Dijital ödeme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte günlük alışverişlerde banka kartı ve temassız ödeme sistemleri ön plana çıkıyor. Ancak uzmanlar, POS cihazı üzerinden yapılan ödemelerde gösterilmeyen basit bir dikkatin, kullanıcıların maddi kayıp yaşamasına neden olabileceği konusunda uyarıyor.
KREDİ KARTI OLANLAR DİKKAT: SAKIN YAPMAYIN! HESABINIZ BOŞALTILIYOR
Finans uzmanlarının değerlendirmelerine göre, ödeme sırasında en sık yapılan hatalardan biri POS cihazındaki işlem tutarını kontrol etmeden şifre girmek ya da temassız ödeme işlemini onaylamak. Bu dikkatsizlik, yanlış tutar tahsil edilmesi veya aynı işlemin birden fazla kez gerçekleştirilmesi gibi sorunlara yol açabiliyor.
Banka Kartlarında Risk Daha Yüksek
Kredi kartlarında harcamalar bankanın tanımladığı limit üzerinden yapılırken, hatalı işlemlerde itiraz süreci boyunca belirli koruma mekanizmaları devreye girebiliyor. Buna karşılık banka kartları doğrudan kişinin vadesiz hesabına bağlı olduğu için yanlış veya fazla çekilen tutar anında hesaptan düşüyor.
Hatalı tahsil edilen paranın geri alınması ise bankalar arasındaki provizyon ve takas süreçlerine bağlı olarak birkaç gün sürebiliyor. Bu durum, özellikle yüksek tutarlı işlemlerde kullanıcıları zor durumda bırakabiliyor.
Finans uzmanları ve tüketici başvurularına göre ödeme anında yaşanan risklerin başında, kasiyerin POS cihazına girdiği tutarın kontrol edilmeden onaylanması geliyor.
Ayrıca bağlantı sorunu veya işlemin başarısız olduğu gerekçesiyle kartın yeniden okutulmasının istenmesi, fark edilmeden çift çekim yapılmasına neden olabiliyor. İşlem türünün satış, iptal ya da iade olup olmadığının kontrol edilmemesi de karşılaşılan diğer önemli hatalar arasında gösteriliyor.
HEMEN BU ADIMLARI UYGULAYIN!
Uzmanlar, ödeme işlemi tamamlanmadan önce POS ekranında görünen tutarın alışveriş bedeliyle birebir aynı olduğunun mutlaka kontrol edilmesini öneriyor. İşlem sonrasında verilen sliplerin saklanması ve üzerindeki bilgilerin incelenmesi de olası anlaşmazlıklarda önemli bir kanıt niteliği taşıyor.
Bunun yanı sıra bankaların mobil uygulamalarındaki anlık işlem bildirimleri veya SMS uyarılarının aktif hale getirilmesi, hesaptan çekilen tutarın anında görülmesini sağlayarak olası hataların erken fark edilmesine yardımcı oluyor. Böylece yanlış tahsilat veya şüpheli bir işlem tespit edildiğinde bankayla hızlı şekilde iletişime geçilerek gerekli güvenlik önlemleri alınabiliyor.
<p>Dijital ödeme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte günlük alışverişlerde banka kartı ve temassız ödeme sistemleri ön plana çıkıyor. Ancak uzmanlar, POS cihazı üzerinden yapılan ödemelerde gösterilmeyen basit bir dikkatin, kullanıcıların maddi kayıp yaşamasına neden olabileceği konusunda uyarıyor.</p>
<p>KREDİ KARTI OLANLAR DİKKAT: SAKIN YAPMAYIN! HESABINIZ BOŞALTILIYOR</p>
<p>Finans uzmanlarının değerlendirmelerine göre, ödeme sırasında en sık yapılan hatalardan biri POS cihazındaki işlem tutarını kontrol etmeden şifre girmek ya da temassız ödeme işlemini onaylamak. Bu dikkatsizlik, yanlış tutar tahsil edilmesi veya aynı işlemin birden fazla kez gerçekleştirilmesi gibi sorunlara yol açabiliyor.</p>
<p>Banka Kartlarında Risk Daha Yüksek</p>
<p>Kredi kartlarında harcamalar bankanın tanımladığı limit üzerinden yapılırken, hatalı işlemlerde itiraz süreci boyunca belirli koruma mekanizmaları devreye girebiliyor. Buna karşılık banka kartları doğrudan kişinin vadesiz hesabına bağlı olduğu için yanlış veya fazla çekilen tutar anında hesaptan düşüyor.</p>
<p>Hatalı tahsil edilen paranın geri alınması ise bankalar arasındaki provizyon ve takas süreçlerine bağlı olarak birkaç gün sürebiliyor. Bu durum, özellikle yüksek tutarlı işlemlerde kullanıcıları zor durumda bırakabiliyor.</p>
<p>Finans uzmanları ve tüketici başvurularına göre ödeme anında yaşanan risklerin başında, kasiyerin POS cihazına girdiği tutarın kontrol edilmeden onaylanması geliyor.</p>
<p>Ayrıca bağlantı sorunu veya işlemin başarısız olduğu gerekçesiyle kartın yeniden okutulmasının istenmesi, fark edilmeden çift çekim yapılmasına neden olabiliyor. İşlem türünün satış, iptal ya da iade olup olmadığının kontrol edilmemesi de karşılaşılan diğer önemli hatalar arasında gösteriliyor.</p>
<p>HEMEN BU ADIMLARI UYGULAYIN!</p>
<p>Uzmanlar, ödeme işlemi tamamlanmadan önce POS ekranında görünen tutarın alışveriş bedeliyle birebir aynı olduğunun mutlaka kontrol edilmesini öneriyor. İşlem sonrasında verilen sliplerin saklanması ve üzerindeki bilgilerin incelenmesi de olası anlaşmazlıklarda önemli bir kanıt niteliği taşıyor.</p>
<p>Bunun yanı sıra bankaların mobil uygulamalarındaki anlık işlem bildirimleri veya SMS uyarılarının aktif hale getirilmesi, hesaptan çekilen tutarın anında görülmesini sağlayarak olası hataların erken fark edilmesine yardımcı oluyor. Böylece yanlış tahsilat veya şüpheli bir işlem tespit edildiğinde bankayla hızlı şekilde iletişime geçilerek gerekli güvenlik önlemleri alınabiliyor.</p>
Olay, dün Malatya kent merkezindeki bir parkta meydana geldi. İddiaya göre, 17 yaşındaki O.K.E., parkta bulunduğu sırada aralarında husumet olduğu belirtilen 4-5 kişilik grupla karşılaştı. Gruptan bir kişi, O.K.E.'yi durdurarak cep telefonu kamerasını açtı. Ardından başlayan saldırıda yere düşen O.K.E. darp edilirken, o anlar cep telefonu kamerasıyla saniye saniye kaydedildi. Saldırganların kaydettiği görüntüler, bir yakını aracılığıyla O.K.E.'nin ailesine ulaştırıldı. Görüntüleri izleyen aile büyük şok yaşarken, anne Güley Ertaş duruma tepki gösterdi.
"ÇOCUĞUM HAYATINI KAYBEDEBİLİRDİ"
Oğlunun can güvenliğinden endişe ettiğini belirten anne Güley Ertaş, yetkililerden yardım istedi. Ertaş, "Çocuğumun dün kent merkezindeki bir parkta 4-5 kişilik bir grup tarafından darp edildiğini ve bu anların cep telefonuyla kaydedildiğini öğrendik. Görüntüler bir yakınımız aracılığıyla bize ulaştırıldı. Olay sırasında çocuğum hayatını da kaybedebilirdi. Yetkililerden yardım istiyorum" diye konuştu.
<p>Malatya'da 17 yaşındaki O.K.E., parkta karşılaştığı 4-5 kişilik grubun saldırısına uğradı. Şiddet anlarını kayda alıp aileye gönderen saldırganlara anne Güley Ertaş isyan etti: "Çocuğum hayatını kaybedebilirdi."</p>
<p>Olay, dün Malatya kent merkezindeki bir parkta meydana geldi. İddiaya göre, 17 yaşındaki O.K.E., parkta bulunduğu sırada aralarında husumet olduğu belirtilen 4-5 kişilik grupla karşılaştı. Gruptan bir kişi, O.K.E.'yi durdurarak cep telefonu kamerasını açtı. Ardından başlayan saldırıda yere düşen O.K.E. darp edilirken, o anlar cep telefonu kamerasıyla saniye saniye kaydedildi. Saldırganların kaydettiği görüntüler, bir yakını aracılığıyla O.K.E.'nin ailesine ulaştırıldı. Görüntüleri izleyen aile büyük şok yaşarken, anne Güley Ertaş duruma tepki gösterdi.</p>
<p>"ÇOCUĞUM HAYATINI KAYBEDEBİLİRDİ"</p>
<p>Oğlunun can güvenliğinden endişe ettiğini belirten anne Güley Ertaş, yetkililerden yardım istedi. Ertaş, "Çocuğumun dün kent merkezindeki bir parkta 4-5 kişilik bir grup tarafından darp edildiğini ve bu anların cep telefonuyla kaydedildiğini öğrendik. Görüntüler bir yakınımız aracılığıyla bize ulaştırıldı. Olay sırasında çocuğum hayatını da kaybedebilirdi. Yetkililerden yardım istiyorum" diye konuştu.</p>
Şeker içeren içeceklerin uzun vadede sağlık üzerindeki etkileri araştırılmaya devam ederken, ABD'de gerçekleştirilen yeni bir çalışma dikkat çekici bir bulguyu gündeme taşıdı. Araştırmada, düzenli şekerli içecek tüketimi ile mide kanseri riski arasındaki olası ilişki incelendi.
MİDE KANSERİ RİSKİNİ 2 KAT BİRDEN ARTIRIYOR! TÜKETMEYİ BIRAKIN
Gastro Hep Advances dergisinde yayımlanan çalışmada, günde en az bir porsiyon şekerli içecek tüketen kişilerin mide kanserine yakalanma riskinin, bu içecekleri hiç tüketmeyenlere göre yaklaşık 2,45 kat daha yüksek olduğu belirlendi.
Massachusetts General Hospital araştırmacıları, iki geniş kapsamlı çalışmadan elde edilen verileri bir araya getirerek toplam 112 bin 284 kişinin sağlık verilerini analiz etti. Katılımcılar 1986-2022 yılları arasında takip edildi ve bu dönemde 278 mide kanseri vakası tespit edildi.
Yaş başta olmak üzere çeşitli risk faktörleri hesaba katıldığında da elde edilen sonuçların büyük ölçüde korunduğu görüldü. Yaklaşık 237 mililitrelik bir porsiyon gazlı içecek, meyve suyu veya spor içeceği gibi şekerli içecekleri her gün tüketenlerde mide kanseri riskinin iki kattan fazla olduğu hesaplandı. Bu artış erkeklerde yaklaşık iki kat olurken, kadınlarda üç kata yaklaşan bir seviyeye ulaştı.
Ancak araştırmacılar, elde edilen verilerin şekerli içecek tüketiminin doğrudan mide kanserine yol açtığını kanıtlamadığına özellikle dikkat çekiyor. Gözlemsel araştırmalar iki durum arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilirken, kesin bir neden-sonuç bağlantısı kurmak için farklı türde çalışmalara ihtiyaç duyuluyor.
Bilim insanları, söz konusu ilişkinin arkasında birden fazla biyolojik mekanizmanın bulunabileceğini değerlendiriyor. Kilo artışı ve insülin direncinin yanı sıra steroid hormonlarındaki değişimler, kronik iltihaplanma, DNA hasarı ve bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler olası etkenler arasında gösteriliyor.
Gün içinde yapılan basit seçimler, yıllar içinde sağlık açısından önemli sonuçlar doğurabiliyor. Yeni bir araştırma da asansör yerine merdiven kullanma alışkanlığının kalp ve damar sağlığı üzerindeki olası etkisini gözler önüne serdi. 480 binden fazla kişinin verilerinin değerlendirildiği kapsamlı çalışmada, düzenli olarak merdiven kullanan kişilerin ölüm risklerinin daha düşük olduğu tespit edildi.
HER GÜN MUTLAKA YAPIN: KALP KRİZİNİ ÖNLÜYOR! KOLESTEROLÜ DÜŞÜRÜYOR
Doğu Anglia Üniversitesi ile Norfolk ve Norwich Üniversite Hastanesi'nden araştırmacıların gerçekleştirdiği çalışmada, yaklaşık 1.900 araştırma tarandı. Bilimsel açıdan yüksek kaliteli olduğu belirlenen 9 çalışmadan elde edilen ve 480 binden fazla kişiyi kapsayan veriler ayrıntılı biçimde incelendi.
Yaklaşık 14 yıllık takip sürecine dahil edilen katılımcıların yaşlarının 35 ila 84 arasında değiştiği belirtildi. Araştırmada yalnızca herhangi bir sağlık sorunu bulunmayan kişiler değil, daha önce kalp hastalığı yaşamış bireyler de yer aldı.
Elde edilen bulgular, merdiveni düzenli kullanan kişilerde kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölüm riskinin, merdiveni seyrek kullananlara kıyasla yüzde 39 daha düşük olduğunu ortaya koydu. Tüm nedenlere bağlı ölüm riski açısından da yüzde 24'lük daha düşük bir oran belirlendi.
Araştırmada merdiven kullanımının etkisi yalnızca ölüm riski üzerinden değerlendirilmedi. ScienceDaily'de aktarılan çalışmaya göre, düzenli olarak merdiven çıkan kişilerde kalp krizi, inme ve kalp yetmezliği gibi önemli kardiyovasküler rahatsızlıkların görülme ihtimalinin de daha düşük olduğu görüldü.
Araştırmanın dikkat çeken noktalarından biri de merdiven çıkmanın fayda sağlaması için uzun süreli ve yoğun egzersizlerin şart olmayabileceği oldu. Önceki çalışmalar, haftada birkaç kez kısa süreli merdiven çıkmanın dahi kalp ve akciğerlerin egzersiz kapasitesini geliştirmeye ve kolesterol düzeylerinin iyileşmesine katkı sunabileceğine işaret ediyor.
Akıllı telefonların hayatın her alanında kullanılması, anıları kayıt altına alma alışkanlığını da beraberinde getirdi. Ancak ABD'de gerçekleştirilen yeni bir araştırma, sürekli fotoğraf çekmenin ve ekran görüntüsü almanın hafıza üzerinde beklenmedik bir etkisi olabileceğini ortaya koydu.
Binghamton Üniversitesi'nden araştırmacıların yürüttüğü çalışmada, toplam 892 kişinin katıldığı yedi ayrı deney gerçekleştirildi. Araştırmada, yaşanan bir anı fotoğrafla kaydeden ya da ekran görüntüsü alan katılımcıların, söz konusu olayın ayrıntılarını hatırlama konusunda daha düşük performans gösterdiği belirlendi.
SÜREKLİ YAPAN YANDI: BEYNİNİZE ZARAR VERİYOR! HAFIZANIZI ZAYIFLATIYOR
Deneylerin bir bölümünde katılımcılara farklı sanat eserleri gösterildi. Katılımcıların bir kısmından eserleri yalnızca incelemeleri, diğer kısmından ise görüntülerini ekran görüntüsü olarak kaydetmeleri istendi. Daha sonra yapılan değerlendirmelerde, eserleri sadece izleyen kişilerin, ekran görüntüsü alanlara göre gördükleri görselleri daha doğru ve detaylı şekilde hatırladığı görüldü.
'TEK BİR TUŞ HAFIZAYI ETKİLEYEBİLİR'
Araştırmanın başyazarı psikolog Sophia Fabrizio, elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirtti. Fabrizio, deneyimlerin ve bilgilerin telefon aracılığıyla kaydedilmesinin, beynin bunları hafızaya aktarma biçimini değiştirebileceğini ifade etti.
Araştırmacıya göre bu etki yalnızca çekilen fotoğrafın hatırlanmasıyla sınırlı kalmayabiliyor; kaydedilen görüntünün temsil ettiği deneyimin diğer ayrıntılarının hatırlanması da bundan etkilenebiliyor.
BEYİN BİLGİYİ TELEFONA 'EMANET' EDEBİLİYOR
Uzmanların dikkat çektiği mekanizmanın bilimsel karşılığı ise 'bilişsel yük aktarımı' olarak ifade ediliyor. Bu yaklaşım, beynin bir bilginin dışarıda, örneğin telefonda kayıtlı olduğunu bildiğinde, söz konusu bilgiyi kendi hafızasında saklamak için daha az çaba harcayabileceğini öne sürüyor.
Araştırmacılar ayrıca fotoğraf veya ekran görüntüsü alma sırasında dikkatin yaşanan olaydan uzaklaşıp telefon ekranına kayabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle özellikle önemli veya duygusal anları sürekli belgelemeye çalışmanın, kişinin o deneyime bütünüyle odaklanmasını engelleyebileceği ve olayın ilerleyen dönemde daha zor hatırlanmasına neden olabileceği değerlendiriliyor.
Eskişehir'in Odunpazarı ilçesinde tarım arazisinde mühimmat benzeri şüpheli cisim bulundu. Uzman ekiplerin uçak eğitim mühimmatı olabileceğini değerlendirdiği cisim için bölgede geniş güvenlik...Devamı için tıklayınız
Aydın’ın Nazilli ilçesine bağlı kırsal Kırcaklı Mahallesi’nde damızlık bir boğa, evin çatısına uçtu. Çatının bir kısmı göçerken, damda asılı kalan boğa, itfaiye ekiplerinin yoğun uğraşları sonucu...Devamı için tıklayınız
Antalya'nın Serik ilçesinde ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Akbaş Mahallesi'ndeki yangına 5 uçak, 15 helikopter, 75 arazöz ve 450 personelle havadan ve karadan müdahale...Devamı için tıklayınız
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), uluslararası uyuşturucu suçlarından aranan şüphelilere yönelik son bir haftada Antalya, İstanbul, Mardin ve Yalova'da 4 ayrı operasyon gerçekleştirdi. INTERPOL ve...Devamı için tıklayınız
Adana'nın Kozan ilçesinde işitme ve konuşma engelli 55 yaşındaki M.S'yi darbettiği iddia edilen 19 yaşındaki C.D., olay anına ilişkin güvenlik kamerası görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından...Devamı için tıklayınız
Sosyal medya hesabı üzerinden takipçileriyle canlı yayın yaptığı sırada kapısının çalınmasıyla neye uğradığını şaşıran Gülüstan Kurt'un panik dolu anları ekrana anbean yansıdı. Takipçilerinin...Devamı için tıklayınız
İstanbul Kağıthane'de ünlü oyuncu Serhat Mustafa Kılıç, geçtiğimiz gün evinde ölü bulunmuştu. Kendisinden yaklaşık 1-2 gündür haber alınamayan Kılıç'ın kız arkadaşı tarafından evinde koltuk üzerinde hareketsiz halde bulunduğu öğrenilirken, göz çevresi ile kol ve bacaklarında morluklar olduğu belirtilmişti. Ünlü oyuncunun son görüntüleri ortaya çıktı.
Kızılcahamam Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen müstehcenlik soruşturmasında tutuklanan Tuğba Ekinci ve Ahmet Yılmaz'ın emniyet, savcılık ve hakimlik ifadeleri ortaya çıktı.
İstanbul Güngören’de sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği otomobil, kaldırıma çıkarak yayalara çarptı. Kazada 1’i ağır 4 kişi yaralanırken, sürücü gözaltına alındı.
Gaziantep’in İslahiye ilçesinde A.S., husumetli olduğu öne sürülen İlker Enes Arı, Abdülkadir Yeter ve Serkan Sarı ile Tahtaköprü Barajı yakınında buluştu. Saat 19.00 sıralarında başlayan tartışma...Devamı için tıklayınız
Denizli'de bir restoranda iki grup arasında çıkan tartışma silahlı çatışmaya dönüştü. Merkezefendi ilçesi Yenişehir Mahallesi'nde yaşanan olayda tarafların birbirine ateş açması sonucu 2 kişi hayatını...Devamı için tıklayınız
Denizli’nin Merkezefendi ilçesinde bir kafenin önünde iki grup arasında henüz bilinmeyen nedenle silahlı çatışma çıktı. Olayda ölü ve yaralıların olduğu öğrenilirken, polis ekipleri bölgede geniş...Devamı için tıklayınız
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan dezenformasyonla mücadele mesajları Galata Kulesi’ne yansıtıldı. Mesajlarda, doğru bilginin kaynağından teyit edilmesi ve paylaşmadan önce...Devamı için tıklayınız
Hatay’ın Samandağ ilçesinde kendisinden 2 gün boyunca haber alınamayan 28 yaşındaki A.A., jandarma ekiplerinin arama çalışması sonucu Titus Tüneli içerisinde baygın halde bulundu. Hastaneye kaldırılan...Devamı için tıklayınız
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün son değerlendirmelerine göre hafta sonunda sıcaklıklar ülke genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyretmeye devam edecek. Batı ve güney kesimlerde sıcak...Devamı için tıklayınız
Hastalıkların daha sık görüldüğü dönemlerde birçok kişi bağışıklık sistemini güçlendirmek için doğal besinlere yöneliyor. Turna yemişi, sarımsak, tarçın, bal ve kekik de içerdikleri çeşitli bileşenler nedeniyle en çok tercih edilen doğal kaynaklar arasında yer alıyor.
Cranberry adıyla da bilinen turna yemişi, özellikle idrar yolu sağlığıyla ilişkilendirilen besinlerden biri. İçerdiği bazı bileşenlerin bakterilerin idrar yollarına tutunmasını zorlaştırabileceğine yönelik çalışmalar bulunuyor. Bu nedenle turna yemişi ve ürünleri, özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları konusunda araştırılan doğal seçenekler arasında bulunuyor.
Sarımsak
Mutfakların vazgeçilmezlerinden sarımsak, yalnızca yemeklere lezzet katmasıyla değil, içerdiği kükürtlü bileşiklerle de dikkat çekiyor. Sarımsağın kendine özgü kokusundan sorumlu olan alisin, üzerinde en çok araştırma yapılan bileşenlerden biri. Çeşitli çalışmalar sarımsağın bazı bakteri ve mantarlar üzerinde etkili olabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle sarımsağı dengeli bir beslenme düzeni içerisinde yemeklere ve salatalara eklemek iyi bir seçenek olabilir.
Tarçın
Güçlü antioksidan bileşenler içeren tarçın da araştırmalarda çeşitli mikroorganizmalar üzerindeki potansiyel etkileriyle gündeme geliyor. Özellikle tarçının bazı bileşenlerinin bakterilere karşı aktivite gösterebildiği laboratuvar çalışmalarında inceleniyor.
Günlük beslenmenize tarçın eklemek isterseniz meyvelerin, yoğurdun veya yulafın üzerine serpiştirebilirsiniz. Ancak tarçının antibiyotiklerin etkisini artırdığı kesin olarak kabul edilmemeli ve tedavi amacıyla kullanılmamalıdır.
Bal
Bal, yüzyıllardır geleneksel olarak kullanılan doğal besinlerden biri. Özellikle bazı bal türlerinin antimikrobiyal özellikleri üzerine bilimsel çalışmalar bulunuyor. Bunun yanı sıra bal, boğazı rahatlatmak amacıyla da sıklıkla tüketiliyor. Ancak balın bir antibiyotik olmadığı ve enfeksiyonların tedavisinde doktor tarafından verilen ilaçların yerine kullanılmaması gerektiği unutulmamalı.
Kekik
Kekiğin içerisinde bulunan karvakrol ve timol gibi bileşenler, antimikrobiyal özellikleri açısından bilimsel araştırmalara konu oluyor. Kekik çayı veya yemeklerde kullanılan kekik, günlük beslenmeye dahil edilebilecek aromatik seçeneklerden biri.
Bununla birlikte özellikle kekik yağı gibi yoğun ürünlerin doğrudan cilde uygulanması veya ağızdan kullanılması tahriş ve başka yan etkilere yol açabileceğinden dikkatli olunması gerekiyor.
İstanbul’un Sultangazi ilçesinde kimliği belirsiz bir kişi, internet kafenin camlarına silahla ateş açarak kaçtı. Can kaybı veya yaralanmanın yaşanmadığı saldırıda iş yerinde maddi hasar oluştu.Devamı için tıklayınız
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün son değerlendirmelerine göre hafta sonunda sıcaklıklar ülke genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyretmeye devam edecek. Batı ve güney kesimlerde sıcak...Devamı için tıklayınız
İstanbul’un Esenyurt ilçesinde dün gece trafik uygulaması sırasında korsan taksicilik yaptığı belirlenen araca işlem yapan polis ekiplerine silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda ağır yaralanan polis...Devamı için tıklayınız
Eskişehir’in Tepebaşı ilçesinde gece saatlerinde hareketli dakikalar yaşandı. Bir apartmanın 2’nci katından henüz belirlenemeyen bir nedenle zemine düşen V.K. isimli şahıs, sağlık ekiplerinin olay...Devamı için tıklayınız
Kraliyet görevlerini bıraktıktan sonra 2020 yılında ABD’ye yerleşen Prens Harry ve Meghan Markle, altı yılın ardından aileleriyle birlikte İngiltere’ye döndü.
İngiliz basınındaki haberlere göre çift, 7 yaşındaki Prens Archie ve 5 yaşındaki Prenses Lilibet ile birlikte 26 Ağustos’ta özel uçakla Birmingham Havalimanı’na geldi. Ailenin İngiltere’de uzun süre kalmayı planladığı, ancak Montecito’daki evini koruyacağı belirtiliyor. Sussex çiftinin temsilcileri, güvenlik gerekçesiyle ailenin özel seyahat hareketleri hakkında ayrıntılı açıklama yapmadı.
Kraliyet görevlerine dönmeyecekler
Harry ve Meghan’ın İngiltere’ye dönüşünün, kraliyet ailesinin çalışan üyeleri arasına yeniden katılmaları anlamına gelmediği vurgulandı. Çiftin Londra dışında, kraliyet ailesine ait olmayan özel bir konutta yaşayacağı ve kamu görevlerini bağımsız olarak sürdüreceği bildirildi.
2020’deki Sandringham görüşmelerinde reddedilen, çiftin zaman zaman kraliyet görevlerini yerine getirirken aynı zamanda ticari faaliyetlerini sürdürmesini öngören “yarı içeride, yarı dışarıda” modelinin yeniden gündeme gelmesinin beklenmediği kaydedildi.
Meghan’ın California merkezli yaşam tarzı markası As Ever üzerindeki çalışmalarına İngiltere’den devam etmesi ve belirli dönemlerde ABD’ye seyahat etmesi bekleniyor.
Archie ve Lilibet İngiltere’de okula başlayacak
Archie ve Lilibet’in eylül ayında İngiltere’de eğitim hayatına başlayacağı bildirildi. Çocukların kaydedildiği okulun adı, mahremiyet ve güvenlik gerekçeleriyle açıklanmadı.
Kraliyet yorumcusu Kinsey Schofield, Sussex çiftinin dönüş kararı öncesinde birden fazla okulla temasa geçtiğini ileri sürdü. Bazı haberlerde çocukların Cotswolds bölgesindeki özel bir hazırlık okuluna kaydedildiği iddia edilse de aile veya okul yönetimi tarafından bu konuda resmî doğrulama yapılmadı.
Okul mektubuyla ilgili önemli ayrıntı
Cotswolds bölgesindeki bir okulun velilere, medyanın ilgisini çekebilecek ailelerin okula katılabileceğini belirten bir bilgilendirme gönderdiği öne sürüldü. Mektupta velilerden başka çocukların izinsiz fotoğraf ve videolarını çekmemeleri, öğrencilere ve ailelerine ilişkin bilgi ve görüntüleri sosyal medyada paylaşmamaları istendi.
Ancak ilk haberlerde oluşan izlenimin aksine, söz konusu yazının Archie ve Lilibet’in öğrenim göreceği okul tarafından gönderildiği doğrulanmadı. Page Six, çocukların mektubu gönderen okuldan farklı bir eğitim kurumuna devam edeceğini yazdı. Bir başka haberde ise Oxfordshire’daki bir okulun, söylentilere rağmen 1 Eylül itibarıyla Archie ve Lilibet adına kendilerine herhangi bir başvuru yapılmadığını velilere bildirdiği aktarıldı. Bu nedenle mektubu doğrudan Sussex çocuklarının kaydıyla ilişkilendirmek için yeterli doğrulanmış bilgi bulunmuyor.
Cotswolds’da ev aradıkları iddiası
Harry ve Meghan’ın yerleşmek için İngiltere’nin gözde kırsal bölgelerinden Cotswolds’da ev aradığı bildiriliyor. Birmingham Havalimanı’nı kullanmaları da ailenin Midlands veya Cotswolds çevresine yerleşebileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi.
Cotswolds; David ve Victoria Beckham, Kate Moss ve Simon Cowell gibi ünlü isimlerin de evlerinin bulunduğu, mahremiyete önem veren varlıklı bir bölge olarak biliniyor.
Harry’nin bölgeye ilgisinde, babası Kral III. Charles ile Kraliçe Camilla’nın Gloucestershire’daki özel konutu Highgrove House’a yakınlığın etkili olduğu ileri sürülüyor. Harry ve ailesinin temmuz ayında İngiltere’ye gerçekleştirdiği kısa ziyaret sırasında Kral Charles ile Highgrove’da bir araya geldiği de bildirilmişti.
Buna karşılık Cotswolds’un, Prens William ve Galler Prensesi Catherine’in çocuklarıyla yaşadığı Windsor bölgesine kara yoluyla yaklaşık iki saat uzaklıkta bulunması dikkat çekiyor.
Güvenlik konusu henüz netleşmedi
Çiftin dönüşündeki en önemli başlıklardan birini güvenlik düzenlemeleri oluşturuyor. Harry, çalışan kraliyet üyesi statüsünden ayrılmasının ardından İngiltere’de otomatik olarak devlet tarafından sağlanan polis korumasından yararlanma hakkını kaybetmişti.
Ailenin İngiltere’deki korumasının hangi yöntemle sağlanacağı ve maliyetinin kim tarafından karşılanacağı kamuoyuna açıklanmadı. Başbakan Andy Burnham, konunun aileye ait özel bir mesele olduğunu söylerken, koruma kararlarının İçişleri Bakanlığı bünyesindeki ilgili birimlerce risk değerlendirmesi temelinde verileceği belirtildi.
Okul hayatının başlamasıyla çocukların her gün daha geniş bir çevreyle temas edecek olması, ailenin yalnızca fiziksel güvenlik değil, görüntü ve kişisel bilgilerin paylaşılması açısından da yeni önlemler almasını gerektirebilir.
Kral Charles’la yakınlaşma, William’la mesafe
Harry’nin İngiltere’ye dönme kararında, kanser tedavisi gören babası Kral Charles’a daha yakın olma ve çocuklarının büyükbabalarıyla daha fazla zaman geçirmesini sağlama isteğinin etkili olduğu ileri sürülüyor.
Baba ile oğul arasındaki ilişkilerde son aylarda yumuşama yaşandığına ilişkin haberler bulunmasına karşın, Harry ile ağabeyi Prens William arasındaki anlaşmazlığın sürdüğü belirtiliyor. Çiftin İngiltere’ye dönmesi, Sussex ailesinin kraliyet ailesiyle ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirilse de kısa vadede resmî görev değişikliği veya kapsamlı bir aile uzlaşması beklenmiyor.
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), 2025 yılına ilişkin obezite verilerini açıkladı.
Buna göre AB’de yetişkin nüfusun yüzde 16,3’ünün vücut kitle indeksi (BKİ) 30 veya üzerinde bulunurken, yüzde 35,4’ü ise BKİ’nin 25 ile 30 arasında olduğu “obezite öncesi” kategorisinde yer aldı.
Bu iki grup birlikte değerlendirildiğinde AB nüfusunun yarısından fazlasının fazla kilolu olduğu görüldü.
TÜRKİYE’DE OBEZİTE ORANI YÜZDE 21,4
Eurostat’ın ülkelere göre verilerinde Türkiye’de obezite oranı, 2025 yılı için yüzde 21,4 olarak gösterildi.
Bu oran, yüzde 16,3 olan AB ortalamasının 5,1 puan üzerinde yer aldı.
ARTIŞ SÜRÜYOR
Paylaşılan tabloda Türkiye’de obezite oranının 2008’de yüzde 16,2 olduğu görüldü.
Oran 2014’te yüzde 21,2’ye yükselirken, 2019’da yüzde 22,3 olarak kaydedildi.
2022’de yüzde 20,1’e gerileyen oran, 2025’te yüzde 21,4’e çıktı.
Buna göre Türkiye’de obezite oranı 2008 ile 2025 arasında 5,2 puan yükseldi.
Son açıklanan veride ise 2022’ye kıyasla 1,3 puanlık artış görüldü.
EN YÜKSEK ORAN MALTA’DA
Eurostat verilerine göre 2025’te en yüksek obezite oranı Malta’da kaydedildi.
Malta’da 18 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 26,6’sı obez kategorisinde yer aldı.
Malta’yı yüzde 24,6 ile Letonya ve yüzde 23,2 ile Finlandiya izledi. Eurostat’ın raporunda en düşük oranların ise yüzde 7 ile İtalya, yüzde 12,8 ile Yunanistan ve yüzde 12,9 ile Romanya’da kaydedildiği belirtildi.
Kullanıcının paylaştığı ülke tablosuna göre 2025’te Türkiye’nin üzerinde Malta, Letonya, Finlandiya, İrlanda, Estonya ve Litvanya yer aldı.
Bu ülkelerde obezite oranları sırasıyla yüzde 26,6, yüzde 24,6, yüzde 23,2, yüzde 22,1, yüzde 22 ve yüzde 21,5 olarak gösterildi.
ERKEKLERDE OBEZİTE ORANI DAHA YÜKSEK
AB genelinde obezite oranının erkeklerde, kadınlardan daha yüksek olduğu görüldü.
Erkeklerin yüzde 17,4’ü obez kategorisinde bulunurken, kadınlarda bu oran yüzde 15,3 oldu.
Obezite öncesi kategorisinde de erkeklerin oranı yüzde 41,9, kadınların oranı yüzde 29,3 olarak kaydedildi.
Düşük kilolu olanların oranı ise kadınlarda yüzde 2,9, erkeklerde yüzde 1 olarak belirlendi.
Olimpiyat madalyalı milli sporcu Yusuf Dikeç ile Türk savunma sanayisinin önde gelen üreticilerinden Derya Arms, uzun vadeli stratejik bir iş birliğine imza attı. İstanbul'da düzenlenen özel lansmanda...Devamı için tıklayınız
Yükseköğretim Kurulu (YÖK), vakıf üniversitelerinde hazırlık ve birinci sınıf dışındaki ara sınıflar için belirlenen yüzde 25'lik azami öğrenim ücreti artış sınırına uymayan kurumlara karşı harekete...Devamı için tıklayınız
A Haber canlı yayında değerlendirmelerde bulunan Meteoroloji uzmanı Adil Tek, Antalya'da sıcaklığın pazar gününden itibaren 40 dereceye, İstanbul'da ise hafta sonu 31-32 dereceye çıkacağını belirtti....Devamı için tıklayınız
Şırnak’ın Cizre ilçesinde 6 Temmuz’da görevi sırasında trafik kazası geçirerek ağır yaralanan polis memuru Melih Kaygusuz, tedavi gördüğü hastanede 3 Eylül’de şehit oldu. Acı haberi İçişleri Bakanı...Devamı için tıklayınız
KKTC'nin Girne açıklarında yaşanan feribot faciasından kurtulan Adanalı 3 genç memleketlerine döndü. Yaşadıkları dehşeti anlatan gençlerden Sudenaz Sönmez, gemi batarken kaptan ve yardımcı kaptanın...Devamı için tıklayınız
Konya Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl dördüncüsünü düzenlediği Konya GastroFest, ünlü şeflerin, akademisyenlerin ve yurt içinden ve yurt dışından gelen misafirlerin katılımıyla başladı. Kalehan Ecdad...Devamı için tıklayınız
Ankara'nın Kalecik ilçesinde saat 20.11'de 3,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi. AFAD, depremin 11,74 kilometre derinlikte gerçekleştiğini açıkladı.Devamı için tıklayınız
Elazığ’ın Keban ilçesinde işçileri taşıyan minibüs uçuruma yuvarlandı. Kazada 5’i ağır 13 işçi yaralanırken, araçta sıkışan yaralıları kurtarmak için ekipler seferber oldu. Minibüs, kurtarma...Devamı için tıklayınız
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya platformu X üzerinden tehdit içerikli paylaşımlarda bulunduğu belirtilen 15 yaşındaki Yusuf Alim Soydan hakkında soruşturma başlatmıştı....Devamı için tıklayınız
Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi’nde görevli Aydın Öcal’dan (34) haber alamayan iş arkadaşları durumu yakınlarına bildirdi. Tepebaşı ilçesindeki evine giden yakınları kapının açılmaması üzerine...Devamı için tıklayınız
Erzurum’un Aziziye ilçesindeki Adalar Camii’nde namaz sırasında bir kediye tekme atan kişi, görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından gözaltına alındı. Öte yandan kedinin sağlık durumunun iyi...Devamı için tıklayınız
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde batan gemide kaybolan 28 yaşındaki Mahmut Demir’in enkazdan çıkarılan çantası yakını Abdullah Demir’e teslim edildi. Çantadan Demir’in Hatay’daki iki evladına...Devamı için tıklayınız
İngiltere’de çalışanlarına Ulusal Asgari Ücret’in altında ödeme yaptığı tespit edilen yüzlerce şirket “kara liste”ye konarak kamuoyuna ilan edildi.
İş Dünyası, İnovasyon, Bilim ve Ticaret Bakanlığı ile yeni kurulan Adil Çalışma Kurumu’nun 3 Eylül’de yayımladığı listede perakende, restoran, konaklama, sağlık, sosyal bakım ve çocuk bakımı gibi sektörlerde faaliyet gösteren 658 işveren bulunuyor.
HM Gelir ve Gümrük İdaresi’nin (HMRC) denetimleri sonucunda, 27 binden fazla çalışana yaklaşık 4 milyon sterlinlik ücret farkı geri ödendi. Kuralları ihlal eden işverenlere ayrıca toplam 7 milyon sterlin para cezası uygulandı.
Hükümetin açıklamasında ücret farklarının “faiziyle” ödendiğine ilişkin özel bir ifade bulunmuyor. Bu nedenle ödemenin, çalışanlara yasal olarak hak ettikleri ücret farklarının iadesi şeklinde belirtilmesi daha doğru.
Listenin başında B&Q var
Ülkenin en büyük yapı market zincirlerinden B&Q Limited, toplam eksik ödeme miktarı bakımından listenin ilk sırasında yer aldı.
Resmî verilere göre şirket, 4 bin 530 çalışanına toplam 456 bin 934 sterlin 72 peni eksik ödeme yaptı.
B&Q, ihlalin kasıtlı olmadığını ve saatlik asgari ücrete ek olarak ödenen coğrafi bölge ödeneklerinin hesaplanmasındaki hatadan kaynaklandığını açıkladı. Şirket, etkilenen çalışanların tamamına eksik tutarların Temmuz 2025’te ödendiğini bildirdi.
Listenin ikinci sırasında bulunan özel sağlık kuruluşu Elysium Healthcare Holdings 3 Limited’in ise bin 95 çalışanına toplam 330 bin 48 sterlin 81 peni eksik ödeme yaptığı belirlendi.
Five Guys: Bordro kurallarının uygulanmasında teknik farklılık
Burger zinciri Five Guys JV Limited, çalışan sayısı bakımından en büyük ihlallerden biriyle listeye girdi. Şirketin 3 bin 699 çalışanına toplam 54 bin 642 sterlin 47 peni eksik ödeme yaptığı açıklandı.
Five Guys, HMRC incelemesinin ardından bordro mevzuatının uygulanmasında “teknik farklılıklar” tespit edildiğini bildirdi. Şirket, yaklaşık 330 milyon sterlinlik toplam bordro içinde 55 bin sterline yakın açık oluştuğunu, mevcut ve eski çalışanlara yapılması gereken bütün ödemelerin tamamlandığını belirtti.
NHS vakıfları da listede
Kamu sağlık kuruluşlarının da listede bulunması dikkati çekti. St George’s, Epsom and St Helier Hospital Group’un 75 çalışanına 123 bin 331 sterlin 97 peni, St George’s University Hospitals NHS Foundation Trust’ın ise 55 çalışanına 77 bin 498 sterlin 91 peni eksik ödeme yaptığı kayıtlara geçti.
Norfolk Community Health and Care NHS Trust da 105 çalışanına toplam 19 bin 948 sterlin 21 peni eksik ödeme yaptığı gerekçesiyle listenin 34’üncü sırasında yer aldı. Liverpool University Hospitals NHS Foundation Trust için ise 19 çalışanı kapsayan 13 bin 37 sterlin 89 penilik ücret açığı bildirildi.
St George’s, Epsom and St Helier Hospital Group, personelin brüt maaşının asgari ücretin üzerinde olduğunu; ihlalin çocuk bakımı gibi bazı harcamalar için kullanılan maaştan kesinti sisteminin asgari ücret hesaplamasında teknik olarak farklı değerlendirilmesinden kaynaklandığını savundu. Kurum, uygulamanın daha sonra değiştirildiğini açıkladı.
En yüksek 10 ücret açığı
Hükümet listesinin ilk 10 sırasında şu işverenler bulunuyor:
1.B&Q Limited: 4.530 çalışan – 456.934,72 sterlin
2.Elysium Healthcare Holdings 3 Limited: 1.095 çalışan – 330.048,81 sterlin
3.St George’s, Epsom and St Helier Hospital Group: 75 çalışan – 123.331,97 sterlin
4.Support Staff Services Limited: 323 çalışan – 119.715,13 sterlin
5.Forest Holidays Limited: 598 çalışan – 100.308,68 sterlin
6.St George’s University Hospitals NHS Foundation Trust: 55 çalışan – 77.498,91 sterlin
7.Lanes Group Limited: 297 çalışan – 67.893,34 sterlin
8.UK Care Team Ltd: 99 çalışan – 67.082,76 sterlin
9.Five Guys JV Limited: 3.699 çalışan – 54.642,47 sterlin
10.Merlin Cinemas Limited: 181 çalışan – 50.198,75 sterlin
Rakamlar, hükümetin yayımladığı 24’üncü dönem işveren listesinden alındı.
Her ihlal kasıtlı ücret gaspı anlamına gelmiyor
Bir şirketin listede yer alması, çalışanlara sözleşmede açıkça asgari ücretin altında saatlik ücret verildiği veya ihlalin mutlaka kasıtlı olduğu anlamına gelmiyor.
Zorunlu kıyafet masraflarının maaştan düşülmesi, vardiya öncesi ve sonrasındaki çalışma süresinin hesaba katılmaması, maaştan fedakârlık uygulamaları, bölgesel ödenekler ve yaş değişikliğinin ardından yeni ücret oranının bordroya zamanında yansıtılmaması da çalışanın fiilî saatlik kazancını yasal sınırın altına indirebiliyor. Ancak hükümet, hata kasıtlı olmasa bile doğru ödeme yapılmasından işverenin sorumlu olduğunu vurguluyor.
Açıklanan listede ihlallerin hangi tarihler arasındaki ödemeleri kapsadığına ilişkin toplu bir dönem bilgisi verilmedi.
Asgari ücret saatte 12,71 sterlin
İngiltere’de 1 Nisan 2026’dan itibaren 21 yaş ve üzerindeki çalışanlar için Ulusal Yaşam Ücreti saat başına 12,71 sterlin olarak uygulanıyor. Saatlik ücret 18–20 yaş grubunda 10,85 sterlin, 18 yaş altındakiler ile uygun kapsamdaki çıraklar için ise 8 sterlin düzeyinde bulunuyor.
İş Dünyası Bakanı Jonathan Reynolds, çalışanlara eksik ödeme yapmanın başarıya giden bir yol olmadığını belirterek ihlallerin üzerine gidileceğini söyledi. Geleceğin Çalışma Hayatı Bakanı Kate Dearden ise çalışanlara asgari ücretin altında ödeme yapılmasının yasa dışı olduğunu ve işverenlerin bordro sistemlerini derhal kontrol etmesi gerektiğini vurguladı.
Hükümet, 2011’de başlayan kamuoyuna ilan uygulaması kapsamında bugüne kadar 5 bin 200’den fazla işverene 100 milyon sterlini aşan ceza verildiğini, yaklaşık 650 bin çalışana da 66 milyon sterlinden fazla ücret farkı ödetildiğini açıkladı. Nisan 2026’da kurulan Adil Çalışma Kurumu’nun ilerleyen dönemde asgari ücretin yanı sıra tatil ve hastalık ödemelerine ilişkin ihlalleri de denetlemesi planlanıyor.
Londra’da Uber ile İngiliz yapay zekâ şirketi Wayve’ın ortaklaşa yürüttüğü otonom yolculuk hizmeti 3 Eylül Perşembe günü başladı. Böylece Uber uygulaması üzerinden halka açık otonom yolculukların sunulduğu ilk Birleşik Krallık şehri Londra oldu.
Hizmetin ilk aşamasında Wayve’ın “AI Driver” adı verilen otonom sürüş sistemiyle donatılmış 15 adet tamamen elektrikli Ford Mustang Mach-E kullanılacak. Araçlarda çevreyi algılayan kamera, radar ve diğer sensörlerin yanı sıra yolcuların güzergâhı takip edebileceği interaktif ekranlar bulunuyor.
Ekranlar 64 dilde kullanılabiliyor ve yolcular yolculuğu araç içindeki ekran veya Uber uygulaması üzerinden başlatabiliyor.
Araç doğrudan çağrılamayacak
Kullanıcılar uygulamadan özellikle “otonom araç” sipariş edemeyecek. UberX, Uber Electric veya Uber Comfort seçeneklerinden biriyle araç çağıran yolcular, sistem tarafından müsaitlik durumuna göre Wayve’ın otonom araçlarından biriyle eşleştirilebilecek.
Yolcu, araç gelmeden önce otonom yolculuğu kabul edebilecek veya normal sürücülü bir Uber aracı talep edebilecek. Wayve aracıyla yapılan yolculuklar için ek ücret alınmayacak; ücret uygulamada önceden gösterilen standart Uber tarifesine göre hesaplanacak.
Otonom araçla eşleşme ihtimalini artırmak isteyen kullanıcıların, Uber uygulamasının ayarlar bölümündeki yolculuk tercihlerinden otonom araç seçeneğini etkinleştirmeleri gerekiyor.
Uber’ın son açıklamasına göre programa katılmak isteyen Londralıların sayısı 100 bini aşarak yaklaşık 140 bine ulaştı. Bu nedenle daha önce açıklanan “yaklaşık 100 bin kayıt” bilgisi güncelliğini yitirmiş durumda.
Güvenlik sürücüsü direksiyon başında
Araçlar otonom sürüş teknolojisine sahip olsa da mevcut hizmet tam anlamıyla “sürücüsüz taksi” niteliği taşımıyor. Her araçta Transport for London (TfL) tarafından lisanslandırılmış ve gerektiğinde direksiyona veya frenlere müdahale edebilecek eğitimli bir güvenlik sürücüsü bulunuyor.
Bu nedenle uygulamanın mevcut aşaması şirketler tarafından “gözetimli otonom yolculuk” olarak tanımlanıyor. Tamamen sürücüsüz ticari hizmete geçilebilmesi için Wayve ve Uber’ın ek güvenlik değerlendirmelerinden ve düzenleyici onay süreçlerinden geçmesi gerekiyor.
TfL, ağustos ayında Wayve’ın araçlarına özel kiralık araç ruhsatı vermişti. Mevcut sistemde araç, sürücü ve işletmecinin aynı ruhsatlandırma makamından izin almasını öngören “üçlü kilit” koşulu uygulanıyor.
Havalimanları kapsam dışında
Uber’ın açıklamasına göre Wayve araçları başlangıç döneminde Londra içindeki yolculuklarda kullanılabilecek ancak havalimanlarına sefer yapmayacak. Şirketler filonun yolcu talebi, sistemin performansı ve düzenleyici onaylara bağlı olarak aşamalı biçimde genişletileceğini bildirdi.
Mevcut 15 araçlık filo, Londra’da faaliyet gösteren 100 binden fazla özel kiralık araçla karşılaştırıldığında oldukça sınırlı kalıyor. Bu nedenle kullanıcıların başlangıç döneminde Wayve aracıyla eşleşme ihtimalinin düşük olması bekleniyor.
Ulaştırma Bakanı: Önemli bir dönüm noktası
Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, Londra’daki ilk otonom taksi hizmetini ulaşımın geleceği açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirdi.
Alexander, Wayve’ın teknolojisinin İngiltere’nin inovasyon kapasitesini gösterdiğini ve yeni teknolojilerin ulaşım sektöründe yatırım ve büyümeyi destekleyebileceğini belirtti.
Londra yollarında 2018’den beri eğitiliyor
Merkezi Londra’da bulunan Wayve, yapay zekâ destekli sürüş teknolojisini 2018’den bu yana başkentin yollarında geliştiriyor. Şirketin sistemi, bazı rakiplerin kullandığı ayrıntılı ve önceden hazırlanmış yüksek çözünürlüklü haritalar yerine, gerçek sürüş deneyimlerinden öğrenen yapay zekâ modeline dayanıyor.
Dar yolları, yoğun trafiği, çok sayıda yaya ve bisikletlisiyle Londra, otonom araçlar açısından dünyanın en karmaşık sürüş ortamlarından biri olarak görülüyor. Wayve, Londra’daki uygulamanın teknolojisinin farklı şehir ve trafik koşullarına uyum sağlayabildiğini göstermesi açısından önemli olduğunu belirtiyor.
Rakip şirketler de Londra’ya hazırlanıyor
Google’ın ana şirketi Alphabet’e bağlı Waymo ile Çinli teknoloji şirketi Baidu da Londra’da otonom taksi hizmeti başlatmak için hazırlık yapıyor. Ancak Birleşik Krallık, ABD ve Çin’deki bazı şehirlere kıyasla güvenlik sürücüsü bulunmayan araçlara daha temkinli yaklaşıyor.
İngiltere’de otonom yolcu hizmetlerine ilişkin kapsamlı yasal sistemin, 2024 tarihli Otonom Araçlar Yasası’nın ikinci yarısı olan 2027’de tamamen uygulanmasıyla yürürlüğe girmesi planlanıyor. Bu tarihe kadar daha küçük ölçekli uygulamaların özel izin ve güvenlik değerlendirmeleriyle yürütülmesi öngörülüyor.
İstanbul Ümraniye’de kontrolden çıkan otomobil şarampole devrilerek ters döndü. Kazada aracın altında kalan sürücü Mehmet A. hayatını kaybetti. Olay yerine sevk edilen ekiplerin çalışmasının ardından...Devamı için tıklayınız
Kastamonu’nun Cide ilçesinde dere kenarında balık tutmaya gelen köylüler, av tüfeğiyle vurulmuş halde bir erkek cesedi buldu; hayatını kaybeden kişinin 28 yaşındaki Fethi Yılmaz olduğu belirlendi....Devamı için tıklayınız
Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde balkondan atlayan çocuk, demirlerde asılı kaldı. Alt kattaki balkona tırmanarak çocuğu içeri alan bir kişi, büyük bir faciayı önledi.Devamı için tıklayınız
Esenyurt’ta 2 Eylül akşamı saat 19.15 sıralarında bir sitenin otoparkındaki otomobilden çıkan yangın, kısa sürede büyüyerek 28 katlı binaya sıçradı; bina sakinleri tahliye edilirken 42 kişi dumandan...Devamı için tıklayınız
Samsun'da MHRS randevusu almak isteyen Z.B., dolandırıcıların oluşturduğu sahte internet sitesine girdi. Site üzerinden işlem yapan Z.B., bir süre sonra kredi kartından bilgisi dışında 44 bin 444...Devamı için tıklayınız
Sakarya'nın Ferizli ilçesinde traktörle yük boşaltan dedesinin geri manevra yaptığı sırada traktörün ön tekerinin altında kalan 2 yaşındaki çocuk, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.Devamı için tıklayınız
Sonbaharın ilk günlerine girmiş olsak da Türkiye, yazın en sert günlerini ve sonbaharın ilk fırtınalarını aynı anda yaşamaya hazırlanıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan 3-9 Eylül...Devamı için tıklayınız
Ümraniye Şile Otoyolu'nda seyir halindeki cip ile 3 otomobilin karıştığı zincirleme trafik kazasında 3 kişi yaralandı. Olay yerine sevk edilen sağlık ekipleri yaralılara müdahale ederken, polis...Devamı için tıklayınız
Mersin’in Tarsus ilçesinde DSİ’ye ait sulama kanalına düşen 9 yaşındaki Mazin Halaf boğularak hayatını kaybetti, 6 yaşındaki kardeşi Y.H. ise vatandaşlar tarafından sudan çıkarılarak hastaneye...Devamı için tıklayınız
Burdur'da kına eğlencesinin ardından gittikleri evde banyoda cansız bedenleri bulunan Ayşegül Maral ve Fatih Özaslan çiftinin ölüm nedeni belli oldu. İlk incelemede elektrik akımına kapıldıkları...Devamı için tıklayınız
Mersin’in Erdemli ilçesinde yol yapım çalışması nedeniyle tek şeride düşen yolda kontrolden çıkan otomobil, camı kırarak oto galeriye girdi. 1 kişinin yaralandığı kaza anı iş yerinin güvenlik...Devamı için tıklayınız
Türk kahvesinin yaklaşık 500 yıllık geleneğini yeni nesil teknolojiyle bir araya getirmeyi amaçlayan Arcadia Go, Birleşik Krallık’taki tüketicilerle buluştu. Ürünün İngiltere pazarına sunulması, ülkede uzun yıllardır elektrikli Türk kahvesi makinelerinin dağıtımı alanında faaliyet gösteren Coffee Talks Ltd. tarafından gerçekleştiriliyor.
Arcadia tarafından “dünyanın ilk şarj edilebilir portatif Türk kahvesi makinesi” olarak tanıtılan ürünün bu özelliği markanın resmi sitesinde de vurgulanıyor. Bağımsız satış kanallarındaki ürün bilgileri de cihazın USB-C üzerinden şarj edildiğini, kablosuz kullanılabildiğini ve otomatik kapanma özelliğine sahip olduğunu doğruluyor.
Türk kahvesini seyahate taşıyor
Arcadia Go projesinin arkasındaki isimlerden Coffee Talks Ltd. sahibi Alp Somyürek, ürünün geliştirilmesindeki temel düşüncenin Türk kahvesini sabit bir elektrik bağlantısına ihtiyaç duymadan farklı ortamlarda hazırlayabilmek olduğunu belirtiyor.
Kompakt yapısıyla çanta ve valizlerde taşınabilecek şekilde tasarlanan makine; ofislerden öğrenci evlerine, otomobil yolculuklarından kamp ve açık hava etkinliklerine kadar farklı kullanım alanlarını hedefliyor.
Somyürek'in verdiği bilgiye göre tam şarjla kullanım koşullarına bağlı olarak yaklaşık 3 ila 5 fincan kahve hazırlanabiliyor. Cihazdaki sensör sistemi ise kahvenin hazırlanma sürecini kontrol ederek uygun noktada işlemi otomatik olarak sonlandırıyor.
USB-C ile şarj ediliyor
Arcadia Go'nun öne çıkan özelliklerinden biri USB-C bağlantısıyla şarj edilebilmesi. Bu sayede cihazın uygun güç kaynakları ve taşınabilir şarj çözümleriyle kullanılabilmesi hedefleniyor. Ürünün satış bilgilerinde paslanmaz çelik gövde, otomatik kapanma özelliği, ölçü kaşığı ve seyahat çantası gibi ayrıntılar da yer alıyor.
Ürünle birlikte verilen “Take & Go” ölçü kaşığı ise tek kullanımlık Türk kahvesi miktarının taşınmasına imkân verecek şekilde tasarlanmış. Böylece kullanıcıların kahveyi ayrıca bir paket veya kapta taşıma ihtiyacının azaltılması amaçlanıyor.
Tasarımına uluslararası ödül
Arcadia Go, henüz küresel pazara çıkış hazırlıkları sürerken tasarımıyla da uluslararası alanda dikkat çekti. Ürün, 2024 European Product Design Award kapsamında ödüle layık görüldü. Somyürek de 2025'te yaptığı açıklamada ürünün küresel lansman öncesinde bu ödülü aldığını duyurmuştu.
Ürün Ağustos 2026'da uluslararası tasarım ve trend yayınlarının da dikkatini çekti. TrendHunter, Arcadia Go'yu geleneksel Türk kahvesinin farklı ortamlarda hazırlanmasına imkân veren mobil bir kahve makinesi olarak tanıttı.
İngiltere'den dünyaya açılıyor
Arcadia'nın resmi internet sitesindeki bilgilere göre marka bugün Birleşik Krallık'ın yanı sıra ABD, Orta Doğu ve EMEA pazarlarında da dağıtım ağı oluşturuyor.
Böylece cezveyle özdeşleşen geleneksel Türk kahvesi, elektrik prizine bağlı klasik makinelerin ardından bu kez şarj edilebilir ve taşınabilir bir ürünle uluslararası tüketicinin karşısına çıkıyor.
Birleşik Krallık'taki tüketiciler ürüne markanın resmi çevrim içi mağazasından ulaşabiliyor:
Detaylı bilgi için: info@coffeetalks.co.uk email adresi üzerinden iletişime geçilebilir.
Olay, öğleden sonra Bağlar ilçesine bağlı kırsal Oğlaklı Mahallesi'ndeki TOKİ konutlarında meydana geldi. 5 katlı binanın 3'üncü katındaki balkondan henüz bilinmeyen nedenle düşmek üzere olan kız çocuğunu yakınları tuttu. Durumu gören çevredekiler de çocuğu kurtarmak için seferber oldu. Bazı kişiler merdivenle çocuğa ulaşmaya çalışırken, bir kişi zemin kattan itibaren balkon korkuluklarına tutunarak 2'nci kata kadar tırmandı. Ardından, kız çocuğunu tutarak 2'nci kattaki balkona güvenli şekilde bıraktı.
O ANLAR SANİYE SANİYE KAYDEDİLDİ
Kız çocuğunun kurtarıldığı anlar, çevredekiler tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.
<p>Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde 3’üncü kattaki balkondan düşmek üzere olan kız çocuğu, binanın balkon korkuluklarından tırmanarak 2’nci kata ulaşan kişi tarafından kurtarıldı. O anlar cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.</p>
<p>Olay, öğleden sonra Bağlar ilçesine bağlı kırsal Oğlaklı Mahallesi’ndeki TOKİ konutlarında meydana geldi. 5 katlı binanın 3’üncü katındaki balkondan henüz bilinmeyen nedenle düşmek üzere olan kız çocuğunu yakınları tuttu. Durumu gören çevredekiler de çocuğu kurtarmak için seferber oldu. Bazı kişiler merdivenle çocuğa ulaşmaya çalışırken, bir kişi zemin kattan itibaren balkon korkuluklarına tutunarak 2’nci kata kadar tırmandı. Ardından, kız çocuğunu tutarak 2’nci kattaki balkona güvenli şekilde bıraktı.</p>
Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde ormanlık alanda çıkan yangına karşı Orman Bölge Müdürlüğü ve itfaiye ekipleri zamanla yarıştı. Alevlerin yükseldiği bölgeye sevk edilen 19 hava aracı ve yüzlerce...Devamı için tıklayınız
YouTube üzerinden yaptığı yayınlarla tanınan Arif Kocabıyık, hakkında verilen adli kontrol kararlarını ihlal ederek yasa dışı yollarla yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalandı. Kapıkule Sınır...Devamı için tıklayınız
Samsun'un İlkadım ilçesinde hafriyat yüklü kamyonun yandan çarptığı otomobil, KGYS kamerasının bulunduğu direk ile kamyon arasında sıkıştı. Kazada yaralanan otomobil sürücüsü ile yakınları...Devamı için tıklayınız
Meteoroloji uzmanı Adil Tek, yeni haftanın hava durumunu değerlendirdi. Tek, bugün özellikle Ordu-Giresun hattında kuvvetli yağışa dikkat çekti. Doğu Karadeniz’de risk sürerken İstanbul’da cuma günü...Devamı için tıklayınız
Bartın'da bir apartmanın asansörü hareket halindeyken bir kat aşağı kaydı. Kabinde mahsur kalan 27 yaşındaki M.Ö., yaşadığı panik nedeniyle baygınlık geçirdi. İtfaiye ekipleri tarafından kurtarılan...Devamı için tıklayınız
Antalya'nın Manavgat ilçesinde sarp ve dağlık arazide çıkan orman yangını rüzgârın etkisiyle geniş bir alana yayıldı. Ekipler yangına havadan ve karadan müdahale ederken Orman Genel Müdürlüğü (OGM),...Devamı için tıklayınız
Batman’da bir spor salonunun sauna bölümünde çıkan yangın faciayla sonuçlandı. Yoğun duman ve alevlerin tüm tesisi sardığı korkunç olayda 3 kişi hayatını kaybederken, 9 kişi yaralandı. Olay yerine çok...Devamı için tıklayınız
Girne Limanı’ndan Mersin’in Taşucu Limanı’na gitmek üzere hareket eden ve 267 yolcu ile mürettebatı taşıyan katamaran tipi feribot, 30 Ağustos Pazar günü Girne açıklarında alabora olarak battı.
Yetkililerin son açıklamasına göre, feribottaki 241 kişi kurtarıldı, sekiz kişi hayatını kaybetti. Kayıp yolcuları bulmak amacıyla Türkiye ve KKTC’den gemi, helikopter, insansız hava aracı ve uçakların katıldığı arama-kurtarma çalışmaları devam ediyor. Batan feribotun yaklaşık 514 metre derinlikte bulunduğu açıklandı.
Faciayla ilgili soruşturma kapsamında kaptan ve bazı mürettebat üyeleri gözaltına alınırken, geminin neden su aldığı ve sefere çıkış sürecinde herhangi bir ihmal bulunup bulunmadığı araştırılıyor.
Ailelerin bildirimleri ve kamuoyuna yansıyan bilgiler doğrultusunda kayıp olduğu değerlendirilen yolcuların listesi şöyle:
İşte kaybolan yolcuların tam listesi:
1.Ferdi Törer – Türkiye Cumhuriyeti
2.Mustafa Demir – Türkiye Cumhuriyeti
3.Mahmut Demir – Türkiye Cumhuriyeti
4.Özgür Gönül – Türkiye Cumhuriyeti
5.Anni Azel Hilaloğlu – Türkiye Cumhuriyeti
6.Şerife Özdemir – Türkiye Cumhuriyeti
7.Süleyman Erdoğan – KKTC
8.Saliha Miray Biçer – Türkiye Cumhuriyeti
9.Mehmet Asaf Biçer – Türkiye Cumhuriyeti
10.Orhan Bekret – Türkiye Cumhuriyeti
11.Nazmiye Özbolat – Türkiye Cumhuriyeti
12.Elmas Demir – Türkiye Cumhuriyeti
13.İsmail Kurt – KKTC
14.Yulia Özcan – Türkiye Cumhuriyeti
15.Ayhan Özcan – Türkiye Cumhuriyeti
16.Elife Bayır – Türkiye Cumhuriyeti
17.Nihat Pancar – Türkiye Cumhuriyeti
18.Mustafa Kemal Yaralı – Türkiye Cumhuriyeti
19.Mehmet Bayhan – Türkiye Cumhuriyeti
20.Mehmet Nuri Ayran – Türkiye Cumhuriyeti
Editörün notu: Yetkili makamların son durum açıklamasında kayıp sayısı 18 olarak verilirken, yukarıdaki 20 kişilik liste ailelerin bildirimleri ve kamuoyuna yansıyan bilgilerden oluşuyor. Resmî isim listesinin ve yazılışların yetkililerce kesinleştirilmesi bekleniyor.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Girne kenti açıklarında 30 Ağustos Pazar günü meydana gelen deniz kazasında 7 kişi yaşamını yitirdi.
Filo Denizcilik tarafından işletilen katamaran tipi feribot, Girne Limanı’ndan Mersin’in Taşucu Limanı’na gitmek üzere yerel saatle yaklaşık 12.30’da hareket etti. Geminin kalkıştan kısa süre sonra, Girne kıyısının yaklaşık 4 deniz mili açığında su almaya başladığı ve ardından alabora olduğu bildirildi.
KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, gemide 259 yolcu ile 8 mürettebat olmak üzere toplam 267 kişinin bulunduğunu açıkladı.
Üstel: 237 kişi kurtarıldı
Girne Limanı’na giderek kurtarma çalışmalarını yerinde takip eden KKTC Başbakanı Ünal Üstel, kazanın son bilançosunu açıkladı.
Üstel, gemide bulunan 237 kişinin kurtarıldığını, 7 kişinin hayatını kaybettiğini ve 23 kişinin kayıp olduğunu belirtti.
Kazadan duyduğu üzüntüyü dile getiren Üstel, arama-kurtarma faaliyetleri için devletin bütün imkânlarının seferber edildiğini söyledi. Üstel, önceliklerinin denizde kayıp durumdaki kişilere ulaşmak ve kurtarılan yolcuların sağlık kontrollerini tamamlamak olduğunu ifade etti.
Kayıp yolcuların bulunması için denizden ve havadan yürütülen çalışmaların aralıksız devam ettiği bildirildi. Üstel’in açıkladığı son bilanço
Gemi kısa sürede ters döndü
Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın verdiği bilgilere göre, geminin su aldığını fark eden kaptan yardım çağrısında bulundu ve Girne Limanı’na dönmeye çalıştı. Ancak feribot kısa süre içerisinde alabora olarak ters döndü.
Olay yerine yaklaşık 15-20 dakika içinde ulaşan KKTC Sahil Güvenlik ve Sivil Savunma ekiplerine, Türkiye’ye ait arama-kurtarma unsurları, helikopterler, özel şirketlere ait yolcu gemileri ve bölgedeki sivil tekneler destek verdi.
Kazanın ardından yayımlanan görüntülerde, can yeleklerini giyen yolcuların ters dönen geminin gövdesi üzerinde ve çevresindeki denizde yardım beklediği görüldü. Kurtarılanlar tekneler ve helikopterlerle Girne Limanı’na taşındı.
Kazanın nedeni araştırılıyor
Geminin neden su aldığı henüz kesin olarak belirlenemedi. Bakan Arıklı, kaza sırasında denizin oldukça dalgalı olduğunu ancak olayın nedenine ilişkin kesin değerlendirmenin teknik incelemeler tamamlandıktan sonra yapılabileceğini söyledi.
Geminin denize elverişliliği, hava koşulları, taşıma kapasitesi, kaptan ve mürettebatın müdahalesi ile suyun gövdeye hangi noktadan girdiği soruşturma kapsamında incelenecek.
İlk haberlerde gemideki kişi sayısı 279 olarak aktarılmıştı. Ancak KKTC makamları daha sonra resmî sayıyı 259 yolcu ve 8 mürettebat olmak üzere 267 olarak düzeltti.
Liman ve hastaneler alarma geçirildi
KKTC Sağlık Bakanlığı, kazanın ardından Girne Limanı ile devlet ve özel hastanelerde bütün hazırlıkların tamamlandığını açıkladı.
Girne Limanı’nda ilk müdahale alanı oluşturulurken ambulanslar ve sağlık ekipleri hazır bekletildi. Kurtarılan yolcular sağlık kontrolünden geçirilerek ihtiyaçlarına göre Girne ve Lefkoşa’daki hastanelere sevk edildi.
Bakanlık, olası ihtiyaçlara hızlı müdahale edilebilmesi amacıyla sağlık personelinin en üst düzeyde harekete geçirildiğini bildirdi.
Türkiye’den kurtarma çalışmalarına destek
Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da KKTC ve Türkiye Sahil Güvenlik birimlerinin koordinasyon içerisinde çalıştığını belirtti.
Yılmaz, temel önceliğin yolcular ile mürettebatın kurtarılması olduğunu vurgulayarak Türkiye’nin arama-kurtarma faaliyetlerine gerekli bütün desteği sağladığını kaydetti.
Facia nedeniyle Girne’de 30 Ağustos Zafer Bayramı kapsamında yapılması planlanan etkinliklerin iptal edildiği bildirildi. Arama çalışmaları sürerken bölgedeki sivil deniz trafiği de kontrol altına alındı.
Fransız Sahil Güvenliği, göçmenleri taşıyan aşırı kalabalık teknenin perşembeyi cumaya bağlayan gece, Calais ile Dunkirk arasındaki Gravelines açıklarında tespit edildiğini açıkladı.
Bölgeye sevk edilen kurtarma gemisi, İngiltere’ye doğru ilerleyen tekneyi bir süre takip etti. Teknede bulunanlardan yardım talebi gelmesi üzerine operasyon başlatıldı ve 72 kişi kurtarma gemisine alındı.
Kurtarma görevlileri tekneye ulaştıklarında bir göçmenin bilincini kaybettiğini belirledi. Kalp masajı uygulanan kişi için helikopter de sevk edildi ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen göçmen kurtarılamadı.
Üç kişi yaralandı
Fransa’nın Manş Denizi ve Kuzey Denizi Denizcilik Valiliği tarafından paylaşılan bilgilere göre olay sırasında üç kişi daha yaralandı. Yaralılardan birinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğu belirtildi.
Hayatını kaybeden kişinin kimliği ve uyruğuna ilişkin resmî açıklama yapılmadı. Ölüm nedeninin belirlenmesi ve teknenin denize açılmasını organize eden kaçakçılık şebekesinin tespit edilmesi amacıyla inceleme başlatılması bekleniyor.
On günlük aranın ardından 494 kişi İngiltere’ye ulaştı
Facia, Manş Denizi’ndeki küçük tekne geçişlerinin yeniden hızlandığı bir dönemde yaşandı. İngiltere İçişleri Bakanlığı verilerine göre perşembe günü yedi ayrı tekneyle toplam 494 göçmen İngiltere kıyılarına ulaştı.
Bunlar, 17 Ağustos’ta 250 kişinin İngiltere’ye geçmesinden sonraki ilk başarılı küçük tekne geçişleri oldu. Böylece olumsuz hava ve deniz koşullarının etkili olduğu yaklaşık 10 günlük durgunluk sona erdi.
Geçişler geçen yıla göre yüzde 43 azaldı
Resmî veriler üzerinde yapılan analize göre 2026’nın başından bu yana küçük teknelerle Manş Denizi’ni aşarak İngiltere’ye ulaşanların sayısı 16 bin 391’e çıktı.
Bu rakam, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 43, 2024’ün aynı dönemine göre ise yüzde 17 daha düşük. Ancak teknelerin kapasitesinin çok üzerinde insan taşıması, denize elverişsiz olması ve birçok yolcuya can yeleği verilmemesi ölüm riskini artırmaya devam ediyor. Ağustos ayının başında motoru alev alan ve parçalanmaya başlayan başka bir teknedeki 157 kişi de Fransız ve İngiliz ekiplerinin ortak operasyonuyla kurtarılmıştı.
Mahmood: Rehavete kapılmayacağız
İçişleri Bakanı Shabana Mahmood, geçişlerdeki düşüşün olumlu olduğunu ancak hükümetin “rehavete kapılmayacağını” söyledi.
Fransa sahillerindeki ve denizaşırı ülkelerdeki operasyonların güçlendirildiğini belirten Mahmood, insanları tehlikeli ve yasa dışı rotalara yönelten etkenlerle mücadele amacıyla yeni yasal düzenlemeler hazırlandığını kaydetti.
Başbakan Andy Burnham da insan kaçakçılığı şebekelerinin faaliyetlerini ve kullandıkları para akışını hedef alan operasyonların kararlılıkla sürdürüleceğini bildirdi.
Kurtarma politikaları yeniden tartışılıyor
İngiltere ile Fransa, küçük tekne geçişlerini engellemek amacıyla sahil devriyelerini, gözetleme kapasitesini ve kaçakçılık çetelerine yönelik ortak operasyonları artırdı. Buna karşın insan hakları kuruluşları, sahillerde uygulanan daha sert müdahalelerin göçmenleri daha riskli noktalardan ve daha elverişsiz teknelerle denize açılmaya ittiğini savunuyor.
Manş Denizi’nde Kasım 2021’de meydana gelen ve en az 27 kişinin öldüğü en büyük göçmen faciasını inceleyen resmî soruşturma da ölümlerin önlenebilir olduğu sonucuna varmış; hem Fransız hem de İngiliz kurtarma makamlarının müdahalesindeki eksikliklere dikkat çekmişti.
Giresun’un Görele ilçesinde gastroenterit salgını şüphesiyle son 3 günde 700’den fazla kişinin hastanelere başvurduğu öğrenildi. Hastaların büyük bölümünün taburcu edildiği, 3 kişinin ise tedavi altına alındığı bildirildi.
KKTC'nin Girne Limanı'ndan Mersin Taşucu'na gitmek üzere denize açılan FİLOJET isimli yolcu gemisinin alabora olması, Akdeniz'de son yılların en büyük deniz kazalarından birine yol açtı.
Geminin batış sebebi henüz tam olarak netleşmezken, KKTC Bakanlar Kurulu kararıyla ülkede 3 günlük milli yas ilan edildi.
SAHİL GÜVENLİK VE TSK UNSURLARI SEFERBER OLDU
Gemide bulunan 259 yolcu ve 8 mürettebat olmak üzere toplam 267 kişiden 241'i ekiplerin hızlı müdahalesiyle sağ olarak tahliye edildi.
KKTC Sahil Güvenlik ekipleri ile Türkiye Cumhuriyeti Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı deniz ve hava unsurları, batan gemideki kayıp 18 kişiyi bulmak için koordineli arama kurtarma faaliyeti yürütüyor.
Deniz Kuvvetleri unsurlarının da katıldığı çalışmalarda, insansız hava araçları ve helikopterler belirlenen koordinatları taramaya devam ediyor.
ADLİ SORUŞTURMADA İLK GÖZALTILAR MAHKEMEDE
Yaklaşık 514 metre derinliğe gömüldüğü tespit edilen geminin batışıyla ilgili olarak KKTC adli makamları geniş çaplı bir ceza soruşturması başlattı.
Soruşturma kapsamında gemi kaptanı, görevli mürettebat ve işletmeci şirketin yetkililerinin de aralarında bulunduğu 9 kişi gözaltına alınarak Girne'de mahkemeye sevk edildi.
Kazanın teknik nedenleri, yük ve yolcu dengesi ile ihmal iddiaları uzman bilirkişi heyetleri tarafından inceleniyor.
GİRNE GEMİ KAZASINDA KAÇ KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ?
Girne açıklarında alabora olan FİLOJET'te 8 kişi hayatını kaybetti.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, dijital bankacılık kullanımının artmasıyla birlikte ATM'ler üzerinden yapılan nakit işlemlerinde de yoğunluk yaşanıyor.
Bu yoğunluk ve yeni nesil güvenlik yazılımları, son dönemde para yutma ve bloke işlemlerini beraberinde getiriyor.
YENİ NESİL SENSÖRLER VE GÜVENLİK PROTOKOLLERİ
Bankaların ATM sistemlerine entegre ettiği gelişmiş optik sensörler, fiziki olarak standart dışı olan banknotları anında tespit ediyor. Katlanmış, yıpranmış, üzerinde bant ya da ataş bulunan paralar mekanik sıkışmaları önlemek adına doğrudan koruma haznesine aktarılıyor.
KULLANICILARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN SÜRE SINIRI
Para yatırma ve çekme süreçlerinde uygulanan süre sınırları da en yaygın bloke nedenlerinden birini oluşturuyor. Sistem tarafından verilen uyarılara 30 saniye içinde yanıt verilmediğinde veya iade edilen para hazneden alınmadığında, ATM parayı güvenli bölgeye çekerek işlemi sonlandırıyor.
BLOKE EDİLEN PARAYI GERİ ALMA SÜRECİ
ATM'nin paraya el koyması durumunda panik yapılmamalı ve öncelikle cihazın üzerindeki benzersiz kod not edilmelidir. Ardından ilgili bankanın müşteri hizmetleri aranarak saat ve miktar bilgisiyle resmi itiraz kaydı oluşturulması gerekiyor. Bankaların yapacağı günlük kasa mutabakatının ardından tespit edilen fazla tutar müşterinin hesabına iade ediliyor.
WhatsApp üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık girişimleri son dönemde ciddi bir artış gösterirken, platform kullanıcı güvenliğini artırmaya yönelik yeni bir özelliği test etmeye başladı. Özellikle bilinmeyen numaralardan gönderilen ve resmi kurum, banka veya tanınmış markalardan geliyormuş izlenimi veren mesajlar, kullanıcıları çeşitli dolandırıcılık senaryolarının hedefi haline getirebiliyor.
WhatsApp'ın “Scam Alert” adıyla geliştirdiği yeni güvenlik özelliği, kademeli olarak beta kullanıcılarına sunulmaya başlandı. Ayarlar bölümündeki Hesap menüsünden manuel olarak etkinleştirilebilen sistem, tanımadıkları numaralardan gelen mesajları analiz ederek bunların potansiyel bir dolandırıcılık girişimi olup olmadığı konusunda kullanıcıyı uyarıyor.
Uyarının ardından kullanıcıya çeşitli seçenekler sunuluyor. Şüpheli numara engellenip WhatsApp'a bildirilebildiği gibi, güvenilir bir kişi olduğu düşünülüyorsa kişi güvenilenler listesine de eklenebiliyor.
Scam Alert'in dikkat çeken özelliklerinden biri, dolandırıcılık tespitinde cihaz üzerinde çalışan bir yapay zeka modelinden yararlanması. Sistem, şüpheli mesajlaşma davranışlarını analiz ederek kullanıcıya olası riskler hakkında bilgi vermeyi amaçlıyor. Modelin zaman içerisinde yeni dolandırıcılık yöntemlerine karşı kendini geliştirecek şekilde tasarlandığı belirtiliyor.
Güvenilen bir kişi olarak eklenen numarayla yapılan görüşmelerde kullanıcı, sohbet geçmişindeki son 5 mesajı karşı tarafa iletebilecek. Bunun yanı sıra karşıdaki kişinin, kullanıcının Scam Alert özelliğini aktif olarak kullanıp kullanmadığını öğrenememesi de sistemin dikkat çeken ayrıntıları arasında yer alıyor.
Yeni güvenlik aracını test etmek isteyen Android beta kullanıcılarının WhatsApp'ın 2.26.34.1 sürümüne ulaşması gerekecek. Özelliğin beta sürecinin ardından daha geniş bir kullanıcı kitlesine sunulması bekleniyor.
Londra Türk toplumunun yakından tanıdığı muhasebeci ve mali müşavir Münir Hasan Tatar, 28 Ağustos Cuma günü düzenlenen cenaze töreniyle son yolculuğuna uğurlandı.
Palmers Green Mosque’ta kılınan cenaze namazını Süleymaniye Camisi din görevlisi Ali Mercan kıldırdı. Namazın ardından Tatar’ın naaşı Trent Park Cemetery’ye götürüldü.
Münir Hasan Tatar, burada Hafız Muhittin Aydın’ın Kur’an-ı Kerim tilaveti ve duaları eşliğinde, ailesi ve sevenlerinin gözyaşları arasında toprağa verildi.
Ersin Tatar: Aynı yollarda yürüdük
Cenaze törenine katılan KKTC 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, yeğeni Münir Hasan Tatar’ın vefatından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi.
Merhumun Kıbrıs Türk halkına, köklerine ve millî değerlerine bağlılığına dikkat çeken Ersin Tatar, şunları söyledi:
“Biz onunla hep aynı yollarda yürüdük. Barış Harekâtı’nda aynı odadaydık; beraber kucaklaştık, beraber ağladık. Ticarete ve ekonomiye yön veren bir kardeşimizdi. Ancak benim için çok önemli olan, KKTC’ye olan bağlılığı; köklerimizi ve millî değerlerimizi her zaman önemseyen değerli bir kişi olmasıydı. Hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz. Önemli olan arkamızda bıraktıklarımızdır. Mekânın cennet olsun.”
“Pek çok kişiye yol gösterdi”
Merhumun oğlu Serkan Tatar da babasının zekâsı, becerisi, öngörüsü ve tecrübesiyle çevresindeki pek çok kişiye yol gösterdiğini belirtti.
Serkan Tatar, “Eminim bugün burada bulunan hemen herkes, hayatının bir döneminde onun bilgisinden ve bilgeliğinden faydalanmıştır” ifadelerini kullandı.
Büyükelçi Ertaş: Anısını yaşatmaya devam edeceğiz
Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş ise Münir Hasan Tatar’ı Türk toplumunun müstesna şahsiyetlerinden biri olarak nitelendirdi.
Büyükelçi Ertaş, “Toplumumuzun müstesna şahsiyetlerinden birinin son yolculuğunda birlikteyiz. Hem şahsen hem de Londra Büyükelçisi olarak kendisinden son derece razı bir şekilde onu uğurluyorum. Değerli anısını toplumumuzla birlikte yaşatmaya devam edeceğiz” dedi.
Törende konuşan Dr. Teoman Sırrı MBE de Münir Hasan Tatar’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diledi.
İş ve toplum dünyası törende buluştu
Cenaze törenine KKTC Londra Temsilcisi Büyükelçi Aysan Mullahasan Atılgan’ın yanı sıra Dr. Teoman Sırrı MBE, Avrupalı Türk Marka Birliği Başkanı Vehbi Keleş, Dr. Tahsin Bilginer, Hafız Mustafa 1864 CEO’su Avni Ongurlar, Yönetim Kurulu Üyesi Emre Ongurlar, Olay Gazetesi sahibi Nural Ezel ve Konsey Başkanı Kenan Nafi katıldı.
Defin töreninin ardından ailenin özel davetiyle düzenlenen yemek programında, Münir Hasan Tatar’ın aziz ruhu için ikramda bulunuldu ve misafirler ağırlandı.
Münir Hasan Tatar kimdir?
İngiltere’deki Kıbrıs Türk toplumunun tanınmış isimlerinden Münir Hasan Tatar, Londra’da faaliyet gösteren M. Tatar & Associates firmasının kurucusu ve sahibiydi.
Uzun yıllar muhasebe ve mali danışmanlık alanlarında çalışan Tatar, Londra’daki Türk ve Kıbrıs Türk toplumuna hizmet veren saygın iş insanları arasında yer alıyordu. Evli olan Tatar’ın bir oğlu ve bir kızı bulunuyordu.
Kurucusu olduğu M. Tatar & Associates, yıllar boyunca Londra’da faaliyet gösteren çok sayıda Türk ve Kıbrıslı Türk işletmeye, aileye ve girişimciye muhasebe ve finans alanlarında hizmet sundu.
Münir Hasan Tatar, mesleki çalışmalarının yanı sıra İngiltere’deki Kıbrıs Türk toplumuna verdiği destek ve katkılarla da tanınıyordu. Firmanın faaliyetleri, kendisi de yeminli mali müşavir olan ve uzun yıllar babasıyla birlikte çalışan oğlu Serkan Tatar tarafından sürdürülecek.
Mısırlı dünya yıldızı Muhammed Salah'ın Trabzonspor'a transferi sadece yeşil sahaları değil, Trabzon mutfağını da hareketlendirdi. Yıldız futbolcunun transfer tanıtım videosunda yöresel lezzetleri,...Devamı için tıklayınız
Ülkemizin fikir ve mücadele hayatında önemli bir yeri olan usta kalem Şule Yüksel Şenler, vefatının 7. yılında eserleri ve duruşuyla topluma yön vermeye devam ediyor. Türkiye'nin önde gelen kadın...Devamı için tıklayınız
Afyonkarahisar merkeze bağlı Susuz Beldesi Güzelimdağı mevkisinde orman yangını çıktı. Kuvvetli rüzgarın etkisiyle kısa sürede büyüyen yangına itfaiye, Orman İşletme Müdürlüğü ve jandarma ekipleriyle...Devamı için tıklayınız
30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları kapsamında Türk Hava Kuvvetlerinin gökyüzündeki gururu SOLOTÜRK, İstanbul Boğazı ve Yenikapı semalarında nefes kesen prova uçuşları gerçekleştirdi. F-16 savaş...Devamı için tıklayınız
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan yeni protokolle, eğitim yapılarında sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm dönemi resmen başladı. Bakan Murat...Devamı için tıklayınız
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, İstanbul Küçükçekmece Gölü-Tahtakale mevkiinden geçen 153 yıllık tarihi demiryolu güzergâhında leyleklerin elektrik hatlarıyla temasını önlemek...Devamı için tıklayınız
Eskişehir'de kendilerini polis ve savcı olarak tanıtan dolandırıcıların hedef aldığı 81 yaşındaki adam, evine kadar gelen şüpheli kadına altınlarını vermek üzereyken torununun dikkati sayesinde...Devamı için tıklayınız
İstanbul Küçükçekmece’de saat 21.45 sıralarında şüpheli bir aracı durdurmak isteyen Yunus Timleri, sürücünün kaçması üzerine Halkalı Caddesi’nde kovalamacaya başladı; takip sırasında meydana gelen...Devamı için tıklayınız
Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde iki yolcu otobüsünün çarpışması sonucu 13 kişi yaralandı. Siverek-Şanlıurfa kara yolunun 10. kilometresinde meydana gelen kazanın ardından bölgeye sağlık, polis ve...Devamı için tıklayınız
Fenerbahçe, UEFA Şampiyonlar Ligi play-off turu rövanşında deplasmanda Lyon’u 2-1 mağlup ederek 17 sezon sonra lig aşamasına yükselirken, maçın ardından iki takım oyuncuları arasında gerilim yaşandı....Devamı için tıklayınız
30 Ağustos Zafer Bayramı’nda Ankara, İstanbul ve İzmir’de bazı raylı sistem hatlarında da ücret alınmayacak. Marmaray, Başkentray ve İZBAN’ın yanı sıra Sirkeci-Kazlıçeşme ile Gayrettepe-İstanbul...Devamı için tıklayınız
Sağlık Bakanlığı, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki (GATA) hijyen koşullarına ilişkin sanal medyada paylaşılan görüntüler sonrası inceleme başlattı. Sağlık Bakanı Memişoğlu'nun talimatıyla...Devamı için tıklayınız
Eskişehir’de parkta oturan bir kişiye döner bıçağıyla saldırarak yaralayan şüpheli, olayın ardından kaçtı. Polis ekiplerinin başlattığı geniş çaplı arama çalışmaları sonucu saldırgan kısa sürede...Devamı için tıklayınız
ydın'ın Nazilli ilçesinde, yaya üst geçidine asılan ve üzerinde Başkan Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret içeren yazı bulunan insan maketiyle ilgili bir kişi gözaltına alındı.Devamı için tıklayınız
Muğla’nın Fethiye ilçesinde dünyaca ünlü Ölüdeniz Babadağ’da tandem yamaç paraşütü uçuşu yapan pilot Ali Kıdıl ile Çin uyruklu turist Xiangrui Meng, paraşütün havalandıktan kısa süre sonra kayalık ve...Devamı için tıklayınız
İngiltere, giderek ağırlaşan iklim olayları ve uluslararası güvenlik tehditleri karşısında “toplumun tamamını kapsayan” yeni bir dayanıklılık modeline geçmeye hazırlanıyor.
Cabinet Office tarafından yürütülecek kamuoyu kampanyasında vatandaşlara, büyük bir kriz sırasında en azından ilk günlerde kendi temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde hazırlık yapmaları çağrısında bulunulacak.
Kampanyanın özellikle sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden yürütülmesi; elektrik kesintisi, su şebekesi arızası, sel, aşırı sıcak, orman yangını veya siber saldırı durumunda izlenmesi gereken adımların sade ve anlaşılır biçimde anlatılması planlanıyor.
Evlerde bulunması istenen acil durum malzemeleri
Henüz kampanyanın bütün ayrıntıları açıklanmasa da hükümetin mevcut “Prepare” rehberinde evlerde şişe su, uzun süre bozulmayan gıda, düzenli kullanılan ilaçlar, el feneri, yedek pil, pilli veya kurmalı radyo, ilk yardım seti, hijyen malzemeleri ve önemli telefon numaralarının yazılı bir kopyasının bulundurulması öneriliyor.
Resmî rehberde, yalnızca içme ihtiyacı için kişi başına günlük en az 2,5-3 litre su tavsiye ediliyor. Yemek hazırlama ve temel temizlik ihtiyaçları da hesaba katıldığında bu miktarın kişi başına günlük 10 litreye kadar çıkabileceği belirtiliyor. Bebekler, sağlık cihazı kullananlar ve evcil hayvanlar için ek su ayrılması isteniyor
Hükümetin yaklaşımı, insanlardan aylarca yetecek büyüklükte stok yapmalarını değil, tedarik zincirlerinin veya kamu hizmetlerinin kısa süreliğine kesintiye uğrayabileceği ilk dönemi kendi imkânlarıyla geçirebilmelerini öngörüyor.
Öncelik savunmasız gruplarda olacak
Planın temel amaçlarından biri, krizlerin ilk saatlerinde polis, sağlık, itfaiye, yerel yönetim ve yardım kuruluşlarının üzerindeki baskıyı azaltmak.
Temel hazırlığını yapabilecek durumdaki hanelerin kısa süreliğine kendi ihtiyaçlarını karşılaması halinde kamu kaynaklarının yaşlılara, engellilere, kronik hastalara ve yardım almadan yaşamını sürdüremeyecek diğer savunmasız gruplara yönlendirilebileceği değerlendiriliyor.
Vatandaşlardan ayrıca yakın çevrelerinde desteğe ihtiyaç duyabilecek komşularını kontrol etmeleri ve elektrik, gaz ile su şirketlerinin “Priority Services Register” sistemine kaydolma hakkına sahip olup olmadıklarını öğrenmeleri istenecek.
İran bağlantılı saldırı alarm zillerini çaldırdı
Kampanya hazırlıkları, İran bağlantılı olduğu öne sürülen bilgisayar korsanlarının küçük ölçekli bir İngiliz enerji üretim tesisini temmuz ayında dört gün süreyle devre dışı bıraktığı yönündeki haberlerin ardından hız kazandı.
Ancak saldırının İran tarafından düzenlendiğine ilişkin kesin ve kamuoyuna açıklanmış resmî bir doğrulama bulunmuyor. Enerji Bakanlığı, etkilenen tesisin küçük ölçekli olduğunu, olayın ülkenin genel elektrik üretimini tehlikeye atmadığını ve tüketicilere yönelik bir kesinti yaşanmadığını bildirdi. Ulusal Siber Güvenlik Merkezi de enerji sektöründeki gelişmeleri incelemeyi sürdürüyor
Buna rağmen olay, küçük enerji tesisleri ve dağıtık üretim sistemlerinin büyük şebeke işletmecileri kadar güçlü siber korumaya sahip olup olmadığı yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
İklim krizi hazırlıkları hızlandırdı
Hükümetin kararında güvenlik tehditlerinin yanı sıra son dönemde art arda yaşanan aşırı sıcaklar, kuraklık, seller ve orman yangınları da etkili oldu.
2026 Ulusal Risk Kayıt Belgesi’nde siber saldırılar, enerji kesintileri, kuraklık, sel ve diğer aşırı hava olayları ülkenin hazırlık yapması gereken başlıca riskler arasında gösterildi. Cabinet Office, salgından terör saldırısına ve geniş çaplı doğal afetlere kadar toplumun tamamını etkileyebilecek krizlerde merkezi koordinasyon görevi üstleniyor.
“Savaş kitapları” 22 yıl sonra güncelleniyor
İngiltere hükümeti, vatandaşlara yönelik kampanyayla eş zamanlı olarak devlet kurumlarının savaş ve dış saldırı durumunda izleyeceği gizli kriz planlarını da yeniliyor.
Kamuoyunda “War Books” olarak bilinen belgeler en son 2004 yılında kapsamlı biçimde güncellenmişti. Cabinet Office koordinasyonundaki çalışma; askerî ve sivil kurumların çatışma, altyapı saldırısı veya ülke topraklarını etkileyen diğer düşmanca faaliyetler sırasında birlikte hareket etmesini amaçlıyor.
Hükümet, kampanyanın yakın bir saldırı beklendiği anlamına gelmediğini özellikle vurguluyor. Verilmek istenen mesajın panik veya korku yaratmak değil, vatandaşlara günlük hayatta uygulanabilecek basit önlemler kazandırarak ülkenin krizlere karşı direncini artırmak olduğu belirtiliyor.
Almanya’nın başkenti Belin yakınlarındaki Gosen-Neu Zittau kasabasındaki bir okulda düzenlenen bıçaklı saldırıda 18 yaşındaki öğrenci ile saldırıyı durdurmaya çalışan bir kişi hayatını kaybetti. Polis bir şüpheliyi gözaltına aldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen kapsamlı soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı.
Kamuoyunda "Manifest" grubunun kurucusu ve menajeri olarak tanınan, aynı zamanda Hypers ajansının kurucu ortağı olan Tolga Akış, emniyet güçleri tarafından gözaltına alındı.
SORUŞTURMANIN DETAYLARI VE YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR
Soruşturma dosyasında yer alan bilgilere göre, Akış hakkında üç farklı alanda suçlama bulunuyor.
Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgiye göre Akış; müstehcenlik, uyuşturucu madde kullanma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama iddiaları çerçevesinde sorgulanıyor. Emniyetteki işlemlerinin ardından şüphelinin adliyeye sevk edilmesi bekleniyor.
TOLGA AKIŞ KİMDİR?
1984 yılında Bursa'da dünyaya gelen Tolga Akış, İstanbul Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun oldu.
Erken yaşta televizyon prodüksiyonu ve etkinlik yönetimi alanlarında çalışmaya başlayan Akış, 2017 yılında kurduğu dijital ajansla eğlence sektöründe faaliyetlerini sürdürüyordu.
Soruşturmanın seyrine ilişkin savcılık makamından resmi açıklama yapılması bekleniyor.
Fırtınaya Doğru dizisinde, varlıklı hayatının tadını çıkaran ve Ahmer ile mutlu bir ilişkisi olan Sara, bir cinayet suçlaması ile karşı karşıya kalır.
Ondan tamamen zıt bir hayat yaşayan ve kardeşini aniden kaybeden Saim, bu konuda Sara’yı suçlar. Ondan kardeşinin intikamını alabilmek için elinden geleni yapacaktır. Sara, hayatına gölge gibi düşen bu kişiden kaçacak yer arar. Ancak Saim’in öfkesi dinecek gibi değildir. Yolları kötü bir şekilde kesişen bu ikiliyi, nasıl bir hikaye bekliyor?
İntikamın yönettiği bir aşk üçgeni hikayesiyle merak uyandıran dizi Fırtınaya Doğru, hafta içi her gün Kanal 7’de!
Bilmezler Ki Kalbimdesin dizisinde, İmlie ve Malini’nin arası düzelmiştir. Ancak İmlie’nin istemeden neden olduğu aksilikler, Aditya’nın ailesinde krize sebep olur.
Onun bu aileye zarar verdiğini söylerler. Malini, İmlie’yi korumak için onu savunarak konuşunca da oklar ona döner. Bu sefer bu ağır sözlerin hedefinde Malini vardır. Artık aileden biri olmadığını duyan Malini, ne tepki verecek?
Peşinden koşulan hayallerin, tesadüflerin değiştirdiği hayatların ve beklenmedik bir aşkın hikayesini anlatan dizi ‘Bilmezler Ki Kalbimdesin’ her gün 19.00’da Kanal 7'de.
Saklı Bahar dizisinde Anamika’nın iş birliği yaptığı adamlar, Arjun’un evine gider. Ailesine Arjun’un öldüğünü ve bunu yapan kişinin Mishri olduğunu söylerler.
Neye uğradığını şaşıran aile, iki kötü haberi birden almış olur. Anamika adamlarına, Mishri’yi de ortadan kaldırmaları için emir verir. Bu sırada Mihri’nin bebeğini saklamaya devam ediyordur. Polisler onu alıp götürürken, Mishri’nin düşündüğü tek şey bebeğidir. Mishri, üzerine atılan iftira sonucu düştüğü bu durumdan nasıl kurtulacak?
Saklı Bahar, sürükleyici kurgusu, güçlü karakterleri ve duygu yüklü anlatımıyla hafta içi her gün 15.50’de Kanal 7 ekranlarında.
Yıldızlar Kadar Yakın dizisinde annesi, Ramsha’nın haline üzülür. Tüm bunları Beena’nın ahını aldığı için yaşadığını ve ondan özür dilemesi gerektiğini söyler.
Ancak Ramsha’nın Beena’ya olan öfkesi dinmemiştir. Nihal’den gelen boşanma belgesi de bu öfkeyi arttırır. Nihal, Beena’ya karşı hissettiği pişmanlık duygusundan kurtulamaz. Gidip onun ayağına kapanır ve kendisini affetmesini ister. Tekrar pişman olmak istemeyen Beena, Nihal’i affedecek mi?
“Yıldızlar Kadar Yakın”, heyecan dolu final bölümü ile 14.00’de Kanal 7’de…
Elazığ'da yalıtım fabrikasında çıkan yangında dumanlar kentin farklı noktalarından görüldü. Ara ara patlamaların yaşandığı fabrikada alevlere müdahale edildi. Yangın 3,5 saatlik çalışmasıyla kontrol...Devamı için tıklayınız
Antalya'nın dünyaca ünlü Side Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmalarında önemli bir aşama kaydedildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın "Geleceğe Miras Projesi" kapsamında sürdürülen çalışmalarda,...Devamı için tıklayınız
Türkiye’de günlerdir etkili olan yüksek sıcaklıklar cuma günü kuzeyden gelecek yağışlı sistemle birlikte gerileyecek. İstanbul’da sıcaklık 4-5 derece düşerken kuvvetli rüzgar ve yağış etkili olacak....Devamı için tıklayınız
İstanbul Sancaktepe’de bir demirci dükkanında henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen itfaiye ekipleri alevleri kontrol altına alarak söndürdü. Maddi hasarın...Devamı için tıklayınız
Bartın’da görev dönüşü evlerine gitmekte olan koruma polislerini taşıyan araç, otomobille çarpıştı. Kazada Komiser M.Y. ile polis memuru A.D. yaralanırken, olay anı çevredeki iş yerlerinin güvenlik...Devamı için tıklayınız
Ankara'nın Kahramankazan ilçesindeki kargo aktarma merkezinde 3 pakette 109 kilo 300 gram eroin olduğu değerlendirilen uyuşturucu madde ele geçirildi. Piyasa değerinin yaklaşık 300 milyon lira olduğu...Devamı için tıklayınız
AFAD Adıyaman'ın Sincik ilçesinde 4,2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurdu. Saat 21.43'te gerçekleşen sarsıntının derinliği 7 kilometre olarak ölçüldü.Devamı için tıklayınız
Bursa'nın Nilüfer ilçesinde tarım alanında çıkan yangın ormana sıçradı. Alevler, havadan ve karadan müdahaleyle kontrol altına alındı.Devamı için tıklayınız
Mardin'in Nusaybin ilçesinde kontrolden çıkarak kayalıklara çarpan hafif ticari aracın takla atması sonucu meydana gelen feci kazada 1 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi de yaralandı.Devamı için tıklayınız
Atatürk Kültür Merkezi’nin 2026-2027 sanat sezonu programı açıklandı. Eylülde başlayacak yeni dönemde Lang Lang, Emma Shapplin, Royal Philharmonic Orchestra ve Christian McBride gibi dünyaca ünlü...Devamı için tıklayınız
Samsun'un Tekkeköy ilçesinde ayva ağacının dalının kesilmesi nedeniyle çıkan silahlı kavgada İbrahim Çam (73) hayatını kaybetti, yeğeni M.Ç. (46) tutuklandı. M.Ç., amcasının kendisine ateş açtığını ve...Devamı için tıklayınız
Adana'da birlikte alkol aldıkları ev arkadaşları 33 yaşındaki Emrah Kocaoğlu'nu çıkan tartışmada bıçaklayarak öldüren iki şüpheli, cinayet aletini pencereden attıktan sonra cesedin başında bir süre...Devamı için tıklayınız
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Karahantepe’de yürütülen 2026 yılı kazılarında bulunan yaklaşık 11 bin yıllık kompozit heykeli sosyal medya hesabından duyurdu. Ersoy, leoparın sırtında...Devamı için tıklayınız
Bursa'nın Nilüfer ilçesinde sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği iddia edilen otomobil, kontrolden çıkarak tarlaya uçup takla attı. Kazada araçta bulunan 3'ü yabancı uyruklu 5 kişi...Devamı için tıklayınız
Kayseri'nin Melikgazi ilçesinde, Cizre'den Ankara'ya giden yolcu otobüsü ile benzin yüklü bir tanker kavşakta feci şekilde çarpıştı. Çarpışmanın şiddetiyle tankerin devrildiği ve akaryakıtın yola...Devamı için tıklayınız
Samsun sahilinin farklı noktalarında kıyıya vuran çuvallardan içeriği henüz belirlenemeyen toz halinde maddeler çıktı. Polis, Sahil Güvenlik, AFAD ve ilgili kurum ekipleri bölgede inceleme başlatırken...Devamı için tıklayınız
Şanlı tarihimizin dönüm noktalarından biri olan Mercidabık Zaferi'nin 510'uncu yıl dönümü, Kilis'te düzenlenen etkinliklerle büyük bir gurur ve coşkuyla kutlandı. Cumhuriyet Meydanı'nı dolduran...Devamı için tıklayınız
Adıyaman'da iki grup arasında henüz bilinmeyen bir nedenle çıkan tartışma, kısa sürede kavgaya dönüştü. Sokak ortasında birbirine saldıran şahıslar, polis ekiplerinin olay yerine gelmesiyle ara...Devamı için tıklayınız
Ordu’nun Çamaş ilçesinde fındık toplamak için bahçeye giden iki kardeşten acı haber geldi. Akşam eve dönmeyen Melehat ve Fatma Gümüş’ün cansız bedenleri, yapılan arama çalışmalarında dere kenarında...Devamı için tıklayınız
Fatih Eminönü’nde 2 katlı Paçacı Han’ın bodrum katındaki bir iş yerinde yangın çıktı. İş hanını yoğun duman kaplarken, müdahale sırasında 2 itfaiye eri dumandan etkilendi.Devamı için tıklayınız
İngiltere’de sıcak ve nemli hava, yerini şiddetli yağış ve gök gürültülü fırtınalara bırakıyor. Met Office, 26 Ağustos Çarşamba ve 27 Ağustos Perşembe günleri için İngiltere ile Galler’in geniş bölümünü kapsayan iki ayrı sarı uyarı yayımladı.
Çarşamba gününe ilişkin uyarı yerel saatle 03.00’te başladı ve 22.00’ye kadar geçerli olacak. Uyarı bölgesi Greater London’ın yanı sıra Güneydoğu İngiltere, East Anglia’nın bazı bölümleri, East Midlands, West Midlands, Kuzeybatı İngiltere, Yorkshire, Güneybatı İngiltere ve Galler’in bir bölümünü kapsıyor.
Met Office, 26 Ağustos sabahı yaptığı son güncellemede uyarı alanını kuzeybatıya doğru genişletirken East Anglia’nın bazı kesimlerini kapsam dışına çıkardı.
Bir saatte 30 milimetre yağış görülebilir
Fransa yönünden kuzeye ilerleyen sıcak ve nemli hava kütlesinin, istikrarsız atmosfer koşullarıyla birleşerek şiddetli sağanaklara yol açması bekleniyor.
Yağış ve fırtına hattının çarşamba sabahı İngiltere’nin güneyinden başlayarak Greater London, Midlands ve ülkenin kuzeyine doğru ilerleyeceği tahmin ediliyor. İlk yağış dalgasının ardından kısa süreli daha aydınlık ve kuru bir dönem yaşanabilecek; ancak öğleden sonra yeni gök gürültülü sağanakların oluşabileceği belirtiliyor.
Met Office’e göre her bölge şiddetli yağıştan etkilenmeyecek. Ancak fırtınanın yoğunlaştığı noktalarda:
·Bir saatten kısa sürede 20-30 milimetre,
·İki ila üç saat içinde 40-50 milimetre
yağış düşebilir.
Bu miktarın dar bir alana ve kısa sürede düşmesi, yüzey suyu baskınları ile ani sel riskini artırıyor. Uzun süren sıcak ve kurak dönemlerde sertleşen toprak ile kuruyan yüzeylerin yağmur suyunu yeterince hızlı emememesi de suyun yollara ve alçak bölgelere yönelmesine neden olabilir.
Perşembe günü risk daha geniş alana yayılacak
İkinci sarı uyarı, 27 Ağustos Perşembe günü saat 06.00 ile 22.00 arasında geçerli olacak. Met Office, uyarıyı çarşamba sabahı güncelleyerek kuzeybatıya doğru genişletti ve Galler’in tamamını kapsama aldı. Buna karşılık Londra’nın büyük bölümü ile East Anglia’nın bazı doğu kesimleri perşembe günkü son uyarı alanının dışında bırakıldı.
Perşembe günü geniş bir yağış ve fırtına bandının İngiltere ile Galler üzerinden kuzeye ilerlemesi bekleniyor. Fırtınaların öğleden sonra ve akşam saatlerinde yavaşlaması, aynı bölge üzerinde daha uzun süre kalması ihtimali bulunuyor.
Tahminlere göre birçok yerde üç saat içerisinde 20-30 milimetre, bazı bölgelerde ise 12 saatte 50 milimetreye kadar yağış görülebilir. Düşük olasılıklı ancak daha ciddi senaryoda, bazı noktalarda üç saatte 50 milimetreden, 12 saat içinde ise 75 milimetreden fazla yağış düşebileceği belirtiliyor. En yüksek yağış riskinin özellikle doğuya bakan yüksek kesimlerde bulunduğu kaydediliyor.
Dolu, kuvvetli rüzgâr ve sık yıldırım bekleniyor
Şiddetli yağışın yanı sıra sık yıldırım, yer yer 1-2 santimetre çapında dolu ve kuvvetli rüzgâr hamleleri bekleniyor. Güçlü rüzgâr riskinin özellikle perşembe sabahının ilk saatlerinde Güney İngiltere’de daha belirgin olabileceği bildirildi.
Met Office, hava olaylarının yerinin ve şiddetinin kısa süre içerisinde değişebileceğini vurguluyor. Sarı uyarılar “düşük olasılık, orta düzey etki” kategorisinde değerlendiriliyor. Bu durum, her bölgenin fırtınadan etkilenmeyeceği; ancak fırtınanın meydana geldiği yerlerde ciddi ve hızlı gelişen sorunlar yaşanabileceği anlamına geliyor.
Ulaşımda aksamalar ve elektrik kesintileri olabilir
Ani su baskınları nedeniyle bazı yolların kısa sürede kullanılamaz hale gelmesi, yerleşimlerin geçici olarak ulaşıma kapanması ve sürüş koşullarının zorlaşması bekleniyor. Tren ve otobüs seferlerinde gecikme veya iptaller yaşanabileceği, yıldırım ve kuvvetli rüzgâr nedeniyle yerel elektrik kesintilerinin meydana gelebileceği uyarısı yapıldı.
Evler ve iş yerleri de su baskını, yıldırım, dolu veya rüzgâr nedeniyle zarar görebilir. Met Office vatandaşlara yolculuk öncesinde karayolu ve toplu taşıma bilgilerini kontrol etmeleri, taşınabilir bahçe eşyalarını sabitlemeleri, telefonlarını şarj etmeleri ve sel riski bulunan bölgelerde acil durum hazırlığı yapmaları çağrısında bulundu.
Gök gürültüsü duyulduğunda kapalı bir binaya veya otomobile girilmesi, ağaçların altına sığınılmaması ve yüksek noktalardan uzaklaşılması tavsiye edildi.
Fırtınalı ve yağışlı havanın cuma gününden hafta sonuna kadar ülkenin birçok bölgesinde aralıklarla sürmesi bekleniyor.
MasterChef Türkiye’de 25 Ağustos 2026 Salı akşamı haftanın ilk eleme adayları belli oldu. Dokunulmazlık oyununun ardından bireysel dokunulmazlığı kazanan yarışmacının seçimiyle ilk eleme adayı belirlenirken, takım oylaması sonucunda ikinci isim de potaya gönderildi. Peki, MasterChef’te potaya kim gitti?
Kader Bizi Yazdı dizisinde, İskender’in düğünü için toplanılır. Ancak İskender ortalarda yoktur. Riya, abisi için endişelenmeye başlar. Bu sırada İskender, düğüne gittiği sırada Kabir’in abisi ile karşı karşıya gelir.
Birbirlerine silah çekerler. O sırada, onları uzaktan izleyen bir düşman, İskender’i vurur. Bu suç Kabir’in abisinin üzerine kalır. Abisinin ölümünün üzerine, aileler arasındaki düşmanlığın yeniden alevlenmesine şahit olan Riya, perişan haldedir. Kabir, yaşananlardan sonra iki ailenin barışı için ne yapacak?
Her bölümünde heyecanı ve duyguyu doruğa taşıyacak dizi Kader Bizi Yazdı, final bölümü ile 21:20’de Kanal 7’de!
Bilmezler Ki Kalbimdesin dizisinde Malini, herkese sevgilisi olarak tanıttığı kişi ile ilgili sorunlar yaşamaya başlar.
Babası, bu kişiye gidip kızının evliliğinin bitmesine sebep olduğunu, Malini’yi kandırdığını söyler. Bunları duyan Malini, gittikçe köşeye sıkıştığını anlar. Bu sırada İmlie, Aditya’nın evindedir.
Baş başa konuşurlarken ona, her zaman destek olduğu ve arkasında durduğu için teşekkür eder. Aditya’ya onu sevdiğini söyler. Bunu duyan Aditya, İmlie’ye ne cevap verecek?
Peşinden koşulan hayallerin, tesadüflerin değiştirdiği hayatların ve beklenmedik bir aşkın hikayesini anlatan dizi ‘Bilmezler Ki Kalbimdesin’ her gün 19.00’da Kanal 7'de.
Saklı Bahar dizisinde Anamika, Mishri’nin bebeği için sahte bir aile bulur. Bebeği onlarla birlikte Mishri ve Arjun’un yanına gönderir.
Bu bebeğin kendi bebeği olduğunu düşünen Mishri, Arjun ve ailesinin tepkileri ile karşılaşır. Mishri’nin üzüntüyle saçmaladığını düşünürler. Bebeği onun elinden alıp aileye geri verirler. Anamika ise, Mishri’ye yaşattığı bu eziyetten son derece keyif alır. Mishri, bebeğine kavuşabilecek mi?
Saklı Bahar, sürükleyici kurgusu, güçlü karakterleri ve duygu yüklü anlatımıyla hafta içi her gün 15.50’de Kanal 7 ekranlarında.
Yıldızlar Kadar Yakın dizisinde Nihal, iki evliliğine de müdahale ettiği için annesine öfkelidir.
Annesi, onun iyiliği için çabaladığını düşünse de oğlunun mutsuzluğunda onun da büyük bir payı vardır. Babası da en az Nihal kadar hayal kırıklığına uğramıştır. Nihal, bütün bu olanlardan sonra Beena’yı arar.
Bu hamleden sonra kafası karışan Beena, Nihal’in ne yapmaya çalıştığını anlayamaz. Yaşanan olaylardan sonra tekrar bir araya gelmelerinin mümkün olmadığını düşünür. Nihal, Beena ile bir şansı daha olduğunu mu düşünüyor?
“Yıldızlar Kadar Yakın”, aile arası çatışmalar, aşk üçgenleri ve fedakârlıklarla dolu bir hikâyeyle hafta içi her gün 14.00’de Kanal 7’de…
Arazide dolaşırken yaşlı bir ağacın gövdesinde arı hareketliliğini fark eden Bayram Özdoğan, yaptığı incelemede ağacın kovuğunda arıların oluşturduğu bal bulunduğunu gördü.
Dağlık alanda bulunan ağacın kovuğunda kilo kilo bal olduğu görülürken, çevresindeki yoğun arı hareketliliği de cep telefonu kamerasıyla görüntülendi.
Ardından tarla ortasına saclardan ahır yapan Sarıpolat, hayvanları içerisine koydu.
Dün akşam saatlerinde henüz bilinmeyen bir nedenle ahırda yangın çıktı.
YANGINI SÖNDÜRMEK İSTERKEN YARALANDI
Kendi imkanlarıyla Sarıpolat, hayvanları çıkarmaya çalışırken kolundan yaralandı.
İhbar üzerine olay yerine itfaiye ve jandarma ekipleri sevk edildi.
Yapılan müdahale sonucu yangın söndürülürken, gebe 3 inek yangında telef oldu.
İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin de bölgede inceleme yaptığı bildirildi.
BORÇ ALARAK ALDIĞI ÖĞRENİLDİ
Olayı anlatan köy sakinlerinden Olcay Ercan, "Komşumuz Hacı Sarıpolat'ın ahırında bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı ve kül oldu. 10 gün önce borç olarak aldığı 3 gebe hayvanını kurtarmadık. Hayvanlar telef oldu. Borca girerek aldığı için kendisi de zor durumda. Devlet büyüklerimizden ve yetkililerden yardım bekliyoruz." diye konuştu.
Columbia Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yürütülen analizde, geceleri 6 saatten az uyuyan veya 8 saatten fazla uyuyan kişilerin kalp, akciğer, beyin ve bağışıklık sistemi gibi farklı organ ve sistemlerde daha hızlı biyolojik yaşlanma belirtileri gösterdiği belirlendi.
VÜCUDU YAŞLANDIRIYOR: GİZLİCE YAPIYOR! ZARARI ORTAYA ÇIKTI
Araştırmanın yazarlarından Doç. Dr. Junhao Wen, hem yetersiz hem de aşırı uyku süresinin vücudun neredeyse tamamında daha hızlı yaşlanma belirtileriyle bağlantılı olduğunu belirtti. Araştırmacılara göre bu sonuçlar, uykunun metabolik dengeyi ve bağışıklık sistemini destekleyen beyin-vücut etkileşiminde önemli bir role sahip olabileceğini gösteriyor.
Nature dergisinde yayımlanan çalışmada, biyolojik yaşlanmayı değerlendirmek için "yaşlanma saatleri" olarak adlandırılan modellerden yararlanıldı. Makine öğrenimi ve çeşitli biyolojik veriler kullanılarak geliştirilen bu modeller, kişinin biyolojik yaşının kronolojik yaşından daha hızlı veya daha yavaş ilerleyip ilerlemediğini tahmin etmeye yardımcı oluyor.
Araştırmacılar, yaşlanma saatlerini oluştururken İngiltere Biyobankası'nda yer alan yaklaşık 500 bin kişinin verilerini analiz etti. Farklı organ ve sistemlerde yaşlanmayla bağlantılı biyolojik değişimleri belirlemek amacıyla tıbbi görüntülerden elde edilen ölçümler, organlarla ilişkili proteinler ve kandaki çeşitli moleküller değerlendirildi. Ardından uyku süreleri, 17 organ sistemini kapsayan toplam 23 biyolojik yaşlanma göstergesiyle karşılaştırıldı.
Sonuçlar, 6 saatten kısa ve 8 saatten uzun uyuyan katılımcılarda daha hızlı biyolojik yaşlanma eğilimi bulunduğunu ortaya koydu. Buna karşılık, yaşlanma göstergelerinin en düşük olduğu grubun gecede yaklaşık 6,4 ila 7,8 saat uyuyan kişilerden oluştuğu görüldü.
Ancak araştırmacılar, bu bulguların kısa veya uzun uykunun doğrudan organların yaşlanmasına neden olduğunu kanıtlamadığının altını çiziyor. Başka bir ifadeyle, uyku süresi ile biyolojik yaşlanma arasındaki ilişkinin altında başka sağlık ve yaşam tarzı faktörleri de bulunabilir. Kısa ya da uzun uyku, genel sağlık durumunun bozulduğuna işaret eden bir belirti olarak da değerlendirilebilir.
Çalışmada uyku ile ruh sağlığı arasında da dikkat çekici bağlantılar bulundu. Özellikle yetersiz uyku; depresif dönemler ve anksiyete bozukluklarıyla ilişkilendirildi. Bunun yanı sıra kısa uyku süresinin obezite, Tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, iskemik kalp hastalığı ve kalp ritim bozukluklarıyla bağlantılı olduğu görüldü.
Hem kısa hem de uzun uyku sürelerinin kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve astımla ilişkili olduğu belirlenirken, sindirim sistemi açısından da benzer bir tablo ortaya çıktı. Gastrit ve reflü hastalığı başta olmak üzere çeşitli sindirim sistemi rahatsızlıklarının farklı uyku düzenleriyle bağlantılı olduğu tespit edildi.
İngiltere hükümeti, mağdurların korunmasını güçlendirmek amacıyla cezaevinden tahliye edilen ciddi cinsel suç ve şiddet suçu faillerine yönelik yeni bir denetim sistemi başlatıyor.
Adalet Bakanı Alex Norris tarafından açıklanan “restriction zones” adlı uygulama kapsamında, yüksek risk taşıdığı değerlendirilen bazı hükümlülerin hareket alanı birkaç mil genişliğindeki kişiye özel bölgelerle sınırlandırılabilecek.
Ekim ayında İngiltere ve Galler’de uygulanmaya başlanacak sistemde hükümlülerin konumları elektronik kelepçe ve GPS teknolojisiyle sürekli izlenecek. Belirlenen sınırların dışına izinsiz çıkan kişiler denetimli serbestlik görevlileri tarafından hızlı biçimde tespit edilebilecek. İhlalin niteliğine göre hükümlü yeniden cezaevine gönderilebilecek.
Her hükümlüye uygulanmayacak
Adalet Bakanlığının yayımladığı uygulama çerçevesine göre kısıtlama bölgeleri otomatik olarak bütün tahliye edilen hükümlülere uygulanmayacak.
Önlemin ağırlıklı olarak yüksek denetim seviyesinde bulunan, 2003 tarihli Ceza Adaleti Yasası’nda sıralanan ciddi cinsel suçlardan veya şiddet suçlarından en az 12 ay hapis cezası alan kişiler için kullanılması öngörülüyor.
Denetimli serbestlik görevlilerinin ayrıca mevcut “yasak bölge” gibi daha hafif koşulların riski yönetmekte yetersiz kaldığını göstermesi gerekecek. Sınırlandırmanın gerekli ve hükümlünün oluşturduğu riskle orantılı olması şartı aranacak.
Yasak bölgenin tersi uygulanacak
Mevcut sistemde hükümlülerin mağdurun evi, iş yeri veya düzenli olarak bulunduğu başka adreslere yaklaşmasını önleyen “yasak bölgeler” oluşturulabiliyor.
Yeni uygulama ise bu yöntemin tersine işleyecek. Hükümlünün giremeyeceği yerleri tek tek sıralamak yerine, gidebileceği alan belirlenecek ve bu alanın dışındaki bölgeler erişime kapatılacak.
Böylece suçun mağduru kendi güzergâhını veya günlük yaşamını değiştirmek zorunda kalmayacak. Mağdurların görüşleri sınırlar belirlenirken dikkate alınacak; sık kullandıkları yerlerin failin hareket alanı dışında bırakılması mümkün olacak.
Bakan Norris, “Hiçbir mağdur kendisine zarar veren kişiyle karşılaşma korkusuyla omzunun üzerinden bakmak veya hayat düzenini değiştirmek zorunda kalmamalı” dedi. Norris, suçun sonuçlarını mağdurların değil, faillerin taşıması gerektiğini vurguladı.
Hastane ve işe ulaşım için özel güzergâh
Kısıtlama bölgesi belirlenirken hükümlünün işe, sağlık kuruluşlarına, rehabilitasyon programlarına ve denetimli serbestlik görüşmelerine erişimi de değerlendirilecek.
Özellikle kırsal bölgelerde hastane veya benzeri zorunlu hizmetlerin sınırların dışında kalması halinde, belirli saatlerde kullanılabilecek özel güzergâhlar oluşturulabilecek. Hükümlülerin bölge dışına çıkmaları ise önceden izin alınması şartına bağlanabilecek.
Kısıtlama, hükümlünün toplum içinde oluşturduğu risk devam ettiği sürece yürürlükte kalabilecek. Dosyaların en az üç ayda bir gözden geçirilmesi ve şartların hâlâ gerekli ve orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi bekleniyor.
Erken tahliye tartışmasının ardından geliyor
Yeni sistem, hapishanelerdeki kapasite krizini azaltmak amacıyla hazırlanan 2026 Ceza Yasası kapsamındaki tahliye değişiklikleriyle aynı dönemde devreye alınacak. Hükümet, daha önce eylül ayında başlaması planlanan geniş kapsamlı düzenlemeyi denetimli serbestlik birimlerinin hazırlanabilmesi ve mağdurların görüşlerinin alınabilmesi için ekim ayına erteledi.
Başbakan Andy Burnham hükümeti, kamuoyundan gelen tepkilerin ardından tecavüz, ciddi çocuk cinsel istismarı ve grooming suçlarından mahkûm edilenleri yeni erken tahliye modelinin dışında bıraktı. Mevcut diğer istisnalarla birlikte 18 binden fazla hükümlünün tahliye koşullarında değişiklik yapılmayacağı açıklandı.
Bu suçlardan hüküm giyenler erken tahliye düzenlemesinden yararlanamayacak ancak normal tahliye tarihleri geldiğinde risk durumlarına göre GPS takibi ve kısıtlama bölgesi gibi lisans koşullarına tabi tutulabilecek.
Cezaevleri yüzde 98 dolulukta
Hükümet, tartışmalı tahliye değişikliğinin erkek cezaevlerindeki doluluk oranının yüzde 98’e ulaşması nedeniyle zorunlu hale geldiğini savunuyor. Yeni sistemde cezaevinde kuralları ihlal eden veya şiddete başvuran hükümlülerin cezalarının tamamını içeride geçirmesine karar verilebilecek.
Bunun yanında tahliye edilenler daha uzun süreli denetime, elektronik takibe ve kişiye özel lisans koşullarına tabi olacak. Hükümet ayrıca 2031 yılına kadar 14 bin yeni cezaevi kapasitesi oluşturmayı hedefliyor.
Mağdur destek kuruluşları, hareket kısıtlamasının yükü mağdurdan alıp faile yöneltmesini olumlu karşılarken uygulamanın başarısının GPS ihlallerine ne kadar hızlı müdahale edileceğine ve yoğun iş yükü altındaki denetimli serbestlik birimlerinin yeterli kaynakla desteklenmesine bağlı olduğuna dikkat çekiyor.
Bursa-Balıkesir Karayolu’nun Gölkıyı mevkisinde akşam saatlerinde meydana gelen zincirleme kazada 5 araç birbirine girdi. Balıkesir istikametinden Bursa yönüne seyir hâlindeki araçların karıştığı...Devamı için tıklayınız
Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesinde bir plazanın dış cephesinde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Alevler çatıya kadar ulaşırken, binada mahsur kalanlar itfaiye ekiplerince tahliye edildi....Devamı için tıklayınız
Ankara’nın Mamak ilçesinde ağaçlık alanda başlayan yangın, kısa sürede büyüyerek ormanlık alana sıçradı. A Haber muhabiri Burcu Özüduru olay yerinden son durumu aktarırken alevlerin yerleşim yerine...Devamı için tıklayınız
Evrensel Hafızlar Derneği tarafından düzenlenen “120 Hafız Öğrenci Kapanış Kamp Programı”na katılan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, genç hafızlarla bir araya gelerek önemli paylaşımlarda bulundu....Devamı için tıklayınız
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının desteğiyle Çorum’da hayata geçirilen “Tarihi Kent Meydanı Projesi”, şehrin çehresini tamamen değiştirdi. Kentsel dönüşüm ve restorasyon...Devamı için tıklayınız
Gaziosmanpaşa Şemsipaşa Mahallesi'nde 4 katlı binanın çatısında yangın çıktı. Alevler yan binaya da sıçradı. Olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. Yoğun müdahale ile alevler söndürüldü....Devamı için tıklayınız
Gaziantep-Nizip D-400 kara yolunda iki otomobilin çarpışması sonucu Mertcan Taşdemir, Doğan Yanardağ ve Hacı Zer hayatını kaybetti. Kazada ikisi çocuk 3 kişi yaralanırken olayla ilgili soruşturma...Devamı için tıklayınız
Adana'da 4. kuşak kalaycı olarak mesleğini sürdüren Hulusi Deveci, 1970'ten bu yana bakır kaplara yeniden hayat veriyor. Teknoloji ve değişen alışkanlıklarla unutulmaya yüz tutan mesleğini babasına...Devamı için tıklayınız
Bursa’nın İnegöl ilçesinde 23 Ağustos gecesi iki grup arasında çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine tüfekle ateş açıldı. Tüfekten çıkan saçmalar sokakta bulunan 31 yaşındaki Konar E. ile 4...Devamı için tıklayınız
Düzce’de Bahçeşehir istikametinden şehir merkezine seyir halinde olan bir otomobil, AFAD Kavşağı mevkisinde kontrolden çıkarak bariyerlere çarptı. Devrilen otomobilde bulunan 1 kişi yaralandı.Devamı için tıklayınız
Balıkesir Paşa Camii yeraltı otoparkında 19 Ağustos'ta bir aracın altında kalarak ağır yaralanan 27 yaşındaki Birsen Filiz, hastanede 3 günlük yaşam mücadelesini kaybetti. Gelinlik provası için...Devamı için tıklayınız
M2 Yenikapı-Hacıosman Metro Hattı’nın Sanayi istasyonunda bir şahsın intihar girişiminde bulunması nedeniyle istasyon kapatıldı. Seferlerde yaşanan aksama, ekiplerin müdahalesiyle giderildi.Devamı için tıklayınız
Giresun’un Piraziz ilçesinde, bölgede tarama faaliyeti yürüten elektrik dağıtım şirketine ait bir helikopterin düştüğü yönünde ihbar yapıldı. İhbar üzerine bölgeye ekipler sevk edilirken Piraziz...Devamı için tıklayınız
Kars'ta yaşayan 4 çocuk babası 49 yaşındaki Naim Demirbaş, çapa makinesinde kullanmak üzere evin kapalı balkonunda benzin dolu bidon bıraktı. Bidondan halıya sızan benzin, Demirbaş'ın eve sigarayla...Devamı için tıklayınız
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde otomobil ile TIR’ın kafa kafaya çarpıştığı kazada 2 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı. Yaralanan TIR şoförü Lice Devlet Hastanesi’ne kaldırılırken kazayla ilgili...Devamı için tıklayınız
Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 15. durağı Ordu oldu. İlk kez festivale ev sahipliği yapan kentte, 30 Ağustos’a kadar 8 farklı noktada konserlerden sergilere, atölyelerden gastronomi programlarına...Devamı için tıklayınız
Elazığ’da faaliyet gösteren Scorpius Labs, 5 bini aşkın akrepten elde ettiği zehri tıbbi ve biyoteknolojik alanlarda kullanılmak üzere işliyor. Tesis, ham maddenin Almanya, Fransa ve Singapur’a...Devamı için tıklayınız
İstanbul Ümraniye'de sürücüsünün kontrolünden çıkan otomobil, sokak üzerinde park halindeki 3 araca çarparak devrildi. Mahalle sakinlerinin büyük bir gürültüyle uyandığı kazada yaralanan araç sürücüsü...Devamı için tıklayınız
Kayseri’nin Talas ilçesinde yakınlarının kendisinden haber alamadığı 61 yaşındaki yabancı uyruklu Lamyaa Mahmood için ekipler harekete geçti. 14 katlı binanın 7. katındaki daireye çilingir yardımıyla...Devamı için tıklayınız
Çankaya’da yabancı uyruklu kadınların iş vaadiyle kandırılarak konsomasyona zorlandığı, kaçak durumda olanların saklandığı ve bazı kadınların fuhuş amacıyla ev ve otellere gönderildiğinin belirlenmesi...Devamı için tıklayınız
Niğde’nin Aşağı Kayabaşı Mahallesi’nde 5 otomobil ve bir motosikletin karıştığı zincirleme kazada araçlarda maddi hasar meydana gelirken, kazaya neden olduğu öne sürülen sürücünün olay yerinden...Devamı için tıklayınız
Gaziantep’in İslahiye ilçesi korku dolu anlara sahne oldu. Çalıştığı taşeron firmadan yaklaşık 15 aydır maaşını alamadığını iddia eden bir ustabaşı, canına kastetmek amacıyla binanın çatısına çıktı....Devamı için tıklayınız
Kütahya'da sokak kedilerini besleyen Şükran Kavgacı'nın baktığı kedilerden biri, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce vahşice öldürüldü. Baş ve ayaklarının kesildiği görülen kedinin apartmanın önüne...Devamı için tıklayınız
Ankara'nın Nallıhan ilçesinde maden ocağında meydana gelen göçükte 1 işçi hayatını kaybetti, yaralanan işçi sayısı 20'ye yükseldi. Ankara Valiliği tarafından yapılan açıklamada "Olayın meydana geliş...Devamı için tıklayınız
Kişisel finans ve borç yönetimi alanında içerik üreten İngiliz finans eğitmeni Sammie Ellard-King, son paylaşımında üniversite öğrencilerinin yeterince bilgilendirilmeden ciddi mali yükümlülükler altına sokulduğunu belirtti.
Ellard-King, gençlerin çoğunun henüz tam zamanlı bir işte çalışmadan veya önemli bir mali karar vermeden yaklaşık 50 bin sterlinlik borca imza attığına dikkat çekti.
Mortgage başvurusu yapan bir yetişkine faiz, aylık ödeme ve toplam maliyet ayrıntılı biçimde açıklanırken, 17 veya 18 yaşındaki bir öğrenciye üniversite kredisinin uzun vadeli sonuçlarının aynı açıklıkta anlatılmadığını savundu.
Ortalama borç 47 bin 730 sterlin
Ellard-King’in sözünü ettiği 50 bin sterlin, abartılı bir tahmin değil. Student Loans Company verilerine göre İngiltere’de 2025-2026 mali yılında geri ödeme aşamasına giren yükseköğretim borçlularının ortalama bakiyesi 47 bin 730 sterlin oldu.
2026-2027 akademik yılında standart lisans eğitimi için yıllık öğrenim ücreti kredisi 9 bin 790 sterline kadar çıkıyor. Ailesinden ayrı yaşayan bir öğrenci, Londra dışında 10 bin 830, Londra’da ise yıllık 14 bin 135 sterline kadar geçim kredisi kullanabiliyor.
Böylece üç yıllık bir eğitim sonunda toplam borç, faiz eklenmeden bile Londra dışında yaklaşık 62 bin, Londra’da ise 72 bin sterline yaklaşabiliyor.
Borç azalmasa da maaştan kesiliyor
2023 ve sonrasında İngiltere’de üniversiteye başlayanların tabi olduğu Plan 5 kapsamında, yıllık gelirin 25 bin sterlini aşan kısmının yüzde 9’u maaştan otomatik olarak kesiliyor.
Yıllık 30 bin sterlin kazanan bir mezun ayda yaklaşık 37,50 sterlin, 40 bin sterlin kazanan ise yaklaşık 112,50 sterlin ödüyor.
Kesinti borcun büyüklüğüne göre değil, gelire göre hesaplanıyor. Bu nedenle yapılan ödeme faizi karşılamaya yetmediğinde, maaştan düzenli kesinti yapılmasına rağmen toplam bakiye büyümeye devam edebiliyor.
Yeni mezunlar için süre 40 yıl
Ellard-King, paylaşımında kesintilerin 30 yıla kadar devam edebildiğini belirtiyor. Bu süre, ağırlıklı olarak 2012-2022 döneminde üniversiteye başlayanların Plan 2 kredileri için geçerli.
Ancak 2023’ten itibaren üniversiteye başlayanların tabi olduğu Plan 5’te geri ödeme süresi 40 yıla çıkarıldı. Bu, 18 yaşında kredi alan bir gencin 60’lı yaşlarına kadar maaş kesintileriyle karşılaşabileceği anlamına geliyor.
Plan 5 faizinin Eylül 2026’dan itibaren yüzde 4,1 olması öngörülüyor. Yeni sistem, Plan 2’ye göre daha düşük faiz uygulasa da geri ödeme eşiğini düşürerek kesinti süresini uzatıyor.
Ellard-King’in kendi borç deneyimi
Ellard-King’in konuya ilgisinin arkasında kişisel deneyimi de bulunuyor. Kendi anlatımına göre üniversite yıllarında kredi kartları, kredili mevduat hesabı ve kısa vadeli krediler nedeniyle yaklaşık 24 bin sterlin tüketici borcu biriktirdi.
Bütçe sistemi kurup ek gelir elde ederek borcunu yaklaşık 18 ayda kapatan Ellard-King, daha sonra kişisel finans eğitimi alanına yöneldi.
Üniversitenin birçok insan için değerli olduğunu vurgulayan Ellard-King, eleştirisinin eğitime değil, gençlerin yeterince bilgilendirilmeden uzun vadeli mali yükümlülük altına sokulmasına yönelik olduğunu belirtiyor.
Öğrenciye gerçek maliyet açıklanmalı
Hükümetin atması gereken ilk adım, öğrenci kredisi başvurusunu sıradan bir çevrim içi form olmaktan çıkarmak olmalı.
Her öğrenciye başvuru öncesinde tahmini mezuniyet borcu, uygulanacak faiz, farklı maaşlara göre aylık kesinti ve toplam geri ödeme süresi açıkça gösterilmeli. Mezunlara da her yıl eklenen faiz, yapılan ödeme ve kalan borcu gösteren anlaşılır bir rapor gönderilmeli.
Faizin RPI yerine daha düşük seyreden CPI enflasyonuna bağlanması, düşük gelirli öğrenciler için geri ödemesiz geçim hibelerinin yeniden getirilmesi ve 25 bin sterlinlik ödeme eşiğinin ücret artışlarına göre yükseltilmesi de değerlendirilmesi gereken seçenekler arasında.
Üniversite fırsat, borç ise ömürlük yük olmamalı
Öğrenci kredileri, üniversiteye erişimin yalnızca ailelerin ödeme gücüne bağlı kalmasını önlüyor. Ancak bu işlev, sistemin sorgulanamayacağı anlamına gelmiyor.
Bir gencin ne kadar borçlandığını, faizin nasıl işleyeceğini ve maaşından kaç yıl kesinti yapılabileceğini bilmesi en temel hakkı.
Ellard-King’in çıkışı, bu nedenle yalnızca bir sosyal medya tepkisi olarak görülmemeli. Ortalama borcun 50 bin sterline yaklaştığı ve geri ödeme döneminin 40 yıla çıktığı bir sistemde hükümet, üniversite finansmanını gençlerin geleceğini merkeze alarak yeniden düzenlemeli.
İngiltere’nin kuzeydoğusundaki Middlesbrough yakınlarında meydana gelen trafik kazasında ikisi görev başındaki polis memuru olmak üzere yedi kişi hayatını kaybetti.
Kaza, 22 Ağustos Cumartesi günü saat 03.39 sıralarında Middlesbrough’nun doğusundaki South Bank bölgesinde, A66 karayolunda meydana geldi.
Cleveland Polisi tarafından yapılan açıklamaya göre ters yönde ilerleyen bir Volkswagen Passat, yolun doğru yönünde seyreden işaretli Cleveland Polisi Silahlı Müdahale Aracı ile çarpıştı.
Kazada polis aracındaki iki memur ile Passat’ta bulunan beş kişinin tamamı olay yerinde yaşamını yitirdi. Kazadan kurtulan olmadığı açıklandı.
Hayatını kaybeden polislerin kimlikleri açıklandı
Polis aracında yaşamını yitiren memurların 37 yaşındaki polis memuru Matthew Blades ile 38 yaşındaki polis memuru Tom Clough olduğu duyuruldu.
Cleveland Polisi Şefi Victoria Fuller, Blades ve Clough’u görev yaptıkları toplumu korumak için çalışan “cesur polis memurları” olarak tanımladı.
Fuller, yardımcısıyla birlikte iki polisin ailesini ziyaret ederek kurum adına başsağlığı dileklerini ilettiklerini ve ailelere destek verilmeye başlandığını söyledi.
Passat’ta hayatını kaybeden beş kişinin resmî kimlik tespit işlemlerinin tamamlandığı ancak isimlerinin henüz kamuoyuyla paylaşılmadığı bildirildi. Ölenlerin ailelerine özel eğitimli irtibat görevlileri aracılığıyla destek sağlanıyor.
Kaza öncesinde polis takibi yaşandı
Bağımsız Polis Davranışları Ofisinin (IOPC) ilk değerlendirmesine göre Cleveland Polisi ekipleri şüpheli olarak değerlendirilen bir aracı fark etti ve ardından takip başladı.
Takip edilen Volkswagen Passat’ın daha sonra South Bank bölgesinden A66’ya girerek trafiğin ters yönünde ilerlediği ve karşı yönden gelen polis aracına çarptığı belirtiliyor.
Ancak takibin ne kadar sürdüğü, Passat’ın neden şüpheli görüldüğü, polis aracının kaza anında takibi sürdüren ekip olup olmadığı ve aracın A66’ya nasıl ters yönden girdiği henüz açıklanmadı.
Kazanın kesin nedeni de soruşturma sonucunda belirlenecek. Yetkililer, soruşturma tamamlanmadan sürücülerin niyeti, hız, alkol veya uyuşturucu kullanımı gibi konularda spekülasyon yapılmamasını istedi.
Polis aracı silahlı müdahale ekibine aitti
Yeni açıklanan bilgiler, kazaya karışan polis aracının standart bir devriye aracı değil, Cleveland Polisi bünyesinde görev yapan işaretli bir Silahlı Müdahale Aracı olduğunu ortaya koydu.
Polis, Blades ve Clough’un kaza sırasında aktif görevde olduklarını doğruladı. Ancak ekibin ters yönden gelen aracı durdurmak için özel olarak görevlendirilip görevlendirilmediğine ilişkin ayrıntı paylaşılmadı.
Bu nokta, polis araçlarının konumları, takip prosedürleri, telsiz kayıtları ve kazadan önce alınan operasyonel kararlarla birlikte IOPC soruşturmasının önemli başlıklarından birini oluşturacak.
IOPC bağımsız soruşturma başlattı
Polisle temasın ardından ölüm yaşanan olayların bağımsız kuruma bildirilmesi zorunluluğu kapsamında Cleveland Polisi kazayı IOPC’ye sevk etti.
IOPC, zorunlu bildirimin cumartesi günü saat 06.00’dan kısa süre sonra kendilerine ulaştığını ve olay yerine soruşturmacılar gönderildiğini açıkladı.
Soruşturma kapsamında araç kameraları, yol güvenlik kameraları, telsiz konuşmaları, takip kararları, polis araçlarının hareketleri ve kazanın meydana geldiği noktadaki fiziksel kanıtların incelenmesi bekleniyor.
IOPC Soruşturmalar Direktörü Nicola Marfleet, incelemenin henüz başlangıç aşamasında olduğunu belirterek kurumun görevinin kazaya yol açan bütün koşulları bağımsız biçimde ortaya çıkarmak olduğunu söyledi.
Soruşturmanın başlatılmış olması, mevcut aşamada polis memurları veya kurum hakkında bir kusur tespit edildiği anlamına gelmiyor.
Olay yerine 14 sağlık ekibi gönderildi
North East Ambulance Service, ihbarın ardından bölgeye 14 ayrı sağlık kaynağının yönlendirildiğini açıkladı.
Müdahaleye ambulans ekiplerinin yanı sıra uzman bir paramedik, tehlikeli alan müdahale ekibi ve Great North Air Ambulance Service bünyesindeki bir doktor katıldı. Ancak yapılan bütün müdahalelere rağmen iki araçtaki yedi kişinin de olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi.
Kaza sonrasında A66’nın Normanby Road ile Eston’daki Church Lane arasındaki bölümü çift yönlü olarak trafiğe kapatıldı. Yolun, adli inceleme ve kaza rekonstrüksiyonu çalışmaları nedeniyle uzun süre kapalı kalabileceği bildirildi.
İngiltere’de 14 yıl sonra bir ilk
Kaza, İngiltere’de 14 yıl sonra aynı olayda birden fazla polis memurunun görev başında hayatını kaybettiği ilk vaka oldu.
Son olarak Eylül 2012’de Greater Manchester Polisi memurları Fiona Bone ve Nicola Hughes, Tameside’de rutin bir ihbar için gittikleri adreste silahlı saldırıya uğrayarak yaşamlarını yitirmişti.
Cleveland Polis Federasyonu Başkanı Lauren Somerville, iki memurun ölümünün polis teşkilatında derin bir acı yarattığını belirterek Blades ve Clough’un aileleriyle yakın çalışma arkadaşlarına destek sağlandığını açıkladı.
Başbakan ve İçişleri Bakanından taziye
Başbakan Andy Burnham, ikisi polis yedi kişinin hayatını kaybetmesinden dolayı büyük üzüntü duyduğunu belirterek kurbanların ailelerine, Cleveland Polisi çalışanlarına ve kazaya müdahale eden acil servis ekiplerine başsağlığı diledi.
İçişleri Bakanı Shabana Mahmood da iki polisin Cleveland halkına hizmet ederken görev başında yaşamını yitirdiğini vurguladı.
Kazanın meydana geldiği Redcar seçim bölgesinin milletvekili Anna Turley ise olayın bütün Teesside toplumu üzerinde derin iz bırakacağını belirterek, hayatını kaybedenlerin yakınlarının mahremiyetine saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.
İngiltere’nin Stoke-on-Trent kentinde genç yolcuları ilgilendiren tartışmalı bir ulaşım uygulaması yürürlüğe girdi.
First Bus tarafından yapılan açıklamaya göre, 21 Ağustos 2026 Cuma günü saat 18.00’den itibaren 15 yaş ve altındaki çocukların, Hanley Otobüs Terminali’ne giden veya buradan hareket eden belirli seferlerde bir yetişkin olmadan yolculuk etmesine izin verilmeyecek.
Şirketin açıklamasında uygulamanın, Hanley Otobüs Terminali’nde ve araçlarda yaşanan toplumsal düzeni bozucu davranışların artması üzerine Stoke-on-Trent Belediyesi ve Staffordshire Polisi ile yapılan görüşmelerin ardından kararlaştırıldığı belirtildi. Düzenlemeye Ulaştırma Bakanlığının da onay verdiği bildirildi.
“Geçici” denildi ancak bitiş tarihi açıklanmadı
Kısıtlamanın ne zaman kaldırılacağına ilişkin kesin bir tarih verilmedi. First Bus, uygulamanın “ikinci bir duyuruya kadar” yürürlükte kalacağını ve durumun belediyeyle birlikte her gün gözden geçirileceğini açıkladı.
First Bus’ın Potteries Bölgesi Genel Müdürü Rebecca Arrowsmith, kararı istemeyerek aldıklarını belirterek şunları söyledi:
“Otobüs terminalinde ve seferlerimizde giderek artan toplumsal düzeni bozucu davranışların önüne geçebilmek amacıyla çocuklara yönelik ücretsiz seyahat uygulamasında bu değişikliğe gitme kararı aldık. Çalışanlarımızın ve yolcularımızın güvenliği her zaman birinci önceliğimizdir.”
Arrowsmith, kısıtlamanın mümkün olan en kısa zamanda kaldırılmasını umduklarını da ifade etti.
Savunmasız çocuklar için şoförlere takdir yetkisi
Uygulama, çocukların güvenliğini riske atabilecek durumlar için istisna içeriyor. Otobüs şoförleri, yalnız seyahat eden bir çocuğun savunmasız olduğuna veya otobüse alınmamasının güvenliği açısından tehlike yaratacağına kanaat getirirse yolculuğa izin verebilecek.
Dolayısıyla düzenleme, her durumda otomatik olarak uygulanacak mutlak bir ret kararından ziyade, güvenlik gerekçesiyle şoförlere sınırlı bir takdir yetkisi tanıyor.
Ücretsiz seyahat kampanyasına yerel sınırlama
Kısıtlama, Ulaştırma Bakanlığının finanse ettiği “Great British Summer Savings” kampanyasının devam ettiği dönemde getirildi. Kampanya kapsamında 5-15 yaş arasındaki çocuklar, 1-31 Ağustos tarihleri arasında First Bus’ın İngiltere’deki seferlerinin büyük bölümünde kayıt yaptırmadan ve ücret ödeyen bir yetişkinle seyahat etme şartı bulunmadan ücretsiz yolculuk yapabiliyor.
Ancak Stoke-on-Trent’teki yeni karar, Hanley bağlantılı 32 hatta saat 18.00’den sonraki bağımsız seyahat hakkını sınırlandırıyor. Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Ücretsiz çocuk yolculuğu İngiltere’deki bütün otobüs işletmelerini kapsayan sürekli bir ulusal hak değil; First Bus’ın katıldığı, Ağustos ayıyla sınırlı hükümet destekli bir kampanya.
First Bus’ın açıklamasında uygulama hem akşam ücretsiz seyahat kısıtlaması olarak tanımlanıyor hem de 15 yaş ve altındakilerin yetişkin eşliğinde olması gerektiği belirtiliyor. Bu nedenle ailelerin yolculuk öncesinde güncel şirket duyurularını kontrol etmeleri öneriliyor.
Hanley’den Stafford ve Crewe’e uzanan hatlar etkilendi
Saat 18.00 kısıtlaması toplam 32 First Bus servisini kapsıyor. Listede Hanley’i Northwood, Abbey Hulton, Kidsgrove, Newcastle, Leek, Trentham, Keele Üniversitesi ve Stoke Tren İstasyonu gibi noktalarla birleştiren kent içi güzergâhların yanı sıra Stafford ve Crewe’e kadar uzanan hatlar da bulunuyor.
First Bus, kararın yolcu ve çalışan güvenliğini korumaya yönelik olduğunu savunurken uygulamanın, olaylara karışmayan çocukların bağımsız hareket imkânını da sınırlaması nedeniyle kamuoyunda tartışılması bekleniyor.
Cambridge Üniversitesi’nin eski Sosyoloji Eğitimi Profesörü Jason Arday hakkında intihal iddialarını kamuoyuna taşıyan Amerikalı akademisyen Nathan Cofnas, görev yaptığı Belçika’daki Ghent Üniversitesi tarafından tedbiren açığa alındı.
Felsefe ve Ahlak Bilimleri Bölümü’nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışan Cofnas hakkında ön disiplin incelemesi başlatıldı. Üniversite, incelemenin Cofnas’ın dosyasının yetkili disiplin kuruluna sevk edilmesi için yeterli gerekçe bulunup bulunmadığını belirlemek amacıyla yürütüldüğünü bildirdi.
Ghent yönetimi, soruşturmanın gizliliği nedeniyle Cofnas’a yöneltilen somut suçlamaların ayrıntılarını paylaşmadı. Bu nedenle görevden uzaklaştırma kararının doğrudan intihal iddiaları nedeniyle mi, yoksa Cofnas’ın Arday ve diğer akademisyenler hakkında kullandığı dil ile geçmişteki kamuoyu açıklamalarının bütünü nedeniyle mi alındığı henüz kesinleşmiş değil.
Akademik özgürlüğe “sorumluluk” sınırı
Ghent Üniversitesi Rektörü Petra De Sutter ile Rektör Yardımcısı Herwig Reynaert, kurumun tartışmalı görüşleri de kapsayan açık akademik tartışmayı desteklediğini ancak akademik özgürlüğün sınırsız olmadığını açıkladı.
Üniversite yönetimi, bu özgürlüğün başkalarının haklarını koruma yükümlülüğüyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek ayrımcılık, nefret ve ırkçılığa karşı açık bir tutum benimsediğini bildirdi.
Cofnas ise X hesabından soruşturmanın kendisine Arday’e karşı ayrımcılık yaptığı iddiasıyla açıldığını savundu. Görevden uzaklaştırıldığını doğrulayan Cofnas, üniversitenin kendisini “neredeyse kesin olarak işten çıkaracağını” öne sürdü. Ancak üniversite henüz işten çıkarma kararı alınmadığını, sürecin ön inceleme aşamasında olduğunu vurguladı.
Cofnas’ın Ghent’teki görevlendirilmesi daha önce de tartışma yaratmıştı. Mart 2026’da 300’den fazla öğrenci ve üniversite çalışanı, kendisini “ırk gerçekçisi” olarak tanımlayan akademisyenin görüşlerinin kurumun davranış ilkeleriyle bağdaşmadığını savunan açık bir mektup yayımlamıştı.
ABD Büyükelçisinden Ghent’e sert tepki
Olay, ABD’nin Belçika Büyükelçisi Bill White’ın devreye girmesiyle diplomatik boyut kazandı. White, Ghent Üniversitesini bir Amerikalı akademisyene karşı misilleme yapmakla suçladı ve Cofnas’ın çalışmalarını “akademik sahtekârlığı ortaya çıkaran habercilik” olarak nitelendirdi.
ABD yönetiminin yabancı üniversitelerde araştırma ve akademik değişim programlarını desteklediğini hatırlatan White, Washington’ın Ghent Üniversitesi ile mevcut ilişkilerini gözden geçirdiğini duyurdu. Büyükelçi ayrıca Cofnas’ın tartışmalı görüşlerinin üniversite tarafından işe alınırken bilindiğini savundu.
Ghent Üniversitesi yönetiminden ABD Büyükelçisinin açıklamalarına karşı henüz ayrıntılı bir yanıt gelmedi. Washington’ın açıklaması, dosyayı yalnızca Arday ve Cofnas arasındaki tartışma olmaktan çıkararak Avrupa’daki akademik özgürlük ile kurumsal sorumluluğun sınırlarına ilişkin daha geniş bir anlaşmazlığa dönüştürdü.
İntihal iddiaları kesin hükme bağlanmadı
Cofnas, temmuz ayında yayımladığı yazılarda Arday’in Liverpool John Moores Üniversitesi’nde hazırladığı doktora tezinin bazı bölümlerinin daha önce yayımlanmış akademik çalışmalarla önemli benzerlikler taşıdığını iddia etmişti.
Arday suçlamaları reddetmiş ancak çalışmasında bazı hata ve eksiklikler bulunduğunu kabul etmişti. Liverpool John Moores Üniversitesi tarafından yapılan değerlendirmede Arday’in doktora derecesinin geri alınmasını gerektirecek bir sonuca ulaşılmadı ve doktorasının geçerliliğini korumasına karar verildi.
Dolayısıyla Cofnas’ın iddiaları kamuoyunda geniş biçimde tartışılmış olsa da Arday’in intihal yaptığına ilişkin kesinleşmiş bir resmî karar bulunmuyor.
Cambridge Üniversitesi de Arday’in atanması ve kurum içindeki denetim süreçlerinin bağımsız biçimde incelenmesini kabul etmişti. Üniversite yönetimi, intihal iddialarının esas olarak doktoranın verildiği Liverpool John Moores Üniversitesi tarafından soruşturulması gerektiğini belirtmişti.
