❌

Normal görünüm

Bugün alınanlar — 1 Kasım 2026

Türkiye ile Asya ülkesi arasında yeni dönem hazırlığı: 15 milyar dolara ulaşmak için yol haritası çizildi

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Kazakistan İş Konseyi Başkanı Selçuk Yüce, Türkiye ile Kazakistan arasındaki 15 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefinin çalışmalara yön verdiğini belirterek, "Hedefe ulaşmak için ticarete konu olan ürünleri çeşitlendirmemiz, karşılıklı pazar erişimini kolaylaştırmamız ve daha fazla firmayı ikili ticarete dahil etmemiz gerekiyor." dedi.

Emeklilik sisteminde yeni düzenleme! Uzun süre çalışan teşvik edilecek

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, sosyal güvenlik sisteminin kapsamının artırılması, daha adil ve etkin bir yapıya kavuşturulması ile uzun dönemli mali sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi için çeşitli düzenlemeleri hayata geçirecek. Emeklilikte aylık bağlama sistemi, çalışanların daha uzun süre istihdamda kalmasını teşvik edecek ve mali sürdürülebilirliği güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenecek.

İstanbul Maratonu'nda kadınların şampiyonu belli oldu

Türkiye İş Bankası 48. İstanbul Maratonu'nda kadınlar yarışına Etiyopyalı atletler damga vurdu. Kasanesh Ayenew Baze, 42,195 kilometrelik parkuru 2 saat 24 dakika 40 saniyede tamamlayarak şampiyon oldu. İki kıtayı buluşturan yarışta Azmera Abreha Gdey, Baze'nin yalnızca yedi saniye arkasında ikinci sırayı aldı.

Meclis'te bütçe maratonu sürüyor: 5 bakanlığın bütçesi görüşülecek

TBMM'de yeni haftada Türk Kızılay Kanunu Teklifi ile Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşması görüşülecek. Plan ve Bütçe Komisyonunda ise 2027 yılı bütçe maratonu devam edecek. Hafta boyunca Sanayi ve Teknoloji, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Ticaret, Hazine ve Maliye ile Kültür ve Turizm bakanlıklarının bütçeleri ele alınacak.

Altın dipte, gümüşte yüzde 9 kayıp! Emtia piyasalarında sert hafta

Emtia piyasalarında haftaya altın ve gümüşteki sert kayıplar damga vurdu. Fed'in yeniden faiz artırabileceğine yönelik beklentiler ve teknoloji hisselerinden yayılan satış baskısıyla altın bir yılın en düşük seviyesini gördü, gümüş haftalık yüzde 9 geriledi. Enerjide ise yön yukarı döndü. Orta Doğu'daki arz endişeleri petrolü desteklerken ABD doğal gazında haftalık artış yüzde 11,4'e ulaştı.

Trump'tan İran'a nükleer tesis tehdidi: 10 dakikada halledebiliriz

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen müzakerelerin iyi gittiğini ancak Tahran yönetimine güvenmediğini söyledi. İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceklerini belirten Trump, ülkede hedef alınabilecek bir veya iki nükleer tesis daha bulunduğunu öne sürerek, "Bunları 10 dakika içinde halledebiliriz" dedi.

Elektrikte 'gizli zam' tepkisi: Yeni sınır yargıya taşınabilir

Elektrikte yıllık tüketim sınırının 3 bin kWh'ye düşürülmesine ENDER'den itiraz geldi. Dernek Başkanı Mahmut Sami Alamur, 1 Ocak 2027'de uygulanacak düzenlemenin milyonlarca tüketiciyi daha yüksek faturalarla karşı karşıya bırakacağını savundu. Kararı 'gizli zam' olarak nitelendiren Alamur, EPDK'dan tüketim verilerini açıklamasını ve geri adım atmasını istedi. Alamur, aksi hâlde dava açacaklarını bildirdi.

Bakan Ersoy'dan turizmde yıl sonu hedefi: 65 milyar dolar aşılacak

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye'nin 9 aylık turizm gelirinin yüzde 2,4 artışla 51 milyar 278 milyon dolara ulaştığını belirterek, yıl sonunda 65 milyar doların üzerinde gelir beklediklerini söyledi. Yabancı ziyaretçilerin kişi başı ortalama gecelik harcamasının 119,9 dolara yükseldiğini açıklayan Ersoy, dijital konaklama platformlarının hizmet bedeline yüzde 17 sınırı getirilmesinin planlandığını da bildirdi.

Kasım indirimleri öncesi e-ticarette kopya kart alarmı: Satıcılar çifte kayıp yaşıyor

Kasım ayı indirim kampanyaları öncesinde e-ticaret sektöründe kopya kartla yapılan alışverişler satıcılar için ciddi bir risk oluşturuyor. Şüpheli işlem bildirimlerinin ürünler kargoya verildikten sonra yapılması nedeniyle satıcılar hem ürünlerini hem de satış gelirlerini kaybedebiliyor. Bir satıcı, ayda yaklaşık 50 kopya kart vakasıyla karşılaştığını belirtirken kampanya döneminde mağduriyetlerin artmasından endişe ediliyor.

TOBB Nefes Kredisi yeniden başlıyor

KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Kredi Garanti Fonu (KGF) ve bankaların iş birliğiyle hayata geçirilen TOBB Nefes Kredisi’nde yeni dilim başvuruları 3 Kasım Salı günü başlıyor.

İran: Herhangi bir saldırı durumunda düşmana yeni silahlarla ağır darbeler indireceğiz

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, İran tarafından daha önce açıklanan 7 şartın yerine getirilmesi halinde diplomasi yolunun açık olduğunu belirterek, "Buna karşılık, ülkemize yönelik herhangi bir saldırı gerçekleştirilmesi durumunda, Yüce Lider’in silahlı kuvvetlerimize verdiği son talimat doğrultusunda, düşmana yeni silahlarla ağır darbeler indireceğiz" açıklamasında bulundu.

Doğal gazda 2027 hesabı değişebilir: Citi'den fiyat uyarısı

Citi, Avrupa doğal gaz piyasası için Orta Doğu kaynaklı fiyat artışı riskine dikkat çekti. Bankaya göre, çatışmaların şiddetlenmesi ve LNG tesislerinin devre dışı kalması hâlinde 2026-2027 kış döneminde fiyatlar megavatsaat başına 154 Euro'ya ulaşabilir. Çatışmaların tırmanmadığı senaryoda ise 60-70 Euro aralığı öngörülüyor.

Resmi Gazete'de yayımlandı: Sosyal medyada 15 yaş sınırı yürürlüğe girdi

Sosyal medya kullanımına 15 yaş sınırı getiren yönetmelik bugün itibarıyla yürürlüğe girdi. Yeni düzenlemeyle 15 yaşından küçüklerin sosyal medya hesabı açması yasaklanırken yaş doğrulaması e-Devlet üzerinden yapılacak. Mevcut kullanıcıların ise 31 Mart 2027'ye kadar yaşlarını doğrulamaları gerekecek.

Dışişleri Bakanı Fidan: Rusya ve Ukrayna anlaşmaya varmak zorunda

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın küresel ekonomiye ağır maliyetler yüklediğini belirterek, "Artık bu savaş taşınamaz. Rusya ve Ukrayna, büyük bir fedakarlıkta bulunarak bir anlaşmaya varmak zorundalar" dedi. ABD ile İran arasındaki gerilimin diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini vurgulayan Fidan, Feridun Sinirlioğlu'nun Türkiye'nin BM Genel Sekreterliği için resmi adayı olduğunu açıkladı.

Bağcılar'da inşaat çalışması sırasında binalarda çatlaklar oluştu: 4 bina tahliye edildi

İstanbul Bağcılar'da bir inşaat alanında yürütülen çalışmalar sırasında çevredeki iki binanın duvarlarında çatlaklar oluştu. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen ekiplerin incelemesinin ardından 2 bina mühürlenirken, bitişikteki 2 bina da tedbir amacıyla boşaltıldı. Sokak giriş ve çıkışları güvenlik gerekçesiyle kapatıldı.

Dev saldırının ardından kayıplar karşılanıyor: Bitcoin'de yön değişti

Binance'in 6,3 milyar dolarlık siber saldırıda çalınan varlıkların yaklaşık yüzde 90’ını yerine koyduğunu açıklaması, Bitcoin'e toparlanma getirdi. Borsa, müşterilerin zarar görmemesi için kaybın tamamını üstleneceğini bildirirken, askıya alınan para çekme işlemlerini yeniden başlatmaya hazırlanıyor. Saldırının ardından 77 bin doların altına gerileyen Bitcoin ise kayıplarının bir bölümünü geri aldı.

Yeni haftada hava nasıl olacak? Meteoroloji'den 6 ile uyarı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, yurt genelinde etkili olması beklenen sağanak yağışlar nedeniyle 6 il için uyarıda bulundu. İzmir, Aydın, Muğla, Antalya, Çanakkale ve Edirne'de yerel olarak kuvvetli yağış beklenirken sel, su baskını, yıldırım, dolu ve hortum riskine karşı tedbirli olunması istendi. İstanbul'da ise gün boyunca aralıklı sağanak yağış öngörülüyor.

Akaryakıt fiyatlarında son durum! Benzin, motorin ve LPG'ye zam, indirim var mı? (1 Kasım 2026)

Akaryakıt fiyatlarına gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere ÖTV kaynaklı zam yapıldı. Benzinin litre fiyatı 4,15 lira, motorinin litre fiyatı ise 3,60 lira arttı. Zamların ardından İstanbul'da benzin 80 lirayı, motorin ise 100 lirayı aşarken Ankara ve İzmir'de de akaryakıt fiyatları yükseldi.

