Normal görünüm
Sağlık Bakanı Memişoğlu'ndan aşı çağrısı
DİKKAT: Sağlık Bakanı Memişoğlu'ndan "aşı" çağrısı!
Bakan Memişoğlu, NSosyal hesabından Halk Sağlığı Haftası dolayısıyla yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
"Aşı, hastalıklara karşı en güçlü kalkanımız. 13 hastalığa karşı rutin aşılama hizmetlerimize kararlılıkla devam ediyor, aşı takvimimizi bilimsel gelişmeler doğrultusunda güncelliyoruz. Nitekim geçtiğimiz yıl 6'lı karma aşıya geçiş yaparak çocuklarımızın tek bir aşıyla hastalıklara karşı korunmasını sağladık. Önceliğimiz, aşıyla önlenebilir hastalıklara karşı evlatlarımızı korumak. Sağlıklı bir gelecek için aşılarımızı ihmal etmeyelim."

Nefes darlığı vakaları alarm veriyor: Her 5 kişiden birinde görülüyor!
Küresel ısınma senaryoları: En çok yaşlılar etkilenecek
Yeni bir araştırmaya göre küresel ısınma en çok yaşlıların maruz kaldığı ısı stresi artıracak.
The post Küresel ısınma senaryoları: En çok yaşlılar etkilenecek appeared first on #site_linkat 04.09.2026 .Cips, sos ve işlenmiş etlere kademeli yasak

-
Takvim Gazetesi
- Yetişkinlerde diş kaybına neden olan 4 gizli tehlike: Diş eti hastalığı, bruksizm, diyabet ve çürükler
Yetişkinlerde diş kaybına neden olan 4 gizli tehlike: Diş eti hastalığı, bruksizm, diyabet ve çürükler
Türkiye’de obezite oranı yüzde 21,4’e çıktı
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), 2025 yılına ilişkin obezite verilerini açıkladı.
Buna göre AB’de yetişkin nüfusun yüzde 16,3’ünün vücut kitle indeksi (BKİ) 30 veya üzerinde bulunurken, yüzde 35,4’ü ise BKİ’nin 25 ile 30 arasında olduğu “obezite öncesi” kategorisinde yer aldı.
Bu iki grup birlikte değerlendirildiğinde AB nüfusunun yarısından fazlasının fazla kilolu olduğu görüldü.
![]()
-
TÜRKİYE’DE OBEZİTE ORANI YÜZDE 21,4
Eurostat’ın ülkelere göre verilerinde Türkiye’de obezite oranı, 2025 yılı için yüzde 21,4 olarak gösterildi.
Bu oran, yüzde 16,3 olan AB ortalamasının 5,1 puan üzerinde yer aldı.
![]()
-
ARTIŞ SÜRÜYOR
Paylaşılan tabloda Türkiye’de obezite oranının 2008’de yüzde 16,2 olduğu görüldü.
Oran 2014’te yüzde 21,2’ye yükselirken, 2019’da yüzde 22,3 olarak kaydedildi.
2022’de yüzde 20,1’e gerileyen oran, 2025’te yüzde 21,4’e çıktı.
Buna göre Türkiye’de obezite oranı 2008 ile 2025 arasında 5,2 puan yükseldi.
Son açıklanan veride ise 2022’ye kıyasla 1,3 puanlık artış görüldü.
![]()
-
EN YÜKSEK ORAN MALTA’DA
Eurostat verilerine göre 2025’te en yüksek obezite oranı Malta’da kaydedildi.
Malta’da 18 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 26,6’sı obez kategorisinde yer aldı.
Malta’yı yüzde 24,6 ile Letonya ve yüzde 23,2 ile Finlandiya izledi. Eurostat’ın raporunda en düşük oranların ise yüzde 7 ile İtalya, yüzde 12,8 ile Yunanistan ve yüzde 12,9 ile Romanya’da kaydedildiği belirtildi.
Kullanıcının paylaştığı ülke tablosuna göre 2025’te Türkiye’nin üzerinde Malta, Letonya, Finlandiya, İrlanda, Estonya ve Litvanya yer aldı.
Bu ülkelerde obezite oranları sırasıyla yüzde 26,6, yüzde 24,6, yüzde 23,2, yüzde 22,1, yüzde 22 ve yüzde 21,5 olarak gösterildi.
![]()
-
ERKEKLERDE OBEZİTE ORANI DAHA YÜKSEK
AB genelinde obezite oranının erkeklerde, kadınlardan daha yüksek olduğu görüldü.
Erkeklerin yüzde 17,4’ü obez kategorisinde bulunurken, kadınlarda bu oran yüzde 15,3 oldu.
Obezite öncesi kategorisinde de erkeklerin oranı yüzde 41,9, kadınların oranı yüzde 29,3 olarak kaydedildi.
Düşük kilolu olanların oranı ise kadınlarda yüzde 2,9, erkeklerde yüzde 1 olarak belirlendi.

Rekor: İnsana nakledilen domuz böbreği 271 gün çalıştı
ABD'de bir domuzdan nakledilen böbrek, bir hastanın vücudunda 271 gün boyunca çalıştı. Bu, şimdiye kadar kaydedilen en uzun süre.
The post Rekor: İnsana nakledilen domuz böbreği 271 gün çalıştı appeared first on #site_linkat 04.09.2026 .Kök hücre bağışında korkunun nedeni yanlış bilgi

Kök hücre bağışında yanliş bilgi gönüllülüğün önüne geçiyor

Sigara kadar tehlikeli! Uzmandan 'uzak durun' çağrısı: Cips ve füme kanser saçıyor
Yaz sonu alerjisine son: 10 adımda yabani ot polenlerinden korunma rehberi
Spor salonlarında enfeksiyon riskine dikkat

Kalp çarpıntısının 10 önemli nedeni: Hangi belirtiler tehlikeli?
Bypass ve stent sonrası bu yanılgıya dikkat! Kalp hastalığı bitmiyor
-
haberglobal.com.tr
- Cem Yılmaz’ın rahatsızlığı sonrası gündeme geldi: ‘Frank işareti’ kalp krizinin sessiz belirtisi mi?
Cem Yılmaz’ın rahatsızlığı sonrası gündeme geldi: ‘Frank işareti’ kalp krizinin sessiz belirtisi mi?
39 Eylül'de 7 günde 7 tema ile halk sağlığına dikkat çekilecek
Dünya Sağlık Örgütü, Kongo'da 5.794 Ebola vakası ve 2.786 ölüm bildirdi
Dünya Sağlık Örgütü, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki Ebola salgınının önemli ölçüde büyüdüğünü, Afrika ülkesinde 5.794 doğrulanmış vaka ve 2.786 ölüm bildirildiğini açıkladı.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Cuma günü geç saatlerde yayınladığı son haber güncellemesinde, salgının 14 Ağustos'taki önceki raporundan bu yana 54'ten 60 sağlık bölgesine yayıldığını belirtti.
Bu rakamlar, kabaca %48,1'lik bir ölüm oranına karşılık geliyor.
Birleşmiş Milletler sağlık ajansı, son üç ayda vakalardaki artışın ve coğrafi yayılımın genişlemesinin salgının boyutunda "önemli bir artış" anlamına geldiğini belirtti.
DSÖ, salgının uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu olmaya devam ettiğini belirtti. Kuruluş, vakaların tespitinde yaşanan gecikmelerin hane halklarında, topluluklarda ve sağlık tesislerinde bulaşma riskini artırdığı konusunda uyardı.
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, etkilenen tüm ülkelerde toplamda 5.815 doğrulanmış vaka bildirildi; bunlardan 20'si Uganda'da ve biri Fransa'da.
Toplam 2.788 ölüm kaydedildi, bunlardan ikisi Uganda'da gerçekleşti. En az 1.314 hasta iyileşti.
DSÖ, sınır ötesi bulaşmanın önemli bir risk olmaya devam ettiğini belirtti.
Havaalanlarında, limanlarda ve resmi kara sınır geçiş noktalarında giriş ve çıkış taramaları ve gözetimi yapılıyor olsa da, kurum insanların hâlâ gayri resmi sınır geçiş yollarını kullanarak seyahat edebilecekleri konusunda uyardı.
Salgının nedeni, Ebola'nın şiddetli bir formu olan Bundibugyo virüs hastalığıdır.
DSÖ, hastalığın enfekte kişilerin kanı, salgıları, organları veya diğer vücut sıvılarıyla temas yoluyla, ayrıca kirlenmiş yüzeyler ve malzemeler aracılığıyla yayılabileceğini belirtiyor.
Sağlık kuruluşlarında enfeksiyon önleme ve kontrol önlemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda ve ölü bireylerle doğrudan temas içeren güvenli olmayan defin uygulamaları sırasında bulaşma yoğunlaşabilir.

Dünya Buiatri Kongresi 66 yıl sonra ilk kez Türkiye’de

Menopoz sonrası göz kuruluğu neden olur? Uzmanı ciddi riske karşı uyardı
Eklem içi enjeksiyonlarda kolajen uygulamalarına ilişkin yeni iddialar
Sağlık Bakanlığının kamu hastanelerinde hastaların PRP ve hyalüronik asit ürünlerini dışarıdan reçeteyle temin etmesinin önüne geçmeye yönelik düzenlemesinin ardından, bazı sağlık kuruluşlarında kolajen içerikli enjeksiyonların hastalara dışarıdan temin ettirildiğine ilişkin iddialar yeni bir tartışmayı gündeme getirdi.
Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan genelge ile kamu hastanelerinde kullanılan hyalüronik asit ve Plateletten Zengin Plazma (PRP) ürünlerinin kontrollü tedarik sistemi üzerinden hastanelerce temin edilmesi, ürünlerin izlenebilirliğinin artırılması ve hastaların dışarıdan ürün satın almak zorunda bırakılmasının önüne geçilmesi amaçlandı.
Düzenlemenin yürürlüğe girmesinin ardından ise bazı sağlık kuruluşlarında eklem rahatsızlığı bulunan hastaların kolajen içerikli enjeksiyonlara yönlendirildiği ve bu ürünlerin dışarıdan temin edilmesinin istendiğine ilişkin iddialar gündeme geldi.
Tartışma kolajen değil, tedarik yöntemi
Söz konusu tartışmanın, kolajen enjeksiyonlarının tıbbi niteliğinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Hangi tedavinin hangi hastaya uygulanacağının, hastanın klinik durumu ve hekimin tıbbi değerlendirmesi doğrultusunda belirlenmesi gerektiği ifade edilirken, gündeme gelen asıl konunun tedarik yöntemi olduğu vurgulanıyor.
Tartışmanın temelinde, Bakanlığın hastalara dışarıdan enjeksiyon ürünü aldırılmasının önüne geçmeyi amaçlayan düzenlemesinin ardından, farklı içerikteki enjeksiyonların dışarıdan temin ettirilmesinin uygulamada yeni bir boşluk oluşturup oluşturmadığı sorusu yer alıyor.
Bu noktada, düzenlemenin kendisinden kaynaklanan bir sorun bulunduğuna yönelik herhangi bir değerlendirme bulunmazken, tartışmanın sahadaki uygulamada ortaya çıkabilecek farklı yorum ve yöntemler üzerinde yoğunlaştığı ifade ediliyor.
![]()
Genelgenin amacının korunması önem taşıyor
Kolajen içerikli bir enjeksiyonun tıbbi gereklilik doğrultusunda tercih edilmesi ile hastanın belirli bir ürünü dışarıdan satın almaya yönlendirilmesinin birbirinden ayrı konular olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle tartışmanın ürünlerin birbirlerine karşı üstünlüğü üzerinden değil; hasta yararı, tıbbi gereklilik, mevzuata uygunluk, şeffaflık ve tedarik yöntemi çerçevesinde ele alınmasının önem taşıdığı değerlendiriliyor.
Sağlık Bakanlığı'nın genelgeyle oluşturmayı hedeflediği kontrollü ve izlenebilir sistemin, uygulamada farklı ürün gruplarına geçilmesi nedeniyle amacından uzaklaşmaması gerektiği ifade ediliyor.
Uygulama esaslarının netleştirilmesi bekleniyor
Ortaya çıkan tartışmanın, Sağlık Bakanlığı'na yönelik bir sorumluluk değerlendirmesinden ziyade, sahadaki uygulamanın genelgenin amacıyla ne ölçüde örtüştüğü sorusunu gündeme getirdiği belirtiliyor.
Özellikle hastaların dışarıdan kolajen enjeksiyonu temin etmeye yönlendirildiğine ilişkin iddiaların bulunması, uygulama esaslarının daha açık şekilde ortaya konulmasının yararlı olabileceği yönündeki değerlendirmeleri beraberinde getiriyor.
Tartışmanın merkezinde ise kolajen ya da başka bir ürün grubundan ziyade, hastalara dışarıdan ürün aldırılmasının önüne geçmek amacıyla oluşturulan sistemin farklı ürün kategorileri üzerinden fiilen devam ettirilip ettirilmediği sorusu yer alıyor.
Bu konunun açıklığa kavuşmasının; hastaların korunması, hekimlerin uygulamada tereddüt yaşamaması ve kamu hastanelerinde eşit, şeffaf ve izlenebilir bir sistemin sürdürülmesi açısından önem taşıdığı ifade ediliyor.

TTB: İstanbul'da hekimlere kürtaj yapmayın baskısı
Türk Tabipleri Birliği'nin açıklamasına göre (TTB) 'İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü yaklaşık 20 kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hakkında kürtaj yaptıkları gerekçesiyle tutanak tutarak, cezalandırma yoluna da başvuracaklarını' söyledi.
The post TTB: İstanbul'da hekimlere kürtaj yapmayın baskısı appeared first on #site_linkat 27.08.2026 .Diyalizde 46 bin litre su geri kazanıldı

Dünyada bir ilk: Yapay zeka destekli beyin tümörü ameliyatı gerçekleştirildi
-
Takvim Gazetesi
- Burun tıkanıklığını geçici sanmayın! Uzmanından nefesi rahatlatacak 5 etkili önlem ve önemli uyarılar
Burun tıkanıklığını geçici sanmayın! Uzmanından nefesi rahatlatacak 5 etkili önlem ve önemli uyarılar
-
Takvim Gazetesi
- Aktif mesane genç yaş grubunda da görülüyor: İşte belirtileri, risk faktörleri ve uygulanan tedavi yöntemleri
Aktif mesane genç yaş grubunda da görülüyor: İşte belirtileri, risk faktörleri ve uygulanan tedavi yöntemleri
DSÖ Uganda'daki Ebola salgınının sona erdiğini doğruladı
DSÖ Afrika Bölge Ofisi Acil Durum Direktörü Marie-Roseline Belizaire, bölge ofisinde düzenlediği toplantıda, Uganda'daki Bundibugyo virüsü kaynaklı Ebola salgınının sona erdiğini belirtti.
Belizaire, Uganda'da son Ebola hastasının taburcu edilmesinin ardından 42 gün boyunca yeni vaka görülmemesi üzerine geçen ay salgının sona erdiğinin ilan edildiğini, DSÖ'nün ise yeni bulaş zincirlerinin gözden kaçırılmadığından emin olmak amacıyla ülkedeki durumu izlemeyi sürdürdüğünü kaydetti.
Belizaire, KDC'deki salgının ise yayılmaya devam ettiğini belirterek ülkede pazartesi itibarıyla 5 bin 656 doğrulanmış vaka görüldüğünü ve 2 bin 715 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.
KDC'deki salgının ülke tarihindeki en büyük ve en ölümcül Ebola salgınına dönüştüğünü belirten Belizaire, vaka artış hızında yavaşlama görülmesine rağmen salgının henüz kontrol altına alınamadığını ifade etti.
Ülkede temaslı takibi ve test çalışmalarında ilerleme sağlandığını belirten Belizaire, buna rağmen "bulaşın hala çok aktif" olduğunu kaydetti.
Belizaire, salgının kontrol altına alınmasına yönelik çalışmaların sürdürülebilmesi için acil olarak 30 milyon dolarlık finansmana ihtiyaç duyulduğunu bildirdi.
Söz konusu kaynağın, salgından en fazla etkilenen bölgelere tıbbi malzeme ve kişisel koruyucu ekipman ulaştırılması gibi lojistik faaliyetlerin sürdürülmesi açısından gerekli olduğunu belirten Belizaire, finansman sağlanamaması halinde mevcut müdahale çalışmalarının sekteye uğrayabileceği uyarısında bulundu.
DSÖ, geçen hafta yaptığı açıklamada, özellikle KDC ile kara sınırı bulunan komşu ülkelerde Ebola riskinin yüksek seviyede kalmaya devam ettiğini bildirmişti.
- Ebola, Afrika'da binlerce kişinin ölümüne neden oldu
Bir tür kanamalı ateşe yol açan Ebola virüsü, ilk kez 1976'da Sudan'ın Nzara ve KDC'nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı salgınlarla ortaya çıktı.
KDC'deki salgın, Ebola Nehri yakınındaki bir köyde başladığı için hastalığa bu nehrin adı verildi.
Ebola virüsü, Aralık 2013'te Batı Afrika'da yayılmaya başladı. Gine, Liberya ve Sierra Leone'de 2014-2017 yıllarında görülen salgında yaklaşık 30 bin kişiye virüs bulaştı ve 11 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
KDC'nin doğusundaki Ituri eyaletinde 246 şüpheli vaka ve 65 ölümün bildirilmesinin ardından 15 Mayıs'ta ülkede salgın ilan edildi.
Sağlık yetkililerine göre, mayısta başlayan "Bundibugyo" Ebola varyantının neden olduğu salgına karşı onaylanmış tedavi veya aşı bulunmuyor.

Belçika'da salmonella alarmı: En az 300 kişiye bulaştı
Belçika’da zincir marketlerde satılan yumurtalarda, salmonella vakası tespit edildi.
Şu ana kadar ülkede 300 kişi, salmonella yüzünden sağlık birimlerine başvurdu.
Yetkililer, hastaların çoğunda ateş, karın ağrısı, kusma ve ishal gibi gıda zehirlenmesi belirtileri olduğunu aktardı.
-
4 HAFTALIK RAF ÖMRÜ
Belçika Federal Gıda Güvenliği Ajansı (AFSCA), ilk olarak 10 Ağustos’ta söz konusu yumurtaların satıştan çekilmesinin istendiğini, ancak ürünlerin 4 haftalık raf ömrü nedeniyle hala birçok evde bulunabileceğini belirterek tüketicilere uyarıda bulundu.
Ancak söz konusu uyarının tatil dönemi olması nedeniyle dikkatlerden kaçtığı ve aynı zamanda bazı marketlerin bu ürünleri satmaya devam ettiği tespit edildi.
![]()
-
"YUMURTALARI TÜKETMEYİN"
Federal Gıda Güvenliği Ajansı ise söz konusu yumurtalarla ilgili olarak yapılan uyarıda, "Satın aldığınız yumurtaların üzerindeki kodları mutlaka kontrol edin. Riskli kodları taşıyan yumurtaları tüketmeyin ve aldığınız markete geri götürün." açıklamasını yaptı.
Riskli yumurtaların üzerinde bulunan 4 kodun; 2-BE-1073-01, 2-BE-1073-02, 2-BE-1073-03, 2-BE-1073-04 olduğu belirtildi.
-
VAKA SAYISI DAHA YÜKSEK OLABİLİR
Açıklanan 300 vaka sayısının daha yüksek olabileceği değerlendiriliyor.
Sağlıklı bireylerin hafif semptomları önemsemeyip doktora gitmemesi nedeniyle toplam vaka sayısının, resmi rakamların üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
Buna rağmen küçük çocuklar, yaşlılar ve hamile kadınlar için salmonella enfeksiyonunun daha ağır seyredebildiği vurgulanıyor.
![]()

-
gzt.com
- 'Kişi kendisi gibi davranmıyorsa acile gidin' Doktora danışmadan sakın bırakmayın ama... Bu ilaçlar sıcak havalarda zehire dönüşebilir!
'Kişi kendisi gibi davranmıyorsa acile gidin' Doktora danışmadan sakın bırakmayın ama... Bu ilaçlar sıcak havalarda zehire dönüşebilir!

Boynunuz neden sürekli ağrıyor? Gün içinde fark etmeden yaptığınız hareket ortaya çıktı

Batı Nil virüsüne karşı sivrisinek ısırıklarına dikkat
ASM’lerde binlerce sağlık çalışanının işi riskte

-
Takvim Gazetesi
- Zayıflama iğnesi kullananlar dikkat: Bu hastalığı olanlar sakın kullanmasın! Uzman isimden 5 hayati uyarı
Zayıflama iğnesi kullananlar dikkat: Bu hastalığı olanlar sakın kullanmasın! Uzman isimden 5 hayati uyarı
Saç derisinin detoksa hakikaten ihtiyacı var mı?
İyi bir saç derisi temizliği gerekli olabilir. Ama nerede yaşadığınız da önemli.
The post Saç derisinin detoksa hakikaten ihtiyacı var mı? appeared first on #site_linkat 23.08.2026 .Otizm tanısında kriz: 'Şemsiye' fazla mı genişledi?
Otizm Spektrum Bozukluğu, iletişimden davranış biçimlerine kadar bazı özelliklerle tanımlanıyor. Fakat aynı tanıya sahip ama birbirinden farklı hayatlar var.
The post Otizm tanısında kriz: 'Şemsiye' fazla mı genişledi? appeared first on #site_linkat 23.08.2026 .NBŞ’de denetimsizlik halk sağlığını tehdit ediyor

Evde ilaçlamada yanlış uygulamalar sağlığı tehdit ediyor

Ağız kokusunun nedeni sandığınızdan farklı olabilir

Horlama deyip geçmeyin! Çocuklarda geniz eti büyümesi nasıl anlaşılır?
Astım ataklarına dikkat: İşte nemli havada yapılması gerekenler
Ücretsiz kanser taramaları için 99 milyon mesaj gönderildi
SMA’da erken tanı hayatın her aşamasını etkiliyor

Okul alışverişinde etiket ve ürün uyarısı

-
Takvim Gazetesi
- Sağlıklı yaşlanmanın sırları: Uzun ve sağlıklı bir yaşam için uyku, beslenme ve egzersiz alışkanlıklarını hayatınıza dahil etmenin yolları
Sağlıklı yaşlanmanın sırları: Uzun ve sağlıklı bir yaşam için uyku, beslenme ve egzersiz alışkanlıklarını hayatınıza dahil etmenin yolları
Organ bağışında 143 bin 887 kişi dijital vasiyet oluşturdu
Bakan Memişoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, organ bağışı süreçlerini e-Devlet ve e-Nabız üzerinden dijitalleştirerek vatandaşlar için çok daha kolay hale getirdiklerini anımsattı.
Memişoğlu, şunları kaydetti:
"O günden bugüne, 143 bin 887 vatandaşımız dijital vasiyetini oluşturarak bu iyilik hareketine katıldı. 2 milyon 510 bin 18 organ ve doku nice hayatlara umut olmak üzere bağışlandı."

Uzmanından sıcaklarla baş etme formülü! Yazın tüketilmesi gereken favori besinler
Aşırı sıcaklarda kadın ölümleri neden daha fazla?
Birçok ülkede sıcak hava dalgalarında kadın ölümleri erkeklerden fazla. Araştırmacılara göre bunun ana sebebi sanıldığı gibi biyolojik değil.
The post Aşırı sıcaklarda kadın ölümleri neden daha fazla? appeared first on #site_linkat 09.08.2026 .Ev içi hava kirliliği çocuk sağlığını tehdit ediyor

Çocuklara Verilecek En Değerli Miras Öz Güven

Klima kullananlar dikkat! Uzmanı Lejyoner hastalığına karşı uyardı
-
Takvim Gazetesi
- Aç kalmadan kilo vermenin formülü! İşte 1 günlük örnek beslenme programı ve altın kurallar
Aç kalmadan kilo vermenin formülü! İşte 1 günlük örnek beslenme programı ve altın kurallar
'Sadece birkaç dakika' bile çocukları sıcakta arabada yalnız bırakmayın
Güneş altında park edilen bir aracın iç sıcaklığı ilk 10 dakika içinde yaklaşık 7 ila 11 derece yükselebiliyor. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şervan Gökhan, çocukların hiçbir koşulda arabalarda yalnız bırakılmaması gerektiği konusunda uyardı.
The post 'Sadece birkaç dakika' bile çocukları sıcakta arabada yalnız bırakmayın appeared first on #site_linkat 05.08.2026 .-
Takvim Gazetesi
- Prof. Dr. Osman Erk yaz ishallerine karşı uyardı: Bu belirtiler varsa hastaneye koşun! 3 günlük ateşe dikkat
Prof. Dr. Osman Erk yaz ishallerine karşı uyardı: Bu belirtiler varsa hastaneye koşun! 3 günlük ateşe dikkat
-
Takvim Gazetesi
- Şok diyet yerine 7 günlük beslenme programı! Yağ yakımını destekleyen 3 altın kurala dikkat
Şok diyet yerine 7 günlük beslenme programı! Yağ yakımını destekleyen 3 altın kurala dikkat
Koruyucu Diş Hekimliği Sağlık Sisteminde Öne Çıkıyor

Dünya Akciğer Kanseri Günü'nde erken tanı çağrısı

Direksiyon başında omuz sağlığınızı koruyun

-
ahaber.com.tr
- Sağlıklı Hayat Merkezleri vatandaşın ayağına geliyor! Ücretsiz destek hizmetlerine görüntülü görüşmeyle ulaşılacak
Sağlıklı Hayat Merkezleri vatandaşın ayağına geliyor! Ücretsiz destek hizmetlerine görüntülü görüşmeyle ulaşılacak
Sağlık Bakanlığı, Uzaktan Hasta Değerlendirme Sistemini 81 ildeki Sağlıklı Hayat Merkezlerinde hayata geçirdi. Vatandaşlar; psikolojik destek, sigara bırakma polikliniği ve sosyal destek hizmetleri...Devamı için tıklayınız
Hindistan'da Chandipura virüsü endişesi: Ulusal müdahale ekibi görevlendirildi
Salgın hastalıklar her geçen gün dünyada artıyor.
Geçtiğimiz aylarda tüm dünyayı tehdit eden hantavirüsten sonra şimdi de Chandipura virüsü ortaya çıktı.
Edinilen bilgilere göre Hindistan'da 22 yaşındaki bir genç, hasta hissettiği için hastaneye başvurdu.
-
CHANDİPURA VİRÜSÜ
Doktorların kontrolünde, gence Chandipura virüsü bulaştığı ortaya çıktı.
Genç, doktorların tüm müdahalelerine rağmen hayatını kaybetti.
Hindistan Sağlık Bakanlığından, 22 çocuğun ölümüne yol açan Chandipura virüsüne ilişkin açıklama yapıldı.
![]()
-
ULUSAL MÜDAHALE EKİBİ GÖREVLENDİRİLDİ
Açıklamada, Gujarat ve Rajasthan eyaletlerinde virüsle mücadelede sağlık ekiplerine yardımcı olmaları için ulusal müdahale ekibinin görevlendirildiği belirtildi.
-
NASIL BULAŞIR?
Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre Chandipura virüsü, muson döneminde tatarcık sinekleri, sivrisinekler ve keneler aracılığıyla bulaşıyor.
Bulaştığı kişilerde beyin iltihaplanmasına sebep olan virüs, hastalanan kişilerin ölümüne yol açabiliyor.

Bilim insanları uyardı: Televizyon izlemek yıllar sonra beyni küçültüyor
Orta yaşlarda televizyon karşısında geçirilen uzun saatler, on yıllar sonra beyin sağlığı üzerinde kalıcı ve olumsuz değişikliklere neden olabiliyor.
Alzheimer ve Demans Dergisi'nde yayınlanan bulgular, bu pasif eylemin bunama riskini ve damar hasarını ciddi oranda artırdığını gösteriyor.
- MR TARAMALARI KORKUTUCU GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARDI
Bilim insanları, yaş ortalaması 53 olan yaklaşık 1.700 yetişkini 20 yılı aşkın bir süre boyunca takip etti.
Yıllar sonra yapılan MR taramalarında, çok sık televizyon izleyen kişilerin beyin hacimlerinde belirgin bir küçülme tespit edildi.
Özellikle karar verme ve görsel işlemeyi destekleyen frontal ile oksipital lobların çok daha küçük olduğu gözlemlendi.
Ayrıca bu kişilerde inme ve bilişsel gerileme ile ilişkilendirilen beyaz madde lezyonlarında ciddi bir artış saptandı.
![]()
- ÇALIŞIRKEN OTURMAK BEYNE ZARAR VERMİYOR
Araştırmanın en dikkat çekici detaylarından biri, masabaşı işlerde oturarak geçirilen sürenin beyni televizyon izlemek gibi olumsuz yönde etkilememesi oldu.
İş yerinde oturarak çalışan katılımcıların beyin loblarının daha büyük olduğu ve daha az beyaz madde hasarı yaşadıkları belirlendi.
Uzmanlar, masabaşı işlerin sürekli dikkat ve problem çözme gibi zihinsel meşguliyetler gerektirmesinin beyni koruduğuna dikkat çekiyor.
Elde edilen bu yapısal beyin farklılıklarının, erkek katılımcılarda kadınlara kıyasla çok daha belirgin olması ise araştırmanın bir diğer önemli noktası oldu.
- PASİF OTURMA ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞMELİ
Araştırmacılar, fiziksel egzersiz yapılsa bile televizyon karşısındaki pasif oturmanın beyin üzerindeki yıkıcı etkisinin değişmediğini vurguluyor.
Bu durum, beyin sağlığını korumak için sadece fiziksel hareketliliğin yeterli olmadığını gözler önüne seriyor.
Sağlık uzmanları, televizyon izleme süresinin azaltılarak zihni aktif tutacak daha farklı eylemlere yönelinmesi gerektiğini belirtiyor.
İnsanlara sadece ayağa kalkmalarını söylemek yerine, oturarak yapılan aktivitelerin okuma, sosyalleşme veya yaratıcılık gerektiren işlerle değiştirilmesi tavsiye ediliyor.

SİNEKLERDEN ANINDA KURTULUN! İşte Kolayca Uygulanan O Mucize Yöntem!
Yazın mantar enfeksiyonuna davetiye çıkaran 6 hata! Uzmandan kritik uyarılar
Ameliyatlarda yeni dönem: Cerrahlar beyni canlı 3D model ile görecek
Psikolog olmak diploma almakla bitmiyor

Bacaktaki kıl dökülmesi damar tıkanıklığının işareti olabilir
Bacak kıllarının azalması, bazen bacak atardamarındaki dolaşım bozukluğunun işareti olabiliyor.
The post Bacaktaki kıl dökülmesi damar tıkanıklığının işareti olabilir appeared first on #site_linkat 29.07.2026 .Beyin ölümü gerçekleşen kişinin organları 4 hastaya umut oldu
Bakan Memişoğlu hedefi açıkladı! Sağlıkta 10 yılda 50 milyar dolarlık ihracat vizyonu
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 111. Dönem Kaymakamlık Kursu'nda yaptığı konuşmada Türkiye'nin sağlıkta yeni yol haritasını açıkladı. Koruyucu sağlık hizmetlerinden yerli teknolojiye, yapay zekâ...Devamı için tıklayınız
3000 kat büyütüldü: Sanat eseri sanılan görüntünün ardındaki bilimsel gerçek
Yaş aldıkça kaslar neden zayıflıyor? Uzmanından yaz için 4 kritik öneri
-
Takvim Gazetesi
- Dr. Murat Şener uyarıyor: Geçmeyen ödem ve nefes darlığı kalp hastalığı belirtisi olabilir
Dr. Murat Şener uyarıyor: Geçmeyen ödem ve nefes darlığı kalp hastalığı belirtisi olabilir
Kalça çıkığında erken teşhis kalıcı hasarı önlüyor

Geçmeyen omuz ağrısı tendon yırtığının habercisi

Kargo hiç gelmiyor ama beyin ödül bekliyor

Rapor: Kahvenin etkisini demleme biçimi belirliyor
Amerikan Kalp Derneği'nin raporuna göre kahvenin kalbe yaranını demleme biçimi belirliyor. Günde beş fincana kadar filtre kahve felç ve şeker hastalığı riskini azaltabiliyor.
The post Rapor: Kahvenin etkisini demleme biçimi belirliyor appeared first on #site_linkat 21.07.2026 .Anne adaylarına yaz uyarısı: "Susuzluk erken doğum riskini artırabilir"
Karpal tünel sendromu ile boyun fıtığı benzer şikayetlere yol açabilir
İSTANBUL (AA) - Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdinç Tunç, parmaklarda görülen uyuşma, karıncalanma ve güç kaybının her zaman el bileğindeki karpal tünel sendromundan kaynaklanmadığı, bu belirtilerin boyun fıtığı işareti olabileceğini bildirdi.
Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Erdinç Tunç, el ve parmaklarda hissedilen sorunun kaynağının bazen el bileğinde değil, boyundaki sinir köklerinde olabileceğine dikkati çekti.
Tunç, "Özellikle boyun hareketleriyle artan uyuşma ve koldan ele doğru yayılan elektriklenme hissi, boyun fıtığının belirtisi olabilir." ifadesini kullandı.
Bilgisayar ve telefon kullanımının artmasıyla el ve parmaklardaki uyuşma şikayetlerinin daha sık görüldüğünü anlatan Tunç, bu belirtilerin çoğu zaman doğrudan karpal tünel sendromuyla ilişkilendirildiğini aktardı.
Tunç, parmak uçlarındaki his ve hareketi sağlayan sinirlerin boyun bölgesinden başlayarak omuz, kol, dirsek ve el bileği üzerinden parmaklara ulaştığını belirterek, şöyle devam etti:
"İnsan vücudu birbiriyle bağlantılı sistemlerden oluşur. Parmaklarda hissedilen uyuşma, ağrı veya güç kaybının kaynağı çok daha yukarıda, boyun bölgesinde bulunabilir. Boyundaki sinir köklerinde oluşan baskı, sinir hattı boyunca ilerleyerek el ve parmaklarda belirti verebilir. Başka bir ifadeyle sinyal boyunda bozulurken alarm elde çalabilir."
Boyun omurları arasında darbe emici görev üstlenen disklerin bulunduğunu aktaran Tunç, bu disklerin zamanla yıpranabileceğini, yırtılabileceğini veya yer değiştirebileceğini vurguladı.
Tunç, disk dokusunun sinir köklerine baskı yapmasıyla boyun fıtığının ortaya çıkabileceğini aktararak, "Boyun bölgesinde oluşan baskı, sinir boyunca omuzdan kola ve parmaklara kadar yayılabilir. Bu nedenle hastalar boyun ağrısından çok, ellerindeki uyuşma veya güç kaybı nedeniyle hekime başvurabilir." değerlendirmelerinde bulundu.
Prof. Dr. Tunç, karpal tünel sendromuyla boyun fıtığının benzer şikayetlere yol açabileceğini ifade ederek, belirtilerin dağılımının ayırıcı tanıda önemli olduğunu vurguladı.
Karpal tünel sendromunda uyuşmanın çoğunlukla baş parmak, işaret parmağı ve orta parmakta belirginleştiğini anlatan Tunç, "Boyun fıtığında ise etkilenen sinir köküne bağlı olarak uyuşma kol boyunca ilerleyebilir, elin farklı bölgelerine ve serçe parmağa kadar yayılabilir. Ancak yalnızca parmakların dağılımına bakılarak kesin tanı konulması doğru değildir." bilgisini paylaştı.
Tunç, boyun hareketleriyle belirtilerin artmasının da önemli bir bulgu olabileceğini kaydederek, başın sağa veya sola çevrilmesi ya da geriye doğru yatırılması sırasında eldeki uyuşma ve elektriklenme artıyorsa sorunun boyun kaynaklı olabileceğinin düşünülmesi gerektiğini anlattı.
- Belirtiler ortaya çıktığında değerlendirme geciktirilmemeli
Sinir üzerindeki baskının ilerlemesi halinde hareketi sağlayan motor sinirlerin de etkilenebileceğine dikkati çeken Tunç, şu ifadeleri kullandı:
"Sinir baskısı yalnızca ağrı ve uyuşmaya yol açmaz. Yazı yazma, düğme ilikleme, fermuar çekme veya küçük bir cismi tutma gibi ince motor beceriler bozulabilir. Elde kas gücü azalabilir ve kişi tuttuğu eşyaları düşürmeye başlayabilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında değerlendirme geciktirilmemelidir."
Tunç, karpal tünel sendromuyla boyun fıtığının tedavi yaklaşımlarının birbirinden farklı olduğunu belirterek, doğru tanının tedavinin başarısı açısından önem taşıdığına dikkati çekti.
Sorunun boyundaki sinir köklerinden kaynaklanmasına rağmen yalnızca el bileğine yönelik bandaj, enjeksiyon veya farklı müdahaleler uygulanmasının beklenen yararı sağlamayabileceğine işaret eden Tunç, bu durumun asıl hastalığın ilerlemesine ve tedavinin gecikmesine neden olabileceğini aktardı.
Tunç, el ve parmaklarda başlayan uyuşmayla kavrama problemlerinin "kendiliğinden geçer" düşüncesiyle ertelenmemesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Uzun süre devam eden sinir baskısının kalıcı hasara ve kaslarda erimeye yol açabilir. Bu tür şikayetleri bulunan kişilerin Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon veya Beyin ve Sinir Cerrahisi uzmanına başvurması gerekiyor. Detaylı nörolojik muayenenin ardından gerekli görülmesi halinde sinirlerin iletimini değerlendirmek için EMG, boyun omurları ve disklerin anatomik yapısını incelemek için de boyun MR'ı istenebilir. Böylece şikayetlerin el bileğinden mi yoksa boyun bölgesinden mi kaynaklandığı belirlenebilir."
Boyun fıtığı ve karpal tünel sendromunda hastanın durumuna göre ilaç, egzersiz, fizik tedavi, yaşam tarzı düzenlemeleri veya cerrahi yöntemlerin uygulanabildiğini belirten Tunç, "Erken dönemde tanı konulan birçok hastada ameliyata gerek kalmadan doğru egzersizler, fizik tedavi, uygun çalışma pozisyonu, doğru yastık ve günlük yaşam düzenlemeleriyle şikayetler kontrol altına alınabilir. Tedavinin başarısı için belirtiler ilerlemeden uzman değerlendirmesine başvurulması büyük önem taşır." ifadelerini kullandı.

Taklit-tağşiş gıdalar listesine 15 yeni ürün eklendi
Vatandaşın sağlığını tehdit eden ürünlere yönelik sıkı denetim devam ediyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit-tağşiş yapılan gıdalar listesini güncelledi.
Güncellenen listeye, 6'sı sağlığı tehlikeye düşürecek ürünlerden olmak üzere 15 yeni ürün eklendi.
- LİSTEDE YER ALAN ÜRÜNLER
Listede sucuk, kıyma, çay ve salam gibi ürünler yer aldı.
Bakanlık, gıda ürünlerinde taklit ve tağşiş yapan markaları 'guvenilirgida.tarimorman.gov.tr' internet adresinden açıklıyor.
![]()
- MEVZUATA AYKIRI İÇERİKLER BELİRLENDİ
Sitede 'Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar' ile 'Taklit ve Tağşiş Yapılan Gıdalar' başlıkları altında halk sağlığını tehlikeye atan firmalar, markalar ve ürünler yer alıyor.
Bu kapsamda Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından en son yapılan incelemelerde, çeşitli gıda ürünlerinde mevzuata aykırı içerikler belirlendi.
- İNSAN SAĞLIĞINI RİSKE ATABİLECEK UNSURLAR
Bakanlık tarafından yapılan incelemelerde, özellikle et ve ürünleri ile işlenmiş gıdalarda insan sağlığını riske atabilecek unsurların bulunduğu tespit edildi.
- DERİ DOKUSU VE KANATLI ETİ
Bir markanın ‘dana sucuk’ ibaresiyle sattığı üründe deri dokusu ve kanatlı eti tespit edildi.
- TEK TIRNAKLI ETİ
Mersin’in Yenişehir ve Toroslar ilçelerinde faaliyet gösteren iki ayrı firmanın çiğ dana kıymasında tek tırnaklı eti bulundu.
Ayrıca Mersin’in Erdemli ilçesindeki bir firmanın ‘dana sucuk’ ibaresiyle, Bursa’nın Nilüfer ilçesindeki bir diğer firmanın ise ‘ısıl işlem görmüş dana sucuk’ ibaresiyle sattığı ürünlerde de tek tırnaklı eti tespit edildi.
![]()
- SAKATAT TESPİT EDİLDİ
Eskişehir'de bir lokantada yapılan incelemelerde, birçok üründe sakatat eti tespit edildi.
- TÜKETİCİLERE UYARILAR
ALO 174 Gıda Hattı da şikayetler için aktif olarak çalışıyor.
Listeler düzenli olarak güncelleniyor ve son eklemelerle birlikte 2026'da denetimler daha da sıkılaşacak.
![]()
- EN ETKİLİ YÖNTEM
Tüketicilerin bilinçli tercihinin, hileli gıdaların piyasadan uzak tutulmasında en etkili yöntem olduğu belirtiliyor.
![]()

-
Diriliş Postası
- Sağlık Bakanı Memişoğlu'ndan Depremde Halk Sağlığı Hizmetleri Rehberi'ne ilişkin açıklama
Sağlık Bakanı Memişoğlu'ndan Depremde Halk Sağlığı Hizmetleri Rehberi'ne ilişkin açıklama
Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, afetlerin üstesinden ancak ortak akıl, planlama ve insan odaklı bir vizyonla gelinebileceğini ifade etti.
Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığınca, "koruyucu sağlık hizmetlerinde dünyada bir ilk olan" Depremde Halk Sağlığı Hizmetleri Rehberi'ni yayımladıklarını aktaran Memişoğlu, şunları kaydetti:
"Yayımladığımız rehber ile 81 ilimiz için destek iller belirledik. Deprem bölgesi ile destek illerin aile hekimliği birimlerini tek tek eşleştirdik. Alan koordinatörleri ve müdahale ekipleriyle, afetin ilk anında kimin nerede görev yapacağını netleştirdik. Gebelerimiz, bebeklerimiz, kronik hastalarımız ve engelli bireylerimiz için atılacak adımları titizlikle şekillendirdik. Güvenli içme suyundan barınma alanlarına, aşıların soğuk zincirle ulaştırılmasından hızlı değerlendirme formlarına ve veri güvenliğine kadar her detayı rehberimize işledik. 81 ilimizin kendi yerel planlarını oluşturmasını sağlayan bu kıymetli eserin hazırlanmasında emeği geçen tüm mesai arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, rehberimizin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum."

Plajda kalp sağlığını korumak için uzmanından 5 kritik öneri
51 bin keklik ve sülün doğaya salınıyor
-
trthaber.com
- Sağlık Bakanlığı sağlık sistemini güçlendirmek için hayata geçirdiği uygulamaları açıkladı
Sağlık Bakanlığı sağlık sistemini güçlendirmek için hayata geçirdiği uygulamaları açıkladı
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Ebola salgınında vaka sayısı 1406'ya yükseldi
KDC Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan son durum raporuna göre, Ebola salgınında şu ana kadar doğrulanmış vaka sayısı 1406’ya, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 438’e yükseldi.
Salgında, 192 kişi iyileşirken, 609 kişinin izolasyon altında veya hastanede tedavisi devam ediyor.
Salgın, ağırlıklı olarak ülkenin doğusundaki Ituri, Kuzey Kivu ve Güney Kivu eyaletlerinde etkisini sürdürüyor.
En fazla vakanın görüldüğü Ituri, salgının merkez üssü olmaya devam ederken, sağlık ekipleri yeni bulaş zincirlerinin tespitini yapmak ve hastaları izole etmek için çalışmalarını yoğunlaştırdı.
Mevcut salgının onaylanmış tedavisi ya da aşısı bulunmuyor
KDC'nin doğusundaki Ituri eyaletinde açıklanan 246 şüpheli vaka ve 65 ölümün ardından 15 Mayıs'ta ülkede salgın ilan edilmişti.
DSÖ, 17 Mayıs'ta Ebola salgını nedeniyle uluslararası halk sağlığı acil durumu ilan etmişti.
Sağlık yetkililerine göre, mevcut salgın, nadir bir Ebola varyantı olan "Bundibugyo" virüsünden kaynaklanıyor ve onaylanmış tedavisi veya aşısı bulunmuyor.
Ebola, Afrika'da binlerce kişinin ölmesine neden oldu
Bir tür kanamalı ateşe yol açan Ebola virüsü, ilk kez 1976'da Sudan'ın Nzara ve KDC'nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı salgınlarla ortaya çıkmıştı.
KDC'deki salgın, Ebola Nehri yakınında bir köyde başladığı için hastalığa bu nehrin adı verilmişti.
Ebola virüsü, Aralık 2013'te Batı Afrika'da yayılmıştı. Gine, Liberya ve Sierra Leone'de 2014-2017 yıllarında görülen salgında 30 bin kişiye virüs bulaşmış ve hastaların 11 binden fazlası ölmüştü.

-
Diriliş Postası
- Bakan Memişoğlu: Sağlık sanayisini Türkiye'nin lokomotif sektörlerinden biri haline getireceğiz
Polen alerjisi: Evde alınması gereken 5 önlem
Bir diyetisyen, kahvenin yerine geçebilecek 8 sağlıklı içecek paylaştı
Yetkisiz ilaçlama halk sağlığını tehdit ediyor

Kabızlık için kullandığı bitkisel karışım sonrası karaciğerinden oldu!
Bakan Memişoğlu duyurdu, yeni düzenleme yolda: Sigaraya sıkı denetim geliyor!
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kanal 7 ekranlarında gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin sağlık hizmetlerinde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğunu belirten Memişoğlu, sigarayla mücadeleden koruyucu sağlık hizmetlerine, hastane randevu sisteminden obeziteye kadar birçok konuda yeni adımlar atacaklarını açıkladı.
"DÜNYANIN EN KAPSAMLI SAĞLIK HİZMETİNİ SUNUYORUZ"
Türkiye'nin sağlık altyapısı açısından dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olduğunu vurgulayan Memişoğlu, vatandaşların sağlık hizmetine duyduğu güvenin de yüksek seviyede olduğunu söyledi.
Son 25 yılda şehirleşmeyle birlikte hayat tarzının değiştiğini ifade eden Bakan Memişoğlu, hareketsiz hayatın, fazla kilonun, sigara kullanımının ve internet bağımlılığının sağlık açısından önemli riskler oluşturduğunu belirtti.
SİGARANIN GÖRÜNÜRLÜĞÜ AZALTILACAK
Sigarayla mücadelede yeni bir kanun taslağı hazırladıklarını açıklayan Memişoğlu, birkaç ay içinde çalışmanın olgunlaşacağını söyledi.
Yeni düzenlemeyle sigara ve tütün ürünlerinin görünürlüğünün azaltılmasının hedeflendiğini belirten Bakan, 18 yaş altına sigara satışının denetiminin sıkılaştırılacağını, açık ve kapalı alan uygulamalarına ilişkin kuralların da daha net hale getirileceğini ifade etti.
2025 yılında Türkiye'de yaklaşık 8 milyar paket sigara satıldığına dikkat çeken Memişoğlu, "Toplumumun kanser olmasını istemiyorum. Sigara ve benzeri kötü alışkanlıklardan uzak durmamız gerekiyor. Bağımlılık olacaksa spor bağımlılığı olsun." dedi.
"RANDEVU SORUNU BÜYÜK ÖLÇÜDE ÇÖZÜLDÜ"
Merkezi Hekim Randevu Sistemi'ne ilişkin de bilgi veren Memişoğlu, şu anda randevu bekleyen kişi sayısının yaklaşık 250 bin seviyesinde olduğunu belirterek, "Artık randevu sorunu büyük ölçüde yok diyebiliriz." ifadelerini kullandı.
Vatandaşlara önce aile hekimlerine başvurmaları çağrısı yapan Bakan, aile hekimlerinin gerekli gördükleri branşlardan doğrudan randevu oluşturabildiğini hatırlattı.
KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE VURGU
Sağlık Bakanlığı'nın temel hedefinin insanların hastalandıktan sonra değil, hastalanmadan önce sağlık sisteminden yararlanmasını sağlamak olduğunu söyleyen Memişoğlu, geçen yıl yürütülen taramalar sayesinde 28 bin kanser vakasının erken evrede tespit edildiğini açıkladı.
Ücretsiz kanser taramaları, mamografi hizmetleri ile kalp ve tansiyon hastalarının düzenli takip edildiğini belirten Bakan, koruyucu sağlık politikalarının daha da güçlendirileceğini ifade etti.
"YILDA 3 MİLYON HASTAYA BAKIYORUZ"
Türkiye'de sağlık sisteminin yoğun bir yük taşıdığını belirten Memişoğlu, her gün yaklaşık 3 milyon hastaya hizmet verildiğini söyledi.
Bir Türk vatandaşının yılda ortalama 12,4 kez sağlık hizmeti aldığını kaydeden Bakan, bu oranın Avrupa ortalamasının yaklaşık iki katı olduğuna dikkat çekerek vatandaşlara ilk başvuru noktası olarak aile hekimlerini tercih etmeleri çağrısında bulundu.
OBEZİTE VE ŞEKERLİ GIDALARA KARŞI MÜCADELE
Türkiye'de toplumun yaklaşık yüzde 65'inin kilo sorunu yaşadığını ifade eden Memişoğlu, obezitenin birçok hastalığın temel nedeni olduğuna dikkat çekti.
Şeker oranı yüksek gıdalara karşı toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğini belirten Bakan, paketlenmiş gıdalarla ilgili çalışmaların sürdüğünü söyledi. Yasaklardan ziyade bilinçlendirme yöntemini benimsediklerini vurgulayan Memişoğlu, vatandaşların sağlıklı hayat konusunda daha fazla farkındalık kazanmasını hedeflediklerini dile getirdi.
Hekimlere güven duyulmasının önemine de değinen Memişoğlu, "Bu ülkenin hekimleri dünyanın en iyi hekimleri arasında yer alıyor. Vatandaşlarımızın 'Bana şu ilacı yaz' demek yerine hekimlerin önerilerine güvenmesini istiyoruz." dedi.

Sağlık Bakanı Memişoğlu'ndan "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasına ilişkin paylaşım
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla son üç ayına giren bütün anne adaylarına bir ebeyi koordinatör ebe olarak görevlendirdiklerini ve bu kapsamda ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarına gerçekleştirdikleri ev ziyaretleriyle 22 bin 952 gebeye birebir destek ulaştırdıklarını bildirdi.
Bakan Memişoğlu, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasına ilişkin NSosyal hesabından paylaşım yaptı.
"Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla son üç ayına giren bütün anne adaylarına bir ebeyi koordinatör ebe olarak görevlendirdiklerini aktaran Memişoğlu, "İstiyoruz ki her annemiz kendini güvende hissetsin, her sorusuna bir uzman eliyle cevap bulsun. Bu kapsamda ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarımıza gerçekleştirdiğimiz ev ziyaretleriyle 22 bin 952 gebemize birebir destek ulaştırdık. Gece gündüz demeden, en zor şartlarda bile büyük bir fedakarlıkla görev yapan, hayatın başlangıcına tanıklık eden tüm ebelerimize yürekten teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.

El Nino sıcakları kapıda: Hangi yaş grubu risk altında?
Acil müdahalede dijital dönem: HAYAT 112 ilk ayda 600 bin kez indirildi
-
Takvim Gazetesi
- Mide ağrısını ağrı kesiciyle geçirmeye çalışmayın! Uzmanından gastrit ve reflü uyarıları: Bu belirtiler varsa dikkat
Mide ağrısını ağrı kesiciyle geçirmeye çalışmayın! Uzmanından gastrit ve reflü uyarıları: Bu belirtiler varsa dikkat
Beyin sağlığını tehdit eden 3 uyku hatası tespit edildi
727 bin anne adayına doğum desteği: Her Gebeye Ebe uygulaması nedir?
Fransa'da ilk Ebola vakası tespit edildi: Temaslı kişiler karantinada!
Duygular Satın Alma Kararlarında Belirleyici Oluyor

GLP-1 Tedavilerinde Kas Kaybına Dikkat

Prof. Dr. Oytun Erbaş: Koronavirüsü ABD fonladı!
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Covid-19 pandemisinin yarattığı toplam can kaybının 15 milyona yaklaştığını bildirmişti. Ölümlerin en fazla Güneydoğu Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarında yaşandığı raporda, DSÖ'nün görevlendirdiği bilim insanlarının Ocak 2020 ile 2021 sonu arasındaki sürede 13,3 milyon ila 16,6 milyon kişinin hayatını kaybettiği tahminine yer verilmişti. CNN Türk ekranlarına konuk olan Prof. Dr. Oytun Erbaş, virüsün kökeni, aşıların etkileri ve hastalığın insan sağlığı üzerindeki kalıcı hasarları hakkında önemli iddiaları gündeme taşıdı.
"VİRÜSÜN LABORATUVAR KÖKENİ BASTIRILDI"
ABD'deki çalışmalara ve fonlamalara dikkat çeken Prof. Dr. Erbaş, "Pandemi boyunca milyonlarca insana "aşı olun" çağrısı yapan Dr. Anthony Fauci'nin Vuhan laboratuvarındaki araştırmalarını milyonlarca dolarlık vergi mükellefi parasıyla finanse ettiğini ve virüsün laboratuvar kökenine ilişkin gerçeğin bastırılmasında rol oynadığını ortaya koyan belgeleri yayımlıyorum." dedi.
Fauci'nin enfeksiyon hastalıkları konusundaki geçmişine değinen Erbaş, "1981'de ilk HIV vakası çıktı, Fauci çıktı. 1976'da Ebola bulundu, Fauci. 2020 Mart, Fauci. Adamın işi gücü enfeksiyon hastalıkları çıkıp açıklamaktır. Raporlarda şu ortaya çıktı; bu adamlar ABD'de salgından 8-10 sene önce aynı virüsü, SARS-CoV-2'yi çalışmışlar." ifadelerini kullandı.
Virüsün doğadaki dengesinden koparıldığını anlatan Erbaş, konuya "Hayvanlarda bu virüsler doğanın dengesinde duruyor. Bir el virüsü yarasadan ya da pangolinden alıyor. Normalde insana bulaşması imkansız ama bunu alıp insan hücre kültürlerinde pasajlıyorlar ve insandan insana bulaşan bir Covid suşu üretiyorlar." sözleriyle işaret etti.
Salgının yayılma nedenlerine ilişkin iddialarda da bulunan Erbaş, "Trump çıktığında Çin virüsü dedi ama ABD bu virüs yayılsın istedi. Çünkü büyük bir sıfırlama, resetleme için bir deneme gerekiyordu." diye konuştu.
"YÜZDE 100 ÖLÜMCÜL BİR COVİD SUŞU ELDE EDİLDİ"
Vuhan Enstitüsünün yeni çalışmalar yürüttüğünün altını çizen Erbaş, "Vuhan'daki ilk Delta virüsü 60 yaş üstünde yüzde 35 öldürücüydü. Şu anda Vuhan Enstitüsü yeni bir Covid suşunu elde etti ve yüzde 100 ölümcül. İnsandan insana bulaşan bu virüs şu an laboratuvarda duruyor." dedi.
"MİYOKARDİT YAPTIĞINI KABUL ETTİLER"
Aşıların yan etkilerini karşılaştıran Erbaş, şunları kaydetti: "Sinovac ve Turkovac ölü aşıdır, ölüm veya pıhtı atma riski oluşturmamıştır. Ancak mRNA aşısının şirketi dahil miyokardit, yani kalpte iltihap yaptığını kabul etti. BioNTech devamlı mutasyon geçirdiği için ilk çıkan aşılar işe yaramadı, Omicron varyantı çıktı. Şirket 2027 Şubat ayında BioNTech aşısını kaldırıyor, üretim bitti."
"COVİD İNSAN DNA'SINA YERLEŞTİ"
Hastalığı geçirenlerdeki kalıcı hasarlara vurgu yapan Erbaş, "Covid insan DNA'sına yerleşti. Geçirenlerin yarısına yakınının DNA'sının içine girdi. Beyinde, böbrekte, kalpte, damarda duruyor ve virüs atmaya devam ediyor. Buna uzamış Covid diyoruz. Ritim bozuklukları, emboliler, kalp krizleri, beyin sisi, Alzheimer ve yorgunluk görülüyor. Bazılarında 3-4 sene sürüyor." ifadelerini kullandı.
Anne karnında virüse maruz kalan bebeklerin durumuna da değinen Erbaş, "Anne karnında fetüsken Covid geçirenler şu an 5 yaşına geldi. Onlar büyüyünce bipolar, şizofreni veya depresyon gibi akıl hastalıkları olacak mı bilmiyoruz çünkü virüs beyne de bulaştı." dedi.

60 saniyede tüm vücut taraması: Yapay zeka tıp dünyasında yeni bir sayfa açabilir
ABD merkezli teknoloji şirketi Midjourney, yapay zeka destekli yeni sağlık teknolojisini duyurdu. Şirketin geliştirdiği sistem ultrason sensörleri ve yapay zeka algoritmalarıyla insan vücudunu 60...Devamı için tıklayınız
-
Takvim Gazetesi
- Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat! Sıcak çarpması, ishal ve kulak enfeksiyonundan korunma rehberi
Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat! Sıcak çarpması, ishal ve kulak enfeksiyonundan korunma rehberi
Dünya Kupası'nda salgın alarmı
Yaklaşık altı hafta sürecek olan ve 16 farklı şehirde tıklım tıklım dolan stadyumlar, eğlence mekanları ile turistik alanlar, enfeksiyon hastalıklarının yayılması için uygun bir zemin hazırlıyor. Sağlık uzmanları, bu süreçte mide rahatsızlıklarına yol açan norovirüsten sivrisinekler vasıtasıyla bulaşan dang ateşine kadar geniş bir liste üzerinde takip yürütüyor.
Pan Amerikan Sağlık Örgütü, özellikle dünyanın en bulaşıcı hastalıklarından biri olan kızamığa karşı acil uyarı yayınladı. Amerika Birleşik Devletleri'nde kızamık vakalarının şimdiden ciddi sayılara ulaşması ve hastalığın Kanada ile Meksika'da da yayılması endişeleri artırıyor. Uzmanlar, aşısız bir kişinin virüsü çok sayıda insana bulaştırabileceğini hatırlatarak taraftarları aşı olmaya çağırıyor.
- Atık sular ve sosyal medya mercek altında
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri ile yerel sağlık birimleri, olası bir salgının önüne geçebilmek için gelişmiş takip yöntemleri kullanıyor. Salgın belirtilerini erkenden tespit edebilmek amacıyla hastane başvuruları ve sosyal medya paylaşımlarının yanı sıra şehirlerin atık suları da laboratuvarlarda titizlikle inceleniyor.
Gelişmiş atık su testleri, virüslerin genetik materyallerini ilk hastalar acil servislere başvurmadan günler önce ortaya çıkarabiliyor. Bazı ev sahibi şehirlerde yapılan atık su analizlerinde hepatit A ve ishal vakalarına yol açan rotavirüs gibi etkenlerin tespit edilmesi üzerine, uluslararası havalimanları dahil olmak üzere kritik noktalarda tarama faaliyetleri yoğunlaştırıldı.
- Afrika'daki Ebola salgını yakından takip ediliyor
Sağlık kuruluşları, aynı dönemde Orta Afrika'da devam eden Ebola salgını nedeniyle de tedbirlerini sürdürüyor. Ancak uzmanlar, Ebola virüsünün solunum yoluyla değil yalnızca enfekte kişilerin vücut sıvılarıyla doğrudan teması halinde bulaşması sebebiyle turnuva genelinde yayılma riskinin çok düşük olduğunu vurguluyor.
Dünya Kupası boyunca asıl riskin kızamık gibi havadan kolayca yayılan enfeksiyonlar olduğu belirtiliyor. Geçmişte Vancouver Olimpiyat Oyunları'nda kızamık, Güney Kore ve Milano'daki organizasyonlarda ise norovirüs salgınlarının yaşandığını hatırlatan uzmanlar, aylar öncesinden başlatılan acil durum tatbikatları ve koordinasyon ağları sayesinde gerekli tüm önlemlerin alındığını ifade ediyor.

Zencefilden daha güçlü: Sindirim sistemini destekleyen 10 besin
Kan şekerini zıplatmayan sofra tüyosu: Yemekten önce küçük bir kase yeterli
-
Takvim Gazetesi
- Hantavirüs Türkiye’yi tehdit ediyor mu? Ölüm oranı yüzde 50’ye çıkan virüsü 15 kemirgen türü taşıyor
Hantavirüs Türkiye’yi tehdit ediyor mu? Ölüm oranı yüzde 50’ye çıkan virüsü 15 kemirgen türü taşıyor
Duyular yemek tercihlerini nasıl değiştiriyor? İyi beslenmek için 7 tüyo
Gözde sarı nokta hastalığı: Sigara içenlerde risk 2 kat artıyor
Kansere karşı dünyada bir ilk: Yeni mRNA aşısı geliştirildi
İngiliz bilim insanları, kanser tedavisinde çığır açacak devrim niteliğinde bir aşı geliştirdi. Oxford Üniversitesi ile ilaç firması Moderna ortaklığında yürütülen çalışmada, özellikle genetik olarak yüksek kanser riski taşıyan bireylerde bağırsak ve yumurtalık kanserinin önlenmesi amaçlanıyor.
Covid-19 aşılarında başarısını kanıtlayan mRNA teknolojisinin ilk kez kanseri önleme amacıyla kullanılacağı bu tarihi deneme için ilk hasta uygulamalarının bu yaz başlaması planlanıyor.
- Hedefte gizli tehlike "Lynch Sendromu" var
Geliştirilen aşı, öncelikli olarak "Lynch sendromu" adı verilen kalıtsal bir rahatsızlığa sahip kişileri korumayı hedefliyor. İngiltere’de her 300 kişiden birinde görülen bu genetik durum, DNA’yı onarmakla görevli genlerin hasarlı olmasından kaynaklanıyor.
Bu sendroma sahip bireylerin hayat boyu bağırsak kanserine yakalanma riski yaklaşık yüzde 80 artarken; yumurtalık, rahim, mide ve pankreas gibi diğer kanser türlerine yakalanma ihtimalleri de çok yüksek seyrediyor. Üstelik bu geni taşıyan tahmini 175 bin kişiden yalnızca yüzde 5'i durumun farkında. Aşı, bu kişilerin vücudunda kanser hücreleri henüz oluşmadan, "kanser öncesi" evredeki anormallikleri tespit etmek üzere tasarlandı.
- Bağışıklık sistemine "kanserle mücadele kılavuzu"
mRNA teknolojisiyle üretilen aşı, geleneksel aşılardan farklı bir yöntemle çalışıyor. Vücuda doğrudan zayıflatılmış virüs vermek yerine, hücrelere bağışıklık yanıtı oluşturması için genetik talimatlar iletiyor. Uzmanlar, aşının adeta bir "kullanım kılavuzu" gibi hareket ederek bağışıklık sistemini eğittiğini belirtiyor.
Bu sayede savunma mekanizması, Lynch sendromunun tetiklediği hücre mutasyonlarını henüz kansere dönüşmeden fark edip yok edecek. Aşının zaman içinde gücünü koruması için belirli aralıklarla hatırlatma dozlarının yapılması gerekebilecek.
- Gelecekte tüm kanser türleri için umut olabilir
Bu yaz başlatılacak olan ilk aşamada, hastalar üzerinde en doğru dozaj belirlenecek ve aşının güvenliği test edilecek. Çalışmanın çok merkezli ikinci aşamasının ise 2027 yılında genişletilmesi öngörülüyor. Bilim insanları, aşının sadece Lynch sendromlu hastaları korumakla kalmayacağını, aynı zamanda daha önce kanser atlatmış kişilerin ikinci bir kansere yakalanmasını da önleyebileceğini vurguluyor.
Araştırma ekibi, bu denemeden elde edilecek başarı ve bağışıklık verilerinin, gelecekte genetik bağlamı olmayan diğer yaygın kanser türlerine karşı da aşı geliştirilmesinin önünü açacağını ifade ediyor.

