Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Antalya’da deniz kirliliği turizmin geleceğini tehdit ediyor

Turizm Gazetesi’nin “Turizm Sohbetleri” programının konuk olan Yusuf Yavuz, Antalya’da özellikle haziran ayından itibaren deniz çöpü olarak tanımlanan kirlilikte ciddi bir artış yaşandığını ifade etti. Yavuz, denizde plastik ve kâğıdın yanı sıra metal atıklar, araç lastikleri ve çeşitli katı atıkların görüldüğünü belirterek, mikroplastiklerin ise çoğunlukla deniz tabanında veya su içerisinde gözle görülmeyecek şekilde bulunduğuna dikkat çekti.

KİRLİLİĞİN KAYNAĞI KARADA

Yavuz, Antalya’daki kirliliğin önemli bir bölümünün karasal kaynaklı olduğuna işaret ederek, nehir havzalarından denize taşınan atıkların sorunun büyümesinde önemli rol oynadığını söyledi. Kirliliğin Suriye, Mısır ve Nil Deltası üzerinden gelen akıntılarla taşındığı yönündeki açıklamaların sorunun yalnızca bir bölümünü ortaya koyduğunu belirten Yavuz, bu yaklaşımın Türkiye’deki karasal atık yönetimi sorunlarının göz ardı edilmesine yol açabileceğini ifade etti.

Türkiye’de 2000’li yıllardan bu yana nehir havza yönetim planlarının gündemde olduğunu hatırlatan Yavuz, bugüne kadar yalnızca altı planın hazırlanabildiğini ve bunların da uygulamaya yeterince geçirilemediğini söyledi. Kurumlar arasındaki iş birliği ve görev paylaşımının yetersiz olduğunu belirten Yavuz, bunun sonucunda karasal kaynaklı kirliliğin denizlere taşınmaya devam ettiğini kaydetti.

ANTALYA’NIN SU KAYNAKLARI RİSK ALTINDA

Yavuz, Antalya’nın Türkiye’deki yüzey sularının yaklaşık yüzde 7’sini barındıran önemli bir su havzasına sahip olduğunu belirterek, bu kaynakların korunmasına yönelik mevzuatın bulunmasına rağmen uygulamada ciddi sorunlar yaşandığını söyledi.

Karacaören Barajı’nı örnek gösteren Yavuz, geçmişte enerji üretimi amacıyla kullanılan barajın daha sonra Antalya’nın içme suyu rezervlerinden biri olarak planlandığını ancak havzadaki kentsel ve endüstriyel atıkların sorun oluşturmaya devam ettiğini ifade etti.

Karacaören Barajı’nın 2060’lı yıllara kadar Antalya’nın içme suyu rezervi olarak ayrıldığını belirten Yavuz, havzadaki atıkların yönetilememesinin yalnızca içme suyu kaynaklarını değil, denizleri de tehdit ettiğini vurguladı.

ARITMA TESİSLERİNİN KAPASİTESİ YETERSİZ

Antalya Nehir Havza Yönetim Planı’nın hazırlanması için farklı bakanlıklardan uzmanların 42 ay boyunca çalıştığını aktaran Yavuz, raporda yeraltı sularının aşırı kullanımı ve denize ulaşan nehirlerdeki yoğun kirlilik konusunda önemli tespitlerin bulunduğunu söyledi.

Aksu Çayı ve Düden Çayı gibi Antalya’nın önemli su kaynaklarının kirlilik riski altında olduğunu belirten Yavuz, bu nehirlerin denize ulaştığı bölgelerde turizm tesisleri ve Mavi Bayraklı plajların bulunduğuna dikkat çekti.

Yavuz, Antalya’da yaz aylarında nüfusun milyonlarca kişi arttığını, buna karşın atık su arıtma tesislerinin kapasitesinin bu yoğunluğu karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Tekirova, Alanya ve Kaş gibi bölgelerde arıtma kapasitesine ilişkin sorunlar bulunduğunu ifade eden Yavuz, Çamyuva’daki tesisin ise güçlendirildiğini söyledi.

