve egemenliğinin korunmasının yanında olduğunu bildirdi.

İsrail, Suriye'ye ait Golan Tepeleri'ni 1967'den bu yana işgal altında tutuyor. 1974'te İsrail ile Suriye arasında imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.

İsrail ordusu, Suriye'nin güneyinde Şam yönetimine ait askeri üslerde bir komuta merkezini ve silah depolarını vurduğunu ileri sürmüştü.

Suriye Dışişleri Bakanlığı da ülkenin güneyinde askeri altyapıyı hedef alan İsrail saldırısını kınamıştı.

ABD: Suriye'deki gidişattan memnunuz

Rubio, Slovakya'nın başkenti Bratislava'daki resmi temasları kapsamında, Başbakan Robert Fico ile düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.

İran ile kimsenin bugüne kadar başarılı bir anlaşma yapamadığını, ABD'nin bunu deneyeceğini belirten Rubio, "Salt teoloji temelinde siyasi ve jeopolitik kararlar alan insanlarla uğraşıyoruz ve bu karmaşık bir durum." dedi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile damadı Jared Kushner'in önemli görüşmeler için yola çıktığını aktaran Rubio, "NATO'dan da ayrılmıyoruz. Birkaç bin askerimizi bir ülkeden diğerine kaydırmış olabiliriz ama bu olağan bir durum." ifadelerini kullandı.

Rubio, Avrupa'nın savunma kapasitesini artırmasını kendilerine yönelik bir tehdit olarak görmediklerine aksine işbirliğinin güçlenmesi için gerekli olduğuna işaret ederek, Avrupa'nın ABD'ye bağımlı değil, ortağı olmasını istediklerini vurguladı.

Trump yönetiminin sadece Slovakya'yı değil, Orta Avrupa'yı dünyayla etkileşimde kilit bir hale getireceğini iddia eden Rubio, Slovakya'nın hava kuvvetlerini güçlendirmek için F-16 programını seçmesinden memnuniyet duyduklarını söyledi.

Rubio, Suriye'nin olumlu bir yönde ilerlediğine dikkati çekerek, "Burada hiç kimse Suriye'nin önemli bir sorun olabileceğini inkar etmedi. Kolay olacak mıydı? Hayır. Zor olacak mıydı? Kesinlikle. İyi ve kötü günleri, iniş çıkışları olacak mıydı? Hiç şüphe yok. Suriye'deki gidişattan memnunuz, bu gidişatı sürdürmemiz gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

ABD yönetiminin, Suriye konusunda iki durum arasında kaldığını aktaran Rubio, ülkesinin Suriyeli yetkililerle işbirliği yapmayı seçtiğini belirtti.

Fico da Ukrayna'daki savaşa ilişkin "askeri bir çözümün" bulunmadığını söyleyerek, "Rusya ile diyalog" çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği'nin (AB) de ekonomik olarak derin bir krizde bulunduğunu savunan Fico, "Ukrayna'nın gerekli tüm kriterleri karşılaması şartıyla AB'ye katılabileceğini söylüyoruz. Batı Balkanlar'daki aday ülkeler, Ukrayna'dan 100 kat daha hazırlıklı." ifadesini kullandı.

Suriye'de valilerin yetkileri artırılıyor!

Suriye Yerel Yönetim ve Çevre Bakanlığından yapılan açıklamada, Bakan'ın bazı idari ve mali yetkilerinin valilere devredildiği bildirildi.

Açıklamada, valilerin şehir ve kasabalarda yürütme ofisleri oluşturabileceği, seçilen yerel meclis başkanlarını atayabileceği ve meclis üyelerine ödenek verebileceği kaydedildi.

Ayrıca valilerin geçici yürütme ofislerine atama yapabilecekleri, idari birimlerin satış, kira ve yatırım sözleşmelerini tasdik edebilecekleri ve bazı projeleri ilan öncesinde onaylayabilecekleri aktarıldı.

Valilere sözleşmeler ve harcamalar konusunda da geniş yetkiler verildiği, doğrudan alım limitlerinin artırıldığı, ihalelerde yarışma yöntemine başvurulabileceği ve belirli durumlarda pazarlık usulüyle sözleşme yapılabileceği vurgulandı.

Açıklamada, sigorta ve gecikme cezaları konusunda muafiyet sağlanabileceği, sözleşme ihlali durumunda yüklenicilerin belirli süre kamu ile sözleşme yapmasının engellenebileceği ifade edildi.

Çevre alanında ise valilerin çevresel denetim raporlarını onaylayabileceği ve mevzuata aykırı tesisler hakkında kapatma kararı alabileceği belirtildi. Ayrıca idari birimlere ait konutların tahliyesi ve personelle ilgili bazı yetkilerin de valilere devredildiği bildirildi.

Karar kapsamında il merkezlerindeki belediye başkanlarına da kendi şehirlerinde çalışan yönetimle ilgili yetkiler tanındığı, önceki düzenlemelerle çelişen hükümlerin yürürlükten kaldırıldığı ve kararın Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği kaydedildi.

Halep, Deyrizor ve Rakka’da olağanüstü hal sona erdi

Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada, hükümet ile terör örgütü arasındaki askeri gerilimler nedeniyle ocak ayı ortasında Halep, Deyrizor ve Rakka vilayetlerinde ilan edilen olağanüstü halin sona erdirildiğini ve iyileşme aşamasına geçildiğini duyurdu.

Açıklamada, önümüzdeki dönemde temel sağlık hizmetlerinin yeniden tesis edilmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasına odaklanılacağı belirtilerek, bu kapsamda özellikle birinci basamak sağlık hizmetleri, ulusal aşılama programları, anne ve çocuk sağlığı hizmetleri ile yaşlılara yönelik sağlık hizmetlerinin öncelikli olacağı vurgulandı.

Suriye Halep Aa 2429840

Acil Durum Operasyon Merkezi ekiplerinin Halep, Deyrizor ve Rakka vilayetleri ile Halep kırsalındaki Deyr Hafir beldesini kapsayan saha ziyaretleri gerçekleştirdiği ifade edildi.

Bu ziyaretlerde sağlık altyapısının mevcut durumunun değerlendirildiği, görevli sağlık personeline destek sağlandığı ve ilgili müdürlüklerle koordinasyonun güçlendirildiği ifade edilen açıklamada, böylece acil müdahale sürecinden sürdürülebilir iyileşme aşamasına düzenli bir geçişin hedeflendiği aktarıldı.

Bakanlık ayrıca, ülkenin farklı bölgelerinde sağlık alanındaki takibin sürdürüleceğini, özellikle Haseke, Kamışlı ve Ayn el Arab bölgelerine özel önem verileceğini ve olası sağlık gelişmelerine hızlı şekilde müdahale edileceğini belirtti.

YPG'den Haseke'de kirli propaganda: 35 Hristiyan köyü rehin

Suriye medyasından ve yerel kaynaklardan gelen bilgiler, YPG’nin kontrolü elinde tutmak için dini ve etnik azınlıkları nasıl tehlikeye attığını gözler önüne serdi. Örgüt, stratejik Tel Tamer kasabası ve çevresindeki Habur Nehri boyunca yer alan Asur köylerinden çekilmeyi reddediyor.

  • "Bizi Rehin Aldılar, Çıkarma Gücümüz Yok"

Bölgede yaşayan Süryani ve Asur vatandaşlar, Suriye medyasına verdikleri demeçlerde yaşadıkları korkuyu şu sözlerle özetledi: "YPG'yi bölgemizden çıkarma gücümüz yok. Bir anlaşmaya varılmazsa çatışmalarda zarar görmekten ve örgütün bizi kalkan olarak kullanmasından korkuyoruz."

Köy sakinleri, örgütün Suriye ordusuyla bu köylerde çatışma başlatarak, ordunun azınlıklara saldırdığı imajını yaratmak istediğini vurguluyor.

Ekran Görüntüsü 2026 01 23 212807

  • Kirli Strateji: DEAŞ Bahanesiyle Kontrol Çabası

Terör örgütünün propaganda kanalları (ANF vb.), bölgedeki varlıklarını meşrulaştırmak için "DEAŞ tehdidi" kartını yeniden masaya sürdü.

PKK güdümündeki bazı yapılar, "Cihatçı gruplar Habur Vadisi'ndeki Hristiyan nüfusu hedef alabilir" diyerek yeni bir panik dalgası oluşturmaya çalışıyor.

Süryani grupları ise Suriye ordusunun Hristiyanları hedef almadığını, asıl tehlikenin bölgeyi silah zoruyla kontrol altında tutan ve 2015 yılında yerel Süryani lider David Jendo’yu infaz eden YPG olduğunu ifade ediyor.

  • Tel Tamer’de Çatışmalar Şiddetleniyor

Suriye ordusunun Haseke’deki stratejik noktalara ilerlemesi üzerine Tel Tamer yakınlarında sıcak temasların yaşandığı bildiriliyor. Suriye hükümetinin, bölgedeki sivil halkın zarar görmemesi için yerel Süryani kanaat önderleriyle iletişim halinde olduğu ve örgüt unsurlarının köyleri terk etmesi için baskı yaptığı kaydedildi.

Ekran Görüntüsü 2026 01 23 213032

  • "Algı Makinesi" Nasıl İşliyor?

Analistler, YPG'nin bu yöntemle şu hedefleri güttüğünü belirtiyor:

Batı Desteğini Korumak: "Hristiyanları koruyoruz" maskesiyle Avrupa ve ABD'den destek almaya devam etmek.

Suriye Ordusunu Gayrimeşrulaştırmak: Operasyonları "toprak kurtarma" değil, "dini zulüm" gibi göstermek.