Su içmekten daha iyi nemlendirme sağlayan 10 meyve
-
Takvim Gazetesi
- Kaygı giderici probiyotikler çözüm olabilir mi? Bağırsak mikropları kaygı sinyallerini etkiliyor
Kaygı giderici probiyotikler çözüm olabilir mi? Bağırsak mikropları kaygı sinyallerini etkiliyor
-
Takvim Gazetesi
- Vücudun gizli alarmı: Kulak memesindeki o çizgi kalp hastalığının belirtisi olabilir
Vücudun gizli alarmı: Kulak memesindeki o çizgi kalp hastalığının belirtisi olabilir
Dizdeki sese dikkat! Ameliyattan önceki son çıkış olabilir
-
Takvim Gazetesi
- Türk tıbbı için tarihi gurur! Prof. Dr. Oktar Asoğlu İngiltere'de canlı kanser ameliyatı yapacak
Türk tıbbı için tarihi gurur! Prof. Dr. Oktar Asoğlu İngiltere'de canlı kanser ameliyatı yapacak
-
Diriliş Postası
- Sağlık Bakanı Memişoğlu: 'Üreten Sağlık' modelimizle güçlü bir ekosistem inşa ediyoruz
Sağlık Bakanı Memişoğlu: 'Üreten Sağlık' modelimizle güçlü bir ekosistem inşa ediyoruz
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleştirilen Uluslararası Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Birliği (HTAİ) Kongresi'ne katıldı.
Burada konuşan Memişoğlu, tıp ve sağlık bilimlerinde tarihin en hızlı dönüşüm evrelerinden birine tanıklık edildiğini belirterek, yapay zeka, genomik araştırmalar, hedefe yönelik tedaviler, kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları ve dijital sağlık çözümlerinin, insanların yaşam kalitesini artırmak adına çok değerli fırsatlar sunduğunu söyledi.
Kemal Memişoğlu, 2002'den bu yana sağlıkta büyük bir gelişim kaydettiklerini belirterek, "Aile hekimliği sistemimizden ileri teknolojiyle donatılmış şehir hastanelerimize kadar çok güçlü bir altyapı oluşturduk. Son 24 yılda sağlık tesislerimizi fiziki yapılarından içindeki sağlık teknolojilerine kadar her yönüyle modernleştirdik. Bugün ülke genelinde 271 bine ulaşan toplam yatak kapasitemiz ve 1,5 milyonluk nitelikli insan kaynağımızla vatandaşlarımıza her gün milyonlarca sağlık hizmetini kesintisiz olarak sunabiliyoruz." bilgisin paylaştı.
Birçok ülke tarafından dikkatle takip edilen şehir hastanelerini de yurdun dört bir köşesinde kararlılıkla inşa etmeye devam ettiklerini aktaran Memişoğlu, 27 şehir hastanesinde 39 bini aşkın yatak kapasitesiyle bütüncül teşhis, tedavi ve rehabilitasyon hizmeti verdiklerini ifade etti.
"Türkiye, güçlü ve örnek gösterilen sağlık altyapılarından birine sahiptir"
Bakan Memişoğlu, "Bugün Türkiye, güçlü ve örnek gösterilen sağlık altyapılarından birine sahip. e-Nabız ile hastalarımızın geçmiş tıbbi öyküsünden tetkik sonuçlarına kadar sağlık verilerini güvenli ve entegre biçimde yönetiyoruz. Gelişmiş Merkezi Hekim Randevu Sistemimizle 79 farklı branşta hekim ve sağlık tesisi randevu süreçlerini dijital kanallar üzerinden yürütüyoruz. Sadece geride bıraktığımız son bir yılda MHRS üzerinden 702 milyonun üzerinde randevu işlemi başarıyla gerçekleştirilmiştir." diye konuştu.
Tıp dünyasının yalnızca hastalıkları tedavi eden reaktif bir anlayıştan riskleri öngören, hastalanmadan önce koruyan ve sağlığı geliştiren proaktif bir vizyona doğru evirildiğini kaydeden Memişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sağlıklı Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda koruyan sağlık anlayışını sistemimizin merkezine aldık. Sağlık teknolojilerinde doğru adımları atabilmek, kaynak tahsisini ve politikaları kanıta dayalı yönetebilmek adına bir başka önemli çalışmayı da Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bünyesinde yürütüyoruz. Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin Türkiye Değer Seti'ni oluşturuyoruz. Sağlık sistemimizin önceliklerine ve sürdürülebilirlik ilkelerine uygun yeni geri ödeme modelleri üzerinde de kararlılıkla çalışıyoruz. Bu kapsamda 'Geri Ödeme Modelleri Proje Çağrısı' ile kamu-özel işbirliğini destekleyen, yenilikçi tedavilere erişimi güçlendiren ve sistem sürdürülebilirliğini gözeten modeller geliştirmeyi hedefliyoruz.”
"Çok daha ileri bir seviyeye taşıma gayesindeyiz"
Türkiye'nin, ihtiyaç duyan tüm insanlara şefkat elini uzatabilen bir ülke olduğunu dile getiren Memişoğlu, "Bizler ulaştığımız bu noktayı bir varış çizgisi olmaktan öte, yeni bir eşik olarak nitelendiriyoruz. Sahip olduğumuz bu gücü, yerli üretim sağlık teknolojileri hamlemizle çok daha ileri bir seviyeye taşıma gayesindeyiz. Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun taşıyıcı kolonlarından biri olan 'Üreten Sağlık' modelimizle, teknolojisini geliştiren, bilgisini ürüne dönüştüren ve ürettiklerini insanlığın yararına sunan güçlü bir ekosistem inşa ediyoruz." ifadesini kullandı.
Memişoğlu, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) bünyesinde fikri olanı finansmanla, araştırmayı sanayiyle buluşturduklarını vurgulayarak, 2 yıl içinde toplam 5 bin 800 yenilikçi proje başvurusu aldıklarını aktardı.
Bakan Memişoğlu, bilim insanlarının, sağlık çalışanlarının ve "Yeni bir fikrim var" diyen herkesin önerisine değer verdiklerini, bunları insanlığın sağlığına fayda sağlayacak somut ürünlere dönüştürdüklerini kaydetti.
Bu emeklerin "gurur verici sonuçlarını sahada" gördüklerini vurgulayan Memişoğlu, şöyle devam etti:
“Yerli ilaç, aşı, molekül, tanı kiti ve tıbbi cihaz alanlarında somut sonuçlar almaya başladık. Dünyada sınırlı sayıda ülkenin geliştirebildiği yapay zeka destekli endoskopik kapsül görüntüleme cihazına ilişkin klinik araştırmalarımızı başarıyla sürdürüyoruz. Kısa süre önce yerli renkli Doppler Ultrasonografi cihazımız için geliştirme ve üretim aşamasına geçtik. Tıp dünyası artık veriyi kullanarak öngören ve hastaya özel, kişiselleştirilmiş hizmetler sunan bir yapıya evrilmekte. Bugün Türkiye, hematolojik kanserlerde kişiselleştirilmiş tedavinin en ileri örneklerinden biri olan CAR-T hücre tedavisini tamamen yerli imkanlarla geliştiren ve başarıyla uygulayan nadir ülkelerden biri. Tüm bu teknolojik ve bilimsel birikimi yalnızca ulusal bir başarı olarak değil, küresel sağlık sistemine katkı sunacak stratejik bir kapasite olarak görüyoruz.”
"Birçok alanda ortak çalışmalar yürütmeye açığız"
Türkiye olarak uluslararası kuruluşlar, akademi, özel sektör ve tüm paydaşlarla işbirliklerini geliştirmekte katarlı olduklarına dikkati çeken Memişoğlu, "'Health Türkiye' markamız altında sağlık turizminden dijital sağlık sistemlerine, ilaç ve tıbbi cihaz üretiminden tedarik zincirlerinin güçlendirilmesine kadar birçok alanda ortak çalışmalar yürütmeye açığız. Evrensel kardeşlik hukukuyla, insanlığın ortak yararı adına sağlıkta dönüşüm tecrübemizi, Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu, şehir hastaneleri modelimizi, aile hekimliği sistemimizi, sağlık teknolojileri üretim kapasitemizi uluslararası işbirlikleriyle paylaşmaya, ortak projeler geliştirmeye hazırız." dedi.
Memişoğlu, "İnsanlık için yeni bir fikrim var" diyen tüm araştırmacıları ve "üretim kapasitem var" diyen tüm girişimcileri "uretensaglik.gov.tr" adresinde buluşmaya davet etti.
Bakan Memişoğlu, "Gelin, yenilikçi fikirleri ortak akılla olgunlaştıralım ve insanlığın iyiliği için geleceğin sağlık teknolojilerini hep birlikte geliştirelim. Bu çağrımız, ülkelerimiz adına geleceğe daha güvenle bakabilmemiz için samimi bir davettir. Gayemiz ortak, insanlık için hizmet etmek." değerlendirmesinde bulundu.
Kongreye, İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, yurt içi ve yurt dışından sağlık alanındaki davetliler katıldı.

MS kadınlarda daha erken yaşta ortaya çıkıyor

Yapay Zekâ Diyet Yazıyor, Kararı Uzman Veriyor

Dezavantajlılık kişisel değil, toplumsal bir sorun

-
Takvim Gazetesi
- Reflü sadece mide yanması değil! Uzmanı kanser riskine karşı uyardı: "Mide koruyucu ilaçları gelişigüzel kullanmayın"
Reflü sadece mide yanması değil! Uzmanı kanser riskine karşı uyardı: "Mide koruyucu ilaçları gelişigüzel kullanmayın"
İnsanların %40'ı haberlerden uzak duruyor: Sebebi ilgisizlik değil
Yalnız Ebeveynler Ergenlikte Daha Fazla Zorlanıyor

Yeme bozukluklarının ardında aile tutumları olabilir

Depresyon kumar davranışını derinleştiriyor

DSÖ: Ebola Aylar Önce Başladı!
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde (DKC) can almaya devam eden Ebola salgınıyla ilgili endişe verici açıklamalarda bulundu. Mayıs ayının ortasında resmi olarak teşhis edilen ve ilk resmi vakası 24 Nisan'da bir hemşirede görülen salgının, aslında çok daha önce yayıldığı tahmin ediliyor.
Ghebreyesus, salgının başlangıcının ocak, şubat veya mart aylarına kadar uzanabileceğini belirterek, bu gecikme nedeniyle virüsün sağlık ekiplerine karşı çok büyük bir zaman avantajı yakaladığını vurguladı. "Bundibugyo" suşunun (alt türünün) neden olduğu bu son dalga, bugüne kadar Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde 60, komşu ülke Uganda'da ise 1 kişinin hayatına mal oldu.
-
Mücadeleyi Baltalayan Üç Büyük Engel
Salgına karşı yürütülen kurtarma ve tedavi çalışmaları, sahada karşılaşılan ciddi engeller nedeniyle yavaş ilerliyor:
Seyahat Kısıtlamaları: DSÖ, başta ABD olmak üzere bazı ülkelerin uyguladığı toptan seyahat kısıtlamalarının kaldırılması çağrısında bulundu. Bu yasakların tedarik zincirlerini bozduğu ve hayati insani yardımların bölgeye ulaşmasını zorlaştırdığı belirtildi.
Temaslı Takibindeki Yetersizlik: Bölgedeki güvenlik sorunları ve yoğun göç hareketleri, virüsle temas eden kişilerin takibini zorlaştırıyor. Temaslı takibi şu an sadece %45 oranında yapılabiliyor; uzmanlar bu oranın acilen %90'ın üzerine çıkarılması gerektiğini vurguluyor.
Halkın Güvensizliği ve İnkar: Sahadaki en büyük engellerden biri de yerel halkın tutumu. Bazı topluluk liderleri Ebola'nın gerçek bir hastalık olduğuna inanmazken, salgın operasyonlarının diğer kamu hizmetlerinden kaynak çaldığını düşünüyor.
-
Aşısı Yok Ancak Erken Teşhis Hayat Kurtarıyor
Mevcut salgına neden olan Bundibugyo suşuna karşı henüz geliştirilmiş özel bir aşı veya doğrudan bir tedavi yöntemi bulunmuyor. Ancak sağlık yetkilileri tablonun tamamen umutsuz olmadığı görüşünde.
Kongo'da 6, Uganda'da ise 2 kişinin hastalığı yenerek sağlığına kavuşması, erken müdahalenin önemini kanıtlıyor. Uzmanlar, virüse yakalanan kişilerin semptomları gösterdikleri ilk anda sağlık kuruluşuna başvurmaları halinde hayatta kalma şanslarının çok yüksek olduğunu belirtiyor.
Küresel çapta da salgına karşı adımlar atılmaya başlandı. En çok etkilenen Ituri eyaleti başta olmak üzere çevre bölgelerde laboratuvar kapasiteleri artırılırken; Birleşik Krallık, uzmanların hızlı analiz ve kanıt sunabileceği "çoklu risk araştırma ağını" devreye soktuğunu duyurdu.

Sigarayı bırakmak için 143 bin kişi destek aldı
10 yıllık diyaliz süreci nakille son buldu
Şehir hayatı cilt kanserine davetiye çıkarıyor
Prostat korkusu
-
Takvim Gazetesi
- Kanser tedavisinde tarihi eşik aşıldı: Akdeniz Üniversitesi Türkiye’de bir ilki başardı!
Kanser tedavisinde tarihi eşik aşıldı: Akdeniz Üniversitesi Türkiye’de bir ilki başardı!
-
Takvim Gazetesi
- Her 3 kadından biri bu problemle yüzleşiyor: İdrar kaçırma neden olur? Evde çözüm olacak 4 hayati adım
Her 3 kadından biri bu problemle yüzleşiyor: İdrar kaçırma neden olur? Evde çözüm olacak 4 hayati adım
Çekmecelerde biriken elektronikler büyük risk taşıyor

Kurban etini poşete koyup dolaba atmayın: Yıllardır yanlış biliyormuşuz
Milyonlarca Müslümanın büyük bir heyecanla idrak ettiği Kurban Bayramı'nda, ibadet şuuruyla kesilen kurbanlıkların etlerini muhafaza ederken yapılan kritik bir hata, tonlarca nimetin çöpe gitmesine neden oluyor. Uzmanlar, kesim işleminin hemen ardından sıcak etin poşetlenerek dolaba kaldırılmasının cinayetle eşdeğer bir israf ve sağlık riski olduğunu belirtiyor.
![]()
- Sıcak Et Poşette Boğuluyor
Kurban ibadetini yerine getiren vatandaşların en sık düştüğü yanılgı, etleri bir an evvel pay edip işi bitirme telaşıdır. Ancak kesilen hayvanın vücut ısısı henüz düşmeden etlerin naylon poşetlere sıkıştırılması, etin nefes almasını tamamen engelliyor.
Havasız kalan ve kendi sıcaklığıyla poşet içinde terleyen et, hızla bakteri üretiyor. Halk arasında "et yanması" olarak bilinen bu durum, etin içten içe çürümesine, renginin yeşerip morarmasına ve ağır bir koku yaymasına sebep oluyor. Bu şekilde bozulan etlerin tüketilmesi ise ciddi gıda zehirlenmelerine davetiye çıkarıyor.
![]()
- Nimetin Ziyan Olmaması İçin Ne Yapılmalı?
Kesilen kurbanın bereketini korumak, israfın önüne geçmek ve sağlıklı bir tüketim sağlamak için etlerin muhafazasında şu hayati adımlara dikkat edilmelidir:
1. Mutlaka Havalandırın:
Kesimden hemen sonra etler kesinlikle buzdolabına veya derin dondurucuya girmemelidir. Etler, geniş ve temiz tepsiler veya siniler üzerine, üst üste binmeyecek ve birbirini ezmeyecek şekilde serilmelidir.
![]()
2. Güneşten Koruyun:
Serilen etler, doğrudan güneş ışığı almayan, serin, temiz ve esintili bir odada dinlenmeye bırakılmalıdır. Bu dinlenme süresi etin kalınlığına göre en az 5-6 saat olmalıdır. Bu süreçte etlerin ara sıra ters yüz edilmesi, her tarafının eşit soğumasını ve hava almasını sağlayacaktır.
3. "Ölüm Sertliği"nin Geçmesini Bekleyin:
Hayvan kesildikten sonra kaslarda oluşan "ölüm sertliği" (rigor mortis) hemen geçmez. Etin yumuşak ve lezzetli olması, kolay pişmesi için ideal olan, serin ortamda hava alarak dinlendikten sonra buzdolabının normal bölümünde (+4 derece) 24 saat bekletilmesidir.
![]()
4. Porsiyonlayarak Saklayın:
Tamamen soğuyan ve dinlenen etler, ailenin bir öğünde tüketeceği miktarlara (porsiyonlara) ayrılarak buzdolabı poşetlerine konulmalıdır. Dondurucuya yerleştirirken de poşetlerin aralarında soğuk hava akışının sağlanabilmesi için tıka basa doldurulmamasına özen gösterilmelidir.
Unutmayın: Dondurucudan çıkarılarak çözdürülen et, kesinlikle tekrar dondurulmamalıdır. Çözdürme işlemi oda sıcaklığında veya kalorifer üzerinde değil, buzdolabının alt rafında yavaş yavaş yapılmalıdır. Büyük bir vebal ve nimet olan kurban etlerini doğru muhafaza etmek, hem sağlığımız hem de dini hassasiyetlerimiz açısından büyük önem taşıyor.
![]()

-
Takvim Gazetesi
- Uzmanından anne babalara uyarı: Türkiye'de her 3 çocuktan biri bahar alerjisi hastası
Uzmanından anne babalara uyarı: Türkiye'de her 3 çocuktan biri bahar alerjisi hastası
Saçlar neden erken yaşta dökülüyor? Uzmanlardan şaşırtan uyarı
Zihin yükünü hafifleten manevi molalar

"Yaş almak başka yaşlanmak başka"

Küresel kabus hızla yayılıyor: Ebola salgınında can kaybı 130’u geçti!
Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC), dünya tarihinin en korkunç ve gizemli hastalıklarından biri olan Ebola virüsünün en nadir, en tehlikeli türüyle pençeleşiyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından paylaşılan son verilere göre, onaylanmış bir aşısı veya özel bir tedavi yöntemi bulunmayan "Bundibugyo" varyantı nedeniyle can kaybı 139’a yükselirken, şüpheli vaka sayısı ise 600 sınırına dayandı. Salgının kontrolsüz bir şekilde büyüyerek Uganda’nın başkenti Kampala’ya kadar sıçraması, küresel alarm seviyesini en üst noktaya çıkardı. Yaşanan bu bölgesel kriz karşısında Avrupa Birliği ve ABD, virüsün kendi topraklarına taşınmasını engellemek amacıyla bölgeden gelen yolculara karşı radikal seyahat kısıtlamalarını devreye soktu.
![]()
Uzmanlar, ölümcül virüsün ormanlık alanlardan çıkıp büyük şehirlere bu denli hızlı yayılmasının arkasında ülkedeki derin sosyoekonomik krizin ve yoksulluğun yattığına dikkat çekiyor. Topraklarının büyük bölümü balta girmemiş ormanlarla kaplı ülkede, açlık sınırındaki kırsal nüfus protein ihtiyacını karşılayabilmek için mecburen yarasalar, maymunlar ve kirpiler gibi yabani hayvanları avlıyor. Eski Sağlık Bakanı Eteni Longondo, halkın hayatta kalabilmek için av eti tüketmekten başka çaresinin olmadığını, bu durumun ise ormandaki ölümcül virüslerin insanlara bulaşmasındaki en büyük köprü vazifesini gördüğünü itiraf etti. Doğu bölgesinde yıllardır süren silahlı isyanlar ve istikrarsızlık da tıp ekiplerinin bölgeye girişini engellerken, isyancıların elindeki stratejik öneme sahip Bukavu ve Goma şehirlerinde de ilk ölümcül vakaların rapor edilmesi endişeleri hat safhaya çıkardı.
![]()
Sahada canla başla çalışan sağlık ekiplerinin karşılaştığı en büyük barikat ise virüsün kendisinden ziyade, cehalet, batıl inançlar ve kulaktan kulağa yayılan asılsız iddialar oluyor. Maden kasabalarında hızla yayılan ve halkı paniğe sevk eden "görüldüğü an öldüren hayalet tabutlar" benzeri hurafeler nedeniyle, hastalanan kişiler tıbbi merkezlere başvurmak yerine büyücülere ve geleneksel yöntemlere sığınıyor. Bununla birlikte, yerel kabilelerin ölen kişinin bedenine çıplak elle dokunmasını ve yıkanmasını emreden geleneksel cenaze ritüelleri, virüsün vücut sıvıları yoluyla zincirleme ve kitlesel bir şekilde yayılmasına yol açıyor. Sağlık otoriteleri, bu kemikleşmiş alışkanlıklar ve batıl inançlar kırılmadığı müddetçe, aşısı olmayan bu insanlık dramına karşı yürütülen amansız mücadelenin aylarca, hatta yıllarca sürebileceği konusunda dünyayı uyarıyor.

Resmi Gazete'de yayımlandı: Sağlık raporlarında yeni dönem
Sağlık Bakanlığı, sağlık raporları alım sürecinde yeni bir döneme girildiğini duyurdu. Yeni yönetmeliğin Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla başlayan dönemde, evlilik için alınan sağlım raporu ve istirahat süreleri dahil birçok alanda değişikliğe gidildi. İşte detaylar...
e-Nabız DEVREYE GİRİYOR
- Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre; tüm raporların başvuru sürecinde yazılı dilekçe ve benzer uygulamalar sona erdirilirken, başvuru süreçleri bundan sonra e-Nabız üzerinden kişisel beyan formunun doldurulmasıyla başlatılacak.
Düzenleme ile tek hekim raporları öncesinde bir karar destek sistemi oluşturuldu. Tanı, ilaç ve malzeme kullanımı ile ilgili kişisel beyan sorularına verilen yanıtlara göre sistem bir değerlendirmede bulunacak.
Bu kapsamda; kişinin sağlık raporu başvurusunda engel bir tanı, ilaç kullanımı ya da sağlık sorunu beyanı yoksa e-Nabız üzerinden Sağlık Durum Belgesi düzenlenebilecek.
Kişinin beyanıyla e-Nabız bilgilerinin eşleşmediği durumlarda sağlık raporu için hekime yönlendirme yapılacak. Lisansa tabi olmayan sporlar ve sosyal aktiviteler için de rapor düzenlenmesine gerek kalmadan e-Nabız üzerinden Sağlık Durum Belgesi alınması mümkün olacak.
![]()
2 TEMEL SAĞLIK KURULU TANIMLANDI
Yönetmelikte durum bildirir sağlık kurulu raporu süreçleri de yeniden tanımlanırken, tam teşekküllü sağlık kurulu ve üç hekimli sağlık kurulu olmak üzere iki temel sağlık kurulu oluşturuldu.
Sağlık kurulu raporu alma süreci kolaylaştı
Bu kapsamda; vatandaşların sağlık kurulu raporu alma süreçleri kolaylaştırıldı, bakanlık tarafından belirlenen istisnalar dışında raporların üç hekim tarafından düzenlenebilmesine imkan tanındı.
![]()
HASTANELERDE 'RAPOR BAŞVURU MERKEZİ' KURULACAK
İkinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde sağlık raporu işlemlerinin tek bir noktadan başlatılması, takip edilmesi ve sonuçlandırılması sağlandı; kişilerin hastanede devam eden rapor süreçlerine ilişkin bilgiye kolay erişimi mümkün hale getirildi.
Bu amaçla; sağlık kurumlarında Rapor Başvuru Merkezleri oluşturulacak ve süreç bu merkezler üzerinden takip edilebilecek.
Bakanlık tarafından belirlenen sağlık raporu formatları dışında başka bir formatta rapor düzenlenmesinin önüne geçildi. Raporların ilgili kişiler tarafından daha kolay değerlendirilmesi sağlandı ve ülke standardı oluşturuldu. Raporlara İngilizce dil desteği eklenerek uluslararası kullanım imkanı da sağlandı.
İŞE GİRİŞ BELGELERİ İÇİN YENİ MERKEZ
Düzenlemeyle ayrıca; elliden az çalışanı bulunan ve az tehlikeli iş yerlerinde çalışacak olan kişilerin işe giriş raporlarının, Çalışan Sağlığı Merkezi (ÇAŞMER), aile hekimleri ve diğer kamu sağlık hizmeti sunucularında görevli tüm hekimler tarafından düzenlenebilmesinin önü açıldı.

Kansızlığın en önemli 10 belirtisi: Sürekli üşüyor ve çabuk yoruluyorsanız dikkat!
-
Takvim Gazetesi
- Kanser araştırmasında ezber bozan sonuç: Süt ürünleri prostat kanseri riskini artırıyor
Kanser araştırmasında ezber bozan sonuç: Süt ürünleri prostat kanseri riskini artırıyor
Gençlerden bağımlılıkla mücadeleye güçlü katılım

DSÖ acil durum ilan etti: Vaka sayısı artıyor
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Uganda'daki Ebola salgınının uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu oluşturduğunu, ama pandemi acil durumu kriterlerini karşılamadığını belirtti.
Ghebreyesus, KDC ve Uganda'daki Ebola salgınına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Bundibugyo virüsünün neden olduğu Ebola salgınına ilişkin KDC'li ve Ugandalı yetkililerle görüştüğünü belirten Ghebreyesus, Ebola hastalığının uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu teşkil ettiğini ancak uluslararası sağlık tüzüğünde tanımlanan pandemi acil durumu kriterlerini karşılamadığına karar verildiğini bildirdi.
Ghebreyesus, KDC ve Uganda'ya, olayı kontrol altına almak için gerekli ve güçlü önlemleri alma konusundaki kararlılıkları ve bu olayın DSÖ'ye üye diğer ülkeler için oluşturduğu riski değerlendirme konusundaki dürüstlükleri nedeniyle minnettar olduğunu ifade ederek, "Bu sayede küresel topluluğun gerekli hazırlık önlemlerini almasına olanak sağladılar." dedi.
Salgının halk sağlığı acil durumu oluşturduğuna karar verilmesinde, KDC ve Uganda tarafından sağlanan bilgiler, bilimsel ilkeler, mevcut bilimsel kanıtlar ve diğer ilgili verilerin dikkate alındığını ifade eden Ghebreyesus, salgının uluslararası yayılma riskinin de değerlendirildiğini belirtti.
![]()
Ghebreyesus, "16 Mayıs 2026 itibarıyla KDC'de Ituri eyaletinde, Bunia, Rwampara ve Mongbwalu bölgeleri dahil en az 3 sağlık bölgesinde 8 laboratuvar onaylı vaka, 246 şüpheli vaka ve 80 şüpheli ölüm bildirildi. KDC'den seyahat eden 2 kişide, 15 ve 16 Mayıs tarihlerinde 24 saat arayla, Uganda'nın Kampala kentinde birbirleriyle görünürde bir bağlantısı olmayan 2 laboratuvar onaylı vaka (bir ölüm dahil) bildirildi. 16 Mayıs'ta Ituri'den dönen bir kişide de KDC'nin Kinşasa kentinde laboratuvar onaylı bir vaka bildirildi." bilgisini verdi.
Ituri'deki çeşitli bölgelerde Bundibugyo virüsü ile uyumlu alışılmadık toplu ölüm vakalarının bildirildiğini anımsatan Ghebreyesus, Ituri ile Kuzey Kivu genelinde şüpheli vakalar tespit edildiğini belirtti.
Ghebreyesus, "Buna ek olarak etkilenen bölgeden viral hemorajik ateşe işaret eden klinik bir bağlamda sağlık çalışanları arasında en az 4 ölüm vakası bildirildi. Bu durum, sağlık hizmetleriyle ilişkili bulaşma, enfeksiyon önleme ve kontrol önlemlerindeki eksiklikler ve sağlık tesislerinde yayılma potansiyeli konusunda endişeleri artırıyor. Şu anda (Ebola salgını) bu olayla ilişkili gerçek enfekte kişi sayısı ve coğrafi yayılım konusunda önemli belirsizlikler bulunuyor." değerlendirmesinde bulundu
Mevcut durumun, salgının boyutunu anlamak, gözetim, önleme ve müdahale çabalarını koordine etmek için uluslararası koordinasyon ve işbirliği gerektirdiğini vurgulayan Ghebreyesus, uluslararası sağlık tüzüğü uyarınca, salgının yaşandığı ülkelerin olaya nasıl yanıt vereceğine dair önerilen geçici tavsiye konusunda görüş bildirmek üzere en kısa sürede Acil Durum Komitesi'ni toplayacağını belirtti.
![]()
Ebola, Afrika'da binlerce kişinin ölmesine neden oldu
Bir tür kanamalı ateşe yol açan Ebola virüsü, ilk kez 1976'da Sudan'ın Nzara ve KDC'nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı salgınlarla ortaya çıkmıştı. KDC'deki salgın, Ebola Nehri yakınında bir köyde başladığı için hastalığa bu nehrin ismi verilmişti.
Ebola virüsü, Aralık 2013'te Batı Afrika'da yayılmıştı. Gine, Liberya ve Sierra Leone'de 2014-2017 döneminde görülen salgında 30 bin kişiye virüs bulaşmış ve hastaların 11 binden fazlası ölmüştü

İyimserlik kalbi koruyor
Araştırmalara göre iyimserlik hem biyolojik olarak hem de daha sağlıklı alışkanlıklara teşvik ederek kalbinizi koruyabilir.
The post İyimserlik kalbi koruyor appeared first on #site_linkat 17.05.2026 .Her 6 bebekten birinde besin alerjisinin bir türü görülüyor
Prof. Dr. Özçeker, besin alerjisinin özellikle çocukluk çağında giderek daha sık karşılaşılan bir tablo haline geldiğini söyledi.
Besin alerjisinin günümüzde artık hem klinik hem de toplumsal açıdan büyük bir halk sağlığı sorunu olmaya başladığına dikkati çeken Özçeker, "Besin alerjisi son 20 yılda çok ciddi bir artış gösterdi ve günümüzde neredeyse 6 bebekten birinde besin alerjisinin bir türünü görüyoruz." dedi.
Prof. Dr. Özçeker, besin alerjisindeki artışın tek bir nedene bağlanamayacağını, çok faktörlü bir süreçten söz edilebileceğini ama en önemli faktörün epigenetik değişiklikler olduğunu belirtti.
Epigenetik değişikliklerde genetik yapının kısa sürede değişmediğini ancak çevresel faktörlerin genlerin çalışma biçimini etkilediğini aktaran Özçeker, şöyle devam etti:
"Bizim genetiğimiz 20 yılda değişmedi ama çevresel faktörlerimiz ciddi anlamda değişti. Yani DNA dizimizi bir piyanonun tuşlarına benzetecek olursak tuşlara basan güç ne kadar değişirse farklı bir ses çıkıyor. Çevresel faktörler değiştikçe birtakım genlerimiz daha suskun, birtakım genlerimiz de daha fazla tepki vermeye başladı. Yani besin alerjisi, diğer alerjik hastalıklar ve birçok otoimmün hastalıklar günümüzde bu epigenetik değişikliklerin etkisiyle artış göstermiş durumda."
- "Besin alerjisindeki artış 'pandemi' olarak tanımlanabilir"
Özçeker, epigenetik değişikliklerde hava kirliliğinin şehirleşme ve yaşam tarzındaki değişimlerin önemli rol oynadığını belirterek, sürecin yalnızca doğum sonrası değil, anne karnından itibaren başladığını anlattı.
İşlenmiş gıdalar ve katkı maddelerinin bağırsak mikrobiyotası üzerinde etkili olduğuna işaret eden Özçeker, "Koruyucu maddeler, ürünlerin raf ömrünü uzatan maddeler. Bunlar burada bakteri üremesini önlüyorlar. Biz bu besinleri aldığımızda sadece ürünün bakterisinin üremesini engellemiyor, bizim bağırsağımızdaki faydalı bakterilerin de üremesini engelliyor." diye konuştu.
Prof. Dr. Özçeker, mikrobiyota dengesinin bozulmasının "disbiyoz" olarak adlandırıldığını, bu durumun besin alerjisini tetikleyen önemli faktörlerden biri olduğunu ancak tek başına yeterli bir açıklama olmadığını ifade etti.
Besin alerjisindeki artışın "pandemi" olarak tanımlanabileceğini dile getiren Özçeker, "Bundan 20 yıl önce 'astım pandemisi' diyorduk ama artık 'besin alerjisi pandemisi' diyebiliriz. Çünkü artış çok ciddi boyutlarda." dedi.
-
"En sık görülen besin alerjileri ilk 3 yaşta inek sütü ve yumurta alerjileridir"
Özçeker, bebeklik döneminin bağışıklık sistemi açısından kritik bir dönem olduğunu, bu dönemde vücudun yeni gıdalarla ilk kez tanıştığını ve bağışıklık sisteminin henüz tam olgunlaşmadığını, bu nedenle bazı bebeklerde besinlerin tehdit olarak algılanabildiğini belirtti.
Türkiye'de farklı besin alerjisi türleri görüldüğünü aktaran Özçeker, "En sık görülen besin alerjileri ilk 3 yaşta inek sütü ve yumurta alerjileridir. Biz en sık bu 2 proteine karşı alerjileri görüyoruz. Ancak bunlar 5 yaşına kadar büyük oranda düzeliyor." bilgisini paylaştı.
Daha ileri yaşlarda ise kuruyemişler, deniz ürünleri ve buğday alerjilerinin öne çıktığını kaydeden Özçeker, besin alerjilerinin coğrafi farklılıklar gösterdiğini de söyledi.
Prof. Dr. Özçeker, anafilaksi gibi ağır alerjik reaksiyonların hayati risk taşıdığına ve bu durumun çok hızlı gelişebildiğine dikkati çekerek, "Anafilaksi dediğimiz şey aslında çok ani ve şiddetli vücudun tepki verme durumu. Kaşıntı, döküntü, şişme gibi cilt bulguları ve buna eşlik eden nefes darlığı, öksürük, inatçı kusmalar ve tansiyon düşüklüğünü görebiliyoruz. Anafilaksinin tek ve en etkili tedavisi adrenalindir." ifadelerini kullandı.
Besin alerjisi tanı ve tedavi süreçlerinde yeni gelişen yöntemlerin bulunduğunu dile getiren Özçeker, moleküler alerji testlerinin artık daha ayrıntılı risk değerlendirmesi yapılmasına imkan tanıdığını, ayrıca oral immünoterapi ve biyolojik ilaçların da tedavi seçenekleri arasında yer almaya başladığını sözlerini ekledi.

-
Takvim Gazetesi
- Masa başı çalışırken sırt ve boyun ağrısından kurtulmanın yolları nelerdir? Uzmanından altın öneriler
Masa başı çalışırken sırt ve boyun ağrısından kurtulmanın yolları nelerdir? Uzmanından altın öneriler
Egzersiz yapmadan karın yağlarını azaltmanın 6 yolu
Gözleri ovuşturmak görmeyi kalıcı tehdit ediyor

Cilt bakımında bilinçsiz ürün kullanımına uzman uyarısı

Ekrandaki dönüşüm toplumun hikâyesini anlatıyor

Bakan Memişoğlu'ndan Hantavirüs açıklaması
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hantavirüse ilişkin toplum müsterih olsun, şu anda böyle bir salgın riski veya bununla ilgili bilimsel dünyanın bize risklerin çok arttığı veya bu konuda risk olduğu konusunda bir bildirimi ve önerisi yok." dedi.
Bakan Memişoğlu, katıldığı canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
Hantavirüs hakkındaki soru üzerine Memişoğlu, Türkiye'nin özellikle Kovid-19 salgını sürecinde sağlık sisteminin direncini ve kapasitesini dünyaya gösterdiğini söyledi.
Toplumdan spekülasyonlara değil, Sağlık Bakanlığının açıklamalarına itibar etmelerini isteyen Memişoğlu, "Kovid-19 salgını sürecinde bunu en iyi şekilde yöneten ülkelerden biri olduysak, şu anda sağlık sistemimiz her türlü salgın da olsa, sağlıkla ilgili tehdit de olsa bunları önlemeye, takip etmeye muktedir bir sağlık sistemimiz ve insan gücümüzle her türlü takibi yapıyoruz." ifadelerini kullandı.
Memişoğlu, hantavirüse ilişkin Dünya Sağlık Örgütünün 2 Mayıs'ta bir gemide görülen ağır solunum hastalığı olduğuna dair önlem alınması gerektiğine ilişkin alarm verdiğini ve Türkiye'nin de süreci ilk andan itibaren takip ettiğini anlattı.
Uluslararası bir seyahat gemisinde 147 yolcunun bulunduğunu anımsatan Memişoğlu, yolcuların temaslı olarak değerlendirildiğini, 8 yolcuda pulmoner hastalık görüldüğünü ve bunlardan 6'sının hantavirüs pozitif çıktığının bildirildiğini söyledi.
Memişoğlu, Türkiye'nin tüm ekipleriyle ve İspanya'daki büyükelçilikle koordinasyon içinde hareket ettiğini belirterek, temaslı yolcuların ülkelerine gönderilip karantinaya alınmaları için organizasyon yapıldığını, gemiden daha önce ayrılan 2 Türk vatandaşının da tedbir amacıyla karantinaya alındığını ifade etti.
Gemideki 3 Türk vatandaşın da Türkiye'ye ait uçakla izole şekilde getirildiğini anımsatan Memişoğlu, "Gemiden indikleri andan itibaren kendi uçağımızla onları izole şekilde aldık ve şu anda da onları karantinaya almış durumdayız ve takip ediyoruz, testleri de negatif çıktı. 5 kişinin yaklaşık 42 günlük karantina ve izolasyon süreçleri devam ediyor. Her gün onları klinik anlamında arıyoruz, bir bulgusu olup olmadıklarını takip ediyor halk sağlığımız." bilgisini verdi.
Memişoğlu, "Hantavirüse ilişkin toplum müsterih olsun, şu anda böyle bir salgın riski veya bununla ilgili bilimsel dünyanın bize risklerin çok arttığı veya bu konuda risk olduğu konusunda bir bildirimi ve önerisi yok. Bizim bilimsel kurulumuz ve komisyonumuz da bu konuda bizleri bilgilendiriyorlar ve onların tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediyoruz. Şu anda böyle bir salgın riski yok." dedi.
Hantavirüsün kemirgenlerden sıvı ile dışkılardan bulaşan bir hastalık türü olduğunun bilgisini veren Memişoğlu, Sağlık Bakanlığının yalnızca hantavirüsü değil, gribal enfeksiyonlara neden olan virüsler başta olmak üzere tüm hastalıkları yakından takip ettiğini bildirdi.
- "SON 1 YILDA 7 MİLYON KİŞİYE KANSER TARAMASI YAPILDI"
Sağlıkta üretim vizyonuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Memişoğlu, Türkiye'nin son yıllarda sağlık teknolojileri üretiminde önemli adımlar attığını söyledi.
Bakan Memişoğlu son dönemdeki yerli aşı çalışmalarına ilişkin, "Hepatit aşısını sahaya verdik. Türkiye kendi aşısını yapacak, kendi ilacını da yapacak. Sadece onları değil kendi cihazını da üretecek. 9 aşıyla ilgili de TÜSEP'te çağrıya çıktık." bilgisini paylaştı.
Memişoğlu, Türkiye'nin artık SMA ilacını da üretmeye başladığını belirterek, klinik çalışmaların sürdüğünü ve ilacın preklinik aşamanın sonuna geldiğini söyledi.
Koruyan Sağlık Vizyonu kapsamında aile hekimlikleri ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde belirli yaş grubuna ücretsiz kanser taramaları yapıldığını vurgulayan Memişoğlu, son bir yılda 7 milyon kişiye kanser taraması yapıldığını bildirdi.
- "TÜRKİYE'DE SEZARYEN DOĞUM ORANI YÜZDE 59,7"
Memişoğlu, sezaryen doğumlarla ilgili değerlendirmesinde, Türkiye'de sezaryen doğum oranının yüzde 59,7, ilk doğumlarda ise bu oranın yüzde 30,4 seviyesinde olduğunu belirterek, anne adayları ve hekimlerle bu oranları daha sağlıklı seviyelere çekmek istediklerini söyledi.
Geçen yıl Türkiye'de ilk kez sezaryen oranlarında düşüş eğilimi görüldüğünü ifade eden Memişoğlu, bu düşüşün sürdürülmesini hedeflediklerini kaydetti.
Memişoğlu, bütün il ve ilçe sağlık müdürlüklerine ilk bebeğini bekleyen ve gebeliğinin son 3 ayındaki her anne adayına bir ebe verilmesi konusunda talimat verdiklerini bildirdi.

Bakan Memişoğlu'ndan Hantavirüs açıklaması!
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hantavirüse ilişkin toplum müsterih olsun, şu anda böyle bir salgın riski veya bununla ilgili bilimsel dünyanın bize risklerin çok arttığı veya bu konuda risk olduğu konusunda bir bildirimi ve önerisi yok." dedi.
Bakan Memişoğlu, katıldığı canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
Hantavirüs hakkındaki soru üzerine Memişoğlu, Türkiye'nin özellikle Kovid-19 salgını sürecinde sağlık sisteminin direncini ve kapasitesini dünyaya gösterdiğini söyledi.
Toplumdan spekülasyonlara değil, Sağlık Bakanlığının açıklamalarına itibar etmelerini isteyen Memişoğlu, "Kovid-19 salgını sürecinde bunu en iyi şekilde yöneten ülkelerden biri olduysak, şu anda sağlık sistemimiz her türlü salgın da olsa, sağlıkla ilgili tehdit de olsa bunları önlemeye, takip etmeye muktedir bir sağlık sistemimiz ve insan gücümüzle her türlü takibi yapıyoruz." ifadelerini kullandı.
Memişoğlu, hantavirüse ilişkin Dünya Sağlık Örgütünün 2 Mayıs'ta bir gemide görülen ağır solunum hastalığı olduğuna dair önlem alınması gerektiğine ilişkin alarm verdiğini ve Türkiye'nin de süreci ilk andan itibaren takip ettiğini anlattı.
Uluslararası bir seyahat gemisinde 147 yolcunun bulunduğunu anımsatan Memişoğlu, yolcuların temaslı olarak değerlendirildiğini, 8 yolcuda pulmoner hastalık görüldüğünü ve bunlardan 6'sının hantavirüs pozitif çıktığının bildirildiğini söyledi.
Memişoğlu, Türkiye'nin tüm ekipleriyle ve İspanya'daki büyükelçilikle koordinasyon içinde hareket ettiğini belirterek, temaslı yolcuların ülkelerine gönderilip karantinaya alınmaları için organizasyon yapıldığını, gemiden daha önce ayrılan 2 Türk vatandaşının da tedbir amacıyla karantinaya alındığını ifade etti.
Gemideki 3 Türk vatandaşın da Türkiye'ye ait uçakla izole şekilde getirildiğini anımsatan Memişoğlu, "Gemiden indikleri andan itibaren kendi uçağımızla onları izole şekilde aldık ve şu anda da onları karantinaya almış durumdayız ve takip ediyoruz, testleri de negatif çıktı. 5 kişinin yaklaşık 42 günlük karantina ve izolasyon süreçleri devam ediyor. Her gün onları klinik anlamında arıyoruz, bir bulgusu olup olmadıklarını takip ediyor halk sağlığımız." bilgisini verdi.
Memişoğlu, "Hantavirüse ilişkin toplum müsterih olsun, şu anda böyle bir salgın riski veya bununla ilgili bilimsel dünyanın bize risklerin çok arttığı veya bu konuda risk olduğu konusunda bir bildirimi ve önerisi yok. Bizim bilimsel kurulumuz ve komisyonumuz da bu konuda bizleri bilgilendiriyorlar ve onların tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediyoruz. Şu anda böyle bir salgın riski yok." dedi.
Hantavirüsün kemirgenlerden sıvı ile dışkılardan bulaşan bir hastalık türü olduğunun bilgisini veren Memişoğlu, Sağlık Bakanlığının yalnızca hantavirüsü değil, gribal enfeksiyonlara neden olan virüsler başta olmak üzere tüm hastalıkları yakından takip ettiğini bildirdi.
- "SON 1 YILDA 7 MİLYON KİŞİYE KANSER TARAMASI YAPILDI"
Sağlıkta üretim vizyonuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Memişoğlu, Türkiye'nin son yıllarda sağlık teknolojileri üretiminde önemli adımlar attığını söyledi.
Bakan Memişoğlu son dönemdeki yerli aşı çalışmalarına ilişkin, "Hepatit aşısını sahaya verdik. Türkiye kendi aşısını yapacak, kendi ilacını da yapacak. Sadece onları değil kendi cihazını da üretecek. 9 aşıyla ilgili de TÜSEP'te çağrıya çıktık." bilgisini paylaştı.
Memişoğlu, Türkiye'nin artık SMA ilacını da üretmeye başladığını belirterek, klinik çalışmaların sürdüğünü ve ilacın preklinik aşamanın sonuna geldiğini söyledi.
Koruyan Sağlık Vizyonu kapsamında aile hekimlikleri ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde belirli yaş grubuna ücretsiz kanser taramaları yapıldığını vurgulayan Memişoğlu, son bir yılda 7 milyon kişiye kanser taraması yapıldığını bildirdi.
- "TÜRKİYE'DE SEZARYEN DOĞUM ORANI YÜZDE 59,7"
Memişoğlu, sezaryen doğumlarla ilgili değerlendirmesinde, Türkiye'de sezaryen doğum oranının yüzde 59,7, ilk doğumlarda ise bu oranın yüzde 30,4 seviyesinde olduğunu belirterek, anne adayları ve hekimlerle bu oranları daha sağlıklı seviyelere çekmek istediklerini söyledi.
Geçen yıl Türkiye'de ilk kez sezaryen oranlarında düşüş eğilimi görüldüğünü ifade eden Memişoğlu, bu düşüşün sürdürülmesini hedeflediklerini kaydetti.
Memişoğlu, bütün il ve ilçe sağlık müdürlüklerine ilk bebeğini bekleyen ve gebeliğinin son 3 ayındaki her anne adayına bir ebe verilmesi konusunda talimat verdiklerini bildirdi.

Önerilenin iki katı tuz tüketiliyor
Sağlık Bakanlığı Türkiye'de günlük tuz tüketiminin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından önerilen seviyenin yaklaşık iki katı olduğunu duyurdu.
The post Önerilenin iki katı tuz tüketiliyor appeared first on #site_linkat 13.05.2026 .İklim değişikliğinin yeni tehdidi: Astım
Fazla tüketilen tuz kalbi zorluyor
"Ne kadar protein, o kadar sağlık" algısı doğru mu?
Türkiye'de tuz tüketimi önerilen miktardan iki kat fazla
Yeni küresel planın adı: Hantavirüs! Hanta ne demek?
Dünya genelinde aşıya erişimi artırmak ve özellikle düşük gelirli ülkelerdeki çocukları önlenebilir hastalıklardan korumak amacıyla kurulmuş uluslararası bir kamu-özel sektör ortaklığı olarak kendini tarif eden GAVİ'nin de resmi raporlarına giren HANTA ifadesi: Sahtekarlık, Yalan, Saçmalık & Dolandırıcılık anlamlarına geliyor!
Grok'a sorulan ''HANTA'' ne demektir sorusuna verilen cevapta;
İbranice argo'da “hanta” (חַנְטָה / chanta) dolandırıcılık, yalan, saçmalık, sahtekarlık veya sahte bir şey anlamına gelir — bir şeye saçmalık demek gibi.
Macarca'da “hanta” saçmalık, saçma sapan, boş laf, palavra veya yalan için kullanılan bir argo — temelde “saçmalık” veya abartılı bir hikaye.
İbranice ("chanta/hanta" argo olarak dolandırıcılık/yalan/saçmalık için) ve Macarca ("hanta" boktanlık/uzun hikaye için) arasındaki ilginç argo tesadüfü.
Hantavirus'un kendisi gerçek—fare kaynaklı bir virüs, 1950'lerden beri bilinen (Hantaan Nehri kökenli), HFRS/HPS'ye neden olan ve aşılar ya da Gates makalelerinden çok önce dünya çapında belgelenmiş. (Küresel akıl çok önceden çalışmasını yapmış, lansmanı son yıllarda gündeme getiriliyor)
Sosya medya üzerinden yapılan paylaşımlarda yeni pandemi planının HANTA ismiyle başlatılacak olmasını; ''kitleler tekrar kabala tarafından test ediliyor, bir başka planlanmış salgına, korku yaymaya, zorunluluklara, PCR testlerine kapılacaklar mı, hepsi kitlesel aşılamayla sonuçlanıp daha fazla ölüm ve hastalık yaratma hedefine mi ulaşacak?'' şeklinde yorumlanıyor...
![]()

Duşta duruş şekliniz sizi anlatıyor! Eğer sırtınız dönükse...

Her 10 yılda risk 2 kat artıyor! Damar tıkanıklığının 7 gizli nedeni
Bahar nezlesi ilacı kullanırken içilmemesi gerek dört içecek
İlkbahar aylarında bahar nezlesi nedeniyle hayat kalitesini düşürmemek isteyenler ilaç kullanıyor. Fakat ilaç kullananların içmemesi gereken dört içecek bulunuyor.
The post Bahar nezlesi ilacı kullanırken içilmemesi gerek dört içecek appeared first on #site_linkat 10.05.2026 .-
trthaber.com
- Sağlık Bakanlığı: Düzenli egzersiz kasiskelet sistemi sorunlarının önlenmesinde önemlidir
Sağlık Bakanlığı: Düzenli egzersiz kasiskelet sistemi sorunlarının önlenmesinde önemlidir
Sağlık Bakanlığı'ndan Hantavirüs açıklaması: "Ülkemizde pozitif vaka yok"
Sağlık Bakanlığı, kamuoyunda endişe yaratan hantavirüs iddialarına ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’de şu ana kadar doğrulanmış pozitif bir vakaya rastlanmadığını duyurdu. Bakanlık, riskli...Devamı için tıklayınız
Kene gerçeği: Doğru bilinen yanlışlar
Havaların ısınmasıyla birlikte kene vakalarında yaşanan artış yeniden gündeme gelirken uzmanlar, kamuoyundaki yanlış algılara dikkat çekiyor. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nden bir akademisyen, kenelerin uzun yıllardır ekosistemde bulunduğunu, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin (KKKA) ise belirli bir dönemden sonra daha belirgin hale geldiğini söyledi.
"KENELER YENİ DEĞİL, HEP VARDI"
Ömer Faruk Şahin, kenelerin yeni bir tür ya da dışarıdan getirilmiş canlılar olmadığına dikkat çekti. Şahin, bu canlıların doğada uzun süredir var olduğunu ve ekosistemin doğal bir parçası olduğunu ifade etti.
2002 SONRASI KKKA VAKALARI
Uzman açıklamasına göre Türkiye’de, 2002 yılından itibaren kene kaynaklı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakaları daha görünür hale geldi. Bu süreçte dönemsel artışlar ve ölümler yaşandığı belirtildi.
"BİYOLOJİK HARP" İDDİALARINA RET
Kenelerin uçakla atıldığı ya da farklı yollarla ülkeye getirildiği yönündeki iddiaların bilimsel temeli olmadığını belirten Şahin, bu söylemlerin toplumda gereksiz panik oluşturduğunu ifade etti. Hastalığın doğası gereği zamanla değişim gösterebildiğine dikkat çekti.
![]()
VİRÜSTE ZAMANLA DEĞİŞİM
Şahin, KKKA virüsünün yıllar içinde hastalık yapıcı özelliğinde değişiklikler olabileceğini belirterek geçmişte daha hafif seyreden etkilerin, zamanla daha ağır sonuçlar doğurabildiğini söyledi.
Kene popülasyonundaki artışın doğal döngülerle ilişkili olduğunu vurgulayan uzman, özellikle sıcaklıkların artmasıyla birlikte kenelerin daha aktif hale geldiğini belirtti. Küresel ısınmanın, bu süreci uzatabileceği ifade edildi.
Kenelerin ekosistemin parçası olduğunu belirten Şahin, bu canlılarla ilgili bilinçli olunması gerektiğini söyledi. “Kene küçüktür, etkisi büyüktür” ifadesiyle riskin ciddiyetine dikkat çekti.
![]()
KORUNMA YÖNTEMLERİ
Uzman, özellikle doğa aktivitelerinde açık renkli ve koruyucu kıyafetler giyilmesi gerektiğini belirtti. Pantolon paçalarının çorap içine sokulması, uzun kollu kıyafet tercih edilmesi ve hayvancılıkta koruyucu uygulamaların önemine değindi.
Yetkililer, kene ile mücadelenin panik değil bilinç gerektirdiğini ifade ederek bireysel korunma yöntemlerinin uygulanmasının, riskleri önemli ölçüde azaltabileceğini belirtti.

Diş Protezi Çeşitleri ve Kullanım Süreleri Nedir?
Diş protezi, eksik dişlerin yerine fonksiyonel ve estetik çözümler sunarak yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir tedavi yöntemidir. Günümüzde gelişen diş hekimliği teknolojileri sayesinde hem doğal görünüme yakın hem de uzun ömürlü protez seçenekleri sunulmaktadır. Ancak diş protezi kullanım süresi, tercih edilen modelden bakım alışkanlıklarına kadar birçok faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebilir.
Sabit ve Hareketli Diş Protezi Arasındaki Fark Nedir?
Diş protezleri genel olarak sabit ve hareketli olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Sabit protezler, ağız içine kalıcı olarak yerleştirilir ve hasta tarafından çıkarılamaz. Genellikle köprü ya da implant destekli sistemler bu gruba girer. Hareketli protezler ise gerektiğinde çıkarılıp takılabilir ve özellikle çoklu diş eksikliği durumlarında tercih edilir.
Sabit protezler, kullanım kolaylığı ve doğal his sunması nedeniyle daha konforlu bir deneyim sağlarken; hareketli protezler daha ekonomik çözümler sunabilir. Hangi yöntemin tercih edileceği, hastanın ağız yapısına ve ihtiyaçlarına göre belirlenir.
Hangi Diş Protezi Daha Uzun Ömürlüdür?
Diş protezlerinin dayanıklılığı kullanılan malzeme ve uygulama tekniğiyle doğrudan ilişkilidir. Özellikle implant üstü protezler, uzun ömürlü yapılarıyla öne çıkar. Doğru bakım ile bu protezler yıllarca sorunsuz kullanılabilir.
Uzun ömürlü protezlerde öne çıkan faktörler:
● Kaliteli malzeme kullanımı
● Doğru ağız ölçüsü ve uygulama
● Uzman hekim tarafından yapılması
● Düzenli bakım ve kontrol
Bu unsurlar bir araya geldiğinde protezin kullanım süresi ciddi şekilde uzar.
Diş Protezi Kaç Yıl Kullanılabilir?
Diş protezlerinin kullanım süresi ortalama olarak 5 ila 15 yıl arasında değişir. Bu süre, protezin türüne ve kişinin ağız bakımına gösterdiği özenle doğrudan bağlantılıdır. Sabit ve implant destekli protezler genellikle daha uzun ömürlü olurken, hareketli protezlerin belirli aralıklarla yenilenmesi gerekebilir.
Zamanla ağız yapısında değişimler olabileceği için, protez uyumu da etkilenebilir. Bu nedenle belirli aralıklarla diş hekimi kontrolü büyük önem taşır.
Protez Diş Kullanırken Nelere Dikkat Edilmelidir?
Protez dişlerin uzun süre sağlıklı şekilde kullanılabilmesi için günlük bakım alışkanlıkları oldukça belirleyicidir. Ağız hijyenine dikkat edilmemesi, hem protezin ömrünü kısaltır hem de ağız sağlığını olumsuz etkiler.
Dikkat edilmesi gereken temel noktalar:
● Günlük düzenli temizlik yapılması
● Sert ve zarar verici gıdalardan kaçınılması
● Protezin doğru şekilde takılıp çıkarılması
● Diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması
Bu alışkanlıklar, protezin performansını ve kullanım süresini doğrudan artırır.
İmplant Üstü Protezler Ne Kadar Dayanır?
İmplant üstü protezler, günümüzde en dayanıklı ve konforlu seçenekler arasında gösterilir. Çene kemiğine yerleştirilen implantlar üzerine sabitlenen bu protezler, doğal dişe en yakın hissi verir.
Doğru bakım ve düzenli kontroller ile implant üstü protezler 15 yıl ve üzeri süre boyunca kullanılabilir. Hatta bazı durumlarda ömür boyu kullanım bile mümkün olabilir. Bu da onları uzun vadeli bir yatırım haline getirir.
Diş Protezinin Ömrünü Uzatmak İçin Ne Yapılmalı?
Protezlerin uzun ömürlü olması sadece kullanılan malzemeye değil, kullanıcı alışkanlıklarına da bağlıdır. Günlük bakım rutini ve doğru kullanım, protezin performansını doğrudan etkiler.
Ömrü uzatmak için önerilenler:
● Diş hekimi önerilerine eksiksiz uyulması
● Ağız bakım ürünlerinin düzenli kullanılması
● Protezin zarar görmesini engelleyecek alışkanlıklar geliştirilmesi
● Yılda en az bir kez kontrol yaptırılması
Bu adımlar sayesinde hem protezin ömrü uzar hem de ağız sağlığı korunur.
Sağlıklı bir gülüş, sadece estetik değil aynı zamanda özgüvenin de temelidir. Diş protezi tedavisinde doğru planlama ve uzman yaklaşım, uzun yıllar konforlu kullanımın anahtarıdır. Alanında deneyimli kadrosu, modern teknolojik altyapısı ve hasta odaklı yaklaşımıyla öne çıkan Elit Klinik, size en uygun diş protezi çözümlerini sunarak yaşam kalitenizi yeniden yükseltir. Siz de güvenilir ve kalıcı bir çözüm arıyorsanız, Elit Klinik ile iletişime geçerek ilk adımı hemen atabilirsiniz.

Otizm konusunda rehberlik sağlayacak platform erişime açıldı
ANKARA (AA) - Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan bireyler ve ailelerine yönelik hizmetlerin geliştirilmesi ve bilgilendirme faaliyetlerinin yürütülmesi amacıyla hazırlanan "otizm.gov.tr" platformunu erişime açtı.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Bakanlık koordinasyonunda hayata geçirilen ulusal dijital bilgilendirme platformu, aileler, uzmanlar ve ilgili paydaşlar için bilimsel temelli bir bilgi merkezi olarak tasarlandı.
Platformda, OSB tanısı, belirtileri, tanı süreci ve sıkça sorulan sorulara dair kapsamlı içerikler yer alıyor.
Erken tanının önemine vurgu yapılan platformda, ailelerin gelişimsel farklılıkları erkenden fark edebilmeleri için yaş gruplarına göre gelişim basamakları ve dikkat edilmesi gereken işaretler detaylandırılıyor.
Ayrıca, başvuru süreçlerine dair rehberlik hizmeti sunularak, ailelerin doğru zamanda, doğru adımları atması hedefleniyor.
Platformda, ailelerin yanı sıra uzmanlara yönelik müdahale yöntemleri, aile rehberliği içerikleri ve mesleki gelişim materyalleri de bulunuyor.
Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve akademik çevrelerle iş birliği içinde hazırlanan sitenin, düzenli olarak güncellenmesi planlanıyor.
- Ailelere ücretsiz danışmanlık hizmeti
Platform üzerinden ayrıca, Bakanlıkça yürütülen ve otizmli çocuğu bulunan her aileye ücretsiz danışmanlık sunan "Bireysel Sosyal Hizmet Danışmanlığı" projesine dair bilgilere de ulaşılabilecek.
2023 yılında başlatılan ve 34 ilde uygulanan model, otizmli bireylerin tanıdan itibaren en uygun hizmete erişimini ve ailelere psikososyal destek sunulmasını amaçlıyor.
Kullanıcılar, platform üzerinden, bakım kuruluşları ve hizmet modelleri, Çok Disiplinli Çocuk ve Genç Ruh Sağlığı Merkezleri (ÇÖZGEM), Milli Eğitim Bakanlığı eğitim hizmetleri ile diğer kamu hizmetleri ve sosyal projelere de ulaşabilecek.
Bakanlığın saha ile temasını güçlendirmeyi hedefleyen platform, bir köprü vazifesi de görecek.
Geri bildirim mekanizmaları aracılığıyla elde edilen veriler, yeni hizmet modellerinin tasarlanmasında ve mevcut uygulamaların iyileştirilmesinde yol gösterici olacak.

İnanmamanız gereken 5 diyet efsanesi: 150 ml sınırını geçen yandı
İki çocuk annesi erken teşhisle kurtuldu

Bel ağrısı toplumun yüzde 80'ini etkiliyor!

Mevsim değişimi ruh sağlığını da etkiliyor

Yaşlılıkta “yerinde yaşlanma” yaklaşımı güçleniyor

E-sigara bağımlılığı nikotin temelli ve tedavi gerektiriyor

Kolorektal kanserde erken tanı hayat kurtarıyor
Hastaneden yapılan açıklamaya göre, dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alan kolorektal kanser, hem kadınlarda hem de erkeklerde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor.
Uzmanlara göre hastalık, çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiği için geç evrede teşhis edilme riski taşıyor.
Tarama programlarının yaygınlaştırılması hastalık açısından büyük önem taşırken, 50 yaş üzerindeki bireylerin hiçbir şikayeti olmasa dahi düzenli olarak tarama yaptırmaları erken teşhis açısından büyük avantaj sağlıyor. Risk grubunda yer alan bireylerde ise bu yaş sınırının daha erkene çekilmesi erken tanı ihtimalini artırıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tayfun, kolorektal kanserin genellikle bağırsak iç yüzeyinde gelişen poliplerden kaynaklandığını belirtti.
Tayfun, bu poliplerin erken dönemde tespit edilip çıkarıldığında kanser gelişiminin tamamen önlenebildiğini, özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerle ailesinde kolorektal kanser öyküsü bulunan kişilerin düzenli kolonoskopi yaptırmalarının hayati önem taşıdığını kaydetti.
- Kolorektal kanser tedavisinde cerrahi yöntemler öne çıkıyor
Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül de düşük lifli beslenme, aşırı kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketimi, obezite, sigara kullanımı ve hareketsiz yaşam tarzının kolorektal kanser riskini artırdığını anlattı.
Gül, buna karşılık sebze, meyve ve tam tahıllardan zengin beslenmenin, düzenli egzersiz ve sağlıklı kilo kontrolünün hastalık açısından koruyucu etki sağladığını aktardı.
Son yıllarda daha genç yaş gruplarında da vaka artışı gözlendiğini ve bu nedenle belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Gül, uzun süren kabızlık veya ishal, dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, kansızlık ve açıklanamayan kilo kaybı gibi bulguların hastalık açısından ciddiye alınması gereken belirtiler olduğunu vurguladı.
Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Başar Aksoy da hastalığın tedavisinde cerrahinin en temel ve en etkili yöntem olduğunu aktardı.
Aksoy, erken evrede yapılan cerrahi müdahalelerle hastalarda tam iyileşme sağlanabildiğinin altını çizerek, şu bilgileri verdi:
"Günümüzde laparoskopik ve robotik cerrahi gibi minimal invaziv teknikler sayesinde hastalar daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı iyileşme avantajı yaşamaktadır. İleri evre hastalarda ise multidisipliner yaklaşımla kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir."

-
habervakti.com
- Sağlık Bakanlığı 26 bin 673 sözleşmeli personel alacak: İşte kadrolar ve başvuru detayları
Sağlık Bakanlığı 26 bin 673 sözleşmeli personel alacak: İşte kadrolar ve başvuru detayları
2026 yılı kamu personel alımları kapsamında sağlık sektörüne büyük istihdam yapılacak.
Sağlık Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirilecek 26 bin 673 sözleşmeli personel alımı için hazırlıklar sürerken, sürece ilişkin resmi açıklamalar merakla bekleniyor.
Adaylar, başvuru şartları, kadro ve branş dağılımı ile tercih sürecine dair detayları araştırıyor.
Peki, Sağlık Bakanlığı sözleşmeli personel alımı başvuruları başladı mı, ne zaman başlayacak? Başvuru şartları neler?
BAŞVURULAR NE ZAMAN BAŞLIYOR?
Alıma ilişkin başvurular için henüz resmi bir tarih paylaşılmadı. Sürecin, ÖSYM tarafından yayımlanacak KPSS tercih kılavuzu ile başlayacağı öngörülüyor. Geçtiğimiz yıl başvuruların Mayıs ayında başlamış olması nedeniyle, 2026 yılı için de benzer bir takvim beklentisi oluştu.
BAŞVURU ŞARTLARI KILAVUZLA NETLEŞECEK
Adayların merak ettiği başvuru şartları, kadro detayları ve yerleştirme kriterleri yayımlanacak tercih kılavuzunda yer alacak. Uzman doktor, doktor, ebe, hemşire ve diğer sağlık meslek gruplarına yönelik tüm koşullar bu kılavuz aracılığıyla duyurulacak.
KADRO DAĞILIMI
Uzman doktor: 22.983
Doktor: 3.652
Sağlık teknikeri: 25
Ebe: 9
Hemşire: 2
Diyetisyen: 1

-
habervakti.com
- Arefe günü hastaneler açık mı? Arefe günü hastaneler ve sağlık ocakları kaça kadar açık?
Arefe günü hastaneler açık mı? Arefe günü hastaneler ve sağlık ocakları kaça kadar açık?
Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala, resmi tatil düzenlemeleri kapsamında kamu kurumlarının çalışma saatleri yeniden gündeme geldi. 2026 yılı resmi takvimine göre 19 Mart Perşembe günü arife olarak idrak edilirken, bu gün yarım gün resmi tatil kapsamında değerlendiriliyor. Bu durum, özellikle hastaneler, aile sağlığı merkezleri ve diğer sağlık kuruluşlarında hizmet saatlerinin değişmesine neden oluyor. Randevu alacak ya da sağlık hizmetlerinden yararlanacak vatandaşlar, arife günü sağlık kurumlarının açık olup olmadığını ve hangi saatlere kadar hizmet verdiğini merak ediyor.
ARİFE GÜNÜ HASTANELER AÇIK MI?
Arife günü hastaneler sabah saatlerinde hizmet vermeye devam edecek. Ancak saat 13.00 itibarıyla resmi tatil başlayacağı için devlet hastanelerinde poliklinik hizmetleri ve muayene işlemleri öğleden sonra yapılmayacak.
SAĞLIK OCAKLARI KAÇA KADAR AÇIK?
Aile sağlığı merkezleri (sağlık ocakları) da arife günü sabah saatlerinde açık olacak. Sabah normal mesai saatlerinde hizmet verilecek. Saat 13.00’ten sonra kapalı olacak
ACİL SERVİSLER AÇIK MI?
Arife günü ve bayram boyunca hastanelerin acil servisleri ve 112 Acil sağlık hizmetleri kesintisiz şekilde hizmet vermeye devam edecek.

30 yıllık uykusuzluktan sonra nihayet bulduğum 22 maddelik kurtuluş reçetesi
-
Takvim Gazetesi
- 50 yaş üstü kadınlarda yorgunluğu ve beyin bulanıklığını bitiren B12 takviyesi rehberi
50 yaş üstü kadınlarda yorgunluğu ve beyin bulanıklığını bitiren B12 takviyesi rehberi
-
Takvim Gazetesi
- Bağırsak probleminiz mi var? Araştırmaya göre bu bakteriler iyileşmeyi hızlandırıyor
Bağırsak probleminiz mi var? Araştırmaya göre bu bakteriler iyileşmeyi hızlandırıyor
-
Takvim Gazetesi
- Ofiste 'Kaplumbağa' tehlikesi: Masa başında bel ve boyun fıtığından korunmanın 5 kuralı!
Ofiste 'Kaplumbağa' tehlikesi: Masa başında bel ve boyun fıtığından korunmanın 5 kuralı!
Sohbet robotları bazı kullanıcılar için riskli olabilir

Antidepresan kullanımında hızlı yükseliş

İrvan: Sosyal medya savaşın propaganda cephesine dönüştü

İltihap artıran ve azaltan yiyecekler listesi
Bazı yiyecekler iltihap için iyiyken bazıları kötü... Araştırmacılar kronik iltihaplanmanın sağlığa zararlı olduğunu vurguluyor.
The post İltihap artıran ve azaltan yiyecekler listesi appeared first on #site_linkat 09.03.2026 .Nedim Uzun: Ulaşılabilir bir oda yönetimi için aday olduk
- Muayenehane Hekimleri Sistem Dışında
Türkiye’de özel hastaneler ve özel sağlık kuruluşları SGK ile anlaşma yaparak hasta kabul edebilmekte ve fark ücreti alabilmektedir. Ancak muayenehane hekimleri aynı imkândan yararlanamamaktadır. Bu durum; Hastaların hekim seçme özgürlüğünü sınırlandırmakta, Sağlık sistemindeki yoğunluğu artırmakta, Hekimler açısından adil olmayan bir rekabet ortamı oluşturmaktadır.
Dr. Nedim Uzun, mevcut yapının hem hekimler hem hastalar hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından sorunlu olduğunu belirtti. “Muayenehane hekimlerinin SGK sistemi dışında bırakılması adil değildir. Bu düzenleme yalnızca hekimleri değil, doğrudan hastaları ve sağlık sisteminin bütününü etkilemektedir.”
- Meslek Odalarının Sessizliği Eleştirildi
Toplantının temel gündem maddelerinden biri de meslek odalarının bu konuda etkili bir girişimde bulunmamış olması oldu.
Değişim Grubu, hekimlerin önemli bir kesimini ilgilendiren bu konuda somut ve sonuç alıcı bir adım atılmamasını eleştirerek, mevcut yönetimin muayenehane hekimlerinin SGK ile anlaşmalı çalışabilmesi konusunda etkili bir mücadele ortaya koyamadığını ifade etti. Dr. Uzun, adaylık gerekçelerini şu sözlerle açıkladı: “Tabip Odası yalnızca açıklama yapan değil, sonuç üreten bir kurum olmalıdır. Hekimin yanında duran, sorunları takip eden ve çözüm için mücadele eden bir anlayışa ihtiyaç vardır. Biz, ulaşılabilir, işlevsel ve hekim odaklı bir oda yönetimi için aday olduk.”
![]()
- Çözüm: Hukuki ve İdari Düzenlemeler
Değişim Grubu, göreve gelmeleri halinde muayenehane hekimlerinin SGK sistemiyle entegre olabilmesi için gerekli hukuki ve idari düzenlemeler konusunda çalışma başlatacaklarını açıkladı. Bu kapsamda: Bilimsel ve ekonomik etki analizlerinin hazırlanması, İlgili kurumlarla resmi temasların yürütülmesi, Kamuoyu bilgilendirme sürecinin başlatılması hedeflenmektedir.
Bu modelin; sağlık sistemindeki yoğunluğu azaltacağı, kayıt dışılığı önleyeceği, hastaların hekim seçme özgürlüğünü artıracağı ve daha adil bir yapı oluşturacağı vurgulandı.
- Seçim 19 Nisan’da
İstanbul Tabip Odası seçimleri 19 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilecektir. Dr. Nedim Uzun açıklamasının sonunda tüm hekimlere çağrıda bulundu:
“Meslek odamız ancak üyelerinin katılımıyla güçlenir. Muayenehane hekimleri dâhil tüm meslektaşlarımızın haklarını savunacak güçlü bir oda için 19 Mart’a kadar İstanbul Tabip Odası’na üye olmaya ve 19 Nisan’da demokratik haklarını kullanmaya davet ediyorum.”