Medya baskısını gerekçe göstererek istifa etmişti
2023 yılında 37 yaşındayken Cambridge’in en genç siyah profesörü olan Arday, hakkındaki iddiaların ve akademik geçmişine yönelik haberlerin yoğunlaşmasının ardından 5 Ağustos’ta görevinden istifa etti.
Arday, istifa açıklamasında Cambridge’e katılmasından itibaren olağanüstü ölçüde inceleme altında tutulduğunu, kamuoyu baskısı ve kişisel saldırılar karşısında “bir insanın makul olarak dayanabileceği sınırın sonuna geldiğini” ifade etmişti.
41 yaşındaki akademisyen, istifasından kısa süre sonra Londra’nın Battersea bölgesindeki bir adreste tepkisiz halde bulundu ve yaşamını yitirdiği belirlendi. Polis, ölümü “beklenmedik ancak şüpheli görünmeyen” bir vaka olarak ele aldı.
Arday’in ölüm nedeni henüz resmen açıklanmadı. Bu nedenle ölümü intihar olarak nitelendiren veya medya haberleriyle doğrudan nedensellik kuran ifadeler, adli süreç tamamlanmadan doğrulanmış bilgi olarak kabul edilemiyor.
Cambridge yönetimine ve medyaya eleştiri
Arday’in ölümünün ardından hem bazı medya kuruluşlarının kullandığı dil hem de Cambridge Üniversitesinin kriz sürecindeki tutumu ağır biçimde eleştirildi.
Cambridge Şansölyesi Lord Chris Smith, akademik dürüstlük iddialarının titizlikle araştırılması gerektiğini belirtmekle birlikte, Arday etrafında oluşan atmosferi “ırkçı bir saldırı furyası” olarak tanımladı.
Arday’in ailesi ise akademisyenin 2023’te Cambridge’e atanmasından sonra “sürekli bir istismar kampanyasına” maruz bırakıldığını savundu. Aile adına yapılan açıklamada, Arday’e yöneltilen kamuoyu baskısının “herhangi bir insanın kaldırabileceğinden fazla” olduğu ifade edildi.
Trafalgar Square’de on binlerce kişi toplandı
Arday’in anısına 17 Ağustos’ta Londra’daki Trafalgar Square’de düzenlenen etkinliğe organizatörlerin tahminine göre 30 binden fazla kişi katıldı. Stand Up To Racism tarafından gerçekleştirilen anmada bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu; milletvekilleri, akademisyenler, sanatçılar ve Arday’in yakınları konuşma yaptı.
Etkinliğin ardından basının tutumunun kamu soruşturmasına konu edilmesini isteyen dilekçedeki imza sayısı 98 bini aşarken, Arday’in ailesine destek amacıyla başlatılan bağış kampanyasında 185 bin sterlinden fazla para toplandı. Hükümet ise kamu soruşturması açılıp açılmayacağına karar vermek için henüz erken olduğunu bildirdi.
Cofnas hakkında Ghent Üniversitesinde yürütülen incelemenin sonucu şimdi iki farklı soruya yanıt arayacak: Kamuya açık akademik eleştiri hangi noktaya kadar ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir ve bu eleştirinin ayrımcı söyleme ya da kişisel hedef göstermeye dönüştüğü sınır nasıl belirlenebilir?
Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesinde geri dönüşüm tesisinde atık lastiklerin bulunduğu bölümde çıkan yangın, ekipleri alarma geçirdi. Atık lastiklerin alev aldığı yangında yoğun duman gökyüzünü kaplarken, çevrede bulunan 4 müstakil ev ile kullanılmayan bir otomobil zarar gördü.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, aile bireylerinin sorunlarla başa çıkma kapasitelerinin güçlendirilmesi ve aile bütünlüğünün korunması amacıyla ücretsiz destek sağlıyor.
Prens Harry ve Meghan Markle’ın, 2020’de ABD’ye taşınmalarının ardından ilk kez İngiltere’yi yeniden ailelerinin ana yaşam merkezlerinden biri haline getirmeye hazırlandığı bildirildi.
The Guardian’ın aktardığı bilgilere göre Sussex Dükü ve Düşesi, yedi yaşındaki Prens Archie ve beş yaşındaki Prenses Lilibet ile birlikte ağustos ayının sonuna doğru İngiltere’ye taşınacak. Ailenin Londra’nın dışında, kraliyet ailesine ait olmayan özel bir konutta yaşayacağı belirtiliyor. Archie ve Lilibet’in de eylül ayında İngiltere’de okula başlamaları için kayıtlarının yapıldığı aktarılıyor.
Bu nedenle söz konusu kararın yalnızca uzun süreli bir İngiltere ziyareti değil, ailenin ülkede daha düzenli bir yaşam kurma planı olduğu değerlendiriliyor. Bununla birlikte Harry ve Meghan’ın California’daki Montecito evlerini ve Portekiz’deki mülklerini koruyacağı bildiriliyor. Dolayısıyla dönüşün ABD ile bağların tamamen kopması anlamına gelmediği belirtiliyor.
Kral Charles haberdar edildi
Harry ve Meghan’ın kararının Kral III. Charles’a pazar günü bildirildiği öne sürüldü. Guardian’a göre kralın, ailesini İngiltere’de daha sık görebilecek olmaktan kişisel açıdan memnuniyet duyduğu ifade ediliyor.
Bu gelişmenin arka planındaki en önemli olaylardan biri ise geçtiğimiz temmuz ayında yaşandı. Charles ve Kraliçe Camilla’nın, Harry, Meghan, Archie ve Lilibet’i Gloucestershire’daki Highgrove’da özel olarak ağırladığı bildirilmişti. Bu buluşma, kralın Archie ve Lilibet’i 2022’den bu yana ilk kez görmesi açısından önem taşıyordu.
Harry’nin son dönemde babasıyla ilişkisini düzeltmek istediğine dair açıklamaları ve ailenin temmuz ayında İngiltere’de geçirdiği zaman, dönüş kararının zeminini hazırlayan gelişmeler arasında gösteriliyor. Ayrıca 2027 Invictus Games’in Birmingham’da düzenlenecek olması, Harry’nin önümüzdeki dönemde İngiltere’de daha fazla zaman geçirmesinin nedenlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
William ve Catherine cephesinde soru işaretleri sürüyor
Harry ve Meghan’ın dönüşü, doğal olarak Prens William ile ilişkilerinin geleceği sorusunu da yeniden gündeme taşıdı.
İki kardeş arasındaki ilişkiler, Harry’nin röportajları, Netflix yapımları ve Spare adlı anı kitabında kraliyet ailesiyle ilgili yaptığı açıklamaların ardından ciddi biçimde gerilmişti. Guardian’ın değerlendirmesine göre Charles ile Harry arasındaki ilişkide bir yakınlaşma ihtimali bulunsa da William ile yeniden yakın bir bağ kurulmasının çok daha zor olabileceği düşünülüyor.
Bu nedenle Harry ve Meghan’ın İngiltere’ye dönmesi, şu aşamada “kraliyet ailesine dönüş” olarak değil, aile içindeki ilişkilerin yeniden şekillenmesi açısından önemli bir gelişme olarak görülüyor.
“Yarı zamanlı kraliyet” formülü gündemde değil
Dönüşün en net taraflarından biri ise Harry ve Meghan’ın resmi statülerinin değişmeyecek olması.
Çift, 2020’de kıdemli çalışan kraliyet üyeliğinden ayrılmıştı. Yeni yaşam düzeniyle birlikte yeniden çalışan kraliyet üyeleri arasına katılmaları ya da “yarı zamanlı” kraliyet görevleri üstlenmeleri beklenmiyor.
Guardian kaynakları, 2020’de Kraliçe II. Elizabeth döneminde reddedilen “half-in, half-out” modelinin yeniden gündeme gelmesinin söz konusu olmadığını belirtiyor. Harry ve Meghan özel kişiler olarak yaşamlarını sürdürecek ve resmi kraliyet görevleri yürütmeyecek.
En kritik başlık: güvenlik
Harry’nin İngiltere’ye dönüş konusunda yıllardır dile getirdiği en büyük endişe güvenlik olmuştu. İngiltere’ye ailesiyle dönmek istemesine rağmen, kendisi ve çocuklarının yeterli korumaya sahip olmaması halinde bunu riskli gördüğünü daha önce mahkemeye sunduğu ifadelerde anlatmıştı.
Yeni gelişmede ise İngiliz hükümeti güvenlik düzenlemelerinin ayrıntılarını açıklamaktan kaçınıyor. Başbakan Andy Burnham, Harry ve Meghan’ın güvenliğine ilişkin finansmanın “özel bir mesele” olduğunu söyledi.
Guardian’ın aktardığı bilgilere göre The Times, aileye vergi mükellefleri tarafından finanse edilen silahlı koruma sağlanması yönünde şu anda bir plan bulunmadığını bildirdi. Harry’nin 2025’te güvenlik düzenlemeleriyle ilgili hukuk mücadelesini kaybetmesinin ardından ailesinin İngiltere’deki koruma statüsü zaten önemli ölçüde değişmişti.
Bununla birlikte Harry’nin yüksek profilli bir kişi olması ve geçmişte İngiliz ordusunda görev yapmış olması, yeni risk değerlendirmesinde dikkate alınabilecek unsurlar arasında bulunuyor. İngiliz hükümeti ise koruma düzenlemelerinin ayrıntılarının güvenlik gerekçesiyle açıklanmadığını belirtiyor.
Meghan için İngiltere’de yeni kariyer ihtimali
Dönüş yalnızca aile hayatı açısından değil, çiftin kariyer planları bakımından da dikkat çekiyor.
Guardian, Meghan’ın yaşam tarzı markası As Ever’ı İngiltere’den yönetmesinin beklendiğini ve çiftin özel girişimlerini sürdürmeye devam edeceğini aktarıyor.
Bunun yanında ABD basınında bugün yayımlanan yeni bir iddia, Meghan’ın yaklaşık on yıl aradan sonra oyunculuğa dönmeye hazırlandığını ve henüz ayrıntıları açıklanmayan yeni bir projenin İngiltere’ye dönüş kararında etkili olmuş olabileceğini öne sürüyor. Ancak bu bilgi henüz resmi olarak doğrulanmış değil ve projenin niteliği açıklanmadı.
“Kalıcı dönüş” mü, uzun süreli yeni bir yaşam mı?
Şimdilik en dikkat çekici ayrıntılardan biri, ailenin California ve Portekiz bağlantılarını koruyacak olması.
Bu durum, Harry ve Meghan’ın ABD’deki hayatlarını tamamen sona erdirmek yerine İngiltere’yi çocuklarının eğitimi ve aile bağları açısından daha merkezi bir konuma getirmeye çalıştıklarını düşündürüyor. Guardian da dönüşü, çiftin ABD’deki yaşamını tümüyle terk etmesinden ziyade İngiltere’de uzun süreli bir üs oluşturması şeklinde değerlendiriyor.
Kararın arkasındaki nedenler ise çift tarafından ayrıntılı biçimde açıklanmış değil. Harry ve Meghan’ın temmuz ayında İngiltere’de geçirdikleri süreden memnun kaldıkları ve iş açısından da yeni fırsatların ortaya çıkmasının zamanlamayı uygun hale getirdiği öne sürülüyor.
İngiliz kamuoyu da bölünmüş durumda
Dönüş haberinin ardından kamuoyundaki görüşler de tartışılmaya başlandı. Guardian’ın aktardığı YouGov araştırmasına göre 5.810 kişinin katıldığı ankette yalnızca yüzde 21’lik kesim Harry ve Meghan’ın İngiltere’ye taşınmasını desteklerken, yüzde 33’ü dönüşe karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 45’i ise bu konuda fikir belirtmedi.
Dolayısıyla Sussex çiftinin dönüşü, kraliyet ailesi açısından yalnızca özel bir aile meselesi değil; İngiliz kamuoyunun, monarşinin geleceğinin ve Harry ile Meghan’ın ülkedeki konumunun yeniden tartışılacağı yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.
Şimdilik kesin olan ise şu: Harry ve Meghan İngiltere’ye geri dönüyor, ancak kraliyet görevlerine değil. Asıl soru, çocuklarının İngiltere’de eğitim hayatına başlamasıyla birlikte bu dönüşün aile içindeki ilişkileri ne ölçüde değiştireceği ve özellikle Harry ile William arasındaki uzun süredir devam eden kırgınlığın gelecekte nasıl şekilleneceği.
Yalova’da 8 aylık hamile Sultan D., eşi Muhammed D. tarafından pompalı tüfekle vurularak hayatını kaybetti. Aynı silahla kendisini vuran Muhammed D.’nin ise hastanedeki tedavisinin sürdüğü ve hayati...Devamı için tıklayınız
Aydın’ın Çine ilçesinde dün geceden bu yana kendisinden haber alınamayan 39 yaşındaki Celal Durmaz, jandarma ekiplerinin başlattığı arama çalışmaları sonucunda dağlık alanda ölü bulundu. Durmaz’ın...Devamı için tıklayınız
Bolu'da park halindeki otomobile çarptıktan sonra kontrolden çıkarak yaklaşık 84 metre savrulan araç, caminin imam odasına çarparak durdu; kazada sürücü E.İ. ile yolcu H.F. yaralandı. Alkollü olduğu...Devamı için tıklayınız
Antalya'nın Muratpaşa ilçesinde kendilerinden haber alınamayan 93 yaşındaki Ayten Harputlugil ile 73 yaşındaki kızı Nilgün Harputlugil, birlikte yaşadıkları dairede ayrı odalardaki yataklarında ölü...Devamı için tıklayınız
Bebeklerin sağlığını korumaya yönelik yeni bir düzenleme için adım atıldı. Türk Standartları Enstitüsü (TSE), bebek bisküvilerine yönelik hazırladığı yeni taslakla ambalajdan etiketlemeye, şeker...Devamı için tıklayınız
Kocaeli’nin Darıca ilçesinde sahilde dehşete düşüren olayda, yaklaşık 1 saat içinde denizden 2 kadın ve 1 erkeğin cansız bedeni çıkarıldı. Yapılan incelemede 3 kişinin kardeş olduğu belirlendi. Kayıp...Devamı için tıklayınız
İzmir’in Çiğli ilçesinde öğle saatlerinde hareketli dakikalar yaşandı. Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız’ın belediye binası otoparkında bulunan boş makam aracına, 21 yaşındaki şüpheli...Devamı için tıklayınız
Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde sumak toplamak için evinden ayrılan 75 yaşındaki Cezire Avlukyarı'dan haber alamayan yakınları jandarmaya başvurdu. Başlatılan aramada Avlukyarı'nın cansız bedeni, evine...Devamı için tıklayınız
Sakarya’nın Serdivan ilçesinde gece saatlerinde üvey oğluyla tartışan 45 yaşındaki A.D., tabancayla boynundan vurularak ağır yaralandı; kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Olayın ardından kaçan...Devamı için tıklayınız
Şişli’de bir binadan yayılan kötü koku ihbarı üzerine olay yerine polis ekipleri sevk edildi. Ekipler apartman dairesine girdiklerinde korkunç manzarayla karşılaştı. 52 yaşındaki adamı yatağında ölü...Devamı için tıklayınız
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde geçen pazar günü akraba ziyaretinden dönen engelli çift Mehmet Ali ve Fatma Sevincik ile engelli çocukları İremsu Sevincik, takip edildikleri sırada tüfekle ateş açılan...Devamı için tıklayınız
Adana'nın merkez Çukurova ilçesinde alacak verecek meselesi yüzünden çıkan silahlı kavgada baba ve oğlu hayatını kaybetti, anne ise yaralandı.Devamı için tıklayınız
Şanlıurfa'da kapalı spor salonunda filesine tırmanmaya çalıştığı kale direğinin üzerine devrilmesi sonucu ağır yaralanan 8 yaşındaki Mert Ali Yavuz, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Yaz...Devamı için tıklayınız
Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde araçtan çıktığı belirtilen yangın ormanlık alana sıçradı. İhbar üzerine ekipler harekete geçerken yoğun müdahalenin ardından alevler kontrol altına alındı.Devamı için tıklayınız
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin on beşinci durağı Ordu, 22-30 Ağustos tarihleri arasında ilk kez festival coşkusuna ortak olacak. Dokuz gün boyunca...Devamı için tıklayınız
Sakarya'nın Sapanca ilçesinde 2 katlı bir villanın çatı katında yangın çıktı. Bölgeye sevk edilen itfaiye ekipleri ve tankerlerle alevlere müdahale edildi. Vatandaşların da destek verdiği çalışmaların...Devamı için tıklayınız
Birecik’ten kiraladıkları araçla Şanlıurfa merkeze gezmeye giden 3 kuzen, trafik kazasında hayatını kaybetti. Kazada 2 kişi de ağır yaralandı.Devamı için tıklayınız
Antalya’nın Serik ilçesinde tesettürlü kadınların plajda izinsiz görüntülerini çekerek hakaret içerikli ifadelerle sosyal medyada paylaşan şahıslar için harekete geçildi. Görüntüler üzerine olayla...Devamı için tıklayınız
Muğla'nın Milas ilçesinde İstanbul-Bodrum seferini yapan yolcu otobüsü, Söke-Milas kara yolunda demir yüklü TIR'a çarptı; kazada otobüs şoförü Hamit Torun ile yolculardan Mustafa Saydam ve Songül...Devamı için tıklayınız
Mardin'in Ömerli ilçesinde akraba aileler arasında çıkan silahlı kavgada kanlı bitti. Olayda İbrahim Kortak (43) hayatını kaybetti, Mehmet K. (47) ise ağır yaralandı. Olaya ilişkin 1 şüpheli gözaltına...Devamı için tıklayınız
İngiltere’nin güneyindeki West Sussex bölgesinde bulunan Shoreham-by-Sea sahilinde aynı aileden üç kişinin hayatını kaybettiği deniz faciasının ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı.
Olay, 18 Ağustos 2026 Salı günü saat 14.40 sıralarında, Shoreham Fort yakınındaki Shoreham Limanı girişinde meydana geldi.
Londra’dan bölgeyi ziyaret etmek için geldiği belirtilen aile, yüzmek amacıyla suya girdikten sonra güçlük yaşamaya başladı. Yapılan ihbarın ardından bölgeye polis, sahil güvenlik ekipleri, ambulanslar, hava ambulansları ve RNLI cankurtaran botları sevk edildi.
Üç kişi kıyıda hayatını kaybetti
Sudan çıkarılan 55 yaşındaki Hassan El-Khawas, 37 yaşındaki partneri Zeina Alayn ve 14 yaşındaki kızları Sara El-Khawas, sağlık ekiplerinin müdahalelerine rağmen kurtarılamadı.
Ailenin adı açıklanmayan küçük kızı da sudan çıkarılarak hastaneye kaldırıldı. Yetkililer, çocuğun sağlık durumunun kritik olduğunu bildirdi. Şu ana kadar durumunda değişiklik olduğuna ilişkin yeni bir resmî açıklama yapılmadı.
Sahil güvenlik ekipleri, suda başka bir kişinin bulunmadığının belirlenmesinin ardından arama çalışmalarını tamamladı.
Polis: Üçüncü kişilerin karıştığına dair bulgu yok
Sussex Polisi, güvenlik kamerası görüntüleri ile ilk tanık ifadelerinin incelendiğini açıkladı.
Soruşturmanın henüz kapanmadığını belirten polis, mevcut bulguların olayın “üçüncü tarafların müdahil olmadığı trajik bir kaza” olduğu yönündeki ihtimali güçlendirdiğini kaydetti.
Bazı görgü tanıkları ve basın kuruluşları, çocuklardan birinin balıkçı ağına takılmış olabileceğini öne sürdü. Ancak yetkililere yakın kaynaklar, şu aşamada olayda bir balıkçı ağının rol oynadığını gösteren herhangi bir kanıt bulunmadığını bildirdi. Bu nedenle facianın kesin nedeni soruşturma tamamlanıncaya kadar belirsizliğini koruyor.
Kuvvetli akıntı ve dalgalar mercek altında
Olay sırasında bölgede güneybatı yönlü rüzgârın etkili olduğu ve denizin dalgalı olduğu belirtildi. Yerel sakinler, Shoreham Limanı girişindeki suyun dışarıdan sakin görünmesine rağmen güçlü ve ani akıntılar oluşabildiğine dikkat çekti.
Shoreham Beach; deniz, River Adur ve nehir ağzıyla çevrili bir kıyı şeridinde bulunuyor. Bölge sakinleri, özellikle gelgit sırasında akıntının birkaç saniye içinde yüzücüleri açığa doğru sürükleyebileceğini söyledi.
Polis, aile fertlerinin Shoreham Fort tarafındaki kıyıdan yüzmek amacıyla suya girdiklerini değerlendiriyor. Acil servislere ilk ihbarın saat 14.40 dolaylarında ulaştığı bildirildi.
Filistin Büyükelçiliği aileyle temasa geçti
Filistin’in Londra Büyükelçiliği, Hassan El-Khawas’ın Filistin kökenli bir İngiliz vatandaşı olduğunu ve ailesinin Lübnan’ın güneyindeki Rashidieh Mülteci Kampı ile bağlantılı bulunduğunu açıkladı.
Büyükelçilik, İngiliz makamlarıyla temas halinde olduğunu ve hastanede tedavisi süren küçük kızın durumunu yakından takip ettiğini bildirdi.
Britanya Filistin Forumu da yayımladığı mesajda ailenin yakınlarına ve ülkedeki Filistin toplumuna başsağlığı dileyerek, hayatta kalan çocuğun iyileşmesi için temennide bulundu.
Başbakan Burnham’dan açık su uyarısı
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, olayı “korkunç bir aile trajedisi” olarak nitelendirerek hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı diledi.
Sıcak havalarda insanların serinlemek için deniz, nehir ve göllere yöneldiğini belirten Burnham, açık sularda soğuk su şoku, kuvvetli akıntı ve ani derinleşme gibi görünmeyen tehlikelerin bulunduğunu hatırlattı.
Shoreham’daki yerel toplum ise facianın ardından büyük üzüntü yaşadı. Olay yerine çiçekler bırakılırken yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü ve görgü tanıklarının ellerindeki görüntüleri Sussex Polisi ile paylaşmalarını istedi.
Türk dünyasının farklı ülkelerinde Vikipedi’ye gönüllü olarak katkı sunan katılımcılar, Azerbaycan’ın Mingeçevir kentinde düzenlenen uluslararası kampta bir araya geldi. Vikipedi’nin 25. yıl dönümüne ithaf edilen “Viki Şehir” projesi kapsamındaki “Viki Mingeçevir’i Seviyor” kampı, dört gün boyunca çeşitli eğitimlere ve ortak çalışmalara ev sahipliği yaptı.
Azerbaycan Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığının desteği ve “Wikimedia Azerbaycan” kullanıcı grubunun organizasyonuyla gerçekleştirilen programa Azerbaycan, Türkiye, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’dan deneyimli Vikipedi gönüllüleri katıldı.
Viki toplulukları deneyimlerini paylaştı
Kamp, farklı ülkelerde faaliyet gösteren viki toplulukları arasındaki iletişimin güçlendirilmesi ve gelecekte yürütülebilecek ortak projelerin değerlendirilmesi açısından önemli bir buluşma noktası oldu. Katılımcılar, kendi topluluklarında uyguladıkları yöntemleri ve başarılı çalışmalarını diğer gönüllülerle paylaştı.
Program kapsamında bölgesel toplulukların tecrübeleri, Vikipedi’nin eğitimde kullanılması, güvenilir kaynaklarla çalışma ve tarafsız içerik üretme ilkeleri ele alındı. Viki projelerinde yapay zekâ ile dijital araçlardan nasıl yararlanılabileceği de eğitim ve sunumların güncel başlıkları arasında yer aldı.
Dört günde 512 yeni madde oluşturuldu
Kampın önemli bölümlerinden birini, belirlenen konularda ortak içerik üretilen yazı maratonları oluşturdu. Türk dünyasından gelen gönüllüler, Azerbaycan ve Türk dillerinde toplam 512 yeni Vikipedi maddesi hazırladı. Mevcut içerikler üzerinde ise 4 binden fazla düzenleme yapıldı.
Oluşturulan maddelerde Azerbaycan’ın tarihi, kültürel değerleri, spor hayatı, Mingeçevir kenti ve Azerbaycan gençliği gibi farklı konular işlendi. Yapılan çalışmalarla Azerbaycan hakkındaki dijital bilgi birikiminin zenginleştirilmesi ve Türk dünyasındaki viki topluluklarının içerik alanındaki iş birliğinin genişletilmesi amaçlandı.
Kültürel ve sosyal etkinlikler de düzenlendi
Eğitim ve içerik çalışmalarının dışında katılımcılar için farklı sosyal etkinlikler de gerçekleştirildi. Kano ve kürekçilik üssünü ziyaret eden gönüllüler, kano deneyimi yaşama fırsatı buldu.
Kamp programında ayrıca “Ne? Nerede? Ne Zaman?” ve “Beyin Ring” isimli bilgi yarışmaları düzenlendi. Dört günlük buluşma, farklı ülkelerden gelen Vikipedi gönüllülerinin yeni bağlantılar kurmasına ve gelecekteki ortak çalışmalar için fikir alışverişinde bulunmasına imkân sağladı.
Yurt dışında yaşayan Türk diasporasına mensup gençlerin Türkiye’nin önde gelen savunma sanayii kuruluşlarında mesleki deneyim kazanmasını sağlayan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı YTB Türkiye Stajları Programı kapsamında, 2026 yılında 115 genç mühendis staj yapmaya hak kazandı. 2026 yılı stajyerleri için YTB’de açılış toplantısı gerçekleştirildi. Program kapsamında staj yapmaya hak kazanan genç mühendisler, açılış toplantısında YTB Başkanı Abdulhadi Turus ile bir araya geldi.
“Gençlerimizin Türkiye’nin savunma sanayii ve teknoloji ekosistemiyle buluşmalarını önemsiyoruz”
YTB Başkanı Abdulhadi Turus, yaptığı konuşmada gençlerin Türkiye’nin savunma sanayii ve teknoloji ekosistemiyle buluşturulmasının önemine dikkat çekerek, “Türkiye Stajları Programımız kapsamında savunma sanayimizin öncü kuruluşlarında staj yapacak gençlerimizi bugün YTB’mizde ağırladık. Gençlerimizin farklı mühendislik ve teknoloji alanlarında eğitimlerini sürdürürken Türkiye’nin savunma sanayii ve teknoloji ekosistemiyle buluşmalarını önemsiyoruz.” dedi.
Turus, program kapsamında gençlerin hem mesleki hem de kültürel açıdan önemli deneyimler kazanacağını belirterek, “Gençlerimiz program süresince alanında uzman ekiplerle çalışma, kurumsal işleyişi yakından tanıma ve akademik birikimlerini uygulamalı deneyimle geliştirme imkânı bulurken, düzenlediğimiz kültürel programlarla ülkemizin tarihî ve kültürel zenginliğini yakından tanıyacak, farklı şehirlerimizi keşfetme fırsatı elde edecekler.” ifadelerini kullandı.
Turus, konuşmasının sonunda tüm gençlere verimli ve başarılı bir staj dönemi temennisinde bulundu.
TÜRKİYE STAJLARI PROGRAMI
2023 yılında TUSAŞ iş birliğiyle “SKY GLOBAL TÜRK” adıyla başlatılan Türkiye Stajları Programı, yıllar içinde yeni savunma sanayii şirketlerinin katılımıyla kapsamını genişletti. 2026 yılında ASELSAN’ın programa dahil olması ve TEI’nin çevrim içi staj programıyla birlikte programın paydaş sayısı altıya yükseldi.
Başta Almanya, Fransa, Kanada, ABD ve İngiltere olmak üzere yurt dışında eğitim gören nitelikli genç mühendisleri Türkiye’deki savunma sanayii şirketleriyle buluşturan program kapsamında, havacılık ve uzay, yazılım, makine, elektrik-elektronik ve endüstri mühendisliği alanlarında eğitim alan öğrenciler özel bir seçim sürecinden geçiriliyor.
2026 programı üç dönem halinde gerçekleştiriliyor. İlk dönem TUSAŞ’ta 10 Ağustos-4 Eylül, ikinci dönem ASELSAN’da 17 Ağustos-11 Eylül tarihleri arasında düzenlenirken, üçüncü dönem 7 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında TUSAŞ, ROKETSAN, HAVELSAN ve STM’nin katılımıyla gerçekleştirilecek.
Londra’nın doğusundaki Walthamstow’da yalnızca 5 sterlinin geri ödenmesi üzerine çıktığı belirtilen tartışma cinayetle sonuçlandı.
59 yaşındaki Eugeniu Neamtu, aynı evi paylaştığı 63 yaşındaki Gheorghe Trica’yı göğsünden bıçaklayarak öldürmekten suçlu bulundu.
Old Bailey’de görülen davada jüri, yaklaşık üç saat süren değerlendirmenin ardından 18 Ağustos Salı günü Neamtu hakkında cinayet suçundan mahkûmiyet kararı verdi. Neamtu’nun cezası daha sonraki bir duruşmada açıklanacak.
“O 5 sterlini geri ver”
Cinayet, 20 Şubat 2026 akşamı Neamtu ile Trica’nın birlikte yaşadığı Westbury Road’daki dairede işlendi.
Mahkemede dinlenen ev sakinleri, iki adam arasında uzun süren ve Romence hakaretlerin de duyulduğu bir tartışma yaşandığını söyledi. Tanıklardan biri, Trica’nın Neamtu’ya “O 5 sterlini bana geri ver” dediğini duyduğunu anlattı.
Savcılığın aktardığına göre Neamtu, tartışma sırasında mutfaktan aldığı siyah saplı biftek bıçağıyla Trica’yı göğsünden bıçakladı.
Adli tıp incelemesi, bıçağın büyük bir kuvvetle saplandığını, Trica’nın kalbine ulaşarak ağır iç kanamaya yol açtığını ortaya koydu.
Ortak balkonda yere yığıldı
Ağır yaralanan Trica, dairenin önündeki ortak balkona çıkarak yere yığıldı. Polis ve sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen olay yerinde hayatını kaybetti.
Tanıklar, saldırının ardından Neamtu’nun balkondan aşağıya bir cisim fırlattığını gördüklerini söyledi. Polis köpeğiyle bahçede yapılan aramada cinayette kullanılan biftek bıçağı bulundu.
Neamtu’nun saldırıdan sonra sakin tavırlar sergilediği de tanık ifadelerine yansıdı.
999’u kendi telefonundan aradı
Polis soruşturmasının önemli delillerinden birini Neamtu’nun saldırıdan hemen sonra kendi cep telefonuyla yaptığı acil yardım aramaları oluşturdu.
Romence konuşan bir tercüman tarafından çevrilen kayıtta Neamtu’nun 999 operatörüne, “Burada bir olay yaşandı ve bir kişi yaralandı. Bir kavga oldu, bir adam kesildi ve fail benim” dediği belirlendi.
Polis olay yerine ulaştığında evde bulunan kişiler de saldırıyı gerçekleştiren kişinin Neamtu olduğunu bildirdi. Neamtu aynı akşam gözaltına alındı ve 22 Şubat’ta cinayetle suçlandı.
Nefsi müdafaa savunmasını deliller çürüttü
Neamtu, polis sorgusunda soruların büyük bölümüne yanıt vermedi. Hazırladığı yazılı ifadelerde ise Trica’nın kendisini öldürmekle tehdit ettiğini, merdivenlerden ittiğini, boğaz kesme hareketi yaptığını ve sandalyeyle saldırmaya çalıştığını öne sürdü.
Mutfaktaki bıçağı yalnızca Trica’yı korkutmak için aldığını ve kendisini korumak amacıyla bıçakladığını savundu.
Ancak evdeki tanıklardan hiçbiri Trica’nın silahlı olduğunu veya Neamtu’nun anlattığı şekilde saldırgan davrandığını görmedi. Neamtu’nun vücudundaki muayenede de yalnızca yüzeysel ve hafif yaralar tespit edildi.
Jüri, tanık ifadeleri, 999 kayıtları, adli tıp bulguları ve cinayet silahı üzerindeki incelemeler doğrultusunda nefsi müdafaa savunmasını reddetti.
Romanya’da da ev arkadaşını öldürmüştü
Davanın en çarpıcı ayrıntısı, Neamtu’nun geçmişinde neredeyse aynı şekilde işlenmiş başka bir cinayetin bulunması oldu.
Mahkemeye göre Neamtu, Ağustos 2006’da Romanya’da birlikte yaşadığı Adrian Vas ile kira parası ve evde yapmayı kabul ettiği işler nedeniyle tartıştı. İki adamın olay öncesinde erik rakısı içtikleri belirtildi.
Neamtu, evin içinden aldığı bıçakla Vas’ı göğsünden defalarca bıçakladı. O olayda kullanılan bıçak da daha sonra evin arazisinde bulundu.
Neamtu, Romanya’daki yargılama sırasında da saldırıya uğradığını ve nefsi müdafaa amacıyla hareket ettiğini öne sürdü. Mahkeme bu savunmayı reddederek Mayıs 2007’de Neamtu’yu cinayetten mahkûm etti.
2023 yılında cezaevinden çıkan Neamtu, daha sonra Birleşik Krallık’a gelerek Walthamstow’a yerleşti. Serbest kalmasından yaklaşık üç yıl sonra ikinci ev arkadaşını da para tartışmasının ardından göğsünden bıçaklayarak öldürdü.
İki cinayette aynı yöntem, aynı savunma
Savcı Philip Evans KC, iki cinayet arasındaki benzerlikleri mahkemede şöyle sıraladı:
Her iki olayda da Neamtu, alkollü olduğu sırada birlikte yaşadığı bir kişiyle para yüzünden tartıştı; evin içerisinden bir bıçak aldı; karşısındaki kişiyi göğsünden bıçakladı ve daha sonra nefsi müdafaa savunması yaptı.
Romanya’daki önceki mahkûmiyetin gerçekten Neamtu’ya ait olduğu, Metropolitan Polisi tarafından elde edilen parmak izi kayıtlarıyla da doğrulandı.
Polis: Tehlikeli bir kişi toplumdan uzaklaştırıldı
Soruşturmayı yöneten Dedektif Müfettiş Jonathan Potter, Trica’nın ölümünü “trajik ve tamamen gereksiz bir can kaybı” olarak nitelendirdi.
Potter, “Eugeniu Neamtu, önemsiz bir tartışma sırasında aşırı şiddete başvurmaya hazır olduğunu gösteren tehlikeli bir suçludur. Jüri, eylemlerine ilişkin ezici delilleri dinledi. Bu karar, tehlikeli bir kişinin toplumdan uzaklaştırılmasını sağladı” dedi.
Neamtu tutuklu kalmaya devam ederken, hakkında verilecek asgari hapis süresi ceza duruşmasında belirlenecek.
İngiltere’de giderek daha sık ve şiddetli yaşanan sıcak hava dalgaları, gayrimenkul sektöründeki alıcı tercihlerine doğrudan yansımaya başladı.
Gayrimenkul platformu Rightmove’un verilerine göre, 1 Mayıs–31 Temmuz 2026 tarihleri arasında klimalı satılık konutlar için yapılan aramalar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 104 arttı. Böylece İngiltere’de uzun yıllar lüks veya gereksiz bir özellik olarak görülen klima, birçok alıcı açısından konut tercih listesinin önemli unsurlarından biri haline geldi.
Her iki kişiden biri evini serin tutmakta zorlanıyor
Rightmove tarafından gerçekleştirilen tüketici araştırması, talepteki değişimin yalnızca internet aramalarından ibaret olmadığını gösterdi.
Araştırmaya katılanların yüzde 87’si, yeni bir ev seçerken konutun sıcak havalarda serin kalabilmesini önemli bulduğunu söyledi. Katılımcıların yüzde 45’i mevcut evlerinin sıcak hava dalgalarında serin kalmakta zorlandığını belirtirken, konutunun aşırı sıcaklarla “çok iyi” başa çıktığını söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 11’de kaldı.
Katılımcıların yüzde 61’i evine klima taktırmayı değerlendirebileceğini ifade etti. Ancak hâlihazırda klima sistemine sahip olduğunu bildirenlerin oranı sadece yüzde 12 oldu.
Perde, vantilatör ve yalıtım çözümleri öne çıktı
İngilizlerin artan sıcaklıklara karşı farklı yöntemlere yöneldiği de görüldü. Araştırmaya katılanların:
Yüzde 56’sı perde, güneşlik veya ısı önleyici cam filmi kullandığını,
Yüzde 48’i vantilatör edindiğini,
Yüzde 38’i evinin yalıtımını iyileştirdiğini,
Yüzde 29’u ise bahçesinde ağaçlandırma veya gölgelendirme yaptığını bildirdi.
Katılımcıların yüzde 58’i panjur ve tente gibi dış gölgeleme sistemlerini, yüzde 52’si ise daha iyi havalandırma çözümlerini değerlendirebileceğini belirtti.
“Sıcak havadaki konfor artık satın alma kararının parçası”
Rightmove Gayrimenkul Uzmanı Colleen Babcock, bu yaz yaşanan sıcak hava dalgalarının insanların evlerine bakışını değiştirdiğini belirtti.
Konum, yaşam alanı ve satın alınabilirliğin temel öncelikler olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Babcock, tüketicilerin artık bir evin sıcak havalarda ne kadar konforlu olacağına daha fazla dikkat ettiğini söyledi. Babcock’a göre bazı haneler mevcut konutlarında pratik önlemler alırken, bazıları da serinleme olanaklarını taşınma kararına dahil ediyor.
Geniş camlı modern konutlar da risk altında
John D Wood & Co. Satış Bölümü Başkanı James Waight, serin kalabilmenin özellikle 2026 yazındaki aşırı sıcaklar nedeniyle konut alıcılarının istek listesine girdiğini kaydetti.
Waight, geniş cam yüzeylere sahip çağdaş konutların yaz aylarında beklenenden çok daha fazla ısınabildiğine dikkat çekerek, alıcıların klima ve havalandırmanın yanında binanın nasıl inşa edildiğini de araştırdığını söyledi.
Yeni beklenti, konutun yazın serin kalırken kışın da ısıyı koruyabilmesi. Bu nedenle yön, gölgeleme, cam türü, yalıtım ve yıllık enerji maliyetleri satış görüşmelerinde daha fazla gündeme geliyor.
Mark Wiggin Estate Agents Direktörü Mark Wiggin de hava kaynaklı ısı pompaları, güneş panelleri ve klima sistemlerine yönelik ilginin arttığını belirtti. Wiggin, özellikle denizaşırı alıcıların klimayı daha sık standart özellik olarak beklediğini, buna karşılık bütün alıcıların sistemlerin işletme maliyetlerini daha dikkatli hesapladığını ifade etti.
2050’de konutların yüzde 92’si aşırı ısınma riskiyle karşılaşabilir
Gayrimenkul piyasasındaki değişimin arkasında daha uzun vadeli bir iklim riski de bulunuyor.
İngiltere İklim Değişikliği Komitesi’nin değerlendirmesine göre gerekli uyum önlemleri alınmazsa ülkedeki konutların yüzde 92’si 2050 yılına kadar normal bir yaz mevsiminde aşırı ısınma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Bu oran günümüzde yüzde 50’nin biraz üzerinde bulunuyor.
Komite, aşırı ısınmayı yatak odası sıcaklığının yıl içinde belirli bir süre boyunca gece 26 derecenin üzerinde kalması gibi ölçütlerle değerlendiriyor. Uzmanlar, dış gölgeleme, doğal havalandırma, yeşil alanlar, uygun yalıtım ve hem ısıtma hem soğutma yapabilen ısı pompalarının birlikte ele alınması gerektiğini belirtiyor.
Klima talebi enerji tartışmasını da büyütüyor
Klima kullanımının yaygınlaşması, konutlarda elektrik tüketiminin ve hane faturalarının yükselmesi ihtimalini de beraberinde getiriyor. Yoğun kullanımın elektrik şebekesi üzerindeki yaz yükünü artırabileceği ve kullanılan elektriğin kaynağına bağlı olarak karbon salımını yükseltebileceği belirtiliyor.
Bu nedenle sektör temsilcileri yalnızca klasik klima kurulumuna dayalı bir model yerine; dış panjur, tente, çapraz havalandırma, güneş kırıcı cam, ağaçlandırma, güneş paneli ve verimli ısı pompası gibi çözümlerin birlikte uygulanmasını öneriyor.
Ortaya çıkan tablo, İngiltere konut piyasasında “iyi ev” tanımının değişmekte olduğunu gösteriyor. Ulaşım bağlantısı, okul bölgesi, bahçe ve oda sayısı önemini korurken, bir konutun değişen iklim koşullarında yıl boyunca yaşanabilir sıcaklığı koruyabilmesi de alıcıların temel karar ölçütlerinden birine dönüşüyor.
Londra Türk toplumunun uzun yıllardır yakından tanıdığı Ali Gül Güneş’in vefatı, özellikle İngiltere’ye yerleşen ilk kuşak Türkiyeli göçmenler arasında üzüntü yarattı.
Toplum içinde yaygın olarak “Topal Ali” adıyla bilinen Güneş, Londra’da Türk gıda sektörünün gelişmeye başladığı ilk dönemlerin tanınmış esnafları arasında yer aldı.
Güneş’in adı özellikle Turkish Food Centre (TFC) ve Londra’daki Türk marketçiliğinin ilk yıllarıyla özdeşleşti. Ancak TFC'nin kurumsal tarihine ilişkin kaynaklarda kuruculuk konusunda farklı anlatımlar bulunuyor. 2019 yılında TFC'nin 40'ıncı yılı dolayısıyla yayımlanan kaynaklar, şirketin başlangıcını 1979'a götürürken Hüseyin Uçar'ı TFC'nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olarak tanımlıyor.
Bu nedenle Güneş’in TFC tarihindeki yerini, mevcut kaynaklar ışığında doğrudan “TFC zincirinin kurucusu” şeklinde tanımlamak yerine, TFC'nin erken dönemleri ve Londra Türk gıda ticaretiyle özdeşleşmiş öncü isimlerden biri olarak ifade etmek daha ihtiyatlı görünüyor.
Bir marketten çok daha fazlasıydı
Ali Gül Güneş’in Londra’daki ilk kuşak göçmenler açısından taşıdığı önemi ortaya koyan dikkat çekici bilgiler akademik çalışmalara da yansıdı.
Roehampton Üniversitesi bünyesinde hazırlanan, Londra’daki Türkiye kökenli kadınların göç deneyimlerini ele alan bir doktora çalışmasında Turkish Food Centre’ın toplum içinde sahibinin lakabından hareketle “Topal Ali” adıyla bilindiği belirtiliyor. Çalışmada Güneş, Hackney’deki Türk toplumunun en güvenilen ve tanınan kişilerinden biri olarak anlatılıyor.
Araştırmada aktarılan bilgilere göre Güneş’in marketi yalnızca Türkiye’den gelen insanların alışık oldukları gıda ürünlerini bulabildikleri bir alışveriş noktası değildi.
İngiltere’ye yeni gelen göçmenlerin önemli bir bölümünün henüz banka hesabının bulunmadığı, evlere yönelik hırsızlıkların da endişe meyrana getirdiği dönemlerde Güneş’in bazı toplum üyelerinin birikimlerini dükkânındaki kasada muhafaza ettiği ve istendiğinde sahiplerine geri verdiği aktarılıyor. Akademik çalışma, bu uygulamayı göçmen toplumunun kendi içinde geliştirdiği güven ve dayanışma mekanizmalarından biri olarak değerlendiriyor.
İlk kuşağın güven duyduğu isimlerden biriydi
Bu ayrıntı, “Topal Ali”nin neden yalnızca başarılı bir esnaf olarak değil, İngiltere Türk toplumunun sosyal hafızasının bir parçası olarak hatırlandığını da ortaya koyuyor.
Özellikle Türkiye’den İngiltere’ye göçün yoğunlaştığı yıllarda dil engeli, bankacılık sistemine erişim, barınma ve yeni ülkeye uyum gibi sorunlarla karşılaşan göçmenler için Türk bakkalları ve marketleri aynı zamanda buluşma, haberleşme ve dayanışma merkezleri haline gelmişti.
Güneş de bu dönemde Londra’da oluşan göçmen ticaret ağının tanınan simalarından biri oldu. Akademik araştırmada, bazı göçmen kadınların aileleri dışındaki erkekler arasında güven duydukları ender kişilerden biri olarak “Topal Ali”yi gördükleri özellikle kaydediliyor.
TFC, Londra'nın önemli Türk markalarından birine dönüştü
Ali Gül Güneş’in adının birlikte anıldığı TFC'nin geçmişi de İngiltere Türk toplumunun ticari gelişiminin önemli örneklerinden birini oluşturuyor.
Kaynaklara göre Turkish Food Centre'ın geçmişi 1979-1980 dönemine uzanıyor. Şirketin Dalston'daki ilk yapılanmasından zaman içinde Londra'nın farklı bölgelerine yayılan bir market ağı doğdu. 2007'de TFC'nin 10'uncu şubesinin açılışında grubun yaklaşık 27 yıllık geçmişinden söz edilirken, 2019'daki 40'ıncı yıl kutlamalarında şirketin 20 şubeye ve yaklaşık 600 çalışana ulaştığı açıklanmıştı.
TFC'nin ürün yelpazesi de zamanla yalnızca Türkiye'den gelen ürünlerle sınırlı kalmadı; Kıbrıs, Yunanistan, Akdeniz ülkeleri, Orta Doğu ve farklı göçmen topluluklarının mutfaklarına hitap eden geniş bir yapıya dönüştü. Bugün marka kendisini 1979'dan beri faaliyet gösteren bir etnik süpermarket zinciri olarak tanımlıyor.
Londra Türk toplumunun hafızasında yaşayacak
Ali Gül Güneş’in hayatını kaybetmesi, İngiltere’ye gelen ilk kuşağın oluşturduğu ticari ve toplumsal yapının öncü isimlerinden birinin daha aramızdan ayrılması anlamına geliyor.
“Topal Ali” adı, onu tanıyanlar açısından yalnızca bir esnafın lakabı değildi. Londra'da Türkiyeli göçmenlerin henüz bugünkü kadar güçlü kurumsal ve ticari yapılara sahip olmadığı yıllarda, alışverişten dayanışmaya, güven ilişkisinden toplumsal buluşmaya kadar uzanan bir dönemin hatırasını temsil ediyordu.
Güneş, uzun yıllar boyunca içinde yaşadığı toplumla kurduğu ilişkiler ve Londra'daki Türk gıda ticaretinin ilk dönemlerinde bıraktığı izlerle İngiltere Türk toplumunun hafızasında yerini aldı.
Eurovizyon Yayın Grubu olarak, Ali Gül Güneş’e Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve İngiltere Türk toplumuna başsağlığı diliyoruz.
Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, sosyal medyada paylaşılan video içeriğindeki ifadeleri gerekçesiyle hakkında başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandı.
İstanbul Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, bir sosyal medya hesabı üzerinden paylaşılan video içeriklerinde geçen ifadeleri nedeniyle Türker Ertürk hakkında resen soruşturma başlattı.
Eski Deniz Harp Okulu Komutanı Türker Ertürk, “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” ve “suç işlemeye tahrik” suçlamalarıyla gözaltına alındı.
Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Türker Ertürk, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Paylaşılan videolarda emekli Tuğamiral Ertürk'ün farklı tartışma programlarında dile getirdiği yorum ve düşünceleri yer alıyor.
TÜRKER ERTÜRK KİMDİR?
1957 yılında Trabzon'da doğan Türker Ertürk, 2008-2010 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yaptı. Ertürk, Heybeliada'da bulunan Deniz Harp Okulu'ndan mezuniyetinin ardından, 1979 yılında subay olarak donanmaya katıldı.
Türker Ertürk; 15 sene gemilerde çalıştı, bu süre içinde üç harp gemisinin komutanlığını yaptı. Ertürk; binbaşı rütbesinde Deniz Kuvvetleri Milli Plan Subaylığı, yarbay rütbesinde Donanma Komutanlığı Eğitim ve Tatbikat Kısım Amirliği, albay rütbesinde ise Deniz Kuvvetleri Komuta Kontrol Daire Başkanlığı görevlerini yaptı.
Türker Ertürk, 1985-1987 yılları arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde görev yaptı. 1988-1990 yıllarında Deniz Harp Akademisi eğitimini alan Türker Ertürk, 1992'de Silahlı Kuvvetler Akademisi ve 1999'da Roma’da bulunan NATO Savunma Koleji eğitimlerini tamamladı.
30 Ağustos 2006 tarihinde tuğamiralliğe terfi eden Türker Ertürk, 2006-2008 yılları arasında Karadeniz Bölge Komutanlığı görevini yaptı. Ertürk, 9 Ağustos 2010 tarihinde istifa etti.
Türker Ertürk, mesleğinden ayrılmasının sonra CHP’ye katılan ve yaklaşık olarak beş yıl CHP içinde siyasi faaliyet yürüttü. Ertürk, 12 Kasım 2014'te CHP'den istifa etti. Bir dönem siyasi çalışmalarını bağımsız olarak sürdüren Türker Ertürk, 2019'da TBMM Grubu'nda düzenlenen bir törenle yeniden CHP'ye katıldı.
İstanbul Büyükçekmece'de D-100 Karayolu'nda sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği otomobil, önce durakta yolcu indiren İETT otobüsüne, ardından başka bir araca çarptı. Zincirleme kazada yaralanan 1’i ağır 3 kişi hastaneye kaldırıldı.
Trabzon'un Arsin ilçesinde İlçe Emniyet Müdürlüğü bahçesine hava aracı olduğu değerlendirilen bir cisim düştü. Yaralananın olmadığı olayda 4 polis aracı hasar görürken, binanın ve çevredeki iş yerlerinin camları kırıldı
Türkiye, 20 Ağustos’tan itibaren Kuzey Afrika ve Orta Doğu kaynaklı sıcak hava dalgasının etkisine girecek. Meteoroloji Uzmanı Adil Tek, sıcaklıkların ağustos sonuna kadar kademeli artacağını belirterek İstanbul’da hissedilen sıcaklığın 37-38 dereceye, Silopi ve Cizre’de ise 47-48 dereceye kadar çıkabileceğini söyledi.
Antalya'nın Belek beldesindeki bir halk plajında vatandaşları izinsiz kayda alan iki şahıs, tesettürlü kadınlara yönelik ağır hakaret ve nefret söylemlerinde bulundu. Sosyal medyada paylaşılan çirkin görüntüler büyük tepki topladı.
Afyonkarahisar’ın Dinar-Çay karayolunda yola dökülen ve yoldan geçen araçların mor renge boyanmasıyla ilgili sorumlu tır şoförü hakkında işlem yapılırken, söz konusu yol itfaiye ve boya firmasının görevleri tarafından yıkandı.
Londra’da uzun yıllardır mali müşavirlik yapan, Kıbrıs Türk toplumunun tanınmış ve sevilen simalarından Münir Tatar, 17 Ağustos 2026 sabahı hayatını kaybetti. Tatar’ın vefatı, başta ailesi ve yakınları olmak üzere Londra’daki Kıbrıs Türk toplumunda büyük üzüntü yarattı.
Ersin Tatar duyurdu
Münir Tatar’ın vefat haberi, KKTC eski Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tarafından duyuruldu. Ersin Tatar, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda Münir Tatar’ın kuzeni olduğunu belirterek, ailesinin ve kendisini sevenlerin yaşadığı büyük üzüntüyü dile getirdi.
Ersin Tatar, kuzeni Münir Tatar’ı Britanya’daki Kıbrıs Türk toplumuna önemli katkılarda bulunmuş bir “vatansever” olarak nitelendirdi ve merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diledi.
Londra’da yarım asra yaklaşan meslek hayatı
Münir Tatar, Londra’da uzun yıllar mali müşavir olarak hizmet verdi. Kendi adını taşıyan M. Tatar & Associates adlı mali müşavirlik kuruluşunun yönetici ortağı olarak özellikle Londra’daki Türk ve Kıbrıs Türk toplumundan çok sayıda kişi, aile ve işletmeye profesyonel danışmanlık sundu.
Firmanın resmi bilgilerinde Tatar’ın 1982 yılında muhasebeci olarak mesleğe başladığı, ilerleyen yıllarda ACCA ve İngiltere ile Galler Yeminli Mali Müşavirler Enstitüsü (ICAEW) bünyesinde üst düzey mesleki unvanlara sahip olduğu belirtiliyor. Tatar; muhasebe, vergi danışmanlığı, şirket yapılanmaları, yatırım ve miras planlaması gibi alanlarda hizmet verdi.
Merkezi Londra’da bulunan M. Tatar & Associates, uzun yıllar boyunca farklı sektörlerden işletmelere ve bireysel müşterilere mali müşavirlik hizmeti verdi. Firmanın resmi adresi bugün de Londra N8 bölgesinde bulunuyor.
Kıbrıs Türk toplumunun yakından tanıdığı bir isimdi
Münir Tatar yalnızca mesleki çalışmalarıyla değil, Londra’daki Türk ve Kıbrıs Türk toplumuyla kurduğu güçlü ilişkilerle de tanınıyordu.
Toplumun farklı etkinliklerinde ve organizasyonlarında yer alan Tatar, uzun yıllar boyunca iş insanları, sivil toplum temsilcileri ve toplum kuruluşlarıyla yakın temas içinde oldu.
ATMB Yönetiminde görev üstlendi
Geçmiş yıllardaki Londra’daki Türk toplumuna yönelik etkinlik haberlerinde de Münir Tatar’ın önemli davetlerde ve toplum organizasyonlarında yer aldığı görülüyor.
Munir Tatar ayrıca merkezi Londra’da bulunan Avrupalı Türk Markalar Birliği (ATMB) Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görev yaparak Avrupa’daki Türk iş dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunuyordu.
Nesiller boyu Türk işletmelerine danışmanlık yaptı
Münir Tatar’ın meslek hayatının önemli bölümünü Londra’daki Türkçe konuşan toplumun ekonomik hayatıyla iç içe geçirdiği belirtiliyor.
Mesleki kariyerinin ilk dönemlerinde Londra’daki küçük işletmelere muhasebe hizmetleri sunan Tatar, yıllar içinde hizmet alanını genişleterek girişimcilerden yatırımcılara, aile şirketlerinden daha büyük işletmelere kadar geniş bir müşteri kitlesine danışmanlık yaptı. Kendi firmasının açıklamalarında, farklı kuşaklardan girişimcilere ve işletmelere danışmanlık sağladığı vurgulanıyor.
Tatar’ın mesleki faaliyetleri, Londra’daki çeşitli Türk toplum kuruluşlarının mali işlerinde de uzun yıllar karşılık buldu. İngiltere Charity Commission kayıtlarında, M. Tatar & Associates’in farklı Türk toplum kuruluşlarına bağımsız inceleme ve mali denetim hizmetleri sunduğu görülüyor.
Ailesi ve toplum büyük üzüntü yaşadı
Londra Gazete’nin vefat haberine göre Münir Tatar geride eşi, bir oğlu ve bir kızını bıraktı. Haberde, Tatar’ın özellikle Kuzey Londra’daki Türkçe konuşan toplum tarafından yakından tanındığı ve yıllar boyunca toplumun bireylerine, ailelerine ve işletmelerine destek verdiği ifade edildi.
Münir Tatar’ın vefatı, uzun yıllardır birlikte çalıştığı meslektaşları, iş dünyasındaki dostları ve Kıbrıs Türk toplumu arasında büyük üzüntüyle karşılandı.
Londra’daki Türk toplumunda iz bıraktı
Yaklaşık yarım asra yaklaşan meslek hayatı boyunca Londra’da yaşayan Türk ve Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik ve sosyal hayatına dokunan Münir Tatar, özellikle mali müşavirlik alanındaki uzmanlığı ve toplumla kurduğu yakın ilişkilerle hatırlanacak.
Tatar’ın cenaze töreninin ne zaman ve nerede yapılacağına ilişkin henüz resmi bir bilginin kamuoyuyla paylaşılmadığı görülüyor. Cenaze programı ve aile tarafından yapılacak diğer açıklamaların önümüzdeki saatlerde netleşmesi bekleniyor.
Eurovizyon olarak merhum Münir Tatar’a Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına, meslektaşlarına ve Londra’daki Kıbrıs Türk toplumuna başsağlığı diliyoruz.
İngiltere’de açıklanan yeni iç göç verileri, uzun yıllardır ülkenin ekonomik ve finansal merkezi olan Londra’nın nüfus hareketlerinde önemli bir değişim yaşandığını ortaya koydu.
Ulusal İstatistik Ofisi’nin (ONS) 2025 yılı iç göç verilerine göre yaklaşık 420 bin kişi Londra’dan başka bir bölgeye taşındı. Aynı dönemde yaklaşık 289 bin kişi Londra’ya geldi. Böylece başkentin diğer İngiltere bölgeleriyle olan net iç göç dengesi 132 binden fazla kişi eksiye düştü.
Bu hareket, Londra’nın yalnızca pahalı konut piyasasından kaynaklanan bir nüfus kaybı yaşamadığını, aynı zamanda çalışma ve yaşam tercihlerindeki değişimin de başkentin demografik yapısını etkilediğini gösteriyor.
Londra nüfusu 2021’den bu yana ilk kez azaldı
Yeni verilerin en dikkat çekici sonuçlarından biri, Londra’nın toplam nüfusunun da gerilemesi oldu.
ONS’ye göre Londra’nın nüfusu 2025 ortasına kadar yüzde 0,29 azaldı. Bu, 2021 ortasına kadar olan pandemi döneminden bu yana başkentin ilk yıllık nüfus düşüşü olarak kayıtlara geçti.
Üstelik Londra’da doğumların ölümlerden fazla olması ve uluslararası göçün hâlâ nüfusa katkı sağlamasına rağmen toplam nüfus azaldı. Bunun temel nedeni, Londra’dan İngiltere’nin diğer bölgelerine yönelik iç göçün bu artışları fazlasıyla dengelemesi oldu.
Başka bir ifadeyle Londra, yurtdışından nüfus çekmeye devam etse bile kendi ülkesindeki nüfus hareketinde ciddi biçimde kaybeden taraf haline geldi.
En büyük kayıp Newham’da
Londra ilçeleri arasında en büyük iç göç kaybı Newhamda yaşandı.
Yaklaşık 34 bin kişi Newham’a taşınırken, 50 bine yakın kişi ilçeden ayrıldı. Böylece Newham’ın net kaybı 16 bini aştı.
Onu;
Brent: 9 binden fazla net kayıp,
Redbridge: yaklaşık 8 bin 300 net kayıp
izledi.
Bu tablo, Londra’nın yalnızca merkezi bölgelerinden değil, başkentin doğu ve kuzeybatısındaki geniş aile yerleşimlerinden de insanların daha uygun maliyetli bölgelere yöneldiğine işaret ediyor.
Londra’da yalnızca iki ilçe kazandı
Başkentte iç göç açısından tablo neredeyse tamamen negatif oldu.
2025 verilerinde Londra’nın 32 ilçesi arasında yalnızca Havering ve Bromley net iç göç artışı kaydetti.
Havering yaklaşık 1.700 kişilik, Bromley ise 583 kişilik net artış elde etti.
Bu durum, Londra içinde dahi insanların daha düşük yoğunluklu, banliyö karakterindeki bölgelere yönelme eğiliminin devam ettiğini gösteriyor.
Konut maliyeti en önemli baskılardan biri
Uzmanların dikkat çektiği temel faktörlerin başında konut maliyetleri geliyor.
Londra, İngiltere'nin diğer bölgelerine kıyasla yüksek kira ve konut fiyatlarıyla öne çıkıyor. Özellikle çocuklu aileler açısından daha büyük bir eve geçmenin maliyeti, başkent dışında yaşamayı cazip hale getirebiliyor.
Pandemi sonrasında kalıcı hale gelen uzaktan ve hibrit çalışma modelleri de bu tercihi kolaylaştırdı. Her gün Londra merkezine gitmek zorunda olmayan çalışanlar, işlerini koruyarak daha ucuz konutların bulunduğu kentlere, kasabalara, sahil bölgelerine veya kırsal alanlara taşınabiliyor.
Dolayısıyla Londra'daki hareket, yalnızca “şehirden kaçış” olarak değil, konut, çalışma ve yaşam kalitesi arasında yeni bir denge arayışı olarak değerlendiriliyor.
4 milyon kişi adres değiştirdi
Londra'daki hareket, İngiltere ve Galler genelindeki daha geniş bir demografik değişimin parçası.
2025 yılında yaklaşık 4 milyon kişi İngiltere ve Galler içinde yaşadığı yerel bölgeyi değiştirdi. Büyük kentlerin bir bölümünde nüfus baskısı azalırken, daha küçük kentler, kırsal bölgeler ve sahil yerleşimleri yeni sakinler çekti.
Özellikle North Yorkshire, Cornwall, Northumberland ve Somerset gibi bölgeler iç göç açısından dikkat çeken destinasyonlar arasında bulunuyor.
Mevcut veriler, insanların büyük kentlerden tamamen uzaklaşmasından ziyade, daha fazla yaşam alanı, daha düşük konut maliyeti ve daha sakin çevre sunan bölgelere yöneldiğini gösteriyor. Cornwall ve North Yorkshire gibi bölgeler 2025'te güçlü net iç göç artışlarıyla öne çıktı.
Londra’nın geleceği açısından kritik değişim
Londra’nın ekonomik ağırlığı hâlâ son derece yüksek. Finans, teknoloji, eğitim, kültür ve uluslararası şirketlerin merkezi olma özelliğini sürdürüyor. Ancak nüfus hareketleri, başkentin gelecekteki demografik yapısının yalnızca uluslararası göç tarafından belirlenmeyeceğini gösteriyor.
Özellikle çalışma çağındaki nüfusun nerede yaşayacağı, konut piyasasının karşılanabilirliği ve hibrit çalışmanın kalıcı etkileri Londra'nın önündeki önemli başlıklardan biri olacak.
ONS'nin verileri, bu dönüşümün artık geçici bir pandemi etkisi olmaktan çıkıp daha kalıcı bir eğilime dönüşüp dönüşmediğinin izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Çünkü Londra için yeni tablo şu: Başkent hâlâ dünyanın dört bir yanından insan çekiyor, ancak İngiltere'nin diğer bölgelerine karşı nüfus yarışında ciddi miktarda insan kaybediyor.
Sivil toplum kuruluşları ve fikir kuruluşlarında uzun yıllar yöneticilik yapan, Avrupalı Türklerin hafızasına 25’ten fazla kitap kazandıran yazar Veyis Güngör, Eurovizyon Haber’de yayımlanan son yazısında Amsterdam’da yaşandığını belirttiği iki farklı sansür ve engelleme girişimini tarihsel bir karşılaştırmayla gündeme taşıdı.
Güngör, yazısında Amsterdam’ın yüzyıllardır farklı dinlerin, kültürlerin ve düşüncelerin buluştuğu, özgürlük geleneğiyle öne çıkan bir şehir olarak tanıtıldığını belirterek, kentin geçmişindeki çarpıcı bir olayı hatırlattı.
Tarih 27 Temmuz 1656’ydı. Genç düşünür Baruch Spinoza, Amsterdam’daki Portekiz Yahudi Cemaati tarafından “herem” ilan edilerek cemaatten dışlandı. Güngör’ün aktardığına göre Spinoza ile konuşulması, aynı çatı altında bulunulması ve yazdıklarının okunması dahi yasaklandı.
Güngör, bu tarihi olaydan hareketle, “yasaklananın Spinoza değil, yasaklama anlayışı olduğunu” vurguluyor.
370 yıl sonra bu kez bir kitap tanıtımı
Güngör’ün yazısındaki asıl dikkat çekici bölüm ise 2026 Amsterdam’ına ilişkin.
Güngör, Amsterdam’daki Türk toplumunun ilk on yılını anlatan “Mavi Minibüs – 1976–1986 Amsterdam Ülkücülerinin Mücadelesi” adlı kitabının tanıtım programının, “birilerinin girişimiyle” engellendiğini ve programın yapılacağı mekânın iptal edildiğini belirtiyor.
Yazar, kitabın yasaklanmadığını ancak okuyucularıyla buluşmasının önüne geçildiğini ifade ederek, tanıtımın gerçekleştirileceği mekânın telefonla gelen bir talimat sonrasında programı iptal ettiğini ve söz konusu girişimin kısa süre içerisinde ortaya çıktığını ifade ediyor.
Güngör açısından burada tartışılması gereken nokta yalnızca bir kitap veya bir etkinlik değil, farklı bir fikrin toplumla buluşmasının engellenmesi.
“Yasak sadece kitabı toplatmak değildir”
Güngör, sansür kavramının yalnızca kitapların toplatılması veya yayımlanmasının yasaklanması şeklinde anlaşılmaması gerektiğini savunuyor.
Yazısında, bir salonun kapısının kapatılmasının, bir konuşmanın yaptırılmamasının veya insanların belirli bir kitap etrafında bir araya gelmesinin engellenmesinin de aynı özgürlük tartışmasının parçası olduğunu belirtiyor.
Güngör’e göre bütün bu uygulamaların ortak noktası, fikirle fikir düzeyinde mücadele etmek yerine fikrin insanlara ulaşmasının önünü kesmek.
Bu nedenle Güngör, Amsterdam’da yaşandığını belirttiği olayın sadece kendi kitabıyla ilgili olmadığını, daha geniş anlamda fikir özgürlüğü ve çoğulculuk açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
“Ben Spinoza değilim, ama…”
Güngör yazısının merkezine şu çarpıcı karşılaştırmayı yerleştiriyor:
“Ne ben Spinoza’yım ne de yaşananlar birebir aynıdır.”
Güngör, 1656’daki Spinoza vakası ile 2026’da yaşandığını belirttiği kitap tanıtımının aynı tarihsel olaylar olmadığının altını çiziyor. Ancak ona göre aradan yaklaşık 370 yıl geçmesine rağmen, düşünceyi tartışmak yerine susturma refleksinin farklı biçimlerde ortaya çıkabilmesi düşündürücü.
Bu yaklaşımını, Amsterdam’ın kendi özgürlük tarihiyle bugün yaşananlar arasındaki çelişki üzerinden sorguluyor.
Güngör’e göre özgürlük, yalnızca kişinin kendi düşüncesini rahatça ifade edebilmesi değil; hoşlanmadığı, katılmadığı veya karşı çıktığı düşüncelerin de ifade edilebilmesine tahammül gösterebilmesi anlamına geliyor.
Türklerin Amsterdam hafızası da şehrin tarihinin parçası
Güngör’ün dikkat çektiği bir başka nokta ise kitabın konusu.
“Mavi Minibüs”, Amsterdam’daki Türk toplumunun özellikle 1976-1986 arasındaki ilk dönemlerinden bir kesit sunmayı amaçlıyor. Bu dönem, Hollanda’ya yönelik Türk işçi göçünün kalıcı bir toplumsal yapıya dönüşmeye başladığı yılların önemli bir bölümünü kapsıyor.
Bugün Amsterdam’ın sosyal, ekonomik ve kültürel yapısında Türk toplumunun da yarım asrı aşan bir geçmişi bulunuyor. Türkler; iş hayatından eğitime, ticaretten sivil toplum faaliyetlerine, camilerden derneklere kadar kentin toplumsal dokusunun bir parçası haline geldi.
Güngör, bu nedenle Türklerin Amsterdam’daki geçmişinin de şehrin tarihinin bir parçası olduğunu savunuyor.
“Mavi Minibüs” de bu hafızanın belirli bir dönemini kayıt altına alma iddiasındaki çalışmalardan biri olarak öne çıkıyor.
Engellenen tanıtım daha fazla merak uyandırdı
Güngör, kitabın tanıtım programının engellenmesinin ardından Amsterdam’daki bazı cami derneklerinin başkanları ve farklı yurttaşlardan kitabı okumak istediklerine ilişkin mesajlar aldığını aktarıyor.
Bu durum, Güngör’ün yazısındaki temel tezi de güçlendiriyor:
Bir düşüncenin veya kitabın önüne engel konulması, her zaman onun toplumdaki etkisini azaltmayabiliyor; aksine merakı artırabiliyor.
Yazar, tarih boyunca yasaklanan fikirlerin ve eserlerin zaman içinde yeniden gündeme geldiğini, yasaklamaların ise çoğu zaman kalıcı olamadığını savunuyor.
Spinoza örneği de bu tarihsel argümanın merkezinde duruyor. 1656’da susturulmak istenen düşünürün eserleri bugün dünya çapında felsefe, siyaset ve düşünce tarihi çalışmalarının önemli başlıkları arasında yer alıyor.
Asıl mesele: Farklı fikirlere tahammül
Güngör’ün Amsterdam üzerinden açtığı tartışmanın temelinde ise çoğulculuk ve fikir özgürlüğü bulunuyor.
Bir toplumun özgür olup olmadığı yalnızca çoğunluğun kabul ettiği fikirlerin ne kadar rahat ifade edildiğiyle değil, çoğunluğun veya güçlü grupların hoşlanmadığı düşüncelere ne kadar tahammül gösterebildiğiyle de ölçülüyor.
Bu açıdan bakıldığında, Güngör’ün yazısı Amsterdam’ın özgürlük imajını da sorgulamaya açıyor.
Çünkü fikir özgürlüğü, yalnızca savunulan düşüncelere özgürlük tanımak değil; karşı çıkılan düşüncelerin de barışçıl biçimde dile getirilebilmesine alan açmak anlamına geliyor.
“İnsanlar susturulabilir, fikirler değil”
Güngör yazısının sonunda tarihsel hafızadan hareketle güçlü bir mesaj veriyor:
Salonlar kapatılabilir, programlar iptal edilebilir, insanlar susturulabilir. Ancak fikirlerin dolaşımını tamamen durdurmak mümkün değildir.
Spinoza’nın 1656’da karşı karşıya kaldığı “herem” kararının üzerinden 370 yıl geçti. Spinoza bugün dünyanın farklı ülkelerinde okutuluyor; onu susturmak isteyenlerin isimleri ise büyük ölçüde tarih sayfalarında kaldı.
Güngör’ün Amsterdam’da yaşandığını belirttiği 2026 tarihli olay da bu nedenle daha geniş bir soruya dönüşüyor:
Bir şehrin özgürlük geleneği, yalnızca kendi kabul ettiği fikirleri korumakla mı ölçülür; yoksa farklı ve rahatsız edici düşüncelerin de özgürce konuşulmasına izin vermekle mi?
Yazarın cevabı açık: Fikirlerle mücadele etmenin yolu onları yasaklamak değil, onlara karşı fikir üretmektir.
Çünkü tarih, yasakların geçici; fikirlerin ise çok daha uzun ömürlü olduğunu defalarca gösterdi.
Almanya, Avrupa’nın en yaşlı toplumlarından biri olma yolunda ilerlerken, ülkenin demografik dengesi de köklü biçimde değişiyor.
Federal İstatistik Ofisi’nin (Destatis) verilerine göre 15-24 yaş grubunun toplam nüfus içindeki payı 1983 yılında yüzde 16,7 seviyesindeydi. O dönemde yaklaşık 13,1 milyon kişi bu yaş grubunda bulunuyordu. Bugün ise 15-24 yaş grubundakilerin sayısı yaklaşık 8,3 milyon ve toplam nüfus içindeki payları yalnızca yüzde 10.
Başka bir ifadeyle, 1980'lerin başında Almanya’da yaklaşık her altı kişiden biri 15-24 yaşındayken, bugün bu oran yaklaşık her 10 kişiden biri.
Destatis, yüzde 10’luk oranın 2021’den bu yana tarihsel dip seviyeye yakın biçimde seyrettiğini belirtiyor. 2024 sonunda da 15-24 yaş grubunun payı yüzde 10 olarak ölçüldü.
Asıl dikkat çekici fark: Gençlerin profili değişiyor
Demografik dönüşümün en önemli boyutlarından biri yalnızca gençlerin sayısının azalması değil, genç kuşakların toplumsal bileşiminin de değişmesi.
Destatis’in Mikrozensus 2024 verilerine göre, Almanya’da göçmenlik geçmişi bulunmayan nüfusun yalnızca yüzde 8,6’sı 15-24 yaş grubunda bulunuyor.
Göçmenlik geçmişi olanlarda ise bu oran yüzde 12’ye yükseliyor.
Daha çarpıcı tablo ise göçmenlerin Almanya’da doğan ikinci kuşağında ortaya çıkıyor. Her iki ebeveyni de göç etmiş olan ve Almanya’da doğan gençlerin yüzde 20,7’si 15-24 yaş grubunda. Yalnızca bir ebeveyni göç etmiş kişilerde de oran yüzde 20 seviyesinde.
Dolayısıyla Almanya'nın genç nüfusu küçülürken, göçmen ailelerin çocukları ve ikinci kuşak, genç nüfus içerisinde giderek daha görünür hale geliyor.
2025’te 21,8 milyon kişinin göçmenlik geçmişi var
Bu dönüşüm artık yalnızca gençlerle sınırlı değil.
Destatis’in 2025 Mikrozensus ilk sonuçlarına göre Almanya’da yaklaşık 21,8 milyon kişi göçmenlik geçmişine sahip. Bu, özel hanelerde yaşayan toplam nüfusun yüzde 26,3’üne, yani dört kişiden birinden fazlasına karşılık geliyor.
Bu tanım, kişinin kendisinin veya her iki ebeveyninin 1950’den sonra Almanya’ya göç etmiş olmasını kapsıyor.
Göçmenlik geçmişine sahip nüfusun büyüklüğü de son 20 yılda ciddi biçimde arttı. 2005’te 13 milyon olan bu nüfus 2025’te 21,8 milyona yükseldi. Böylece yaklaşık 20 yılda yüzde 67’lik artış yaşandı.
Üstelik göçmenlik geçmişine sahip nüfus, Almanya’nın genel nüfusundan daha genç.
Destatis’e göre 2025 yılında 25-34 yaş grubundakilerin yüzde 36’sı göçmenlik geçmişine sahipti. 65 yaş üzerindekilerde ise bu oran yalnızca yüzde 14’tü.
Almanya’nın nüfusu göç olmadan küçülüyor
Almanya’nın geleceğinin neden göçle yakından bağlantılı olduğunu gösteren en önemli göstergelerden biri doğum ve ölüm arasındaki fark.
2024 yılında ülkede 677 bin 117 çocuk dünyaya geldi. Toplam doğurganlık hızı kadın başına 1,35 çocuk oldu. Alman vatandaşlığına sahip kadınlarda bu oran yalnızca 1,23 seviyesine indi.
Aynı yıl ölüm sayısı doğumların oldukça üzerinde kaldı ve Almanya üst üste üçüncü yıl 300 binin üzerinde doğum açığı verdi.
Nitekim 2024 yılında Almanya nüfusundaki artışın tamamı net göçten kaynaklandı. Destatis, nüfusun göç olmadan daha güçlü biçimde küçüleceğini belirtiyor.
Yabancı vatandaşlığa sahip kadınlarda doğurganlık oranı daha yüksek olsa da bu fark da zaman içinde kapanıyor. 2024’te bu grupta kadın başına ortalama 1,84 çocuk doğdu ve oran bir önceki yıla göre yüzde 2 geriledi. Destatis, yabancı kadınların doğurganlık oranının 2017’den bu yana genel olarak düşüş eğiliminde olduğunu bildiriyor.
Bu nedenle Almanya'nın demografik geleceğini yalnızca “göçmenler daha fazla çocuk sahibi oluyor” şeklinde açıklamak yeterli değil. Asıl mesele, ülkeye gelen genç nüfusun ve onların Almanya’da doğan çocuklarının, yaşlanan toplumdaki genç kuşak açığını kısmen kapatması.