Halkı Göçe Zorlamak: Hristiyan nüfusu korkuyla yerinden ederek bölgeyi tamamen militarize etmek.

YPG'nin yıllardır uyguladığı 'azınlık hakları savunuculuğu' maskesi, sahadaki gerçeklerle bir kez daha düşüyor. Kendi emirlerine boyun eğmeyen David Jendo gibi Süryani liderleri katleden bir yapının, bugün aynı halkı ordunun önüne yem olarak atması bölgedeki terörün gerçek yüzüdür.

Mehmet Altan ile Türkiye’nin Gidişatı (16): Venezuela, İran, Grönland | Halep’de yaşananların anlamı | Uyuşturucu sorunu 

Ruşen Çakır ve Mehmet Altan, ABD’nin Venezuela hamlesini, enerji jeopolitiğini, Suriye’yi ve Türkiye’deki uyuşturucu krizini değerlendirdi.

Mehmet Altan ile Türkiye’nin Gidişatı (16): Venezuela, İran, Grönland | Halep’de yaşananların anlamı | Uyuşturucu sorunu  Medyascope

💾

Ruşen Çakır ve Mehmet Altan, ABD’nin Venezuela hamlesini, enerji jeopolitiğini, Suriye’yi ve Türkiye’deki uyuşturucu krizini değerlendirdi.

Haftaya Bakış (301): Suriye’de gerginlik sürüyor, İran belirsizliği, İmamoğlu hâlâ hedefte

Haftaya Bakış'ta Ruşen Çakır ile Kemal Can, İmamoğlu'nun duruşmasını, İran'da süren protestoları ve Suriye'de yaşananları değerlendirdi.

Haftaya Bakış (301): Suriye’de gerginlik sürüyor, İran belirsizliği, İmamoğlu hâlâ hedefte Medyascope

💾

Haftaya Bakış'ta Ruşen Çakır ile Kemal Can, İmamoğlu'nun duruşmasını, İran'da süren protestoları ve Suriye'de yaşananları değerlendirdi.

Trump’tan Suriye mesajı: ‘İkisiyle de iyi geçiniyoruz…’

ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’nin barış içinde olmasını istediklerini ifade ederek, “Suriye’nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz.” dedi.

ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da petrol yöneticileriyle yaptığı toplantının ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Trump, bir soru üzerine, Suriye’deki olayları takip ettiklerini ve bu ülkede barışın hakim olduğunu görmek istediklerini belirtti.

ABD Başkanı, “Kürtler ve Suriye hükümeti, biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Onlar yıllardır doğal düşmanlar olsalar da biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Suriye’nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz.” diye konuştu.

SURİYE’DEN YPG’YE OPERASYON

Suriye ordusu, önceki gün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.

Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk ederek Fırat Nehri’nin doğusuna tahliyeyi kabul etmesi istenmişti.

Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.

Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.

Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/SDG’den bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açmıştı.

Suriye ordusunun, terör örgütü YPG/SDG mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00’de insani koridor açacağı bildirilerek örgüte ait hedeflerin konumları paylaşılmıştı.

Suriye’de terör örgütü YPG/PKK, 6 Ocak’tan itibaren işgal ettiği bölgelerden Halep’teki birçok noktaya saldırılar düzenlemişti.

Şam yönetimi, YPG/PKK’dan 10 Mart Mutabakatı’na uymasını ve Halep’teki saldırıları sonlandırmasını istemişti.

YPG/PKK’nın saldırılarını sürdürmesi üzerine Suriye ordusu, terör örgütünün işgal ettiği Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki mevzilerine nokta operasyonlar başlatmıştı.

Terör örgütünün 6 Ocak’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 9 Suriyeli hayatını kaybetti, çoğu sivil 55 kişi yaralandı.

Halep Kent Merkez Komitesi, Halep’teki güvenli bölgelere tahliye edilenlerin sayısının 142 bin olduğunu açıklamıştı.

Suriye ordusundan YPG’ye yeni operasyon

Suriye resmi devlet televizyonunun Suriye Arap Ordusu Operasyon Dairesi’ne dayandırdığı haberine göre, Halep ilinin Şeyh Maksud Mahallesi “askeri kapalı bölge” ilan edildi.

Ordu, mahallede saat 18:30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan ederek, sivillere, pencerelerden uzak durmaları, alt katlara inmeleri ve YPG/PKK noktalarına yaklaşmamaları tavsiye edildi.

Suriye ordusu, Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde terör örgütü YPG/PKK unsularının yuvalandığı yerlerin haritalarını paylaşarak bu noktaların hedef alınmasının planladığını belirterek sivillerin bu alanlardan uzak durmaları istedi.

Suriye ordusu, Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde vurmayı planladığı YPG/PKK unsurlarının bulunduğu noktaların haritasını paylaştı.

Şeyh Maksud’un kuzeyi ve güneyinde yer alan bazı noktalara işaret edilen paylaşımda, bu yerlerin terör örgütü mensuplarınca kullanıldığı ifade edildi.

Bu yerlerin hedef alınacağı belirtilerek bölgedeki sivillere söz konusu noktalardan uzak durmaları çağrısı yapıldı.

Açıklamada ayrıca, bölgedeki sivillerden yerel saatle 16.00 ila 18.00 saatleri arasında açık olan insani koridor üzerinden Şeyh Maksud’dan tahliye olmaları istendi.

Suriye ordusu, dün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.

Halep’teki terör örgütü unsurları operasyonun ardından Şeyh Maksud Mahallesi’ne sıkışmıştı.

Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/PKK’dan bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açtı.

Halep’te Suriye ordusunun operasyon bölgesi olan Eşrefiyye-Şeyh Maksud mahalleleri hattında bulunan AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, örgüt mensupları Cendul kavşağı mevkiinde güvenlik güçlerine ateş açtı.

Saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı.

Öte yandan Suriye resmi haber ajansı SANA’ya konuşan bir askeri kaynak, örgütün bazı unsurlarının Halep’teki Şeyh Maksud Mahallesi’nden çekilmeyi reddederek saldırılara devam etmekte ısrar ettiğini söyledi.

Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk etmeyi kabul etmesi istenmişti.

Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.

Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.

Suriye ordusunun terör örgütü YPG/SDG mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00 arasında insani koridor açacağı bildirildi.

Suriye ordusundan resmi haber ajansı SANA’ya yapılan açıklamada, Şeyh Maksud Mahallesi’nde kalan sivillerin tahliyesi için insani koridor açılacağı belirtildi.

Şeyh Maksud’daki sivillerin söz konusu koridor üzerinden 16.00 ila 18.00 saatleri arasında Halep’in güvenli bölgelerine geçişine izin verileceği ifade edildi.

Şeyh Maksud’da kalan sivillere insani koridor üzerinden bölgeden tahliye olmaları çağrısı yapıldı.

Açıklamada ayrıca, terör örgütü YPG/PKK mensuplarının silahlarını bırakarak teslim olmaları halinde güvenliklerinin sağlanacağı kaydedildi.

Öte yandan Suriye devlet televizyonu El-İhbariye’ye konuşan askeri kaynak, “terör örgütü PKK mensuplarının Şeyh Maksud Mahallesi’nde yuvalandığını, teröristlerin uzlaşıyı baltalamaya ve Suriye güçlerini hedef almaya çalıştıklarını tespit ettiklerini” belirtti.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberine göre, YPG/PKK’dan kaçışlar sürüyor.

Haberde, “Halep’te İç Güvenlik Güçleri tarafından yakalanan SDG’den firar edenlerin sayısı 100’e yükseldi.” ifadeleri kullanıldı.

Suriye ordusu, dün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.

Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk ederek Fırat Nehri’nin doğusuna tahliyeyi kabul etmesi istenmişti.

Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.

Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.

Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/PKK’dan bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açmıştı.

Suriye ordusu, terör örgütü YPG/PKK mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00 arasında insani koridor açacağı bildirilerek örgüte ait hedeflerin konumlarını paylaşmıştı.

NE OLMUŞTU?

Suriye’de terör örgütü YPG/PKK, 6 Ocak’tan itibaren işgal ettiği bölgelerden Halep’teki birçok noktaya saldırılar düzenlemişti.

Şam yönetimi, YPG/PKK’dan 10 Mart Mutabakatı’na uymasını ve Halep’teki saldırıları sonlandırmasını istemişti.

YPG/PKK’nın saldırılarını sürdürmesi üzerine Suriye ordusu, terör örgütünün işgal ettiği Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki mevzilerine nokta operasyonlar başlatmıştı.

Terör örgütünün 6 Ocak’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 9 Suriyeli hayatını kaybetti, çoğu sivil 55 kişi yaralandı.

Halep Kent Merkez Komitesi, Halep’teki güvenli bölgelere tahliye edilenlerin sayısının 142 bin olduğunu duyurmuştu.

Dışişleri Bakanı Fidan: “SDG”, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalıdır

AA

ANKARA (AA) – Fidan, TRT World’de yayınlanan “One on One” programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Gazze Şeridi’nde ateşkese ve henüz ikinci aşamaya geçilmemesine ilişkin Fidan, bu ateşkesin Türkiye için çok değerli olduğunu belirterek, Gazze’de son 2 yıldır yaşanan dehşete, insanlık trajedisine ve soykırıma tanıklık ettiklerini hatırlattı.

Fidan, bu ateşkese ulaşmak için çok çaba gösterdiklerine işaret ederek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi eylülde New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile yapılan toplantının ateşkese yönelik bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

Trump’ın bu durumun ciddi olduğunu ve ABD’nin bölgedeki ülkelerle bir şey yapması gerektiğini anladığını aktaran Fidan, “Şu anda ateşkes var ancak ateşkes sürekli ihlal ediliyor.” dedi.

