Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

DEM Partili Selçuk Mızraklı tahliye edildi

Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, yaklaşık yedi yıldır bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden ceza süresinin tamamlanmasının ardından tahliye edildi.

Ailesi ve yakınları ve DEM Partililerin karşıladığı Mızraklı, cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş’a da değindi. Mızraklı, “Eğer ben bugün burada, bu kapının önündeysem asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş’tır. Ve eğer ben bugün bu kapının önündeysem, ben çok kısa zamanda bu kapının önüne tekrar geri dönmek istiyorum. İçeriye girmekten korkum yok. İçeriye girmek için değil, oradaki yoldaşlarımızı, oradaki Selahattin Başkan’ımızı almak için buraya gelmek istiyorum” diye konuştu.

Mızraklı şunları söyledi:

“Yani bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor ve ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını atarlar. Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, enformasyonun çoğaltılması gerekiyor”

Dr. Serkan Turgut ile söyleşi: İzmirlilerin tercihi CHP mi, YENİ Parti mi?

Ruşen Çakır’ın konuğu BAYETAV araştırma direktörü Dr. Serkan Turgut, İzmir Barometresi’nin Yaz 2026 sonuçlarını değerlendirdi.

Dr. Serkan Turgut ile söyleşi: İzmirlilerin tercihi CHP mi, YENİ Parti mi? Medyascope

💾

Ruşen Çakır’ın konuğu BAYETAV araştırma direktörü Dr. Serkan Turgut, İzmir Barometresi’nin Yaz 2026 sonuçlarını değerlendirdi.

Ruşen Çakır yorumladı: Kürt siyaseti bölünüyor mu?

Ruşen Çakır, DEM Parti'nin dönüşeceği yeni partiyi, Selahattin Demirtaş'ın rolünü ve Kürt siyasetinde bölünme ihtimalini değerlendirdi.

Ruşen Çakır yorumladı: Kürt siyaseti bölünüyor mu? Medyascope

💾

Ruşen Çakır, DEM Parti'nin dönüşeceği yeni partiyi, Selahattin Demirtaş'ın rolünü ve Kürt siyasetinde bölünme ihtimalini değerlendirdi.

DEM Parti 5. Olağan Kongresi… Bakırhan ve Hatimoğulları yeniden eş genel başkan seçildi

DEM Parti 5’inci Olağan Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde başladı.

Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, “Selam olsun sürgündeki yoldaşlarımıza. Ve değerli canlar, buradan sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve cezaevindeki bütün siyasi muhaliflere binlerce kez selam olsun” diye konuştu. Hatimoğulları, “Selam olsun bu memlekete, barışın ve demokratik toplumun kapısını aralayan Sayın Abdullah Öcalan” ifadelerini kullandı.

Bu esnada salonda bulunan DEM Partililer ayağa kalkarak, “Biji Serok Apo” sloganları attı.

Hatimoğulları, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bu bir hazırlık kongresidir. Bu bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenilemek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip oluruz, olmalıyız. Biz buna adayız. Değişerek yönetmeye, adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olmaz. Barışın dili değişirken eski dille yola devam etmek olmaz. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz.

‘ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMİN KOLAY OLMADIĞININ FARKINDAYIZ’

Önümüzde kolay bir dönem olmadığının hepimiz farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir. Engebelidir, incedir, uzundur, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir bu süreçlerde. Provokasyonlar da olabilir. Güvensizlikler de çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bu bütün taraflar için öyle. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam da burada. Barışı günlük havaya göre biz savunmadık, savunmayacağız.

Çünkü barış bizim için konjonktürel bir tercih değil, bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır barış. 100 yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama 100 yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir. Bir adım atılarak değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Ve belki en çok da birbirimizi duymayı ve dinlemeyi istiyor. 3 yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük dersler bunlardır.

‘BU TOPRAKLARDA ÇEKİLEN ACILARI ASLA UNUTMAYACAĞIZ’

Biz geçmişimizi asla inkar etmeyeceğiz. Bu topraklarda çekilen acıları asla unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Hepsi ile yüzleşeceğiz. Ama bunu yaparken çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkum etmeyeceğiz.

Bu emeği en fazla yerelde yönetimde bulunan arkadaşlarımız verdi. Barış anneleri verdi. Kadınlar verdi. Ve ben buradan bu dönemi tamamlayıp yeni bir döneme geçerken bu mücadelede emek veren bütün il ilçe örgütü yöneticilerimize, Parti Meclisi üyelerimize, MYK üyelerimize, vekil grubumuza ve en önemlisi siz değerli halklarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Ve şu bilinsin ki, barışın gemisini ne olursa olsun o limana vardıracağız. Ve bizler o limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız.”

DEM Parti kongreye gidiyor

DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi, yarın saat 10.00’da Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacak. En son Ekim 2023’te olağan kongresini toplayan DEM Parti, bu kongreyi yasal zorunluluklar nedeniyle yapacak.

Delegelerin katılımıyla sabah saatlerinde başlayacak kongrede, parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmeleri yapılacak, önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bildirge kamuoyuna duyurulacak.

YÖNETİM DEĞİŞİKLİĞİ BEKLENMİYOR

Kongrede, isim, tüzük ya da parti programında değişiklik beklenmediği gibi eş genel başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi’nde ise sınırlı sayıda değişiklik olması öngörülüyor.

KAPSAMLI KONGRE 2027 BAHARDA

DEM Parti, 5. Olağan Kongresi’nin ardından bölücü açılım sürecine paralel olarak kapsamlı bir değişim ve yeniden yapılanma kongresi yapmayı planlıyor.

Bu kongrenin bölücü çerçeve yasanın uygulanması ile eşgüdümlü halde 2027’nin bahar aylarında gerçekleştirilmesi bekleniyor.

İlişkili Haber
thumbnail
Veryansın Tv yazmıştı… Öcalan’ın talimatı sonrası DEM Parti’den isim değişikliği sinyali
Haberi görüntüle

 

Selçuk Türkoğlu’ndan Yusuf Tekin’e: ‘Öğretmenlerin feryadını duyun artık’

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Türkoğlu, öğretmenlerin il/ilçe emri ve yer değiştirme taleplerine ilişkin açıklama yaptı. Türkoğlu, şunları kaydetti:

“Aile bütünlüğünü sağlamak için atama talebinde bulunan öğretmenlerimize, ‘Kontenjan yok’ demek, haksızlıktan da öte vicdansızlıktır. Ne demek, kontenjan yok? Soruyorum; eşinden, çocuğundan ayrı bırakılan bir öğretmenden hangi fedakârlığı bekleyeceksiniz? Bu saçma bahaneyle ailesine kavuşamayan öğretmenlerimizin mağduriyetini görün artık. Onların, il/ilçe emri ve ek yer değiştirme feryadını da bir zahmet duyun atık.

‘DAHA FAZLA VEBAL ALTINDA KALMAYIN’

Aile birliği, boş kontenjan bulunduğunda kullanılabilecek bir ayrıcalık değil; doğrudan korunması gereken hukuksal bir haktır. Devlet öğretmeninden fedakârlık bekliyorsa, öğretmeninin ailesini de korumak zorundadır. Nedir bu saçmalık? Geçmişte uygulanan il emri uygulamasını yeniden hayata geçirin. Mazeret tayini gerçekleşmeyen öğretmenlerimizin ailelerine kavuşmalarının önünü açın. Öğretmenin aile birliği, onu daha verimli çalışmasını sağlayan sıcak yuvası. Sizin o sıradan excel tablonuzdaki kontenjan sayınızdan daha değerlidir. Aileyi korumak sözle değil, gereğini yapmakla olur. Hamaseti bırakın; öğretmenlerin evini, barkını, yuvasını ayırmayın, ailelerinin parçalanmasına göz yummayın. Ezcümle; daha fazla vebal altında kalmayın.”

İyi Partili Selçuk Türkoğlu’ndan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e:

“Öğretmenlerin il/ilçe emri ve ek yer değiştirme feryadını duyun artık”https://t.co/erHIv2Jhp2 pic.twitter.com/frK5dgn6UC

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 3, 2026

Açık Oturum (533) | Dip dalga tartışması: YENİ Parti olmazsa aşırı sağ güçlenir mi?

Açık Oturum’da Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksü'nun konukları Berkant Gültekin, Ali Çarkoğlu ve Emre Erdoğan oldu.

Açık Oturum (533) | Dip dalga tartışması: YENİ Parti olmazsa aşırı sağ güçlenir mi? Medyascope

💾

Açık Oturum’da Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksü'nun konukları Berkant Gültekin, Ali Çarkoğlu ve Emre Erdoğan oldu.

Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu tutuklandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Yeni Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu, savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Tekinoğlu, buradaki sorgusunun sonucunda “fuhuşa teşvik veya aracılık” ile “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamalarından tutuklandı.

Mümtaz’er Türköne ile söyleşi: Siyasi merkez yeniden şekillenirken YENİ Parti, AK Parti ve Kürt hareketi 

YENİ Parti’nin yükselişi, AK Parti’nin tükenişi ve çözüm sürecinin milliyetçi siyasete etkisini Mümtaz’er Türköne değerlendirdi.

Mümtaz’er Türköne ile söyleşi: Siyasi merkez yeniden şekillenirken YENİ Parti, AK Parti ve Kürt hareketi  Medyascope

💾

YENİ Parti’nin yükselişi, AK Parti’nin tükenişi ve çözüm sürecinin milliyetçi siyasete etkisini Mümtaz’er Türköne değerlendirdi.

DEM Parti’den ‘eşit yurttaşlık’ açıklaması: ‘Silahlar sustu ama…’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Şanlıurfa’da düzenlenen halk buluşmasında, ölen PKK’lı teröristlerin ailelerinin yanı sıra “şehit ailelerine başsağlığı” mesajını iletirken, “Türkiye’nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Annelerinin, Cumartesi Annelerinin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon’un acısı da Siirt’in acısı da Urfa’nın acısı da eşittir. Kimse evladını yitirmesin. ‘Bu süreç nedir?’ diye bize soruyorlar. Hiçbir annenin evladını yitirmemesi sürecidir. O sıvasız evlere acı düşmeme sürecidir. Bakın, iki yıldır bu süreç başladı. Çok şükür tek bir canımızı yitirmedik. O fakir, sıvasız, yoksul evlere gençlerin bedenleri gitmedi. Bak bundan daha kutsal bir şey olamaz” dedi.

‘İLK DEFA KÜRT MESELESİ İÇİN BİR YASA GEÇTİ’

Bölücü çerçeve yasaya ilişkin görüşlerini paylaşan Bakırhan, şunları kaydetti:

“İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına ‘bilinmeyen dil’ diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir.”

‘ŞİMDİ BU YASA KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜM YASASI DEĞİL’

Yasada Kürtlere yönelik bir kazanımının olmadığına ilişkin yapılan eleştirilere yanıt veren Bakırhan, “Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil” ifadelerini kullandı.

“YÜZ YILLIK BİR MESELE BU YASAYLA ÇÖZÜLMEYECEK”

Yasanın terör örgütü PKK ve bütün sonuçlarını ortadan kaldıran bir yasa olduğunu iddia eden Bakırhan, şunları kaydetti:

“Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK’nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı.”

‘HENÜZ YOLUN BAŞINDAYIZ. BU YASA HER ŞEY DEĞİL’

Bakırhan, yasanın küçümsenmemesi gerektiğini savunarak, “Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt’ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt’ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt’ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi’nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı” diye konuştu.

‘ŞAM’DA ÖNEMLİ BİR ADIM ATILDI’

Suriye’deki gelişmelere de değinen Bakırhan, “Kürtlerin Suriye’nin geleceğinde kilit bir role sahip olduğunu” ifade ederek, “Şimdi gelelim Rojava’ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam’da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye’nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye’nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte” ifadesini kullandı.

‘MAZLUM KOBANİ, AHMED ŞARA’NIN DEĞİL, CUMHURBAŞKANLIĞI DANIŞMANI OLDU’

“Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” diyen Bakırhan, “Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye’nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye’de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor” dedi.

‘BU BEDELLERİN KARŞILIĞINDA EKSİK DE OLSA KAZANIMLAR DA VAR’

“Kürtlerin Suriye yönetimi ile yaptığı anlaşmaların küçümsenmemesi” gerektiğini savunan Bakırhan, “Kobani’de, Afrin’de değil, Halep’te de Şam’da da Suriye’nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz” diye konuştu. (ANKA)

Müsavat Dervişoğlu’ndan Ömer Karakaş’ın istifasına dair açıklama

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Her cepheden saldırdıklarına göre, bilin ki doğru yoldayız. İlk kez eksilmiyoruz… İlk kez bölünmüyoruz… İlk kez ihanete uğramıyoruz… Gönderdiğiniz akbabaların kopardığı et, bizi hem acıtmaz hem de tüketmez. Bu siyasi namus bataklığında siz boğulacaksınız, biz değil!..” ifadelerini kullandı.

Bakırhan ‘ana dil’ dedi, Kürtlere statü istedi: Bahçeli alkışladı!

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Genel Kurulu’nda çerçeve yasa teklifi hakkında konuştu.

Bakırhan, açılımın ülkenin bütünlüğüne yönelik bir tehdit olmadığını savunarak “Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye’yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir” ifadelerini kullandı.

“Yüz yıldır size ‘bölüneceğiz’ korkusu anlatıldı” diyen Bakırhan, “Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey çatışmanın kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis’in çatısı altında olmazdık. Biz buradayız; çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır” diye konuştu.

Tuncer Bakırhan:

“Kürtler ayrılmak isteseydi, bu Meclis’in çatısı altında olmazdık arkadaşlarımızla birlikte. Biz buradayız çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır” pic.twitter.com/52S8CR5ceA

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 10, 2026

“Öcalan’a yaşam ve çalışma şartları sağlanması gerektiğini” savunan Bakırhan, Kürtlere statü isteyerek “Cumhuriyet ilan edilmiş ama eksik bırakılmıştır. Bunu Kürt olgusunu cumhuriyetin yasallığına ekleyerek tamamlayabiliriz. Anayasada kimlikler üstü bir dil kullanabiliriz. Anadilde eğitimi güvence altına alabiliriz. Demokratik entegrasyon yasalarıyla toplumsal uyumu güçlendirebiliriz. Barış yasasıyla sınıfsal gerilimleri çözebiliriz” diye konuştu.

Öte yandan Bakırhan’ın konuşmasını, MHP lideri Devlet Bahçeli de alkışladı.

‘CUMHURİYETİN İLK YILLARINDA KÜRT MESELESİ, SIKIYÖNETİM ZİHNİYETİYLE İDARE EDİLDİ’

Bakırhan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Sırrı Süreyya şahsında barış için büyük emek veren ama aramızda olmayan bütün arkadaşlarımızı saygıyla anıyorum. Bugün, ülkemizin kaderini ilgilendiren önemli bir gündemi görüşmek için bir aradayız. Bir asırlık Kürt meselesi, çatışmanın gölgesinden hukukun zeminine taşınıyor. Biz burada, bu tarihi geçişe tanıklık ediyoruz. Görüştüğümüz bu kanun teklifi, ülke olarak yeni bir istikamete yol almanın pusulasıdır. Bizi bu istikamete götürecek olan adres, Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürt meselesi, sıkıyönetim zihniyetiyle idare edildi. Takrir-i Sükûn’dan İstiklal Mahkemelerine, gizli idare planlarından olağanüstü hâl rejimlerine kadar mesele hep istisnanın bir konusu oldu. Bu meselenin devlet katındaki tarihi; ikili devlet pratiklerinin yaygınlaştığı, siyasetsizliğin örgütlendiği, istisnanın genişlediği bir tarih oldu. Bunun bedelini şu veya bu şekilde tüm ülke ödedi. Şimdi acı ve inkâr dolu sayfayı kapatma şansıyla karşı karşıyayız. Bütün cümlelerimizin gramerini değiştirmemiz gereken bir zaman dilimindeyiz.