-
Takvim Gazetesi
- Dünyada 350 milyon kişi nadir hastalıkla yaşıyor! Uzman doktor: “Vakaların yüzde 80’i genetik”
Dünyada 350 milyon kişi nadir hastalıkla yaşıyor! Uzman doktor: “Vakaların yüzde 80’i genetik”
Kayseri'de tıp literatürüne giren nadir vaka: Dünyada sadece 200 kişide görülüyor
-
Takvim Gazetesi
- Güzellik standartları tepetaklak: 2025'te estetik cerrahların kapısı en çok 'o' işlem için çalındı
Güzellik standartları tepetaklak: 2025'te estetik cerrahların kapısı en çok 'o' işlem için çalındı
Sigara bırakma polikliniklerine başvurular yüzde 60 arttı
Yalnızlık, bağımlılık ve şiddet: Mobil oyunların toplumsal bedeli ağırlaşıyor
Dünya Sağlık Örgütü, “Gaming Disorder” (Oyun Oynama Bozukluğu) tanımını Uluslararası Hastalık Sınıflandırması’na (ICD-11) dahil ederek dijital oyun bağımlılığını resmî bir ruh sağlığı sorunu olarak kabul etti.
Kuruma göre bağımlılık;
- Oyun oynama üzerinde kontrol kaybı
- Günlük yaşam faaliyetlerine ilginin azalması
- Olumsuz sonuçlara rağmen oyuna devam edilmesi
gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Bu durumun en az 12 ay sürmesi klinik tanı için yeterli kabul ediliyor.
Çocuklarda gelişim ve dikkat sorunları
Araştırmalar, uzun süreli oyun maruziyetinin çocuklarda dikkat, öğrenme ve davranış süreçlerini olumsuz etkileyebildiğini ortaya koyuyor.
Yoğun video oyunu oynayan çocuklarda dikkat problemleri ve dürtüsellik artışı gözlemlendi.
Ekran süresi arttıkça akademik başarıda düşüş ve odaklanma zorluğu raporlandı.
Uyku süresinin kısalması, büyüme ve bilişsel gelişimi de dolaylı etkiliyor.
Uzman pedagoglara göre özellikle 6–14 yaş arası çocuklarda oyun süresinin kontrolsüz bırakılması, gerçek hayat becerilerinin gelişimini sekteye uğratabiliyor.
Gençlerde sosyal izolasyon ve ruh sağlığı riski
Ergenlik döneminde dijital oyunların aşırı kullanımı;
- Sosyal ortamlardan uzaklaşma
- Yalnızlaşma ve içe kapanma
- Depresyon ve anksiyete belirtilerinde artış ile ilişkilendiriliyor.
Bazı klinik çalışmalar, problemli oyuncularda depresif semptomların ve yalnızlık hissinin daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre sanal başarı duygusu, gerçek hayattaki sorumluluklardan kaçış davranışını pekiştiriyor.
Şiddet, riskli davranış ve duyarsızlaşma tartışması
Şiddet içerikli oyunlara uzun süre maruz kalmanın davranışsal etkileri de bilim dünyasında yoğun biçimde tartışılıyor.
Şiddet temalı oyun oynayan bireylerde saldırgan düşünce ve davranış eğiliminin arttığı bulgularına ulaşıldı.
Risk yücelten oyunların; tehlikeli sürüş, madde kullanımı ve kural ihlallerine yönelik tutumları etkileyebildiği raporlandı.
Her ne kadar tüm araştırmalar aynı yönde sonuç vermese de, özellikle yoğun ve uzun süreli maruziyetin risk faktörü oluşturduğu vurgulanıyor.
Aile içi iletişim ve günlük hayat zarar görüyor
Sosyolojik saha çalışmalarına göre aşırı oyun oynama;
- Aile içi iletişimi zayıflatıyor
- Ortak zaman geçirme alışkanlıklarını azaltıyor
- Sorumluluk ihmalini artırıyor
Uzmanlar, ebeveyn denetiminin zayıf olduğu hanelerde bağımlılık riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor.
Yetişkinlerde iş ve yaşam disiplini sorunları
Sorun yalnızca çocuk ve gençlerle sınırlı değil.
Uzun süreli oyun alışkanlığının yetişkinlerde;
- İş performansında düşüş
- Uyku bozuklukları
- Zaman yönetimi sorunları
- Fiziksel hareketsizlik ve obezite riski
- ile bağlantılı olduğu bildiriliyor.
- Uzmanlardan kritik uyarılar
Ruh sağlığı uzmanları ve eğitimciler şu noktalara dikkat çekiyor:
- Günlük ekran süresi yaşa göre sınırlandırılmalı
- Şiddet içerikli oyunlara erişim denetlenmeli
- Aile içi ortak aktiviteler artırılmalı
- Dijital okuryazarlık ve değerler eğitimi desteklenmeli
Aksi halde dijital oyunların “eğlence aracı” olmaktan çıkıp, bireysel ve toplumsal maliyeti yüksek bir bağımlılık alanına dönüşebileceği uyarısı yapılıyor.

Güney Afrika'da salgın nedeniyle 'ulusal afet' ilan edildi
Ulusal Afet Yönetim Merkezi Başkanı Elias Sithole, yaptığı açıklamada, Doğu Cape, Free State, Gauteng, KwaZulu-Natal, Limpopo, Mpumalanga, Kuzey Batı ve Batı Cape eyaletlerinde görülen şap salgınının ulusal afet boyutuna ulaştığını belirtti.
Sithole, salgınla başa çıkmak üzere ilan edilen "ulusal afet hali"nin, Güney Afrika'nın hayvancılık sektörü, gıda güvenliği, kırsal geçim kaynakları ve ihracat pazarları için salgının oluşturduğu riske karşı önemli ve gerekli bir adım olduğunu ifade etti.
14 milyon büyükbaş hayvan aşılanacak
Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, yaptığı açıklamada, hükümetin gelecek 12 ayda 14 milyon büyükbaş hayvanın aşılanmasına karar verdiğini belirterek, bunun için 28 milyon doz aşıya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Ramaphosa, çiftliklerin aşıyı derhal temin etmesi için çalışmalara başladıklarını duyurarak, "Tarım Bakanlığı ile çalışmak üzere uzmanlardan ve çiftçi örgütü temsilcilerinden oluşan özel bir ekip kurdum." dedi.
Sığır, koyun ve keçi gibi çift tırnaklı hayvanlarda yüksek ateş, ağız ve tırnaklarda yaralarla seyreden şap hastalığı, hızla yayılması ve ciddi verim kayıplarına yol açması nedeniyle hayvancılık ekonomisini tehdit eden viral bir enfeksiyon olma özelliği taşıyor.

Sürekli telefona bakanlar dikkat! Tekno boyun yaygınlaşıyor
Tedavi Edilmeyen Böbrek Taşı Hayati Risk Oluşturuyor

6 Şubat depreminin psikolojik etkileri sürüyor

Kanserde asıl tehlike geç kalmak

Sigarayı Kalıcı Bırakmanın Anahtarı Alışkanlık Yönetimi

DSÖ: Dünya genelindeki kanser vakalarının yüzde 37'si önlenebilir
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünya genelindeki kanser vakalarının yüzde 37'sinin önlenebileceğini bildirdi.
The post DSÖ: Dünya genelindeki kanser vakalarının yüzde 37'si önlenebilir appeared first on #site_linkat 03.02.2026 .Kilo vermek isteyenler bu haberi okumadan geçmesin
Klinik Diyetisyen Ayşe Şura Korkmaz, suyun çay, kahve veya meyve suyu gibi içeceklerle karıştırılmaması gerektiğine dikkat çekerek, bu içeceklerin içerdiği kafein ve şeker nedeniyle suyun yerini tutmadığını belirtti.
Korkmaz konuyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:
"Beslenme sürecinde en sık göz ardı edilen ama en temel unsurlardan biri sudur. Çoğu zaman çay, kahve ya da meyve suyu tüketimi su içmiş olmakla karıştırılır. Oysa bu içecekler, içerdikleri kafein, şeker ve çeşitli bileşenler nedeniyle suyun yerini tutmaz. Aksine bazıları, özellikle kafeinli içecekler, vücutta hafif diüretik etki göstererek sıvı kaybını artırabilir.
Bilimsel rehberler günlük su ihtiyacının bireysel olarak hesaplanmasını önerir. Pratik ve yaygın kullanılan hesaplama yöntemlerinden biri, kilogram başına yaklaşık 30–35 ml (ortalama 33 ml) sudur. Örneğin 60 kg ağırlığında bir bireyin günlük su ihtiyacı yaklaşık 2 litre civarındadır. Bu miktar; yaş, fiziksel aktivite, iklim koşulları ve sağlık durumuna göre artabilir."
"Yağ yakımını dolaylı olarak destekleyen önemli bir faktördür"
Düzenli su tüketimin önemine değinen Korkmaz, "Yeterli su tüketimi, diyet sürecinde sağlıklı ve verimli ilerlemesi için kritik bir zemindir. Su; sindirim sisteminin düzenli çalışmasına, besinlerin emilimine ve metabolik atıkların vücuttan uzaklaştırılmasına katkı sağlar.
Ayrıca yeterli su tüketimi, açlık ve susuzluk sinyallerinin karışmasını önleyerek gereksiz kalori alımının önüne geçebilir. Yağ yakımı açısından bakıldığında, su doğrudan ‘yağ yakan’ bir madde değildir. Ancak hücresel metabolizmanın sağlıklı işlemesi, lipoliz gibi biyokimyasal süreçlerin verimli yürüyebilmesi için yeterli sıvı dengesine ihtiyaç vardır. Bu nedenle su tüketimi, yağ yakımını dolaylı olarak destekleyen önemli bir faktördür." dedi.
"Su, bu bütünün en sade ama en vazgeçilmez parçasıdır"
Korkmaz, "Unutulmaması gereken en önemli nokta şudur: Sağlıklı bir diyet süreci, tek bir besin ya da alışkanlık üzerinden değil; bütüncül bir yaklaşımla yönetilmelidir. Su, bu bütünün en sade ama en vazgeçilmez parçasıdır. Yeterli su içmek bir zayıflama taktiği değil, bedene duyulan saygının temel bir göstergesidir." şeklinde konuştu
Korkmaz, bireylerin günlük su tüketimini kişisel özelliklerine göre planlamalarının, hem genel sağlık hem de beslenme sürecinin başarısı açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.

Mide sorununun nedeni her zaman yemekler değil: Cevap sanılandan farklı

HIFU yöntemi ile prostat kanserinde kesisiz tedavi

2026’da beslenme anlayışı köklü biçimde değişiyor

Mevsimsel depresyon ruh sağlığını tehdit ediyor

Prof. Thomas Seyfried: Fenbendazol ve Mebendazol kanser tümörünü yok ediyor!
Tıp endüstrisi, kanser tedavisinde toksik olmayan ve ucuz yöntemleri görmezden mi geliyor?
Kanser tedavisinde metabolik perspektifi savunan Prof. Thomas Seyfried’in yıllardır dile getirdiği ucuz, toksik olmayan ve etkili alternatiflerin üzerinin nasıl örtüldüğüne dair kanıtlar giderek güçleniyor.
Prof. Thomas Seyfried, Fenbendazol ve Mebendazol adlı kedi ve köeklerdeki parazitleri yokeden ilaçların kanser tümörünü yokettiğini iddia ediyor.
2014 yılında Johns Hopkins’te çalışan bir araştırma ekibi, laboratuvar farelerinde tümör oluşturma çalışmaları yürütürken beklenmedik bir sonuçla karşılaştı.
Bir fare grubunda tümör bir türlü oluşmuyordu.
Araştırmacılar sebebi şöyle raporladı:
Söz konusu fareler, rutin bir sağlık uygulaması olarak antiparazitik bir ilaçla kurtlarından arındırılmıştı.
Bu bulgu, ilacın kanser karşıtı bir etkisi olabileceği ihtimalini doğurdu. Böylece antiparaziter ilaçların metabolik süreçler üzerindeki etkisi araştırılmaya başlandı.
Fenbendazol: Ucuz bir parazit ilacı, potansiyel bir -metabolik perspektifli- kanser ilacı mı?
Evcil hayvanlarda sık kullanılan ve reçetesiz satılan antiparaziter ilaç fenbendazol, özellikle metabolik kanser teorisini savunan bilim insanlarının ilgi odağı haline geldi.
Kanser hücreleri enerji üretmek için şekere (glukoza) bağımlı olmasında yola çıkılarak yapılan 2008 tarihli bir laboratuvar çalışmasında, fenbendazol vitaminlerle birlikte test edildiğinde, diğer tüm kontrollü gruplara kıyasla belirgin düzeyde daha küçük tümör oluşumu gözlemlendi.
Fenbendazol'ün kanser hücrelerinde şeker emilimini engellediği ve kanser hücreleri ölüm sürecine sokabildiği rapor edildi.
Bu sonuçlar, Seyfried’in kanserin metabolik zayıflıklarına vurgu yapan yaklaşımını destekler nitelikte.
Joe Tippens Vakası: “3 Ay Ömrü Kaldı” denen hasta tamamen iyileşti
Fenbendazole ilgisini küresel düzeyde artıran olay ise Oklahoma’dan Joe Tippens adlı bir metastatik akciğer kanseri hastasının viral hale gelen hikâyesi oldu.
Tippens’a 4. evre kanser nedeniyle 3 ay ömür biçildi.
Ancak kendi araştırmaları sonucu bir protokol uygulamaya başladığını söyledi:
Fenbendazol (Panacur C – 222 mg içeren 1 g granül, 3 gün kullanıp 4 gün ara)
E Vitamini Süksinat (günlük 800 IU)
Kurkumin (600 mg/gün)
CBD yağı (25 mg/gün)
Tippens, yalnızca üç ay sonra yapılan görüntülemelerde “vücudunda kanser izi kalmadığını” iddia etti.
Bu hikâye internette milyonlarca kişiye ulaştı ve fenbendazolün bilinirliğinin artmasında önemli rol oynadı.
“Sistem ucuz çözümlerden korkuyor”
Syfried, "Kanser tedavi endüstrisi yüksek maliyetli yöntemlere bağımlı. Düşük maliyetli metabolik yaklaşımlar ve yeniden konumlandırılmış ilaçlar sistem için kârlı değil. Bu nedenle etkili olabilecek seçeneklerin önü tıkanıyor." dedi
- Ayrıca kemoterapi ve radyasyonun “çoğu zaman toksik ve etkisiz” olduğunu belirtiyor.

Hafızayı kuvvetlendiren kuruyemişler
Sağlıklı bir yaşamın en önemli adımı zengin ve besleyici içerikleri rutinimize dahil etmekle başlıyor. Bu noktada vitamin, mineral, protein ve kalsiyum zengini besinlere sofralarımıza yer açmaya özen gösteriyoruz. Yalnızca beden sağlığı değil zihin sağlığını da güçlendirmek için lezzetli ve doğal yöntemlere başvurabiliriz.
Zihninizi adeta bir roket gibi çalıştıracak ve konsantrasyonunuzu güçlendirecek bu lezzetli yol ise elbette kuruyemişlerde gizli!
Araştırmalara göre; elinize alıp avuç avuç tüketebileceğiniz bu doğal lezzetler, kan dolaşımını iyileştirerek beyninize oksijen akışını hızlandırıyor, hafıza fonksiyonlarını destekliyor ve ruh halini de olumlu yönde etkiliyor.

Sanal kumar gençliği tehdit ediyor!

Mükemmeliyetçilik ertelemeyi besliyor!

“Medya çocuklara karşı sorumluluğunu unutmamalı”

Yürüyüş antidepresan etkisi yapıyor
Düzenli yürüyüş serotonin, dopamin ve endorfin salgılarını artırarak doğal bir antidepresan etkisi yaratıyor. İyi hissettiriyor.
The post Yürüyüş antidepresan etkisi yapıyor appeared first on #site_linkat 22.11.2025 .-
haberglobal.com.tr
- Ortaköy'deki facianın ardından uzman isim açıkladı: Sokaktan yenmeyecek 10 yiyecek!
Ortaköy'deki facianın ardından uzman isim açıkladı: Sokaktan yenmeyecek 10 yiyecek!
Bir fincan kakaonun erkekler için şaşırtıcı sağlık faydası
Uzmanlara göre uzun süre hareketsiz kalmak — ister masa başında ister araç kullanırken — kalp sağlığı için zararlı. Kan akışını azaltarak damar fonksiyonlarını düşürebiliyor ve kalp hastalığı ile felç riskini artırabiliyor.
Ancak kakao, çay, elma ve yaban mersini gibi bitkilerde doğal olarak bulunan flavanol bileşenleri sayesinde bu olumsuz etkiye karşı koruyucu bir rol oynayabiliyor.
Flavanol, damar esnekliğini koruyor
Birmingham Üniversitesi’nden bilim insanları, yarısı fit yarısı daha az aktif 40 sağlıklı genç erkeği inceledi. Katılımcıların bir kısmına yüksek flavanol içeren (en az 695 mg) kakao, diğerlerine ise neredeyse hiç flavanol içermeyen (5.6 mg) kakao verildi. Ardından iki saat boyunca hareketsiz oturmaları istendi.
Sonuçlara göre düşük flavanol içeceği içenlerde damar fonksiyonu zayıfladı ve tansiyon yükseldi. Ancak yüksek flavanol içenlerde bu düşüş hiç gözlenmedi. Araştırmacılar, bunun uzun süre oturmanın damarlar üzerindeki olumsuz etkilerini tamamen durdurabildiğini belirledi.
İlk kez kanıtlandı
Journal of Physiology dergisinde yayımlanan çalışmada, flavanolün oturma kaynaklı damar sertleşmesini önleyebildiği ilk kez kanıtlandı. Üstelik düzenli egzersiz yapanlarda bile uzun süre oturmanın damar fonksiyonunu bozduğu gözlemlendi.
Bilim insanları araştırmayı sadece erkeklerde gerçekleştirdi; çünkü kadınlarda adet döngüsü sırasında hormon değişimleri flavanol etkisini değiştirebiliyor. Bu nedenle kadınlar üzerindeki etkilerin ayrı bir çalışmada inceleneceği belirtildi.
Uzmanlardan öneri
Araştırmacılardan Dr. Catarina Rendeiro, “Uzun süre oturulan dönemlerde flavanol açısından zengin besin ve içeceklerin tüketilmesi, hareketsizliğin damar sistemi üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmanın etkili bir yoludur” dedi.
Yüksek flavanol içeren kakao ürünlerinin süpermarketlerde ve sağlık mağazalarında bulunduğunu belirten doktora öğrencisi Alessio Daniele ise, “Eğer kakao sevmiyorsanız, elma, erik, yaban mersini, fındık, siyah ve yeşil çay da benzer faydalar sağlar” ifadelerini kullandı.

Obezite hastaları, meme kanserinde riskli gruplar arasında yer alıyor
Pehlivan, en sık rastlanan kanser türlerinden meme kanserinde her 8 kadından birinin risk taşıdığını anlattı.
Gelişen teknoloji ve tedavi yöntemlerinin meme kanserinin tedavisinde son dönemlerde oldukça başarı gösterdiğine değinen Pehlivan, "Bu kanser türü aile faktörü barındırıyor. Bunun dışında yaşam tarzları ve çevresel faktörler de bu türün riskini arttırıyor." dedi.
Pehlivan, çağın hastalıklarından biri olan obezitenin de meme kanseri riskini arttırdığını belirterek, "Meme kanserinde riskli grup olarak özellikle obeziteyi söylemek lazım. Yaşam tarzı olarak egzersiz yapmak, beslenmeye dikkat etmek, sağlıklı beslenmek, stresten uzak kalmak ve dikkatli yeme alışkanlığı kazanmak çok önemli." diye konuştu.
"Meme kanserinden değil, bunu zamanında fark etmemekten çekinmek durumundayız." diyen Pehlivan, dünya çapında obezite oranlarının arttığını, bu durumun ise kanserin önlenebilir bir nedeni olarak kabul edilebileceğini ifade etti.
Pehlivan, obezitenin menopoz sonrası östrojen reseptörü pozitif meme kanseri riskini artırdığını, obezite kanser bağlantısı bakımından çeşitli mekanizmaların sorumlu olduğunu anlattı.
"Erkeklerde obeziteye bağlı meme kanseri biraz daha fazla"
Obez bireylerde dolaşımda ve lokal östrojen düzeylerinin yüksekliği, kanser hücrelerini etkileyebilecek büyüme faktörlerindeki değişiklikler ve sağlıklı bağırsak bakteri dengesinin bozulmasının faktörlerden bazıları olduğunu aktaran Pehlivan, şöyle devam etti:
"Obezitenin, metabolik hastalıklar, tansiyon, şeker, eklem problemleri, depresyon, kişisel psikososyal sorunlar dışında kanser riskini de artırdığını bilmekteyiz. Bu kanser türlerinin içerisinde meme kanseri de mevcut. Obez bireylerde meme kanseri riskinin daha yüksek olduğunu söylemek lazım. Meme kanserinin değiştirilebilir faktörlerine baktığımızda yemek alışkanlıkları, sağlıklı beslenme ve kiloya dikkat etmek."
Pehlivan, meme kanserinin sadece kadınlarda değil sık olmamakla erkeklerde de görüldüğünü, özellikle obez erkeklerde riskin fazla olduğunu kaydetti.
Erkeklerin kitle fark ettiklerinde en kısa zamanda uzmana görünmesi gerektiğini vurgulayan Pehlivan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Erkek göğsünde bu kitle daha kolay ele gelecek şekilde olur. Bez yapılı tümörlerin hormonsal döngülerle çok ilgisi var. Yağ dokusunun östrojenik etkisi var. Dolayısıyla erkeklerde obeziteye bağlı meme kanseri biraz daha fazla. Erkekleri özellikle söylüyorum çünkü meme kanseri sadece kadınların bir hastalığı gibi görülüyor. Nadiren de olsa erkeklerde de meme kanseri görebiliyoruz."

Türkiye acil tıpta ileri seviyede
Türkiye Acil Tıp Vakfının ev sahipliğinde Antalya'nın Kemer ilçesindeki bir otelde düzenlenen 5. Uluslararası Acil Tıp Kongresi, çeşitli oturumlarla devam ediyor.
Kongreye katılan Çolak, acil tıbbın tanıtılması, gelişiminin desteklenmesi ve bu alandaki bilimsel çalışmalara katkı sağlamak amacıyla kurulan Vakfın acil tıp alanında bilimsel araştırmaları teşvik ettiğini, eğitim faaliyetlerini desteklediğini ve toplumda acil sağlık hizmetlerine ilişkin farkındalığı artırmak için çalışmalar yürüttüğünü söyledi.
Türkiye'de sağlık alanında son yıllarda önemli yatırımlar yapıldığını ve acil servislerin de bu yatırımlardan pay aldığını hatırlatan Çolak, şöyle devam etti:
"Türkiye acil tıp konusunda çok ciddi mesafe katetti. Özellikle Avrupa ve ABD ile kıyasladığımızda acil serviste hem bilimsellik hem hasta bakımı açısından çok ileri bir seviyedeyiz. Türkiye'de acil servislerin yoğun olması, hastaların acil tıp uzmanları ve acilciler tarafından karşılanıyor olması da belli bir tecrübeyi beraberinde getiriyor. Türkiye'de günlük yaklaşık 2 bin civarında hasta bakılabilen eğitim araştırma hastanelerimiz var. Bu da ciddi tecrübe birikimini de beraberinde getiriyor. Bu açıdan hastayı karşılama, hastayı tedavi edebilme, hastayı yönlendirebilme, hastayı yatış yaptırabilme kabiliyetleri açısından değerlendirdiğimizde acil tıp uzmanları ABD ve Avrupa'daki meslektaşlarına göre çok iyi konumda."
Çolak, Türkiye'nin hastane altyapısı açısından da iyi bir durumda olduğunu kaydetti.
İyi yönetilen, çok iyi hasta kabulü yapan, fiziki şartları çok iyi olan marka hastanelerin olduğunu vurgulayan Çolak, küresel salgın döneminde de Türkiye'nin bu alandaki başarısını çok iyi gösterdiğini belirtti.
Avrupa ve ABD'de yatak sayısı artırılmasında çok zorluk çekilirken, Türkiye'de 5-6 bin hasta kapasiteli hastanelerin açıldığına dikkati çeken Çolak, bu durumun sağlık hizmetini daha da kolaylaştırdığını ifade etti.
Prof. Dr. Çolak, acil servislerin teknik donanım açısından da çok iyi olduğunu dile getirdi.
Acil tıp akademisyenleri olarak da Türkiye'nin ileri seviyede olduğunu anlatan Çolak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yaklaşık 3 bin 900 civarında uzmanımız ve akademisyenimiz var. 1800 civarında da acil tıp asistanımız var. Toplamda 6 bin civarında bir acil tıp profesyonelinden bahsediyoruz. Bu rakam gün geçtikçe artıyor, sayı açısından da yeterli bir seviyeye ulaştık. Hem akademisyen açısından hem uzman açısından iyi bir seviyeye geldik. Uzmanlarımız ve akademisyenlerimiz ülkemizde, farklı üniversitelerde farklı eğitim araştırma hastanelerinde ikinci basamakta görev alıyor. Hayatla ölüm arasındaki çizgide acil tıpçılar yer alıyor ve hastalarımızın da hayata tutunmasında acil tıpçılarımızın gerçekten büyük bir emeği var."
Vakıf ile Türk Kızılay arasında işbirliği protokolü
Çolak, Türkiye Acil Tıp Vakfı ile Türk Kızılay arasında iş birliği protokolü imzalandığına da değindi.
İşbirliğinin afet ve kriz durumlarında koordinasyonun güçlendirilmesi, acil müdahale kapasitesinin artırılması ve eğitim faaliyetlerinin yaygınlaştırılması amacıyla hayata geçirildiğini belirten Çolak, "Bu iş birliği kapsamında, afet hazırlığı, saha eğitimi, ilk yardım ve gönüllü yönetimi alanlarında ortak projelerin yürütülmesi planlanıyor. Protokol, her iki kurumun da insani yardım, eğitim ve sağlık hizmetleri alanındaki deneyimlerini birleştirerek toplumun afetlere karşı dayanıklılığını artırmayı hedefliyor." diye konuştu.

Gece ışığı kalp hastalığı riskini artırabilir
JAMA Network Open dergisinde yayımlanan araştırmada, yatak odasında parlak ışık altında uyuyan kişilerin, kalp yetmezliği geliştirme riskinin yüzde 56, koroner arter hastalığı riskinin yüzde 32 ve felç riskinin yüzde 28 daha yüksek olduğu belirlendi.
Araştırmanın yazarlarından Dr. Daniel Windred, çalışmanın “şimdiye kadarki en kapsamlı analiz” olduğunu ve katılımcıların 2013–2022 yılları arasında 13 milyon saatlik ışık verisinin incelendiğini söyledi. Çalışma, İngiltere’de 40–69 yaş arası yaklaşık 89 bin kişiyi kapsadı.
Sirkadiyen ritim bozuluyor
Uzmanlara göre, yapay ışık melatonin hormonunun üretimini engelleyerek uyku döngüsünü bozuyor ve kalp damar sistemine zarar veriyor.
Penn State Üniversitesi Uyku Araştırma Merkezi’nden Dr. Julio Fernandez-Mendoza, “Işık, vücut için bir stres kaynağı gibi davranabilir; kalp atışını, stres hormonlarını, kan şekeri ve insülini artırarak inflamasyona yol açabilir” dedi.
Gündüz ışığı kalbe iyi geliyor
Araştırma, gece ışığının zararlı etkilerinin yanı sıra gündüz saatlerinde yeterli doğal ışığa maruz kalmanın kalp sağlığına olumlu etkiler sağladığını da ortaya koydu.
Uzmanlardan öneriler
Yatmadan en az 4 saat önce ekran kullanımını azaltın.
Gereksiz ışıkları kapatın veya loş, sıcak tonlu lambalar tercih edin.
Pencereden gelen ışığı engellemek için karartma perdeleri kullanın.
Parlak dijital saatlerden ve tavan lambalarından uzak durun.
Gerekirse uyku maskesi kullanın.
Araştırmacılar, sonuçların yalnızca bir ilişkiyi gösterdiğini, doğrudan neden-sonuç kanıtı sunmadığını vurgulasa da, bulgular ışığın sirkadiyen düzen üzerindeki etkisinin kalp-damar sağlığıyla yakından bağlantılı olduğunu güçlü biçimde destekliyor.

Günlük adım sayısına uzun yürüyüşle ulaşmak daha sağlıklı olabilir
"Annals of Internal Medicine" dergisinde yürüyüş rutinlerinin kardiyovasküler hastalıklara etkisine ilişkin bir çalışma yer aldı.
Günde 8 bin adımdan daha az atan 40 ila 79 yaşında 33 bin 560 kişiyle yapılan çalışmada bu kişiler, yürüyüşlerinin uzunluğuna göre gruplara ayrıldı.
Araştırmacılar, yürüyüş uzunluklarını, 5 dakika, 5 ila 10 dakika, 10 ila 15 dakika ve 15 dakikadan fazla olarak kategorize ettiği bu kişilerin yaklaşık 9 yıl boyunca sağlık takibini yaptı.
Buna göre araştırmacılar, 15 dakikadan fazla yürüyen kişilerin, aynı adım sayısına kısa ancak sık yürüyüşlerle ulaşan kişilere göre, kardiyovasküler hastalık riskinin daha düşük olabileceği ihtimaline işaret etti.
Araştırmacılardan Borja del Pozo Cruz, "Kısa yürüyüşlerin işe yaramadığını söylemiyoruz. Sadece günlük adım sayısına uzun yürüyüşle ulaşmak daha iyi olabilir." ifadelerini kullandı.
Öte yandan, diğer bazı uzmanlar, katılımcıların araştırma başındaki sağlık durumları ve etnik kökenlerinin yanı sıra yürüyüş rutinlerinin yıllar içinde değişebileceği eleştirisiyle, sonuçların kesin olamayabileceğine işaret etti.
İngiltere'deki Open Üniversitesinden Profesör Kevin McConway, araştırmanın yürüyüş ile kalp sağlığı arasında bir bağlantıya işaret ettiğini, ancak yürüyüşün doğrudan iyileşmeye neden olduğunun kanıtlanmadığını savundu.

Bakan Memişoğlu: Atlama ve düşme gibi sebeplerle yaralanan 26 kişi taburcu oldu
Merkez üssü Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde dün 22. 48'de 6,1 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.
Balıkesir'in yanı sıra İzmir, Bursa, İstanbul, Tekirdağ, Kocaeli ve Sakarya'da olmak üzere Marmara ile Ege bölgelerindeki birçok ilde de hissedilen deprem 5,99 kilometre derinlikte meydana geldi.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, depremde korkudan kaynaklı atlama, düşme gibi sebeplerle yaralanan vatandaşlarla ilgili şu bilgileri paylaştı:
"Balıkesir’de meydana gelen ve çevre illerde de hissedilen depremde; atlama ve düşme gibi ikincil sebeplerden dolayı yaralanan 26 vatandaşımızın tamamının tedavileri hastanelerimizde yapılmış, tüm yaralılarımız taburcu edilmiştir. Vatandaşlarımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum."

Bakan Memişoğlu: "Depremde, doğrudan deprem kaynaklı bir yaralanma olmamıştır"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda atlama ve düşme gibi ikincil sebeplerden kaynaklanan 19 yaralının 4'ünün tedavisinin tamamlanmasının ardından taburcu edildiğini belirterek şu ifadelere yer verdi:
"Balıkesir'de meydana gelen ve çevre illerde de hissedilen depremde, doğrudan deprem kaynaklı bir yaralanma olmamıştır. Tüm yaralılarımızın genel sağlık durumları iyi olup, tedavileri hastanelerimizde devam etmektedir. Kendilerine acil şifalar diliyorum. Rabb'im ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten muhafaza eylesin."
![]()

“Yapay zeka psikologların yerini alamaz”

TPD: “Savaşlar ve eşitsizlikler ruh sağlığını yıkıyor”

Prof. Dr. Altay: Zayıflama iğneleri ciddi yan etkilere yol açabilir
Her 8 kadından biri risk altında, "Erken Fark Et, Hayatta Kal!"
Türkiye'de her 18 kadından biri meme kanserine yakalanma riski taşıyor
Sağlık Bakanlığı verilerinden derlenen bilgilere göre, meme kanseri dünyada ve Türkiye'de kadınlarda en sık görülen kanser türü ve önemli bir halk sağlığı sorunu olarak yer alıyor.
Kanser, genellikle memedeki süt salgılayan bezlerde veya süt taşıyan kanallarda başlıyor, daha nadir olarak meme dokusundaki yağ ve bağ dokusunda da gelişebiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı verilerine göre de her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadına meme kanseri teşhisi konuyor. Bu hastalık, kadınlarla yeni tanı konulan tüm kanserlerin yüzde 23,8'ini oluşturarak birinci sırada yer alıyor.
Türkiye'de ise yılda yaklaşık 27 bin kadına meme kanseri tanısı konuyor ve her 18 kadından biri, yaşamı boyunca bu hastalığa yakalanma riski taşıyor. Bu nedenle meme kanseri, erken teşhis ve bilinçlendirme yoluyla etkili bir şekilde mücadele edilmesi gereken önemli bir halk sağlığı sorunu olarak yer alıyor.
Erken dönemde belirti vermiyor
Meme kanseri erken dönemde genellikle belirti vermiyor ve bu nedenle taramalar büyük önem taşıyor. Meme kanserinin en sık rastlanan belirtisi, memede ağrısız, zamanla büyüyen bir yumrunun ele gelmesi ve hissedilmesi.
Memenin şeklinde ya da boyutunda değişiklik, portakal kabuğu görünümü, meme ucundan gelen kanlı akıntı, meme ucu veya derisinde çekilme, memede kızarıklık ve kalınlaşma, içe çöküntü, kabuklanma, koltuk altında veya köprücü kemiği çevresinde şişlik ve kitle belirtilerinin görülmesi de meme kanserinin habercisi olabiliyor.
Bu tür belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması önem kazanıyor.
Meme kanseri, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin birleşimiyle de ortaya çıkabiliyor.
Meme kanserine neden olan risk faktörleri ise "tütün ve tütün ürünleri kullanmak, hiç doğum yapmamış veya geç doğum yapmış olmak, emzirmemek, menopoz sonrası iki yıldan uzun süreyle hormon ilacı kullanmak (HRT), hareketsiz bir yaşam sürmek, fazla kilolu ya da şişman olmak, alkol kullanmak, yoğun meme dokusuna sahip olmak, erken adet görmek ve geç menopoza girmek, BRCA1, BRCA2 gibi belirli genlere sahip olmak, göğüs kafesi bölgesine radyoterapi almış olmak" şeklinde sıralanıyor.
Sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirerek bu risk faktörlerinin çoğu azaltılabiliyor. Özellikle düzenli fiziksel aktiviteler yapmak, dengeli beslenmek, tütün ve alkolden uzak durmak, ideal kiloyu korumak ve stresi kontrol altında tutmak meme kanseri riskini azaltmayı mümkün kılıyor.
En etkili yol erken teşhis
Meme kanseri ile mücadelede en etkili strateji, hastalığı erken evrede tespit etmekten geçiyor.
Erken teşhis edilen vakalarda tedaviye yanıt oranı çok daha yüksek olduğundan, bu yaklaşım hayat kurtarıcı bir önlem olarak öne çıkıyor. Sağlık Bakanlığı, ülke genelinde yürütülen kanser tarama programlarıyla meme kanseri farkındalığını artırmayı ve erken tanı oranlarını yükseltmeyi hedefliyor.
Ulusal kanser verilerine göre, yeni tanı alan meme kanserlerinin yüzde 42,9'u lokalize yani sadece meme ile sınırlı iken, yüzde 12,5'i ise uzak organlara yayılmış durumda tespit ediliyor. Bu durum, erken tanının ve düzenli taramaların önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Ücretsiz tarama hizmetleri
Türkiye'de Ulusal Kanser Kontrol Programı kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM), Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM), Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) ve Mobil Kanser Tarama Araçları aracılığıyla, birinci basamak sağlık kuruluşlarında ücretsiz kanser taramaları yapılıyor.
Ulusal Meme Kanseri Tarama standartlarına göre, 20 yaşından itibaren ayda bir kendi kendine meme muayenesi yapılması, 20-39 yaş arasında iki yılda bir klinik meme muayenesi yaptırılması, 40-69 yaş arası kadınlar ise yılda bir klinik meme muayenesi yaptırması ayrıca iki yılda bir de mamografi çektirilmesi öneriliyor.
Erken tanı konulan hastalarda sağ kalım oranı yüzde 90'a çıkabiliyor
Meme kanseri, her hastada farklı özellikler gösterebiliyor. Bu nedenle tedavi planı, hastanın yaşına, kanserin evresine, genetik özelliklerine ve diğer sağlık durumlarına göre özel olarak belirleniyor.
Başlıca tedavi yöntemleri arasında cerrahi müdahale, kemoterapi, radyoterapi, hormon tedavileri ve hedefe yönelik ve immünoterapiler yer alıyor.
Erken tanı konulan hastalarda sağ kalma oranının yüzde 90'a kadar çıkabiliyor.

Akciğer yıkaması yöntemiyle hastalar yeniden rahat nefes alıyor
Ergur, hastanede 2007 yılından bu yana 14 hastayı bu yöntemle tedavi ettiklerini söyledi.
Son olarak Isparta'dan nefes darlığı şikayetiyle gelen hastayı tedavi ettiklerini belirten Ergur, "Az rastlanan benzer hastalıklara, dünya genelinde 'öksüz hastalıklar' denmektedir. Milyonda bir görülen bir hastalık da olsa, ona sahip olan kişi ve ailesi için bu hastalığın çok nadir görülme özelliğinin hiçbir anlam taşımayacağı unutulmamalıdır. Hastalarımızın sağlıkla aldıkları her nefes, bunun için sarf edilen bütün çabalarımıza değer." diye konuştu.
Hastalığın, kişinin kendi yağ ve proteinlerinin temizlenmesiyle görevli hücrelerdeki sorun nedeniyle akciğerlerdeki hava keseciklerinin birikmesi sonucu ortaya çıktığını aktaran Ergur, belirtilerin nefes darlığı, yorgunluk ve aşırı halsizlik olduğunu kaydetti.
Ergur, hastalığın çoğu zaman astımla karıştırıldığını, tanının ancak ileri tetkiklerle konulabildiğini ifade etti.
Sadece deneyimli merkezlerde uygulanabilen akciğer yıkamasının, ameliyathane koşullarında, hastanın uyutularak her seansta 15-20 litre steril su verilmesi ve geri alınması yöntemiyle yapıldığını anlatan Ergur, şunları kaydetti:
"Bazı hastalar kendiliğinden düzelirken bazen yalnızca tek ya da birkaç yıkama yetebilmekte, nadiren sürekli birikim olması nedeniyle akciğer yıkamalarının tekrarlanması gerekebilmektedir. Bu durumda hastaların yeniden nefeslerine kavuşabilmeleri, deneyimli ekibin bu tedaviyi uygulaması sayesinde olabilmektedir. Yıkama esnasında başta koyu olan, beklediğinde şişenin dibinde çökelti oluşan yıkama sıvısının rengi giderek açılmakta ve bu durumda yıkama işlemi sonlandırılmaktadır."

Bipolar bozukluk çocuklarda nasıl fark edilir?
Ergenlik yılları, duyguların hızla değiştiği, kimliğin şekillendiği ve ilişkilerin yeniden tanımlandığı bir dönem. Ancak bazı çocuk ve gençler için bu iniş çıkışlar, yalnızca büyümenin bir parçası değil, altta yatan bir rahatsızlığın işareti olabilir. Bipolar bozukluk, bu noktada fark edilmeden ilerleyen sessiz bir tehlike olarak karşımıza çıkıyor. Çoğu zaman "depresyon" ya da "kararsızlık" gibi etiketlerle göz ardı edilen bu tablo, zamanla akademik başarıyı, sosyal ilişkileri ve özgüveni zedeleyebiliyor. Enerji artışı, azalan uyku ihtiyacı ve coşkulu ruh hali ile seyreden hipomani dönemleri ise tanının yıllarca ertelenmesine yol açabiliyor.
Peki, bipolar bozukluk çocuk ve gençlerde nasıl ayırt edilir? Depresyondan farkı nedir? Erken tanı neden bu kadar kritik? Tüm bu soruları, Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Bilge Çınar cevapladı
Ani ruh hali değişimi: Ergenlik mi, bipolar bozukluk mu?
Çocuklar ve gençler günümüzde yalnızca dış dünyayla değil, iç dünyalarındaki iniş çıkışlarla da başa çıkmak zorunda kalıyor. Özellikle ergenlik çağında görülen yoğun duygusal dalgalanmalar çoğu zaman “geçici” ya da “ergenlik krizi” gibi tanımlanıyor. Ancak bu belirtiler, bipolar bozukluk gibi ciddi psikiyatrik rahatsızlıkların da habercisi olabilir. Bilge Çınar, depresyon ve bipolar bozukluk arasındaki farkı şöyle anlatıyor:
“Depresyon, iki hafta veya daha uzun süre boyunca kişinin kendini mutsuz, üzgün, çökün hissetmesi, geçmişte keyif aldığı şeylerden keyif almamaya başlaması, uyku ve iştah değişimleri, değersizlik düşünceleri gibi belirtilerle ortaya çıkar. Bipolar bozuklukta ise bu tabloya manik veya hipomanik dönemler de eşlik eder. Yani duygu durum bir uçtan diğerine salınır.”
Hipomani neden fark edilmiyor?
Bipolar bozukluk, çoğu zaman depresyon ataklarıyla başlıyor. Bu da ilk başta tanının yanlış konulmasına yol açabiliyor. Özellikle hipomani evresi, hem birey hem de ailesi tarafından “olumlu bir ruh hali” olarak algılanabiliyor. Bilge Çınar, bu dönemin neden gözden kaçtığını şöyle açıklıyor:
“Hipomani döneminde kişi kendini normale göre daha güçlü, daha özgüvenli, daha enerjik hisseder. Uyku ihtiyacı azalır, riskli kararlar alabilir. Ama tüm bunlar bir hastalık belirtisi olarak görülmez. Çevre tarafından kişilik özelliği sanılabilir.”
Tanı konulmazsa hayat nasıl etkileniyor?
Bipolar bozukluğun tanısı geciktikçe, çocukların ve gençlerin yaşam kalitesi düşüyor. Ani iniş çıkışlar eğitim hayatında istikrarsızlığa, arkadaş ilişkilerinde güvensizliğe ve aile içi çatışmalara yol açabiliyor. Çınar, bu sürecin sonuçlarını şöyle özetliyor:
“Depresyon döneminde kişi öz bakımını bile yapmakta zorlanabilir. Hipomani veya mani döneminde ise verdiği ani kararlar maddi sorunlara, yasal problemlere, eğitim hayatının aksamasına neden olabilir. Aile ilişkileri zarar görebilir. Bu yüzden erken fark edilmesi çok önemli.”
Damgalama yerine destek: Aileler ne yapmalı?
Toplumda bipolar bozukluk hala yanlış etiketlerle tanımlanıyor. “Dengesiz”, “tutarsız” ya da “güvenilmez” gibi sıfatlarla anılan gençler, hastalıklarının getirdiği belirtiler nedeniyle dışlanabiliyor. Çınar, bu noktada ailelere ve öğretmenlere önemli bir sorumluluk düştüğünü vurguluyor:
“Bipolar bozukluk kişinin kendi iradesiyle gelişen bir durum değildir. Beynin kimyasal işleyişindeki dengesizlikten kaynaklanan biyolojik bir hastalıktır. Eğer kişinin hiç normal olmadığı bir ruh haline geçtiği görülüyorsa bu kişilik özelliği değil, bir hastalık belirtisidir. Yakınları mutlaka bir uzmana yönlendirmeli.”
Erken tedavi, yeni bir başlangıç demek
Bipolar bozukluk, tanı konulduktan sonra kontrol altına alınabilen bir hastalık. Doğru tedaviyle çocuk ve gençler yaşamlarına sağlıklı bir şekilde devam edebiliyor.
“Bu hastalık tedaviyle kontrol altına alınabilir. Psikiyatri uzmanından bilgi almak, düzenli takip ve sosyal destekle, kişinin yeniden bir atak geçirmesi önlenebilir. Eğitimine, işine, sosyal hayatına sağlıklı biçimde devam edebilir.”

Covid-19'da yeni tehlike: Frankenstein varyantı
Dünya genelinde tartışılmaya başlanan Covid-19'un yeni varyantı olan "Frankenstein Varyantı" paniğe neden oldu. Uzmanlar bu varyantın özellikle kış ayları öncesinde vaka sayılarında artışa neden olabileceğine dikkat çekti.
HaberTürk'ün haberine göre Frankenstein varyantı, birden fazla Covid-19 alt varyantının birleşimiyle ortaya çıkan hibrit bir tür olduğu belirtiliyor. Varyantın adının farklı mutasyonları bir araya getirmesinden dolayı halk arasında "Frankenstein" olarak tanımlanıyor. Bu durum, bağışıklık sistemini daha kolay yanıltabilen ve mevcut bağışıklığı kısmen aşabilen bir özellik kazandırıyor.
İŞTE O VARYANTIN BELİRTİLERİ
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji hekimi Uzm. Dr. Deniz Dazkır, Frankenstein varyantında en sık görülen belirtiler arasında boğaz ağrısı, burun akıntısı, baş ağrısı ve yorgunluk bulunduğuna dikkat çekerek "Bazı vakalarda tat ve koku kaybı daha az görülürken, mide bulantısı ve sindirim sistemi problemleri ön plana çıkabiliyor. Kişiler hafif grip benzeri semptomlar ya da yalnızca halsizlik yaşayabiliyor. Bu nedenle test yapılmadığında Covid-19 olduğu anlaşılmayabiliyor. Bu durum da bulaşma riskini artırıyor" açıklamasında bulundu.
RİSK GRUPLARI İÇİN TEHLİKE DAHA BÜYÜK
Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, yaşlılar ve kronik hastalıkları bulunan bireyler Frankenstein varyantından daha fazla etkilenebiliyor. Uzm. Dr. Dazkır, "Risk gruplarında ağır seyir ihtimali daha yüksek olduğu için maske ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi büyük önem taşıyor" dedi. Uzm. Dr. Dazkır, Frankenstein varyantının mevcut aşıların koruyuculuğunu kısmen aşabildiğini ancak yine de ciddi hastalık ve ölüm riskini belirgin şekilde azalttığını söyleyerek, "Aşıların tamamen etkisiz olduğu düşüncesi yanlış. Güncellenmiş aşıların varyant üzerinde daha güçlü koruma sağladığı biliniyor" dedi.
Dazkır, aşılamanın devam etmesinin önemine dikkat çekerek, "Bu varyant, farklı alt türlerin genetik özelliklerini taşıdığı için bağışıklık sisteminden kaçma ihtimali artabilir ve bulaşıcılığı da yükseltebilir" diye konuştu.
KAPALI ALANLAR İÇİN KRİTİK UYARI
Toplu taşıma, kalabalık ortamlar ve kapalı alanlarda maske kullanımını öneren Uzm. Dr. Dazkır, "El hijyenine özen göstermek ve hastalık belirtileri olduğunda kalabalıktan uzak durmak bulaş zincirini kırmada kritik rol oynuyor. Özellikle kış aylarında maske ve hijyen; grip, RSV ve diğer solunum yolu hastalıklarına karşı da koruyucu. Son günlerde varyantın görüldüğü ülkeler arasında Türkiye de yer alıyor. Sağlık otoriteleri gelişmeleri yakından takip ederken, toplumun bilinçli davranması ve kişisel korunma önlemlerini alması gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye geleneksel ve tamamlayıcı tıpta örnek oluyor
Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, 3-5 Ekim tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı himayesinde düzenlenecek 3. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi'ne (GETAT) ilişkin açıklamada bulundu.
Okumuş, İstanbul'da düzenlenecek kongreye Türkiye'den 178 bilim insanının katılacağını belirterek, bakanlık olarak sağlık hizmet sunumunda geleneksel ve modern ayrımı yapmaksızın hastaların ihtiyacı olan tedaviyi en doğru ve en az yan etkiyle sunmayı amaçladıklarını söyledi.
Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının tüm dünyada son yıllarda giderek artan bir ilgi gördüğüne işaret eden Okumuş, "Ülkemizde geleneksel tıp ve tamamlayıcı uygulamaların tamamı kanıta dayalı veriler çerçevesinde gerçekleştiriliyor." dedi.
Okumuş, 2004'te yayımlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği'ne göre, Türkiye'de şu anda 15 farklı alanda kanıta dayalı olarak geleneksel tıp uygulaması yapıldığını söyledi.
Kupa terapisi, sülük tedavisi, ozon tedavisi, hipnoz uygulaması ve refleksoloji gibi alanlarda uygulamaların yapıldığını anlatan Okumuş, "Bunların tamamı kanıta dayalı olarak hazırlanmış durumda. Ülkemizde geleneksel tıp ve tamamlayıcı tıp uygulamaları dünyaya son yıllarda giderek örnek olmaya başladı. Dünyada bu konuda bilimsel olarak kanıta dayalı hazırlanmış rehberler, kılavuzlar eşliğinde bu tedavileri sağlık kuruluşlarında uygulayan birkaç nadir ülkeden biriyiz. Biz hem Türkçe hem İngilizce kılavuzlarımızla tüm vatandaşlarımıza ve uygulayıcılara bu bilgileri sunuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
"Aile hekimlerine de izin veriyoruz"
Okumuş, 3. GETAT Kongresi'nde de son yıllarda ortaya çıkan en güncel gelişmelerin tartışılacağını ifade ederek, "Kongrede, bilimsel sunumların yanında atölye çalışmaları olacak. Bu atölye çalışmalarında bu tedavilerin aktif uygulaması yapılacak. Uygulamalarımızı tamamen sertifikalı sağlık profesyonelleri aracılığıyla yapıyoruz. Ülkemizde yaklaşık 14 bin civarında da sertifikalı sağlık profesyoneli bulunmakta ve bu uygulamaları yapmaktadır." dedi.
Geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın geçmişte "bilim dışı" görüldüğünü ancak günümüzde modern tıbbı destekleyen bir alan haline geldiğini ifade eden Okumuş, "Bu tedaviler hastanelerde eğitim almış, sertifikalandırılmış sağlık profesyonelleri tarafından iyi ortamlarda uygulanıyor. İlgi o kadar arttı ki biz bunu sadece hastanelerde değil yeni aldığımız kararla artık aile hekimlerinin de geleneksel tıp tamamlayıcı uygulamalarına izin veriyoruz." dedi.
Okumuş, geleneksel tamamlayıcı tıp uygulama merkezlerine ilişkin de "Şu anda geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulama merkezi olan büyük hastanelerde yerleşmiş olan 83 tane merkezimiz var. Ünite açısından baktığımız zaman da 2 bin 150 tane de ünitemiz var. 14 bin civarında da bu konuda sertifika almış sağlık profesyoneli bulunmaktadır." bilgisini paylaştı.
"Uluslararası çalıştay yapılacak"
Okumuş, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarında genellikle Uzak Doğu ve Çin'in öncü olduğunu ancak geleneksel tıbbın Anadolu tıbbının temelini oluşturduğunu söyledi.
Türkiye'nin zengin bitki örtüsünün özellikle fitoterapi alanında önemli bir avantaj sağladığını da dile getiren Okumuş, kongreye komşu ülkeler, Türk cumhuriyetleri, Orta Doğu, Mısır, Moğolistan ve Japonya'dan katılımlar olacağını belirtti.
Okumuş, kongre ile eş zamanlı olarak ayrıca Türkiye'de ilk defa, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının dünü, bugünü ve yarını temasıyla 21 farklı ülkenin katılımıyla uluslararası bir çalıştay gerçekleştirileceğini kaydetti.

Bakan Işıkhan: Diyabet hastası evlatlarımız 76 binden fazla reçeteyi karşıladık
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, NSosyal hesabından, Tip 1 diyabet hastalarının tedavilerine ilişkin paylaşımda bulundu.
Bakan Işıkhan, 18 yaşın altında olup, diyabet hastalığıyla mücadele edenlerin yaşam kalitelerini artırıp, hasta ailelerine maddi destek sağladıklarını belirtti.
Işıkhan, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
"18 yaş altındaki Tip 1 Diyabet hastası evlatlarımız için sürekli cilt altı glukoz izlem cihazlarını Sosyal Güvenlik Kurumumuz aracılığıyla geri ödeme kapsamına almıştık. 2024 yılı aralık-2025 yılı eylül arasında, 610 milyon liraya yakın ödeme bedeli olan 76 binden fazla reçeteyi evlatlarımız için karşıladık.
23 yıldır attığımız her adımda milletimizin iyiliğini ve toplumumuzun yararını önceledik. Bundan sonrasında da bu gayretle çalışmaya devam edeceğiz."

-
Balkan Günlüğü Gazetesi
- Sağlık Bakanı Memişoğlu, 3. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi’nde konuştu:
Sağlık Bakanı Memişoğlu, 3. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi’nde konuştu:
”DSÖ ile yürüttüğümüz görüşmeler sonucunda, GETAT alanında bir DSÖ İşbirliği Merkezi’nin Türkiye’de açılması için resmi süreci başlattık. Bu adım, ülkemizin geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanındaki uluslararası rolünü daha da güçlendirecek, Türkiye’yi bu alanda bir bölgesel merkez haline getirecektir” – “Elimde tuttuğum küçük kağıttan gemi belki kırılgan, belki zayıf görünüyor ama aslında içinde bir çocuğun yaşama hakkını, bir annenin duasını, bir insanlığın vicdanını taşıyor. Bu gemi, sadece Gazze’ye değil, hepimizin yüreğine sesleniyor. Çocuklar ölmesin, sağlık hakkı engellenmesin, insanlık onuruyla yaşasın”
İSTANBUL (AA) – Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile yürütülen görüşmeler sonucunda, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) alanında DSÖ İşbirliği Merkezi’nin Türkiye’de açılması için resmi süreci başlattıklarını belirterek “Bu adım, ülkemizin geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanındaki uluslararası rolünü daha da güçlendirecek, Türkiye’yi bu alanda bir bölgesel merkez haline getirecektir.” dedi.
Memişoğlu, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sağlık Bakanlığı ve USHAŞ organizasyonu ile DSÖ işbirliğiyle İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenen 3. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi’nin açılışındaki konuşmasında, sağlığın yalnızca hastalıkların tedavisi değil, bireyin, toplumun ve çevrenin bir bütün olarak korunması, geliştirilmesi ve geleceğe taşınması olduğunu söyledi.
Bu yaklaşımın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı vizyonunun sağlık alanındaki karşılığı olan Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunun özünü yansıttığını belirten Memişoğlu, “Geleneksel ve tamamlayıcı tıp insan odaklı ve bütüncül bir anlayışla ele alıyor, koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modelimizle tam bir bütünlük kuruyoruz.” diye konuştu.
Memişoğlu, Anadolu’nun binlerce yıl boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptığını, şifa sanatının, bilimin ve merhametin merkezlerinden biri olduğunu vurgulayarak “Kayseri’de Gevher Nesibe Sultan’ın öncülüğünde kurulan Darüşşifa, yalnızca bir hastane değil, hem tıp eğitiminin hem de hasta bakımının aynı çatı altında buluştuğu, insanı merkeze alan anlayışın en güçlü örneklerinden biridir. Bu köklü miras bizlere, sağlığın sadece hastalıkları iyileştirmekten ibaret olmadığını, korunması, geliştirilmesi ve geleceğe taşınması gereken bütüncül bir emanet olduğunu hatırlatmaktadır.” değerlendirmesini yaptı.
• ”Dünyada da referans alınabilecek standartları hayata geçirmeyi hedefliyoruz”
Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği’yle güçlü bir yasal çerçeve kazandırdıklarının altını çizen Memişoğlu, bilimsel temele dayalı, modern tıp ile entegre uygulamalar geliştirmek amacıyla TÜSEB bünyesinde Türkiye GETAT Enstitüsünü kurduklarını anlattı.
Memişoğlu, “Bugün geldiğimiz noktada 84 GETAT Uygulama Merkezi, 2 bin 160 uygulama ünitesi, 26 bini aşkın sertifikalı sağlık çalışanlarımızla akupunktur, fitoterapi, mezoterapi, kupa terapisi, hipnoz, apiterapi, refleksoloji, osteopati ve müzikterapi dahil 15 farklı yöntemi etik ve bilimsel standartlar çerçevesinde vatandaşımızın hizmetine sunuyoruz. Ayrıca aile hekimlerimizin sertifika almaları halinde akupunktur ve fitoterapi gibi uygulamaları doğrudan yapabilmelerini sağlayarak, bu hizmetlerin vatandaşımıza en yakın noktadan güvenli ve erişilebilir şekilde sunulmasının önünü açtık.” ifadelerini kullandı.
Bugün itibarıyla 38 aile hekimliği biriminin sertifikalarını alarak yetkinliğe sahip olduğunu aktaran Memişoğlu, şöyle devam etti:
“Böylece hem kayıtlı ve izlenebilir bu uygulamaları yaygınlaştırıyor hem de vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına hızlı ve etkili çözümler sunuyoruz. Amacımız geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının etkinliğini ve güvenilirliğini, kanıta dayalı bilimsel araştırmalarla desteklemek, ulusal ölçekte klinik rehberler hazırlamak, saha araştırmaları yürütmek ve güçlü veri tabanları oluşturmaktır. Bu sayede yalnızca ülkemizde değil, bölgemizde ve dünyada da referans alınabilecek standartları hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda uluslararası akreditasyona sahip test ve analiz laboratuvarlarını hayata geçirerek tıbbi ürünlerin kalite, güvenlik ve etkileşim profillerini bilimsel temellere dayandırıyoruz.”
Memişoğlu, hekimler ve sağlık çalışanları için eğitim ve sertifikasyon süreçlerini güçlendirdiklerini vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Tıp fakültelerimizde geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın müfredata dahil edilmesi için gerekli adımları atmış bulunuyoruz. Bunun yanında, toplum sağlığını koruyan ve geliştiren politikalarla GETAT uygulamalarını bütünleştiriyor, sağlık turizmi ve kültürel miras rotaları ile Anadolu tıbbını uluslararası düzeyde görünür kılmayı hedefliyoruz. Bu çalışmalarımızı yalnızca ulusal ölçekte değil, küresel düzeyde de geliştirmek için DSÖ başta olmak üzere farklı ülkelerin enstitüleriyle iş birliklerimizi artırıyoruz. DSÖ ile yürüttüğümüz görüşmeler sonucunda, GETAT alanında bir DSÖ İşbirliği Merkezinin Türkiye’de açılması için resmi süreci başlattık. Bu adım, ülkemizin geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanındaki uluslararası rolünü daha da güçlendirecek, Türkiye’yi bu alanda bir bölgesel merkez haline getirecektir.”
Memişoğlu, kongrenin sadece bilimsel bir bilgi paylaşım zemini olmadığını belirterek, aynı zamanda uluslararası işbirliklerinin, ortak araştırmaların ve karşılıklı deneyimlerin filizleneceği bir buluşma noktası olduğunu kaydetti.
Dünyanın farklı ülkelerinden sağlık alanında söz sahibi değerli bakanların ve bilim insanlarının bulunmasının kongreyi yalnızca Türkiye için değil, insanlığın ortak geleceği için de anlamlı bir platforma dönüştürdüğünü dile getiren Memişoğlu, kongrede paylaşılan vizyonun bir sağlık politikasından çok daha fazlası olduğunun altını çizdi.
Memişoğlu, “Bu vizyon Sağlıklı Türkiye Yüzyılı hedefimizin ve koruyan, geliştiren, üreten sağlık modelimizin insanlığın ortak geleceğine sunduğu güçlü bir katkıdır. Çünkü geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın gerçek gücü, milletin yüzyıllar boyunca geliştirdiği bilgi ve tecrübeyi, modern bilimin ışığında insanlığın hizmetine sunabilmesinde yatmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
• ”Şifa yalnızca ilaçla değil, kalpten kalbe kurulan köprülerle de taşınır”
Memişoğlu, kongrede insanlığa şifa sunan yolları konuşurken, Gazze’de yaşanan büyük insani trajediyi de göz ardı edemeyeceklerini dile getirdi.
En temel hak olan yaşam hakkının ihlal edildiği, hastanelerin ve sağlık çalışanlarının hedef alındığı, ilaç ve tedaviye erişimin engellendiği bu tablonun yalnızca bölgenin değil, insanlığın ortak vicdanını derinden yaraladığını vurgulayan Memişoğlu, şunları kaydetti:
“Bakın, bu elimde tuttuğum küçük kağıttan gemi belki kırılgan, belki zayıf görünüyor ama aslında içinde bir çocuğun yaşama hakkını, bir annenin duasını, bir insanlığın vicdanını taşıyor. Bu gemi, sadece Gazze’ye değil, hepimizin yüreğine sesleniyor. Çocuklar ölmesin, sağlık hakkı engellenmesin, insanlık onuruyla yaşasın. Biz inanıyoruz ki şifa yalnızca ilaçla değil, kalpten kalbe kurulan köprülerle de taşınır. Bu küçük gemi, Gazze’ye uzanan merhametin, dayanışmanın ve insanlık onurunun sembolüdür. Diliyorum ki bu gemi, Gazze’nin karanlık sularına ışık taşısın, yaralı kalplere umut, çocuklara yarın olsun.”
Programa ayrıca, DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus da video mesaj gönderdi.
Programda, Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’nda bütüncül tıp yaklaşımıyla sağlık hizmet sunumuna katkı yapan hastane yöneticileri ve hastanelerinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp birimi hekimlerine teşekkür belgesi verildi.
Aile fotoğrafının çekinilmesinin ardından Bakan Memişoğlu ve beraberindekiler kongredeki stant ve sergi alanını gezdi.
Programa Azerbaycan, Bulgaristan, Moğolistan, Suriye ve Gürcistan’dan sağlık bakanlığı yetkilileri, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, Sağlık Bakanı yardımcıları, milletvekilleri ile İstanbul İl Sağlık Müdürü Abdullah Emre Güner ve çok sayıda kişi katıldı.
31 ülkeden yaklaşık 1700 katılımcının yer aldığı kongre, 3 gün sürecek.
Kahvaltı Başarıyı Besliyor: Okul Çağında Düzenli Beslenme Şart

Türk Kanser Derneği’nden Uyarı: “Olmaz Deme Hiç”

Kazanç artar, tatmin azalabilir: Gerçek huzur içsel dengede saklı

UV ışınları kışın da zararlı: "Güneş kremi her mevsim kullanılmalı"
-
haberglobal.com.tr
- Uzmanlar uyarıyor: Kesintiden sonra şebekeden akan ilk su sağlıklı değil, özellikle risk grubundakiler dikkatli olmalı
Uzmanlar uyarıyor: Kesintiden sonra şebekeden akan ilk su sağlıklı değil, özellikle risk grubundakiler dikkatli olmalı
Kriter engeline takılan kanser hastası Hasan, ilaçlarını alamıyor
Çocuklarda işitme kaybına yol açabilen orta kulak iltihabının belirtileri neler?
Tağşiş listesine yenileri eklendi: Sucuğa baş eti pekmeze şeker...
Bakanlık, sağlığı tehlikeye düşürebilecek gıdaların ve taklit-tağşiş yapılan ürünlerin markalarını ve üreticilerini guvenilirgida.tarimorman.gov.tr adresinden paylaşmaya devam ediyor.
Güncel listeye eklenen ürünler arasında 2’si doğrudan sağlık riski taşıyan ürünler olarak belirlendi.
Zeytinyağı, bal, kıyma ve sucuk gibi günlük hayatta sık tüketilen ürünler de listede yer alıyor.
Yapılan denetimlerde bazı “dana kıyma” etiketli ürünlerin aslında kanatlı eti içerdiği tespit edildi.
Ayrıca pekmez ürünlerine şeker ilavesi yapılırken, bir bitkisel karışımlı macunda da ilaç etken maddesi bulunduğu belirlendi.
Bakanlık yetkilileri, tüketicileri etiketi ve içeriği dikkatle kontrol etmeleri konusunda uyarıyor.
İşte tağşiş ve tüketiciyi sağlığını tehlikeye atacak ürünler:
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()

Bilim insanları Trump'ı yalanladı
Kadınlarda kalp krizinin nedenleri erkeklerden farklı
Dünyada en ölümcül bulaşıcı hastalık: Bu belirtilere dikkat!
-
Diriliş Postası
- Bilim insanları, neden daha fazla şeker tükettiğimize dair şaşırtıcı bir sebep buldu
Bilim insanları, neden daha fazla şeker tükettiğimize dair şaşırtıcı bir sebep buldu
Cardiff Üniversitesi’nden çevre bilimi ve sürdürülebilirlik uzmanı Pan He’nin de yer aldığı araştırma, 2004-2019 yılları arasında ABD hanelerinin gıda satın alma verilerini inceledi.
Bu veriler, bölgesel hava durumu bilgileriyle karşılaştırıldığında, sıcaklık yükseldikçe şekerli içecek ve tatlı tüketiminin arttığı görüldü.
Araştırmaya göre her 1 santigrat derecelik sıcaklık artışında kişi başına günlük 0,7 gram daha fazla ilave şeker tüketiliyor. Etki, özellikle 20-30 santigrat derece aralığında belirginleşiyor.
Düşük gelirli gruplar daha riskli
Çalışma, düşük gelirli ve düşük eğitim seviyesine sahip hanelerde etkinin daha güçlü olduğunu gösterdi. Bu grupların şekerli ürünlere erişimi daha kolay ve ucuz olduğu için sıcak havalarda bu ürünlere yönelme oranı artıyor.
Ayrıca klima kullanımının daha az olması da bu eğilimi güçlendiriyor.
Araştırmacılar, 2095 yılına kadar eğer sera gazı emisyonları azaltılmazsa ABD genelinde kişi başı günlük şeker tüketiminin 3 gram artabileceğini öngörüyor. Bu artış, obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskini daha da yükseltecek.
Uzmanlardan uyarı
Amerikan Kalp Derneği, günlük alınan kalorinin en fazla yüzde 6’sının ilave şekerden gelmesini öneriyor. Bu, erkekler için günde 36 gramı, kadınlar içinse 26 gramı geçmemeli.
Çalışmaya katılmayan Cambridge Üniversitesi’nden Charlotte Kukowski, araştırmanın “iklim değişikliğinin insan sağlığını nasıl etkileyebileceğine dair göz ardı edilen bir boyutu” ortaya koyduğunu belirterek, en savunmasız kesimlerin hem sıcaklığa en çok maruz kalan hem de beslenme kaynaklı hastalıklara en açık gruplar olduğuna dikkat çekti.
Araştırmacılar, bu ilişkinin farklı bölgelerde de incelenmesi gerektiğini vurguluyor. Uzmanlara göre, iklim değişikliğine uyum politikalarının bir parçası olarak şeker tüketiminin de yönetilmesi gündeme gelebilir.