ALTINDA SON DURUM: Gram ve çeyrek altın kaç TL oldu? Altın fiyatları ne kadar? (1 Kasım 2026)

Altın ve döviz kurlarında iç ve dış piyasalarda yaşanan hareketlilik yakından izlenirken, vatandaşlar günün ilk saatlerinden itibaren “Gram altın, çeyrek altın ve ons altın bugün kaç lira?” sorularına yanıt arıyor. İşte 1 Kasım 2026 çeyrek, ons, gram ve yarım altın satış fiyatları...

1 KASIM 2026 PAZAR YAYIN AKIŞI: Bu akşam hangi diziler var?

Televizyonseverler her gün olduğu gibi bugün de "Bu akşam televizyonda ne var?" ve "Hangi diziler var?" sorularının yanıtlarını merak ediyor. 1 Kasım Pazar akşamı, ulusal kanallarda birbirinden farklı dizi ve programlar seyirciyle buluşuyor. Kanal D, ATV, Show TV, STAR TV, TRT 1, TV8 ve diğer kanalların yayın akışları merakla takip ediliyor. İşte, 1 Kasım 2026 Pazar TV yayın akışı ve TV kanallarındaki bu akşamki diziler ve programlar...

BM Genel Sekreterliği yarışında Türkiye'nin hamlesi ne anlama geliyor?

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in görev süresi 31 Aralık 2026'da sona erecek. Yerine kimin seçileceğine dair yarışa Türkiye de katıldı. 31 Ekim'de adaylık başvurusunu yaptığı açıklayan Türkiye, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Genel Sekreteri görevini yürüten Feridun Sinirlioğlu'na güveniyor.

Ankara-Bakü geriliminde ekonominin rolü nasıl tartışılıyor?

2026 yılının Ekim ayında Bakü ile Ankara arasında tırmanan gerginlik, Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler'deki (BM) konuşması sırasında Azerbaycan'ın salondan çıkmaması ve okullarda başörtüsü meselesi ile başladı. Ancak Azerbaycan'da hükümet yanlısı Day.az internet sitesinde yayımlanan bir makale, bu siyasi ve kültürel anlaşmazlığın altında daha temel bir sorunun yatabileceğini öne sürdü.

Yemek Arası bu kez sokaklarda: Eskişehir’in lezzet durakları

Yemek Arası bu hafta Eskişehir sokaklarında. Papağan Çiğbörek’ten Karakedi Bozacısı’na şehrin lezzet durakları ve hikâyeleri.

Yemek Arası bu kez sokaklarda: Eskişehir’in lezzet durakları Medyascope

💾

Yemek Arası bu hafta Eskişehir sokaklarında. Papağan Çiğbörek’ten Karakedi Bozacısı’na şehrin lezzet durakları ve hikâyeleri.

Masada Kalanlar (36): Anneannemin çocukluğundaki Kurban Bayramları

Aydın’da eski Kurban Bayramları; aile gelenekleri, kurban ritüelleri, komşuluk, et paylaşımı ve çocukluk hatıraları üzerinden anlatılıyor.

Masada Kalanlar (36): Anneannemin çocukluğundaki Kurban Bayramları Medyascope

Fren yerine gaza bastı, otomobiliyle bahçeye uçtu

İstanbul Beşiktaş'ta alkollü olduğu iddia edilen sürücünün kullandığı otomobil, önce yol kenarındaki direğe çarptı. Panikle fren yerine gaza basan sürücünün kullandığı otomobil, geri giderek yaklaşık 3 metre derinliğindeki bahçeye düştü. Kazanın güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.

BM Genel Sekreterliğine aday gösterilen Sinirlioğlu, vizyon belgesinde hedeflerini açıkladı

Türkiye'nin Birleşmiş Milletler BM Genel Sekreterliği için aday gösterdiği Feridun Sinirlioğlu, kaleme aldığı vizyon belgesinde çatışmaların önlenmesi, uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve BM'nin daha etkin bir yapıya kavuşturulmasına yönelik hedeflerini ortaya koydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Barışa giden yolda elimizden gelen gayreti göstermeye hazırız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Ukrayna ve Rusya arasında ev sahipliği yaptığımız müzakereler, diplomasi yoluyla somut sonuçlar alınabileceğini göstermişti. Bugün geldiğimiz noktada da adil bir barışın kaybedeni olmaz diyoruz. Barışa giden yolu açmak için elimizden gelen her türlü gayreti göstermeye hazır olduğumuzu vurgulamak isterim" dedi.

Soykırımcı İsrail'in ateşkese rağmen Gazze'deki saldırılarında 3 Filistinli hayatını kaybetti

Soykırımcı İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği saldırılarda 3 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı; İsrail güçleri, Gazze Şeridi'nin orta kesimlerinde Filistinlilere ait evleri yıkmaya başladı.

Sosyal medyada yaş sınırlamasına ilişkin yönetmelik yarın yürürlüğe giriyor

Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı, sosyal ağ platformlarında çocukların güvenliğinin sağlanması amacıyla hazırlanan ve yaş doğrulama zorunluluğu getiren yönetmeliğin yarın yürürlüğe gireceğini açıkladı. Düzenleme kapsamında, sosyal ağ platformlarında yeni açılacak hesaplarda yaş doğrulaması zorunlu hale geldi.

Bakan Memişoğlu: Ultrason cihazlarımızı bu topraklarda üreteceğiz

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sağlık sanayiini ülkenin lokomotif sektörlerinden biri haline getirdiklerini belirterek, "Yerli solunum cihazlarımızı 45 ülkeye, otomatik şok cihazlarımızı 16 ülkeye ihraç ediyoruz. İnşallah iki yılın sonunda her parçası yerli olacak ultrason cihazlarımızı bu topraklarda üreteceğiz" dedi.

Hamaneyden olası saldırılara karşı ani ve coğrafi sınırı olmayan cevap verilmesi talimatı

İran lideri Mücteba Hamaney'in, ABD ile yeni bir çatışma yaşanabileceğine ilişkin iddiaların gündeme gelmesinin ardından üst düzey askeri yetkililerle bir araya gelerek olası saldırılara karşı "ani ve coğrafi sınır tanımayan bir karşılık verilmesi" talimatını verdiği bildirildi.

Fındık sektörüne sıkı takip sürüyor

Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, fındık alımsatım pazarının önde gelen 6 teşebbüsü hakkında "ciddi rekabet ihlali" şüphesiyle soruşturma açtıklarını belirterek, "İncelemelerimiz sürecinde çiftçimizi mağdur eden, rekabeti ihlal eden ilave teşebbüsler tespit etmemiz durumunda onları da tereddütsüz soruşturmaya dahil edeceğiz" dedi.

Sınavsız müdür ve müdür yardımcısı atamalarına 3 yıl şartı getirildi

Görevde yükselme sınavına tabi olmayan müdür ve müdür yardımcıları ya da daha üst yönetici kadrolarındaki personelin, görevde yükselme sınavına tabi tutulmaksızın genel hükümlere göre atanabilmeleri için bu görevlerde kesintisiz en az 3 yıl asaleten ve fiilen görev yapmış olmaları gerekecek.

Mithat Sancar: Öcalan, İmralı’daki yeni yerine geçti

DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, katıldığı bir televizyon programında bölücü açılım sürecine yönelik açıklamalarda bulundu.

Sancar, şunları kaydetti:

“Son iki aydır süreçte bir duraklama var. Belli tarihler söz konusuydu, bunlar gerçekleşmedi. Kürt Hareketi’nin attığı adımlardan sonra kurulun İmralı’ya gitmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’la çalışacak kurul, Barış ve Siyasallaşma Kurulu’dur. Yeni şartlar gündeme getiriyorlar. Bu yeni şartlar gündeme geldiğinde de bu sefer farklı bir ortam ve hava oluşuyor. Sürecin ilerlemesi için Sayın Öcalan’ın süreci koordine etmesi gerek. Bu çok önemli bir faktör.

‘ÖCALAN İMRALI’DA YAPILAN YENİ YERE GEÇTİ’

Süreç tek taraflı beklenti ve isteklerle yürümez. Esas düğümü çözecek hamleyi Sayın Öcalan yapar. Ben aşılamayacak bir mesele olduğu kanısında değilim ama aşılabilmesi için devlet kanadının ısrarcı ve katı tutumdan uzaklaşması gerek. Tarafların birbirini kandıracağını düşünmek yanlış bir yaklaşım. Süreç ciddi bir siyasal alan açtı. Sayın Öcalan’ın hedefi Kürtleri siyasi özne halinde birleştirmek. Sayın Öcalan İmralı’da yapılan yeni yere geçti. Sayın Öcalan’ın oraya geçmeyi kabul etmesi hızlanmayı gerektirir.”

Serkan Öz’ün gözaltı süresi uzatıldı

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkanı Serkan Öz’ün, “Erlik ile irtibatı nedeniyle ifadesine başvurulmak üzere” gözaltına alınmasıyla ilgili yeni bir gelişme yaşandı.

Öz’ün gözaltı süresi nöbetçi savcılık tarafından 24 saat daha uzatıldı.

Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi, şu bilgileri paylaştı:

“Serkan ağabeyin gözaltı süresi nöbetçi savcılık tarafından 24 saat daha uzatıldı. İfadesinin ne zaman alınacağı belirsiz!”

Serkan ağabeyin gözaltı süresi nöbetçi savcılık tarafından 24 saat daha uzatıldı. İfadesinin ne zaman alınacağı belirsiz!