Fidan, bu durumun Türkiye için “hayal kırıklığı yarattığını” dile getirerek, ateşkes kabul edildiğinden bu yana neredeyse 400 Filistinlinin öldürüldüğünü, Filistinlilerin ise ateşkese riayet etmeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Barış Planı çerçevesinde tarafların insanların korunması ve insani yardım konusunda kabul ettiği şartların açık olduğunu ancak şu andaki insani yardım miktarının hiçbir zaman yeterli olmadığını vurgulayan Fidan, bu büyük zorluklara rağmen Müslüman ülkelerin ve uluslararası toplumun ateşkesin ikinci aşamaya ilerlemesini istediğini belirtti.

Fidan, buna yönelik kamuoyuna yansımayan bazı görüşmeler olduğuna, genellikle “Barış Kuruluna”, “Uluslararası İstikrar Gücüne”, günlük işlerin yürütülmesine ve yürütme komitesine odaklanıldığına işaret ederek, gelecek birkaç hafta içinde bu görüşmelerin bazı sonuçlarını görebileceklerini söyledi.

Türkiye olarak bu müzakereleri yakından takip ettiklerini ve katkıda bulunmaya çalıştıklarını aktaran Fidan, sahadaki ateşkes sürecini de gözlemlediklerini, herhangi bir ihlal veya sorun tespit edildiğinde ilgili muhataplarla görüşerek gerekli adımların atılması için teşvikte bulunduklarını kaydetti.

“(Gazze ile) Aynı durumu Batı Şeria’da da görebiliriz”

Fidan, aksi takdirde Gazze’de insanların katledildiği ve soykırıma uğradığı korku günlerine geri dönülebileceğine dikkati çekerek, “Bu sefer sadece Gazze’de de değil, bu durum bulaşıcıdır. Allah korusun, aynı durumu Batı Şeria’da da görebiliriz.” dedi.

Uluslararası İstikrar Gücüne Türkiye’nin olası katılımı ve İsrail’in buna yaklaşımına ilişkin Fidan, “Türkiye’nin, İsrail’in Filistin’de işlediği suçlara ve on binlerce Filistinliyi katletmesine karşı insanlığın ve uluslararası vicdanın sesi olduğunun” altını çizdi.

Fidan, Filistin’de yaşananların, Türkiye’nin karşı çıkması ve sesini çıkarması gereken bir durum olduğunu ve diplomatik olarak en başından beri bunu yaptığını vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:

“İsrail, uluslararası toplumdan bu düzeyde eleştiri ve kınama görmeye hiç alışık değil çünkü uluslararası toplum onlara, istedikleri her şeyi yapma, güvenlikleri için gerekli gördükleri her şeyi yapma konusunda açık çek vermiştir. Bu, toplu katliam anlamına gelse bile… Bu durum on yıllardır böyleydi ve İsrail uluslararası sistemden muaf tutuldu ama bence bu dönem artık sona erdi.” diye konuşu.

“İsrail, Türkiye’nin Uluslararası İstikrar Gücüne katılımına şiddetle karşı çıkıyor”

Türkiye’nin ortaklarıyla beraber bu sonuca ulaşılması için çok önemli bir rol oynadığının altını çizen Fidan, “Bu yüzden İsrail, Türkiye’nin katılımına şiddetle karşı çıkıyor ama burada tek ilgili aktör İsrail değil. Burada başka ilgili aktörler de var, bu yüzden onlarla da görüşüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Fidan, en başından bu yana Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın barış süreci için insani, askeri, güvenlik, teknik, altyapı ve sağlık gibi alanlarda ne gerekliyse Türkiye’nin hazır olduğunu ifade ettiğini hatırlatarak, bu alanların Türkiye’nin üzerinde çok çalıştığı alanlar olduğunu dile getirdi.

Gazze’de belli desteklerin sağlanması konusunda spesifik alanlarda çalışan geniş ve departmanlar arası ekipler olduğuna değinen Fidan, bunun doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı olduğunu ve Dışişleri Bakanlığının da bu çabaları koordine ettiğini anlattı.

Fidan, Türkiye’nin Uluslararası İstikrar Gücüne katılmaya hazır olduğunu, İsraillilerin açıkça itiraz ettiğini ve Ankara’nın da diğer ortaklarla görüştüğünü yineleyerek, Türkiye için önceliğin sahada neyin gerekli olduğunu görmeyi teşkil ettiğini ve bunu kimin yapığının ikincil bir mesele olduğunu söyledi.

Bakan Fidan, “Gazze’de insanlık ve insani değerler lehine başka biri gelip aynı şeyi yapabilirse, bizim için sorun yoktur ancak bizim yardımımıza çok ihtiyaç varsa, biz de katkıda bulunmaya hazırız.” dedi.

“İşbirliği mekanizması ile DEAŞ’la başa çıkılabilir”

Fidan, Suriye’deki duruma ve olası terör örgütü DEAŞ tehdidine yönelik, “Evet, DEAŞ kesinlikle büyük bir tehdit, bununla başa çıkabiliriz. Bölge ülkeleri olarak, Türkiye ve Suriye olarak, iyi bir işbirliği mekanizması olduğu sürece, bu sorunu etkili bir şekilde çözebileceğimizi düşünüyorum ” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin, son 40 yılda terör örgütü PKK ve diğer terör unsurlarıyla mücadele ettiğine ve terörle mücadele konusunda bölgede çok tecrübeli bir ülke olduğuna işaret eden Fidan, bu tehditle başa çıkmak için kapsamlı beceri ve yetenekler geliştirdiklerini belirtti.

Fidan, geçen yıldan önce, Suriye’deki tehdit ortamı nedeniyle, DEAŞ ve diğer terör örgütlerinin sistemdeki çatlaklardan yararlanarak kendilerine bir yol bulabildiklerini anımsatarak, artık iç savaşın sona erdiğini, halkın Şam’ı yönettiğini ve şu anda sağlıklı bir işbirliği bulunduğunu dile getirdi.

İşbirliği mekanizması olduğu sürece bu tehditle başa çıkılabileceğinin altını çizen Fidan, şunları kaydetti:

“Bu nedenle, devrimin ilk aylarında, 2025’in başlarında, diğer bölge ülkeleriyle bir araya geldik ve şöyle dedik ‘Bakın, Suriye şimdi iyileşme yolunda. Derin yaraları var ve iyileşmek için zamana ihtiyaçları var, bu yönde ilerlemek için uluslararası ve bölgesel desteğe ihtiyaçları var. Ancak bu arada, başka düşman unsurların bu süreçten yararlanmasını istemiyoruz.’ Bu nedenle, o dönemde terörizmin en büyük tehdit olduğunu ve müdahale etmemiz gerektiğini düşündük. Bu işbirliği, Suriyeli ortaklarımızın zihninde ayrı bir farkındalık yaratmak açısından çok yararlı oldu çünkü onlar DEAŞ tehdidinin çok iyi farkındalar ancak ‘uluslararası toplum DEAŞ ile nasıl mücadele ediyor ve ne tür mekanizmalara sahip’, onlar artık devlet aktörleri ve bir devlet aktörü olarak bu sorunu diğer bölgesel ortaklarla birlikte ele alırken nasıl davranmalılar, bu onlar için başka bir şeydi ancak bu alana giriş yapmaları iyi oldu. Onlar bu sorunu çözme konusunda çok yetenekli ve istekli.”

Fidan, Suriye’nin geçen ay Washington’da belgeleri imzalayarak ABD öncülüğünde 2014’te kurulan DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyonun parçası olduğunu anımsattı.

Bunun iyi bir girişim olduğunu vurgulayan Fidan, Suriye’nin diğer ülkelerle birlikte DEAŞ’la mücadeleye kararlı olduklarını çok net bir şekilde ortaya koyduğunu dile getirdi.

“Hiçbir terörist unsurun Suriye’yi iyileşme yolundan çıkarmasına izin vermemeliyiz”

Fidan, askeri uzmanlarla, istihbarat uzmanlarıyla, diğer bölge ülkeleriyle, ABD ve diğer herkesin DEAŞ’la mücadele gündemini ilerlettiğine dikkati çekerek, “Hiçbir terörist unsurun Suriye halkını ve devletini iyileşme yolunda raydan çıkarmasına asla izin vermemeliyiz.” dedi.

Suriye’de SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG’nin durumuna ve Suriye’ye entegrasyon sürecine ilişkin Fidan, “Elbette sürecin hızından memnun değiliz. Biz, Suriyeliler ve bazı diğer ortaklar, isimlerini vermek istemiyorum, topluca ‘SDG’nin daha fazla zaman kazanmaya çalıştığını düşünüyor. Bence kendileri için başka fırsatlar umut ediyorlar, belki başka bir bölgesel kriz şeklinde, belki de İsrail’in Suriye ve diğer yerlere yönelik yayılmacı politikaları nedeniyle. Bu yüzden, bence iyi olan şey, Amerikalı ortaklarımızın bu sürecin tamamlanması gerektiğinin çok iyi farkında olmaları çünkü bu, ülkenin birliği için çok önemli.” diye konuştu.

Fidan, Suriye muhalefetinin her farklı unsurunun, silahlı grupların, “SDG” hariç, şu anda Suriye Savunma Bakanlığına bağlandığını anımsatarak, “Çünkü onlar eski muhalefet yapısında muhalefet üyesi değillerdi. Farklı gruplar vardı. Her zaman tek bir komuta ve kontrol altında değillerdi. Şimdi ise Savunma Bakanlığının komuta ve kontrolü altına girmeyi kabul ettiler. Bu, ulusal birlik için çok önemlidir çünkü bir devlette farklı otoritelere izahat veren iki veya üç farklı silahlı yapı olamaz. Böyle bir durumda birlik ve egemenlikten söz edilemez.” ifadelerini kullandı.