İstanbul'da aile hekimliklerinde bu yıl 252 bin 569 kişiye kanser taraması yapıldı
Her yıl 3-9 Eylül tarihleri arasında kutlanan Halk Sağlığı Haftası kapsamında değerlendirmelerde bulunan Güner, Türkiye'de 2002 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde başlatılan "Sağlıkta Dönüşüm Projesi" ile dünyaya örnek teşkil eden sağlık hizmetlerinin sunulduğunu söyledi.
Türkiye'nin tedavi hizmetlerinde dikkati çektiğini belirten Güner, "'Dünyanın sağlık başkenti İstanbul' olarak betimlediğimiz bu sistemde, 201 ülkeden 500 bine yakın kişi, İstanbul'da sağlık hizmeti almayı tercih etti. Ondan dolayı 'dünyanın sağlık başkenti' diyoruz. İstanbul'da yaşayan 16 milyon kişinin sağlığını korumak bizim ana önceliğimiz." dedi.
Güner, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun öncülüğünde Sağlıklı Türkiye Yüzyılı Vizyonu ile geliştiren ve üreten sağlık modeli çerçevesinde hizmet vermeye çalıştıkları kaydetti.
Öncelikle koruyucu hekimlik kapsamında sağlıklı yaşamı teşvik edip hastalıkların önüne geçmeyi, topluma ve ekonomiye yük olabilecek büyük sağlık sorunlarını önlemeyi amaçladıklarını vurgulayan Güner, "2010'da İstanbul'da faaliyete geçen aile hekimliğiyle beraber tüm İstanbul'un dört bir noktasında her bir vatandaşın sağlığını aslında onlardan önce, onların haberi olmadan takip ediyoruz." ifadesini kullandı.
Güner, İstanbul'da geçen hafta 1100'üncü aile sağlığı merkezini açtıklarını, bu hafta da 1101'inci merkezin hizmete gireceğini belirterek, 4 bin 900 aile hekiminin kentte sağlık hizmeti verdiğini söyledi.
"Sağlık avukatları" olarak nitelendirdiği aile hekimlerine kişilerin hastalıkta ve sağlıkta başvurabileceğini dile getiren Güner, İstanbul'da yılbaşından beri yapılan 84 milyon muayeneden 25 milyonunun aile hekimliklerinde gerçekleştiğine dikkati çekti.
Kanser taramaları
Aile hekimlikleri ve sağlıklı hayat merkezlerinde kanser taramaları da yapıldığını, özellikle serviks (rahim ağzı), kolon ve meme kanserlerinde erken teşhis ve takibe önem verildiğini anlatan Güner, şunları kaydetti:
"2025 yılının ilk gününden itibaren 252 bin 569 kanser taraması yapmışız. Son iki yılda aile hekimine başvurmuş veya aile hekiminin tavsiyesiyle taramasını yaptırmış 522 kanser tanılı hasta bulunuyor. Bunlar erken teşhis aldılar. İstanbul'un bununla ilgili özel bir uygulaması var. Eğer siz taramanızı, aile hekimliğine yaptırdıysanız riskli çıktığınız noktada ileri teşhisinizi, yani eğitim araştırma hastanemizde, şehir hastanelerinde randevunuzu, kanser ve tarama merkezinde kurduğumuz yaşam koçları, sağlık koçları dediğimiz personelimiz, arkadaşlarımız alıyor. Yani sizi arıyor, dönüp diyor ki 'Neredesiniz, nerede oturuyorsunuz, ne zaman gidebilirsiniz?' En uygun randevuyu MHRS sisteminden bağımsız bir şekilde alıyor. Biz bununla 522 kişiyi, şu anda hayata tutundurmuş oluyoruz."
Aşılama, topuk kanı ve otizm tarama programları
Güner, aile hekimliklerinde çocukların doğdukları andan itibaren koruyucu sağlık hizmetine başlandığını ve hayatlarının sonuna kadar sağlığının takip edildiğini dile getirdi.
İstanbul'da 8 ayda 13 hastalığa karşı 2 milyon 421 bin doz çocukluk çağı aşısı uygulandığını bildiren Güner, Türkiye'de yüzde 95'in üzerinde aşılamanın sağlandığını ve bu sistemin çok başarıyla yürütüldüğünü vurguladı.
Yenidoğan bebeklerden alınan topuk kanıyla beş genetik hastalığın tespit edildiğini kaydeden Güner, "Çocuklarımız doğar doğmaz ve 48'inci saatinde, yani ikinci günde aldığımız numunelerle 75 bin çocuğun yılbaşından itibaren topuk kanını taradık. Her doğan çocuğa bu yapılıyor ve 291 bebekte kalıtsal hastalık tespit edildi. Bunlar erken teşhis yapılmadığında mental retardasyonu, gelişim geriliği geri döndürülemez sıkıntılı çocuklar. Allah'ın izniyle bu çocuklarımız çok güzel bir şekilde, arkadaşları gibi yaşamlarına devam edecekler." diye konuştu.
Güner, otizm tarama programı kapsamında ise bu yıl 94 bin 492 çocuktan 3 bin 764'ünün riskli bulunduğunu, bu çocuklara aileleriyle birlikte tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde destek sağlandığını ifade etti.
SMA taraması, bağımlılık ve obeziteyle mücadele desteği
Doğumdan önce de hastalıkların önüne geçmeyi planladıklarının altını çizen Güner, 2021'den beri evlilik öncesi SMA taramasına başvuran çiftlerden alınan 413 bin 300 numuneden 27 bin 605'inde risk tespit edildiğini aktardı.
İl Sağlık Müdürü Güner, Sağlıklı Yaşam Merkezlerinde bağımlılık ve obeziteyle mücadele kapsamında koruyucu sağlık hizmeti verdiklerini de sözlerine ekledi.

BioNTech'ten kanserde umut vadeden ilaç
BioNTech'ten yapılan açıklamada 3. faz testlerde hedefe yönelik bir ilaç olan BNT323 kod adlı ilacın artık cerrahi olarak tedavi edilemeyen "HER2 pozitif meme kanseri"ni yavaşlatmada etkili olduğu kaydedildi.
Biontech'in kurucu ortaklarından Özlem Türeci gelişmeyi bir dönüm noktası olarak niteledi.
Bu çalışma BioNTech’in ileri aşama onkoloji programları arasında ilk büyük başarısı oldu.
BioNTech ve ilacı geliştirirken birlikte çalıştığı Çinli ortağı "Duality Biologics" (dualiti bayolociks) ilacın Çin dışında da geliştirilmesinin planlandığını duyurdu.
Şu an için ilacın piyasaya çıkış tarihi belli değil.
Çin dışındaki ülkelerde de onay alınabilmesi için çalışmalar sürüyor.

Eczanelerde yeni dönem: 81 ilde uygulanmaya başladı
Türkiye’de sağlık sektöründe dikkat çeken bir yeniliğe imza atıldı. 81 ilde uygulamaya başlanan yeni uygulamayla birlikte artık tüm veriler anlık olarak e-Nabız sistemine aktarılacak.
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından yapılan yeni düzenlemeyle birlikte, artık eczanelerde yapılan temel sağlık ölçümleri artık doğrudan e-Nabız sistemine aktarılacak.
Yeni uygulama sayesinde hem vatandaşlar hem de doktorlar için kronik hastalıkların takibi daha hızlı ve kolay olacak.
DİJİTAL ORTAMDA KAYIT ALTINA ALINACAK
Yeni uygulamayla birlikte eczanelerde yapılan ateş, tansiyon, boy, kilo ve bel çevresi ölçümleri tek tek dijital sisteme işlenecek.
Bu veriler “Reçetem” uygulaması üzerinden kaydedilerek anında e-Nabız’a yansıyacak. Vatandaşlar kendi sağlık değerlerini pratik şekilde görüntüleyebilecek, doktorlar ise hastalarının güncel bilgilerini takip edebilecek.
Özellikle kronik rahatsızlığı olan kişiler için büyük avantaj sağlayan bu uygulama, hekimlerin tedavi süreçlerini daha etkin yönetmesine olanak tanıyor. Rutin kontrollerin düzenli yapılması kolaylaşırken, olası sağlık sorunlarına erken müdahale imkanı da artacak.

Kanserde yeni umut! Rusya’dan aşı müjdesi
Rusya’da kanserle mücadelede önemli bir adım atıldı. Federal Tıp ve Biyolojik Ajans Başkanı ve eski Sağlık Bakanı Veronika Skvortsova, ülkede geliştirilen kanser aşısının klinik öncesi denemelerden başarıyla geçtiğini duyurdu.
Skvortsova, üç yıllık verilerin aşının güvenliğini ve etkinliğini kanıtladığını belirterek, tümör hacminde yüzde 60 ila 80 oranında küçülme ve yaşam süresinde artış sağlandığını açıkladı.
İLK HEDEF KOLOREKTAL KANSER
Skvortsova, aşının öncelikli olarak kolorektal kanser tedavisinde uygulanacağını söyledi. Bunun yanı sıra glioblastoma gibi beyin tümörleri ve hızla ilerleyen özel melanoma türlerinin de sonraki aşamalarda hedefleneceğini vurguladı.
Göz zarında ortaya çıkan melanomaya da dikkat çeken Skvortsova, “Çok tehlikeli ve hızlı ilerleyen bu tür vakalar da önceliklerimiz arasında” dedi.
2025’TE KLİNİK UYGULAMA BAŞLAYABİLİR
Skvortsova, aşının klinik kullanımına başlanabilmesi için gerekli belgelerin Rusya Sağlık Bakanlığı’na sunulduğunu açıkladı. 2025 yazı itibarıyla klinik uygulamaların başlayabileceği kaydedildi.
Daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkenin kanser aşısı geliştirmede “çok yakın” bir noktaya geldiğini belirtmişti. Sağlık Bakanı Mihail Muraşko da geçtiğimiz yıl aşıların preklinik testlerden geçtiğini kamuoyuna duyurmuştu.

Sağlık meslek mensuplarının görev ve yetki alanları yeniden tanımlandı
Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, "Sağlık Meslek Mensupları ile Sağlık Hizmetlerinde Çalışan Diğer Meslek Mensuplarının İş ve Görev Tanımlarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik" ile sağlık meslek mensuplarının görev ve yetki alanları, sağlık hizmeti ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden tanımlandı.
Yönetmelikle, anestezi teknikerlerinin görev ve yetki alanları sağlık hizmetlerinin gereklerine uygun şekilde netleştirilip açık şekilde tanımlandı.
Diş protez teknikerlerinin iş ve görev tanımları güncellendi, mesleğin standartları netleştirildi. Sağlık bakım teknisyenlerinin kişisel bakım, refakat, ilaç ve numune süreçlerindeki rolleri yönetmelik kapsamına alındı, mevcut görev tanımları güncellenerek hizmetin etkinliği artırıldı.
Ayrıca, nükleer tıp teknikerlerinin iş ve görev tanımları yapıldı, kritik tanı ve tedavi süreçlerinin bu alanda özel eğitim almış personel tarafından yürütülmesi sağlandı.
Açıklamaya göre, düzenlemeyle hem meslek mensuplarının görev ve sorumlulukları netleştirildi hem de ülke genelinde uygulama birliği sağlanarak sağlık hizmetlerinde standartlaşma güçlendirildi.

Bilim insanları açıkladı! Mavi gökyüzü parçacıkları neden görülüyor?
Gözlerimizi gökyüzüne, beyaz bir ekrana ya da kar gibi parlak bir zemine çevirdiğimizde zaman zaman “küçük kurtçuklar” ya da ipliksi yapılar gibi hareket eden gölgeler fark ederiz. Bu olaya halk arasında “gözde uçuşan cisimler” denirken, bilimsel adı Muscae volitantes yani “uçan sinekler”dir.
Aslında bunlar sinek değil; gözün içinde, lens ile retina arasında bulunan jel benzeri vitreus sıvısında dolaşan küçük dokular, protein kümeleri ya da kırmızı kan hücreleridir. Gözümüzden gelen ışık retinaya ulaştığında bu yapılar hareket eder ve gölge oluşturarak görme alanımızda ilginç şekiller belirmesine neden olur.
Bununla birlikte, gözümüzde gördüğümüz tek optik yanılsama bunlar değildir. Bilim insanları, “mavi alan entoptik fenomeni” adı verilen başka bir olayı da açıklıyor. Halk arasında “mavi gökyüzü parçacıkları” olarak bilinen bu etki, aslında retinadaki kılcal damarlarda dolaşan beyaz kan hücrelerinden kaynaklanıyor.
Mavi ışık, kırmızı kan hücreleri tarafından emilirken plazma ve beyaz kan hücreleri tarafından emilmediği için gökyüzüne baktığımızda bu hücrelerin hareketlerini görebiliyoruz. Yani, gözlerimiz bazen kendi bağışıklık hücrelerimizi gözler önüne seriyor.

Astım ve enfeksiyon riski! Burun kıllarının gizli görevi
İnsan evrimi boyunca vücuttaki kılların büyük kısmı kaybolmuş olsa da, burun ve kulaklardan çıkan kıllar özellikle yaş ilerledikçe dikkat çekici hale geliyor. Pek çok kişi bu kılları yolma, ağda yapma ya da tamamen temizleme eğiliminde. Ancak uzmanlara göre bu alışkanlık sandığımızdan daha riskli olabilir.
1896 yılında The Lancet dergisinde yayımlanan bir hipoteze göre burun kılları (vibrissae), mikroplara karşı bir filtre görevi görüyor. Hatta 2011’de yapılan bir araştırmada, burun kılları daha seyrek olan kişilerin astıma yakalanma riskinin daha yüksek olduğu belirlendi. Araştırmacılar, burun kıllarının filtreleme etkisinin solunum yollarını koruyabileceğini öne sürdü.
Öte yandan, burun kıllarını kısaltmak nefes alışverişini kolaylaştırabiliyor. Ancak bu durum, mikropların daha rahat içeri girmesine yol açabileceği için tartışmalı. Ayrıca burun kılları büyük partikülleri yakalamada etkili olsa da virüslere karşı aynı korumayı sağlamıyor.
En riskli yöntemler ise yolma ve ağda. Kulak burun boğaz uzmanı Dr. Nicole Aaronson’a göre, bu yöntemler kıl kökünde enfeksiyona, hatta apselere yol açabiliyor. Daha güvenli bir tercih, kılları tamamen almak yerine sadece makas ya da özel cihazlarla kısaltmak.
Burun kıllarının tek faydası mikrop filtrelemek değil. Onlar aynı zamanda vücudun ilkel alarm sistemlerinden biri. Üzerine polen veya yabancı bir cisim düştüğünde hapşırmaya neden oluyor. Ayrıca burun içindeki nemi tutarak solunan havayı nemlendiriyor ve solunum yollarını kurumasına karşı koruyor.

Damar tıkanıklığında yeni faktör: Plastik kirliliği
Plastikler artık hayatın her yerinde; hatta insan vücudunun kalp, akciğer ve plasenta gibi kritik organlarında bile izlerine rastlanıyor. İtalya’da yapılan yeni bir araştırma, mikroplastiklerin damar sağlığına dair endişeleri artıracak çarpıcı bulgular ortaya koydu.
Napoli’deki Campania Üniversitesi’nden Raffaele Marfella liderliğinde yürütülen çalışmada, 257 hastanın damar tıkanıklığını açmak için yapılan ameliyatlarda çıkarılan yağlı plaklar incelendi. Araştırmacılar, bu plakların yaklaşık yüzde 60’ında polietilen, yüzde 12’sinde ise PVC parçacıkları tespit etti.
Üç yıla yakın takip edilen hastalar arasında, damarlarında mikroplastik bulunanların felç, kalp krizi ya da ölüm riskinin 4,5 kat daha yüksek olduğu belirlendi. Mikroskop altında yapılan incelemelerde, bağışıklık hücrelerinin içinde ve yağlı plaklarda pürüzlü plastik parçaları da gözlemlendi.
Laboratuvar deneyleri daha önce mikroplastiklerin kalp hücrelerinde iltihaplanma ve ritim bozukluğu gibi sorunlara yol açabileceğini göstermişti. Ancak bu yeni bulgular, mikroplastiklerin insan sağlığındaki etkilerine dair en somut işaretlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, çalışmanın gözlemsel nitelikte olduğunu ve doğrudan nedensellik kurulamayacağını vurgulasa da, mikroplastiklerin damarlarda birikmesi kalp-damar hastalıklarıyla bağlantılı olabileceği konusunda ciddi soru işaretleri uyandırıyor.

Kahramankazan’da Sağlık Seferberliği: Erken Teşhis Hayat Kurtarıyor

Bağımlılık: Beynin Sessiz Dönüşümü

-
Takvim Gazetesi
- Elma sirkesinin mucizevi etkileri: Sivilceden migrene kadar birçok soruna doğal çözüm
-
Takvim Gazetesi
- Kadınları tehdit eden haşimato hastalığına dikkat: Halsizlik ve kas ağrısıyla ortaya çıkıyor
"Ulusal Doku ve Hücre Bankacılığı" sistemi hayata geçiyor
Sağlık Bakanlığı, Ulusal Doku ve Hücre Bankacılığı Sistemi'ni hayata geçiriyor. Artık ameliyat ve tedavilerde, ithal doku ve hücre ürünlerinin yerine hastaların kendi hücre ve dokularından veya uygun donörlerden alınan hammaddelerden elde edilen yerli üretim ürünler kullanılacak. Bu sayede bağışıklık sistemi reddi riski en aza indirilecek ve tedavi başarı oranları artırılacak. Ülke genelinde kurulacak olan Hücre ve Doku Ürünleri Üretim Merkezlerinde ürünler yerli imkânlarla üretilecek. Hücre ve Doku Ürünleri Üretim Merkezleri sayesinde yerli üretim kapasitesi artırılacak ve dışa bağımlılık büyük ölçüde azaltılacak.
ÜRETİM, UYGULAMA VE TEDAVİ SÜREÇLERİ İZLENECEK
Sağlık Bakanlığı, tedavilerin güvenli şekilde uygulanabilmesi için ürünlerin üretimden kullanım aşamasına kadar tüm sürecini dijital ortamda takip edecek. Geliştirilen takip sistemiyle, hangi ürünün, hangi hastaya, nerede ve kim tarafından uygulandığı güvenli şekilde dijital ortamda kayıt altına alınacak ve izlenecek.
ÜRETİM GÜVENLİĞİ SAĞLANACAK
İnsan doku ve hücrelerinden elde edilen hammaddeler, yüksek biyogüvenlik standartları altında toplanacak. Üretim, Hücre ve Doku Ürünleri Üretim Merkezlerinde, Sağlık Bakanlığı ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) denetiminde gerçekleştirilecek. Böylece üretim güvenliği ve ürün kalitesi en üst düzeye çıkarılacak.
YENİ TEDAVİ YÖNTEMLERİ GELİŞTİRİLECEK
Kişiye özel tedavi ürünleri, Sağlık Bakanlığı öncülüğünde ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) koordinasyonunda yürütülecek çalışmalarla geliştirilecek. Bu sayede yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ve ürün çeşitliliğinin artırılmasına da katkı sağlanacak. Geleceğin tedavisi olan kişiye özel üretilecek ürünler ile hastaların tedavi etkinliği üst seviyelere çıkarılacak.
VATANDAŞLAR KOLAYDA FAYDALANABİLECEK
Tedavi ihtiyacı hekimler tarafından belirlenecek ve reçetelenen ürünler hastane eczaneleri, yetkili merkezler ve Devlet Malzeme Ofisi (DMO) aracılığıyla vatandaşlara ulaştırılacak. Hastaların ürün ve tedavilere erişimleri Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nca güvenli ve uygun şartlarda sağlanacak.

Kütahya'da bağırsak hastalıklarının tedavisi için bor mineralli ürün geliştirildi
Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi (KSBÜ) Tıp Fakültesinde 2019 yılında kurulan Araştırma Laboratuvarı Uygulama ve Araştırma Merkezinde (KUYAM) AR-GE çalışmalarının yanı sıra hücre kültürü, preklinik (klinik öncesi) araştırmalar, hayvansal deney çalışmaları yürütülüyor.
Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığınca (TÜSEB) desteklenen projeyle bağırsak hastalıklarının tedavisine yönelik ürün geliştirmek için KUYAM'da 3 yıl önce başlatılan çalışma olumlu sonuç verdi.
"BOROBİYOTA" adı verilen ürünle ilgili şu ana kadar 3 uluslararası bilimsel makale yayımlandı, projenin patent başvurusu da yapıldı
Ürünün patentinin alınmasının ardından hem fonksiyonel gıda hem de sağlıkta yenilikçi ürün olarak kullanılması hedefleniyor.
"Bor üzerinde yaptığımız çalışmalarımızla ülkemize katkı sağlamayı hedefliyoruz"
KUYAM Koordinatörü Doç. Dr. Fatih Kar, sağlık alanında Türkiye'nin güçlü bir AR-GE üssü olduğunu söyledi.
Kütahya'nın Türkiye'nin en büyük bor madeni rezervlerine sahip olduğunu belirten Kar, "Merkezimizde borla ilgili önemli bilimsel çalışmalar yapıyoruz. Milli ve yerli sloganıyla çıktığımız bu yolda, özellikle bor üzerinde yaptığımız sağlık alanındaki çalışmalarımızla ülkemize katkı sağlamayı hedefliyoruz." dedi.
Kar, TÜSEB tarafından desteklenen proje ile bağırsak hastalıklarının tedavisine yönelik ürün geliştirmek için 3 yıl önce çalışma başlattıklarını hatırlattı.
Bu kapsamda bağırsak hastalıklarının tedavisine yönelik çalışmalara başladıklarını anlatan Kar, şöyle konuştu:
"Bağırsağa bağlı olarak da beyin hastalıkları dediğimiz nörodejeneratif hastalıklar da ortaya çıkıyor. Literatüre baktığımızda 'ikinci beyin' olarak da tanımlanan bağırsaklarda milyonlarca bakteri yaşamakta ve bu milyonlarca bakteri acaba bu hastalıklara nasıl davranıyor. Bunun için biz bir proje geliştirdik. Bu proje fikirden ürüne dönüşme sürecine girmişti. Yaptığımız çalışmalarda bağırsak sağlığı bozulduğunda bu bakterilerin de yok olduğunu, bazılarının çoğaldığını, bazı yararlı bakterilerin ortamdan uzaklaştığını tespit ettik."
"Hem deneysel hem de hücre kültürü çalışmaları gerçekleştirdik"
Bağırsak hastalıklarının bakterilerle alakalı olabileceğinden yola çıkarak yararlı bakterilerin sayısının artırmak için çalışma yürüttüklerini dile getiren Kar, bunun için bor minerallerinden yararlanmaya karar verdiklerini anlattı.
Çalışmalarında bor mineralleri kullanmaya başladıklarını belirten Kar, şöyle devam etti:
"Biz yerli ve milli ürün olarak düşündüğümüz bor mineraliyle bu yararlı bakteriler olarak bilinen probiyotikleri nasıl arttırabiliriz, bu bağırsak hastalığına yakalanmadan önce nasıl bunu engelleyebiliriz diye yola çıktık. Yaptığımız çalışmalarda bor mineralinin yararlı bakterilerin yaşam alanını artırdığını ve hastalıkları önlemesinin yanı sıra aynı zamanda tedavi ettiğini belirledik. Bunun için hem deneysel hem de hücre kültürü çalışmaları gerçekleştirdik. Hayvan deneylerinde sadece bağırsak hastalığı değil, buna bağlı olarak Alzheimer, parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde de etkili olduğunu tespit ettik."
Kar, tüm bu çalışmaların sonunda bağırsak sağlığını düzenleyen ve nörodejeneratif hastalıkların tedavi edilmesine yardımcı olan "BOROBİYOTA" adını verdikleri bor mineralli ürün geliştirdiklerini söyledi.
Türkiye'de geliştirilen benzer ilaçların sınırlı sayıda olduğunu, borla geliştirilen başka bir çalışma olmadığını dile getiren Kar, "Araştırma merkezimizde yaptığımız bu çalışmalar borun etkinliğini ortaya koydu. Araştırmalarımızda tüm mikrobiyom analizini yani o milyonlarca bakterinin hangisinin faydalı olduğunu tespit ettik. Bunu borla nasıl artırdığımızı ortaya koyduk. Böyle bir çalışma henüz literatürde yok. Ürünümüzün prototipini gerçekleştirdik ve patent başvurusunu yaptık." ifadelerini kullandı.
Kar, çalışmalarda öğrenci ve akademisyenlerden oluşan merkezde görevli 10 kişilik bir ekibin emeği bulunduğunu sözlerine ekledi.

Beyin yaşlanmasının şifresi çözüldü! FTL1 proteini umut veriyor
Yeni bir araştırma, ferritin hafif zincir 1 (FTL1) adlı proteinin beyin yaşlanmasında kritik bir rol oynayabileceğini ortaya koydu. Bu bulgu, bilim insanlarına yaşa bağlı beyin bozulmalarını ve hastalıklarını anlamada yeni bir kapı aralıyor.
Çalışma, farklı yaşlardaki farelerin öğrenme ve hafızadan sorumlu bölgesi olan hipokampus karşılaştırılarak gerçekleştirildi. Araştırmacılar, yaşlı farelerde FTL1 seviyesinin daha yüksek, gençlerde ise daha düşük olduğunu tespit etti.
ABD’deki Kaliforniya Üniversitesi San Francisco (UCSF) ekibinin yürüttüğü çalışmada, genç farelerde FTL1 artırıldığında erken yaşlanma belirtileri görüldü. Buna karşılık, yaşlı farelerde bu proteinin seviyesi düşürüldüğünde hafıza ve öğrenme kabiliyetlerinin geri geldiği, yani beyin yaşlanmasının kısmen tersine döndüğü gözlemlendi.
Araştırmanın başyazarı Dr. Saul Villeda, “Bu yalnızca belirtileri geciktirmek değil, gerçekten bir geri dönüşüm. Yaşlanmanın etkilerini tersine çevirebiliyoruz” ifadelerini kullandı.
FTL1, vücuttaki demir depolama mekanizmasıyla bilinse de şimdiye kadar beyin yaşlanmasıyla ilişkilendirilmemişti. Çalışmada ayrıca, yüksek FTL1 seviyesinin sinir hücrelerinin dallanmasını engelleyerek nöronlar arası bağlantıyı zayıflattığı belirlendi.
Araştırmacılar, FTL1’in mitokondriler üzerindeki olası etkilerini de inceliyor. Mitokondriler yaşlanma sürecinde kilit bir role sahip olduğundan, bu proteinin beyin sağlığı üzerindeki etkilerinin kapsamı büyük önem taşıyor.
Henüz sadece farelerde kanıtlanan bu sonuçların insanlar için de umut verici olduğu belirtiliyor. Gelecekte FTL1’in Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde yeni bir hedef olabileceği düşünülüyor.

Bitkisel mi hayvansal mı? Beslenme biliminde yeni tartışma
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Kanser Araştırma Ajansı (IARC), yıllardır kırmızı eti (sığır, domuz, kuzu ve koyun eti) “insanlarda muhtemelen kanserojen” olarak sınıflandırıyor. İşlenmiş etler ise (sucuk, sosis, pastırma gibi) kesin kanserojen kabul ediliyor. Bu nedenle kırmızı etin sınırlı tüketilmesi gerektiği yönünde tavsiyeler bulunuyor.
Ancak Kanada’daki McMaster Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma, hayvansal protein tüketiminin kanserden ölümleri azaltabileceğini ileri sürdü. Fakat uzmanlara göre bu sonuç, göründüğü kadar basit değil.
ÇALIŞMANIN SINIRLARI
Araştırmada kırmızı et özelinde değil, “hayvansal protein” genelinde bir değerlendirme yapıldı. Yani kırmızı etin yanı sıra tavuk, balık, yumurta ve süt ürünleri de aynı kategoriye dahil edildi. Özellikle yağlı balıkların kansere karşı koruyucu etkisi olduğu bilinirken, bu durum kırmızı etin güvenli olduğunu kanıtlamıyor.
Ayrıca süt ürünlerinin bazı kanser türlerine karşı koruyucu, bazılarına karşı risk artırıcı etkilerinin olabileceği de biliniyor. Çalışma ise bu farklılıkları ayırt etmedi.
En dikkat çeken noktalardan biri ise araştırmanın ABD’nin en büyük kırmızı et lobisi olan National Cattlemen’s Beef Association tarafından finanse edilmiş olması. Ayrıca işlenmiş ve işlenmemiş etler arasındaki fark da göz önüne alınmadı.
BİTKİSEL PROTEİNLERİN SONUCU ŞAŞIRTTI
Araştırmada baklagiller, kuruyemişler ve soya ürünleri gibi bitkisel proteinler de incelendi. Sonuçlara göre bitkisel proteinler kanserden ölümler üzerinde güçlü bir koruyucu etki göstermedi. Bu bulgu, önceki çalışmalarla çelişiyor ve bilim çevrelerinde kafa karışıklığına yol açıyor.
DENGELİ BESLENME HÂLÂ EN SAĞLIKLI YOL
Uzmanlara göre bu araştırma, kırmızı etin sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmiyor. Çünkü aşırı kırmızı et tüketimi, kalp hastalıkları ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilmeye devam ediyor.
Beslenme bilimi, tek bir gıda türüne odaklanmak yerine genel beslenme alışkanlıklarını dikkate alıyor. Çeşitli protein kaynakları, bol sebze-meyve ve minimum işlenmiş gıdadan oluşan dengeli bir beslenme, en güvenilir sağlık yolu olmaya devam ediyor.

Tıp tarihinde bir ilk: Böbrekleri kurtaracak MikroRNA buldu
Araştırmacılar, miR-423-5p adı verilen bu mikroRNA’nın, böbreklerin mikrodamar sağlığını kan örnekleri üzerinden değerlendirmede güçlü bir biyobelirteç olduğunu ortaya koydu.
Önce farelerde, ardından 51 böbrek nakli hastasında yapılan incelemelerde, bu molekülün damar sağlığını yansıttığı görüldü.
Dahası, böbrek hasarı olan farelere miR-423-5p enjekte edildiğinde, küçük damarların korunduğu ve böbrek hasarının sınırlandığı gözlemlendi.
Klinik uygulamalar
Organ nakilleri ve kalp-damar cerrahisi gibi kan akışının geçici olarak durdurulduğu operasyonlarda, bu test sayesinde damar sağlığı erken dönemde değerlendirilebilecek.
Özellikle yaşlı, böbrek nakli geçirmiş ya da yüksek risk grubundaki hastaların daha etkin izlenmesine imkan tanıyacak.
Araştırmacılar, doğrudan enjeksiyon dışında, bu mikroRNA’yı böbreğe taşıyabilecek alternatif yöntemler üzerinde çalışıyor.
Daha geniş etkiler
Bu keşif yalnızca böbrek hastaları için değil, aynı zamanda kalp, akciğer ve nörodejeneratif hastalıklarda da faydalı olabilir.
Zira bu hastalıkların birçoğunda küçük damar kaybı, hastalığın ilerlemesinde önemli rol oynuyor.

İki içecek saç dökülmesi ve erken beyazlamayı tetikliyor
Bardaktaki içeceğiniz, başınızdaki saçlara zarar veriyor olabilir.
Yeni bir bilimsel derleme, Amerika’da en çok tüketilen iki içeceğin saç dökülmesi ve erken beyazlamayı tetikleyebileceğini ortaya koydu. Ama umut var: Yaygın bulunan basit bir takviye saçlarınızı korumaya yardımcı olabilir.
Haftada 3,5 litreden fazla şekerli içecek tüketiminin özellikle erkeklerde saç dökülmesiyle ilişkili olduğu belirtildi. Uzmanlar, fazla şekerin saç derisinde yağ üretimini artırarak iltihap ve tahrişe yol açtığını, bunun da saç köklerine zarar verdiğini ifade ediyor.
Alkolün ise vücudu susuz bıraktığı, besin emilimini bozduğu ve hormon dengesini olumsuz etkilediği, ayrıca oksidatif stresi artırarak saç köklerini ve saç rengini veren melanin üretimini zedelediği kaydedildi.
Çözüm: D vitamini ve dengeli beslenme
İncelenen beş farklı çalışmada, D vitamini seviyelerinin yüksek olmasının saç dökülmesini azalttığı ve saç büyümesini desteklediği görüldü. Araştırmacılar ayrıca demir, protein, soya ürünleri ve brokoli ile lahana gibi sebzelerin de saç sağlığına katkı sağladığını belirtiyor.
Uzmanlar, takviyelerin yanı sıra gerekli durumlarda ilaç tedavisi, lazer uygulamaları ve saç ekimi gibi yöntemlerin de devreye girebileceğini hatırlatıyor.
Dermatolog Dr. Susan Massick, “Saç dökülmesi belirginleşmeden önlem almak önemlidir” uyarısında bulundu.

'Cinisyet değiştirmenin' önü mü açılıyor? Bakanlık duyurdu!
Sağlık Bakanlığı, ‘cinsiyet değiştirme’ hususuna yönelik açıklama yaptı.
Önceden üç hekim tarafından düzenlenebilen raporlar artık 7 uzman hekimin yer aldığı tam teşekküllü kurul tarafından hazırlanabilecek.
Açıklamada, Türk Medeni Kanunu'na göre cinsiyet değişikliği kararının sadece mahkeme tarafından verildiği, bunun için kişinin 18 yaşını doldurmuş olması, evli olmaması ve cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunun resmi sağlık kurulu raporuyla belgelenmiş olması gerektiği vurgulandı.
Yeni düzenleme ise bu süreci daha denetimli hale getirmeyi hedefliyor. Artık mahkeme talebiyle alınacak raporlar, sadece ilgili branşlardan oluşan tam teşekküllü bir kurul tarafından hazırlanacak. Üstelik başvuran kişinin bu branş hekimleri tarafından tek tek muayene edilmesi zorunlu olacak. Böylece hatalı ya da eksik raporların önüne geçilmesi amaçlanıyor.
Bakanlık, bu düzenlemenin yeni bir hak tanımadığını veya cinsiyet değişikliğini kolaylaştırmadığını vurguladı. Amaç, mevcut süreçteki kontrol ve denetimi güçlendirmek olduğu belirtildi.
“MERDİVEN ALTI” İDDİALARI: DENETİMLERE RAĞMEN BOŞLUKLAR
Son dönemde medyada, üniversite hastanelerindeki kliniklerin denetimi ve “merdiven altı” girişimler üzerine tartışmalar arttı. Ocak 2025’te ilgili kliniklerin “Cinsiyet Değişikliği Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonu” tarafından izleneceğine dair haberler yer aldı. Bununla birlikte, kayıt dışı/izinsiz cerrahi müdahale iddiaları ağırlıkla yorum ve köşe yazıları ile sosyal medya paylaşımlarından oluşuyor; resmî bir istatistik kamuoyuna açıklanmış değil.
SAHADA DURUM CİDDİ!
Medyada; reşit olmayanlara müdahaleler, izinsiz operasyonlar ve hormonların kaçak satışı iddiaları sıkça yer alıyor. Fakat güvenilir bir resmî veri tabanı/istatistik yayımlanmadığı için “ne kadar yaygın” sorusuna net cevap vermek şu an mümkün değil. Bu durum, savcılık ve Sağlık Bakanlığı’nın birlikte yürüttüğü reçete ve fatura izleme mekanizmalarının şeffaflaştırılması çağrılarını güçlendiriyor.
AİLE VE TOPLUM TEHDİT ALTINDA
Vatandaşlar toplumu ve bilhassa da aile yapısını tehdit eden bu tür cinsi sapkınlıkların önünün alınması için yetkililerin denetimleri artımalarını talep ediyor. Sosyal medyada bu tür sapkın operasyonları yasal olmayan yollarla gerçekleştirdiklerini ifade eden kullanıcılar vatandaşların endişelerini arttırıyor.

Tatlı Görünüyor Ama Tehlike Saklıyor: Aromalı Sütlere Dikkat

Uzmanlar uyardı! Tarım ilacı bebeklerin beynini tehdit ediyor
20. yüzyılın ikinci yarısında yaygın olarak kullanılan klorpirifos, tarımda zararlılarla mücadelede güçlü bir kimyasal olarak biliniyor. Ancak yeni bir araştırma, bu ilacın etkilerinin doğum öncesi dönemde bile başlayabileceğini ortaya çıkardı.
BEYİN YAPISINDA VE MOTOR FONKSİYONLARDA BOZULMA
University of Southern California’dan bilim insanları, doğum öncesinde klorpirifosa maruz kalan çocuklarda beynin yapısı, işleyişi ve metabolizmasında kalıcı değişimler tespit etti. Çalışmada, prenatal maruziyetin motor hız ve motor planlama becerilerinde de zayıflığa yol açtığı görüldü.
Araştırmanın başyazarı gelişimsel sinirbilimci Bradley Peterson, “Beyinde gözlemlediğimiz bozulmalar son derece yaygındı ve maruziyetin şiddeti arttıkça etkiler de belirginleşiyordu” dedi.
NEW YORK’TA BAŞLAYAN UZUN SÜRELİ TAKİP
Çalışma, Columbia Üniversitesi’nin 1998–2015 yılları arasında New York’ta yürüttüğü uzun soluklu gebelik araştırmasının verilerine dayanıyor. Araştırmada 270 çocuğun doğum anındaki klorpirifos seviyeleri ve 6–14 yaş aralığında çekilen beyin MR’ları incelendi.
Sonuçlar, doğum öncesi dönemde klorpirifosa maruz kalmanın kalıcı beyin hasarına yol açabileceğini güçlü şekilde gösteriyor.
KÜRESEL TEHLİKE DEVAM EDİYOR
ABD, 2001 yılında klorpirifosun evsel kullanımını yasakladı, ancak tarımsal kullanımı dünya genelinde sürüyor. Çalışmanın kıdemli yazarı Virginia Rauh, “Bugün hâlâ çiftçiler, hamile kadınlar ve doğmamış bebekler risk altında. Özellikle tarım bölgelerinde maruziyetin yakından takip edilmesi hayati önem taşıyor” uyarısında bulundu.
DAHA FAZLA ARAŞTIRMA ŞART
Araştırmacılar, çalışmanın gözlemsel nitelikte olduğunu ve yalnızca doğum öncesi maruziyeti ölçtüğünü vurguluyor. Ancak uzmanlara göre, benzer tarım ilaçlarının da aynı etkilere yol açma ihtimali yüksek. Peterson, “Hamilelik, bebeklik ve erken çocukluk döneminde bu tür kimyasallara maruziyeti en aza indirmek şart” dedi.

Bilim insanlarından uyarı! Mikroplastikler fetüse geçiyor
Hamilelikte anne ile bebek arasındaki en önemli bağ olan plasenta, oksijen ve besin sağlar, atıkları uzaklaştırır ve zararlı maddelere karşı kısmi bir kalkan görevi görür. Ancak yeni bulgular, bu bariyerin mikroplastiklere karşı tam anlamıyla koruyucu olmadığını gösteriyor.
2023’te yayımlanan bir derleme, mikroplastiklerin annenin kanından fetüse geçebileceğine dair kanıtlar buldu. 2025’te yapılan daha kapsamlı bir inceleme ise hem mikroplastiklerin hem de nanoplastiklerin plasentayı aşabildiğini doğruladı.
HÜCRELERE ZARAR VEREBİLİYOR
Laboratuvar ve hayvan deneyleri, bu parçacıkların plasentada hücre iletişimini bozabileceğini, hücre ölümünü tetikleyebileceğini ve oksidatif strese yol açabileceğini gösteriyor. Ayrıca bazı plastik türlerinin hormon sistemini etkileyerek büyüme ve gelişim üzerinde kalıcı hasarlar bırakabileceği düşünülüyor.
BEBEĞİN ORGAN GELİŞİMİNİ ETKİLEYEBİLİR
Plasenta, normalde bebeği zararlı maddelerden koruyan seçici bir filtre işlevi görür. Ancak plastik parçacıklarının bu savunmayı aşması, organ gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bazı deneylerde nanoplastiklerin beyin, kalp, akciğer ve karaciğer gibi organlara ulaştığı gözlemlendi. Bu durum, düşük doğum ağırlığı ve küçük plasenta gibi risklere yol açabiliyor.
UZUN VADELİ SAĞLIK TEHDİDİ
Bilim insanlarına göre, anne karnında yaşanan bu tür maruziyetler, bebeğin ilerleyen yaşlarda diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini artırabilir. Özellikle beynin öğrenme ve hafıza merkezlerinde birikim yapan mikroplastiklerin, sinir hücreleri arasındaki bağlantıları bozarak davranışsal sorunlara yol açabileceği öne sürülüyor.
DAHA FAZLA ARAŞTIRMA GEREKİYOR
Şimdilik eldeki bulgular çoğunlukla hayvan deneylerine ve laboratuvar ortamındaki incelemelere dayanıyor. Mikroplastiklerin insan vücudunda nasıl hareket ettiği, ne kadar biriktiği ve nasıl atıldığı konusunda büyük boşluklar bulunuyor. Uzmanlar, bu konuda acil ve kapsamlı araştırmalar yapılması gerektiğini vurguluyor.

MHRS'de üniversite hastanesi dönemi
Yozgat Bozok Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Evren Yaşar, yazılı açıklamasında, Türkiye'de bugüne kadar yalnızca Sağlık Bakanlığı hastanelerinde uygulanan MHRS'nin üniversite hastanesinde hayata geçirilmesiyle vatandaşların aile hekimleri üzerinden randevu oluşturarak sağlık hizmeti alabileceği ifade etti.
HALKIN SAĞLIK HİZMETİNE ERİŞİMİ ARTIRILIYOR
Yaşar, üniversite olarak Yozgat halkına ve çevresine sağlıkta ulaşılabilirlik adına ellerinde gelen desteği sunmaya devam ettiklerini belirtti.
Yozgat Bozok Üniversitesi ile Yozgat Şehir Hastanesi arasında imzalanan kısmi işbirliği protokolü kapsamında insan kaynağı ve tıbbi cihazların ortak kullanımının sağlandığını anımsatan Yaşar, şunları kaydetti:
"Bu kapsamda kaynakların doğru kullanılması için Sağlık Bakanlığımızın ve YÖK'ün izniyle nisan ayından itibaren bir kısmi işbirliği protokolü imzalamıştık. Onun arkasından bugünden itibaren geçeceğimiz MHRS protokolü ile de insanlarımızın, halkımızın, Yozgatlıların aile hekimleri üzerinden üniversite hastanesinden MHRS randevu sistemi ile kolaylıkla hastanemize ulaşılabilirliğini sağlamayı düşünüyoruz."
![]()
"AİLE HEKİMLİĞİ ÜZERİNDEN BU ULAŞIMI KOLAYLAŞTIRACAĞINI DÜŞÜNÜYORUZ"
Sağlık Bakanlığı ile üniversite hastanesinin randevu sisteminin ayrı olduğunu kaydeden Yaşar, "Bu bazen özellikle yaşlı kesimde karışıklığa, randevu almada zorluğa yol açıyordu. Bu zorluğun önüne geçmesi açısından da doğru polikliniklere, doğru kliniklere yönlendirme açısından da aile hekimliği üzerinden bu ulaşımı kolaylaştıracağını düşünüyoruz. Şimdiden Yozgat'ımıza, şehrimize, halkımıza hayırlı uğurlu olmasını diliyorum." ifadelerini kullandı.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, uygulamanın pilot olarak Yozgat Bozok Üniversitesi ve Pamukkale Üniversitesi hastanelerinde 1 Eylül'den itibaren başlatılacağını açıklamıştı.

Tatil dönüşü verimlilik için işveren ve çalışanlara "altın" tavsiyeler
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Mert Akcanbaş, AA muhabirine, tatil dönüşünde işe intibak sürecindeki olumsuzlukların klinik bir bozukluk olarak ifade edilmediğini söyledi.
Bunun bir depresyon hali olduğunu dile getiren Akcanbaş, bu durumun tatilden sonra hızlı şekilde stresli günlük yaşama geçişe verilen tepkiden ortaya çıktığını, 2 veya 3 günde kendiliğinden düzelmesi gerektiğini belirtti.
Bu sorunun 2 haftadan uzun sürmesi halinde bir uzmandan yardım almak gerektiğine dikkati çeken Akcanbaş, "Bu süreçte, nedensiz şekilde sürekli hissedilen fiziksel yorgunluk, konsantrasyon bozuklukları ve odaklanmada yaşanan zorluklar, inişli ve çıkışlı ruh hali, moralsiz hissetme, asabiyet, uyku problemleri veya iştahta görülen değişiklikler, günlük faaliyetlere azalan ilgi görülebilir." diye konuştu.
Akcanbaş, iş yerine intibak sürecinden en çok tatilde yoğun programdan çıkanların, stresli işi veya mesleği bulunanların, günlük yaşamında tatmin olmayanların etkilendiğini anlattı.
Tatil dönüşü çalışanların işe adaptasyon sürecini atlatması için birkaç yöntemin bulunduğunu vurgulayan Akcanbaş, "Çalışanlar, tatil sonrası hemen işe başlamamalı, hafta sonları kısa tatiller yapmalı, hobilere ve sosyal aktivitelere daha fazla önem vermeli, tatilde yaşanan güzel anıları düşünmeli ve rahatlama teknikleri kullanmalıdır." önerilerini paylaştı.
Akcanbaş, tatil sonrası depresyonun uzaması halinde kişinin özel hayatında gergin olabileceğini söyledi.
"Çalışanlar, işe bazı günler gitmemeye başlayabilir, günlük yapması gereken işleri aksatabilir veya kişisel bakımını ihmal edebilir." diyen Akcanbaş, bu durumlarda bir uzmandan destek almak gerektiğini belirtti.
İşverenler ve yöneticilerin bu süreçteki rolünden de bahseden Akcanbaş, şunları kaydetti:
"İşverenler tatilden yeni dönmüş elemandan yüksek performans beklememeliler. Çalışanların iş ve özel yaşam dengesine saygılı olmalılar. Tatile çıkmadan işlerinin bir kısmını arkadaşlarına devretmelerini sağlayarak dönüşlerinde büyük işi olmasını engellemeliler. Tatilden dönen çalışanlardan hemen fazla mesai yapmalarını istememeliler. Günlük yaşam dengelerini tekrar kurmalarına izin vermeliler. İşverenler çalışanları kaynaştıracak faaliyetler düzenleyerek sosyal desteği güçlendirmek adına adımlar atmalılar."
"Kişide depresyona da yol açıyor"
Uzman klinik psikolog Dilara Boztepe ise tatil sonrasında işe adaptasyon sürecinde birçok kişinin sorun yaşadığını anlattı.
İşe dönüşte adaptasyon sıkıntısı çeken insanlarda fiziksel ve psikolojik belirtiler ortaya çıkabildiğine değinen Boztepe, "İşe dönüşlerde sorun yaşayan çalışanlarda daha çok iştahsızlık, uykuya dalmakta veya uyanmakta zorluk çekme ve uyku kalitemizin bozulmasıyla ilgili durumlar olabiliyor. Aynı zamanda kişide tükenmişlik hissi, olumsuz duygu kontrolünde güçlük veya kaygı, en önemlisi de stres şeklinde gözükebiliyor. Bu durumlar kişide depresyona da yol açıyor." ifadelerini kullandı.
İntibak sürecinin bütün hayatı etkilemesi ve uzun sürmesi durumunu "uyum güçlüğü” olarak adlandırdıklarına dikkati çeken Boztepe, insanların tatile bakış açısını değiştirmesi gerektiğini vurguladı.
Tatil sürecinin yaşam doyumunu ve mutluluğu artıran tek neden olmadığının bilinmesi gerektiğinin altını çizen Boztepe, şöyle devam etti:
"Örneğin çalışma zamanlarında yoğun bir tempoda çalıştıktan sonra hafta sonları içtiğimiz bir kahve, sevdiklerimizle geçirdiğimiz birkaç saatlik vakit de bizim yaşam doyumumuzu artırabilir. Sadece bunu uzun tatil süreçlerine veya aşamalı tatil süreçlerine bağladığımızda biraz daha zihinsel olarak kötü hissediyoruz. Adaptasyon sürecinde zorluk yaşayan çalışanlar bunu özel hayatlarına da yansıtabiliyorlar. Başta öfke kontrol bozukluğu olmak üzere bu normal sorulara karşı bile tahammülsüzlük, iletişim kurma isteğinin azalması, aile ve arkadaşlık ilişkilerinde daha geri plana çekilme ve kendini izole etme şeklinde görülebiliyor."
Öğrencilerin haftalık tatillerinden sonra okula adaptasyonlarının çok kolay olabildiğine işaret eden Boztepe, uzun yaz tatilinin ardından bu sürecin çok zorlu atlatılabildiğini aktardı.
"Hafta sonları minik tatiller yapabiliriz"
Boztepe, yıllık izin ve tatilin ardından işe dönüşlerde adaptasyon sorunundan şikayet edenlere şunları tavsiye etti:
"İnsanlar tatil sonrası bir şeyleri uçlarda yaşayarak kendilerini kısıtlayıp yoğun bir tempoya sokmamalı ve bu şekilde kendilerini bastırıp bütün zamanını işe vermemeliler. Zamanımızın çoğunu iş yerinde geçiriyoruz ama iş çıkışı arkadaşlarımızla bir kahve içebiliriz. Tatil sürecinin hemen bitmediğini hissetmek için hafta sonları minik tatiller yapabiliriz. Çalışmadığımız günlerde spor yapıp açık havada yürüyebiliriz. Yani kısacası kişi neyi seviyorsa kendine zaman ayırarak bir parça da olsun işten zihnen ve fiziksel olarak uzaklaşmak iyi gelebilir."

Halk Sağlığı Haftası 7 gün, 7 tema ile kutlanacak
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası'nın bu yıl büyük coşkuyla kutlanacağını belirtti.
Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verdiklerini vurgulayan Demirkol, koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modeliyle "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" programı kapsamında aktif hizmet vermeye çalıştıklarını söyledi.
Demirkol, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü olarak vatandaşların sağlığının korunması noktasında yoğun faaliyetler içerisinde olduklarını ifade ederek, "Vatandaşlarımızın sağlık okuryazarlığını artıran, aile hekimliği ve bağımlılıkla mücadele gibi konularda yoğun etkinlikler yaparak hem vatandaşımızın sağlığını koruma bilincini artırmayı hem de hizmetlerimizi tanıtmayı bu hafta vesilesiyle vatandaşlarımıza ulaştırmayı hedefliyoruz" diye konuştu.
Halk Sağlığı Haftası'nda her gün yeni temayla etkin bir hafta geçirileceğini aktaran Demirkol, "Yedi güne yedi ayrı temayla yol almak istiyoruz. 3 Eylül'de özellikle 'Nefesiniz dumansız, hayatınız sağlıklı olsun' sloganıyla aslında dumansız bir Türkiye hayalimizle yol almak istiyoruz. ALO 171, 191 ve 184 numaralı hatlarımız ve yeşil dedektörümüzü hatırlatmak istiyoruz" dedi.
"Kanserde Erken Teşhis Hayat Kurtarır" mottosuyla 4 Eylül'de Sağlıklı Hayat Merkezleri, KETEM'ler ve aile hekimliklerinde meme, kalın bağırsak ve rahim ağzı kanseri türlerinde verilen hizmetlerin anlatılacağını söyleyen Demirkol, vatandaşlara SMS yoluyla gönderilen kanser taramalarının yaptırılması yönündeki hatırlatmaların dönüşlerinin de çok iyi olduğunu aktardı.
"Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurular yüzde 50 oranında arttı"
Sağlıklı Hayat Merkezlerinin 5 Eylül'de tanıtılacağı bilgisini veren Demirkol, bu merkezlerin sayısının 320'ye ulaştığını bildirdi.
Demirkol, şunları kaydetti:
"Bu merkezler, fizyoterapist, diyetisyen, psikolog, sosyal çalışmacı, çocuk gelişimci ve sigara bırakma poliklinikleriyle etkin hizmet veren aslında her ilimizde de en az bir tane olan aile hekimliğiyle beraber sağlıklı hayatın temelde kurgulandığı yerler. Onun içinde akademilerimiz de var. Şu ana kadar sağlıklı hayat akademisi altında 100 bine yakın mezun verdik. Sağlık okuryazarlığını artırıyoruz. Antibiyotiklerin neden doktor gözetiminde kullanılması gerektiğini anlatıyoruz. Sigaranın zararları, kanserle mücadelede, erken teşhisin önemi, hareketli yaşamı ve obeziteyle mücadeleyi anlatıyoruz."
Demirkol, Sağlıklı Hayat Merkezlerinin sağlığın temelde korunmaya çalışıldığı en önemli yer olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam etti:
"Dijital entegrasyonla birlikte sağlıklı hayat merkezlerine etkin yönlendirmemiz arttı. Bu yönlendirmeler vasıtasıyla Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurular yüzde 50 oranında arttı. Sağlıklı Hayat Merkezlerimizi vatandaşlarımız bilsinler, alışveriş merkezine gider gibi sağlıklı hayat merkezlerine gitsinler istiyoruz. Hafta sonu etkinliklerinin arasına Sağlıklı Hayat Merkezini de koysunlar istiyoruz.
Sağlıklı Hayat Merkezlerini hayatımızın tam ortasına yerleştirmeye çalışıyoruz. Genç akademi, bebek akademi ve çocuk akademimiz çok yakın sürede sağlıklı hayat merkezlerinde kurulmaya başlayacak."
"Dijital dünyanı yönet hayatı kaçırma" temasıyla 6 Eylül'de dijital bağımlılıkla mücadelenin gündemde olacağını anlatan Demirkol, sigarayla mücadelede olduğu gibi dijital bağımlılıkla mücadele noktasında yol almak istediklerinin altını çizdi.
Çocukların çok fazla telefon ve sosyal medyaya maruz kaldığını işaret eden Demirkol, bu durumun sadece akademik başarıyı değil sosyal ilişkileri de olumsuz etkilediğini vurguladı.
Doç. Dr. Demirkol, "Hareket et, doğru beslen, sağlıklı yaşa" kapsamında ise 7 Eylül'de sağlıklı hayatın en önemli aktivitelerinden biri olan hareketli yaşam ve fazla kilolardan kurtulmayla ilgili de mücadelenin devam edeceğini söyledi.
"Size en yakın aile hekiminiz" temasıyla 8 Eylül'de aile hekimliklerini tanıtmak istediklerini ifade eden Demirkol, "Bu noktada, aile hekimliğini hayatın merkezinde ilk başvuracağımız hekim olarak yapılan işleri anlatacağımız sistem içerisinde kendilerini tanıtacağız" dedi.
Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğüyle beraber 9 Eylül'de "Sağlıklı çocuk, sağlıklı gelecek" programı kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğinde çocukların sağlık elçisi olma yolundaki yolculuklarını pekiştirmek istediklerini ifade etti.
Doç. Dr. Demirkol, sözlerini şöyle tamamladı:
"81 ilin her birinde ilçelerimizle birlikte il sağlık müdürlüklerimizin koordinasyonunda valilerimiz, belediye başkanlarımız ve tüm önde gelen kanaat önderleriyle etkin bir şekilde 7 günü en güzel ve en etkin şekilde tüm hizmetlerimizi tanıttığımız yoğun bir haftayla vatandaşlarımıza 'sağlıklı hayat çok önemlidir' mottosunu yerleştirmek istiyoruz."

Psikozda tanılar çöküyor! Beyin bulguları yeni tedavi yolunu gösteriyor
On yıllardır psikoz, şizofreni, bipolar bozukluk veya ağır depresyon gibi ayrı hastalıklar olarak ele alınıyor. Ancak yeni araştırmalar, bu yaklaşımın temelden hatalı olabileceğini gösteriyor. JAMA Psychiatry dergisinde yayımlanan son çalışma, psikoz belirtilerini tetikleyen beyin değişimlerinin sözde farklı tanılarda şaşırtıcı derecede benzer olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu, milyonlarca kişiyi etkileyen psikozun tedavisinde köklü değişimlere yol açabilir.
PSİKOZ HASTALIK DEĞİL, BELİRTİ KÜMESİ
Psikoz, tek başına bir hastalık değil; halüsinasyonlar, sanrılar, düşünce karmaşası gibi belirtilerden oluşan bir tablo. Bu belirtiler şiddetli kaygı ve korkuya yol açabiliyor. Araştırma ekibi, ilk kez psikoz yaşayan 38 kişiyi sağlıklı gönüllülerle karşılaştırdı ve beyinlerindeki dopamin üretimini gelişmiş görüntüleme teknikleriyle inceledi.
TANILARDAN BAĞIMSIZ ORTAK MEKANİZMA
Bulgulara göre, mani yaşayan kişilerde duygusal işlemeden sorumlu bölgelerde dopamin artışı daha belirgin olsa da, tüm katılımcılarda ortak bir desen ortaya çıktı: Düşünme ve planlama bölgelerindeki yüksek dopamin aktivitesi, halüsinasyon ve sanrılar gibi ağır psikoz belirtileriyle doğrudan ilişkiliydi.
Bu sonuç, bugünkü psikiyatrik uygulamaların sorgulanmasına yol açıyor. Çünkü aynı belirtilere sahip iki kişi, farklı tanılar aldıkları için tamamen farklı ilaçlarla tedavi edilebiliyor.
PSİKİYATRİDE “KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ TEDAVİ” DÖNEMİ
Araştırmacılara göre çözüm, “tanıya dayalı tedavi” yerine biyolojik belirteçlere dayalı kişiselleştirilmiş psikiyatri (precision psychiatry) olabilir. Kanserde tümörün genetik yapısına göre ilaç seçilmesine benzer şekilde, psikozda da kişiye özgü beyin biyolojisine uygun ilaçlar belirlenebilir.
Bu yaklaşım, aylar süren yanlış ilaç denemelerini ortadan kaldırarak hastaların daha hızlı toparlanmasını ve daha az yan etki yaşamasını sağlayabilir.
TANILAR TAMAMEN ORTADAN KALKMAYACAK
Bilim insanları, tanıların tamamen değersiz olmadığını vurguluyor. Sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi ve uzmanlar arası iletişim için hâlâ önemli. Ancak ilaç seçiminde tek başına belirleyici olmaktan çıkabilirler.
Araştırmanın katılımcı sayısı sınırlı olsa da, sonuçlar psikozun tedavisinde bilimsel, biyolojiye dayalı yeni bir çağın kapısını aralıyor.

Sosyal medyanın yeni trendi! Kortisol kokteyli tehlike mi fayda mı?
Son dönemde sosyal medyada popülerleşen “cortisol kokteyli”, iddialara göre yüksek kortizol seviyelerini düşürerek stres ve yorgunluğu azaltıyor. Portakal suyu, hindistancevizi suyu ve tuzla hazırlanan bu içeceğin “adrenal yorgunluk” için de faydalı olduğu öne sürülüyor. Peki, bu gerçekten mümkün mü? Bilimsel veriler farklı bir tablo çiziyor.
Kortizol, böbreküstü bezlerinde üretilen ve “stres hormonu” olarak bilinen önemli bir hormondur. Aslında yalnızca stresle değil, metabolizma, kan şekeri dengesi, bağışıklık ve enerji üretimiyle de doğrudan ilişkilidir. Sabahları yüksek seviyede salgılanarak bizi uyandırır, gece ise düşük seviyeye inerek uykuya yardımcı olur.
Kronik stres hem yüksek hem de düşük kortizol seviyelerine yol açabilir. Ancak “adrenal yorgunluk” adı verilen durum, tıpta kabul edilen bir hastalık değildir. Bu nedenle, aynı anda hem yüksek hem de düşük kortizole iyi geldiği iddia edilen bir içeceğin bilimsel dayanağı bulunmamaktadır.
CORTİSOL KOKTEYLİNDE NELER VAR?
Tarifler değişse de genellikle yarım bardak portakal suyu, yarım bardak hindistancevizi suyu, çeyrek çay kaşığı tuz ve bazen magnezyum ya da potasyum takviyesi kullanılıyor.
- Portakal suyu: C vitamini içerir, bağışıklık ve enerji için faydalıdır.
- Hindistancevizi suyu: Potasyum kaynağıdır, kalp ritmi ve hücre sağlığı için önemlidir.
- Magnezyum takviyesi: Stresle başa çıkmada destek olabilir.
- Tuz (sodyum): Ancak yüksek tuz tüketimi, kalp ve tansiyon sorunlarını artırabilir.
Uzmanlara göre bu karışım, kortizol seviyelerini anlamlı şekilde değiştirmez. Üstelik şeker ve tuz oranı nedeniyle riskli olabilir.
RİSKLER NELER?
Bir bardak “cortisol kokteyli” yaklaşık 16 gram şeker içeriyor. Bu miktar, günlük önerilen şeker sınırının üçte birine denk geliyor. Ayrıca çeyrek çay kaşığı tuz, günlük limitin dörtte biri.
- Diyabet hastaları için yüksek şeker oranı riskli.
- Hipertansiyon ve kalp hastaları için tuz ve potasyum fazlalığı olumsuz sonuçlar doğurabilir.
- Böbrek hastalarında potasyum fazlası tehlikeli olabilir.
KORTİZOLÜ SAĞLIKLI TUTMANIN YOLLARI
Kortizol dengesini sağlamak için en etkili yöntem, stresi azaltmaktır. Araştırmalara göre meditasyon, mindfulness, gevşeme teknikleri ve nefes egzersizleri kortizolü dengelemeye yardımcı oluyor. Düzenli egzersiz, sosyal aktiviteler ve yaratıcı uğraşlar da stresle baş etmede etkili.
Uzmanların önerisi: Şekerli-tuzlu bir kokteyl yerine, bir portakal ile birkaç ceviz ya da badem yemek hem kortizol dengesine hem de genel sağlığa daha faydalıdır.

Beyin ölümü gerçekleşen kadının organları 3 kişiye umut oldu
Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden yapılan açıklamaya göre, hastanede tedavi gördüğü sırada beyin ölümü gerçekleşen kadının yakınları, organların bağışlanmasını kabul etti.
Hastanın karaciğeri İzmir'deki bir hastaya, böbrekleri ise İzmir ve Muğla'daki hastalara nakledilecek.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Başhekim Vekili Op. Dr. Murat Yanar, organ bağışının hayat kurtarmanın en anlamlı yollarından biri olduğunu belirtti.
Bağışlanan organlarla 3 hastaya yeni bir yaşam kapısı açılacağını kaydeden Yanar, "Bu davranış, toplumsal farkındalığın artmasına ve örnek teşkil etmesine vesile olmuştur. Vatandaşlarımızı organ bağışı konusunda duyarlı olmaya davet ediyorum" ifadelerini kullandı.

84 yaşındaki hastanın mesanesinden çıktı!
Edinilen bilgiye göre, 84 yaşındaki bir hasta mesane şikayeti nedeniyle Bayburt Devlet Hastanesi Üroloji Polikliniği'ne başvurdu.
KAPALI YÖÇNTEMLER TAŞLAR KIRILDI
Üroloji Uzmanı Op. Dr. Mücahit Macit tarafından gerçekleştirilen operasyonda, kapalı prostat ameliyatı ile mesane taşlarının alınması için kapalı yöntemle taş kırma ve çıkarma işlemi uygulandı.
![]()
Başarıyla tamamlanan operasyonla, hastanın mesane taşları çıkarılarak, prostat kaynaklı şikâyetleri ortadan kaldırıldı.

Brezilya’da yabani bir bitkiden CBD keşfi
Kenevirin en bilinen bileşiklerinden biri olan ve epilepsi, kronik ağrı ile anksiyete gibi rahatsızlıkların tedavisinde giderek daha sık kullanılan CBD, Brezilya’da oldukça yaygın yetişen Trema micrantha blume adlı çalı türünde tespit edildi. Federal Rio de Janeiro Üniversitesi’nden moleküler biyolog Rodrigo Moura Neto’nun açıklamasına göre, bitkinin meyve ve çiçeklerinde yapılan kimyasal analizlerde CBD bulundu, ancak THC’ye rastlanmadı.
YASAL VE UCUZ ALTERNATİF
Kenevir bitkisinde bulunan THC, kullanıcıya “yüksek” hissi verirken yasal sınırlamalara da neden oluyor. Ancak Trema micrantha’da yalnızca CBD bulunması, bu bitkiyi daha yasal ve erişilebilir bir kaynak haline getirebilir. Neto, “Bu bitki Brezilya’nın her yerinde yetişiyor. CBD için daha basit ve ucuz bir kaynak olabilir” dedi.
ARAŞTIRMA 5 YIL SÜRECEK
Bilim insanları daha önce Tayland’da benzer bir bitkide CBD tespit etmişti. Neto ve ekibi şimdi, Trema micrantha’dan CBD’nin en verimli şekilde nasıl elde edilebileceğini araştırmayı ve bu bileşiğin tıbbi tedavilerdeki etkinliğini analiz etmeyi planlıyor. Brezilya hükümeti bu proje için ekibe 500 bin real (yaklaşık 104 bin dolar) fon sağladı. Çalışmanın en az beş yıl sürmesi bekleniyor.

Zone zero egzersiz! Hareketsizliğe karşı en basit çözüm
Spor salonlarında duyduğumuz “daha çok zorla, daha çok terle” anlayışının aksine, zone zero egzersiz oldukça basit bir mantığa dayanıyor: Çok hafif, rahat ve konuşarak bile yapılabilecek kadar düşük tempolu hareketler. Yani bir yürüyüş, bahçede küçük işler, hafif yoga ya da kaynatılan suyu beklerken yapılan birkaç esneme hareketi… Herkesin kendi seviyesinde uygulayabileceği bu yöntem, son yıllarda giderek daha fazla ilgi görüyor.
ZONE ZERO NEDİR?
Dayanıklılık antrenmanlarında genellikle kalp atış hızına göre “bölgeler” tanımlanır. Zone 1, maksimum kalp hızının %50-60’ını ifade eder. Zone zero ise bunun bile altındaki düşük tempolu hareketlere verilen isim. Bazı uzmanlar bunun ayrı bir antrenman bölgesi olup olmadığını tartışsa da, günlük yaşantıda kolayca uygulanabilen bir egzersiz modeli olarak kabul ediliyor.
HERKES İÇİN ERİŞİLEBİLİR BİR BAŞLANGIÇ
Yoğun ve yorucu antrenmanlar, özellikle yaşlı, hasta ya da sakatlık sonrası toparlanma sürecindeki kişiler için zorlu olabilir. Zone zero egzersiz ise herkesin yapabileceği kadar basit ve erişilebilir bir seçenek sunuyor.
KÜÇÜK HAREKETLER, BÜYÜK FAYDALAR
Araştırmalar, hafif hareketlerin bile kan dolaşımını iyileştirdiğini, kan şekerini düzenlediğini ve ruh sağlığına katkı sağladığını ortaya koyuyor. Özellikle her gün yapılacak hafif bir yürüyüş, kalp hastalıkları riskini azaltabiliyor. Ayrıca bu egzersizler stresin azalmasına, uyku düzeninin iyileşmesine ve enerjinin geri kazanılmasına yardımcı oluyor.
SÜRDÜRÜLEBİLİR ALIŞKANLIKLAR
Birçok kişi ağır spor programlarını sürdüremediği için yarıda bırakıyor. Oysa zone zero egzersiz, düşük tempolu olduğu için uzun vadede daha kolay alışkanlığa dönüşüyor. Bu da sağlıklı yaşam için istikrarlı bir temel oluşturuyor.
SINIRLARI DA VAR
Elbette sadece hafif hareketlerle maraton koşmak ya da kas gücünü artırmak mümkün değil. Fakat “ya çok çalış ya hiç yapma” anlayışına karşı bir denge sağlıyor. Zone zero, ister tek başına ister daha yoğun antrenmanlara ek olarak sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmez parçası olabilir.