Bugün mesele ilk kez; gerekçesi yazılmış, müzakere edilebilir, itiraz edilebilir, olağan bir yasama diliyle konuşuluyor. Bugünün önemi, tarihsel bir düğümün, nihayet siyaset eliyle çözülmeye başlanması ve Meclis’in kayıtlarına geçmesidir. Parlamento, bu meseleyi siyaset ve müzakereyle çözme sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Bu aynı zamanda ortak tarihimize ve ortak geleceğimize karşı bir sorumluluğun gereğidir. 1064’te Kars’ta Şeddadi Kürtleriyle Selçuklular arasında başlayan ortak kader ve hukuk 1071’de Malazgirt’te Anadolu’nun kapılarını açtı. Sonraki yıllarda bu kader ve hukuk güncellendi. Uzun yüz yıllar devam etti. 1900’lerin küresel, bölgesel ve ulusal atmosferinde bozulan bu dinamiği, şimdi demokratik ve eşitlikçi ilkeler etrafında güncelleme şansına sahibiz. O halde parlamento, bu sorumluluğu taşımalı ve yeni bir tarihin önünü açmalıdır. Biliyoruz ki; tarihe geçecek günler, güçlü irade gerektirir. Ve bu irade, bugün bu Meclis’te vardır.

‘YÜZ YIL ÖNCE KÜRTLER HUKUK DIŞINA İTİLDİ’

Değerli milletvekilleri, bu Meclisin hafızası bizlere ‘Türkler ve Kürtlerin ortak hikayesini ve güçlü ortaklık potansiyelini hatırlatıyor. Anadolu ile Mezopotamya arasında yüzyıllara yayılan ortak bir hayat var. Aynı kültür havzasında, aynı kavşaklarda ve aynı hikâyede buluşmalar var. Bin yıllık kardeşliğimiz ve Cumhuriyetin kuruluşu bunun kanıtıdır. Amasya’da bu topraklar Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olarak telakki edildi. Erzurum’da birlik iradesi bu iklimde dile geldi. Birinci Meclis farklı bölgelerin ve kimliklerin temsilcilerini aynı çatı altında topladı. 1921 Anayasası yerel idareye alan açan çoğulcu bir ruh taşıdı. Ama bu ufuk, inkâr ve isyan sarmalında daraldı. Kadim tarihsel ilişkimiz zarar gördü. Bu durum en çok da bu toprakları tehdit olarak görenleri sevindirdi.

Bir parantez açmak istiyorum. Bu süreç başladığında bazı dış güçler ne dedi biliyor musunuz? Bu adımla Ortadoğu dengeleri alt üst olacak dedi. Aslında alt üst olacak olan küresel güçlerin yüz yıllık hesaplarıdır. Bunu biliyoruz. Bu süreç kardeşi kardeşe kırdırma hesaplarını alt üst edecek. Beraberliğimizi kaim kılacak, ortak geleceğimizi güçlendirecek. Yarım asırlık çatışmalı süreç bu ülkenin her bir karışına büyük acılar yaşattı. Artık çatışma ve şiddet zemininden çıkma fırsatı önümüzde duruyor. Yüz yıl önce Kürtler hukuk dışına itildi. Bu kök yasa, Kürtleri hukuka dahil etmenin ilk adımıdır. Bu kanun teklifiyle, beraberliğimizi ve geleceğimizi güçlendirecek önemli bir adım atıyoruz. Güçlü bir başlangıç yapıyoruz.

‘BAHÇELİ’NİN KURUCU ROLÜNÜN HAKKINI VERİYORUZ’

27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısıyla bu başlangıca imkân sağlayan Sayın Öcalan’ın bu kurucu rolünün altını önemle çiziyoruz. Kendisinin Türkiye çözümünden yana çabalarının önyargılarla değil, hakkaniyetle görülmesi gerekiyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin süreçteki kurucu rolünün hakkını veriyoruz. Şimdi Türklerin güvenlik kaygısıyla Kürtlerin eşitlik talebini aynı hukuk düzeni içinde buluşturacak bir ufka bakıyoruz.

Irak’tan Suriye’ye, İran’dan Doğu Akdeniz’e kadar sınır güvenlikleri, ittifaklar ve güç dengeleri hızla değişiyor. Ortadoğu’da devletlerin yeniden inşası, yeni bir paradigma ve bölgesel düzen ekseninde gerçekleşiyor. Kürtler, dört ülkeye yayılan tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olarak bu dönüşümün önemli bir dengesidir. Yüz yıl önce inkâr edilen Kürt varlığı, bugün Ortadoğu’nun temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Kürt jeopolitiği, Ortadoğu’nun düğümünü çözmenin siyasi coğrafyasıdır. Bu jeopolitik, demokratik bir geleceğe imkân sunuyor. Tarihi Türk-Kürt ilişkilerini, bu jeopolitik gerçek etrafında güncellemeliyiz. Bu bize bölgedeki kor ateşlerden korunmak için büyük bir fırsat sunuyor.

Türk-Kürt kardeşliğini doğru ele almak Türkiye’yi ihya eder, Ortadoğu’ya huzur getirir, demokrasi getirir. Fırat’ın doğusu ile Fırat’ın batısını ortak hukuk ve kaderde mühürlemek büyük tehlikelere karşı güvence yaratır. Biliyoruz ki, komşuları yanan bir evde barış lüks değildir; sigortadır. Türkiye’nin kendi içindeki ateşi hukukla söndürmesi, bize olduğu kadar bütün komşularımıza nefes aldıracaktır. Bu coğrafyada haritalar silahla, sınırlar acıyla çizildi. Şimdi ilk kez hukukla yazılan bir sayfa var. Altını önemle çizmeliyim ki, bu sayfa Türkiye’de yazılırsa mürekkebi tüm bölgeye yeter.

‘KÜRTLER AYRILMAK İSTESEYDİ BU MECLİS’İN ÇATISINDA OLMAZDIK’

Bugün görüştüğümüz bu yasa ayrıcalık üreten bir yasa değildir. Çatışma çözümünün ilk adımıdır. Bu bir al-ver meselesi değil. Bu; tarihsel ilişkimizi düzeltme ve doğru bir buluşmayı gerçekleştirmenin adımıdır. Bu yasa ve süreç taviz değildir; yenme ve yenilme hiç değildir. Bu sürecin tek bir kazananı var. O da tüm Türkiye’dir, 86 milyon yurttaşımızdır. Barış bir müsabaka değildir. Halklar arasında tutulmuş bir skor tabelası olarak görülmemelidir.

Bu kürsüden Türk kardeşlerime açık yüreklilikle seslenmek istiyorum. Bu süreçte sizden eksilen hiçbir şey yoktur, olmayacak. Aksine bu süreç Türkiye’yi büyüten ve refaha kavuşturacak bir süreçtir. Ülkenin bütünlüğü ve değerleri asla müzakere konusu değildir. Yüz yıldır size ‘bölüneceğiz’ korkusu anlatıldı.

Oysa bu ülkeyi bölünmeye en çok yaklaştıran şey, çatışmanın kendisiydi. Kürtler ayrılmak isteseydi bu Meclis’in çatısı altında olmazdık. Biz buradayız; çünkü vatan ortak, gelecek ortaktır. Evlatlarını yitiren ailelere de sesleniyorum. Evlatlarınızın hatırasına gösterilecek en büyük hürmet, başka hiçbir evladın ölmemesi ve zarar görmemesidir. Acılarınızı asla tartmayacağız, yarıştırmayacağız. Acı, hangi evde olursa olsun acıdır. Hepimizindir. Bu ülkedeki her acıyı yüreğimin en müstesna köşesinde taşıyorum. Tek bir amacımız var o da başka acıların yaşanmamasıdır.

Kürt halkına da aynı açıklıkla sesleniyorum. Bu süreç kimliğimizin eritilmesi değil, varlığımızın hukukla buluşmasıdır. ‘Yine mi kandırılacağız’ kaygısını biliyoruz; bu kaygı vehim değil, anlıyoruz. Her şeyden önce Kürtler artık örgütlü bir halktır. Ne kanar ne de kandırılır. Velev ki terazimiz şaşsa da düzeltecek bir kantar var. O da sizsiniz. Emin olun siyaset alanında Kürt halkının demokratik hakları için mücadelemiz devam güçlü bir şekilde edecek. Ama şimdi hepimizi yakan bir ateş var. Önce o ateşi söndürmeliyiz.

Kürtçe’de “Agir bi agir venamire” denir. Yani ateş ateşle söndürülmez. 50 yıllık çatışmanın Şırnak’tan Tekirdağ’a kadar bize öğrettiği en yalın hakikat budur. Bir tarafın yenilgisi üzerine kurulan her düzen, içinde bir sonraki çatışmanın tohumunu taşır. Çatışma çözümlerinde başarı “her kimlik, her inanç, her topluluk kendisini bu ülkenin asli vatandaşı olarak görüyor mu” sorusuna verilen cevapta bulunur. Bu süreç Türkiye’nin bölünmesine değil bütünleşmesine; ayrışmaya değil ortak yaşamın güçlendirilmesine fırsat sunacak.

‘EKİMDE PARLAMENTONUN İSTİKAMETİ YASAL DÜZENLEMELER OLMALI’

Bu kanun teklifi ise ortak yaşamın siyasi ve hukuki harcının güçlendirilmesine atılan ilk adımdır. Kanun teklifinde yer alan “demokratik siyaset alanının güçlendirmesi” vurgusu önemli bir yörüngeye işaret ediyor. Bu ilk adımı, güçlü bir demokratikleşme rüzgarıyla ilerletmemiz gerekiyor. Demokratikleşme barışın teminatıdır. Barış gemisini deryalarda yürütecek güç, demokratik siyasettir. Demokratikleşme, hukuk ve Kürt meselesinin çözümü ilk adımdan sonra gelmelidir. İlk adımı anlamlı kılacak şey, ikinci adımda yani ekim ayında meclis açıldığında demokrasiyi, hukuku, eşitliği yol edinerek demokratikleşmeyi sağlamaktır. Ekimle birlikte artık Türkiye’de Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kadınların yani haksızlığa uğrayan tüm kesimlerin dahil olacağı bir yeniden inşa süreci başlatmalıyız. Bu süreçte herkesin hakkı hukukunu sağlamalıyız.

Ekimde parlamentonun istikameti demokratik entegrasyon, özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü sağlayan yasal düzenlemeler olmalıdır. Bu pusulayla barışa gitmenin sorumluluğu Meclistedir, siyasi partilerdedir, yargıdadır, basındadır, sivil toplumdadır; hepimizdedir. Barışçıl bir toplum ve demokratik bir rejim 86 milyonun kazancıdır. Bu kazanımı sağlamanın önündeki engellerden biri, Türkiye siyasetinin içinde bulunduğu siyasi iklimdir. Türkiye siyaseti uzun süredir “Mekke Dönemi” psikolojisi yaşıyor. Farklı siyasi gruplar ve kimlikler birbirlerini beka tehdidi olarak görüyor. Diyalog kapıları sürekli kapatılıyor, kutuplaşma hüküm sürüyor.

Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, farklılıkların bir güvenlik tehdidi olmadığı; ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı, “Medine dönemi” aklıdır. Artık çatışmadan barışa, kutuplaşmadan birlikteliğe, ayrışmadan ortak yaşama ve müzakereye hicret etmeliyiz. Hicret berekettir, hicret hikmettir. Bizim yeniden tanışmaya, barışmaya ve beraber olmaya ihtiyacımız var. Bu tanışmadan kim kazanacak? Tabiiki herkes. Bu barıştan kim kazanacak? Tabii ki 86 milyon insan. Gelecek nesiller bir gün bu tutanakları okuduğunda bugünlere bakıp “bu ülkenin insanları birbirleriyle yeniden konuşmayı başardı” diyebilmeliler. İşte gerçek barış ve başarı budur. Bu kanun teklifine verilecek her evet oyu, 86 milyonun geleceğine atılacak bir imzadır.

Barışı eken, yaşamı biçer. Barışla birlikte kerpiç evlere gencecik insanların ölüm haberi gitmeyecek. Analar yasta değil, ortak muhabbette buluşacak. Şimdi bu yasayla müreffeh ve barış içinde bir Türkiye’ye demir atabiliriz. Bu yasayla henüz doğmamış çocukların hayatında, milyonlarca insanın sofrasında bereketi çoğaltabiliriz. Emin olun. Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik ve eşit temelde güncellenmesiyle birlikte enerji ve ticaret koridorları, sanayi ve üretim havzaları inşa edebileceğiz. Bölgesel oyun kurucu haline gelmek işten bile olmayacak.

‘BU YASADA EKSİKLİKLER VE ELEŞTİRİLECEK YÖNLER VAR’

Çatışmalı sürecin bedelini başta yoksullar olmak üzere tüm ülke ödedi. Barışın semeresini de çocuklar, gençler, yoksullar, emekliler, emekçiler kazanacak. Her yıl elli milyar dolar artık acıları çoğaltan çatışmaya değil, bereketi çoğaltan ekonomiye gidecek. İnşallah, çatışmaya akan kaynak okula, hastaneye, üretime akacak; yıllardır yatırım göremeyen coğrafyalar yaşam bulacak. Peki biz bu teklife neden neden imzamızı attık? Neden evet diyeceğiz? Açık ve net ifade ediyoruz. Bu metni ne gözü kapalı kutsuyoruz ne eksik diye reddediyoruz. Değerini teslim ediyor, eksiğini açıkça söylüyoruz.

‘ANADİL, EŞİT YURTTAŞLIK, YEREL DEMOKRASİ…’

Bu yasada şüphesiz eksiklikler ve eleştirilecek yönler de var. Bu yasada yok diye; anadil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi başta olmak üzere demokratik haklar unutulmuş talepler değildir. Bunlar sürecin olmazsa olmazıdır. Barışa giden yolun taşlarıdır. Fakat ilk aşamanın ölçütleriyle nihai çözümün ölçütlerini birbirine karıştırmamalıyız. İlk adımın işlevi, çatışma zemininden hukuk zeminine geçişi mümkün kılmak ve demokratik siyasi mücadeleye kapı aralamaktır.

Bugün atılan şey bir temeldir. Temel, tek başına ev değildir. Katları örmek, odaları kurmak, en sonunda çatıyı çakmak gerekecektir. O çatı, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’dir. Taşıyıcı kolonları hukuk devleti, eşit yurttaşlık, demokratik siyaset ve toplumsal barıştır. İmzamız bir sonuç belgesinin altına değil, bu inşanın hukuki zeminine atılmıştır. Kapı eksik diye eşikten dönmeyeceğiz; aralanan kapıdan içeri girecek, bu evi birlikte tamamlayacağız. Devlet dediğimiz şey toplumun tamamını, bütün renklerini yansıtmalıdır. Kürdün kimliğinin özgür olduğu ve özgürce örgütlenebildiği, Alevinin inancını eşit, özgürce yaşayabildiği, Romanın, Ermeninin, Çerkezin, bütün halkların ve inançların kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı bir ülke istiyoruz.