— Eray Çelebi (@celebieray) November 1, 2026


NE OLMUŞTU?

YouTube’da yayınladığı videolarla bilinen Erlik, son dönemde Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik iddialarda bulunmuştu.

Erlik, 30 Ekim’de YouTube üzerinden Gürlek hakkında çeşitli iddiaların yer aldığı bir video yayınlamıştı.

Söz konusu video, yayınlanmasının üzerinden 24 saat geçmeden Türkiye’de erişime engellenmişti.

SERKAN ÖZ GÖZALTINA ALINDI

Gelişmelerin ardından Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkanı Serkan Öz, dün Ankara’da gözaltına alındı.

Akşam saatlerinde Öz’ün Çankaya ilçesindeki aile işletmesi olan kafeteryaya gelen TEM ekipleri, CVP liderini “Erlik ile irtibatı nedeniyle ifadesine başvurulmak üzere” gözaltına aldı.

Hakkında el koyma ve arama kararı çıkartılan Öz, ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü.

Öte yandan Öz’ün evinde de arama yapıldığı öğrenildi.

İlişkili Haber
thumbnail

CVP Genel Başkanı Serkan Öz gözaltına alındı! Gerekçe: ‘Erlik soruşturması’

Haberi görüntüle

SERKAN ÖZ’DEN İLK MESAJ: VERİLMEYECEK HESABIMIZ YOK

Gözaltına alınan Serkan Öz’ün ilk mesajını Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi paylaştı.

Öz, mesajında “Herkes rahat olsun, biz rahatız. Bu vatan için, bu topraklar için doğru bildiğimiz yoldan şaşmayız! İçimiz rahat. Verilmeyecek hesabımız yok” ifadelerini kullandı.

İlişkili Haber
thumbnail

Gözaltındaki Serkan Öz’den ilk mesaj: ‘Verilmeyecek hesabımız yok’

Haberi görüntüle

CVP’DEN AÇIKLAMA: GENEL BAŞKANIMIZ DERHAL SERBEST BIRAKILMALI

Gelişmelerin ardından CVP’den yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Genel Başkanımız Serkan Öz, “Erlik ile irtibatı olduğu” gerekçesiyle gözaltına alınmıştır. Aile işletmesine TEM ekipleriyle gidilmiş, arama ve el koyma kararı uygulanmış, bir siyasi partinin genel başkanı emniyete götürülmüştür.

Soruyoruz: Bir insanın kimi tanıdığı, kiminle görüştüğü ne zamandan beri suçun delili sayılıyor? Bir siyasi partinin genel başkanını hangi hukuk anlayışıyla ve bu gerekçeyle gözaltına alıyorsunuz? Bu nasıl bir saçmalıktır!

Hukuk, keyfî uygulamaların kılıfı; güvenlik güçleri, siyasi gözdağı vermenin aracı haline getirilemez. İnsanların irtibatları üzerinden suç üretilemez. Bir soruşturmanın adı ne olursa olsun, hukuk devleti ilkeleri ayaklar altına alınamaz.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni bu yöntemlerle korkutacağınızı, sindireceğinizi, susturacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz!

Biz bu ülkenin bağımsızlığı, Cumhuriyet ile Türk milletinin kazanımları ve Atatürk’ün Türkiye’si için mücadele ediyoruz.

Baskıyla hizaya gelmez, tehditle geri adım atmaz, gözaltılarla susturulmayız!

Genel Başkanımız Serkan Öz derhal serbest bırakılmalıdır!

Bu gözaltının hukuki gerekçeleri derhal açıklanmalı, arama ve el koyma işlemlerinin dayanağı kamuoyuna duyurulmalıdır.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ne boyun eğdiremezsiniz! Biz buradayız, mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!

“Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin: Dönersek kahbeyiz millet yolunda bir azîmetten!”

İlişkili Haber
thumbnail

CVP’den Serkan Öz açıklaması: Gözaltılarla susturulmayız!

Haberi görüntüle

 

Rıfat Serdaroğlu’ndan Serkan Öz’ün gözaltına alınmasına tepki: ‘Bebek katilini tanıyanları göklere çıkartıyorsunuz da….’

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkanı Serkan Öz’ün, “Erlik ile irtibatı nedeniyle ifadesine başvurulmak üzere” gözaltına alınması sonrası Doğru Parti Genel Başkanı Rıfat Serdaroğlu’ndan da açıklama geldi.

Serdaroğlu, mesajında şunları kaydetti:

“CVP Genel Başkanı Serkan Öz gözaltında!!!

Sebep; Adalet Bakanı Akın Gürlek’e “cüce” diyen

“Erlik” adlı yorumcuyu tanıması!!!

Erlik’i tanımayan mı var? Ben de tanırım. Hadi beni de gözaltına aldırsanız ya?

Ey fidan boylu Bakan!

Sizin Serkan Bey’e olan kızgınlığınızın gerçek sebebini biz biliyoruz!

Sizin acınız, “Kızılcagün Platformu” olarak 27 Aralık 2025’te, on binlerce Atatürkçü vatansever ile Atamızın huzuruna çıkmamızdır. Bunu hazmedemediniz!

Türkiye’de bebek katilini tanıyanları göklere çıkartıyorsunuz da, caniyi “Kurucu Önder” ilan ediyorsunuz da, gücünüzün CVP Genel Başkanı’na yeteceğini mi sanıyorsunuz?

Sizin değil, ağanızın bile gücü yetmeyecek. Yaptığınız her hukuksuzluk için bağımsız Türk yargısının şerefli yargıçlarına hesap vereceksiniz!

Sahi, ne oldu sizin tapularınız? Nasıl aldığınızı Türk milletine anlatsanız ya???”

CVP GENEL BAŞKANI SERKAN ÖZ GÖZALTINDA!!!
Sebep; Adalet Bakanı Akın Gürlek’e “CÜCE” diyen
“ERLİK” adlı Yorumcuyu tanıması!!!
Erlik’i tanımayan mı var? Ben de tanırım. Hadi beni de gözaltına aldırsanız ya?
Eyy Fidan Boylu Bakan!
Sizin Serkan Bey’e olan kızgınlığınızın gerçek sebebini biz biliyoruz!
Sizin acınız, “Kızılcagün Platformu” olarak 27 Aralık 2025’te, on binlerce Atatürkçü Vatansever ile ATAMIZIN huzuruna çıkmamızdır. Bunu hazmedemediniz!

Türkiye’de BEBEK KATİLİNİ tanıyanları göklere çıkartıyorsunuz da, caniyi “Kurucu Önder” ilan ediyorsunuz da, gücünüzün CVP Genel Başkanı yeteceğini mi sanıyorsunuz?
Sizin değil, Ağanızın bile gücü yetmeyecek. Yaptığınız her hukuksuzluk için BAĞIMSIZ TÜRK YARGISININ ŞERFLİ YARGIÇLARINA HESAP VERECEKSİNİZ?

Sahi, ne oldu sizin tapularınız? Nasıl aldığınızı Türk Milletine anlatsanız ya???

— Rıfat Serdaroğlu (@RifatSerdar1881) November 1, 2026

NE OLMUŞTU?

YouTube’da yayınladığı videolarla bilinen Erlik, son dönemde Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik iddialarda bulunmuştu.

Erlik, 30 Ekim’de YouTube üzerinden Gürlek hakkında çeşitli iddiaların yer aldığı bir video yayınlamıştı.

Söz konusu video, yayınlanmasının üzerinden 24 saat geçmeden Türkiye’de erişime engellenmişti.

SERKAN ÖZ GÖZALTINA ALINDI

Gelişmelerin ardından Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkanı Serkan Öz, dün Ankara’da gözaltına alındı.

Akşam saatlerinde Öz’ün Çankaya ilçesindeki aile işletmesi olan kafeteryaya gelen TEM ekipleri, CVP liderini “Erlik ile irtibatı nedeniyle ifadesine başvurulmak üzere” gözaltına aldı.

Hakkında el koyma ve arama kararı çıkartılan Öz, ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü.

Öte yandan Öz’ün evinde de arama yapıldığı öğrenildi.

İlişkili Haber
thumbnail

CVP Genel Başkanı Serkan Öz gözaltına alındı! Gerekçe: ‘Erlik soruşturması’

Haberi görüntüle

SERKAN ÖZ’DEN İLK MESAJ: VERİLMEYECEK HESABIMIZ YOK

Gözaltına alınan Serkan Öz’ün ilk mesajını Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi paylaştı.

Öz, mesajında “Herkes rahat olsun, biz rahatız. Bu vatan için, bu topraklar için doğru bildiğimiz yoldan şaşmayız! İçimiz rahat. Verilmeyecek hesabımız yok” ifadelerini kullandı.

İlişkili Haber
thumbnail

Gözaltındaki Serkan Öz’den ilk mesaj: ‘Verilmeyecek hesabımız yok’

Haberi görüntüle

CVP’DEN AÇIKLAMA: GENEL BAŞKANIMIZ DERHAL SERBEST BIRAKILMALI

Gelişmelerin ardından CVP’den yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Genel Başkanımız Serkan Öz, “Erlik ile irtibatı olduğu” gerekçesiyle gözaltına alınmıştır. Aile işletmesine TEM ekipleriyle gidilmiş, arama ve el koyma kararı uygulanmış, bir siyasi partinin genel başkanı emniyete götürülmüştür.

Soruyoruz: Bir insanın kimi tanıdığı, kiminle görüştüğü ne zamandan beri suçun delili sayılıyor? Bir siyasi partinin genel başkanını hangi hukuk anlayışıyla ve bu gerekçeyle gözaltına alıyorsunuz? Bu nasıl bir saçmalıktır!

