Normal görünüm

Dün alınanlar — 7 Eylül 2026

Ruşen Çakır yorumladı: Kürt siyaseti bölünüyor mu?

Ruşen Çakır, DEM Parti'nin dönüşeceği yeni partiyi, Selahattin Demirtaş'ın rolünü ve Kürt siyasetinde bölünme ihtimalini değerlendirdi.

Ruşen Çakır yorumladı: Kürt siyaseti bölünüyor mu? Medyascope

💾

Ruşen Çakır, DEM Parti'nin dönüşeceği yeni partiyi, Selahattin Demirtaş'ın rolünü ve Kürt siyasetinde bölünme ihtimalini değerlendirdi.
Dünden önceki gün alınanlar

‘Öcalan’la görüşme’ iddiası… Cemil Bayık, İmralı’da iki gün ağırlandı!

Bölücü açılım sürecine yönelik tartışmalar sürerken terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın, İmralı’da örgütün Kandil kadroları ile görüştüğü iddia edildi.

Darka Mazi adlı site, haberin kaynağı olarak Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (YNK) gösterdi. Buna göre KCK yöneticisi Cemil Bayık’ın, Ağustos ayının ilk haftasında Süleymaniye Havalimanı’ndan kalkan bir uçakla Türkiye’ye geçtiği öne sürüldü.

PKK’ın Kandil kadrosundaki teröristlerin düzenli olarak, İmralı’da bulanan Öcalan’ı ziyaret ettiği iddia edildi.

‘GEL TEDAVİ OLURSUN’

Yanındaki iki kişiyle birlikte İmralı’da iki gün kalan Bayık’ın bu ziyaretiyle, birkaç isim dışında örgütün tüm üst düzey kadrosu Öcalan ile temas kurduğu söylendi.

Elebaşlarından Bayık’ın Aralık 2025’te İmralı’ya gitmeyi reddettiği ve sağlık sorunlarını gerekçe gösterdiği belirtildi. Öcalan’ın “Yanıma gelsin, burada tedavi olsun” çağrısına Bayık’ın “Başkan çıldırmış” dediği belirtildi.

Ancak elebaşı Öcalan’ın Temmuz ayında Duran Kalkan üzerinden ilettiği ültimatom ile ve Bayık’ın “süreç dışı kalmaktan korktuğu ve fiziki olarak tasfiye edileceğini öngörerek bu ziyareti kabul ettiği” iddialar arasında yer aldı.

BAYIK VE KALKAN 2 GÜN YANINDA KALMIŞ

Teröristbaşı Öcalan’ın 27 Şubat’taki fesih çağrısının ardından PKK yöneticileriyle iki kez görüntülü görüşme gerçekleştirdiği belirtiliyor.

Bunun yanı sıra kırmızı listede aranan üst düzey terörist kadrolarının da İmralı’ya ziyaret gerçekleştirdiği iddia edildi. PKK terör örgütünün sözde yürütme konseyi olan KCK üyelerinden Sabri Ok ve Bese Hozat kod adlı Hülya Oran’ın, Haziran 2025’te İmralı’ya gittiği belirtildi.

Şubat 2025’te ise, Duran Kalkan, Cemil Bayık, Helin Türk, Raperin Dersim ve Bişar Qoser gibi üst düzey PKK’lı teröristlerin iki gün boyunca Öcalan’ın yanında kaldığı öne sürüldü. Bu ziyaretin ardından Suriye’de bulunan PKK’ya bağlı SDG/YPG’li Mazlum Abdi ve İlham Ahmet de İmralı’da temaslarda buluğu kaydedildi.

10Ağustos’ta Meclis’ten 467 oyla geçen “Çerçeve Yasa” ziyareti öncesi bir diğer ziyaretin ise temmuz ayında Duran Kalkan, yanındaki iki kadın ve iki erkek ile ikinci kez İmralı’ya gittiği sitede belirtilenler arasında.

Teröristbaşı Öcalan’dan ‘İmralı tutanakları’ açıklaması

DEM Parti İmralı heyetinden yapılan açıklama şu şekilde:

“Sayın Abdullah Öcalan, ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ kapsamında oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun gerçekleştirdiği ilk toplantısına dair ve aynı zamanda son birkaç gündür sosyal medyada dolaşıma sokulan gerçek dışı iddia ve ithamlara ilişkin aşağıdaki açıklamayı kamuoyuyla paylaşılmak üzere DEM Parti İmralı Heyeti’ne ulaştırmıştır.

“Kamuoyuna Duyuru

“Sn. Cumhurbaşkanı ve Sn. Devlet Bahçeli’nin ortaya koydukları güçlü siyasi irade, çağrım üzerine yapılan silahlı mücadeleyi bırakma açıklaması, nihayetinde de siyasi partilerin sağladığı tarihî destek ile yasalaşan ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ kapsamında oluşturulan kurulun ilk toplantısını dün gerçekleştirmesi, sürecin emin adımlarla ilerlediğinin net göstergesidir. Süreçte kritik bir aşamaya gelinmiştir.

Bu tarihî dönemde süreci akamete uğratmaya çalışan bazı çevrelerin girişimleri, bana karşı bir komplodur. Basına, sosyal medyaya yansıyan ve bana atfedilen ifade, görüşme, isim, belge, tutanaklar, atıflar gerçek dışıdır. Bu paylaşımlar süreç karşıtları tarafından geliştirilen provokatif hareketlerdir.

Toplumsal barışın, kardeşlik hukukunun inşası için yürütmeye çalıştığım çabaları daha da geliştireceğim tabiidir. Herkesi, kesimi kardeşlik ruhuna uygun; sağduyulu, bilinçli yaklaşım ve çaba göstermeye davet ediyorum.”

NE OLMUŞTU?

Bölücü açılım sürecine yönelik tartışmalar sürerken, terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan ile İmralı Heyeti arasında 20 Temmuz ve 2 Ağustos’ta gerçekleştirilen görüşmelere ait olduğu belirtilen tutanaklar ortaya çıktı.

Fransa merkezli Utopia TV Ari’de yayımlanan görüşme notlarında, Öcalan’a “statü” sözü verildiğine ilişkin ifadeler yer alırken, PKK elebaşının Anayasa, cezaevinden çıkışı ve İran’a ilişkin dikkat çeken mesajları da kayıtlara yansıdı.

Tutanaklara göre Öcalan, Anayasa’ya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Anayasa raftan inecek, istediğin kadar milliyetçileştir ya da İslamcılaştır, bu Kürtleri nereye koyacaksın? Ortadoğu’da 60 milyonluk bir kütle, bir de dinamik. Dinamik ne demek? Harekete geçen bir kütle. Bu tarihi süreçle birlikte bu çalışmaya başlayacağım.”

“Anayasada yerimizi alacağız” diyen PKK elebaşı, “Kürtlerin anayasayla bir hukuk öznesine dönüşmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

‘MHP KADAR BU DEVLETİN SAĞLAM BİR AYAĞI OLACAĞIZ’

Öcalan’ın tutanaklara yansıyan bir diğer dikkat çekici sözü ise “MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız” oldu.

Öcalan ayrıca devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmelere ilişkin, “Devlet yetkilileri ‘ulusalcı damar geride kaldı’ diyor” ifadelerini kullandı.

PKK elebaşı, “Bu dönüşüm belki Kemalist tarih tezlerinin değişmesine kapı aralayacak” dedi.

‘SÜREÇ İLERLESİN BENİ BURADA TUTMAK İSTEMEZLER’

Görüşme notlarında Öcalan’ın İmralı’dan çıkışına ilişkin sözleri de yer aldı.

Öcalan, “Süreç ilerlesin beni burada tutmak istemezler” ifadelerini kullanırken, cezaevinden çıkışının koşullarını kendisinin oluşturacağını öne sürdü:

“Çıkış koşullarını kendim hazırlayacağım. Öyle olacak ki kendileri beni çıkaracaklar. Buradan ne zaman çıkacağım, ben belirleyeceğim.”

‘SIRADAKİ HEDEF İRAN’

Tutanaklarda Öcalan’ın İran’a yönelik sözleri de dikkat çekti. Suriye’deki gelişmelerin ardından İran’a yönelik bir hamle yapılması gerektiğini savunan Öcalan, PJAK’ı da kapsayan bir süreç tarif etti.

Öcalan şu ifadeleri kullandı:

“İran böyle bırakılamaz. Suriye nasıl son dönemini yaşıyorduysa bu Şia iktidarı da son dönemini yaşıyor. Neçirvan ve Bafıl’ın da içinde olacağı ve PJAK’ı da dönüştürecek bir hamle başlatmak gerekir.”

Nur Mehmet Güler yazdı: Nedir bu entegrasyon? (1)

Nur Mehmet Güler, demokratik entegrasyonu Kürtlerin mevcut yapıya eklenmesi değil, kimlik ve politik iradenin korunarak ortak siyasal bütünün birlikte kurulması olarak değerlendirdi.

Nur Mehmet Güler yazdı: Nedir bu entegrasyon? (1) Medyascope

AKP’li Güler açıkladı… Başsavcılıklar soruşturma için izin alacak, Öcalan’ın şartları ‘rahatlıkla’ esnetilebilecek, gazeteciler ve akademisyenler ziyaret edebilecek

VERYANSIN TV

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler; partisi, MHP, DEM Parti ve CHP’nin imzalarıyla TBMM’ye sundukları “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adı verilen bölücü çerçeve yasa teklifinin detaylarını açıkladı.