Yüz yıl önce bu Meclis, farklı kimlikleri aynı çatı altında toplayarak bir yaşam inşa etti. Yüz yıl sonra aynı Meclis, en ağır meselesini yeniden kendi kürsüsüne, hukukun ve siyasetin diline çağırıyor. Bir asır önce bu çatı altında bir cumhuriyet kuruldu. Şimdi onu, çerçeve yasadan başlayarak, hepimizin evi haline getirme vaktidir. Yarın özgür düşüncenin ve eşit yaşamın şafağının attığı bir güne merhaba diyeceğiz. Biz buna hem hazır hem de kararlıyız. Yaşar Kemal, Bir Ada Hikâyesinde savaşlardan, sürgünlerden, yıkımlardan arta kalan insanları bir adada yeniden hayat kurarken anlatır.

Çok içten ifade etmek isterim ki; bizim adamız Türkiye’dir. O halde bu hayatı birlikte iyileştirmekten başka gerçekçi yolumuz yoktur. Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş, Sayın Bahçeli, Sayın Özel, Sayın Kılıçdaroğlu, Sn.Arıkan, Sn.Davutoğlu, Sn.Babacan başta olmak üzere kanun teklifinde imzası olan bütün siyasi parti liderleri ve milletvekililerinin bu sürece büyük katkı verdiklerini bir kez daha belirtmek istiyorum.

Eleştiri ve önerileriyle kanun teklifine oy verecek, katkı sunacak her bir milletvekili arkadaşımı gönülden tebrik ediyorum. Bugün burada söylenen her söz, atılan her imza, yarının Türkiye’sine miras kalacak. Bu Meclis’in tutanakları bir gün çocuklarımızın en çok gurur duyacağı sayfalar arasında yerini alacak. Kürsüden ayrılırken tek bir dileğim var: Bu kanun teklifinin altına düşülen imzalar, bu ülkede bir daha hiçbir zaman silahın konuşmadığı bir geleceğin ilk mührü olsun. Bu mühür bozulmasın. Bu barış kalıcı olsun, ortak ve eşit yaşamımız baki olsun.”

💾

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Genel Kurulu'nda çerçeve yasa teklifi hakkında konuştu.

Özgür Özel çerçeve yasaya evet dedi: ‘Kürt meselesi eşit yurttaşlık meselesidir’

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bölücü çerçeve yasa teklifini görüşmek üzere toplanan Meclis’te konuştu.

“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu” diyen Özel, “Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” açıklamasında bulundu.

Özgür Özel:

“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu. Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” pic.twitter.com/lMDtGzrvSr

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 10, 2026

Özel, çerçeve yasaya evet oyu vereceğini açıkladı, Devlet Bahçeli alkışladı.

Özgür Özel çerçeve yasaya ‘evet’ dedi, Devlet Bahçeli alkışladı pic.twitter.com/gVNsdy6RL7

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 10, 2026

Özel, şunları söyledi:

“Toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil, eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet özgüven üzerinde ayakta sağlamdır. Baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler. kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyeti kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de ünlüler zayıflatmamış aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de cumhuriyetimizi devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir. Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık.

Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. işine geldiğinde çözüm diyen işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde hep doğru yerde Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Bu mesele şiddetle değil siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil milletin gözü önünde milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir. Yıllarca biz bunu savunduk. Bu meselenin çözüm adresi meclistir dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyon kurulduğunda katılım gösterdik.

Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk. Bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. Yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik. Destekleyeceğiz, katkı sunacağız ve denetleyeceğiz. Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil tarihsel konjonktürel değil, ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince çözüm işine gelmeyince terörist diyen bir süreci önce masaya koyup sonra buz dolabına kaldıran Dolmabahçe’de görüştükleri rahmetli Sırır Süreyya Önder’i hapse atıp sonra arkasından Timsah yaşı, timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırtınasını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni hatta akla gelmeyenleri yapmıştır. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. Üç kişinin bildiği metin diye bir metin kutsanıp meclisten gizlenmiş. Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir.

Komisyonda itiraz eden, soru soran, eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar bir süreç yönet yerine bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik bilinmeyen bir ruh hali bütün meclisin, bütün milletin önünde yaşanmıştır. Barışın hukuku milletin gözünden kaçırarak yazamayız. Yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi olamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir.

Bu teklife ‘hayır’ deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan Yeni Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Günlerdir bu teklife ‘hayır’ dememiz için binlerce öneri, eleştiri alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum. Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz. Kolaya kaçmayan devlet ciddiyetiyle karar veren bu ülkenin on yıl, yirmi yıl otuz yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz.

Bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı, milletin barış hakkının önüne koymayan da biziz. Komisyonda masadan kalkmadık çünkü o masa milletin barış umutlarının masasıdır. Türkiye’de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunudur. Yazıma aylar süren komisyon raporu katılan tüm partilerin mutabakatı ile hazırlandı. Raporun yedinci maddesinde demokratikleşme vardı. Siyasi tutukluların durumundan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasına kayyım uygulamaların sona erdirilmesine pek çok demokratikleşme önerisi vardı. Altında iktidar milletvekillerinin de imzası vardı. Ama bu kanunun teklifinde hiçbiri yok. Şimdi bunlar kanunla olmak zorunda değil, yürütme yapar, uygulamayla olur, gelecekte olur. Hele bu süreç bir yere varsın, ondan sonra olur diyorlar. Sürecin bir yere varsın diye tarif edilen verilen süre örgütün silah bırakmasının teyit ve tespiti için geçen süre, ‘o süreyi de bekleyelim demokrasi için verdiğimiz sözleri bundan sonra yaparız…’

Bu kanun teklifinde hepimizin altına imza attığı Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı uygulaması tartışmalı, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara gizli tanık düzenine siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok, örtülü keyfiyete kalmış bir muğlaklık var. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan meseleyi yüzeye eli alan özensiz bir metin var.

Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır. Mecbur kaldığı için barıştan yanaymış gibi taraftadır. Yeni Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır.

Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi için barışın önünde durmayacağız. Korku olmadan, ayrımcılık olmadan ortak geleceği inşa etmek için barışın önünü açacağız. Biz ölüm değil, hayat olsun diye; korku değil umut olsun diye bu sorumluluğu alacağız.

Terörün kökünü ancak demokrasi kazır. Bu milletin hiçbir ferdinin umudunu, siyasi hesaplara ezdirmeyeceğiz. Barışı samimiyetsizliğe, çıkarcılığa teslim etmeyeceğiz.

Bugün silah faslının kapanması için bir kapı aralanıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız. Ama asıl mücadele şimdi başlayacak. Demokrasi, eşit yurttaşlık, kalkınma mücadelesi. Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silah bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen altıncı bölümüne de demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan yedinci bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız. Ama Cumhur İttifakı’nın da yedinci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz. Biz imzamızı namus biliyoruz. Sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz.

Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclis’e getireceğiz. Kayyım uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. Anayasa Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulamasının mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulan haklının mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının ifade özgürlüğünün seçilmişlerin iradesinin ve eşit yurttaşlığın mücadelesini vereceğiz. AK Parti’nin yapmak istemediğini demokratlar olarak biz yapacağız. Onların kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz. Onların kurmadığı toplumsal mutabakatı biz arayalım. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız. Onların ertelediği demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz.

İlk günden şehit aileleri ve gazilerimizin gözünün içine bakamayacağımız bir şeyin İçinde olmayacağımızı söylemiştik Aynı kararlılıkla ifade ediyorum ki Herkes kendi vicdanıyla yaşar. Herkes vicdanının sesini bastırabildiği zaman uykuya dalar.

Esas olan şehit ailelerinin, gazilerin, teröre karşı sarsılmaz bir kararlılıkla mücadele eden başta Türk Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere tüm güvenlik güçlerimizin ve terörden zarar gören vatandaşlarımızın olmak üzere tüm milletimizin yüzüne bakamayacak bir duruma düşmemektir. Kırmızı çizgilerimiz nettir.

Atatürk, Lozan Anlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğüyle Anayasa’nın güvence altına aldığı Cumhuriyetin temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz. Buna asla izin vermeyiz.

Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur. Partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde halk ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Yeni Parti grubunu kararında serbest bırakıyor değil, aksine kendi il bölge temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum.

Hiçbir Yeni Parti milletvekili üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. Yeni Parti’nin yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki biliyoruz ki barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa alacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum.”

Sorel Dağıstanlı ile 8. Gün: Anayasa değişikliği ve DEM Parti | Oluç-Emir tartışması | Mekke Anlaşması’nı kim istedi?

Sorel Dağıstanlı, konuklarıyla Anayasa değişikliği ve DEM Parti, Saruhan Oluç-Murat Emir tartışması ve Mekke Anlaşması'nı konuştu.

Sorel Dağıstanlı ile 8. Gün: Anayasa değişikliği ve DEM Parti | Oluç-Emir tartışması | Mekke Anlaşması’nı kim istedi? Medyascope

💾

Sorel Dağıstanlı, konuklarıyla Anayasa değişikliği ve DEM Parti, Saruhan Oluç-Murat Emir tartışması ve Mekke Anlaşması'nı konuştu.

Ruşen Çakır yorumladı: Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş

Ruşen Çakır “Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş” başlıklı yayınında Demirtaş'ın süreçteki rolünü ve YENİ Parti’nin tutumunu yorumladı.

Ruşen Çakır yorumladı: Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş Medyascope

💾

Ruşen Çakır “Bir oyunbozan olarak Selahattin Demirtaş” başlıklı yayınında Demirtaş'ın süreçteki rolünü ve YENİ Parti’nin tutumunu yorumladı.

Gökhan Günaydın’dan dikkat çeken ‘Erdal Beşikcioğlu’ eleştirisi

Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Etimesgut Belediyesi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, hakkındaki ihbarlar üzerine kan, idrar ve saç örnekleri alınan tutuklu Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun uyuşturucu testinin pozitif çıktığı öğrenilmişti.

Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Youtube kanalı Onlar TV’de Şule Aydın’ın sorularına verdiği yanıtlarda Beşikçioğlu hakkında da konuştu.

”Adam uyuşturucu kullanıyor. Başkanın kullanıyor, başkan yardımcın kullanıyor. Ne oluyor arkadaş? Siz kamu görevini nasıl yapıyorsunuz acaba?” ifadelerini kullanan Günaydın şunları söyledi:

“Eğer siyasete girdiysen siyasetin koşulları var. Hele bugünkü siyasetin koşulları var. Ona uygun davranacaksın. Özel hayatı için de, kamusal hayatı için de insanın kendine çeki düzen vermesini beklemek bizim hakkımız değil mi?”

NE OLMUŞTU?

Etimesgut Belediyesi’ne yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında gözaltına alınan Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun da aralarında bulunduğu 55 kişiden 40’ı tutuklandı. Dört kişi de adli kontrolle serbest bırakıldı.

Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 30 Temmuz’da Ankara merkezli dokuz ilde eş zamanlı operasyon düzenlenmişti.

Başsavcılığın açıklamasına göre, 42 belediye görevlisi ile 13 firma yetkilisinden oluşan toplam 55 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Operasyon kapsamında şüphelilere ait 56 konut, 15 iş yeri ve 41 araçta arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmiş, ele geçirilen belge, dijital materyal ve diğer deliller incelemeye alınmıştı.

Soruşturma; “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “kurulan örgüte üye olma”, “zimmet”, “rüşvet”, “irtikap”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “edimin ifasına fesat karıştırma” suçlamaları kapsamında yürütülüyor.

Etimesgut Belediyesi tarafından gerçekleştirilen bazı ihalelerde usulsüzlük yapıldığı ve sahte belgeler düzenlendiği; otopark kiralama işlemleri ile inşaat projelerine ilişkin imar ve ruhsat süreçlerinde menfaat sağlandığı öne sürülüyor.

Başsavcılık, soruşturma kapsamında Sayıştay raporlarının, etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde alınan ifadelerin, müşteki beyanlarının, CİMER başvurularının, ses ve video kayıtlarının, MASAK raporlarının ve HTS kayıtlarının incelendiğini açıklamıştı.

Operasyonda belediyenin Sosyal Yardım İşleri, Mali Hizmetler, İmar ve Şehircilik, Destek Hizmetleri, Zabıta, Emlak ve İstimlak müdürleri ile Fen İşleri Müdürlüğü İhale Şefi de gözaltına alınmıştı.

Beşikçioğlu’nun danışmanı ve koruması, ihale ve muayene kabul komisyonlarında çalışan personel, mühendisler, belediye iştiraki ETİMKENT A.Ş.’nin genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri, mevcut ve eski belediye çalışanları, bazı siyasi parti yöneticileri, belediye meclis üyeleri, belediyeyle çalışan firma yetkilileri ve bir iş takipçisi de soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı.

FMT Global, Kule Medikal, AER Group, Yosun Ambalaj, Standart Katı Atık, TBD Group A.Ş., Seka Tıp Merkezi, HFO İnşaat ve Ritim Bilgisayar başta olmak üzere belediyeyle iş ilişkisi bulunduğu değerlendirilen çeşitli firmaların yetkilileri hakkında da işlem yapılmıştı.

Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı, mart ayında Sayıştay denetimlerinde Etimesgut Belediyesi ile belediye iştiraki Etimkent A.Ş.’nin hesaplarında tespit edilen usulsüzlüklere ilişkin “zimmet” suçlamasıyla soruşturma başlatmış, dört kişi gözaltına alınmıştı. Beşikçioğlu, söz konusu soruşturmanın belediye tarafından yapılan şikâyet üzerine başlatıldığını ve siyasi bir operasyonun söz konusu olmadığını söylemişti.

YENİ Parti Manisa İl Başkanı İlksen Özalper tutuklandı

YENİ Parti Manisa İl Başkanı İlksen Özalper, çıkar amaçlı suç örgütü ve rüşvet soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

YENİ Parti Manisa İl Başkanı İlksen Özalper tutuklandı Medyascope

İYİ Parti’den çerçeve yasaya karşı TBMM Başkanlığı’na dilekçe

İYİ Parti, AKP tarafından Meclis’e sunulan ve MHP, DEM, CHP tarafından imzalanan bölücü çerçeve yasaya karşı bir adım attı.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez; Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iade edilmesi talebiyle TBMM Başkanlığı’na başvurduklarını duyurdu.

Başvuru dilekçesinde, söz konusu kanun teklifinin incelendiği ve Anayasa’nın yasama sürecine ilişkin usul ve şekil kurallarına açık aykırılıklar taşıdığı ifade edildi.

İYİ Parti’den çerçeve yasaya karşı TBMM Başkanlığı’na dilekçe https://t.co/IrMRf7r7fy pic.twitter.com/N8IMaNJrqJ

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) August 5, 2026

Dilekçede, şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü uyarınca kanun tekliflerinin yasama sürecine usulüne uygun şekilde dahil edilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu kapsamda, Başkanlığın yalnızca teklifleri ilgili komisyonlara havale eden idari bir makam olmadığı; Anayasa’ya ve İçtüzüğe açık aykırılık teşkil eden tekliflerin yasama sürecine dahil edilmesini önleme sorumluluğuna da haiz olduğu kuşkusuzdur.”