Kadının ‘dadı’ rolü ilişkilerde psikolojik dengeyi bozuyor

Ayrılık anksiyetesi okula uyum sürecini zorlaştırıyor

-
Takvim Gazetesi
- Sinüzit belirtileri 2 haftada geçmiyorsa dikkat: Göz, beyin ve akciğer sağlığını tehdit edebilir!
-
Takvim Gazetesi
- Alzheimer riski fast food ve hareketsiz yaşamla artıyor: Uzmanlardan Akdeniz tipi beslenme uyarısı
-
Takvim Gazetesi
- Vücutta şişkinlik ve ağırlık hissine dikkat: Ödemin nedeni tuz, pozisyon ve hormonlar olabilir
Avrupa'nın yeni normali: Sivrisineklerin bulaştırdığı hastalıklar
Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) kıtanın ‘yeni normal’inin rekor kıran Batı Nil ateşi ve chikungunya virüsü enfeksiyonları olduğunu söyledi.
The post Avrupa'nın yeni normali: Sivrisineklerin bulaştırdığı hastalıklar appeared first on #site_linkat 23/08/2025 .“Keneye zarar vermek ölümcül risk doğurabilir”

Araştırma: Otoimmün hastalığı olan kişiler depresyon ve anksiyeteye daha yatkın
Yeni bir araştırma, otoimmün hastalıkların depresyon ve anksiyete gibi ruh sağlığı problemlerini artırabileceğini ortaya koydu.
The post Araştırma: Otoimmün hastalığı olan kişiler depresyon ve anksiyeteye daha yatkın appeared first on #site_linkat 28/06/2025 .Mamak’ta “İyilik Kanımızda Var” kampanyası başlıyor!

Livaneli: Başarılarıyla onur duyuyorum

CDC araştırmasında 'pandemi endişesi': Kuş gribi solunum yoluyla da bulaşıyor
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ndeki (CDC) bir çalışmaya göre H5N1 kuş gribi kuş gribinin solunum yoluyla bulaştığı ortaya çıktı.
The post CDC araştırmasında 'pandemi endişesi': Kuş gribi solunum yoluyla da bulaşıyor appeared first on #site_linkat 10/06/2025 .Bayramda tatlı keyfi için uzman önerileri... Tatlının doğru zamanı öğle sonrası

13 aşı Türkiye’de üretilecek! Laboratuvar testleri başarılı geçti


DEHB Belirtileri 12 Yaş Öncesi Başlayabiliyor

Genç Sağlık Sendikası rekor büyümeyle zirveye çıktı

Tırnak Mantarında Yeni Risk Grubu: Uzun Yol Şoförleri

SMA ilk kez anne karnında tedavi edildi
Bir kas hastalığı olan Spinal müsküler atrofinin (SMA) ilk kez anne karnında 'başarıyla' tedavi edildi.
The post SMA ilk kez anne karnında tedavi edildi appeared first on #site_linkat 21/02/2025 .COVID çıkalı beş yıl oldu ancak hala hastalıkla ilgili yanıtlanamayan sorular var

Çocuklarda iştahsızlığın nedeni
Uzman Klinik Psikolog Müjde Yahşi konu hakkında önemli bilgiler verdi.
Akciğer kanserinin birincil nedeni ‘SİGARA’

Türkiye’de de yaygın olarak kullanılan astım ilacının beyni etkilediği tespit edildi

-
voaturkce.com
- McDonald's kolibasili krizi: Sebzeleri mikroplardan arındırmak ete kıyasla neden daha zor?
McDonald's kolibasili krizi: Sebzeleri mikroplardan arındırmak ete kıyasla neden daha zor?

Ağız sağlığı hayati öneme sahip
-
beyazgazete.com
- Bakan Işıkhan'dan Genel Sağlık Sigortalı vatandaşlara uyarı! İlave ücret öderken dikkatli olun
Bakan Işıkhan'dan Genel Sağlık Sigortalı vatandaşlara uyarı! İlave ücret öderken dikkatli olun


Güneş etkisine karşı alınabilecek önlemler
Stres ve travma, daha hızlı yaşlandırıyor olabilir mi?
Stres, travma ve yaşlanma ilişkisi sıkça araştırmalara konu oluyor.
The post Stres ve travma, daha hızlı yaşlandırıyor olabilir mi? appeared first on #site_linkat 23/03/2024 .Vücudumuz ve gezegenimiz için hangi süt en iyisi?
Hem sağlık hem de dünya için en iyi sütü seçmek sanıldığı kadar kolay değil.
The post Vücudumuz ve gezegenimiz için hangi süt en iyisi? appeared first on #site_linkat 23/03/2024 .DSÖ’ye göre dünya yeni bir salgına hazır değil
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, dünyanın yeni bir salgına hazırlıklı olmadığını söyledi.
The post DSÖ’ye göre dünya yeni bir salgına hazır değil appeared first on #site_linkat 19/02/2024 .Kocaeli Şehir Hastanesi'nden 10 ayda dev hizmet! 1 milyonu aştı...


-
trhaber.com
- Günde 2 adet tüketmeniz yeterli! Canan Karatay vücuda inanılmaz etkileri olan besini açıkladı!
Günde 2 adet tüketmeniz yeterli! Canan Karatay vücuda inanılmaz etkileri olan besini açıkladı!
Birçok alanda oldukça önemli araştırmalarda bulunan ve sağlıklı beslenmeyle ilgili yaptığı her açıkalmayla adından söz ettiren Canan Karatay, bu kezde gizli silahının ne olduğunu açıkladı. Karatay vücuda inanılmaz etkileri olan o besinin yumurta olduğunu belirterek günde 2 adet tüketilmesi gerektiğinin altını çizdi.
![]()
SAĞLIKLI YAŞAMIN SIRRI YUMURTADAN GEÇİYOR
Prof. Dr. Canan Karatay, haşlanmış yumurtanın vücuda olan inanılmaz faydalı olduğunu özellikle köy yumurtasının artılarından bahseden Canan Karatay, günde 2 tane haşlanmış yumurta ile hastalıklara yakalanma riskini azıltabileceğini vurguladı. Canan Karatay ayrıca yüksek oranda kalsiyum ve protein barındıran yumurtanın orta miktarda haşlanması gerektiğini söyledi. Canan Karatay, sağlıklı yaşamın sırrı olarak yumurtayı işaret etti.
-
trhaber.com
- Bu cümleler çocukları cesaretlendiriyor! Kendine güvenen çocuk yetiştirmek için mutlaka okuyun
Bu cümleler çocukları cesaretlendiriyor! Kendine güvenen çocuk yetiştirmek için mutlaka okuyun
Çocuklar hayatları boyunca rehberlik ve teşvik için ebeveynlerini örnek alır. Bu nedenle ebeveynlerin kendilerine bazı olumlu onaylar göndermeleri önemli. Çocuklar bu zorluklarla olumlu şekillerde mücadele eden anne babalarını gördüğünde problem çözme becerileri daha da gelişir ve kolaylaşır.
Ebeveynlik Koçu Swati Gupta da bu konuya değindi. Ona göre kendine güvenen çocuklar yetiştirmek için çocuğunuz bir görevi yerine getiremiyorsa uygun bir kelime dağarcığı seçerek moralini yükseltmeniz çok önemli.
ÇOCUK BİR ŞEYİ YAPAMAYACAĞINI SÖYLEDİĞİNDE...
Örneğin, çocuk bir şey yapamayacağını söylüyorsa, bununla başa çıkmanın ideal yolu ebeveynlerin onlara başarısızlıklarına öfkelenmemesini öğretmesi olacaktır. Gupta ailelere şu tavsiyede bulunuyor:
"Çocuğunuz 'Bunu yapamam' dediğinde sorunu çözmenin iki yolu var. Onlara 'Henüz yapamam' demeyi öğretmek veya 'yapamayacağını anlıyorum ama tekrar deneyelim' demek."
"HADİ BİRLİKTE DENEYELİM"
Ebeveynlik koçu ayrıca, çocuk bir şeyi çok zor bulduğunda ebeveynlerin onlara "Kolaylaşana kadar zor" veya "Hadi birlikte deneyelim" diyebileceğini söylüyor. Bu şekilde çocukların göreve ilgilerini artırmış oluyorlar.
Çocuğunuz 'Bunu doğru yapamıyorum' dediğinde ise anne babaların 'Hala öğreniyorsun' demesi faydalı bir olumlama olur. Veya 'Bir ara verip daha sonra tekrar denemek ister misiniz?' diye bir tavsiyede bulunabilirsiniz.
HATA YAPMAKTAN KORKMASINLAR
Eğer çocuk hata yapmaya devam ettiğini söylüyorsa ona nazikçe şöyle denilebilir: "Hatalar beyninizin büyümesine yardımcı olur" veya "Denediğine sevindim... fena değil!"
Uzmana göre anne-babanın kullandığı kelimeler çocuğun cesaret verici iç sesi haline geliyor. Onlara başarısızlığa tahammül etmeyi ve zorluklardan sonra toparlanmayı öğretiyor.
Yüksek tansiyonu düşürmenin yolunu açıklıyoruz! Haftada 5 saat...
Yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyon, dünya çapında milyarlarca insanı etkileyen ciddi bir sağlık sorunu. Bu durum kalp krizi ve felce neden olabilirken gelecekte demans gelişimi için bir risk faktörü bile olabilir.
Yapılan bazı çalışmalar, fiziksel aktivitenin hipertansiyonu azalttığını göstermişti, ancak yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre genç yetişkinlik döneminde önerilenden daha yüksek seviyelerde sık fiziksel aktivite hipertansiyonun önlenmesi için özellikle önemli.
Araştırmacılar 5.100'den fazla yetişkin gönüllüyü incelemeye aldı ve otuz yıl boyunca yaptıkları fiziksel egzersiz türünün yanı sıra sigara veya alkol kullanıp kullanmadıklarına ilişkin değerlendirmeler ve anketler yoluyla sağlıklarını takip etti. Her klinik değerlendirmede araştırmacılar gönüllülerin kan basıncını üç kez ölçtü.
18-40 YAŞ ARASI FİZİKSEL AKTİVİTE DÜŞÜYOR
Katılımcılar daha sonra ırklarına ve cinsiyetlerine göre dört gruba ayrıldı. 18 ila 40 yaşları arasında fiziksel aktivitede bir düşüş olduğu, sonraki yıllarda hipertansiyon oranlarının arttığı ve fiziksel aktivite oranlarının azaldığı tespit edildi.
Araştırmacılara göre orta yaşta yüksek tansiyona yakalanma olasılığını azaltmak için genç yetişkinlerin fiziksel aktiviteyi teşvik eden programları takip etmesi önemli.
Genç Yetişkin Tıbbı Uzmanı Jason Nagata çalışmayla ilgili şunları söyledi:
"Katılımcıların neredeyse yarısının genç yetişkinlik döneminde optimalin altında fiziksel aktivite düzeyleri vardı ve bu da hipertansiyonun başlangıcıyla önemli ölçüde ilişkiliydi. Bu, minimum fiziksel aktivite standardını yükseltmemiz gerektiğini gösteriyor"
HAFTADA 5 SAAT EGZERSİZ RİSKİ AZALTIYOR
Ekip, erken yetişkinlik döneminde haftada beş saat egzersiz yapan kişileri incelediklerinde, özellikle de insanlar ergenlik çağının sonlarına kadar egzersiz yapmaya devam ederse, yüksek tansiyon riskinin önemli ölçüde azaldığını buldu.
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre her 4 erkekten 1'i ve her 5 kadından 1'i bu hastalıktan muzdarip. Hipertansiyona "sessiz katil" deniyor çünkü çoğu zaman hiçbir belirti göstermiyor.
Aman bu besinlere dikkat! Uzmanlar uyardı! Ağızınıza sürmeyin!
Sindirim sistemi, besinleri parçalayarak vücuda gerekli besin maddelerini sağlarken atık maddelerin uzaklaştırır. Bilinçsiz besin tüketimi insan sağlığını olumsuz yönde etilerken metabolizmayı yavaşlatıp, yaşam kalitemizi düşürüyor.
![]()
Sinirim sorunlarınızı azaltmak için uzmanlar yeme alışkanlıklarını en üst seviye tutulmasını öneriyor.
Özellikle belirli besin gruplarına dikkat edilmediği taktirde, bağırsaklarda büyük hasarlara ve genel sağlığı büyük oranda bozabileceği ön görülüyor.
İşte bağırsak düşmanı o besinler...
![]()
HAMUR İŞİ
Hamur işleri en yoğun işlenmiş gıdalar arasında yer alırken, bağırsak sağlığını tetikleyen besinler arasında ilk sırada geliyor.
Yoğun kaloriye sahip hamur işleri (poğaça,simit,açma...) aynı zamanda tok tutmabilme kapasitesi en düşük besindir.
Bu gıdaların yapımında kullanılan ilave şeker bağırsakta bakteri dengesizliğine yol açar.
![]()
KIZARMIŞ BESİNLER
Kızrmış besinler yağlı besinlerle hemen hemen aynı zararı vermektedir.
Sindirilemez, sinirim sisteminde çok uzun süre kalabilir hazımsızlığa ve şişkinliğe yol açar.
Kızarmış gıdalar lif bakımından zayıflardır.
Kızartılmış besinler yerine ızgara ve fırında pişirilme seçeneklerini tercih etmeniz bağırsak sağlığınız icin uygun olacaktır.
![]()
DİYET BESİNLER
Herkesin bildiği düşük kalorili ''sağlıklı'' diye adlandırdığımız diyet besinlerin için yapay tatlandırıcı bulunmaktadır.
Bu durum bağırsak florasının bozulmasına neden olur.
Gerçekten sağlıklı beslenme alışkanlığı yakalamak için her zaman ''doğal'' ürünlere yönelmemiz gerekmektedir.
![]()
İŞLENMİŞ GIDALAR
En çok sevdiğimiz alışkanlıklar arasında bulunan paketli gıdalar insan sağlığını en çok etileyen ürünler arasında yer almaktadır.
İşlenmiş gıdaların bağırsak bakterilerini ve bağırsak sağlığını iyileştirebilecek lif oranına sahip olmaması, bağırsakların büyük oranda zarar görmesine neden oluyor.
Cips gibi atıştırmalıklar yerine meyve ve çiğ kuruyemişleri tercih edebiliriz.
Yılbaşı gecesi dikkatli olun! Uzmanlardan ''Virüs'' uyarısı
Yeni yıla girerken kalabalık ortamları tercih eden vatandaşlara uzmanlardan uyarı gecikmedi.
Prof. Dr. Vedat Turhan'a göre pandemi dönemi etkisi olmasa da koronavirüsün yeni varyantları yaygınlaşmaya devam ediyor.
Son dönemde adını sıkça duyuran Omicron varyantının yeni bir türü olan JN1 virüsü yayılmaya devam ediyor.
Prof. Dr. Turhan: ''Kapalı ve kalabalık yerlerde zaman geçirmemek, maske kullanımına devam etmek ve el hijyenine dikkat edilmesi'' gerektiğini söyledi.
![]()
1 MİLYONA YAKIN YENİ KORONAVİRÜS VARYANTI GÖRÜLDÜ
Koronavirüs gibi virüslerin yılbaşı gibi kalabalık etkinliklerde daha hızlı yayıldığının önemine vurgu yapan Turhan, ''Sağlık Bakanlığı'nın yeni verilerine göre dünya üzerinde 850 binden fazla yeni koronavirüs vakası görülmüştür. Bu nedenle de dikkatli olunmalıdır'' dedi.
ANTİBİYOTİK KULLANIMINA DİKKAT
Kış aylarında sıkça karşılaşılan nezle ve soğuk algınlığının da arttığını söyleyen Prof. Dr. Turhan ''Viral enfeksiyonda antibiyotik kullanılmaz. Antibiyotiklerin viral enfeksiyonda etkisi yoktur. Bu tip hastalıklarda antibiyotik hiçbir işe yaramayacağı gibi antibiyotik direnci gelişmesine de sebep olabilir'' dedi.
![]()
YENİ VARYANTIN BELİRTİLERİ NELER?
Prof. Dr. Turhan JN1'in açıklanan belirtilerinde “Kas ve eklem ağrıları, boğaz ağrısı, geniz akıntısı gibi semptomlar bildirilmektedir. Henüz ölümcül ya da ağır geçirilebilecek bir hastalık olduğuna dair bir veri bulunmamaktadır.'' dedi.
YENİ YILA EVİNİZDE GİRİN UYARISI
Koronavirüsün hayatımıza girmesinin ardından grip vakalarının daha fazla karşımıza çıktığına vurgu yaptı.
Turhan, ''Koronavirüs salgınının ardından grip vakaları da artış göstermektedir. Ayrıca çeşitli bakteriyel enfeksiyonlar da bu süreçte sıklıkla görülmektedir. Bu enfeksiyonların tamamı damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Yani öksürme, hapşırma ya da konuşma sırasında ağızdan ve burundan çıkan vücut sıvıları farklı bir kişiye bulaşmaktadır'' dedi.
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ UYARDI
Dünya Sağlık Örgütü de koronavirüsün yeni varyantı olan JN1 virüsüne dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, şu anda dünyada en çok Çin, ABD ve Hindistan'da görüldüğünü açıkladı.
Her sabah aç karnına bunu yapın! İğne iğliğe çeviriyor, depresyondan koruyor
Birçoğumuz adımlarımızı saat veya telefonlardaki uygulamalar sayesinde ölçüyoruz ama sağlığımıza fayda sağlamak için tam olarak kaç adım atmamız gerektiğini biliyor muyuz?
Bu noktada günde 10.000 adımın ideal olduğunu okumuş olabiliriz, ancak bu o kadar kolay değil. Özellikle de yoğun bir günlük programımız varsa.
GÜNDE 7000 ADIM ÖMRÜ UZATIYOR
Yapılan bir araştırma ise adım sayısı ile ilgili daha gerçekçi bir hedef öne sürüyor. Günde 7.000 adım atmanın erken ölüm riskini azalttığı söyleniyor.
Massachusetts Üniversitesi'nden bilim adamları, 2005'ten 2018'e kadar ortalama yaşları yaklaşık 45 olan kadın ve erkek 2.110 kişi üzerinde uzun vadeli bir çalışma yürüttü. Çalışmanın sonunda katılımcıların yüzde 3'ü öldü. Uzmanlar, günde yaklaşık 7.000 adım atanların, fazla yürümeyenlere göre yüzde 50-70 daha düşük erken ölüm riskine sahip olduğunu gözlemledi.
10 BİNDEN FAZLASI EK YARAR SAĞLAMIYOR
Günde 10.000'den fazla adım atan kişilerin ise uzun ömür açısından herhangi bir ek fayda sağlamadığı görüldü. Yani her gün ne kadar çok yürürsek o kadar iyi ama aşırıya kaçmak gerekmiyor.
Öte yandan yapılan bir araştırma, haftada minimum dört saat yürüyen insanların, yaşları ilerledikçe hareket etmeyenlere göre ortalama 4,5 kilo daha az kilo aldığını ortaya koyuyor.
GÜNDE 1 SAAT TEMPOLU YÜRÜYÜŞLE 1.5 KİLO VEREBİLİRSİNİZ
Günde 1 saat orta tempolu yürüyüş ile ayda 1- 1,5 kilogram verilebilir. Düzenli olarak yapılan yürüyüş programına yeterli ve dengeli bir beslenme programı eklenirse ayda 3-4 kilogram verilmesi sağlanabilir.
SABAHLARI YÜRÜMEK DAHA ÇOK YAĞ YAKAR
Sabahları aç karnına yapılan yürüyüşlerle daha fazla yağ yakımı sağlayabilirsiniz. Erken saatlerinde yağlar kanımızda daha küçük parçacıklar şeklinde kullanıma hazır bir şekilde bulunuyor. Gün içinde farklı saatlerde yürüyüş yapacaksanız aç karnına değil, hafif bir öğünden 1 saat sonra yapmalısınız.
30 DAKİKA YÜRÜ DEPRESYONDAN KORUN
Bu arada yapılan çalışmalar depresyon geçiren kişilerin haftada dört gün 30 dakika yürümelerinin, ruh hallerini geliştirdiğini gösteriyor. Yürüyüşlerinize bir de ağırlık eklerseniz kemik erimesi için de önlem almış oluyorsunuz.
Yürüyüş, özel bir salon veya üyelik de gerektirmiyor. Yapılması gereken tek şey psikolojik olarak hazır hissetmek, zayıflama konusunda kararlı olmak ve giyinip çıkmak. Yürüyüşe çıkarken yanınıza su almayı ihmal etmeyin...
TTB’den bakanlığa ‘maske’ çağrısı: Ciddi bir salgınla karşı karşıyayız
Türk Tabipleri Birliği (TTB), Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na gönderdiği yazıda, ciddi bir salgınının olduğunu ve bu nedenle toplu taşımada maske kullanılması gerektiğini kaydetti. TTB, hem bakanlığa hem de kurumlarına yazdı gönderildiğini duyurdu. Uyarılarının dikkate alınmadığının belirtildiği yazıda “Bunun sonucunda grip virüsü (H1N1), Covid-19 (J1.N varyantı), Respiratuvar Sinsityal Virüs (RSV) ve mycoplasma pneumoniae gibi etkenlerin sorumlu […]
The post TTB’den bakanlığa ‘maske’ çağrısı: Ciddi bir salgınla karşı karşıyayız appeared first on #site_linkat 28/12/2023 .Parfümünüz kalıcı değilse nedeni teniniz olabilir!
Duştan sonra kullanmak, nabız noktalarına sıkmak, çıplak cilde püskürtüp vurmak… Parfümü kalıcı hale getirmek için uygulanan yöntemlerden bazıları, ancak bir parfümün kalıcılığı kullanılan yöntemlere göre değil; parfümünün notalarından, teninizin kimyasına ve hatta cildinizin gözenekli olup olmamasıyla belirleniyor. Kimyager ve JR Parfümer Ahmet Şahin bir parfümde kalıcılık aranıyorsa, direkt kıyafete sıkılmasını öneriyor. Bu yöntemi ayrıca daha sağlıklı buluyor. İşte kokulara dair bilinmeyenler…
DUYGU YEŞİLGÖZ / gazetevatan.com
Latince, kokulu duman anlamına gelen parfümün tarihi oldukça eski. Günümüzden yaklaşık 5 bin yıl önce, Mısırlılar güneş tanrıları Râ için güneşin doğuşundan batışına dek kokulu otlar yakar, ölülerini kokulu yağlar kullanarak mumyalar, mezarlarına ise parfüm şişeleri ve kokulu kremler koyarlarmış. Çağdaş niteliklere sahip ve bilinen ilk parfümün temeli ise güzelliğiyle ünlü Macar kraliçesi için 1370 yılında yapılan parfüme dayanıyor. 16. yüzyılda cam sanatının ilerlemesiyle birlikte parfümün gelişme süreci de hızlanıyor. Kötü kokuları maskelemek için kullanılan parfüm 17. ve 18. yüzyıllarda endüstrileşirken 20. yüzyılda ise parfümler şişeleriyle göz doldurmaya başlıyor. 20. Yüzyılla birlikte nihayet parfüm vücut kokularını bastırmak yerine imza halini alıyor ve artık parfümlerde kalıcılık aranmaya başlanıyor.
“KOKULARIN UÇUCULUK SÜRESİ VARDIR”
“Her parfümden kalıcılık beklenmez. Bir parfümde kalıcılık arıyorsanız, içeriğindeki notalara göz atmanız gerekir” diyen Parfümer Ahmet Şahin ister duştan sonra sıkın, ister nabız noktalarına püskürtün ya da nemli cilde uygulayın. Parfümün formülasyonu sadece üst notalardan oluşuyorsa o parfümün 15-20 dakika içinde uçacağını söylüyor:
“Kokuların uçuculuk süresi vardır. Bu notalara göre değişir; ilk 15 dakikada üst nota, 4 saatte orta nota 12 saate kadar da dip notalar kendini gösterir. Limon yağı üst notadır ve parfümde çok kalmaz. Dip notası az olduğundan kalıcılık da azdır. Sedir, Ud Ağacı ve Vanilya gibi kokular uçucu değildir, dolayısıyla kalıcılığı yüksektir. Bir parfüm oluştururken hepsini bir arada düşünmek lazım, sadece alt notalardan bir parfüm oluşturursanız çok ağır olur, sadece üst notalardan bir parfüm oluşturursanız bu sefer de parfüm uçar gider.”
![]()
“KIYAFETE SIKMAK KALICILIĞI ARTIRIYOR”
Şahin, bir parfümde kalıcılık arıyorsanız onun da yönteminin kıyafete sıkmak olduğunu belirtiyor ve bu yöntemi daha sağlıklı buluyor:
“Portakal yağı temiz içerik olmasına rağmen kimyasal olarak alerjandır. Koku konusu derya deniz ve hala gizemini koruyor. Lyral (Lilial) içeriği uzun yıllar parfümlerde kullanılan bir içerikti, yasaklı bileşenler listesine alındı. Araştırmalar geliştikçe doğru bilinen yanlışlanabiliyor, yanlış bilinen doğrulanabiliyor. Arge çalışmalarından her yeni bilgi tüm bilineni yeni baştan yazdırabiliyor.”
Sevilen ve beğenilen bir parfümün formülasyonunu değiştiren de çoğu zaman ortaya çıkan bu yeni bilgi akışı oluyor:
“Koku geniş bir konu ve çalışmalar sürüyor. Hammaddeler de formülasyonun belirleyicisi olduğundan, parfümlerinde yasaklı içerikleri kullanan üreticiler ya da tasarımcılar o parfümü yeniden formüle ediyor, bu da doğal olarak kokunun değişmesine neden oluyor.”
“GÖZENEKLİ TENDE PARFÜMLER DAHA KALICI”
Kokuyu formülasyon kadar kişi de değiştirebiliyor: “Kokunun kişiye göre değişmesi ise insanın salgıladığı sıvıya, beslenmesine hatta sigara kullanıp kullanmadığına kadar birçok farklı etkene bağlı olabiliyor. Teninizin gözenekli olması bile kokuyu etkiliyor, hatta kalıcılığını belirliyor. Kendi deneyimime göre gözenekli tende, koku daha derine nüfus ediyor ve parfümün kalıcılığını artırıyor.”
Konunun dermatologlarla daha iyi anlaşılacağının altınız çizen Şahin, kişiye özel bir parfümün nasıl hazırlandığını ise şöyle aktarıyor:
Herkesin sevdiği koku farklı oluyor, koku hafızası küçükken başlıyor ve zamanla da koku karakteri oluşuyor.
Kişiye özel koku hazırlarken önce bu koku hafızası üzerinden sevdiği kokular anlaşılmaya çalışılıyor. Karakteri analiz ediliyor, hatta bir parfüm formüle edildiğinde kişinin statüsü de belirleyici oluyor. Yönetici bir kişi klas ve oturaklı bir koku arayışında olabiliyor. Bunların bir araya gelişiyle tasarımcı kişiye koku örnekleri sunuyor ve özel bir formülasyon ortaya çıkarılıyor.
Koku hafızasının farkında olmayan, tam olarak ne istediğini bilmeyen kişilere ise önce farklı notalarda parfümler koklatılıyor. Şekerli, baharatlı ya da çiçeksi seçenekler sunup, sevdiği koku bulunmaya çalışılıyor. Beğendiği noktada tasarımcı tarzı yakalıyor, onun üzerinden ilerliyor.