İşte kanun teklifi… 

Güler’in açıklamasına göre başsavcılıklar, PKK terör örgütüne dair sonradan ortaya çıkmış eski bir durum veya delile ilişkin soruşturmalarda Kurul’dan izin alacak.

Bu Kurul ise Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşacak.

‘ÖCALAN’ SORUSUNA YANIT

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin istediği “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” olmasını istediği Öcalan’a statünün sorulması üzerine Güler, “Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok” yanıtını verdi.

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’den “Öcalan’ın statüsü” sorusuna yanıt:

“Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok”… pic.twitter.com/oaKr9G8x1U

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 5, 2026

Öte yandan Güler, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın şartlarının “aile talebiyle, her zaman, rahatlıkla, yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan” esnetilebileceğini belirterek “Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.” dedi.

Çerçeve Yasa Mecliste | Gündem Özel | Eray Çelebi – Burakhan Başaran

GÜLER’İN AÇIKLAMASI

Güler’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

“Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Huzurlarınızdayız. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız Bey, yine Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay Bey ve Filiz Hocamız, yine yanımda AK Parti Grup Başkanvekilimiz Abdulhamit Gül Bey, yine Adalet Komisyonu Başkanımız Cüneyt Yüksel Bey ve milletvekili arkadaşlarımızla birlikte sizleri, biraz önce meclis başkanlığımıza, genel sekreterliğimize iletmiş olduğumuz ve ismiyle beraber biraz sonra detaylı açıklama yapacağım çerçeve yasa hakkında bilgilendirmiş olacağız.

Çok değerli basın mensupları, ismi olarak “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” toplamda, yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber, 12 maddeden oluşuyor. Biraz sonra kanunun içeriğine dair, madde başlıkları hakkında da sizleri teknik olarak neler getirdiğine dair açıklamamızı yapacağız.

TEŞEKKÜR ETTİ

Ben bu sürece gelene kadar, öncelikli olarak teşekkürlerimizi arz edeceğimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ve biraz sonra imza sahipleri olarak DEM Parti grubuna, yine biraz sonra izahatını yapacağımız Cumhuriyet Halk Partisi grubuna ve eş genel başkanlarına, genel başkanlarına teşekkür ediyoruz. Yine bu konuda imzalarını eksik etmeyen HÜDA PAR’a ve bağımsız milletvekillerimize, yine Yeni Yol Grubundan bazı milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Toplama baktığımızda yaklaşık 360’a yakın bir imza ile teklifimizi Meclis Başkanlığımıza arz ettik.

Tabii bu teklife daha sonradan, içtüzük kapsamı içinde teknik olarak desteklediklerini, imzaladıklarını ifade edecek milletvekillerimiz de olacaktır. Süreç açısından bu, bu şekliyle devam edecek. Tabii komisyonumuz, Adalet Komisyonu başkanımız kendi planlaması çerçevesinde içtüzük kapsamında 48 saat sonra yani Cuma günü öğleden sonra saat 14.30-15.00 gibi inşallah komisyon toplantısı için gerekli davetlerini yapacaktır.

Değerli basın mensupları, şimdi bu sürece kadar biz nasıl geldik? Bu konuda biraz sizleri teknik olarak aydınlatmak istiyorum.

5 Ağustos 2025 tarihinde malumunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde meclis başkanlığımızın başkanlığında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, kuruluşundan itibaren ilk toplantısını bundan tam bir yıl önce, 5 Ağustos 2025 tarihinde yapmıştı. Ve devamında da yaklaşık 18 toplantı icra etti. 137 kişiyi; gerek başkan olarak, gerek şahıs olarak, gerek dernek başkanı, sendika başkanı, baro başkanı olarak, koruyucu ailelerimizin mensubu olarak, şehit ve gazi derneklerimizin başkanı olarak, yine ailelerimizin temsilcisi olarak, Diyarbakır annelerinin temsilcisi olarak, barış annelerinin temsilcisi olarak, birçok değerli hocalarımızı, ceza hukukçularımızı ve bu tür süreçleri yakından akademik olarak çalışmış hocalarımızı dinledik. Toplam 137 kişi. Hakikaten çok kıymetli, çok değerli fikirler orada konuşuldu ve dile getirildi.

Yine İçişleri Bakanlığımız, Milli Savunma Bakanlığımız, MİT Başkanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız ve Adalet Bakanlığımız değişik dönemlerde komisyona gelerek mevcut bu durumları, gelişmeleri, ilerleyişi komisyonumuzda bilgilendirdiler.

Peki komisyonumuz nihai evrede şubat ayına gelindiğinde çalışmalarını tamamladı. Raporları bir bütün haline getirerek oraya temsilci veren gruplarımızın ve yine grubu olmayan siyasi partilerin temsilcileriyle beraber uzun istişareler ve müzakereler sonucunda bir rapor ortaya çıktı. Raporumuzu sizinle paylaşmak istiyorum: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”. 18 Şubat 2026 tarihiyle de bu yayınlandı, ortak mutabakat ile. İki milletvekilimiz tabii farklı düşünceleri vardı ama büyük bir ekseriyet, büyük bir çoğunlukla beraber bu rapor yayınlandı ve bütün kamuoyuyla paylaşıldı, internet sitesinde yer alıyor.

Burada raporumuzun altıncı başlığında, değerli basın mensupları, sürece ilişkin yasal düzenleme önerileriyle beraber bir başlık var. Buradan birkaç konu başlığını, izahatı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Komisyonun bir diğer görevi, önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Milli dayanışma ve kardeşliğimizi pekiştirecek adımların atılmasının geniş katılımlı, temsil gücü yüksek, açık ve şeffaf bir istişare süreciyle temin etmektir.

Rapor devam ediyor değerli arkadaşlar. Özellikle 6’ya 1: “Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması”. Rapor aynen diyor ki: “Süreçte en kritik eşik, PKK/KCK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bırakmasının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyididir.” Raporumuzun önemli başlığı.

Yine buradaki raporda: “Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgütün tehdidinin sona erdiğini ilanıyla sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinde hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktası olacaktır.”

Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda da bütün partilerle genel bir anlayış ve mutabakatın varlığı da rapora yansıyor.

Peki, 6’ya ikinci fıkrası: “Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemelerin içeriği nasıl olacak?” Orada aynen raporda: “Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye de ihtiyaç duyulmaktadır.” diyor.

Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.

Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.

Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.

Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.

Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.

Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.

Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.

En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.

Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.

Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.

Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.

Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.

Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.

Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.

Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.

Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.

Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.

Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.

Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.

Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.

En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.

Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.

Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.

Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.

Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.

Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.

Raporun konu başlığında, değerli basın mensupları, adil… Yani nihayetinde silahını bırakmış, örgüt feshedilmiş, tamamen varlığı ortadan kalkmış örgüt mensuplarının da konumunun, hukuki durumunun adil, gerçekçi, topluma kazandırma, bütünleştirme noktasında da kanunun bir cevap vermesi gerekiyor bu düzenleme içinde diye.

Şimdi orada kanunumuzda aynen bu beklentiye karşılık üçüncü maddemizde “Soruşturma ve Kovuşturmaların Ertelenmesi” başlığında bir madde kaleme alındı. Burada aynen denildi ki: Örgütün fiili varlığına son verildiğinin ilgili Resmi Gazete’de yayınlanması olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme suçu ile 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturma hariç olmak üzere…

Yani burada açıkça, değerli basın mensupları, adam öldürme suçları ve 2005 tarihinden önce örgüt yöneticisi olarak TCK 765 sayılı, TCK 125. madde bağlamında ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası alan veya bu soruşturma ve kovuşturması sürdürülen kişiler, örgüt mensupları hariç olmak üzere; çok net bir şey söylüyoruz, adam öldürme, kasten adam öldürme suçları hariç. Onu bir şekilde speküle edecek veya farklı anlamlara gelecek şekilde ifade edecek kişileri de buradan uyararak söyleyelim ki kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve yine 2005 öncesi müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası soruşturması ve kovuşturması yürütülenler hariç olmak üzere diğer suçlara yönelik olarak bir düzenleme içeriyor.

Peki diğer suçların düzenlenmesinde ne esas alındı? Değerli basın mensupları, onunla da ilgili sizlere teknik birkaç hususu anlatmak isterim. Malumunuz bizim ilgili 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun 221. maddesi var, başlığı “Etkin Pişmanlık”. Bunun bir bütünleyici… Çünkü bizim aynı zamanda düzenlemelerimizin Türk Ceza Kanunu içerisinde bir bütünlüğünü sağlaması gerekiyor.

Burada etkin pişmanlık maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarını sizlerle paylaşmak isterim ki bu maddeye bir bakış açısı geliştirilsin diye. Şu andaki halihazırda mer’i bulunan maddemizin ikinci fıkrası: “Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

Üçüncü fıkra: “Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”

Dördüncü fıkra: “Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde hakkında örgüt kurmak, yönetmek ve örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.”