‘GAZİ MECLİS HAİN TERÖR YAPILANMASININ MEŞRULAŞTIRILACAĞI BİR ZEMİN OLMAMALIDIR’

“Teklifin yasama sürecinin devam ettirilmesinin hukuk devleti, Anayasa’nın üstünlüğü ve yasama faaliyetlerinin hukuka uygun yürütülmesi ilkeleri bakımından sakınca doğuracağı değerlendirilmektedir. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletimizin ortak iradesini temsil eden, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve millî egemenliği korumakla görevli anayasal bir organdır. Gazi Meclis; aziz milletimize, şanlı tarihimize, kahraman ecdadımıza ve devletimizin kurucu değerlerine yönelik her türlü alçak teşebbüse girişmiş olan hain bir terör yapılanmasının, yasama faaliyeti adı altında meşrulaştırılacağı bir zemin değildir, olmamalıdır.”

İlişkili Haber
thumbnail
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
Haberi görüntüle

Söz konusu dilekçede, kanun teklifinin PKK/KCK terör örgütü yöneticilerine TCK ve TMK hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirildiği vurgulanarak şöyle dendi:

“Uygulamada ve doktrinde kabul edildiği üzere, örgütlü suç yapılanmalarında siyasi ve ideolojik amaçların ön planda olması hâlinde ‘terör örgütü’; maddi çıkar elde etme amacının ön planda olması hâlinde ise ‘çete’ veya ‘mafya tipi örgüt’ nitelendirmesi yapılmaktadır. Bu çerçevede, Meclis teamüllerine aykırı biçimde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları sonucunda bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ‘Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’; PKK/KCK terör örgütünün yöneticileri ile teröristlere, terör örgütü kurma ve yönetme, infaz emri verme, terör örgütüne üye olma ve örgütün amaçları doğrultusunda işlenen diğer suçlar bakımından yürürlükteki Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirmektedir. Bir terör örgütünün silah bırakmasının beklendiği yönündeki iddia, o örgütün siyasi ve ideolojik hedeflerine ulaşmasının bir sonucudur.”

‘TERÖRİSTLER LEHİNE İMTİYAZLI HÜKÜMLER ÖNGÖREN BÖYLE BİR KANUN TEKLİFİNİN HAZIRLANMASI ANAYASA’YA AYKIRI’

“Nitekim söz konusu terör örgütü Türk Ceza Kanunu’nun 312’nci maddesinde düzenlenen ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs’ suçunu işlemiş ve 12 Mayıs 2025 tarihli sözde fesih bildirisinde Büyük Türk milletini soykırım ve asimilasyonla itham etmiştir. Bu nedenle terör örgütü yöneticileri ve teröristler lehine imtiyazlı hükümler öngören böyle bir kanun teklifinin hazırlanması, imzalanması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulması; Anayasa’nın 2’nci maddesinde düzenlenen Cumhuriyetin nitelikleri, 3’üncü maddesindeki Devletin bütünlüğü, 5’inci maddesindeki Devletin temel amaç ve görevleri, 6’ncı maddesindeki Egemenlik, 7’nci maddesindeki Yasama yetkisi, 9’uncu maddesindeki Yargı yetkisi, 10’uncu maddesindeki Kanun önünde eşitlik, 11’inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile 14’üncü maddesindeki Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması hükümleri olmak üzere, Anayasa’nın genel esasları bakımından Anayasa’ya aykırıdır.

TBMM Başkanlığının, Anayasa’nın kendisine yüklediği sorumluluk çerçevesinde hareket ederek, teklifi işleme almaksızın teklif sahibine iade etmesi hukukun ve anayasal düzenin gereğidir. Bu itibarla Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetlerini hukuka uygun yürütme yükümlülüğü çerçevesinde Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından taşıdığı usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iadesine karar verilmesini saygılarımızla arz ederiz.”

 

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ile Siyasetname (81): “Türkiye’nin önceliği rejim sorununu çözmek olmalı”

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Siyasetname’de YENİ Parti’yi, seçimlerin adaletini ve Türkiye’nin rejim sorununu değerlendirdi.

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ile Siyasetname (81): “Türkiye’nin önceliği rejim sorununu çözmek olmalı” Medyascope

💾

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Siyasetname’de YENİ Parti’yi, seçimlerin adaletini ve Türkiye’nin rejim sorununu değerlendirdi.

Açık Oturum (531) | YENİ Parti gemisine “Bana da yer var mı?” diyenler de binebilecek mi? 

YENİ Parti gemisine kimler binebilecek, kimler gemide kendine yer bulabilicek? Göksel Göksu, Açık Oturum'da konuklarıyla değerlendirdi.

Açık Oturum (531) | YENİ Parti gemisine “Bana da yer var mı?” diyenler de binebilecek mi?  Medyascope

💾

YENİ Parti gemisine kimler binebilecek, kimler gemide kendine yer bulabilicek? Göksel Göksu, Açık Oturum'da konuklarıyla değerlendirdi.

Ruşen Çakır izleyicilerden gelen soruları yanıtladı: YENİ Parti’nin gidişatı

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Özgür Özel liderliğinde kurulan YENİ Parti'yle ilgili izleyicilerden gelen soruları yanıtladı.

Ruşen Çakır izleyicilerden gelen soruları yanıtladı: YENİ Parti’nin gidişatı Medyascope

💾

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Özgür Özel liderliğinde kurulan YENİ Parti'yle ilgili izleyicilerden gelen soruları yanıtladı.

Yeni Parti ilk 24 saatte topladığı bağışın miktarını açıkladı

Yeni Parti İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özgür Ceylan, sosyal medya hesabından partilerine yapılan bağışa ilişkin açıklamada bulundu. Ceylan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Yeni Partimizin dayanışma kampanyasına ilk 24 saatte 31.934 vatandaşımız tarafından 113.841.910 TL bağışta bulunulmuştur. Bağış yapan tüm vatandaşlarımıza destekleri için yürekten teşekkür ediyoruz. Yapılan bağışlarla ilgili bilgileri şeffaf bir şekilde halkımız ile paylaşmaya devam edeceğiz. Yeni Partimiz milletimizin desteğiyle büyümeye devam edecek. Tek resmi bağış sayfamız aşağıdadır, desteklerinizi bekliyoruz.”

Erdal Beşikçioğlu’ndan karar: CHP mi Yeni Parti mi?

Ankara Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun ise CHP’de kalma kararı aldığı iddia edildi.

Gazeteci Hilal Köylü’nün haberine göre, CHP Etimesgut İlçe Örgütü toplu şekilde istifa ederek Yeni Parti’ye katılma kararı aldı. Etimesgut Belediyesi’nde görev yapan 15 CHP’li belediye meclis üyesi de partilerinden ayrılarak Yeni Parti’ye geçiş başvurularını tamamladı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ndeki siyasi aritmetiğin korunması amacıyla ise büyükşehir belediye meclis üyelerinin istifaları istenmedi. Ayrıca Mansur Yavaş ile hareket eden 2 meclis üyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne giden Etimesgutlu meclis üyeleri ile Erdal Beşikçioğlu’nun kontenjanından meclise giren üyelerin de istifalarının talep edilmediği ifade edildi.

Gazeteci Deniz Zeyrek de ilçe örgütünün ve belediye meclis üyelerinin önemli bölümünün ayrılmasına karşın, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun CHP’de kalmayı tercih ettiğini aktardı.

Akın Gürlek, DEM’li Sırrı Sakık ile görüştü

Sakık, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Dün Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek ile son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizde, Ağrı Diyadin’de fırında çalışırken katledilen çocuklar Orhan ve Muhammed’in dosyası başta olmak üzere, yıllardır adalet bekleyen faili meçhul dosyaları kapsamlı biçimde ele aldık. Ayrıca barış ve çözüm sürecini güçlendirecek hukuki ve insani adımlar, AİHM kararları konusunda kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunduk.

Toplumsal barışın ve ortak geleceğimizin en güçlü teminatının adalet olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda yaptığımız görüşmenin, kısa süre içinde somut ve olumlu sonuçlara vesile olmasını temenni ediyorum. Nazik ev sahipliği ve yapıcı yaklaşımı dolayısıyla Sayın Adalet Bakanına teşekkür ediyorum.”

Yeni Parti’nin kuruluşuyla Meclis’in yeni oturma düzeni belli oldu

Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün Yeni Parti ile CHP parti yöneticileriyle görüştükten sonra Genel Kurul’da oturma düzenini belirledi. Kurtulmuş, partilere gönderdiği yazıda “TBMM’de temsil edilen siyasi parti grubunun 7’ye çıkması üzerine Genel Kurul’da oturma düzeninin yeniden belirlenmesine ihtiyaç olduğunu” vurguladı.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu
Haberi görüntüle

Kurtulmuş, “Başkanlık Divanı’nda bu konuda bir karar alınıncaya kadar geçici olarak siyasi parti gruplarının Genel Kurul’da oturma düzeninin, ön sıralar ile arka sıraların mevcut yerleşim düzeni göz önünde bulundurularak DEM Parti’nin mevcutta kullandığı iki ön sıradan birinin CHP Grubu’na tahsis edileceğini” bildirdi.

Numan Kurtulmuş, Başkanlık Divanı’nın oturuşuna göre en solda AKP olmak üzere sırasıyla Yeni Parti, DEM Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi grupları şeklinde belirlendiği kaydetti.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Haberi görüntüle

Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu

Toplantıda Yeni Parti TBMM Başkanvekilliği’ne CHP’de bu görevi yürüten Ankara Milletvekili Tekin Bingöl seçildi. Grup Yönetim Kurulu Üyeliklerine; Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, Ordu Milletvekili Seyit Torun ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat seçildi.

Meclis Başkanlık Divanı’nda görev alacak idare amiri, CHP Grubu’nun da idare amirliğini yapan Kocaeli Milletvekili Harun Özgür Yıldızlı oldu. Katip üye ise Antalya Milletvekili Aliye Coşar olarak belirlendi.

İlişkili Haber
thumbnail
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Haberi görüntüle

Ağbaba, grup yönetimine seçilmesine ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, “Ben 2023 Kasım Kurultayı’ndan sonra hiçbir görev almamıştım. Daha önce de açıklamalarda bulundum, ‘Partimde hiçbir göreve talip değilim. Yeni ve genç arkadaşlarımızın görev alması lazım’ dedim. Ama bugün bir görevlendirmeyle Grup Yönetim Kurulu üyesi olduk. Yeni Partimiz için çalışmaya, Genel Başkanımız liderliğinde görev ne olursa olsun bir nefer gibi çalışmaya her zaman hazırız” ifadelerini kullandı.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre de, Grup Yönetim Kurulu seçimlerine ilişkin olarak, “Kurucu olup PM’de yer almayan arkadaşlar değerlendirildi” ifadesini kullandı. (ANKA)

 

Müsavat Dervişoğlu: Devlet aklı dokunulmazlık zırhı değildir

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Hukuk ve Seçim İşlerinin düzenlediği “İyilik için Adalet: Türk Hukuk Çalıştayı”na katıldı. Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Bu salona adım attığımız anda, sıradan bir toplantıya değil, tarihin önümüze koyduğu bir sınava girdiğimiz hissiyatına kapıldım. Türkiye’nin hukukla imtihanı, bugün bu çatı altında, sizlerin bilgisiyle, vicdanıyla ve cesaretinin ışığıyla yeni bir sayfa açmak üzeredir. Biliyor ve tüm kalbimizle inanıyoruz ki; hukukun siyasi görüşü olmaz. Sağın da solun da, muhafazakârın da sekülerin de, iktidarın da muhalefetin de ortak ihtiyacıdır hukuk. Adalet bir kesim için değil, herkes için varsa anlam taşır. İşte bu sözleri bugün bu salona bir davet olarak, memleketin ortak vicdanını ayağa kaldırma çağrısı olarak söyledim. Şunun altını kalın çizgilerle çizmek isterim: Hukuk Çalıştayımız, İYİ Parti’nin sıradan bir parti içi etkinliği değildir. Bu çalıştay, milletin hukukla olan kadim ve derin bağını yeniden kurmak için çıkılan bir yolculuktur. O yolculukta Türkiye’nin hukuk dünyasının bütün paydaşları avukatı, hakimi, savcısı, akademisyeni, noteri, gazetecisi ve siyasetçisi aynı masada oturmaktadır. Çünkü hukuk, yalnız başına bir kurumun, bir meslek grubunun ya da bir partinin taşıyabileceği bir yük değildir. Hukuk, toplumun omurgasıdır ve omurganın her kemiği birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

‘TÜRKİYE BELKİ DE EN KRİTİK KAVŞAKLARINDAN BİRİNDE DURUYOR’

Peki neden şimdi? Neden bugün? Çünkü Türkiye, hukuk tarihinin belki de en kritik kavşaklarından birinde duruyor. Bir tarafta, on yıllar içinde kademeli olarak çözülen anayasal denge ve denetim mekanizmaları, öte tarafta, yapay zekadan dijital haklar alanına, seçim güvenliğinden yargının bağımsızlığına uzanan dev bir reform gündemi bekliyor bizleri. Bir yanda, ‘Bir devletin derini olmaz, hukuku olur’ diyen anlayışın haklı özlemi öte yanda, hukuku kişilere, güncelliğe ve siyasi hesaplara göre eğip bükme, kendi ikbali için şekillendirme eğiliminin kalıcı tehlikesi duruyor. İşte tam bu kavşakta, tarihin bize verdiği bu ağır sorumlulukla sizleri bu salona davet ettik. Bugün burada düşünürlerle, tarihle, karşılaştırmalı deneyimlerle bir yolculuğa çıkacağız. Üreteceğimiz ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, yalnızca bir siyasi parti programı değil, Türkiye’nin hukuk toplumunun ortak sesi, ortak aklı ve ortak geleceği olacaktır.

‘HUKUK İKTİDARIN MEŞRUİYET ÖRTÜSÜ YA DA KALKANI OLAMAZ’

Büyük Alman filozofu Immanuel Kant, hukuku yalnızca bir kural dizisi olarak görmez. Kant’a göre hukuk, özgür irade sahiplerinin bir arada var olmasını mümkün kılan, evrensel ilkelerin tüm toplamıdır. Kant, ‘Başkasının özgürlüğüyle birlikte var olabilecek biçimde özgür ol’ derken,
hukuk devletinin bir tercih değil, aklî bir zorunluluk olduğunu ilan etmiştir. Bugün ülkemizde yaşananlara baktığımızda bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu görüyoruz. Bir kişiyi yerinde tutmak amacıyla, Anayasa’nın çiğnenmesini, hukukun çiğnenmesini, demokrasinin ve millet iradesinin ayaklar altına alınmasını kabul edebilmek asla mümkün değildir. Hukuk, güçlünün aracı olamaz. Hukuk, iktidarın meşruiyet örtüsü ve kalkanı olamaz. Biz İYİ Parti olarak, adalet, hürriyet ve eşitlik davasını savunurken her zaman şu gerçeğin altını çiziyoruz: İktidarın otoritesi ile bireyin hürriyeti arasındaki o tarihi çatışma, ancak ve ancak insan onurunu merkeze alan tam teşekküllü bir hukuk devletinde sükûnete erer.