“‘SDG’ ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalı”

Bunun çok önemli olduğunu, herkesin bunu anladığını ancak Türkiye’nin işlerin diyalog, müzakere ve barışçıl yollarla halledilmesini umduğunu vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:

“Tekrar askeri yollara başvurmak zorunda kalmak istemiyoruz ancak ‘SDG’, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalıdır. 10 Mart Anlaşması’na bağlılıklarını yerine getirmeleri gereken bir noktaya gelmeliler. Herkes, bu anlaşmayı gecikmeden ve çarpıtmadan yerine getirmelerini bekliyor çünkü bu anlaşmadan sapma görmek istemiyoruz. Günün sonunda, biliyorsunuz, Şam’daki Suriyeli ortaklarımız da bunun ulusal birlikleri için çok önemli bir adım olduğunu görüyorlar. Bir anlamda iyimserim. Umarım doğru taktik, teknik ve işbirliği biçimlerini kullanırsak, hedefe ulaşacağımızı düşünüyorum. “

“Özellikle Karadeniz’e doğru tırmanan savaş Türkiye’yi ve diğer kıyı ülkelerini de tehdit ediyor”

Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Bakan Fidan, “Elbette, bu savaştan doğacak herhangi bir ateşkes, herhangi bir barışı memnuniyetle karşılarız çünkü bu savaş 4 yıldır sürüyor. Ve tıpkı Gazze’deki savaşta olduğu gibi, büyük yıkıma ve insan hayatı kayıplarına neden oluyor.” diye konuştu.

Avrupa’nın orta yerinde, 21. yüzyılda böylesine konvansiyonel bir savaşa tanıklık etmenin Avrupalıların hayatları boyunca asla hayal etmeyecekleri bir şey olduğunu kaydeden Fidan, Avrupa halkının bu tür sahnelerin İkinci Dünya Savaşı dönemine ait olduğunu düşündüklerini söyledi.

Fidan, 2025’te Avrupa’nın ortasında “büyük çaplı bir konvansiyonel savaş yaşandığına” dikkati çekerek, bunun binlerce can aldığını ve büyük şehirlerde büyük yıkıma yol açarak şehirleri enkaz alanına çevirdiğini dile getirdi.

Bu durumun bölge ülkelerini ve savaşın bölgesel olarak tırmanması tehdidini oluşturduğunu aktaran Fidan, “Özellikle Karadeniz’e doğru tırmanan savaş Türkiye’yi ve diğer kıyı ülkelerini de tehdit ediyor. Bu nedenle Türkiye, en başından beri çok yoğun şekilde çalışıyor ve ateşkes için mümkünse gerçekten katkıda bulunmak için de çok çaba sarf ediyor.” ifadesini kullandı.

Fidan, Ankara’nın diğer ortaklarıyla birlikte çok sayıda girişimde bulunduğunu, özellikle son birkaç haftadır görüşme trafiğinin yoğunlaştığını, tarafların tartışma düzeyinin ve ciddiyetinin arttığını görmekten memnuniyet duyduklarını anlattı.

Bakan Fidan, Avrupalı aktörlerin de artık sürece dahil olduğunu belirterek, ABD’nin arabuluculuk sürecini yönettiğini ve bu hususta ABD Başkanı Donald Trump ve ekibine yaptıkları için “özel bir takdir” borçlu olduklarını vurguladı.

Gazze’deki gibi bu tür bir sürecin ancak ABD’nin aktif katılımıyla mümkün olduğunun görüldüğünü bildiren Fidan, halihazırda Türkiye’nin Trump ve ekibiyle, Ruslarla, Ukraynalılarla ve Avrupalılarla temas halinde olduğu mesajını verdi.

Taraflar “anlaşmaya çok yakın”

Fidan, tarafların gelinen noktada “anlaşmaya çok yakın” olduğunun altını çizerek, muhtemelen üzerinde mutabık kalınacak metnin Ukrayna kamuoyuna sunulacağına ve bunun Ukrayna tarafının iç dinamikleriyle ilişkili bir konu olduğuna dikkati çekti.

Tarafların olası bir “kağıt üzerinde anlaşmaya” varması halinde bunu kamuoyuna sunmanın yolunu bulacaklarını aktaran Fidan, burada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin yanı sıra Ukrayna halkının iradesi ve Avrupa’nın tutumunun da önemli olduğuna değindi.

Fidan, halihazırda Avrupalıların “ateşkes etrafında birleşmiş görünmesinin” oldukça önemli olduğunu kaydederek, görüştükleri Avrupalı liderlerin bu konuda “samimi ve ciddi” göründüklerini dile getirdi.

Buna rağmen Avrupalıların kendi güvenlik kaygıları da olduğunu ifade eden Fidan, Ukraynalıların da bu endişelere sahip olduğunu ve güvenlik garantileri talep ettiklerini anımsattı.

Fidan, Moskova’nın da güvenlik kaygıları olduğunu ve ek garantiler istediklerini söyleyerek, tüm bu taleplerin bir araya getirilip herkesin kabul edebileceği format ve plan oluşturmanın son derece zor bir iş olduğunu ancak şu anda bir anlaşmaya çok yakın olunduğunu bildirdi.

Türkiye’nin arabuluculuk çalışmaları

Türkiye’nin savaş devam ederken Karadeniz Tahıl Girişimi ile taraflar arasında anlaşma yapılabilmesini sağladığını belirten Fidan, bunun Akdeniz’e erişim imkanı tanıdığı ve temel olarak deniz güvenliğiyle ilgili olduğunu, başta Afrika olmak üzere dünya piyasalarına 30 milyon ton tahılın ulaşmasına yardımcı olduğunu hatırlattı.

Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın insani nedenlerle bu girişime büyük hassasiyet gösterdiğine değinerek, Erdoğan’ın hala bunun öneminden söz ettiğini, zira savaşın Afrika’daki, Latin Amerika’daki, hatta Avrupa ve Orta Asya’daki insanların yaşamını da etkilediğini dile getirdi.

Bu sebeple deniz güvenliğinin “son derece önemli” olduğuna işaret eden Fidan, Rusya ve Ukrayna’nın, dünyaya sattıkları enerji ürünlerinin yanı sıra aynı zamanda büyük tahıl üreticileri olduğunu vurguladı.

Fidan, Rusya ve Ukrayna’nın dünyanın geri kalanına sağladığı birincil ürünün tahıl olduğuna dikkati çekerek, bu nedenle gündemi ilerletmeye ve deniz güvenliğine ulaşmaya özel önem verdiklerini söyledi.

Amerikalıların arabuluculuğundaki Rusya ve Ukrayna tarafları arasında tam plan hakkında büyük bir tartışma döndüğünü belirten Fidan, “Şu anda olan şey, tüm ilgili aktörlerin bir barış planına, bir barış paketi planına dahil olması ve artık sınırlı ateşkes anlaşmaları hakkında fazla tartışmamalarıdır. Sınırlı derken, enerji, altyapı ve deniz güvenliği ile sınırlı olduğunu kastediyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ben, muhataplarımızla yaptığımız görüşmelerde, tam bir ateşkes ve barış planına ulaşamazsak, lütfen bu sınırlı anlaşmayı yapalım diyoruz.” şeklinde konuştu.

Fidan, son haftalarda Türk gemilerinin her iki tarafın da hedefi haline geldiğini ve Türkiye’nin bu durumdan ciddi şekilde etkilendiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Artık insansız hava araçları sadece savaşan tarafların bölgelerinde değil, bizim topraklarımıza doğru da uçuyor. Bu da kıyı ülkeleri için daha fazla sorun yaratıyor. Aynı şeyi Romanya’da, Bulgaristan’da da gördük ve her şey birkaç yıl önce mayınların Karadeniz’de sürüklenerek Boğaz’a ulaşmasıyla başladı. Bir noktada, Boğaz’daki tüm gemi trafiğini engelleyecek kadar tehlikeli hale geldi. Dolayısıyla bunlar da bizim ordumuzla ve diğer kıyı ülkeleriyle, özellikle Romanya ve Bulgaristan’la işbirliği içinde uğraştığımız sorunlar.”

“Ateşkesin sağlanmasına tam destek veriyoruz”

Tüm bu sorunlara son vermenin en kısa yolunun ateşkesin sağlanması olduğuna değinen Fidan, “Bu nedenle buna tam destek veriyoruz. Umarım ateşkes sağlanır. Aksi takdirde başından beri uyardığımız gibi, gerginlik giderek tırmanıyor. Bölgesel gerginlik çok tehlikeli ve bu bölgede kalmayabilir. Avrupa’nın farklı bölgelerine de sıçrayabilir.” dedi.

“GKRY’nin yakında AB başkanlığını devralacak olmasını bir zorluk mu yoksa fırsat mı olarak değerlendirdiği”ne ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, bu durumun Türkiye için de bir fırsat olabileceğini belirtti.

“GKRY fırsat buldukları her yerde bizi engelliyor”

Fidan, GKRY’nin uluslararası platformda, Türkiye’nin önüne engeller koyduğuna işaret ederek, “Fırsat buldukları her yerde bizi engelliyorlar. Ancak Avrupa’nın karşı karşıya olduğu mevcut tehditler karşısında, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki işbirliği ve ilişkilerin her zamankinden çok daha anlamlı ve önemli hale geldiğini düşünüyorum. Yani Kıbrıs Rum Kesimi, AB ile Türkiye arasında büyük bir engel teşkil ediyor. Ve ne yazık ki AB’nin iç işleyiş sistemi Kıbrıslı Rumların bu tür eylemlerine izin veriyor.” diye konuştu.