DENİZ SUYUNUN DÜZENLİ ANALİZ EDİLECEĞİ LABORATUVAR YOK

Antalya’da deniz suyunun düzenli ve kapsamlı biçimde izlenmesinin önemine dikkat çeken Yavuz, kentte 2014 yılına kadar faaliyet gösteren deniz ve yüzey suları ihtisas laboratuvarının kapatıldığını söyledi.Antalya gibi ekonomisinin merkezinde turizmin bulunduğu bir kentte deniz suyunun düzenli olarak analiz edilebileceği uzmanlaşmış bir laboratuvarın bulunmamasının önemli bir eksiklik olduğunu belirten Yavuz, mevcut analizlerin yeterli olmadığını savundu.

COP31 ANTALYA İÇİN FIRSATA DÖNÜŞEBİLİR

Antalya’nın kasım ayında COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının, kentteki çevre sorunlarının uluslararası kamuoyunun gündemine taşınması açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Yavuz, mevcut hazırlıkların yeterli olmadığı görüşünü dile getirdi.

Yavuz, 5 Haziran’da Konyaaltı Sahili’nde düzenlenen kıyı temizliği etkinliklerini örnek göstererek, kamu kurumlarının yalnızca çöp toplamak yerine öncelikle atığın sahile ulaşmasını engellemesi gerektiğini söyledi.“Kamu izmarit toplamaz. Kamunun görevi, o izmaritin oraya atılmamasını sağlamaktır” diyen Yavuz, çevre politikalarının günü kurtaran kampanyalar yerine kalıcı ve kaynak odaklı çözümler üzerine kurulması gerektiğini belirtti.

Antalya’nın aynı zamanda önemli bir kongre ve uluslararası etkinlik merkezi olduğunu hatırlatan Yavuz, kentin COP31’e mevcut çevre sorunlarıyla girmesinin önemli bir uyarı olduğunu söyledi. Yavuz, bu sürecin Antalya için radikal ve kalıcı çevre politikalarının hayata geçirilmesi yönünde bir fırsata dönüştürülebileceğini ifade etti.

TURİZMİN GELECEĞİ DENİZLERİN SAĞLIĞINA BAĞLI

Antalya’nın turizm modelinin büyük ölçüde kıyı ve deniz turizmine dayandığını vurgulayan Yavuz, deniz ekosisteminin korunmasının artık yalnızca çevre politikalarının değil, doğrudan turizm politikasının da temel gündemlerinden biri olması gerektiğini söyledi.

Yavuz, merkezi yönetim, yerel yönetimler ve turizm sektörü arasında sorumluluk paylaşımı üzerinden yürütülen tartışmaların sona ermesi gerektiğini belirterek, deniz kirliliğinin siyasi tartışmaların ötesinde ele alınması çağrısında bulundu.

Antalya’nın turizm geleceğinin korunması için atık su arıtma kapasitesinin artırılması, karasal kirliliğin kaynağında kontrol edilmesi, deniz suyunun daha sık ve kapsamlı analiz edilmesi ve kurumlar arasında etkin koordinasyon sağlanması gerektiği vurgulandı.

Turizm Sohbetleri serisinin 38. bölümünü izlemek için:

https://www.youtube.com/watch?v=UN5D8CqCH3E&list=PLBj3rz5NsdvIOKjMHWIlCskxBOflGN12Z&index=1

Turizm Sohbetleri serisinin 38. bölümünü dinlemek için: 

https://open.spotify.com/episode/2sHYLLgHyzb6vYM71SpS51

Turizm Sohbetleri Hakkında:

Turizm Sohbetleri, Turizm Gazetesi’nin sektöre yönelik yeni içerik projesi olarak YouTube ve Spotify üzerinden yayınlanacak ve turizmin güncel gündemini ele alacak düzenli bir söyleşi serisidir. Her hafta yayınlanacak programda, turizm sektörünün tüm paydaşlarını ilgilendiren konular uzman görüşleriyle derinlemesine ele alınacak.

💾

#reklam 🎥 Turizm Sohbetleri’nin yeni bölümü yayında!Gazeteci Yusuf Yavuz ile Antalya'yı, Akdeniz'i, kirliliği ve plastik atık sorununu konuştuk.🔔 Yeni bölü...

Şifalı su kaynağına mermer ocağı!