Biz bu maddeyi, üçüncü maddemizi kaleme alırken TCK 221. maddesinin bu fıkraları gelince de bir bütünlüğünü arz etme noktasında bir yaklaşım sergiledik. Bu yaklaşımımızda da kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve 2005 tarih öncesi, yani yeni TCK değişiminden önceki TCK 125 bağlamında verilen cezalarla ilgili soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili bir düzenlemeyi yaptık. Diğer suç tipleri, yine 221’e benzer şekilde; örgüt yöneticiliği, örgüt üyeliği, yardım yataklık ve diğer propaganda gibi unsurlardan, örgüt faaliyeti çerçevesindeki işlenen suçlardan örgüt mensupları 15 yıla kadar olan cezalarda 5 yıl ertelemeye tabi, 15 yıl ve üstü müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet unsurlar çerçevesinde olanlara da 10 yıl ceza ertelemesini burada öngörüyoruz. Ki bu kişiler örgütün tamamen feshi, dağıtılması ve ortadan kalkması neticesinde topluma bir kazandırma ve bütünleştirme noktasında bir adil, gerçekçi, bir hukuki belirlilik kapsamında düzenleme olsun.

Üçüncü maddemizden sonra dördüncü maddemiz: Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar. Halihazırda soruşturma devam eden, soruşturması tamamlanmış, kovuşturmaya dönmüş, kovuşturmada istinafta gerekirse onanmış, yerel mahkeme karar vermiş, Yargıtay safhası olan dosyalar var. Dolayısıyla bunlarla ilgili de ne yapılacak? Üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu yerdeki yetkili hakim veya mahkeme tarafından; ilgili Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay’la ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir, gerekirse koşulların oluşması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına dair madde. İkinci fıkrada, üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istisnai veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında da bozma kararı verilerek ilgili yerel mahkemesine gönderilecek dördüncü maddemizde.

Erteleme kararlarının kaydedilmesi, beş yıllık ve on yıllıkla beraber ve yeniden suç işlenmesi hali. Değerli basın mensupları, bunlar özel bir takip modeliyle, cezası ertelenmiş olan bu tür örgüt mensuplarının doğrudan izlenmesi, herhangi bir terör suçu bağlamında -Terörle Mücadele Kanunumuz çok açık, TCK 220, 314 çok açık, Terörle Mücadele Kanunu üçüncü, dördüncü maddesi çok açık- bu eylemler noktasında tekrar bir suç işlenmesi halinde de bu erteleme kararının da ortadan kaldırılacağına dair bir hükmü getiriyoruz.

Yani ilgili kişi bundan yararlandıktan sonra topluma hem entegre olma, uyum sağlama, bütünleşme, toplum hayatında iyi bir vatandaş olma noktasında bir hayatı sürdürmesini de arzu ediyoruz. Tekrar eylemler, tekrar farklı çalışmalar içerisinde olmaması bizim esas amacımız. Olursa da bunun yaptırımının ne olduğunu açıkça kanunun metnine yazmış olduk.

Biraz önce bahsettik, soruşturma ve kovuşturma durumunda. Peki mahkumiyeti olanlar ne yapacak? Evet, bu suçlardan mahkum olanların, yine aynı istisnası belli -adam öldürme, kasten adam öldürme suçları ve 2005 öncesi TCK değişimi önceki müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ve mahkumiyeti infaz aşamasında olanlar hariç olmak üzere- diğer, bahsettiğim gibi, TCK 221 bağlamında örgüte üye olma, yönetme, yardım yataklık, propaganda gibi eylemlerinden dolayı ceza almış ve infazı olan kişilerle de ilgili yine 15 yıla kadarki süreç açısından 5 yıl erteleme, özel takip, ve 10 yıl olaraktan da diğer 15 yıl üstü ve müebbet, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlarla da ilgili olarak bir izleme durumu olacak.

Yine buradaki hükümler kapsamı içerisinde açık hükümleri yazdık bu kapsam içerisinde. Bu kayıtlar kendi sistematiği içerisinde takip edilecek. Erteleme kararı verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içerisinde yine terör suçlarından birinin işlenmesi halinde infaz hakimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak mevcut hem soruşturma konusu diğer dava devam edecek hem de mevcut durum içerisinde bu erteleme kararı kaldırılmış olacak.

Çok önemli bir maddeye gidiyoruz, yedinci madde. Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, biz aynı zamanda dedik ki mevcut raporda en önemli eşiği geçtik, teyit mekanizması işledi, silahlar tamamen teslim ve imha ve yok edilmesi ve örgütün bu konuda tamamen tasfiyesiyle beraber, altıncı maddenin beşinci fıkrasında kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlamasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizma oluşturulması. Bu hedef doğrultusunda arkadaşlar yedinci maddeyi kaleme aldık.

Yedinci maddede Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında; İçişleri, Adalet, Dışişleri, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, MİT Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden oluşan bir heyet oluşturuyoruz. Bu süreci dönemsel yapacağı toplantılarla beraber diğer kamu kurum kuruluşlarından her türlü bilgi, belgeyi almak suretiyle takip edecek. Ve ihtiyaç duyulması halinde de kendisi, daha alt seviyede teknik çalışmalar yapacak komisyonlar da oluşturulabilecek.

Nihai evrede örgüt mensuplarının bir an önce silahlarını bırakması, örgütün kendini feshedip tamamen tasfiyesi ve devamında bu örgüt mensuplarının hem topluma entegre edilmesi, uyumunun gerçekleşmesi, bütünleşmenin sağlanması noktasında da özel çalışmalar yapacak, raporlar hazırlayacak alt komisyonlar da kurulacak şekilde biz bu kurula izin vermiş oluyoruz.

Burada bir durum var. Kurul, yine ikinci bir komisyonumuz var. Bu dönemsel çalışmalarını, faaliyetlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düzenli olarak bilgilendirecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bu kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere bir izleme komisyonu kurulacak. Bu izleme komisyonu bu süreci takip edip gerekirse de ihtiyaç halinde gerekli tavsiyelerde bulunacak.

Tabii bunun sayısıyla ilgili bir durum şu anda belirlemedik. Anayasamızın 95. maddesi gereğince siyasi parti gruplarının milletvekili sayısınca zaten belli bir sayı anlaşılır. O komisyonla da beraber hem aktif olarak hem de yarar sağlayacak, katkı sağlayacak bir sayıda inşallah komisyonumuzu da oluşturmuş olacağız.

8. maddede silahların teslimi ve malzeme, mühimmat, diğerlerle ilgili Milli Savunma Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız bu konularda ortak, diğer kurumların görüşlerini almak suretiyle bu çalışmaların nerede, nasıl yapacağına dair bir yönetmelikle de beraber bu çalışmayı tamamlamış olacak.

Peki süre, arkadaşlar, önemli. Süre başlığı… Yine burada raporumuzda geçici ve müstakil özel bir kanun hedefi vardı. Süremiz, bu mekanizmaların tamamı teyit mekanizmasıyla beraber Milli Güvenlik Kurulu kararı olarak Resmi Gazete’de yayınlandığı andan itibaren 6 aylık başvuru süresi başlıyor. İlgili başsavcılıklarda bu müracaat başlayacak. Yurt dışında olanlar için de yine kurulumuz gerek büyükelçilikler gerek başkonsolosluklar, konsolosluklar müracaatıyla beraber başlayacaktır.

Yine raporumuzda süreçte görev alanlara yönelik yasal güvence sağlanması diye bir başlık vardı. 10. maddede de bu kanun kapsamında verilen görevlerle ilgili olarak görevi yerine getiren, çalışanlarla ilgili olaraktan hukuki, idari veya ceza sorumluluğu olmayacağına dair de bir maddeyi burada dercetmiş oluyoruz.

Teknik olarak kanun teklifimiz bu şekliyle beraber tamamlanmış oluyor. Ben emeği geçen bütün milletvekillerimize, uzmanlığı olan kamu kurumlarındaki arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, kararlı duruşu, yine Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yol gösterici, ufuk açıcı açıklamaları, yine kararlı duruşu, bizlere destekleri çok kıymetliydi. Yine çok teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, var olsunlar.

DEM Parti gerek İmralı heyeti gerekse eş başkanlar her süreçte bu manada olumlu katkıları oldu, sağ olsunlar. Tabii olumsuz beyanlar da geçti, doğrudur yanlıştır. Ben şuna arzu ediyorum bundan sonraki süreçte de: Bu bir kendi oluşumu içinde, gerçekliği içinde uzun uğraşların, komisyonun uzun çalışmalarının geldiği bir nokta. Bu kadarını yapabiliyoruz. Bundan sonra da gerek kanunun uygulamasında gerekse de kurulun çalışmalarında çok farklı ihtiyaçlar, farklı durumlar ortaya çıkabilecektir. Zaten biz bu kurula yetki veriyoruz.

Bu tasfiye sürecinden sonraki aşamada gerek adli gerek idari gerekse de yasal düzenlemeler noktasında her zaman bu çalışmalar ortaya konulabilecektir. Yine önümüzdeki dönemlerde de biz ihtiyaç duyulması halinde farklı alanlarda gerek yasal düzenleme gerek idari düzenlemeler mutlaka oluşacaktır. Çünkü çok değişken bir yapı. Uluslararası konjonktürün, bölgesel krizlerin de bu konuda etkisi yadsınamaz. Ben o yüzden aziz milletimiz şundan müsterih olsun: Çok net bir şey yapıyoruz. Bu topraklarda, bu coğrafyada, sadece ülkemizde değil, bölgede diğer ülkelerimizde de kardeşliğin, barışın, huzurun, güvenliğin sağlanması noktasında biz çalışmalar yürütüyoruz.