© GazeteVatan
Dünyada ilk: Bir hastaya tüm göz nakli yapıldı
ABD'deki New York Üniversitesi'nde, iş kazası sırasında sol gözünü kaybeden hastaya dünyanın ilk tüm göz nakli yapıldı.
The post Dünyada ilk: Bir hastaya tüm göz nakli yapıldı appeared first on #site_linkat 10/11/2023 .Japon bilim insanları sadece erkekleri öldüren virüs keşfetti: İlaçlar fayda etmiyor
Koronavirüs salgını dünyada milyonlarca insanın ölümüne yol açarken son 10 yılda görülen virüsler insanlığın adeta kabusu olmuşken Japon bilim insanlarından endişelendiren bir keşif haberi geldi.
Japon Bilim insanlarının uzun süredir çalıştığı ve tırtıllar üzerine deney yaptığı bu çalışma sonucunda elde edilen verilere göre, virüsün sadece erkekleri etkileyecek şekilde evrimleştiği ortaya çıktı. İngiliz bir uzmanın yaptığı açıklamaya göre, bu virüs zararlı böcek popülasyonunu da etkileyerek, böcek türlerini yok edeceğini duyurdu.
Japonya Ulusal Tarım ve Gıda Araştırma Örgütü'nden araştırmacı ve çalışmanın yazarlarından biri olan Daisuke Kageyama, 'Yakın gelecekte bunun gibi çok daha fazla vakanın keşfedileceğini umuyorum' dedi.
![]()
VİRÜS NASIL BULUNDU?
Minami Kyushu Üniversitesi'nde araştırma teknisyeni olan Misato Terao, virüsün üniversitenin terasında hava alırken tırtılların bitkileri daha farklı şekilde kemirdiğini görmesi sonucu bulduğunu açıkladı.
Shintani, tırtıllar üzerinde yaptığı çalışmalarda böceklerin hepsinin ilginç bir şekilde dişi olduğunu fark etti. Çalışma alanındaki erkek tırtıllarla bu dişileri çiftleştiren Shintani, 13 nesil sonra bile bu tırtılların büyük çoğunluğunun dişi olduğunu yalnızca 3 adet erkek tırtılın hayatta kaldığını belirledi. Shintani, bu durumla birlikte ellerinde 'Erkek katili' bir virüsün olduğunu hemen anladı.
Geçmiş tecrübelerine dayanarak tırtıl hücrelerinin sitoplazmasını inceleyen Shintani bu anlaşılamayan mikropların anneden çocuklarına geçtiğini belirledi.
Virüsün tırtılların üremesine müsade ettiğini ancak erkekleri 'işe yaramaz bir hale' soktuğunu kaydeden Shintani, dişilerin doğal seçilimde büyük bir avantaj kazandığını açıkladı.
![]()
Belini inceltmek isteyenler onu tüketiyor! Her gün bir kase yeterli
Kilo vermek isteyenlerin ilk başvurdukları besinlerin başında son yıllarda yulaf geliyor. Meyveli, sütlü ya da yoğurtlu yulaf, zayıflama söz konusu olduğunda diyetlerin vazgeçilmez bir parçası adeta.
TOK TUTUYOR, YAĞLANMAYI ÖNLÜYOR
Bel çevresindeki yağlanmayı önleyen yulaf uzun süre tok hissetmenizi sağlıyor. Spor yaparken direnci artırıyor. Sağlıklı bir şekilde kilo verdiriyor ve bölgesel yağları ortadan kaldırıyor
FARKLI ŞEKİLLERDE TÜKETİLEBİLİYOR
Yulaf diyeti ile zayıflamak için doğal yoğurt harika bir tercih. Bunun yanında yulaf bal ile karıştırılabilir. Salataların içine serpilebilir. Süt ve tarçınla birlikte tüketilebilir. Kahvaltılarda harika bir tost tabanı bile olabilir.
KABIZLIĞA YOL AÇABİLİYOR
Yulaf tüketiminde bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Çünkü yulaf bazı insanlarda kabızlığı neden olabiliyor. Bunu ortadan kaldırmak için bol bol su içmeye özen göstermek lazım.
Hızlı kilo vermek için her gün bir ana öğün yerine bir kase diyet yulaf ezmesi tüketilebilir. Yulaf diyeti uygularken spor yapmaya özen göstermek bu süreçte ekstra fayda sağlayabilir.
-
trhaber.com
- Sadece kalsiyum kaynağı değil! Ruh sağlığına bile faydalı! Uzmanlara göre şekersiz olanlar tüketilmeli
Sadece kalsiyum kaynağı değil! Ruh sağlığına bile faydalı! Uzmanlara göre şekersiz olanlar tüketilmeli
Fermente bir ürün olduğu için sütten daha faydalı olan yoğurt kemik sağlığı için oldukça önemli. Kalsiyum, potasyum, fosfor, riboflavin, iyot, çinko, A, E ve B vitaminleri içeren doğal yoğurt hastalıklara da şifa olma özelliğine sahip.
2020 yılına ait Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de kişi başı yoğurt tüketimi günlük 112,7 gram, yıllık ise 41,1 kilogram. İnsanlar yemeklerde, ara öğünlerde, eti marine etmede bile yoğurdu sık tüketiyor.
Peki her gün yoğurt yemenin faydalarını ve yan etkilerini biliyor musunuz?
PROTEİN TAKVİYESİ SAĞLAR
Yoğurt, düşük şeker ve yağ seviyeleriyle protein takviyesi sağlamak için harika bir seçenek. Protein, açlık hormonlarını azaltarak ve iştahı en aza indirerek tok kalmanıza yardımcı olabileceğinden, yoğurt gibi yüksek proteinli bir yiyecek, üzerine meyve, granola veya fındık ekleyebileceğiniz bir sabah yemeği veya ikindi atıştırmalıkları olarak ideal olabilir.
KAN BASINCINI DÜŞÜRÜR
Araştırmalar yoğurdun kalbe iyi geldiğini ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olabileceğini gösteriyor. 2018 yılında yayınlanan bir araştırma, daha yüksek süt ürünleri tüketiminin yetişkinlerde daha az yüksek tansiyon vakasıyla bağlantılı olduğunu buldu. Başka bir çalışma, daha yüksek protein alımının aynı zamanda düşük kan basıncı seviyeleriyle de ilişkili olabileceğini ortaya koydu.
KÖTÜ KOLESTEROLÜ İNDİRİR
Yoğurt, kan basıncınızı düşürme potansiyelinin yanı sıra, kandaki kolesterol seviyelerini de yönetmeye yardımcı olarak kalbinize de yardımcı olabilir. Yapılan bir çalışmada probiyotik yoğurdun tip 2 diyabetli katılımcılar üzerindeki etkileri araştırıldı. Buldukları şey, bu yoğurdun günlük tüketiminin düşük LDL ve toplam kolesterol ile ilişkili olduğuydu.
KALSİYUM DESTEĞİ SAĞLAR
Yoğurt da dahil olmak üzere tüm süt ürünleri zengin kalsiyum kaynakları. Bu nedenle düzenli olarak yoğurt tüketmek vücudunuza yeterli miktarda kalsiyum almanın etkili bir yolu.
SİNDİRİM SİSTEMİNİ DÜZENLER
Bakteri kelimesi genellikle olumsuz çağrışımları tetikleyebilirken, sindirim sisteminizin düzgün çalıştığından emin olmak için gerekli olan iyi bakteriler de var. Bu iyi bakterilerin düzeylerini artırmanın bir yolu ise probiyotik tüketmek. Tüketilecek probiyotik kaynağı yoğurtlar sayesinde bağırsak düzeni desteklenir ve şişkinlik azalır.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DESTEKLER
Yoğurt sağlıklı bir bağırsak oluşturan probiyotikler onu tüketmek bağışıklığı geliştirebilir.
AKIL SAĞLIĞINI İYİLEŞTİRİR
Yoğurt gibi probiyotikler sadece fiziksel sağlığınızı değil aynı zamanda zihinsel sağlığınızı da olumlu yönde etkiler. Bazı araştırmalar probiyotiklerin kaygıyı, depresyonu, stresi, ruh halini ve hafızayı iyileştirdiğini ortaya koyuyor.
BEYNE TOKLUK SİNYALİ GÖNDERİR
Protein oranı yüksek bir yoğurdu tercih ettiğiniz sürece, onu yedikten sonra kendinizi tok hissetmenizin ihtimali oldukça yüksek. Protein, yağ ve karbonhidratlarla dolu olan yoğurt; uzun süreli tokluk ve enerjinin en sağlıklı yolu.
VÜCUT İÇİN GEREKLİ MADDELERİ SAĞLAR
Yoğurt, probiyotiklerin yanı sıra vücudunuzun yararlanabileceği birçok başka besin maddesiyle dolu. Fosfor, magnezyum, ve potasyum yoğurt sayesinde en etkili şekilde alınabilir.
YOĞURDUN YAN ETKİSİ VAR MI?
Yoğurt vücudunuza bol miktarda protein ve diğer yararlı besinleri sağlayabilir, ancak marketten satın alınan birçok yoğurt çeşidi fazla miktarda ilave şekerle dolu. Uzmanlar özellikle tatlı tüketimini sınırlamaya çalışanların, sade yoğurdu denemesini ve taze meyve veya az miktarda bal ile tatlandırmasını öneriyor.
-
trhaber.com
- Kanserli hücreler nasıl oluşur? Kanserli hücrelerin normal hücrelerden ne gibi farklılıkları var?
Kanserli hücreler nasıl oluşur? Kanserli hücrelerin normal hücrelerden ne gibi farklılıkları var?
En sık görülen ve korkulan hastalık olan kanser teşhisi geç konulduğunda ne yazık ki ölüme sebep oluyor. Peki çok sık konuşulan bu hastalıkta hücreler nasıl oluyor?
DNA'dan oluşan insan genleri, anormal davranışlara yol açan değişiklikler göstermeye başladığında kanser hücreleri oluşmaya başlıyor. Bu mutasyonlara, sigara içmek ve güneşe maruz kalmak gibi dış kanserojenler neden olabilirken bazen ebeveynlerden çocuklara aktarılabiliyor veya tamamen rastgele olabiliyor. Ancak bir kişinin kansere genetik yatkınlığı mutlaka kansere yakalanacağı anlamına gelmiyor.
Normal hücrelerin kanserli hücrelere mutasyon süreci, hücrelerin giderek anormal görünüm kazandığı birkaç aşamadan geçiyor. Bu aşamalar arasında hiperplazi (bir dokudaki hücre sayısında patolojik artış) ve displazi (hücrelerin anormal büyümesi) yer alıyor. Erken evrelerde kanser hücreleri normal hücrelere çok benziyor ve yukarıdaki değişiklikler daha sonra ortaya çıkmaya başlıyor.
Kanserli ve normal hücreler arasında 5 önemli farklılıklar var.
GELİŞİM
Vücudumuzda normal koşullarda diğerlerinden daha sık çoğalan hücreler var. Örneğin sürekli yenilenen kan hücreleri, mide-bağırsak sistemi hücreleri veya saç kökleri. Sinir hücreleri gibi çok yavaş çoğalan hücreler de var. Genel olarak, normal hücrelerin insan gelişimi sırasında, yani çocukluk döneminde veya bir yaralanma sonrasında, yaralı dokuyu onarmak ve ortaya çıkan hücre eksikliğini telafi etmek için görevlendirildikleri dönemde geliştiğini söyleyebiliriz. Tersine, vücudun bir kısmı daha fazla hücreye ihtiyaç duymasa bile kanser hücreleri büyümeye devam eder.
YAKIN DOKULARA YAYILMA
Normal hücreler büyüme ve başlangıçta büyüdükleri yerde kalma eğilimindeyken kanser hücreleri kontrolsüz bir şekilde çoğalma ve yakındaki dokulara yayılma yeteneğine sahip.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNDEN KAÇABİLME
Kanser hücreleri, bazen normalde anormal veya hasarlı hücreleri tanıyan ve yok eden bağışıklık sistemi tarafından tespit edilmekten kurtulabiliyor.
UZAK ORGANLARA ULAŞIM
Normal hücreler, adezyon molekülleri adı verilen ve yakındaki hücrelere ve hücre dışı maddeye bağlı kalmalarına neden olan belirli maddeler üretiyor. Ancak kanser hücreleri bu yeteneğe sahip değil ve bu nedenle serbest kalıyor, vücudun diğer bölgelerine, yakındaki dokulara veya kan dolaşımı veya lenfatik sistem yoluyla vücudun uzak bölgelerine gidebiliyor. Örneğin bir akciğer kanseri hücresi lenf düğümlerine, beyne, karaciğere, dalağa, böbreklere veya kemiklere gidebilir.
ÖLÜMSÜZLÜK
İnsanlar gibi çoğu normal hücrenin de sınırlı bir ömrü var. Belli bir yaşa geldiklerinde ölüyorlar. Kanser hücreleri ise tam tersine ölüme meydan okumanın bir yolunu bulmuş. Her kromozomun sonunda bulunan telomer adlı bir yapı bir hücrenin her bölünüşünde kısalıyor. Telomerler yeterince kısaldığında hücreler ölüyor. Ancak kanser hücreleri, kısalmayı durduran ve sonuç olarak söz konusu hücreleri ölümsüz hale gelen telomerlerini onarmanın bir yolunu bulmuş.
KANSER HANGİ BELİRTİLERE NEDEN OLUR?
Öte yandan vücudun kanserden etkilenen kısmına bağlı olarak bazı belirtiler ortaya çıkıyor. Bunlar arasında en sık görüleni ise tükenmişlik, vücudun kanserin büyüdüğü bölgesinde deri altında hissedilebilen topaklar, istenmeyen kilo kaybı veya kilo alımı gibi vücut ağırlığındaki değişiklikler, yemekten sonra hazımsızlık veya rahatsızlık, yutma güçlüğü, bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikler veya idrara çıkma değişiklikleri, cildin sararması, koyulaşması, kızarması ve iyileşmeyen vücut yaraları gibi cilt değişiklikleri, kalıcı öksürük, vücudun eklemlerinde ve kaslarında ağrı, açıklanamayan kanama, açıklanamayan morluklar, açıklanamayan ateş, gece terlemeleri, ses kısıklığı ve nefes alma zorluğu gibi.
ÖLÜMCÜL HASTALIK NASIL TEŞHİS EDİLİYOR?
Kanseri teşhis etmek için ise doktorlar bazı testler yapıyor.
Fizik muayene: Fizik muayene yoluyla, doktor vücudun bazı bölgelerini topaklar açısından elle muayene eder veya derideki değişiklikleri veya organların genişlemesini inceler.
Laboratuvar testleri: İdrar ve kan testleri gibi laboratuvar testleri, doktorun kanserin neden olduğu anormallikleri tespit etmesine yardımcı olur. Örneğin, tam kan sayımı lösemiye işaret eden yüksek beyaz kan hücresi sayısını ortaya çıkarabilir.
Görüntüleme testleri: Görüntüleme testleri, doktorun muayenesine dokunarak erişilemeyen kemikleri ve vücudun iç organlarını incelemesine olanak tanır.
Biyopsi: Doktor hücre örneği alır ve bunu laboratuvar ortamında inceler. Her hasta için uygun olan biyopsi türü kanserin türüne ve lokasyonuna bağlı.
Bu gıdalar sandığınız kadar sağlıklı değil! Süpermarket raflarındaki 5 yiyeceğe dikkat!
Dondurulmuş pizza, hazır yemekler ve çikolataların sağlıksız olduğu herkes tarafından biliniyor. Ancak tam buğday ekmeği, kepekli tahıl ve şekersiz yoğurt gibi sıklıkla sağlıklı kabul edilen gıdalar bile aşırı işlenmiş gıdalar kategorisine girebilir.
Ultra işlenmiş gıdalar, raf ömrünü veya çekiciliğini artırmak için genellikle koruyucu maddeler veya yapay tatlar eklenmesi ile doğal hallerinden oldukça fazla uzaklaşıyor. Çok sayıda çalışma bu gıdaları obezite, diyabet ve kanserle ilişkilendiriyor.
Aşırı işlenmiş gıdaları tüketenler, yüksek kalori yoğunlukları nedeniyle daha fazla kalori tüketme eğiliminde oluyor ve bu da potansiyel olarak bağımlılık yaratan yeme alışkanlıklarına yol açıyor. Hatta aşırı işlenmiş gıdalar ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi araştıran bazı çalışmalar COVID-19 salgını sırasında artan bu tarz gıda tüketiminin depresyon ve anksiyete ile bağlantılı olduğunu ortaya çıkardı.
ŞEKERLİ TAHILLAR
Şekerli tahıllar aşırı işlenmiş gıdalar olarak kabul ediliyor. Bu ürünler şeker ve diğer doğal olmayan bileşenler gibi katkı maddeleri içeriyor. Ancak, zenginleştirilmiş tahılların yaygın besin eksikliklerini gidermek üzere tasarlandığını unutmamak gerekiyor. Kırmızı kan hücresi üretimi ve oksijen taşınması için hayati önem taşıyan demir, kalp ve sinir sistemi sağlığı için gerekli vitaminler gibi temel besinlerle zenginleştirilmiş olanlar da var.
EKMEKLER
Market raflarındaki ekmekler de ultra işlenmiş olarak kabul ediliyor. Ev yapımı ekmek genellikle yalnızca un, su ve maya içerdiğinden işlenmiş ekmek olarak sınıflandırılıyor. Ancak ticari ekmekler genellikle raf ömrünü uzatmak için emülgatörler ve koruyucular içeriyor. Bununla birlikte tam buğday ekmekleri, yüksek lif içeriğinden dolayı sağlık açısından bazı faydalar sunuyor. Lif, sindirim sağlığında hayati bir rol oynuyor ve kalp hastalığı, felç, tip 2 diyabet ve bağırsak kanseri riskini azaltıyor.
YOĞURT
Kas ve kemik sağlığı için gerekli olan sağlıklı bir protein ve kalsiyum kaynağı olan yoğurtlar da eğer marketten alınıyorsa güvenli sayılmıyor. Burada satılan yoğurtlar ultra işlenmiş gıdalar kategorisine giriyor. Çünkü tadı, rengi ve görünümü geliştirmek için yapay bileşenler içerebiliyor.
MEYVE VE PROTEİN BARLARI
Kullanışlı ve sağlıklı görünse de meyve ve protein barları yüksek oranda işleniyor. Bunlar genellikle işlenmiş içerik olan dondurularak kurutulmuş meyve ve nişasta içeriyor. Ek olarak dokularını ve raf ömrünü uzatmak için koyulaştırıcılar, asitlik düzenleyiciler ve koruyucular içerebiliyor.
KONSERVE BAKLAGİLLER
Baklagillerin besleyici protein ve lif kaynakları olduğu bilinse de konserve fasulye veya humuslar aşırı işlenmiş gıda kategorisine giriyor. İlave tuz ve şeker içeren bu gıdalar sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
Zayıflamada egzersiz kadar etkili! Cayır cayır yağ yakıyor
Kendisi küçük ama faydası büyük olan bir meyve iğde. Mis gibi kokusu ve ağızda dağılan yapısı, onu yerken insana hayli keyif veriyor.
Dünya genelinde birçok çeşidi olan iğdenin ülkemizde en çok tüketileni kuş iğdesi. Dalından taze koparıp yemenin yanında bu meyveyi aktar ve kuruyemişçilerden bulmak mümkün.
KALBİ KORUYOR, BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRİYOR
A, B1, B12, C, E, K, P vitaminlerinden zengin olan iğde, güçlü bir antioksidan ve bu özelliği sayesinde kardiyovasküler sistemi ve bağışıklığı güçlendiriyor. Yaşlanmaya, iltihaba, mide bağırsak ülserlerine, kansere ve radyasyonun etkilerine karşı koruyucu.
OMEGA 7 KAYNAĞI
İğde omega 7 yani palmitoleik asit kaynağı bir meyve. Omega 7 adı pek duyulmayan ama Tibetliler ve Moğollar tarafından geleneksel ilaç olarak kullanılan bir besin maddesi. Özellikle akciğerler, mide, dalak, kan dolaşımı üzerine önemli etkileri var.
CİLDE, SAÇA VE TIRNAĞA DESTEK OLUYOR
Omega 7 ayrıca cildi nemlendiriyor ve onarıyor. Yanık ve iyileşmeyen yaraların tedavisinde ve egzama gibi hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Yapılan çalışmalar, Omega 7'nin saç ve tırnak üzerinde de olumlu etkileri olduğunu ortaya koyuyor.
KİLO KONTROLÜNE YARDIMCI OLUR
Adı geçen Omega 7 yağ asidi insülin seviyesinin düzenlenmesini sağlayarak kilo kontrolüne yardımcı oluyor. Bu mucizevi madde aynı zamanda metabolizmayı hızlandırarak vücudun insülin hassasiyetini artırıyor.
MİDE BULANTISI VE KUSMAYI ÖNLÜYOR
İğdenin diğer önemli özelliği bağırsak düzenini sağlaması. Özellikle ishal tedavisinde sık kullanılıyor.
ÖKSÜRÜĞÜ KESME ETKİSİNE SAHİP
İğde çiçeklerini kaynatıp balla tatlandırarak içmek öksürüğü azaltıyor. C vitamini deposu olan bu lezzetli meyve Eylül-Ekim aylarında tüketilebilir.
-
trhaber.com
- Burnunuz uzun süredir koku alamıyorsa dikkat! O hastalıkla arasında bağlantı olduğu ortaya çıktı
Burnunuz uzun süredir koku alamıyorsa dikkat! O hastalıkla arasında bağlantı olduğu ortaya çıktı
Son üç yılda hayatımıza işleyen COVİD-19 ile birlikte "koku kaybı" ifadesini daha sık duyar olduk. Yeni bir araştırmaya göre spesifik anosmi olgusu adı verilen koku alamama, viral hastalıklar dışında farklı bir sağlık durumuyla da bağlantılı olabilir.
KOKU KAYBI İLE ALZHEIMER ARASINDA BAĞLANTI VAR
Chicago Üniversitesi'ndeki araştırmacılar tarafından yakın zamanda yürütülen bir araştırma, Alzheimer hastalığıyla ilişkili bir gen ile 65 yaş civarındaki kişilerde koku kaybı arasında olası bir bağlantı olduğunu ortaya çıkardı. Ekip koku kaybının demans ve Alzheimer gibi hastalıkların erken uyarı işareti olabileceği sonucuna vardı.
Araştırma, her beş yılda bir çeşitli kokuları tespit etme yeteneklerini ölçen özel bir testle analiz edilen 865 kişiyi içeriyordu. Araştırmacılar onlardan hangi kokuyu kokladıklarını bildirmelerini istedi. Bilim adamları ayrıca Alzheimer hastalığı için bilinen bir risk faktörü olan APOE4 genini kimin taşıdığını görmek için katılımcılardan bir DNA örneği topladı.
Bilim insanları verilerini analiz ettikten sonra, belirli bir geni taşıyan kişilerin, kendilerine verilen kokuları algılama olasılıklarının, belirli bir gene sahip olmayan kişilere kıyasla yüzde 37 daha az olduğunu buldu. Bu geni taşıyan kişiler 75 yaşına geldiklerinde kokuları tanıma yeteneklerinin neredeyse tamamını kaybetmeye başladı.
APOE e4 GENİ KOKU ALAMAMADA ETKİLİ
Doktor Matthew GoodSmith, çalışmasının bulgularının yalnızca APOE e4 genine sahip kişilerde koku algılama yeteneğinin azalması arasında bir korelasyon tespit ettiğini açıklayarak, gelecekte bu kokular arasındaki bağlantıyı daha ayrıntılı bir şekilde incelemek için daha fazla çalışma yapılacağı umudunu dile getirdi.
Araştırmaya göre, Alzheimer tanısı alan kişilerin çoğunda koku alma bozukluğu var ancak bunun neden olduğu tam olarak belli değil. Ancak bilim insanları, Alzheimer hastalığının erken evrelerinde beynin kokudan sorumlu kısımlarında bulunan bazı sinir proteinleri ve nörotransmiterlerde meydana gelen değişikliklerin önemli bir rol oynadığına inanıyor.
Öte yandan Alzheimer hastalığının yanı sıra koku duyusunu etkileyebilecek başka hastalıklar da var.
- Parkinson hastalığı
- Hafif kognitif bozukluk
- Huntington hastalığı
- Multipl Skleroz (MS)
BAŞKA HANGİ DURUMLARDA KOKU ALMADA SORUN YAŞANIR?
Bunların dışında koku alma bozukluğu, COVID-19 ve diğer viral hastalıklar gibi çeşitli sağlık durumlarının bir sonucu olabilir . Bilim adamlarına göre tat ve koku kaybı, birçok viral hastalığın ve diğer sağlık durumlarının karakteristik bir belirtisi.
- Yaşlılık
- Alerjiler
- Viral hastalık sonrası bozukluklar
- Burun veya kafa travması
- Soğuk
- Metabolik bozukluklar
- Burun polipleri
- Nezle
- Burun tıkanıklığı
- Sinüs enfeksiyonları
- Tümörler de koku alamama sorununa yol açabilir.
Uzmanlar koku duyunuzda değişiklikler fark ederseniz panik yapmamanız gerektiğini ancak bunun uzun süre devam etmesi durumunda kesinlikle göz ardı edilmemesini tavsiye ediyor.
-
trhaber.com
- Uyurken çoraplarınızı çıkarmıyor musunuz? Haberi okuyunca bu alışkanlıktan vazgeçeceksiniz
Uyurken çoraplarınızı çıkarmıyor musunuz? Haberi okuyunca bu alışkanlıktan vazgeçeceksiniz
Uyurken çoraplarınızı çıkaramıyor musunuz? İngiltere'de yapılan araştırmanın detayları sizi bu alışkanlıktan vazgeçirecek. Yeni araştırma kirli çoraplarda hamamböcekleri ve onların dışkılarıyla aynı bakterilerin bulunduğunu gösteriyor.
ÇORAPLARINI ÇIKARMAYA TENEZZÜL ETMEYENLER VAR
Uzmanlar 1.017 kişiden uyku alışkanlıklarını anlatmalarını istedi ve yüzde 18'inin uyurken çorap giydiğini ortaya koydu. Uyurken çorap giydiğini söyleyenlerin yüzde 70'inin yatmadan önce çoraplarını çıkarmaya tenezzül bile etmediği belirlendi.
AERUGINOSA BAKTERİSİ ENFEKSİYONA YOL AÇIYOR
Araştırmacılar, katılımcıların sabah 7'den akşam 23'e kadar giydiği çorapların yarısının enfeksiyona neden olan aeruginosa bakterisini içerdiğini buldu. Bu bakteri hava yolunu ve idrar sistemini etkileyerek akciğer enfeksiyonuna neden oluyor. Kolayca yayılan bu bakteri çoraplar yoluyla yatağa geçebilir ve enfeksiyon ciddi boyutlara ulaşabilir.
AYNI BAKTERİ HAMAMBÖCEKLERİNDE DE VAR
Öte yandan bazı sağlık kuruluşları aeruginosa bakterisinin hamamböceklerinde ve onların dışkılarında yaygın olarak bulunduğunu belirtiyor.
ÇORAPLARIN 60 DERECEDE YIKANMASI GEREKİYOR
Uzmanlar ayrıca ayaklarda yaklaşık 250.000 ter bezinin bulunduğunu, bunun da dermatofit olarak bilinen mantarlara neden olabileceğini dile getiriyor. Bakterilerin ölmesi için kirli çorapların 60 derecede yıkanması gerekiyor.
Öte yandan uzmanlar kirli olmasa da çorapla uyumanın birçok sağlık sorununa yol açacağı yönünde uyarıyor. Kan dolaşımını olumsuz etkileyen çoraplar egzama ve mantara sebep olabiliyor, kaşıntı ve kızarmalara yol açıyor. Gece boyu ayakta kalan çoraplar kas ağrısına neden olurken ayak şişkinliklerine de zemin hazırlayabiliyor.
Şeker mi yoksa yağ mı? Sağlığa daha zararlı olan hangisi? Cevap sizi çok şaşırtacak
Çok fazla şeker mi yoksa çok fazla yağ mı daha zararlı? Bu tartışma geçmişte birçok kişi tarafından incelendi, ancak yeni bir çalışma, az yağlı bir diyeti olumlu yönde bir adım daha öne çıkarıyor.
20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında, yağ rutin olarak kalp hastalığı ve yüksek kolesterol ile ilişkilendiriliyordu, ancak son araştırmalar vücutta şekere dönüşen karbonhidratların sağlığın düşmanı olduğunu gösteriyor.
DÜŞÜK YAĞLI DİYET ÖLÜM RİSKİNİ AZALTIYOR
Son çalışma, araştırmacıların düşük yağlı bir diyetin ölüm riskini her yıl %34'e kadar azaltabildiğini, düşük şekerli diyetlerin ise ölüm riskini % 34'e kadar artırabildiğini ortaya koydu.
Araştırmacılar, çalışmanın başlangıcında 50 ila 71 yaşları arasındaki 371.159 kişi hakkında 1990'lardan veri topladı. Yaşlı yetişkinler arasında diyet ve kronik hastalık arasındaki ilişkileri ölçmeye başlayan 1995 tarihli bir anket kullanıldı. Diyet ve uzun ömür arasındaki bağlantı arandı.
KATILIMCILARIN BESLENME ALIŞKANLIKLARI NOT EDİLDİ
Katılımcılara 124 farklı besini ne sıklıkta yedikleri soruldu ve bu bilgileri kullanan araştırmacılar, bir kişinin ne sıklıkta karbonhidrat ve yağ yediğini hesapladı. Katılımcılardan, az miktarda karbonhidrat yiyenlerin %20'si kontrol grubuna yerleştirilirken, fazla karbonhidrat alanların %20'si başka bir gruba alındı.
Daha sonra, yiyecekleri yüksek kaliteli veya düşük kaliteli kaynaklardan alıp almadıklarına bağlı olarak, düşük yağlı veya düşük karbonhidratlı bir diyet yemeleri sağlıklı veya sağlıksız olarak sınıflandırıldı. Örneğin, az yağlı bir diyet uygulayan ve çok fazla yağsız et ve sebze yiyen biri "sağlıklı" bir diyet uygularken, rafine şekerler ve işlenmiş yiyecekler yiyen biri "sağlıksız" bir diyet olarak kabul edildi.
KARBONHİDRAT ALIMI YÜKSEK OLANLARDA ERKEN ÖLÜM RİSKİ ARTIYOR
Araştırmanın sonuçları, sağlıklı olsun ya da olmasın, az yağlı gıda alan kişilerin, yüksek yağlı beslenenlere göre erken ölme olasılığının önemli ölçüde azaldığını buldu. Düşük yağlı herhangi bir diyet uygulayan kişilerde risk %21 oranında düştü.
Çalışma, özellikle orta yaşlı ve yaşlı insanlar arasında ölümleri önlemek için daha az doymuş yağ içeren sağlıklı bir diyet sürdürmenin önemine işaret ediyor.
C vitamini deposu bir meyve: Bektaşi Üzümü! İyi gelmediği şey neredeyse yok
Yaz aylarının en sevilen meyvelerinden biri üzüm. Semt pazarları birkaç ay sonra yeşil ve kırmızı üzümlerle dolup taşacak. Ancak çoğunlukla Hindistan'da yetişen bir üzüm çeşidi var ki genel sağlık, cilt ve saçlar için oldukça önemli faydalar sağlıyor.
Bölgede Amla olarak da bilinen Bektaşi üzümü, besin değeri açısından oldukça zengin. C vitamini deposu olan meyvenin suyu içilebiliyor veya turşusu yapılabiliyor.
KEMİKLERİ GÜÇLENDİRİYOR
Uykusuzluk sorununa iyi gelen Bektaşi üzümü, kanseri önleyici bir özellikte. Kalsiyum içeriği oldukça yüksel olduğundan kemikleri güçlendiriyor ve güçlü antioksidanlara sahip.
KANI DOĞAL YOLLARLA TEMİZLİYOR
Ağız sağlığını da destekleyen Bektaşi üzümü, dişlere iyi geliyor ve kötü ağız kokusunu önlüyor. Kalp sağlığını koruyan bu sevimli meyve diyabeti önlerken mide hastalıklarını da tedavi edici özelliklere sahip. Bektaşi üzümü aynı zamanda doğal bir kan temizleyici.
KİLO VERMEYE YARDIMCI OLUYOR
Bektaşi üzümü ayrıca metabolizmanızı hızlandırır ve vücudunuzdaki kötü toksinleri temizler. Aynı zamanda gıdaların sindirilmesine de yardımcı olur, bu da yiyecekleriniz ne kadar hızlı sindirilirse, kendinizi o kadar aç hissedebileceğiniz anlamına gelir. Böylece bu da sizi tok hissettirerek iştahınızı azaltır.
Cilt için de oldukça önemli faydalar sağlayan meyve bal ile tüketebileceği gibi doğrudan cilde de uygulayabilir.
YAŞLANMA ETKİLERİNİ GECİKTİRİYOR
Bektaşi üzümü suyu tüketmek cildinizin yavaşça yaşlanmasına yardımcı olabilir. Bu içeceğin içinde cildinizin daha iyi görünmesine ve yaşlanan hücreleri yenmesine yardımcı olabilecek bir sürü antioksidan var. İçerisindeki C vitamini cildin parlamasına yardımcı olurken düzenli kullanımı ince çizgileri, koyu lekeleri ve kırışıklıkları önler.
DOĞAL BİR AKNE İLACI
Bektaşi üzümü ile yapacağınız macun da sivilcenin neden olduğu yara izlerini azaltmaya yardımcı olur. Bu macunu yüzünüzün etkilenen bölgesine uygulayın ve 15 dakika kurumaya bırakın. Sivilceleri ve sivilce sonrası etkileri uzak tutan doğal bir kan temizleyici etkisini kısa zamanda göreceksiniz.
CİLDİ SIKILAŞTIRIYOR
Cildinizdeki yüksek miktarda kolajen sıkılaşmaya yardımcı olur ve cildinizin yumuşak görünmesini sağlar. Düzenli Bektaşi üzümü suyu tüketimi, C vitamini seviyelerini yükseltir ve cildinizdeki kollajen seviyesinin üretimini artırmaya yardımcı olur. Bu, cildinizin yumuşak ve genç görünmesini sağlar.
ÖLÜ DERİ HÜCRELERİNİ TEMİZLİYOR
Meyvenin suyu cildinizi gençleştirir ve parlaklık verir. Ayrıca cilt temizleyici olarak kullanıldığında ölü hücrelerin çıkarılmasına yardımcı olur.
Bektaşi üzümü, pürüzsüz ve ipeksi görünmesini sağlayarak saçınıza da iyi gelebilir.
SAÇLARI DÜZLEŞTİRİYOR
Bektaşi üzümü ezmesi doğal bir saç düzleştiricidir. Tek yapmanız gereken kafa derinize biraz suyundan eklemek ve 30 dakika kurumaya bırakmak. Kuruduktan sonra biraz ılık su ile durulayabilirsiniz.
ERKEN BEYAZLAMAYI ÖNLÜYOR
Bektaşi üzümü suyunu saçınıza sürüp 30 dakika kurumaya bıraktığınızda içindeki C vitamini ve antioksidanlar sayesinde erken beyazlamayı önlemeniz mümkün.
Meyvenin suyu aynı zamanda doğal bir saç kremi vazifesi görüyor. Suyunu biraz kına ile karıştırın ve nazikçe saç derinize uygulayın. Bu, saçınızın yumuşacık olmasını sağlayacaktır.
Bektaşi üzümü taze tüketilirse faydaları daha da artar. Ancak aşırı tüketiminden kaçınmak gerekiyor. Kan pıhtılaşmasında sorunlara neden olabilen meyve kanın pıhtılaşmasını engelleyebilecek antiplatelet özelliklere sahip. Kan rahatsızlığı olan veya kan sulandırıcı kullanan kişiler onu yerken dikkatli olmalı. Ayrıca Bektaşi üzümü vücuttaki kan şekeri seviyesini de azaltabilir. Kan şekerini kontrol etmeye çalışan Tip 1 veya Tip 2 diyabetli kişiler dikkatli tüketmeli.
-
trhaber.com
- Sonunda bu da oldu! İnsan dışkısından üretilen ilacın kullanımına onay çıktı! Hem de ağızdan alınacak
Sonunda bu da oldu! İnsan dışkısından üretilen ilacın kullanımına onay çıktı! Hem de ağızdan alınacak
ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), duyanları şoke edecek bir karara imza attı ve çok ilginç bir madde ile üretilen hapın kullanımına onay verdi.
İNSAN DIŞKISINDAN ÜRETİLEN İLK İLAÇ DEĞİL AMA...
Vowst isimli ilacın etken maddesi insan dışkısı. Sağlıklı insan bakterisi içeriyor. Aslında bu, insan dışkısından üretilip onay alan ilk ilaç değil. 2022 yılında lavman bazlı rektum yoluyla kullanılan bir tedavi de onay alarak kayıtlara geçmişti. Vowst'u ilginç kılan, aynı yollarla üretilip ağızdan kullanılabilecek ilk ilaç onayı alması.
KULLANANLARDA ENFEKSİYONUN TEKRARLAMA RİSKİ DÜŞÜYOR
Seres Therapeutics isimli şirket tarafından geliştirilen Vowst'u 18 yaş ve üzeri insanlar kullanabilecek. Haziran 2023’te ABD’de çıkış yapması beklenen ilacın üretim amacı "Clostridioides difficile” isimli bir enfeksiyonun tekrarlamasını engellemek. Klinik deneyler, ilacı kullananlarda enfeksiyon tekrarlama olasılığının üç kattan daha az olduğunu gösteriyor.
Söz konusu enfeksiyon, hastalar farklı bir enfeksiyon için antibiyotik aldıktan sonra ortaya çıkıyor. Antibiyotikler, normalde bağırsağı dolduran bakterilerin dengesini bozabiliyor ve Clostridioides difficile'in çoğalmasına yol açıyor. Bu çoğalma neticesinde ise karın ağrısı, ishal vb sindirim sistemi sorunları ortaya çıkıyor.
CLOSTRIDIOIDES DIFFICIEL ÖLÜMCÜL BİR ENFEKSİYON
Bahsi geçen rahatsızlıkları göz ardı etmemek gerekiyor. Zira bu hızlı çoğalma organ yetmezliği ve ölüme bile neden olabiliyor. Öyle ki Amerika'da her yıl 15 bin ila 30 bin insan bu enfeksiyonlar yüzünden yaşamını yitiriyor.
"Clostridioides difficile” ortalama 5 haftada bir yenileyen bir özelliğe sahip ve her tekrarlamasında tehlikenin boyutu daha da artıyor. İnsan dışkısından üretilen Vowst isimli ilaç işte bu enfeksiyonun tekrarlamasını engelliyor.
GÜNDE 4 DEFA, 3 GÜN ÜST ÜSTE KULLANMAK LAZIM
Hap, üç gün üst üste ve günde 4 kapsül şeklinde ağız yoluyla alınabilecek. ABD Gıda ve İlaç Dairesi'ne göre ilk dozun antibiyotik tedavisi bittikten dört gün sonra alınması lazım.
VOWST'UN YAN ETKİSİ VAR MI?
Herkesin merak ettiği soru ise Vowst'un yan etkilere yol açıp açmayacağı. Yapılan deneyler, ilacın bazı hassas bünyeli kişilerde karında şişkinlik, titreme, hâlsizlik, ishal gibi yan etkilere yol açabileceğini gösteriyor.
İnsan dışkısından ilaca FDA onayı
Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi FDA insan dışkısından yapılan enfeksiyon ilacına onay verdi.
The post İnsan dışkısından ilaca FDA onayı appeared first on Diken.-
trhaber.com
- Bu insanlar için dış görünüş değil, zeka önemli! Sapyoseksüellik nedir? Sapyoseksüellik belirtileri nelerdir?
Bu insanlar için dış görünüş değil, zeka önemli! Sapyoseksüellik nedir? Sapyoseksüellik belirtileri nelerdir?
Karşı cinse duyulan ilginin herkese göre farklı kıstasları var. Kimi dış güzelliğe önem veriken kimi ise zekaya ve entellektüelliğe karşı koyamıyor. İşte ikinci kategoride yer alan kişiler sapyoseksüel adı veriliyor.
Terim aslında bilge anlamına gelen Latince 'sapien' ve cinsel anlamına gelen 'sexualis' kelimesinden türemiş. İlk kullanımı 2004'te olduğu için hala oldukça yeni olduğunu söylemek mümkün.
Yapılan araştırmalara göre, 18 ila 35 yaş arasındaki insanların %1 ila %8'i sapyoseksüel. Bu insanlar için, başka bir kişinin düşünme şekli oldukça çekici bir özellik. Yani cinsel çekiciliği harekete geçiren akıl. Bu da, vücut şekli, boyutu veya yüz hatları gibi yüzeysel niteliklerin arka planda kaldığı anlamına geliyor.
Sapyoseksüel olanların bazı ortak özelliklerinden bahsedelim.
DERİN SOHBETLERİ TERCİH EDİYORLAR
Karşı cinsle derin ve teşvik edici bir sohbete girmekten çok keyif alanlar genellikle sapyoseksüel oluyor.
ZEKANIN BEDENDEN DAHA ÇEKİCİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORLAR
Sapyoseksüeller, zeki bir zihne fiziksel olarak çekici bir bedenden daha çok değer veriyor. Dolayısıyla, bir kişinin inançlarının ne olduğu, neyi temsil ettiği ile daha fazla ilgilenenler, onların ahlakı, değerleri, ilgi alanları hakkında bilgi edinmekten heyecan duyanlar sapyoseksüel olarak tanımlanabiliyor.
RANDEVULARIN SAMİMİ ORTAMLARDA OLMASINI İSTİYORLAR
Karşı cinsle zorlayıcı bir sohbete girebilmek için dikkatlerinin dağılmadığı veya kesintiye uğramadığı sessiz randevuları tercih ediyorlar. İlk buluşma için bir bar veya salon yerine daha küçük ve samimi bir ortamı tercih ediyorlar.
Sapyoseksüel olmak ilişkinin dinamiğini de oldukça etkiliyor.
Cazibe, entelektüel olarak uyarılmış hissetmeye dayandığından, zihinsel olarak çekici faaliyetlere katılmak, ilişkinin önemli bir parçası haline gelir.
Sadece güzel kokmuyormuş! O bitki yumurtalık ve karaciğer kanserini önlüyor
Tüm dünyada yaygın olarak kullanılan aromatik bir bitki olan fesleğen, Akdeniz mutfağının olmazsa olmazı.
Kokusunun güzelliği, bitkinin güçlü tıbbi özellikler sergileyen kısımları olan yapraklarında ve çiçekli üst kısımlarında bulunan uçucu yağdan kaynaklanıyor.
Salataya, cacığa ve hatta bazı soğuk içeceklere eklenebilen bu bitki, K vitamini kaynağı olmasının yanında kalsiyum, A vitamini, beta karoten ve lutein açısından oldukça zengin. Bu yararlarıyla da sağlığı olumlu yönde etkiliyor.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR
Fesleğendeki bazı kimyasallar, T hücrelerinin aktivasyonunu teşvik ederek vücudun bağışıklık tepkisini güçlendirmede önemli bir rol oynuyor.
KANSER ÖNLEYİCİ ETKİYE SAHİP
Son yıllarda fesleğenin anti-kanser özellikleri, içerdiği polisakkaritler nedeniyle çokça incelenmiş durumda. Çalışmalar, yumurtalık ve karaciğer kanserinin metastazını önlemede fesleğen polisakkaritlerinin özellikle önemli bir etkisi olduğunu gösteriyor.
ANTİBAKTERİYEL ÖZELLİK TAŞIYOR
Hem fesleğen esansiyel yağı hem de polisakkaritler ve fenolik asitler açısından zengin özleri, çok çeşitli bakterilere karşı önemli antimikrobiyal aktivite sergiliyor.
DİYABET TEDAVİSİNE YARDIM EDİYOR
Çalışmalar, fesleğen ekstraktının hiperglisemiyi hafifletebildiğini gösteriyor. Bu etki içerisindeki rosmarinik asit ve kateşin içeriğinden kaynaklanıyor.
KAN BASINCINI DÜŞÜRÜYOR
Fesleğen ekstraktının hipertansif farelere uygulanmasının kan basıncını etkili bir şekilde düşürdüğü ve aynı zamanda böbrek fonksiyonunu iyileştirdiği gözlemlendi. İnsanlardaki etkisini doğrulamak için ise daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.
FESLEĞENİN YAN ETKİLERİ NELERDİR?
Peki bunca faydası bulunan fesleğeni tüketirken nelere dikkat edilmeli?
- Fesleğen yaprakları, kanın pıhtılaşmasına yardımcı olan K vitamini açısından zengindir, bu nedenle onları büyük miktarlarda kullanmak, varfarin gibi çeşitli antikoagülan ilaçların etkisini engelleyebilir.
- Ayrıca fesleğen özü kullanımı kanın incelmesine katkıda bulunabilir, bu nedenle kanama bozukluğu olan veya ameliyat olmak üzere olan kişiler tarafından özel dikkat gösterilmesi gerekiyor.
- Diyabet ve hipertansiyon için ilaç kullanan kişiler de, aralarında etkileşim olabileceğinden tedavi amaçlı fesleğen kullanmadan önce doktorlarına danışmalı.
-
trhaber.com
- Çiğ sucuk yersek ne olur? Sucuk neden pişirilmeli? Çiğ sucuk hangi hastalıklara yol açıyor?
Çiğ sucuk yersek ne olur? Sucuk neden pişirilmeli? Çiğ sucuk hangi hastalıklara yol açıyor?
Sucuk; şişirilen ve kurutulan bağırsağın içerisine özel baharatla katılarak hazırlanan et kıymasının, doldurulması ve sonrasında fermente işleminin gerçekleştirilmesi ile elde edilen bir besin. Fermente edilmiş sucuk ısıl işlem görmez, kendi haline bırakılır ve olgunlaşması beklenir. Fakat ısıl işlem görmüş sucuk pişirilmiştir.
SUCUKLAR PİŞİRİLİP TÜKETİLMELİ
Isıl işlem görmüş olan sucuklar her ne kadar pişirilmiş olsa da yemeden önce tekrardan pişirilmesi gerekir. Bu ürünü çiğ tüketmek, yapılabilecek en büyük hata. Her ne şekilde yapılırsa yapılsın sucuğun pişirilerek mutlaka pişirilerek tüketilmesi gerekiyor.
BAĞIRSAKLARDA KURT OLUŞUMUNA SEBEP OLUR
Çiğ sucuk tüketmek, bağırsaklarda kurt oluşumuna yol açar. Bağırsak kurtları ilaçlarla tedavi edilebilse de ddevamlı olarak çiğ sucuk yemek, zaman içerisinde bağırsağın zarar görmesine neden olur.
MİDE PARAZİTLERİ GÖRÜLÜR
Çiğ sucuk yemek en büyük zararı mideye verir. Kramp oluşur, yaralanmalar bile görülür. Mide parazitleri de çiğ et tüketme sonucunda ortaya çıkar.
CİLDİN KURUMASINA YOL AÇAR
Cilt üzerinde de sağlık problemlerine sebep olan çiğ sucuk tüketimi, cildin kurumasına ve dökülmesine neden olabilir. Sucuğun pişirilmeden tüketilmesi durumunda egzama oluşabilir.
İÇ KANAMAYA BİLE NEDEN OLABİLİR
İçerisinde canlı mikroorganizmalar bulunan çiğ sucuk hücrelerde hasara yol açar. İç kanamaya sebep olarak kişinin hayatını riske sokabilir.
Eğer ilk defa ve tek seferlik çiğ sucuk yediyseniz endişelenmenize gerek yok. Fakat sürekli olarak yediğiniz zaman bağırsak, mide zarar görür. Çiğ sucuk yedikten sonra kendinizi iyi hissetmezseniz mutlaka bir sağlık kuruluşuna gitmeniz gerekir. Pişmiş bile olsa her gün sucuk yemenin zararlı olabileceği asla unutulmamalı.
-
trhaber.com
- O hastalığa yakalananlar en fazla 15 yıl yaşıyor! Progeria nedir? Çocukluk çağında görülmeye başlanan progerianın belirtileri nelerdir?
O hastalığa yakalananlar en fazla 15 yıl yaşıyor! Progeria nedir? Çocukluk çağında görülmeye başlanan progerianın belirtileri nelerdir?
Bir kişinin erken yaşlanması ile karakterize edilen, oldukça nadir görülen bir genetik durum olan Progeria, bebeklik veya ergenlik döneminde teşhis edilebiliyor.
Progeria ile doğan çocuklar ilk bakışta normal görünüyor ancak 1-2 yıl sonra büyüme geriliği ve saç dökülmesi gibi erken yaşlanmanın ilk belirtilerini göstermeye başlıyorlar. Zamanla, daha fazla vücut sistemini etkiliyor ve sonunda erken ölüme yol açıyor.
Progeria her iki cinsiyeti de eşit derecede etkileyebiliyor ve dünya çapında 4 milyon kişiden 1'inde görülüyor. Şu anda dünya çapında sadece yaklaşık 400 çocuk ve genç yetişkinin progeria ile yaşadığı tahmin ediliyor. Progerianın 2 ayrı türü var.
HUTCHINSON- GILFORD SENDROMU
Çocukluk döneminde başlayan bu sendroma sahip bebekler genellikle normal bir görünümde oluyor, ancak birkaç aylık yaşamdan sonra kısa boy ve kilo ile sonuçlanan büyüme gecikmeleri göstermeye başlıyorlar. Zamanla, erken yaşlanmanın diğer özellikleri de gelişiyor ve bu çocukların karakteristik bir yüz görünümü kazanmasına neden oluyor.
Hutchinson-Gilford sendromlu kişilerde progeria belirtileri genellikle yaşamlarının ilk yıllarında ortaya çıkmaya başlıyor. Bu belirtiler çocuğun normal kalan zekasını değil, fiziksel gelişimini ilgilendiriyor. Kısa boy, dişlerin anormal gelişimi, verilen boy için düşük vücut ağırlığı, yüzün başa göre çok daha küçük görünmesine neden olan az gelişmiş kemikler, bacaklarda ve karın bölgesinde sert cilt, 2 yaşına kadar kelliğe yol açan saç dökülmesi, işitme sorunları, tiz ses, büyük gözler ama küçük dudaklar, burun ve kulaklar gibi belirtiler oluyor. Durum ilerledikçe artrit, katarakt, damar sertliği, kısmi işitme kaybı, iskelet anormallikleri ve kalça çıkığı gibi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor.
WERNER SENDROMU
Werner sendromu ise ilk olarak erken ergenlik veya genç erişkinlik döneminde ortaya çıkıyor. Bundan muzdarip insanlar, erken yaşlanmanın bazı olağandışı özellikleri ortaya çıkana kadar normal bir şekilde gelişiyor. Gösterge olarak, Werner sendromlu kişilerin büyümesi genellikle ergenlik döneminde duruyor ve 25 yaşına gelindiğinde saç dökülmesi ve saç beyazlaması gibi belirtiler çoktan ortaya çıkmaya başlamış oluyor. Durum ilerledikçe daha fazla semptom ortaya çıkmaya başlıyor, ancak bu kişilerde kanser riski de artıyor.
Werner sendromunda da semptomlar Hutchinson-Gilford ile benzer. Werner sendromlu kişilerde katarakt, tip 2 diyabet, ateroskleroz, osteoporoz, kardiyovasküler hastalık, doğurganlığın azalması ve çeşitli kanser türleri gibi genellikle yaşlıları etkileyen hastalıklara yakalanma riski yükseliyor.
PROGERIA NASIL TEŞHİS EDİLİR?
Durumun karakteristik semptomlarını gösteren biri için progeria teşhisinin doğrulanması, LMNA veya WRN mutasyonları için genetik test yoluyla yapılıyor. Hutchinson-Gilford sendromu, semptomları bir kişinin hayatında daha erken ortaya çıktığı için Werner sendromundan daha erken teşhis ediliyor.
SÖZ KONUSU SENDROMLAR TEDAVİ EDİLEBİLİYOR MU?
Kasım 2020'de ABD Gıda ve İlaç İdaresi, Hutchinson-Gilford sendromunun tedavisi için lonafarnib adı verilen ilk ilacı onayladı. Lonafarnib başlangıçta kanseri tedavi etmek için geliştirildi, ancak daha sonraki araştırmalar, kullanımının bu özel progeria sendromu olan çocuklarda daha düşük ölüm oranı ile ilişkili olduğunu gösterdi. Bu ilaç dışında progeria için bilinen başka bir tedavi ise yok. Progeria için çoğu tedavi yaklaşımı, semptomlarının bir kısmını hafifletmeyi veya geciktirmeyi amaçlıyor.
DOKTOR BAZI KONTROLLER ÖNEREBİLİR
Kişinin yaşadığı semptomlara bağlı olarak doktor bazı önerilerde bulunabilir.
- İlerleyebilen ve katarakt gelişimine yol açabilen ileri görüşlülük ve kuru göz gibi görme problemlerini kontrol etmek için düzenli göz muayeneleri.
- İşitme kaybı durumunda işitme cihazı kullanımı.
- Olası diş problemlerinin erken tedavisi ve takibi için diş hekimine düzenli ziyaretler.
- Kardiyovasküler hastalıkların oluşmasını önlemek için özel ilaçlar almak.
- Kalça problemlerini ve eklem sertliğini daha iyi yönetmek için fizyoterapi.
- Tip 2 diyabet ve kanser gibi progeria nedeniyle ortaya çıkması muhtemel çeşitli durumlar için düzenli tarama testleri.
- Günlük gerekli tüm besin maddelerinin alımını sağlamak için besin takviyeleri almak.
PROGERIA'LI İNSANLAR UZUN YAŞAMIYOR
Progeria'lı insanlar, sağlıklı insanlardan ne yazık ki önemli ölçüde daha kısa bir yaşam beklentisine sahip oluyor. Hutchinson-Gilford sendromlu kişiler için ortalama ölüm yaşı 14,6 iken, Werner sendromlu kişiler genellikle 40'lı ve 50'li yaşlarına kadar yaşıyor. Hutchinson-Gilford sendromundan ölümlerin çoğu kalp yetmezliğinden kaynaklanırken, Werner sendromlu kişilerde kanser ve ateroskleroz başlıca ölüm nedenleri.
-
trhaber.com
- Hangi tuz daha sağlıklı? Rafine tuz mu yoksa doğal tuz mu? İkisi arasında ne gibi farklılıklar var?
Hangi tuz daha sağlıklı? Rafine tuz mu yoksa doğal tuz mu? İkisi arasında ne gibi farklılıklar var?
Tuz, hayatımızın olmazsa olmazı. Yemeklere tat veren en önemli besin öğesi olan tuzun iki türü var. Biri marketten satın alınan rafine tuz, diğeri ise doğrudan kaynaktan çıkarılan veya buharlaştırılan deniz suyundan alınan doğal tuz.
RAFİNE TUZ YÜKSEK SICAKLIKTA İŞLENİYOR
Rafine tuz yeraltı madenciliğiyle çıkarılır. Topaklanmasını önlemek ve akışkan hale getirmek için yoğun bir şekilde işlenir. Market raflarındaki rafine tuzlara yot eklenir. Bu, tuzdaki olası toksinleri uzaklaştırmak ve sağlıklı tiroit fonksiyonunu sürdürmek için kullanılan bir mineral. Ayrıca rafine tuz raflara gelmeden önce yüksek sıcaklıkta işlendiği için, doğal tuzdaki minerallerin birçoğu kaybolur.
DOĞAL TUZ MİNERAL YÖNÜNDEN ZENGİN
Rafine edilmemiş tuzlara ise doğal tuz deniyor. Bu tuzlar ya doğrudan kaynaktan çıkarılarak veya buharlaştırılmış deniz suyundan alınarak elde ediliyor. Rafine tuz gibi işlenmediği için, doğal rengini ve doğal formunu çok daha fazla koruyor. Doku olarak daha kaba olsa da doğal tuzun tadı, diğerlerinden farksız. Ayrıca her ikisi de aynı miktarda sodyuma sahipken doğal tuz mineral yönünden daha zengin.
VÜCUDA HAREKET KAZANDIRIYOR
Peki tuzun vücut için ne gibi faydaları var? Bu besin, organ ve eklem fonksiyonu için gerekli olan sodyum ve klorür içeriyor. Sodyum ve diğer elektrolitler vücudun hareket etmesine yardımcı olma görevini üstleniyor.
SOLUNUM VE DİYABETE OLUMLU ETKİLERİ VAR
Solunum yolu hastalıklarında tuz tüketilerek zararlı bakterilerin sayısı azaltılabilir. Diyabet hastalarının insülin değerinin düşmesine yardım eder.
TUZ TÜKETİMİNDE AŞIRIYA KAÇMAMAK LAZIM
Tuz tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar var. Çünkü aşırı tüketiminde tuz faydadan çok zarar verici etkilere yol açabilir. Fazla tuz tüketilmesi halinde kişide inme ihtimali ve hipertansiyona yatkınlık artar. Böbrek hastalıklarına sebep olur. Ödem oluşmasına yol açar, osteoporoz adlı bir kemik hastalığına neden olur.
Hindistan cevizi yağının faydaları nelerdir? Hindistan cevizi yağı bunamayı önler mi?
Genellikle yaşlanmayla ilişkilendirilen demans hastalığı, beyin işlevindeki düşüşten kaynaklanıyor. Hafıza, davranış ve hareketlilik ile ilgili değişiklik veya sorunlara neden olan bu durum, uzmanlara göre MCT isimli bir yağ türü tüketmekle önlenebilir.
MCT YAĞI NEDİR?
MCT yağı, hindistancevizi yağından çıkarılıyor. Sadece beyin sağlığına yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda iyi bir enerji kaynağı.
2013 yılında yayınlanan bir çalışma, dört haftalık bir süre boyunca sekiz yetişkin üzerinde MCT kullanımını denedi. Kişiler bir hafta boyunca toplam 20 gram ve üç hafta boyunca günde 30 gram olmak üzere günde dört kez bir MCT takviyesi tüketti. Yağın, beyin enerji metabolizmasının yüzde sekiz ila dokuzuna kadar katkıda bulunduğu görüldü.
DEMANSLI HASTALARDA GELİŞME GÖRÜLDÜ
2022'de yapılan bir çalışma ise, en yaygın bunama türü olan Alzheimer hastalığı olan 20 kişide MCT yağının kullanımını analiz etti. Katılımcılar ortalama olarak, günde 1,8 yemek kaşığı MCT yağı tüketti. Altı veya 12 ay boyunca, deneklerin yüzde 80'i bilişte gerilememe veya gelişme gösterdi.
Demans hafıza kaybı, konsantrasyon zorluğu, tanıdık günlük görevleri yerine getirmekte zorlanmak, bir sohbeti takip etmekte veya doğru kelimeyi bulmakta zorlanmak, zaman ve yer konusunda kafa karışıklığı, ruh hali değişiklikleri gibi belirtilerle kendisini gösteriyor.
![]()
Spor yapanlar her gün içmeli! Özellikle sütsüz olanlar performansı artırıyor
Kafein ve atletik dayanıklılık yıllardır birbirini destekleyen iki konu. Çok sayıda çalışma da, kafein tüketiminin koşma, bisiklete binme veya yüzme gibi yüksek yoğunluklu egzersizler sırasında fiziksel dayanıklılığı artırabileceğini ortaya koyuyor.
SADE KAHVE PERFORMANSI ARTIRIYOR
Özellikle espresso ve sade kahvenin performansı artırdığı bilinirken, latte ve cappuccino gibi sütlü veya şekerli kahve içeceklerinin kafein alımı açısından pek bir katkısı olmadığını unutmamak lazım.
Araştırmacılar, kahve ve kafeinin spor performansımızı artırabilmesinin nedeninin, kafeinin sinir sistemindeki çeşitli maddelerin reseptörlerine bağlanması olduğuna inanıyor.
KASLARIN TOPARLANMASINA YARDIMCI OLUYOR
![]()
Çalışmalar ayrıca kafeinin fiziksel eforun ardından kasların toparlanmasına yardımcı olduğunu ve böylece yüksek yoğunluklu egzersizden kaynaklanabilecek kas ağrısını azalttığını gösteriyor. Bu nedenle uzmanlar, antrenmandan veya yarıştan önce bir fincan kahve içmenin daha uyanık ve zinde olmanızı sağlayacağını söylüyor.
Uluslararası Sporcu Beslenme Derneği tarafından yayınlanan bir tavsiye, 1 kg vücut ağırlığı başına 3-6 mg arasında kafein tüketilmesi gerektiğini belirtiyor. Araştırmalar da, yarıştan 60 dakika önce kahve içmenin kafeinden maksimum fayda sağlamak için en uygun zaman olduğunu gösteriyor.
![]()
-
trhaber.com
- Aspir çiçeği nedir? Aspir çiçeğinin faydaları neler? Aspir Çiçeği hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır?
Aspir çiçeği nedir? Aspir çiçeğinin faydaları neler? Aspir Çiçeği hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır?
Uzak doğu ülkelerinde faydasıyla nam salmış Aspirin çiçeğinin faydaları sebebiyle birçok tıbbi alanda kullanılıyor. Vatandaşlar böyle faydalı bir bitkinin yararlarını araştırmaya başlamış durumda.Aspir çiçeği nedir? Aspir çiçeğinin faydaları neler? Aspir Çiçeği hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır?
![]()
ASPİR ÇİÇEĞİ NEDİR?
Aspir çiçeği, yaz aylarında çiçek açan ve olağanüstü dekoratif vasıflar ile donatılmış, koroner arterler korumak için bitkisel çay şeklinde tüketilmektedir. Hipokolesterolemik ve kardiyoprotektif özelliklere sahip bir bitkisel yağ üretmek için kullanılan esansiyel yağ asitleri bakımından zengin tohumları barındırır.
Yemeklerinizi süslemek ve renklendirmek, aynı zamanda kumaşlarınızı renklendirmek ve potpuri oluşturmak mümkündür.
![]()
ASPİR ÇİÇEĞİNİN FAYDALARI
Aspir tohumlarının bitkisel yağının müshil özelliği vardır. Bu nedenle çocuklar ve hamile veya emziren kadınlar için şiddetle kontrendikedir. Antiplatelet tedavisi gören veya antikoagülan kullanan kişiler de kullanımından kaçınmalıdır. Son olarak, aspir yağınızın son kullanma tarihini kontrol etmeyi unutmayın ve tüm özelliklerini kaybetme riski altında ısıtmaktan kaçının.
Aspir Çiçeği aynı adlı bitkiden elde edilen, sunduğu etkili Fitoterapötik erdemlerini cilt koşullarına karşı savaşmak için uygundur. Çeşitli şekillerde tüketilebilir, salatada veya çabuk bitki çayı olarak tüketilmesi yaygındır. Boya bitkisi mükemmel olan aspir çiçeği, kumaşların renklendirilmesinde olduğu kadar kullanılır.
![]()
ASPİR ÇİÇEĞİNİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
Yenilebilir olmasına ve pek çok besleyici ve iyileştirici özelliğe sahip olmasına rağmen, aspir yağı, çiçeği gibi dikkatli kullanılmalıdır. Gerçekten de, onu oluşturan omega-6 yağ asitleriyle bağlantılı sağlık yararları oldukça paradoksaldır.
Doğru oranlarda tüketilir - omega-3'leri tamamlar, kolesterolü düşürmeye yardımcı olur ve kardiyovasküler patoloji riskini azaltır. Omega 6 bakımından zengin, aynı zamanda E ve K vitaminleri bakımından da zengin olan aspir yağı, olgun ciltler, tahriş olmuş ciltler, lekeli, kızarıklığa meyilli ve aynı zamanda besleyici faydaları nedeniyle yutulması için idealdir.
![]()
Diyabet saç döker mi? Şeker hastalığı saçları nasıl etkiliyor? Ne yapmalı?
Diyabet, vücudun yeterince insülin üretememesi veya insüline tepki vermemesi ile ortaya çıkan bir durum. Bu, kanda yüksek şeker seviyelerine neden oluyor, çünkü düşük insülin seviyesi, şekerlerin kan dolaşımından ihtiyaç duyan hücrelere taşınmaması anlamına geliyor.
Artan idrara çıkma ve susama, yorgunluk, kilo kaybı, görme kaybı veya bulanık görme gibi diyabetin bazı belirtileri olsa da saç dökülmesi de az bilinen semptomlardan.
KANDA BİRİKEN ŞEKER SAÇ DÖKÜLMESİNE YOL AÇABİLİR
![]()
Diyabetin saç köklerinin büyüme döngüsünü bozarak saç dökülmesine yol açabilmesinin birkaç yolu var. Birincisi, diyabet kanda şeker birikmesine neden olabilir ve bu da kan damarlarına zarar verebilir. Bu hasarlı kan damarları artık saç köklerine yeterli oksijen getiremez ve bu da saç büyüme döngüsünü kesintiye uğratabilir ve durdurabilir. Saç kökleri büyüme evresi yerine dinlenme ve dökülme evresine girer. Bu da saçların büyümeyi durdurduğu, saçların incelmesine ve kafa derisinde dökülmesine neden olduğu anlamına gelir.
İNSÜLİN ÜRETİMİ YOKSA SAÇLAR DÖKÜLEBİLİR
Diyabetin saç dökülmesine neden olmasının bir başka yolu da insülin üretiminin olmaması. İnsülin, şekeri kan damarlarınızdan ve ihtiyacı olan hücrelere taşıyan bir hormondur. Bu hücreler şekeri enerjiye ayırır ve bu da hücrelerin normal işlevlerini yerine getirmelerini sağlar. Saç kökleri söz konusu olduğunda, bu saç oluşturmak anlamına gelir. Dolayısıyla, yeterli insülin üretemiyorsanız, şeker saç köklerine taşınmaz ve saç uzamaz. Bunun yerine, saç kökleri dökülmeden önce tekrar saç büyüme döngüsünün dinlenme aşamasına girer.
NE YAPMALI?
Diyabet nedeniyle saç dökülmesini önlemenin en iyi yolu, kan şekeri seviyenizi kontrol altında tutmak. Düzenli egzersiz yaparak ve stresli durumlardan kaçınarak da saç dökülmesini önlemeye yardımcı olabilirsiniz. Egzersiz, kan dolaşımında bulunan şeker seviyesini azaltır ve aynı zamanda saç kökleri de dahil olmak üzere vücudunuzun hücrelerine oksijen iletimini geliştirir. Öte yandan belirli bir renkteki meyve ve sebzeler diyabet riskinizi azaltabilir.
![]()
Mutfağınızdaki en kirli yeri açıklıyoruz! İlk 3'te buzdolabı kulpları da var
Yemek hazırlama ve yemeden sonra yapılan ilk iş kirlenen yerleri temizlemek oluyor. Ancak çoğu insan, hazırlama sürecinde kullandığı baharat kaplarını olduğu gibi rafa koyuyor, yani temizlemeden.
MUTFAKTAKİ EN KİRLİ EŞYA BAHARAT KAPLARI
Yapılan araştırmalar bu baharat konulan rafların ve kavanozların, zararlı patojenlerle dolu olabileceğini ve bunun da o bölümü, mutfaktaki en mikroplu yer haline getirdiğini gösteriyor.
Baharat rafının, mutfaklardaki en mikroplu yer olmasının nedeni çapraz bulaşma. Bu, mikropların bir madde veya nesneden diğerine aktarılması demek.
![]()
Yapılan araştırmaya göre mutfaktaki diğer yüzeyler zamanın yüzde 20'sinden daha azında bulaşma kanıtı gösterirken, baharat kapları neredeyse yarı yarıya bulaşmaya zemin hazırlamış durumda.
Çalışma kapsamında katılımcılardan hindi burger köftesi ve salata yapmaları istendi ve çapraz kontaminasyon incelendi. Gönüllüler, yemeği hazırlayana kadar araştırmacıların gıda güvenliği davranışlarını inceleyeceklerini bilmiyordu. Araştırmacılar, bir mutfak ortamında patojenlerin hareketini göstermesi için ete önceden MS2 olarak bilinen bir bakteriyofaj bulaştırdı. Bunlar bakterileri enfekte eden ve insanlar üzerinde hiçbir etkisi olmayan virüsler.
![]()
Yemek hazırlığından sonra araştırmacılar, MS2'nin varlığını test etmek için mutfak araç gereçlerini, temizlik alanlarını ve mutfak yüzeylerini sildi. Ekip, deneklerin yemek pişirme seansları sırasındaki davranışlarına dayanarak baharat kaplarına, lavabo musluklarına ve kulplara da bakmaya karar verdi. Baharat kavanozlarınının yüzde 48'i MS2 ile bulaşmış olduğu görüldü.
BUZDOLABI KULPLARI DA PİS NOKTALARDAN
Diğer yaygın olarak kirlenmiş yüzeyler arasında buzdolabı kulpları, çöp kutuları ve kesme tahtaları var. Musluk kulpları ise en az kirli nesne oldu.
![]()
Cerrahpaşa’nın nereye taşınacağı muamma: Hastalar taburcu ediliyor
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin binalarının depreme dayanıksız olduğunun tespit edilmesi üzerinde ani kararla ve hiçbir hazırlık yapılmadan, birkaç birim hariç tüm faaliyetlerini durdurması şaşkınlıkla karşılandı. Koca hastanenin nereye taşınacağı belirsiz. Herkes aynı iki soruyor soruyor: “Yaklaşık 15 yıldır neden yerinde yenilenmedi? Başka bir niyet mi var?”
The post Cerrahpaşa’nın nereye taşınacağı muamma: Hastalar taburcu ediliyor appeared first on Diken.İşte vücudu nikotinden arındıran besinler! Bol bol tüketin, ciğerleriniz bayram etsin
Arsenik yani fare zehiri, benzin, kadmiyum, hidrojen siyanid, tiner, amonyak ve propilen glikol olmak üzere 4000'in üzerinde kanserojen ve toksik madde barındırıyor ama insanlar bunlara rağmen onu ellerinden düşürmüyor.
Kanser başta olmak üzere çoğu hastalığın müsebbibi olan sigara içinde bulunan zararlı maddeler her nefeste sağlığı yok ediyor. Nikorin de başta ciğerler olmak için tüm organlar için büyük bir tehdit.
Sigarayı bıraktıktan sonra bile varlığını sürdüren nikotini vücuttan arındırmak mümkün. Hem de beslenme yoluyla... Çünkü bazı yiyecekler nikotinin hızlıca atılmasını sağlıyor.
SU
Vücudun susuz kalmasına sebep olan nikotini, yine su içerek atabilirsiniz.
KEREVİZ
![]()
Kabak, patlıcan, fasulye, kereviz ve salatalık nikotinin zararlı etkilerini yok eder. Bu sebzeleri sık tüketmek nikotine olan bağımlılığı da azaltır. Özellikle demir yüklü olan ısırgan otu, nikotinin yarattığı enfeksiyonla savaşmada oldukça etkili
BROKOLİ
Yüksek oranda B5 ve C vitaminleri içeren brokoli ile C vitamini takviyesi yapabilir ve metabolizmanızı yüksek tutabilirsiniz. Brokoli, akciğerleri toksin kaynaklı hasarlardan korur.
ISPANAK
Ispanak da, vitaminler ve folik asit açısından zengin. Bu nedenle nikotini vücuttan atmada da etkili olarak kullanılabilir.
ÇAM İĞNESİ
![]()
Ağzı ve boğazı dezenfekte etmek için kullanıla çam iğnesi çayı akciğer sağlığını iyileştirmek için de tüketilebilir.
PORTAKAL
Nikotin vücuttaki C vitaminini önemli ölçüde azaltır. Bunun için C vitamini içeren portakal tüketilmeli. Portakal metabolizmanızı hızlandırır ve stresi azaltır.
KİVİ
Kivi, nikotini vücuttan atmanıza ve sigara içmenin azalttığı A, C ve E Vitaminlerini yenilemenize yardımcı olur.
HAVUÇ SUYU
![]()
Havuç suyunda bulunan A, B, C, K vitaminleri nikotini vücuttan atmaya yardımcı olur. Aynı zamanda cilde hasar veren nikotinin bıraktığı izleri yok eder.
Öte yandan sigaranın geride bıraktığı olumsuz etkileri azaltmak için akciğerleri güçlendirmek gerekiyor. Pancar bu noktada büyük bir öneme sahip. Nitrat bakımından zengin olan pancar,
kan damarlarını gevşetmeye, kan basıncını düşürmeye ve oksijen alımını optimize etmeye yardımcı olur. Pancar yeşillikleri ise, tümü akciğer sağlığı için gerekli olan magnezyum, potasyum, C vitamini ve karotenoid antioksidanlarla dolu.
Araştırmalar, düzenli olarak elma yemenin de akciğer fonksiyonunu geliştirmeye yardımcı olabileceğini gösteriyor. Haftada beş veya daha fazla elma tüketmek, akciğer fonksiyonu artırır ve KOAH gelişme riskini düşürür.
![]()
Sağlığını düşünen bu yiyecekleri evine sokmaz! Listede neler yok ki...
Sağlıklı bir yaşamın ön şartı kaliteli ve faydalı gıdalar tüketmek. Ancak günümüzde paketlenmiş durumda ve tadı bağımlılık yaratan o kadar çok yiyecek var ki, bunlara karşı koymak imkansız hale gelebiliyor.
Uzun ve hastalıklardan uzak yaşamak için evlerimize asla sokmamamız gereken bazı gıda maddeleri var.
SALAM, SOSİS, SUCUK...
İşlenmiş ette bulunan doymuş yağ oranı, kalp başta olmak üzere çoğu hastalığa sebep olabiliyor. Yapılan bir araştırma, işlenmiş et tüketmenin, yaşam süresini kısalttığını ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü, günde sadece 50 gram işlenmiş et tüketmenin ölüm riskini %34 oranında artırabileceğini belirtiyor. Ölümün yanı sıra bu tarz gıdalar kansere de neden olabiliyor.
HAZIR MEYVE SULARI
![]()
Gazlı ve şekerli içecekler de kalori deposu olmasının yanı sıra diş çürümesine ve obeziteye yol açabiliyor. Uzmanlar su veya çayın en sağlıklı içecekler olduğunu belirtiyor.
ENERJİ İÇECEKLERİ
Enerji içecekleri, kafein ve diğer uyarıcılar yönünden zengin. Bu durum da, kalp problemlerine, kaygı bozukluğuna ve başka sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Enerjinizi artırmak için
bitki çayı veya sade kahve en iyi seçenekler.
KIZARMIŞ YİYECEKLER
![]()
Sağlıksız yağ ve kolesterol riski taşıyan kızartılmış yiyecekler de kalp hastalığının birincil sebeplerinden.Bu yüzden yiyecekleri mümkün olduğunca kızartmaktan kaçınmak gerekiyor.
DONDURMA VE DİĞER ABUR CUBURLAR
Şeker, obezite, kalp hastalığı ve tip II diyabet gibi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bunlar yerine taze meyve, kuruyemiş veya tam tahıllı krakerler gibi daha sağlıklı atıştırmalıklar seçebilirsiniz.
İŞLENMİŞ TAHIL ÜRÜNLERİ
![]()
Beyaz ekmek, makarna gibi yoğun rafine tahıl içeren yiyecekler, kilo alımına ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu yüzden tam tahıllı ürünler tercih etmek lazım.
KONSERVELER
Konserve çorbalar, yüksek miktarda tuz ve şeker içeriyor. Üstelik bedeniniz için de hiç faydalı değil.
Bu sayılan gıda ürünlerinin yanı sıra çok sayıda paketli gıdada bulunan koruyucular, yapay tatlandırılar, gıda boyaları ve bozulmayı önleyen sodyum nitrat gibi bileşenler kanser hastalıklarına sebep olabildiğinden tüketimini tamamen kesmek veya belirli sınırlar koymak gerekiyor.
![]()
Balığın yanında yoğurt yersek ne olur? Hangi durumlarda zehirlenme yaşanıyor?
Balık mevsimi geldi, sofralarda farklı çeşitleriyle balıklar yerini almaya başlar. Buğulaması, ızgarası, tuzda pişirilmiş hali, kızartması... Her biri yanına birkaç çeşit meze, biraz salatayla nefis bir hale akşam yemeği sofrasına dönüşüyor.
Mezelerin içerisinde ise yoğurt mutlaka oluyor. Özellikle peynir ve yoğurt gibi süt ve süt ürünlerini tüketenler çok. Ancak akıllara "Ya zehirlenirsem?" endişesi gelmiyor değil.
Peki bu sorunun kaynağı ne? "Balıkla yoğurt yedim, zehirlendim" cümleleri sadece bir efsaneden mi ibaret yoksa gerçeklik payı çok mu yüksek?
Aslında birçok sebze, meyve ve et ürününü birlikte yoğurt tüketmekten çekinmiyoruz. Tavuğun yanına yoğurt, etin yanına ayranı afiyetle tüketirken, peynirle beyaz et ya da kırmızı eti afiyetle tüketirken konu balık olduğunda biraz mesafeli davranıyoruz. O gün balık yenecekse gün boyu süt ve süt ürünleri tüketmeyenler, balıkla yoğurt tüketmenin insanı zehirleyeceğini düşünenler hayli fazla.
BALIK VE YOĞURT ÇABUK BOZULAN GIDALAR
![]()
Gıda ürünleri bazı durumlarda sağlıklı bir şekilde korunmaz ve bozulmalara sebebiyet verir. Balık ve yoğurt, yapıları nedeniyle çabuk bozulan yiyecekler oldukları için beraber tüketilmeleri zehirlenmelere sebebiyet verebiliyor. İşte, tam olarak bu nedenden dolayı beraber tüketilmesi sakıncalı besinler olarak adlandırılıyorlar. Ancak balık ve yoğurdun beraber tüketilmesi halinde zehirli olduğuna dair kesin bir bilimsel bilgi yok.
İKİSİ DE TAZEYSE ENDİŞELENMEYE GEREK YOK
Yapılan bir araştırmaya göre balık da yoğurt da tazeyse endişelenmeye gerek yok. Balığın, marine edildiği sütün tazeliği ya da yanında yenilen peynirin tazeliği de oldukça büyük önem taşıyor. Bu koşullar sağlandığında zehirlenme gerçekleşmiyor.
Balık ve yoğurt gibi bazı besinler birlikte tüketildiklerinde yeni kimyasal maddeler ortaya çıkarabiliyor. Bu ortaya çıkardıkları maddeler insanları zehirleyici özellikler taşıyabiliyor. Nadiren asidik ortam oluşturuyorlar ve meydana gelen bu durum sindirim sisteminde bozulmalara neden olabiliyor.
NELERE DİKKAT EDİLMELİ?
![]()
İnsanların özellikle dondurulmuş balıkları seçerken ve tüketirken özenli olması lazım. Son kullanma tarihlerinin yeni olmasına dikkat edilmeli. Yoğurtları dolabınızda saklarken kapaklarının açık olmamasına dikkat edin. Bu şekilde bozulmalarının daha da hızlanması muhtemel. Bozulduğundan şüphelendiğiniz süt ve süt ürünlerini, balıkları tüketmemeye dikkat edin. Balıkların taze olduğunu solungaç ve gözlerinin parlaklığından anlayabilirsiniz.
![]()
Acile başvuru sayısı yüzde 100 arttı! Hastanelerde virüsler kol geziyor
Birçok virüs aynı anda kendisini göstermeye başlayınca acil servislerde yüzde yüz yoğunluk arttı.
"EK KLİNİKLER AÇILDI"
Avrupa yakasının büyük hastanelerinden Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Gökhan Tolga Adaş, mevsimsel hastalıklardan kaynaklı bu tabloyu kasım ayından öngördüklerini ifade etti. Bu nedenle ek klinikler açtıklarını söyledi. Bu düzenlemelerle yoğunluğun olumsuzluk yaşatmadığını vurguluyor.
Başhekim Prof. Dr. Adaş, solunum yolu enfeksiyonlarının acil servislere başvuru sayısını arttığını şu sözlerle ifade etti;
“Örneğin yazın çocuk dahil tüm acil servislere başvuru ortalama bin-bin 500 kadarken bugün 3 bin’i bulabiliyor. Yani yüzde 100 bir artış oluyor. Bizde 3 bin 200, 3 bin 300’lere kadar çıktığı oldu. Tabii burada hem erişkin acile gelen enfeksiyon hastalıkları hem de çocuk bölümüne gelen çocuk enfeksiyonu hastalıkları bunu artırıyor.”
Anadolu yakasının en büyük hastanelerinden Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Alpaslan Tanoğlu, hem yetişkin hem çocuk acil servislerinde yoğunluğun arttığını vurgulayan Tanoğlu, “Son iki aydır 3’lü bir salgın gibi bahsediyoruz ama yakın zamandaki gözlemlerimiz aslında bu üst solunum yolu enfeksiyonunun sadece 3 virüsten kaynaklanmadığı, 4-5 virüse de çıktığı yönünde” dedi.
Doç. Dr. Tanoğlu, yetişkin ve çocuk olmak üzere günlük ortalama 3 binin üzerinde hastanın acil servislere başvurduğunu söyledi. “Bu hastaların büyük çoğunluğunu solunum yolu hastalıkları şikayetiyle gelenler oluşturuyor. Yaz aylarına göre hasta sayımızda yüzde 40 civarında bir artış olmuştur” dedi.
"HASTALAR ACİL SERVİSE KOŞUYOR"