Kıbrıs sorununu miras olarak aldıklarını ancak bunu gelecek nesillere bırakmak istemediklerini vurgulayan Fidan, “Eski zihniyete bağlı kalmak zorunda değiliz. Daha yaratıcı olabiliriz çünkü zaman akıyor ve nesiller, gelecek nesiller bizden bir çözüm bekliyor.” ifadelerini kullandı.

Fidan, Kıbrıs’ta iki devletli çözümün tek gerçekçi çözüm olduğunun ve herkesin bunu bildiğinin altını çizerek, “Türkiye olarak Annan Planı ve Crans-Montana sürecinde olumlu bir tavır aldık, Kıbrıslı Türkler BM planına lehte oy verdiler. Ancak Kıbrıslı Rumlar bunu reddetti.” şeklinde konuştu.

“Alternatif iki devletli çözümdür”

Kıbrıslı Rum yetkililerin, Kıbrıs için eşit güç, servet ve yetki paylaşımı anlaşmasına asla “evet” demeyeceklerini aktaran Fidan, “Onlar bunu biliyor, biz bunu biliyoruz, Avrupalılar bunu biliyor. Bu bir gerçek. Öyleyse bunun alternatifi iki devletli bir çözümdür. Bunu yapabiliriz. Ve iki devletli çözümden sonra her türlü işbirliğini veya siyasi birliği kurabilirler. Bu onlara kalmış. Ancak acilen yapmamız gereken şey, bu anı değerlendirmek ve Kıbrıs’ı bir cennet haline getirmek için her türlü tarihi fırsatı kullanmaktır.” dedi.

Fidan, Akdeniz ülkelerinin turizm, ekonomi ve sanayiye yüklü yatırımlar yaptıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Kıbrıslı Türkleri izole etmeyi bırakın, kaliteli bir işbirliği başlatabiliriz. Siyasi sorunu dondururken, ekonomik kalkınma, bölgesel kalkınma, enerji kaynaklarının kullanımı, turizm, sanayi ve her şeyden hep birlikte yararlanabiliriz. Ancak eski hedeflere ve zihniyete bağlı kalmak, bu sorunu olumlu bir şekilde ele almamıza yardımcı olmuyor. İşte, onlara vermek istediğimiz mesaj budur. Çünkü toplum uzun süredir bir şekilde şartlandırılmış durumda, bu yüzden politikacıların U dönüşü yapması çok zor. Ama birisi gerçeği söylemek zorunda. Birisi, Ada’daki gerçekler, hepimizin kaçırdığı fırsatlar ve mevcut fiili durum nedeniyle yarattığımız riskler hakkında gerçeği söyleyecek kadar cesur olmak zorunda.”

Muhabir: Tuğba Altun,Sercan İrkin,Gökhan Çeliker

Dünya Alem (25): Ortadoğu’da Barışı Aramak sempozyumu

Ortadoğu'da barış arayışını ele alan SAHİ sempozyumu, bölgesel krizleri ve çözüm yollarını akademisyen ve aktivistlerle tartışıyor.

Dünya Alem (25): Ortadoğu’da Barışı Aramak sempozyumu Medyascope

💾

Ortadoğu'da barış arayışını ele alan SAHİ sempozyumu, bölgesel krizleri ve çözüm yollarını akademisyen ve aktivistlerle tartışıyor.

Bir ülke küllerinden doğuyor: Suriye

Arap Baharı’nın ilk sloganları Şam sokaklarında yankılandığında takvim yaprakları 2011’i gösteriyordu. “Ekmek, özgürlük, onur” talebiyle başlayan gösteriler kısa sürede bölgenin en yıkıcı savaşına dönüştü. Şehirler cephe hatlarına bölündü, mahalleler haritadan silindi.

Yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlar evlerini terk etti. Bir zamanlar kültür ve üretim merkezleriyle anılan Halep, Humus ve Dera uzun yıllar boyunca sessiz, karanlık ve yıkılmış kaldı.

On iki yıldan fazla süren savaşın ardından, 2024 sonunda Esed rejiminin devrilmesiyle yeni bir dönem başladı. Suriye bugün hala bir geçiş süreci yaşıyor ancak yıkımın yerini sessiz bir yeniden doğuş almış durumda.

Karanlıktan şantiyeye: Yeniden başlayan hayatın gürültüsü
Yıllar boyunca geceleri sessizdi Suriye. Karanlık, sadece elektriğin eksikliğinden değil, geleceğe duyulan umudun yokluğundandı. Şimdi o sessizlik yerini beton mikserlerinin uğultusuna, vinçlerin dönme sesine, yeniden kurulan hayatın telaşına bırakmış durumda.

Savaş öncesinde 9,5 GW olan ülkenin enerji kapasitesi, savaşta üçte bire düşmüştü. Bugün bu rakam yeniden 6 GW sınırına yaklaşıyor. Türkiye’den gelen elektrik akışı, Körfez yatırımlarıyla birleşince şehirler yeniden aydınlanmaya başladı. Halep ve Hama çevresinde kurulan iki doğalgaz santrali üretime geçti. Lazkiye’de ilk güneş santrali devreye alındı. Karanlığın yerini ışık, sessizliğin yerini inşaat gürültüsü aldı.

Yollar, su şebekeleri, okullar, hastaneler yeniden ayağa kalkıyor. Bir zamanlar çatışmanın sembolü olan Halep’te şimdi çocuk sesleri yeniden duyuluyor. Savaşın kalbinde artık yaşamın ritmi var.

Dünya Bankası verilerine göre, Suriye’nin yeniden inşa maliyeti 216 milyar doları buluyor. Geçici dönemin Devlet Başkanı Ahmet el-Şara ve hükümeti, bu devasa yükü paylaşmak için uluslararası sermayeyi masaya davet ediyor. Yeni yatırım yasaları, yabancı sermayeye vergi muafiyetleri ve ortak girişim teşvikleri getiriyor. Yaklaşık 20 milyar dolar tutarında proje planı yürürlükte.

Sandık ve sukunet: Oy verme heyecanı yaşandı
13 yıl süren iç savaşın ardından Suriye halkı ilk kez özgür bir seçim atmosferi yaşadı. Geçtiğimiz günlerde yapılan Halk Meclisi seçimleri, ülkede on 13 yılın ardından sandıkların yeniden kurulduğu ilk oylama oldu.

Seçimler, savaşın ağır mirasına rağmen şaşırtıcı bir sükunet içinde geçti. Uluslararası gözlemciler, seçim sürecinin büyük oranda şeffaf yürütüldüğünü ve katılım oranının yüksek olduğunu raporladı.

Thumbs B C 1F8766Fd21Adf59F2A81606696990F5D
Suriye'de Esed rejiminin devrilmesinin ardından ilk Halk Meclisi seçimleri büyük bir başarıyla gerçekleştirildi.


“Suriye’nin kendi geleceğini tayin etme iradesinin yeniden görünür olması anlamına geliyor. Halkın yıllar sonra ilk kez oy kullanırken yaşadığı sevinç, savaşın ardından gelen yorgun umut hâlini aldı."

Suriye Devlet Başkanı Ahmet el-Şara

Uluslararası alanda yeni dönem başladı

Yeni dönemin en dikkat çekici hamlelerinden biri ise, Ahmed el-Şara’nın diplomasi trafiği oldu. Nisan 2025’te Riyad’da düzenlenen yatırım forumunda, Şara Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Donald Trump ile aynı karede yer aldı. O fotoğraf, Suriye’nin bölgedeki yalnızlığının fiilen sona erdiğinin sembolüydü. Şam yönetimi Körfez başkentlerine “yeni sayfa” mesajı verdi.

Thumbs B C 09A9B695000E6Eeb24Dbbcaf3Afb10C0
Şara'nın Suudi Arabistan'da Donald Trump ile bir araya gelmesi önemli bir eşik oldu.


Ardından diplomasi trafiği Avrupa’ya uzandı. Haziran 2025’teki Paris ve Brüksel ziyaretleri, Avrupa Birliği’nin Suriye’ye yönelik yaptırım politikasında ciddi bir yumuşamayı beraberinde getirdi. Brüksel’de yapılan görüşmeler sonrası, AB’nin enerji, finans ve ulaştırma alanındaki yaptırımların önemli bir bölümünü askıya aldığı açıklandı.

Türkiye, Körfez ve Asya: Şam’ı yeniden inşa eden üç eksen

Körfez’in finansal desteği kadar, Türkiye’nin sahadaki varlığı da Suriye’nin yeniden yapılanmasında belirleyici hale geldi. Ankara, sınır güvenliği ve insani yardımların ötesine geçerek, şimdi ekonomik toparlanmanın da ana aktörü konumunda.

Türkiye, Halep ve Lazkiye’ye günlük 800 MW enerji tedarik ediyor. Türk mühendislik firmaları, Halep–Şam otoyolu, Hama Barajı ve Humus Havalimanı projelerinde aktif rol oynuyor.

AFAD ve TİKA ise geçici barınma alanlarını kalıcı konutlara dönüştüren projeler yürütüyor. Bu adımlar, hem ekonomik hem insani bir yeniden yakınlaşma anlamı taşıyor.

Thumbs B C 3Dcfc3Eb593C927F84640951080A4A9D(1)
Türkiye, Katar ve ABD'den şirketlerin oluşturduğu konsorsiyum, Suriye Enerji Bakanlığı ile imzalanan nihai anlaşmayla 7 milyar dolarlık enerji yatırımında uygulama aşamasına geçti.