YUSUF YAVUZ / VERYANSIN TV

Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki Tota Yaylası yakınında bulunan ve halk arasında Kadın Pınarı olarak anılan bölgede her yıl yaz aylarında çıkan doğal maden suyu, Antalya, Isparta ve civar illerden çok sayıda insanı bölgeye çekiyor. Yöre halkının hafızasında hala yaşayan efsanelere konu olan su kaynağının bulunduğu orman arazisinde mermer ocağı izni verildi. Proje kapsamında yaklaşık 980 bin m2’lik ruhsat sahasının 327 bin m2’lik kısmında mermer ocağı işletmesi açılması planlanıyor. Mart 2024’de ÇED Olumlu kararı verilen mermer ocağı için ilk etapta 700’e yakın çam ağacının kesilmesi bekleniyor. ÇED alanında şantiye kurulumunun devam ettiği görülen mermer ocağı projesinin bulunduğu arazinin Belence köyü sınırlarında yer almasına karşın, alana 7 km mesafedeki Kuzca köyünde gösterilmesi dikkat çekiyor. Öte yandan her yıl Temmuz ayında ortaya çıkan ve şifalı olduğuna inanılan su kaynağının olduğu bölgenin mermer ocağı için hazırlanan proje dosyasında pasa döküm alanı olarak ayrıldığı görülüyor.

ŞİFALI SU KAYNAKLARI, ÇAM ORMANLARI VE YILKI ATLARININ YURDU

Her zaman karlı zirveleri, buz gibi kaynak suları, ardıç ve karaçam ormanları ile özgür yılkı atlarının yurdu olan Tota Yaylası, Türkiye’nin keşfedilmemiş doğal hazineleri arasında yer alıyor. Isparta’nın Sütçüler ilçesindeki yayla, aynı adla anılan dağın eteklerinde yer alıyor. Bölgedeki karaçam ormanları, tür için gen kaynağı işlevi görüyor. Bölgede doğal olarak yetişen ve adını bu dağlardan alan ‘Tota kekiği’, önemli ihraç ürünleri arasında yer alıyor. Tota orman kampı, geçmişte orman işçileri için verilen eğitimlere de ev sahipliği yapıyordu.

TOTA YAYLASI VAHŞİ MADENCİLİĞİN KISKACINDA

Ancak son yıllarda Sütçüler ve Eğirdir ilçelerinde birbiri ardına açılan mermer ocaklarının yönü bu kez de korunması gereken doğal alanların başında gelen Tota Yaylasına dönmüş durumda. Birçok köyün su kaynaklarının da yer aldığı Tota Yaylası’nın çevresi mermer ocaklarının kuşatması altında. Bu projelere bir yenisi daha eklendi. Kasımlar Yolu üzerindeki şifalı su kaynaklarının bulunduğu bölgede 977 bin m2’lik alanda mermer ocağı ruhsatı verildi. Denizli merkezli DN Mermer AŞ adlı maden şirketi, ilk etapta ruhsat sahasının 327 bin m2’lik kısmında iki ayrı ocak alanını işletmeye açmak için proje dosyası hazırladı.

ŞİFALI SU KAYNAĞININ OLDUĞU BÖLGEDE MERMER OCAĞI İZNİ

Isparta Valiliği (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü), yılda 270 bin ton blok mermer işlemesi, 243 bin ton da pasa (atık) malzeme çıkması beklenen ocak işletmesi için 22 Mart 2024 tarihinde ‘ÇED Gerekli Değil/Olumlu’ kararı verdi. Yaklaşık 2 yıldır proje alanında herhangi bir çalışma gözlenmezken, geçtiğimiz aylarda şantiye kurulumu için harekete geçilmesiyle projenin şifalı su kaynağının olduğu bölgede yer aldığı ortaya çıktı.

KADIN KIZ SUYU YILDA BİR AY ÇIKIYOR, BÖLGE HALKI KULLANIYOR

ÇED Olumlu kararı verilen proje dosyasında yer alan verilere göre, halk arasında “Kadın Kız Yarığı” olarak bilinen ve şifalı olduğuna inanılan su kaynağının, mermer ocağının pasa döküm sahasının bitişiğinde yer aldığı görülüyor. Şifalı olduğuna inanılan su kaynağı, her yıl Temmuz ayında ortaya çıkıyor, bir ay gibi bir sürenin sonunda ise kayboluyor. Yöre halkının yanı sıra Isparta, Antalya (Serik, Aksu, Manavgat), Afyonkarahisar ve çevre illerden insanlar her yıl bu sudan şifa bulmak amacıyla bölgeye geliyor. Bazı vatandaşların kamp kurarak uzun süre bu suyu tüketiyor. Yöre halkı bu geleneğin yüzlerce yıldır sürdüğünü belirtiyor. Sodalı içeriğe sahip olduğu belirtilen suyun, sindirim ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiğine inanılıyor.