Hukuk, keyfî uygulamaların kılıfı; güvenlik güçleri, siyasi gözdağı vermenin aracı haline getirilemez. İnsanların irtibatları üzerinden suç üretilemez. Bir soruşturmanın adı ne olursa olsun, hukuk devleti ilkeleri ayaklar altına alınamaz.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni bu yöntemlerle korkutacağınızı, sindireceğinizi, susturacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz!

Biz bu ülkenin bağımsızlığı, Cumhuriyet ile Türk milletinin kazanımları ve Atatürk’ün Türkiye’si için mücadele ediyoruz.

Baskıyla hizaya gelmez, tehditle geri adım atmaz, gözaltılarla susturulmayız!

Genel Başkanımız Serkan Öz derhal serbest bırakılmalıdır!

Bu gözaltının hukuki gerekçeleri derhal açıklanmalı, arama ve el koyma işlemlerinin dayanağı kamuoyuna duyurulmalıdır.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ne boyun eğdiremezsiniz! Biz buradayız, mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!

“Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin: Dönersek kahbeyiz millet yolunda bir azîmetten!”

İlişkili Haber
thumbnail

CVP’den Serkan Öz açıklaması: Gözaltılarla susturulmayız!

Haberi görüntüle

Gözaltındaki Serkan Öz’den ilk mesaj: ‘Verilmeyecek hesabımız yok’

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkanı Serkan Öz, Ankara’da gözaltına alındı.

Akşam saatlerinde Öz’ün Çankaya ilçesindeki aile işletmesi olan kafeteryaya gelen TEM ekipleri, CVP liderini “Erlik ile irtibatı nedeniyle ifadesine başvurulmak üzere” gözaltına aldı.

İlişkili Haber
thumbnail

CVP Genel Başkanı Serkan Öz gözaltına alındı! Gerekçe: ‘Erlik soruşturması’

Haberi görüntüle

‘VERİLMEYECEK HESABIMIZ YOK’

Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi, gözaltına alınan CVP lideri Öz’ün ilk mesajını paylaştı.

Çelebi, şunları kaydetti:

“CVP lideri Serkan Öz, şu anda Ankara TEM’de gözaltına tutuluyor.

Avukatlarla görüşen Serkan ağabeyin tüm vatanseverlere selamı var;

‘Herkes rahat olsun, biz rahatız. Bu vatan için, bu topraklar için doğru bildiğimiz yoldan şaşmayız! İçimiz rahat. Verilmeyecek hesabımız yok. ‘

Türk milleti arkandadır ağabey!”

CVP lideri Serkan Öz, şu anda Ankara TEM’de gözaltına tutuluyor.

Avukatlarla görüşen Serkan ağabeyin tüm vatanseverlere selamı var;

“Herkes rahat olsun, biz rahatız. Bu vatan için, bu topraklar için doğru bildiğimiz yoldan şaşmayız! İçimiz rahat. Verilmeyecek hesabımız yok. ”

Türk milleti arkandadır ağabey!

— Eray Çelebi (@celebieray) October 31, 2026

İlişkili Haber
thumbnail

CVP’den Serkan Öz açıklaması: Gözaltılarla susturulmayız!

Haberi görüntüle

CVP’den Serkan Öz açıklaması: Gözaltılarla susturulmayız!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkanı Serkan Öz, Ankara’da gözaltına alındı.

Akşam saatlerinde Öz’ün Çankaya ilçesindeki aile işletmesi olan kafeteryaya gelen TEM ekipleri, CVP liderini “Erlik ile irtibatı nedeniyle ifadesine başvurulmak üzere” gözaltına aldı.

Hakkında el koyma ve arama kararı çıkartılan Öz, ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü.

İlişkili Haber
thumbnail

CVP Genel Başkanı Serkan Öz gözaltına alındı! Gerekçe: ‘Erlik soruşturması’

Haberi görüntüle

‘HUKUK SİYASİ GÖZDAĞI VERMENİN ARACI HALİNE GETİRİLEMEZ’

“Genel Başkanımız Serkan Öz, “Erlik ile irtibatı olduğu” gerekçesiyle gözaltına alınmıştır. Aile işletmesine TEM ekipleriyle gidilmiş, arama ve el koyma kararı uygulanmış, bir siyasi partinin genel başkanı emniyete götürülmüştür.

Soruyoruz: Bir insanın kimi tanıdığı, kiminle görüştüğü ne zamandan beri suçun delili sayılıyor? Bir siyasi partinin genel başkanını hangi hukuk anlayışıyla ve bu gerekçeyle gözaltına alıyorsunuz? Bu nasıl bir saçmalıktır!

Hukuk, keyfî uygulamaların kılıfı; güvenlik güçleri, siyasi gözdağı vermenin aracı haline getirilemez. İnsanların irtibatları üzerinden suç üretilemez. Bir soruşturmanın adı ne olursa olsun, hukuk devleti ilkeleri ayaklar altına alınamaz.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni bu yöntemlerle korkutacağınızı, sindireceğinizi, susturacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz!

Biz bu ülkenin bağımsızlığı, Cumhuriyet ile Türk milletinin kazanımları ve Atatürk’ün Türkiye’si için mücadele ediyoruz.

Baskıyla hizaya gelmez, tehditle geri adım atmaz, gözaltılarla susturulmayız!

‘GENEL BAŞKANIMIZ DERHAL SERBEST BIRAKILMALI’

Genel Başkanımız Serkan Öz derhal serbest bırakılmalıdır!

Bu gözaltının hukuki gerekçeleri derhal açıklanmalı, arama ve el koyma işlemlerinin dayanağı kamuoyuna duyurulmalıdır.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ne boyun eğdiremezsiniz! Biz buradayız, mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!

“Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin: Dönersek kahbeyiz millet yolunda bir azîmetten!”

GENEL BAŞKANIMIZ SERKAN ÖZ DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!

Genel Başkanımız Serkan Öz, “Erlik ile irtibatı olduğu” gerekçesiyle gözaltına alınmıştır. Aile işletmesine TEM ekipleriyle gidilmiş, arama ve el koyma kararı uygulanmış, bir siyasi partinin genel başkanı emniyete götürülmüştür.

Soruyoruz: Bir insanın kimi tanıdığı, kiminle görüştüğü ne zamandan beri suçun delili sayılıyor? Bir siyasi partinin genel başkanını hangi hukuk anlayışıyla ve bu gerekçeyle gözaltına alıyorsunuz? Bu nasıl bir saçmalıktır!

Hukuk, keyfî uygulamaların kılıfı; güvenlik güçleri, siyasi gözdağı vermenin aracı haline getirilemez. İnsanların irtibatları üzerinden suç üretilemez. Bir soruşturmanın adı ne olursa olsun, hukuk devleti ilkeleri ayaklar altına alınamaz.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni bu yöntemlerle korkutacağınızı, sindireceğinizi, susturacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz!

Biz bu ülkenin bağımsızlığı, Cumhuriyet ile Türk milletinin kazanımları ve Atatürk’ün Türkiye’si için mücadele ediyoruz.

Baskıyla hizaya gelmez, tehditle geri adım atmaz, gözaltılarla susturulmayız!

Genel Başkanımız Serkan Öz derhal serbest bırakılmalıdır!

Bu gözaltının hukuki gerekçeleri derhal açıklanmalı, arama ve el koyma işlemlerinin dayanağı kamuoyuna duyurulmalıdır.

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ne boyun eğdiremezsiniz! Biz buradayız, mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!

“Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin: Dönersek kahbeyiz millet yolunda bir azîmetten!”

#SERKANÖZDERHALSERBESTBIRAKILSIN

— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) October 31, 2026

 

 

CVP Genel Başkanı Serkan Öz gözaltına alındı! Gerekçe: ‘Erlik soruşturması’

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) Genel Başkanı Serkan Öz, Ankara’da gözaltına alındı.

Akşam saatlerinde Öz’ün Çankaya ilçesindeki aile işletmesi olan kafeteryaya gelen TEM ekipleri, CVP liderini “Erlik ile irtibatı nedeniyle ifadesine başvurulmak üzere” gözaltına aldı.

Hakkında el koyma ve arama kararı çıkartılan Öz, ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü.

Öte yandan Öz’ün evinde de arama yapıldığı öğrenildi.

ERAY ÇELEBİ’DEN AÇIKLAMA

Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi, Öz’ün gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yaptı.

Çelebi, “CVP lideri Serkan Öz, “Erlik ile irtibatı olduğu” gerekçesiyle gözaltına alındı! Bu nasıl bir saçmalıktır! Bir siyasi partinin genel başkanı, “Erlik ile irtibatı olduğu” gerekçesiyle aile işletmesine deyim yerindeyse baskın yapılarak gözaltına alınıyor. İnsanların kimlerle görüştüğü, kimleri tanıdığı suç unsuru mu oldu? Hukuk, keyfî soruşturmalar ve gözdağı operasyonlarının kılıfı haline getirilemez. Bu kabul edilemez! Serkan ağabey derhal serbest bırakılmalıdır!” dedi.

GÖZALTI SÜRESİ UZATILDI

Öz’ün gözaltı süresi nöbetçi savcılık tarafından 24 saat daha uzatıldı.

Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Eray Çelebi, şu bilgileri paylaştı:

“Serkan ağabeyin gözaltı süresi nöbetçi savcılık tarafından 24 saat daha uzatıldı. İfadesinin ne zaman alınacağı belirsiz!”

Serkan ağabeyin gözaltı süresi nöbetçi savcılık tarafından 24 saat daha uzatıldı. İfadesinin ne zaman alınacağı belirsiz!