‘TÜRKİYE’NİN HUKUKİ ASABİYESİNİ YENİDEN İNŞA EDECEĞİZ’

Hans Kelsen, hukuku kendi içinde tutarlı, hiyerarşik bir normlar sistemi olarak tanımladı. En tepede Anayasa yer alır ve alttaki hiçbir kural ona aykırı olamaz. Peki bugün Türkiye’de neler yaşıyoruz? Normlar hiyerarşisinin bozulduğu, Anayasa’nın kişisel ya da siyasi çıkar için zorlandığı bir ortamda, hukuk devleti yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Ve kâğıt üzerinde yaşayan bir hukuk devleti, gerçekte hukuk devleti değildir o, hukuk görünümlü bir keyfiyet rejimidir. Montesquieu, ‘Her insan iktidara sahip olduğunda onu kötüye kullanma eğilimindedir’ der. Özgürlüğü güvence altına alacak tek yol, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılmasıdır. Türkiye’nin siyasi tarihi, kuvvetler ayrılığının aşındığı dönemlerde adaletin nasıl zedelendiğini, basının nasıl susturulduğunu acı tecrübelerle göstermiştir. Unutmayalım ki, büyük düşünür İbn Haldun’un asırlar evvel işaret ettiği ‘Asabiyet’, yani toplumsal dayanışma bağı, ancak hukuka olan güvenle ayakta kalır. İnsanlar, mahkemelere güvenmez, adaleti yalnızca, tanıdık ve güçlü olanların erişebildiği bir imtiyaz alanı olarak görürse, o toplumda asabiyet çözülür. İşte bizim amacımız, Türkiye’nin o hukuki asabiyesini yeniden inşa etmektir. İnsanların ‘hukuk benim için de işler’ diyebileceği bir düzeni kurmaktır.

‘TÜRKİYE’Yİ İKİLİ DEVLET İLLETİNDEN KURTARACAĞIZ’

James Madison’ın güzel bir ifadesi var: ‘Eğer insanlar melek olsaydı, hükümete ihtiyaç olmazdı. Eğer melekler, insanları yönetiyor olsaydı, hükümet üzerinde ne dış ne de iç denetim gerekli olurdu.’ İktidarın kötüye kullanılması tehlikesini bertaraf etmek için denge ve denetim mekanizmaları şarttır. Türkiye’ye dayatılan ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu ucube yapı, yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayarak, Madison’ın uyardığı o büyük tehlikeyi, yani yozlaşmayı bizzat sistemin kendisi haline getirmiştir.

Alman hukukçu Ernst Fraenkel Nazi dönemi Almanyasını anlatırken, ‘İkili Devlet’ teorisini ortaya atar. Fraenkel’e göre, sıradan vatandaşların günlük işlerinde kısmen işleyen bir ‘Norm Devleti’ vardır. Ancak iktidarın bekası ve siyasi muhalifler söz konusu olduğunda, kuralların değiştiği, idari keyfiyetin devreye girdiği bir ‘Tedbir Devleti’ baş gösterir. Eğer bugün Türkiye’de, ‘Bir yargı kararıdır’ denilip geçilemeyen, vicdanlarda kara bir leke olarak kalan kararlar varsa, bu kararlar, siyasi iktidara yakınlık ya da uzaklığa göre veriliyorsa, orada ‘Tedbir Devleti’ işlemekte demektir. Biz İYİ Parti olarak, Türkiye’yi bu ikili devlet illetinden kurtarıp, güçlünün de zayıfın da önünde eşit biçimde yürüyen, onurlu bir norm devleti inşa etmeye geliyoruz.

‘DENGE DENETİMİ KURMAK HEPİMİZİN BOYNUNUN BORCUDUR’

Roma Cumhuriyeti, dışarıdan gelen bir darbeyle değil, içeriden çürüyen, işlevsizleştirilen kurumlarıyla çöktü. Senatonun, meclisin ismi kaldı ama içi boşaldı. Weimar Cumhuriyeti, bir anayasaya sahip olmasına rağmen yargının kişisel tercihlerle siyasileşmesi ve olağanüstü hal hükümlerinin istismarı yüzünden demokrasiden otokrasiye sürüklendi. Carl Schmitt ‘Egemen, olağanüstü hâl hakkında karar verendir’ diyordu. Biz ise hayır diyoruz! Egemen, hukuki normlardır ve o normların bekçisi ise bağımsız yargıdır! Türkiye’nin kendi tarihinde de askeri darbeler ve vesayet dönemleri hep ‘hukuku kurtarmak’ kılıfıyla hukuku katletmiştir. İşte bu nedenlerle bugün kuvvetler ayrılığını ve denge-denetimi yeniden kurmak hepimizin boynunun borcudur.

‘FEDERALİZM YA DA ÖZERKLİK TARTIŞMALARI ÜLKEMİZ AÇISINDAN TEHDİTTİR’

İşte bu kurucu vizyon doğrultusunda, çalıştayımızın on temel başlığında Türk hukukunun röntgenini çekecek ve reçetesini yazmaya çalışacağız: Üniter Devlet Yapısı ve Parlamenter Demokratik Sistemi ele alacağız. Bu konuda İYİ Parti’nin tutumu açıktır: Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğünün ve milli birliğin kırmızı çizgisidir, güvencesidir. Federalizm ya da özerklik tartışmaları ülkemiz açısından bir tehdittir. Ancak biz üniter yapıyı savunurken, Meclis’in gücünü tek adama teslim etmeyi reddediyoruz. Yürütmenin yasamaya hesap verdiği, iktidarın sonsuz süremeyeceği, çoğulculuğu ve denetimi sağlayan bir Parlamenter Sisteme geçiş anayasal reformumuzun birinci önceliğidir. Hukuk devleti revizyonu ve insan hakları açısından şunu söylemek gerekir ki, insan hakları kağıt üzerinde kalamaz. İfade özgürlüğü anayasal güvence altındayken, gazeteciler yargılanıyorsa; örgütlenme özgürlüğü varken, sendikacılar gözaltına alınıyorsa, belediye başkanları sabah operasyonlarında, ensesinden bastırılarak tutuklanıyorsa, orada hukuk devleti yoktur.”

‘YOLSUZLUĞUN YAPISAL ZEMİNİNİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ’

İYİ Parti’nin hukuk alanındaki vaatlerini sıralayan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyum ve Lon Fuller’ın ‘hukukun içsel ahlakı’ prensipleri doğrultusunda, hukuku, çelişkisiz, geriye yürümez ve herkese eşit uygulanan bir yapıya kavuşturacağız. Mali Hukuk Normları ve İhale Mevzuatı… Devletin namusu beytülmaldir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nu bir ‘istisnalar kanununa’ dönüştüren, mali hukuk normlarını yandaşın çıkarına uyduran bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Sayıştay’ın denetim yetkisini yeniden tam ve eksiksiz olarak hayata geçirerek, yolsuzluğun yapısal zeminini ortadan kaldıracağız. Kadına yönelik şiddetle mücadele, hukukun vicdanıdır.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararı ne kadar yanlışsa, kadın cinayetlerinde uygulanan haksız tahrik indirimleri de o kadar vicdansızdır. Hukuk, kadının yanında dağ gibi durmak zorundadır. Adalet, cinsiyet ayrımı tanımaz; koruyucu tedbir kararlarının sürüncemede bırakılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Suça sürüklenen çocukları hapis cezasına değil, onarıcı adalet yaklaşımıyla topluma geri kazandıran çocuğun yüksek yararını her koşulda koruyan bir sistemi inşa edeceğiz. Bir kişinin mahkûmiyet kararından önce yıllarca tutuklu kalması, masumiyet karinesinin fiilen işlevsiz kılınmasıdır. Tutukluluk bir ceza infazına dönüştürülemez. Uzun yargılama sürelerine son verecek, farklı siyasi görüşlerin hukuk karşısında eşit muamele gördüğü, toplumsal uzlaşı zeminini adaletle pekiştireceğiz. Demokrasinin dördüncü gücü olan basın, kamuoyunun nefes borusudur. Medya mülkiyetinin tekelleştiği, gazetecilerin tutuklu olduğu bir tablo demokrasimiz için tehdittir. Dezenformasyonla mücadele kılıfı altında, basın özgürlüğünü kısıtlayan sansür yasalarına geçit vermeyecek, gerçeklerin şeffafça dolaştığı bir medya iklimi yaratacağız.

‘DEMOKRASİLERDE SANDIK NAMUSTUR’

Yargı bağımsızlığı bir lütuf değil, haktır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu yürütmenin siyasi tahakkümünden tamamen arındıracağız. Karar kürsüsündeki hakimi coğrafi teminata, iddia makamındaki savcıyı liyakate, savunmadaki avukatı ise müvekkilini savunurken, yargılanma korkusu taşımayacağı tam bir hürriyete kavuşturacağız. Aynı şekilde hukukun güven kapısı olan noterlerimizin mesleki sorunlarını çözecek, dijital dönüşüme entegrasyonlarını hızlandıracağız. Teknoloji inanılmaz bir evrim geçirdi. Büyük veri, algoritmik karar alma ve yapay zekanın yargı süreçlerine etkisi, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik artık bugünün konusudur. İYİ Parti, Türkiye’yi AB standartlarında dijital haklar çerçevesine kavuşturacak vizyona sahiptir. Bunu da mutlaka hayata geçirecektir. Demokrasilerde sandık namustur. Rekabetin sonucu mahkeme salonlarında değil, milletin önüne konulan sandıkta belirlenmelidir. Devlet olanaklarının iktidar partisi lehine pervasızca kullanıldığı eşitsizliğe son verecek, Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsızlığını kurumsal bir zırha büründüreceğiz.

‘DEVLETİN DERİNİ OLMAZ, HUKUKU OLUR’

Türk siyasetini zehirleyen, hesap vermeyen gizli güç merkezlerini meşrulaştıran ‘derin devlet’ safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefemiz şudur: Bir devletin derini olmaz, hukuku olur. Devlet, vatandaşının önünde hesap vermekten kaçınan değil her kararını hukuki gerekçeyle ortaya koyan şeffaf bir varlıktır. Devlet aklı, iktidarın her hukuksuzluğuna giydirilen bir dokunulmazlık zırhı değildir. Devlet aklı, milletin tarih içinden süzülüp gelen ortak aklıdır. Devlet aklı, anayasal sadakattir. Bilge Kağan’ın ‘il ve töre’ uyarısında, Tonyukuk’un bağımsızlık siyasetinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesinde yatan öz tam da budur! Bu öz, kişilerin değil, kurumların, normların ve milletin iradesinin üstünlüğüdür.

‘ATATÜRK’ÜN AYDINLATTIĞI YOLDAN YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

Kant’tan, Madison’a, İbn Haldun’dan Fraenkel’e uzanan bu tarihi seyahatte gördük ki; hukuk devleti bir hediye değildir. O, her neslin yeniden kazanmak zorunda olduğu bir mirastır. Türkiye, bugün bu yeniden inşanın, bu büyük restorasyonun eşiğinde durmaktadır. Bu eşikte atacağımız adım, önümüzdeki on yılların siyasi, ekonomik ve toplumsal kaderini belirleyecektir. Ve o adımı atacak olan kadrolar, vicdanını kiraya vermemiş hakimler, savcılar, korkusuz avukatlar, kalemini satmamış gazeteciler, liyakatli akademisyenler ve milletin hakiki temsilcileridir. Bu çalıştayın amacı siyasi bir kavga vermek değil, Türkiye’nin ortak aklını üretmektir. Tarih, bugün bu salona kulak verecektir. Yarın kamuoyuyla paylaşacağımız ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, bu eşsiz çalıştayın mirası olarak Türk demokrasi tarihine altın harflerle kazınacaktır. Adaletin zarar gördüğü yerde demokrasinin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Bu bilinçle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürümeye, devletimizi hukukun üstünlüğüyle şaha kaldırmaya ant içtik. Türkiye’nin yarınları, hukuku, dengeyi ve millet iradesini koruyan cesurların elindedir.” (ANKA)

Müsavat Dervişoğlu çağrı yapmıştı: Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’nden açılıma karşı Tandoğan mitingine destek açıklaması

VERYANSIN TV

CVP, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenleyeceği mitinge destek vereceğini açıkladı.

Parti Meclisi’nin oy birliğiyle aldığı kararın ardından yayımlanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan mitingine karşı miting’e katılma ve destek verme kararı almıştır. Parti Meclisimiz, kararını oy birliğiyle vermiştir.

Partimiz bölücü açılıma karşı ilk günden tavır almış, bu konuda en net ve en kararlı mücadeleyi veren sesi yükseltmiştir. 27 Aralık’ta Ankara’da yükselen itirazımız neyse, bugün de aynı yerde duruyoruz. 27 Haziran’da Tandoğan Meydanı’nda yapılacak buluşmayı herhangi bir partinin veya ittifakın değil, Türk milletinin büyük buluşması olarak görüyoruz.

Bu nedenle tüm siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, dernekleri, vakıfları, yazarları, gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri ve aydınları bu tarihi çağrıya omuz vermeye davet ediyoruz! Çağrımız; en başta büyük Türk milletine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetini korumayı namus bilenleredir. Kazanan, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti olacaktır! Ya İstiklal Ya Ölüm, Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”

27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan… pic.twitter.com/ScqvddqT8X

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) June 12, 2026

SERKAN ÖZ’DEN AÇIKLAMA

CVP Genel Başkanı Serkan Öz, partisinin açıklamasını alıntılayarak şu ifadeleri paylaştı:

“Gelin, Türk milletinin gücünü gösterelim!

Gelin, memleketin sahipsiz olmadığını gösterelim!

Gelin, Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlık konusu yapılamayacağını gösterelim!

Gelin, 27 Haziran’da Tandoğan’ı kırmızı-beyaza boyayalım!”

Gelin, Türk milletinin gücünü gösterelim!

Gelin, memleketin sahipsiz olmadığını gösterelim!

Gelin, Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlık konusu yapılamayacağını gösterelim!

Gelin, 27 Haziran’da Tandoğan’ı kırmızı-beyaza boyayalım! https://t.co/PqPLYvaleY

— Serkan Öz (@CVPSerkanOz) June 12, 2026

DEM Parti’den Cumhur İttifakı’na yasa çağrısı: Elinizi taşın altına koyun

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’deki grup toplantısında Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirdi.