KADIN KIZ PINARININ HALK ARASINDAKİ EFSANESİ

Yöre köylülerinin anlattığı bir efsane, su kaynağının neden toplumsal hafızada yer ettiğini ortaya koyuyor: Söylenceye göre, bölgede yaşayan bir genç kız, yakalandığı hastalık yüzünden karnı şişmeye başlayınca, hamile olduğunu düşünen abileri onu evden kovar. Yaz sıcaklarında günlerce aç susuz ormanda dolaşan genç kız, sonunda bir vadinin kenarında baygın düşer. Bir süre sonra düştüğü yerde bir ıslaklık hisseden genç kız, elleriyle zemini hafifçe kazmaya başlayınca toprağın arasından su çıktığını fark eder. Biraz daha kazdığı zeminde biriken suyu içen genç kızın karnındaki şişlik bir süre sonra kaybolur. İçtiği su, genç kızın karnında şişliğe neden olan hastalıktan kurtulmasını sağlar ve evine döner. Onu evden kovan ailesi, genç kızın gerçekte hamile olmadığını, hastalıktan dolayı karnının o hale geldiğini anlar ve utanır. Ancak genç kız ve ailesi, suyun şifası sayesinde huzurlu yaşamlarına yeniden kavuşurlar ve bu su kaynağı her yıl aynı dönemde yöre halkına şifa vermeye devam eder.

ÇED RAPORUNA GÖRE PROJE SAHASINDA SU KAYNAĞI YOK!

Bu söylenceden dolayı yöre halkı su kaynağının çıktığı bölgeye Kadın Kız Yarığı adını vermiş. Dere yatağının kıyısında yer alan bu kaynağın hemen üzerinde yıl boyunca akışını sürdüren Kadın Pınarı adlı bir başka su kaynağı daha yer alıyor. Yöre halkı, şifalı olduğuna inanılan su kaynağının bilimsel olarak analizinin yapılarak koruma altına alınmasını talep ediyor. Mermer ocağı için hazırlanan proje dosyasında ise alanda su kaynağı ya da dere bulunmadığı öne sürülüyor.

700 AĞACIN KESİLECEĞİ PROJE FARKLI KÖYDE GÖSTERİLMİŞ

Şantiye çalışmalarının sürdüğü gözlenen mermer ocağı projesi için hazırlanan ÇED raporunda, ilgili kamu kurumlarının tümünün olumlu görüş verdiği görülüyor. Mermer ocağı işletmesi için ilk etapta yaklaşık 700 civarında karaçam ağacının kesilmesi planlanıyor. Ancak arazide bulunan ardıç, pırnal ve sert yapraklı ağaç ve ağaççıklardan (maki) oluşan türlerden söz edilmiyor. Ruhsat sahası ve proje alanının Belence köyü sınırlarında bulunmasına rağmen, tüm yazışmalarda ve ÇED dosyasında 7 km mesafedeki Kuzca köyünde gibi gösterilmesi de dikkat çekiyor.

RUHSAT YETKİSİ MERKEZDE, YEREL İDARENİN İRADESİ YOK SAYILIYOR

Bölgenin doğal yaşamı üzerinde büyük tahribatlara neden olan mermer ocaklarıyla ilgili kent genelinde yıllardır çözüm arayışları sürüyor. Ruhsat yetkisinin merkezi idarede olması, yerel dinamikleri karar aşamasının dışına itiyor. Yerel yönetimler ve idari birimler, ruhsat aşamasından işletme aşamasına geçildiğinde bilgi sahibi oluyor. Bunun önüne geçebilmek için 10 yıl önce Isparta Valiliği Mahalli Çevre Kurulu bir karar alarak, kentin belirli bölgelerinin madencilik faaliyetleri dışında tutulması için çalışma başlatmıştı. Mahalli Çevre Kurulu’nun aldığı Ocak 2016 tarihli kararda, Sütçüler ilçesinin tarihi ve doğal mirasına dikkat çekilerek, bölgenin madencilik faaliyetlerinden korunması istenmişti. Alınan bu karar, ilgili bakanlıklar ile ildeki kurumlara da iletilmişti.