İstanbul’un köklü hastanelerinden Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özgür Yiğit, kasım ayı ile birlikte yoğunluğun başladığını belirtiyor. “Üst solunum yolu enfeksiyonları şikayetiyle gelen hasta sayısında yüzde 20 civarında artış var. Hastaların durumu ağır olduğu için poliklinik randevusu bekleyemiyorlar ve acil servise koşuyorlar. Yazın acil servise 40-50 hasta gidiyorsa, şimdi 100-200 civarında üst solunum yolu şikayetiyle başvuran hasta var. Sayı artmış durumda. Yaza göre 2-3 kat daha fazla tabii.” diyor.![]()
VİRÜSLERDEN KORUNMANIN YOLU TEDBİRLERDEN GEÇİYOR
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Adaş, sevindirici bir gelişme olarak COVID-19’un eskisi kadar ağır görülmediğini ve ölüme yol açmadığını ifade ediyor. Onun dışında görülen iki virüse dikkati çekiyor:
“Nezle yapan rinovirüs (rhinovirus) dediğimiz virüs ailesi var. Bu eskiden beri bilinen bir şey. Bir de influenza yani bildiğimiz grip var. Bunun A ve B formu var. İkisi de şu an hastalarda görülüyor. Şimdi bizim belki burada biraz daha farklı gördüğümüz bunların birleşik bir şekilde de karşımıza çıkması.”
Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Tanoğlu da COVID-19’da anlamlı bir artış görülmemesini sevindirici bir gelişme olarak açıklıyor. Mevsimsel olarakta influenza A ve B virüsünün ön planda görüldüğünü, daha sonra ise RSV virüsü ile rinovirüs (rhinovirus) ile karşılaştıklarını söyledi.
Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yiğit ise kendilerine en çok rinovirüs (rhinovirus) şikayetiyle gelen hastalar olduğunu söylüyor. Ardından en çok influenza A ve B hastalarının başvurduğunu söyledi.
Solunum yolu hastalıklarının önüne geçmenin başlıca yolu da tedbirlerden geçiyor. Adaş’a göre salgın bir plato çizdi. “İnsanlar tedbirlere dikkat etse o plato otomatik olarak düşer. Bu hasta grubu yüzde 47 azalır” dedi.
Tanoğlu’na göre de şubat ayından itibaren rahatlama olabileceğine anacak onun için de ocak ayında kişisel tedbirlerin gözden geçirilmesinde fayda olacağını söylüyor.
Yiğit ise hastalığın süresine dikkat çekerek, önceki yıllarda 5 gün ila 1 hafta süren hastalığın bu sene 2 hafta sürebildiğinin altını çizdi. Yiğit, “Çok daha kötü olacağını zannetmiyorum ama yine de tedbirli olmak, önlem almak lazım” dedi.
![]()
-
trhaber.com
- Hızlı kilo vermek sağlık için zararlı! Kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden oluyor
Hızlı kilo vermek sağlık için zararlı! Kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden oluyor
Bir kişinin olabildiğince çabuk kilo vermek istemesi normaldir, ancak en iyisi yavaş ve sabit bir hızda kilo vermek. Çünkü yavaş kilo kaybı daha az sağlık riski demek.
Birçok uzmana göre haftada 0,45-0,9 kilo vermek sağlıklı ve güvenli bir kilo verme oranıdır. Bundan daha fazla kilo vermek çok hızlı kabul ediliyor ve beslenme eksiklikleri, metabolizmanın yavaşlaması, safra taşları gibi sorunlara yol açıyor.
İnsanların hızlı bir şekilde kilo vermeye çalıştıkları en yaygın yollar ise, aşırı fiziksel aktivite ve çok düşük kalorili bir diyet.
Yeni bir diyet veya egzersiz programını benimsemenin ilk haftasında hızlı kilo kaybı tamamen normal kabul ediliyor. Bu vücudun enerji için yanan glikojene geçmesi ve bunun da vücuttan su salınmasına neden olması nedeniyledir. Vücut glikojen depolarını tükettiğinde, kilo kaybı haftada 0,45-0,9 kg'da sabitlenmeli.
VERİLEN KİLOLAR 1 YILDA GERİ ALINIYOR
![]()
Kilo verme diyetleri uygulayan çoğu insanın, sadece bir yıl sonra kaybettikleri ağırlığın yarısını geri alması ise oldukça yaygın. Hatta bazı durumlarda 3-5 yıl sonra verilen tüm kiloların geri alınması gözlemlenebiliyor. Bu nedenle uzmanlar
yavaş ve istikrarlı bir tempoda kilo vermeyi öneriyor.
Çoğu çalışma, yavaş ve sabit bir oranda kilo veren kişilerin, bu kilo kaybını uzun vadede sürdürme olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni kısmen, yavaş ve düzenli kilo vermeyi amaçlayan programların genellikle sağlıklı beslenme davranışları oluşturmaya yardımcı olması.
Hızlı kilo vermeyi teşvik eden diyetler genellikle kalori ve besin açısından çok düşüktür ve özellikle bir seferde haftalarca takip edilirse birçok sağlık sorunu riskini artırır.
KAS KÜTLESİ KAYBI
Kilo kaybı her zaman yağ kaybı anlamına gelmez. Bu nedenle, çok düşük kalorili bir diyet, hızlı bir şekilde kilo vermenize yardımcı olabilir, ancak bu ağırlığın çoğu muhtemelen sudan veya kastan gelir.
METABOLİZMANIN YAVAŞLAMASI
![]()
Çok hızlı kilo vermek metabolizmayı yavaşlatabilir ve kişinin gün boyunca daha az kalori yakmasına neden olabilir. Birkaç çalışma, daha az kalori tüketerek hızlı kilo vermenin günde %23'e kadar daha az kalori yakılmasına neden olabileceğini gösteriyor. Çok düşük kalorili bir diyetin metabolizmayı yavaşlatmasının iki nedeni, kas kütlesi kaybı ve tiroid hormonu gibi metabolizmayı düzenleyen hormonların azalması.
BESLENME EKSİKLİKLERİ
Her gün çok az kalori almak, çeşitli beslenme eksiklikleri riskini artırabilir. Bunun nedeni, düşük kalorili bir diyetle demir, folik asit ve B12 vitamini gibi birçok besini yeterli miktarda tüketmenin zor olmasıdır. Çoğu beslenme eksikliğinin sonuçlarından bazıları saç dökülmesi, aşırı yorgunluk, zayıf bağışıklık sistemi işlevi, zayıf ve kırılgan kemiklerdir.
Çok düşük kalorili bir diyeti benimsemekten kaynaklanan hızlı kilo kaybı, açlık, kas krampları, baş dönmesi, kabızlık veya ishal, dehidrasyon, sinirlilik ve soğuğa duyarlılık gibi diğer birçok yan etkiyle ilişkilendiriliyor.
Sağlıklı bir tempoda kilo vermek için daha fazla protein tüketin, şeker ve nişastalı gıdaların tüketimini azaltın, yavaş yemek yiyin, yeşil çay tüketin, iyi kalitede ve miktarda uyuyun egzersiz yapın...
![]()
Aralıklı oruç diyeti yapmadan önce iyi düşünün! Ölüm riskini %30 artırıyor
Sınırlı bir zaman aralığında yemek yemek veya sadece öğünleri atlamak anlamına gelen aralıklı oruç, 2010'ların başındaki en sıcak diyet trendlerinden biri haline geldi. Bu yöntem kilo vermelerine yardımcı olduğunu iddia eden birçok ünlü arasında çok popüler kabul ediliyor.
Araştırmalar tarafından lanse edilen ana faydalardan biri ise, uzun ömür ve birkaç farklı hastalığa yakalanma riskini azaltması.Ancak yeni bir çalışma, bunun vücutta strese ve hastalıklara neden olabileceğini gösteriyor.
ARALIKLI ORUÇ ÖLÜM RİSKİNİ ARTIRIYOR
40 yaşın üzerindeki 24.000 Amerikalı üzerinde yapılan bir araştırma, her gün üç öğün yerine sadece tek bir öğün yiyen kişilerin 15 yıl içinde herhangi bir nedenle ölme olasılığının %30 daha fazla olduğunu keşfetti.
Katılımcıların yüzde kırkı ortalama olarak günde üç öğünden az yemek yedi. Toplamda, 878'i kalp sorunları nedeniyle ölenler de dahil olmak üzere, çalışmanın sonunda katılımcıların 4.175'i öldü. Günde üç öğün yemek yiyen katılımcılarla karşılaştırıldığında, günde sadece bir öğün yemek herhangi bir nedenden ölme olasılığını %30 ve kalp hastalığından ölme riskini %83 artırdı.
KAHVALTIYI ATLAMAK TEHLİKELİ
![]()
Çalışma sonucunda, kahvaltıyı atlamak kalp hastalığından ölme olasılığını artırırken, öğle yemeğini atlamak genel ölüm oranlarını artırdı. Araştırmacılar, insanlar egzersiz yapsa, sağlıklı beslense, sigara ya da alkol kullanmasa bile bu sonuçların değişmediğini iddia ediyor.
Araştırmacılar ayrıca, aralıklı oruç diyetine bağlı kalan kişilerin genellikle bir kerede nispeten büyük miktarda yiyecek yediklerini ve bunun zamanla vücuda zarar verebilecek bir şey olduğunu belirtiyor.
3 ÖĞÜN YEMEK EN SAĞLIKLISI
Çalışmaya imza atan ekip, uzun yaşamın anahtarının günde üç öğün yemek olduğu sonucuna vardı. Tabi bu öğünleri birbirine çok yakın yemek, erken ölme olasılığının artmasıyla bağlantılı.
Tıpkı aralıklı oruç hakkındaki teorilerinde olduğu gibi, araştırmacılar çok fazla ve çok hızlı yemek yemenin vücuda metabolik bir baskı uyguladığını düşünüyor.
Araştırmacılar, öğün atlamanın genellikle bir kerede çok fazla enerji tüketmek anlamına geldiğini, bunun da glikoz metabolizmasını düzenleme yükünü şiddetlendirerek müteakip metabolik bozulmaya yol açabileceğini açıkladı.
![]()
Papatya çayı sadece sakinleştirmiyor! Bilimsel olarak kanıtlanmış 9 faydası daha var
Papatya, sinirleri yatıştırma ve vücudu sakinleştirme yeteneği ile meşhur olsa da aslında daha az bilinen güçlü sağlık yararları da var.
Doğal bir ilaç olarak papatya, uykusuzluk veya sinirlerin ötesinde, adet semptomları, iltihaplanma, ishal, mide bulantısı ve gaz gibi çeşitli durumların semptomlarını azaltabilir.
Faydalarına katkıda bulunan 100'den fazla biyoaktif madde ile papatya, zengin bir antioksidan kaynağı ve hatta antimikrobiyal özelliklere sahip. Bilimsel olarak kanıtlanmış 9 ayrı yararı var.
ANTİOKSİDANLAR HÜCRELERİ GENÇLEŞTİRİR
Papatya çiçekleri flavonoidler, fenoller ve terpenoidler gibi yüksek düzeyde antioksidanlar içerir. Papatyadaki antioksidanlar, hücrelerin genç kalmasına yardımcı olur ve kalbi, beyni ve diğer hayati organları kronik hastalıklardan korur.
İSHALLE SAVAŞIR
Papatya geleneksel olarak ishal için doğal bir ilaç olarak kullanılır. Modern araştırmalar da bu özelliği doğruluyor gibi görünüyor. Bir laboratuvar çalışmasında, papatya özünün, antioksidan enzim eylemleri yoluyla sıçanlarda ishali durdurduğu bulundu. Bu arada, ishalli çocuklarda yapılan bir klinik araştırma, papatya özünün semptomları iyileştirdiğini gösterdi.
ANKSİYETE VE DEPRESYONA KARŞI ETKİLİ
![]()
Papatya, kaygıyı hafifleten ve artan stres durumlarında sinirleri yatıştıran hafif bir yatıştırıcı etkiye sahip. Depresyon ve anksiyetesi olan 57 katılımcı üzerinde yapılan bir çalışmada, günde 220 mg papatya tüm katılımcılarda semptomları plasebodan önemli ölçüde daha iyi azalttı.
UYKU KALİTESİNİ ARTIRIR
Papatyadaki bir antioksidan, sakinleştirici etkiler üretmek için beyindeki benzodiazepin reseptörlerine bağlanır. Uykusuzluk hastalarında yapılan 28 günlük bir çalışmada, günde iki kez 270 mg papatya alınmasının uyku kalitesini ve gündüz işleyişini iyileştirdiği görüldü. Uykusuzluk yaşamasanız bile, papatya daha iyi bir gece uykusu çekmenize yardımcı olabilir.
İLTİHAPLANMAYI AZALTIR
Bir araştırmaya göre, papatya vücudun inflamatuar yanıtını düzenleyen reseptörlere bağlanır. Vücuttaki kronik iltihaplanma, kanserden kalp hastalığına kadar çok çeşitli hastalıklarla bağlantılı. İltihabı azaltan papatya gibi bitkiler potansiyel olarak bu hastalıklara yakalanma riskinizi azaltabilir.
ADET KRAMPLARINI HAFİFLETİR
![]()
Papatya tüketmek adet gören kadınlara yardımcı olabilir. Günde 250 ila 500 mg arasında değişen günlük dozlarda papatya, ağrıyı ve kanama hacmini etkili bir şekilde azaltır.
GAZ VE ŞİŞKİNLİĞİ ÖNLER
Papatyanın popüler bir faydası, gazı, şişkinliği ve hazımsızlığı giderme yeteneğidir. Bir ila iki fincan papatya çayı, gastrointestinal rahatsızlığın çoğu semptomunu hafifletmeye yardımcı olabilir.
KANSERİ ÖNLEMEYE YARDIM EDER
Papatya prostat, kemik, akciğer, meme ve kolon kanseri gibi birçok kanser türünde geniş bir anti-kanser aktivitesi göstermiştir. Şimdiye kadar ilgili araştırmalar sadece laboratuvar koşullarında yapılmış olsa da papatyada bulunan apigenin'in sağlıklı kişilerde kanserin önlenmesine katkı sağlamasının mümkün olduğu tahmin ediliyor.
METABOLİK SAĞLIĞI KORUR
Araştırmalar, papatyanın tip 2 diyabetli kişilerde yüksek kan şekerini azaltabildiğini gösteriyor. Bir çalışmada, günde üç bardak papatya çayının iki ay içinde kan şekerini iyileştirdiği gösterildi.
Bu arada çiçeğin antioksidanlarını tutması için papatya çiçeği kaynatılmamalı, sıcak suda bekletilmeldikten sonra tüketilmeli.
![]()
-
trhaber.com
- Sağlığınıza dost bir sıcak çikolata yapmaya ne dersiniz? Bu tarif hem lezzetli hem sağlıklı
Sağlığınıza dost bir sıcak çikolata yapmaya ne dersiniz? Bu tarif hem lezzetli hem sağlıklı
Soğuk bir kış akşamında güzel bir sıcak çikolata içmeyi seviyorsanız, sonrasında sağlığınız ve kilonuz için kötü hissetmemenin bir yolu var.
İçecekteki çikolata ve şeker miktarı konusunda endişe taşıyorsanız, bunu daha sağlıklı hale getirecek bazı basit ipuçlarını deneyebilirsiniz.
BİTTER ÇİKOLATA KULLANIN
![]()
Her şeyden önce, kalp ve damar hastalıklarına karşı korunmaya yardımcı olan "flavonoller" adı verilen antioksidanlar açısından zengin olduğu için bitter çikolata kullanın. Bitter çikolata, genellikle süt tozu veya yoğunlaştırılmış sütle karıştırılan sütlü çikolata veya beyaz çikolatadan çok daha az şeker ve kalori içerir.
Araştırmalar da, her gün küçük bir parça bitter çikolata yemenin kalp sağlığı üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini ve diyabet riskini azaltabileceğini gösteriyor.
Ancak bitter, kafeinle ilgili bilinen bir sinir sistemi uyarıcısı olan teobromin adı verilen bir bileşik içerir. Çalışmalar, büyük miktarlarda yemek yemenin kalp atış hızını artırabileceğini ve ruh halini bozabileceğini ortaya koymuş durumda.
TARÇIN EKLEYİN
![]()
İçeceğinize tarçın ekleyin çünkü bu baharat vücut hücrelerini insülin hormonunu kullanmaya teşvik ederek kan şekeri düzeylerini düşürmeye yardımcı olur.
FAZLA ŞEKERE GEREK YOK
Çok fazla şekerden kaçının. Ortalama bir küçük fincan çikolata, beş çay kaşığı şeker içerir. Şekersiz bitter çikolata kullanarak ve az yağlı ılık süt, bitki bazlı süt veya su ekleyerek daha sağlıklı bir içecek yapabilirsiniz.
![]()
Zeytini süper besin yapan şey ne? Uzmanlar 6 sebep sıralıyor
Yağlar faydalı ve faydasız olmak üzere ikiye ayrılıyor. En sağlıklı olan ise kuşkusuz zeytinyağı. Zeytinde bulunan kalp sağlığını destekleyici yağ, E vitamini ve antioksidan deposu.
Düzenli olarak zeytin ve yağını tüketmek uzun vadede büyük faydaları beraberinde getiriyor.
KALP SAĞLIĞINI DESTEKLİYOR
Sağlıklı beslenme programlarının çoğu, zeytinyağını yemeklik yağ olarak kullanmanızı teşvik eder. Çünkü zeytinyağı iyi kolesterolü artırır, hipertansiyonu azaltır.
FAYDALI YAĞLAR BARINDIRIYOR
![]()
Yağ, karbonhidratlardan veya proteinlerden daha fazla kaloriye sahip. Kalp sağlığı söz konusu olduğunda, yediğiniz yağın türü de büyük önem taşıyor. Zeytinyağı işte bu noktada çok etkili çünkü sağlığı olumlu yönde etkiliyor.
BİTKİSEL LİFLER SAĞLIYOR
Çoğumuz beslenmede yeterince lif alamıyoruz. Zeytin ise yaklaşık yarım fincanda 1,5 gram lif içerdiğinden iyi bir besin kaynağı. Bu, daha iyi sindirim, daha düşük kalp hastalığı riski demek. Lifler ayrıca bizi daha uzun süre tok tutuyor.
E VİTAMİNİ İLE KANSERİ ÖNLÜYOR
![]()
E vitamini, hücreleri kanser ve Parkinson hastalığı gibi ciddi hastalık riskini artırabilecek türden hasarlardan koruyan bir antioksidandır ve bu zeytinde bol miktarda var. E vitamini iltihabı azaltıyor, damarların sertliğini önlüyor.
TOKLUK HİSSİ VERİYOR
Zeytin doyurucu bir atıştırmalık. Bunun nedeni, yağın sindirilmesinin daha uzun sürmesi. Bu nedenle daha tok hissetmenize yardımcı olur.
KAN ŞEKERİNİ DENGELİYOR
![]()
Farelerde yapılan bir araştırma, zeytinlerde bulunan oleik asidin etkilerini hurma yağı ve tereyağında bulunan doymuş bir yağ ile karşılaştırdı. Tereyağı, oleik asit ile karşılaştırıldığında insülin direnci ile daha fazla ilişkiliydi.
Zeytin ve zeytinyağı birçok sağlıklı özelliği paylaşır. Her ikisi de kalp dostu yağlar, E ve K vitaminleri gibi diğer besin maddelerinin yanı sıra bazı temel mineralleri içerir. Her ikisi de kötü kolesterolü düşürmeye ve iyi kolesterolü artırmaya yardımcı olabilir.
![]()
-
trhaber.com
- Kadınların baş belası selülit aslında faydalıymış! Hastalıklardan korunmaya yardım ediyor
Kadınların baş belası selülit aslında faydalıymış! Hastalıklardan korunmaya yardım ediyor
Her insanın vücut tipi ve görünüşü farklı farklı. Çevremizde zayı olanlar da var kilolu olanlar da. Selülit sorunu yaşayan kişiler ise en dertli kesim.
Son zamanlarda yapılan yeni bir çalışma, uyluklardaki fazla yağın ve selülitin aslında sağlık için faydalı olabileceğini ortaya çıkardı. Bu, aşırı yağın kalp hastalığı, tip 2 diyabet, inme veya koroner arter hastalığı riskinin artmasıyla bağlantılı olduğuna dair yaygın inanışla taban tabana zıt.
SELÜLİT FELÇ VE BUNAMADAN KORUR MU?
![]()
ABD'li uzmanlara göre, kalça, baldır ve kaba et çevresinde yağ biriken kadınlar felç ve bunamaya karşı daha iyi korunuyor. Uzmanlar, selülite neden olan deri altı yağın iltihaplanma ile ilişkili bozukluklara karşı koruma sağlayabileceğini ortaya koydu.
Fareler üzerinde yapılan testler, bu deri altı yağının kalp hastalığı da dahil olmak üzere iltihaplanma ile ilişkili bozukluklara karşı koruduğunu gösterdi. Araştırmacılar, bu tür yağların yüksek seviyelerine sahip dişi farelerin, erkek farelere göre daha düşük beyin iltihabı seviyelerine sahip olduğunu keşfetti. Dişilere liposuction yapıldığında yani yağ emildiğinde iltihaplanma seviyeleri arttı.
Uzmanlar, deri altı yağının neden koruyucu özelliklere sahip olduğundan emin değil, ancak önceki çalışmalar, onu doğal bir anti-enflamatuar görevi gören östrojen ile ilişkilendirdi.
![]()
Kanserden korunmada bu madde çok etkili! Arılara ne kadar teşekkür etsek az
Arıların, bitkilerin yaprak, sap ve tomurcuklarından topladığı antioksidan ve antimikrobiyal etkilere sahip bir ürün olan propolis sağlık için şifa kaynağı.
BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRİYOR
Arılar tarafından, kovandaki mikropları yok etmek ve kovanın sterilizasyonu için kullanılan propolis virüs ve bakterileri yok ederek vücudun hastalıklarla savaşmasına yardımcı olur. Düzenli tüketildiğinde bağışıklığı güçlendirir, hastalanma sıklığını ve antibiyotik kullanımını azaltır.
KANSERE SAVAŞ AÇIYOR
![]()
Propolisin en önemli görevi birtakım kanser türleriyle savaşıyor olması. Bu mucize besin, kanserli hücrelerin vücut içerisinde çoğalmasının önüne geçiyor, sağlıklı olarak vücutta yer alan hücrelerin kanserli hücrelere dönüşmesini engelliyor. Aynı zamanda kanserli hücrelerin birbirleri ile olan iletişim ağlarını bloke ediyor.
Dünyada bilinen en güçlü antioksidanlar arasında yer alan propolis antibakteriyel, antiviral, antifungal, antitümör, antienflamatuvar etkilere sahip. En büyük görevi antikor üretimini arttırmak.
UÇUK TEDAVİSİNDE KULLANILABİLİYOR
Damla veya ham bal ile karışım halinde tüketilebilen propolis, uçuk gelişimine sebep olan Herpes virüsüne karşı etkili olduğundan uçukları tedavi etmekte de kullanılabilir.
DİŞ ÇÜRÜKLERİNİ ÖNLÜYOR
![]()
Ağız içinde bakteri üremesinin önüne geçebilen ve böylece diş çürükleri önlemeye yardımcı olan propolis, diş etlerindeki ödeme karşı da oldukça etkili. Ağız gargaralarına ya da diş macunlarına propolis katılması bu noktada faydalı olacaktır.
Mucize içeriklere sahip olan bu gıda maddesinin içinde bulunan flavonoid grubu ise yaraların kapanmasını da hızlandırmakta.
Propolis ağızdan alındığında veya cilde uygun şekilde uygulandığında güvenli olur ancak arılara veya arı ürünlerine alerjisi olan kişilerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Propolis içeren pastiller tahrişe ve ağız ülserlerine neden olabilir.
Hamile veya emziren kişilerde propolis almanın güvenilirliği hakkında yeterli güvenilir bilgi yok. Uzmanlar propolisin içindeki bazı kimyasalların ise astımı daha da kötüleştirebileceğine inanıyor. Propolisteki belirli bir kimyasal, kanın pıhtılaşmasını yavaşlatabilir. Propolis almak, kanama bozukluğu olan kişilerde kanama riskini artırabilir. Propolisteki belirli bir kimyasal kanın pıhtılaşmasını yavaşlatabilir. Propolis almak ameliyat sırasında ve sonrasında kanama riskini artırabilir. Ameliyattan 2 hafta önce propolis almayı bırakmak lazım.
![]()
-
trhaber.com
- Kızartma yerken bir kez daha düşünün! Lezzetine doyulmayan kızartmalar neden sağlık için zararlı?
Kızartma yerken bir kez daha düşünün! Lezzetine doyulmayan kızartmalar neden sağlık için zararlı?
Patates, biber, patlıcan, kabak ve kuru soğan. Bu harika beşli ile yapılan kızartmaya kim hayır diyebilir? Elbetteki sağlığını düşünenler. Evet, kızartma dünyanın en güzel yiyeceklerinden biri olabilir ancak bu yine de onun sağlıksız olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Yiyecekleri pişirmemizin amacı sindirimi kolaylaştırmak ise neden zararlı olanı seçiyoruz?
SICAKLIK 150 DERECEYİ GEÇİYOR
![]()
Kızartma işleminde sıcaklık 150 derecenin üstüne çıkıyor, bu durumda sıcaklıkla fonksiyonel yapısı bozulacak besleyici öğeler etkileniyor ve besin değeri düşüyor. Tabi derin kızartma olarak adlandırılan, “fast food” endüstrisinde kendisine yer bulan pişirmede daha yüksek sıcaklıklar gerekiyor.
Sadece bu değil üstelik, sağlık açısından çok ciddi bir başka sorun daha var, bu da yağın kendisinin yanma süreci.
Su bazlı bir tencere yemeği kaynama, buharlaşma nedeniyle 100 derecenin üzerine çıkamaz, ancak kızartma yağları çok daha yüksek sıcaklıklara çıkabilmesine rağmen yağda kaynama olmaz, kimyasal dönüşüm ortaya çıkar. Bu durumda doğada bulunmayan, sindirim sistemimizin tanımadığı ya da mikroorganizmaların parçalayamadıkları doğa dışı moleküller oluşur.
Kızartma yapılmamış yağ toprağa döküldüğünde herhangi bir çevre sorunu oluşturmaz, çevredeki mikroorganizmalar tarafından enerji kaynağı olarak kullanılır, geri dönüştürülür. Buna karşılık çok fazla kullanılmış kızartma yağları çevre için ciddi bir sorundur, çevre kirliliği yaratır.
Patates kızartması, bazı sağlık problemlerine neden olan tuzla dolu. Yüksek oranda tuza sahip olan yiyecekleri tüketmek ise yüksek tansiyon riskini artırır. Dolaşım sistemine zarar veren bu beslenme, aynı zamanda kalp ve böbrek rahatsızlıklarına neden olabilir.
KANSER RİSKİNİ ARTIRIYOR
![]()
Bilimsel araştırmalar, patates kızartması gibi kızarmış yiyeceklerin kanser riskinizi artırabileceği söylüyor. İnsanlar üzerinde henüz kanıtlanmasa da denek hayvanları üzerinde yapılan son bir araştırma patates kızartması içindeki akrilamidin kansere neden olabileceğini ortaya koydu.
Amerikan Klinik Beslenme Dergisi'nde yayınlanan bir çalışmada; araştırmacılar, 45 ila 79 yaşları arasındaki 4.400 kişiden gelen verilere baktı ve sekiz yıl boyunca beslenme düzenlerini ve sağlıklarını takip etti. Çalışmanın sonunda, katılımcıların 236'sı öldü. Ekip sık sık patates kızartması tüketiminin ölüm riskinin artmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koydu.
HİÇ Mİ KIZARTMA YAPMAYACAĞIZ?
Uzmanlar kızartma konusunda şunları öneriyor.
- Kızartma yağının aşırı kızgın olmaması.
- Kızartılacak gıdaların ince dilimlenmiş, çabuk kızarabilir olması.
- Daha hacimli şeylerin önce bir miktar haşlanması ve sadece lezzet için kızartılması.
![]()
Ağlamak zayıflık göstergesi değil! Psikolojik bir terapi görevi görüyor
İnsanların duygularını yaşama şekli farklı farklı. Kimi yakınını kaybedince bile ağlayamazken kimi yolda bir kedi görünce duygulanıp gözyaşı dökebiliyor.
Ağlamak toplumumuzda zayıflık göstergesi olarak algılanıp ufacık erkek çocuklarına "erkek adam ağlar mı?" şeklinde dayatmalar yapılsa da aslında ağlamak bir yerde terapi olarak görülebilir.
Doğarken ağlayan insanoğlu yetişkinlikte de bazı sebeplerden gözyaşı dökerken vücuduna sağladığı yararları bilse herhalde ya hep ağlar veya ya da psikolojik destek almaya hiç yanaşmazdı.
BEBEKLERİN İLK AĞLAMASI SAĞLIĞI NASIL ETKİLİYOR?
![]()
Ağlamanın faydaları, dünyaya gözlerin açıldığı ilk anda başlıyor aslında. Çünkü bu ilk ağlama, bebeğin akciğerlerinin anne karnının dışındaki dünyaya alışmasını sağlıyor.
Özellikle hıçkırarak ağlamak, ruh hali üzerinde çok önemli etkilere sahip. Hıçkırırken kısa aralıklarla alınan nefesler, beynin derecesini dengeler. Hıçkırarak ağlayan insanlar bu yüzden kendilerini daha iyi hisseder.
BİR NEVÎ İLETİŞİM ARACI
Bebekler duygu ve ihtiyaçlarını nasıl ağlayarak anlatıyorsa yetişkinlikte de ağlamak, çevredeki insanlarla iletişim ve bağ kurmanın bir yolu. Kendini ağlayarak ifade eden insanlara "sulu göz" yakıştırması yapılması ise hiç doğru değil.
Duygusal olaylar karşısında dökülen gözyaşında stres hormonu ve toksin maddeler bulunur. Bu yüzden duygulanıp ağlandığında vücut bu maddelerden arınır. Gözlerin yaşarmasının diğer nedenleri, reflekse maruz kalmak ve enfeksiyonlara karşı bu organı sürekli nemlendirmek olarak sıralanabilir.
OKSİTOSİN VE ENDORFİN SALGILATIYOR
![]()
Uzun süreli ağlamak vücutta oksitosin ve endorfin gibi kimyasalların salgılanmasına neden olur. Bu kimyasallar hem fiziksel hem de duygusal acının hafiflemesine ve geçmesine yardımcı olduğu için vücuda fayda sağlar. Endorfin vücut uyuşuk bir hale bürünebilirken oksitosin ise, kişi sakinleşir ve iyi hisseder.
Öte yandan yapılan araştırmalar, kadınların ayda ortalama 3.5, erkeklerin ise 1.9 kere ağladığını ortaya koyuyor.
![]()
Doğum kontrol hapları kilo aldırır mı? Olası yan etkileri ne?
Gebe kalmak istemeyen kadınların tercih ettiği en yaygın yöntem, doğum kontrol hapları. Gebelik oluşmasını engellemeye yönelik hormon içeren bu ilaçlar, yumurtlamayı durdurur ve rahim ağzından rahim içine sperm geçişini önler.
REGLİNİN İLK GÜNÜ BAŞLANIR
21 ya da 28 tane hap içeren kutulara adetin ilk günü başlanır, her gün aynı saatlerde bir tane alınır. Kutu bittikten sonra kanama başlar. 7 gün aradan sonra yeni kutuya başlanır. Yani 21 gün hap kullanılır, 7 gün ara verilir.. Bu sistem gebe kalmak istenmeyen süre boyunca tekrar edilir.
AKNE VE DIŞ GEBELİĞİ ÖNLÜYOR
![]()
Doğum kontrol hapları gebelikten 7 gün 24 saat koruma sağlar. Adet düzenleyici etkisi olan haplar ayrıca akne, dış gebelik, kemiklerde zayıflama, anemi, ağrılı adet görme, aşırı adet kanaması gibi durumlarda yarar sağlar.
İlk kutudan itibaren korumaya başlayan doğum kontrol haplarının kısırlık yapıcı gibi bir etkisi kesinlikle yok. Hapı kullanmayı bıraktıktan sonraki 1-2 ay içinde gebelik planlanabilir.
BU HAPLAR KİLO ALDIRMIYOR
![]()
İlk çıkan doğum kontrol hapları iştah açıcı ve su tutucu etkisinden dolayı kişide kilo artışına sebep olabiliyordu. Günümüzde kullanılan doğum kontrol hapları ise içerdiği düşük hormondan dolayı kiloya sebep olmaz.
Gebeliği önleyen bu hapları kullanan kadınlarda bulantı, ara kanama, baş ağrısı, cinsel istekte azalma, meme hassasiyeti ve duygu-durum değişiklikleri yaşanabilir.
DOĞUM KONTROL HAPLARI TÜY DÖKER Mİ?
Öte yandan toplum içinde yaygın olan "doğum kontrol hapları tüylenme yapar" şeklindeki düşünceler gerçeği yansıtmaz. Bu haplar tüylenme artışını önleyici etkiye sahiptir.
Hipertansiyon, diyabet, damar tıkanıklığı, inme, kalp kapak hastalığı olan kişiler ve meme kanseri tanısı olanlar, doğum kontrol hapı kullanmamalı. Ayrıca, bazı nörolojik hastalıkların varlığında da doğum kontrol hapı kullanımı önerilmiyor.
![]()
Bu haberi okuyanlar evlenmek için acele etsin! Evli olmak o hastalıktan koruyor
Demans, çoğu 70 yaş ve üstü olmak üzere dünya çapında milyonlarca insanı etkileyen ilerleyici bir nörolojik hastalık.
Bu nedenle, bilişsel işlev bozulur, düşünceyi işleme becerisi yok olur.
Demansın ortaya çıkması, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarıyla ilişkili. Yani yapılacak bazı günlük rutinlerle demans riskini azaltmak ya da artırmak mümkün.
MEDENİ DURUM DEMANS RİSKİNİ AZATIYOR
![]()
Kasım 2022'nin başlarında yapılan bir çalışma ise, medeni durumun bir kişinin yaşamının ilerleyen dönemlerinde bunama geliştirip geliştirmemesi konusunda belirleyici bir faktör olabileceğini öne sürüyor.
Araştırmacılar, klinik olarak bunama veya hafif bilişsel bozukluk teşhisi konan bireyleri içeren temsili bir popülasyon örnekleminden elde edilen verilere baktı.
Kişiler 44-68 yaşları arasındaki medeni durumlarına göre bekar, sürekli boşanmış, aralıklı boşanmış, dul, sürekli evli ve aralıklı evli olmak üzere altı kategoriye ayrıldi.
Bir kişi 44 yaşından önce boşanmışsa ve bir daha hiç evlenmemişse "sürekli boşanmış", 44 yaşından önce evlenip hiç boşanmamış olanlar da aynı şekilde "sürekli boşanmamış" sayıldi. Bu 24 yıl içinde herhangi bir zamanda medeni durumu değişenler "aralıklı" kategorisine giriyor. Boşandılarsa "aralıklı boşanmış",boşanmış veya bekar olup evlenmişler ise “aralıklı evliler” kategorisinde yer alıyor.
Analizler daha sonra eğitim, çocuk sayısı, sigara içme, hipertansiyon, obezite, fiziksel hareketsizlik, diyabet, zihinsel sıkıntı ve orta yaşta yakın arkadaşı olmamasını hesaba katacak şekilde ayarlandı.
SÜREKLİ EVLİ OLANLARDA VAKALAR ÇOK DÜŞÜK
![]()
Toplamda, katılımcıların %11,6'sına demans ve %35,3'üne hafif bilişsel bozukluk tanısı kondu. Sürekli evli olanlar arasında demans teşhisi vakaları en düşük, %11,2'ydi.
Araştırmacılar, 40-70 yaşları arasında evli kalmanın yaşlılıkta daha düşük bunama riski ile ilişkili olduğu ve boşanmış bireylerin bunama vakalarının önemli bir yüzdesini oluşturduğu sonucuna vardı.
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, şu anda dünya çapında 55 milyondan fazla insan bunama ile yaşıyor ve her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vaka var. Kurum bunamanın, beyni etkileyen çeşitli hastalık ve yaralanmaların sonucu olabileceğini, Alzheimer hastalığınin, bunamanın en yaygın şekli olduğunu ve vakaların %60-70'inden sorumlu olabildiğini belirtiyor.
![]()
Portekizli turist Çam ve Sakura Hastanesi'ni görünce şaşkınlığını gizleyemedi
Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, yeni yıla sağlık çalışanlarıyla birlikte Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesinde girdi.
Koca yeni yılın ilk bebeklerinin ailelerini tebrik etti.
Hastane koridorlarında gezdiği ve basın mensuplarının sorularını yanıtladığı sırada Portekiz'den geldiğini söyleyen bir vatandaş, Bakan Koca'nın yanına yaklaştı.
![]()
"ON NUMARA HASTANE"
Bakan ile hatıra fotoğrafı çektiren vatandaş, "On numara hastane. Portekiz Lizbon'dan geldik. Kan değerlerim düşmüş, onun için geldim." diye konuştu.
![]()
Bakan'ın, "Var mı yapacağımız bir şey" sorusuna yanıt veren vatandaş, "Size ne kadar dua etsem azdır. Portekiz'deki doktorlara ne diyorum biliyor musunuz? 'Çam Sakura Hastanesini bilir misiniz?' dediğimde 'harika' diyorlar. Allah razı olsun sizden" ifadelerini kullandı.
![]()
FAHRETTİN KOCA'YA SARILIP AYRILDI
Vatandaş, Koca'ya sarıldıktan sonra o noktadan ayrıldı. Söz konusu anlar izleyenleri gülümsetti.
![]()
Kovid-19'dan ölenlerle ilgili çarpıcı iddia: Beyinlerinde 'virüs' saptandı
ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'nde (NIH) araştırmacılar, yaş ortalaması 62,5, bir kısmının ek hastalığı olan ve Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybeden 44 kişinin otopsi sonuçlarını inceledi.
Tamamı Kovid-19'a karşı aşı yaptırmayan bu kişilere ait cesetlere Nisan 2020 ila Mart 2021'de otopsi yapıldı.
Cesetlerden aldıkları kan örnekleri inceleyen araştırmacılar, 38 cesedin kan plazmasında Kovid-19'a yol açan SARS-CoV-2 virüsü tespit etti.
KALP PLAZMASINDA TESPİT EDİLEMEDİ
Araştırmacılar, 3 cesedin kan plazmasında SARS-CoV-2 tespit edilmediği, kalan 3'ünde ise kan plazmasının mevcut olmadığı sonucuna ulaştı.
Yeni bir güç, yeni bir performans, yeni bir tasarım.Yeni DS 7 çok yakında Türkiye’de.DS Automobiles
Diğer yandan, araştırmacılar, cesetlerin farklı bölgelerinde veya sıvılarında RNA tespit etti.
Araştırmada, cesetlerden 11'inin sinir sistemine ait dokulardan kapsamlı örnekler alındı.
SARS-CoV-2 RNA, cesetlerden birinde hipotalamus ve beyincikte, ikisinde de omurilik ve bazal ganglionda tespit edildi.
Öte yandan, bulunan SARS-CoV-2 RNA'ların beyne verdiği zararın "az" olduğu sonucuna ulaşıldı.
VİRÜS SOLUNUMLA İLGİLİ OLMAYAN BİRÇOK BÖLGEDE ÇOĞALIYOR
Bu arada araştırmada, Kovid-19'un ilk olarak solunum yolları ile akciğer dokusuna zarar verdiği de doğrulandı.
Araştırmacılar, Kovid-19 belirtilerinin görüldüğü ilk iki haftada, virüsün solunumla ilgili olmayan birçok bölgede çoğaldığını ifade etti.
Araştırmanın sonuçları, "Nature" dergisinde yayınlandı.
![]()
-
trhaber.com
- Bakan Koca, "Bu tablo düşündürücü" diyerek paylaştı: 142 milyon randevu alındı, 109 milyonu gerçekleşti
Bakan Koca, "Bu tablo düşündürücü" diyerek paylaştı: 142 milyon randevu alındı, 109 milyonu gerçekleşti
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2022 yılında MHRS randevu sistemi üzerinden alınan ve gelinmeyen randevulara ilişkin bir paylaşım yaptı.
"BU TABLO DÜŞÜNDÜRÜCÜ"
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “2022’de Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden, önceden planlanarak yapılacak muayeneler için toplam 142 milyon 858 bin 107 randevu alındı. Bu randevulardan sadece 109 milyon 654 bin 808’i gerçekleşti” dedi.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından gelinmeyen randevularla ilgili, “Son 15 gün hariç, 2022’de MHRS üzerinden, önceden planlanarak yapılacak muayeneler için toplam 142 milyon 858 bin 107 randevu alındı. Bu randevulardan sadece 109 milyon 654 bin 808’i gerçekleşti. Yani 2022’de en az 33 milyon 203 bin 299 randevuya gelinmedi. Bu tablo düşündürücü” ifadelerini kullandı.
![]()
Günde iki kivi kabızlığı giderir! Dışkı kıvamını yumuşatıyor
Kabızlık zaman zaman herkesin başına gelebilen bir sağlık sorunu. Şiddetli olduğu durumlarda kanamalara bile yol açan dışkıdaki zorlanma durumu beslenme ile de doğru orantılı.
KİVİ DIŞKIYI YUMUŞATIYOR
2002 yılında yayımlanan bir çalışmada kivi meyvesinin kabızlık şikâyetlerinde bağırsak yumuşatıcı olarak etkili olduğu bulgusu yer alıyordu. Az sayıda yaşlı gönüllülerde yürütülen bu araştırmada kivi meyvesinin, dışkı miktarını artırdığı, yumuşamasını sağladığı bildiriliyordu. 2007 yılında Çinli ve 2009 yılında Japon araştırıcılar tarafından yürütülen iki klinik çalışmada da benzer olumlu sonuçlar alınması bu etkinin rastlantısal olmadığını ve doğruluğunu gösteriyor.
Araştırmacılar Yeni Zelanda, İtalya ve Japonya'da fonksiyonel kabızlık veya hassas bağırsak sendromu olan yetişkinleri ve sağlıklı insanları incelemeye aldı. Katılımcılar 136 kadın ve 48 erkekten oluşuyordu. 2 hafta boyunca, katılımcılar bağırsak hareketlerini sıklık, dolgunluk, kendiliğindenlik, dışkı şekli, müshil kullanımı ve ıkınma derecesi ile ilgili olarak kaydetmeye alıştı. Daha sonra rastgele 1 ay boyunca günde iki olgun kivi tüketmeleri için görevlendirildiler. Bir ay sonra tedavi bir ay daha durduruldu. Hastalar daha sonra bir ay daha bir tedaviden diğerine geçirildi.
DENEKLERİN BAĞIRSAK HAREKETLERİ ARTTI
![]()
1 aylık tedavi dönemlerinin sonunda kivi tüketen fonksiyonel kabızlığı olan denekler, bağırsak hareketinde artış yaşadı. Hassas bağırsak sendromu olanlarda da 1.73'lük bir artış vardı. Sağlıklı katılımcılarda bağırsak hareketlerinin sıklığı artmadı.
Kivi yiyen katılımcılar ayrıca, dışkı kıvamının yumuşadığını, ıkınmanın azaldığını ve yaşam kalitesinin arttığını bildirdi.
Uzmanlara göre günde iki kivi tüketimi, kabızlık için etkili bir tedavi olarak güvenle önerilebilir.
![]()
Alzheimer'a karşı yeşil çay! Bilişsel işlev bozukluğunu azaltıyor
Alzheimer hastalığı, beyinde plak birikimi, beyin bağışıklık hücrelerinde artış ve bozulmuş sinir sinyali sonucu oluşuyor.
Yapılan araştırmalara göre, herpes simpleks virüsünün yeniden harekete geçmesi sonucu hastalığın semptomları ortaya çıkıyor. 14-49 yaşlarındaki insanların büyük bir yüzdesi, beynin nöronlarında onlarca yıl uykuda kalabilen herpes simpleks virüsünü taşıyabiliyor.
BİTKİSEL BİLEŞİKLER BEYİN ÜZERİNDE ETKİLİ
![]()
Araştırmacılar, bazı bitkisel bileşiklerin beyin üzerindeki etkilerini inceleyebilmek için, herpes simpleks virüsü kaynaklı Alzheimer hastalığı olan insan beyin dokusunun 2D ve 3D modellerini oluşturdu.
Çalışmada, beyinde plak oluşumunu azaltma ve sinir ağı işlevini koruma yetenekleri açısından yaklaşık 100 bitkisel ilaç ve takviyeyi incelendi. En etkileyici sonuçlar kateşinler ve resveratrol kullanımında gözlemlendi.
2D modelde 3 gün sonra ve 3D modelde 1 hafta sonra β-amiloid plak birikintileri, bağışıklık hücrelerinin artışı ve beyinde nöroinflamasyonun ortaya çıkışı gözlendi.
BİLİŞSEL İŞLEV BOZUKLUĞUNU AZALTIYOR
Gözlemsel çalışmalar, yeşil çay içmenin beyindeki bilişsel işlev bozukluğunu azaltma potansiyeline sahip olduğunu gösterdi. Yeşil çay yaprağı kateşinleri, Alzheimer hastalığında yaygın bir mekanizma olan β-amiloid proteininin yanlış katlanmasını önlüyor. Bu kateşinler ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek, oksidatif hasarı azaltıyor ve iltihapla savaşıyor.
Öte yandan üzüm, fındık ve diğer gıdalarda bulunan resveratrol de son yıllarda Alzheimer hastalığında hayli etkili.
![]()
-
trhaber.com
- "Zayıfladım, şimdi ne yapacağım?" Antrenörlere göre verilen kiloları korumak için kasları geliştirmek gerekiyor
"Zayıfladım, şimdi ne yapacağım?" Antrenörlere göre verilen kiloları korumak için kasları geliştirmek gerekiyor
Fitness yolculuğunda ilerlemek için kan, ter ve gözyaşı döktünüz. Ama "Şimdi ne olacak?" diye merak ediyor olabilirsiniz. Bu kadar uzun süre çok çalıştıktan sonra, koyduğunuz hedefe ulaştığınıza göre, yön duygunuzu kaybetmiş gibi hissetmeniz gayet normal. Zayıflamadan sonra gelen adım, kas kütlesi oluşturmak ve gücünüzü artırmak olmalı.
Antrenör Rachel MacPherson'a göre kilo verdikten sonra kas geliştirmek en doğru karar. Kalori açığı verdikten sonra, vücut doğal olarak kilo almaya hazır olur. Bu zamanlamayı kas kütlesi kazanmaya odaklanmak için kullanırsanız, koyacağınız vücut yağ miktarını sınırlayacak ve bunun yerine yağsız kütle ekleyeceksiniz. Bu da kilo verme sırasında yavaşlamaya alıştıktan sonra metabolizmanızın artmasına yardımcı olacaktır.
KALORİYİ YAVAŞ YAVAŞ ARTIRIN
Her gün fazladan protein ve karbonhidrat tüketin. Daha önce kalori saydıysanız, bir hafta boyunca günde 100 ila 200 kalori eklemeyi deneyin. Ardından 100 ila 200 kalori daha ekleyin.
KAS GELİŞTİREN AĞIRLIKLARI KALDIRIN
![]()
Hipertrofi eğitimi, gücün aksine kas kütlesi oluşturmaya öncelik verir. Güç kaldırma veya düşük tekrar aralıklarında ağır ağırlık kaldırmak yerine, 8 ila 15 tekrar aralığında gerçekleştirebileceğiniz orta ağırlıklara daha fazla odaklanın.
PROTEİNE ÖNEM VERİN
Yeterli protein tüketmek, kas büyümesi, doku onarımı, iyileşme ve sağlıklı bir bağışıklık sistemi dahil olmak üzere çeşitli vücut fonksiyonları için kritik öneme sahip. Vücut ağırlığının kilogramı başına günlük 1,2 ila 2,0 gram protein tüketmeyi hedefleyin.
ANTRENMAN SONRASINA DİKKAT!
![]()
Antrenmanlardan sonra yüksek kaliteli karbonhidrat tüketin. Karbonhidratlar, antrenmanlarınızı güçlendirmek için vücudunuzun ideal yakıt kaynağıdır. Onlar olmadan, vücudunuz sıkı çalışmak ve kas inşa etmek için enerjiye sahip olamaz.
KARDİYOYU KISA BİR SÜRE AZALTIN
Kardiyo seanslarında aşırıya kaçmak, kas kazanımlarını engelleyebilir. Kardiyoyu haftada bir veya iki seansa indirmeyi düşünün.
![]()
Hem hücrelere hem kaslara fayda sağlıyor! Egzersiz yapmak vücudu adeta gençleştiriyor
Mitokondri, genel sağlığımız ve uzun ömürlülüğümüzün yanı sıra vücudumuzun düzgün çalışması için hayati öneme sahip. Hücrenin bu küçük parçaları yediğimiz besinleri enerjiye dönüştürüyor. Mitokondri, proteinleri, yağları ve şekerleri vücudun yaşamak için ihtiyaç duyduğu yakıta çeviriyor.
Yapılan bir araştırma, egzersizin hücresel düzeyde kas sağlığını nasıl iyileştirebileceğine dair yeni bir pencere açıyor.
FARELER ÜZERİNDE ARAŞTIRMA YAPILDI
![]()
Egzersiz farelerde mitofajiyi teşvik ediyor mu? sorusu üzerine bilim insanlarının yaptığı yeni çalışmanın verdiği cevap "mitofaji" üzerinden. Mitofaji, bir stres döneminden sonra, hasarlı veya kusurlu mitokondrilerin seçilip çıkarıldığı süreci tanımlıyor. Kas durumunda mitofaji, iskelet kasını sağlıklı ve güçlü tutmaya yardımcı oluyor.
Araştırmacılar egzersizin mitofajiyi nasıl tetiklediğini göstermek için, fiziksel aktivitenin etkilerini bildirmeye yardımcı olan pMitoTimer isimli bir geni taşıyan fareleri genetik olarak tasarladı. Fareler 90 dakikalık koşu bandına tabi tutuldu. Koşudan üç ila on iki saat sonra, araştırmacılar mitokondrinin stres belirtileri gösterdiğini fark etti. 6 saat sonra et yeme belirtileri gördüler.
EGZERSİZ KUSURLU MİTOKONDRİLERİ UZAKLAŞTIRIYOR
![]()
Egzersizin mitokondri üzerindeki etkisi, kusurlu arabaları yollardan kaldırmak olan bir trafik kontrolü gibi. Aerobik egzersiz, hasarlı mitokondriyi iskelet kasından uzaklaştırır. Bunu tekrar tekrar yaparsanız, hasarlı olanları çıkarmaya devam edersiniz. Daha kaliteli mitokondri ile daha iyi kaslara sahip olursunuz.
![]()
Çocuklarda kekemelik olduğu nasıl anlaşılır? Ne zaman doktora gidilmeli?
30 ay ile 5 yaş arasında, çocuğunuz dil becerilerinde bir sıçramanın ortasındadır. Bu nedenle akıcı bir şekilde cümle kurmakta zorluk çekmesi çok doğal. Çünkü hızla gelişen beyni, doğru kelimeleri doğru sırada bulmakta zorlanıyor. Bu süreçte, kelimenin tamamını veya ilk heceyi tekrarlayabiliyor.
Konuşurken bazı kelimelerde tökezleme, gerçek bir kekemelik probleminden farklı. Çocukların sadece %5'ini etkileyen ve okul öncesi çocuklarda nadir görülen bir durum.
KELİMEDEKİ İLK SES ŞŞŞŞT OLUR
![]()
Çocuğunuz gerçekten kekeliyorsa bir kelimedeki ilk sesi “şşşt” diyerek çıkarabilir. Ayrıca bir şey söylemek için ağzını açıp herhangi bir ses çıkmadan ağzını kapatabilir. Bu "engelleme" ile birlikte, çenesinde veya yanaklarında gerginlik görebilir veya gözlerini başka yöne çevirebilir veya gergin bir şekilde yumruğunu sıkabilir, tekrar tekrar göz kırpabilir, surat asabilir veya kelimeleri ağzından çıkarmaya çalışmanın hüsranıyla ayağını yere vurabilir. .
Okul öncesi çocuklar üzüldüklerinde, kızdıklarında, rahatsız olduklarında ve hatta heyecanlandıklarında kekeleme eğilimi gösterir. 3 veya 4 yaşındaki çocuğunuz sadece bu zamanlarda kekeliyorsa ve kekemeliği hafifse, değerlendirilmek için acele etmeyin. Çoğu çocuk, 5 veya 6 yaşına kadar herhangi bir müdahale olmaksızın büyür.
YUMUŞAK TONDA KONUŞUN
Kekeleyen bir çocuğa yardım etmek için evde de bazı adımlar atabilirsiniz. Okul öncesi çocuğunuz ister normal bir zorluk aşamasından geçiyor ister gerçek bir kekemelik yaşıyor olsun, nasıl tepki verdiğiniz önemli. Sesinizi yumuşak ve rahat tutun, konuşmanızı yavaş yapın. Hızlı konuşursanız, yavaşlamaya çalışın, böylece çocuğunuz benzer bir şekilde yanıt verme ihtiyacı hissetmez. Göz temasını koruyun, gülümseyin ve sabırlı olun. Geri çekilir ve aceleci davranırsanız, okul öncesi çocuğunuz "dışarı çıkmak" için baskı hissedecek ve bu onun kekemeliğini daha da kötüleştirecektir.
İleri düzeyde kekemelik varsa da tedavide kullanılan birkaç farklı yaklaşım mevcut. Bireysel farklılıklar ve ihtiyaçlar nedeniyle bir kişi için faydalı olan bir yöntem bir başkası için etkili olmayabilir.
![]()
50 yaşından sonra bunları yemeyin! Kilo vermeyi engelliyor
Yaşlandıkça vücudunuzun birçok değişiklik yaşadığı bir sır değil. Uzmanlara göre insanların yaşlandıkça daha az aktif olmaları ve daha az kalori yakmaları bunun en büyük sebebi.
50 yaşından sonra kilo vermenizi engelleyen bazı yiyecekler de var.
SODYUM VE DOYMUŞ YAĞI YÜKSEK GIDALAR
24 ila 44 yaş arasındaki bireyler üzerinde yapılan bir araştırma, erkeklerin vücut ağırlıklarını her 10 yılda bir %3,4 oranında artırdıklarını ve kadınların aynı zaman diliminde vücut ağırlıklarının %5,2'sini aldıklarını buldu. Bu kilo artışları, elbette 20 yıllık süre boyunca diyet veya egzersizde önemli bir gelişme kaydedilmediğini varsayıyor.
Uzmanlar yaşlı yetişkinler için en uygun yeme kuralının, sodyum, doymuş yağlar ve eklenmiş şekerler açısından yüksek gıdaları azaltmak ve daha fazla tam tahıl, meyve tercih etmek olduğunu öne sürüyor.
HAZIR MEYVE SULARI
![]()
İlave şeker içeren meyve içeceklerini hayatınızdan çıkarın. Güne hazır meyve suyuyla başlamak çok lezzetli görünebilir. Ancak şeker ilaveli şeyler tüketmek boş kalori ve az besin tüketmeye neden olabilir. Bunun yerine, %100 meyve suyunu tercih edin. Araştırmalar, %100 portakal suyu tüketen çocukların veya yetişkinlerin, tüketmeyenlere kıyasla fazla kilolu veya obez olma olasılığının daha yüksek olmadığını bildiriyor.
UNLU MAMULLER
Atıştırmalık olarak lezzetli bir pastayı veya taze pişmiş çikolatalı kurabiyeleri kim sevmez ki? Aceleniz varken kahvaltı için hızlı bir çörek almak ne kadar kolay? Ancak bu karbonhidratlar arkadaşınız değildir ve onları günlük rutininize dahil etmek kilo almanıza neden olur. Tariflerde eklenen şekeri veya yağı azaltmanın kolay bir yolu, kuru erik püresi kullanmak.
REÇELLER
![]()
50'li yaşlarındaki çoğu kişi, sabah tostunun üzerine reçel sürmenin, günün başlangıcında bir veya iki büyük yemek kaşığı ek kalori olduğunun farkında değil. İşleri kontrol altında tutmanın kolay bir yolu, yemeğe sıfır kalori ekleyecek sukraloz içeren bir reçel satın almak olabilir. Böylece tatlı tadının keyfini sağlıklı bir şekilde çıkarabilirsiniz.
![]()
Arjantinli yıldız futbolcu Messi böyle besleniyor! Favori yemeği kızarmış tavuk
Süper yetenek Lionel Messi, Arjantin milli takımının 2022 Dünya Kupası'nda zafere ulaşmasında en önemli faktör oldu. Futbolda tüm zamanların en iyisi olarak gösterilen Messi, dünya kupasını kaldırarak kariyerinin en büyük başarısını elde etti.
Takımını zafere taşıyan Messi, bu başarıyı yakalama sürecinde yaşam tarzına pek çok noktaya özen gösteriyor.
BOL SU İÇİYOR
![]()
İtalyan beslenme uzmanı olan Guiliano Poser ile çalışan Messi, gün içinde çok fazla miktarda su içiyor. Poser'e göre Messi, yemeklerine çok miktarda zeytinyağı, taze meyve ve sebzeler, tohum, kuruyemişler ve kepekli tahıllar katıyor. Diyetinin büyük bir kısmı, yıldıza sağlam bir enerji artışı sağlayan çiğ yiyeceklerden oluşuyor.
ŞEKER VE İŞLENMİŞ GIDA TÜKETMİYOR
Beslenme uzmanı, Messi'nin yapay tatlandırıcılardan, işlenmiş karbonhidratlardan, kızarmış yiyeceklerden ve alkolden kaçındığını dile getiriyor. Tükettiği et miktarını azaltan yıldız, protein ihtiyacını karşılamak için günde üç adede kadar protein içeceği içiyor.
FAVORİ YEMEĞİ KÖK SEBZELİ KIZARMIŞ TAVUK
![]()
Resmi FC Barcelona web sitesine göre Messi'nin favori tarifi, kök sebzeli kızarmış tavuk. Bu yemek, yağsız etten protein, patateslerden enerji ve kompleks karbonhidratlar ve sebzelerden vitaminler aldığı için besinlerle dolu. Tavuk gibi yağsız proteinler, kas dokusunu şekillendirmeye yardımcı olan amino asitleri doldurmanın mükemmel bir yolu.
HANGİ SPORLARI YAPIYOR?
Messi, futbolun yanı sıra split squat, engel atlama ve hamstring esneme gibi egzersizler yapıyor.
![]()
-
diken.com.tr
- Dünyada ilk kez: Britanya’da kalp hastası bebek, plasentadan alınan kök hücreyle tedavi edildi
Dünyada ilk kez: Britanya’da kalp hastası bebek, plasentadan alınan kök hücreyle tedavi edildi
İlk kez dört günlükken ameliyat olan kalp hastası Finley, plasentadan alınan kök hücrelerin kalbine enjekte edilmesi sayesinde bugün mutlu bir bebek.
The post Dünyada ilk kez: Britanya’da kalp hastası bebek, plasentadan alınan kök hücreyle tedavi edildi appeared first on Diken.Melatonin cipsin, çikolatanın yanında satılır mı?
Uykusuzluk çekenlerin, uykularını düzenlemek için aldıkları melatonin market raflarında ve e-ticaret sitelerinde satılıyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Berker Duman, melatoninin gelişigüzel kullanımının sakıncalarına karşı uyardı. Özellikle hassas gruplarda (çocuk, gebe, yaşlı), bazı hastalıklarda (epilepsi, demans vb.) dikkatli kullanılması gerekiyor. Melatoninin uzun dönem sonuçları hala belirsiz.
The post Melatonin cipsin, çikolatanın yanında satılır mı? appeared first on Diken.Bu şekilde beslenenler yeterli oranda demir ve çinko alamıyor!
Son yıllarda, birçok insan çevresel nedenlerin yanı sıra sağlık gerekçesiyle de bitki bazlı bir diyet benimsemeye yöneliyor. Bu tür bir diyet genellikle geleneksel et ürünlerinin dokularını ve tatlarını taklit eden et ikamelerini yemeyi içeriyor.
BİTKİLERİN DEMİR VE ÇİNKO KAYNAKLARI ZAYIF
![]()
Yapılan yeni bir çalışma, popüler et ikamelerinin besin değerini inceledi ve çoğunun zayıf demir kaynakları olduğunu ve aynı zamanda yetersiz miktarda çinko sunduğunu buldu. Ayrıca et ikamelerinin çoğu, yeterli miktarda temel besin maddelerinden yoksunken, tuz ve doymuş yağ bakımından yüksekti.
En iyi hayvansal protein kaynaklarından bazıları tavuk, balık ve sığır eti iken, et yemeyen insanlar için günlük protein ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olacak baklagiller, kabuklu yemişler ve tohumlar gibi bitkisel protein kaynakları vardır.
44 ET İKAMESİ İNCELENDİ
![]()
Çalışmada, 44 et ikamesinin besin değeri, lif, yağ, protein ve tuz gibi bileşenlerdeki içeriklerinin analizi yoluyla incelendi. Araştırmacılar ayrıca et ikamelerinin demir ve çinko biyoyararlanımına da baktı. İncelenen 44 et ikamesi arasında, besin değerinde geniş farklılıklar bulundu. Çinko içeriği açısından, çoğu et ikamesi, yeterli bir kaynak olarak kabul edilecek kadar çinko içermiyordu.
Sonuçlar, genellikle bitkisel protein ekstraktlarına dayanan et ikamelerinin, demir ve çinko gibi minerallerin yararlanımının çok düşük olduğunu gösteriyor. Bu, protein ekstraksiyonu sırasında biriken, içlerindeki çok yüksek beslenme karşıtı fitik asit içeriğinden kaynaklanıyor olabilir. Bu nedenle, çalışma, et ikamelerinin et kadar besleyici olmadığını ve bitki bazlı diyetlere yönelen kişilerin, baklagiller veya kinoa gibi et ikameleri dışındaki kaynaklardan demir almaları gerektiğini öne sürüyor.
![]()
100 erkekten 1'inde hiç sperm yok! Bu neden oluyor?
Geçmişte bir çift çocuk sahibi olmakta güçlük çekiyorsa, temel varsayım kadında bir sorun olduğuydu ama bugün doğurganlık sorunlarının %50'sinin erkeklerden kaynaklandığını biliyoruz.
Peki sadece farkındalığımız mı arttı yoksa erkek doğurganlık durumu gerçekten düşüşe mi geçti?
STRES, CEP TELEFONU VE SİGARA...
Uzmanlara göre sperm kalitesi düşüyor ve bunun nedeni bilinmiyor. Baskı, stres, obezite, sigara içmek ve cep telefonunu ön cepte taşımak gibi birçok tahmin var ama hiçbiri kesin olarak kanıtlanabilmiş değil.
Sperm test edildiğinde 1 cc sıvıda olması gereken konsantrasyon 15 milyonun üzerindedir. Ancak mesele sadece miktarı değil, aynı zamanda bu sıvıdaki sperm hareketliliği aynı zamanda. İyi hareketliliğe sahip olmak için spermlerin en az %40'ına ihtiyacınız vardır.
100 ERKEKTEN 1'İNDE SPERM YOK
![]()
Her 100 erkekten birinin ejakülatında hiç sperm yoktur. Yani bu kişilerde sıvı tamamen sperm içermez. Testisler sperm üretir, ancak yol boyunca bir yerde bir tıkanıklık vardır. Bu erkeklerde sperm çok kolay bulunur ve genellikle ameliyatla doğrudan testislerden çıkarılır. Bu gibi durumlarda başarı oranı ise yüzde 100.
Düşük sperm konsantrasyonu veya düşük hareketlilik durumlarında genellikle yardıma ihtiyaç duyulur. Aşılama tedavilerinde veya tüp bebek tedavilerinde sperm tedavi edilerek geliştirilir ve bazen mikroskop altında tek bir sperm bir yumurtanın içine yerleştirilir.
Bir erkek hayatı boyunca sperm ürettir ancak sperm kalitesi yıllar geçtikçe düşer. Genç bir adamın, spermlerinde bir sorun olduğunu anladığında, yumurtaları donduran bir kadın gibi spermleri bankaya koymasını uzmanlar genellikle tavsiye ediyor.
Ancak bu tarz konularda erkek daha utangaç. Sorun olduğunu bilen bazı kişiler bu duygudan dolayı doktor gitmeye çekiniyor.
Erkekler tek olmadıklarını anladıkları andan itibaren de, engeli kırıyor ve ardından tedavide ilerlemek daha kolay oluyor. İnsanlar kendileri gibi başka insanların, konuşacak ve onları tedavi edecek birinin olduğunu anlayınca, bu daha kolay hale geliyor.
![]()
Mutsuzken ne yiyelim? Ruh halini iyileştiren gıdalarla depresyonu önleyebiliriz
Diyetinizin sağlığınızı önemli ölçüde etkilediği bir sır değil. Günlük olarak tükettiğiniz yiyecek ve içecekler, çeşitli hastalıklara yakalanma riskinizi etkiler. Beslenme ayrıca, ruh halinizi ve zihinsel sağlığınızı değiştirebilir.
Moraliniz bozukken çoğu zaman hiçbir şey sizi neşelendiremezmiş gibi gelir. Neyse ki, ruh halinizi yükseltmek, beslenmenizde basit değişiklikler yapmak kadar kolay olabiliyor.
B12 VİTAMİNİNİZİ ALIN
B12 olağanüstü bir besindir. Sadece ruh halini yükseltmek ve depresyonla mücadele etmekle kalmaz, aynı zamanda enerjiyi arttırır, kırmızı kan hücresi oluşumuna yardımcı olur, kemik sağlığını destekler, doğum kusurlarını önler ve beyin fonksiyonlarını iyileştirir. Diyetinize daha fazla B12 açısından zengin gıdaları dahil etmek, moralinizi yükseltmenize yardımcı olur. B12 içeren yiyecekler arasında et, yumurta, süt ürünleri, güçlendirilmiş tahıllar ve balık bulunuyor.
DOPAMİN MORAL ÜZERİNDE ETKİLİ
![]()
Dopamin, beyninizde üretilen ve beyninizin ödül merkezi ve ruh hali düzenlemesinde yer alan bir nörotransmiterdir. Beyninizde yeterli dopamin olduğunda, kendinizi mutlu, uyanık, odaklanmış ve motive olmuş hissedersiniz. Amino asit L-tirozin içeren yiyecekleri yediğinizde vücudunuz dopamin sentezlemek için gerekli yapı taşlarına sahip olur. L-tirozin içeren gıdalar arasında, badem, karpuz ve kahve bulunuyor.
FOLAT
İstiridye, midye ve diğer deniz ürünleri, yapraklı yeşillikler, brokoli, karnabahar, lahana ve Brüksel lahanası dahil olmak üzere, folat bakımından yüksek gıdalar da doğal antidepresan görevi görebiliyor.
D VİTAMİNİNİ İHMAL ETMEYİN
D vitamini genellikle güneş ışığı vitamini olarak adlandırılır ve bunun iyi bir nedeni vardır. Bu besin, güneş ışığını emerken cildiniz tarafından üretilir. Bir araştırmaya göre, düşük D vitamini durumu, daha yüksek depresyon riski, olumsuz duygular ve yaşam kalitesi ile ilişkili. Pek çok yiyecek D vitamini içermese de, günde 15-20 dakika güneşe maruz kalmayı hedefleyebilir veya doktorunuza danışarak takviye alabilirsiniz.
![]()
Sağlık Bakanı Koca’dan net mesaj: Gereğini yapın
Bakan Fahrettin Koca, İstanbul'da ilaç sektörünün tüm paydaşlarının yöneticileriyle görüştü.
TOPLANTIYA KİMLER KATILDI?
Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığında (TÜSEB) düzenlenen toplantıya İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS), Türkiye İlaç Sanayi Derneği (TİSD), Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), Sağlık Ürünleri Derneği (SURDER) ve Ecza Depocuları Derneği (EDD)'den 40'a yakın yönetici katıldı. T
oplantıda Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) yetkilileri de hazır bulundu.
"VATANDAŞIMIZ İLACA ERİŞİRSE RAHAT EDERİZ"
Bakan Koca, yaptığı sosyal medya paylaşımında "İlaç bulunamaması sorununun çözümü için ikinci adımı attık. Sektörün tüm temsilcilerine tek önceliğimizin Türkiye'nin ihtiyacının karşılanması olduğunu ilettik. Mesajımız net: Vatandaşımız ilaca erişirse hepimiz rahat ederiz." ifadelerini kullandı.
"ÜZERİNİZE DÜŞENİ YAPIN"
Bakan Koca yaptığı değerlendirmede sektörün sorunlarının çözümüne yönelik olarak atılan adımları hatırlatarak sıranın sektörde olduğunu, vatandaşın ilaca erişiminde kendilerinin üzerine düşeni yapmaları gerektiğini dile getirdi.
Sektör temsilcileri, yapılan düzenlemeler için teşekkür ederek ilaç tedariki ile ilgili tüm imkanlarını seferber ederek çözüme katkı sunacaklarını kaydettiler.
![]()
-
trhaber.com
- Mesane veya böbrek taşınız olup olmadığını nasıl anlarsınız? İkisi arasındaki ne gibi farklılıklar var?
Mesane veya böbrek taşınız olup olmadığını nasıl anlarsınız? İkisi arasındaki ne gibi farklılıklar var?
Mesane ve böbrek taşları, idrarda bulunan proteinler tarafından üretilen katı kristalize metal kütleleridir.
Mesane taşları, idrarı depolayan mesanede oluşur. Böbrek taşları, idrar üreten böbreklerden birinde veya her ikisinde bulunur. Her iki taş türü de idrardaki mineraller konsantre hale geldiğinde oluşur.
Böbrek taşları mesane taşlarından daha yaygındır. Bazı durumlarda, böbrek taşları üreterden aşağı doğru hareket ederse mesane taşları haline gelebilir.
MESANE TAŞININ BELİRTİLERİ
Genellikle mesanedeki küçük taşlar belirgin semptomlara neden olmaz. Sıklıkla vücuttan sorunsuz geçebilirler. Daha büyük mesane taşları ise alt karın ağrısı, sık idrara çıkma isteği, ağrılı idrara çıkma, idrarda kan, idrara çıkma sırasında idrar miktarının azalması ve idrar yolu enfeksiyonları gibi belirtiler görülür.
BÖBREK TAŞI BELİRTİLERİ
![]()
Böbrek taşı belirtileri ise daha belirgindir. Sırt, yan, alt karın veya kasıkta keskin ağrI, idrarda kan, sık idrara çıkma isteği, ağrılı idrara çıkma, idrara çıkma sırasında idrar miktarının azalması, bulanık veya kokulu idrar, kusma, ateş
ve soğuk algınlığı gibi.
İdrar çok kalınlaştığında mesane ve böbrek taşları gelişir. Bu, idrardaki minerallerin sertleşerek katı, kristalleşmiş taşlar oluşturmasına neden olur.
Mesane taşları için risk faktörleri arasında cinsiyet önemli bir yer tutar. Erkeklerde daha sık görülür. Bunun dışında yaşlılık, radyoterapi, mesane ameliyatı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve tekrarlayan böbrek taşları mesane taşları için birer risk faktörüdür.
Böbrek taşları da erkeklerde daha sık görülüyor. Bunun dışında hiperparatiroidizm, susuzluk, ailede böbrek taşı öyküsü, böbreklerin yapısal anormallikleri, hipertansiyon, şişmanlık
kistik böbrek hastalığı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları
böbrek taşlarının oluşmasında en önemli etkenler.
TEDAVİ TAŞIN BÜYÜKLÜĞÜNE GÖRE DEĞİŞİYOR
Her iki hastalığın da tedavi planı yapılırken taşa neden olan hastalığın tam olarak belirlenmesi ve buna uygun bir tedavi yöntemi seçilmesi gerekir.
Genel olarak 0.5 cm’nin altındaki mesane taşlarının idrar kanalından kendiliğinden düşmesi beklenir. Cerrahi yöntemler ise genel olarak mesane taşlarının 3 cm’den büyük olduğu ya da çok sert bir yapıya sahip olduğu durumlarda tercih edilir.
5 mm’ye kadar olan böbrek taşı tedavisi ise taşın küçük olması nedeniyle ağrı kesici, antispazmodik ilaçlar ve bol sıvı alımı ile yapılır. Bu yöntemlerle taş kendiliğinden düşebilir. 5 mm’den büyük olan böbrek taşı tedavisi ise vücut dışından şok dalgaları ile taş kırma ile kırılarak idrarla atılmaları sağlanarak yapılır. Bunların dışında Endoskopik bir ameliyat olan PNL yöntemi ise, 2 cm’den büyük böbrek taşı tedavisi için uygulanır.
![]()
Bu belirtileri yaşıyorsanız dikkat! İşte hamileliğin en erken belirtileri
Adetiniz geciktiyse veya hamile olup olmadığınızı merak ediyorsanız günler oldukça yavaş geçebilir. Hamilelik testi yapmadan önce ne kadar beklemeniz gerekiyor?
Adet gecikmesi, kanamanızın beklediğiniz günlerde başlamadığı anlamına gelir. Beklenen adetin günü, son adet döneminizin ne zaman başladığına bağlıdır. Ortalama döngü 28 gündür.
Eğer regl olmayı bekliyorsanız ve adet gelmiyorsa, geç olduğunu anlarsınız. Tüm adetler saat gibi gelmez ve biraz farklı bir programla gerçekleşmesi çok normaldir. Hamilelik, adet gecikmesine neden olabilecek tek şey değildir. Ancak, adet görmemenizin hamile olduğunuz anlamına gelip gelmediğini merak ediyorsanız, gebeliğin bazı erken belirtilerini bilmeniz gerekir.
YORGUNLUK
Hamileliğin 0 ila 13. haftaları, vücudunuz progesteron adı verilen büyük miktarlarda hormon üretir. Bu uykulu hissetmenize neden olabilir. Gebe kaldıktan sonraki ilk hafta boyunca bile normalden daha yorgun hissedebilirsiniz.
LEKELENME
İmplantasyon kanaması da hamileliğin en erken belirtilerinden biri. Döllenmiş yumurtanın rahim duvarına tutunması sonucu meydana gelen ve genellikle lekelenme olarak adlandırılan çok hafif kanamadır. İmplantasyon genellikle gebe kaldıktan 6 ila 12 gün sonra veya yumurtanın bir sperm tarafından döllendiği anda yaşanır.
GÖĞÜS HASSASİYETİ
Gebe kaldıktan 1 ila 2 hafta sonra göğüslerinizdeki değişiklikleri görebilirsiniz. Göğüsleriniz dokunulduğunda şiş ve hassas olabilir. Göğüslerinizde ağrı veya dolgunluk hissi olabilir.
BAŞ AĞRISI
![]()
Hamilelik sırasında hormonlardaki ve kan akışındaki hızlı artış, adet gecikmesinden önce bile hafif baş ağrılarına neden olabilir.
MİDE BULANTISI
Sabah bulantısı tipik olarak gebe kaldıktan 2 ila 8 hafta sonra ortaya çıkar ve yaklaşık 14 hafta sonra geçer. Hamilelikte mide bulantısı günün veya gecenin herhangi bir saatinde olabilir . Birçok kadın için semptomlar sabah ilk kalktıklarında en kötü durumdadır. Bazı kadınlar sabah bulantısı ile kusma yaşar.
SIK İDRARA ÇIKMA
![]()
Gebe kaldıktan yaklaşık 6-8 hafta sonra, normalden çok daha sık işemek zorundaymış gibi hissetmeye başlayabilirsiniz. Bu semptomun hamileliğinizin geri kalanında devam etmesi muhtemeldir.
Hamilelik, bir yumurta bir sperm tarafından döllendiğinde gerçekleşir. Ancak adet gecikmesinin veya adet gecikmesinin tek nedeni gebelik değildir. Aşırı kilo kaybı veya alımı, stres ve uyku düzeninizdeki değişiklikler, emzirme, hastalık, ilaç kullanımı ve sıkı egzersiz de gecikmelere yol açabilir.
![]()
-
trhaber.com
- Ani görme kaybına yol açıyor! Gözünüzdeki rahatsızlığın kaynağı yüksek tansiyon olabilir
Ani görme kaybına yol açıyor! Gözünüzdeki rahatsızlığın kaynağı yüksek tansiyon olabilir
Yüksek tansiyon göze zarar verir mi? Ne yazık ki evet. Uzun süre tedavi edilmeyen veya kötü kontrol edilen yüksek tansiyondan muzdarip olmak gözlerinize zarar verebilir.
Yüksek tansiyon 3 farklı göz rahatsızlığına yol açabilir.
HİPERTANSİF RETİNOPATİ
Retina, görüntünün yansıtıldığı ve daha sonra beyne aktarıldığı gözün arkasındaki renkli kısımdır. Yüksek tansiyon, retinaya kan gitmesine ve hücrelerinde hasara yol açarak görme kaybına neden olabilir.
KOROİDOPATİ
![]()
Koroidopati, retinanın altında bulunan koroidde sıvı birikmesidir. Bu durum genellikle ani bir yüksek tansiyon atağı yaşayan gençlerde görülür. Bu, gebelik hipertansiyonu, renal hipertansiyon ve ayrıca kan basıncında tehlikeli bir artışa neden olabilecek maddeler salgılayan tümörlerde görülebilir.
OPTİK NÖROPATİ
Retinayı beyne bağlayan sinirde hasar, tedavi edilmemiş veya kötü kontrol edilen yüksek tansiyonda görülür. Hipertansiyonun aşırı tedavi edilmesi, düşük tansiyon ataklarına neden olursa optik nöropati de görülebilir. Nöropati, hipertansiyonun en çılgın etkisidir ve kalıcı körlüğe neden olabilir.
Hipertansiyon ayrıca önceden var olan göz koşullarını kötüleştiren önemli bir risk faktörüdür. Tedavi edilmemiş hipertansiyon varlığı diyabetik retinopatinin ilerlemesini hızlandırır. Hipertansiyonu olan kişiler , retinal damar ve arterde kan pıhtılarının oluşması nedeniyle ani görme kaybına eğilimlidir. Yüksek tansiyon, kademeli körlüğe neden olan göz içindeki artan basıncın başlangıcını hızlandırabilir.
NASIL ANLAYACAĞIZ?
![]()
Hipertansiyonu olan kişilerde görmede kademeli azalma, bir veya iki gözde ani görme kaybı, çift görme, baş ağrısı, gözlerin önünde yanıp sönen ışıklar gibi belirtiler yaşanır.
Riskleri en aza indirmek için erkenden önlem almaya başlamak ise atılacak en doğru adım olacaktır.
- Sigarayı tamamen bırakmak
- Önerilen vücut ağırlığınıza ulaşmak ve korumak
- Egzersiz yapmak
- Bol miktarda yeşil, sarı, mor ve turuncu renkli meyve ve sebzeleri beslenmeye dahil etmek
- Alkolü bırakmak.
![]()
Anne baba olma hayali kuranlar, bu diyet tam size göre! Doğurganlığı artırıyor
Kısırlık, dünya çapında 48 milyon çifti ve 186 milyon insanı etkileyen küresel bir sağlık sorunu.
Vücuttaki iltihap hem erkekler hem de kadınlar için doğurganlığı etkileyebiliyor. Sperm kalitesini, adet döngülerini ve implantasyonu değiştirebiliyor. Uzmanlar bu nedenle iltihabı azaltan Akdeniz diyeti gibi bir beslenme tarzının doğurganlık sonuçlarını nasıl iyileştirebileceğini görmek istedi.
AKDENİZ DİYETİ DOĞURGANLIĞI ARTIRIYOR
![]()
Akdeniz diyeti, sürekli olarak dünyadaki en sağlıklı diyetler arasında yer alıyor. Kalp krizlerini önleyebildiği ve bazı kanser tiplerinin riskini azaltabildiği uzun yıllar süren çalışmalar sonucu ortaya çıkarılmıştı. Fakat son yıllarda yapılan çalışmalarda Akdeniz diyetinden zengin beslenen kişilerde hem tüp bebek başarı şansını hem de gebelik oranlarını arttırdığı gözlendi.
Akdeniz diyeti zeytinyağı ağırlıklı ve az yağlı, posadan zengin, et tercihi olarak ise balık ağırlıklı bir beslenme şekli. Diyette mevcut olan bitkisel kaynaklı az doymuş yağlar, yüksek folik asit ve B6 vitamini bu beslenme tarzının ana içerikleri. Bazı güncel çalışmalar D vitamini ve omega-3'ten zengin Akdeniz diyeti bu özellikleriyle tüp bebek sonuçlarını iyileştirebilir.
OBEZİTE KISIRLIK SEBEBİ
![]()
Araştırmalara göre stres, obezite ve yanlış beslenme gibi risk faktörleri kısırlığı şiddetlendirebilir. Bilim adamları 2000 erkeğin sperm kalitesi ile ilgili çalışma yaptı. Araştırmaya katılan ve vücut kütle endeksi yüksek olan erkeklerdeki anormal sperm oranının daha fazla olduğu belirlendi.