Emekliler artıyor, çalışan nüfus azalıyor
Demografik baskının Almanya ekonomisi açısından en kritik sonucu çalışma çağındaki nüfus üzerinde ortaya çıkıyor.
Destatis’in 2070’e kadar yaptığı nüfus projeksiyonlarına göre Almanya’da 67 yaş ve üzerindeki nüfusun payı 2035’te dörtte bire ulaşacak. 2024’te bu oran yaklaşık beşte birdi.
Aynı projeksiyona göre 20-66 yaş arasındaki çalışma çağındaki nüfus 2024’te 51,2 milyon kişiydi. Yüksek net göç varsayımında bile bu sayının 2070’te 45,3 milyona gerilemesi bekleniyor. Orta düzey göç senaryosunda ise çalışma çağındaki nüfus 41,2 milyona, düşük göç senaryosunda 37,1 milyona kadar düşebiliyor.
Yani göç, Almanya'nın yaşlanma sorununu ortadan kaldırmıyor; ancak çalışan nüfustaki düşüşü yavaşlatıyor.
Milyonlarca kişilik iş gücü açığı riski
Bu tablo özellikle Almanya’nın sanayi, sağlık, bakım, mühendislik, bilişim ve teknik mesleklerde ihtiyaç duyduğu iş gücü açısından kritik.
Önümüzdeki yıllarda Baby Boomer kuşağının emekli olmasıyla çok sayıda çalışan iş piyasasından ayrılırken, onların yerini dolduracak genç Alman nüfusunun sayısı aynı hızda artmıyor.
Destatis, 2038 yılına kadar emeklilik çağındaki nüfusun en az 3,8 milyon kişi artacağını, buna karşılık çalışma çağındaki nüfusun uzun vadede önemli ölçüde azalacağını öngörüyor.
Bu nedenle Almanya'nın önündeki soru yalnızca “kaç kişi yaşayacak?” değil; “kim çalışacak, kim vergi ödeyecek, kim emeklilik sistemini finanse edecek ve kim sağlık-bakım hizmetlerini sürdürecek?” sorusuna dönüşüyor.
Göçmenlerin genç olması Almanya için stratejik avantaj
Göçün Almanya açısından en önemli demografik avantajı burada ortaya çıkıyor.
Göçmenler ve göçmen ailelerin çocukları, genel nüfusa göre daha genç. 15-24 yaş grubunda göçmenlik geçmişi bulunanların oranının genel nüfustan yüksek olması, Almanya'nın yaşlanan nüfus yapısını kısmen dengeliyor.
Daha da önemlisi, Almanya’da doğan ikinci kuşak artık ülkenin gelecekteki iş gücünün ve toplumunun doğal bir parçası.
2025 itibarıyla Almanya’da 6,5 milyon kişinin iki göçmen ebeveyne sahip olması, göçün artık yalnızca yeni gelenlerden oluşan bir olgu olmadığını gösteriyor. Bunlar Almanya’da doğan, eğitim alan ve büyük ölçüde ülkenin sosyal ve ekonomik hayatına doğrudan katılan kuşaklar.
Almanya’nın geleceği artık demografiyle göçün kesişiminde
Almanya'nın demografik tablosu açık bir gerçeğe işaret ediyor:
Genç nüfus azalıyor, yaşlı nüfus artıyor ve göçmen geçmişine sahip genç kuşakların ağırlığı büyüyor.
1983’te nüfusun yüzde 16,7’sini oluşturan 15-24 yaş grubunun bugün yüzde 10’a gerilemesi, yalnızca bir istatistik değil; ülkenin ekonomik ve sosyal geleceğini belirleyecek büyük bir dönüşüm.
Üstelik Destatis’in projeksiyonları, Almanya’nın mevcut nüfus yapısıyla uzun vadede bugünkü ekonomik ve sosyal sistemi aynı büyüklükte bir iş gücüyle sürdüremeyeceğine işaret ediyor. Orta varsayımlara göre Almanya'nın nüfusu 2070’te 74,7 milyona kadar gerileyebilir. Farklı doğurganlık ve göç senaryolarına göre nüfusun 63,9 milyon ile 86,5 milyon arasında değişmesi mümkün.
Bu nedenle Almanya için göç artık yalnızca iltica, sınır güvenliği veya entegrasyon politikası başlıklarından ibaret değil.
Mesele aynı zamanda emeklilik sisteminin geleceği, iş gücü arzı, vergi gelirleri, sağlık hizmetleri, bakım sektörü ve ekonomik büyüme meselesi.
Sonuç: Göç Almanya’nın geleceğini belirleyen faktörlerden biri
“Almanya’nın geleceği göçmenlere bağlı” ifadesi siyasi bir slogan olarak farklı şekillerde yorumlanabilir. Ancak demografik veriler, daha ölçülü bir ifadeyle şu sonucu ortaya koyuyor:
Almanya’nın gelecekteki nüfus ve iş gücü dengesi, göç olmadan bugünkü seviyelerde korunamayacak.
Göçmen ailelerin çocukları ve özellikle Almanya’da doğan ikinci kuşak ise bu dönüşümün merkezinde bulunuyor.
Almanya'nın önündeki asıl sınav, yalnızca daha fazla göç alıp almamak değil; ülkeye gelen ve burada büyüyen genç kuşakları eğitim, meslek, istihdam ve toplumsal hayata ne ölçüde başarıyla dahil edebileceği olacak.
Çünkü Almanya’nın yaşlanan toplumunda gençlerin sayısı azalırken, ülkenin gelecekteki genç nüfusunun önemli bir bölümünü artık göçmen kökenli ailelerin çocukları oluşturuyor.
Demografik saat geri çevrilemiyor. Almanya’nın önündeki seçenek ise giderek daha fazla, daha fazla doğum, daha uzun çalışma hayatı ve sürdürülebilir göç politikalarının birlikte yönetilmesine dayanıyor.
Cambridge Üniversitesi’nin en genç siyah profesörü olarak tarihe geçen akademisyen Jason Arday, Güney Londra’daki evinde ölü bulundu. Arday, doktora tezindeki intihal iddiaları ve akademik geçmişine ilişkin tartışmaların ardından geçen hafta Cambridge ve Jesus College’daki görevlerinden istifa etmişti. Polis ölümü “beklenmedik” olarak nitelendirirken olayın şüpheli olduğuna inanılmadığını açıkladı.
Ambulans çağrısıyla eve gidildi
Metropolitan Polisi, 14 Ağustos Cuma günü saat 15.00’ten sonra Londra Ambulans Servisi’nin çağrısı üzerine ekiplerin Battersea bölgesindeki bir adrese gittiğini açıkladı. 41 yaşındaki Jason Arday olay yerinde ölü bulundu.
Polis, ölümün şu aşamada şüpheli görülmediğini ve soruşturmanın Central South Command Unit tarafından yürütüldüğünü bildirdi. Olayla ilgili dosyanın adli makamlar için hazırlanacağı belirtildi.
Arday’in ölüm nedeni henüz açıklanmadı. Bu nedenle ölümünün intihar olduğu yönünde doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.
Akademik kariyeri tartışmaların gölgesinde kaldı
Arday, 2023 yılında Cambridge Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde Eğitim Sosyolojisi Profesörü olarak göreve başlamış ve 37 yaşında üniversite tarihindeki en genç siyah profesör olmuştu. Irk, eşitsizlik ve eğitim alanlarında çalışan akademisyen, kısa sürede İngiltere akademisinin tanınan isimlerinden biri haline gelmişti.
Ancak Temmuz ayında akademik geçmişine ilişkin yeni iddialar gündeme geldi. Özellikle 2015 yılında tamamladığı doktora tezinde, Brunel Üniversitesi'nden Paula Zwozdiak-Myers'ın 2009 tarihli çalışmasıyla çok sayıda benzerlik bulunduğu ileri sürüldü.
Retraction Watch'ın aktardığı araştırmada, Arday'in 401 sayfalık doktora tezinde daha önceki çalışmayla çok sayıda metinsel örtüşme tespit edildiği, ayrıca bazı akademik makalelerinde de kaynak kullanımı ve alıntılarla ilgili sorunlar bulunduğu belirtildi. Arday ise kasıtlı akademik sahtekârlık yaptığı suçlamasını reddetti ve doktora dönemindeki yetersiz akademik denetimin hatalarında rol oynadığını savundu.
Bazı akademik yayınlarında ise daha önceki çalışmalarla metin benzerlikleri nedeniyle sonradan düzeltmeler yapıldığı ortaya çıktı. 2018 tarihli bir makalesinde kaynaklandırma ve görüşme verilerine ilişkin bölümlerde değişiklikler yapıldığı, derginin daha sonra düzeltme yayımladığı bildirildi.
Cambridge bağımsız soruşturma başlatmıştı
Tartışmaların büyümesi üzerine Cambridge Üniversitesi önce Arday'i savundu. Ancak akademik çalışmalarının yanı sıra özgeçmişindeki bazı ifadeler ve geçmiş başarılarına ilişkin iddialar hakkında yeni sorular gündeme gelmesinin ardından üniversite tutumunu değiştirdi.
Cambridge, Arday'in 2022'deki atanma sürecini ve üniversitedeki görev süresini incelemek üzere bağımsız bir soruşturma başlatılacağını 12 Ağustos'ta açıkladı. Üniversitenin daha önceki kurumları Durham ve Glasgow üniversitelerinin de Arday'in geçmişteki atamalarını incelemeye başladığı bildirildi.
Üniversite içinde de soruşturmanın kapsamı tartışma konusu oldu. Yaklaşık 100 kıdemli akademisyen daha geniş kapsamlı ve bağımsız bir inceleme talep etmişti. Jesus College ise Arday'in istifasının ardından kendi paralel incelemesini kapatmıştı.
İstifasında “derin etki” vurgusu yapmıştı
Arday, 5 Ağustos'ta Cambridge Üniversitesi ve Jesus College'daki görevlerinden istifa etti. İstifa kararının, hakkında yürütülen tartışmaların giderek ağırlaşmasının ardından geldiği bildirildi.
Arday, istifa açıklamasında suçlamalar, spekülasyonlar ve kamuoyundaki yorumların kendisi ve yakınları üzerinde “derin bir etki” yarattığını belirtti. İstifasının akademik çalışmalarına ilişkin tartışmaları sona erdirmesini ve kendisine toparlanma fırsatı vermesini umduğunu ifade etti.
Arday'in ailesi ise ölümünün ardından yaptığı açıklamada, kendisinin Cambridge'e atanmasından bu yana süren bir “yanlış bilgi ve taciz kampanyasının” baskısı altında kaldığını savundu. Aile, Arday'i sakin, iyimser ve çevresindeki insanlara destek olan biri olarak tanımlarken, kendilerine yönelik tacizlerin de sona erdirilmesini istedi. Ailenin bu açıklaması, Arday'in ölüm nedeninin polis tarafından açıklanmış bir şekilde bu kampanyaya bağlandığı anlamına gelmiyor.
Çocukluğu ve akademiye uzanan sıra dışı yolculuğu
Londra'da Ganalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Arday'in çocukluk yılları da yaşam öyküsünün önemli bir parçasıydı. Küçük yaşta otizm ve gelişimsel gecikme tanısı aldığı, 11 yaşına kadar konuşamadığı ve 18 yaşına kadar okuma-yazma öğrenemediği aktarıldı.
Buna rağmen üniversite eğitimi alan Arday, 2015'te Liverpool John Moores University'den doktorasını aldı. Daha sonra Roehampton, Durham ve Glasgow üniversitelerinde görev yaptı ve 2023'te Cambridge'e profesör olarak atandı.
Bu olağanüstü yükseliş, özellikle siyah akademisyenlerin İngiltere'deki temsilinin sınırlı olduğu bir dönemde Cambridge'in çeşitlilik politikalarının sembolü haline gelmişti. Financial Times'a göre Cambridge'de 2025 yılında profesörlerin yalnızca yaklaşık yüzde 0,4'ü siyah akademisyenlerden oluşuyordu.
Ölümünden sadece birkaç gün önce otobiyografisi yayımlandı
Arday'in hayatını anlattığı Great and Unfortunate Things adlı otobiyografisi, ölümünden yalnızca üç gün önce, 11 Ağustos'ta ABD'de yayımlandı. Simon & Schuster tarafından yayımlanan 288 sayfalık kitap, çocukluk döneminden Cambridge'deki profesörlüğüne uzanan hayat hikâyesini konu alıyor.
Kitabın İngiltere baskısının ise 27 Ağustos'ta yayımlanması planlanıyordu. Yayıncı, kitabı Arday'in çocuklukta karşılaştığı zorluklara rağmen akademide yükselişini anlatan bir yaşam öyküsü olarak tanımlamıştı.
Arday'in ölümünün ardından Cambridge Üniversitesi Rektör Yardımcısı Deborah Prentice, üniversite topluluğunun haber karşısında “derinden üzüldüğünü” belirterek ailesine, arkadaşlarına ve öğrencilerine başsağlığı diledi. İngiltere Eğitim Bakanı Lucy Powell da Arday'in ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Polis soruşturması sürerken Arday'in ölümünün nedeni ve kesin koşulları henüz açıklığa kavuşmuş değil. Akademik kariyerine ilişkin bağımsız soruşturmanın geleceği de ölümünün ardından yeniden tartışma konusu olurken, Cambridge Üniversitesi'ndeki incelemenin Arday'in atama sürecindeki kurumsal sorumluluklara ilişkin soruları da kapsaması bekleniyor.
Birleşik Krallık’ta çocukların e-scooter kullanımına bağlı yaralanmalarında çarpıcı bir artış yaşanıyor. Sheffield Children’s Hospital, Royal Manchester Children’s Hospital ve Liverpool’daki Alder Hey Children’s NHS Foundation Trust’ta yürütülen araştırmada, Ocak 2019-Aralık 2024 döneminde 477 çocuğun e-scooter kazaları nedeniyle tedavi edildiği belirlendi.
Araştırmanın sonuçlarına göre üç merkezde kaydedilen yıllık vaka sayısı 2019’da 10’un altındayken, 2024’te 150’ye yaklaştı. Böylece çocukların karıştığı e-scooter yaralanmaları altı yıllık dönemde 15 katın üzerinde arttı. Araştırma, 11 Ağustos 2026’da kamuoyuna yansıdı.
Yaralanmaların yüzde 95’i sürücülerde
477 vakada yaralanmaların yüzde 95’i e-scooter sürücülerinde, yüzde 5’i ise yayalarda görüldü.
Kazaların en yaygın nedeni ise e-scooter’dan düşmek oldu. Vakaların yaklaşık yüzde 75’i düşme sonucu meydana gelirken, yaklaşık yüzde 11,5’i motorlu araçlarla çarpışmadan kaynaklandı. Vakaların yüzde 5’inde ise e-scooter yayalara çarptı.
Araştırmada çocukların özellikle 10-13 yaş grubunda yoğunlaştığı ve yaralanmaların önemli bölümünün kol ve bacaklarda meydana geldiği, bunun yanında baş ve yüz bölgesindeki travmaların da dikkat çektiği bildirildi. Daha da çarpıcı bir bulgu ise kask kullanımı oldu: Yaralanan çocukların yüzde 2’sinden daha azının kask taktığı kaydedildi.
Özel e-scooterlar yasal değil
İngiltere’deki tartışmanın önemli boyutlarından birini de kullanımın hukuki statüsü oluşturuyor. Birleşik Krallık’ta özel mülkiyete ait e-scooterların kamuya açık yollarda, kaldırımlarda veya parklarda kullanılması hâlâ yasa dışı. Özel e-scooterlar yalnızca arazi sahibinin izniyle özel arazide kullanılabiliyor.
Kamuya açık yollarda kullanılabilen e-scooterlar ise yalnızca hükümet destekli resmi kiralama denemeleri kapsamındaki araçlar. Bu araçları kullanabilmek için geçerli veya geçici Birleşik Krallık sürücü belgesi gerekiyor.
Buna karşın araştırmacılar, çocukların yaralanmalarında özel e-scooterların önemli bir paya sahip olduğuna dikkat çekiyor. İngiltere'de yaklaşık 1,2 milyon özel e-scooter bulunduğuna ilişkin tahminler, uygulamadaki denetim sorunlarının boyutunu da ortaya koyuyor.
2024’te yüzlerce ciddi yaralanma
Birleşik Krallık Ulaştırma Bakanlığı'nın 2024 yılına ilişkin resmi verileri de sorunun yalnızca çocuklarla sınırlı olmadığını gösteriyor. Büyük Britanya genelinde e-scooterların karıştığı polis kayıtlı yol kazalarında yaralanmaların önemli bir bölümünü kesikler, sıyrıklar, morluklar ve burkulmalar oluştururken, kırıklar ve baş yaralanmaları da ciddi yaralanma kategorisinde öne çıktı.
Üstelik 2026'da yayımlanan İngiltere genelindeki başka bir araştırma, yaş, karanlıkta kullanım, yüksek hızlı yollar ve ağır vasıtaların e-scooter kazalarında yaralanmanın şiddetiyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar, özellikle altyapı ve araç güvenliğine yönelik önlemlerin hedeflenmesi gerektiğini belirtiyor.
E-scooter yaralanmaları yalnızca İngiltere'ye özgü değil
Çocuklarda e-scooter yaralanmalarındaki yükseliş uluslararası araştırmalara da yansıyor. 2026'da yayımlanan bir başka çalışmada, 2021-2024 arasında çocuklarda e-bike ve e-scooter kaynaklı yaralanmaların oranının yüzde 267,6 arttığı belirlendi. E-scooter kazalarının geleneksel scooter kazalarına kıyasla daha ağır yaralanmalarla, özellikle baş ve göğüs travmalarıyla daha sık ilişkili olduğu saptandı.
Daha önce yayımlanan pediatrik araştırmalar da e-scooter kullanan çocuk ve ergenlerin geleneksel scooter kullananlara kıyasla trafik kazalarına ve ciddi kafa travmalarına daha fazla maruz kalabildiğini ortaya koymuştu. Uzmanlar bu nedenle çocukların eğitilmesi, koruyucu ekipman kullanımının artırılması ve yasal düzenlemelerin sıkı biçimde uygulanmasını öneriyor.
14 yaşındaki Jacob’ın ölümü tartışmayı büyüttü
E-scooter güvenliği tartışması, Manchester'da 2025'te yaşanan ölümcül kazanın ardından da gündemde kaldı. 14 yaşındaki Jacob Calland, başka bir 14 yaşındaki çocuğun kullandığı e-scooterda yolcu olarak bulunurken bir otomobille çarpışan kazada hayatını kaybetti.
Kazaya ilişkin davada e-scooterı kullanan çocuk, daha sonra tehlikeli ve ehliyetsiz/sigortasız araç kullanarak ölüme neden olma suçlarından mahkûm edildi. Haziran 2026'da Manchester Gençlik Mahkemesi tarafından 18 aylık gençlik rehabilitasyon kararı ve beş yıllık sürüş yasağı verildi.
Doktorlardan daha sıkı düzenleme çağrısı
Uzmanlara göre rakamlar, e-scooterların çocuklar arasında hızla yaygınlaşmasının sağlık sistemi üzerindeki yükünü de artırıyor. Araştırmacılar; yaş sınırlarının daha sıkı uygulanması, kask kullanımının teşvik edilmesi veya zorunlu hale getirilmesi, sürücülerin eğitilmesi, hız sınırlarının güçlendirilmesi ve ailelere yönelik halk sağlığı kampanyalarının artırılması gerektiğini savunuyor.
Ortaya çıkan tablo, e-scooterların yalnızca çevreci ve pratik bir ulaşım aracı olarak değil, özellikle çocuklar açısından ciddi bir trafik güvenliği meselesi olarak ele alınması gerektiğini gösteriyor. Üç İngiliz çocuk travma merkezinin verilerindeki hızlı yükseliş, mevcut kurallar ile sahadaki gerçek kullanım arasındaki farkın giderek büyüdüğüne işaret ediyor.
İstanbul Silivri'de otluk ve ağaçlık alanda çıkan yangın, rüzgarın etkisiyle kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Alevlere karadan ve havadan müdahale edilirken, tedbir amacıyla bazı evler tahliye...Devamı için tıklayınız
Muğla’nın Fethiye ilçesinde gezi teknesinde çıkan yangında, aralarında çocukların da bulunduğu 115 kişi can yeleklerini giyerek denize atladı. Bölgeye sevk edilen ekipler ve diğer deniz araçları...Devamı için tıklayınız
Adana’da ağızlıksız gezdirilen pitbullun sokak kedisini parçaladığı olayda yeni gelişme yaşandı. Polis, görüntülerden köpeğin sahibi A.T.’yi tespit etti. A.T.’ye 95 bin TL idari para cezası...Devamı için tıklayınız
İstanbul Avcılar'da kredi kartını kaybeden Özlem E., bankadan gelen harcama bildirimleriyle kartının iki kişi tarafından kullanıldığını öğrendi; şüphelilerin Avcılar ve Esenyurt'taki alışverişlerde...Devamı için tıklayınız
İstanbul'un Şile ve Arnavutköy ilçelerindeki sahiller, Beykoz’da Karadeniz’e kıyısı bulunan sahil, plaj ve koylar ile Sarıyer'deki Kısırkaya Halk Plajı'nda dalga yüksekliği nedeniyle denize girilmesi...Devamı için tıklayınız
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde iki cep telefonunun henüz belirlenemeyen nedenle patlayarak alev alması sonucu evde yangın çıktı. Sabah saatlerinde yaşanan olayda aile, yoğun koku ve patlama sesinin...Devamı için tıklayınız
Giresun Görele’de piknik yaptıkları sırada sel sularına kapılarak kaybolan anne ve iki kız kardeşi arama çalışmalarından kahreden haber geldi. Sel sularına kapılan iki kız kardeşin ardından, kayıp...Devamı için tıklayınız
Fenerbahçe, Belçikalı yıldız golcü Romelu Lukaku ile 1+1 yıllık anlaşmaya vardığını açıkladı. Sarı-lacivertlilerin Napoli'den kadrosuna kattığı 33 yaşındaki santrforun, resmi sözleşme için bugün...Devamı için tıklayınız
Kocaeli'nin Karamürsel ilçesinde D100 Karayolu'nda bir kişinin hayatını kaybettiği ihbarı üzerine olay yerine giden muhabir Tayyar Öztoprak, haber takibi yaptığı sırada iki kişinin yumruklu...Devamı için tıklayınız
İstanbul Şişli'de 26 yaşındaki Nilda Müge Şahin'in silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesine ilişkin aranan Nazir Ilgın yakalandı. Şahin'in ölümünün ardından kaçan cinayet şüphelisinin, genç...Devamı için tıklayınız
Bosphorus Diplomasi Forumu 2026, yalnızca gençlerin küresel meseleleri tartıştığı bir buluşma değil, hazırlık aşamasından saha uygulamalarına kadar bütün süreçlerini bizzat yönettiği büyük bir gençlik...Devamı için tıklayınız
Çorum'un Alaca ilçesinde kontrolden çıkan otomobil tarlaya çıkarak elektrik direğine çarptı. Kazada yaralanan 25 yaşındaki sürücü hastaneye kaldırıldı. Polis ekiplerinin yaptığı kontrolde sürücünün...Devamı için tıklayınız
Esenler'de iddiaya göre makas atarak ilerleyen minibüs şoförü iki otomobile çarpması sonucu zincirleme kaza meydana geldi. Olayda minibüs sürücüsü Özcan Çakır hayatını kaybederken, aralarında bir...Devamı için tıklayınız
İstanbul Eyüpsultan’da Kuzey Marmara Otoyolu üzerindeki yaklaşık 15 metre yüksekliğindeki viyadük ayağında mahsur kalan keçi, itfaiye ekiplerinin nefes kesen operasyonuyla kurtarıldı. Halat yardımıyla...Devamı için tıklayınız
Samsun’un Tekkeköy ilçesinde Fransa’dan fındık toplamak için gelen 46 yaşındaki M.Ç., ayva ağacının bir dalının kesilmesi nedeniyle tartıştığı 73 yaşındaki amcası İbrahim Çam’ı tabancayla vurarak...Devamı için tıklayınız
Samsun’un Tekkeköy ilçesinde tüpgaz bayisinde çıkan yangın, bitişikteki iş yerine ve 6 katlı binadaki bazı dairelere sıçradı. Yangın sırasında iş yerindeki tüpler peş peşe patlarken, aralarında...Devamı için tıklayınız
Kocaeli'nin Karamürsel ilçesine bağlı Çamdibi Köyü'nde saat 18.00 sıralarında yangın çıktı. Bölgeye ihbar üzerine gelen ekipler ve vatandaşların desteğiyle alevler 2 saatin sonunda kontrol altına...Devamı için tıklayınız
İstanbul Tuzla’da kanalizasyon kazısı sırasında meydana gelen toprak kayması, inşaat alanında büyük paniğe neden oldu. Toprak altında mahsur kalan 57 yaşındaki işçiyi kurtarmak için itfaiye, AFAD ve...Devamı için tıklayınız
Gazeteci-yazar Hüseyin Sarıkoç'un hazırladığı, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nden sonra açılan “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nın efsane avukatı Şerafettin Yılmaz'ın hayatını, hukuk mücadelesini, iş insanı yönü ve kültür hizmetleri çalışmalarını bir araya getiren "Yakınlarının Kaleminden Şerafettin Yılmaz" isimli eser yayımlandı. Ötüken Neşriyat'ın Armağan Kitap serisinden çıkan ve 600 sayfayı aşkın eserde, 95 akademisyen, siyasetçi, hukukçu, gazeteci, iş ve kültür insanının kaleme aldığı yazılar ile bir de kendisiyle gerçekleştirilen kapsamlı bir söyleşi yer alıyor.
İlk baskısı geçen Temmuz ayında gerçekleştirilenkitapta, Şerafettin Yılmaz'ın Ankara'nın Şereflikoçhisar ilçesine bağlı Çıkınağıl (bugünkü Evren ilçesi) köyünde başlayan hayat hikâyesinden eğitim yıllarına, avukatlık mesleğine, öğretmenlikten siyasete uzanan yaşamı ayrıntılarıyla anlatılıyor. Kitapta, Yılmaz'ın 12 Eylül askeri darbesinin ardından açılan “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda” ana savunmayı üstlenerek kamuoyunda tanınan bir hukukçu hâline geldiği, daha sonra ise iş dünyasında yaptığı çalışmalar ardından Türk kültürüne yönelik vakıf ve sivil toplum çalışmalarına yoğunlaştığı aktarılıyor.
Kitabın "Yola Çıkarken" başlığı altında, “Bu çalışmanın bir övgü kitabı değil, gelecek nesillere ışık tutacak kalıcı bir kaynak olması amacıyla hazırlandığını” belirten H.Sarıkoç, Şerafettin Yılmaz'ın, bu kitabın, özellikle bir “methiye ve başarı hikâyesi” kitabı olmaması yönündeki hassasiyetini dikkate alarak, farklı görüşlerden isimlerin değerlendirmelerine yer verdiklerini vurguluyor. Kitabın dikkat çeken bölümlerinden birini ise gazeteci Sarıkoç’un Şerafettin Yılmaz ile gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşi oluşturuyor. Söyleşide, kendisine yöneltilen soruları açıklıkla cevaplandıranYılmaz, Türk Milliyetçiliğinin, tarihsel süreçte Türk milletinin varlığını koruma ihtiyacından doğduğunu belirterek, Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinden Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan dönemde bu düşüncenin temelinin oluştuğunu ifade ediyor. Yılmaz, röportajda günümüzdeki millî devlet anlayışına yönelik tartışmaları da değerlendirirken, milliyetçi düşüncenin yalnızca tehditleri dile getirmekle yetinmemesi gerektiğinin ve toplumun önüne umut veren hedefler koymasının önemine dikkat çekiyor. Milliyetçi siyaset ile sivil toplum kuruluşları arasında daha güçlü bir iş birliği kurulması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, millî şuur sahibi insanların, düşüncelerini daha etkin şekilde ortaya koymalarının ülkemiz açısından önem taşıdığını ifade ediyor.
Söyleşide, Galip Erdem’in “Türk milliyetçiliğinin en büyük meselesi Türk Milliyetçileridir” sözüne ilişkin yöneltilen soruya da cevap veren Şerafettin Yılmaz, “Aynı fikir ve düşünce dünyasından insanlar arasında, mevcuda kıyasla çok daha sıcak dostluk ilişkilerinin bulunması, gönül bağlarının çok daha güçlü olması, saygı ve güven ortamının bulunması gerektiğini göremeyen Galip Erdem ağabey, bu cümleyi, bir ümidinin ve dileğinin ifadesi olarak sarfetmiştir. Bu saydıklarım (dostluk, saygı, güven gibi) yeterli olmayınca, ihtiyacımız olan müşterek çalışmalar, ortak yapılar oluşamıyor. Bazen, bazı konularda çalışma yapmak, ortak bir fikrî zemin hazırlamak niyetiyle toplantılar düzenlenir. Bazılarına ben de katılırım. Genellikle şunu müşahede ederim; her defasında çok yüksek perdeden bol bol konuşulur, eleştiriler yapılır; ancak, konuşulanları bir sonuca ulaştıracak karar aşamasında, hiç kimse sorumluluk almaya yanaşmaz. Çünkü, bunu yapmak için zaman ayırmak, fedakârlık yapmak, maddi katkıda bulunmak gerekir. Bu olmayınca, konuşulanlar temenniden ileri gidemez. Üstelik, elini taşın altına koyup bir şeyler yapmaya çalışanlara yardımcı olmak bir yana, çoğu defa yapılabilen hizmetlere yönelik olarak, acımasızca eleştiri yöneltirler. Galip ağabey, bunların çok daha fazlasını müşahede etmiş, gönül kırgınlığını kendisine saklamış bir insan olarak, çok anlamlı bir tespit yapmıştır. Bu hükmünü, hepimizin tekrar tekrar düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim.” dedi.
Röportaj boyunca, çocukluk yıllarından hukuk mücadelesine, 12 Eylül sonrası üstlendiği davalardan Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’ndaki çalışmalarına kadar, birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, fikir hayatına ilişkin tecrübelerini ve satır aralarında gelecek kuşaklara yönelik tavsiyelerini de okuyucularla paylaşıyor.
Kitapta, Abdullah Kılıç'ın kaleme aldığı "Bir Dava Dervişi Şerafettin Yılmaz Ağabey" başlıklı yazıda ise, Anadolu'nun kalbine ekilmiş bir tohuma benzetiliyor. Yazıda, onun özellikle zor dönemlerde gösterdiği fedakârlık, genç hukukçulara örnek kişiliği ve Türk Kültürüne Hizmet Vakfı'ndaki çalışmaları ön plana çıkarılıyor.
Eserde; Taha Akyol, Namık Kemal Zeybek, Tevfik Yamantürk, Cezmi Bayram, Ahmet Malkan, Köksal Anadol, Prof. Dr. Abdurrahman Küçük, Prof. Dr. Ahat Andican, M. Sinan Genim, Musa Serdar Çelebi, Prof. Dr. Süphi Saatçı, Prof. Dr. Fahameddin Başar, Bilge Erdem, Derviş Koyuncu, Murat Denizhan Kakaç, Adnan İslamoğlular, Ali Osman Mola, Dr. Tarık Sülo Cevizci, Cevat Saraç, Şaban Gülbahar ve çok sayıda siyasetçi, akademisyen, hukukçu, gazeteci, iş ve kültür insanının Şerafettin Yılmaz'a ilişkin hatıraları ve değerlendirmeleri yer alıyor. Yazarlar, ortak değerlendirmelerinde Yılmaz'ı; ilkeli duruşu, dava adamı kimliği, hukuk mücadelesi, kültür hayatına katkıları ve güçlü insan ilişkileriyle öne çıkan bir isim olarak anlatıyor.
Kitabın hazırlayan 1960 Sürmene – Trabzon doğumlu Hüseyin Sarıkoç ise, yaklaşık yarım asrı yaklaşan gazetecilik mesleğinde Türkiye Gazetesi, İhlas Haber Ajansı'nın kuruluş süreci, TGRT, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanlığı ve çok sayıda medya kuruluşunda görev yaptı. Sarıkoç, uzun yıllara dayanan gazetecilik tecrübesini bu çalışmaya aktarırken, kitabın sonunda emeği geçenlere teşekkür ederek, çalışmanın okuyucular için önemli bir başvuru kaynağı olmasını temenni ettiğini ifade ediyor.
Labnas Yayınevi tarafından yayımlanan yaklaşık 230 sayfalık eser; cinlerin yaratılışlarını, yaşam biçimlerini, inançlarını, milletlerini, devletlerini, cemaatlerini, ibadetlerini ve insanlarla ilişkilerini geniş bir çerçevede ele alıyor. Kitap, cinler hakkındaki geleneksel anlatıları Kur’an ayetleri, farklı yorumlar ve yazarın yıllara dayanan sıra dışı tecrübeleri üzerinden yeniden değerlendiriyor.
Eserin merkezinde, Mehmet Özgün ve eşi Özge Özgün’ün 2017 yılından bu yana iletişimde olduklarını belirttikleri Müslüman cin Labnas bulunuyor. Labnas’ın aktardığı bilgilerden hareketle hazırlanan kitapta, görünmeyen âleme dair yerleşik kabuller sorgulanıyor.
ÜÇ KİTAP, ÜÇ FARKLI KAPI
Serinin ilk kitabı “Şeytan Üçgeni”, cinlerin neye benzedikleri, nerelerde yaşadıkları, nasıl beslendikleri ve şeytanların insanlar üzerindeki etkileri gibi bilgi ağırlıklı konulara odaklandı. İkinci kitap “Ben… L”de ise Mehmet Özgün, eşi Özge Özgün ve Müslüman cin dostları arasında yaşandığı belirtilen sıra dışı olaylar anlatıldı.
“Müslüman Cinler” ise ilk iki kitapta açılan kapıyı çok daha geniş bir dünyaya dönüştürüyor. Eser, cinlerin yalnızca yaşam biçimlerini değil; toplumsal düzenlerini, inanç mücadelelerini, ibadetlerini ve insanlığa yönelik mesajlarını da konu ediniyor.
BİLİNENLERİ SORGULUYOR
Kitap, cinleri yalnızca korku, musallat ve büyü kavramlarıyla ilişkilendiren yaygın anlayışa karşı çıkıyor. İnsanlarda olduğu gibi cinler arasında da farklı karakterlere, düşüncelere ve inançlara sahip toplulukların bulunduğunu anlatıyor.
Eserde şu sorulara cevap aranıyor:
Cinler gerçekten ateşten mi yaratıldı?
Cinler insanlardan önce dünyada mıydı?
Cinlerin milletleri ve devletleri var mı?
Müslüman cinler nasıl ibadet ediyor?
İnsanlar ve cinler aynı dünyada nasıl yaşıyor?
Cinler uzaylı olarak algılanmış olabilir mi?
Büyü, muska ve gizli ilimler İslam’ın neresinde duruyor?
Yaratılış ve evrim, insanın halifeliği, İblis’in konumu, paralel dünyalar, şefaat, mezhepler, hadislerin dindeki yeri ve Kur’an’ın merkezi konumu da kitabın dikkat çeken başlıkları arasında bulunuyor.
“KORKUTMAK İÇİN DEĞİL, SORGULATMAK İÇİN YAZDIM”
Mehmet Özgün, kitabın amacını şu sözlerle açıklıyor:
“Cinler hakkında anlatılanların büyük bir bölümü korku, hurafe ve ticaret üzerine kurulmuş durumda. Bu kitabı insanları korkutmak için değil, görünmeyen âlem hakkında bildiklerimizi yeniden sorgulatmak için yazdım. Okurun aktarılan her bilgiyi Kur’an’ın ölçüsüyle değerlendirmesini istiyorum.”
Özgün, muska, büyü, ritüel ve sözde gizli ilimler üzerinden insanların korkutulmasına ve dini duygularının istismar edilmesine karşı da önemli uyarılarda bulunuyor.
YAZAR HAKKINDA
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu olan Mehmet Özgün, İstanbul TV ve TV8’in kuruluş dönemlerinde yönetmenlik yaptı. Özgün, 2000 yılından bu yana Tuzla’da reklamcılık ve yayıncılık faaliyetlerini sürdürüyor. Tuzlam Dergisi ve Labnas Yayınevinin kurucusu olan yazarın diğer eserleri “Şeytan Üçgeni” ve “Ben… L”dir.
Kitabın adı: Müslüman Cinler
Yazar: Mehmet Özgün
Yayınevi: Labnas Yayınevi
ISBN: 978-625-97266-2-5
Türü: Araştırma – İnceleme – Metafizik
Sayfa sayısı: Yaklaşık 230 sayfa
Satış fiyatı: 500 TL
Yayın tarihi: 6 Ağustos 2026
Değişen iklim koşulları, uluslararası ticaret ve ulaşım ağlarının genişlemesi, dünyada ve Türkiye'de istilacı böceklerin yayılışını hızlandırıyor.
Bu türler yalnızca tarımsal üretimi değil, biyolojik çeşitliliği ve halk sağlığını da tehdit ediyor.
Türkiye’de yaklaşık 25-30 bin böcek türü bulunurken, istilacı olarak değerlendirilen türlerin sayısı 60’a yaklaştı.
Dünyada ise bugüne kadar yaklaşık 1,2 milyon böcek türü tanımlanırken, bunların 1.000-1.500’ünün istilacı olduğu belirtiliyor.
EKONOMİK AÇIDAN EN SORUNLU 5 TÜR
Türkiye’de ekonomik açıdan en fazla sorun oluşturan istilacı türler arasında kahverengi kokarca böceği, turunçgil uzun antenli böceği, Asya kaplan sivrisineği, vampir kelebeği ve domates güvesi öne çıkıyor.
İstilacı böceklerin yayılmasında küresel ısınma, uluslararası ticaret, lojistik ağları ve insan hareketliliği etkili oluyor. İklim değişikliğinin böceklerin yeni bölgelere uyum sağlamasını kolaylaştırdığı, ticaret ve ulaşım ağlarının da bu türlerin taşınmasını hızlandırdığı belirtiliyor.
BÖCEKLERİN ÇOĞU EKOSİSTEM İÇİN FAYDALI
Doğadaki böceklerin yalnızca yüzde 1-3’ü zararlı olarak değerlendirilirken, yüzde 20-30’u faydalı işlevler üstleniyor. Böceklerin yaklaşık yüzde 70’i ise ayrıştırıcı olarak görev yapıyor ve ekosistem işlevlerinin sürdürülmesine katkı sağlıyor
Olay, 3 Ağustos gecesi Alaska’nın güneydoğusunda, Petersburg ile Juneau arasındaki sularda meydana geldi. Yaklaşık 6,4 metre uzunluğundaki küçük tekne yakıtının bitmesi üzerine ABD Sahil Güvenliği’nden yardım istedi.
Bölgedeki deniz trafiğini gösteren veriler, Mark Zuckerberg’e ait Launchpad adlı süper yatın da olay sırasında küçük tekneye oldukça yakın olduğunu ortaya koydu.
Ancak yardım çağrısına yanıt veren gemi Zuckerberg’ün yatı değil, Wilderness Legacy adlı küçük bir kruvaziyer oldu. Kruvaziyer, mahsur kalan tekneye ulaşarak onu güvenli bölgeye çekti ve yakıt desteği sağladı. Olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma yaşanmadı.
Yolcunun paylaşımı ortalığı karıştırdı
Olayın kamuoyunda büyümesine, Wilderness Legacy yolcusu Michael Love’ın sosyal medya paylaşımı neden oldu.
Love, kruvaziyerin mahsur kalan tekneyi kurtardığını belirterek, kaptanın kendilerine Launchpad’in daha yakın olduğunu ancak Sahil Güvenliği’nin çağrılarına yanıt alınamadığını söylediğini aktardı.
Love’ın anlatımına göre kaptan bu bilgiyi yolculara açıkladığında gemide belirgin bir tepki oluştu ve yolcuların büyük bölümü Zuckerberg’ün yatının yardım etmemesine tepki gösterdi.
Bu tepkinin arkasındaki temel soru ise kısa sürede sosyal medyada tartışılmaya başlandı:
Dünyanın en zengin teknoloji patronlarından birine ait, onlarca mürettebat taşıyan ve yüz milyonlarca dolar değerindeki bir süper yat, yardıma ihtiyacı olan küçük bir tekneye neden zamanında ulaşamadı?
Zuckerberg yatta değildi
Ancak olayın önemli bir ayrıntısı, tartışmanın yönünü değiştiriyor.
Zuckerberg’ün sözcüsü Brian Baker, Meta CEO’su ile ailesinin olay sırasında Launchpad’de bulunmadığını açıkladı.
Dolayısıyla “Zuckerberg yardım çağrısını duydu ve reddetti” şeklindeki bir yorum gerçeği tam olarak yansıtmıyor.
Tartışmanın asıl konusu, Zuckerberg’ün kişisel olarak ne yaptığı değil, kendisine ait yatın mürettebatının yardım çağrısına nasıl karşılık verdiği.
Zuckerberg tarafına göre Launchpad mürettebatı Sahil Güvenliği’nin yardım çağrısını başlangıçta duymadı. Çünkü çağrı, mürettebatın o sırada takip ettiği telsiz kanalından farklı bir kanaldan iletilmişti.
Mürettebat durumun farkına vardığında ise başka bir geminin zaten yardıma başladığı belirtildi.
Ancak “hukuken zorunlu değil” başka, “yardım etmek” başka
Tam da burada olayın etik boyutu devreye giriyor.
Launchpad’in hukuken zorunlu olmaması, mürettebatın yardım edebilecek durumda olup olmadığına ilişkin tartışmayı ortadan kaldırmıyor.
Çünkü söz konusu olan sıradan bir ticari tekne değil; yaklaşık 118 metre uzunluğunda, onlarca mürettebat ve çok sayıda yolcu ağırlayabilecek kapasitede bir süper yat.
Üstelik küçük tekne Alaska gibi son derece uzak ve zorlu deniz koşullarının bulunduğu bir bölgede mahsur kalmıştı.
Denizcilik uzmanlarının dikkat çektiği bir başka nokta da gemilerin normal şartlarda telsizlerde 16. kanalı izlemelerinin yaygın uygulama olması. Bununla birlikte Sahil Güvenliği, ayrıntılı yardım bilgisini başka bir kanala yönlendirebiliyor. Bu nedenle çağrının farklı kanalda duyulmaması teknik açıdan mümkün olsa da, olay yine de mürettebatın iletişim prosedürleri konusunda soru işaretleri doğurdu.
“Milyarder yatı neden bekledi?”
İşte kamuoyundaki öfkenin asıl kaynağı burada.
Eleştiriler, Zuckerberg’ün kişisel olarak küçük tekneyi kurtarmadığı iddiasından çok, ona ait devasa bir yatın yardım imkanına sahip olduğu halde olayın başka bir gemi tarafından çözülmesine odaklanıyor.
Wilderness Legacy’nin yolcuları da tam olarak bu nedenle tepki gösterdi.
Bir tarafta yakıtı bitmiş 21 feet’lik, yani yaklaşık 6,4 metrelik küçük bir tekne; diğer tarafta yüz milyonlarca dolarlık, 118 metrelik bir süper yat...
Sonunda yardım eden taraf, Zuckerberg’ün yatı değil, çok daha mütevazı imkanlara sahip bir kruvaziyer oldu.
Bu görüntü, özellikle milyarderlerin devasa servetleri ve lüks yaşamları üzerine süregelen tartışmaların ortasında, doğal olarak güçlü bir sembole dönüştü.
“Duyarsızlık” eleştirisi Zuckerberg’e nasıl yöneliyor?
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Zuckerberg’ün olay sırasında yatta bulunmadığının açıklanmış olması.
Bu nedenle Zuckerberg’ü doğrudan “yardım çağrısını reddetti” diye suçlamak doğru olmaz.
Ancak kamuoyunun yönelttiği daha geniş eleştiri şu:
Bir milyarderin yüz milyonlarca dolarlık yatında görev yapan profesyonel bir mürettebat, yakınındaki küçük bir teknenin yardım ihtiyacını daha hızlı fark edip müdahale edemez miydi?
Bu sorunun kesin yanıtı henüz yok.
Çünkü Zuckerberg tarafının açıklamasına göre mürettebat çağrıyı bilinçli biçimde görmezden gelmedi; çağrıyı farklı bir telsiz kanalında oldukları için zamanında duymadı ve durumdan haberdar olduklarında başka bir gemi zaten müdahaleye başlamıştı.
“Yardım etmeme” suçlaması ile “yardıma geç ulaşma” arasında fark var
Olayın bugün geldiği noktada iki farklı anlatım bulunuyor.
Birinci anlatım, Wilderness Legacy yolcusu Michael Love’ınki:
Launchpad daha yakındı, çağrı yapıldı ve yanıt verilmedi.
İkinci anlatım ise Zuckerberg tarafının açıklaması:
Mürettebat çağrıyı o sırada dinlediği kanaldan alamadı; öğrendiklerinde kurtarma zaten başlamıştı.
Sahil Güvenliği’nin açıklaması ise üçüncü ve daha teknik çerçeveyi ortaya koyuyor:
Küçük tekne acil tehlikede değildi ve olay resmi bir kurtarma çağrısından ziyade deniz yardım talebi olarak değerlendirildi.
Bu nedenle “Zuckerberg’ün yatı tehlikedeki insanları kurtarmayı reddetti” şeklindeki kesin ifade mevcut bilgilerle fazla ileri gidiyor.
Ancak “yardım çağrısının zamanında fark edilmemesi ve en yakın gemilerden birinin müdahale etmemesi” ciddi biçimde tartışılabilecek bir konu olmaya devam ediyor.
Kimse yaralanmadı.
Ancak olay, denizcilik açısından basit bir “yakıtı biten tekne” vakasının ötesine geçti.
Bir tarafta dünyanın en zengin teknoloji girişimcilerinden birinin 118 metrelik süper yatı, diğer tarafta Alaska sularında mahsur kalan küçük bir tekne ve onu kurtarmak için harekete geçen bir kruvaziyer...
Yasal olarak yardım etmek zorunda olmamak, yardım edebilecek durumda olduğunuzda yardım etmenin neden önemli olduğu sorusunu ortadan kaldırmıyor.
Launchpad’in bu olayda gerçekten çağrıyı “duymadığı” mı, yoksa iletişim zincirindeki bir aksaklık nedeniyle yardımın geciktiği mi sorusu ise tartışmanın merkezinde kalacak gibi görünüyor.
Özellikle milyarderlerin gösterişli yatlarının, özel jetlerinin ve devasa servetlerinin kamuoyunda giderek daha fazla sorgulandığı bir dönemde, Alaska’daki bu olay Zuckerberg açısından küçük bir denizcilik vakasından çok daha büyük bir “servet ve sorumluluk” tartışmasına dönüşmüş durumda.
İnsanlarda saç ve cilt rengini belirleyen melanin iki temel gruba ayrılıyor: koyu kahverengi-siyah ömelanin ve sarı-turuncu-kırmızı tonlardan sorumlu feomelanin.
Feomelanin özellikle kızıl saçlı ve açık tenli kişilerde daha fazla bulunuyor. Ancak bu pigment uzun süredir bilimsel bir paradoks olarak görülüyordu.
Çünkü önceki araştırmalar feomelaninin, özellikle UV ışığıyla etkileşim sonucunda oksidatif hasarı artırabileceğini ve melanom riskiyle bağlantılı olabileceğini göstermişti. Buna rağmen pigmenti üreten özelliklerin evrim boyunca neden korunduğu tam olarak açıklanamıyordu.
Fazla sistein hücreler için tehlikeli
Yeni araştırmanın merkezinde sistein adlı amino asit bulunuyor. Sistein, protein üretimi için gerekli olsa da hücrelerde aşırı miktarda birikmesi oksidatif hasara ve belirli koşullarda hücre ölümüne yol açabiliyor.
İşte araştırmacılar burada feomelaninin önemli bir rol oynayabileceğini keşfetti.
Feomelanin üretilirken sistein kullanılıyor. Böylece pigment üretimi, hücrelerdeki fazla sisteinin tüketilmesine yardımcı olarak molekülün toksik seviyelere ulaşmasını engelleyebiliyor.
Araştırmacılar bu bulguyu, feomelaninin sistein dengesindeki fizyolojik rolüne ilişkin ilk deneysel kanıtlardan biri olarak değerlendiriyor.
Deneylerde dikkat çekici sonuç
PNAS Nexus dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar özellikle zebra ispinozlarını inceledi. Feomelanin üreten ve üretmeyen kuşların yüksek sistein koşullarındaki hücresel tepkileri karşılaştırıldı.
Feomelanin üretiminin engellenmesi, yüksek sistein koşullarında oksidatif hasarın artmasıyla ilişkilendirildi. Bulgular, pigment üretiminin fazla sisteinin hücrelerde birikmesini önleyen bir metabolik “çıkış yolu” oluşturabileceğini gösterdi.
Bu sonuç, feomelaninin yalnızca canlılara renk veren pasif bir pigment olmayabileceğine işaret ediyor.
Peki kızıl saç sağlığa faydalı mı?
Araştırma, kızıl saçlı insanların genel olarak daha sağlıklı olduğunu göstermiyor.
Çalışmanın deneyleri ağırlıklı olarak zebra ispinozları üzerinde gerçekleştirildi. Dolayısıyla feomelaninin insanlarda hastalıklara karşı koruyucu olduğu sonucuna henüz varılamaz.
Üstelik kızıl saçla ilişkili bazı MC1R gen varyantları ile melanom riski arasındaki bilinen bağlantı da ortadan kalkmış değil.
Dolayısıyla yeni bulgu, önceki araştırmaları geçersiz kılmıyor. Aksine feomelaninin biyolojik açıdan hem avantaj hem de dezavantaj yaratabilecek karmaşık bir role sahip olabileceğini düşündürüyor.
Evrimsel bilmecenin yeni cevabı
Bilim insanlarının yıllardır sorduğu “Feomelanin neden evrim boyunca korundu?” sorusuna yeni çalışma önemli bir olasılık sunuyor.
Pigment üretimi, fazla sisteini tüketerek hücreleri metabolik stresten koruyor olabilir.
Bu mekanizma, feomelanin üretiminin bazı canlılarda neden korunmuş olabileceğini açıklamaya yardımcı olabilir.
Ancak araştırmacıların önünde şimdi daha büyük bir soru var: Aynı mekanizma insanlarda, özellikle farklı MC1R gen varyantlarına sahip kızıl saçlı kişilerde de çalışıyor mu?
Bu sorunun yanıtı, kızıl saçın ve feomelaninin sağlık üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir.
Şimdilik bilim dünyasının vardığı sonuç ise oldukça çarpıcı:
Kızıl saçın arkasındaki pigment yalnızca renk vermiyor olabilir; hücrelerde biriken fazla sisteini de kontrol ediyor olabilir.
Teknoloji dünyasında uzun ömürlü güncelleme sözleriyle öne çıkan Samsung, popüler amiral gemisi modellerinden Galaxy S23 serisi için yol haritasını netleştirdi.
Şirketin resmi müşteri destek birimi üzerinden sızan bilgilere göre, S23 ailesi için sunulacak son büyük işletim sistemi güncellemesi Android 17 olacak.
DÖRT YILLIK TAAHHÜT SÜRESİ DOLUYOR
Galaxy S23, S23+, S23 Ultra ve S23 FE modelleri, piyasaya ilk çıktıklarında Android 13 işletim sistemiyle donatılmıştı. Güney Koreli üretici, bu modeller için dört büyük Android sürüm yükseltmesi ve beş yıllık güvenlik yaması sözü vermişti. Android 14, 15 ve geliştirme aşamasındaki 16 sürümlerinin ardından, Android 17 tabanlı One UI 9 sürümü bu cihazların alacağı son büyük yazılım paketi olacak.
TEST SÜREÇLERİ VE YAYINLANMA TAKVİMİ
SammyGuru tarafından paylaşılan teknik detaylara göre, Samsung mühendisleri Galaxy S23 serisi üzerinde One UI 9 kararlılık testlerine şimdiden başladı. Yeni yazılımın dağıtım önceliği Galaxy S26 serisinde olacak. S23 kullanıcılarının nihai kararlı sürüme, yeni amiral gemisi modellerinin çıkışından yaklaşık iki ay sonra erişebileceği öngörülüyor. Ana işletim sistemi güncellemeleri kesilse de cihazlar bir yıl daha güvenlik yamaları almaya devam edecek.
Akaryakıt fiyatlarındaki yukarı yönlü hareketlilik, Türkiye'deki otomobil alıcılarının önceliklerini temelden değiştirdi.
Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verileri de tüketim odaklı bu değişimi doğruluyor.
Sürücüler artık yüksek performans yerine, kilometrede harcanan kuruş hesabına göre karar veriyor.
EN DÜŞÜK TÜKETİME SAHİP MODELLER
Yapılan güncel piyasa araştırmalarına göre, fabrikasyon LPG sistemiyle gelen Dacia Sandero 1.0 TCe Eco-G, 100 kilometrede ortalama 5,2 ila 6,2 litre benzin tüketimiyle listenin ilk sırasında yer alıyor.
Benzer şekilde Renault Clio 1.0 TCe ise şehir dışı yollarda 4,5 litreye kadar düşen tüketim değerleriyle bütçe dostu seçeneklerin başında geliyor.
Hyundai i20 ve Fiat Egea gibi atmosferik motorlu popüler modeller de LPG dönüşümüne tam uyumları sayesinde şehirler arası yollarda 5,5 litrelik ekonomik tüketim sınırını koruyor.
DİZEL ARAÇLARIN YERİNİ ALAN SEÇENEKLER
Enerji piyasasında yaşanan fiyat değişimleri, geçmiş dönemin gözdesi olan dizel motorlu araçların cazibesini yitirmesine yol açtı.
Küçük hacimli benzinli motorlar ile LPG kombinasyonu, hem bakım maliyetlerinin düşüklüğü hem de birim yakıt maliyeti avantajıyla dizel araçların tasarruf seviyesini yakalamış durumda.
Sektör temsilcileri, işletim bütçesini korumak isteyen kullanıcılar için bu segmentteki talebin artarak devam edeceğini öngörüyor.
İngiltere, son yıllarda giderek daha sık karşılaştığı aşırı sıcaklıkların yeni bir örneğini 2026 yazında yaşıyor. Mayıs ayından bu yana art arda gelen sıcak hava dalgaları, rekor kıran haziran ve temmuz aylarının ardından ağustos ayında da etkisini sürdürüyor.
Ülkenin resmi meteoroloji kurumu Met Office verilerine göre 2026, daha şimdiden sıcaklık açısından olağanüstü bir yıl oldu. Temmuz ayı ise sıcaklığın yanı sıra kuraklık ve güneşlenme açısından da tarihi rekorlara sahne oldu.
2026'da sıcaklık rekorları peş peşe geldi
Yılın ilk yarısında İngiltere'de yaşanan sıcaklık artışı, yalnızca birkaç günlük sıcak hava dalgasından ibaret değil.
Met Office'in temmuz ortasında açıkladığı verilere göre 15 Temmuz itibarıyla Birleşik Krallık, 1976 yılının tamamından daha fazla 30°C üzerindeki gün yaşamıştı.
Daha da dikkat çekici olan ise 2026'nın, meteoroloji kayıtlarında ilk kez mayıs, haziran ve temmuz aylarının tamamında 35°C veya üzerinin ölçüldüğü yıl olmasıydı. Ülke genelinde yılın ilk yarısında üç ayrı yaygın sıcak hava dalgası yaşandı.
Haziran ayında İngiltere, kayıtların başladığı 1884'ten bu yana en sıcak haziranını yaşadı. İngiltere'nin haziran ayı ortalama sıcaklığı 17,1°C olarak ölçüldü ve bu değer uzun dönem ortalamasının yaklaşık 3°C üzerine çıktı.
Temmuz ise kuraklığın ayı oldu
Sıcak havanın en önemli sonuçlarından biri yağışların dramatik biçimde azalması oldu.
Met Office'in ağustos başında açıkladığı geçici verilere göre İngiltere, kayıtların başladığı 1836'dan bu yana en kurak temmuzunu yaşadı.
İngiltere genelinde temmuz boyunca yalnızca 6,5 milimetre yağış ölçüldü. Bu, uzun dönem ortalamasının sadece yüzde 10'una karşılık geliyor.
Galler'de de benzer bir tablo ortaya çıktı. Ülke yalnızca 9,3 milimetre yağış aldı. Birleşik Krallık genelinde ise temmuz yağışı 28,9 milimetrede kaldı; bu rakam uzun dönem ortalamasının yalnızca yüzde 35'i.
Güney İngiltere'de durum daha da çarpıcıydı. Bölge temmuz ayında sadece 1,9 milimetre yağış aldı. Bu, kayıtların başladığı dönemden bu yana bölgenin en kurak ayı oldu.
Londra da kuraklığın merkezinde
Kuraklıktan en fazla etkilenen bölgeler arasında Londra ve çevresi de bulunuyor.
Met Office verilerine göre temmuz ayında Greater London, ay boyunca 1 milimetre veya daha az yağış alan bölgeler arasında yer aldı. Güney İngiltere'nin tamamında yağış miktarı normal seviyelerin çok altında kaldı.
Üstelik Londra'da sorun yalnızca gündüz sıcaklıkları değil.
Met Office'in yayımladığı Birleşik Krallık iklim raporuna göre Greater London'da 30°C üzerindeki günlerin ve 18°C üzerindeki gecelerin sayısı, 2016-2025 döneminde 1961-1990 dönemine kıyasla dört katından fazla arttı.
Bu değişim, Londra'nın artık yalnızca ara sıra sıcak hava yaşayan bir kent olmaktan çıkıp, giderek daha uzun ve daha sık sıcak dönemlerle karşılaşan bir şehir haline geldiğini gösteriyor.
Londra'da bu hafta sıcaklık yeniden yükseliyor
Londra'da sıcak hava henüz sona ermiş değil.
Met Office'in 10 Ağustos 2026 tarihli tahminine göre başkentte bugün sıcaklık yaklaşık 27°C seviyesinde olacak. Salı günü 28°C beklenirken, sıcaklığın çarşamba ve perşembe günlerinde daha da yükselmesi bekleniyor.
Met Office'in Londra tahmininde perşembe günü için 34°C öngörülüyor. Cuma günü sıcaklığın 32°C civarında olması, hafta sonu ise 25-26°C seviyelerine gerilemesi bekleniyor.
Başka bir ifadeyle Londralılar için bu hafta yeniden 30°C'nin üzerinde birkaç gün yaşanacak.
Ancak kısa vadede yağmur beklentisi oldukça sınırlı.
Met Office, çarşamba ve perşembe günlerinde sıcaklığın zirve yapacağını, haftanın sonuna doğru bulutlanmanın artmasına rağmen havanın büyük ölçüde kuru kalacağını bildiriyor.
Peki yağmur ne zaman geliyor?
Yağmur konusunda İngiltere'nin tamamı için tek bir senaryo bulunmuyor.
Met Office'in 14-23 Ağustos dönemine ilişkin uzun vadeli tahminine göre ülkenin kuzeyinde yağmur ve sağanak ihtimali artarken, güney İngiltere'de havanın ağırlıklı olarak kuru, güneşli ve sıcak olması bekleniyor.
İlerleyen günlerde ise alçak basınç sistemlerinin zaman zaman İngiltere'ye ulaşması ve bazı bölgelerde yağmur ya da gök gürültülü sağanaklara neden olması bekleniyor. Ancak yağış miktarlarının bölgelere göre ciddi farklılık göstermesi öngörülüyor.
Dolayısıyla “İngiltere'ye yağmur geliyor” demek mümkün, ancak Londra ve Güney İngiltere için kapsamlı ve uzun süreli bir yağış henüz garanti değil.
Hatta 24 Ağustos-7 Eylül döneminde de yüksek basıncın etkisini koruma ihtimalinin daha yüksek olduğu, bu nedenle ülke genelinde yağışların normalin altında kalabileceği belirtiliyor. Güneyde yeniden sıcak hava dalgaları yaşanması da ihtimaller arasında.
İklim değişikliği İngiltere'yi ne kadar değiştirdi?
Asıl dikkat çekici gelişme ise tek tek sıcak hava dalgalarından çok, uzun vadeli değişim.
Met Office'in State of the UK Climate 2025 raporuna göre 2016-2025 dönemindeki ortalama Birleşik Krallık sıcaklığı, 1991-2020 döneminden 0,51°C, 1961-1990 döneminden ise 1,33°C daha yüksek.
Üstelik ülkenin ortalama sıcaklığı 1980'lerden bu yana yaklaşık her on yılda 0,25°C artıyor. Met Office, bu eğilim devam ettiği takdirde sıcaklık rekorlarının önümüzdeki yıllarda yeniden kırılmasının muhtemel olduğunu belirtiyor.
Daha çarpıcı değişim ise aşırı sıcaklıklarda görülüyor.
Kent Gardens'tan Lincolnshire'a uzanan güneydoğu kuşağında, yılın en sıcak gününün ortalama sıcaklığı son on yılda 1961-1990 dönemine göre 4,5°C'den fazla arttı.
Greater London'da 30°C'nin üzerindeki günlerin sayısının dört kattan fazla artması da iklim değişikliğinin başkentte günlük yaşam üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyuyor.
2025 rekoru kırılacak mı?
Burada önemli bir ayrıntı var.
2025, Birleşik Krallık'ın kayıt tarihindeki en sıcak yazı yaşadığı yıl oldu. Yaz mevsiminin ortalama sıcaklığı 16,1°C olarak ölçüldü.
2026 ise henüz yaz tamamlanmadan olağanüstü sıcaklıklar kaydetmiş durumda. Temmuz ayı Birleşik Krallık genelinde tarihin ikinci en sıcak temmuzlarından biri oldu ve ortalama sıcaklık uzun dönem ortalamasının yaklaşık 2°C üzerinde gerçekleşti.
Bu nedenle 2026 yazının 2025 rekorunu geçip geçmeyeceğini şimdiden söylemek mümkün değil. Ancak sıcaklık, güneşlenme ve yağış verileri yılın olağanüstü bir seyir izlediğini gösteriyor.
“Yeni normal” artık daha sıcak
İngiltere'deki değişimin belki de en çarpıcı özeti Met Office'in son iklim raporundaki değerlendirmede saklı:
Eskiden “aşırı” kabul edilen hava koşullarının giderek normalleştiği belirtiliyor.
İklim değişikliği artık yalnızca uzak geleceğe ilişkin bir tahmin değil; daha sıcak yazlar, daha uzun sıcak hava dalgaları, daha sıcak geceler, kuraklık ve zaman zaman aşırı yağışlarla günlük hava koşullarının içine girmiş durumda.
2026 yazı bunun yeni örneğini oluşturuyor.
Londra'da termometre bu hafta yeniden 34°C'yi gösterecek. Yağmur ihtimali ise şimdilik sınırlı kalacak. Kuzey İngiltere'de yağış ihtimali daha yüksek olsa da Güney İngiltere'nin kuraklık sorununun kısa sürede sona ermesi beklenmiyor.
Ve uzun vadeli tahminler, ağustosun ilerleyen bölümünde yağmur molaları yaşanabileceğini söylese de sıcak havanın tamamen sona erdiğini söylemek için henüz erken olduğunu ortaya koyuyor.
Erkek eşofman altı, spor salonundan günlük kullanıma, antrenman sonrasından şehir içi athleisure kombinlerine uzanan geniş bir yelpazede tercih edilen temel bir giyim parçasıdır. Doğru kesim ve kumaş kombinasyonu hem hareket özgürlüğünü hem de her ortama uyum sağlayan görsel bütünlüğü bir arada sunar. Koleksiyonda antrenman odaklı modellerden sokak stiline uygun tasarımlara kadar farklı kullanım ihtiyaçlarına yanıt veren seçenekler yer almaktadır.
Koleksiyonlarda Hangi Erkek Eşofman Altı Modelleri Var?
Heritage Champions: Unisex kesimi ve klasik spor estetiğiyle öne çıkan bu seri; hem erkek hem kadın bedenlerine uyum sağlayan yapısı ve zamansız tasarımıyla günlük kullanımda ve antrenman ortamında tercih edilen modeller arasındadır. Gri, mürdüm ve lacivert renk seçenekleriyle sunulmaktadır.
NY Street: Sokak stilini ön plana çıkaran bu seri, füme renk seçeneği ve modern kesimi ile şehir yaşamına uygun bir görünüm sağlar.
Authentic Boxing Oversize: Boks sporunun dinamik ruhundan ilham alan bu model, oversize kesimi ve antrasit ile koyu yeşil renk seçenekleriyle öne çıkar. Serbest hareket ihtiyacı olan antrenmanlar ve sokak kombini için tercih edilir.
Ever Essentials Regular Jogger: Jogger kesimi ve ayarlanabilir paça yapısıyla günlük kullanım ile hafif antrenman arasında dengeli bir seçenek sunar. Siyah, haki ve antrasit renk seçenekleri mevcuttur.
Ever Classics Comfort: Comfort fit kesimi ve füme ile siyah renk alternatifleriyle uzun süreli kullanım konforuna odaklanan bu model ev içi kullanım ve günlük athleisure kombinler için öne çıkar.
Ever Relaxed Regular: Rahat oturumu ve geniş renk yelpazesiyle siyah, antrasit ve gri seçenekleri sunan bu model hem antrenman hem günlük kullanıma uyum sağlar.
Regular, Oversize ve Jogger Kesim Arasındaki Fark Nedir?
Regular fit: Standart oturumlu kesimdir; vücudu sarmadan düzgün bir siluet oluşturur. Hem antrenman hem günlük kullanım için dengeli bir seçenek sunar.
Comfort Fit: Regular kadar dar olmayan, oversize kadar bol olmayan; hafif geniş ve rahat bir kesimdir. Günlük kullanımda hareket özgürlüğü ile şık bir silueti bir arada sunar.
Oversize: Kasıtlı olarak geniş ve bol kesilen bu yapı sokak stili ve serbest hareket gerektiren kullanımlar için tercih edilir. Katmanlı giyim uygulamalarında dış katman olarak da kullanılabilir.
Jogger: Paça ucunun lastikli veya bağcıklı yapıyla daraldığı bu kesim modern ve sportif bir siluet oluşturur. Sneaker kombinleriyle estetik bütünlük sağlar.
Erkek Eşofman Altında Doğru Beden Nasıl Seçilir?
Bel ölçüsü temel referans noktasıdır. Regular ve jogger modellerde standart beden tablosu yeterlidir; elastik bel bantlı modellerde esneklik yüksektir. Oversize modellerde mevcut bedenden bir beden büyük tercih etmek istenen bol silüeti oluşturur. Paça uzunluğunun topuğu kapatması ancak yerde sürünmemesi ideal fit göstergesidir.
Erkek Eşofman Altı Fiyatları
Koleksiyondaki erkek eşofman altı modelleri seri, kumaş kompozisyonu ve kesim özelliklerine göre farklı fiyat noktalarında konumlanmaktadır. Tüm modelleri inceleyerek kullanım amacınıza ve tarzınıza en uygun seçeneği bulabilirsiniz.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Aspendos Antik Kenti'nde yürütülen kazılarda kentin Klasik Dönem tarihine ışık tutan önemli bir keşfe ulaşıldığını açıkladı. Kent içinde ilk kez tespit...Devamı için tıklayınız
Şanlıurfa'nın Bozova ilçesinde 85 yaşındaki İslim Yaprak, evinin bahçesinde oğlu İbrahim Yaprak'ın sopa ve yumrukla saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. Cep telefonu kamerasına yansıyan olayın...Devamı için tıklayınız
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde geçen yıl meydana gelen depremlerin ardından yapımı süren afet konutlarında sona gelindiğini açıkladı. Kurum,...Devamı için tıklayınız
Bursa'nın İznik ilçesinde Mustafa Akın ile İlayda Uslu çiftinin gelin alma töreni, sıra dışı görüntülere sahne oldu. Arkadaşları tarafından önce beyaz toza bulanan, ardından su dolu tanka atılan...Devamı için tıklayınız
Bayburt’un Aydıntepe ilçesine bağlı Çiğdemlik köyünde, damat A.S. yönetimindeki gelin arabası virajı alamayarak köprü korkuluklarını aşıp dere yatağına düştü. Kazada 3 kişi yaralandı.Devamı için tıklayınız
Beyoğlu’nda futbol eğitimi almak için bir spor salonuna giden 6 çocuğun, antrenörleri tarafından cinsel istismara maruz bırakıldığı ortaya çıktı. Geçtiğimiz aylarda yaşanan olayda, öğrencilerinden...Devamı için tıklayınız
Kayseri'nin Kocasinan ilçesinde kullandığı panelvanla kaldırıma çıkan F.B., alkol testini reddederek polislere "yapamazsınız" dedi. Ehliyetine daha önce alkollü araç kullanmak nedeniyle el konulduğu...Devamı için tıklayınız
Manisa'nın Kula ilçesinde İzmir-Ankara D300 karayolunda kontrolden çıkan otomobil şarampole savruldu. Kazada sürücü Ali İhsan D., Emirhan A. ve Ekrem Y. yaralandı. Hastaneye kaldırılan sürücü Ali...Devamı için tıklayınız
Muğla’nın Bodrum ilçesinde bir otelde havuz bakımı sırasında gaz sızıntısı meydana geldi. Gazdan etkilenen 15 kişi, sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından ambulans ve özel araçlarla hastanelere...Devamı için tıklayınız
Samsun’un Atakum ilçesinde denize giren 17 yaşındaki Emir Ulaş Usta, bir süre sonra suda kayboldu. Yeğenini kurtarmak için denize giren 42 yaşındaki dayısı Hasan Voyvat da boğulma tehlikesi geçirdi....Devamı için tıklayınız
Kırıkkale'nin merkezindeki bir iş merkezinde çıkan tartışma silahlı kavgaya dönüştü. Sözlü başlayan tartışmada 31 yaşındaki U.B., tabancayla ateş ederek bir kişiyi bacağından yaraladı. Olayın ardından...Devamı için tıklayınız
Çankırı’nın Merkez ilçesine bağlı Dedeköy mevkiinde çıkan arazi yangını, rüzgarın etkisiyle kısa sürede büyüyerek yayıldı. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen ekipler ve vatandaşların yoğun...Devamı için tıklayınız
Sakarya'nın Kocaali ilçesinde iddiaya göre bir baba, 15 yaşındaki engelli oğlunu kendisine zarar vereceği şüphesiyle ellerinden ve ayaklarından zincirledi. Durumun tespit edilmesi üzerine baba...Devamı için tıklayınız
Ankara’dan tur kafilesiyle Zonguldak’ın Filyos beldesine gelen 16 yaşındaki Muhammet Ş., serinlemek için girdiği denizde hırçın dalgalara kapılarak gözden kayboldu. Kuzenini kurtarmak için suya giren...Devamı için tıklayınız
Kocaeli’de TEM Otoyolu’nun Ankara istikametinde seyreden TIR'da henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı. Kısa sürede aracı saran alevler ekiplerin müdahalesiyle söndürüldü. Kullanılamaz hale gelen...Devamı için tıklayınız
Afyonkarahisar’ın Hocalar ilçesinde sokak ortasında başlayan tartışma, silahlı saldırıyla son buldu. Oğlu ile iki kişi arasındaki kavgaya müdahil olan 77 yaşındaki S.Y., av tüfeğiyle araçta bulunan...Devamı için tıklayınız
Eskişehir'de sokakta yürürken dengesini kaybederek yere düşen 72 yaşındaki Niyazi A., mahalle sakinlerinin yardımıyla evine kadar götürüldü. Komşularının desteğiyle kapısının önüne kadar getirilen...Devamı için tıklayınız
Manisa’nın Kula ilçesinde tarım arazisinde başlayarak rüzgârın etkisiyle ormanlık alana sıçrayan yangın, ekiplerin havadan ve karadan yürüttüğü yoğun müdahalenin ardından 8 saat sonra kontrol altına...Devamı için tıklayınız
Erzurum'da Atatürk Üniversitesi Kavşağı'nda 10 aracın karıştığı zincirleme trafik kazasında yol savaş alanına döndü. 5 kişinin yaralandığı kaza nedeniyle kavşak 1 saat boyunca trafiğe kapatıldı.Devamı için tıklayınız
İstanbul Güngören’de gece saatlerinde 5 katlı bir binanın balkonu çökmüştü. Sabah saatlerinde yaşanan hasar net şekilde belli olurken, bina çevresinde güvenlik önlemi alınarak vatandaşlar tahliye...Devamı için tıklayınız
Arnavutköy'de şehirlerarası yolcu otobüsünün aynı yönde ilerleyen İETT otobüsüne arkadan çarpması sonucu 4 kişi yaralandı. Araçta sıkışan yolcu otobüsü şoförü itfaiye tarafından kurtarılırken kaza...Devamı için tıklayınız
Kütahya'da Hisarcık-Simav kara yolunda H.D. (70) yönetimindeki otomobil, aynı yönde seyreden Tolga Köse'nin (25) kullandığı plakasız motosiklete çarptı. Kaza anı araç kamerasınca kaydedildi.Devamı için tıklayınız
Meteoroloji’nin 10-16 Ağustos tahmininde İstanbul için sağanak uyarısı öne çıktı. Uzman Adil Tek, Samsun’da Atakum-Tekkeköy hattında kuvvetli yağış ve su baskını riskine dikkat çekti. Marmara ve Kuzey...Devamı için tıklayınız
İstanbul Adliyesi’nde film sahnelerini aratmayan bir sahtecilik skandalı yaşandı. 2019 yılında meslekten ihraç edilen eski hakim Amil Ece, sahte kimlikle kendisini hâlâ görevde gösterip dosya takibi...Devamı için tıklayınız
Bursa İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri, kentin huzur ve güvenliğini sağlamak amacıyla Osmangazi, Nilüfer ve Yıldırım ilçelerinde geniş kapsamlı bir asayiş uygulaması gerçekleştirdi. Çok sayıda şubenin...Devamı için tıklayınız
Kuzey Marmara Otoyolu'nun Kocaeli geçişinde seyir halindeki hafif ticari aracın kontrolden çıkarak tünel duvarına çarpması sonucu feci bir kaza meydana geldi. Kazada araçta bulunan 3 kişi olay yerinde...Devamı için tıklayınız
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Kayseri’de Ali İhsan Alçı Bulvarı’nın açılışını gerçekleştirirken kentin ulaşım altyapısına yönelik yeni projeleri açıkladı. Kayseri’ye son 22 yılda...Devamı için tıklayınız
Ankara Çevreyolu Karataş mevkiinde kontrolden çıkan servis minibüsünün TIR'a arkadan çarpması sonucu 1'i ağır 7 kişi yaralandı. Yaralılar, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastanelere...Devamı için tıklayınız
Çanakkale'nin Kepez beldesindeki halk plajında denize giren vatandaşlar, patlamamış top mermisi buldu. Çanakkale Savaşları'ndan kaldığı değerlendirilen mühimmat, bomba uzmanları tarafından bölgeden...Devamı için tıklayınız
Adana'nın İmamoğlu ilçesindeki Yedigöze İçme Suyu Projesi kapsamında yürütülen tünel çalışması sırasında yaşanan göçükte ağır yaralanan işçi Bekir Çelik (57) de tedavi gördüğü hastanede hayatını...Devamı için tıklayınız
Evliliklerinin 34'üncü yılında tüp bebek tedavisiyle ikiz kız çocuklarını kucaklarına alan ve Anıtkabir ziyaretleriyle sosyal medyada büyük ilgi gören Adıyamanlı Doğan ailesi için Aile ve Sosyal...Devamı için tıklayınız
İstanbul Çekmeköy'de temel kazısı yapılan bir inşaatın istinat duvarı gece saatlerinde çöktü. Kısmi toprak kaymasının yaşandığı olay sonrası bitişikte bulunan 5 katlı bina risk nedeniyle tahliye...Devamı için tıklayınız
İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da uzun süredir tartışılan turist vergisi uygulaması resmen başladı. Kentte 24 Temmuz 2026’dan itibaren yapılan ücretli gece konaklamalarına, konaklama bedelinin yüzde 5’i oranında “Edinburgh Visitor Levy” adı verilen ziyaretçi harcı uygulanıyor.