İL GENEL MECLİSİNİN TAVSİYE KARARINA UYULMUYOR

Öte yandan Isparta İl Genel Meclisi de 8 Nisan 2016 tarihinde aldığı bir kararda, Sütçüler ilçesindeki anılan bölgeyi de kapsayan bölgelerde madencilik faaliyetleri konusunda hassasiyet gösterilmesi, korunması gerekli alanlarla ilgili işlem tesis edilmesi istenmişti. İl Genel Meclisi’nin tavsiye niteliğindeki bu kararı da 10 yıl önce ilgili kurumlara gönderilmesine karşın, korunması gereken alanlarda mermer ocağı izni verilmesinin önüne geçilemedi.

 

Tarihin üzerine tuvalet yaptılar!

YUSUF YAVUZ/VERYANSIN TV

Anemurium Ören yerinin sahil kesiminde, 1. Derece Arkeolojik Sit alanında inşa edilen betonarme yapı, vatandaşların tepkileri üzerine yıkılmıştı. Bunun ardından aynı alanda daha küçük bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak bir vatandaşın elde ettiği görüntüler, Koruma Kurulu’nun onayı ile yapıldığı belirtilen tuvalet için kazılan çukurda tarihi duvar yapılarının olduğunu ortaya koydu. Konuyla ilgili açıklama yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) “yıkılan önceki çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddiasını gündeme getirdi.

DENİZ KIYISINDAKİ ANTİK KENT: ANEMURİUM

Türkiye’nin en iyi korunmuş ören yerlerinden biri olan Anemurium antik kentinde bir süredir tartışmalı bir proje yürütülüyor. Deniz kıyısındaki ören yeri, yaz aylarında denize girerek serinlemek isteyen ziyaretçilere de ev sahipliği yapıyor.

ÇALIŞMALAR ‘GELECEĞE MİRAS’ KAPSAMINDA

Anemurium’da ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üç yıldır bir proje yürütülüyor. ‘Geleceğe Miras’ projesi kapsamında yapılan ziyaretçi karşılama merkezi ve çevre düzenlemesi projesi; bilet satış gişesi, otopark, hediyelik eşya satış dükkanları ile duş ve tuvalet gibi birimlerden oluşuyor.

TARİHİN ÜZERİNE TUVALET ÇUKURU

Proje kapsamında ören yerinin sahil kısmında inşa edilen yaklaşık 100 m2’lik yapı gelen tepkilerin ardından yıkılarak kaldırılmıştı. Yıkılan bu yapının yerine daha küçük ölçekli bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak ortaya çıkan yeni görüntüler, duş ve tuvalet için kazılan alanda tarihi duvarların çıktığını ortaya koydu. 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan bölgede açılan fosseptik çukurundan duvar kalıntıları çıkmasına rağmen, tarihin üzerine duş ve tuvalet yapılmasına nasıl izin verildiği sorusuna yanıt aranıyor.

Konuyla ilgili bir basın açıklaması yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) ilgili kurumların konuya açıklık getirmesini istedi.

‘DUVAR KALINTILARI GÖRMEZDEN GELİNDİ’ İDDİASI

Ziyaretçilerin tuvalet ve duş ihtiyacı gözetilerek yapılan uygulama sırasında üzeri beyaz fayanslarla kapatılan foseptik çukurunun Anemurium antik kentine karşı işlenen suçlardan biri olduğu savunulan açıklamada, “bir vatandaş tarafından gönderilen bu fotoğraflar, geçtiğimiz yıllarda Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan alınan izin gereğince yapıldığı söylenen, ancak kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine bir sabah, ağır iş makinalarıyla yıkılan betonarme binanın yerine, yine Kurul kararı ile yapıldığı iddia edilen yeni binanın altında duvar kalıntıların olduğunu açıkça göstermektedir. Anladığımız kadarıyla, yıkılan çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddialarına yer verildi.

‘ANTİK KENTE BU KÖTÜLÜĞÜ KİM YAPIYOR?’