Biz biliyoruz ki yaklaşık 50 yıldır bu ülkede derin acılar yaşatmış, birçok manada olaylara, derin acılara yol açan olaylara yol açmış, saldırılara yol açmış, şehitlerimizin, gazilerimizin bu manada biz haklarını, hukuklarını ortadan kaldıracak veya zarar verecek asla bir konumda olamayız, öyle bir hedefimiz olamaz. Ama şunu da biliyoruz ki: Türkiye gelecek ikinci yüzyıla, Türkiye Yüzyılı’na, daha güçlü, daha müreffeh bir noktada 86 milyon aziz milletimizin tamamının etkileneceği ve hayatının daha da iyileşeceği; güven ortamı, huzur ortamı, hoşgörü ortamı, barış ortamının da sağlanmasını da hedefliyoruz. Dolayısıyla buna herkesin, her bireyin bu sürece katkı vermesi lazım.

‘NATO ZİRVESİ’ VURGUSU

Bu topraklardan asla silahın, şiddetin bir daha konuşulmaması lazım. Kim ne diyorsa açık yüreklilikle, demokratik ortamın zenginliği içerisinde fikirlerini herhangi bir suç ve suça teşvik olmaksızın paylaşabilir, hedeflerini ortaya koyabilir. Yani önemli olan aziz milletimizin, ülkemizin daha güçlü olması, sözünün ve kararlılığının dünyada saygı görmesi. Bakın biz yakın zamanda Ankara’da, başkentimizde NATO Devlet Başkanları Zirvesi yaptık. Oradaki dünyanın ülkemize bakışı, Sayın Cumhurbaşkanımıza, ülke ortamına, güvenliğine ve dünya barışına katkısı çok özel anlatıldı. Yani Türkiye’nin bu güçlü müreffeh gelecek dönemlere yansıyacak kararlı duruşu şu anda dünyada zaten etki yaratıyor.

‘DEVAM ETTİRECEĞİZ’

Bölgemizdeki krizlere, maalesef bazı saldırgan katil İsrail’in dönem dönem yaptığı saldırılar maalesef devam ediyor. Ama dünyanın gerek kuzeyimizdeki Rusya-Ukrayna savaşı gerekse de ABD, İsrail, İran savaşı ve güneyimizde Kızıldeniz’de ve Yemen bölgesinde maalesef bölgesel krizler devam ediyor. Dolayısıyla bizim ülke olarak kararlı duruşumuzu, imkanlarımızı dünya barışına, dünyanın güvenliğine, diğer kriz bölgelerindeki krizlerin çözümü noktasında kararlı duruşumuzu Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devam ettiriyoruz, bundan sonra da devam edeceğiz. Ama aynı zamanda da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları, iç cephenin güçlendirilmesi, yine Sayın Devlet Bahçeli’nin, MHP Genel Başkanı’nın açıklamaları iç cephenin güçlendirilmesi, bunu da devam ettireceğiz.

İç cephemizi güçlü kılacak, iç cephemizi bundan sonra sürdürülebilirliğini, devamlılığını, güveni artıracak çalışmalarımız da devam edecek. Gazi Meclisimizde elimizden gelen tüm gayret ve çaba da bu yöndedir. Ben nihayetinde destek olan parti gruplarına tekraren teşekkür ediyorum. Bağımsız milletvekillerimiz var, ben biraz önce bahsettim, Yeni yol Partisi’nden bazı milletvekili arkadaşlarımız var, HÜDA PAR’dan dört milletvekili arkadaşımız imza koydu, CHP grubundan grup başkan, grup başkanvekilleri imza koydu, DEM Parti eş başkanlar, grup başkanvekilleri, meclis başkanvekili ve bölgeler partisinden imzalarını koydu, AK Parti 277 milletvekiliyle beraber tamamı imzasını koydu meclis başkanımızla birlikte, yine MHP tüm grubuyla beraber tamamı imzasını koymak suretiyle, Devlet Bahçeli Bey’in, genel başkanın bizzat ilk imza sahibi olaraktan imzalarını koyduğu kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun. Ben şundan eminim ki iyi niyetle, samimiyetle bu çabaları sürdürelim. Ben Gazi Meclisimizdeki partilere de bu tavsiyede bulunmak isterim. Herkes lütfen samimi destek olsun.

Eksik olabilir. Bakın, arkadaşlar, biz dört dörtlük, mutlak manada her şeyi düşünerek bir şey yazdık demiyoruz. Elbette ortak akılla, samimi çabalarla da desteğe açığız bu konuda. Yıkıcı olmamak lazım, bozucu olmamak lazım, art niyet ve kötü niyet taşımamak lazım. Samimi niyetlerimizle bu sürece sahip çıkmamızı ben bütün parti gruplarından, milletvekillerimizden de hassaten bekliyorum. Çok teşekkür ediyorum. Kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun.

‘AMAÇ ENTEGRASYON’

Şimdi mahkumiyet halinde biliyorsunuz TCK 53. maddesi kapsamında hak yoksunluğuna yönelik de karar veriliyor. Bu ne olacak? Değerli arkadaşlar, bu özel bir ifadeye kullandık. Bizim amacımız entegrasyonu, topluma kazandırmayı ve şeyi sağlamak, bütünleşmeyi sağlamak. 5 yıla kadar ertelenenlerde 2 yıl bir süre, hak yoksunluğu devam edecek, 10 yıl olanlarda da 3 yıl. Bu tabii otomatik devreye giren bir durum değil, doğrudan kurul burada devrede olacak. Çünkü alt komisyonlarda bu süreci işleyecek bir durum var. Kurul bu konularda da karar verecek. Uygun görülen, bu manada dediğim gibi farklı şeylere karışmamışsa, ertelemeyle ilgili bir olumsuzluğu yoksa, ilgili infaz hakimliğinden hak yoksunluğuna yönelik tüm haklarının iadesi noktasında talepte bulunulabilecek.

‘ANAYASAL MANADA BİR AYKIRILIK TEŞKİL EDECEKTİR’

Bazı tabii hukukçu kişilerin de açıklamaları var: Soruşturma ve kovuşturma safahatında nedir? Bakın arkadaşlar, anayasamızın 38. maddesi. Bir mahkumiyet oluşmadan, hüküm kesinleşmeden ona bağlı olarak (TCK 53 bağlamında) bir hak mahrumiyetini biz soruşturma ve kovuşturma safahatında yapma imkanımız yok. Yapsanız bile bu anayasal manada bir aykırılık teşkil edecektir. Siz kesin mahkumiyeti olmayan kişiyi, masumdur, cezası yoktur. Zaten halihazırda bakın uygulamamızda da siz herhangi bir seçimlerde herhangi bir soruşturma ve kovuşturmanız olsa bile, kesin mahkumiyetiniz yoksa, adli sicil kaydında yer almayan bir durumdan dolayı kişinin özellikle anayasal manada örgütlenme hürriyeti kapsamında, yine kişinin kendi bağlamında kişiye bağlı sıkı sıkıya haklar bağlamında bir engel oluşturabileceğini düşündüğümüz için bu konuda herhangi bir duruma burada yer vermedik.

BAŞSAVCILIKLAR SORUŞTURMA İÇİN İZİN ALACAK!

Bir husus daha var, değerli basın mensupları, ondan da bahsedeyim. Kanun yürürlüğe girdi. Bu dönem içerisinde, kanundan önceki döneme ait herhangi bir şikayet, herhangi bir ihbar oldu, bundan 10 yıl önce, 15 yıl önce bilinmeyen faili meçhul veya soruşturma kovuşturma dosyası içerisinde bir durum ortaya çıktı, yeni bir delil. Burada arkadaşlar, başsavcılıklarımız kuruldan izin almadan soruşturmaya devam edemeyecek. Çünkü değerli arkadaşlar bundan sonraki süreç içerisinde yalan beyanlar, iftiralar, farklı ihbarlar, şikayetler de başsavcılıklarımızda olabilir. Bunun ciddi, toplum vicdanını, kamu vicdanını etkileyen, gerçekten delillendirilmiş şikayetin konumu, durumu iyiyse bu konuda kurul izin verecek ve soruşturma devam edecek. Burada da bir belirsizlik oluşmaması için böyle bir metni yazmış olduk.

Arkadaşlar bunlar, bakın, koşullu salıverilme şartlarımız ceza kanunumuzda, infaz kanunumuzda belli. Bugün verdiğiniz rakam yarın değişebilir çünkü bu canlı bir dönem. Yani şu anda şartları tutmuştur; 30 kişi, 40 kişi doğal olarak, hakkı olaraktan tahliye edilebilir. Ama bu süreç uzun bir süreç. Bakın buradaki teyit mekanizmasıdır. Teyit mekanizması gelişmeden bu gerek 3. maddede gerekse 6. maddeden yararlanma imkanı yok. Yani teyit mekanizması tüm silahların teslimi, imhası, örgütün feshi noktasında bir teyit mekanizması önce MGK kararıyla ilan edilecek. Sonra 6 aylık süre başlıyor. Henüz işin başındayız, çok erken. Bizim amacımız terörün tamamen bu topraklardan tasfiyesidir. Şu andaki sayı dediğiniz, 6 ay sonra 4.000’dir; 1 yıl sonra 3.000, bilemezsiniz ki yani, bu sayı üzerine takılmayın arkadaşlar. Evet.