— Eray Çelebi (@celebieray) November 1, 2026

NE OLMUŞTU?

YouTube’da yayınladığı videolarla bilinen Erlik, son dönemde Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik iddialarda bulunmuştu.

Erlik, 30 Ekim’de YouTube üzerinden Gürlek hakkında çeşitli iddiaların yer aldığı bir video yayınlamıştı.

Söz konusu video, yayınlanmasının üzerinden 24 saat geçmeden Türkiye’de erişime engellenmişti.

Erdoğan, Zelenskiy ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Ukrayna’daki barışın sağlanmasına yönelik son dönemde artan çabaları ve Karadeniz’deki güvenlik durumunu etraflıca ele aldık.

Barışa giden yolu açmak için elimizden gelen her türlü gayreti göstermeye hazır olduğumuzu vurgulamak isterim.

Sivil gemilere yönelik saldırıların ve Karadeniz’de tırmanmayı artıracak adımların hiç kimseye fayda sağlamayacağı açıktır.

Zorlu savaş koşullarına rağmen Ukrayna’yı terk etmeyen şirketlerimizin Ukrayna’nın yeniden imarına da inşallah önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.”

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy de konuşmasında şunları kaydetti:

“Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Karadeniz Tahıl Koridoru üzerinde çalışmak konusunda mutabık kaldık.

Türkiye, Karadeniz’de güvenli seyrüseferi, normal yaşam koşulları sağlayabilecek adımları destekliyor.”

Kılıçdaroğlu: ‘Ak Parti’yi de arındıracağız’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin genel merkezinde düzenlenen CHP Gençlik Kolları İl Koordinasyon Toplantısı’nın kapanışında konuştu. CHP’li gençlerin Ahmet Kaya’nın Yorgun Demokrat şarkısı ile karşıladığı Kılıçdaroğlu, “Gençlerin umudu Kılıçdaroğlu” sloganları eşliğinde kürsüye çıktı.

Sloganlara “Birlikte bu ülkeyi ahlaki temelleri üzerinde yeniden inşa edeceğiz” yanıtını veren Kılıçdaroğlu, “Siyaseti kirlilikten arındıracağız. Ahlaki temelleri güçlü olan bir siyaseti yeniden inşa edeceğiz. Yine söylüyorum: Siyasi Ahlak Kanunu vazgeçilmezimizdir. Siyaset kirlilikten arınmadığı sürece Türkiye huzur bulamaz. Kaynaklar yerli yerinde harcanamaz. Bir avuç kişi zenginleşirken milyonlar fakirleşir. O nedenle unutmamanız gereken temel nokta, bu ülkenin kesinlikle bir Siyasi Ahlak Kanunu’na ihtiyacı var. Siyasetin ahlaki temellerini inşallah Cumhuriyet Halk Partisi’nin önderliğinde bu ülkeye kazandıracağız. Bu temeller olmadan siyaset yürümez, Türkiye aydınlığa kavuşmaz. O nedenle beraber, birlikte yapacağız” ifadelerini kullandı.

Daha sonra savunma sanayideki gelişmelerden söz eden Kılıçdaroğlu, CHP’lilerin tarihi iyi bilmesi gerektiğini söyledi. Osmanlı’nın 18’inci yüzyıldaki Sanayi Devrimi’ni kaçırdığını anımsatan Kılıçdaroğlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardınından kurulan Cumhuriyet’in önceliğinin ekonomik bağımsızlık olduğunu vurgulayarak, “1923’te İzmir İktisat Kongresi toplandı. Ekonomik bağımsızlığı olmayanın tam bağımsızlığı olmayacağını Gazi Mustafa Kemal biliyordu. Eğer ekonomik olarak birilerine muhtaçsanız o zaman sizin bağımsızlığınız su götürür diyordu” diye konuştu.

Cumhuriyet’in kurucularının savunma sanayine verdiği önemi anlatan Kılıçdaroğlu, bu konuda açılan fabrikaları sıraladıktan sonra, “O fakir ülke, 1920’lerden 1930’lara, 1940’lara kadar gelen süreç içinde ne büyük başarılara imza atıldığını bilmeniz açısından bunu söylüyorum” dedi.

1937 yılında dünyaya uçak ihraç eden beş ülkeden birisinin Türkiye olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin NATO’ya üye olduğu 1945’ten itibaren uçak üretimini engellemeye çalıştığını anlatarak, “Türkiye, NATO’ya girer. Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar el bebek, gül bebek… Bir sorun yoktur. 5 Haziran 1964. Kıbrıs’ta olaylar olur. Soydaşlarımız katledilir. İnönü müdahale etmek ister ama Amerikan Başkanı Johnson çok ağır bir mektup yazar dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye. Benzer olay 20 Temmuz 1974’te olur. Kıbrıs’ta olaylar oluyor. Soydaşlarımız öldürülüyor. Bütün dünya seyirci ama seyirci olmayan bir kişi var: Rahmetli Bülent Ecevit. Ve Kıbrıs’a müdahale eder. Eğer bugün Doğu Akdeniz’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir hakkı varsa, Bülent Ecevit’i rahmetle anmak ve onu asla unutmamak gerekiyor. Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi’nde söz sahibi olmasının temel taşlarını döşeyen lider, Bülent Ecevit’tir” ifadelerini kullandı.

‘REKABET OLMAZSA SAVUNMA SANAYİİNDE GELİŞME SAĞLANMAZ’

Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından Amerika ambargosunun başladığını söyleyen Kılıçdaroğlu, bu ambargonun ardından savunma sanayi alanında yeniden önemli adımlar atıldığını anlattı. Bugün de savunma sanayi alanında pek çok şey yapıldığını belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Yapanlardan, sanayicilerimizden, mühendislerimizden gurur duyuyoruz. Kimsenin unutmaması gereken iki temel nokta var: İnönü’ye Johnson’ın yazdığı mektup ve Bülent Ecevit’in Kıbrıs’a yaptığı harekat. Bütün bunların çıkış noktası, tetikleyicisi bu iki olaydır. Türkiye kendi özüne dönmüştür, kendi sanayine dönmüştür. ‘Ben üretmezsem başarılı olamam, ben üretemezsem kendimi savunamam.’ Üstelik ateş çemberi içinde olan bir bölgede Türkiye kendi varlığını, kendi güvenliğini korumak zorundadır; el aleme avuç açmadan. Ve Türkiye bugün bu noktadadır.

Evet, bugün uçaklar yapıyoruz, helikopterler yapıyoruz. tank konusunda belki hatırlarsınız, iktidarı çok sert eleştirmiştim. Aynı eleştirilerim bugün için de geçerlidir, onu da belirtmek isterim. Bugün savunma sanayimizin önemli bir sorunu var: Rekabete açık değil. Rekabet olmazsa savunma sanayisinde beklediğimiz gelişmeleri sağlayamazsınız. Savunma sanayi bir kişiye veya bir şirkete teslim edilemez. Rekabet olmalı. En iyisini, en güzelini, en ihtiyaç duyulanı kim yapıyorsa onun öne çıkması lazım. Dolayısıyla rekabete açık bir yapının olması gerekiyor. Savunma sanayinin, yüksek teknolojiye ihtiyaç duyulan bir alandır.”

‘SAVUNMADA GÜÇLÜ OLMAK İSTİYORUZ’

CHP’nin dört temel felsefesi olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Birincisi: Hukukun üstünlüğü. Eğer bunu sağladığımız andan itibaren bu olayların tamamını tartışabiliriz. Biz bugün yapılanları küçümsemiyoruz ama geçmişi unutturmayacağız. Geçmişin temelinde Cumhuriyet Halk Partililerin emeği vardır. En ağır bedelleri ödeyen parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir ama bu yolu açan partinin de Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu hiç kimsenin unutmaması gerekir. Biz ülkemizi seviyoruz. Savunmada güçlü olmak istiyoruz. Cumhuriyeti kurduk ama ülkemizde henüz arzu ettiğimiz demokrasi yok. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak inşallah bize nasip olacaktır. Kirlilikten arınmış, herkesin düşüncesini özgürce ifade edebildiği gerçek anlamda bir demokrasi özlemimiz var.

İkincisi: Üreten Türkiye. Türkiye’nin üretmesi lazım ama ne üretecek Türkiye? Katma değeri yüksek ürün üretmek zorundadır Türkiye. Katma değeri yüksek ürün ürettiğinizde dünyada söz sahibi olursunuz.

Üçüncüsü: Sosyal devlet. Tamam, demokrasiyi getirdik. Ama biri aç, biri yoksulsa olmaz. Herkesin huzur içinde yaşadığı, herkesin ekmeğini özgürce bölüştüğü, yolsuzluğun hırsızlığın olmadığı, hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir devlet.

Anne çocuğunu iyi besleyemediği için çocuk okula aç gidiyor. Ya bir tas çorbayı 21. yüzyılın Türkiye’sinde bir çocuğa veremez misiniz siz ya? Su veremez misiniz bu çocuğa? Tuvaletine kağıt koyamaz mısınız bu çocuğun? Milyarları götürenlere bir şey demiyorlar.

‘FON VURGUNCULARINI ÖRGÜTLÜ SUÇLAR ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRMENİZ GEREKİR’

Fon vurguncuları aldı malı götürdü. Herkes parayı dışarıya götürdü. Efendim, ‘tutuklarım sizi, içeri atarım.’ E, 5 milyar gitti, 10 milyar gitti, 100 milyar dolar gitti zaten. Ne olacak? ‘Üç beş gün kalırız, üç beş yıl kalırız, on on beş yıl kalırız, gider yurt dışında krallar gibi yaşarız’ diyorlar. Fon vurguncularını örgütlü suçlar çerçevesinde değerlendirmeniz ve dava açmanız gerekir. Böyle olabilirse belki Türkiye o paraları yeniden getirebilir.