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili kurumların konuyla ilgili adım atmaya çağırıldığı açıklamada, şöyle denildi: “Anlaşılması güç bir şekilde ve inatla inşaat sahası haline getirilen 1. derecede arkeolojik sit alanına yapılan bu kötülüğün kim ya da kimler tarafından yapıldığını bilmemekle birlikte; birçok kişinin katkısı ile gerçekleştirildiği ve ne yazık ki, bu sorunun antik kente yapılan kötülüklerde dahli olan Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından çözülemeyeceği ortadadır.

BAKANLIĞA SORUŞTURMA ÇAĞRISI

Mimarisi ve konumu itibariyle yapılış amacının sadece halkın ve turistlerin tuvalet ihtiyacını karşılamak olmadığını düşündüren söz konusu bina ile hemen yanında kazılan foseptik çukuru,  yerin altındaki kalıntıların çıkarılması ve restorasyonu için çalışma yapan kazı ekibi ile Anamur Müze Müdürlüğü yetkilileri başta olmak üzere Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun anıt abidesi olarak kayıtlara geçecektir. Umarız ki, ilgili bakanlık yetkilileri, tuvalet ve foseptik çukurunun altına gömülen, tüm dünya halklarına ait kültürel mirasları gün yüzüne çıkarırlar ve sorumlular hakkında soruşturma başlatarak bu utancı tarihten silerler.”

2016’DAN BU YANA KAZILAR SÜRÜYOR

Anemurium antik kentindeki kazılar 2016 yılından bu yana devam ediyor. Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tekocak başkanlığında yürütülen kazılarda bugüne kadar Odeon, palaestra, büyük hamam, küçük hamam, halk hamamı, hazine kilisesi, nekropol kilisesi ile çok sayıda mezar ve su kemerlerinde belgeleme çalışması yapıldı. Ortaya çıkarılan yapılar, yürütülen restorasyon ve konservasyon çalışmalarının ardından ziyarete açıldı. Anemurium Kazı Başkanlığı’nın hazırlattığı çevre düzenleme projesi, Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayı ile Mersin Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından uygulandı.

GÜNEYİN RÜZGARLI BURNUNDAKİ KENT

Anemurium antik kentinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine eklenmesi konusunda ilgili kurumlar ve yerel idareler tarafından farklı zamanlarda açıklamaların yapıldığı biliniyor. Ancak ören yerinde koruma ve kullanma konusundaki dengenin bozulduğu yönündeki eleştiriler de sık sık gündeme geliyor. Arkeolojik sit alanı içerisinde uygulanan yapılaşma, bu eleştirilerin başında geliyor. İlgili kurumların ve yetkililerin tavrı ise eleştirilerde dile getirilen iddiaları yalanlamak ya da yapılan uygulamaların mevzuata uygun olduğunu savunmaktan ibaret. Bu tartışmaların ortasında, güneyin ‘rüzgarlı burnunda’ konumlanan Anemurium, üzerini kaplayan zamanın tozu ve binlerce yıllık sırlarıyla ziyaretçilerin ilgisini çekmeyi sürdürüyor.

*Fotoğraflar, sırasıyla ören yerinde tuvalet ve duş için kazılan foseptik çukuru ve duvar kalınlıkları, daha önce yıkılan betonarme yapı, son olarak alanın yapılaşmadan önceki görünümü ile yıkılan yapının yerine yapılan daha küçük ölçekli duş ve tuvalet.

Damadın şirketi, TOKİ’ye ait sahile çöktü!

YUSUF YAVUZ / VERYANSIN TV

Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde bulunan doğal sit alanı niteliğindeki Koru sahili, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından otel yapılması için geçtiğimiz yıl Rizeli Ekşi ailesinin şirketi olan AHES Gayrimenkul’e tahsis edildi. Mülkiyeti TOKİ ve Hazineye ait olan parseller, 5 yıldızlı 3 ayrı otel yapımı için hazırlandı. TOKİ’ye ait parsellerde otel yapmak isteyen şirketin yöneticisi olan Mücahit Hamza Ekşi’nin, TOKİ’nin eski Başkan Yardımcısı Mehmet Özçelik’in damadı olduğu ortaya çıktı. ÇED mevzuatını aşmak için 2100 yataklı otel projesini üçe bölen şirket, her biri 700 yatak kapasiteli üç ayrı projeyle ÇED başvurusu yaptı. AHES Gayrimenkul ve bu şirkete bağlı iki alt şirket üzerinden yapılan proje başvurularına geçtiğimiz hafta arka arkaya ÇED Gerekli Değildir kararı verildi. Böylece Gazipaşa’da yerel halkın ‘Fidanlık’ olarak andığı bakir bir kumsala sahip olan 2 kilometrelik Koru Sahilinin betonlaşmasının önü açılmış oldu.