ÖCALAN’IN STATÜSÜ SORUSUNA YANIT

Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.

Yani bize sorarsanız, bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belli bir disiplinle, belli kurallara tabi olarak İmralı’da akademisyen ziyaretleri, gazeteci ziyaretleri, bu konudaki açıklamalar noktasında gayet idari düzenleme içinde yapılabilir. Ama bunun için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok, statüye de ihtiyaç yok arkadaşlar.

‘ÖZEL’E FEZLEKE’ SORUSUNA YANIT

Arkadaşlar, biz yargının işleyişine karışmıyoruz. Bakın, bağımsız ve tarafsız yargının işleyişine karışmıyoruz. Hiçbir milletvekilinin suç işleme özgürlüğü yok. Ben ne bileyim yani, hangi milletvekilimiz neye karıştı. Bağımsız, tarafsız yargı kendi çalışmasını yürütüyor. Bunun da alakası olan bir durum değil arkadaşlar. Dolayısıyla herkes kendi işine baksın diyoruz. Peki teşekkür ediyorum arkadaşlar.”

💾

Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...

Rivayet Muhtelif (25): Meclis’teki yeni düzenleme çözüm sürecine ne getirecek?

Ayşegül Doğan, çözüm süreci, Öcalan, Demirtaş ve Meclis düzenlemesine ilişkin DEM Parti'nin beklentilerini açıkladı.

Rivayet Muhtelif (25): Meclis’teki yeni düzenleme çözüm sürecine ne getirecek? Medyascope

💾

Ayşegül Doğan, çözüm süreci, Öcalan, Demirtaş ve Meclis düzenlemesine ilişkin DEM Parti'nin beklentilerini açıkladı.

Ruşen Çakır konuklarla değerlendirdi: Bahçeli’nin süreç için mekanizma önerileri

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “süreç için mekanizma” önerisi siyasi denklemde neye karşılık geliyor? Ruşen Çakır konuklarıyla yorumladı.

Ruşen Çakır konuklarla değerlendirdi: Bahçeli’nin süreç için mekanizma önerileri Medyascope

💾

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “süreç için mekanizma” önerisi siyasi denklemde neye karşılık geliyor? Ruşen Çakır konuklarıyla yorumladı.

Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar”

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Öcalan'nın statüsüyle ilgili açıklamaları ne anlama geliyor? Gürkan Çakıroğlu yorumladı.

Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar” Medyascope

💾

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Öcalan'nın statüsüyle ilgili açıklamaları ne anlama geliyor? Gürkan Çakıroğlu yorumladı.

YPG elebaşı Mazlum Abdi: ‘Ankara ziyareti hazırlık aşamasında, Öcalan ile görüşme olabilir’

PKK/YPG terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi, Al Monitor’den Amberin Zaman’a açıklamalarda bulundu.

AKP hükümeti ile yürütülen görüşmeler, Şam yönetimiyle entegrasyon sürecine ilişkin açıklamalarda bulunan Abdi, Ankara’ya olası bir ziyaret için “Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Ziyaretin hayata geçmesi halinde Abdullah Öcalan’la bir görüşmenin gündeme gelip gelmeyeceği sorusunu da yanıtlayan Abdi, “Evet, olabilir” dedi. Abdi, “Onunla telefonda konuşmadım. Mektuplar aldık. Sonuncusu Ocak’taki savaştan önceydi. O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır” ifadelerini kullandı.

Abdi’nin “Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı.” sözleri ise dikkat çekti.

İşte sorulan sorular ve Abdi’nin yanıtları…

“Al-Monitor: Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ile 29 Ocak’ta revize edilen entegrasyon ve ateşkes anlaşmasını imzalamanızın üzerinden dört ay geçti. Rojava önemli ölçüde küçüldü, ABD kuvvetleri bölgeden çekildi ve merkezi hükümetle entegrasyon görüşmeleri sürüyor. SDG komutanı olarak bu süreçte ne yaptınız, öncelikli odak noktanız ne? Pek çok kişi bunu merak ediyor.Tarih

Abdi: Öncelikli odak noktamız Şam ile yaptığımız entegrasyon anlaşmasının doğru biçimde hayata geçirilmesidir. Bu çerçevede hem askeri kuvvetlerimizin Suriye ordusuna entegrasyonu hem de özerk yönetime bağlı kurumların entegrasyonu yürütülmektedir. Bu sürecin adil ve hakkaniyetli bir şekilde tamamlanmasını istiyoruz. Süreç boyunca temel önceliğimiz, Kürt bölgemizin kendine özgü niteliklerinin korunması ve gözetilmesidir.

Al-Monitor: Biraz daha ayrıntı verebilir misiniz?

Abdi: Oldukça kapsamlı bir süreç. Farklı dosyaları ele alan ayrı ekiplerimiz var. Örneğin askeri entegrasyonla ilgilenen ekip; Sipan Hemo da bu ekipte yer alıyor. Ayrıca özerk yönetimin diğer birimlerinin entegrasyonuyla ilgilenen meslektaşlarımız var. Asayiş’i örnek verelim: Şam ile, Asayiş’in Kürt çoğunluklu bölgelerde yapısını koruyacağı konusunda mutabık kalındı. Tüm Asayiş yetkilileri ve personeli görevlerini sürdürecek, Suriye devletiyle bütünleşerek devletin bir parçası haline gelecek. Yaklaşık 15.000 kişiden söz ediyoruz. Aslında üzerinde mutabık kaldığımız iki temel ilke var. Özerk yönetimin hiçbir çalışanı işten çıkarılmayacak ya da “diskalifiye” edilmeyecek; herkes görevini sürdürecek ve ücretlerini ilgili bakanlıklardan almaya devam edecek. Yaklaşık 50.000 kişiden söz ediyoruz. İkinci ilke ise şu: Kürt çoğunluklu bölgelerde yerel yönetim, yerel halk tarafından yürütülecek; karma nüfuslu bölgelerde ise yönetim uzlaşı temelinde paylaşılacak. Karma bölgelerden kastım, Arap, Kürt, Hristiyan ve başka toplulukların bir arada yaşadığı Haseke gibi yerler. Kobani’ye bağlı Sirrin ve Şexler adlı iki ilçe Arap çoğunlukludur. Serêkaniyê de böyle. Bu tür bölgelerde Arapların halk iradesine dayalı olarak yönetimde söz sahibi olması gerekiyor. Afrin’in durumu biraz daha hassas çünkü Türk devleti hâlâ orada varlığını sürdürüyor. Ancak Afrin tartışmasız biçimde Kürt bir bölgedir; Afrin çevresindeki Şehba bölgesi de öyle. Halep’teki Şeyh Maksut ise Kürt çoğunlukludur.

Al-Monitor: Suriye hükümeti size çeşitli görevler teklif etti ancak hiçbirini kabul etmediniz. Neden?

Abdi: Dedim ya, önceliğimiz bu entegrasyon çalışmasını tamamlamak. İkinci neden ise Kürt birliğini pekiştirmenin de öncelikli hedeflerimizden biri olması.

Al-Monitor: Kürdistan Ulusal Kongresi (KUK) ile mi kastediyorsunuz?

Abdi: Onlar ve diğer partilerle.

Al-Monitor: Anladığım kadarıyla Haseke’den ulusal seçimlerde Kürtlere ayrılması planlanan dört sandalyeden ikisini KUK’a vermeyi önerdiniz ve KUK kabul etti.

Abdi: Bu konuda uyum sağlamak için çalışıyoruz.

Al-Monitor: Yeni bir siyasi parti kurduğunuz doğru mu?

Abdi: Hayır. Bu talep halktan geliyor ve biz de bu nedenle değerlendiriyoruz. Ancak açıkçası şu an öncelik listemizin en üstünde yer almıyor.

Al-Monitor: Entegrasyona geri dönelim. Hükümet, Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) entegrasyon sürecine dahil edilmesi taleplerini kabul etmiyor. Özerk yönetim tarafından verilen ortaokul ve lise diplomalarının tanınacağı defalarca dile getirildi; ancak hiçbir şey ilerlemiyor. Şam, bu dört ayda somut olarak ne yaptı?

Abdi: Askeri kuvvetlerin entegrasyonu plana uygun ilerliyor. SDG güçlerinden oluşacak ve SDG komutanları tarafından yönetilecek dört askeri tugayın kurulması konusunda mutabık kalmıştık. Bu tugayların oluşturulması ve resmi olarak tanınması aşaması büyük ölçüde tamamlandı. Suriye ordusu bünyesinde yeni isimler aldılar; ancak münhasıran SDG savaşçılarından oluşuyorlar. Örneğin Kobani için kurulan tugay, Kobani’de konuşlandırılmış olup Halep merkezli bir tümene bağlı. Cezire bölgesinde üç tugay daha var: biri Derik’te, biri Haseke’de, biri de Kamışlı’da. Cezire’deki tugayların tamamının koordinasyonu Ciya Kobane’nin sorumluluğunda. Derik’teki tugaya Sasun Derik komuta ediyor, Kamışlı’daki tugayı Lokman Halil yönetiyor. Haseke tugayının komutanı Serdar Afrin, Kobani için kurulan tugayın komutanı ise Mahmut Kobane.