Uygulama, İskoçya’da bir yerel yönetimin bu kapsamda hayata geçirdiği ilk ziyaretçi harcı olurken, Edinburgh Belediyesi söz konusu gelirle dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri olan kentin artan ziyaretçi trafiğinin yarattığı maliyetleri karşılamayı ve kamusal alanları geliştirmeyi amaçlıyor. Belediye, sistem tam olarak oturduğunda yıllık gelirin 45-50 milyon sterlin seviyesine ulaşmasını bekliyor.
Vergi kişi başına değil, konaklama bedeline uygulanıyor
Edinburgh’daki sistem, bazı Avrupa kentlerinde görülen kişi başı sabit geceleme ücretlerinden farklı işliyor.
Ziyaretçi harcı, konaklama bedelinin yüzde 5’i olarak hesaplanıyor. Ücret; otel, pansiyon veya kısa süreli kiralık konutun konaklama bedeli üzerinden alınırken otopark, yemek, içecek ve ulaşım gibi ek hizmetler harcın kapsamına girmiyor.
Ayrıca ücret, bir konaklamanın tamamına uygulanmıyor. İlk beş ardışık gece için hesaplama yapılıyor. Beş geceden uzun kalan ziyaretçiler altıncı gece ve sonrasında yeniden ziyaretçi harcı ödemiyor. Oran ise yılın tamamında yüzde 5 olarak sabit tutuluyor.
Örneğin vergiden önce konaklama bedeli 1.000 sterlin olan bir rezervasyonda ziyaretçi harcı 50 sterlin olacak. Beş gecelik konaklama için toplam bedel 1.000 sterlin ise ödenecek harç yine 50 sterlin; daha uzun konaklamalarda beş gecelik sınır nedeniyle ek gece ücretleri hesaba katılmayacak.
Otellerin yanı sıra Airbnb ve kamp alanları da kapsamda
Uygulamanın kapsamı yalnızca klasik otellerle sınırlı değil.
Oteller, hosteller, pansiyonlar, oda-kahvaltı işletmeleri, apart ve self-catering konutlar, kısa süreli kiralamalar, kamp alanları ve karavan parkları da sistem kapsamında bulunuyor.
Ayrıca çoğunlukla aynı yerde duran bazı araç veya teknelerdeki ücretli konaklamalar da düzenleme kapsamına alınabiliyor. Kısa süreli kiralama yapan işletmeler de ziyaretçi harcını toplamak ve belediyeye aktarmakla yükümlü.
Harcın tahsilatından konaklama işletmeleri sorumlu olacak. İşletmeler topladıkları tutarları belediyeye üç aylık dönemler halinde bildirip aktaracak. İlk bildirim ve ödeme dönemi, 24 Temmuz-30 Eylül 2026 arasındaki konaklamalar için Ekim 2026'da yapılacak.
Belediye ayrıca işletmelerin yeni sistem nedeniyle karşılaşacağı idari maliyetleri dikkate alarak, toplanan harçların yüzde 2'sini işletmelere geri ödemeyi planlıyor. Bu tutarın ödeme sistemleri, muhasebe değişiklikleri ve kredi kartı gibi tahsilat maliyetlerinin karşılanmasına katkı sağlaması amaçlanıyor.
Daha önce yapılan rezervasyonlara önemli istisna
Yeni uygulamada rezervasyon tarihi de önem taşıyor.
24 Temmuz 2026 ve sonrasında gerçekleşen konaklamalar, ancak rezervasyonun 1 Ekim 2025 veya sonrasında yapılmış olması halinde harca tabi tutuluyor.
Dolayısıyla 24 Temmuz 2026'dan sonraki bir tarih için konaklama rezervasyonu daha önce yapılmış ve bedeli kısmen veya tamamen 1 Ekim 2025'ten önce ödenmişse ziyaretçi harcı uygulanmıyor.
Bu düzenleme, uygulamanın yürürlüğe girmesinden önce yapılmış rezervasyonların sonradan daha pahalı hale gelmesinin önüne geçmek amacıyla getirildi.
İngilizler ve İskoçlar da ödüyor
Edinburgh’un ziyaretçi harcı yalnızca yabancı turistleri hedeflemiyor.
İngiltere, İskoçya veya Birleşik Krallık'ın başka bölgelerinden Edinburgh'a gelen kişiler de aynı kurallara tabi. Kentte iş amacıyla konaklayanlar da turistlerden farklı tutulmuyor.
Başka bir ifadeyle uygulama pasaport veya vatandaşlık temelinde değil, Edinburgh sınırları içerisindeki ücretli gece konaklaması temelinde uygulanıyor.
Ancak mevzuatta bazı sosyal ve insani istisnalar bulunuyor.
Evsizler veya evsiz kalma riski bulunanlar, ciddi konut sorunları yaşayanlar, aile içi şiddet veya başka şiddet biçimleriyle karşı karşıya olanlar ile sığınmacı ve mülteciler harçtan muaf tutuluyor.
Ayrıca belirli engellilik yardımlarından yararlanan kişiler de muafiyet kapsamında bulunuyor.
Gelir nerelere harcanacak?
Edinburgh Belediyesi'nin planına göre toplanacak para genel bütçede kaybolmayacak; ziyaretçi harcı mevzuatının gerektirdiği şekilde ağırlıklı olarak ziyaretçiler tarafından kullanılan veya turizmin etkilerini azaltmaya yönelik tesis, hizmet ve programlara yeniden yatırılacak.
Belediyenin belirlediği üç ana yatırım alanı bulunuyor:
Kent operasyonları ve altyapı: Toplanan net gelirin en büyük bölümü bu alana ayrılacak. Temizlik, yeşil alanlar, güvenlik, kamusal alanların bakımı, ulaşım ve altyapının ziyaretçi yoğunluğuna uygun hale getirilmesi hedefleniyor.
Kültür, miras ve etkinlikler: Edinburgh’un müzeleri, kültürel kurumları, tarihi alanları ve etkinlik altyapısının desteklenmesi planlanıyor.
Destinasyon ve ziyaretçi yönetimi: Turizmin daha sürdürülebilir biçimde yönetilmesi, ziyaretçi deneyiminin geliştirilmesi ve Edinburgh'un uluslararası turizm merkezi konumunun korunması amaçlanıyor. Net gelirin dağılımında bu üç ana başlık için sırasıyla yüzde 55, yüzde 35 ve yüzde 10 oranları belirlendi.
Konut sorununa da kaynak ayrılacak
Uygulamanın dikkat çeken yönlerinden biri, turizmden elde edilen gelirin konut sorunlarının hafifletilmesi amacıyla da kullanılması.
Belediye, yıllık 5 milyon sterlinlik bir “Konut ve Turizm Etkilerini Azaltma Fonu” oluşturuyor.
Bu fonun 2026/27-2028/29 döneminde yaklaşık 472 uygun fiyatlı konutun hayata geçirilmesine katkı sağlayabileceği hesaplanıyor. Projelerin önemli bölümünün sosyal kiralık konutlardan oluşması planlanıyor.
Bu kaynak, özellikle turistlerin kısa süreli kiralama yoluyla konut piyasası üzerinde oluşturduğu baskının azaltılmasına yönelik politikaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Mahalleler de harçtan pay alacak
Edinburgh'daki sistem yalnızca kent merkezine yatırım yapılmasıyla sınırlı olmayacak.
Belediye, ziyaretçi harcı gelirlerinden yaklaşık 2 milyon sterlini üç yıl boyunca katılımcı bütçeleme programına ayırıyor. Kentin 17 seçim bölgesindeki sakinler, kendilerine ayrılan kaynağın hangi yerel projelerde kullanılacağı konusunda doğrudan söz sahibi olacak.
Bu model kapsamında parklar, kamusal alanlar, toplum projeleri ve mahallelerin ihtiyaçlarına yönelik farklı yatırımların finanse edilmesi hedefleniyor.
Edinburgh neden böyle bir sisteme ihtiyaç duydu?
Edinburgh, İskoçya'nın en yoğun turist alan kentlerinden biri.
Özellikle yaz aylarında ve dünyaca ünlü Edinburgh Festival Fringe döneminde kent nüfusu kısa süre içinde ciddi biçimde artıyor. Bu durum temizlik, güvenlik, ulaşım, kamusal alanların bakımı ve kültürel altyapı üzerinde ek baskı oluşturuyor.
Belediyenin temel yaklaşımı, kenti ziyaret edenlerin kullandıkları hizmetlerin finansmanına sınırlı da olsa katkıda bulunması.
Belediye, ziyaretçi harcından elde edilen gelirin Edinburgh'un hem turistler hem de kent sakinleri açısından daha temiz, güvenli, sürdürülebilir ve cazip bir şehir olmasına katkı sağlayacağını savunuyor.
İş dünyasında ise temkinli yaklaşım var
Uygulama destek gördüğü kadar eleştirilerle de karşılaşıyor.
Konaklama sektöründeki bazı işletmeler, yeni tahsilat sisteminin özellikle turizm sezonunun en yoğun döneminde devreye alınmasının operasyonel yük oluşturabileceğine dikkat çekiyor.
Rezervasyon sistemlerinin değiştirilmesi, çalışanların bilgilendirilmesi, müşterilere yeni ücretin anlatılması ve belediyeye düzenli bildirim yapılması işletmeler açısından ek iş anlamına geliyor.
İlk haftalarda bazı işletmelerin kayıt ve teknik sistemlerin birbirleriyle uyumlu hale getirilmesi konusunda sorunlar yaşadığı da sektör temsilcileri tarafından dile getirildi.
Buna karşın Edinburgh Belediyesi, elde edilecek gelirin kentin turizmden kaynaklanan maliyetlerinin karşılanmasına ve uzun vadede sektörün sürdürülebilirliğine katkı sağlayacağını düşünüyor.
İskoçya'da başka kentlerin de önü açıldı
Edinburgh'un uygulaması, İskoçya genelinde daha geniş bir değişimin ilk örneği olarak görülüyor.
İskoç Parlamentosu, 2024 yılında yerel yönetimlere ziyaretçi harcı uygulama yetkisi veren yasal çerçeveyi oluşturdu. Ardından 2026 yılında kabul edilen değişikliklerle belediyelerin bu sistemleri tasarlama konusunda daha fazla esnekliğe sahip olması sağlandı.
Yeni düzenlemeler yerel yönetimlerin, kendi bölgelerinin ihtiyaçlarına göre farklı oran ve yöntemler belirleyebilmesine imkan tanıyor.
Bu nedenle Edinburgh'un uygulaması yalnızca kent için yeni bir gelir kaynağı oluşturmakla kalmayıp, İskoçya'daki diğer turizm merkezleri açısından da önemli bir emsal niteliği taşıyor.
“Turist vergisi” aslında ne kadar?
Edinburgh'daki yüzde 5'lik oran, konaklama fiyatı yükseldikçe ödenen tutarın da artması anlamına geliyor. Ancak ücret kişi başına sabit olmadığı için aynı odada birden fazla kişinin kalması durumunda ayrıca kişi başı bir vergi hesaplanmıyor.
Örneğin:
200 sterlinlik konaklama: 10 sterlin harç
500 sterlinlik konaklama: 25 sterlin harç
1.000 sterlinlik konaklama: 50 sterlin harç
2.000 sterlinlik konaklama: 100 sterlin harç
Bu hesaplama yalnızca vergilendirilebilir konaklama bedeli üzerinden yapılıyor ve en fazla ilk beş gece için uygulanıyor.
Yeni dönemin ilk büyük sınavı
Edinburgh'un ziyaretçi harcı, Avrupa'nın çok sayıda turizm merkezinde uygulanan benzer modellerin ardından Birleşik Krallık'ta yerel düzeyde turizm gelirlerinin yeniden dağıtılması açısından önemli bir adım olarak görülüyor.
Kent yönetimi açısından asıl sınav ise toplanacak milyonlarca sterlinin nasıl kullanıldığı olacak.
Yıllık 45-50 milyon sterlinlik potansiyel gelir, Edinburgh'un temizlikten altyapıya, kültürden konut sorununa kadar birçok alanda yatırım kapasitesini artırabilir. Ancak işletmeler ve ziyaretçiler açısından sistemin kabul görmesi, harcın karşılığının kentte görünür hale gelmesine bağlı olacak.
Edinburgh Belediyesi de bu nedenle harcı yalnızca yeni bir gelir kalemi olarak değil, turizmin kent üzerindeki etkilerini yönetmek ve ziyaretçi ekonomisinin yarattığı değeri kent sakinleriyle daha fazla paylaşmak için uzun vadeli bir araç olarak konumlandırıyor.
İngiltere'de 16-24 yaş grubunda bulunan ve ne eğitimde, ne istihdamda ne de mesleki eğitim programlarında yer alan (NEET) gençlerin sayısı 2026 yılı başında ilk kez bir milyonun üzerine çıktı. Bu rakam, ülkedeki yaklaşık her sekiz gençten birinin eğitim ve çalışma hayatının tamamen dışında kaldığını gösteriyor.
Ekonomistler, uzun süre NEET grubunda kalan gençlerin ilerleyen yıllarda düşük gelir, uzun süreli işsizlik, sağlık sorunları ve sosyal dışlanma riskiyle daha fazla karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Hazine açısından ise bu durumun milyarlarca sterlinlik vergi kaybı ve sosyal yardım harcaması anlamına geldiği ifade ediliyor.
Risk belirtileri okul öncesinde başlıyor
Genç işsizliği incelemesine başkanlık eden eski Sağlık Bakanı Alan Milburn, çocukların ileride eğitimden kopabileceğine ilişkin işaretlerin çoğu zaman ilkokuldan çok daha önce ortaya çıktığını söyledi.
Milburn'e göre yoksulluk, aile içi istikrarsızlık, ruh sağlığı sorunları, devlet koruması altında büyümek, özel eğitim ihtiyacı, düşük okula devam oranı ve sık okul değişikliği gibi unsurlar ileride NEET grubuna düşme ihtimalini önemli ölçüde artırıyor.
Hazırlanan raporda, ilkokulların öğrencilerin akademik performansının yanı sıra devam durumu, sosyal koşulları ve refah göstergelerini de değerlendirerek risk analizi yapması öneriliyor.
İlkokulun sonundan itibaren takip sistemi
Rapora göre öğrenciler ilkokulun son yıllarından itibaren düzenli olarak değerlendirilecek.
Risk grubunda olduğu belirlenen çocuklar için;
bire bir mentorluk programları,
psikolojik danışmanlık,
aile destek hizmetleri,
kariyer farkındalık çalışmaları,
okul sonrası eğitim programları
gibi uygulamaların erken yaşta devreye alınması planlanıyor.
Böylece öğrencilerin ortaöğretime geçmeden önce eğitimden uzaklaşmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
Pupil Premium kaynakları daha etkin kullanılacak
Raporda dikkat çeken önerilerden biri de dezavantajlı öğrenciler için ayrılan Pupil Premium fonlarının daha hedefli kullanılması oldu.
Mevcut sistemde bu kaynaklar büyük ölçüde akademik başarıyı artırmaya yönelik harcanırken, yeni modelde mentorluk, psikolojik destek, sosyal gelişim programları ve iş dünyasıyla erken temas sağlayacak projelere daha fazla kaynak ayrılması tavsiye ediliyor.
Uzmanlar, akademik başarının tek başına yeterli olmadığını, öğrencilerin aidiyet duygusunun ve özgüveninin de eğitim hayatında kalmaları açısından belirleyici olduğunu vurguluyor.
Yapay zekâ ve veri analizi de kullanılabilir
Eğitim çevrelerinde tartışılan öneriler arasında okulların sahip olduğu devam durumu, davranış kayıtları, akademik performans ve sosyal hizmet verilerinin ortak analiz edilmesi de bulunuyor.
Uzmanlar, uygun veri koruma kuralları çerçevesinde geliştirilecek erken uyarı sistemlerinin risk altındaki öğrencilerin daha hızlı belirlenmesini sağlayabileceğini ifade ediyor. Ancak çocuk hakları kuruluşları, bu tür sistemlerin öğrencileri etiketlememesi ve fırsat eşitliğini zedelememesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.
İş dünyasıyla bağlar güçlendirilecek
Raporda yalnızca eğitim desteği değil, iş dünyasıyla erken temasın artırılması da öneriliyor.
Buna göre öğrencilerin ilkokulun son yıllarından itibaren farklı mesleklerle tanıştırılması, yerel işletmelerle okul ortaklıklarının artırılması ve gönüllü mentor ağlarının yaygınlaştırılması planlanıyor.
İşveren kuruluşları, özellikle dijital teknoloji, sağlık, mühendislik ve yeşil enerji gibi büyüyen sektörlerde geleceğin iş gücünü erken yaşta yönlendirmenin hem gençler hem de ekonomi açısından önemli kazanımlar sağlayacağını savunuyor.
Hükümetin "fırsat misyonunun" parçası
Alan Milburn, gençlerin sosyal yardım sistemine girdikten sonra destek vermenin hem daha pahalı hem de daha az etkili olduğunu belirterek, asıl hedefin sorun ortaya çıkmadan önce müdahale etmek olduğunu söyledi.
İncelemenin hükümetin çocuk yoksulluğunu azaltma, okul devamsızlığını düşürme ve ekonomik büyümeyi destekleme hedefleriyle uyumlu olduğu değerlendiriliyor.
Eğitim uzmanları ise önerilerin hayata geçirilmesi halinde İngiltere'de uzun yıllardır ilk kez eğitim sistemi ile istihdam politikalarının bu kadar erken yaşta birbirine bağlanacağını ve bunun genç işsizliğiyle mücadelede yeni bir dönemin başlangıcı olabileceğini ifade ediyor.
Küçük yaşlardan itibaren değerli ve ilginç bulduğu eşyaları saklayan Yılmaz, 2009 yılında emekli olduktan sonra para koleksiyonerliğine yöneldi.
Mezatları takip ederek son 8 yılda farklı dönemlere ait paraları toplayan Yılmaz, zaman içinde koleksiyonunu genişleterek dünyanın dört bir yanından paraları arşivine kattı.
Bugüne kadar 163 ülkenin parasını koleksiyonuna kazandıran Yılmaz'ın arşivinde farklı dönemlere, kültürlere ve ekonomik sistemlere tanıklık eden çok sayıda kağıt ve madeni para bulunuyor.
ÇOCUKLUK MERAKI KOLEKSİYONA DÖNÜŞTÜ
Yılmaz, çocukluğunda değerli gördüğü eşyaları biriktirerek koleksiyonerliğe ilk adımını attığını söyledi.
Emekli olduktan sonra elindeki paraları değerlendirmek ve kalıcı bir koleksiyon oluşturmak istediğini belirten Yılmaz, mezatlardan aldığı paralarla koleksiyonunu büyüttüğünü ifade etti.
Farklı ülkelerin paralarını araştırmanın ve koleksiyona yeni bir parça eklemenin kendisine mutluluk verdiğini dile getiren Yılmaz, "Bugüne kadar 163 ülkenin paralarını biriktirdim. Amacım tüm ülkelerin paralarını biriktirmek." dedi.
Koleksiyonerliğin sınırı bulunmadığını anlatan Yılmaz, dünyada bugüne kadar basılan tüm paralara ulaşmanın hem maddi açıdan hem de bulunabilirlik bakımından oldukça güç olduğunu vurguladı.
Yılmaz, imkanları ölçüsünde koleksiyonuna hem tedavüldeki hem de tedavülden kaldırılmış paraları eklemeye çalıştığını belirtti.
PARALAR TARİH VE KÜLTÜRÜN İZLERİNİ TAŞIYOR
Paraların yalnızca ekonomik bir araç olmadığını, basıldıkları dönemin tarihine ve kültürüne ilişkin izler de taşıdığını ifade eden Yılmaz, üzerlerindeki resim, yazı ve sembollerin ilgisini çektiğini anlattı.
Yılmaz, "Mesela Almanya'nın Birinci Dünya Savaşı'nda kamu kurum ve kuruluşları için geçici olarak kullanılmak üzere bastığı paralar var. Bunlar ilginç." diye konuştu.
Paraların üretiminde kullanılan malzemelerin de zaman içerisinde değiştiğine dikkati çeken Yılmaz, koleksiyonunda bazı ülkeler tarafından polimer malzemeden üretilen banknotların da bulunduğunu söyledi.
Bu paraların kağıt banknotlara göre farklı özelliklere sahip olduğunu belirten Yılmaz, suya karşı dayanıklı polimer paraların koleksiyonunda dikkati çeken örnekler arasında yer aldığını kaydetti.
ÖNCELİĞİ TÜRK PARALARINA VERİYOR
Yılmaz, dünya paralarını toplamaya devam etmesine rağmen koleksiyonunda önceliği Türk paralarına verdiğini söyledi.
Koleksiyonunun en değerli parçalarından birinin 1926 yılında tedavüle çıkarılan 1 liralık banknot olduğunu belirten Yılmaz, özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında basılan paraların kendisi için ayrı bir önem taşıdığını ifade etti.
İmkanları dahilinde eski Türk paralarından oluşan koleksiyonunu tamamlamayı hedeflediğini dile getiren Yılmaz, bazı banknotların yüksek değerleri nedeniyle koleksiyonerler tarafından kolaylıkla temin edilemediğini anlattı.
Koleksiyonunu sürekli büyütmek istediğini belirten Yılmaz, dünyanın farklı ülkelerinden karşısına çıkan yeni paraları imkanları ölçüsünde arşivine eklemeye devam edeceğini söyledi.
GELECEK KUŞAKLARA BIRAKMAK İSTİYOR
Albümlerde sakladığı paraları gelecek kuşaklara aktarmayı istediğini ifade eden Yılmaz, "Hedefim elime geçtikçe koleksiyonuma birer ikişer tane her ülkeden para koymak. Allah göstermesin bir acil ihtiyaç, bir sıkıntı olmadığı sürece koleksiyonumu torunlara bırakmak istiyorum." dedi.
Para koleksiyonunun yanı sıra pul ve tespih de biriktiren Yılmaz, daha küçük ölçekte sürdürdüğü bu koleksiyonlarını da zaman içerisinde geliştirmeyi hedeflediğini sözlerine ekledi.
Niğde'nin Bor ilçesinde bir kişi, organize sanayi bölgesinde park halindeki hafif ticari aracında ölü bulundu. Güvenlik görevlisinin hareketsiz halde fark ettiği sürücünün yaşamını yitirdiği sağlık...Devamı için tıklayınız
Nevşehir'de 34 yaşındaki Tansu Kaya, çalıştığı otele gitmek için yaya geçidinden yolun karşısına geçmeye çalışırken otomobilin çarpması sonucu hayatını kaybetti. Feci kazada metrelerce savrulan Kaya...Devamı için tıklayınız
Yalova'dan Aliağa'ya seyir halindeki Barbados bayraklı 119 metre uzunluğundaki "OCEAN MARY" isimli kuru yük gemisi, Çanakkale Boğazı'nda Gelibolu açıklarında makine arızası yaptı. Kaptanın telsizle...Devamı için tıklayınız
Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesinde bir düğün salonunda iki grup arasında henüz bilinmeyen nedenle çıkan kavgada 5 kişi yaralandı. İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edilirken yaralılar...Devamı için tıklayınız
Heybeliada Deniz Harp Okulu'nun çatısında tadilat sırasında yangın çıktı. Olay yerine çevre ilçelerden çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. Yoğun müdahalenin ardından alevler söndürüldü. Yangın...Devamı için tıklayınız
Aksaray'da 17 yaşındaki İ.Ç., tartıştığı arkadaşı tarafından sırtından bıçaklandı. Olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerince hastaneye kaldırılan yaralının sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.Devamı için tıklayınız
Tekirdağ'ın Ergene ilçesinde yolcu otobüsü, iki işçi servis minibüsü ve otomobilin karıştığı zincirleme trafik kazasında 29 kişi hafif yaralandı. Yaralılar hastanelere kaldırılırken, büyük bölümü...Devamı için tıklayınız
Kayseri'den havalanarak yaklaşık 160 kilometrelik yamaç paraşütü uçuşuyla Kahramanmaraş'ın Ekinözü ilçesine ulaşan 20 yaşındaki Efe Şimşeklier, gözünü daha uzun mesafeli uçuşlara dikti. Genç pilot,...Devamı için tıklayınız
İngiltere'nin en hareketli gece hayatına sahip bölgelerinden Soho ve West End'de onlarca yıldır süregelen pub kültürü, Westminster Belediyesi'nin hazırladığı yeni lisans politikası taslağıyla önemli bir değişimin eşiğine geldi.
Kamuoyu görüşüne açılan taslakta, barlarda ayakta içki tüketiminin azaltılması, müşterilerin mümkün olduğunca oturarak hizmet alması ve yiyecek-içecek servisinin ağırlıklı olarak garsonlar aracılığıyla yapılması öneriliyor. Taslakta ayrıca yüksek kapasiteli açık bar alanlarının küçültülmesi ve masa düzeninin artırılması tavsiye ediliyor.
Westminster Belediyesi, önerilerin doğrudan bir "yasak" anlamına gelmediğini, lisans başvurularını değerlendirirken işletmelerden bu prensiplere uygun düzenlemeler bekleyeceğini belirtiyor. Taslak politika için istişare süreci 9 Ağustos'a kadar devam edecek.
Amaç: Gürültüyü ve taşkınlığı azaltmak
Belediyeye göre düzenlemenin temel hedefi, özellikle yaz aylarında kaldırımları dolduran kalabalıkların neden olduğu gürültü, çevre kirliliği ve kamu düzeni sorunlarını azaltmak.
Soho ve West End, Westminster Belediyesi'nin "Cumulative Impact Zone" (Kümülatif Etki Bölgesi) olarak tanımladığı alan içerisinde yer alıyor. Bu bölgede yeni bar ve eğlence mekânlarına lisans verilmesi zaten uzun süredir daha sıkı kriterlere bağlı yürütülüyor. Yeni taslak ise mevcut yaklaşımı daha da genişletiyor.
Belediye yetkilileri, amaçlarının gece ekonomisini sona erdirmek değil, ziyaretçiler ile bölgede yaşayan binlerce kişi arasında daha dengeli bir yaşam ortamı oluşturmak olduğunu vurguluyor.
Sadiq Khan'dan sert tepki
Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan ise önerilere sert tepki gösterdi.
Khan, taslağı "kısıtlayıcı ve büyüme karşıtı" olarak nitelendirirken, Londra'nın uluslararası cazibesinin güçlü gece ekonomisinden kaynaklandığını söyledi.
Khan, hükümetten alacağı yeni yetkiler sayesinde belediyelerin lisans kararlarına daha fazla müdahil olmayı hedeflediğini belirterek, "Londra'nın gece ekonomisini korumak zorundayız" mesajı verdi.
Sektör: Maliyet artacak, kapasite düşecek
İngiltere'deki konaklama ve eğlence sektörü temsilcileri de taslağa karşı çıkıyor.
İşletmecilere göre masa servisi zorunluluğu daha fazla personel ihtiyacı doğuracak, birçok pubın müşteri kapasitesi azalacak ve zaten yüksek enerji ile kira maliyetleri altında faaliyet gösteren işletmelerin gelirleri düşecek.
Sektör temsilcileri ayrıca İngiliz pub kültürünün en önemli unsurlarından birinin, insanların bar önünde ayakta sohbet ederek sosyalleşmesi olduğunu belirterek bunun ortadan kaldırılmasının kültürel bir kayıp olacağını savunuyor.
Soho'da lisans tartışmaları büyüyor
Tartışma yalnızca "ayakta içki" uygulamasıyla sınırlı değil.
Son aylarda bölgenin en etkili yerel kuruluşlarından biri olan Soho Society, yeni açılacak bar ve restoran lisanslarının büyük bölümüne itiraz edeceğini açıklamıştı. Bu karar da Khan ile yerel yönetim arasında yeni bir gerilim yaratmıştı.
Uzmanlar, Westminster'ın yeni taslak politikasının kabul edilmesi halinde Londra'nın diğer belediyelerine de örnek oluşturabileceğini değerlendiriyor.
"Vertical drinking" nedir?
İngiltere'de "vertical drinking" olarak adlandırılan uygulama, müşterilerin masaya oturmadan bar önünde veya pub içerisinde ayakta içki tüketmesini ifade ediyor.
Özellikle Soho, Covent Garden ve West End gibi bölgelerde bu kültür, onlarca yıldır İngiliz pub yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. Turistler de bu bölgelerdeki sosyal atmosfer nedeniyle ayakta sohbet ederek içki içilen pub deneyimini Londra'nın simgelerinden biri olarak değerlendiriyor.
Taslak düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde ise Londra'nın en ikonik pub bölgelerinde bu gelenek önemli ölçüde değişebilir. Bunun nasıl uygulanacağı ise kamuoyu istişaresinin ardından son şekli verilecek lisans politikasıyla netleşecek.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları ve Mavi Kart sahiplerinin eğitim ve akademik gelişimlerini desteklemek amacıyla farklı alanlarda burs programları yürütüyor. Lise eğitiminden lisans öğrenimine, tez çalışmalarından uzmanlık eğitimine kadar geniş bir yelpazede sunulan burs programları, yurt dışındaki vatandaşların akademik başarılarını teşvik ederken Türkiye ile bağlarını da güçlendiriyor.
Prof. Dr. Fuat Sezgin Üstün Başarı Bursu
Prof. Dr. Fuat Sezgin Üstün Başarı Bursu, yurt dışında yükseköğrenim hayatında üstün akademik başarı gösteren Türk vatandaşları ve Mavi Kart sahiplerini ödüllendiriyor. Fen ve mühendislik bilimleri, sağlık bilimleri ile sosyal ve beşerî bilimler alanlarında eğitim gören başarılı öğrencilere yönelik program, akademik başarıyı teşvik ediyor.
Tez Araştırma Bursu
Tez Araştırma Bursu, yüksek lisans ve doktora öğrenimine devam eden öğrencilerin tez çalışmalarını destekliyor. Program kapsamında yurt dışındaki Türk toplumunu ilgilendiren konularda hazırlanan akademik çalışmalar teşvik edilirken nitelikli bilimsel üretime katkı sunuluyor.
Yurtdışı Vatandaşlar Lise Bitirme Başarı Bursu
Yurt dışında yaşayan gençler arasında lise eğitimini sürdürme ve başarıyla tamamlama oranlarının artması doğrultusunda, gençleri lise eğitimine teşvik etmek ve bu alanda farkındalık oluşturmak amacıyla Yurtdışı Vatandaşlar Lise Bitirme Başarı Bursu Programı uygulanıyor.
Program kapsamında, her ülkedeki büyükelçilik veya başkonsolosluk görev bölgesinden başvuran öğrenciler arasından not ortalaması en yüksek olan bir öğrenciye tek seferlik Lise Bitirme Başarı Bursu veriliyor.
Hukuk Alanında Uzmanlık Bursu
Son yıllarda yurt dışında yaşayan vatandaşlara ve Müslümanlara yönelik ırkçı ve İslam karşıtı eylemlerde ciddi artış yaşanıyor. Bu alanda yürütülecek raporlama, araştırma ve dosya çalışmaları ile eğitim ve eğitici eğitimlerinin desteklenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda hazırlanan Hukuk Alanında Uzmanlık Bursu Programı ile söz konusu çalışmaların geliştirilmesine ve bu alandaki akademik birikimin güçlendirilmesine katkı sunulması hedefleniyor.
Program, yurt dışındaki Türk toplumunun hukuki sorun ve ihtiyaçlarına yönelik çalışmaların yanı sıra insan hakları ihlalleri, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi konularda yapılacak araştırmaları teşvik ediyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Alanlarında Uzmanlık Bursu
Yurt dışında yaşayan altı milyondan fazla vatandaş için aile, ihtiyaç ve sorunların ilk gözlemlendiği, değerlerin gelecek nesillere aktarıldığı ve toplumsal yaşamın devamlılığının sağlandığı temel kurumlar arasında yer alıyor. Ailenin ve bireylerin desteklenmesi amacıyla aile ve sosyal hizmetler alanında sunulan danışmanlık, sosyal destek ve terapi hizmetlerinin çeşitlendirilmesi ile bu alanda görev yapacak nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi önem taşıyor. Bu kapsamda geliştirilen YTB Aile ve Sosyal Hizmetler Alanlarında Uzmanlık Bursu ile söz konusu alandaki uzman insan kaynağının güçlendirilmesine katkı sağlanıyor.
Program, yurt dışında ikamet eden ve psikoloji, pedagoji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, sosyal hizmet ile benzeri alanlardan mezun olan vatandaşların sosyal çalışmalar, terapi ve danışmanlık gibi alanlarda uzmanlaşmalarına yönelik mesleki sertifika programlarına destek sağlıyor.
SON BAŞVURU 31 AĞUSTOS 2026
YTB'nin yurt dışındaki vatandaşlara yönelik burs programlarına başvurular 31 Ağustos 2026 tarihine kadar devam edecek. Burs programlarının başvuru şartları ve ayrıntılı bilgilerine yvburslari.ytb.gov.tr adresinden ulaşılabiliyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü yeni hava durumu tahminlerini yayımladı. İstanbul’un kuzey kıyılarında yerel sağanak beklenirken, Marmara’nın güneybatısı ile Kuzey Ege’de kuvvetli rüzgâr etkili olacak. Ankara’da ise sıcaklıklar hafta boyunca mevsim normallerinin üzerinde seyredecek.
Heybeliada'da bulunan Deniz Harp Okulu'nun çatısındaki tadilat sırasında yangın çıktı. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. Ekiplerin yangına müdahalesi sürüyor.
Kütahya'nın Emet ilçesinde beton mikseri ile motosikletin çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında 1 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi ağır yaralandı.
Adıyaman'da yaşayan Abuzer ve Zeynep Yıldırım çifti, evlerini satıp tüp bebek tedavisi ile 34 yıl sonra ikiz çocuk sahibi oldu baba çocuklarıyla hayali olan Anıtkabir’i ziyaret etti.
<p>Adıyaman'da yaşayan Abuzer (71) ve Zeynep Yıldırım (59) çifti, evlerini satıp tüp bebek tedavisi ile 34 yıl sonra ikiz çocuk sahibi oldu. Şimdilerde 6 yaşında olan ikizler Tekbir Gül ve Havva Gül, anne ve babalarıyla birlikte hayalini kurdukları Anıtkabir’i ziyaret etti.</p>
<p>Abuzer ve Zeynep Yıldırım, 40 yıl önce Adıyaman'da dünya evine girdi. Evliliklerinin ilk yıllarında iki kez hamile kalan Zeynep Yıldırım, çocuklarını anne karnında kaybetti. Anne baba olmak için yıllarca çabalayan Yıldırım çifti Adıyaman, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta defalarca tedavi gördü.</p>
<p>Tüp bebek tedavisi kararı alan ve bunun için oturdukları evi satan Yıldırım çifti, 34 yılın ardından anne-baba olma mutluluğunu yaşadı. 6 yıl önce ikiz kız çocuklarını kucaklarına alan Yıldırım çifti kızlarına Tekbir Gül ve Havva Gül ismini verdi.</p>
<p><strong>HAYALLERİ OLAN ANITKABİR'İ ZİYARET ETTİLER</strong></p>
<p>Doktor ve polis olmak isteyen ikizler, öğretmenlerine Anıtkabir'i ziyaret etmek istediklerini söyledi. Ailelerinin maddi imkanı olmayan ikizlerin öğretmeni Sevgi Varsa Engel Yok Derneği Başkanı Zeynep Bulut ile iletişime geçti. Zeynep Bulut, Adıyaman’a gelip aileyi ziyaret etti. Ardından dernek, Abuzer ve Zeynep Yıldırım çifti ile kızlarını Ankara'ya götürdü. Aileleriyle birlikte Anıtkabir'i ziyaret eden Tekbir Gül ve Havva Gül'ün sevinçleri, sanal medyada paylaşılmasının ardından büyük ilgi gördü. </p>
Kayseri'nin Melikgazi ilçesinde çıkan bıçaklı kavgada H.A. (44), 6 bıçak darbesiyle hayatını kaybetti. Cinayetin ardından kaçan R.C.A. (31) ile S.K. (28), polis ekiplerinin İHA destekli operasyonuyla...Devamı için tıklayınız
Aydın'ın Efeler ilçesinde yalnız yaşayan Aytekin Ayverdi'den haber alamayan komşularının ihbarı üzerine ekipler eve girdi. Akşam saatlerinde hareketsiz halde bulunan Ayverdi'nin hayatını kaybettiği...Devamı için tıklayınız
Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesinde günlerdir aranan Ali Artıkaslan'ın cansız bedeni, Osmaniye'deki Berke Barajı'nda bulundu. AFAD, JAK, jandarma ve güvenlik korucularının katıldığı geniş çaplı arama...Devamı için tıklayınız
İstanbul Bahçelievler'de daha önce tahliye edildiği belirtilen 4 katlı bina çöktü. Olay yerine sevk edilen polis, ve sağlık ekipleri çevrede güvenlik önlemi aldı. AFAD ve itfaiye ekipleri, tedbir...Devamı için tıklayınız
Osmaniye'nin Toprakkale ilçesindeki demir-çelik fabrikasında kaynak işlemi yapılan bölümde patlama meydana geldi. Olayda yaralanan 3 işçiden Ahmet Yıldırım ve Tajdin Togar hayatını kaybederken, 1...Devamı için tıklayınız
Eskişehir'de yürüdüğü esnada düşerek yaralanan S.Ş., kaldırıldığı hastaneden tetkik sonuçlarını beklemeden ayrıldı. Yapılan tetkiklerde beyin kanaması geçirdiği belirlenen şahıs, evinde hafıza kaybı...Devamı için tıklayınız
Antalya'nın Alanya ilçesinde tatil sırasında halsizlik, baş dönmesi ve güneş çarpması şikayetiyle özel bir hastanenin acil servisine başvuran İsviçre vatandaşı iki genç kız, uygulanan muayene, kan...Devamı için tıklayınız
Malatya, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında, 8-16 Ağustos tarihleri arasında konserlerden sergilere, çocuk etkinliklerinden gastronomi...Devamı için tıklayınız
Artvin'in Arhavi ilçesinde yaşayan 63 yaşındaki Zeki Haninoğlu, hafta sonu düzenlenen Salıkvan Yaylası Boğa Güreşleri'ne götürmek istediği yaklaşık 700 kilogram ağırlığındaki boğasının saldırısına...Devamı için tıklayınız
Bolu'da 4 katlı bir apartman için yapılan doğal gaz patlaması ihbarı üzerine çok sayıda ekip bölgeye sevk edildi. Yapılan incelemede herhangi bir patlama ya da gaz kaçağı olmadığı, yoğun dumanın...Devamı için tıklayınız
Muş kent merkezindeki Hastane Kavşağı'nda iki aracın çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında 2 kişi hafif yaralandı. Yaralılar sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye...Devamı için tıklayınız
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Gökçebayır köyü yakınındaki ormanlık alanda çıkan yangın, ekiplerin havadan ve karadan yürüttüğü müdahaleyle kontrol altına alındı. Bölgede soğutma çalışmaları...Devamı için tıklayınız
Manisa'nın Turgutlu ilçesinde bir yumurta üretim tesisinde yangın çıktı. Çok sayıda itfaiye ekibinin yoğun müdahalesiyle kontrol altına alınan yangında tesis kullanılamaz hale gelirken, milyonlarca...Devamı için tıklayınız
İSKİ, Osmangazi Terfi Merkezi’ndeki revizyon ve vana yenileme çalışması nedeniyle Avrupa Yakası’ndaki 7 ilçenin bazı mahallelerinde 20 saatlik kesinti uygulanacağını bildirdi. Ümraniye’deki ayrı isale...Devamı için tıklayınız
Sakarya'da acil servis hemşiresi H.Ç.'nin kaldığı daireden yayılan kötü kokular üzerine yapılan incelemede, evin çöp yığınlarıyla dolu olduğu ortaya çıktı. Dairede tıbbi atık, hastane malzemeleri ve...Devamı için tıklayınız
Bolu'da kimliği belirsiz bir kişi, elektrikli bisiklet üzerinde kucağına aldığı yavru kediyi önce öperek sevdi, ardından elleriyle boğarak telef etti. Şüphelinin olayın ardından bölgeden uzaklaştığı...Devamı için tıklayınız
Ankara'da fahri müfettiş tarafından "trafiği tehlikeye düşürecek şekilde şerit değiştirdiği" gerekçesiyle sürücü U.Ö.'ye kesilen 10 bin TL trafik cezası, ihlali destekleyen fotoğraf veya video delili...Devamı için tıklayınız
Bursa'nın Osmangazi ilçesinde yer altı elektrik hattı çalışmaları sırasında park halindeki otomobil ekiplerin ilerlemesini engelledi. Araç sahibine ulaşılamayınca UEDAŞ ekipleri otomobili kaldırmak...Devamı için tıklayınız
Bursa’nın Nilüfer ilçesinde yaşayan Tuğrul Deligöz, iki yıl önce hayata geçirdiği sıra dışı yöntemle oto yıkama ekipmanlarını yanına alarak mobil-oto yıkama aracıyla sokak sokak dolaşıyor. Deligöz,...Devamı için tıklayınız
Kağıthane'de 18 yaşındaki Buğra E., motosikletle eski kız arkadaşı E.A.U. (16) ile yanındaki Serkan E.'nin (18) üzerine sürdü. Kaldırıma çarparak düşen şüpheli, ardından ayağa kalkıp Serkan E.'yi...Devamı için tıklayınız
Erzurum'da yatsı namazı için Selimiye Camii'ne gelen vatandaşlar dehşet verici bir manzarayla karşılaştı. Cami içerisinde bir kişinin asılı halde bulunması üzerine bölgeye polis ve sağlık ekipleri...Devamı için tıklayınız
Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 5-11 Ağustos tarihleri arasındaki kritik hava tahmin raporunu paylaştı. Güneydoğu ve güney kesimlerde bunaltıcı sıcaklar etkisini sürdürürken, kuzey ve doğunun bazı...Devamı için tıklayınız
Eskişehir-Ankara karayolunda seyir halindeki bir otomobil, gece saatlerinde henüz bilinmeyen nedenle alev aldı. Sürücü son anda kendini dışarı atarak facianın eşiğinden dönerken, LPG tankından peş...Devamı için tıklayınız
İngiltere Ulaştırma Bakanlığı'nın (Department for Transport - DfT) açıkladığı yeni düzenleme, özellikle 17 yaşında tren kartı alan gençlerin yaşadığı mağduriyeti ortadan kaldırmayı amaçlıyor.
Mevcut uygulamada 16-17 Yaş İndirimli Tren Kartı, kullanıcının 18 yaşına girmesiyle birlikte geçerliliğini yitiriyordu. Bu nedenle aynı eğitim yılı içinde doğum günü daha erken olan öğrenciler indirim haklarını kaybederken, sınıf arkadaşları eğitim yılı sonuna kadar indirimli seyahat etmeye devam edebiliyordu.
17 Ağustos'tan itibaren satın alınacak kartlar ise satın alma tarihinden itibaren tam 12 ay boyunca geçerli olacak. Böylece 17 yaşında kart alan bir genç, 18 yaşına girdikten sonra da kartını süresi doluncaya kadar kullanabilecek. Bu da birçok öğrencinin üniversiteye, koleje, çıraklık eğitimine veya iş yerine daha düşük maliyetle ulaşmasını sağlayacak.
70 binden fazla genç faydalanacak
Hükümet verilerine göre mevcut sistem nedeniyle her yıl yaklaşık 70 bin öğrenci aynı eğitim yılı içinde indirim hakkını kaybediyor.
Yetkililer, bu öğrencilerin yaşıtlarına kıyasla ortalama 175 sterlin daha fazla ulaşım masrafı yapmak zorunda kaldığını belirtiyor.
Yeni uygulamayla bu maliyet farkının ortadan kaldırılması ve ailelerin üzerindeki ulaşım yükünün hafifletilmesi hedefleniyor.
Lord Hendy: Eğitim ve istihdama erişimi kolaylaştıracak
Demiryollarından sorumlu Ulaştırma Bakanı Lord Peter Hendy, düzenlemenin yalnızca ulaşım ücretlerini düşürmekle kalmayacağını, gençlerin eğitim ve çalışma hayatına katılımını da destekleyeceğini söyledi.
Hendy, yüksek ulaşım maliyetlerinin özellikle kırsal bölgelerde yaşayan gençler için önemli bir engel oluşturduğunu belirterek, indirimin üniversite, mesleki eğitim, staj ve ilk iş fırsatlarına erişimi kolaylaştıracağını ifade etti.
Öğrencilerden olumlu karşılama
Öğrenci temsilcileri ve gençlik kuruluşları da kararı memnuniyetle karşıladı.
Özellikle her gün trenle üniversiteye veya işe gidip gelen öğrenciler açısından düzenlemenin önemli bir ekonomik rahatlama sağlayacağı belirtiliyor.
Son yıllarda kira, gıda ve enerji fiyatlarında yaşanan artış nedeniyle yaşam maliyetleri yükselirken, ulaşım giderleri de öğrencilerin bütçesinde önemli bir kalem haline gelmişti.
35 sterlinlik kart, biletlerde yüzde 50 indirim sağlıyor
Yıllık ücreti 35 sterlin olan 16-17 Yaş İndirimli Tren Kartı, İngiltere genelindeki çoğu demiryolu işletmesinde standart ve indirimli birçok bilet türünde yüzde 50 indirim sunuyor.
Kart; okul, kolej, üniversite, çıraklık programı, iş ve sosyal amaçlı seyahatlerde kullanılabiliyor. Bazı özel seferler ve belirli bilet türleri ise uygulamanın dışında kalmaya devam ediyor.
Ulaştırma Bakanlığı, kartın daha uzun süre kullanılabilmesinin gençleri özel araç yerine toplu taşımayı tercih etmeye teşvik edeceğini ve demiryollarındaki yolcu sayısının artmasına katkı sağlayacağını öngörüyor.
Hükümet: Maliyeti artan yolcu sayısı karşılayacak
Bakanlık, uygulamanın kamu bütçesine ek yük oluşturmasının beklenmediğini açıkladı.
Yapılan değerlendirmelere göre daha fazla gencin tren kullanması sayesinde oluşacak ek bilet gelirleri, indirim uygulamasının maliyetini büyük ölçüde karşılayacak.
Bu yaklaşım, son dönemde demiryollarında yolcu sayısını pandemi öncesi seviyelerin üzerine çıkarmayı hedefleyen ulaşım politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Toplu taşımayı teşvik eden yeni adımlar
Tren kartındaki değişiklik, hükümetin gençlerin ulaşım maliyetlerini azaltmaya yönelik son dönemde attığı adımlardan biri olarak görülüyor.
Kısa süre önce İngiltere genelinde otobüs ücretleri için uygulanan azami ücret sınırının yeniden 2 sterline indirileceği açıklanmıştı. Hükümet, hem otobüs hem de demiryolu alanındaki bu düzenlemelerle özellikle eğitim gören gençler, çıraklar ve düşük gelirli ailelerin ulaşım giderlerini azaltmayı amaçlıyor.
Uzmanlar ise uygun fiyatlı toplu taşımanın yalnızca aile bütçelerine katkı sağlamadığını, aynı zamanda karbon emisyonlarının azaltılması, trafik yoğunluğunun düşürülmesi ve gençlerin eğitim ile istihdam fırsatlarına daha eşit koşullarda erişebilmesi açısından da uzun vadeli sosyal ve ekonomik faydalar sağlayacağını değerlendiriyor.
Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde iddiaya göre 'kız meselesi' yüzünden çıkan bıçaklı kavgada 2 kişi yaralanırken, polis olay sonrası kaçan şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı.
Adıyaman’da komşusunun silahlı saldırısına uğrayan bir kişi hayatını kaybetti, saldırı sırasında bina önünde bulunan 5 yaşındaki bir çocuk da yaralandı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü yeni hava durumu tahminlerini yayımladı. Türkiye genelinde sıcak hava etkisini sürdürürken, İstanbul için yüksek sıcaklık ve nem uyarısı geldi. Kentte özellikle 15.00-21.00 saatleri arasında bunaltıcı havanın etkili olması bekleniyor.
Adana'nın Ceyhan ilçesinde dondurmacıda uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Yusuf Erdem cinayetini gerçekleştirdiği belirlenen zanlı ile şüpheliye yardım ettiği öne sürülen 9 şüpheli yakalanarak tutuklandı.
Bolu’da elektrikli bisikletiyle ilerlerken kucağındaki yavru kediyi önce öpen ardından elleriyle boğarak telef eden şahıs gözaltına alındı. Güvenlik kamerasına yansıyan olayın 15 yaşındaki şüphelisinin otizmli olduğu öğrenildi.
Türkiye, yeni sıcak hava dalgasının etkisine giriyor. Meteoroloji Uzmanı Adil Tek, ağustos ayının haziran ve temmuza göre daha sıcak geçeceğini belirtirken, İstanbul’da özellikle rüzgârsız ve yapı yoğunluğu yüksek bölgelerde sıcaklıkların 40 dereceye yaklaşabileceğini söyledi.
Beştepe’deki Yüksek Askerî Şûra toplantısında TSK’daki terfi ve emeklilikler belirlendi. Tuğgeneralliğe terfi eden Albay Özlem Karapınar, Türk Hava Kuvvetleri’nin "ilk kadın generali" unvanını kazandı.
Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde salı günü toplandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık ettiği yaklaşık 2 saat süren toplantıda, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki terfi ve emeklilik süreçleri değerlendirildi. Buna göre, tuğgeneralliğe yükseltilen Albay Özlem İyidilli Karapınar, Türk Hava Kuvvetleri tarihinin "ilk kadın paşası" oldu.
Türk Hava Kuvvetleri'nin tecrübeli savaş pilotu Albay Özlem İyidilli Karapınar liseden sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazanmasına rağmen Hava Harp Okulu'nun yüksek başarılı öğrencilere sunduğu daveti değerlendirdi.
Toplantıda, 25 general ve amiral bir üst rütbeye, 69 albay ise general ve amiralliğe yükseltildi. Yüksek Askeri Şura kararı ile Hava Kuvvetleri Komutanlığına Orgeneral Rafet Dalkıran atanırken, Türkiye'nin ilk astronotu Hava Pilot Albay Alper Gezeravcı da tuğgeneralliğe terfi etti.
YAŞ'ta alınan kararlara dair listeye, Milli Savunma Bakanlığı'nın (MSB) internet sitesinden ulaşılabiliyor.
Özlem İyidilli Karapınar kimdir?
Karapınar, Yalova'daki ön uçuş eğitiminin ardından hekimlik yerine askerliği seçerek, tüm eleme aşamalarını başarıyla geçti ve Hava Harp Okulu'na girdi.
Uzun yıllar Türk Hava Kuvvetleri'nde savaş pilotu olarak görev yaptı.
Meslek yaşamı boyunca önemli görevler üstlendi.
Deneyimli subay, 2026 YAŞ kararları kapsamında tuğgeneralliğe terfi ederek Hava Kuvvetleri'nin "ilk kadın paşası" olarak tarihe geçti.
2023 yılındaki YAŞ kararları kapsamında tuğamiralliğe yükseltilen Albay Gökçen Fırat, Cumhuriyetin ilk kadın amirali olmuştu.
İngiltere'den Türkiye'ye ihraç edilen plastik atıkların çevresel etkileri yeniden gündeme geldi. İngiliz gazetesi The Guardian tarafından yayımlanan kapsamlı araştırma, İngiltere kaynaklı plastik atıkların önemli bir bölümünün ulaştığı Adana'daki geri dönüşüm tesislerinin çevresinde mikroplastik kirliliğinin ciddi seviyelere ulaştığını ortaya koydu.
Araştırmada, Çukurova Ovası'nı besleyen sulama kanallarından alınan su örneklerinde, geri dönüşüm tesislerinin bulunduğu bölgenin aşağı kesimlerinde mikroplastik yoğunluğunun üst havzalara kıyasla yaklaşık 10 kat daha fazla olduğu tespit edildi. Bulgular, yalnızca çevreyi değil, Türkiye'nin en önemli tarım üretim merkezlerinden biri olan Çukurova'daki gıda üretimini de yakından ilgilendiriyor.
Çukurova'dan Akdeniz'e uzanan risk
Bilim insanlarına göre mikroplastikler yalnızca sulama sularında kalmıyor. Kanallar aracılığıyla tarım arazilerine taşınan plastik parçacıkları toprağa karışıyor, buradan da bitkilere ve gıda zincirine ulaşabiliyor. Aynı zamanda sulama kanallarından Seyhan ve Ceyhan havzaları üzerinden Akdeniz'e taşınan mikroplastikler deniz ekosistemini de tehdit ediyor.
Uzmanlar, mikroplastiklerin balıklar, kabuklu deniz canlıları ve diğer su organizmaları tarafından yutulduğunu, bunun da hem biyolojik çeşitlilik hem de insan sağlığı açısından uzun vadeli risk oluşturduğunu belirtiyor.
İngiltere'nin plastik atıkları hâlâ Türkiye'ye geliyor
Çevre Araştırma Ajansı'nın (Environmental Investigation Agency-EIA) verilerine göre, 2021-2024 yılları arasında İngiltere'den Türkiye'ye gönderilen plastik atıkların yaklaşık yüzde 13'ü Adana'da faaliyet gösteren sekiz geri dönüşüm tesisine ulaştı.
Verilere göre İngiltere, 2025 yılında Türkiye'ye yaklaşık 139 bin ton plastik atık ihraç etti. Çin'in 2018 yılında plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından Türkiye, Avrupa'nın en büyük plastik atık ithalatçılarından biri haline gelmişti. Çevre örgütleri ise bu ticaretin gelişmiş ülkelerin atık yükünü daha düşük maliyetle başka ülkelere aktarması anlamına geldiğini savunuyor.
Uluslararası çevre kuruluşları bu modeli "waste colonialism" (atık sömürgeciliği) olarak tanımlıyor.
Araştırmada dikkat çeken bulgular
Araştırma kapsamında incelenen su örneklerinde, poşet, ambalaj, tekstil ve endüstriyel plastiklerden kaynaklandığı değerlendirilen çok sayıda mikroplastik parçacığı tespit edildi.
Bilim insanları, geri dönüşüm sırasında plastiklerin kırılması, öğütülmesi, yıkanması ve açık alanlarda depolanmasının çevreye mikroplastik yayılımını artırabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle filtreleme sistemlerinin yetersiz olduğu tesislerde bu parçacıkların atık suyla doğrudan sulama kanallarına karışabildiği ifade ediliyor.
"Sorun yalnızca geri dönüşüm değil, denetim eksikliği"
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi'nden deniz biyoloğu Sedat Gündoğdu, plastik atık ithalatının mevcut haliyle sürdürülebilir olmadığını belirterek kapsamlı önlemler alınması gerektiğini söyledi.
Gündoğdu, plastik atık ithalatının yasaklanmasını, geri dönüşüm tesislerinde mikroplastik filtreleme sistemlerinin zorunlu hale getirilmesini ve tüm atık su deşarjlarının bağımsız kuruluşlar tarafından düzenli olarak denetlenmesini önerdi.
Çevre uzmanları ayrıca lisanslı tesislerin yanı sıra kayıt dışı geri dönüşüm faaliyetlerinin de sıkı şekilde takip edilmesi gerektiğini vurguluyor.
İngiltere hükümeti kuralları savundu
İngiltere hükümeti ise plastik atık ihracatının uluslararası çevre mevzuatı kapsamında gerçekleştirildiğini belirtti.
Yetkililer, plastik atık ihraç eden şirketlerin yalnızca gerekli lisanslara sahip tesislerle çalışmak zorunda olduğunu, ihracatçı firmaların çevre standartlarına uyma yükümlülüğü bulunduğunu ve kurallara aykırı hareket edilmesi halinde yaptırım uygulanabildiğini ifade etti.
Ancak çevre örgütleri, ihracat sonrasında atıkların nihai olarak nasıl işlendiğinin yeterince denetlenmediğini, bu nedenle mevcut sistemin ciddi açıklar barındırdığını savunuyor.
Türkiye uzun süredir tartışmaların merkezinde
Türkiye son yıllarda Avrupa'dan en fazla plastik atık alan ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle Adana çevresinde geçmiş yıllarda da kaçak dökülen veya açık arazilerde yakılan ithal plastik atıklara ilişkin çok sayıda haber ve inceleme yayımlanmıştı.
Çevre örgütleri, ithal edilen plastiklerin tamamının geri dönüştürülemediğini, ekonomik değeri düşük olan kısmın ise yakıldığı, depolandığı veya doğaya bırakıldığı yönünde uzun süredir uyarılarda bulunuyor.
Uzmanlara göre mikroplastik kirliliğinin yalnızca çevresel bir sorun olarak değil, tarımsal üretim, halk sağlığı, su kaynakları ve uluslararası atık ticaretinin sürdürülebilirliği açısından da değerlendirilmesi gerekiyor. İngiltere'den Türkiye'ye yapılan plastik atık sevkiyatları ise bu tartışmaların önümüzdeki dönemde hem Ankara'nın hem de Londra'nın çevre politikalarında daha fazla gündeme gelmesine neden olabilir.
İngiltere'den Türkiye'ye Plastik Atık İhracatı (2016-2025)
Yıl
Türkiye'ye gönderilen plastik atık (ton)
Öne çıkan gelişme
2016
Yaklaşık 12 bin
Çin hâlâ en büyük ithalatçı konumunda; Türkiye'nin payı düşük seviyede.
2017
Yaklaşık 30-40 bin
Çin'in ithalatı kısıtlamaya başlamasıyla Türkiye'ye sevkiyat hızla arttı.
2018
Yaklaşık 80-90 bin
Çin'in "National Sword" politikası sonrası Türkiye önemli alternatif pazar haline geldi.
2019
Yaklaşık 130 bin
İngiltere'nin Türkiye'ye plastik atık ihracatı hızla büyümeye devam etti.
2020
209.642
Rekor seviyeye ulaştı; Türkiye, İngiltere'nin en büyük plastik atık alıcısı oldu.
2021
Yaklaşık 135 bin
Türkiye bazı plastik türlerinin ithalatını kısıtladı; sevkiyat geriledi.
2022
Yaklaşık 150 bin
Çevre örgütleri kaçak döküm ve açık alanda yakma vakalarına ilişkin raporlar yayımladı.
2023
Yaklaşık 145 bin
Türkiye, İngiltere'nin en büyük plastik atık destinasyonlarından biri olmayı sürdürdü.
2024
151 bin
İngiltere'nin Türkiye'ye ihracatı önceki yıla göre yüksek seviyesini korudu.
2025
139 bin
Toplam 675 bin tonluk İngiltere plastik atığı ihracatının yaklaşık beşte biri Türkiye'ye gönderildi.
Liverpool Kraliyet Mahkemesi'nde görülen davada 33 yaşındaki Nathan Owen, tehlikeli araç kullanma ve dolandırıcılık suçlarından toplam 4 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm edildi.
Olay, 6 Mart 2024 tarihinde Merseyside'daki M58, M57 ve M62 otoyollarında yaşandı. Owen, 999 Acil Servisi'ni arayarak elektrikli Jaguar I-Pace model aracının kontrolden çıktığını, frenlerinin çalışmadığını ve aracın kendi kendine hızlandığını söyledi.
İhbar üzerine Merseyside ve Greater Manchester polis ekipleri geniş çaplı bir operasyon başlattı. Yaklaşık 35 dakika süren olay boyunca araç yaklaşık 38 mil (61 kilometre) yol kat etti ve saatte 86 mile (yaklaşık 139 kilometre) ulaşan hızlara çıktı. Polis ekipleri sürücüyü güvenli şekilde durdurabilmek için otoyolları kademeli olarak kapatırken, yoğun trafik oluştu ve binlerce sürücü uzun süre yolda beklemek zorunda kaldı.
Polis Aracına 31 Kez Çarptı
Mahkemede sunulan delillere göre Owen, polisin aracı durdurma girişimleri sırasında bir polis aracına 31 kez çarptı. Jaguar I-Pace ancak bataryasının tamamen tükenmesiyle M62 üzerindeki 12 numaralı kavşak yakınlarında durabildi.
Teknik İnceleme Gerçeği Ortaya Çıkardı
Olayın ardından Merseyside Polisi ile Jaguar Land Rover mühendislerinin yaptığı ayrıntılı teknik inceleme, Owen'ın tüm iddialarını çürüttü.
Araçta fren sistemi, elektronik kontrol üniteleri ve batarya dahil hiçbir mekanik veya elektronik arızaya rastlanmadı. Araçtan alınan dijital veriler ise olay boyunca sürücünün fren pedalına hiç basmadığını ortaya koydu. Mahkeme kayıtlarına göre Owen'ın iddia ettiği gibi aracın kendi kendine hızlanmasına ilişkin herhangi bir bulguya da ulaşılamadı.
Asıl Amaç Borçtan Kurtulmaktı
Soruşturma sırasında Owen'ın mali durumu da mercek altına alındı.
Savcılık, sanığın araç finansman şirketine yaklaşık 5 bin sterlin borcu bulunduğunu ve olay günü yaptığı kredi başvurusunun reddedildiğini ortaya koydu. Mahkeme, Owen'ın aracı "ayıplı" göstererek finansman sözleşmesini iptal ettirmeyi ve borçtan kurtulmayı hedeflediğine hükmetti.
Basına da Para Karşılığı Hikâyesini Sattı
Davada dikkat çeken ayrıntılardan biri de Owen'ın olaydan sonra aynı iddiaları ulusal gazetelere anlatarak para kazanması oldu.
Mahkeme kayıtlarına göre sanık, fren arızası hikâyesini iki gazeteye satarak toplam 800 sterlin ödeme aldı. Bu durum dolandırıcılık suçlamalarının önemli delillerinden biri olarak dosyaya girdi.
Jaguar Land Rover: 50 Milyon Sterlinlik İtibar Zararı
Olay yalnızca polisi ve kamuoyunu değil, araç üreticisini de etkiledi.
Jaguar Land Rover, mahkemeye sunduğu açıklamada, asılsız fren arızası iddialarının dünya genelinde yaklaşık 180 olumsuz haber oluşturduğunu, markaya yönelik güven kaybını gidermek amacıyla 50 milyon sterlin ek pazarlama harcaması yapmak zorunda kaldığını bildirdi.
Hakim: "Korkutucu Derecede Aptalcaydı"
Kararı açıklayan Yargıç Ian Unsworth KC, Owen'ın planını "korkutucu derecede aptalca" olarak nitelendirerek şu değerlendirmede bulundu:
Sanığın bilinçli şekilde büyük bir polis operasyonunu tetiklediğini, kamuoyunda ciddi paniğe yol açtığını, polis memurlarını ve diğer sürücüleri büyük tehlikeye attığını belirten hakim, olayın yalnızca maddi zarar değil, kamu güvenliği açısından da son derece ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
Mahkeme ayrıca Owen'ın cezasını tamamladıktan sonra 5 yıl süreyle araç kullanmaktan men edilmesine de karar verdi.
Suzanne Lawrence, 27 Temmuz 1979 tarihinde 13 yaşındaki kız kardeşi Michelle ile birlikte Doğu Londra'nın Harold Hill bölgesindeki evlerinden ayrıldı. İki kardeş annelerine, Dagenham'da arkadaşlarında kalacaklarını söyledi.
Ancak planları farklıydı. Kardeşler, Kuzey Londra'daki Highbury Fields'da kurulan panayıra gitti ve burada yaşları 14 ile 17 arasında olduğu tahmin edilen üç erkekle tanıştı. Polis soruşturmasına göre gençler, Suzanne ve Michelle'i panayırın ardından yakınlardaki işgal edilmiş (squat) bir binaya götürdü ve iki kardeş burada iki gece geçirdi.
Kız kardeşi eve döndü, Suzanne ise kayboldu
Bir süre sonra Suzanne ile Michelle arasında tartışma çıktı.
Michelle tek başına eve dönerek annesine Suzanne'ın ertesi gün geleceğini düşündüğünü söyledi. Ancak Suzanne Lawrence o günden sonra bir daha ne ailesi ne de arkadaşları tarafından görüldü.
Aradan geçen yaklaşık yarım asır boyunca binlerce ihbar değerlendirildi ancak genç kıza ne olduğu hiçbir zaman kesin olarak ortaya çıkarılamadı. Dosya ise hiçbir zaman kapatılmadı.
Polis şimdi o üç erkeği arıyor
Metropolitan Polisi'nin Soğuk Dosyalar Birimi, soruşturmanın yeniden değerlendirilmesi sırasında dikkatini panayırda Suzanne ve Michelle ile tanışan üç gence çevirdi.
1979 yılında 14 ila 17 yaşlarında oldukları değerlendirilen bu kişilerin bugün 60'lı yaşlarında olduğu tahmin ediliyor.
Dedektifler, söz konusu kişilerin olayla doğrudan bağlantılı olduklarını söylemediklerini ancak Suzanne'ın kaybolmadan önceki son saatlerine ilişkin "hayati bilgiler" taşıyabileceklerini belirtiyor. Bu nedenle isimlerini açıklayamayan ya da yıllardır sessiz kalan kişilere yeniden polise başvurma çağrısı yapıldı.
Yeni yaşlandırma görüntüleri yayımlandı
Soruşturmaya yeni ivme kazandırmak isteyen Metropolitan Polisi, Suzanne Lawrence'ın bugün nasıl görünebileceğine ilişkin dijital yaşlandırma çalışmaları hazırlattı.
Yayımlanan robot resimlerin, yıllar önce Suzanne'ı tanımış ancak bugün onu farklı bir görünümle hatırlayabilecek kişilerin hafızasını canlandırmasının hedeflendiği belirtildi. Polis, en küçük ayrıntının bile soruşturmayı ilerletebileceğini vurguluyor.
Eski şüpheler yeniden gündemde
Yıllar içinde Suzanne Lawrence'ın kayboluşu, İngiltere'nin bazı ünlü seri katilleriyle de ilişkilendirilmişti.
Özellikle hüküm giymiş seri katiller Robert Black ve Peter Tobin'in isimleri soruşturma kapsamında değerlendirilmiş, Black'in evinde bulunan bir bilekliğin Suzanne'a ait olabileceği iddiası uzun süre tartışılmıştı. Ancak polis bugüne kadar bu bağlantıları doğrulayacak kesin bir delile ulaşamadı ve dosyada herhangi bir kişi hakkında suçlama yöneltilmedi.
Ailenin umudu tükenmedi
Suzanne'ın kız kardeşi Michelle ve diğer aile üyeleri, geçen on yıllara rağmen umutlarını tamamen kaybetmediklerini belirtiyor.
Aile, o gün Suzanne'ı gören, panayırda bulunan veya olayla ilgili en küçük ayrıntıyı hatırlayan kişilerin artık sessiz kalmaması gerektiğini söylüyor.
Metropolitan Polisi de özellikle yıllar içinde vicdani yük hisseden veya o dönemde konuşmaktan çekinen kişilerin bugün vereceği bilgilerin soruşturmada belirleyici olabileceğini ifade ediyor. Yetkililer, "Önemsiz gibi görünen tek bir hatıra bile bu dosyanın çözülmesini sağlayabilir" mesajıyla kamuoyundan destek istedi.
İngiltere'de yaşayan 38 yaşındaki Charlene Heslop ile eşi Jordan Heslop, 12 yıllık birlikteliklerini evlilikle taçlandırdı. Ancak çiftin mutluluğu, düğünden sadece birkaç gün sonra aldıkları yıkıcı haberle gölgelendi.
Doktorlar, Charlene'in daha önce iki kez tedaviyle kontrol altına alınan rahim ağzı kanserinin üçüncü kez nüksettiğini ve hastalığın artık ileri evreye ulaştığını söyledi. Genç kadına yalnızca 3 ila 9 ay ömrü kaldığı ifade edildi.
Bu tahmin, çiftin ilk evlilik yıl dönümlerini birlikte kutlayamayacakları endişesini beraberinde getirdi. Ancak Charlene, uygulanan palyatif tedaviler, ailesinin desteği ve kendi yaşam azmi sayesinde doktorların öngördüğü süreyi aşarak ilk evlilik yıl dönümüne ulaşmayı başardı.
Hospis çalışanlarından duygu dolu sürpriz
Charlene'in tedavi gördüğü Ashgate Hospisi'nde görev yapan sağlık çalışanları, çiftin yaklaşan yıl dönümünü öğrenince anlamlı bir organizasyona imza attı.
Hospisin kış bahçesi, çiçekler, mumlar, balonlar ve romantik masa düzeniyle adeta şık bir restorana dönüştürüldü. Çift için özel bir akşam yemeği hazırlanırken, sakin ve özel bir ortam oluşturularak evlilik yıl dönümlerini hastane ortamından uzak bir atmosferde kutlamaları sağlandı.
Charlene ve Jordan, karşılarında gördükleri manzara karşısında gözyaşlarını tutamazken, sürprizin hayatlarının en unutulmaz anlarından biri olduğunu ifade etti.
"Her günü bir hediye olarak görüyoruz"
Çift, yaşadıkları zorlu sürecin kendilerine zamanın değerini yeniden öğrettiğini belirtti.
Charlene, artık gelecek yılları planlamak yerine her günü birlikte geçirmenin mutluluğunu yaşadıklarını söylerken, Jordan ise eşinin gösterdiği mücadele azminin çevresindeki herkese ilham verdiğini dile getirdi.
Yakınları da Charlene'in beklenenden uzun süre hayatta kalmasının sadece tıbbi tedaviyle değil, moral, sevgi ve güçlü aile desteğiyle de yakından ilişkili olduğunu ifade ediyor.
Palyatif bakımın önemine dikkat çekti
Charlene'in hikâyesi, yalnızca kanserle mücadeleyi değil, yaşamın son döneminde sunulan palyatif bakım hizmetlerinin hastaların yaşam kalitesine sağladığı katkıyı da gündeme taşıdı.
Ashgate Hospisi, Kuzey Derbyshire bölgesinde yaşamı tehdit eden hastalıklarla mücadele eden yetişkinlere ücretsiz uzman palyatif bakım hizmeti sunuyor. Kurum son dönemde finansman baskıları yaşasa da, bölgedeki hastalara evde bakım, sanal servis ve yataklı bakım hizmetlerini sürdürmeye devam ediyor. 2026 yılı için yapılan yeni finansman anlaşmasıyla hizmetlerin devamlılığı konusunda daha istikrarlı bir döneme girildiği açıklandı.
Charlene ve Jordan'ın ilk evlilik yıl dönümü ise, yalnızca bir kutlama değil; umudun, sevginin ve insan dayanışmasının en anlamlı örneklerinden biri olarak hafızalarda yer etti.
Bakan Yumaklı, yazılı açıklamasında, kahverengi kokarcanın, fındık başta olmak üzere 300'den fazla bitkisel üründe zarara yol açabildiğini aktardı.
Kahverengi kokarcaya karşı entegre mücadele prensipleri çerçevesinde mekanik, biyoteknik, biyolojik ve kimyasal mücadele yöntemlerini içeren "Kahverengi Kokarca ile Mücadele Eylem Planı" yürütüldüğünü hatırlatan Yumaklı, Bakanlığın planlamaları doğrultusunda, zararlının bulunduğu ve risk altında görülen illere samuray arısı salımları yapıldığını anımsattı.
Yumaklı, 2025'te mücadelede il sayısının 40'a çıkarılarak, yaklaşık 1 milyon 156 bin samuray arısı salımı gerçekleştirildiğini, bu çalışmanın dünya ölçeğinde dikkat çeken parazitoit salım uygulamaları arasında yer aldığının altını çizdi.
"859 bin 329 hanede kışlak mücadelesi yapıldı"
Kahverengi kokarca zararlısına karşı feromon tuzaklardan samuray arısına kadar birçok farklı yöntemle mücadelenin devam ettiğine işaret eden Yumaklı, 40 ilde öncelikle biyolojik mücadelenin, popülasyon yoğunluğunun yüksek olduğu ekonomik zarar eşiğini aşan alanlarda kimyasal mücadelenin yapıldığını ifade etti.
Yumaklı, sonbahar döneminde ise Karadeniz ve Marmara bölgelerindeki bulaşık alanlarda feromon tuzaklarla cezbet-öldür yöntemi uygulanarak, mücadele çalışmalarının sürdürüldüğünü vurgulayarak, "Zararlının kışlamak amacıyla korunaklı alan dediğimiz ev, ahır, samanlık, serender, merek, depo gibi alanlara yöneldiği dönemde, bir sonraki yılın popülasyonunun kırılması amacıyla kışlak mücadelesi yürütülüyor. 2026'da 859 bin 329 hanede kışlak mücadelesi yapıldı. Biyolojik mücadele amacıyla 2026 içinde doğaya 1 milyon 650 bin samuray arısı salındı. Kahverengi kokarcayla biyolojik mücadele kapsamında, uluslararası işbirliklerini güçlendiriyoruz. Parazitoit üretimi ve salımına ilişkin edinilen bilgi ve tecrübelerimizi, Gürcistan ve Azerbaycan ile paylaşarak, bu ülkelerde yürütülen biyolojik mücadele çalışmalarına teknik katkı sağlıyoruz." ifadelerini kullandı.
Türkiye'de üretilen 20 bin samuray arısını Azerbaycan'a gönderdiklerini bildiren Yumaklı, söz konusu ülkede ilk parazitoit salımını 7 Temmuz'da TAGEM'e bağlı Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü personelinin desteğiyle başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti.
Üreticilere eğitimler veriliyor
Yumaklı, "Kahverengi Kokarca ile Ülkesel Entegre Mücadele Yönetimi Projesi" ile üreticilere, zararlının kışlak döneminde etkin şekilde kontrol altına alınmasına yönelik, uygulanması gereken yöntemler hakkında bilgilendirmeve eğitim faaliyetleri gerçekleştirildiğini kaydetti.
Eğitimlerde, zararlının biyolojisi, kışlak alanlarının tespiti, mekanik mücadele yöntemleriyle alınması gereken koruyucu tedbirlerin ayrıntılı olarak anlatıldığını aktaran Yumaklı, biyolojik mücadele yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla hazırlanan broşürlerin de üreticilere ve vatandaşlara dağıtıldığına dikkati çekti.
Yumaklı, gerçekleştirilen bu faaliyetlerle zararlıyla mücadelede bilinç düzeyinin artırılması, sürdürülebilir mücadele yöntemlerinin teşvik edilmesi ve üreticilerin doğru uygulamalara yönlendirilmesinin hedeflendiğini vurguladı.