Dolayısıyla hakkı, hukuku ve adaleti savunuyorsak sadece kendimiz için değil; bu ülkede kim yaşıyorsa hepsi için eşit kuralları getireceğiz ve onları savunacağız.

Dördüncüsü: Sürdürülebilirlik. Hayat, dünya hızla değişiyor. Değişime ayak uyduramayanlar geride kalırlar. Değişime, dünyadaki gelişmelere, bilime, kültüre, sanata ayak uyduramayan toplumlar bir süre sonra tarih sahnesinden çekiliyorlar. Biz değişimi her dönem yakalamak, akılcı politikalarla üretmek ve dünyada söz sahibi olmak istiyoruz.”

‘AKDENİZ’DE HAKLARIMIZ VAR’

Türkiye’nin kendi bölgesinde güçlü bir ülke olması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Doğu Akdeniz’de haklarımız vardır. Petrolde, doğal gazda bizim haklarımız vardır. Akdeniz’de haklarımız vardır. Güçlü olursanız söz sahibi olursunuz, güçlü olmazsanız söz sahibi olamazsınız. Libya’yla yapılan anlaşma çok önemlidir. Ege’de sorunlarımız var, çözülmesi lazım. Orta Doğu’da terörün bitmesi, barışın gelmesi, Türkiye’nin o bölgeye çok daha fazla ekonomik ve kültürel ilgi göstermesi gerekir. Orta Doğu halklarıyla kardeşiz, akrabayız onlarla. Orta Doğu’nun dominant ülkesi, üreten ülkesi, saygın ülkesi olmak durumundayız” dedi.

Kılıçdaroğlu, “Atatürkçülük güne takılıp kalma değildir; Atatürkçülük geleceği inşa etmektir. O nedenle statik değildir Mustafa Kemal Atatürk dediğimiz o ideoloji, o felsefe. Geleceği inşa edeceksin. Bilgiyle, birikimle, saygıyla inşa edeceksiniz, kavgasız inşa edeceksiniz. Yeri geldiğinde gücünüzü test edenlere ders vermekten kaçınmayacaksınız; Kıbrıs’ta olduğu gibi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli adımları atan partinin, uzun yıllardır iktidar olmamasına rağmen en önemli adımları atan partinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu sakın unutmayın. Cumhuriyeti kuran da, Kıbrıs’a giden de, uluslararası sözleşmelere imza atan partinin de Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu kimse unutmasın” diye konuştu.

‘CHP’NİN KURULTAYLARINDA PARA PUL DÖNMEZ’

CHP’nin ahlaki değeri yüksek bir parti olduğunu, oy vermeyen yurttaşların bile CHP’liler için “düzgün insanlar” diye söz ettiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, konuşmasına şu sözlerle sonlandırdı:

“CHP, diğer partilere benzemez. CHP’nin kurultaylarında para pul dönmez. Bir kişiyi ikna etmek ayrı, o kişinin iradesini satın almak ayrı. Ben gelirim, siz beni ikna edersiniz, ben buna eyvallah derim; ben sizi ikna ederim, eyvallah derim. Ama hiç sizi dinlemeden cebinize parayı koyup ‘Şuna gidin oy verin’ derseniz onlar gerçek CHP’li değildir. İçimize sızdılar ve Türkiye bir arınma dönemi yaşadı, CHP bir arınma dönemi yaşadı. Sadece bizi değil, Türkiye’yi kirlilikten arındıracağız. AK Parti’yi de, diğer partileri de arındıracağız. Artık bu milletin soyulmasını istemiyoruz, vatandaşın alın terine değer verilmesini istiyoruz. Kirliliği asla kabul etmiyoruz. Tartışmaya, iknaya, oturup konuşmaya evet; ama rüşvetle irade satın almaya hayır diyoruz ve bu büyük bir ahlaksızlıktır, bunu kabul etmiyorum.

Hiçbir belediye başkanı, halka hizmet etmekten, beldeye hizmet etmekten çekinmemeli. Ama parayı kendisi için, yakınları için harcıyorsa ve hâlâ ‘Ben CHP’liyim’ diyorsa sakın CHP’de kalmasın. Derhal ama derhal istifa edip başka bir yere… Yolsuzluk yapanların adresi bellidir. Bakın, buraya da yakın: AK Parti Genel Merkezi. İstiyorlarsa hep beraber AK Parti Genel Merkezi’ne gitsinler.” (ANKA)

Doğalgazda kademeye ‘gerçek tüketim’ düzenlemesi

BOTAŞ, doğalgaz sektöründe beklenen adımı attı. BOTAŞ’ın internet sitesinde yayımlanan tabloya göre, 81 ilde konut abonelerinin kademeli fiyatlandırmaya esas alınacak aylık doğalgaz tüketim sınırları kasım ve aralık için yeniden belirlendi.

Buna göre, kasım ayında doğalgaz tüketim limiti Ankara’da 283,78 metreküp, İstanbul’da 136,01 metreküp ve İzmir’de 67,97 metreküp oldu. Aralık ayında söz konusu limitler, Ankara’da 420 metreküp, İstanbul’da 259,35 metreküp ve İzmir’de 196,23 metreküp olarak belirlendi.

‘BİR AYLIK KAYMA VAR’

Sektör kaynakları, ANKA Haber Ajansı’nın sorusu üzerine, bu düzenlemenin zorunlu olarak gündeme geldiğini söyledi. Kaynaklar, önceki listede bir aylık bir kaymanın söz konusu olduğunu belirterek, “Tahakkuk tüketimleri üzerinden bir hesaplama göze çarpıyordu. Örneğin, ekim ayı tahakkuk tüketimi üzerinden kasım ayı limitleri belirlenmişti. Şimdi, ilgili ayın ortalama doğalgaz tüketimleri üzerinden kasım ve aralık ayları için yeni tüketim sınırları belirlendi ve limitler artırıldı” dedi.

Kaynaklar, bu düzenlemenin milyonlarca aboneye olumlu yansıyacağına işaret ederek, “Limitler artırılmasaydı abonelerin en az yüzde 40’ı ikinci kademeden yüksek fatura şoku yaşayacaktı” diye konuştu.

21,8 MİLYON DOĞALGAZ KONUT ABONESİ BULUNUYOR

Türkiye, konutlarda tüketilen doğalgazda nisan ayında kademe uygulamasına geçti. BOTAŞ, Kademe-1 ve Kademe-2 olmak üzere iki farklı fiyat belirliyor. Kademe-1 olan normal tüketime sahip haneler için doğalgaz metreküp fiyatı 10,62 TL, kKademe-2 fiyatı 18 TL olarak uygulanıyor. Bu fiyatlara ÖTV, KDV ve sistem kullanım bedeli (SKB) eklenerek faturalara yansıyacak metreküp fiyatları netleşiyor. Kademe-1’de tüketim yapanlar doğalgazın metreküpüne 17,79 TL, Kademe-2’de tüketim yapanlar 26,73 TL ödeme yapıyo. Kademe-2’de bazı illerde gazın metreküpü 30 TL’yi aşabiliyor. Türkiye’de 21,8 milyon doğalgaz konut abonesi bulunuyor.

Özgür Özel: Ne yapacağız biliyor musunuz…

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, “Herkes şunu bilsin: Daha seçim zamanı gelmeden her sokak arası mitinge dönüyorsa seçimin de zamanı gelmiştir, değişimin de zamanı gelmiştir. Bu iktidarı mutlaka değiştireceğiz. Biz çiftçiler için köylüler için hayvancılıkla uğraşanlar için esnaf için memurlar için emekliler için emekçiler için kadınlarımız ve gençlerimiz için hep yeni bir yoldayız. Hep birlikte iktidara yürüyoruz” dedi.

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Edremit’in Zeytinli Mahallesi’nde halk buluşmasında vatandaşlara hitap etti. “Kimsenin bu iktidara sabrı kalmadı. Bunun için insanlar sesini duyurabilecekleri her yere koşuyorlar. Bizi gördükleri her yere koşuyorlar. Biz kahvede konuşmak için geldik ama kahve konuşması sırasında buradan gençler, kadınlar, ‘Başkan buraya’ diye tezahürat ettiler. Bir tane bank bulduk, üstüne çıktık, size sesleniyoruz” diyen Özel, şunları kaydetti:

“Herkes şunu bilsin: Daha seçim zamanı gelmeden her sokak arası mitinge dönüyorsa seçimin de zamanı gelmiştir, değişimin de zamanı gelmiştir. Bu iktidarı mutlaka değiştireceğiz. Biz çiftçiler için köylüler için hayvancılıkla uğraşanlar için esnaf için memurlar için emekliler için emekçiler için kadınlarımız ve gençlerimiz için hep yeni bir yoldayız. Hep birlikte iktidara yürüyoruz.