Öte yandan Riyad ve Abu Dabi merkezli fonlar, Şam ve Lazkiye’de enerji, telekom ve turizm alanında milyar dolarlık projelere imza attı. BAE’nin Ras al-Khaimah Group’u, Lazkiye Limanı’nın modernizasyonu için yatırım anlaşması yaptı. Suudi şirketleri, Şam Uluslararası Havalimanı’nın yeni terminal projesine finansman sağladı.

Çin ve Güney Kore merkezli şirketler de altyapı ve sanayi tesislerinin yeniden inşasında yer alıyor. Suriye, uzun aradan sonra ilk kez hem Doğu’dan hem Batı’dan sermaye çekiyor.

Yeni Şam yönetimi bu süreci, “egemenliği devretmeden kalkınmak” hedefiyle yönetiyor. Ahmed el-Şara’nın dış politika çizgisi “çok taraflı denge” üzerine kurulu. Hem Körfez hem Türkiye hem de Avrupa’yla ilişkiler geliştiriliyor.

Küller üzerinde yeni bir umut
Suriye, on iki yıl süren savaşın ardından temkinli ama kararlı bir yeniden inşa sürecine girdi.
Ülkenin farklı şehirlerinde başlayan projeler, savaşın karanlığında yitirilen yılların ardından yeniden bir hayatın kurulduğunu gösteriyor.

Halkın sandıkla buluştuğu, şehirlerin yeniden ışıkla tanıştığı bu yeni dönemde devlet kurumları yavaş yavaş ayağa kalkıyor.

Şam’da hükümet binaları onarılıyor, Halep’te sanayi bölgeleri yeniden çalışmaya başladı, Lazkiye’de liman hattı ticarete açıldı.

Yatırımların sahaya inmesiyle birlikte günlük yaşamın ritmi değişiyor.

Uzun yıllar boyunca yıkım ve göçün sembolü olan caddelerde şimdi yeniden trafik var; dükkânlar, okullar, atölyeler yeniden açılıyor. Elektrik hatları çekiliyor, su şebekeleri onarılıyor, çocuklar yıllar sonra sınıflarına dönüyor. Bir ülke, sessiz ama derin bir biçimde yeniden kuruluyor.

Terör örgütü PKK/YPG Suriye'de sivil yerleşim yerlerine saldırdı

Suriye'nin resmi haber ajansı SANA, terör örgütü PKK/YPG'nin, Deyr Hafır bölgesinde yer alan Humayma ve El-Keyta köylerini topçu atışlarıyla hedef aldığını belirtti.

Haberde, Suriye ordusunun, SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG'nin mevzilerine ateş açarak karşılık verdiği aktarıldı.

Suriye'deki resmi tatil ve dini bayram günleri açıklandı

Suriye resmi haber ajansı SANA'nın haberine göre, yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu tatil günlerinde çalışanlar resmi izinli sayılacak.

Kararnamede, Ramazan Bayramı için 3 gün, Kurban Bayramı için ise 4 gün tatil uygulanacağı belirtildi.

Ayrıca Hicri Yılbaşı, Mevlit Kandili, Miladi Yılbaşı, Noel, Anneler Günü, Kurtuluş Günü, Paskalya, İşçi Bayramı, Kurtuluş Bayramı ve Suriye Devrimi Günü için birer gün resmi tatil ilan edildi.

Öte yandan, 6 Mayıs'ta kutlanan Şehitler Günü ile 6 Ekim 1973 Savaşı'nın yıl dönümü tatilleri yürürlükten kaldırıldı.

Tarihleri her yıl değişkenlik gösteren dini bayramların kesin günleri ise ayrıca yayımlanacak resmi bildirgeyle duyurulacak.

Suriye’den ‘YPG’ açıklaması: Yapılan anlaşma ilerlemiyor

Suriye Dışişleri Bakanlığı, SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG ile Suriye hükümeti arasında yapılan anlaşmanın uygulanmasında ilerleme kaydedilmediğini bildirdi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı Amerikan İşleri Dairesi Müdürü Kutaybe İdlbi, Suriye resmi devlet televizyonu El-İhbariyye’ye yaptığı açıklamada, terör örgütü PKK/YPG’nin Deyrizor’da vilayetin kaynaklarına el koyduğunu belirtti.

İdlbi, 10 Mart’ta PKK/YPG ile imzalanan anlaşmanın uygulanmasında şu ana kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini söyledi.

ABD’nin Suriye hükümetiyle çeşitli konularda tam bir anlayış içinde hareket ettiğini belirten İdlbi, Fransa’nın başkenti Paris’te PKK/YPG ile yapılacak istişare toplantısının, tam entegrasyon amacıyla sürdürülen müzakerelerin bir devamı niteliğinde olduğunu vurguladı.

İdlbi, ABD ve Fransa’nın, Suriye’nin birliğini koruyacak adımların tamamlanmasının gerekliliğine inandığını dile getirerek, Fransız yetkililerin tutumunun, Paris’in “Suriyelilerin arzuladığı çözüme ulaşılması” amacıyla PKK/YPG üzerinde baskı kurmaya hazır olduğunu gösterdiğini kaydetti.

ANLAŞMA NEYDİ?

Suriye geçiş hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (Colani) ve YPG elebaşı Mazlum Abdi, 10 Mart 2025’te kameralar karşısına geçerek anlaşma imzalamıştı.

Anlaşmadaki Kürt toplumu, Suriye devletinin resmi bir parçası olarak tanınacak ve vatandaşlık hakları güvence altına alınacak.” ifadeleri dikkat çekmişti.

Ahmed Şara ve Mazlum Abdi’nin imzaladığı anlaşmanın maddeleri şu şekildeydi:

“SDG, Suriye’nin devlet güvenlik kurumlarına dahil edilecek.

Tüm Suriyelilerin siyasi temsil hakkı garanti altına alınacak. Dini ve etnik köken farkı gözetmeksizin anayasal eşitlik sağlanacak.

Kürt toplumu, Suriye devletinin resmi bir parçası olarak tanınacak ve vatandaşlık hakları güvence altına alınacak.

Suriye topraklarının tamamında çatışmalar durdurulacak.

Rojava’daki (Kuzeydoğu Suriye) tüm sivil ve askeri kurumlar, devlet yönetimi altında birleştirilecek. Sınır kapıları, havaalanları ve petrol sahaları devlet kontrolüne geçecek.

Suriyeli mültecilerin evlerine dönüşü sağlanacak ve güvenlikleri devlet tarafından garanti altına alınacak.

Şam yönetimi, savaşın yıkıcı etkileriyle mücadelede ve ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden unsurlara karşı harekete geçecek.

Suriye devletinin, Esed rejiminin kalıntıları ve ülkenin güvenliği ile birliğini tehdit eden tüm unsurlara karşı mücadelesine destek verilmesi, bölünme çağrıları, nefret söylemi ve Suriye toplumunun tüm bileşenleri arasında fitne yayma girişimlerinin reddedilmesi 

Bölünme çağrıları ve toplumda kaos yaratmaya yönelik girişimler reddedilecek.

Uygulama komisyonları, anlaşmanın yıl sonuna kadar tamamen hayata geçirilmesi için çalışacak.”

İlişkili Haber
thumbnail
Ahmed Şara ve Mazlum Abdi imzaladı, YPG resmen Suriye ordusuna katıldı!
Haberi görüntüle

 

Dışişleri Bakanı Fidan: PKK’nın fesih kararının geleceğimiz için çok hayırlı olacağını düşünüyorum

AA

ANKARA (AA) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Türkiye-Ürdün-Suriye Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.

  • AK Parti Sözcüsü Çelik: PKK’nın kendini feshetme ve silah bırakma kararı alması önemli bir aşamadır

Bakan Fidan, terör örgütü PKK’nın fesih ve silah bırakma kararına ilişkin soruya şöyle yanıt verdi:

“PKK’nın almış olduğu karar, bence tarihi ve önemli bir karar. Özellikle kalıcı barış ve istikrarın bölgemize hakim olması açısından ben bu kararı oldukça önemli görüyorum. Tabii bu kararın alınmasından sonra atılacak pratik adımlar var. Onları da yakından takip edeceğiz. Türkiye’de son 20 yıldır geliştirdiğimiz demokrasi, özgürlük, refah ve güvenlik alanının daha da genişlemesi, Türkiye’den taşıp bölgemizdeki diğer devletleri, halkları olumlu şekilde etkilemesi, bizim en büyük dileğimiz. Ben bu kararın samimi bir şekilde uygulanması ve diğer endişeleri de izale edici şekilde hayata geçirilmesi halinde gerçekten geleceğimiz için, vatandaşlarımız için, herkes için çok hayırlı bir karar olacağını düşünüyorum. Bu konuda Sayın (Devlet) Bahçeli’nin tarihi çağrısı olmuştu, Cumhurbaşkanımızın çok güçlü bir iradesi olmuştu. Örgütün bu konuda da şu anda olumlu bir cevabı var. DEM’in ortaya koyduğu çalışma var. Emeği geçen arkadaşlar var. Tabii ki bu tarihi sorumlulukta biz bu ülkenin evlatları olarak hep beraber kendi sorunumuzu kendi hikmetimizle, kendi sağduyumuzla, kendi aklımızla, kendi irademizle çözebileceğimizi gösteriyoruz.

“Suriye’ye her alanda desteğimiz tamdır”

Bakan Fidan, Suriye’nin mevcut sorunları, bölgenin karşı karşıya kaldığı problemler ve ne tür çözümler getirilebileceğini ele aldıklarını ifade ederek, kapsamlı görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.