Al-Monitor: SDG hâlâ var mı?

Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar SDG varlığını sürdürecek. SDG feshedilmedi.

Al-Monitor: Süreç tamamlandığında feshedilecek mi?

Abdi: Evet.

Al-Monitor: Peki sizin unvanınız ne olacak?

Abdi: Güzel soru [güler]. Halkımın arasında kalacağım. Halkımızı örgütlemeye odaklanacağız ve doğal olarak yeni yapılar oluşacak.

Al-Monitor: Eğitim meselesine ne oldu? Şam neden ayak sürüyor?

Abdi: Uygulamanın geciktiği doğru. Ancak artık birkaç gün içinde yürürlüğe girecek nihai bir anlaşmaya vardık. Buna göre bu ve gelecek öğretim yılında özerk yönetimin müfredatı kapsamında eğitim gören ve ortaokul ile lise diploması alacak çocuklarımız, bu diplomalarını Suriye devletinden alacak. Bunun yanı sıra özerk yönetim tarafından o günden bu yana verilen tüm ortaokul ve lise diplomaları Suriye devleti tarafından resmi olarak tanınacak.

Al-Monitor: Gelecek öğretim yılının ardından bölgenizdeki okullar hükümetin ulusal müfredatına mı dönecek?

Abdi: Bu meseleyi tartışmak üzere bizim ve Şam’ın temsilcilerinden oluşan ortak bir komite kuruluyor. En önemli talebimiz, Kürt çoğunluklu bölgelerde eğitimin Kürtçe olması. Ulusal müfredat uygulanacak ve Kürtçeye çevrilecek. Bu komitenin önümüzdeki iki ay içinde hükümete görüşünü bildirmesi bekleniyor.

Al-Monitor: SDG ve özerk yönetim tarafından hükümetin çeşitli pozisyonları için aday gösterilen kişilerden kaçı şimdiye kadar göreve atandı?

Abdi: Bu, Şam’ı eleştirdiğimiz başka bir konu. Birlikte mutabık kalmıştık: insanlarımız hem hükümete hem orduya katılacaktı. Çeşitli bakanlıklar ve müdürlüklerdeki pozisyonlar için 20’den fazla isim önerdik; büyük çoğunluğu özerk yönetimin eski çalışanları. Şimdiye kadar herhangi bir yanıt almadık.

Al-Monitor: Cumhurbaşkanı Şaraa yeni kabinesini açıkladı. Sizden bazı isimlerin bu pozisyonlara gelmesini bekliyor muydunuz?

Abdi: Bu pozisyonlar için bazı isimler ilettik. Şam’ın yalnızca Kürtleri değil, ülkenin farklı bileşenlerini de daha fazla kapsayıcı bir şekilde dahil etmesi gerekiyor.

Al-Monitor: Bütçe meselesi nasıl işliyor? Şam özerk yönetime herhangi bir finansman sağlıyor mu?

Abdi: Suriye ordusuyla entegre edilen askeri kuvvetlerin maaşları hükümet tarafından ödeniyor. Tüm SDG güçlerini Suriye ordusuna entegre etmek için çalışıyoruz; bu konu hâlâ görüşülüyor. Şu an için maaşları özerk yönetim ödüyor.

Al-Monitor: Özerk yönetim gelirlerini nasıl elde ediyor? Deir ez-Zor’daki petrol sahalarının kaybı gelirlerinizi önemli ölçüde azaltmış olmalı.

Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar eski gelir kaynaklarının bir kısmı kullanılabilir olmaya devam edecek. Sınır gelirleri, vergiler ve bir miktar petrol geliri topluyoruz.

Al-Monitor: Rmeilan ve bölgenizdeki diğer petrol sahaları şu an kimin kontrolünde?

Abdi: Anlaşma kapsamında devlet, sahalar üzerinde varlık kurdu. Sahalar önceden bizim şirketimiz olan Cezire şirketi tarafından yönetiliyordu ve bu şirket hâlâ faaliyette. Üretim paylaşımına ilişkin nihai anlaşma için müzakereler sürüyor. Sahalar Suriye devletine aittir.

Al-Monitor: Kontrolünüzdeki bölgelerde şu an kaç hükümet yetkilisi görev yapıyor?

Abdi: Kesin rakamları bilmiyorum ama onlarca yetkili diyelim. Henüz erken dönemde. Güvenlik kuvvetleri açısından ise 29 Ocak anlaşmasında öngörülen sayıda bulunuyorlar. Şimdiye kadar herhangi bir sorun yaşamadık. Bu aşamada kuvvetlerimiz ile Suriye ordusu arasında bir ayrım yapmak doğru olmaz çünkü artık aynı ordunun parçasılar.

Al-Monitor: Kamuoyunun genel algısı şu: başlangıçta siz ve Cumhurbaşkanı Şaraa birbirinizden pek hoşlanmıyordunuz, ancak artık oldukça iyi geçiniyorsunuz.

Abdi: İkimiz de aynı şeyi istiyoruz: entegrasyon sürecinin başarıyla tamamlanması.

Al-Monitor: İkinizin de askeri geçmişten gelmeniz birbirinizi daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor mu?

Abdi: Evet. Bu bir etken.

Al-Monitor: Sizi ziyaret edecek mi? Davet ettiniz mi?

Abdi: Onu geçen yıl davet etmiştik. Entegrasyon süreci tamamlandığında daveti yenileyeceğiz.

Al-Monitor: Bu ne zaman olacak?

Abdi: Tarafların ne kadar hızlı hareket ettiğine, anlaşmanın mutabık kalınan şartlar çerçevesinde tam anlamıyla uygulanmasına ne ölçüde bağlı kalındığına bağlı. Bizim tarafımızdan tam bir taahhüt var.

Al-Monitor: Kadın savaşçılar meselesi nasıl çözüme kavuşacak? Suriye ordusunun pek çok birliği cihatçı geçmişten geldiği düşünüldüğünde bu son derece güç görünüyor; saflarında radikal feminist kadın savaşçıların yer alması rahatsızlık yaratabilir.

Abdi: Şam, kadınların aktif muharebe görevi veya orduda başka pozisyonlar üstlenmesi için yasal bir dayanağın bulunmadığını, bu nedenle iç güvenlik kuvvetleri kapsamında İçişleri Bakanlığı bünyesine alınmaları gerektiğini söylüyor. Gerçek şu ki kadın savaşçılarımız ve komutanlarımız, herhangi bir erkek savaşçı ya da komutan kadar, hatta daha fazla cesur, zeki ve yetenekli. Müzakereler sürüyor; ancak mevcut koşullar altında kadın savaşçılarımızın büyük ihtimalle iç güvenlik kuvvetlerinin bir parçası olacağı görünüyor.

Al-Monitor: Bir başka hassas konuya geçelim: Şam ile sürdürülen esir takasları. Hükümet tarafından bölgenizden kaç SDG savaşçısı ve sivil tutuklu bulunuyor?

Abdi: Annelerimiz bu duruma çok üzülüyor ve haklılar. Esir takası çok daha önce başlamalıydı. Hükümet şimdiye kadar toplam yaklaşık 900 kişiyi serbest bıraktı; bizim tarafımız ise toplam 500’ü aşkın kişiyi serbest bıraktı. Şu an hükümet tarafında tutulan yaklaşık 500 kişi var; bunların yarısı SDG savaşçısı, yarısı Kürt sivil. Bu meseleyi bir an önce çözüme kavuşturmayı umuyoruz.

Al-Monitor: Bazı SDG savaşçılarının saflarınıza katılmış Aleviler olduğu söyleniyor.

Abdi: Birkaç yüz kişi var. Biz Kürt olup olmadığına ya da Alevi olup olmadığına bakmıyoruz. Bu insani bir mesele. Bu kişilerin pek çoğu, geçen yılın Mart ayında kıyı bölgelerinde Alevi nüfusa yönelik toplu şiddet olaylarının ardından bölgemize sığındı. Canlarını kurtarmak için kaçıyorlardı; bir kısmı geçimini sağlamak için yönetimde ya da SDG’de iş buldu ve burada kalmaya devam ediyorlar. Hükümet bunu anlıyor. Bu kişilerin serbest bırakılması için SDG savaşçıları olarak çalışıyoruz; etnik ya da dini kimliklerini esas almaksızın. Hepimiz eşitiz: Araplar, Kürtler, Aleviler, Dürzi, Hristiyanlar. SDG’de bu toplulukların hepsinden insanlar var. Bu bizim için ilkesel bir meseledir ve her zaman böyle olmuştur.

Al-Monitor: Ocak çatışmalarındaki resmi kayıp sayısı nedir? SDG’de hâlâ kayıp savaşçılar olduğuna dair söylentiler var ve bu durum kamuoyunda öfkeye yol açıyor.

Abdi: Tüm şehitlerimizin naaşlarını geri getirdik. Toplam rakam 260. Kimsenin kayıp kalmaması için bu dosya üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Bu amaçla Şam ile ortak bir görev gücü oluşturduk. Dosyalarımızda Ocak öncesindeki çatışmalara ait birkaç isim var ve bu kişilerin akıbetini araştırıyoruz. Tüm ailelere sevdikleri hakkında eksiksiz bir yanıt verilene kadar her taşı yerinden oynatmaya kararlıyız.