Hatimoğulları, Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesinin kimi zaman darbelerle, kimi zaman olağanüstü hukukla, kimi zaman yargı kararlarıyla baskılandığını savunarak şunları kaydetti:

“Zaman zaman sekteye uğratılmıştır. Bugün CHP’ye mutlak butlan ataması demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biridir. Askeri vesayet rejimine karşı çıkanlar şimdi oluşturdukları yeni bir yönetim zümresiyle otoriter bir zümreyle vesayet rejimine dönüşmüş durumdalar. Böyle bir tablo içinde CHP ve mutlak muktan tartışması bir parti içi kriz, bir koltuk kavgası ya da güncel bir siyasi çekişmenin çok ama çok ötesinde. Asıl mesele kimin nerede, hangi koltukta oturacağı ya da oturduğu değil. Asıl mesele Türkiye açısından demokrasinin nereye oturacağıdır. Siyasal rekabet sandıkta mı kurulacak, mahkeme koridorlarında mı? Halkın, üyelerin, delegelerin, seçmenlerin iradesi mi esas alınacak yoksa yargı eliyle siyaset yeniden mi dizayn edilecek? CHP’ye mutlak butlan kararı, demokratik ve sivil alanı komple tehdit etmektedir. YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasbettirmiştir. Anayasa’ya aykırı davranmıştır. Mahkemeler yetkilerini aşmışlardır. Bunlar basitçe geçiştirilecek konular değildir. Demokrasinin kalbine, demokratinin az da kalan kırıntılarının kalbine hançer saplanmıştır. Bu uygulamalar ya Yargıtay yargı eliyle oluşan bu kaosu mutlaka çözmelidir. Zamana yaymamalıdır. Siyasal sorunların çözüm adresi elbetteki mahkeme salonları değildir. Olamaz, olmamalıdır. Demokratik toplumlarda siyasi partilerin yönetimlerine, programlarına, geleceklerine mahkemeler karar vermez. Üyeleri, delegeleri, seçmenleri karar verir ve biz ümit ediyoruz ki CHP’nin sorunları bu yaklaşımla çözüme kavuşur.”

Hatimoğulları, “Halkın iradesine yönelik her türlü müdahaleye net olarak karşıyız. Demokratik siyaset alanının daha fazla genişlemesini savunuyoruz. Demokratik cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerinde dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır” dedi.

HATİMOĞULLARI’NDAN ’12. YARGI PAKETİ’NDE SÜREÇ’ ELEŞTİRİSİ

Hatimoğulları, bölücü açılım sürecine ilişkin ise şöyle konuştu:

“Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. ‘Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız’ demişti. Ardından ‘hayırlı işlerde çabuk olunmalı’ demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmelidir. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz. Buna hapsedilemez çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini katlayacak paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı. Barış ahlak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir.”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları:

“Sayın Erdoğan ‘Hayırlı işlerde çabuk olunmalı’ demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli”https://t.co/y9yQSRU88k pic.twitter.com/l96OKIzq28

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

Süreçle ilgili 12. Yargı Paketi beklentilerine ilişkin Hatimoğulları, “Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokrasi ve demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var” dedi.

‘EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR’

Hatimoğulları, DEM Parti İmralı Heyeti’nin son İmralı görüşmesinde terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın bir formül ve yol haritası ortaya koyduğunu savunarak, “Sayın Öcalan’ın sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu ve AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı iğne konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP hükümetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz ve çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı dönemden demokratik, sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmelidir. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalıdır. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmelidir” diye konuştu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları:

“Son İmralı görüşmesinde Öcalan mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koymuştur”https://t.co/y9yQSRU88k pic.twitter.com/C1yafbOnAh

— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) June 9, 2026

Hatimoğulları, “Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri, 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmelidir. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreçte barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir” dedi.

Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:

“Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım. Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı, istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak olarak sadece bugün barış demedik, sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz, Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük.” (ANKA)

Müsavat Dervişoğlu’ndan ‘mutlak butlan’ tepkisi: İlan ediyorum ki İYİ Parti taraftır

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin mahkemenin mutlak butlan kararının ardından, İYİ Parti Başkanlık Divanı ve Meclis Grubu, Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu başkanlığında, İYİ Parti ek binasında olağanüstü toplandı.

Saat 10.00’da başlayan toplantı, yaklaşık 5 saat sürdü. Görüşmenin ardından Dervişoğlu, parti kurmaylarıyla genel merkez binasına gelerek açıklamada bulundu.

Parti genel merkezindeki konferans salonunda, parti kurmayları ve Ankara teşkilatının da katılımıyla basın açıklaması yapan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

“200 yıla yaklaşan demokrasi geleneğimizin ve 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin kırılma noktalarından birindeyiz. 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin, kurultaydan 2 yıl sonra başlatılan hukuki sürecin sonunda bir karar açıklandı. Bu karar, yalnızca bir siyasi partiyi değil, Türkiye’nin 75 yıllık çok partili siyasal düzenini, seçme ve seçilme hakkını, demokrasimizi, hukuku, ülkenin bugününü ve istikbalini hedef almıştır.

‘HUKUKSUZLUĞUN SEBEBİ CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİDİR’

Demokrasinin temelinde millet egemenliği, eşitlik ve adalet vardır. Tam ve kamil demokrasilerde siyasi partiler milletin iradesiyle kurulur ve milletin iradesiyle yoluna devam eder. Bu yolda ödülü de gerektiğinde cezayı da milletimizden başkası veremez. İktidar ya da muhalefet fark etmez, tüm siyasi partiler bu ülkenin ortak siyasal mirasının parçalarıdır. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle sürüklendiğimiz tek adam rejiminde, baskıların, yoksulluğun, yolsuzluğun ve bugün karşı karşıya kaldığımız hukuksuzluğun sebebi de bu sistemdir.

Sürekli millet iradesinden dem vuran Cumhur İttifakı’nın, iktidarını sürdürebilmek için tenezzül ettiği bu ve benzeri yöntemler, hukuk sistemimiz ve adalet kalemizin burçlarında gedik açmıştır. Bu mesele, bir siyasi partinin kurultayı ile ilgili olmaktan öte, seçim sistemimiz ve Anayasamız açısından da ağır sonuçları olabilecek bir meseledir.

‘MUTLAK BUTLAN KARARININ, BİZZAT KENDİSİ MUTLAK BUTLANDIR’

İşte bu tarihi noktada, ben Müsavat Dervişoğlu olarak huzurunuzda bir kez daha ifade ve ilan ediyorum ki, İYİ Parti taraftır. İYİ Parti bu tek adam rejimine karşı, parlamenter demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, adil bir devlet, adil bir yargı ve adil bir yönetimden taraftır. İYİ Parti, Türkiye’yi üniter yapısına dağıtarak, istibdat rejimine sürüklemek isteyenlere karşı Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet devletinden taraftır.

Çok partili Türk demokrasisine bir darbe, Türk milletinin bugününe ve istikbaline bir pusu ve Cumhuriyet’in yüksek mirasına melun bir saldırı olarak gördüğümüz mutlak butlan kararının, bizzat kendisi mutlak butlandır.

Unutulmasın ki; Anayasamıza göre, bu konulardaki tek ve son yetki sahibi olan Yüksek Seçim Kurulu kararını hiçe sayarak, aslında Anayasamızı çiğneyen bu yaklaşım, iktidar partisi de dahil tüm siyasi partiler için bir tehdittir. Yargı vesayeti anlamına gelebilecek böylesi bir adım, Anayasamızdan başlayarak ilgili yasalarımızı hiçe sayan, millet iradesine karşı yapılmış anti demokratik bir kalkışmadır. Cumhuriyet tarihi, millet iradesinin önüne engeller çıkarmaya çalışanların akıbetlerine dair örneklerle doludur. Türk milleti, anayasal haklara ve sarsılmaz iradesine ipotek koymaya kalkan, üniformalı ya da sivil her girişimi, nihayetinde sandıkta cezalandırmış ve kutsal hakkını muhafaza edebilmeyi bilmiştir.

‘İSTİKRAR’ VURGUSU

Her fırsatta istikrardan söz eden iktidar, bu hukuksuzluğun, ülkemizde tam bir istikrarsızlığa sebep olacağını görmüyor olamaz. İstikrar, vatandaşın yarınından emin olmasıdır. Tüccarın döviz kurundan, öğrencinin geleceğinden, kadının hayatından, güvenliğinden, memurun ayın sonunu getirebilmesinden, çiftçinin, emeklinin hakkını alabilmesinden emin olmasıdır. İstikrar, dedemizden aldığımızı torunumuza miras bırakabilmektir. Şimdi soruyorum. Tarihimizi unutturan, yarınımıza ortakçılar çıkaran, teröristi siyasetçi, siyasetçiyi terörist yapan, gencecik çocukları kodese tıkıp, suç makinesine dönmüş canileri aramıza salan bu iktidar neyin istikrarını vadedebilir?

Yargının siyasallaştığı, her sabaha ülkenin operasyonlarla uyandığı, ekonomi programının iktidarın siyasi ajandasına göre şekil almak zorunda kaldığı bir ülkede istikrar olabilir mi? Bu gerçeklerden hareketle, buradan ilan ediyor ve hatırlatıyorum ki, milletimiz müsterih olsun. 150 yıllık demokrasi geleneğimiz bu krizi aşacaktır. İYİ Parti, milletimizden ve asla taviz verilmeyecek olan millet egemenliğinden yanadır. Bu ve benzeri girişimleri önleyecek kararlılığımız ve gücümüz vardır. Telaşa kapılmadan ama gerçeği de görerek, demokrasimizin, hukukun, adaletin yanında saf tutmaya, milletimizin ali menfaatleri uğurunda mücadele etmeye kararlıyız.”

‘ELBETTE Kİ CHP GENEL BAŞKANI’NI ZİYARET EDECEĞİM’

Bir gazetecinin, “Dün akşam CHP Genel Merkezi’ne bazı partiler gitti. Siz neden gitmediniz, gitmeyi düşünüyor musunuz” sorusuna Dervişoğlu, şu yanıtı verdi:

“Karara ilk tepki gösteren siyasi parti genel başkanıyım. Müsaade edin ki kendi programımı kendim tanzim edeyim. Çünkü bu tür programlar randevu gerektiriyor. Sayın Özgür Özel’in ne denli yoğun olduğunu, bir toplantıdan diğer toplantıya girip çıktığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla elbette ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı’nı ziyaret edeceğim. Ama bu, karşılıklı olarak bir takvim ve saat belirlemekle mümkün olabilecek bir şey. İYİ Parti bu meseleye, ‘Ben bundan ne elde ederim?’ penceresinden bakmıyor; Türkiye’yi nasıl kurtarırım, o noktai nazardan değerlendiriyor. Dolayısıyla siyasi geleneklerimizin içinde selden kütük kapmak yoktur.”

Diğer yandan Dervişoğlu’nun bugün saat 17.30’da CHP Genel Merkezi’nde Özgür Özel’i ziyaret edeceği bildirildi.

İyi Parti milletvekili Ersin Beyaz istifa etti!

İyi Parti İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Beyaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Siyasi atılım yönündeki beklentilerimizle mevcut yaklaşım arasında belirgin bir mesafe oluştuğu, değişen toplumsal ve siyasal ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir vizyon yerine mevcut siyasi anlayışın devam ettirilmesine öncelik verildiği kanaatini halkımız görmektedir. Bu tablo karşısında; temsil ettiğimiz değerlerle mevcut işleyiş arasındaki makasın her geçen gün daha da açıldığını müşahede etmek, siyasi sorumluluğum ile şahsi kanaatim arasında derin bir çelişki doğurmuştur. İnandığımız ilkeler ile fiili gerçeklik arasındaki bu uyumsuzluk, İYİ Parti çatısı altındaki siyasi faaliyetlerimi sürdürmemi imkânsız kılmıştır. Bu çerçevede; İYİ Parti üyeliğimden istifa ettiğimi aziz milletimizin ve kamuoyunun bilgisine saygıyla arz ederim.”

Beyaz’ın istifası ile İyi Parti’nin Meclis’teki vekil sayısı 30’dan 29’a indi.

DEM Parti’nin ‘Kürtçe’ önerisi Meclis’te reddedildi

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da “varlık barışı” ile ilgili düzenlemeler ve İstanbul Finans Merkezi bünyesindeki firmalara vergi avantajları sağlayan, ayrıca SGK’ya borç taksitlerinin 36 aydan 72 aya çıkarılmasını öngören Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşülecek.

Teklifin görüşmelerinden önce partilerin grup önerileri görüşüldü. DEM Parti’nin “Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımının önündeki engellerin belirlenmesi amacıyla” verdiği Meclis araştırma önergesi AKP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla reddedildi.

Öneri üzerine söz alan DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, “Kürt sorununun çözümü yolunda atılacak adımların, onlarca yıldır Kürt halkının karşılaştığı engellerin kaldırılmasını da beraberinde getireceğini” savunarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bugün Kürt sorununun demokratik çözümünde tarihi bir eşikten geçmekteyiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı elli yıllık çatışma ortamını sonlandırma fırsatı değil, aynı zamanda bu topraklara ait farklılıkların zenginlik olarak bir arada eşit yaşamın kapısını araladı. Bu süreçte gerekli adımların atılması aynı zamanda onlarca yıldır Kürt’ün önündeki engellerin kaldırılmasını beraberinde getirecektir. Demokratik entegrasyon demek aynı zamanda bu topraklarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diğer dillerin de geleceğini garanti altına almaktır. Bu nedenle tam da içerisinden geçtiğimiz bu sürecin gereği olarak Kürtçenin korunması ve geliştirilmesi demokratik toplum ilkeleri ve kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından hayati önem taşıyor.”

‘TOPLUMSAL BARIŞA KATKI SAĞLAYACAKTIR’ İDDİASI

“Kürtçenin korunması ve geliştirilmesinin, demokratik toplum ilkeleri ile kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından en iyi yerde durduğunu” savunan Varlı, “Bu nedenle komisyonun kurulması aynı zamanda toplumsal barışın güçlenmesine de katkı sağlayacaktır” diye konuştu.

Varlı, yıllardır her alanda dillerin ve kültürlerin eşitliği ilkesini koruduklarını ve hiçbir dilin bir diğerine karşı üstünlüğü bulunmadığını ifade ederek, “Bizler yıllardır sokakta, okulda, fabrikalarda, tam da bu kürsüde dillerin, kültürlerin eşitliğini savunduk. Hiçbir dilin diğerinden üstün olmadığını, hiçbir çocuğun ana dilinden koparılmadığı, dillerin birbirini beslediği demokratik bir cumhuriyeti savunduk, bunu savunmaya da devam edeceğiz” dedi.

CHP’Lİ KONURALP: ANA DİLİ HAK OLARAK GÖRÜYORUZ

CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, CHP’nin “parti programında yer alan ilkelere” dikkati çekerek, “toplumsal sorunların çözüm adresinin eşit yurttaşlık temelinden geçtiğini” ifade etti. Konuralp, şu ifadeleri kullandı:

“Parti programımızda vurgulandığı şekliyle demokratikleşme, toplumsal sorunların eşit yurttaşlık temelinde çözümü için elzemdir diyoruz ve yine, programımızda vurgulandığı üzere, ana dili bir hak olarak görüyor, tüm yurttaşlarımızın ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkının sağlanacağı, kimsenin kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramayacağı ve toplumsal olarak dışlanmayacağı, farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin özgürce var olabileceği bir Türkiye hedefi doğrultusunda mücadele ediyoruz.”

‘ANNELERİMİZİN DİLLERİNİ ÖTEKİLEŞTİRMEDEN KORUMAK BİR ZORUNLULUKTUR’

Bu bağlamda, Türkçe, Kürtçe, Abhazca, Çerkezce, Gürcüce, Lazca, Ermenice, Rumca, Süryanice, Arapça, Boşnakça ve sayamadığım hangi dil varsa, annelerimiz rüyalarını hangi dilde görüyorsa, hangi dilde görmüşse, bizi hangi dilde sevmiş ve hangi dilde azarlamışsa işte o dilin ama daha da önemlisi başka annelerin dillerini de ötekileştirmeden, önemsizleştirmeden, değersizleştirmeden tüm dillerin varlığını sürdürmelerini sağlamak bir zorunluluktur. Çünkü dillerin kaybı yalnızca sosyokültürel, antropolojik bir sorun değildir, daha da ötesinde toplumsal mesafeleri büyüten bir sorundur. Dillerin kaybı aidiyet duygusunu zedeler, ortak yaşam iradesini aşındırır. Ana dil hakkının güvence altında olduğu toplumlarda ise bireyler ülkelerine daha güçlü bağlarla bağlanır, ortak geleceğe daha fazla inanır.”