Doğal sit olan Koru sahili henüz betonlaşmamış bir alan

TOKİ’NİN İKİNCİ ADAMININ DAMADI TOKİ ARAZİSİNE ÇÖKTÜ

Antalya Gazipaşa’da bulunan Koru Sahili, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Haziran 2024’de turizm amacıyla 49 yıllığına özel bir şirkete tahsis edildi. Mülkiyeti Hazine ve TOKİ’ye ait olan parsellerin tahsis edildiği şirket, Rizeli Süleyman Ekşi’nin sahibi olduğu AHES GYO’ya verildi. Ancak TOKİ’ye ait arazileri de kapsayan tahsisi alan şirketin yöneticilerinden biri olan Mücahit Hamza Ekşi’nin, TOKİ’nin eski Başkan Yardımcısı olan Mehmet Özçelik’in damadı olduğu ortaya çıkmıştı. Halen AKP’li Fatih Belediyesinde Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Özçelik, 2014-2019 yılları arasında TOKİ’nin ikinci adamıydı. Özçelik, 2003-2014 arasında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çeşitli birimlerde yöneticilik yapmıştı.

Koru sahilinde üç ayrı otelin yapılacağı hazine arazileri

RİZELİ EKŞİ AİLESİ, ALDIKLARI KAMU İHALELERİYLE GÜNDEME GELDİ

TOKİ’de 5 yıl Başkan Yardımcısı olarak yöneticilik yapan, Fatih Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Özçelik’e damat olan Mücahit Hamza Ekşi, aile şirketi AHES’i baba Süleyman Ekşi ve kardeşi Ebubekir Ekşi ile birlikte yönetiyor. AHES Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı, daha önce İstanbul ve değişik illerde aldığı kamu ihaleleri ile gündeme gelmişti.

Mehmet Özçelik, 2014-2019 döneminde TOKİ Başkan Yardımcılığı yapmıştı

AYNI AİLEYE AİT ÜÇ ŞİRKET ÜÇ AYRI OTEL İÇİN ÇED BAŞVURUSU YAPTI

Antalya Gazipaşa’da 5 yıldızlı otel inşa etmek için kolları sıvayan şirket, ilk önce kamuya ait arazilerin tahsisini aldı. Hazine ve TOKİ’nin mülkiyetindeki Koru sahili, 49 yıllığına Ekşi ailesinin şirketine tahsis edildi. Turizm yatırımı amacıyla üst kullanım hakkı verilen arazilerin toplamı 163 bin m2’den büyük bir alanı kaplıyor. Doğal sit alanı olan ve batısında arkeolojik sit yer alan Koru sahilinde büyük bir otel yapmak için ÇED mevzuatının zorlayıcı olacağını gören şirket, 2100 yataklı projeyi üçe bölerek kapasiteyi küçültme yoluna gitti. Bunun için AHES Gayrimenkul ve buna bağlı iki ayrı alt şirket üzerinden 700 yatak kapasitesine sahip üç ayrı otel projesiyle ÇED başvurusu yapıldı.

Gazipaşa Selinus sahilindeki hazien arazisinde yapılmak istene projenin görselleri

BAKANLIK ÜÇ PROJEYE DE ÇED GEREKLİ DEĞİLDİR KARARI VERDİ

Şirketin Aralık 2024’de sunduğu Proje Tanıtım Dosyalarını değerlendiren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, iki projeye 3 Haziran’da, bir projeye ise 5 Haziran’da ÇED Gerekli Değildir Kararı verildiğini duyurdu. Böylece korunan alan niteliğinde olan ve bugüne kadar betonlaşmadan uzak kalan 2 kilometrelik Koru sahilinin betona boğulmasının önü açılmış oldu.