“BİZ YENİ PARTİ’Yİ İKTİDAR OLSUN DİYE KURDUK”

Yeni Parti’yi hiç şüphe yok ki siz kurdunuz, milletimiz kurdu. Adını da siz koydunuz, ‘Yeniİ Parti’yi kur’ dediniz, kurduk. Cebinize partimizin bütçesini de siz koydunuz. Bu arabayı da otobüsü de siz aldınız. Partimizin arkasında aslanlar gibi duruyorsunuz. Siz, bu partiyi kurduran, adını koyan, bütçesini oluşturanlar olarak Yeni Parti’nin arkasında duruyorsunuz. Herkes şunu bilsin: Biz Yeni Parti’yi bir partimiz olsun diye kurmadık. Biz Yeni Parti’yi iktidar olsun diye kurduk. Yeni Parti’yi keyiften değil, zaruretten kurduk. Çünkü partimizi 47 yıl sonra birinci parti yaptığımız, AK Parti’yi kurulduğu günden beri ilk kez yendiğimiz ve adım adım iktidara gittiğimiz için partimizi adaysızlaştırmaya, kurumsuzlaştırmaya ve lidersizleştirmeye çalıştılar. En son yaptıklarıyla gazetelere, internet sitelerine erişim engelleri getirerek, partilere erişim engelleri getirerek, Halk TV’yi kapatarak, televizyonları kapatarak bizleri susturmaya çalıştılar. Ben içeride konuşurken dışarıdan bir slogan geliyordu. Her şeyin çözümü o slogandadır. O da şu: ‘Kurtuluş yok tek başına.’

“GENÇLER, ÜRETİCİ, EMEKLİ KURTULMADAN BU MEMLEKET KURTULMAZ”

Yani Rize’deki çay üreticisi, Gaziantep’teki fıstık üreticisi, Manisa’daki üzüm üreticisi, Giresun’daki, Ordu’daki fındık üreticisi, Çukurova’daki pamuk üreticisi, Trakya’daki buğday üreticisi tek başına kurtulamaz. Asla ve asla emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Köylü kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Gençler kurtulmadan bu memleket kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına. Hep beraber. Bana soruyorlar: ‘Ya bunlar çok kötü. Durmuyor, saldırıyor, zulmediyor, tutukluyor. Kadınlara acımıyor, çocuklara acımıyor. Ne yapacağız?’ Ne yapacağız biliyor musunuz? Bütün soranlara söylüyorum: Edremit ne yaptıysa onu yapın. Her meydanı doldurun. Hep birlikte sesinizi yükseltin.” (ANKA)

ANTALYA’DA KÜLTÜR YOLU HEYECANI BAŞLADI! BAKAN ERSOY 440’TAN FAZLA ETKİNLİĞİN AÇILIŞINI YAPTI

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali’nin açılışını gerçekleştirerek 9 gün boyunca 40’tan fazla mekânda 440’tan fazla etkinliğin düzenleneceğini açıkladı. Festivalin yanı sıra Antalya’ya yönelik kültür ve turizm yatırımlarını da değerlendiren Bakan Ersoy, COP31’in ardından EXPO alanında Türkiye’nin en büyük fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birinin hayata geçirilmesi için yeni bir yapılanmaya gidileceğini duyurdu.

İşini Kaybetmekten Korktu Kabusu Yaşadı! Taksim'de Kaza Sonrası Akılalmaz Olay

Taksim’de yaşanan trafik kazasının ardından servis minibüsü sürücüsünün başına gelenler şoke etti. Alkollü olduğu ve işini kaybetmekten korktuğu için polis çağrılmamasını isteyen 27 yaşındaki sürücü, kazaya karıştığı otomobildeki iki kişi tarafından zorla bir eve götürüldü. Burada darp edilen sürücüye 40 bin lira nakit avans çektirildi, ağabeyinden de 40 bin lira havale yaptırıldı. Toplam 80 bin lirası alınan sürücü, bir alışveriş merkezinin yakınında serbest bırakıldı. İşte detaylar…

Devlet Bahçeli'den 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Mesajı! 'Varoluş İrademizin Modern Dönemdeki Tescili Ve Dünyaya İlanıdır'

MHP Lideri Devlet Bahçeli 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla mesaj yayınladı. Devlet Bahçeli mesajında 'Hep birlikte daha güçlü Türkiye’ye ulaşacağımızdan asla şüphem yok' ifadelerini kullandı.

Düğün Gününde Evimize Ateş Düştü! 'Oğlumun Hayalleri Yarım Kaldı'

Konya'da akrabasının düğününde maganda kurşunuyla yaşamını yitiren 25 yaşındaki Uzman Çavuş Serkan Deveci'nin acılı babası Mehmet Deveci konuştu. Düğünlerin mutluluk yeri olması gerektiğini belirten Deveci, "Düğünler silah sıkılma yerleri değil. Mutlu günümüzde evimize ateş düştü. Düğün kana bulandı. Serkan'ımı kaybettik. Oğlumun hayalleri yarım kaldı." dedi.

Seçim Sonrası Planı Deşifre Oldu! Tehlikeli Oyuna Hazırlanıyor

İsrail'de seçim sonuçlarıyla koltuğu sallanan Binyamin Netanyahu, iktidarını kaybetmemek için kirli bir mücadeleye girişti. Filistinli Arap partilerinin muhalefetle kuracağı ittifakı engellemek isteyen Netanyahu'nun önündeki seçenekler gün yüzüne çıkarken, ABD basınına konuşan kaynaklar koltuk savaşının İran'a yönelik saldırı hamlesine kadar uzanabileceğine dikkat çekti. İsrail'de siyasi hesaplar altüst olurken gözler, Netanyahu'nun iktidarda kalmak için atacağı adımlara çevrildi.

Hastane Görüntüleri Savcılıkta! Yoğun Bakımda Halaylı Skandal

Şarkıcı Güllü'nün ölümünden suçlu bulunarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Tuğyan Ülkem Gülter'in geçmişteki hastane günlerine ait karanlık sırları gün yüzüne çıktı. Eski nişanlısı Kervan Eminoğlu, elindeki sarsıcı hastane görüntülerini ve skandal iddiaları Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı'na bizzat teslim etti. İşte konuya ilişkin tüm detaylar!

Bakan Gürlek'ten Cumhuriyet Bayramı Mesajı! 'Ülkemizi Daha Güçlü Yarınlara Taşımak İçin Çalışıyoruz'

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla verdiği mesajda, "Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda ülkemizi daha güçlü, daha huzurlu ve daha müreffeh yarınlara taşımak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi.

Teknisyenin Talimatı Faciayı Getirdi! Her Şey 5 Dakika İçinde Yaşandı

İspanya'da Madrid'den Sevilla'ya giden iki yüksek hızlı trenin çarpışması sonucu 68 kişi hayatını kaybetti, 170'den fazla yolcu yaralandı. Ülkede 3 günlük ulusal yas ilan edilirken faciayla ilgili kan donduran detaylar da ortaya çıktı. Her şey Urda Tren İstasyonundaki sistem hatası sonrası yaşandı. Iryo treni, yaşanan arıza nedeniyle 'hareket edemediğini' bildirmesine rağmen teknisyen Renfe trenine normal hızla devam et talimatı verince feci kaza yaşandı. Öte yandan kazayla ilgili ses kayıtları da ortaya çıktı. İşte detaylar…

Türkiye Yüzyılı İçin Büyük Zirve! Gözler Alınacak Kritik Kararlarda

Türk dünyasının liderleri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde yarın Ankara'da bir araya geliyor. "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla düzenlenecek zirvede dış politikadan ticarete, enerjiden ulaştırmaya ve dijital dönüşüme kadar birçok alanda işbirliği masada olacak

Yunan Basınında 'Mavi Vatan' Alarmı! Türkiye’nin Hamlesi Gündem Oldu

Türkiye'nin deniz yetki alanlarına yönelik stratejik adımları komşuda geniş yankı uyandırdı. Yasalaşma sürecindeki Mavi Vatan düzenlemesini manşetlerine taşıyan Yunan basını, Ankara'nın bu hamlesinin Atina için ciddi ve tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini yazdı.

CUMHURİYET’İN 103’ÜNCÜ YILINDA TÜRK DÜNYASI ANKARA’DA TEK SES OLDU

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Cumhuriyet Bayramı Konserleri kapsamında gerçekleştirilen Türk Dünyası Özel Konseri, Cumhuriyet Bayramı coşkusunu Türk dünyasının sesleri ve sahne kültürüyle buluşturdu. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da Ankara Arena Spor Salonu’nda düzenlenen konseri izleyerek sanatçıların ve sanatseverlerin bayram heyecanına ortak oldu.

BAKAN ERSOY’DAN 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI MESAJI

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, Cumhuriyetin millî egemenlik ile birlik ve beraberliğin en güçlü teminatlarından biri olduğunu vurguladı. Ersoy, Cumhuriyeti korumanın, yaşatmanın ve gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde aktarmanın ortak sorumluluk olduğunu belirtti.

Erzurum’da Türkiye Gastronomi Liseleri Projesi’nin İlk Adımı Atıldı

Gastronomi alanında nitelikli insan kaynağı yetiştirmek amacıyla hayata geçirilen Türkiye Gastronomi Liseleri Projesi’nin ilk adımı Erzurum’da atıldı. Ülker Gastronomi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin açılışı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in katılımıyla gerçekleştirildi.

İsrail'de Koalisyon Savaşı Başlıyor! Netanyahu'nun Planı Duvara Tosladı

İsrail'de seçim sonuçları siyasi dengeleri altüst etti. Filistinli Arap partilerin tarihi yükselişi, hükümet kurmak için gerekli çoğunluğa ulaşamayan Başbakan Binyamin Netanyahu'nun hesaplarını çıkmaza sürükledi. Daha önce Arap partilerle iş birliğini reddeden Netanyahu ve muhalefet şimdi kritik bir denklemle karşı karşıya: Arap partilerin desteği olmadan iktidar yolu daralırken, koalisyon pazarlıkları İsrail siyasetinde yeni bir hesaplaşmanın fitilini ateşliyor.