Kokarcaya karşı iki yeni proje
Alınan olumlu sonuçların, daha iyi seviyelere getirilmesi için mücadele işlemleri, salımı yapılan samuray arılarının etkinlikleri ve rekolte kayıplarının yıllık olarak incelenmeye devam edileceğinin altını çizen Yumaklı, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bu yıl itibarıyla Bakanlığımız tarafından başlatılan iki yeni proje kapsamında, kahverengi kokarcaya yönelik bilimsel çalışmalar daha da güçlendirilecek. 'Kahverengi Kokarcanın Fındıkta Verim ve Kalite Kayıplarının Ekonomik Analizi ve Kimyasal Mücadele Optimizasyonu Projesi' ile ekonomik zarar eşiği ve optimum kimyasal mücadele zamanı belirlenecek, elde edilen sonuçlar karar destek sistemlerine entegre edilerek, üretici koşullarında yaygınlaştırılacak. 'Kahverengi Kokarcanın Farklı Konukçularındaki Zarar Potansiyelinin, Popülasyon Dinamiklerinin ve Kritik Mücadele Dönemlerinin Belirlenmesi Projesi' ile de farklı konukçulardaki zarar durumu ve kritik mücadele dönemleri ortaya konulacak, elde edilen veriler tahmin-uyarı sistemleri ile entegre mücadele programlarının geliştirilmesinde kullanılacak. Bu bağlamda, kahverengi kokarcanın tarımsal üretimimizde yol açtığı kayıpların ortadan kaldırılması ve üreticilerimizin verim kaybının önlenmesi için yeni projeler geliştirmeyi sürdüreceğiz."
Manisa’nın Salihli ilçesindeki Sardes Antik Kenti’nde yaklaşık 2 bin 500 yıllık anıtsal genç erkek heykeli gün yüzüne çıkarıldı. MÖ 470-450 yıllarına tarihlendirilen 2,2 metre yüksekliğindeki mermer...Devamı için tıklayınız
Bursa'nın İnegöl ilçesinde seyir halindeki bir otomobilin motor bölümüne giren yaklaşık 1,5 metrelik yılan, sürücüye korku dolu anlar yaşattı. Yaklaşık 10 kilometre boyunca motor kısmında fark...Devamı için tıklayınız
Şanlıurfa'da sahte jandarma kıyafetleri giyerek altın sevkiyatı yapan aracı gasp eden çeteye yönelik düzenlenen operasyonda film sahnelerini aratmayan anlar yaşandı. Akıncı TİHA'nın da destek verdiği...Devamı için tıklayınız
Zonguldak'ın Çaycuma ilçesinde 5 gün önce kaybolan ve aranan Sezgin Göcen, jandarma ekiplerinin titiz çalışması sonucu eski bir okul binasında sağ olarak bulundu. Sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilen...Devamı için tıklayınız
Kastamonu'nun Tosya ilçesinde sürücüsünün kontrolünden çıkan otomobil, su kanalına çarparak metrelerce sürüklendi. D100 kara yolundaki kazada 2 kişi hayatını kaybederken, 4 kişi yaralandı.Devamı için tıklayınız
Fatih'te bir şüpheli, Haydarhane Camisi Haziresinde bulunan 7 tarihi mezar taşına zarar verdikten sonra kaçtı. Polis, şüphelinin yakalanması için çalışma başlattı.Devamı için tıklayınız
Antalya'da sipariş almaya gittiği dönercide çıkan tartışmada motokurye Semih Sungur, işletme sahibinin döner bıçaklı saldırısına uğradı. Sağ elindeki iki parmağı kopma derecesinde yaralanan Sungur'un...Devamı için tıklayınız
Muğla'nın Seydikemer ilçesindeki orman yangınında dozer operatörü Musa Kaplan, çevredekilerin “Çık oradan” uyarılarına rağmen görev yerini terk etmedi. Dozeriyle alevlerin önüne set çeken Kaplan,...Devamı için tıklayınız
Mardin'in Mazıdağı ilçesinde, ailesine ait kapısı açık otomobile binip güneş altında uyuyakalan 4 yaşındaki Muhammed Aras Temel, fenalaşınca hastaneye kaldırıldı. Havale geçirdiği belirlenen küçük...Devamı için tıklayınız
Ankara'dan Giresun'a acil işi olduğu gerekçesiyle 28 bin 500 lira taksi parası ödeyerek giden iş insanı Zafer Günaydın'ın asıl amacının Artvin'de yılda bir kez gerçekleştirilen jumping organizasyonuna...Devamı için tıklayınız
Meteoroloji'nin 3-9 Ağustos tarihlerini kapsayan son tahminlerine göre sıcaklıklar hafta boyunca iç kesimlerde artacak, Türkiye genelinde mevsim normalleri civarında ve yer yer üzerinde seyredecek....Devamı için tıklayınız
İstanbul'un Bakırköy ilçesinde bir parkta uygunsuz davranışlarda bulundukları belirlenen 2 kişi gözaltına alındı. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler üzerine çalışma başlatan polis ekipleri, kamera...Devamı için tıklayınız
Karabük'te otomobilini park etmeye çalışan sürücü, iddiaya göre fren yerine gaza basınca araç kontrolden çıkarak kafeye daldı. 100. Yıl Mahallesi'nde yaşanan kazada kafede oturan 34 yaşındaki bir...Devamı için tıklayınız
Mersin’in Toroslar ilçesinde akıllara durgunluk veren bir trafik caniliği yaşandı. Otomobiliyle çarptığı motosikletteki 4 kişiden birini kaputun üzerinden indiren vicdansız sürücü, yardım etmek yerine...Devamı için tıklayınız
Ankara'nın Etimesgut ilçesinde meydana gelen zincirleme kazada, kontrolden çıkan bir otomobil park halindeki 3 araca çarptı. Şiddetli çarpışmada 4 kişi yaralanırken, araçlarda büyük çapta hasar...Devamı için tıklayınız
Kastamonu'nun Seydiler ilçesinde tır ile traktörün çarpıştığı feci kazada ağır yaralanan traktör sürücüsü Çetin Işık, kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Yaşamını yitiren...Devamı için tıklayınız
Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde bir düğün salonundan atılan havai fişekler, zeytin bahçesinde yangın çıkardı. Yangının çıktığı ilk anlarda davetlilerin yanı başlarındaki alevleri fark etmeyerek göbek...Devamı için tıklayınız
Tokat'ta 4 katlı bir apartmanın ikinci katında çıkan yangın paniğe neden oldu. Alevlerin kısa sürede daireyi sardığı olayda, binada mahsur kalan vatandaşlar itfaiye ekiplerinin zamanla yarıştığı...Devamı için tıklayınız
Tunceli'de kaybolan Gülistan Doku'ya ilişkin Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada kritik bir gelişme yaşandı. Dördüncü dalga operasyonu kapsamında gözaltına alınan dönemin...Devamı için tıklayınız
Ordu'nun Mesudiye ilçesinde üç katlı bir evde çıkan yangın sırasında mutfak tüpünün patlaması sonucu evde bulunan 5 kişi yaralandı. Sağlık ekiplerince hastaneye kaldırılan yaralılar tedavi altına...Devamı için tıklayınız
Bursa'nın Yıldırım ilçesinde otomobil ile motosikletin çarpıştığı kazada yürekler ağza geldi. Çarpışmanın etkisiyle savrulan motosiklet iki araç arasında adeta hurdaya dönerken, ağır yaralanan sürücü...Devamı için tıklayınız
İngiltere'nin doğusundaki Suffolk kıyılarında bulunan Dunwich Heath bölgesinde başlayan ve halen tamamen söndürülemeyen orman yangını, son yıllarda ülkenin karşı karşıya kaldığı en büyük doğal afetlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Suffolk İtfaiyesi'nin "son derece zorlu" olarak nitelendirdiği yangın, rüzgârın etkisiyle kısa sürede geniş bir alana yayıldı. Şu ana kadar yaklaşık 150 hektarlık fundalık ve ormanlık alan yanarken, bölgedeki ekolojik dengenin yeniden oluşmasının onlarca yıl sürebileceği belirtiliyor.
Yüzlerce Kişi Tahliye Edildi
Yangının yerleşim alanlarına yaklaşması üzerine tatil parkları, karavan alanları ve çevredeki bazı konutlar boşaltıldı.
İtfaiye ekipleri, 100'den fazla personel, çok sayıda arazöz, arazi aracı ve su taşıyan helikopterlerle günlerdir alevleri kontrol altına almaya çalışıyor.
Yetkililer, yangının şimdilik kontrol altına alınmaya başlandığını ancak bölgede sıcak hava, kurak zemin ve değişken rüzgâr nedeniyle riskin sürdüğünü açıkladı.
Nükleer Santral Yakınında Endişe Oluşturdu
Yangın, İngiltere'nin önemli enerji tesislerinden Sizewell B Nükleer Santrali ile yapımı süren Sizewell C sahasına birkaç kilometre mesafede meydana geldi.
İlk saatlerde kamuoyunda ciddi endişe oluşurken, yetkililer yangının nükleer tesisleri tehdit etmediğini ve santrallerin güvenli şekilde faaliyetlerini sürdürdüğünü duyurdu. Santral işletmecileri ile acil durum ekiplerinin koordineli çalıştığı bildirildi.
Doğal Yaşam Büyük Darbe Aldı
Yangının en ağır bilançosu ise doğal yaşamda yaşandı.
Alevler, İngiltere'nin en önemli kuş yaşam alanlarından biri olan Minsmere Doğa Koruma Alanı ile çevresindeki fundalıkları etkiledi. Özellikle nadir görülen gece kuşları, sürüngenler ve kıyı ekosistemine ait birçok canlı türünün yaşam alanları zarar gördü.
Koruma kuruluşları, bölgenin eski haline dönmesinin 20 yıl veya daha uzun sürebileceğini belirtiyor. Yangın sonrası yeniden ağaçlandırma ve habitat restorasyonu için acil yardım kampanyaları başlatıldı.
Kuraklık Yangın Riskini Artırdı
Uzmanlara göre yangının bu kadar hızlı büyümesinin en önemli nedeni İngiltere'nin son yıllardaki en kurak yazlarından birini yaşıyor olması.
Temmuz ayında yağış miktarının son iki yüzyılın en düşük seviyelerine gerilemesi, fundalıkların adeta barut fıçısına dönüşmesine neden oldu. Temmuz boyunca İngiltere ve Galler'de yüzlerce orman ve arazi yangınına müdahale edildiği, bunun itfaiye teşkilatları açısından rekor seviyeye ulaştığı bildirildi.
Essex'te de Yeni Yangın
Suffolk'taki mücadele devam ederken, cuma günü Essex'in Colchester kentindeki Middlewick Ranges doğa alanında da yeni bir orman yangını çıktı.
Yaklaşık 30-45 itfaiyecinin müdahale ettiği yangın nedeniyle bölge yolları trafiğe kapatılırken, yoğun duman kilometrelerce uzaklıktan görüldü. Yetkililer vatandaşlardan yangın bölgesinden uzak durmalarını istedi.
İklim Değişikliği Uyarısı
Uzmanlar, İngiltere'nin artık geçmişte olduğu gibi "orman yangını riski düşük" ülkeler arasında sayılamayacağını vurguluyor.
Artan sıcaklıklar, uzun süren kuraklık dönemleri ve düşük nem oranlarının özellikle İngiltere'nin doğu ve güney bölgelerinde büyük yangınların daha sık yaşanmasına neden olduğu belirtiliyor.
Yetkililer halka tek kullanımlık mangal yakmamaları, sigara izmaritlerini doğaya atmamaları ve en küçük duman ihbarını vakit kaybetmeden acil servislere bildirmeleri çağrısında bulundu.
Yurt dışında yaşayan ve yaz tatili için Türkiye'ye kendi araçlarıyla gelen milyonlarca Türk vatandaşını ilgilendiren önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi.
Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Erişme Kontrollü Karayollarında Geçiş Ücretlerinin Tahsiline İlişkin Yönetmelik", özellikle yabancı plakalı araçların otoyol geçiş ücretlerinin tahsil edilmesine ilişkin yeni kurallar getirdi. Yeni düzenleme ile hem ödeme süreleri yeniden belirlendi hem de sınır kapılarında uygulanacak işlemler netleştirildi.
Borcu Olan Araç Sınırdan Çıkamayacak
Yeni yönetmeliğin en dikkat çeken maddesine göre, ücretli otoyolları kullandıktan sonra geçiş ücretini ödemeyen yabancı plakalı araçlar, borçları tahsil edilmeden Türkiye'den çıkış yapamayacak.
Sınır kapılarındaki gümrük idareleri, Karayolları Genel Müdürlüğü veya otoyol işletmecileri tarafından bildirilen borçları elektronik sistem üzerinden sorgulayacak. Geçiş ücreti ile varsa gecikme cezaları tahsil edilmeden aracın yurt dışına çıkış işlemi tamamlanmayacak.
Bu uygulama özellikle Avrupa ülkelerinde yaşayan ve yaz aylarında Türkiye'ye otomobiliyle gelen yurtdışındaki Türkleri doğrudan ilgilendiriyor.
İlk 15 Günlük Sürede Ceza Yok
Yeni düzenleme, ödeme yapan sürücülere belirli süreler içinde önemli kolaylıklar da sağlıyor.
Buna göre;
Otoyol geçişinden itibaren ilk 15 gün içinde ödeme yapanlardan herhangi bir ceza alınmayacak.
15 ila 30 gün arasında ödeme yapanlar, geçiş ücretinin yanı sıra 1 kat idari para cezası ödeyecek.
45 günü aşan ödemelerde ise geçiş ücretine ek olarak 4 kat ceza uygulanacak.
Böylece erken ödeme teşvik edilirken, uzun süre borcunu ödemeyenlere daha ağır yaptırımlar getirildi.
HGS Sistemi Yeniden Düzenlendi
Yönetmelik yalnızca cezaları değil, Hızlı Geçiş Sistemi (HGS) uygulamalarını da yeniden şekillendiriyor.
Yeni kurallara göre yabancı plakalı araç sahipleri, PTT şubeleri ile yetkili satış noktalarından HGS etiketi alabilecek veya mevcut hesaplarını bakiye yükleyerek kullanabilecek.
HGS hesabında yeterli bakiye bulunmaması halinde geçiş ihlali oluşacak ancak sürücülere belirtilen süreler içinde ödeme yapmaları için fırsat tanınacak.
Yetkililer, özellikle Türkiye'ye giriş yapmadan önce HGS hesaplarının kontrol edilmesini ve yeterli bakiye bulundurulmasını tavsiye ediyor.
Tahsilatlar Dijital Ortamda Takip Edilecek
Yeni sistem kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü, özel otoyol işletmecileri ve gümrük idareleri arasında elektronik veri paylaşımı güçlendirilecek.
Bu sayede yabancı plakalı araçların otoyol kullanım bilgileri anlık olarak takip edilecek ve sınır kapılarında manuel işlem yapılmasına gerek kalmadan borç sorgulaması gerçekleştirilecek.
Yetkililer, uygulamanın hem kamu alacaklarının tahsilatını hızlandıracağını hem de geçmiş yıllarda sıkça yaşanan tahsil edilemeyen geçiş ücretlerinin önüne geçeceğini belirtiyor.
Gurbetçilerin Dikkat Etmesi Gerekenler
Uzmanlar, özellikle yaz döneminde Türkiye'ye giriş yapan gurbetçilerin otoyol geçişlerinden sonra HGS hesaplarını düzenli kontrol etmelerini öneriyor.
Araç sahiplerinin;
HGS hesaplarında yeterli bakiye bulundurması,
Geçişlerden sonra borç sorgulaması yapması,
İlk 15 günlük cezasız ödeme süresini kaçırmaması,
Türkiye'den ayrılmadan önce varsa tüm otoyol borçlarını kapatması,
olası sınır kapısı mağduriyetlerinin önüne geçecek.
Eski Yönetmelik Yürürlükten Kaldırıldı
Resmî Gazete'de yayımlanan yeni düzenleme ile daha önce yürürlükte bulunan yönetmelik tamamen kaldırıldı.
Yeni sistemin amacı; ücretli otoyollarda tahsilatı hızlandırmak, yabancı plakalı araçlardan kaynaklanan kamu alacaklarını güvence altına almak ve ödeme süreçlerini daha şeffaf hale getirmek olarak gösteriliyor.
Yetkililer, özellikle Avrupa'dan karayoluyla Türkiye'ye gelen yüz binlerce gurbetçinin, dönüş yolculuğuna çıkmadan önce HGS hesaplarını ve otoyol geçiş borçlarını mutlaka kontrol etmeleri gerektiği uyarısında bulunuyor.
Kıbrıslı Türk İş insanı Ertan Birinci, babası Tekin Birinci'nin vefat ettiğini sosyal medya hesabından yaptığı duygusal paylaşımla kamuoyuna duyurdu.
Birinci paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
"Babam... Onu kaybetmek çok acı. Bugün hayata veda etti maalesef. Ailece çok üzgünüz. Allah gani gani rahmet eylesin. Hakkını hiçbirimiz ödeyemeyiz. Mekânı cennet olsun."
Paylaşım kısa sürede çok sayıda kişi tarafından paylaşılırken, Ertan Birinci'ye taziye mesajları yağdı.
Tekin Birinci İçin Başsağlığı Mesajları
Tekin Birinci'nin vefat haberinin duyulmasının ardından iş dünyasından, sivil toplum temsilcilerinden, dostlarından ve yakın çevresinden çok sayıda başsağlığı mesajı yayımlandı.
Sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda merhuma Allah'tan rahmet, Birinci ailesine ise sabır ve başsağlığı dilekleri iletildi.
Cenaze Programının Açıklanması Bekleniyor
Tekin Birinci'nin cenaze törenine ilişkin resmi program ise henüz kamuoyuyla paylaşılmadı. Ailenin, defin yeri ve cenaze namazının tarihine ilişkin detayları ilerleyen saatlerde açıklaması bekleniyor.
Sevenlerini Yasa Boğdu
Uzun yıllardır çevresinde saygın kişiliğiyle tanınan Tekin Birinci'nin vefatı, ailesi başta olmak üzere dostları ve sevenleri arasında büyük üzüntüye neden oldu.
Birinci ailesine ulaştırılan taziye mesajlarında, Tekin Birinci'nin geride bıraktığı değerler ve ailesine olan bağlılığına vurgu yapılırken, merhum için rahmet ve yakınlarına sabır temennileri dile getirildi.
***
Eurovizyon Medya olarak, merhum Tekin Birinci’ye Allah’tan rahmet, iş adamı Ertan Birinci ve ailesine başsağlığı diliyoruz.
Türkiye Orman Yangınlarıyla Mücadele Ediyor: Ekipler Birçok İlde Alarm Durumunda
Türkiye, yaz mevsiminin etkisini artırdığı günlerde orman yangınlarıyla yoğun mücadele veriyor. Yüksek hava sıcaklıkları, düşük nem oranı ve kuvvetli rüzgârın etkisiyle özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde peş peşe çıkan yangınlara havadan ve karadan müdahale sürüyor. Yetkililer, önümüzdeki günlerde yangın riskinin daha da artabileceği uyarısında bulunuyor.
Son günlerde Antalya, Muğla ve Balıkesir başta olmak üzere birçok ilde çıkan orman yangınları nedeniyle ekipler seferber edildi. Antalya’nın Kaş ilçesi ile Muğla’nın Seydikemer ilçesinde alevlere uçak, helikopter, arazöz ve çok sayıda personelle müdahale edilirken, Balıkesir’in Edremit ilçesinde de söndürme çalışmaları aralıksız devam ediyor. Bazı bölgelerde kuvvetli rüzgâr, ekiplerin çalışmalarını zorlaştırıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı ile Meteoroloji Genel Müdürlüğü, özellikle batı ve güney kesimlerde etkili olması beklenen kuvvetli rüzgâr nedeniyle orman yangını riskinin kritik seviyeye ulaştığını açıkladı. Bu kapsamda birçok il için uyarılar yapılırken, vatandaşlardan ormanlık alanlarda ateş yakmamaları, anız yakmaktan kaçınmaları ve en küçük dumanı dahi 112 Acil Çağrı Merkezi veya Orman Yangını İhbar Hattı’na bildirmeleri istendi.
Yangın riski nedeniyle bazı illerde ormanlara giriş yasakları uygulanırken, meteorolojik koşulların etkisiyle önümüzdeki günlerde riskin yüksek seyretmesi bekleniyor. Yetkililer, ormanlık alanlarda alınan tedbirlerin artırıldığını ve denetimlerin sürdüğünü belirtiyor.
Uzmanlar, sıcak hava dalgasının etkisini sürdürmesi ve rüzgârın kuvvetini artırmasının yeni yangınların çıkma ihtimalini yükselttiğine dikkat çekiyor. Yetkililer ise yangınların büyük bölümünün insan kaynaklı ihmal ve dikkatsizlikten kaynaklandığını belirterek vatandaşlara azami hassasiyet çağrısında bulunuyor. Ekipler, mevcut yangınları kontrol altına almak ve yeni yangınların önüne geçmek için çalışmalarını 24 saat esasına göre sürdürüyor.
Fransa ve İspanya Orman Yangınlarıyla Mücadele Ediyor: Yaklaşık 340 Bin Kişi Tahliye Edildi
Fransa ve İspanya’da günlerdir devam eden büyük orman yangınları, yüz binlerce kişinin yaşamını olumsuz etkilemeye devam ediyor. Her iki ülkede şimdiye kadar yaklaşık 340 bin kişi güvenlik gerekçesiyle evlerinden tahliye edilirken, yetkililer önümüzdeki günlerde etkili olması beklenen yeni sıcak hava dalgasının yangınları yeniden şiddetlendirebileceği uyarısında bulundu.
Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde etkili olan en büyük orman yangınının yayılma hızında yavaşlama kaydedilse de yetkililer durumun hâlâ kritik olduğunu belirtiyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yangınlarla ilgili hükümet kriz toplantısına başkanlık ederken, daha önce yaptığı açıklamada yangından etkilenen bölgelere uzun vadeli destek sözü verdi.
Paris’in yaklaşık dört katı büyüklüğündeki bir alanın kül olduğu Gironde’da gece boyunca durumun genel olarak istikrarlı seyrettiği bildirildi. Bordeaux yakınlarındaki Landes bölgesinde ise gece yağan yağmur, yangın söndürme çalışmalarına olumlu katkı sağladı. Ancak yetkililer, hava koşullarının kısa sürede değişebileceği uyarısında bulunuyor.
Fransa’da yangınlar nedeniyle şimdiye kadar yaklaşık 250 bin kişi tahliye edilirken, yalnızca Gironde bölgesinde 220 bin kişi güvenli bölgelere taşındı. Turizm sezonunun en yoğun dönemine girilirken, bölge yönetimi çocuklar ve engellilere yönelik tatil kamplarını geçici olarak yasakladı.
İspanya’da ise Madrid çevresi ile Valencia bölgesindeki orman yangınları kontrol altına alınabilmiş değil. Yetkililer yaklaşık 76 bin kişiyi tahliye ederken, 30 bine yakın kişiye de evlerinden çıkmamaları yönünde çağrı yaptı.
Madrid’in batısındaki Avila bölgesinde devam eden yangın, yaklaşık 50 bin hektarlık alanı küle çevirerek ülke tarihinde 1968 yılından bu yana kaydedilen en büyük orman yangını olarak kayıtlara geçti. İspanya Ekoloji Bakanlığı verilerine göre bu yıl ülkede toplam 153 bin hektar alan yanarken, bu rakam geçen yılın aynı döneminin yaklaşık altı katına ulaştı.
Her iki ülkede de uzmanlar ve yetkililer, aşırı sıcaklar ve kuraklığın yangınların büyümesinde önemli rol oynadığına dikkat çekiyor. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, yaşanan felaketlerin iklim krizinin etkilerini açık biçimde ortaya koyduğunu belirterek, daha güçlü iklim politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Meteoroloji uzmanları ise salı gününden itibaren Fransa ve İspanya’yı etkisi altına alması beklenen yeni sıcak hava dalgasının, yangın söndürme çalışmalarını zorlaştırabileceği ve yeni yangın riskini artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden emekli öğretim görevlisi Mehmet Hoca, evinde kendisini ziyaret eden bir gence insan ilişkileri ve yaşam tecrübeleri üzerine tavsiyeleriyle büyük hayat dersi verdi
<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden emekli öğretim görevlisi Mehmet Hoca, evinde kendisini ziyaret eden bir gence insan ilişkileri ve yaşam tecrübeleri üzerine tavsiyelerde bulundu. Ziyaret sırasında misafirine kendi hazırladığı yiyecek ve içecekleri ikram eden emekli akademisyen, insan ilişkilerindeki tevazu kavramını sürahi ve bardak örneğiyle açıkladı.</p>
<p><strong>"BARDAK KÜÇÜKTÜR AMA BÜYÜK SÜRAHİ ONUN ÖNÜNDE EĞİLİR"</strong></p>
<p>İnsanlar arası ilişkilere vurgu yapan Mehmet Hoca, "Bir bardakla bir sürahiyi mukayese ettiğiniz zaman, bardağın ufaklığının yanında, küçüklüğünün yanında nasıl bardağa eğilerek doldurulmaya çalışıldığını düşünürsen, işte insanlar arasındaki ilişkilerin de buna benzetilmesi gerekir." dedi. Büyüklüğün şefkat ve tevazu gerektirdiğini anlatan emekli öğretim görevlisi, "Bardak küçüktür ama büyük sürahi onun önünde eğilir. Bu eğilimdeki felsefeyi eğer idrak edebilirsek, büyük olarak da küçük olarak da kimseye zararımız dokunmaz." sözleriyle emekli akademisyen, büyüklüğün tevazu gerektirdiğini vurguladı.</p>
<p>Sosyal medyadan paylaşılan bu hoş sohbet binlerce beğeni aldı.</p>
Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları, deniz suyu, klor ve yoğun UV ışınları saçların nemini kaybetmesine, kuruyup matlaşmasına ve daha kolay yıpranmasına neden olabilir. Ancak saç bakım rutininizde yapacağınız birkaç basit değişiklikle yaz boyunca hem saçlarınızı hem de saç derinizi koruyabilir, oluşabilecek hasarların önüne geçebilirsiniz.
İşte yaz aylarında saçlarınızın yıpranmasını önleyecek 4 etkili bakım önerisi...
1- SAÇLARINIZI KORUMAYI ATLAMAYIN
Plaj çantası hazırlarken çoğu zaman ilk akla gelen ürün güneş kremi oluyor. Ancak yaz aylarında yalnızca cildinizi değil, saçlarınızı da güneş, tuzlu su ve klorun yıpratıcı etkilerine karşı korumanız gerekiyor. Bu nedenle tatil çantanızda fazla yer kaplamayan tuzlu su sonrası nem desteği sağlayacak saç spreyleri, bandanalar ve büyük kenarlı şapkalara da mutlaka yer verin.
2- TATİL ÖNCESİ SAÇLARINIZI KESTİRMEYİN
Yaz tatili öncesinde birçok kişi yeni bir görünüm için saçlarını kestirmeyi tercih ediyor. Ancak güneş, tuzlu deniz suyu ve klor, tatil boyunca saç uçlarının kuruyup yıpranmasına neden olabiliyor. Bu yüzden saç kesimini tatil sonrasına ertelemek daha doğru bir tercih olabilir.
Tatilin ardından yıpranan saç uçlarını kestirerek saçlarınızın daha sağlıklı görünmesini sağlayabilir, yazın etkilerini geride bırakıp bakımlı ve ferah bir görünüm elde edebilirsiniz.
3- SAÇLARINIZI KENDİ HALİNDE KURUMAYA BIRAKMAYIN
Yaz aylarında saçlara en fazla zarar veren alışkanlıklardan biri, deniz veya havuz sonrası saçları kendi halinde kurumaya bırakmaktır. Bu durum, zamanla saç tellerinin kurumasına, saç uçlarının kırılmasına ve mat bir görünüm oluşmasına neden olabilir. Benzer şekilde, saçları ıslakken sıkıca toplamak veya örmek de saç tellerini zayıflatarak yıpranmayı artırabilir.
Saçlarınızı korumanın en pratik yolu ise fazla nemi mikrofiber bir havluyla nazikçe almaktır. Bu yöntem, saç tellerinin doğal yapısını korumaya yardımcı olur, kabarmayı azaltır ve kırılma riskini en aza indirir.
4- SAÇ DERİSİ BAKIMINI İHMAL ETMEYİN
Yaz aylarında saç bakımı denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak yıpranan saç uçları gelse de, sağlıklı ve güçlü saçların temelinde saç derisi bakımı yer alır. Güneş, sıcak hava, ter ve ürün kalıntıları zamanla saç derisinin kurumasına, dengesini kaybetmesine ve saçların mat görünmesine neden olabilir.
Bu nedenle bakım rutininizi yalnızca saç uçlarına değil, saç derinize de odaklayın. Haftada bir uygulayacağınız saç derisi peeling'i, arındırıcı şampuanlar ve duş sonrası kullanılan saç derisi serumları; biriken ürün kalıntılarını, fazla sebumu ve kiri temizlemeye yardımcı olur. Böylece saç derisi daha sağlıklı bir görünüme kavuşurken, saçlar da daha canlı, parlak ve kolay şekil alan bir yapıya sahip olur.
İstanbul Fatih Cankurtaran sahilinde yürüyen Rus turiste sarkıntılık yaptığı belirlenen 31 yaşındaki şüpheli, sosyal medyada yayılan görüntülerin ardından Esenler’de gözaltına alındı.
Yaz tatili sezonunun başlamasıyla milyonlarca kişinin seyahate çıkmaya hazırlandığı İngiltere'de, havacılık otoriteleri lityum pilli cihazlara ilişkin güvenlik uyarılarını artırdı.
Sivil Havacılık Otoritesi (CAA), özellikle powerbank, elektronik sigara, yedek şarj cihazları ve lityum pille çalışan diğer elektronik ürünlerin uçakların kargo bölümüne verilen valizlerde taşınmaması gerektiğini açıkladı.
Yetkililer, lityum iyon pillerin aşırı ısınma sonucu "termal kaçak" (thermal runaway) adı verilen zincirleme reaksiyonla alev alabileceğini, bunun da uçak güvenliği açısından ciddi risk oluşturduğunu belirtti.
Bir Yılda Neredeyse İki Kat Artış
CAA verilerine göre, kargo bölümüne teslim edilen bagajlarda tespit edilen lityum pilli cihazların sayısı son bir yılda neredeyse iki katına çıktı.
Yetkililer, birçok yolcunun kuralları bilmeden powerbank veya elektronik sigarasını check-in bagajına bıraktığını, bu durumun ise yangın riskini artırdığını ifade etti.
Sivil Havacılık Otoritesi, günümüzde ortalama bir yolcunun uçuş sırasında akıllı telefon, dizüstü bilgisayar, tablet, akıllı saat ve kablosuz kulaklık gibi yaklaşık dört farklı lityum pilli cihaz taşıdığına dikkat çekti.
Neden Kabinde Taşınmalı?
Uzmanlara göre lityum pilli cihazların kabinde taşınmasının en önemli nedeni, olası bir aşırı ısınma veya duman çıkması durumunda kabin ekibinin anında müdahale edebilmesi.
Uçakların kargo bölümlerinde yangın söndürme sistemleri bulunsa da, lityum pil kaynaklı yangınlar çok yüksek sıcaklıklara ulaşabildiği için bunların kontrol altına alınması daha zor olabiliyor. Kabinde ise mürettebat özel yangın söndürme ekipmanları ve termal koruma çantalarıyla olaya hızlı şekilde müdahale edebiliyor.
Hangi Cihazlar Risk Grubunda?
CAA'nın uyarısına göre aşağıdaki ürünlerin kargo bagajına konulmaması gerekiyor:
Powerbank (taşınabilir şarj cihazları)
Elektronik sigaralar ve vape cihazları
Yedek lityum piller
Harici kamera bataryaları
Drone bataryaları
Bazı taşınabilir hoparlörler ve büyük bataryalı elektronik aksesuarlar
Yetkililer ayrıca bu cihazların uçuş sırasında darbe almayacak şekilde korunmasını ve terminallerde ya da uçakta şarj edilmeden önce hasarlı olup olmadığının kontrol edilmesini tavsiye ediyor.
Uluslararası Kurallar Daha da Sıkılaşıyor
Son dönemde dünya genelinde yaşanan çok sayıda batarya kaynaklı olayın ardından birçok hava yolu şirketi de kurallarını sıkılaştırdı.
Bazı havayolları uçuş sırasında powerbank kullanımını sınırlandırırken, bazıları koltuk üstü dolaplarda bırakılmasını yasaklayarak cihazların yolcunun koltuğunun altında veya kolay erişilebilir bir yerde tutulmasını istiyor. Özellikle kapasitesi yüksek (100 Wh üzeri) taşınabilir bataryalar için ise birçok havayolu önceden onay alınmasını şart koşuyor; 160 Wh'nin üzerindeki bataryalar ise çoğu ticari uçuşta kabul edilmiyor.
Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) ve Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) tarafından yayımlanan güvenlik kuralları da yedek lityum pillerin yalnızca kabin bagajında taşınmasına izin veriyor.
Tatil Yolcularına Son Hatırlatma
Yetkililer, özellikle yaz tatili döneminde havaalanlarında yaşanabilecek gecikmeleri önlemek ve güvenliği artırmak amacıyla yolcuların seyahate çıkmadan önce hava yolu şirketlerinin bagaj kurallarını kontrol etmelerini öneriyor.
CAA, basit bir kontrolün hem güvenliği artıracağını hem de check-in sırasında yaşanabilecek sorunları önleyeceğini belirterek şu uyarıda bulundu:
"Powerbank ve elektronik sigaranızı kargo valizine değil, her zaman yanınıza aldığınız kabin bagajına koyun. Bu küçük önlem, uçuş güvenliği açısından büyük önem taşıyor."
İngiltere'de bir üst mahkeme hakimi, İçişleri Bakanlığı'nın Faslı bir kadın ve çocuğunun iltica başvurusunu reddederken gerçekte var olmayan bir belgeye dayanmış olabileceğini belirtti. Hakim, ret kararında yapay zekâ tarafından üretilmiş "halüsinasyon" niteliğinde bilgilerin kullanılmış olabileceğine dikkat çekerek bunun "sahte delile dayanmakla benzer" bir durum oluşturduğunu söyledi. Olay, kamu kurumlarında yapay zekâ kullanımına ilişkin ciddi soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Mahkemenin Gündemine Taşınan Sığınma Başvurusu
Dava, Fas'ta çocuk yaşta zorla evlendirildiğini, sistematik şekilde şiddet gördüğünü ve tecavüze uğradığını belirten bir kadın ile çocuğunu kapsıyor. Kadın, suç geçmişi bulunan eşinden kaçarak İngiltere'ye sığındığını ve ülkesine geri gönderilmesi halinde öldürülme riskiyle karşı karşıya kalacağını savunarak iltica talebinde bulundu.
Ancak İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), başvuruyu reddederken Fas'ın kadın açısından güvenli olduğunu öne süren ve "Country Policy Information Note (CPIN)" olarak adlandırılan bir ülke politika bilgi notuna atıfta bulundu.
"Böyle Bir Belge Hiç Var Olmamış"
Dosya üst mahkemeye taşındığında ise dikkat çekici bir ayrıntı ortaya çıktı.
Hakim, ret kararında kaynak gösterilen CPIN belgesinin kamuya açık hiçbir arşivde bulunamadığını belirledi. Daha da önemlisi, İçişleri Bakanlığı'nın ülke bilgi notlarını hazırlayan ilgili biriminin de söz konusu belgenin varlığını doğrulayamadığı tespit edildi. Mahkeme kararında, "Görünen o ki böyle bir CPIN hiçbir zaman mevcut olmadı." değerlendirmesine yer verildi.
Hakim: Yapay Zekâ Halüsinasyonu Olabilir
Üst mahkeme hakimi, ret mektubunun dili ve atıf biçiminin yapay zekâ tarafından hazırlanmış metinlerin karakteristik özelliklerini taşıdığına işaret etti.
Kararda, belgede geçen "Morocco July 2021 Country Information Note" referansının bir yapay zekâ "halüsinasyonu" sonucu üretilmiş olabileceği ifade edilirken, bunun doğru çıkması halinde İçişleri Bakanlığı açısından "son derece ciddi bir başarısızlık" anlamına geleceği vurgulandı.
"Sahte Delile Dayanmakla Benzer"
Hakim, kararında en dikkat çekici ifadelerden birini de kullandı.
Var olmayan bir belgeye dayanılarak karar verilmesini "sahte delile dayanmakla benzer" olarak nitelendiren mahkeme, bunun ciddi bir usul hatası oluşturduğunu belirtti. Bu nedenle önceki ret kararının hukuki güvenilirliğinin ciddi biçimde zedelendiği ifade edildi.
İçişleri Bakanlığı Farklı Bir Belge Sundu
Mahkeme sürecinde İçişleri Bakanlığı, ilk olarak söz konusu belgeye ait olduğu belirtilen bir arşiv bağlantısı paylaştı. Ancak bu bağlantıda da ilgili belge bulunamadı.
Bunun üzerine Bakanlık bu kez kamuoyuna açık olmayan farklı bir "Country Information Note (CIN)" belgesi sundu. Ancak bu iç rehber niteliğindeki belgenin ne ilk ret kararında kullanıldığı ne de Fas'ın söz konusu kadın için güvenli olduğu iddiasını açık biçimde desteklediği görüldü.
Yapay Zekâ Tartışmaları Yeniden Alevlendi
Olay, İngiltere'de kamu kurumlarında yapay zekâ kullanımına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Uzmanlar, üretken yapay zekâ sistemlerinin zaman zaman gerçekte var olmayan belge, karar veya kaynaklar oluşturabildiğine dikkat çekerek, özellikle göçmenlik, iltica ve ceza hukuku gibi insanların temel haklarını doğrudan etkileyen alanlarda insan denetiminin vazgeçilmez olduğunu vurguluyor. Akademik çalışmalar da hukuk alanında kullanılan yapay zekâ araçlarının yanlış veya uydurma kaynak üretme riskini tamamen ortadan kaldıramadığını ortaya koyuyor.
Daha Önce de AI Kaynaklı Hukuk Hataları Yaşanmıştı
Bu olay, İngiliz hukuk sisteminde yapay zekâ nedeniyle yaşanan ilk kriz değil.
Üst Mahkeme, 2026 yılında yayımladığı emsal niteliğindeki bir kararda avukatlara ve hukuk bürolarına, yapay zekâ tarafından üretilen tüm hukuki kaynakların tek tek doğrulanması gerektiği uyarısında bulunmuş; var olmayan dava kararlarının mahkemeye sunulmasının disiplin soruşturmasına kadar uzanabileceğini açıklamıştı. Mahkeme ayrıca mahkeme formlarında, sunulan tüm emsal kararların gerçekten var olduğunun avukatlar tarafından doğrulanmasını zorunlu hale getiren yeni uygulamaları da devreye sokmuştu.
Gözler İçişleri Bakanlığı'na Çevrildi
Kararın ardından gözler şimdi İçişleri Bakanlığı'nın olaya ilişkin başlatacağı incelemeye çevrildi.
Hukuk çevreleri, söz konusu ret mektubunun gerçekten yapay zekâ tarafından oluşturulup oluşturulmadığının araştırılması ve benzer yöntemlerle hazırlanmış başka iltica dosyalarının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini savunuyor.
Üst mahkemenin değerlendirmesinin, yalnızca bu davayı değil, gelecekte kamu kurumlarında yapay zekâ kullanımına ilişkin standartları da etkileyebilecek emsal niteliğinde bir gelişme olarak değerlendirildiği belirtiliyor.
İngiltere'nin başkenti Londra'da 1984 yılında işlenen ve ülkenin en uzun süre çözülemeyen cinayet dosyalarından biri haline gelen Anthony Littler cinayeti, yıllar süren titiz soruşturmanın ardından nihayet aydınlatıldı.
45 yaşındaki devlet memuru Anthony Littler, 1 Mayıs 1984 gecesi Kuzey Londra'daki East Finchley Metro İstasyonu'ndan evine yürürken dar bir sokakta vahşice saldırıya uğradı. Ağır şekilde dövülen Littler, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.
Olayın en dikkat çekici yönlerinden biri ise saldırının ardından kurbanın cüzdanı, saati ve diğer eşyalarının yerinde bulunmasıydı. Bu durum soruşturmayı daha da karmaşık hale getirirken, polis olay yerinde ne DNA örneği ne de saldırganları belirleyebilecek herhangi bir tanık bulabildi.
1985 yılında aktif soruşturma sonlandırıldı ve dosya yıllarca rafa kaldırıldı.
Kardeşlerinin vicdanı konuştu
Dosyanın kaderini değiştiren gelişme ise yaklaşık 30 yıl sonra yaşandı.
2013 yılında Stewart kardeşlerin en küçüğü Daniel Stewart polise giderek ağabeylerinin yıllardır bu cinayetten söz ettiklerini anlattı.
Daniel Stewart'ın ifadesine göre Michael ve Anthony Stewart, eşcinsel olduğunu düşündükleri erkekleri hedef alıyor, onlara saldırıyor ve zaman zaman gasp ediyordu.
Anthony Littler'ın da bu nedenle seçildiği, planlanan soygunun kontrolden çıkması sonucu hayatını kaybettiği öne sürüldü.
Soruşturma kapsamında diğer aile bireyleri de önemli ifadeler verdi. Bazıları Michael Stewart'ın yıllar önce kendilerini olay yerine götürdüğünü ve cinayeti ayrıntılarıyla anlattığını söyledi.
Gizli polis aylarca arkadaşlık yaptı
Soruşturmanın en sıra dışı bölümü ise bundan sonra başladı.
İngiliz polisi, delillerin yetersiz olması nedeniyle klasik soruşturma yöntemlerinin sonuç vermeyeceğini değerlendirerek gizli operasyon başlattı.
Özel eğitimli bir gizli polis memuru sahte kimlikle Michael Stewart'ın çevresine girdi.
Aylar boyunca onunla arkadaşlık kuran polis memuru, güven kazandıktan sonra Stewart'ın geçmişte işlediği suçları anlatmasını sağladı.
Mahkemede dinletilen gizli kayıtlar, davanın en kritik delilleri arasında yer aldı.
Stewart, konuşmalar sırasında Anthony Littler'a saldırıyı ayrıntılarıyla anlatırken olay gecesinde kullanılan şiddeti ve kardeşiyle birlikte hareket ettiklerini de itiraf etti. Savcılık, bu konuşmaların yalnızca cinayetin ayrıntılarını değil, daha önce kamuoyuna açıklanmamış bazı olay yeri bilgilerini de içerdiğini belirtti.
Nefret saiki de gündeme geldi
Savcılık, saldırının yalnızca başarısız bir gasp girişimi olmadığını, aynı zamanda mağdurun cinsel yönelimine ilişkin önyargılar nedeniyle seçilmiş olabileceğini mahkemeye anlattı.
Her ne kadar Anthony Littler'ın eşcinsel olduğuna ilişkin kesin bir kanıt bulunmasa da saldırganların onu bu şekilde değerlendirdiği ve bu nedenle hedef aldığı ifade edildi.
Mahkeme, saldırının son derece acımasız olduğunu ve mağdurun hiçbir savunma şansı bulamadığını belirtti.
Jüri suçlu buldu, müebbet hapis cezası verildi
Haftalar süren yargılama sonunda jüri, Michael Stewart ile Anthony Stewart kardeşleri cinayetten suçlu buldu.
Mahkeme iki sanığı da ömür boyu hapis cezasına çarptırırken, belirli bir asgari infaz süresini tamamlamadan şartlı tahliye başvurusu yapamayacaklarına hükmetti.
Hakim kararında, "Anthony Littler sıradan bir akşam evine dönüyordu. Hayatı sebepsiz yere elinden alındı. Adalet çok geç geldi ancak sonunda yerini buldu." ifadelerini kullandı.
Soğuk dosyalarda yeni dönemin simgesi oldu
Uzmanlar, davanın İngiltere'de "cold case" (soğuk dosya) soruşturmalarının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak kayıtlara geçtiğini belirtiyor.
Soruşturma, yalnızca aile üyelerinin yıllar sonra verdiği ifadelerin değil, uzun soluklu gizli polis operasyonlarının da onlarca yıl önce işlenmiş cinayetlerin çözülmesinde ne kadar etkili olabileceğini ortaya koydu.
Polis yetkilileri ise Anthony Littler'ın yakınlarına hitaben yaptıkları açıklamada, "42 yıl boyunca bekledikleri adalet sonunda sağlandı. Bu karar, zamanın geçmesinin cinayet soruşturmalarının sona ereceği anlamına gelmediğini gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.
Essex'te meydana gelen büyük yangın, bölgedeki sanayi tesislerinde ağır hasara neden oldu. Edinilen bilgilere göre yangın, Gürcan Çerikçi ve Süleyman Akçil'in faaliyet gösterdiği depoda başlamadı. İlk belirlemelere göre alevler, aynı sanayi bölgesindeki başka bir depoda çıktıktan sonra kısa sürede çevredeki iş yerlerine yayıldı ve iki iş insanına ait depoyu da etkisi altına aldı.
Alevlerin kısa sürede tüm binayı sardığı olayda depo tamamen yanarken, içeride bulunan tüm ticari ürünler, profesyonel berber koltukları, kuaför ekipmanları, makineler, sarf malzemeleri ve stoklar kullanılamaz hale geldi.
İtfaiye ekiplerinin saatler süren yoğun müdahalesine rağmen deponun büyük bölümü kurtarılamadı. Essex İtfaiyesi, benzer büyüklükteki depo yangınlarında önceliğin alevlerin çevredeki binalara sıçramasını önlemek olduğunu, yangının tamamen söndürülmesinin ardından ise kapsamlı bir yangın incelemesi başlatıldığını belirtiyor.
Yaklaşık £1 Milyonluk Kayıp
Yangında yalnızca bina değil, işletmenin tüm ticari varlığı da büyük ölçüde yok oldu.
İlk belirlemelere göre depo binası, ticari stoklar ve profesyonel ekipmanlarla birlikte yaklaşık £1 milyon değerinde maddi zarar meydana geldi.
Yangının ardından depoda bulunan ürünlerin tamamının kullanılamaz hale geldiği, işletmenin müşterilere sevk edilmeyi bekleyen siparişlerinin de yangından etkilendiği öğrenildi.
İngiltere Genelinde Berber Sektörüne Tedarik Sağlıyordu
Gürcan Çerikçi ve Süleyman Akçil'in işletmesi, GNT Furniture, Barber Time ve MyBarber Supplier markaları aracılığıyla İngiltere genelindeki berber ve kuaför salonlarına profesyonel ekipman ve malzeme tedariki gerçekleştiriyordu.
Depoda, söz konusu markalara ait çok sayıda profesyonel berber koltuğu, yıkama üniteleri, mobilyalar, elektrikli ekipmanlar ve çeşitli sarf malzemeleri bulunuyordu. Yangın nedeniyle bu ürün stoklarının tamamının zarar gördüğü belirtildi.
"Yeni Depo Bulana Kadar Kapalıyız"
Yangının ardından işletme faaliyetlerini geçici olarak durdurmak zorunda kaldı.
İşletme ortaklarından Gürcan Çerikçi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda yaşanan felaketi şu sözlerle duyurdu:
"Bugün maalesef depomuz yandı. Yeni bir depo buluncaya kadar maalesef kapalıyız."
Paylaşımın ardından çok sayıda müşteri, sektör temsilcisi ve iş insanı geçmiş olsun mesajları yayımlayarak desteklerini iletti.
Yangının Nedeni Araştırılıyor
Yetkililer, yangının kesin çıkış nedeninin yapılacak teknik incelemenin ardından belirleneceğini açıkladı. İlk bilgiler, yangının işletmeye ait depoda başlamadığı ve komşu depodan sıçradığı yönünde olsa da, olayın kesin nedeni resmi yangın soruşturmasının tamamlanmasının ardından netlik kazanacak. Essex İtfaiyesi'nin standart uygulaması gereği, güvenliğin sağlanmasının ardından olay yerinde ayrıntılı yangın incelemesi yürütülüyor.
Yeni bir araştırma, insanlık tarihindeki dil çeşitliliğinin sanılandan çok daha geç bir dönemde zirveye ulaştığını ve ardından imparatorlukların yükselişiyle birlikte hızla azaldığını ortaya koydu.
Science dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, bugün konuşulan diller, geçmişte yaşanan büyük bir "dil darboğazından" sağ çıkabilen az sayıdaki dilin mirası.
Araştırmacılar, bu sonuca ulaşmak için günümüzde yaşayan 171 avcı-toplayıcı topluluğun dil çeşitliliğini analiz etti ve bu verileri kullanarak yaklaşık 12 bin yıl önce, son Buzul Çağı'nın ardından Dünya'da kaç dil konuşulduğunu hesapladı.
Buna göre, o dönemde dünya nüfusu 7 milyonun altındayken, yeryüzünde yaklaşık 4 bin 500 ila 6 bin 200 farklı dil konuşuluyordu.
Dil sayısı binlerce yıl boyunca arttı
Araştırmaya göre dünya nüfusu büyüdükçe dil çeşitliliği de arttı. Yaklaşık bin ila 3 bin yıl önce, yani görece yakın bir dönemde, dünya genelinde on binlerce farklı dil konuşuluyordu. Bilim insanları bu dönemi dil çeşitliliğinin "altın çağı" olarak tanımlıyor.
Ancak bu dönem uzun sürmedi. Araştırmaya göre dil çeşitliliği daha sonra hızlı ve büyük ölçüde geri döndürülemez bir düşüşe geçti.
Çalışmanın yazarlarından Claire Bowern, en şaşırtıcı sonucun dil çeşitliliğinin zirvesinin bu kadar yakın bir tarihte yaşanmış olması olduğunu belirterek, "En yüksek dil çeşitliliği, sanıldığı gibi uzak Paleolitik Çağ'da değil, devletlerin büyüdüğü ve ilk imparatorlukların ortaya çıktığı dönemde yaşanmış olabilir," dedi.
Araştırmacılar, yaklaşık 4 bin yıl önce başlayan İmparatorluklar Çağı'nın ilk aşamada dil çeşitliliğini hemen azaltmadığını, ancak yaklaşık 2 bin yıl önce dünya genelindeki dil sayısının adeta "uçurumdan düşer gibi" azalmaya başladığını belirledi.
İmparatorluklar küçük dilleri yok etti
Araştırmaya göre bu gerilemenin temel nedeni, çok uluslu devletlerin ve büyük imparatorlukların genişlemesi oldu.
Güçlenen siyasi yapılar küçük toplulukları bünyelerine kattı ve kendi dillerini egemen hale getirirken yerel diller zamanla ortadan kayboldu.
Bugün 7 bin 500 dil kaldı
Günümüzde dünya genelinde yaklaşık 7 bin 500 dil konuşuluyor. Bu sayı, 12 bin yıl öncesine göre daha yüksek olsa da dil çeşitliliğinin zirve yaptığı dönemdeki on binlerce dile kıyasla çok daha düşük.
Endangered Languages Project verilerine göre bugün konuşulan dillerin yaklaşık 3 bin 300'ü ciddi tehdit altında. Bunlardan 437'si ise kritik derecede tehlike altında.
Araştırmacılar, son 50 yılda 400'den fazla dilin tamamen yok olduğunu belirtiyor. Bu süreçte sömürgecilik en önemli etkenlerden biri olarak öne çıkıyor.
Örneğin Afrika'daki Kalahari Çölü'nde yerli toplulukların yaşadığı bölgelerin sınırlarla bölünmesi, N|uu dilini konuşan toplulukları parçaladı. Günümüzde bu dili akıcı şekilde konuşabilen yalnızca bir kişi kaldığı belirtiliyor.
Yasaklar ve ekonomik baskılar etkili oldu
Araştırmaya göre birçok dilin yok olmasında hukuki yasaklar, şiddet ve zorla asimilasyon önemli rol oynadı.
Bunun yanında İngilizce ve İspanyolca gibi baskın dillere yönelme baskısı da dil çeşitliliğinin azalmasına katkı sağladı.
Bilim insanları, günümüzde dil kaybı hızının çok yüksek olmasına rağmen, yeni araştırmanın geçmişte dil yok oluşlarının bugünkünden bile daha hızlı gerçekleştiğini gösterdiğini belirtiyor.
İngiltere merkezli kamuoyu araştırma şirketi YouGov'un gerçekleştirdiği dikkat çekici anket, insanların yüksek kazanç ihtimali karşısında nasıl karar verdiğini gözler önüne serdi.
Araştırmada katılımcılara şu soru yöneltildi:
"Hemen 50 bin sterlin garanti almak mı, yoksa yüzde 50 ihtimalle 1 milyon sterlin kazanma şansını denemek mi?"
Sonuçlar, güvenli seçeneğin açık ara önde olduğunu gösterdi.
Katılımcıların yüzde 73'ü hiçbir risk almadan 50 bin sterlini hemen almayı tercih ederken, yalnızca yüzde 21'i 1 milyon sterlin için yazı tura niteliğindeki riski göze aldı. Kalan yüzde 6 ise kararsız olduğunu belirtti.
Beklenen değer 500 bin sterlin ama tercih yine garanti para
İlk bakışta sonuçlar şaşırtıcı görünüyor.
Çünkü olasılık hesabına göre yüzde 50 ihtimalle kazanılacak 1 milyon sterlinin beklenen değeri 500 bin sterlin.
Yani matematiksel açıdan riskli seçenek uzun vadede çok daha avantajlı.
Ancak davranışsal ekonomi uzmanları, insanların finansal kararlarını yalnızca rakamlarla vermediğini vurguluyor.
Birçok kişi için bugün elde edilecek 50 bin sterlin;
ev peşinatı,
kredi borçlarının kapatılması,
yüksek faiz yükünden kurtulma,
yaşam standartlarının yükseltilmesi
gibi somut faydalar sağlıyor.
Bu nedenle "kesin kazanç", teorik olarak daha yüksek getirili riskli seçeneğin önüne geçebiliyor.
Ekonomik belirsizlik risk iştahını azaltıyor
Uzmanlara göre son yıllarda İngiltere'de yaşanan yüksek enflasyon, artan mortgage faizleri ve yaşam maliyetindeki yükseliş de insanların tercihlerini etkiliyor.
Finansal terapistler, garantili paranın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda psikolojik bir rahatlama sağladığını belirtiyor.
Özellikle geçim sıkıntısı yaşayan bireyler için "kaybetme ihtimali", büyük ödül ihtimalinden daha güçlü bir duygu oluşturuyor.
Davranışsal ekonomide bu durum "kayıptan kaçınma" (loss aversion) olarak tanımlanıyor. Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman ve Amos Tversky'nin geliştirdiği Beklenti Teorisi'ne göre insanlar, aynı büyüklükteki bir kazançtan aldıkları hazdan daha fazlasını olası bir kaybın yaratacağı rahatsızlıkta hissediyor. Bu nedenle güvenli seçenek çoğu zaman psikolojik olarak daha cazip hale geliyor.
Erkeklerle kadınlar arasında dikkat çeken fark
Anketin demografik sonuçları da ilgi çekici bir tablo ortaya koydu.
Araştırmaya göre erkekler riskli seçeneği tercih etmeye kadınlardan belirgin şekilde daha yatkın.
Genel eğilim ise yaş, siyasi görüş veya gelir grubundan bağımsız olarak büyük ölçüde aynı kaldı. Bu da risk alma davranışında cinsiyet farkının diğer değişkenlerden daha belirgin olduğunu gösterdi.
Sosyal medyada büyük tartışma başladı
YouGov anketi sosyal medyada milyonlarca kez görüntülendi.
Bazı kullanıcılar matematiksel olarak doğru kararın 1 milyon sterlin için yazı tura atmak olduğunu savunurken, birçok kişi ise "50 bin sterlin bugün hayatımı değiştirir" görüşünü dile getirdi.
Ekonomistler ise tartışmanın yalnızca olasılık hesabıyla açıklanamayacağını söylüyor.
Bir kişinin mevcut gelir seviyesi, tasarrufları, borçları, ailesinin durumu ve geleceğe ilişkin beklentileri aynı soruya tamamen farklı cevaplar verilmesine neden olabiliyor. Bu nedenle finans literatüründe yalnızca "beklenen değer" değil, paranın kişiye sağladığı "beklenen fayda" (expected utility) da kararların temel belirleyicisi olarak kabul ediliyor.
Uzmanlar: İnsanlar rakam değil, güven satın alıyor
Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli sonuç ise insanların finansal kararlarında yalnızca matematiğe değil, psikolojiye de büyük önem vermesi.
Kâğıt üzerinde daha kazançlı görünen seçenek, gerçek yaşam koşullarında her zaman en çok tercih edilen seçenek olmuyor.
Çünkü birçok kişi için garanti edilen 50 bin sterlin, yalnızca bir para ödülü değil; borçlardan kurtulma, finansal güvenlik ve geleceğe daha umutla bakabilme fırsatı anlamına geliyor. Bu nedenle uzmanlar, ekonomik kararların "rasyonel hesap" kadar "insani ihtiyaçlar ve güven duygusu" tarafından da şekillendiğini vurguluyor.
İngiltere'nin başkenti Londra'nın en prestijli bölgelerinden Kensington'da bulunan Marriott Oteli'ne geçen yıl 19 Kasım'da giriş yapan Suudi Prens Abdullah, yaklaşık bir haftalık konaklama planlamıştı. Geceliği yaklaşık 600 sterlin olan beşinci kattaki odasında kalan prens, 25 Kasım sabahı odasına giren temizlik görevlisi tarafından banyo zemininde tamamen giyinik halde hareketsiz bulundu.
Otel güvenliği ve sağlık ekipleri kısa sürede olay yerine ulaşmasına rağmen yapılan tüm müdahaleler sonuç vermedi ve genç prens olay yerinde yaşamını yitirdi.
Kanında ölümcül madde karışımı tespit edildi
İç Batı Londra Adli Tıp Mahkemesi'nde açıklanan toksikoloji raporu, ölümün nedenini ayrıntılarıyla ortaya koydu.
Rapora göre prensin kanında;
İngiltere'deki yasal araç kullanma sınırının yaklaşık üç katına ulaşan alkol,
Ölümcül seviyede GHB (Gamma-Hidroksibütirat),
Xanax,
Esrar,
Ayrıca tedavi amaçlı kullanılan bazı anksiyete ilaçları bulundu.
Uzmanlar, özellikle GHB ile alkolün birlikte alınmasının solunum ve kalp sistemi üzerinde son derece ağır etkiler oluşturduğunu, bu iki maddenin birlikte kullanımının ölüm riskini önemli ölçüde artırdığını mahkemede ifade etti. Ölüm nedeni ise "çoklu madde kullanımına bağlı gelişen kalp krizi" olarak kayda geçti.
Bağımlılıkla uzun süredir mücadele ediyordu
Mahkemede dinlenen sağlık kayıtları, Prens Abdullah'ın ölümünden birkaç ay önce ciddi bağımlılık tedavisi gördüğünü de ortaya çıkardı.
Genç prens önce, haftalık ücretinin 35 bin sterline kadar ulaştığı belirtilen İngiltere'nin en tanınmış bağımlılık merkezlerinden Priory Kliniği'nde alkol ve reçeteli ilaç bağımlılığı nedeniyle detoks tedavisi gördü. Daha sonra Merseyside bölgesindeki Rainford Hall Rehabilitasyon Merkezi'ne sevk edildi.
Tedavi sürecinde intihar eğilimi göstermediği, taburcu edilirken ruhsal durumunun stabil olarak değerlendirildiği ancak daha sonra planlanan bazı kontrol randevularına katılmadığı da mahkeme kayıtlarına geçti.
Son görüntüleri ortaya çıktı
Soruşturma kapsamında incelenen güvenlik kamerası kayıtları da ölümün seyrini netleştirdi.
Kayıtlara göre prens, ölümünden önceki akşam otelden kısa süreliğine yalnız başına çıkarak sigara içti ve daha sonra yeniden odasına döndü. Bu görüntüler, onun hayattayken kaydedilen son görüntüleri oldu.
Mahkeme, odasına başka hiç kimsenin girmediğini, kapının içeriden kilitli olduğunu ve olay gecesi üçüncü bir kişinin bulunduğuna ilişkin hiçbir delile ulaşılamadığını açıkladı.
"İntihar değil, talihsiz bir kaza"
Adli Tabip Yardımcısı Jean Harkin, soruşturma sonunda verdiği kararda olay yerinde herhangi bir intihar notu bulunmadığını, dış müdahaleye ilişkin hiçbir bulguya rastlanmadığını ve tüm delillerin ölümün istem dışı gerçekleştiğini gösterdiğini söyledi.
Bu nedenle mahkeme, İngiliz hukukunda "death by misadventure" olarak tanımlanan ve kişinin istemeden yaptığı riskli davranış sonucunda yaşamını yitirmesi anlamına gelen "kaza sonucu ölüm" kararını verdi.
Suudi Arabistan'da cenaze töreni düzenlendi
Mahkeme dosyasında yer alan bilgilere göre Prens Abdullah'ın cenazesi daha sonra Suudi Arabistan'a götürüldü. Riyad'daki İmam Turki bin Abdullah Camii'nde düzenlenen cenaze namazının ardından toprağa verildi. Suudi Kraliyet Divanı da prensin ülke dışında hayatını kaybettiğini doğrulayan resmi bir taziye açıklaması yayımlamıştı.
Uzmanlardan uyarı
Bağımlılık uzmanları, özellikle alkol ile GHB'nin birlikte kullanımının dünyadaki en ölümcül madde kombinasyonlarından biri olduğuna dikkat çekiyor. Her iki madde de merkezi sinir sistemini baskıladığı için bilinç kaybı, solunumun durması ve ani kalp durması riskini ciddi ölçüde artırıyor. Mahkemede sunulan adli tıp bulguları da Prens Abdullah'ın ölümünün bu ölümcül etkileşim sonucu meydana geldiğini ortaya koydu.
Olayla ilgili gelişmeler kronoloji şöyle:
19 Kasım 2025: Kensington'daki Marriott Oteli'ne bir haftalık konaklama için giriş yaptı.
24 Kasım 2025 akşamı: Güvenlik kameralarına göre son kez otelden dışarı çıkıp sigara içerken görüldü.
25 Kasım 2025 sabahı: Temizlik görevlisi tarafından beşinci kattaki odasının banyosunda hareketsiz halde bulundu. Sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen olay yerinde hayatını kaybetti.
23-24 Temmuz 2026: İç Batı Londra Adli Tıp Mahkemesi'nde görülen soruşturma sonunda ölümün alkol, GHB ve diğer maddelerin birlikte kullanımına bağlı gelişen kalp krizi nedeniyle meydana geldiği ve hukuki olarak "kaza sonucu ölüm" (death by misadventure) olduğuna karar verildi.
Prensin ölümü 25 Kasım 2025'te gerçekleşti, adli soruşturma sonucu Temmuz 2026'da açıklandı.
İngiltere'de devlet emeklilik yaşının beklenenden yedi yıl önce 68'e yükseltileceği yönündeki haberler siyaset ve ekonomi gündeminin ilk sıralarına yerleşti.
Tartışmanın merkezinde, Bütçe Sorumluluğu Ofisi'nin (OBR) yayımladığı uzun vadeli mali görünüm raporu bulunuyor. Raporda, devlet emeklilik yaşının mevcut takvim yerine 2037-2039 yılları arasında 68'e yükseltilmesinin kamu maliyesi açısından temel varsayım olarak değerlendirildiği ifade edilirken, bu değişikliğin gecikmesi halinde devlet bütçesine yıllık yaklaşık 6 milyar sterlin ek yük bineceği öngörüldü.
Bu değerlendirme, özellikle 1971-1977 yılları arasında doğan yaklaşık 5 milyon kişiyi yakından ilgilendirdiği gerekçesiyle geniş yankı uyandırdı.
Hükümet: "Yasa değişmedi"
Artan tartışmalar üzerine açıklama yapan Emeklilik Bakanı Torsten Bell, emeklilik yaşının erkene çekildiğine ilişkin haberlerin mevcut hükümet kararı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Bell, yürürlükteki mevzuata göre devlet emeklilik yaşının hâlâ 2044-2046 yılları arasında 68'e yükseleceğini belirterek, hükümetin bu takvimi değiştiren herhangi bir karar almadığını vurguladı. Ayrıca önceki Muhafazakâr hükümetin 68 yaşın daha erken uygulanmasını istediğini, ancak bunun hiçbir zaman yasalaşmadığını da hatırlattı.
Hazine Bakanlığı da benzer bir açıklama yaparak mevcut yasal düzenlemenin değişmediğini ve emeklilik yaşına ilişkin üçüncü resmi incelemenin devam ettiğini doğruladı. İncelemenin tamamlanmasının ardından hükümetin nihai kararını açıklaması bekleniyor.
Mali baskılar artıyor
OBR, İngiltere'nin hızla yaşlanan nüfusu nedeniyle emeklilik harcamalarının önümüzdeki yıllarda ciddi biçimde yükseleceğine dikkat çekiyor.
Rapora göre devlet emekliliği harcamalarının önümüzdeki yarım yüzyılda milli gelirin yaklaşık yüzde 5'i seviyesinden yüzde 9'una yaklaşması bekleniyor. Bu artışın en önemli nedenleri arasında yaşam süresinin uzaması ve emekli maaşlarını enflasyon, ücret artışı veya yüzde 2,5'in en yükseğine göre artıran "Triple Lock" sistemi gösteriliyor.
Ekonomistler, emeklilik yaşının artırılması, Triple Lock sisteminin gözden geçirilmesi veya vergi düzenlemeleri gibi seçeneklerin önümüzdeki yıllarda kamu maliyesinin en önemli başlıklarından biri olacağını değerlendiriyor.
OECD de reform çağrısı yaptı
Emeklilik sistemi üzerindeki baskı yalnızca OBR tarafından değil, uluslararası kuruluşlar tarafından da gündeme getiriliyor.
OECD geçen hafta yayımladığı değerlendirmede, mevcut Triple Lock sisteminin uzun vadede kamu maliyesi üzerinde önemli yük oluşturacağını belirterek hükümete emeklilik reformlarını değerlendirme çağrısında bulundu. Ancak Başbakan Andy Burnham hükümeti, mevcut parlamento dönemi boyunca Triple Lock uygulamasını koruma taahhüdünü sürdürdüğünü açıkladı.
Karar henüz verilmedi
Uzmanlar, kamuoyunda oluşan "68 yaş kesinleşti" algısının doğru olmadığını vurguluyor.
Şu aşamada yürürlükte bulunan yasa değişmediği için devlet emeklilik yaşı 2026-2028 döneminde 67'ye, ardından 2044-2046 döneminde 68'e yükselecek. Ancak devam eden üçüncü resmi inceleme sonucunda hükümetin farklı bir takvim önermesi ve bunun Parlamento tarafından yasalaştırılması halinde bu tarihler değişebilecek.
Bu nedenle OBR'nin raporunda yer alan 2037-2039 takvimi hükümetin kesinleşmiş politikası değil, kamu maliyesine ilişkin bir varsayım ve olası senaryo olarak değerlendiriliyor.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü çıkışı Baltalimanı ayrımında servis aracının da karıştığı trafik kazası meydana geldi. Yan yatan servis aracına ekiplerin müdahalesi sürerken trafik durdu. Bölgeye çok...Devamı için tıklayınız
Adıyaman’da otluk alanda başlayarak rüzgarın etkisiyle ormanlık alana yayılan yangına ekiplerin havadan ve karadan müdahalesi sürüyor. Merkeze bağlı kırsal bölgede çıkan yangın sonrası Orman İşletme...Devamı için tıklayınız
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Ege Denizi açıklarında 4,0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurdu. AFAD verilerine göre, sarsıntı saat 22.17'de kaydedilirken, depremin yerin...Devamı için tıklayınız
Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın talebi üzerine, Instagram'da sosyal medya fenomeni Dilan Polat'ın eşi Engin Polat'a ait hesaba erişimin engellenmesine karar...Devamı için tıklayınız
Çankırı'da kamyon ile otomobilin İskilip kavşağında çarpışması sonucu 3 kişi yaşamını yitirdi, 2 kişi yaralandı. Saat 16.00 sıralarında meydana gelen feci kazanın ardından olay yerine sağlık ve...Devamı için tıklayınız
Anadolu’da miras paylaşımlarında oldukça yaygın bir uygulama olan ‘ölünceye kadar bakma’ sözleşmelerine dair Yargıtay’dan emsal nitelikte bir karar çıktı. Arsa karşılığında dedesine ölünceye kadar...Devamı için tıklayınız
Ankara'da polis ekiplerinin Altındağ ve Çankaya'da düzenlediği kaçakçılık operasyonunda 4 bin 420 paket gümrük kaçağı sigara, yüz binlerce makaron, elektronik sigara, kozmetik ürün ve çeşitli kaçak...Devamı için tıklayınız
Hatay'ın Yayladağı ilçesinde, yakınlarının uzun süre ulaşamadığı 33 yaşındaki pastane işletmecisi Kamil Kuş, iş yerinde hareketsiz halde bulundu. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde hayatını...Devamı için tıklayınız
İzmir-Çeşme Otoyolu'nun Güzelbahçe ilçesi sınırlarında meydana gelen kazada, seyir halindeki bir otomobil aynı yönde ilerleyen ve çekiciyle taşınan tekneye arkadan çarparak altına girdi. Trafik bir...Devamı için tıklayınız
Kastamonu'nun İnebolu ilçesinde kontrolden çıkan hafif ticari araç, park halindeki otomobile çarptıktan sonra anne ile iki çocuğa çarptı. Yaralanan 3 kişi hastaneye kaldırılırken, sağlık durumlarının...Devamı için tıklayınız
İstanbul Bakırköy'de direksiyon hakimiyetini kaybeden kadın sürücünün kullandığı otomobil, refüje çarparak yan yattı. Kazada hafif yaralanan sürücü hastaneye kaldırılırken, olay yerine sevk edilen...Devamı için tıklayınız
YKS sonuçlarının ÖSYM tarafından açıklanmasıyla birlikte, polis adayı gençlerin gözü Polis Akademisi Başkanlığı'nın yapacağı resmi duyuruya çevrildi.
Her yıl binlerce adayın başvurduğu Polis Meslek Yüksekokulları (PMYO) için bu yıl da TYT ham puanı esas alınacak.
PMYO TABAN PUANI VE DEĞERLENDİRME KRİTERLERİ
Polis Akademisi'nin önceki dönemlerde uyguladığı yönergeler doğrultusunda, 2026 yılı için de genel aday barajının en az 250 ham TYT puanı olarak belirlenmesi öngörülüyor.
Şehit ve vazife malulü eş ile çocukları için ise bu sınır geleneksel olarak 200 ham puan seviyesinde tutuluyor.
Yerleştirmede sadece TYT puanı değil, fiziki parkur performansının yüzde 25'i ve mülakat sınavının yüzde 50'si hesaplamaya dahil ediliyor.
YAŞ VE BOY SINIRLARINDA YASAL MEVZUAT
Başvuru yapacak adayların sınavın yapıldığı yılın ilk günü itibarıyla 18 yaşını doldurmuş ve 26 yaşından gün almamış olması gerekiyor.
Ayrıca erkek adaylarda en az 167 cm, kadın adaylarda ise 162 cm boy şartı aranırken, beden kitle indeksinin 18 ile 27 aralığında bulunması zorunlu tutuluyor.
Ön başvuruların ise ağustos ayının ilk haftasında başlaması bekleniyor.
POMEM (ÖN LİSANS VE LİSANS) POLİS ALIMI İÇİN GEREKLİ OLAN KRİTERLER
Üniversite mezunlarına yönelik gerçekleştirilen POMEM alımlarında ÖSYM'nin düzenlediği Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) sonuçları baz alınır.
Lisans Mezunları: KPSS P3 puan türünden en az 60,00 taban puan almak,
Ön Lisans Mezunları: KPSS P93 puan türünden en az 65,00 taban puan almak zorundadır.
Yaş Şartı: Sınavın yapıldığı yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla 30 yaşından gün almamış olmak gerekmektedir.
Pilot lisansı gerektirmeyen AirScooter, son günlerde teknoloji dünyasının en çok konuşulan yeniliklerinden biri oldu. Uçan otomobil ve kişisel hava aracı projelerinin hız kazandığı dönemde tanıtılan AirScooter, tek kişilik yapısı, dikey kalkış ve iniş (VTOL) özelliği ile öne çıkıyor.
UÇAN SCOOTER AIRSCOOTER GELİYOR! PİLOT LİSANSI OLMADAN KULLANILABİLİYOR
AirScooter'ın en dikkat çeken özelliği, ABD'de belirli şartlar altında pilot lisansı gerektirmemesi. Bunun nedeni aracın, ABD Federal Havacılık İdaresi'nin (FAA) Part 103 Ultra Hafif Hava Aracı düzenlemesi kapsamında geliştirilmiş olması.
Ancak bu durum, aracı hiçbir eğitim almadan kullanabileceğiniz anlamına gelmiyor. Üretici firma, kullanıcıların sanal gerçeklik (VR) simülatörüyle eğitim alacağını, güvenlik brifingine katılacağını ve eğitmen eşliğinde uçuş gerçekleştireceğini belirtiyor.
AirScooter, hibrit elektrik destekli güç sistemi sayesinde yaklaşık 2 saatlik uçuş süresi sunuyor. Dikey kalkış ve iniş yapabilmesi sayesinde pist ihtiyacını ortadan kaldıran araç, dar alanlardan da havalanabiliyor.
Tek kişilik olarak tasarlanan hava aracının teknik özellikleri ise şöyle:
Şirket tarafından paylaşılan bilgilere göre AirScooter'ın başlangıç fiyatı 250 bin dolar olarak açıklandı. İlk etapta ABD pazarında satışa sunulması planlanan aracın, deneyim ve eğitim merkezlerinin ise 2027 yılında hizmete açılması hedefleniyor.
TÜRKİYE'DE KULLANILABİLECEK Mİ?
AirScooter'ın "pilot lisansı gerektirmiyor" özelliği yalnızca ABD'deki FAA Part 103 düzenlemesi kapsamında geçerli. Türkiye'de ise hava araçlarının kullanımı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) mevzuatına tabi olduğundan, AirScooter'ın aynı şekilde lisanssız kullanılabilmesi şu an için mümkün görünmüyor.
Türk pop müziğinin önde gelen isimlerinden Serdar Ortaç, uzun yıllardır Multiple Skleroz (MS) hastalığıyla mücadele ediyor.
Son dönemde sağlık durumunun ağırlaştığı ve konserlerini ertelediği yönündeki iddialarla gündeme gelen sanatçı, daha önce sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Serdar Ortaç çok hasta haberleri yalan. Gayet iyiyim, konserlere devam." ifadelerini kullanarak çıkan haberleri yalanlamıştı.
tv100 Magain Hattı'ndan İbrahim Savun'un haberine göre; yeni klibinin çekimlerinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Ortaç, tedavi sürecine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Klip çekimi sırasında ayakta durmakta zorlanan Serdar Ortaç, çekimlerin büyük bölümünü oturarak tamamladı.
HASTANEDE 30 GÜN TEDAVİ GÖRDÜ
Ağrılarının devam ettiğini belirten sanatçı, sağlık durumuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:
"Ayaklarım çok kötü durumda. Hastanede bir 30 gün kaldım. Hala ayakta durmayayım diye oturuyorum. Atlatmak üzereyim, 3-5 gün kaldı."
AYAĞA KALKAMADI
Çekimler sırasında yaşadığı güçlükler kameralara da yansırken, Ortaç'ın zaman zaman ayağa kalkmakta zorlandığı görüldü.
Araç muayenesi yaptıracak milyonlarca sürücüyü yakından ilgilendiren yeni veriler açıklandı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen araç muayenelerinde yılın ilk altı ayında yaklaşık 7 milyon 890 bin araç teknik kontrolden geçirildi.
ARAÇ MUAYENESİNDE KALMAMAK İÇİN DİKKAT! İŞTE, SIK GÖRÜLEN AĞIR KUSURLAR...