Suriye’de Baas rejiminin 8 Aralık 2024’te yıkılmasının ardından geçen süre zarfında çok yoğun bölgesel ve uluslararası diplomatik çabaların devam ettiğine dikkati çeken Fidan, “Biz de bölge ülkeleri olarak, Suriye’nin komşuları olarak, bölgesel sahiplenme bilinciyle var olan sorunları hep beraber nasıl çözeriz, onun arayışı içerisindeyiz. Suriye’ye her alanda desteğimiz tamdır.” dedi.

Fidan, Suriye’nin karşı karşıya olduğu birtakım cari problemlerin bulunduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

“Şu anda Suriye’nin karşı karşıya olduğu problemleri şöyle bir kısaca özetlediğimiz zaman İsrail yayılmacılığı söz konusu. Bu, gerçekten Suriye’nin istikrarını, güvenliğini, geleceğini tehdit eder bir boyuta ulaşmış durumda. Bizler bölge ülkeleri olarak bu yayılmacılığın, bu provokasyonun bir an önce son bulması gerektiği noktasında ortak fikir sahibiyiz.”

Fidan, Suriye’nin içinde bulunduğu durumdan terör örgütlerinin istifade etmemesinin ciddi öncelik taşıdığına dikkati çekerek, “Bu, bölgesel güvenliğimiz açısından da fevkalade önemli. Kuzeyde Türkiye, güneyde Suriye, bu konuları yakından takip ediyoruz. Özellikle DEAŞ’la mücadelenin bu konuda önemli olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyorum. Bu konuda bir süredir yürüttüğümüz beşli toplantı var. Bugün bu beşli grubun üç ülkesi olarak tekrar bir araya geldik.” dedi.

“Bu konudaki bütün gayretleri de destekliyoruz”

Topraklarının üçte birinin YPG’nin işgali altında bulunmasının yine Suriye’nin karşı karşıya bulunduğu bir tehdit olduğuna dikkati çeken Fidan, şöyle devam etti:

“Güvenlikle ilgili problemlerin yanı sıra Suriye’nin karşı karşıya olduğu uluslararası diplomatik birtakım yaptırımların kaldırılması, ekonomik sorunların aşılması konusunda da görüşmelerimiz, çalışmalarımız devam ediyor. Özellikle Avrupa Birliği ve Amerika tarafından Esed dönemi rejiminde konulmuş yaptırımların kaldırılması konusunda neredeyiz? Çabalarımız ne üretti? Onu bir değerlendirme imkanımız oldu.”

Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’nin yeni kurulan hükümetin ülkede diğer alanlarda yaptığı çalışmaları da anlattığını belirterek, “Özellikle kurulacak olan yeni parlamentonun kompozisyonu, daha sonrasındaki anayasa çalışmaları, akabinde şu anda oluşturulmuş hükümetin, mevcut bakanlıkların ortaya koyduğu çalışmalar ki biliyorsunuz birçok konuyu sıfırdan yeni hükümet ele almıştı ve giderek kendisini daha da toparlıyor. Biz, bu konudaki bütün gayretleri de destekliyoruz.” dedi.

Suriye’ye dolaylı etkisi olan konuların da bulunduğunu söyleyen Fidan, “Bölgede bizim yakından takip ettiğimiz, özellikle Ürdün’le beraber Gazze’deki mesele ciddi bir gündem maddesiydi bizim için. Gazze’de devam eden insanlık dramının bir an önce son bulması konusunda neler yapabiliriz? O konuda tekrar görüşlerimizi paylaştık. Değerli kardeşim Eymen es-Safedi’nin bu konudaki kıymetli görüşleri benim için gerçekten çok değerli.” diye konuştu.

“Türkiye, bütün kurumlarıyla bu konuda üzerine düşen rolü oynamaya çalışıyor”

Fidan, Rusya ile Ukrayna’nın İstanbul’da 15 Mayıs’ta yeniden bir araya gelme kararı ve Türkiye’nin sürece katkılarına ilişkin soruyu da yanıtladı.

Bakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda sürekli ateşkes çağrısında bulunduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Son birkaç aydır bunun artık hem Ruslar hem Ukraynalılar hem Avrupalılar hem Amerikalılar tarafından da benimsendiğini görüyoruz. Bu, güzel bir şey. Şimdi bu isteğin nasıl hayata geçeceği ve hangi modaliteyle, hangi sıralamayla hayata geçeceği konusunda tartışmalar var, uzlaştırma arayışları var. Türkiye, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere bütün kurumlarıyla bu konuda üzerine düşen rolü oynamaya çalışıyor.”

Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya ilişkin ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi liderlerle diplomasi ve telefon trafiğinde bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Bu konuda gerek kolaylaştırıcı vazifesi gerek ev sahipliği başta olmak üzere her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu bütün taraflar biliyor. Sayın Putin’in bu yönde bir teklifi oldu. Daha sonra Sayın Trump’ın bu noktada bir teşviki oldu. Daha sonra Sayın Zelenskiy’nin başka bir teklifi oldu. Giderek eşik yükselten bir durum ama olumlu şekilde evriliyor. Tabii bütün bunların merkezinde Türkiye’nin yer alıyor olması fevkalade önemli.”

Fidan, Türkiye’nin çabalarının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “güçlü dünya liderliğinin ve diplomasideki ağırlığının göstergesi” olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye için bu, önemli bir değer ama dediğim gibi bizim için daha da önemli olan konu, bölgemizde barışın ve istikrarın hakim olması. Nasıl ki Suriye’deki istikrar için uğraşıyorsak, nasıl ki Irak’taki istikrar için uğraşıyorsak, nasıl ki PKK ile daha barışçıl bir yolla çözüm için uğraşıyorsak, nasıl ki Gazze için uğraşıyorsak, aynı şekilde hem Karadeniz’deki hem Balkanlar’daki hem Ege’deki bütün sorunların barışçıl şekilde çözümlenmesi için uğraşıyoruz. Kesintisiz mesai harcıyoruz.”

İlerleyen zamanda tarafların uzlaşma etrafında bir araya geleceklerini düşündüğünü belirten Fidan, “Ukraynalılar önce ateşkes, sonra konuşma; Ruslar önce konuşma, sonra ateşkes gibi bir modalitede. Olay şu anda geldi, kilitlendi. Her iki tarafın da gözettiği bir kamuoyu algısı var. Her iki tarafın da Amerika’nın mevcut desteğini yanına alma çabası var ama bütün bunlar normal. Bu olayın akışı içerisinde cereyan eden hadiseler ama bizim durduğumuz yer sabit. Tarafları bir an önce bir araya gelmeye ve ateşkesi başlatmaya davet ediyoruz.” dedi.

Ürdün Dışişleri Bakanı Safedi

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi de Suriye’nin desteklenmesi ve İsrail saldırılarının durdurulması için Suriye ve Türkiye ile görüş birliğinde olduklarını söyledi.

Safedi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Ankara’da yapılan görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuştu.

Dışişleri Bakanı Fidan’a üçlü toplantıya ev sahipliği yapmasından ötürü teşekkür eden Safedi, Ürdün’ün Suriye’nin güvenliği, istikrarı ve egemenliğini desteklediğini belirtti.

Birlikte çalışma yoluyla Suriyelilere yardım edeceklerini dile getiren Safedi, Suriye’nin uzun yıllar yıkım ve zor zamanlardan geçtiğini hatırlattı.

Safedi, “Suriye’nin güvenliğini tehdit eden ne varsa karşısındayız. Suriye halkı güvenli bir hayat sürme hakkına sahiptir ve tabii ki bizim için öncelikler arasındadır.” dedi.

Suriye’deki devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve kapasitelerinin artırılmasına vurgu yapan Safedi, toplantıda bu konuya ilişkin mekanizmaların görüşüldüğünü ifade etti.

Safedi, terör örgütleri ve DEAŞ ile mücadeleyi de görüştüklerini belirterek, “Terörün her çeşidine karşıyız, bu sadece Suriye’yi değil tüm bölgeyi tehdit etmektedir.” diye konuştu.

Suriye’de teröre karşı bölgeyi korumanın yollarını ele aldıklarını aktaran Safedi, Suriye’deki mevcut problemlerin “birlikte çalışma ve görüş birliğiyle” aşılabileceğini vurguladı.

Safedi, “Suriye’nin önündeki zorlukların başında İsrail saldırıları var. İsrail Suriye’nin içişlerine karışmaktadır, fitne yaymaktadır ve bölünmeyi amaçlamaktadır.” dedi.

İsrail’in Suriye’yi hedef alan saldırılarının tehlikesine dikkati çeken Safedi, İsrail’in saldırılarına son vermesi gerektiğinin altını çizdi.

“İsrail işgal ettiği tüm Suriye topraklarından çekilmeli”

Safedi, Suriye’nin güneyinin Ürdün’e yakın olduğunu belirterek, İsrail’in bu bölgedeki saldırıların “büyük bir tehlike” olduğunu söyledi.

Suriye ve diğer Arap ülkeleri ile koordinasyon içinde olduklarını belirten Safedi, “Suriye halkının tamamen haklarına kavuşması gerekmektedir, Suriye’de barışın ve birlikte yaşamanın egemen olmasını istiyoruz.” diye konuştu.

Ürdün Dışişleri Bakanı, “İsrail, işgal ettiği tüm Suriye topraklarından çekilmeli ve Suriye’nin içişlerine karışmamalıdır.” şeklinde konuştu.