ÇALIŞKAN: AK PARTİ İKTİDARINA KADAR BARIŞ VE HUZUR İÇERİSİNDE YAŞANIYORDU

Yeni Yol Grubu Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, Türkiye’nin geçmişten bu yana barındırdığı farklı medeniyet ve kültürlerin bir arada yaşama kültürüne değinerek, “Bugün ülkemiz bir mozaik olarak Arap, Kürt, Türk, Laz, Çerkez her medeniyetten, her milletten, her kültürden insanların barış, huzur ve kardeşlik içerisinde yaşadığı bir ülke oldu AK Parti iktidarına kadar” dedi.

Son dönemde izlenen politikalarda toplumsal ayrışma noktalarının ve kimliksel farklılıkların siyasi birer araç olarak kullanıldığını ileri süren Çalışkan, “Ne yazık ki son dönemde bir seküler, dindar, Alevi, Sünni fay hatlarının ısrarla ne yazık ki üzerine gitmeyi belki de bir kazanç gördüler. Elbette seçim dönemlerinde politik manevralarla oy alma uğruna belki bazı şeyler kaşınabilir gibi görünüyor ama bu milletin geleceğini düşünmek zorundayız” diye konuştu.

Çalışkan, siyasetçilerin ve devlet yönetiminin günübirlik çıkarlar yerine ülkenin geleceğini planlaması gerektiğini dile getirerek, “Eğer bu ülkede yapacağınız politikalar bu milletin tarihi bağlarını koruyup gelecekte barış, huzur içerisinde yaşayacağı ortamı planlamadıktan sonra hiçbir anlamı yok” ifadelerini kullandı. (ANKA)

Müsavat Dervişoğlu’ndan ‘Erdoğan’ iddiasına yanıt

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geçen hafta yaklaşık yarım saat süren bir telefon görüşmesi yaptığı iddiasına yönelik açıklama yaptı.

Dervişoğlu, Nefes’e yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefonda görüştüğüme dair iddialar yalandan ibaret” ifadelerini kullandı.

İDDİALAR NEYDİ?

Konuyla ilgili ortaya atılan iddialarda görüşmede Erdoğan’ın, “CHP’nin domine ettiği muhalefet gündeminden uzak kaldığı için Dervişoğlu’na teşekkür ettiği” ve Dervişoğlu’nun da Erdoğan’a “ülkenin istikrarı için elini taşın altına koymaktan çekinmeyeceğini” söylediği ileri sürüldü.

Söz konusu paylaşımlarda iki liderin temaslarını sürdürme konusunda karşılıklı mesaj verdiği de iddia edildi.

Mehmet Tatlı yazdı: Selahattin Demirtaş DEM Parti’nin neresinde?

Mehmet Tatlı, Selahattin Demirtaş’ın Kürt hareketi içindeki yerini, DEM Parti’yle olan karmaşık ilişkisini ve siyasi mirasını ele aldı.

Mehmet Tatlı yazdı: Selahattin Demirtaş DEM Parti’nin neresinde? Medyascope

DEM Parti’den İmralı ziyareti sonrası açıklama

Siyasi parti ziyaretlerini tamamlayan DEM Parti heyeti, dün terör örgütü PKK’nın elebaşı Öcalan ile görüşmek için İmralı’ya gitti.

Heyette; Pervin Buldan, Mithat Sancar ve avukat Faik Özgür Erol yer aldı.

Ziyaretin ardından heyetten yazılı bir açıklama geldi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“DEM Parti İmralı Heyeti olarak 25 Temmuz 2025 tarihinde İmralı Cezaevi’nde Sayın Abdullah Öcalan ile üç buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdik. Geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Adalet Bakanı ve siyasi parti liderleriyle heyet olarak gerçekleştirdiğimiz görüşmeler hakkında fikir teatisinde bulunduk. 11 Temmuz’da gerçekleşen silahların imha edilme töreniyle ilgili izlenimler ve törenin yansımaları hakkında bilgi aktarıldı. Sayın Öcalan da törenin gerçekleştirilme biçimini, sergilenen irade, inanç ve barış kararlılığını çok değerli bulduğunu belirtti. TBMM gündemindeki komisyon çalışmasının kapsamlı ve kapsayıcı bir yöntemle barış ve demokrasi adına önemli katkılar sunmasını beklediğini vurguladı. Halka ve tüm toplumsal kesimlere en içten selam ve iyi dileklerini iletti.”

Meral Akşener’den ‘İyi Parti’ paylaşımı

Eski İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin 7’nci kuruluş yıl dönümünü kutladı.

Sosyal medya hesabından bir mesaj yayımlayan Akşener, “Bir 25 Ekim günü, milletimizin hayalleriyle, umutlarıyla, talepleriyle doğan hikayemiz, bugün 7 yaşında…” dedi.

Akşener, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“Demokrasi tarihimize, eşi benzeri görülmeyen bu kutlu hikâyeyi yazabildiğimiz için ilk günkü mutluluğu taşıyorum. Fısıltılarda kalanların meydanlarda haykırılmasına, Sokakta konuşulanların kürsülere taşmasına, Milletin yön verdiği bir siyasetin de mümkün olduğunun gösterilmesine vesile olabildiğimiz her bir an için gurur duyuyorum. Eminim ki geçen zaman; İYİ Parti’nin değerini, Türk milletiyle bütünleşen yerini, neleri başardığını ve hangi yolları, hangi sebeplerle, nasıl aştığını daha da iyi gösterecek… Kutlu olsun!”

Bir 25 Ekim günü, milletimizin hayalleriyle, umutlarıyla, talepleriyle doğan hikayemiz, bugün 7 yaşında…

Demokrasi tarihimize, eşi benzeri görülmeyen bu kutlu hikâyeyi yazabildiğimiz için ilk günkü mutluluğu taşıyorum.

Fısıltılarda kalanların meydanlarda haykırılmasına,…

— Meral Akşener (@meral_aksener) October 25, 2024

Ayhan Bora Kaplan, Süleyman Soylu ve Yüksel Kocaman’la ilgili ne dedi? İddianameden çıkan sır muhbir

ERAY ÇELEBİ/ VERYANSIN TV

Ayhan Bora Kaplan Suç Örgütü’yle bağlantılı gizli tanık soruşturması kapsamında 6’sı emniyet mensubu 11 kişi hakkında düzenlenen iddianame, Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından eski Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Gökay Öner, eski Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan, eski Şube Komiserleri Ufuk Gültekin, Gökhan Karaca ve Metehan İlkyaz ile 5 sivil hakkında iddianame düzenlenerek Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.

Mahkeme, 11 sanık hakkındaki iddianamenin kabulüne karar verdi.

İddianamede, polis sanıkların, “Ayhan Bora Kaplan suç örgütü soruşturması aşamasında hakkında gizli tanıklık kararı dahi alınmadan önce tüm soruşturma süreci boyunca görev ve yetkileri olmadığı halde koruyucu tavır takındıkları, yönlendirdikleri” iddia edildi.

İlk duruşma tarihi 18 Temmuz olarak belirlenirken, Veryansın Tv “gizli tanık” iddianamesine ulaştı.

İddianamede, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nde bulunan ve şüpheli Şevket Demircan tarafından oluşturulduğu iddia edilen odada yapılan görüşmeye yer verildi.

İYİ PARTİLİ KADIN MUHBİR

Hapsi istenen üst düzey emniyet mensupları Şevket Demircan, Kerem Gökay Öner ve Ufuk Gültekin ile “açık kimliği bilinmeyen bir kadın” arasında yapılan görüşmede, Süleyman Soylu’dan yargıdaki rüşvet ağı iddialarına, Ayhan Bora Kaplan’ın işlediği suçlardan gömülü silahlara kadar çok çarpıcı iddialar yer alıyor.

Ayhan Bora Kaplan’ın gözaltına alındığı ilk operasyondan kısa bir süre sonra yapılan görüşmede, söz konusu kadının emniyetin örgüt içerisindeki ‘muhbir’i olduğu anlaşılıyor.

Ses kayıt tutanaklarına göre polislerden biri “Levent’i (Levent Çiçek- Dayı Levent) aldığımız zaman senle tekrar görüşeceğiz zaten. Artık muhbirimizsin tamam, sıkıntı yok.” ifadelerini kullanıyor.

‘SOYLU GİTSE AYHAN GÜMLEYECEK DEDİK’

Siyasi kimliğini “Ben İYİ Partiliyim” diye tanımlayan muhbir, adı sık sık Ayhan Bora Kaplan dosyasıyla gündeme gelen eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile ilgili şu ifadeleri kullanıyor:

“O kadar yıllardır ya ben diyordum ama “Bu Soylu bi’ gitse Ayhan gümleyecek” dedik.“

‘SOYLU GİTTİ, AYHAN ALINDI’

Ses tapesinde “A” olarak kodlanan muhbir, Kaplan’ın Soylu gittiği için alındığını, Kaplan’ın gözaltına alınacağı bilgisinin Soylu’nun vermiş olabileceğini iddia ediyor.

Muhbirin(A) polislerle (B ve C) diyaloğu şöyle:

A- Aslında var ya Ayhan’ı alınca bir- iki gün sosyal medyaya yansıtmasaydılar polisler.
C- Hımm..
A- Bunların hepsini kuş gibi alırdınız. Bunlar Ayhan alındığında… Çünkü hepsi bir şirket. Şimdi birisi, birisini öldürüyor ya o üç kişiyle öldürüyor. eeee… Biliyor ki ha… Neden alındı? Süleyman Soylu gitti, onun için alındı. Yani alınma… Alınacak diye biliyorlardı. Zaten Ayhan’ın alınacağı duyurulmuştu.
C- Önceden?
A- Evet ama şöyle duyurulmuştu. Herhalde Süleyman Soylu filan demiş olabilir. eee… Süleyman Soylu nasıl gidince Ayhan alınacak, Süleyman Soylu gitti ya dediler aha yarın bir gün alınır bu dediler. Aynen öyle.
C- Haa…

‘SOYLU’ İDDİASI: ‘ASIL BAŞ O’

Kadın muhbir Ayhan Bora Kaplan örgütünün asıl başının Soylu olduğunu iddia ederek, “O kadar olaylar örtbas edildi, yapılmamalıydı. Ekmek parasına muhtaçken adam kaç trilyonluk oldu. Özel uçaklarla gidiyor… Yazık günah değil mi ya? Herkesin annesi, babası, çocuğu var ya… Neden Süleyman alınma… Soylu alınmadı o zaman? Değil mi? Asıl baş o. Sadık(Soylu), Sadık demiş ya “Evet, ben hepsini TRT’nin önüne çağırdım’ diye. Allahım yarabbi, bu da çok komik…”  diye konuşuyor.

‘AYHAN’IN ADAMLARI KOCAMANLAR, YANİ YÜKSEL…’

Muhbirin görüşmenin ilerleyen dakikalarında ise Ayhan Bora Kaplan’ın lüks bir villa ve otomobil hediye ettiği iddia edilen Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman’a değinerek, “Ayhan’ın adamları Kocamanlar yani Yüksel. Yüksel Kocaman işte Soylu…” ifadelerini kullanması dikkat çekiyor.

‘500 MİLYAR GETİR TAHLİYE ALAYIM DEDİ’

Ses tapesine “yargıdaki rüşvet ağı” iddiaları da yansıdı. Muhbir, Ayhan Bora Kaplan’ın yargıdaki işlerini çözdüğü belirtilen Dubai’ye kaçan avukatı Cengiz Haliç’in müvekkillerini Yüksel Kocaman’a verdiği parayla çıkarttığını öne sürdü. Ayhan Bora Kaplan’la ilişkili olduğu belirtilen “Dayı Levent” lakaplı Levent Çiçek’in kendisine “500 milyar getir, Yüksel Kocaman’dan tahliye alayım” dediğini iddia etti.

Söz konusu ifadeler ses kaydına şöyle yansıdı:

A-  Cengiz Halici(Haliç) var ya…
C- hıı…
A- Kırka çarpar yüze böler. Her müvekkilini Yüksel Kocaman’la parayla çıkarttı.
B- Tamam, tamam anladım. (Arka planda telefonla başkasıyla konuşuyor.)
A- Ben bi’ kere şahittim. Levent içeri alınmıştı. Bana dedi ki “500 milyar getir Yüksel Koca’dan(Kocaman) tahliye alayım” dedi.
B- Normal bir şey o yaa…
A- Normal bir şey mi? Savcılıktan tahliye…
B- Yani normal derken şunu kastediyorum. Türkiye gündeminde olan şeyler bunlar.

‘AYHAN, SERKAN AKBABA’YI CENGİZ’E ÇIKARTTIRDI’

Muhbir, kasten öldürme ve yaralama suçlarından kırmızı bültenle aranan ve Almanya’nın Mannheim şehrinde yakalanarak Türkiye’ye getirilen Serkan Akbaba’nın Cengiz Haliç yoluyla Yargıtay’dan işinin çözüldüğü iddiasında bulunarak şunları söyledi:

“Serkan Akbaba oğlu bi’ tokat atıldı diye Bodrum’dan oraya gitti koşa koşa. Orada şeyi…. Cinayet çıktı. Kaç kişiyi öldürdü, öldü. Adam otuz yıl aldı gitti kırmızı bültenle aranıyordu. Almanya’ya kaçtı. Ayhan işini çözdü, getirdi Cengiz’e çıkarttırdı. Bu nasıl cinayetten işini çözdü çıktı? Kesilmiş cezan var. Yargıtay’a yolladılar. İşini çözdü bunu Ankara hep biliyor gayrimeşru…”

‘HASTANE ALDI’ İDDİASI… SİNCAN’DA GÖMÜLÜ SİLAHLAR…

İsmi iddianamede açıklanmayan kadın şahıs, Ayhan Bora Kaplan’ın Ankara’da bulunan Medisun Hastanesi’ni satın aldığını ve halihazırda satmaya çalıştığını, Levent Çiçek’in Ankara’nın Sincan ilçesine bağlı Ahi Evran Mahallesi’nde silah deposu olduğunu, ilk gün Kaplan’la birlikte gözaltına alınan ancak daha sonra serbest bırakılan Hıncal Alper Tansu’nun Kaplan’ın sağ kolu olduğunu iddia etti.

NE OLMUŞTU?

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne yaptığı operasyonun ardından örgütün iki numarası Serdar Sertçelik’in gizli tanık yapıldığı, elektronik kelepçe takılıyken de önce bir restoranda tabancayla vurulduğu sonra da yurt dışına kaçtığı ortaya çıkmıştı.

Kendisini dosyanın gizli tanığı olduğunu belirten Sertçelik, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün

AKP’ye kumpas kurduğunu öne sürmüş, Emniyet mensuplarıyla yaptığı görüşmelerin ses kaydını yayılamıştı.