Aşırı şişman erkeklerde sperm kalitesinin düşük olmasının sebebinin, obezlerdeki hormon seviyelerinin farklılığı, fazla yağ birikmesi yüzünden testislerin aşırı ısınması, obezliğe yol açan yaşam biçimi ve beslenme alışkanlığı olabileceği belirlendi. Kadınlarda da obezite varlığı insülin direncini bozarak hem yumurta kalitesini hem de rahim zarına tutunma kabiliyetini azaltıyor. Onun için çok fazla kiloda olan kadınlar kısırlığa daha yakın.
![]()
-
beyazgazete.com
- Bakan Fahrettin Koca ilaç sektörü temsilcilerini kabul etti: Mesajımız net! Vatandaşımız ilaca erişirse rahat ederiz
Bakan Fahrettin Koca ilaç sektörü temsilcilerini kabul etti: Mesajımız net! Vatandaşımız ilaca erişirse rahat ederiz
![]()
-
trhaber.com
- Bu siyah noktaları siz de görüyor musunuz? Gözün önünde uçuşan siyah şekiller tehlikeli olabilir
Bu siyah noktaları siz de görüyor musunuz? Gözün önünde uçuşan siyah şekiller tehlikeli olabilir
Görme duyumuz ile ilgili sorunlar rahatsız edicidir, ancak çoğu zaman önemsenmez. Ancak retina ile ilgili problemler için durum böyle değil. Çünkü bu problem göze gerçekten hasar verebilir ve hatta körlüğe yol açabilir.
GÖZÜN ÖNÜNDE UÇUŞAN SİYAH LEKELER
![]()
Gözün bölümlerinden olan retinanın görevi, dış dünyadan gelen güneş ışınlarını alıp doğrudan beyne gidecek bir görüntüye dönüştürmek. Retinada sorun olduğu aynaya bakınca görülmez ancak kesinlikle hissedebilir. Mesela göz önünde görülen sinek veya örümcek ağı olarak adlandırılan siyah noktalar. Bu çoğunlukla vitreusta meydana gelen değişikliklerin bir sonucudur, ancak aynı zamanda çok dar görüşlü genç insanlarda da görülür.
Bu siyah noktalar birçok insanda var ancak çoğu durumda beyin zamanla bunları görmezden gelmeyi öğreniyor. Ancak noktaların daha kalın, daha büyük ya da doğrudan görüş alanının tam ortasında olduğu durumlar var. Bu durumda hastalar günlük yaşamlarının ciddi şekilde aksamasından şikayetçi oluyor. Bu şekilleri çıkarmanın yolu, retinayı ameliyat etmek ve vitreus boşluğunu temizlemek.
AMELİYATLA YOK EDİLİYOR
Operasyon ise lokal anestezi altında yapılıyor ve hiç ağrılı olmuyor. Göz 24 saat bandajlanır, ardından antibiyotik ve iltihap önleyici damlalarla tedavi edilir. İlk hafta görme bulanık olabilir ve sonrasında düzelir.
Herkeste olabilen ve genellikle endişe kaynağı olmayan siyah noktaların aksine, bazı durumlarda bu lekeler retinada görmeyi bile tehlikeye atabilecek ciddi bir soruna işaret edebilir. En büyük tehlikelerden biri ise retina yırtığı. Bunun ilk ciddi belirtisi, görüşte keskin bir düşüş. Gözdeki siyah noktalar veya parlak flaşlar da, acil müdahale gerektiğinin işaretleri olabilir.
![]()
Kulak tüpü nedir? Kulak tüpü hangi durumlarda takılır?
Kulak enfeksiyonu her çocuğun zaman zaman yaşadığı ve genellikle kendiliğinden geçen bir sağlık sorunu. Bazen sık yaşanan ve antibiyotik gerektiren bu hastalık, kronikleştiğinde ise farklı tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulabilir.
KULAK TÜPÜ NE İŞE YARAR?
Kronik kulak enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan en yaygın yöntem ise kulak tüpü takılması. Kulak tüpleri plastik veya diğer malzemelerden yapılmış, kulak zarına cerrahi olarak yerleştirilen küçük silindirlerdir. Genellikle altı aydan birkaç yıla kadar çocuğun kulaklarında kalır. Ya kendi başlarına düşer ya da cerrahi olarak çıkarılmaları gerekir.
HANGİ DURUMLARDA TAKILMALI?
![]()
Buna gerek olup olmadığına karar verirken doktorlar birçok faktörü dikkate alır. Altı ayda üç veya daha fazla enfeksiyon geçirme, birkaç ay boyunca kulaklarında geçmeyen sıvı, ağrı, antibiyotiklere yanıt vermeyen enfeksiyonlar, geçici işitme kaybı gibi.
Miringotomi olarak bilinen ameliyat, genel anestezi altında yapılır. Yaklaşık 15 ila 30 dakika arasında sürer.
Çalışmalar, kulak tüpü takan çocukların yaşam kalitesinin arttığını gösteriyor. Yöntem, çocukların normal hissetmek ve arkadaşlarıyla oynamak gibi aktivitelerden keyif almalarına yardımcı olur.
![]()
-
trhaber.com
- Bazı öksürükler neden geçmez? Kronikleşmiş öksürüğün en önemli sebebi geniz akıntısı ve astım
Bazı öksürükler neden geçmez? Kronikleşmiş öksürüğün en önemli sebebi geniz akıntısı ve astım
Kalıcı bir öksürük, alerji ve soğuk algınlığı gibi birçok nedenin ortak bir belirtisi. Sigara içmiyorsanız ve sürekli bir öksürüğünüz varsa bunun olası nedenleri astım, bronşit ve reflü olabilir.
Öksürüğün uykusuzluk, göğüs kaslarında ağrı ve idrar kaçırma gibi can sıkıcı sonuçları hastanın yaşam kalitesini ve günlük aktivitelerini etkiler. Problem devam ederse, daha ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir,
Öksürük olaylarının çoğu iki hafta içinde kaybolur veya önemli ölçüde iyileşir. 3 ila 8 hafta sürer ve bu süre sonunda düzelirse hipoksik öksürük olarak kabul edilir. 8 haftadan uzun süren inatçı bir öksürük ise, kroniktir.
Öksürüğün en yaygın nedenleri çocuklarda ve yetişkinlerde farklı. İnatçı öksürüğün değerlendirilmesi ve tedavisi hastanın yaşına, eşlik eden semptomlara ve tıbbi geçmişe bağlı.
YETİŞKİNLERDE KRONİK ÖKSÜRÜK 4 SEBEBE BAĞLI
![]()
Erişkinlerde inatçı öksürüğün en yaygın nedenleri ilk olarak geniz akıntısı. Alerjik rinit, burun enfeksiyonları, burun polipleri ve diğer durumların neden olduğu geniz akıntısı kronik öksürüğün yaygın bir nedeni. Bu koşullar üst solunum yollarını etkiler.
Astım da, hırıltı ve nefes darlığı gibi diğer semptomlarla birlikte sürekli ve aralıklı bir öksürüğe neden olabilir. Bu semptomlar astım kötüleştiğinde ortaya çıkar.
Reflü hastalığı da kronik öksürüğe neden olabilir. Bazı kişilerde mide ekşimesi gibi tipik semptomlar görülmez ve yaşadıkları tek semptom kronik öksürüktür. Bu vakalarda öksürük geceleri hasta yattığında daha şiddetlidir.
Bronşit, yetişkinlerde kronik öksürüğün nedeninden biri. Bağışıklık sisteminin hücresel reaksiyonundan kaynaklanan bir rahatsızlık olarak tanımlanabilir.
ÇOCUKLARDA İSE ASTIM EN BÜYÜK NEDEN
Çocuklarda kalıcı öksürüğün en yaygın nedenleri astım, uzun süreli bakteriyel bronşit, üst solunum yolu öksürük sendromu, üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra birkaç hafta süren enfeksiyon sonrası öksürük olabilir.
Kronik öksürüğün daha az yaygın, ancak nadir olmayan nedenleri ise şunlardır:
- Sigara içmek
- Tüberküloz
- Kronik bronşit
- Boğmaca
Göğüs ağrısı hissediyorsanız, nefes darlığı yaşıyorsanız, başınız dönüyor ve kan kusuyorsanız mutlaka en kısa zamanda doktora görünmelisiniz.
![]()
Gözün önünde uçuşan siyah noktaların sebebi ne? Şekiller büyüdükçe tehlike artıyor
Görme duyumuz ile ilgili sorunlar rahatsız edicidir, ancak çoğu zaman önemsenmez. Ancak retina ile ilgili problemler için durum böyle değil. Çünkü bu problem göze gerçekten hasar verebilir ve hatta körlüğe yol açabilir.
GÖZÜN ÖNÜNDE UÇUŞAN SİYAH LEKELER
![]()
Gözün bölümlerinden olan retinanın görevi, dış dünyadan gelen güneş ışınlarını alıp doğrudan beyne gidecek bir görüntüye dönüştürmek. Retinada sorun olduğu aynaya bakınca görülmez ancak kesinlikle hissedebilir. Mesela göz önünde görülen sinek veya örümcek ağı olarak adlandırılan siyah noktalar. Bu çoğunlukla vitreusta meydana gelen değişikliklerin bir sonucudur, ancak aynı zamanda çok dar görüşlü genç insanlarda da görülür.
Bu siyah noktalar birçok insanda var ancak çoğu durumda beyin zamanla bunları görmezden gelmeyi öğreniyor. Ancak noktaların daha kalın, daha büyük ya da doğrudan görüş alanının tam ortasında olduğu durumlar var. Bu durumda hastalar günlük yaşamlarının ciddi şekilde aksamasından şikayetçi oluyor. Bu şekilleri çıkarmanın yolu, retinayı ameliyat etmek ve vitreus boşluğunu temizlemek.
AMELİYATLA YOK EDİLİYOR
Operasyon ise lokal anestezi altında yapılıyor ve hiç ağrılı olmuyor. Göz 24 saat bandajlanır, ardından antibiyotik ve iltihap önleyici damlalarla tedavi edilir. İlk hafta görme bulanık olabilir ve sonrasında düzelir.
Herkeste olabilen ve genellikle endişe kaynağı olmayan siyah noktaların aksine, bazı durumlarda bu lekeler retinada görmeyi bile tehlikeye atabilecek ciddi bir soruna işaret edebilir. En büyük tehlikelerden biri ise retina yırtığı. Bunun ilk ciddi belirtisi, görüşte keskin bir düşüş. Gözdeki siyah noktalar veya parlak flaşlar da, acil müdahale gerektiğinin işaretleri olabilir.
![]()
-
trhaber.com
- Mide ekşimenizin nedeni uyku pozisyonunuz olabilir! Evde alabileceğiniz bazı önlemler var
Mide ekşimenizin nedeni uyku pozisyonunuz olabilir! Evde alabileceğiniz bazı önlemler var
Mide ekşimesi, genellikle ağızda ekşi bir tada eşlik eden boğazda ve midenin üst kısmında yanma hissidir. Yemek borusuna yükselen mide asitlerinden kaynaklanır, yemekten sonra veya yattığınızda ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir.
Mide ekşimesi yaşadığınızda, asidin geri akışını hızla azaltmak için bazı önlemler almanız gerekebilir.
Bazı yiyecekleri yemek asit geri akışına neden olur. Öncelikle 2 hafta boyunca tahriş edici yiyecekleri ortadan kaldırın. Asidin geri akışına sebep olan gıda maddelerinden bazıları:
alkollü içecekler, kafein, asitli, alkolsüz içecekler, çikolata, narenciye, kahve, sarımsak ve soğan, yüksek yağlı, kızartılmış ve yağlı yiyecekler, nane, baharatlı yiyecekler ve
domates.
SAKIZ
![]()
Sakız çiğnemek yutmayı arttırır. Bu da asidin yemek borusundan daha hızlı atılmasına yardımcı olur. Bir çalışma , yemekten yarım saat sonra şekersiz sakız çiğnemenin reflüyü azalttığını gösteriyor.
ALKOL
Alkol almak asit üretiminde artışa neden olabilir ve mide ekşimesi gibi reflü semptomlarını önemli ölçüde artırabilir. Alkolü tahriş edici içeceklerle karıştırmaktan kaçının. Örneğin portakal suyu ve gazlı içeceklerin mide ekşimesi ve asit reflü semptomlarını arttırdığı biliniyor. Tahriş edici içecekleri havuç suyu, elma suyu veya su gibi daha az asitli seçeneklerle değiştirin. Yatmadan en az 2 saat önce alkol almaktan kaçının. Çünkü alkol içtikten hemen sonra yatmak mide ekşimesini artırabilir.
UYKU POZİSYONUNA DİKKAT!
Sırt üstü yatmak, mide sıvılarının yemek borusuna kaçma riskini artırır. Gövdenizin üst kısmını bir yastıkla yükseltmeyi deneyin. Bu, asidin midede ait olduğu yerde kalmasına yardımcı olacaktır.
![]()
Kırmızı et yemek sanılanın aksine zararlı değil! Eğer işlenmiş değilse...
Kırmızı et sağlıklı mı sağlıksız mı? sorusunun cevabı yıllardır insanlar tarafından soruluyor. Bazı araştırmalar bu etin kanser, diyabet ve kalp hastalığına sebep olduğunu gösterirken demir ihtiyacının çoğunun kırmızı et sayesinde karşılanacağını belirten çalışmalar da var.
Aslında sığır, dana ve koyun eti gibi kırmızı etler, doğru kesim ve porsiyonlar seçildiği sürece sağlıklı beslenmede yer alabilir.
Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre, bazı yağsız ve işlenmemiş kırmızı etleri içeren Akdeniz tarzı bir beslenme, kardiyometabolik hastalık risk faktörlerini iyileştirmeye yardımcı olabilir. Yağsız sığır eti, haftada iki kez balık yemek ve haftada en az bir kez bitki bazlı yemek gibi diğer önerilerle dengelenerek düzenli olarak tüketilebilir.
KIRMIZI ET PROTEİN KAYNAĞI
Kırmızı et, özellikle otla beslenen sığır eti mükemmel bir protein kaynağı. Protein, vücudunuzun temel vücut fonksiyonlarını yerine getirmesi için ihtiyaç duyduğu proteinin yapı taşları olan dokuz temel amino asidin tümünü içerir. Yaşlandıkça sarkopeni olarak da bilinen kas kütlesinin yüzde üç ila beşini kaybedersiniz. O yüzden yaşlandıkça kas kütlesine sahip olmak özellikle önemli, çünkü yaralanmaları ve düşmeleri önler ve günlük fonksiyonel hareketleri gerçekleştirmenize olanak tanır. Protein aynı zamanda kilo kaybıyla da ilişkilendiriliyor.
DEMİR SAĞLAR
![]()
Demir, oksijenin akciğerlerden vücuttaki organlara ve dokulara iletilmesinde büyük rol oynar. Hücresel işleyiş ve hormon üretimi için önemli. Ulusal Sağlık Enstitüleri, erkeklerin günde en az 8 miligram, kadınların ise 18 miligram demir almasını öneriyor. Hamile veya emziren kadınların daha fazlasına ihtiyacı var. Demir, hücresel oksijen taşınmasından sağlıklı cilt ve tırnaklara kadar her şey için kritik bir mikro besin.
ÇİNKO İÇERİR
Ara sıra yağsız kırmızı et yemenin bir başka yararı da, iyi bir çinko sağlaması. Çinko, kas kütlesi oluşturmaya, bağışıklık sistemini güçlendirmeye ve sağlıklı bir beyni geliştirmeye yardımcı olur. Çinko eksikliği enfeksiyonlara karşı artan duyarlılık ve enflamatuar hastalıkların gelişimi ile ilişkili.
B VİTAMİNİ DESTEĞİ VERİR
Kırmızı et, tümü beyin sağlığı ve enerji üretimi gibi kritik işlevlere katkıda bulunan bir dizi B vitamini sağlar. 2015'te yapılan bir incelemeye göre, et ve süt ürünleri mükemmel B12 vitamini kaynakları ve özellikle bu hayvansal sakatat en yüksek miktarda B12 vitamini içeriyor.
Öte yandan kırmızı etin sağlık açısından pek çok faydası olmasına rağmen, genellikle kolesterol ve doymuş yağ oranı yüksek. Bu yüzden et yerken, önerilen porsiyon boyutlarına dikkat edin. İşlenmiş et yemek ise, diyabet, kalp hastalığı ve kanser geliştirme riskinin artmasıyla ilişkilendiriliyor.
Uluslararası Kanser Dergisi'nde yapılan bir araştırma, işlenmiş et yiyenlerin meme ve kolorektal kanserler gibi kanser vakalarının daha fazla olduğunu öne sürüyor. Bu nedenle, bu yiyecekler nadiren yenmeli veya tamamen kaçınılmalı.
![]()
-
trhaber.com
- Vicks'i asla bu şekilde kullanmayın! 2 yaşın altındaki çocuklarda hava yollarını şişiriyor
Vicks'i asla bu şekilde kullanmayın! 2 yaşın altındaki çocuklarda hava yollarını şişiriyor
Siz siz olun soğuk algınlığı yaşayan 2 yaşın altındaki çocuğunuza asla Vicks kullanmayın.
ABD'li araştırmacılar soğuk algınlığı ilacı Vicks'in uygunsuz bir şekilde doğrudan burun altına uygulandığında 2 yaşın altındaki çocuklarda solunum sıkıntısına neden olabileceğini söyledi.
ÇOCUĞUN HAVA YOLLARINI ŞİŞİRİYOR
![]()
Ürünü bu şekilde kullanmak, çocuğun küçük hava yollarının şişmesine ve mukusla dolmasına neden olarak ciddi solunum problemlerini tetikleyebilir.
Vicks'teki bileşenler tahriş edici olabilir ve vücudun hava yolunu korumak için daha fazla mukus üretmesine neden olabilir. Bebeklerin ve küçük çocukların hava yolları bir yetişkininkinden çok daha dar olduğundan, mukustaki herhangi bir artış veya şişlik onları ciddi şekilde daraltabilir.
Başka bir araştırmada insanlara benzer bir hava yolu anatomisine sahip olan gelincikler kullanıldı. Vicks, göğüs enfeksiyonu olan hayvanlarda, mukus salgısını artırdı ve hayvanın mukus temizleme yeteneğini azalttı.
Uzmanlar Vicks'in asla burnun içine veya altına konulmaması gerektiğini tavsiye ediyor. 2 yaşın altındaki çocuklarda ise hiçbir şekilde kullanılmamalı.
![]()
5 tanesi 88 kalori! Protein, lif ve sağlıklı yağ deposu bir kahvaltılık
Antioksidan ve sağlıklı yağlar açısından zengin olan zeytin, vücuda çeşitli faydalar sunar.
Zeytin yağ bakımından yüksek, karbonhidrattan ise düşüktür. Sadece beş zeytin, 5 gram protein, 3 gram lif ve 6 gram yağ içerir. 88 kaloriye sahip olan 5 zeytin tüketerek günlük sodyum alımınızın %53'ünü karşılamış olursunuz.
KALP HASTALIKLARINI ÖNLÜYOR
![]()
Kalp damar hastalıklarını önleyerek kalp sağlığına faydalı oan zeytin, demir, kalsiyum ve bakır kaynağıdır.
Kemikleri güçlendirir, kalbin işleyişini düzenler, anemi olasılığını azaltır. İçerisindeki A vitamini ile görme yeteneğini sağlıklı tutmaya yardımcı olur.
KÖTÜ KOLESTEROLÜ DÜŞÜRÜYOR
Zeytinde özellikle acı tattan sorumlu oleoeuropein ve hidroksitirosol bulunur. Bu maddelerin her ikisi de kalp hastalığına karşı koruma sağlayan ve hatta kanserin neden olduğu DNA hasarını önleyebilen antioksidan ve antienflamatuar özelliklere sahip. Bu şifa deposu besin, kan basıncını ve kolesterol seviyelerini düşürebilir.
Araştırmalara göre zeytinde bulunan tekli doymamış yağ asitleri, obezite ile ilişkili enflamasyonu ve hipertansiyona ve artmış inme riskine yol açabilecek bir durum olan ateroskleroz gelişme olasılığını azaltır.
![]()
Kanımız kırmızı olduğu halde damarlarımız neden mavi renktedir? Mavi kan var mı?
Genellikle oksijence zengin kanın kırmızı, oksijence fakir kanın mavi olduğu söylenir. Peki bu doğru mu? Elbette ki hayır. Kan her zaman kırmızıdır. Kandaki oksijen miktarına göre değişen tek şey kırmızının tonudur. Yani kanın farklı kırmızı varyasyonları var, ancak insan kanının mavi olduğu bir zaman asla yok.
RENK, RETİNA ALGISINA GÖRE DEĞİŞİYOR
![]()
Kan verdiğinizde şunu görürsünüz. İğne mavi renkli bir damara girer ama çıkan kan koyu, oksijeni giderilmiş kırmız kandır. Aslında gördüğünüz renkler, retinın algıladığı dalga boyuna bağlı. Ve derinin farklı katmanları, dalga boylarının farklı şekillerde dağılmasına neden oluyor.
Daha koyu olan ciltlerin altında damarlar daha yeşilimsi görünür. Ve daha açık ten tonlarının altında mavi veya mor görünebilir.
Bunun nedeni, ışığın yeşil ve mavi dalga boylarının, kırmızı dalga boylarından daha kısa olması. Kırmızı ışık insan dokusuna mavi ışıktan daha iyi nüfuz eder.
KILCAL DAMARLAR DEĞİŞİMDEN ETKİLENMİYOR
![]()
Yüzeye daha yakın olan küçük kılcal damarlar gibi diğer kan damarları bu illüzyondan o kadar etkilenmez. Yaralar da yüzeye yakınsa , morluk kırmızı veya mor görünür, ancak daha derinse mavi görünür. Yani kanın rengi asla değişmez.
Öte yandan yengeç, ıstakoz, ahtapot ve örümceklerin damarlarında mavi ya da mor kan akar. Çünkü bu canlıların kanlarında demir yerine bakır bulunur ve kana mavi rengini veren de bu bakırdır.
![]()
Yağmur yağınca eklemleriniz ağrıyor mu? Havadaki basıncın düşüşü bunun en büyük sebebi
Eklem ağrıları, hava değişikliklerine bağlı olarak artabilir. Bilim adamları bunun tam olarak nasıl olabileceği konusunda hemfikir değil, ancak eklem ağrısı ile yağmurlu günlerin birbiriyle ilişkili olduğunu belirtenler var.
HAVA DEĞİŞİMİ EKLEM AĞRILARINI NASIL ETKİLER?
![]()
Çoğu kişi bunun atmosferdeki barometrik basınçtaki düşüşün eşlik ettiği yüksek nemden kaynaklandığına inanıyor. Basıncın azalması, havanın vücudumuza daha az baskı yapması anlamına geliyor. Bu, dokuların hafifçe şişmesine izin veriyor ve dokuların ortaya çıkan genişlemesi eklemleri tahriş ediyor. Üstelik daha düşük sıcaklıklar da yardımcı olmuyor. Soğuk, kasları, bağları ve eklemleri daha sert ve daha ağrılı hale getirebiliyor.
Bazı uzmanlar rahatsızlığa neden olabilecek şeyin daha çok basınç, sıcaklık ve nemdeki değişiklik olduğunu söylüyor. Özellikle bu değişikliklerin meydana gelme hızı.
Yağışlı soğuk hava ağrıyı daha da kötüleştiriyorsa, havanın daha ılıman, daha sıcak veya daha kuru olduğu bir bölgeye taşınmaya değip değmeyeceğini merak edenler de var. Bazı araştırmacılar ise iklimin önemli olmadığını söylüyor. ABD'de yapılan bir çalışma, hafif, orta dereceli San Diego'daki insanların bile hava durumuyla ilgili ağrı bildirdiğini ortaya koydu. Aslında, çalışmadaki en soğuk üç şehrir olan Nashville, Boston ve Worcester sakinlerinden daha fazla ağrı bildirildi.Yani kronik ağrı nerede yaşadığınızı umursamıyor.
Hava değişiminden kaçınamasanız da hava ile ilgili eklem ağrısını önlemek veya hafifletmek için adımlar atabilirsiniz.
VÜCUDU ESNEK TUTUN
Düzenli esneme ve yoga, esnekliği artırmanın ve eklem sağlığını korumanın harika yolları. Fiziksel aktivite sırasında ne kadar çok kas kullanırsanız, bu kaslar eklemlerinizi o kadar iyi destekler.
SUDA HAREKET EDİN
Ilık bir havuzda egzersiz yapmak, özellikle sert kasları gevşetmek, eklemleri güçlendirmek ve rahatsızlığı gidermek için iyidir. Su, ağrıyan eklemlerin üzerindeki yükü alırken direnç sağlar.
![]()
Bakan Koca'dan atama müjdesi! Tarih vererek açıkladı
85 BİN ATAMA MÜJDESİ
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, "İlan ettiğimiz 85 bin personelin 42 bin 500'ünün atamasını şimdi yapıyoruz. Diğer yarısını peşinden hemen alacağız" dedi.
Bakan Koca, "İlan ettiğimiz 85 bin sağlık personelin 42 bin 500'ünün atamasını şimdi yapıyoruz. Diğer yarısını peşinden hemen alacağız. Yeni personelin 32 bini polikliniklerimizde hizmet verecek olan tıbbi sekreterlerden oluşuyor. 27 bin sözleşmeli hekimle yılbaşından itibaren sözleşmeler yapılacak." diye konuştu.
Bakan Koca,""Alımını İlan ettiğimiz 85 bin sağlık personelin 42 bin 500'ünün atamasını şimdi yapıyoruz. Diğer yarısını peşinden hemen alacağız. Yeni personelin 32 bini polikliniklerimizde hizmet verecek olan tıbbi sekreterlerden oluşuyor. Bu sayede hekimlerimizin iş yükünü azaltıp verimliliğini artırmayı hedefliyoruz. Ayrıca hekim istihdamında zorlanılan yerler için ihdas edilen 27 bin sözleşmeli hekimle yılbaşından itibaren sözleşmeler yapılacak." ifadesini kullandı.
![]()
Sağlık Bakanı Koca'nın Genel Kurul'da yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şöyle;
ECZANELERDE İLAÇ BULUNAMADIĞI İDDİASI
"Piyasada eksikliği hissedilen ilaçlar olduğunu inkar etmek gibi bir düşüncem yok. Ancak gerek ilaç etken maddelerinin tedariki ile ilgili küresel arz sorunu gerekse kur farkı kaynaklı fiyatlama problemi var. Bir başka sorun da kur güncellemesinin dönemsel olarak yılda bir kez şubat ayında gerçekleşmesidir. Bu tarih yaklaştıkça üretim ve stok sorunları baş göstermektedir. Sorunun farkındayız ve çözümümüz var. Müsterih olunuz. Hastalarımızı biilaç bırakmayız. Sorunu en kısa sürede çözeceğiz. İlaç soran bulacak, sorun arayan bulamayacak. Yarını kaçırmak istemiyorsak üretime, teknolojiye, bilgiye değer vermeliyiz."
85 ÜŞTÜ HASTALAR TEK HEKİM TARAFINDAN TAKİP EDİLECEK
Bakan Koca, "Piyasada eksikliği hissedilen ilaçlar olduğunu inkâr etmek gibi bir düşüncem yok. Küresel arz sorunu, gerekse kur farkı kaynaklı fiyatlama problemi var. Sorunun farkındayız ve çözümümüz var" dedi.
"85 yaşından büyüklerimizin her birini bir hekim arkadaşımıza emanet etmek istiyoruz. Yeni düzenleme ile büyükler sağlık hizmeti alırken tek bir hekim tarafından takip edilecekler. hazırlıklarımızı yaptık, yakında ilan edeceğiz."
![]()
-
trhaber.com
- Sağlık Bakanlığı 11 bin 317 personel alımı kura çekimi ne zaman? Sağlık Bakanlığı personel alımı sonuçları ne zaman açıklanacak?
Sağlık Bakanlığı 11 bin 317 personel alımı kura çekimi ne zaman? Sağlık Bakanlığı personel alımı sonuçları ne zaman açıklanacak?
Sağlık Bakanlığı, bir süre önce işçi alımı yapacağını duyurmuştu. Başvurular 2 Aralık Cuma günü sona erdi. Başvuruların tamamlanmasının ardından kura çekiminin yapılacağı gün için heyecanlı bekleyiş başladı. Bakanlıktan konuyla ilgili açıklama geldi. Sağlık Bakanlığı 11 bin 317 sürekli işçi alımı kura çekimi ne zaman? Sonuçlar ne zaman açıklanacak? İşte tüm bilgiler haberimizde...
SAĞLIK BAKANLIĞI İŞÇİ ALIMI KURA ÇEKİMİ NE ZAMAN?
Sağlık Bakanlığı işçi alımına dair kura tarihi, kura yeri, sonuçları, asıl ve yedek adaylara ilişkin listeler ve diğer tüm duyurular, Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün https://yhgm.saglik.gov.tr internet adresinde ilan edilecek.
11 bin 317 işçi alımı için kura çekimi 28 Aralık 2022 tarihinde sabah 09.00'da çekilmeye başlanacak ve saat 18.00'de sona erecek. Sonuçlar ise ertesi gün Sağlık Bakanlığı resmi internet sitesinde yayımlanacak.
![]()
SAĞLIK BAKANLIĞI İŞÇİ ALIMI BRANŞ VE KADRO DAĞILIMI
- Temizlik Görevlisi / 5.080
- Güvenlik Görevlisi (Silahsız) / 3.559
- Klinik Destek Elemanı (Hastane) / 791
- Hasta Karşılama ve Yönlendirme Görevlisi / 604
- Elektrikçi (Genel) / 275
- İnşaat Boyacısı/Boyacı / 188
- Marangoz / 121
- Isıtma ve Sıhhi Tesisatçı / 284
- Bilgisayar Sistem Kurulum Bakım Onarım ve Arıza Giderme Elamanı / 261
- Biyomedikal Cihaz Teknolojileri Servis Destek Elemanı / 154
![]()
![]()
Çocuklar da depresyona girebiliyor! 12 yaşın altında sık görülmeye başladı
Çocuğunuzda sizi endişelendiren değişiklikler fark ediyor musunuz? Depresyon, yoğun bir umutsuzluk, üzüntü ve özgüven eksikliği gibi...
ÇOCUKLAR NEDEN DEPRESYONA GİRER?
Depresyonun nedenleri birden çok sevilen birinin kaybı, hastalık, stres, aile sorunları ve okuldaki sorunlar gibi birçok faktör buna katkıda bulunabilir. Bazı çocuklar diğerlerine göre zorluklara karşı daha dirençlidir. Bu nedenle bazıları onlarla baş edebilirken bazıları depresyon yaşayabilir.
1980'lerin başında birçok psikiyatr, çocukların duygusal olgunluktan yoksun oldukları için depresyon geliştiremeyeceklerine inanıyordu. Ancak aslında 12 yaşın altındaki çocukların en az yüzde ikisi, majör depresyon yaşıyor ve ergenlikte bu oran yüzde beşe çıkıyor.
ÇOCUKLARDA DEPRESYON BELİRTİLERİ NELERDİR?
![]()
Depresyonla ilişkili, tanımlanması zor olabilen birçok semptom var.
- Uzun süre mutsuzluk.
- Baş ağrıları, karın ağrıları, yorgunluk hissi ve bariz bir nedeni yokmuş gibi görünen diğer belirsiz fiziksel şikayetler.
- İyi uyuyamayarak uzun süre yatakta kalmak ve sabah erken kalkmak.
- Okulda iyi performans göstermemek.
- Ağırlıkta önemli değişiklikler.
- Sessiz, somurtkan ve içine kapanıklık.
- En sevdiği eğlencelere karşı ilgi kaybı.
- Düşük benlik saygısı veya değersizlik duyguları.
- İntihara meyilli ruh hali.
Çocuklarda depresyonu tanımak her zaman kolay değildir çünkü onlar duygularını daha az ifade edebilirler ve genellikle daha doğal bir şekilde tepki verme eğilimindedirler.
UZUN SÜRÜYORSA UZMAN YARDIMI GEREKİR
Çocuğunuzla ilgili endişeleriniz varsa ve özellikle üç ila dört haftadan uzun süredir semptomlarınız varsa, bir pedagogla konuşmalısınız. Teşhis genellikle tıbbi öykü ve semptomlara göre konur, bu nedenle doktorunuz çocukla konuşmalı ve daha fazla bilgi için çocuğunuzun arkadaşlarıyla da konuşmalı. Çocuklar genellikle tedaviye oldukça hızlı yanıt verir. Antidepresanlar nadiren verilir, ancak bazı durumlarda yardımcı olabilir.
![]()
Her gün yulaf yemek sağlığı nasıl etkiler? Sağlığı olumsuz etkileyebilir mi?
Son zamanlarda herkes tarafından övülen yulaf ezmesi, vücudunuz için harikalar yaratabilir ve daha uzun yaşamanıza yardımcı olabilir.
LİF KAYNAĞI
Yulaf ezmesi yapabileceğiniz en sağlıklı kahvaltı seçeneklerinden biridir, çünkü yulaf harika bir lif kaynağıdır. Bir fincan yulaf, yaklaşık 8 gram lif sunar, kötü kolesterolü ve kan şekerini düşürücü etkiye sahip olan çözünür lif içerir.
PROTEİN YÖNÜNDEN ZENGİN
Bir fincan yulaf yaklaşık 10 gram protein içerir. İçerisindeki ifle birlikte sizi daha uzun süre tok tutabilir. Yulaf ezmesi, demir, kalsiyum ve magnezyum gibi diğer vitamin ve mineralleri sunan, besleyiciliği yoğun bir besin.
KİLO VERMENİZE YARDIM EDER
![]()
Yulaf ezmesi içerisindeki lif ve besin maddeleri ile kilo kaybına yardımcı olur. Bu özellikler, kendini tok hissetmesini sağlar ve bu da gün boyunca aşırı kalori alımını önleyebilir.
SİNDİRİMİ DÜZENLER
Yulaf ezmesinin lif içeriği, düzenli bağırsak hareketlerine imkan tanır. Tabi günlük lif alımınızı artırırken sıvı alımınızı artırmanız önem taşıyor.
KAN ŞEKERİ KONTROLÜ SAĞLAR
Her gün yulaf ezmesi yemek, kan şekerinizi kontrol etmenize yardımcı olabilir. Diyetinizdeki karbonhidratların kan dolaşımınıza ulaşma hızını yavaşlatarak gün içinde kan şekerinizi daha dengeli hale getirmeye yardımcı olur.
KALP SAĞLIĞINI KORUR
![]()
Yulaf, bir süredir kalp sağlığı üzerinde ilgi odağı olan bir bileşen. Araştırmalar, bu lif açısından zengin gıdayı düzenli olarak tüketmenin kolesterol düşürücü etkiler göstermeye devam ediyor.
CİLDİ GÜZELLEŞTİRİR
Yulaf ezmesi kirli ve kuru cilde de yardımcı olur..
Tüm bu faydaların yanında yulaf ezmesi karın şişkinliğine neden olabilir. Buğday ve yulaf gibi tam tahıllar yüksek lif, glikoz ve nişasta içerir. Hepsi bağırsak veya kalın bağırsaktaki bakteriler tarafından tüketilir, bu da birkaç kişide gaz ve şişkinliğe yol açar. Büyük bir porsiyon yulaf ezmesi yemek ise kilo almanıza neden olabilir.
![]()
Bazı yiyecekler yorgunluğu artırıyor! Listede et de var ekmek de...
Yorgun olmak, yoğun yaşam tarzı ve kalitesiz uykuyla doğru orantılı.
Kronik yorgunluk sendromu adı verilen durum ise, aylarca süren aşırı yorgunlukla ilişkili olduğu için yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Bu duruma sahip kişiler, yalnızca şiddetli yorgunluk ve uyku güçlüğü çekmez, aynı zamanda eklem ağrısı, konsantrasyon güçlüğü ve hassas lenf düğümleri de yaşayabilir.
Bu durumdaki kişilerin, semptomları kontrol altında tutmaya yardımcı olmak için yemesi gereken bazı yiyeceklerin yanında uzak durması gereken gıda maddeleri de var. Kronik yorgunluk sendromu semptomundan muzdarip olanlar uzmanlara göre 5 yiyeceği hayatlarından mümkün olduğunca çıkarmalı.
YAĞLI ETLER
Yüksek yağlı etler, sağlıksız yağlar açısından zengin olma eğilimindedir. Bu da kronik yorgunluk sendromu semptomlarıyla bağlantılı. Beyaz et gibi az yağlı etler tüketmek şikayetleri azaltabilir.
BEYAZ EKMEK
![]()
Beyaz ekmek, lif bakımından düşük olma eğilimindedir. Düşük lifli bir diyet, kronik yorgunluk sendromu semptomlarıyla bağlantılıdır. Tam tahıllı ekmeği tercih etmek, vücudunuza daha fazla lif sağlayabilir.
ŞEKER
Şekerli yiyecekler tüketmek, glikozda ani bir yükselmeye ve ardından potansiyel bir çöküşe yol açarak kendinizi halsiz hissetmenize neden olabilir. Tatlı bir şeye ihtiyacınız varsa, bitter çikolatayı tercih etmek daha iyi bir seçim olabilir.
GAZLI İÇECEKLER
![]()
Araştırmalar, yüksek fruktozlu mısır şurubu tüketimi ile iltihaplanmanın iç içe olduğunu gösteriyor. Kronik yorgunluk sendromunun semptomları düşük dereceli bir enflamasyonu yansıttığından, tatlı soda gibi enflamasyona neden olan maddelerin alımını sınırlamak, insanların bu durumu yönetirken kendilerini biraz daha iyi hissetmelerine yardımcı olabilir.
ALKOL
Alkollü içeceklerin vücut üzerinde dehidrasyon etkisi olabilir. Ve tıpkı kronik yorgunluk sendromu olmayan kişilerde olduğu gibi, susuz kalmak aşırı yorgun hissetmek gibi bazı nahoş semptomlara yol açabilir.
![]()
TTB İkinci Başkanı Ökten: İktidar dikensiz gül bahçesi istiyor
Türk Tabipleri Birliği (TTB) İkinci Başkanı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten, iktidarın seçimle ele geçiremediği TTB’yi, kendi demokratik olmayan yöntemleriyle ele geçirmeye çalıştığını söyledi: “Dikensiz gül bahçesi yapmaya çalışıyorlar."
The post TTB İkinci Başkanı Ökten: İktidar dikensiz gül bahçesi istiyor appeared first on Diken.Ev işi yapmak ömrü uzatıyor! Ani aktivite patlaması erken ölüm riskini azaltıyor
Sporu veya spor salonuna gitmeyi sevmeyenler için iyi haber. Araştırmacılar günlük işler sırasında sadece üç ila dört kısa aktivite patlamasının erken ölüm riskini azalttığını belirledi.
NE GİBİ AKTİVİTELER YAPILMALI?
Otobüse koşmak, hızlı yürümek veya çocuklarla yüksek enerjili oyunlar oynamak gibi her gün zevkle yaptığımız bir ila iki dakikalık çok kısa şiddetli aktivite nöbetleri sağlığı olumlu yönde etkiliyor.
Araştırmacılar, bir hafta boyunca 25.000'den fazla egzersiz yapmayan kişinin aktivitesini ölçmek için bileğe takılan izleyici verilerini kullandı. Bunlar boş zamanlarında spor yapmadıklarını söyleyen kişilerdi. Katılımcıların sağlık verileri daha sonra yedi yıl boyunca izlendi.
KALP KRİZİ VE İNME RİSKİNİ DÜŞÜRÜYOR
![]()
Sonuçlar, her gün sadece üç ila dört dakikalık ani aktivitelerin, tüm nedenlere ve kansere bağlı ölümlerde yüzde 40'a varan azalma ile bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Ayrıca kalp krizi veya inme gibi kardiyovasküler hastalıklarla ilgili ölüm riskinde yüzde 49'a varan bir azalma ile ilişkilendirildi.
Çalışma, günlük yaşamın bir parçası olarak yapılan tesadüfi aktivitelerin yoğunluğunu artırarak yüksek yoğunluklu interval antrenmanına benzer faydalar elde edilebileceğini gösteriyor.
![]()
-
trhaber.com
- Şarkıcı Celine Dion da bu hastalığa yakalandı! Sert Kişi Sendromu nedir? Tedavi edilebilir mi?
Şarkıcı Celine Dion da bu hastalığa yakalandı! Sert Kişi Sendromu nedir? Tedavi edilebilir mi?
Kronik ağrı, spazm ve hareket kısıtlılığına yol açarak kişinin hayatını alt üst eden bir hastalık Sert Kişi Sendromu.
Aslında çoğu kişi bu hastalığın adını ilk kez duyuyor. Zira birkaç gündür Kanadalı şarkısı Celine Dion'un da bu sendroma yakalandığı haberleri duyuruluyor.
MİLYONDA BİR GÖRÜLEN NÖROLOJİK BOZUKLUK
Peki nedir Sert Kişi Sendromu? Yaklaşık olarak milyonda bir görülen nörolojik bozukluk olan sendrom, vücudun bazı bölümlerinin, özellikle gövdedeki kasların sertleşmesine neden oluyor. Bu sertlik ayrıca spazmlara yol açarak kişinin duruşunu ciddi şekilde etkiliyor.
Sertlik hastalığın başlarında gelip gidiyor, ancak daha sonra daha uzun sürmeye başlıyor, sürekli olarak vücudu etkiliyor ve hareketliliği bozuyor. Hastalar eğilmek veya yürümek için mücadele etmeye başlayabiliyor.
STRES, ANİ SES VE DOKUNUŞLA TETİKLENİYOR
![]()
Hızlı hareketler, stres, ani sesler veya dokunuşlar gibi bazı şeyler bu spazmları tetikleyebiliyor. Yine soğuk hava ve stres gibi bir dizi faktör nedeniyle tüm semptomlar artabilirken uyumak semptomları sakinleştirmeye yardımcı olabiliyor
Sert insan sendromu ilerlemesi durdurulmazsa ölümcül olabiliyor. Bazı hastalar, kan asitliği sorunları gibi ani durumlardan dolayı ölebiliyor.
Teknik olarak, sert insan sendromu için üzerinde anlaşmaya varılmış bir tedavi yöntemi yok. Ancak kullanılan bazı ilaçlar var. En sık kullanılan tedavi, anksiyete, panik bozuklukları ve kas spazmlarının tedavisinde faydalı olduğu bilinen ilaç.
![]()
Uzmanlar uyarıyor: Sağlık sorunlarını önlemek için dilinizi günde 2 kez fırçalayın
Dil, sağlığımız hakkında bazı ipuçları verebilir. B12 , folat ve ferritin eksiklikleri ağrılı bir dille ortaya çıkabilir. Ancak dil sorunlarının tek nedeni bu eksiklikler değil. Bazen belirli bir yiyeceği daha fazla yemenin de olumsuz etkileri olabilir.
Yapılan bazı araştırmalara göre, dili temizlemek, ağzınızın diğer bölgelerini temizlemek kadar önemli. Çünkü dil, gün boyunca ve siz uyurken yiyecek parçacıklarının hapsolduğu ve biriktiği bir sünger gibidir.
TEMİZLENMEYEN DİL NELERE SEBEP OLUR?
![]()
Çoğalmaları için orada bırakmak, bakterilerin ağzınızın diğer bölgelerine yayılmasına yol açar. Bu da ağız kokusu, diş çürümesi ve diş eti hastalığına kadar hoş olmayan bazı sonuçlara yol açabilir.
Dilinizi doğal olarak temizlemenin en iyi yolu sağlıklı ve dengeli beslenmek ve dilinizi günde iki kez iyi bir diş fırçasıyla fırçalamaktır. Özel dil temizleyicileri mevcut ancak bunlar diş fırçasından daha iyi değil.
DİLİNİZİ GÜNDE 2 KEZ FIRÇALAYIN
Dişlerinizi fırçalamayı bitirdikten sonra dilinizi günde iki kez diş fırçanızla nazikçe fırçalayın. Biraz diş macunu kullanın ve suyla durulamadan önce hafifçe bastırın.
Ayrıca çiğ sebzeler tüketmek de dilinizin doğal olarak temizlenmesine yardım eder. Düzenli diş ipi kullanmak ise, artık yiyeceklerle mücadele etmenizi sağlar.
![]()
Süt dışında hangi gıdalarda kalsiyum var! Bakliyat ve kuruyemiş, ihtiyacınızı karşılar
Kalsiyum güçlü kemiklerin temel taşı. 50 yaşına kadar yetişkinlerin buna günde 1.000 mg'a ihtiyacı var. 50 yaş üstü kadınlar ve 70 yaş üstü erkekler ise her gün 1.200 mg'a ihtiyaç duyar. Yağsız, az yağlı veya tam yağlı 235 ml süt, yaklaşık 300 mg kalsiyum sağlar.
Kalsiyumun ana besin kaynağı elbette süt ve süt ürünleri. Peki ya biri sütü sevmiiyor veya bu ürünlere karşı alerji geliştiriyorsa? Daha güçlü kemikler için ihtiyacı olan kalsiyumu nasıl alabilir?
Süt ürünü olmayan bazı besinlerde de kalsiyum vardır. Bunun yanında vücudunuzun kalsiyumu olabildiğince çok ve daha verimli bir şekilde emmesini sağlamak için atılabilecek bazı adımlar var.
MEYVE SULARINI AZALTIN
![]()
Çok miktarda meyve suyu içmek kandaki fosfor seviyelerini artırır. Bu, mevcut kalsiyumun kemiklerden sızmasına neden olabilir ve yeni diyet kalsiyumunun emilimini önleyebilir.
D VİTAMİNİ ALIN
Kalsiyum vücut tarafından emilir ve yalnızca vücudunuzda yeterli D vitamini olduğunda kullanılır. Dengeli bir diyet, yeterli dozda D vitamini içermeli. Güneş ışığının vücudun doğal olarak D vitamini oluşturmasına yardımcı olduğunu unutmayın.
BAKLAGİLLER
![]()
Baklagiller kalsiyum bakımından yüksek, aynı zamanda protein bakımından da zengindir. Özellikle fasulye muhtemelen en iyi seçimdir. Bir kase pişmiş fasulye 154 mg kalsiyum içerir.
SOMON
Somonun sadece 85 gramı 181 mg kalsiyum içerir. Somon ayrıca çok değerli omega-3 yağ asitleri içerir.
KURUYEMİŞ
Yer fıstığı, porsiyon başına yaklaşık 100 mg kalsiyum içerir ve çoğu düşük karbonhidratlı diyette tavsiye edilir.
![]()
Kendimizi bile isteye zehirliyoruz! Fast food tüketmek hormonal bozukluklara yol açıyor
Sağlıklı beslenmek istiyorsanız, sodyum, şeker ve yağ oranı yüksek olan fast food'u tamamen unutmalısınız.
Yeni yapılan bir çalışma, fast food'un, hormon bozulması ve düşük sperm sayısı da dahil olmak üzere bir dizi sağlık sorunuyla bağlantılı olan ftalat adı verilen belirli kimyasalların kaynağı olduğunu ortaya koyuyor.
FAST FOOD YİYENLERDE KANSEROJENLERE RASTLANDI
![]()
Çalışma raporu, fazla fast food yiyen insanların ftalatlarla ilgili iki maddeden daha yüksek seviyelerde olduğunu buldu. Bunlar, bir plastik ambalajı daha esnek hale getirme özelliğine sahip iki kimyasal bileşikler.
Bilim adamları, son 24 saat içinde tükettikleri tüm yiyecekleri ayrıntılı olarak açıklayan idrar veren 8.800'den fazla kişinin verilerini inceledi. Suda çözünürlükleri düşük, yağda çözünürlükleri yüksek olan kanserojen madde ftalatların iki özel yan ürünü belirlendi. DEHP ve DINP maddeleri.
DİKKAT EKSİKLİĞİNE SEBEP OLUYOR
Son 24 saat içinde toplam kalorilerinin %35'ini veya daha fazlasını fast food yiyeceklerden alan kişilerin, fast food yemeyen kişilere kıyasla yaklaşık %24 daha yüksek dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu seviyelerine sahip oldukları bulundu.
Önceki çalışmalar, fast food tarzı beslenmenin, plastik ambalajlardaki ftalatlar ve bisfenol-A gibi kimyasallara maruz kalma kaynağı olduğunu belirlemişti. Ayrıca işlenmiş gıdaların zaman içinde tehlikeli olabileceğini göstermişti.
![]()
Şekersiz sakızın bu özelliği sizi çok şaşırtacak! Sindirim sistemini etkiliyor
Bağırsak sorunları hemen hemen her insanın dönemsel olarak yaşadığı rahatsızlıklardan. Gaz, şişkinlik, kabızlık, ishal ve reflü şeklinde kendisini gösteren bu durum, tüketilen bazı gıdalarla doğru orantılı.
Sindirim sorunlarınızın kaynağı ne olursa olsun, sindirim rahatsızlığı yaşarken uzak durmanız gereken birkaç yiyecek var. Çünkü bunlar yaşadığınız semptomları daha da ağırlaştırabilir.
CİPS
Tuzlu, kıtır kıtır ve lezzetli cipsler uygun bir atıştırmalık olabilir, ancak sindirim sorunlarınızı şiddetlendirebilir. Cips, beyaz ekmek ve hamur işleri gibi çok sayıda basit karbonhidrat içeren yiyecekler, sindirim sisteminde hızla hareket etme eğilimindedir ve genellikle şişkinliğe ve gaza neden olur. Cipsler ise, kızartıldıkları için başka bir sindirim zorluğu katmanına sahiptir. Yüksek yağlı yiyecekler, sindirim sisteminde yaygın bir sorun olan mide yanmasına neden olmakla bilinir.
ŞEKERSİZ SAKIZ
![]()
Sakızın sindirim sisteminizi etkilemesi sizi şaşırtabilir, ancak birçok şekersiz sakız çeşidi şeker alkollerinden yapılır. Bu bileşik, şeker kadar kalori içermeyen yiyeceklerde tatlılık sağlamak için kullanılır. Bununla birlikte, bu şeker alkolleri vücut tarafından tam olarak sindirilemez ve bu nedenle sindirim rahatsızlığına neden olabilir. Şişkinlik, gaz ve ishal, kişinin yaşayabileceği en yaygın semptomlardan bazıları.
ŞEKER
Şeker alkolleri gibi şeker ikameleri de bağırsaklarınız için güvenli olmayabilir, rafine şeker de sorun teşkil edebilir. Araştırmalar, şekerin bağırsaktaki proinflamatuar özellikleri artırabileceğini ve bunun da yararlı bağırsak bakterilerinin dengesizliği ve metabolik düzensizlik gibi sorunlara yol açabileceğini gösteriyor.
LAHANA
![]()
Lahana da şişkinlik, kramp ve gaz gibi semptomlarla sindirim rahatsızlığına neden olmasıyla ünlü. Lahana, gaza neden olan rafinoz adı verilen bir şeker içerir. Bazıları için, bu sebzeleri yemeden önce pişirmek, sindirim rahatsızlığı olasılığını azaltabilir, ancak bazılarının tamamen uzak durması gerekebilir.
FASULYE
Protein, lif ve mikro besin içeriği nedeniyle çok besleyici olmasına rağmen, fasulye de sindirim rahatsızlığına neden olur. Gaz, şişkinlik ve mide ağrısı, fasulye yerken sıklıkla yaşanan semptomlardan bazıları. Fasulyedeki rafinoza ek olarak, yüksek lif içeriği de sorun yaratabilir.
ACI SOS
Acı soslar yemeğe lezzet ve baharat katmasıyla bilinse de sindirim sorunlarınızı kötüleştirebilir. Kapsaisin adlı bileşik asit reflü ve mide krampları gibi yan etkilerden sorumlu olabilir. Bağırsak sorunları yaşarken, acı sos, salsa ve baharatlı çeşniler dahil olmak üzere tüm baharatlı yiyeceklerden uzak durmak en iyisi.
![]()
-
diken.com.tr
- Otobüse koşmak, çocuklarla hareketli aktiviteler yapmak uzun yaşamaya yardımcı olabilir
Otobüse koşmak, çocuklarla hareketli aktiviteler yapmak uzun yaşamaya yardımcı olabilir
Araştırmalar, spor salonuna gitmeye üşenenleri sevindirecek: Otobüse yetişmek için koşmak, ev işlerinde biraz fazla hareket ömrü uzatabilir
The post Otobüse koşmak, çocuklarla hareketli aktiviteler yapmak uzun yaşamaya yardımcı olabilir appeared first on Diken.Depresyon bağırsakları da etkiliyor! Depresyondayken bağırsak bakterileri artıyor!
Depresyon karmaşık bir psikolojik rahatsızlık olsa da, son yapılan araştırmalar bağırsakta yaşayan bakterilerin bu rahatsızlıktaki rolüne işaret ediyor.
Araştırmacılar, çalışma kapsamında yetişkinlerin depresyon belirtileri gösterme olasılığıyla ilişkili 13 bakteri grubu belirledi. Bazı durumlarda, depresyonlu kişilerde bağırsak bakterileri tükenirken, diğerlerinde nispeten yüksek seviyelerdeydi.
DEPRESYONDAYKEN BAĞIRSAKTA BAKTERİ ARTIYOR
![]()
Katılımcıların depresyon puanlarıyla ilişkili 13 bakteri grubu bulundu. Çoğu durumda, depresyonlu kişilerde bağırsak mikropları azaldı. Ancak Sellimonas ve Eggerthella gibi bazı bakteri grupları, insanlar depresyondayken daha bol miktarda bulunuyordu.
Bulgular iki çalışmadan geliyor. Bunlardan biri, depresyon taramasından geçirilen ve bakteriyel yapıları için analiz edilmek üzere dışkı örnekleri veren yaklaşık 2.600 Hollandalı yetişkini içeriyordu. Diğeri, aynı kentsel alanda yaşayan 3.000'den biraz fazla Hollandalı yetişkini içeriyordu.
Depresyon, insanların kötü beslenmesine neden olabilir. Aynı zamanda, bağırsak bakterilerinin depresyon riskini etkileyebileceği fikri de abartılı değil. Çünkü bazı bakteriler beyni etkileyen bazı kimyasalların sentezlenmesine yardımcı oluyor.
PROBİYOTİKLER DEPRESYON İLACI OLAMAZ
Öte yandan uzmanlar, bulguların bağırsak böceklerinden herhangi birinin depresyona neden olduğunu veya depresyona karşı koruduğunu kanıtlamadığını vurguladı. Bu nedenle, probiyotikleri bir depresyon tedavisi olarak önermek için çok erken.
![]()
Bakan Koca'dan hastane randevusunda duyarlılık çağrısı: Hastaları düşünelim
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alarak uzmana görünen, herhangi bir hastalık tanısı konmayan, tedaviye ihtiyaç duymayan çok hastamız var. İyi olduğumuzu doktordan duymak güzel olmasına güzel ama tedavisi gecikirse üzüleceğimiz hastaları düşünelim" ifadelerine yer verdi.
![]()
![]()
Sezaryene kim dur diyecek! Oran giderek artıyor, normal doğumun canına okudular
Günümüzdeki şekliyle ilk olarak 1881 yılında yapılan sezaryen doğum, doğum korkusu yaşayan anne adayları tarafından son yıllarda tek seçenek olarak görülüyor. Öyle ki Türkiye sezaryenli doğumda ne yazık ki dünya birincisi. Çünkü ülkemizde dünya ortalamasının iki katından daha fazla sezaryen yapılıyor. Türkiye sezaryende liderliği, konunun mucidi İngiliz ve Almanlara bile vermiyor.
İLK SEZARYENE İMZAYI CEMİL TOPUZLU ATTI
Gerçek Hayat Dergisi'nin haberine göre Türkiye’de ilk 1905’de Cemil Topuzlu tarafından yapılan sezaryen, ABD’de ise 1974’e kadar uygulanmamış. Abdülhamid Han devrinde devlet bursu ile cerrahi eğitim için Avrupa’ya okumaya gönderilen Topuz’lu, İstanbul’a döndükten bir süre sonra Nişantaşı’ndaki İzmir Palas’ta gerekmediği hâlde Osmanlı’nın ilk sezaryen doğumunu yaptırmış.
Aslında o dönem sezaryenle doğum isteğini hiçbir kadına kabul ettirememişler. Hatta İzmir Palas’ın bekçisinin gebe karısı Nazmiye Hanım da, içki içirilerek sarhoş edildikten sonra narkozlanıp, ameliyat edilerek çocuğu rızası dışında sezaryenle alınmış. Sezaryen uygulamasından haberdar olan Sultan 2. Abdülhamid Han, Topuzlu’yu çağırıp bu müdahalenin gerekçesini sormuş. İkna olmadığı için Topuzlu’nun rütbesini mareşallikten albaylığa düşürmüş. Buna kızan Topuzlu ise, askerlikten istifa etmiş.
2021'DE DOĞUMLARIN %57'Sİ SEZARYENLE YAPILDI
![]()
O günlerden bugüne adeta çığ gibi büyüyen sezaryen doğum oranlarına baktığımızda rakamlar gerçekten ürkütücü bir hal alıyor. Zira sadece 2021’de ülkemizdeki doğumların %57 kadarı sezaryenle gerçekleştirilmiş. Yani 3 doğumdan biri hâlâ sezaryenle yaptırılıyor.
“Sezaryen önemli kalıcı komplikasyonlara, sakatlık ve ölümlere neden olabilir” açıklaması ile tehdidin büyüklüğüne dikkat çeken Dünya Sağlık Örgütü, diğer taraftan "Sezaryen ideal olarak sadece tıbben gerekli durumlarda yapılmalıdır" açıklamasıyla alttan alta adeta bu işin pazarlamasını yapıyor.
AB ülkelerinde ortalama %28 olan sezaryeni en çok özel hastaneler yapıyor. Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde %37,5 olan rakam, Akdeniz’de %60’lara yükseliyor.
BURÇ İSTEĞİNE GÖRE DOĞUM YAPANLAR VAR
![]()
İş o kadar büyük bir trajediye dönüşmüş ki bazı aileler, arzu ettikleri burçta olması için bebeklerini sezaryenle aldırıyor. Sırf bunun için bazı ameliyatların erken yapıldığını söylemeye gerek yok sanıyoruz.
Tüm bunlar yaşanırken gözlerin çevrildiği devlet kurumları ise ne yazık ki sessiz. Aslında bu konuda alınabilecek bazı önlemler var. Mesela sezaryen doğum ücretini artırıp normal doğum ücretini düşürdüğünüzde, bu oranlar yüzde 3-5’lere kadar düşer. Veya normal doğum yapan kadına da daha yüksek, sezaryenle doğum yapana ise düşük doğum teşviki verdiğinizde...
SEZARYEN DOĞUM NELERE YOL AÇAR?
Öte yandan normal doğum sırasında kadına verilen sentetik oksitosin/sancı da ayrı bir tehlike barındırıyor. Bebeğin fizikî ve ruhî davranışlarını bozan sentetik oksitosin, doğum sonrası doğal oksitosin seviyelerinde düşüşe neden oluyor. Bu ise doğum sonu kanama ihtimalini artırıyor. Sentetik oksitosin süt salgılanmasını ve emzirmeyi de olumsuz etkiliyor. Sentetik oksitosinin ayrıca çocuklarda otizm gibi mental bozuklara yol açıyor.
İngiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerin sağlık bakanlıkları, evde normal doğum yapmayı teşvik ediyor. Hatta bunun için ebe ile diğer maddî ve mânevî destek sağlıyorlar. Yüzde 57'lik bir sezaryen oranına sahip olan Türkiye'de de benzer teşviklerin verilmesi gerekiyor. Hem anne hem bebek hem de ülkenin geleceği için...
![]()
-
trhaber.com
- Prof. Dr. Osman Müftüoğlu: Teknolojik cihazlar sabahları baş ağrısı yaşanmasına yol açıyor!
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu: Teknolojik cihazlar sabahları baş ağrısı yaşanmasına yol açıyor!
Gün içerisinde farklı sebeplerden dolayı baş ağrıları yaşayabiliyoruz. Stres, teknolojik cihazlara maruziyet, bazı hastalıklar veya kullanılan ilaçlar bu durumun en önemli nedenlerinden. Uzmanlar sürekli olan ve şiddeti artan baş ağrılarına karşı dikkatli olunması uyarısı yaparken Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, sabah görülen baş ağrılarının 10 farklı sebep yüzünden yaşandığını dile getiriyor.
UYKUSUZLUK İLK SIRADA
Müftoğlu'na göre sabah yaşanan baş ağrısının en önemli nedeni uykusuzluk. Gece boyunca dinlenemeyen, kendini yenileyemeyen beyin, sorunlarını baş ağrısıyla ifade etmeye çalışıyor.
UYKU APNESİ
Beyne saplanan baş ağrısının bir diğer sebebi ise uyku apnesi. Bu ağrılar yorgunluk ve isteksizlikle birlikte görülüyor.
DEPRESYON
Size ilginç gelse de Osman Müftoğlu, gizli, gözden kaçmış, sessiz ve derinden giden bir depresyonun, kendisini sabahları görülen baş ağrılarıyla gösterdiğini söylüyor.
HİPERTANSİYON
![]()
Yazısında gece hipertansiyonlarının da ilk işaretinin sabah kalkınca görülen baş ağrıları olduğunu belirten Müftüoğlu, bu ağrının ensede ve alın çevresinde çember şeklinde hissedildiğini ifade ediyor.
HİPOGLİSEMİ
Gece boyunca şeker ihtiyacını yeterince karşılayamayan beynin de kişiye gönderdiği ilk mesaj başı ağrıtmak olabiliyor.
ALKOL
Tabi sadece hastalıklar baş ağrısına yol açmıyor. Beslenmedeki zararlı alışkanlık veya vitamin eksikliği de bunun en önemli sebeplerinden. Özellikle alkolün sağlığa zarar vermeye başladığının ilk ve mühim işaretlerinden biri, ertesi sabah güne baş ağrılarıyla başlamak.
MAGNEZYUM EKSİKLİĞİ
![]()
Ünlü doktor Müftüoğlu'na göre magnezyum noksanlığının da ilk işaretlerinden biri baş ağrısı olabiliyor.
DEMİR EKSİKLİĞİ
Sadece magnezyumun değil, demirin eksikliği de sık görülen bir baş ağrısı nedeni. Buna özellikle genç kızlar ve doğurganlık çağındaki hanımlarda rastlanıyor.
YOĞUN STRES
Osman Müftüoğlu stresin her türlüsünün, yaş veya cinsiyet ne olursa olsun baş ağrısına yol açabileceğinin altını çiziyor.
ELEKTROMANYETİK YOĞUNLUK
Ve gelişen teknoloji de baş ağrılarının en büyük sebeplerinden. Müftüoğlu, eğer yattığınız odada elektromanyetik yoğunluk fazlaysa “Neden her sabaha baş ağrısıyla uyanıyorum?” gibi sorular sormaya hakkınızın olmadığını belirtiyor.
![]()
-
trhaber.com
- Sezaryenle doğum oranları aldı başını gidiyor! Sadece 2021’de ülkemizdeki doğumların %57'si sezaryenle gerçekleştirilmiş
Sezaryenle doğum oranları aldı başını gidiyor! Sadece 2021’de ülkemizdeki doğumların %57'si sezaryenle gerçekleştirilmiş
Günümüzdeki şekliyle ilk olarak 1881 yılında yapılan sezaryen doğum, doğum korkusu yaşayan anne adayları tarafından son yıllarda tek seçenek olarak görülüyor. Öyle ki Türkiye sezaryenli doğumda ne yazık ki dünya birincisi. Çünkü ülkemizde dünya ortalamasının iki katından daha fazla sezaryen yapılıyor. Türkiye sezaryende liderliği, konunun mucidi İngiliz ve Almanlara bile vermiyor.
İLK SEZARYENE İMZAYI CEMİL TOPUZLU ATTI
Gerçek Hayat Dergisi'nin haberine göre Türkiye’de ilk 1905’de Cemil Topuzlu tarafından yapılan sezaryen, ABD’de ise 1974’e kadar uygulanmamış. Abdülhamid Han devrinde devlet bursu ile cerrahi eğitim için Avrupa’ya okumaya gönderilen Topuz’lu, İstanbul’a döndükten bir süre sonra Nişantaşı’ndaki İzmir Palas’ta gerekmediği hâlde Osmanlı’nın ilk sezaryen doğumunu yaptırmış.
Aslında o dönem sezaryenle doğum isteğini hiçbir kadına kabul ettirememişler. Hatta İzmir Palas’ın bekçisinin gebe karısı Nazmiye Hanım da, içki içirilerek sarhoş edildikten sonra narkozlanıp, ameliyat edilerek çocuğu rızası dışında sezaryenle alınmış. Sezaryen uygulamasından haberdar olan Sultan 2. Abdülhamid Han, Topuzlu’yu çağırıp bu müdahalenin gerekçesini sormuş. İkna olmadığı için Topuzlu’nun rütbesini mareşallikten albaylığa düşürmüş. Buna kızan Topuzlu ise, askerlikten istifa etmiş.
2021'DE DOĞUMLARIN %57'Sİ SEZARYENLE YAPILDI
![]()
O günlerden bugüne adeta çığ gibi büyüyen sezaryen doğum oranlarına baktığımızda rakamlar gerçekten ürkütücü bir hal alıyor. Zira sadece 2021’de ülkemizdeki doğumların %57 kadarı sezaryenle gerçekleştirilmiş. Yani 3 doğumdan biri hâlâ sezaryenle yaptırılıyor.
“Sezaryen önemli kalıcı komplikasyonlara, sakatlık ve ölümlere neden olabilir” açıklaması ile tehdidin büyüklüğüne dikkat çeken Dünya Sağlık Örgütü, diğer taraftan "Sezaryen ideal olarak sadece tıbben gerekli durumlarda yapılmalıdır" açıklamasıyla alttan alta adeta bu işin pazarlamasını yapıyor.
AB ülkelerinde ortalama %28 olan sezaryeni en çok özel hastaneler yapıyor. Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde %37,5 olan rakam, Akdeniz’de %60’lara yükseliyor.
BURÇ İSTEĞİNE GÖRE DOĞUM YAPANLAR VAR
![]()
İş o kadar büyük bir trajediye dönüşmüş ki bazı aileler, arzu ettikleri burçta olması için bebeklerini sezaryenle aldırıyor. Sırf bunun için bazı ameliyatların erken yapıldığını söylemeye gerek yok sanıyoruz.
Tüm bunlar yaşanırken gözlerin çevrildiği devlet kurumları ise ne yazık ki sessiz. Aslında bu konuda alınabilecek bazı önlemler var. Mesela sezaryen doğum ücretini artırıp normal doğum ücretini düşürdüğünüzde, bu oranlar yüzde 3-5’lere kadar düşer. Veya normal doğum yapan kadına da daha yüksek, sezaryenle doğum yapana ise düşük doğum teşviki verdiğinizde...
SEZARYEN DOĞUM NELERE YOL AÇAR?
Öte yandan normal doğum sırasında kadına verilen sentetik oksitosin/sancı da ayrı bir tehlike barındırıyor. Bebeğin fizikî ve ruhî davranışlarını bozan sentetik oksitosin, doğum sonrası doğal oksitosin seviyelerinde düşüşe neden oluyor. Bu ise doğum sonu kanama ihtimalini artırıyor. Sentetik oksitosin süt salgılanmasını ve emzirmeyi de olumsuz etkiliyor. Sentetik oksitosinin ayrıca çocuklarda otizm gibi mental bozuklara yol açıyor.
İngiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerin sağlık bakanlıkları, evde normal doğum yapmayı teşvik ediyor. Hatta bunun için ebe ile diğer maddî ve mânevî destek sağlıyorlar. Dünya'da %57'lik bir sezaryen oranına sahip olan ülkemizde de benzer teşviklerin verilmesi gerekiyor. Hem anne hem bebek hem de ülkenin geleceği için.
![]()
Abur cuburlardaki E100 sayısı ne demek? Gıda ürünlerindeki sayılar ne anlama geliyor?
Her gıda katkı maddesi bir E numarası ile tanımlanıyor. Ancak bu sayılar tam olarak ne anlama geliyor ve neyi ifade ediyorlar hiç düşündünüz mü?
E numaraları, belirli bir gıda katkı maddesinin karmaşık kimyasal veya yaygın adını değiştirmek için kullanılan uluslararası kodlardır. Bu sayılar, katkı maddesinin belirli teknolojik işlevine göre sınıflandırılıyor.
E100 - RENKLER
![]()
Renkler bir yiyeceğin görüntüsünü iyileştirir. Bu maddeler şekerlere, konserve meyve sebzelere ve içeceklere eklenebilir.
E200 - KORUYUCULAR
Koruyucular bir yiyecek veya içeceği mikroorganizmalardan koruyarak raf ömrünü uzatır. Kuru meyve ve et ürünlerinden içeceklere kadar geniş bir gıda yelpazesine eklenir.
E300 - ANTİOKSİDANLAR
![]()
Antioksidanlar, bir yiyecek veya içeceği ekşime ve renk değişimlerinden koruyarak raf ömrünü uzatır. Lezzet bozulmalarını ve renk değişimlerini önler. Ete, soslara ve bisküvilere eklenebilir.
E400 - JELLEŞTİRİCİLER
Emülsiyonlaştırıcılar, dengeleyiciler, koyulaştırıcılar ve jelleştirici maddeler, gıdaları sert tutmaya veya koyulaştırmaya yardımcı olur. Dondurma, çikolata ve soslara eklenebilir.
E900 - TATLANDIRICILAR
Tatlandırıcılar, yiyecek veya içeceklere tatlı bir tat vermek için kullanılır. Şekerle karşılaştırıldığında, tatlandırıcılar daha az kalori içerir. Tatlılara, alkolsüz içeceklere ve süt ürünlerine eklenebilir.
![]()
-
trhaber.com
- Bakalım klozetin kapağını hâlâ açık tutacak mısınız? Banyonuz 8 saniyede bakterilerin istilasına uğruyor!
Bakalım klozetin kapağını hâlâ açık tutacak mısınız? Banyonuz 8 saniyede bakterilerin istilasına uğruyor!
Klozeti kullandıktan sonra sifonu çekmeden kapağını kapatıyor musunuz? Cevabınız hayır ise haberi okuduktan sonra bunu bir kez daha düşünmeniz gerekecek.
KLOZET KAPAĞI NE İŞE YARAR?
Tuvalete her gittiğimizde, bastığımız sifon sayesinde pislikler kanalizasyona giderken mikrop ve bakteri taşıyon binlerce zerre banyoya yayılıyor. Klozet kapağı işte bu yüzden var.
Colorado Boulder Üniversitesi'nde yapılan yeni araştırma sayesinde, bu durumu görüntü ve fotoğraflarla anlayabilmek mümkün.
![]()
Araştırmacılar sifonu çektiğimizde tuvaletten yayılan minik damlacık bulutlarını yakalamak için parlak yeşil lazerler ve kameralar kullandı. Çünkü bunlar o kadar küçük damlacıklar ki onları çıplak gözle göremeyiz.
DAMLACIKLAR 1.5 METRE YÜKSEKLİĞE ULAŞIYOR
![]()
Gözlenen damlacıklar saniyede 2 metre hızla ilerleyerek toplam 8 saniyede 1,5 metre yüksekliğine ulaşıyor. Daha ağır damlalar hızla düşerken, daha küçük damlalardan bazıları havada birkaç dakikadan fazla kalabiliyor. Daha küçük damlacıklar ayrıca kılların arasından daha kolay kayabildikleri için burnu daha fazla istila edebiliyor.
"Pek çok kişi muhtemelen tuvaletlerin aerosol yaydığını biliyordu, ancak onları göremediler" diyen İnşaat, Çevre ve Mimari Mühendisliği Profesörü John Crimaldi, "Bunun, bilenlerin bile düşündüğünden çok daha aktif ve hızla yayılan bir şey olduğunu gösteriyoruz." ifadesini kullanıyor.
![]()
Bu vitamin hayati önem taşıyor! Kanın pıhtılaşmasına yardım ediyor
K vitamini, vücudun büyümesine ve düzgün çalışmasına yardımcı olan, yağda çözünen bir vitamindir. Bu vitamin bitkisel gıdalarda, özellikle ıspanak ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzelerde K1 ve bazı hayvansal gıdalarda ve fermente edilmiş ürünlerde bulunan K2 Vitamini olarak ikiye ayrılıyor.
Bazı araştırmalar, K vitamininin vücut için yaptıklarının sadece kemik ve kan sağlığı ile sınırlı olmadığını gösteriyor. Sözkonusu vitamin sabah bulantılarının hafiflemesine ve bilişsel yeteneğin korunmasına katkıda bulunuyor. K vitamini kardiyovasküler hastalık ve ölüm riskini bile azaltabiliyor. Hatta araştırmacılar, bir K vitamini formunun, Alzheimer hastalığını önlemede anahtar olabilecek bir antioksidan görevi gördüğünü keşfetti.
KANIN PIHTILAŞMASINA YARDIM EDER
![]()
K vitamininin en önemli görevlerinden biri kanın pıhtılaşması için gerekli olan 13 proteinden 4'ünü yapmak. Kan pıhtıları, kesiklerinizin veya yaralarınızın iyileşmesi için kanamaları durdurur. Bu, K vitaminin en büyük faydası. Ancak kan sulandırıcı ilaç alan kişiler, doktorlarıyla konuşmadan K vitamini takviyeleri almamalı.
KEMİKLERİ GÜÇLENDİRİR
K vitamini kemikleri güçlendirir. Bazı araştırmalar, günlük daha yüksek K vitamini alımının kemik kırıkları ve düşük kemik yoğunluğu riskini azalttığını gösteriyor.
HANGİ BESİNLERDE K VİTAMİNİ VAR?
![]()
Uzmanlar dengeli beslenenlerin, muhtemelen K vitamini ihtiyacını karşıladığını dile getiriyor. K vitamini açısından zengin besinler ise yeşil yapraklı sebzeler. Özellikle ıspanak, lahana, brokoli ve marul. Bunların dışında yaban mersini ve incir, zeytin, et, yumurta ve süt ürünlerinde de K vitamini bulunur.
K vitamini almak için en iyi zaman ise, yağ içeren yiyecekleri yedikten sonradır. Bu, yağda çözünen bir vitamin olduğu için emilimini en üst düzeye çıkarmanıza yardımcı olur.
![]()
Deve gribi için endişeye gerek var mı? Uzman isimden dikkat çeken açıklama
Tüm dünyayı etkisi altına alana ve milyonlarca insanın ölümüne yol açan Kovid-19 pandemisi yavaş yavaş etkisini yitirirken şimdi de Deve gribi hortladı.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, koronavirüs salgını sürecinde son durumu, inflüenza (grip) vakalarındaki artış hakkında bilgi verdi.
Necmi İlhan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada ''Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) uzmanlarının deve gribinin yeni bir pandemiye dönüşebileceği yönündeki uyarılarını değerlendirdi. İlhan, bu yılın başında ortaya çıkan ‘omicron varyantı' ile bulaş hızının daha fazla ama öldürücülüğünün daha az bir alt varyant oluştuğunu hatırlatarak, “İnsanlar ilk başlarda çok fazla miktarda enfekte oldular. Hatırlarsak rakamlar yine sene başından beri çok ciddi arttı. Burada yine bağışıklık sistemi daha düşük düzeyde olan, daha riskli olan 65 yaş üstü vatandaşlar ve kronik rahatsızlığı olan vatandaşlar bütün dünyada daha çok etkilendiler. Ama şu an geldiğimiz noktada artık yeni varyantın daha az sayıda bulaştırıcılıkla birlikte aynı zamanda öldürücülük gücünün de daha az olduğuna şahit oluyoruz. Halihazırda korona virüs hastaları içerisinde de özellikle alt solunum yolu enfeksiyonu, yani ‘akciğer tutulumu' gibi durumların daha az olduğuna şahit olmaktayız” ifadelerini kullandı.
''BAŞVURULAR ARTMIŞ DURUMDA''
Solunum yoluyla bulaşan virüslerin fazla miktarda olabileceği bir dönem içerisinde olunduğuna dikkat çeken Necmi İlhan, “Belki korona virüs döneminde çok yaşamadık ama maske takmak, dolayısıyla inflüenza (grip), Respiratuar Sinsisyal Virüs (RSV) ve aynı zamanda korona virüs de halihazırda görülüyor. Son dönem hakikaten sağlık kuruluşlarına, gerek aile hekimliklerine, gerek özel hekimlere, gerek hastanelere ciddi miktarda solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle başvurular artmış durumda. Yakınmalar da çok benzer. Bu yakınmalar daha çok hafif ateş, halsizlik, burun akıntısı, öksürük ve balgam şeklinde geliyor. Bunun ayırdına bakmak da hangisi olduğuna dair çok güç ama Allah'tan çok alt solunum yolu enfeksiyonu tutulumu yapmıyor. Bu bizim için çok önemli bir şey aslında, yani ağır seyretmiyor" dedi.
65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olan vatandaşların riskli olduğunu belirten İlhan, solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için hasta olanların kendilerini izole etmesi gerektiğini, bulaşma yolunun engellemesi ve her sene grip aşısı olunması gerektiğini ifade etti.
''İLAÇ TAKVİYESİ DOĞRU BİR ŞEY DEĞİL''
Takviye gıdaların bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğine yönelik bilgi kirliliği olduğuna dikkati çeken İlhan, “Biz iyi bir bağışıklık sistemi, iyi bir immün sistemine sahip olmak istiyorsak, yapmamız gereken doğru ve sağlıklı beslenmek. Bunun en başında tabii ki tütün ve alkolden uzak durmak gerekiyor. Bol sıvı tüketmek gerekiyor ve dengeli ve yeterli beslenmek gerekiyor. Yani protein, karbonhidrat ve yağdan dengeli bir içerikle beslenmek gerekiyor. Şöyle spesifik gıda yok. Bunlar çok gündeme getiriliyor, zaman zaman ekranda ve sosyal medyada görüyoruz ama ‘şunu yiyin, bunu yiyin, bu sayede immün sisteminiz artar' diye bir şeye gereksinim yok. Eğer bir hekim kişilere tavsiye etmişse, ‘sizin bağışıklık sisteminiz düşük, şu vitamini kullanın' demişse o zaman kullanmak gerekir. Onun dışında herhangi bir gıda ve ilaç takviyesi kullanmak doğru bir şey değil” ifadelerini kullandı.
![]()
DEVE GİRİBİ İÇİN ENDİŞE ETMEYE GEREK VAR MI?
Deve gribinin yeni bir pandemiye dönüşebileceğine ilişkin panik yapılmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, şu şekilde devam etti; “Türkiye'den sınırlı sayıda insan dünya kupasına gidiyor. Türkiye belki çok kişinin gelip gittiği bir yer ama Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) yenilen ve içilenden öte daha çok solunum yoluyla bulaşan bir virüs aslında. MERS olarak bunu tanımlamak gerekiyor. O yüzden bunun için çok bir endişe etmeye gerek yok. Riskli durumlardan kaçınmak tabii her şeyin başı olacaktır.”
![]()
-
trhaber.com
- Ekmek yedikten sonra neden şişkinlik hissederiz? Gün içinde yavaş yavaş artıyorsa sorun kalın bağırsakta
Ekmek yedikten sonra neden şişkinlik hissederiz? Gün içinde yavaş yavaş artıyorsa sorun kalın bağırsakta
Bir yiyecek şişkin olmanıza neden oluyorsa, sadece o yiyeceği suçlamamak gerekiyor. Bu tarz rahatsızlıkların büyük çoğunluğu, sindirim sisteminin bir yerinde, şişkinlikten sorumlu olan bir dengesizlikten kaynaklanıyor.
Özellikle ekmek yedikten sonra şişkinlik, irritabl bağırsak sendromu ve daha fazlası gibi sindirim sorunları olan birçok insanın başına geliyor.
SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ DENGESİZLİK ŞİŞKİNLİK SEBEBİ
![]()
Sindirim sistemi, içinden geçen çok çeşitli bakteri, sindirim enzimleri ve gıda parçacıklarının bulunduğu dinamik bir ortam. Ekmek veya buğday içeren yiyecekleri yedikten sonra şişkinliğin yaygın bir nedeni, bu noktalardan birindeki dengesizlik.
İyi çalışan ve şişkinlik belirtisi olmayan bir bağırsakta ise, sindirim süreçleri dengeleniyor. Bunu anlamak için sindirim sistemini her biri benzersiz bir role sahip 3 ana bölüme ayırabiliriz:
BİRİNCİ BÖLÜM: AĞIZ VE MİDE
Besinlerin mekanik olarak küçük parçacıklara parçalanması ve sindirim işlemlerinin başlatılması.
İKİNCİ BÖLÜM: İNCE BAĞIRSAK
![]()
Besin bileşenlerinin ince bağırsak emilimi.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: KALIN BAĞIRSAK
Yiyeceklerin fermantasyonu ve suyun yeniden emilmesi
Şişkinlik yemekten sonraki 1 saat içinde oluyorsa sorun muhtemelen ince bağırsaktadır. Gün içinde yavaş yavaş artıyorsa sorun muhtemelen kalın bağırsaktadır.
Tek seçeneğiniz ekmeği diyetinizden tamamen çıkarmaksa, başka alternatifler denemekte fayda var. Pirinç veya kinoa gibi buğdaysız ekmekleri deneyebilirsiniz. Buğday unu böreği yapmak yerine 2 yumurtayı çırpıp omlet yapabilirsiniz.
![]()