HALK KARŞI ÇIKIYOR, BAŞKAN OTELLERDEN YANA

Gazipaşa’da yerel halk uzunca süredir sahilin devasa otellere açılmasına karşı eylemler, basın açıklamaları yaparak seslerini duyurmaya çalışıyor. İlçe halkının Ancak CHP’li Gazipaşa Belediye Başkanı Mehmet Ali Yılmaz ilçe sahilinin 5 yıldızlı otellere açılmasından yana bir tutum izliyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in geçtiğimiz yıl Gazipaşa’da yaptığı konuşmada sahilin betonlaşmasını ve belediye Başkanı Yılmaz’ın ilçenin otel yatırımlarına açılmasına yönelik tavrından övgüyle söz etmesi tepki çekmiş, partiden istifalar gelmişti.

Gazipaşa Selinus sahilindeki hazien arazisinde yapılmak istene projenin görselleri

KİŞİYE ÖZEL İMAR DÜZENLEMESİYLE SAHİL HALKIN ELİNDEN ALINIYOR

Sahilin otellere açılması için kişiye özel imar düzenlemeleri yapıldığını savunan Gazipaşa Hepimizin Platformu, planlama çalışmasının ilçenin bütününü kapsayacak şekilde yapılması gerektiğini açıklamıştı. Koru sahilindeki Hazineye ait arazinin, 50 bin nüfuslu ilçenin tek nefes alma alanı olduğuna vurgu yapılan Platform açıklamasında, “Önceki plan notlarında, günübirlik alan tanımı ‘Toplumun yararlanmasına açık olmak kaydıyla’ diye başlarken, 2019’daki plan notlarında bu kaldırılmış, ‘konaklama tesisinin devamı, tesisin tamamlayıcı niteliğinde’ olduğu yazılmıştır. Yani sıra sıra bütün oteller, halkın kullanım alanı olması gereken günübirlik alanlara havuzlarını, barlarını yapabilecekler, günübirlik alanlarımızı otellerinin ön bahçesi olarak kullanabileceklerdir” denildi.

Gazipaşa Selinus sahilindeki hazien arazisinde yapılmak istene projenin görselleri

BOZULMAMIŞ SAHİLLERDE BETONLAŞMA YARIŞI

Antalya’nın doğusunda betonlaşmadan büyük ölçüde korunabilmiş olan Gazipaşa sahilleri son yıllarda büyük otel yatırımcılarının hedefinde. Batıdan doğuya sırasıyla Kahyalar, Selinus (Kızılin) ve Koru adıyla anılan üç küçük sahile sahip olan Gazipaşa’da, bu sahillerin tam ortasında Selinus antik kenti yer alıyor. Daha önce Selinus sahilinde 2508 yatak kapasiteli kasaba büyüklüğünde bir otel inşa etmek isteyen turizmci Adil Üstündağ’ın projesinin ÇED süreci, proje dosyasındaki eksikler yerine getirilmediği için geçtiğimiz Ocak ayında sonlandırılmıştı. Üstündağ, daha küçük bir proje ile bu kez de Koru sahilinde otel yapmak için başvurdu. Bakanlık, 15 Mayıs 2025 tarihinde Green Park Otellerinin sahibi olan Adil Üstündağ’ın otel projesi için de ÇED Gerekli Değildir Kararı vermişti.

Koru sahili sit alanı olarak koruma altında

KORUNAN ALAN VE KIYI AKİFERİ RİSK ALTINDA

Nesli tehlike altında olan Caretta caretta türü deniz kaplumbağalarının yuvalama kumsallarına sahip olan Gazipaşa’da doğal ve kültürel miras alanları iç içe. Derin kazıların yapılması öngörülen devasa otel projeleri, yeraltı sularının depolandığı Gazipaşa kıyı akiferlerini de tehdit ediyor. Hazırlanan ÇED raporlarında proje alanının koruma niteliğine ilişkin yetersiz, eksik ve hatalı bilgilerin yer alması, hem koruma mevzuatı açısından hem de kullanım dengesi açısından geri dönülmesi olanaksız sonuçlar doğuruyor. Korunan alan niteliğindeki Gazipaşa Koru sahili için bir ayda 4 ayrı otel için ÇED Gerekli Değildir kararı verilmesi, koruma-kullanma dengesinin tamamen ortadan kalkarak betonun egemen olduğu bir gelecek tasarlandığını ortaya koyuyor.

Koru sahilinden görünüm
❌