Sertçelik, polislerin ifadesine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, eski Adalet Bakanları Bekir Bozdağ ve Abdülhamit Gül, AKP Milletvekili Mücahit Aslan, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan ve Sadık Soylu’nun isimlerini eklemesini istediklerini iddia etmişti.

Sertçelik dışında Soylu ve Kocaman’ın ismini veren bir tanığın daha iddianameye girmesi dikkat çekti.

 

 

Güney Afrika’da apartheid rejimince katledilen İmam Harun’un oğlu eyalet başbakanlığı için yarışıyor

CAPE TOWN (AA) – Güney Afrika Cumhuriyeti’nde yaklaşık 28 milyon seçmen cumhurbaşkanı, eyalet başbakanları ve milletvekillerini belirlemek üzere 29 Mayıs’ta sandık başına gitmeye hazırlanıyor.

Seçim anketleri, 1994’ten bu yana iktidarda olan Afrika Ulusal Kongresinin (ANC) oy oranının ilk kez yüzde 50’nin altında kalacağına işaret ediyor.

Ülkenin, tarihinde ilk kez bir koalisyon hükümeti tarafından yönetilmesine neden olabilecek bu seçim, ülkenin ırkçı apartheid rejiminden demokratik düzene geçtiği 1994’te yapılan seçimlerden sonraki en kritiği olarak değerlendiriliyor.

Güney Afrika’yı 1948-1994 yıllarında yöneten ırkçı apartheid rejimi tarafından 1969 yılında işkenceyle öldürülen ünlü Müslüman aktivist Abdullah Harun’un oğlu Muhammed Harun, bu seçimde ülkenin en büyük eyaletlerinden Western Cape’in başbakanlık koltuğu için yarışacak adaylar arasında bulunuyor.

Al Jamaah Partisi Western Cape eyaleti Başbakan adayı olan akademisyen ve yazar Harun, seçim sürecini AA muhabirine değerlendirdi.

“Tüm sektörlerde katkımız olduğu için bir anlamda görünür bir azınlığız”

Harun, 60 milyonluk ülke nüfusunun yüzde 3’üne yakınını oluşturan Güney Afrikalı Müslüman toplumunun küçük fakat etkili bir azınlık grubu olduğunu anlatarak “Müslümanlar olarak ekonomik, kültürel alanlarda, hemen hemen tüm sektörlerde katkımız olduğu için bir anlamda görünürlüğü olan bir azınlığız.” dedi.

Güney Afrika’da 300 yıllık tarihe sahip Müslümanların önce sömürgeciler, ardından apartheid rejimi tarafından her alanda kısıtlamalara maruz kaldığını, 1994’te demokrasiye geçişin ardından değişimler yaşandığını aktaran Harun, “Değişikliklerden biri de apartheid dönemindeki ayrımcı politikaların artık ortadan kalkması ve Müslümanların burada parti kurmaktan çok daha öte görünür, somut bir şekilde kendilerini ifade etme özgürlüğünü bulmaları ve kısıtlanmamaları oldu.” diye konuştu.

Harun, Müslüman toplumun apartheid döneminin kısıtlamalarında dahi başarılı ekonomik faaliyetler yürüttüğünü belirterek “Demokrasi geldiğinde Müslümanların kimlikleri, sosyal, ekonomik, siyasi çevreye önemli katkıları olan bir unsur olarak görülüyordu ve bu dönemde bu, kabul edilmişti.” ifadesini kullandı.

Muhammed Hanif Hendricks liderliğinde 2007 yılında kurulan Al Jamaah Partisinin toplumun içinden çıktığını ve maddi zorluklara karşı ayakta kalmayı başardığını belirten Harun, Hendricks’in milletvekili olmasıyla kanun yapıcı bir işlev kazandığını vurguladı.

Harun, Güney Afrika’da İslami nikahın tanınmasının bunun başlıca örneklerinden olduğunu ifade ederek şöyle devam etti:

“Bu, başlı başına Müslüman hukuku için bir zaferdir. Ancak ilginç bir şekilde diğer eylemler üzerinde de etkisi oldu. Bunlardan biri de değişen nafaka kanunuydu. Bu, onun katkısı nedeniyle artık sadece Müslüman kadınların değil, tüm kadınların bundan yararlanabileceği anlamına geliyor; boşanmada da aynı durum geçerli.”

“Yozlaşmış unsurlarımız var”

Harun, parti olarak hedeflerinin Güney Afrika’yı kıtada büyük bir ulus haline getirmek olduğunu belirterek “Üreteceğiz, olumlu olacağız, sağlıklı olacağız. Elbette kaynaklar açısından biliyoruz; elmasımız var, kömürümüz var, altımız var, manganezimiz var, fosfatımız var, her türlü mineralimiz var. Bu da bize zengin bir ülke olduğumuzu gösteriyor.” dedi.

Geçmişte bu kaynakların yalnızca beyaz azınlığın elinde olduğuna işaret eden Harun, “Mesele şu ki, onlar fayda sağladılar, faydalanmaya devam ediyorlar, sorun da burada ama buna ek olarak hükümetteki üyeler dahi ceplerine indiriyor. Yani ülkenin kasasından alıp bundan faydalandılar. Bu da yolsuzluğa yol açtı. Yani temelde toplumumuzun farklı sektörlerinde faaliyet gösteren yozlaşmış unsurlarımız var.” değerlendirmesinde bulundu.

“Siyonistler 7’den fazla önemli partiye para akıttı”

Harun, İsrail’in bu seçim sürecinde bazı partileri mali açıdan desteklediğini belirterek “Başka bir deyişle, “Siyonistler 7’den fazla önemli partiye para akıttı. Peki bu ne anlama geliyor? Hangi partilerden bahsediyoruz? Yurtsever İttifaktan (PA) ve daha spesifik olarak Western Cape’i de yöneten Demokratik İttifaktan (DA) bahsediyoruz.” diye konuştu.

Irkçı bir grup olarak nitelendirdiği Siyonistlerin Güney Afrika’da ırkçılığı körüklediğine değinen Harun, “Apartheid nedeniyle parçalanmış bir Güney Afrika toplumu olarak geçmişle yüzleşmemiz gerekiyor. Şimdi bu unsurların temelde bizi, toplumumuzu yeniden kırmak ve ırkçı unsuru derinleştirmek için kullandığı günümüz sorunlarıyla uğraşıyoruz ve parti olarak buna tamamen karşı çıkıyoruz. Bunun için fonlanan partilere odaklandık. Yani tasarımcıların hedeflerini biliyoruz ve bunları toplumumuz üzerindeki kontrolü sürdürmek için kullandıklarını biliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Harun, Güney Afrika’nın bunun dışında su sorunu ve iklim değişikliği ile de mücadele etmek zorunda olduğunu belirterek Amerikalıların, İngilizlerin ve Fransızların bu durumdan faydalanmaya çalıştıklarını söyledi. Harun, “Bunlar, sahip olduğumuz diğer kaynaklara olan ilgilerinden dolayı ve bunlar için yarışıyorlar. Dolayısıyla iktidara gelecek olanın, toplumun çıkarına değil, kendi çıkarına hizmet edeceğini umuyorlar. Bu da karşılaştığımız mücadelenin bir parçası.” dedi.

Harun, yüksek suç oranlarının da ülkenin önemli problemlerinden biri olduğuna dikkati çekti.

Güney Afrika’daki siyasi atmosfer

Harun, iktidar partisi ANC’nin 1994’ten bu yana ülkedeki baskın güç olduğunu belirterek şunları kaydetti:

“ANC, politikanın, ekonominin ve insan yaşamının neredeyse her yönü üzerindeki kontrolünü sürdürüyor. Zayıflamış olmaları kısmen karşılaştığımız yolsuzluktan kaynaklanıyor. Aynı zamanda aralarındaki çekişmelerden kaynaklı farklı kamplaşmalarla karşılıyoruz ve bunun sonucunda bazı kişiler, yaptıkları eylemlerin ANC politikalarına uygun olmadığını düşündükleri için partiden ayrılmak zorunda kaldılar. Dolayısıyla parti kendi hayaletiyle ve diğerlerinin geçmişiyle uğraşmak zorunda çünkü gelişmek yerine gerçekten daha kötü bir şeye dönüşeceğini bildikleri alanlarda önlemeleri gereken şeyleri düzeltmemişler. Dolayısıyla bununla uğraşmak zorundalar.”

Güney Afrika toplumu olarak, suçlu kişilerin siyasete girmesine müdahale ettikleri için suçlu olduklarını belirten Harun, “Her ne kadar reform iddiaları olsa da herhangi bir reform olduğuna inanamıyoruz. Çünkü tüm kaynakları kendi amaçlarına ve belirli hedeflerine ulaşmak için kullanıyorlar.” diye konuştu.

Harun, küçük partilerin tüm bunlara karşı koyacak kaynaklardan yoksun olduklarını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Büyük partiler ise deyim yerindeyse arka kapıdan büyümüşler. Kendilerine oy verecek topluluklara gitmek için her yolu mubah sayıyorlar. Bu nedenle çok fazla rüşvet olayı yaşanıyor. 2024 seçimleri için bu, ciddi bir endişe kaynağıdır.”

DA’nın Filistin meselesindeki İsrail yanlısı duruşu nedeniyle temelde zayıfladığını belirten Harun, “DA bununla gerçekten ilgileniyor çünkü vatansever bir yaklaşımdan ziyade komplocu devleti (İsrail) destekliyorlar. Öte yandan kendilerine iktidara taşıyacak kadar destek verecek toplulukları da ellerinde tutmak istiyorlar.” ifadelerini kullandı.

Harun, belediye meclisindeki koalisyon sayesinde Johannesburg Büyükşehir Belediyesini yöneten Al Jamaah’ın, 29 Mayıs seçimleri sonrası olası koalisyon dönemi için önemli bir örnek teşkil ettiğini belirterek bunun, partilerinin liderlik edebilme kabiliyetini kanıtladığını söyledi.

Harun, parti olarak koalisyon sürecine hazırlıklı olduklarını dile getirerek “Koalisyon şartlarımızdan ilki siyonist finansmanı olan hiçbir partiyle işbirliği yapmamamızdır. İkinci olarak, siyonist olmayan fonlara sahip olan ve temelde bir yol bulan diğer tüm partiler ve biz onlarla çalışabileceğimizi düşünüyoruz.” dedi.

“Siyonist orduda görev yapan herhangi bir Güney Afrikalıya karşı hareket edeceğiz”

Harun, İsrail’i destekleyen Güney Afrikalı Yahudilerin, Filistinlilerin öldürülmesinde suç ortağı olduklarını belirterek “Siyonist orduda görev yapan herhangi bir Güney Afrikalıya karşı hareket edeceğiz. Bu fikir onların mahkemeye çıkarılması, yeniden yargılanması ve hapse atılması gerektiği fikridir. Bildiğiniz gibi biz Afrikalılar ve daha spesifik olarak Müslümanlar olarak nerede olursa olsun, kim baskı altında olursa olsun her türlü adaletsizliğin karşısında durmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Güney Afrikalıların tarihinde apartheid rejiminde yaşadıkları dolayısıyla Filistinlilerin yaşadıklarını iyi anladığını vurgulayan Harun, şunları söyledi:

“Bir gün şahit olabileceğimizi hissedebiliyorduk ve sonunda hükümetimiz ve ülkemiz Filistinlilere çözüm bulmamız gerektiğini hissetti. Bunun sonucunda hükümet çok güçlü bir karar aldı. Siyonist devleti Uluslararası Adalet Divanına (UAD) taşıdı ve bir dereceye kadar da başarılı oldular, bir bakıma oradaki milletvekilleri, yargıçlar temelde bu yargıcın Afrikalıların talebi yönünde karar vermesini sağladılar. Üzüldüğümüz şey, kararın kağıt üzerinde kalmış gibi görünmesi. Gerçekte hayata geçirilmedi ve bunun sonucunda komplocular, şu an konuştuğumuz güne kadar katliamlara devam ettiler.”

“Apartheid rejiminin acılarını hala çekiyoruz”

Harun, apartheid mirasının Güney Afrika toplumunda açtığı yaralara işaret ederek şöyle konuştu:

“Bizim neslimiz biliyorsunuz, olanlardan dolayı temelde hala psikolojik, sosyolojik ve hatta ekonomik olarak acı çekiyor. Toplumumuzda ırkçılığın hiçbir türünü görmek istemiyoruz. Eşitsizliğin hiçbir biçimini ve tanık olduğumuz tüm bu unsurları görmek istemiyoruz. Çoğumuzun yoksul ailelerden, yıkık dökük ailelerden geldiğimizi ve kendimizi eğitim konusunda geliştirdiğimizi deneyimledik. Örneğin herhangi bir üniversiteye gidemedik, okumak istiyorsak izin almamız gerekiyor. Yani tüm bunlar mücadelelerimize ve yaptığımız şeyi neden yaptığımıza ve temelde karşılaştığımız her türlü zorlukla başa çıkabildiğimize eklendi. Yani bir Müslüman olarak ayrımcılığa uğramanın ne demek olduğunu bildiğimizi düşünüyorum ama aynı zamanda bir Güney Afrikalı olarak da ayrımcılığa uğradık çünkü sadece Müslümanlar değil, beyaz olmayanlar da dahil, tüm ulus ayrımcılığa uğradı.”

Harun, yeni neslin apartheid karşıtı mücadele döneminde yaşananlara karşı duyarsız kaldığını belirterek “Babam da dahil olmak üzere apartheid karşıtı kahramanların isimleri yeni demokratik toplumda olması gerektiği gibi hatırlanmıyor. Bu, özgürlüğü görmemiz ve deneyimlememiz için yapılan fedakarlıklarla ilgilidir. Yani şimdiki nesil, tabii ki benim çocuklarımın neslinden bahsediyorum ve onların çoğu bu insanların neden hayatlarımızı feda ettiklerini, babam da dahil, tam olarak anlayamıyor.” değerlendirmesini yaptı.

Harun, “Şimdiki neslin onlar hakkında daha fazla şey öğrenmesi gerekiyor, böylece tarih metinlerinin, toplumun mücadele biçimini takdir edecek ve anlayacak şekilde yeniden yazılması gerekiyor ve bir anlamda mücadelelerin geçmişine olumsuz değil, olumlu bakmalıyız.” dedi.

Harun, Türkiye’de bir neslin babasının hikayesini “İmam’ın öldürülüşü” isimli kitaptan öğrendiğini belirterek “Kitabın Türk toplumunda bir kuşak üzerinde böyle büyük bir etki yarattığının farkına varmamıştım. Aile olarak kendimizi iyi hissettik. En azından kendi toplumu, bunu diğerlerinin yaptığı gibi takdir etmiyor gibi görünüyordu. Böylece ortak bağlantıları görüyoruz.” diye konuştu.

İmam Harun’u idolleştirmek istemediklerini ama takdir görmesini beklediklerini belirten Harun, babasının hayatına ilişkin “Temelde sıradan bir adama benziyordu ama çok sosyaldi. Çok cömertti. Oldukça açık sözlüydü. Çok eleştireldi. Yani tüm bu unsurlar temelde onu o yapan özelliklerdi. Her pazartesi ve perşembe oruç tutardı. Yani özünde, o temelde manevi açıdan çok bilinçli biriydi. Bu onun toplumlarımız için iyi bir örnek olarak kalmasını sağlayan bir şey.” ifadelerini kullandı.

Muhabir: Murat Özgür Güvendik

AA

❌