Al-Monitor: SDG’nin bu kadar hızlı toprak kaybetmesinin nedenlerinden birinin komutanların mevzilerini terk etmesi olduğu iddia ediliyor.

Abdi: Hayır, bu kesinlikle doğru değil. Deir Hafer için Amerikalılar’ın arabuluculuğuyla Şam ile bir ateşkes anlaşması yapılmıştı. Anlaşma kapsamında çekilirken Suriye ordusu şartları ihlal ederek Deir Hafer’e girdi. Bu, çatışmaya yol açtı ve biz kuvvetlerimize savaşmamaları emrini verdik. Ateşkese bağlıydık ve daha fazla can kaybını önlemek istedik. Halkımız savaş istemiyordu. Önce IŞİD gibi vahşi bir örgütle savaştık, ardından yıllarca Türk ordusunun saldırılarına maruz kaldık. İnsanlar savaştan bıktı. Halkımızın çıkarları doğrultusunda hareket ettik. Komutanların yoldaşlarını terk ettiği gibi bir durum söz konusu değil. Ne yazık ki çatışma ortamlarında, özellikle uzaktan bakıldığında, pek çok efsane uydurulur.

Al-Monitor: Ocak ayında, çatışmalar sırasında Rojava’daydım ve halk açıkça çatışma istemiyordu. Ancak şu an size ve diğer komutanlara, hatta Abdullah Öcalan ve PKK’ya yönelik ciddi bir öfke var. Türkiye’nin “Rojava’yı yok etmesi” için ortaklaşa emir aldığınız, teslim olduğunuz söyleniyor. Bir kesim ise Rakka ve Deir ez-Zor’dan çok daha önce ve daha iyi şartlarla çekilmeniz gerektiğini söylüyor. Kısacası ciddi bir eleştiri var. Bunların herhangi biri haklı mı?

Abdi: Hayır, değil. Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı. Rakka ve Deir ez-Zor meselesine gelince… Başlangıçta o kadar uzaklara gitmeyi gerçekten düşünmüyorduk. Ancak bize yönelik saldırıların büyük bölümü Rakka, Münbiç ve Deir ez-Zor’dan geliyordu. Ana bölgelerimizi korumak için düşmanı kendi kalelerinde takip etmek askeri bir zorunluluk haline geldi. Üstelik IŞİD yönetimindeki bu bölgelerde yaşayan halkın liberasyon çağrısı da bize ulaşıyordu. Yerel halkla omuz omuza savaşarak, birlikte hayatımızı kaybederek tüm bu bölgeleri özgürleştirdik. ABD öncülüğündeki koalisyon ise havadan destek sağlıyordu. Rakka nihayet kurtarıldığında yerle bir olmuştu; bunu gördünüz. Hem son derece kısıtlı imkânlarla hem de Türkiye’den gelen saldırılarla aynı anda boğuşurken Rakka’yı yeniden ayağa kaldırdık. Koalisyon fonlarının büyük bölümü Rakka ve Deir ez-Zor’a aktarıldı. İnsanlar memnun değilseydi neden Rakka’yı terk edip Esad kontrolündeki bölgelere, hatta Esad’ın devrilmesinin ardından bile bu bölgelere geçmiyorlardı? Tam tersi oluyordu: Hükümet kontrolündeki bölgelerden Araplar bize geliyordu. Bu nedenle “hiçbir şey yapmadık” gibi suçlamalarla karşılaşmak şaşırtıcı. Bu, hatalar yapılmadığı, yanlış politikaların uygulanmadığı anlamına gelmiyor elbette. Ama hiçbir şey göründüğü kadar siyah ya da beyaz değil.

Al-Monitor: İnsanların çekilmenizi sevinçle karşılamasına dair görüntüler ve hapishanelerde tutulan çocuklar?

Abdi: Bunlar münferit vakalar. Dediğim gibi bazı hatalar yapıldı.

Al-Monitor: Peki ya hükümet Rakka ve Deir ez-Zor’u zorla geri almadan önce daha iyi bir anlaşma yapamamış olmanız?

Abdi: Bu eleştiride bir doğruluk payı var. 2025’te Şam ile imzalanan 10 Mart anlaşması bu bölgelerin yeniden entegrasyonunu öngörüyordu. Biz bu bölgelerden çekilmeden önce, demokratik bir Suriye çerçevesinde yerel halkın haklarını güvence altına alan ve tüm bileşenlerin tanınıp adil biçimde temsil edildiği nihai bir anlaşma istiyorduk. Kuzey ve kuzeydoğuyu, parça parça terk edilecek bir toprak değil, bütünlüklü bir bölge olarak tasavvur ediyorduk. Yalnızca Kürt halkının değil, birlikte çalıştığımız, birlikte savaştığımız tüm halkların haklarını neden göz ardı edelim ki; onlara daha fazla borçluyduk. Bunun için çok uğraştık ama maalesef başaramadık.

Al-Monitor: Neden?

Abdi: Her iki tarafın da bu sonuçta payı olduğunu söylerim. Hükümet sürekli oyalıyor, önerilerimizden hiçbirine yanıt vermiyordu. Bizim hatamız ise orta yol aramamaktı. Yeterince esnek davranmadık. Rakka ve Deir ez-Zor gibi Arap çoğunluklu bölgelerin entegrasyonuna çok daha erken başlayabilirdik. Bunun yerine kontrolümüzdeki alanın tamamının bir bütün olarak ele alınmasını talep ettik; bunun nedenlerini zaten anlattım.

Al-Monitor: Bu süreçte Amerikalılar Şam’a yakınlaştı. Sizi desteklemediler.

Abdi: Bu da doğru. Amerikalıların politikası merkezi hükümeti destekler nitelikteydi.

Al-Monitor: Bu sizin için bir şok değil miydi?

Abdi: Bunu beklemiyorduk. Bu savaş başladığında Amerikalılar, merkezi hükümet kuvvetleri ilerledikçe ağırlıklarını koyarak savaşı durdurabilirlerdi. Durum bu kadar kötüye gitmeden önce bir anlaşmaya arabuluculuk etmeleri mümkündü. Çok geç devreye girdiler; ancak hükümet kuvvetleri Kürt çoğunluklu bölgelere yaklaştığında. Savaşı sona erdirmek için o zaman yaptıklarını çok daha önce yapabilirlerdi. Tabii bunları söylerken yönetimin politikasını eleştiriyorum. Rojava’da bizimle birlikte görev yapan Amerikalı komutanlar ve askerler bize her zaman çok destek oldular; onları suçlamamak gerekir. Emirleri doğrultusunda hareket ediyorlardı. Ve elbette varlıklarını özledik. Pek çok değerli, sadık dost edindik; hâlâ iletişimdeyiz. Onların bilgi ve deneyiminden yararlandığımız gibi onlar da bizimkinden yararlandı. ABD’nin askeri varlığı artık yok; bu yeni ortama uyum sağlıyoruz.

Al-Monitor: Suriye için ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile hâlâ iletişimde misiniz?

Abdi: Evet, yaklaşık iki hafta önce telefonla konuştuk. Kendisi ve ekibi, entegrasyon anlaşmasının takibi ve uygulanmasıyla aktif olarak ilgilenmeye devam ediyor.

Al-Monitor: ABD Başkanı Donald Trump son dönemde Kürtler hakkında son derece aşağılayıcı açıklamalar yapıyor; Kürtlerin İranlı protestoculara gönderilmesi amaçlanan silahları kendilerine sakladığını öne sürüyor. Amerika Birleşik Devletleri ile bu kadar yakın çalışmış bir Kürt lider olarak bu açıklamalar sizi nasıl etkiliyor?

Abdi: Yanlış bilgilendirildiğini düşünebilirim. Kuvvetlerimiz hakkında, bizi bir tür paralı asker gibi tanımlayan bazı açıklamalar da yaptı. Hiçbir zaman kimseden para almadık. IŞİD’e karşı mücadele için kullanılan fonlar Pentagon tarafından bu amaçla tahsis edildi; bu mücadeleyi birlikte yürüttük. Sadece kendimizi değil, bu belayı tüm dünyadan uzaklaştırmak için savaştık. O fonlar onlar tarafından kontrol ediliyordu.

Al-Monitor: Pentagon’dan hâlâ fon alıyor musunuz?

Abdi: SDG’ye değil, “Suriye ordusuyla entegre güçlere” fon sağlanması tartışılıyor. Henüz hiçbir şey netleşmedi. Görüşmeler sürüyor.

Al-Monitor: İranlı Kürtlere tavsiyeniz ne olurdu? Amerikalılara güvenmeliler mi?

Abdi: Rojhelat Kürtlerinin meşru talepleri var. Haklarını aramaları en doğal haklarıdır. Bunu diyalog yoluyla mı yoksa silahlı direniş yoluyla mı yapacakları kendilerinin vereceği bir karar. Her iki seçeneğe de saygı duyarız. Ancak Amerikalılar, onların İran rejimini değiştirmeye yönelik silahlı bir girişime katılmaları için gerekli güvenceleri vermedi.