Sonuçlar, trafikte güvenliği tehdit eden teknik arızaların halen ciddi boyutta olduğunu ortaya koyarken, 1,6 milyondan fazla aracın ağır kusurlu, 71 binden fazla aracın ise emniyetsiz olduğu belirlendi. Yetkililer, özellikle muayene öncesinde bazı kritik noktaların kontrol edilmesinin hem zaman hem de maliyet açısından sürücülere önemli avantaj sağlayacağını vurguluyor.
Muayenede en çok hangi kusurlar çıktı?
Bakanlık verilerine göre araçların muayeneden geçememesine neden olan başlıca ağır kusurlar şunlar oldu:
Bu parçalarda tespit edilen eksiklikler, trafik güvenliğini doğrudan etkilediği için "ağır kusur" kapsamında değerlendiriliyor.
Rakamlar dikkat çekti
2026'nın ilk altı ayında gerçekleştirilen muayenelerde:
Toplam muayene edilen araç: 7 milyon 890 bin 520
Kusursuz: 393 bin 335
Hafif kusurlu: 5 milyon 804 bin 46
Ağır kusurlu: 1 milyon 621 bin 777
Emniyetsiz: 71 bin 362
Ağır kusurlu ve emniyetsiz olarak değerlendirilen araçların, eksiklikleri giderilmeden yeniden trafiğe çıkmasına izin verilmiyor.
Muayeneye gitmeden önce bunları kontrol edin
Uzmanlar, muayene öncesinde sürücülerin şu kontrolleri yapmasının olası ağır kusurların önüne geçebileceğini belirtiyor:
-Tüm farlar, stop lambaları ve sinyallerin çalıştığından emin olun.
-Emniyet kemerlerinin kilitleme mekanizmasını kontrol edin.
-Fren performansında ses, titreme veya çekme olup olmadığını kontrol ettirin.
-Yakıt sisteminde kaçak bulunmadığından emin olun.
-Geri vites lambasının çalışıp çalışmadığını test edin.
-Fren hortumlarında çatlak veya sızıntı olup olmadığını kontrol ettirin.
Global petrol piyasalarındaki dalgalanma ve döviz kurundaki hareketlilik, Türkiye'deki akaryakıt fiyatlarını doğrudan etkilemeye devam ediyor.
MOTORİNE 1 LİRA 14 KURUŞ ZAM GELDİ
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) bayilerinden alınan bilgiye göre, motorinin litre fiyatına 21 Temmuz 2026 Salı günü itibarıyla 1 lira 14 kuruş zam yapıldı.
Yeni fiyat değişimiyle, taşımacılık ve lojistik maliyetlerinin de etkisiyle bazı Anadolu illerinde motorinin litre fiyatı 77 TL sınırını aştı.
İSTANBUL, ANKARA VE İZMİR GÜNCEL AKARYAKIT FİYATLARI
Yeni zamla birlikte İstanbul Avrupa yakasında motorinin litresi 74,27 TL'ye yükseldi. Aynı bölgede benzinin litresi 65,71 TL, otogazın (LPG) litresi ise 31,19 TL seviyesinden işlem görüyor.
<p>Motorinin litresine gelen 1,14 liralık son zammın ardından bazı illerde fiyatlar 77 lirayı geçti. 21 Temmuz itibarıyla geçerli olan güncel benzin, motorin ve LPG fiyat listesi netleşti. Brent petrol yeni güne 88,90 dolardan başladı.</p>
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bünyesindeki milyonlarca emekli için Temmuz dönemi ödeme süreci başladı.
İlgili yasal düzenlemelerin Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından emekliler; zamlı aylık, maaş farkı ve banka promosyonu olmak üzere üç ayrı kalemde ödeme alabilecek.
EN DÜŞÜK MAAŞ ALANLARA 3 BİN 552 TL FARK ÖDENECEK
Meclis'e sunulan yasa teklifinin kanunlaşmasıyla birlikte en düşük emekli aylığı 23 bin 552 liraya yükselecek. Yapılan yüzde 17,76 oranındaki artışa rağmen kök maaşı taban sınırın altında kalan ve şu an 20 bin lira alan emeklilere, aradaki 3 bin 552 liralık fark ödemesi ay sonunda belirlenecek tarihte yatırılacak.
TAHSİS NUMARASINA GÖRE TEMMUZ ÖDEME GÜNLERİ
SSK kapsamındaki emeklilerin aylık ödemeleri 17 ile 26 Temmuz tarihleri arasında tahsis numarasının son rakamına göre hesaplara geçecek.
Bağ-Kur emeklileri ise ödemelerini 25 ile 28 Temmuz tarihleri arasında alacak.
Ödeme gününün hafta sonuna denk gelmesi durumunda ödemeler cuma veya pazartesi günlerine kaydırılacak.
MEMUR EMEKLİLERİNİN ZAM FARKI HESAPLANIYOR
Maaşlarını ay başında alan memur emeklilerine yüzde 13,52 oranındaki zam farkı henüz yansıtılmadı.
SGK tarafından açıklanacak takvim doğrultusunda, dönemlerine göre 1, 2 veya 3 aylık birikmiş zam farkları hak sahiplerinin hesaplarına aktarılacak.
<p>Temmuz ayı itibarıyla emekliler için zamlı maaş, fark ödemesi ve promosyondan oluşan üçlü süreç başlıyor. SGK ve yasalaşacak düzenlemeyle en düşük aylık 23 bin 552 liraya tamamlanarak hesaplara aktarılacak.</p>
Yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı büyüme, çip sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin gelirlerini tarihi seviyelere taşırken, çalışanlara yönelik teşvik paketlerini de büyütüyor. Bu kapsamda Hollanda merkezli yarı iletken ekipmanı üreticisi ASML Holding, küresel çapta görev yapan çalışanlarına tek seferlik 20 bin euro (yaklaşık 1 milyon 80 bin TL) tutarında hisse ödülü dağıtacağını açıkladı.
Şirketin duyurusuna göre hisse tahsisleri 1 Ocak itibarıyla yapılacak. Ancak çalışanların bu hisselerin tamamına sahip olabilmesi için belirlenen istihdam koşullarını yerine getirmesi gerekecek. Hak ediş sürecinin ise 2030 yılının başında tamamlanması planlanıyor.
Hollanda'nın Veldhoven kentinde faaliyet gösteren ASML, gelişmiş yarı iletken üretiminde kullanılan ileri teknoloji litografi sistemlerini üreten dünyadaki tek şirket olma özelliğini taşıyor. Yapay zekâ odaklı veri merkezi ve çip yatırımlarındaki artış, şirketin satışlarını önemli ölçüde yükseltirken, elde edilen finansal başarının çalışanlarla paylaşılması yönündeki beklentileri de artırdı.
Sektörde benzer uygulamalar yalnızca ASML ile sınırlı değil. Şirketin önemli müşterileri arasında bulunan Güney Kore merkezli Samsung Electronics ve SK Hynix de son dönemde çalışanlarına ilave prim ödemeleri gerçekleştirdi. Dünyanın en büyük sözleşmeli çip üreticilerinden Tayvanlı TSMC ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, çalışanlara dağıtılacak kâr paylaşımı ödemelerini bu yıl ortalama yüzde 30'un üzerinde artıracağını duyurmuştu.
Bir dönem ABD'deki alışveriş merkezlerinin en popüler restoran markalarından biri olarak gösterilen Steak Escape, uzun yıllara dayanan geçmişine rağmen küçülme sürecinden çıkamadı. Zirve döneminde yaklaşık 300 şubeye ulaşan zincir, yıllar içinde yaşadığı daralma sonucu bugün yalnızca 20 restoranla faaliyetini sürdürüyor.
44 YILLIK GIDA DEVİNDEN KÖTÜ HABER! ŞUBELERİNİ TEK TEK KAPATTI
1982 yılında Ohio'nun Columbus kentinde kurulan Steak Escape, müşterilerin önünde hazırlanan taze biftekli sandviç konseptiyle kısa sürede geniş bir müşteri kitlesi kazandı. Başarılı büyüme süreci sayesinde 2000'li yılların başında yüzlerce şubeye ulaşan marka, Meksika ve Bahreyn gibi ülkelere açılarak uluslararası pazarda da yer edinmeyi başardı.
Ancak restoranlarının büyük bölümünün alışveriş merkezlerinde faaliyet göstermesi, tüketici alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte şirketin en büyük zorluklarından biri haline geldi. AVM ziyaretçi sayılarındaki düşüş ve müşterilerin cadde restoranları ile paket servis seçeneklerine yönelmesi, zincirin büyüme ivmesini tersine çevirdi.
Bu değişime ayak uydurmak isteyen şirket; bağımsız cadde şubeleri açtı, menüsünü daha sağlıklı alternatiflerle genişletti, araçtan servis (drive-thru) noktaları ve daha küçük ölçekli ekspres restoran konseptlerini hayata geçirdi. Buna rağmen uygulanan stratejiler beklenen sonucu vermedi ve şube kapanışlarının önüne geçilemedi.
Sektör verileri, son yıllarda özellikle alışveriş merkezlerine bağımlı restoran zincirlerinin ciddi müşteri ve gelir kaybı yaşadığını ortaya koyuyor. Steak Escape de bu dönüşümden en fazla etkilenen markalar arasında yer aldı. Bir zamanlar yaklaşık 300 noktada hizmet veren şirket, 275'ten fazla restoranını kapatarak bugün yalnızca ABD'nin altı eyaletinde faaliyet gösteren 20 şubelik bir yapıya geriledi.
İngiltere'de İşçi Partisi hükümeti, çocuklar ve gençlerin dijital platformlarda daha güvenli vakit geçirmesini sağlamak amacıyla sosyal medya kullanımına yönelik yeni bir uygulamayı hayata geçirmeye hazırlanıyor. Hükümetin üzerinde çalıştığı sistem kapsamında, gelecek bahar aylarından itibaren 16 ve 17 yaşındaki gençlerin sosyal medya hesaplarında gece 00.00 ile 06.00 saatleri arasında erişim kısıtlaması varsayılan ayar olarak aktif hale gelecek.
Uygulama zorunlu olmayacak. Genç kullanıcılar dilerlerse hesap ayarlarından birkaç adımda bu sınırlamayı kaldırabilecek. Ancak hükümet, varsayılan ayarın büyük bölümünün değiştirilmeden kullanılacağını ve bunun gençlerin ekran başında geçirdiği süreyi azaltacağını öngörüyor.
Amaç uyku düzenini ve ruh sağlığını korumak
Yeni düzenlemenin temel hedefleri arasında gençlerin daha kaliteli uyuması, eğitim hayatındaki başarılarının desteklenmesi ve aileleriyle yüz yüze geçirdikleri zamanın artırılması bulunuyor.
Uzmanlar, özellikle gece saatlerinde sosyal medya kullanımının uyku kalitesini olumsuz etkilediğini, dikkat dağınıklığına neden olduğunu ve uzun vadede ruh sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabildiğini belirtiyor. Yapılan birçok araştırma, geç saatlere kadar telefon kullanan gençlerde uyku süresinin azaldığını, akademik performansın düştüğünü ve kaygı düzeyinin arttığını ortaya koyuyor.
Bağımlılık oluşturan özellikler de sınırlandırılacak
İngiliz hükümeti yalnızca kullanım saatlerini değil, sosyal medya platformlarının kullanıcıları çevrim içi tutan tasarım özelliklerini de hedef alıyor.
Teknoloji Bakanı Liz Kendall, otomatik video oynatma özelliği, sonsuz içerik akışı (infinite scroll), kişiselleştirilmiş öneri algoritmaları ve kullanıcıyı platformda daha uzun süre tutmayı amaçlayan bazı etkileşim mekanizmalarının da varsayılan olarak devre dışı bırakılmasının planlandığını açıkladı.
Hükümete göre özellikle 16 yaşına yeni giren gençler, çocuk hesaplarından yetişkin hesaplarına geçtiklerinde bir anda bu bağımlılık oluşturabilecek özelliklerle karşılaşıyor. Yeni sistem, bu geçişi daha kontrollü hale getirmeyi amaçlıyor.
Daha önce 16 yaş altına yönelik adım atılmıştı
Yeni uygulama, İngiltere'nin çocukların çevrim içi güvenliğini artırmaya yönelik daha geniş kapsamlı dijital politika paketinin devamı niteliğinde değerlendiriliyor.
Geçtiğimiz aylarda açıklanan düzenlemeler kapsamında, 16 yaşın altındaki çocukların Snapchat, TikTok, Instagram, Facebook, YouTube ve X gibi platformlarda karşılaşabilecekleri zararlı içeriklerin sınırlandırılması, yaş doğrulama mekanizmalarının güçlendirilmesi ve çocuk hesaplarında daha sıkı gizlilik ayarlarının uygulanması yönünde yeni kurallar gündeme gelmişti.
Online Safety Act'ın kapsamı genişliyor
İngiltere'de yürürlükte bulunan Online Safety Act (Çevrim İçi Güvenlik Yasası) çerçevesinde teknoloji şirketlerinden çocukları zararlı içeriklerden koruyacak sistemler geliştirmeleri isteniyor. Düzenleyici kurum Ofcom da platformların risk değerlendirmesi yapmasını, yaş doğrulama yöntemlerini güçlendirmesini ve çocuklara yönelik güvenlik önlemlerini artırmasını talep ediyor.
Yeni gece kısıtlamasının da bu yasal çerçevenin bir uzantısı olarak uygulanması planlanıyor.
Teknoloji şirketlerinin yaklaşımı merak konusu
Uzmanlar, sistemin başarısının büyük ölçüde sosyal medya platformlarının uygulamaya nasıl uyum sağlayacağına bağlı olduğunu belirtiyor. Düzenleme varsayılan ayar şeklinde uygulanacağı için kullanıcıların isterlerse kısıtlamayı kaldırabilmesi, uygulamanın etkinliği konusunda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden oluyor.
Dijital haklar savunucuları, gençlerin güvenliğinin artırılmasını desteklemekle birlikte kullanıcıların mahremiyetinin korunması ve yaş doğrulama sistemlerinin kişisel verileri gereksiz şekilde toplamaması gerektiğine dikkat çekiyor.
Dijital bağımlılıkla mücadelede yeni model
İngiltere hükümeti, yeni uygulamayla gençlerin sosyal medyada geçirdikleri süreyi azaltmayı, bağımlılık oluşturan dijital tasarımların etkisini sınırlandırmayı ve daha sağlıklı bir dijital yaşam kültürü oluşturmayı hedefliyor.
Uygulamanın gelecek bahar döneminde devreye alınması planlanırken, düzenlemenin ardından teknoloji şirketlerinin sistemlerini yeni kurallara uyumlu hale getirmesi bekleniyor. İngiltere'nin bu adımı, dijital platformların genç kullanıcılar üzerindeki etkisini sınırlandırmaya yönelik Avrupa'da atılan en kapsamlı girişimlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Azerbaycan'da faaliyet gösteren Dünya Okulu'nun 5. sınıf öğrencisi 11 yaşındaki Ali Aslanov, İtalya'nın başkenti Roma'da düzenlenen uluslararası STEM Olimpiyatı'nda kodlama alanında dünya birincisi oldu.
3 ile 11. sınıf öğrencileri arasında gerçekleştirilen yarışmada Azerbaycan'ı temsil eden Ali Aslanov, kodlama kategorisinde dünya birinciliğini elde ederek önemli bir başarıya imza attı. Başarısı İtalya'da geniş yankı uyandıran Aslanov, ödül töreninde sahneye alkışlar eşliğinde çıktı.
Ali Aslanov, daha önce de Romanya, ABD ve Hollanda'da düzenlenen uluslararası olimpiyatlarda Azerbaycan'ı temsil ederek çeşitli ödüller ve önemli dereceler kazandı.
ANTALYA'DA DA BİRİNCİ OLDU
Aslanov, 2024 yılında Türkiye'nin Antalya kentinde düzenlenen Robotex International yarışmasında Mini Sumo kategorisinde tüm rakiplerini geride bırakarak dünya birinciliği elde etmiş ve Azerbaycan'ı uluslararası arenada en üst seviyede temsil etmeyi başarmıştı.
Dünya şampiyonluğu dolayısıyla Ali Aslanov ile öğretmeni Murad Aliyev, Azerbaycan Milli Meclisi Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Şahin İsmayılov ve Komisyon Üyesi Müşfik Caferov'u ziyaret etti.
Milletvekilleri, Ali Aslanov'u elde ettiği başarıdan dolayı tebrik ederek, gelecekte katılacağı organizasyonlarda da üstün başarılar diledi.
ABD'nin Florida eyaletine tatil için gelen 11 yaşındaki Pensilvanyalı Brodie Terry, babasıyla birlikte 27 Haziran'da Umatilla yakınlarındaki Nelson's Outdoor Resort'ta (eski adıyla Nelson's Fish Camp) geleneksel balık avı gezisine çıktı.
Ailenin aktardığına göre Brodie, yakaladığı balığı yeniden suya bırakmak için eğildiği sırada yaklaşık 2,6 metre uzunluğundaki bir timsah aniden su yüzeyine çıkarak çocuğun sağ koluna saldırdı. Olayın saniyeler içinde gerçekleştiği belirtilirken, timsahın daha önce suyun altında gizlendiği ve fark edilmediği ifade edildi.
Baba timsahın üzerine atladı
Saldırı sırasında Brodie'nin babası hiç düşünmeden suya atlayarak timsahın üzerine çıktı ve çenesini açmaya çalıştı. Ailenin sözcüsü Andrew Wright, babanın müdahalesinin çocuğun hayatını kurtardığını söyledi.
Wright, "Timsah Brodie'yi iskeleden ya da kıyıdan suyun içine çekemedi. Eğer bunu başarsaydı sonuç çok daha ağır olabilirdi. Onun bugün hayatta olmasının en büyük nedeni babasının cesur müdahalesidir." ifadelerini kullandı.
Doktorlar elini kurtaramadı
Ağır yaralanan Brodie hastaneye kaldırılarak art arda ameliyatlara alındı. Doktorlar çocuğun elini kurtarmak için yoğun çaba gösterse de timsahın saldırı sırasında yaptığı "ölüm dönüşü" (death roll) nedeniyle kolunda çok sayıda kemik parçalandı.
Hasarın geri döndürülemez boyutta olması nedeniyle doktorlar Brodie'nin sağ elini bilekten ampute etmek zorunda kaldı. Tedavisinin tamamlanmasının ardından küçük çocuk, Pennsylvania'daki evine dönerek fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecine başladı.
Aile için destek kampanyası başlatıldı
Aile, Brodie'nin önünde uzun bir rehabilitasyon ve protez kullanımına uyum süreci bulunduğunu açıkladı. Çocuğun en büyük tutkularının balıkçılık, beyzbol ve Amerikan futbolu olduğu belirtilirken, yakınları tarafından başlatılan bağış kampanyasında tıbbi giderler ve rehabilitasyon masrafları için kısa sürede 20 bin doların üzerinde destek toplandı.
Saldırgan timsah öldürüldü
Florida Balık ve Yaban Hayatı Koruma Komisyonu (FWC), saldırının ardından yaklaşık 2,6 metre (8 feet 7 inch) uzunluğundaki timsahın yakalanarak etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
Yetkililer, Florida'da milyonlarca timsah yaşamasına rağmen insanların ağır yaralandığı saldırıların oldukça nadir görüldüğünü belirterek, özellikle göl ve nehir kıyılarında balık tutulurken dikkatli olunması, timsahlara yaklaşılmaması, beslenmemeleri ve yalnızca güvenli yüzme alanlarının kullanılması uyarısını yineledi.
Aynı hafta Florida'da ikinci ciddi timsah vakası
Brodie'nin saldırıya uğramasından yalnızca bir gün sonra Florida'nın Seminole County bölgesinde 31 yaşındaki Brittany Clark da yüzdüğü sırada timsah saldırısında yaşamını yitirdi. İki olayın peş peşe yaşanması, eyalette timsah güvenliği konusunu yeniden gündeme taşıdı.
FWC, yaz aylarında timsahların daha hareketli olabildiğini belirterek vatandaşlar ile turistlerin su kenarlarında ekstra dikkatli davranmaları gerektiğini vurguladı.
Ergenlik döneminden üniversite yıllarının sonuna kadar gençlerin gündemini belirleyen konuların başında arkadaşlık ilişkileri, sosyal medya, eğlence, teknoloji, fiziksel görünüm ve romantik ilişkiler geliyor. Gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalar, bu dönemde beynin ödül sisteminin oldukça aktif olduğunu, uzun vadeli planlama ve risk değerlendirmesinden sorumlu ön korteksin ise gelişimini 20'li yaşların ortalarına kadar sürdürdüğünü gösteriyor.
Bu nedenle gençler, geleceği önemsemedikleri için değil; biyolojik gelişim süreçleri nedeniyle "şimdi"ye daha fazla odaklanıyor.
Gelecek planları var ama ilk sıralarda değil
Uluslararası araştırmalar, lise ve üniversite çağındaki gençlerin gelecek planlarını tamamen ihmal etmediğini ortaya koyuyor. Ancak bu planlar çoğu zaman ilk gündem maddesi olmuyor.
Ekonomik bağımsızlık, iyi bir gelir, yurt dışında yaşama fırsatı, sevilen bir iş bulma ve kişisel mutluluk, gençlerin en önemli gelecek hedefleri arasında yer alıyor.
Araştırmalara göre gençler kariyer sahibi olmak istiyor ancak "tek bir meslekte uzun yıllar çalışma" fikrine önceki kuşaklar kadar bağlı değiller. Esnek çalışma saatleri, uzaktan çalışma imkânı ve iş-yaşam dengesi onlar için maaş kadar önemli hale gelmiş durumda.
Başarı istiyorlar ama bedelini sorguluyorlar
Geçmiş kuşaklarda başarı; uzun çalışma saatleri, yoğun rekabet ve fedakârlıkla özdeşleştirilirken, Z Kuşağı bu anlayışı yeniden tanımlıyor.
Psikoloji ve çalışma yaşamı üzerine yapılan araştırmalar, gençlerin yüksek gelir ve başarılı kariyer istediğini ancak bunun ruh sağlığını bozacak ölçüde yoğun bir tempoyla gelmesini istemediğini gösteriyor.
Yani mesele çalışmaktan kaçınmak değil.
Gençler daha çok şu soruyu soruyor:
"Bu kadar çalışmaya gerçekten değer mi?"
Pandemi sonrası dönemde tükenmişlik sendromu, kaygı bozuklukları ve depresyon oranlarının artması, gençlerin kariyer tercihlerini de önemli ölçüde etkiliyor.
"Kolay para" aramaları neden artıyor?
Google'da gençlerin yaptığı aramalar da bu dönüşümü yansıtıyor.
Son yıllarda en çok ilgi gören başlıklardan bazıları şunlar:
Evden para kazanma
Pasif gelir
Yapay zekâ ile para kazanma
Dijital pazarlama
Yazılım öğrenme
Influencer nasıl olunur?
YouTube'dan para kazanma
Dropshipping
Freelance çalışma
Borsa ve kripto para
Bu aramaların ortak noktası dikkat çekici.
Gençler daha az emek harcamak istemiyor; daha çok emeklerinin karşılığını daha hızlı alabilecekleri yolları araştırıyor.
Ekonomistler, yüksek enflasyon, artan konut fiyatları ve gelir adaletsizliği nedeniyle klasik kariyer basamaklarının gençler açısından eskisi kadar cazip görünmediğini belirtiyor.
Mutluluk, makamın önüne geçti
Harvard Üniversitesi'nin uzun yıllardır devam eden yetişkin gelişimi araştırması ile Avrupa ve OECD tarafından yürütülen yaşam memnuniyeti çalışmaları da benzer sonuçlar ortaya koyuyor.
Gençler için artık yalnızca yüksek maaş yeterli değil.
İşin anlamlı olması, özel yaşama zaman bırakması, psikolojik güvenlik sağlaması ve kişisel gelişime katkı sunması da en az gelir kadar önem taşıyor.
Bu nedenle birçok genç, daha düşük maaşlı ama daha esnek işleri tercih edebiliyor.
Bilim ne söylüyor? "Tembel" değiller, farklı düşünüyorlar
Uzmanlara göre Z Kuşağı'nı "çalışmayı sevmeyen nesil" olarak tanımlamak doğru değil.
Araştırmalar, gençlerin başarı tanımının değiştiğini gösteriyor.
Onlar için başarı;
sağlıklı olmak,
özgür çalışabilmek,
dijital becerilere sahip olmak,
ekonomik bağımsızlık kazanmak,
sevilen işi yapmak,
aile ve sosyal yaşama zaman ayırabilmek
anlamına geliyor.
Bu nedenle gençler klasik kariyer basamaklarından çok, kendi yaşam tarzlarına uygun fırsatları tercih ediyor.
Asıl soru şu: Geleceği planlamıyorlar mı, yoksa geleceğin değiştiğini mi görüyorlar?
Uzmanlar, gençlerin geleceğe ilgisiz olduğu yönündeki yaygın kanının gerçeği tam yansıtmadığını belirtiyor.
Belirsiz ekonomik koşullar, hızla değişen teknoloji, yapay zekânın iş gücü üzerindeki etkisi ve küresel krizler, uzun vadeli plan yapmayı önceki kuşaklara göre daha zor hale getiriyor.
Bu nedenle gençler, "40 yıl aynı işte çalışmak" yerine değişime uyum sağlayabilecek becerilere yatırım yapıyor.
Bugünün gençleri için başarı artık yalnızca zirveye ulaşmak değil; o zirveye çıkarken yaşam kalitesini koruyabilmek anlamına geliyor. Belki de Z Kuşağı'nın en büyük farkı, kariyer ile hayat arasında seçim yapmak yerine, ikisini birlikte sürdürebileceği bir denge araması.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2025 yılı verileri, Türkiye'nin nüfus yapısındaki dönüşümün hız kesmeden devam ettiğini gösterdi.
TÜRKİYE İÇİN ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR
Açıklanan verilere göre Türkiye'de 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 11,1'e ulaşırken, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusun oranı yüzde 14,8 olarak hesaplandı.
Böylece Türkiye'nin yaşlı nüfus oranı, yüzde 10,4 olan dünya ortalamasını aşarken, genç nüfus oranı ise yüzde 15,6 seviyesindeki dünya ortalamasının altında kaldı.
EN YAŞLI ÜLKE MONAKO
Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu ülkeler sıralamasında yüzde 36 ile Monako ilk sırada yer aldı. Japonya yüzde 30 ile ikinci olurken, İtalya yüzde 25,1, Portekiz yüzde 24,9 ve Yunanistan yüzde 24,4 ile üst sıralarda yer aldı. Finlandiya, Almanya, Hırvatistan, San Marino ve Sırbistan da yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu ilk 10 ülke arasında bulundu.
Listenin diğer ucunda ise yaşlı nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler yer aldı. Katar yüzde 1,7 ile son sırada bulunurken, Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 1,8, Zambiya yüzde 2,0, Çad yüzde 2,1, Orta Afrika Cumhuriyeti ile Uganda yüzde 2,2, Mali ve Afganistan yüzde 2,4, Yemen ile Burundi ise yüzde 2,5 oranıyla dikkat çekti.
EN GENÇ ÜLKELER AFRİKA'DA
Genç nüfus oranında ise tablo tersine döndü. Güney Sudan yüzde 23,3 ile genç nüfus oranının en yüksek olduğu ülke olurken, Suriye yüzde 23,1, Orta Afrika Cumhuriyeti yüzde 22,5, Eritre yüzde 22,3 ve Marshall Adaları yüzde 22 ile ilk sıralarda yer aldı. Malavi, Doğu Timor, Kenya, Uganda ve Zimbabve de genç nüfus oranının en yüksek olduğu ilk 10 ülke arasında gösterildi.
Genç nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler arasında ise yüzde 8,8 ile Monako ilk sırada yer aldı. Malta yüzde 9,1, Almanya yüzde 9,5, Japonya yüzde 9,6, Güney Kore yüzde 9,7, Katar yüzde 9,8, Bulgaristan, Slovakya, Slovenya ve Avusturya ise yüzde 9,9'luk oranlarla listenin alt sıralarında yer aldı.
Bolu'nun Kıbrıscık ilçesinde serinlemek için halk arasında "Almanyalı Göleti" olarak bilinen gölete giren 36 yaşındaki orman işçisi Hakan Çamoğlu, bir süre sonra suda gözden kayboldu. Arkadaşlarının...Devamı için tıklayınız
Antalya'nın Alanya ilçesinde, 13 yaşındaki bir kız çocuğunun haşemayla site havuzuna girişini engellediği için gözaltına alınan Rus uyruklu site yöneticisi, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak...Devamı için tıklayınız
Küçükçekmece’de bir restoranın bacasında çıkan yangın, 5 katlı iş merkezine sıçradı. İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle yangın söndürüldü.Devamı için tıklayınız
Eskişehir'de ağzı bantlanarak bir poşetin içinde çöpe atılan yavru kedi, tesadüfen oradan geçen bir vatandaş tarafından son anda kurtarıldı. Olayı gören mahalle sakinleri duruma büyük tepki gösterdi.Devamı için tıklayınız
Kocaeli'de 2007 yılında çöp konteynerinde göbek bağı boğazına dolanmış halde ölü bulunan bebeğe ilişkin davada tutuklu yargılanan annenin savunması tepki çekti. Bebeğini öldüren kadın duruşmada...Devamı için tıklayınız
Çorum'da 6 kişinin define aramak amacıyla girdiği mağarada İ.A. kayboldu. İhbar üzerine AFAD, jandarma ve madencilerden oluşan ekipler seferber olurken, yükselen metan gazı nedeniyle arama çalışmaları...Devamı için tıklayınız
İzmir'in Konak ilçesinde bir işletmeye silahlı saldırı düzenleyen ve sokak ortasında tüfekle peş peşe ateş açan 2 şüpheli, polis ekiplerince düzenlenen operasyonla kıskıvrak yakalandı. Sokakta yaşanan...Devamı için tıklayınız
Kilis'teki bir markette yapılan denetimde aralarında son kullanma tarihi 2016 yılında dolan ürünlerin de bulunduğu yüzlerce tarihi geçmiş ürün ele geçirildi. Bazı ürünlerde böcek ve kurtlanma tespit...Devamı için tıklayınız
Üsküdar Kuleli Sahili'nde midye toplamak için denize dalan vatandaşlar, denizin dibinde hareketsiz bir kişiyi fark ederek ihbarda bulundu. Olay yerine sevk edilen dalgıç ekipleri, 31 yaşındaki...Devamı için tıklayınız
İzmir'de yanlışlıkla çöpe atılan ve içinde 400 bin lira olan poşet, yaklaşık 15 ton atığın ayıklandığı arama çalışmalarının ardından hiç beklenmeyen bir yerde bulundu.Devamı için tıklayınız
AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Nevzat Yüce, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılışının yıl dönümü dolayısıyla 10 Temmuz Cuma günü düzenlenecek "Bir Gençlik Yürüyüşü"...Devamı için tıklayınız
Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, vakfın çalışmaları, Sıfır Atık Hareketi ve Cenevre temaslarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Cenevre’de Dünya Ekonomik Forumu (WEF) yetkilileriyle görüşmeler...Devamı için tıklayınız
Hatay'da şantiyede çalışan işçilerin kaldığı konteyner yatakhanede yangın çıktı. Büyük paniğin yaşandığı anlarda ihbar üzerine olay yerine sevk edilen itfaiye ekipleri, alevleri kontrol altına aldı....Devamı için tıklayınız
Bakırköy'de gece saatlerinde İncirli mevkiinde ilerleyen bir otomobil sürücüsü, yolun karşısına geçmeye çalışan yayaya çarptı. Kazada yaya olay yerinde hayatını kaybederken, cenaze, Adli Tıp Kurumu...Devamı için tıklayınız
Muğla'nın Bodrum ilçesinde makilik ve otluk alanda yangın çıktı. İtfaiye ve orman ekipleri alevlere hızla müdahale ederken yangın 2,5 saatlik çalışmanın ardından kontrol altına alındı.Devamı için tıklayınız
36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde verilen resmi gala yemeğinin menüsü, iki Michelin yıldızlı şef Fatih Tutak tarafından...Devamı için tıklayınız
36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında Ankara'ya gelen Japonya Dışişleri Bakanı Motegi Toşimitsu, Türk kahvesi deneyimini sosyal medya hesabından paylaştı. Motegi, "Türk kahvesi...Devamı için tıklayınız
İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde denizde bir kadın cesedi bulundu. Beşiktaş İskelesi açıklarında suyun üzerinde hareketsiz halde bulunan kadını fark eden iskele çalışanları durumu ekiplere bildirdi....Devamı için tıklayınız
Muğla'nın Bodrum ilçesinde marinada demirli lastik botta temizlik ve bakım çalışması sırasında patlama meydana geldi. Patlamanın ardından çıkan yangın söndürülürken, bottaki 1 kişi yaralandı.Devamı için tıklayınız
Emzirme süreci, anne ile bebek arasındaki sonsuz bağın en önemli ve ilk adımlarından birini oluşturur. Tam da bu nedenle emzirme, sadece bebeğin beslenmesi ile ilişkilendirilemeyecek kadar kapsamlı ve kıymetlidir. Emzirme sırasında bebek anne sütü gibi çok değerli bir besini alırken anne ile iletişim kurar, göz teması sağlar, dokunur, hisseder, rahatlar, kendini sakinleştirmeyi öğrenir ve hatta oyun oynar. Bazen zorunlu sebeplerle bazen de zamanı geldiği için emzirmeden biberona geçiş süreci başlar. Ayrıca biberonla anne sütü vererek de bu süreç emzirmeye eşlik edebilir. Peki, emzirmeden biberona geçiş nasıl olmalı?
Adım Adım Biberona Geçiş
Emzirmeden biberona geçişte size yardımcı olacak pratik ipuçları ile süreci kolaylaştırabilirsiniz. Aşağıdaki adımları gözden geçirin:
1. Geçişi Kademeli Yapın
Bebeğinizin alışması için günde tek bir biberon öğünüyle başlayın. Zamanla biberonla beslenen öğün sayısını artırabilirsiniz.
Örneğin bebeğiniz günde 6 kez emiyorsa, ilk 2-3 gün sadece öğle beslenmesini biberonla vermeyi deneyebilirsiniz. Bebeğiniz bu düzene alışmaya başladığında, birkaç gün sonra akşam veya sabah beslenmelerinden birini de biberonla değiştirebilirsiniz. Böylece geçiş ani değil, bebeğin uyum sağlayabileceği doğal bir süreç hâline gelir.
2. Doğru Biberon ve Emzik Seçin
Anne memesine yakın tasarıma sahip, yavaş akışlı emzikler bebeğin biberonu daha kolay kabul etmesine yardımcı olur. Bu nedenle biberon seçimi çok önemlidir. Anne memesini emdiğinde uyguladığı basıncı ve hissi taklit edebilen teknolojiye sahip ürünler kullanmak bebeğin anne memesinden biberona ve biberondan de anne memesine geçişini kolay kılar.
3. İlk Denemeyi Başka Bir Kişi Yapsın
Anne yanındayken bebek emmek isteyebilir. İlk biberon denemelerini baba veya başka bir bakım verenin yapması geçişi kolaylaştırabilir. Çünkü bebek, annenin varlığında onu emmeyi tercih eder.
4. Bebeğin Açlık ve Ruh Halini Gözlemleyin
Çok aç ya da çok huzursuz olduğu anlar yerine, sakin ve hafif aç olduğu zamanlarda biberon teklif etmek başarı şansını artırabilir. Burada kritik nokta; bebek ilk biberon denemesi için ne çok aç olmalı ne de tok olmalıdır. Çoğunlukla bebek çok açken biberon verilmesi gibi bir hata yapılır. Oysa böyle bir durumda açlık hissinin neden olduğu stresi yenmek için de anne memesine ihtiyaç duyar.
5. Sabırlı ve Israrcı Olmadan İlerleyin
Bazı bebekler biberonu hemen kabul ederken bazıları birkaç gün veya hafta içinde alışabilir. Bebeği zorlamadan, düzenli aralıklarla tekrar denemek en sağlıklı yaklaşımdır. Böylece biberona karşı bir tepki geliştirmemiş olur.
Biberona Geçiş Sürecini Destekleyen Yardımcı Ürünler
Emzirmeden biberona geçiş yalnızca doğru biberonu seçmekten ibaret değildir. Annenin emzirme döneminde konforunu koruyan ve bebeğin yeni düzene uyum sağlamasını destekleyen biberon ve biberon emziği dışında bazı yardımcı ürünler bulunur. Onlardan da yardım alabilirsiniz. Örneğin emzirme döneminde meme ucu hassasiyeti yaşayan anneler için meme ucu kremi konfor sağlar. Özellikle biberona geçiş kademeli ilerlediğinde emzirme tamamen sona ermediği için meme bakımına devam etmek önemlidir. Düzenli bakım, annenin emzirme sırasında daha rahat hissetmesine yardımcı olur ve geçiş sürecini daha konforlu hâle getirebilir.
Bebekler emzirme sırasında yalnızca beslenmez; aynı zamanda sakinleşir ve kendilerini güvende hissederler. Biberonla beslenmeye geçerken bu alışkanlığın değişmesi bazı bebeklerde huzursuzluğa neden olabilir. Bu süreçte beyaz gürültü sesleri, bebeğin rahatlamasına ve beslenme sırasında daha sakin kalmasına yardımcı olabilir. Özellikle uyku öncesi veya biberonla beslenme rutininde kullanıldığında geçiş sürecini destekleyen yardımcı bir yöntem olabilir.
Emzirmeden biberona geçiş, her bebeğin kendi hızında uyum sağladığı doğal bir süreçtir. Sabırlı ilerlemek, doğru ürünleri tercih etmek ve bebeğinizin ihtiyaçlarını gözlemlemek hem sizin hem de bebeğinizin bu dönemi daha rahat ve keyifli geçirmenize yardımcı olur.
Meteoroloji’nin yeni haftalık tahmin raporuyla birlikte İstanbul için sağanak alarmı verildi. Rapora göre kentte 9-10 Temmuz tarihlerinde gök gürültülü sağanak yağış etkili olacak. Yağışlı sistemle birlikte hava sıcaklıklarının düşmesi beklenirken, Marmara’da kuvvetli rüzgar uyarısı da dikkat çekti. Öte yandan İçişleri Bakanlığı, sağanak ve gök gürültülü yağış nedeniyle 10 il için sarı kodlu meteorolojik uyarı yayımladı.
İstanbul Şile'de yoğun dalga ve akıntı nedeniyle kaymakamlığın ilan ettiği denize girme yasağına rağmen acı haberler art arda geldi. İki farklı plajda dev dalgalara kapılan 3 gençten Ahmet Can Yavuz'un cansız bedenine ulaşılırken, denizde kaybolan İsa Bodur ve Umut Gümüş'ü bulmak için havadan ve karadan zamanla yarış başladı.
Niğde'de kıraathanede iki grup arasında çıkan tartışma silahlı kavgaya dönüştü. Olayda 1'i ağır 4 kişi yaralanırken, polis ekipleri 2 kişiyi gözaltına aldı.Devamı için tıklayınız
Burdur'dan Isparta'daki özel hastaneye diş tedavisi için götürülen 7 yaşındaki Ela Kocaçöğür'ün, genel anestezi altında gerçekleştirilen işlem sırasında kalbinin durduğu iddia edildi. Olayın ardından...Devamı için tıklayınız
İzmir’in Seferihisar ilçesinde dehşete düşüren bir olay yaşandı. Evinin balkonunda uyuduğu sırada vahşi bir ayının saldırısına uğrayan ve metrelerce sürüklenen 70 yaşındaki Osman Gültaş, ağır yaralı...Devamı için tıklayınız
6-7 Şubat depremlerinde ailesinden 9 kişiyi kaybeden ve vefat eden kızından geriye kalan tek emanet olan 40 günlük torununa kol kanat geren 65 yaşındaki Abdullah Çelik, Çevre, Şehircilik ve İklim...Devamı için tıklayınız
Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin dokuzuncu durağı olan Sakarya, 4-12 Temmuz tarihleri arasında ilk kez festivale ev sahipliği yapıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda düzenlenen...Devamı için tıklayınız
Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara ücretsiz ilaç desteği verilmesi kararlaştırıldı. Düzenleme kapsamında sosyal güvence şartı aranmayacak,...Devamı için tıklayınız
Enstitü Sosyal, Türkiye'deki eğitim sistemini ortaöğretime geçiş süreçlerinden özel yetenekliler eğitimine ve uluslararası bilim olimpiyatlarına kadar bütüncül bir yaklaşımla ele alan "Eğitimde...Devamı için tıklayınız
15 Temmuz hain darbe girişiminde Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla sokağa çıkan ve Akıncı Üssü önünde helikopterden açılan ateş sonucu şehit olan Lokman Biçinci'nin annesi Güldalı Biçinci,...Devamı için tıklayınız
Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'ni izlemek için Edirne'ye gelen çok sayıda güreşsever, kentte otellerin dolması nedeniyle çadır kurarak konaklamayı tercih etti. Cami avluları, çocuk parkları ve...Devamı için tıklayınız
Erzurum'un Köprüköy ilçesinde düğüne giden gençlerin bulunduğu otomobil kontrolden çıkarak şarampole devrildi. Feci kazada 1 kişi hayatını kaybederken, sürücü ağır yaralandı. İhbar üzerine bölgeye...Devamı için tıklayınız
İstanbul Küçükçekmece D-100 kara yolunda gece saatlerinde meydana gelen kazada, trafikte makas attığı iddia edilen hafif ticari araç kontrolden çıkarak önce iki otomobile çarptı, ardından bariyerlere...Devamı için tıklayınız
Aydın'ın Kuşadası ilçesinde 27 yaşındaki Abdulkadir Ataş'ın silahla öldürüldüğü cinayete ilişkin yeni detaylar ortaya çıktı. Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde, Ataş'ın vurulduktan sonra...Devamı için tıklayınız
Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde, 6 katlı bir apartmanın en üst katında meydana gelen ve doğal gaz kaynaklı olduğu değerlendirilen patlamada 2 kişi hayatını kaybetti, 2 kişi yaralandı.Devamı için tıklayınız
İstanbul'un Ümraniye ilçesinde bulunan bir alışveriş merkezindeki kafeye düzenlenen silahlı saldırıda 2 kişi yaralandı. Yaralılar sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırılırken,...Devamı için tıklayınız
Aksaray'da yolcu otobüsünün sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu meydana gelen kazada otobüs şarampole devrildi. Ön ve yan camları kırılan otobüste, sürücü ve görevli dahil toplam 44...Devamı için tıklayınız
İstanbul’un çeşitli ilçelerinde iş yerlerine girerek erkek çalışanlara cinsel tacizde bulunan ve reddedildiğinde hakaretler savuran Z.E., emniyet güçlerinin düzenlediği operasyonla gözaltına alındı.Devamı için tıklayınız
Ankara'nın Etimesgut ilçesinde geniş bir otluk alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.Vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangını kontrol altına aldı. Bölgede...Devamı için tıklayınız
Mersin'in Tarsus ilçesinde vicdanları sızlatan bir olay yaşandı. Çöp konteynerinden gelen miyavlama seslerini duyan belediye temizlik görevlileri, yaptıkları kontrolde ağzı sıkıca bağlanmış bir...Devamı için tıklayınız
Birleşik Krallık hükümeti, son bir yıl içinde açıkladığı göç reformlarını Temmuz ayının ilk haftası itibarıyla uygulamaya devam ediyor. Hükümetin temel hedefi, net göç rakamlarını düşürürken ülke ekonomisinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü çekmeyi sürdürmek.
Yeni sistemde artık İngiltere'ye yerleşmenin en güvenli yolu, yüksek vasıf gerektiren ve hükümet tarafından ihtiyaç duyulan mesleklerden birine sahip olmak.
Özellikle sağlık, mühendislik, bilişim ve ileri teknoloji alanlarında çalışanlar için çalışma vizesi kapısı açık kalırken, daha önce yaygın olarak kullanılan birçok düşük vasıflı iş kolunda vize verilmesi önemli ölçüde sınırlandırıldı.
En önemli değişiklik: Nitelikli çalışan vizesi zorlaştı
İngiltere'nin en çok kullanılan çalışma izni olan Skilled Worker Visa (Nitelikli Çalışan Vizesi) için başvuru şartları sıkılaştırıldı.
Yeni uygulamaya göre;
İş teklifinin İçişleri Bakanlığı tarafından onaylı bir işverenden gelmesi gerekiyor.
Mesleğin resmi uygun meslek listesinde yer alması şart.
Maaş kriterleri birçok meslek için yükseltildi.
İngilizce yeterliliği zorunluluğu devam ediyor.
Uzmanlar, özellikle maaş şartlarının yükselmesinin birçok aday için en önemli engel haline geldiğini belirtiyor.
Hangi mesleklerde iş bulmak daha kolay?
İngiltere'de personel açığının sürdüğü sektörlerde çalışanlar hâlâ önemli avantajlara sahip.
Öne çıkan meslek grupları şöyle:
Sağlık sektörü
Doktorlar
Uzman hekimler
Hemşireler
Ebe
Paramedik
Radyoloji teknisyenleri
Fizyoterapistler
Psikologlar
Bakım yöneticileri
Sağlık çalışanları, İngiltere'nin en fazla ihtiyaç duyduğu meslek grupları arasında yer almaya devam ediyor.
Bilişim ve teknoloji
Yapay zekâ ve dijital dönüşüm yatırımları nedeniyle teknoloji sektöründe işe alımlar sürüyor.
İhtiyaç duyulan pozisyonlardan bazıları:
Yazılım geliştiricileri
Yapay zekâ uzmanları
Siber güvenlik uzmanları
Veri bilimcileri
Bulut sistemleri mühendisleri
DevOps mühendisleri
Veri mühendisleri
Ağ uzmanları
Mühendislik
İnşaat, enerji ve altyapı yatırımları nedeniyle mühendislere yönelik talep devam ediyor.
Öne çıkan alanlar:
İnşaat mühendisliği
Makine mühendisliği
Elektrik-elektronik mühendisliği
Endüstri mühendisliği
Kimya mühendisliği
Enerji mühendisliği
Demiryolu mühendisliği
Üretim mühendisliği
Eğitim
Özellikle bazı branş öğretmenleri için açık devam ediyor.
İngiltere'nin öncelik verdiği alanlar:
Matematik öğretmenleri
Fen bilimleri öğretmenleri
Fizik öğretmenleri
Kimya öğretmenleri
Bilgisayar öğretmenleri
Özel eğitim uzmanları
Finans
Londra'nın uluslararası finans merkezi olma özelliğini sürdürmesi nedeniyle şu alanlarda işe alımlar devam ediyor:
Finans analistleri
Denetçiler
Muhasebeciler
Risk uzmanları
Vergi danışmanları
Aktüerler
Bakım sektöründe önemli değişiklik
İngiltere'nin son düzenlemeleri en çok sosyal bakım sektörünü etkiledi.
Geçmiş yıllarda bakım çalışanları için oldukça kolay olan vize sistemi artık daha sıkı kurallara bağlandı.
Özellikle yurt dışından yeni bakım personeli alımına ilişkin kriterler artırılırken, işverenlerin sponsorluk yükümlülükleri de genişletildi. Sektör temsilcileri, bu değişikliklerin yeni başvuruların sayısını azaltabileceğini değerlendiriyor.
Aşçılar ve şefler için fırsatlar sürüyor
Turizm ve gastronomi sektöründe deneyimli şefler ile uzman aşçılar, belirli kriterleri karşılamaları halinde hâlâ çalışma vizesi alabiliyor.
Ancak restoranların sponsor lisansına sahip olması ve maaş şartlarının karşılanması gerekiyor.
Kaynakçıdan elektrikçiye: Teknik ustalara ihtiyaç devam ediyor
İngiltere'de mesleki eğitim almış teknik personel açığı tamamen kapanmış değil.
Özellikle;
Kaynakçılar
CNC operatörleri
Elektrikçiler
Endüstriyel bakım teknisyenleri
Kalıp ustaları
Boru tesisatçıları
Ağır makine teknisyenleri
uygun iş teklifi almaları halinde çalışma vizesine başvurabiliyor.
Çalışma vizesi oturum hakkına dönüşebiliyor
İngiltere'de çalışma vizesiyle bulunan kişiler için en önemli avantajlardan biri de uzun vadeli oturum hakkı.
Genel olarak aynı vize kategorisi altında gerekli şartları yerine getirerek belirli süre çalışan kişiler, süresiz oturum (Indefinite Leave to Remain) başvurusunda bulunabiliyor.
Bunun ardından vatandaşlık başvurusu yolu da açılabiliyor. Ancak bu süreçte gelir şartlarının, İngilizce yeterliliğinin ve kesintisiz yasal ikametin korunması gerekiyor.
İngiltere'ye gitmek isteyenler nelere dikkat etmeli?
Uzmanlara göre başvuru yapmadan önce şu noktalar dikkatle incelenmeli:
İş teklifinin sponsor lisanslı bir işverenden gelmesi.
Mesleğin güncel uygun meslek listesinde yer alması.
Maaş şartının karşılanması.
İngilizce dil yeterliliğinin belgelenmesi.
Vize kategorisinin doğru seçilmesi.
Başvurunun güncel İçişleri Bakanlığı kurallarına göre hazırlanması.
Uzmanlar uyarıyor
Göç danışmanları, son düzenlemeler sonrasında "İngiltere'ye gitmek artık imkânsız" yorumlarının doğru olmadığını, ancak eskisine göre çok daha seçici bir sistem uygulandığını belirtiyor.
Artık İngiltere'nin önceliği, ülke ekonomisinin ihtiyaç duyduğu yüksek vasıflı çalışanları çekmek. Sağlık, teknoloji, mühendislik ve bazı teknik mesleklerde çalışan adaylar hâlâ önemli fırsatlara sahip olurken, düşük vasıflı işlerle ülkeye yerleşme dönemi büyük ölçüde sona ermiş durumda.
Sosyal medyada yeniden dolaşıma giren iddiaya göre, İngiltere'nin Ellesmere Port kentinde yaşayan çatı ustası Kevin Moody, evindeki eski eşyaları karıştırırken yaklaşık 20 yıl önce kaybettiği Nokia 3310 model telefonunu buldu. Hikâyeye göre telefon hâlâ çalışıyor ve bataryasında yüzde 70'in üzerinde şarj bulunuyordu.
Ancak yapılan incelemeler, söz konusu hikâyenin ilk olarak mizah içerikleri yayımlayan The Chester Bugle adlı internet sitesinde yayımlandığını ortaya koydu. Site, "yayınladığı içeriklerin gerçek haber değil, hiciv ve mizah amaçlı kurgu olduğunu" açıkça belirtiyor.
Doğrulama kuruluşları yalanladı
Uluslararası doğrulama platformları da haberin gerçek olmadığını açıkladı. Uzmanlar, hiçbir tüketici tipi bataryanın yaklaşık 20 yıl boyunca şarjını bu seviyede korumasının teknik olarak mümkün olmadığını belirtiyor. Ayrıca haberde kullanılan fotoğrafın da Kevin Moody'ye değil, eski Nokia telefonunu uzun yıllar kullanan başka bir kişiye ait olduğu tespit edildi.
Nokia 3310'un ünü gerçeğe dayanıyor
Her ne kadar bu hikâye kurgu olsa da Nokia 3310, dayanıklılığı ve dönemine göre uzun pil ömrü sayesinde teknoloji tarihinin en efsanevi cep telefonlarından biri olarak kabul ediliyor. Cihaz, tek şarjla günlerce bekleme süresi sunmasıyla ün kazanmış olsa da, yıllarca şarjını koruyabildiğine dair iddiaların bilimsel bir dayanağı bulunmuyor.
Bu haliyle haber hem güncel hem de yanlış bilgilendirme yapmadan yayımlanabilecek nitelikte olur.
Isparta Yalvaç'taki tarihi tapınağın gizemi çözüldü.
113 yıl önceki kazılarda bulunan tapınağın, Yunan mitolojisindeki bereket tanrıçası Demeter için yapıldığı tahmin ediliyordu.
DEMETER TAPINAĞI SANILIYORDU
Yalvaç'ta 1600 rakımlı Gemen Dağı zirvesinde, "Ay tanrısı Men" inanışıyla ilgili inşa edilen alanda 1912-1913 yıllarında yapılan çalışmalar sırasında, tapınak olduğu düşünülen bir yapı ile karşılaşıldı.
O dönemde bulunan bu tapınağın Yunan mitolojisinde tarım ve bereket tanrıçası olan Demeter için yapılmış olabileceği tahmin edildi ancak tapınak isimlendirilmedi.
HEKATE TAPINAĞI
Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özhanlı başkanlığındaki kazılar ve alanda ortaya çıkarılan buluntulardaki araştırma ve incelemeler sonucunda, tapınağın gizemi bu yıl çözülerek "Tanrıça Hekate" inanışıyla ilgili inşa edildiği olduğu tespit edildi.
Alana, tapınağın özellikleri ile Hekate hakkında bilgilendirici bir tabela asıldı.
"BELGELEDİK"
Yaklaşık 18 yıldır bölgede kazı başkanlığı yapan Prof. Dr. Özhanlı, şunları söyledi:
"Burası 'Demeter Tapınağı' olarak tanımlanmış. Demeter bir Yunan tanrıçası. Ancak bizim burada yapmış olduğumuz çalışmalarda Anadolu'nun yerel tanrıçası olan Hekate'ye ait bir tapınak olduğunu belgeledik.
Çünkü daha önceki kazılarda ve bizim yaptığımız kazılarda da Tanrıça Hekate'nin kabartmaları ele geçti. Men'le bağlantılı olması da buranın Hekate Tapınağı olduğunu kanıtlamış durumda."
"ANADOLU'NUN EN ESKİ TANRIÇALARINDAN"
Tanrıça Hekate'nin Yunan didaktik şiirinin babası olarak bilinen Hesiodos'un "Theogonía" adlı şiirinde bahsettiği "Anadolu Karya" kökenli bir tanrıça olduğunu anlatan Prof. Dr. Özhanlı, "Yere, göğe ve denize hakim olan 'triformis' olarak, yani 3 bedenli ve 3 başlı olarak betimleniyor. Yüksek bir polosu var ve bu başlığın üzerinde hilal betimlemesi söz konusu. Men ile bağlantılı olarak hem ayı temsil ediyor hem ayın karanlık yüzünü temsil ediyor. Yani ölümü ve öbür dünyayı temsil ediyor. O bakımdan oldukça önemli. Men Kutsal Alanı'nda Hekate'nin olması daha mantıklı. Zira Ay Tanrısı'nın Demeter ile bir bağlantısı yok. Kesinlikle burası Anadolu'nun en eski tanrıçalarından birinin tapınağı." diye konuştu.
"KURBAN EDİLMİŞ 2 KÖPEK MEZARI"
Prof. Dr. Özhanlı, tapınağın yanı sıra ilçedeki diğer bir kazı alanı olan Pisidia Antiocheia Antik Kenti'ndeki yapılan çalışmalarda bulunan 2 köpek mezarının da bugün ulaştıkları verilerle örtüştüğünü belirterek, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Birçok mitosta Hekate, yer altı dünyası olan Hades'in 'Cehennem köpeği' dediğimiz 'Kerberos'a hükmeden bir tanrıça. En kutsal hayvanı da köpek ve biz Antiocheia kazılarında kurban edilmiş 2 köpek mezarı bulmuştuk. Bu kurban edilmiş 2 köpek mezarı da Antiocheia'da bir Hekate kültünün olduğunu arkeolojik olarak belgeliyor. Şimdi biz tapınağın önünde duruyoruz. Tapınağın, pronaosı ön alanı var, opisthodomos dediğimiz arka alan ve naos dediğimiz orta alan var. Antik dönemde tapınağa halkın girmesi söz konusu değil. Sadece rahip girebiliyor ve naosun içerisinde tanrıçanın heykelinin durduğu altlık da korunmuş. Sekizgen bir altlık var orada. O da orijinal şekilde yerinde korunmuş.
Ancak buranın Hristiyanlaştırılması ile beraber Men Tapınağı'nda olduğu gibi bu tapınak da temel düzeyde bırakılmış. Tamamen yıkılmış, tahrip edilmiş bir tapınak. Ancak bizim son yıllarda yaptığımız çalışmalarda ve yapacağımız çalışmalarda zaten malzemesi yanda duruyor tekrar ayağa kaldırarak tapınağın o görüntüsünü sağlayacağız."
"HEKATE'YE İNANANLAR YALVAÇ'A GELECEK"
Yalvaç'taki yapının Tanrıça Hekate'ye ait Anadolu'daki ikinci tapınak olduğunu belgelediklerini aktaran Prof. Dr. Özhanlı, Tanrıça Hekate'ye bugün inanan bir kesim olduğunun altını çizerek şunları söyledi:
"Oldukça önemli bir tanrıça. Bugün bile 1940'lı yıllarda İngiltere'de başlayan ve ABD'de yaygınlaşan bir Vika Tarikatı var. Bilge Cadılar Tarikatı. Bunlar 2 tanrıya, Apollon ve Hekate'ye inanıyor. Bugün bile binlerce insan Anadolu'ya gelerek yeri kesin bilinen Muğla Yatağan'daki Lagina Antik Kenti var, Stratonikeia'ya bağlı, bu tapınağa gelip ibadet ediyor.
Anadolu'da başka Hekate Tapınağı bilinmiyor. Biz buranın kesin bir Hekate Tapınağı olduğunu belgeledik ve bundan sonra eminim ki ziyaret açısından da Antiocheia ve Yalvaç'a çok büyük katkı sağlayacak. Arkeolojik mimari bir buluntu Hekate Tapınağı."
Osmaniye'nin Dumlupınar Mahallesi'nde ailesiyle birlikte küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan Efe Gönül, üretim amacıyla satın aldığı keçiyi kontrol ettiği esnada sıra dışı bir durumla karşılaştı.
İlk etapta boynuzun başka bir keçiyle mücadele sırasında takıldığını düşünen Gönül, yaptığı kontrolde boynuzun kulağın içinden doğal olarak çıktığını fark etti.
Sosyal medya hesabından paylaştığı görüntüler kısa sürede çok sayıda kişi tarafından izlendi.
Paylaşımın ardından farklı illerden çok sayıda satın alma teklifi aldıklarını söyleyen Gönül, keçi için uçuk rakamlar talep etmediğini belirterek, "Değeri neyse ona satacağım." dedi.
"İLK DEFA KULAĞINDA BOYNUZ ÇIKAN BİR KEÇİ İLE KARŞILAŞTIM"
Daha önce 4 boynuzlu ya da 5 boynuzlu hayvanlara denk geldiğini ama ilk defa kulağında boynuz çıkan bir keçi gördüğünü söyleyen Gönül, "Biz orijinal Yörüğüz, bize Aydınlı derler. Normalde bu işi üretim amaçlı yapıyorum. Bu meslek bize babadan, anneden, dayıdan ve emmiden kalan bir meslek. Ben de 24 yaşındayım ve üzerime düşen görevi yerine getirerek bu işi devam ettirmeye çalışıyorum. Ara sıra dışarıdan alım yapıyorum, nesil kırıyorum ya da beğenmediğim hayvanları sürüden çıkarıyorum. Geçen gece de bir alım yaptım. O gün farkına varmadım. Ertesi gün baktığımda, acaba dövüştüler mi, birinin boynuzu mu takıldı diye düşündüm. Keçiyi elime alıp boynuzunu kontrol ettiğimde sabit olduğunu gördüm ve gerçekten şaşırdım. Daha önce 4 boynuzlu, 5 boynuzlu hayvanlar gördük ama ilk defa kulağından boynuz çıkan bir keçiyle karşılaştım. Kendimi bildim bileli bu işin içindeyim. İlk kez böyle bir durumla karşılaştım. Gerçekten beni de şaşırttı." şeklinde konuştu.
Sosyal medyada paylaşıldıktan sonra keçinin büyük ilgi gördüğünü söyleyen Gönül, "Birçok kişi yapay zeka ürünü olduğunu ya da görüntünün gerçek olmadığını düşündü. Ancak gördüğünüz gibi keçinin kulağındaki boynuz tamamen gerçek. Ben bunu Allah'ın bir hikmeti olarak görüyorum. Keçi için teklifler de aldık. Gaziantep'ten bir kişi 20 bin TL teklif etti. Osmaniye'den değerli bir esnaf da aynı şekilde aynı fiyatı verdi. Gözümüz çok yükseklerde değil. Her şeyin bir değeri var. Böyle bir hayvan bulduk diye de kendimizi üstün görmüyoruz. Talip olan olursa satmayı düşünüyoruz. 30-40 ya da 50-60 bin TL gibi rakamlar istemiyoruz. Keçimizi 27-28 bin TL civarında satmayı düşünüyoruz. Zaten keçimiz genç. Herhangi bir sağlık sorunu da yok. Günlük yaklaşık 2 kilo süt veriyor. İsteyen sütü için, isteyen eti için, isteyen de farklılığı nedeniyle beslemek için alabilir. Talip olan olursa değerlendirmeyi düşünüyoruz." dedi.
Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda güvenilirliğini sağlamak amacıyla ülke genelinde sürdürdüğü denetimlerin sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmayı sürdürüyor. Bakanlık tarafından düzenli olarak güncellenen taklit ve tağşiş listesine yeni firmalar eklenirken, son denetimlerde özellikle et ürünlerine ilişkin uygunsuzluklar tespit edildi.
Yapılan analizler sonucunda, "dana eti" olarak satışa sunulan dört farklı üründe mevzuata aykırı içerik bulunduğu belirlendi. Laboratuvar incelemelerinde bazı ürünlerin içeriğinde tüketiciye beyan edilmeyen kanatlı eti ile sakatat kullanıldığı ortaya çıktı.
4 MARKANIN DANA ETİ 'HİLELİ' ÇIKTI! BAKANLIK HEPSİNİ PAYLAŞTI
-Polat Uysal (Ankara / Yenimahalle)
*Ürün: Üretim alanından alınan "Yüzde100 piliç eti olduğu beyan edilen köfte ürünü"
*Tespit: Mekanik ayrılmış kanatlı eti tespiti
-Özsultan Et Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi - Özsultan Et Dünyası (İstanbul / Bağcılar)
*Ürün: Dana kıyma
*Tespit: Kanatlı eti ve sakatat (taşlık) tespiti
-Bicen Mağazacılık Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (İstanbul / Silivri)
*Ürün: Dana-kuzu köfte harcı
*Tespit: Sakatat (baş eti) tespiti
Batman'da gece saatlerinde iki farenin sokak ortasında kavgaya tutuşması cep telefonu kamerasına yansıdı. Tekrar tekrar oynatılan görüntüler, sosyal medyada çizgi film karakteri olan "Splinter ustalar kapıştı" yorumlarıyla ilgi gördü.
BİRBİRİNE SALDIRDILAR
Gece saatlerinde bir sokakta karşılaşan iki fare, birbirlerine saldırdı.
Dakikalarca süren mücadelede zaman zaman arka ayakları üzerinde doğrularak karşı karşıya gelen fareler, izleyenlere aksiyon filmlerini aratmayan görüntüler sundu.
İLGİNÇ ANLAR CEP TELEFONU KAMERASINA YANSIDI
Olayı gören vatandaşlar, ilginç anları cep telefonlarıyla kayda aldı.
Sosyal medyada paylaşılan görüntüler kısa sürede çok sayıda beğeni ve yorum alırken, kullanıcılar çizgi film karakteri Usta Splinter'a gönderme yaparak, "Splinter ustalar kapıştı" yorumlarında bulundu.
Görüntüler, izleyenleri hem şaşırttı hem de gülümsetti.
<p>Batman'da gece saatlerinde iki farenin sokak ortasında kavgaya tutuşması cep telefonu kamerasına yansıdı. Tekrar tekrar oynatılan görüntüler, sosyal medyada çizgi film karakteri olan <strong><em>"Splinter ustalar kapıştı" </em></strong>yorumlarıyla ilgi gördü.</p>
<p>Gece saatlerinde bir sokakta karşılaşan iki fare, birbirlerine saldırdı.</p>
<p>Dakikalarca süren mücadelede zaman zaman arka ayakları üzerinde doğrularak karşı karşıya gelen fareler, izleyenlere aksiyon filmlerini aratmayan görüntüler sundu.</p>
<p>Olayı gören vatandaşlar, ilginç anları cep telefonlarıyla kayda aldı.</p>
<p>Sosyal medyada paylaşılan görüntüler kısa sürede çok sayıda beğeni ve yorum alırken, kullanıcılar çizgi film karakteri Usta Splinter'a gönderme yaparak, <em><strong>"Splinter ustalar kapıştı"</strong></em> yorumlarında bulundu.</p>
<p>Görüntüler, izleyenleri hem şaşırttı hem de gülümsetti.</p>
Galatasaray'ın Uruguaylı orta saha oyuncusu Lucas Torreira, gayrimenkul yatırımlarını genişletmeye devam ediyor. İstanbul'da yaptığı lüks konut yatırımının ardından rotasını Bodrum'a çeviren yıldız futbolcunun, Kaplankaya bölgesindeki seçkin bir projeden yaklaşık 235 milyon lira değerinde villa satın aldığı gündeme oturdu.
GALATASARAY'IN YILDIZI 235 MİLYON TL KARŞILIĞINDA ALİ KOÇ'A KOMŞU OLDU!
Süper Lig'in dikkat çeken isimleri, saha içindeki performanslarının yanı sıra yaptıkları yatırımlarla da gündem olmaya devam ediyor. Son olarak Galatasaray ile sözleşmesini 2028 yılına kadar uzatan ve yıllık ücretini 4,2 milyon euro seviyesine yükselten Torreira, şimdi de Ege'deki yeni yatırımıyla adından söz ettiriyor.
Daha önce İstanbul Kemerburgaz'da yaklaşık 150 milyon lira değerinde bir villa satın alan Uruguaylı futbolcu, şimdi de Bodrum'un Kaplankaya bölgesinde lüks bir konuta yatırım yaptı. Yaklaşık 235 milyon lira ödediği belirtilen villanın bulunduğu projede iş ve spor dünyasının tanınmış isimlerinin de mülk sahibi olduğu biliniyor.
Aynı sitede İzzet Özilhan, Acun Ilıcalı, Ali Koç ve Sabancı ailesine ait villalar da bulunuyor. Torreira'nın Kaplankaya'yı tercih etmesinde ise bölgenin deniz ulaşımıyla Bodrum Gündoğan'a yaklaşık 20 dakikada erişim imkânı sunmasının etkili olduğu belirtiliyor.
Anker'in ses teknolojileri markası Soundcore, kulak üstü kulaklık segmentindeki yeni modeli Space 2'yi Türkiye'de kullanıcıların beğenisine sundu. Gelişmiş aktif gürültü engelleme teknolojisi, uzun pil performansı ve yüksek ses deneyimiyle dikkat çekiyor.
SEVİLEN ÜRÜN TÜRKİYE'YE GELİYOR! İŞTE, MERAK EDİLEN FİYATI...
Soundcore Space 2, Türkiye'de yetkili satış noktalarında 8 bin 998 TL tavsiye edilen satış fiyatıyla tüketicilere sunuluyor.
Günümüzde kullanıcıların beklentileri yalnızca güçlü ses performansıyla sınırlı kalmıyor. Dış ortam gürültüsünü en aza indirerek daha konforlu bir dinleme deneyimi sunan ürünler öne çıkıyor.
Soundcore Space 2 de dört seviyeli aktif gürültü engelleme sistemi sayesinde farklı kullanım senaryolarına uyum sağlayarak çevresel sesleri etkili şekilde azaltabiliyor.
40 mm çift katmanlı diyafram sürücülerine sahip kulaklık, dengeli bas ve tiz performansı sunacak şekilde tasarlandı. Uzun süreli kullanımlarda konforu artırmak amacıyla hafızalı yumuşak kulak yastıkları ve hafif kafa bandı yapısına yer verildi.
Pil performansında da iddialı olan Space 2, aktif gürültü engelleme özelliği açıkken 50 saate, kapalı kullanımda ise 70 saate kadar kesintisiz dinleme imkânı sağlıyor. Hızlı şarj desteği sayesinde yalnızca 5 dakikalık şarjla yaklaşık 4 saatlik kullanım süresi elde edilebiliyor.
Kanal 7 ekranlarında yepyeni bir gezi programı başlıyor. Şivesi, güzelliği ve içtenliğiyle sosyal medyada insanları kendisine hayran bırakan Duygu Kesmez, ‘Bizim Gız Duygu’ programı ile Türkiye'nin doğasını, insanlarını ve lezzetlerini Kanal 7 izleyicileriyle paylaşacak.
SÜRPRİZ PROGRAM BAŞLIYOR! İZLEYENLERİN BEĞENİSİNİ TOPLAYACAK
Bizim Gız Duygu, yöre yöre gezerek Anadolu insanının dikkat çeken hikâyelerini, yaşam tarzlarını ve kültürel miraslarını ekrana taşıyacak. Anadolu'yu bir Egelinin perspektifinden sunacak olan Bizim Gız Duygu, Türk halkının misafirperverliği, cennet vatanın eşsiz doğal güzellikleri ve her biri ayrı reçeteyle hazırlanan lezzetleriyle izleyicilerine evlerinin konforunda Türkiye'yi gezme imkanı sunacak.
Anadolu’nun eşsiz güzellikleri ve Türk insanının samimiyetinin yer alacağı ‘Bizim Gız Duygu’ Duygu Kesmez’in kendine has, eğlenceli sunumuyla yakında Kanal 7'de başlıyor.
İkinci el araç piyasasında kayıt dışı ticaretle mücadele kapsamında çalışmalarını sürdüren Ticaret Bakanlığı, yetki belgesi zorunluluğuna uymayan kişi ve işletmelere yönelik denetimlerini artırdı. Mevzuata göre ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yapanların faaliyetlerini sürdürebilmeleri için yetki belgesine sahip olmaları gerekiyor.
ARABASINI BÖYLE SATAN YANDI! BELGESİ OLMAYANA CEZA KESİLECEK
Bakanlık verilerine göre bugüne kadar 84 bin 804 işletmeye ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yetki belgesi verildi. Sektörde daha şeffaf ve güvenilir bir ticaret ortamı oluşturulmasını hedefleyen denetimlerde, tüketici haklarının korunması ve piyasa düzeninin sağlanması amaçlanıyor.
Gerçekleştirilen son incelemelerde, gerekli yetki belgesi olmadan ikinci el araç ticareti yaptığı tespit edilen 176 gerçek ve tüzel kişiye idari yaptırım uygulandı. Söz konusu kişi ve işletmelere 400 bin 680 lira ile 1 milyon 402 bin 380 lira arasında değişen para cezaları kesilirken, bu denetimlerde uygulanan toplam ceza tutarı yaklaşık 102 milyon lirayı buldu.
Bakanlık tarafından paylaşılan bilgilere göre, yalnızca 2026 yılında yetki belgesiz faaliyet gösterenlere yönelik kesilen cezaların toplamı 108 milyon liranın üzerine çıktı. Şimdiye kadar uygulanan idari para cezalarının toplam tutarı ise 305 milyon liraya ulaştı.
Almanya'nın Aşağı Saksonya eyaletine bağlı Stade kasabasında bulunan anne-çocuk merkezi, pazartesi günü ülkeyi sarsan kanlı bir saldırıya sahne oldu. Yerel saatle 12.10 sıralarında silah seslerinin duyulmasının ardından bölgeye çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi.
Polis, saldırıda merkezde görev yapan dört kadın ve iki erkek çalışanın hayatını kaybettiğini açıkladı. İlk belirlemelere göre beş kişi olay yerinde yaşamını yitirirken, ağır yaralanan bir kişi kaldırıldığı hastanede kurtarılamadı. Çok sayıda kişinin de yaralandığı bildirildi. Yetkililer, yaralıların sayısı ve sağlık durumlarına ilişkin ayrıntılı bilgi paylaşmadı.
Hedef personeldi
Soruşturmayı yürüten polis yetkilileri, yaşamını yitirenlerin tamamının anne-çocuk merkezinde veya bağlı kurumlarda görev yapan personel olduğunu açıkladı. Olay sırasında merkezde kalan anneler ve çocuklar güvenli şekilde tahliye edilirken, saldırının merkezde kalan kadınlara ya da çocuklara yönelik olmadığı belirtildi. Üç aylık bebeğin annesi ile bebeğin saldırıdan yara almadan kurtulduğu ifade edildi.
Şüpheli: 45 yaşında, Alman vatandaşı, Türk kökenli
Lüneburg Emniyet Müdürü Kathrin Schuol, saldırının baş şüphelisinin Hannover bölgesinde yaşayan, Almanya doğumlu, Türk kökenli 45 yaşındaki bir erkek olduğunu açıkladı.
Schuol, şüphelinin daha önce tehdit suçları başta olmak üzere çeşitli polis kayıtlarının bulunduğunu ancak güvenlik birimlerince "özellikle şiddet eğilimli bir kişi" olarak değerlendirilmediğini söyledi. Yetkililer ayrıca zanlının yasal silah ruhsatına sahip olmadığını, saldırıda kullanılan silahın nasıl temin edildiğinin ise araştırıldığını bildirdi.
Velayet görüşmesinin ardından ateş açtığı değerlendiriliyor
Polis, saldırının siyasi ya da terör bağlantılı olmadığına ilişkin güçlü bulgular bulunduğunu belirtti. İlk değerlendirmelere göre zanlı, üç aylık kızının velayetine ilişkin görüşme yapmak üzere aynı gün merkeze gelmişti. Görüşmenin ardından silahla ateş açtığı değerlendiriliyor.
Saldırının ardından otomobille kaçmaya çalışan zanlı kısa sürede yakalandı. Polis, olay kapsamında toplam üç kişiyi gözaltına aldı. Bunlardan birinin bebeğin annesi, diğerinin ise zanlının aile çevresiyle bağlantılı bir kadın olduğu belirtilirken, bu kişilerin olaydaki rollerine ilişkin soruşturmanın sürdüğü açıklandı.
"Toplum için başka bir tehdit yok"
Olayın ardından Dankerstrasse ve çevresi güvenlik çemberine alınırken, kriminal inceleme ekipleri delil toplama çalışmalarını sürdürdü. Polis, saldırının münferit bir olay olduğunu değerlendirerek kamuoyuna yönelik başka bir tehdit bulunmadığını açıkladı. Bölgede kalan aileler güvenli alanlara tahliye edilirken psikolojik destek ekipleri de devreye alındı.
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ile Aşağı Saksonya Eyaleti İçişleri Bakanı Daniela Behrens de yayımladıkları mesajlarda saldırıyı "dehşet verici" ve "soğukkanlı bir katliam" olarak nitelendirerek hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileğinde bulundu.
Türk sinemasının usta ismi Kadir İnanır'ın cenazesi, Barbaros Hayreddin Paşa Camisi'nde kılınan namazın ardından Ulus Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, cenaze namazı öncesinde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "Bir devrin, Yeşilçam'ın hayatımıza uzanan, evlerimize, ailelerimize dahil olan eşsiz değerlerini maalesef birer birer kaybediyoruz. Onlara birer birer veda ediyoruz, ahirete uğurluyoruz." dedi.
Kadir İnanır'ın eşsiz bir değer, önemli bir usta olduğunu vurgulayan Ersoy, şunları kaydetti:
“Başta Türk sinemasına kazandırmış olduğu ders niteliğindeki eserleri, aynı şekilde sinemamızın Türk klasiklerinde hayat vermiş olduğu eserleriyle çok önemli bir sanatçımızdı. Başta ailesi olmak üzere yakınlarına, tüm sanatseverlerimize, sanat camiamıza başsağlığı diliyorum, sabırlar diliyorum. Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Mekanı cennet, ruhu şad olsun.”