Safedi, bölge ülkelerinin arasındaki koordinasyonun önemine dikkati çekerek, “İşbirliğimiz sonuç verecektir. Bu ruh ve ne istediğimizin bilinciyle bütün çabalarımız Suriye için olacaktır.” ifadelerini kullandı.

“İsrail’in Filistin halkını ilaç, su ve gıdadan yoksun bırakma hakkı yok”

Safedi, İsrail saldırıları altındaki Gazze Şeridi ve Filistin meselesine değinerek, “İsrail, Filistin halkını ilaç, su ve gıdadan yoksun bırakamaz, buna hakkı yok. Gazze’de insanlık dramı yaşanmaktadır.” dedi.

İsrail’in Gazze’ye saldırılarının tüm dünyada gerginliği artırdığını belirterek, “Ürdün olarak saldırıların durdurulması için çalışıyoruz. Gazze’de bir an önce ateşkes sağlanmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Safedi, Hamas’ın ABD-İsrail çifte vatandaşı Idan Alexander’i serbest bırakma kararını anımsatarak, “Bu, ateşkesin sağlanması ve ablukanın kaldırılması için önemli bir adımdır.” değerlendirmesinde bulundu.

Ürdün’ün barış ve istikrarı öncelediğini vurgulayan Safedi, “Filistin halkı bağımsız devletini kurmalı ve egemenliğini kendi topraklarında somutlaştırmalıdır. İsrail de uluslararası kararlara saygı duyarak saldırılarına son vermelidir. Biz Suriye konusunda olsun, İsrail’in saldırılarının durdurulması ve işgalin sona ermesi konusunda olsun hem Türkiye ile hem Suriye ile görüş birliği içerisindeyiz.” şeklinde konuştu.

“Gazze artık uluslararası hukukun mezarlığı haline gelmiştir”

Ürdün Dışişleri Bakanı, İsrail ablukası ve saldırıları altındaki Gazze için “Gazze’de tanık olduğumuz şey, tüm ölçütlere göre bir insani felakettir ve Gazze artık uluslararası hukukun mezarlığı haline gelmiştir.” yorumunu yaptı.

Safedi, İsrail’in, Arap dünyasının barış önerilerine saldırılarını sürdürerek karşılık verdiğini belirtti.

İsrail’in Lübnan ile imzaladığı ateşkese uymayı reddettiğini ve bazı noktaları işgal altında tutmayı sürdürdüğünü aktaran Safedi, İsrail’i uluslararası hukuka saygı göstermeye zorlanması gerektiğinin altını çizdi.

Çatışmadan kimsenin fayda sağlayamayacağını dile getiren Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, “Güvenlik ve istikrarı destekliyoruz; PKK’nın kendini feshetme kararından dolayı kardeş Türkiye’yi tebrik ediyoruz.” dedi.

Muhabir: Ekip

İsrail, Suriye’ye saldırı planını onayladı!

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, bugün bir heyetle gittiği işgal altındaki Suriye topraklarında, geleceğe dönük saldırı ve savunma planlarını onayladığı bildirildi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Zamir’in İsrail ordusundaki üst düzey komutanlarla işgal altındaki Suriye topraklarında saha turu ve durum değerlendirmesi yaptığı kaydedildi.

İsrail Genelkurmay Başkanı’nın, bölgede görevli komutan ve askerlerle görüşerek geleceğe dönük saldırı ve savunma planlarını onayladığı aktarıldı.

Bölgede açıklama yapan Zamir, bölgenin önemine işaret ederek, kilit mevzileri tuttuklarını ve İsrail’in güvenliği için işgali sürdürmelerinin önemli olduğunu öne sürdü.

İSRAİL’İN SURİYE’DEKİ İŞGALİ

İsrail ordusu, 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nde, buraya bitişik tampon bölgeyi 8 Aralık 2024’te işgal etmişti.

İsrail birlikleri, işgali tampon bölgenin de ilerisine taşıyarak başkent Şam’ın 20 kilometre yakınına ulaşmıştı.

İki ülke arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile Golan Tepeleri’ndeki tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye’nin güneyindeki işgalin kalıcı olacağı mesajını vermiş ve Suriye’nin egemenliğine aykırı olarak güney bölgesinin silahsızlandırılması talebinde bulunmuştu.

BBC Türkçe’den açık operasyon: Türkiye’nin harekatları Suriye’nin kuzeyinde ‘su krizi’ne neden olmuş!

VERYANSIN TV

BBC Türkçe, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü operasyonları hedef aldı.

Kanalın YouTube hesabından Suriye’nin kuzeyinde su krizi yaşandığı yansıtılan videoda Türkiye “savaş suçu işlemekle” suçlandı.

BBC Türkçe’nin videosunda Türkiye Cumhuriyeti’nin operasyonları sonrası bölgede su krizi yaşandığı ileri sürülerek 2019’da başlatılan Barış Pınarı Harekatı ile Türkiye’nin petrol sahalarına, gaz tesislerine ve elektrik altyapısına yönelik 100’den fazla saldırıda bulunduğu iddia edildi.

BBC Türkçe’nin soru yönelttiği hükümet ise iddiaları reddederek, operasyonlarının PKK terör örgütüne karşı meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yürütüldüğünü vurguladı.

Açıklamada, Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun davrandığı ve sivillerin güvenliğini öncelik olarak gördüğü belirtildi. Ayrıca, Türkiye’ye yönelik savaş suçları iddialarının temelsiz olduğu ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden ve videoda sıklıkla dile getirilen “Rojava” söylemine ilişkin “‘Rojava’yı ve bir ‘Kürt anavatanını’ meşrulaştırmak, Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik BM Güvenlik Konseyi kararlarının ihlalidir ve barışçıl bir geleceğe katkı sağlamayacaktır.” denildi.

Videonun altına yorum yapan yurttaşlar, Suriye ile olası bir normalleşme sürecine girilmesi sonrası yayınlanan içeriğe tepki gösterdi.

İsrail’den İran’a saldırı: Tahran’da patlama sesleri duyuldu

İran’ın yarı resmi haber ajansı Fars, başkent Tahran’da bazı patlama sesleri duyulduğunu bildirdi.

İran’ın yarı resmi Fars Haber Ajansının haberinde, “Bir kaç dakika önce Tahran’da patlama sesleri duyuldu.” ifadelerine yer verildi.

İran devlet televizyonu da başkent Tahran’daki patlama haberlerini doğruladı.

Haberde, “patlamanın kaynağının henüz belli olmadığı” aktarılırken “bazı patlama seslerinin ise hava savunma sistemlerinden kaynaklandığı” bilgisi verildi.

Yarı resmi Tesnim Haber Ajansı ise olayla ilgili detayların daha sonra açıklanacağını belirterek, Tahran’daki Uluslararası İmam Humeyni Havalimanı ile Mehrabad Havalimanı’nda olağanüstü bir durum yaşanmadığını bildirdi.

Haberde, sosyal medyada patlamaya dair yayınlanan görüntülerin bir kısmının eski olduğunun tespit edildiği ve bu geceki patlamalarla ilgili olmadığı ifade edildi.

Öte yandan yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Tahran’daki petrol rafinerisinden görüntüler paylaşarak, rafineride herhangi bir patlama yaşanmadığını aktardı.

Konuya ilişkin İranlı yetkililerden henüz açıklama gelmedi.

SURİYE VE IRAK’TA DA PATLAMA SESLERİ

İran’ın başkenti Tahran’daki patlamalarla eş zamanlı olarak Suriye’nin başkenti Şam ve Humus ilinde de patlamalar meydana geldiği bildirildi.

Suriye resmi devlet ajansı SANA’nın haberinde, Şam yakınlarında patlama seslerinin duyulduğu belirtildi.

Şam ve Humus’ta Hizbullah ile direniş grupları yoğun varlık gösteriyor.

Irak’taki Al Mayadeen muhabiri de, ülkenin Diyala ve Salah Al-Din şehirlerinin dış kesimlerinde patlamalar olduğunu bildirdi.

İSRAİL ORDUSU DOĞRULADI

İsrail, yaptığı açıklamayla İran’a saldırı gerçekleştirdiklerini doğruladı.

İsrail ordusu, İran ve ‘bölgedeki vekillerinin askeri hedeflerine’ yönelik saldırılar düzenlediğini duyurdu

Yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“İran’daki rejimin İsrail Devleti’ne karşı aylarca süren sürekli saldırılarına yanıt olarak, şu anda İsrail Savunma Kuvvetleri İran’daki askeri hedeflere hassas saldırılar düzenliyor. İran’daki rejim ve bölgedeki vekilleri, 7 Ekim’den bu yana İsrail’e yedi cephede, İran topraklarından doğrudan saldırılar da dahil olmak üzere amansızca saldırıyor.

Dünyadaki diğer egemen ülkeler gibi, İsrail Devleti’nin de yanıt verme hakkı ve görevi vardır. Savunma ve saldırı yeteneklerimiz tamamen seferber edilmiştir. İsrail Devleti’ni ve İsrail halkını savunmak için gereken her şeyi yapacağız.”

ABD’DEN AÇIKLAMA

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC), İsrail’in “meşru müdafaa” hakkı uyarınca İran’da askeri hedefleri vurduğunu bildirdi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Sean Savett, konuya ilişkin AA muhabirine yazılı açıklama yaptı.

İsrail’in İran’a yönelik saldırısının 1 Ekim’de İran’ın balistik füze saldırısına cevaben gerçekleştiğini aktaran Savett, İsrail’in “meşru müdafaa” hakkı uyarınca İran’da askeri hedefleri vurduğunu kaydetti.

Savett, daha fazla bilgi için İsrail hükümetiyle irtibata geçilmesi gerektiğini belirtti.

❌