Al-Monitor: Türkiye’ye geçelim. Türkiye’deki barış süreci ile Şam görüşmelerinizin iç içe geçtiği açık. Nusaybin dahil çeşitli mekânlarda Türk yetkililerle gayri resmi görüşmeler yürütüyorsunuz. Türk yetkililerle temaslarınız sürüyor mu? Birkaç hafta önce Şam’daki Türk Büyükelçisi Nuh Yılmaz ile görüştüğünüz basına yansıdı.

Abdi: Basında yer alan haberler doğru değildi. Ancak Türk yetkililerle temaslarımız sürmektedir. Ayrıntılara girmeyeceğim. Bununla birlikte, Türkiye ile yürüteceğimiz her türlü görüşmeye Suriye hükümetinin de dahil olmasının daha verimli olacağına inanıyoruz. Tutumumuz bu yönde.

Al-Monitor: Nusaybin-Kamışlı sınır kapısının yeniden açılması konusunda ilerleme kaydedildi mi?

Abdi: İki hafta önce Şam’daki görüşmelerimde merkezi hükümetle sınırın yeniden açılması konusunda mutabık kaldık. Hatta bir tarih bile belirlendi. Ancak Haseke’deki adliye binasındaki tabelayla ilgili olaylar nedeniyle açılış ertelendi. Krizi yatıştırdık; açılış kısa süre içinde gerçekleşmeli.

Al-Monitor: Türkiye bu konuda ne düşünüyor? Türkiye’nin ortak sınır boyunca ağır silah bulunmasına ilişkin kaygılarını biliyoruz.

Abdi: Türkiye’nin endişelenecek bir şeyi yok. Hep barışçıl ve komşuluk ilişkilerine dayalı ilişkiler istediğimizi söyledik. Üstelik artık Suriye ordusunun bir parçasıyız.

Al-Monitor: Yakın zamanda verdiğiniz bir röportajda Ankara’ya gitmeyi düşünüp düşünmediğiniz sorulduğunda “neden olmasın?” dediniz. Türk hükümetinden resmi bir davet aldınız mı?

Abdi: Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz.

Al-Monitor: Türkiye ziyaretiniz kesinleşirse Abdullah Öcalan ile de görüşme gündemde olabilir mi?

Abdi: Evet, olabilir.

Al-Monitor: Öcalan ile en son ne zaman konuştunuz?

Abdi: Onunla telefonda konuşmadım.

Al-Monitor: Hiç yazışmadınız mı? Kendisinin size yazılı mesajlar gönderdiği geniş çevrelerde haber oldu.Hantavirüs Gelişmeleri

Abdi: Mektuplar aldık. Sonuncusu Ocak’taki savaştan önceydi.

Al-Monitor: Öcalan’ın Suriyeli Kürtler için bir liderlik figürü olmaya devam ettiğini söyleyebilir miyiz?

Abdi: O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır.

Al-Monitor: Bundan sonraki süreçte devriminizin idealleri çıkar ve iktidar hırsının gölgesinde kalma riski yok mu? Irak Kürdistanı’ndaki durum, işlerin nasıl yanlış gidebileceğinin acı bir örneği. Bu hataların Rojava’da tekrarlanmaması için ne yapıyorsunuz?

Abdi: Bu riskler her zaman var oldu ve bu tür senaryoların olasılığı kesinlikle arttı. İşte bu yüzden dedim ki önceliğimiz, bir yandan entegrasyon anlaşmasını başarıyla tamamlamak, öte yandan halkımızı örgütlemek ve kurumlarımızı ile stratejilerimizi yeniden şekillendirmektir. Halkımızı yolsuzluk ve açgözlülüğe karşı bağışıklı kılmanın en iyi yolu devrimci ruhumuzu canlı tutmak ve tüm siyasi yelpazedeki Kürtler olarak birliğimizi pekiştirmektir. Bu şeffaf ve kapsayıcı bir sistem inşa etmek, birlikte omuzladığımız bir sorumluluktur.

Al-Monitor: Hataların yapıldığını kabul ediyorsunuz. Bunu kamuoyu önünde kabul etmek Ortadoğu’da nadir görülen bir şey. Son bir değerlendirme olarak, bu 15 yıla geriye baktığınızda Rojava’daki Kürt halkının elde ettiklerine ilişkin ne söylersiniz?

Abdi: Nereden başladığımızı hatırlamak çok önemli. IŞİD tarafından yok edilmenin eşiğindeydik. Halkımız her yönden kuşatma altındaydı. Irak Kürdistanı’ndaki kardeşlerimizin aksine geri çekilecek yerimiz yoktu. Bir yanda Türkiye, diğer yanda IŞİD. 2014’te Kobani’nin nereye geldiğini hatırlayalım. Nüfusun büyük çoğunluğu zorla yerinden edildi. Yok oluşun eşiğinden döndük. Halkımızın fedakârlıkları sayesinde, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin koridorlarından dünyanın en ücra köşelerine kadar, dünya onların tarihin gördüğü en kötü ve kana susamış örgütlerden birine karşı gösterdiği kahramanca direnişi öğrendi. Bugün Suriye’de —Kürtlerin resmi kimlik belgeleri bile verilmezken, etnik haklardan söz edilemezken— biz Cumhurbaşkanı Şaraa ile bizzat, Kürtler olarak ve Kürtler adına bu hakları masada müzakere ediyoruz. Halkımızın umutları ve hayalleri istediğimiz biçimde gerçekleşmedi, bu doğru. Ancak bu, haklarımız için mücadeleyi bırakacağımız, hikâyenin burada bittiği ve Suriye’nin demokratik geleceğine katkı sunmak için elimizden geleni yapmaktan vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Suriye ordusunun genel komutası altında olsa da Kürtlerin kendi topraklarını savunacak kendi kuvvetleri var. Son 15 yılda Kürt çocuklar kendi ana dillerinde eğitim gördü ve bunu sürdüreceklerini güvence altına alacağız. Düşünün; Esad yönetiminde küçük bir çocukken ben bile Kürtçe bir kitap taşıdığım için rejim tarafından hapsedildim. Bugünün Suriyesi, 2011 öncesiyle kıyaslanamaz. Ruhumuz yılmaz. Uzlaşıyı barışçıl yollarla, diyalog aracılığıyla ve onurumuzu, özgün Kürt kimliğimizi hiçbir zaman feda etmeksizin inşa etmek, bizim yolumuzdur. Suriye Kürtleri artık görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir.”

 

Hafta Başı (82): CHP’ye kuşatma | Casusluk davası | Öcalan’a statü 

Hafta Başı’nın bu bölümünde Ruşen Çakır, Kadri Gürsel ile CHP’ye kuşatma, casusluk davası ve Öcalan’a statü tartışmalarını değerlendirdi.

Hafta Başı (82): CHP’ye kuşatma | Casusluk davası | Öcalan’a statü  Medyascope

💾

Hafta Başı’nın bu bölümünde Ruşen Çakır, Kadri Gürsel ile CHP’ye kuşatma, casusluk davası ve Öcalan’a statü tartışmalarını değerlendirdi.

Ruşen Çakır yorumladı: Öcalan’dan buraya kadar

Ruşen Çakır, Öcalan’ın 27 Şubat mesajını ve PKK barış sürecini değerlendirdi; sürecin Erdoğan ve müzakere ekseninde kilitlendiğini aktardı.

Ruşen Çakır yorumladı: Öcalan’dan buraya kadar Medyascope

💾

Ruşen Çakır, Öcalan’ın 27 Şubat mesajını ve PKK barış sürecini değerlendirdi; sürecin Erdoğan ve müzakere ekseninde kilitlendiğini aktardı.

Yener Orkunoğlu yazdı: Komisyon ve Öcalan ile görüşme

Yener Orkunoğlu, Kürt sorununun çözümünde yalnızca siyasal, ideolojik ve anayasal engellerin değil; nefretle örülmüş duvarların da yıkılması gerektiğini savunuyor.

Yener Orkunoğlu yazdı: Komisyon ve Öcalan ile görüşme Medyascope

DEM Parti’den İmralı ziyareti sonrası açıklama

Siyasi parti ziyaretlerini tamamlayan DEM Parti heyeti, dün terör örgütü PKK’nın elebaşı Öcalan ile görüşmek için İmralı’ya gitti.

Heyette; Pervin Buldan, Mithat Sancar ve avukat Faik Özgür Erol yer aldı.

Ziyaretin ardından heyetten yazılı bir açıklama geldi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“DEM Parti İmralı Heyeti olarak 25 Temmuz 2025 tarihinde İmralı Cezaevi’nde Sayın Abdullah Öcalan ile üç buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Adalet Bakanı ve siyasi parti liderleriyle heyet olarak gerçekleştirdiğimiz görüşmeler hakkında fikir teatisinde bulunduk. 11 Temmuz’da gerçekleşen silahların imha edilme töreniyle ilgili izlenimler ve törenin yansımaları hakkında bilgi aktarıldı. Sayın Öcalan da törenin gerçekleştirilme biçimini, sergilenen irade, inanç ve barış kararlılığını çok değerli bulduğunu belirtti. TBMM gündemindeki komisyon çalışmasının kapsamlı ve kapsayıcı bir yöntemle barış ve demokrasi adına önemli katkılar sunmasını beklediğini vurguladı. Halka ve tüm toplumsal kesimlere en içten selam ve iyi dileklerini iletti.”

❌