Cenaze törenine katılan eski A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Kadir İnanır'ın sinemanın duayenlerinden olduğunu söyledi.
Oyuncu Hülya Avşar ise İnanır'ın vefatından duyduğu derin üzüntüyü dile getirerek, "Ben yine iyileşip yine reklamlarda oynayacak, yine bizlerle olacak diye bakarken şoka girdim." dedi.
Yeşilçam'ın değerlerinin yavaş yavaş kaybolmalarının kendisini çok üzdüğünü ifade eden Avşar, "O yüzden elimizde kalanlara böyle dört elle sarılmak geliyor içimden. Onların nasıl değerini biliriz onu düşünüyorum. Çünkü her böyle kaybımızda bunları düşünüyoruz ama sonra unutuyoruz." diye konuştu.
Cenaze törenine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan ile Levent İnanır, Jülide Kural, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Halil Ergün, Ahmet Yenilmez, Oktay Kaynarca, İlyas Salman'ın da aralarında bulunduğu siyaset ve sanat dünyasından çok sayıda kişi katıldı.
Yoğun katılımın olduğu törende zaman zaman kalabalıktan dolayı arbede yaşandı. Kadir İnanır'ın cenazesi Barbaros Hayreddin Paşa Camisi'nde kılınan namazın ardından Ulus Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenen cenaze töreni
Törene Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, Sinema Genel Müdürü Birol Güven, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve İBB Başkan Vekili Nuri Aslan'ın yanı sıra sinema, siyaset ve sanat dünyasından pek çok kişi katıldı.
Tören öncesinde açıklama yapan İnanır'ın yeğeni Soner Arıca, duygularının darmadağın olduğunu ve gerçeğe inanamadığını belirterek, "Olamaz böyle bir şey diye düşünüyorum. Çünkü ölüm kelimesini zaten sevmiyorum ama başka bir tarifi yok ya şimdi. Hiç kimseye de yakışmıyor evet ama Kadir dayıma hiç yakışmıyordu. Sadece benim dayım değildi. Tüm ülkenin dayısı, ağabeyi, kardeşiydi. Tabii benim için de sadece dayım değil, aynı zamanda çok hayranlık duyduğum bir sanatçıydı, büyük bir aktördü." dedi.
Annesini de kısa süre önce kaybettiğini hatırlatan Arıca, "Üzgün ve şaşkınım. Üç gün önce annem, üç gün arayla böyle tuhaf bir süreçten geçiyoruz. Gerçekten çok üzgünüm, şaşkınım. Bence burada onu seven kitlenin özeti var, buraya sığan kadarı var. Bence tüm ülke burada şu anda. Ben öyle hissediyorum. İki gündür bana gelen mesajlardan, yorumlardan anlıyorum ki gerçekten tüm ülke bence şu anda burada. Herkes çok üzgün doğal olarak. Çünkü idoldu, ikondu, çok büyük bir sanatçıdan bahsediyoruz. Bizim aile ilişkilerimiz bir yana, dayım olması bir yana çok çok önemli bir sanatçıdan bahsediyoruz. Her açıdan baktığımda çok zor, her açıdan baktığımda çok karışık." değerlendirmesini yaptı.
Sinema yazarı Atilla Dorsay ise Türk sinemasının Yeşilçam ile birlikte yaygınlaştığına dikkati çekerek, "Yeşilçam bir efsaneydi. Nasıl Amerika'da Hollywood varsa burada da Yeşilçam vardı ve Yeşilçam'ın yaptığı filmler insanları koştura koştura sinema salonlarına götürüyorlardı. Bu arada işte Kadir İnanır'ı tanıdık. Çok farklı bir yerdeydi. Bir sürü sanatçı vardı. Ama o çevirdiği 180 kadar filmle, bütün o filmlerle kendisini halkımıza sevdirdi. Bundan sonra artık onun yerine öyle bir adam gelebilir mi bilmiyorum." şeklinde konuştu.
"Onun insanlığını hepiniz biliyorsunuz"
"Kuzeyden Gelen Adam" adlı belgeselden bir bölümün gösterimiyle başlayan törendeki ilk konuşmayı yapan Jülide Kural, İnanır'ın insanlığına ve vicdanına vurgu yaptı.
Kural, "Aslında Kadir İnanır'ı hepiniz tanıyorsunuz. Onun haksızlık karşısında o taşan öfkesini, sevgisini ifade ederken sözcüklere hiç ihtiyaç duymamasını, o yoksulluk, adaletsizlik, eşitsizlik karşısında şahlanan vicdanını, bazen de kalbinin kırılganlığında o gözyaşlarının, nasıl da o güzelin gözlerinin dostu olduğunu, kısacası aslında onun insanlığını hepiniz biliyorsunuz. Belki de hayatı boyunca en büyük heyecanı olan sinemada kendi aktörlüğünü inşa ederken tanık olduğum bir şeydir hep. Dönüp dolaşıp başvurduğu yerdir aslında kalbi, sezgileri ve en önemlisi merakı ve hayata gülümseyerek bakabilme cesareti. Ben onu hep izledim bu süreçlerde ve bu benim için çok büyük bir ayrıcalıktı. Bir aktörün sevdiği mesleğini nasıl inşa ettiğini izlemek benim için çok özel bir deneyimdi. Bir yandan da biliyorsunuz ki Kadir İnanır şöyle bir bakışıyla o seyircisinin yıllarca sürecek olan unutulmazıdır." görüşünü paylaştı.
Oyuncu Menderes Samancılar da usta sanatçının Hekimoğlu Türküsü'nü derlediğini belirterek, "Bundan da övgüyle bahsederdi. Sarılırdık dostça, kocaman bir incir ağacıydı benim için. Sürekli bal gibi incirler veren, bal gibi hayata bakan, barış, kardeşlik, sevgi dolu bir yürek. Kadir İnanır gibi bir değeri asla unutmayacağız." ifadelerini kullandı.
İnanır'ın yeğeni Levent İnanır ise dayısının yıllar önce verdiği bir röportajda, "Ben bir gün ölürsem, Türkiye'deki bütün evlerden cenaze kalkacak" dediğini aktararak, şunları kaydetti:
"Yine onun kendi söylemi, 'Benim bedenim gider ama yaptığım filmler yıllar sonra keyifle izlenecek' derdi. Keyifle izlenmenin altı şöyle çizilebilir, bütün filmler nitelikli, sosyal yaralara parmak basan, kahramanları içimizden seçen, nitelikli ve kendi oynadığı kadar senaryolarına da dokunduğu işlerdi. O yüzden hepinizde izler bırakacak. Biz de o izlerle yaşamımıza devam edeceğiz. O yüzden ben onunla vedalaşmıyorum. O içimizde yaşayacak, yaşıyor."
Londra’da yaşamını sürdüren okul yıllarından arkadaşı, Gazeteci Nevsal Elevli defin işleminin ardından sosyal medya paylaşımında, “Bugün Kadir İnanır’ı toprağa verdik…
Mezarlıkta adım atacak yer yoktu. Binlerce insan, onu son yolculuğunda yalnız bırakmadı. Gözyaşları, dualar ve alkışlar birbirine karıştı.
Bir kez daha gördük ki gerçek sanatçılar sadece eserleriyle değil, insanların kalbindeki yerleriyle de ölümsüz oluyor. Güle güle sevgili Kadir… Seni hiç unutmayacağız.” Ifadelerine yer verdi.
Törende ayrıca Adil Kaya, Ali Gündoğdu, Köksal Holoğlu, Kerim Yıldız, manevi kızı Aslı Kızıltuğ, Baran Seyhan, Nevsal Elevli, Canan Kaftancıoğlu, Ada Cemal, Cemal Kayacı, Sali Turan ve yeğeni Gül Bakar gibi isimler de sahneye çıkarak duygu ve düşüncelerini ifade etti.
Anma programı, törene katılanların usta sanatçının tabutunun önünden gerçekleştirdiği veda ve saygı geçişiyle sona erdi.
Yaz tatili sezonunun başlamasıyla birlikte İngiltere'deki havalimanları, milyonlarca yolcunun seyahate çıkmaya hazırlandığı dönemde alkol kaynaklı olaylara karşı güvenlik önlemlerini artırdı. Özellikle Londra Luton Havalimanı, uçuş öncesinde aşırı alkol alan ya da davranışları nedeniyle "uçmaya uygun olmadığı" değerlendirilen yolcuların uçağa alınmayacağını duyurdu.
Uyarı, Birleşik Krallık genelinde havalimanları, havayolu şirketleri ve sektör kuruluşlarının ortaklaşa yürüttüğü "One Too Many" (Bir Kadeh Fazla) kampanyası kapsamında yapıldı. Kampanyanın temel mesajı ise net: "Sorumlu uçun, aksi halde bedelini ödeyebilirsiniz."
İki yıla kadar hapis cezası
İngiltere'de yürürlükte bulunan havacılık kurallarına göre, kabin ekibinin görevini yapmasını engelleyen, diğer yolcuların güvenliğini tehlikeye atan veya uçakta taşkınlık çıkaran kişiler ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalıyor.
Kurallara göre;
Uçmaya uygun olmadığı değerlendirilen yolcuların uçağa binmesi engellenebiliyor.
Uçakta taşkınlık yapanlar iki yıla kadar hapis cezası alabiliyor.
Uçağın kalkışını geciktiren yolcular 5 bin sterline kadar para cezasına çarptırılabiliyor.
Olay nedeniyle uçağın başka bir havalimanına yönlendirilmesi halinde ortaya çıkan yakıt, iniş, konaklama ve operasyon maliyetleri sorumlu yolcudan tahsil edilebiliyor. Bu faturanın 80 bin sterline kadar ulaşabileceği belirtiliyor.
Ömür boyu uçuş yasağı da uygulanabiliyor
Yetkililer, yalnızca para cezası ve hapisle sınırlı kalınmadığını da vurguluyor. Bazı havayolu şirketleri, ciddi olaylara karışan yolcuları ömür boyu kara listeye alabiliyor. Böylece söz konusu kişiler ilgili havayoluyla bir daha seyahat edemiyor.
20'den fazla havalimanında uygulanıyor
Bu yıl yeniden başlatılan "One Too Many" kampanyası; Heathrow, Gatwick, Manchester, Birmingham, Glasgow, Liverpool, Londra City ve Londra Luton'un da aralarında bulunduğu 20'den fazla İngiliz havalimanında uygulanıyor.
Terminal ekranları, duty-free mağazaları, restoranlar ve sosyal medya üzerinden yolculara sürekli uyarılar yapılıyor. Kampanyanın amacı, özellikle yaz aylarında artış gösteren alkol kaynaklı taşkınlık olaylarını önlemek ve uçuş güvenliğini korumak.
Yeni önlemler gündemde
İngiltere'de havayolu şirketleri, son dönemde artan olaylar nedeniyle daha sert tedbirler alınmasını da talep ediyor. Sektör temsilcileri, havalimanlarında satılan alkol miktarının sınırlandırılması, sorun çıkaran yolcular için ulusal bir veri tabanı oluşturulması ve farklı havayolları arasında bilgi paylaşımının artırılması gibi önerileri hükümetin gündemine taşıdı.
Yetkililer ise yaz tatiline çıkan yolculara son kez şu çağrıyı yapıyor:
"Tatiliniz havalimanında başlamadan bitmesin. Alkol tüketiminde ölçülü olun, hem kendi seyahatinizi hem de diğer yolcuların güvenliğini riske atmayın."
Güney ve Orta Amerika'nın tropikal yağmur ormanlarında yaşayan Heliconius kelebekleri, bilim insanlarının yaşlanma araştırmalarında dikkatini çeken sıra dışı özellikleriyle öne çıkıyor. Bristol Üniversitesi öncülüğünde uluslararası bir ekip tarafından yürütülen ve bilimsel dergi Nature Communications'ta yayımlanan araştırma, bu kelebeklerin yaşlanma sürecini yavaşlatarak en yakın akrabalarından çok daha uzun yaşayabildiğini ortaya koydu.
Çoğu kelebek türü yalnızca birkaç hafta yaşayabilirken, bazı Heliconius türleri aylarca yaşamını sürdürebiliyor. Araştırmada incelenen bireylerden bazılarının ömrünün neredeyse bir yıla ulaştığı belirlendi.
348 gün yaşayan kelebek, 14 gün yaşayan akrabasını geride bıraktı
Araştırmacılar, en dikkat çekici farkın Heliconius hewitsoni ile yakın akrabası Dione juno arasında görüldüğünü belirledi.
Laboratuvar gözlemlerinde Heliconius hewitsoni türünün en uzun yaşam süresi 348 gün olarak kaydedilirken, Dione juno yalnızca 14 gün yaşayabildi. Böylece iki yakın akraba arasında maksimum yaşam süresinde yaklaşık 25 katlık bir fark ortaya çıktı.
Bilim insanları, Heliconius cinsindeki birçok türün de yakın akrabalarına kıyasla ortalama üç kat daha uzun yaşadığını tespit etti.
Sırrın arkasında polenle beslenme olabilir
Araştırmacılar, bu olağanüstü yaşam süresinin en önemli nedenlerinden birinin Heliconius kelebeklerinin beslenme alışkanlığı olabileceğini düşünüyor.
Çoğu kelebek yalnızca çiçek nektarıyla beslenirken, Heliconius türleri nektarın yanı sıra polen de tüketiyor. Polen; protein, aminoasit ve diğer besleyici bileşenler açısından oldukça zengin bir besin kaynağı. Bilim insanları, bu beslenme biçiminin kelebeklerin dokularını daha uzun süre korumasına, üreme dönemini uzatmasına ve yaşlanma hızını azaltmasına katkı sağladığını değerlendiriyor.
Yaşlanmanın biyolojik sırları araştırılıyor
Araştırma kapsamında farklı kelebek türlerinin yaşam süreleri karşılaştırılırken, yaşlanmaya bağlı fiziksel değişimler de ayrıntılı olarak incelendi. Heliconius kelebeklerinin yaş ilerledikçe hareket kabiliyeti, kanat yapısı ve genel fizyolojik durumlarını yakın akrabalarına göre daha uzun süre koruyabildiği gözlendi.
Araştırmacılar, bu durumun yaşlanmanın yalnızca ömrün uzaması anlamına gelmediğini, aynı zamanda sağlıklı yaşam süresinin de arttığını gösterdiğini vurguluyor.
İnsan sağlığı için yeni ipuçları sunabilir
Bilim insanlarına göre Heliconius kelebekleri, sağlıklı yaşlanmanın genetik ve biyolojik mekanizmalarını anlamak için önemli bir model organizma olabilir.
Araştırmanın yazarları, bu kelebeklerde yaşlanmayı yavaşlatan genetik yolların ve metabolik süreçlerin belirlenmesi halinde, yaşlanmaya bağlı hastalıkların anlaşılması ve gelecekte geliştirilecek tedavilere yönelik yeni ipuçları elde edilebileceğini ifade ediyor.
Uzmanlar, insanlarla kelebeklerin biyolojik yapıları farklı olsa da hücrelerin yaşlanması, enerji metabolizması ve doku onarımı gibi temel süreçlerin birçok canlıda ortak mekanizmalarla işlediğini belirtiyor. Bu nedenle Heliconius kelebeklerinin incelenmesi, yaşlanma biyolojisi alanında önemli bilimsel keşiflerin önünü açabilecek yeni bir araştırma modeli olarak değerlendiriliyor.
İstanbul Valiliği'nin kararı doğrultusunda, 28 Haziran 2026 Pazar günü itibarıyla Taksim çevresindeki bazı toplu ulaşım noktalarında geçici düzenlemeye gidildi. Bu kapsamda M2 Yenikapı-Hacıosman Metro...Devamı için tıklayınız
Samsun Kültür Yolu Festivali'nde kentin eşsiz lezzetleri ilgi odağı oldu. Festival kapsamında belirlenen 44 "Lezzet Noktası", Samsun mutfağını geniş kitlelerle buluştururken yerel işletmelere ve şehir...Devamı için tıklayınız
Tekirdağ'ın Saray ilçesi ile Kırklareli'nin Vize ilçesinde kuvvetli rüzgar nedeniyle Karadeniz'e kıyısı bulunan tüm plaj ve sahillerde 28 Haziran 2026 Pazar günü denize girmek yasaklandı.Devamı için tıklayınız
İstanbul Bakırköy'deki Çırpıcı Deresi'nin denizle birleştiği noktada yüzlerce balık ölü halde kıyıya vurdu. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen AFAD ekipleri sudan numune alarak laboratuvara...Devamı için tıklayınız
Bodrum'da gece saatlerinde meydana gelen feci kazada motosiklet ile ticari taksi çarpıştı. Motosiklet sürücüsü Murat Yüp olay yerinde yaşamını yitirirken motosiklette bulunan yolcu ise ağır yaralandı.Devamı için tıklayınız
Kayseri-Develi Karayolu'nda meydana gelen feci kazada hafif ticari araç ile otomobil çarpıştı. Can pazarının yaşandığı kazada 1 kişi yaşamını yitirirken, 6 kişi yaralandı.Devamı için tıklayınız
Sabah Gazetesi Ankara Temsilcisi ve köşe yazarı Okan Müderrisoğlu'nun babası Cemil Müderrisoğlu hayatını kaybetti. Acı haberin ardından çok sayıda taziye mesajı paylaşılırken, Müderrisoğlu'nun...Devamı için tıklayınız
Rize'nin Ardeşen ilçesinde sağanak yağışın ardından Karadeniz açıklarında iki hortum meydana geldi. Meteoroloji'nin uyarılarının ardından oluşan ve kıyıya kadar yaklaşan hortumlar vatandaşlara korku...Devamı için tıklayınız
İstanbul’un Silivri ilçesinde, Çeltik bölgesinde seyir halindeki bir işçi servis minibüsünün kontrolden çıkarak tarlaya devrilmesi sonucu can pazarı yaşandı. İlk belirlemelere göre 2 kişinin hayatını...Devamı için tıklayınız
Tekirdağ'ın Marmaraereğlisi ve Çorlu ilçelerinde buğday ekili tarlalarda çıkan yangınlar, rüzgarın etkisiyle kısa sürede geniş alanlara yayıldı. Ekiplerin yoğun müdahalesiyle yerleşim yerlerine...Devamı için tıklayınız
Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin sekizinci durağı olan Bursa, 27 Haziran-5 Temmuz tarihleri arasında kültür, sanat ve gastronomiyi aynı rotada buluşturuyor. Dokuz gün boyunca 13 farklı noktada...Devamı için tıklayınız
Niğde'nin Bor ilçesindeki bir havai fişek fabrikasında patlama meydana geldi. Olayda 1 işçinin öldüğü 1 İşçinin ise yaralandığı bildirilirken, bölgeye çok sayıda ekip sevk edildi. Patlamanın ardından...Devamı için tıklayınız
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Takiyyüddîn Râsıd'ın doğumunun 500. yılı dolayısıyla açılan "Gökküre: Değişimler Çağı Şafağında Osmanlılarda Matematik Bilimleri" sergisinde yaptığı...Devamı için tıklayınız
Dubai merkezli ünlü bir finans şirketinin adını kullanarak gurbetçileri 200 milyon euro dolandıran Tolga Dinler, Tayland’da kıskıvrak yakalandı. Dinler’in, Benzema ve Neymar gibi futbol ikonlarının...Devamı için tıklayınız
Ağrı'da kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan Leyla Aydemir'in (4) ölümüne ilişkin yeniden görülen davada, 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanık Yusuf Aydemir'i 'kasten öldürme' suçundan...Devamı için tıklayınız
İstanbul’da konakladıkları otelde yapılan hatalı ilaçlama nedeniyle hayatını kaybeden Böcek ailesinin davasında mahkeme kararını açıkladı. Otel sahibine 13 yıl 4 ay hapis cezası verildi. İlaçlama...Devamı için tıklayınız
Gebze’de 4 kişinin hayatını kaybettiği çöken bina ile ilgili nihai rapor savcılığa sunuldu. Rapor, Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden akademisyenlerin bulunduğu bilirkişi heyeti tarafından...Devamı için tıklayınız
Erzincan'da bir apartman dairesinde pompalı tüfekle gerçekleştirilen saldırıda, bir kadın ile yanındaki kişi hayatını kaybetti. Cinayetin şüphelisi olduğu öne sürülen eski eş, olayın ardından polis...Devamı için tıklayınız
Zatürreye bağlı solunum sıkıntısı nedeniyle Acıbadem Fulya Hastanesi'ne kaldırılan 77 yaşındaki Kadir İnanır'ın durumu kötüleşti.
İnanır, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Sağlık sorunları nedeniyle Acıbadem Fulya Hastanesi'nde tedavi gören oyuncu Kadir İnanır, 77 yaşında hayatını kaybetti.
14 Mayıs'ta rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırılan İnanır, yoğun bakım ünitesinde 6 gün süren tedavisinin ardından entübe edilmişti. Zatürre teşhisiyle tedavisi sürdürülen sanatçının, doktorların tüm müdahalelerine rağmen yaşamını yitirdiği öğrenildi.
İnanır'ın sağlık durumuna ilişkin 21 Mayıs'ta açıklama yapan hayat arkadaşı Jülide Kural, oyuncunun zatürreye bağlı gelişen sağlık sorunları nedeniyle entübe edildiğini belirterek, akciğerinin altında bir tümör tespit edildiğini açıklamıştı. Kural, tedavinin kontrollü şekilde sürdürülebilmesi amacıyla bu yönteme başvurulduğunu ifade etmişti.
1968 yılında başladığı oyunculuk kariyeri boyunca çok sayıda sinema filmi ve televizyon yapımında rol alan Kadir İnanır, Türk sinemasının önde gelen isimleri arasında yer aldı.
Kadir İnanır kimdir?
Türk sinemasının uzun yıllar boyunca önde gelen oyuncularından biri olan Kadir İnanır, 15 Nisan 1949 tarihinde Ordu'nun Fatsa ilçesinde dünyaya geldi. Asıl adı Kadir İnanır olan sanatçı, kalabalık bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. İlk ve ortaöğrenimini Fatsa'da tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. Gençlik yıllarında foto modellik yapan İnanır, 1967 yılında katıldığı Ses Dergisi'nin Sinema Artisti Yarışması'nda finale kalarak sinema çevrelerinin dikkatini çekti.
Sinemaya adım attı
Kadir İnanır'ın sinema yolculuğu 1968 yılında küçük rollerle başladı. İlk yıllarında yardımcı karakterleri canlandıran oyuncu, kısa sürede yapımcı ve yönetmenlerin dikkatini çekerek başrol oyunculuğuna yükseldi. 1970'li yılların başından itibaren Türk sinemasının en çok aranan isimlerinden biri haline geldi.
İlk önemli çıkışını 1973 yapımı "Kara Gözlüm" filmiyle yapan İnanır, özellikle dönemin en popüler kadın oyuncularıyla rol aldığı filmler sayesinde geniş kitlelere ulaştı. Kariyeri boyunca dram, aksiyon, romantik ve toplumsal içerikli birçok yapımda başrol üstlendi.
Türk sinemasının unutulmaz filmlerinde rol aldı
Yaklaşık altmış yıla yaklaşan sanat yaşamında 180'i aşkın sinema filmi ve televizyon yapımında rol alan Kadir İnanır, Türk sinema tarihine geçen birçok eserde yer aldı.
Rol aldığı önemli yapımlar arasında;
Selvi Boylum Al Yazmalım
Dila Hanım
Kara Gözlüm
Tatar Ramazan
Yılanların Öcü
Bir Yudum Sevgi
Kurbağalar
Katırcılar
Med Cezir Manzaraları
Komser Şekspir
İpsiz Recep
Ah Gardaşım
Deprem
Usta
gibi yapımlar bulunuyor.
Özellikle "Selvi Boylum Al Yazmalım" filmindeki "İlyas" karakteri, Türk sinema tarihinin en hafızalarda kalan karakterlerinden biri olarak kabul edildi.
Televizyon dizilerinde de yer aldı
2000'li yıllardan itibaren televizyon projelerinde de rol alan Kadir İnanır, "Maral", "İpsiz Recep" ve "Kara Kutu" gibi dizilerde izleyici karşısına çıktı. Sinemadaki başarısını televizyon ekranlarına da taşıyan oyuncu, farklı karakterleri canlandırarak kariyerini sürdürdü.
Aldığı ödüller
Kadir İnanır, kariyeri boyunca çok sayıda ulusal ve uluslararası ödüle layık görüldü.
Başlıca ödülleri arasında;
Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Ödülü
Altın Koza Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Ödülü
Ankara Uluslararası Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Ödülü
Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) ödülleri
Çeşitli kurumlar tarafından verilen Yaşam Boyu Onur Ödülleri
yer aldı.
Toplumsal çalışmaları
Oyunculuğun yanı sıra çeşitli sivil toplum faaliyetlerinde de yer alan Kadir İnanır, kültür, sanat ve çevre konularındaki çalışmalarıyla zaman zaman kamuoyunun gündemine geldi. Meslek örgütleri ve sanatçı birliklerinin çalışmalarına destek verdi.
Sağlık süreci
Kadir İnanır, son yıllarda yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle zaman zaman hastanede tedavi gördü. 2024 yılında geçirdiği rahatsızlığın ardından uzun süre tedavi ve fizik tedavi sürecinden geçti. Daha sonraki dönemde farklı sağlık sorunları nedeniyle yeniden hastaneye kaldırıldı ve yoğun bakımda tedavi altına alındı.
Oyuncu, 2026 yılında tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
Türk sinemasında yaklaşık altmış yıla yayılan kariyeri boyunca canlandırdığı karakterler ve rol aldığı filmlerle sinema tarihinin öne çıkan isimleri arasında yer aldı.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), tarafından hayata geçirilen yarışma, yurt dışında yaşayan vatandaşlar, kardeş topluluklar ve uluslararası öğrencilerin Türkçe düşünmelerini, yazmalarını ve edebiyat alanında eser üretmelerini teşvik etmeyi amaçlıyor. Program kapsamında katılımcılar; En İyi Eser, Deneme, Öykü ve Şiir olmak üzere dört farklı kategoride başvuruda bulunabilecek.
Yarışmada değerlendirmeler, alanında uzman isimlerden oluşacak seçici kurullar tarafından gerçekleştirilecek. Türk diasporası, kardeş topluluklar ve uluslararası öğrencilerden gelen eserler ayrı ayrı değerlendirilecek. Değerlendirme sürecinde Türkçenin doğru ve etkili kullanımı, dil bilgisi ve imla kurallarına uygunluk, ilgili kategorinin teknik özelliklerine uyum, özgünlük ve üslup gibi kriterler esas alınacak.
Yarışma sonunda her gruptan ayrı ayrı olmak üzere En İyi Eser, Deneme, Öykü ve Şiir dallarında birincilik ödülleri verilecek. Ödül kazananlar ayrıca YTB tarafından düzenlenecek “Yazarlık Eğitimleri”ne katılma hakkı elde edecek.
Bir Dünya Edebiyat Ödülleri 2026 için son başvuru tarihi 15 Eylül 2026 olarak açıklandı. Ödül töreninin yer ve tarih bilgisi ise ilerleyen süreçte duyurulacak.
Başvurular, YTB tarafından belirlenen süre içerisinde çevrim içi başvuru sistemi üzerinden gerçekleştirilecek. Başvuru süresi sona erdikten sonra gönderilen eserler değerlendirmeye alınmayacak.
Yarışmaya ilişkin detaylı bilgilere YTB’nin resmi internet sitesi üzerinden ulaşılabilir. Ayrıca sorular için birdunyaedebiyat@ytb.gov.tr adresi üzerinden iletişim kurulabilecek.
Avrupa genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgası nedeniyle İngiltere'de 'kırmızı alarm' verildi. Bazı temel ulaşım hizmetlerinin ve enerji altyapısının etkilenebileceği uyarısı yapıldı.
Birleşik Krallık genelinde etkili olan sıcaklıkların İngiltere güneyinde 37-38C derecelere ulaşması bekleniyor. Yüksek nem, hissedilen sıcaklığı artırıyor.
Ülkenin meteoroloji kurumu Met Office'in İngiltere ve Galler'in bazı bölgeleri için verdiği kırmızı hava durumu uyarısı saat 09:00'da yürürlüğe girdi.
Bu, sıcakların sağlığı olumsuz etkileme potansiyelinin yüksek olduğu ve hayati tehlike oluşturabileceği anlamına geliyor. Ayrıca enerji ve ulaşım gibi altyapılar için de risk teşkil ediyor.
Uyarı, İngiltere'nin orta ve güney kesimleri ile Güney Galler'in bazı bölgelerini kapsıyor ve Perşembe günü saat 21:00'e kadar geçerli olacak.
Met Office, yollarda, raylı sistemlerde ve hava ulaşımında gecikmeler beklendiği uyarısında bulundu.
Ülkede binden fazla okulun da yarım gün hizmet vereceği ya da 24 Haziran günü için tamamen kapalı olacağı bildirildi.
Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu, Perşembe gününden bu yana ülkede sıcak hava dalgasıyla bağlantılı olarak 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı.
Sıcaklıkların zirve yapmasının beklendiği 24 Haziran'da ülkenin kuzey batı kesimlerinde elektrik kesintisinden 68 bin hane etkilendi.
Meteoroloji kurumuna göre, ülkenin yarısından büyük bölümünde sıcak hava nedeniyle kırmızı alarm verildi. Günün ilerleyen saatlerinde güneybatıda sıcaklıkların 43°C'ye kadar çıkması mümkün.
Fransa'da 23 Haziran'da kayıtların tutulmaya başlandığından bu yana ölçülen en sıcak gün yaşandı. Güneybatıdaki Landes bölgesinde yer alan Pissos kasabasında termometreler 44,3°C ölçtü.
Fransa Spor ve Gençlik Bakanı Marina Ferrari, Fransız radyosuna yaptığı açıklamada, "Sıcak hava dalgası sırasında gözetimsiz alanlarda yüzmeye gitmek hafife alınacak bir şey değil" dedi.
Şimdiye kadar sıcak hava dalgasından en fazla etkilenen ülkeler Fransa, İspanya ve İtalya oldu.
İspanya'da sıcaklıkların bazı bölgelerde 40 derecenin üzerine çıkması bekleniyor. Ülkenin güneyindeki Endülüs ile kuzeydeki Kantabria ve Bask Bölgesi'nde ulusal sıcak hava dalgasının üçüncü gününde kırmızı alarm ilan edildi.
İspanya, iklim değişikliğinin etkilerine Avrupa'daki hemen her ülkeden daha fazla maruz kalan ülkelerden biri.
Devlet meteoroloji kurumu Aemet'e göre, Haziran ayında yaşanan sıcak hava dalgaları giderek daha sık görülüyor.
Kurum, 2000 ile 2025 yılları arasında İspanya ana karasında 10 adet Haziran sıcak hava dalgası kaydedildiğini, önceki 25 yılda ise bunun yalnızca iki kez yaşandığını belirtiyor.
İtalya'da ise Roma, Milano, Floransa, Torino ve Venedik dahil 15 şehir için kırmızı sıcak hava dalgası alarmı verildi. Bu alarm seviyesi, yalnızca yaşlılar ve kronik hastalar için değil, sağlıklı yetişkinler için de risk oluşturabilecek koşullara işaret ediyor.
Fransa'nın spor bakanı, çok sayıda kişinin serinlemek amacıyla nehir ve kanallara girdiğini, ancak bunun taşıdığı riskleri yeterince hesaba katmadığını söyledi.
Hayatını kaybedenler arasında, Pazar akşamı ailesiyle birlikte Fontaine-La Port'taki Seine Nehri'ne giren 13 yaşındaki bir kız çocuğu da bulunuyor. Çocuğun yüzme bilmediği belirtildi.
Fransa'da Pazartesi günü meydana gelen iki ölüm daha aşırı sıcaklarla ilişkilendirildi. Güneydeki Carpentras kentinde iki ve dört yaşlarındaki iki çocuk, ailelerine ait bir aracın içinde ölü bulundu.
Almanya'da da sıcaklıkların hafta sonuna kadar batı ve güneybatı bölgelerinde 40 dereceye ulaşması beklenirken, çok sayıda kişinin boğularak hayatını kaybettiği bildirildi.
Alman Can Kurtarma Derneği (DLRG), Cuma ile Pazar günleri arasında altı ölümcül yüzme vakası yaşandığını açıkladı. Derneğe göre özellikle erkekler sudaki yeteneklerini olduğundan fazla değerlendiriyor.
Güneybatıdaki Biblis kasabası yakınlarında Ren Nehri'nde üç kişinin cesedi bulundu.
Bu kişilerden 23, 27 ve 50 yaşlarındaki üç erkeğin nehrin farklı bölgelerinde günler önce kaybolduğu bildirilmişti.
İngiltere'de nem hissedilen sıcaklığı artırıyor
İngiltere'de Salı günü kaydedilen en yüksek sıcaklık, Surrey'de 34,6 derece oldu. Kuzey İrlanda ve İskoçya yılın en sıcak günlerini yaşarken sıcaklıklar sırasıyla 28,1 ve 29 dereceye ulaştı. Galler'de ise en yüksek sıcaklık 32,2 derece olarak ölçüldü.
Sıcak hava dalgasının etkisini artırması bekleniyor. Tahminlere göre Çarşamba günü İngiltere'nin güneyinde sıcaklıklar 37 ila 38 dereceye kadar çıkabilir.
İngiltere ve Galler'in bazı bölgeleri için Perşembe akşamına kadar geçerli olacak kırmızı seviyede aşırı sıcaklık uyarısı yayımlandı. Bu uyarı, hayati tehlike anlamına geliyor.
İngiltere'de bazı okullar hizmet vermeyeceğini açıkladı.
Meteoroloji Kurumu (Met Office), Çarşamba günü saat 09.00'dan Perşembe günü saat 21.00'e kadar İngiltere'nin güney ve orta kesimleri ile Güney Galler'de etkili olacak olağanüstü derecede sıcak ve nemli hava nedeniyle nadir görülen kırmızı aşırı sıcaklık uyarısının yürürlükte olacağını açıkladı.
İngiltere'nin güneyinde sıcaklıkların 39 dereceye ulaşması ihtimal dışı görülmüyor.
Yüksek nem oranları koşulları daha da bunaltıcı hale getirecek. Örneğin hava sıcaklığı 35 derece olsa bile hissedilen sıcaklık 41 dereceye kadar çıkabilecek.
İngiltere ve Galler'de 300'den fazla okulun bu hafta hava koşulları nedeniyle tamamen ya da kısmen kapanmayı planladığı açıklandı.
Bazı okullar ise çocukları sıcaktan korumak amacıyla Çarşamba ve Perşembe günleri erken kapanacak. Bazı öğrencilere de bu günlerde tam okul üniforması yerine beden eğitimi kıyafetleri giymelerine izin verildi.
Cordoba'da 44 derecenin üzerine çıkacak
İspanya Meteoroloji Kurumu Aemet, salı günü güneydeki Córdoba kenti yakınlarındaki kırsal alanlarda sıcaklıkların 44 derecenin üzerine çıkabileceğini açıkladı. Kuzeydoğudaki Ebro Vadisi'nde ise sıcaklıkların 42 dereceyi aşması bekleniyor.
Aemet'in 828 meteoroloji istasyonundan 101'inde pazartesi günü sıcaklıklar 40 dereceye ulaştı ya da bu seviyeyi geçti. Andújar kentinde ise 45 derece ölçüldü.
Aemet'ten Rubén del Campo, İspanyol basınına yaptığı açıklamada, "Sıcak hava dalgalarının geçmiş on yıllara kıyasla artık yazın çok daha erken dönemlerinde meydana geldiğine dair kanıtlar var" dedi.
İtalya'da hükümet, güneş altında çalışmak zorunda kalan tarım ve inşaat işçileri gibi çalışanları korumaya yönelik acil iş gücü önlemlerini yeniden yürürlüğe koydu.
Buna göre, tehlikeli sıcak hava dalgaları nedeniyle faaliyetlerini durduran veya azaltan şirketler devlet destekli kısa çalışma programlarından yararlanabilecek.
Eyfel ve Louvre erken kapanıyor
Météo France, Çarşamba öğleden sonra kırmızı alarm kapsamındaki bölge sayısının 54'ten 58'e çıkarılacağını ve kuzeybatıdaki bazı bölgelerin de alarma dahil edileceğini açıkladı.
Paris bölgesinin tamamını kapsayan Île-de-France'ın başkanı Valérie Pécresse, halka seyahat etmemeleri ve mümkünse evden çalışmaları çağrısında bulundu.
Pécresse, "Demiryolu rayları 50 derecenin üzerindeki sıcaklıklara dayanamaz. Bu nedenle toplu taşımada ciddi aksaklıklar yaşayacağız" dedi.
Eyfel Kulesi yönetimi de başkentte beklenen yüksek sıcaklıklar nedeniyle Salı günü erken kapanacağını duyurdu. Normalde gece 00.45'e kadar açık kalan kule, saat 16.00'da kapatıldı ve son ziyaretçi girişi 12.15'te yapıldı. Geçen yıl kuleyi 6,75 milyon kişi ziyaret etmişti.
Dünyanın en çok ziyaret edilen müzesi Louvre da Çarşamba gününden Cumartesi'ye kadar kapanış saatini 18.00'den 16.00'ya çektiğini açıkladı.
Louvre yönetimi, tarihi binanın "hâlâ kırılgan olduğunu, dış koşullara açık bulunduğunu ve iklim değişikliğine yeterince uyum sağlayamadığını" belirtti. Açıklamada, günün sonunda ısı birikiminin en yüksek seviyeye ulaştığı ve yoğun ziyaretçi trafiğinin bunu daha da artırdığı ifade edildi.
Sıcak hava dalgası nedeniyle Fransa'nın güneybatısındaki bir nükleer santral de Pazartesi gecesi kapatıldı. Garonne Nehri'ndeki su sıcaklığının salı günü 28 dereceye ulaşmasının beklendiği belirtildi.
Fransız yasalarına göre, Golfech Nükleer Santrali'ndeki reaktörleri soğutmak için kullanılan suyun sıcaklığı bu seviyeyi aşamıyor.
İspanyol meteorologlar, İber Yarımadası'nda sıcaklıkların çarşamba gününden itibaren düşmeye başlayacağını öngörüyor. Ancak sıcak hava dalgasının Cuma günü Hollanda, Belçika ve Almanya'da zirve yapması bekleniyor.
Hollanda Meteoroloji Enstitüsü KNMI, Çarşamba ile Cuma günleri arasında ülkenin güney ve orta kesimleri için "tehlikeli hava koşullarının görülme ihtimalinin yüksek olduğu" anlamına gelen Turuncu Kod uyarısı yayımladı.
Belçika'da ise Risk Yönetim Grubu Salı günkü toplantısının ardından ulusal ozon ve sıcak hava planının "alarm aşamasını" devreye soktuğunu açıkladı.
Bu, ülkede söz konusu planın ikinci kez uygulanışı oldu. İlk uygulama Ağustos 2020'de gerçekleşmişti. Şimdilik özel bir ulusal önlem açıklanmazken, yaşlılar ve çocuklar için daha dikkatli olunması yönünde çağrılar yapıldı.
İklim değişikliği dünya genelinde sıcaklıkları artırıyor; ancak bu artış Avrupa'da özellikle belirgin şekilde hissediliyor.
Avrupa, Avrupa Birliği'nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi'ne göre dünyanın en hızlı ısınan kıtası ve küresel ortalamadan iki kat daha hızlı ısınıyor.
Bu durum yaz aylarında daha sık sıcak hava dalgalarına, Avrupa'nın su kaynakları üzerinde daha büyük baskıya ve daha şiddetli orman yangınlarına yol açıyor.
Geçen yıl Avrupa genelinde 1 milyon hektardan fazla alan yandı ve bu, şimdiye kadarki en yüksek seviyelerden biri olarak kaydedildi. Özellikle İspanya büyük zarar gördü.
Sıcaklıklar neden arttı?
Sıcaklıklar, Sahra çölünden kuzeye doğru hareket eden sıcak hava tarafından tetikleniyor ve bu da etkilenen bölgelerde sıcak havanın hapsolmasına neden yol açıyor.
Uzmanlar, bu koşulların son yılların en uzun sıcak hava dalgalarından birine yol açabileceğini söylüyor.
Bilim insanları, tekrarlayan sıcak hava dalgalarının küresel ısınmanın bir göstergesi olduğunu belirtirken, Météo-France, 1947'den beri Fransa'da kaydedilen 51 sıcak hava dalgasının 34'ünün 2000'den sonra, 26'sının 2011'den sonra gerçekleştiğini vurguladı.
Londra’da yıllar önce yaşanan ancak etkisi hâlâ devam eden Joyce Carol Vincent vakası, büyük şehirlerdeki yalnızlık ve sosyal kopuş tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor. Dışarıdan bakıldığında başarılı, sosyal ve hareketli bir yaşam süren Vincent’ın ölümü, modern toplumun en çarpıcı trajedilerinden biri olarak görülüyor.
1965 yılında Londra’nın Hammersmith bölgesinde dünyaya gelen Joyce Carol Vincent, eğitimli, sosyal ve kariyer sahibi bir kadındı. Ernst & Young gibi uluslararası şirketlerde çalışan Vincent’ın, farklı dönemlerde sanat, müzik ve siyaset çevrelerinden isimlerle tanıştığı biliniyor. Yakın çevresinin aktardıklarına göre Nelson Mandela ile tanışmış, dünyaca ünlü müzisyen Stevie Wonder ile aynı sosyal ortamlarda bulunmuş ve Londra’nın kültürel hayatının içinde yer almıştı.
Ancak hayatının son yıllarında Vincent’ın çevresiyle bağlarını giderek kopardığı ortaya çıktı.
Üç yıl boyunca kimse fark etmedi
Joyce Carol Vincent’ın cansız bedeni, 2006 yılının Ocak ayında Kuzey Londra’daki Wood Green bölgesinde yer alan sosyal konutundaki dairesinde bulundu. Yapılan incelemeler, Vincent’ın büyük olasılıkla Aralık 2003’te yaşamını yitirdiğini ortaya koydu.
Yetkililer daireye girdiklerinde şaşırtıcı bir manzarayla karşılaştı. Televizyon hâlâ açıktı. Noel dönemine ait hediyeler ve eşyalar evde duruyordu. Kiraların büyük ölçüde sosyal yardım sistemi üzerinden otomatik olarak ödenmesi nedeniyle uzun süre herhangi bir takibat oluşmamıştı.
Dairenin bulunduğu apartmanda yaşayan bazı komşular ise zaman zaman daireden televizyon sesi geldiğini düşündüklerini, bu nedenle içeride olağan dışı bir durum olduğundan şüphelenmediklerini ifade etti.
Ölüm nedeni hiçbir zaman kesinleşmedi
Aradan geçen uzun süre nedeniyle Vincent’ın ölüm nedeni hiçbir zaman net olarak belirlenemedi. Adli incelemeler sonucunda cinayet, saldırı veya intihar ihtimalini destekleyen somut bir bulguya ulaşılamadı.
Uzmanlar, doğal nedenlerle hayatını kaybetmiş olabileceğini değerlendirirken, kesin sonuca ulaşılmasını engelleyen en önemli unsurun bedenin yıllar sonra bulunması olduğu belirtildi.
Soruşturma dosyalarında Vincent’ın son yıllarında bazı sağlık sorunları yaşadığına dair bilgiler yer alsa da bunların ölümle doğrudan bağlantısı kanıtlanamadı.
Arkadaşları ve ailesi yıllar sonra öğrendi
Vakanın en dikkat çekici yönlerinden biri de Vincent’ın tamamen yalnız biri olmamasıydı. Polis soruşturması sırasında eski arkadaşlarına, iş arkadaşlarına ve geçmişte ilişki yaşadığı kişilere ulaşıldığında birçok kişi ölüm haberini ilk kez duyduğunu söyledi.
Yakın çevresindekiler, Vincent’ın hayatının son dönemlerinde telefon numaralarını değiştirdiğini, adresini paylaşmadığını ve insanlardan uzaklaşmayı tercih ettiğini anlattı. Bir dönem aile içi şiddet endişesi nedeniyle kadın sığınma evinde kaldığı da ortaya çıktı.
Araştırmacılar, Vincent’ın bilinçli şekilde sosyal ilişkilerini azaltmasının, ölümünün yıllarca fark edilmemesinde önemli rol oynadığını düşünüyor.
Belgeselle yeniden gündeme geldi
Joyce Carol Vincent’ın hikâyesi, İngiliz yönetmen ve sanatçı Carol Morley tarafından hazırlanan Dreams of a Life adlı belgeselle dünya çapında tanındı.
2011 yılında gösterime giren yapım, Vincent’ın yaşamını tanıyan insanların anlatımları üzerinden yeniden kurmaya çalıştı. Belgesel, birçok uluslararası festivalde ilgi gördü ve modern şehir yaşamında yalnızlık üzerine yapılan tartışmaların merkezine yerleşti.
Filmde dikkat çeken noktalardan biri, Vincent’ın aslında çok sayıda insan tarafından tanınmasına rağmen hayatının son yıllarında görünmez hale gelmiş olmasıydı.
Uzmanlar: Sorun yalnız yaşamak değil, bağların kopması
Sosyologlara göre Joyce Carol Vincent vakası, yalnız yaşamanın değil sosyal bağların zayıflamasının ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Özellikle büyük şehirlerde milyonlarca insanın aynı apartmanlarda yaşamasına rağmen birbirini tanımadığına dikkat çeken uzmanlar, dijital iletişimin artmasına rağmen gerçek sosyal ilişkilerin zayıflayabildiğini vurguluyor.
Son yıllarda Birleşik Krallık’ta ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yalnızlık, halk sağlığı sorunu olarak ele alınmaya başladı. İngiltere’nin 2018 yılında “Yalnızlık Bakanlığı” olarak anılan özel bir hükümet birimi kurması da bu tartışmaların bir sonucu olarak görülüyor.
Modern dünyanın en sarsıcı yalnızlık hikâyelerinden biri
Joyce Carol Vincent’ın ölümünün üzerinden yirmi yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen hikâyesi hâlâ konuşuluyor. Çünkü bu olay, yalnızlığın yalnızca toplumdan dışlanmış kişilerde değil; başarılı kariyere sahip, sosyal çevresi bulunan ve aktif bir yaşam süren insanlarda da ortaya çıkabileceğini gösteriyor.
Bugün Vincent’ın adı, büyük şehirlerde görünmez hale gelen bireylerin ve fark edilmeyen yalnızlığın sembollerinden biri olarak anılmaya devam ediyor. Uzmanlara göre onun hikâyesi, modern toplumun en rahatsız edici sorularından birini gündeme getiriyor:
“Bir insanın yokluğu ne kadar süre fark edilmeden kalabilir?”
Türkiye'de araç muayene sisteminde işletmeci değişikliğiyle birlikte ödeme süreçlerinde köklü bir düzenleme hayata geçiriliyor.
15 Ağustos 2027 tarihinden itibaren hizmeti devralacak olan Turka, araç sahiplerinin yıllardır şikayetçi olduğu kredi ve banka kartı komisyon uygulamasına son vereceğini açıkladı.
ARAÇ MUAYENESİNDE YENİ DÖNEM BAŞLIYOR
Anadolu Ajansı'nın aktardığı bilgilere göre, Türkiye genelinde 81 ilde 249 sabit ve 100 mobil istasyonun kurulumu hedefleniyor.
Turka İcra Kurulu Üyesi Serhan Salman, söz konusu yatırımın temel amacının hizmet erişimini hızlandırmak ve kullanıcı deneyimini iyileştirmek olduğunu belirtti.
Ülke genelinde trafiğe kayıtlı 34 milyon araç bulunurken, yılda yaklaşık 16 milyon araç muayene işleminden geçiyor.
Şirketin stratejik planları arasında mobil istasyon sayısının ilerleyen dönemde 250'ye çıkarılması yer alıyor.
Muharrem ayının simgesi olan aşure, sofralardaki yerini almaya başladı. Farklı malzemelerin bir araya gelmesiyle hazırlanan geleneksel lezzet, hem bereketin hem de paylaşmanın simgesi olarak görülüyor.
– Doğu Londra’daki Barking bölgesinden geçen Roding Nehri’nin yıllardır ihmal edilen bir kolunu gönüllülerle birlikte temizleyen çevre avukatı Paul Powlesland, şimdi iki yıla kadar hapis cezasıyla sonuçlanabilecek bir soruşturmanın odağında bulunuyor. Çevre savunucularına göre olay, İngiltere’de çevre koruma ile bürokratik düzenlemeler arasındaki gerilimin son örneği olarak görülüyor.
Powlesland’ın öncülük ettiği River Roding Trust gönüllüleri, bu yıl şubat ayında nehrin Alders Brook adlı kolunda yaklaşık 10 gün süren bir çalışma yürüttü. Ekip, yıllardır biriken çöp, çamur ve istilacı bitki türlerini temizleyerek su akışını yeniden canlandırdı. Çalışmalar sırasında elektronik atıklardan ev eşyalarına, şırıngalardan çeşitli tehlikeli malzemelere kadar 200’den fazla torba atık toplandı.
“Doğa Geri Dönmeye Başladı”
Powlesland ve gönüllüler, temizlik çalışmalarının ardından bölgede balıkların, yusufçukların, sazlıkların ve su kuşlarının yeniden görülmeye başladığını savunuyor. River Roding Trust’a göre yıllardır çöpler ve biriken sediment nedeniyle tıkanan su yolu, yapılan müdahale sonrasında yeniden akmaya başladı.
Yaklaşık bin sterlinlik bir bütçeyle gerçekleştirilen çalışmanın tamamen gönüllü emeğine dayandığını belirten Powlesland, “Nehir restorasyonunun sanıldığı kadar pahalı olmadığını gösterdik. On gün içinde yaklaşık 250 metrelik bölümü yeniden hayata döndürdük” ifadelerini kullandı.
Çevre Ajansı: İzin Alınmalıydı
Ancak temizlik çalışmaları tamamlandıktan kısa süre sonra İngiltere Çevre Ajansı (Environment Agency), Powlesland’a bir yazı göndererek gerekli çevresel izinlerin alınmadan çalışma yapıldığını bildirdi.
Ajans, nehir yataklarında gerçekleştirilen müdahalelerin sel riski oluşturup oluşturmadığının ve ekosisteme zarar verip vermediğinin uzmanlar tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Kuruma göre “izinsiz taşkın riski faaliyetleri” ve atık yönetimi ihlalleri söz konusu olabilir. İngiliz mevzuatına göre bu tür ihlaller, mahkeme kararı halinde iki yıla kadar hapis cezasıyla sonuçlanabiliyor. Ancak şu aşamada soruşturma devam ediyor ve henüz herhangi bir dava açılmış değil.
Bürokrasi Mi, Çevre Koruması Mı?
Olay İngiltere’de geniş bir tartışma başlattı. Çevreciler, yıllardır kirlilik ve yasa dışı atık dökümleriyle mücadele eden gönüllülerin cezalandırılmasının kamu vicdanını rahatsız ettiğini savunuyor.
Powlesland ise yıllardır yetkililere çağrıda bulunduğunu ancak sonuç alamadığını belirterek, “Çevre Ajansı sonunda harekete geçti ama nehre atık dökenlere ya da kanalizasyon kirliliğine karşı değil, nehri temizleyen gönüllülere karşı” dedi.
Öte yandan bazı uzmanlar, iyi niyetli olsa bile nehir yataklarında ekskavatör gibi ağır ekipmanların kullanılmasının su akışını değiştirebileceğini, taşkın riskini artırabileceğini veya hassas habitatlara zarar verebileceğini belirterek izin sisteminin tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini savunuyor.
Roding Nehri Zaten Alarm Veriyordu
Soruşturmanın odağındaki Roding Nehri son yıllarda ciddi çevre sorunlarıyla gündeme gelmişti. Thames21 ve River Roding Trust tarafından yürütülen bir araştırma, nehrin çeşitli noktalarında insan sağlığı açısından risk oluşturabilecek düzeyde bakteri tespit edildiğini ortaya koymuştu. Raporda, arıtılmamış kanalizasyon deşarjlarının ve izinsiz atık çıkışlarının su kalitesini ciddi biçimde etkilediği belirtilmişti.
Bölge sakinleri de uzun süredir nehir çevresindeki yasa dışı çöp dökümleri, plastik atıklar ve kanalizasyon kaynaklı kirlilikten şikâyet ediyor.
Kamuoyu Desteği Büyüyor
Powlesland hakkında başlatılan soruşturma sosyal medyada ve çevre örgütleri arasında geniş yankı uyandırdı. Çok sayıda kullanıcı ve çevre aktivisti, çevreyi korumaya çalışan gönüllülerin değil, nehirlere zarar veren kirleticilerin öncelikli olarak hedef alınması gerektiğini savunuyor.
Çevre Ajansı ise yaptığı açıklamada Roding gibi nehirlerin korunmasını desteklediklerini, ancak tüm faaliyetlerin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, soruşturma sonucunda henüz bir kovuşturma kararı verilmediğinin altını çizdi.
Gözler Soruşturmanın Sonucunda
İngiltere’de çevre koruma hareketinin tanınan isimlerinden biri olan Powlesland hakkındaki soruşturmanın önümüzdeki aylarda netleşmesi bekleniyor. Karar ne olursa olsun, olay şimdiden önemli bir soruyu gündeme taşıdı: Çevreyi korumak isteyen vatandaşların önündeki en büyük engel kirlilik mi, yoksa bürokrasi mi?
Avrupa, yazın ilk büyük sıcak hava dalgasıyla karşı karşıya. Meteoroloji uzmanları, önümüzdeki günlerde İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Balkanlar başta olmak üzere birçok bölgede sıcaklıkların 40°C’ye yaklaşacağını, bazı yerlerde ise bu seviyeyi aşabileceğini öngörüyor. Birleşik Krallık’ta da sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerine çıkması beklenirken, sağlık uzmanları özellikle yaşlılar, kronik hastalar ve çocuklar için dikkatli olunması çağrısında bulunuyor.
Aile hekimi ve Avrupa Birliği Pratisyen Hekimler/Aile Hekimleri Birliği Başkanı Tiago Villanueva, sıcak hava dalgalarının hafife alınmaması gerektiğini belirterek, “Sıcak hava dalgaları yalnızca rahatsızlık verici değildir; Avrupa’daki en ölümcül hava olayları arasındadır. Oysa ısıya bağlı hastalıkların büyük bölümü basit önlemlerle önlenebilir” dedi.
Güney Avrupa’da alarm seviyesi yükseliyor
Meteoroloji kuruluşları, özellikle İber Yarımadası, Akdeniz havzası ve Güneydoğu Avrupa’da sıcaklıkların uzun süre yüksek seyredeceğini bildiriyor. İspanya’nın iç kesimleri, İtalya’nın güneyi, Yunanistan ve bazı Balkan ülkelerinde 38 ila 40 derece arasında sıcaklıklar bekleniyor.
Uzmanlar, yüksek sıcaklıkların yalnızca gündüz saatlerinde değil, gece boyunca da etkisini sürdürmesinin sağlık açısından ciddi risk oluşturduğunu vurguluyor. Tropikal gece olarak adlandırılan ve sıcaklığın 20 derecenin altına düşmediği gecelerde vücudun kendini yenilemesi zorlaşıyor.
Birleşik Krallık da sıcak hava dalgasından etkileniyor
Genellikle serin ve değişken yaz havasıyla bilinen Birleşik Krallık da sıcak hava dalgasından payını alacak. İngiltere'nin güney ve doğu bölgelerinde sıcaklıkların 30 dereceyi aşabileceği, Londra ve çevresinde ise yılın en sıcak günlerinin yaşanabileceği tahmin ediliyor.
İngiliz sağlık yetkilileri, özellikle büyük şehirlerde yaşayanların sıcaklık ve nem birleşiminin etkilerine karşı dikkatli olmalarını istedi. Uzmanlar, Birleşik Krallık’taki konutların büyük bölümünün sıcak iklim koşullarına göre tasarlanmamış olması nedeniyle kapalı alanlarda da yüksek sıcaklık riskinin oluşabileceğine dikkat çekiyor.
Aşırı sıcaklar vücudu nasıl etkiliyor?
Uzmanlara göre uzun süren sıcak dönemlerde insan vücudunun iç sıcaklığını dengeleme kapasitesi azalıyor. Normal koşullarda terleme yoluyla fazla ısı dışarı atılırken, aşırı sıcak ve nemli havalarda bu mekanizma yeterince çalışmayabiliyor.
Vücudu soğutmak için harcanan çaba kalp ve böbrekler üzerinde ek yük oluşturuyor. Bu durum özellikle kalp-damar hastalıkları, diyabet, böbrek rahatsızlıkları ve solunum yolu hastalıkları bulunan kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
Sıcak bitkinliği belirtileri arasında aşırı terleme, baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı ve kas krampları yer alıyor. Tedavi edilmediğinde ise sıcak çarpması gelişebiliyor. Sıcak çarpması; bilinç bulanıklığı, yüksek vücut sıcaklığı ve organ hasarına kadar ilerleyebilen hayati tehlike oluşturan bir durum olarak kabul ediliyor.
Kimler daha büyük risk altında?
Sağlık uzmanları bazı grupların sıcak hava dalgalarından çok daha fazla etkilendiğini belirtiyor:
65 yaş üstü kişiler
Bebekler ve küçük çocuklar
Hamileler
Kronik hastalığı bulunanlar
Açık havada çalışanlar
Evsizler ve yalnız yaşayan yaşlılar
Düzenli ilaç kullanan bireyler
Özellikle yalnız yaşayan yaşlıların sıcak günlerde düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Sıcaktan korunmak için ne yapılmalı?
Uzmanlar, sıcak hava dalgaları sırasında alınabilecek basit önlemlerin hayat kurtarabileceğini vurguluyor.
Bol sıvı tüketin
Susamayı beklemeden düzenli olarak su içmek gerekiyor. Aşırı alkol tüketimi ve yüksek kafeinli içecekler ise vücudun sıvı kaybını artırabiliyor.
Güneşin en güçlü olduğu saatlerde dışarı çıkmayın
11.00 ile 17.00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede kalınması tavsiye ediliyor. Açık havada bulunulması gerekiyorsa şapka, güneş gözlüğü ve açık renkli giysiler kullanılmalı.
Evinizi serin tutun
Gündüz saatlerinde perdeleri kapalı tutmak, pencereleri doğrudan güneş ışığından korumak ve serin saatlerde havalandırma yapmak öneriliyor.
Fiziksel aktiviteleri azaltın
Yoğun egzersiz ve ağır fiziksel işler sabah erken veya akşam saatlerine bırakılmalı.
Risk altındaki kişileri kontrol edin
Yaşlı akrabalar, komşular ve kronik hastalığı bulunan bireylerle düzenli iletişim kurulması tavsiye ediliyor.
İklim değişikliği sıcak hava dalgalarını artırıyor
Bilim insanları, Avrupa’da son yıllarda yaşanan aşırı sıcakların iklim değişikliğiyle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor. Araştırmalar, sıcak hava dalgalarının artık daha sık, daha uzun süreli ve daha yoğun yaşandığını ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre Avrupa ülkelerinin sağlık sistemleri ve şehir altyapıları, giderek daha sık görülen aşırı sıcak olaylarına uyum sağlamak zorunda kalacak. Özellikle büyük kentlerde yeşil alanların artırılması, gölgelendirme projeleri ve erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması önümüzdeki yılların en önemli kamu sağlığı önlemleri arasında gösteriliyor.
Yetkililer, önümüzdeki günlerde sıcaklıkların zirve yapmasının beklendiğini belirterek vatandaşlara meteorolojik uyarıları yakından takip etmeleri ve sağlık tavsiyelerine uymaları çağrısında bulunuyor.
İstanbul Bahçelievler'de trafikte tartışan sürücülerden birisi aracında bulunan megafon ve siren tertibatını kullanarak diğer sürücüyü durdurdu. Aracında siren tertibatı bulunan ve emekli polis olduğu...Devamı için tıklayınız
Manisa'nın Kula ilçesinde 3 araç kazaya karıştı. İhbar üzerine bölgeye sağlık, itfaiye, polis, jandarma ve AFAD ekipleri sevk edildi. Kazada 2 kişi hayatını kaybederken 4 kişi ise yaralandı.Devamı için tıklayınız
İstanbul Eyüpsultan’da cadde üzerindeki kapalı otoparka doğru ateş eden motosikletli şüpheliler, olay yerinden kaçtı. Olayda otoparkta bulunan bir kişi yaralandı. Kaçan şüphelileri yakalamak için...Devamı için tıklayınız
Konya'da define aramak kaçak kazı yapan 2 kişi açtıkları kuyuda hayatını kaybetti. İhbar ile olay yerine sevk edilen ekipler tarafından şahısların cansız bedenleri kuyudan çıkarıldı.Devamı için tıklayınız
Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) tarafından geleneksel hâle getirilen “Yaz Okulu” projesinin lansman programı Bodrum'da gerçekleştirildi.Devamı için tıklayınız
İstanbul Çekmeköy'de lisede öğretmeni Fatma Nur Çelik'i bıçakla öldüren ve 6 kişiyi yaralayan Furkan Samet Bakalım (17) 126 yıla kadar hapis talebiyle yargılandığı davada karar verildi. Mahkeme...Devamı için tıklayınız
İstanbul Fatih’te bir motosiklet tamirhanesinde çıkan yangın büyük paniğe neden oldu. Kısa sürede büyüyerek bitişikteki binaya sıçrayan alevler nedeniyle tamirhanedeki onlarca motosiklet kullanılamaz...Devamı için tıklayınız
İBB iştiraki Kültür AŞ'nin Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın Maltepe'de evinin önünden kaçırılmasına ilişkin soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı ile İstanbul...Devamı için tıklayınız
Kocaeli’nin Gebze ilçesinde başlayan ve İstanbul’da bir rezidansta devam eden akılalmaz işkence ve gasp olayı, hazırlanan iddianameyle gün yüzüne çıktı. 5 kilo altın borcunu ödeyemeyen iş insanını...Devamı için tıklayınız
İstanbul'da 25 yıl muhasebe ve finans sektöründe çalıştıktan sonra metropolün yoğun temposunu geride bırakarak Kırklareli'ndeki köyüne yerleşen Seçil Dinçer, hem uzaktan muhasebecilik yapıyor hem de...Devamı için tıklayınız
Aspendos’ta yürütülen kazı çalışmalarında, mozaik sanatında oldukça sınırlı sayıda örneğine rastlanan bir nehir tanrısı betimlemesi gün yüzüne çıkarıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy,...Devamı için tıklayınız
İzmir'in Karşıyaka İlçesinde 2016 yılında bir barda istek şarkı yüzünden çıkan ve 1'i polis memuru 4 kişinin öldüğü silahlı kavgaya karışan Cem Erdem, Fransa'nın Marsilya şehrinde silah kaçakçılığı...Devamı için tıklayınız
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yolcu minibüsü ve kamyonun kavşakta çarpışması sonucu meydana gelen feci kazada 2 kişi hayatını kaybetti, 3 kişi yaralandı. Kamyonda sıkışan sürücü, itfaiye ekiplerinin...Devamı için tıklayınız
Bursa'nın İnegöl ilçesinde kaza yapan Ceyhun B, yola savrulmasının ardından yaralanırken annesini arayıp durumu haber verdi. Anne Hatice B., 112 sağlık ekiplerine ihbarda bulunurken kendisi de kısa...Devamı için tıklayınız
Bursa'da iddiaya göre bir otomobil sürücüsü, gece saatlerinde navigasyonun yanlış yönlendirmesi sonucu aracıyla dere yatağına düştü. Kazada 19 yaşındaki sürücü yaralanırken otomobil vinç yardımıyla...Devamı için tıklayınız
İzmir'in Konak ilçesinde Hüseyin Deniz (68), akşam saatlerinde seyir halindeyken geçirdiği kalp krizi nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek park halindeki iki araca çarptı. İhbar üzerine olay...Devamı için tıklayınız
Eyüpsultan'da bir araçtan kimliği belirsiz şüphelilerce açılan ateş sonucu parkın önünde oturan 5 kişi yaralandı. Yaralılardan 2'sinin durumunun ağır olduğu öğrenildi. Kaçan şüphelilerin yakalanmasına...Devamı için tıklayınız
İstanbul Beşiktaş'ta iş insanı Hüseyin D., iki yıl önce borç verdiği 10 bin doları Serdar Y.’den geri istemesi üzerine eski eşine ait olduğu öne sürülen müstehcen görüntülerle şantaja uğradığını iddia...Devamı için tıklayınız
Ankara’da tefecilik yaptığı öne sürülen suç örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda 5 şüpheli gözaltına alındı, 106 banka hesabı ile çok sayıda taşınmaz ve araca el konuldu. Ankara Batı Cumhuriyet...Devamı için tıklayınız
Antalya'nın Döşemealtı ilçesindeki Karain Havaalanı ve Eğitim Merkezi'nde eğitim uçuşu yapan bir uçak, pilotaj öğrencisinin gerçekleştirdiği iniş sırasında pistten çıktı. Türk Hava Kurumu'nda eğitim...Devamı için tıklayınız
Kızılcık Şerbeti dizisinde Işıl karakterine hayat veren Ece İrtem, kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. İrtem'in vefatıyla ilgili avukatı açıklama yaptı.
"Kızılcık Şerbeti" ve "Payitaht Abdülhamid" gibi birçok dizide canlandırdığı rolleriyle dikkati çeken 35 yaşındaki Ece Ertem' evinde geçirdiği rahatsızlık sonucu yaşamını yitirdiği öğrenildi. Ünlü oyuncunun ölüm nedeninin ise kalp krizi olduğu değerlendiriliyor.
AVUKATINDAN AÇIKLAMA
İrtem'in vefatına ilişkin yazılı açıklama yapan avukatı Uğur Gökkoyun, genç oyuncunun annesiyle birlikte evinde olduğu sırada hayatını kaybettiğini duyurdu.
Gökkoyun, açıklamasında "Müvekkilim Ece İrtem bugün saat 12.00 sıralarında vefat etmiştir. İlk belirlemelere göre kalp krizinden dolayı vefat ettiğini düşünmekteyiz. Soruşturma devam etmektedir. Kesin sonuç otopsi raporu ile açıklığa kavuşacaktır. Otopsi raporu açıklandığında kamuoyuna ayrıca bilgi verilecektir. Ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı dileklerimi sunuyorum." ifadelerini kullandı.
Dün yeni yaşını kutladığı öğrenilen Ece İrtem'in ani vefatı, sevenleri ve sanat camiası tarafından üzüntüyle karşılandı.
ÜNLÜ İSİMLERDEN TAZİYE MESAJI
Ece İrtem'in vefatının ardından ünlü isimler sosyal medya hesaplarından taziye mesajları yayımladı.
Özge Özpirinçci: Sandık Kokusu setinde tanıştım kendisiyle ve her sahnemizde çok keyif aldım! "Ojelerin ne kadar güzel" dediğim günün ertesi günü sete bana hediye olarak aynı ojeden alıp gelmişti. Çok üzüldüm. Allah rahmet eylesin. Allah ailesine, yakınlarına, sevenlerine sabır versin. Başımız sağ olsun.
Meriç Aral: Canım Ece'yi kaybettiğimizi öğrendim. Çok ama çok üzgünüm, çok şaşkınım. Ailesine ve tüm sevenlerine sabır diliyorum. Başımız sağ olsun. Canım Ece, çok üzgünüm. Mekanın cennet olsun güzeller güzeli, yetenekli arkadaşım.
Şahan Gökbakar: Çok üzgünüm. Mekanın cennet olsun Ece... Ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum.
Necip Memili: Canım arkadaşım, güzel partnerim, güzel kardeşim; çok çok üzgünüm. Allah mekanını cennet etsin, ailene sabır versin.
Selin Türkmen: Yattığın yer incitmesin Ece.
Şebnem Bozoklu: Çok üzgün ve şaşkınım. Huzurla uyu güzel kız. Allah rahmet eylesin.
Taner Rumeli: Çok üzücü, çok! Mekanın cennet olsun.
Bekir Aksoy: Başımız sağ olsun, çok erken bir veda.
Serkan Rutkay Ayıköz: Yattığın yer incitmesin Ece.
Serkay Tütüncü: Ah Ece... Ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum. Mekanın cennet olsun.
Rahimcan Kapkap: Eski rol arkadaşım Ece İrtem’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Başımız sağ olsun, çok üzgünüm...
ECE İRTEM KİMDİR?
Ece İrtem, tiyatro, dizi ve opera alanlarında eğitim almış, çok yönlü bir oyuncudur. 14 Haziran 1991 tarihinde Sivas'ta dünyaya gelmiştir. Henüz ilkokul yıllarında sahneyle tanışan İrtem, yazdığı skeçlerle okul piyeslerinde sahne alarak oyunculuğa erken yaşta ilgi duymaya başlamıştır. Bununla birlikte küçük yaşlardan itibaren lisanslı olarak koşuculukla ilgilenmiştir.
Sanat eğitimine İzmir'de başlayan İrtem, 2014 yılında Yaşar Üniversitesi Opera / Şan Anasanat Dalı Bölümü'nden üçüncülük derecesiyle mezun olmuştur. Eğitimi boyunca opera alanında Türkiye'nin ve dünyanın tanınan sanatçılarıyla çalışmıştır. Bunlar arasında soprano Aytül Büyüksaraç, tenor Levent Gündüz, mezzosoprano Anna Chubuchenko, Paolo Susanni, Esra Mamaç gibi önemli isimler bulunmaktadır.
Üniversite eğitiminin ardından oyunculuğa ağırlık veren Ece İrtem, İstanbul'a taşındıktan sonra 2014-2015 yılları arasında Sadri Alışık Kültür Merkezi'nde oyunculuk eğitimi almıştır. Burada Kayhan Yıldızoğlu, Okday Korunan, Kadim Yaşar ve Tolga Çiftçi gibi tiyatro dünyasının deneyimli isimlerinden dersler alarak sahne tecrübesini geliştirmiştir.
Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından düzenlenen “Finlandiya Tatar Gençleri Yaz Okulu” programı başladı. Program kapsamında, Finlandiya İslam Cemaati bünyesinde dokuz ay boyunca Türkçe eğitimi alan 17-21 yaş arası 10 Finlandiya Tatarı genç, İstanbul’da bir araya geldi.
Programla birlikte gençlerin Türkçe dil yetkinliklerini geliştirmeleri, Türkiye ile kültürel bağlarını güçlendirmeleri ve Türk kültürünü yakından tanımaları hedefleniyor. Üç kız ve yedi erkek öğrenciden oluşan katılımcı grup, iki hafta boyunca hem dil pratiği yapma hem de kültürel faaliyetlere katılma imkânı buluyor.
Program kapsamında gençlere yönelik aktivite temelli ve uygulamalı bir Türkçe eğitim programı hazırlanırken, çeşitli atölye çalışmaları ve kültürel etkinlikler de gerçekleştiriliyor. Ebru sanatı, İslam sanatında geometrik desenler, Türk mutfağı, geleneksel okçuluk, Türk sineması geceleri ile Hacivat ve Karagöz gölge oyunu gösterimi ve atölyesi gibi etkinlikler sayesinde katılımcılar Türk kültürünün farklı yönlerini deneyimleme fırsatı elde ediyor.
Yaz okulunda ayrıca Türk mimarisi, Türk müziği, geleneksel el sanatları, Osmanlı tarihi ve Millî Mücadele dönemi hakkında bilgilendirici faaliyetler düzenleniyor. Böylece gençlerin ortak tarih ve kültür mirasını daha yakından tanımaları amaçlanıyor.
İstanbul merkezli olarak yürütülen program kapsamında Bursa, İznik ve Eskişehir’e kültürel geziler de gerçekleştirildi. Katılımcılar bu ziyaretlerde tarihi ve kültürel mekânları yerinde görme fırsatı bulurken, Türkiye’nin zengin medeniyet birikimini yakından tanıdı.
YTB tarafından düzenlenen Finlandiya Tatar Gençleri Yaz Okulu, Finlandiya’daki Tatar gençlerinin anadil becerilerini güçlendirmelerine katkı sağlarken, Türkiye ile olan kültürel ve tarihî bağlarının da gelecek nesillere aktarılmasına destek oluyor.
Savaş sadece bölgeyi değil bütün dünyayı etkiliyor.
ABD ile İran arasındaki savaşın ekonomik yansımaları birçok ülkede enerji krizlerini beraberinde getirdi.
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ile fırlayan petrol fiyatları enerji zamlarına neden oldu.
Türkiye'de bu durum nedeniyle akaryakıta zam gelirken son yaşanan gelişmeler vatandaşları sevindirecek cinsten.
TRUMP 'ANLAŞTIK' DEDİ
ABD ile İran arasında çatışmalar kısa bir süreliğine yeniden başlarken ABD Başkanı Donald Trump, bir kez daha İran'a saldırıları iptal ettiğini duyurdu.
Trump, açıklamasında bir anlaşmaya vardıklarını söylerken imza töreninin yakın olduğunu söyledi.
BRENT PETROL 90 DOLARIN ALTINI GÖRDÜ
ABD Başkanı'nın bu açıklamasının hemen ardından piyasalarda önemli bir hareketlilik yaşandı.
Açıklama sonrası Brent petrolün varili 90 doların altına inerek 87 dolara kadar düştü.
AKARYAKITTA İNDİRİM GÜNDEME GELDİ
ABD-İran savaşının bir anlaşmayla sona ereceği yönündeki beklentiler ve Brent petrol fiyatlarındaki gerileme, akaryakıtta indirimi gündeme getirdi.
Motorine Pazartesi gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere dev indirim gelmesi bekleniyor.
Ancak eşel mobil sistem gereği, pompaya 1 lira 22 kuruşluk bir indirim tutarı yansıyacak.
Benzinde ise herhangi bir değişiklik beklenmiyor.
İSTANBUL'DA 65 LİRA SEVİYESİNE DÜŞECEK
1 lira 22 kuruşluk indirimin ardından, motorinin litresi İstanbul'da 65 lira seviyesine gerileyecek.
Motorinin litresi Doğu'daki şehirlerde ise 67-68 lira seviyelerine düşecek.
TÜRKİYE EŞEL MOBİL SİSTEMİNE GEÇTİ
Petrol fiyatlarındaki yükselişin akaryakıt pompalarına zam olarak yansımasının önüne geçmek için hükümet, eşel mobil sistemini devreye aldı ve akaryakıttaki Özel Tüketim Vergisi tutarı kadar oranda gelecek zamlar devre dışı bırakıldı.
Yapılacak zammın sadece yüzde 25'i zam olarak pompaya yansırken yüzde 75'i ÖTV'den karşılandı.
Benzinde eşel mobil devam ederken motorinde ise ÖTV limiti bittiği için gelen zamlar aynen satış rakamlarına yansıyor.
Eşel mobil sistemiyle birlikte dezenflasyon süreci desteklenirken enflasyon tarafında güçlü yükselişin önüne geçildi.
Adana’nın CHP’li Seyhan Belediyesi, kapağı arızalı çöp konteynerini tamir etmemesine rağmen sorunun çözülmüş gibi gösterip fotoğraflı mesaj paylaşımı yapması vatandaşın tepkisine neden oldu. Gönderilen mesajın skandal olduğunu dile getiren vatandaşlar, “Konteyner kapanmadığı için çevreye pis kokular yayılıyor. Ayrıca sinekler ürüyor. Mesajdan sonra çöp konteynerine hiçbir işlem yapmamışlar. Sadece çevresindeki çöpleri toplayıp gitmişler. Yazıklar olsun” dediler.