Bakan Kurum Mansur Yavaş'ı Kabul Etti

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, daha önce Başkan Erdoğan'a sundukları ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını ilgilendiren konuları görüşmek üzere Bakan Murat Kurum ile bir araya geldiklerini duyurdu. Yavaş, nazik kabulleri için Bakan Kurum'a teşekkür etti.

Kasım İndirimleri Mercek Altında! Bakanlıktan Vatandaşlara 8 Kritik Uyarı

Ticaret Bakanlığı, kasım ayı indirim kampanyalarını yakın takibe aldı. Gerçekte olmayan indirimler, yanıltıcı fiyat karşılaştırmaları ve gizlenen kampanya koşulları denetim kapsamında bulunuyor. Mevzuata aykırı reklam ve uygulamalar için 39 milyon 916 bin 524 TL'ye kadar idari para cezası uygulanacak. Bakanlık bu kapsamda vatandaşlara 8 uyarıda bulundu.

Yunan Gerçeği Anladı! 'Türkiye'nin İzni Olmadan Hiçbir Şey Yapamayız'

Türkiye ile Libya arasındaki Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası hakkında konuşan eski Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, "Bundan sonra Türkiye'nin izni olmadan Ege'de hiçbir şey yapamayacağız" ifadesini kullandı.

İzmir’in Ulaşımı İçin Ortak Adım! Bakan Uraloğlu Ve Cemil Tugay Bir Araya Geldi

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, CHP’den istifa ettikten sonra 7 Ekim’de AK Parti’ye katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı Bakanlıkta ağırladı. Görüşmede İzmir'in ulaşım sorunları karayolu, raylı sistem ve denizcilik projeleri ele alındı. Konak’tan Karşıyaka tarafına doğru geçecek olan tüp geçiş projesi planı da masaya geldi. Bakan Uraloğlu, “Gerek Karayolları olsun gerek bizim Altyapı Yatırımları, TCDD ve Tersane ve Kıyı Yapıları olsun, bunların hafif raylı sistemlerle beraber bütün ekiplerimizi İzmir’e hemen günler içerisinde inşallah göndereceğiz.” dedi.

Bakan Kurum Duyurdu! Maltepe'de Anahtar Teslimi Başlıyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Maltepe Cevizli Mahallesi’nde 8 Ekim’de çöken Kardeşler Apartmanı ve çevresindeki binalarda hak sahibi vatandaşlar için yeni konutların hazır olduğunu, çarşamba günü dileyen hak sahiplerine evlerinin anahtarlarının teslim edileceğini açıkladı.

Şişli'de Sır Ölüm! Çatıdan Düşerek Ölen Kadının Görüntüleri Ortaya Çıktı

Şişli'de kaldığı binanın 6'ncı katındaki balkondan yan binanın çatısına geçtikten sonra düşerek hayatını kaybeden Kazakistan uyruklu Aisulu Bekmakhanova'nın (26), son görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde Bekmakhanova'nın sevgilisinin evine girip çıktığı, sokakta yürüdüğü ve yaşadığı eve döndüğü anlar görülüyor. Gözaltına alınan Rus uyruklu ev arkadaşı Daria B. (22) ile sevgilisi Mazhar T. (35) yurtdışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Fenerbahçe'ye evinde Göztepe şoku

Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Kadıköy'de Göztepe'yi ağırlayan Fenerbahçe, Matteo Guendouzi'nin golüyle öne geçmesine rağmen Sinclair Armstrong ve Andre Henrique'nin ard arda kaydettiği gollerle sahadan 2-1 mağlup ayrıldı.

Somer Sivrioğlu'nun restoranına kayyum atandı

Ünlü şef Somer Sivrioğlu’nun Sidney’deki restoranı Anason, 2 milyon doları aşan vergi borcu nedeniyle kayyım yönetimine devredildi. Beş yıldır mali sıkıntı yaşadıklarını belirten Sivrioğlu, yapılandırma taleplerinin kabul edilmediğini ancak restoranın hizmet vermeye devam ettiğini açıkladı.

Sarıgül soruşturmasının kilit ismi ek ifade verdi... Yurt dışına para transferi, sahte imza ve gizli ortaklık iddiaları

Sarıgül soruşturmasında tutuklanan Cihan Tunç'un ifadesi ortaya çıktı. Emir Sarıgül ve babası Mustafa Sarıgül hakkında konuşan Tunç, sahte imza süreçlerinden İsviçre’ye elden para transferine, özel jetlerle yurt dışına değerli eşya çıkarılmasına kadar birçok konuda iddialarda bulundu.

Maltepe'deki Sivas Kültür Günleri'nde CHP'liler kızdı... Güvenlik müdahale edince kavga çktı

Maltepe'deki 6. Sivas Kültür Günleri’nde kavga çıktı. Kürsüde CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Ali Yüksel’in adını anmayıp YENİ Parti İl Başkanı Özgür Çelik’in övülmesi CHP'lilerin tepkisini çekti. Kürsüye durumu hatırlatmak isteyen CHP'lilere güvenlik müdahale edince yumruklar devreye girdi.

Aşk dolandırıcılığı: 13 merkez çökertildi... Mağdur olduklarını söyleyenler hapiste

Madagaskar'da aşk ve yatırım dolandırıcılığı yapılan 13 merkez kapatıldı, 148 Çin vatandaşı ülkelerine gönderildi. Polis, iş vaadiyle kandırılan Afrikalıların pasaportlarına el konularak dolandırıcılığa zorlandığını açıkladı. Mağdur oldukları belirtilen yaklaşık 20 kişi ise hala gözaltında.

Sarıgül ailesinin sırları... Yurt dışı bağlantıları deşifre oldu... Kim bu İsviçreli İlhami Kaymak

Sarıgül ailesine yönelik kara para soruşturmasında aileye yakın kişilerin ifadeleri ortaya çıktı. Göstermelik senetlerle İsviçre'ye para kaçırıldığı ve aracı ismin de yurt dışında olduğu anlaşıldı. Odatv o aracı isim olan İsviçreli İlhami Kaymak'ı araştırdı... Kim bu Kaymak...

Çamlıhemşin'de tahta arabalar yarıştı... 16. Laz Ralli nefes kesti, mucitler virajları zorladı

Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde el emeğiyle yapılan tahta araba yarışları "Laz Ralli", bu yıl 16. kez düzenlendi. Dikkaya köyünde Fırtına Vadisi’nin dik virajları ve zorlu parkurlarında gerçekleşen yarışlarda 44 pilot, kendi tasarladıkları tahta arabalarla hem hız hem de denge sınırlarını zorladı.

Silivri’deki gemi faciasında kahreden ayrıntı... 720 metreden çıkarılan deniz sevdalısı Rahmi Temel'in cenazesi İzmir’de toprağa verildi

Marmara Denizi'nde Silivri açıklarında Alsu isimli tankerle çarpıştıktan sonra batan Tuğberk İmamoğlu isimli kuru yük gemisinin 1. Zabiti Rahmi Temel kazadan 2 ay sonra çıkarıldığı deniz derinliklerinden İzmir'e getirilerek son yolculuğuna uğurlandı.

Çin'den Türkiye'ye 'Orta Doğu' teklifi

Çin'in Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin, Orta Doğu'da kalıcı güvenlik için Türkiye ve bölge ülkeleriyle birlikte yeni bir yol aramaya hazır olduklarını söyledi. Xuebin, dış müdahalelere karşı bölgesel güvenlik mimarisi önerdi.

Sağlıkta yerli hamle ve teknoloji vurgusu... Cumhurbaşkanı Erdoğan TÜSEB Aziz Sancar Ödül Töreni'nde konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı ile Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Töreni'ne katıldı. Erdoğan, tıbbi cihaz ve sağlık teknolojilerinde Türkiye'nin dışa bağımlılığı azaltan yerli üretim hamlesine dikkat çekti.

G.Saray'ın rakibi B.Leverkusen'i devirdi!

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 3 Kasım Salı Günü Galatasaray ile deplasmanda karşılaşacak olan Stuttgart, Almanya Bundesliga'nın 8. haftasında konuk olduğu Bayer Leverkusen'i 4-2 mağlup etti. Bu sonucun ardından Stuttgart puanını 9'a çıkarırken, Bayer Leverkusen ise 13 puanda kaldı.

Hayranı boynundan öptü

Yenikapı'da sahne alan Mert Demir, konser sırasında beklenmedik bir olayla karşılaştı. Sahneye çıkan erkek bir hayranının kendisini boynundan öpmesiyle şaşkınlık yaşayan şarkıcı, kısa süreliğine şarkısına devam edemedi

Zelenskiy'den patrikhaneye ziyaret

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin ardından İstanbul Balat'taki Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'ni ziyaret etti. Zelenskiy, Fener Rum Patriği Bartholomeos ile yaklaşık bir saat görüştü

Ukrayna lideri Zelenskiy, İstanbul'da

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karadeniz'de sivil gemilere yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu vurguladı. Zelenskiy de kasım ayının ilk yarısında gerçekleştirilmesi öngörülen Ukrayna, ABD ve Rusya arasındaki üçlü formata hazırlandıklarını belirterek, "Sayın Cumhurbaşkanı ile bu formatın perspektiflerini ve diğer imkanları, özellikle Türkiye'nin ve tüm Avrupa'nın sürece dahil edilmesi olanaklarını, ayrıca burada, Türkiye'de toplantılar düzenlenmesi ihtimalini görüştük." diye konuştu

"Maalesef istediğimiz sonucu elde edemedik"

Fenerbahçe'nin defans oyuncusu Kojo Oppong, Süper Lig'in 10. haftasında 2-1 mağlup oldukları Göztepe maçının ardından konuştu. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını belirten Oppong, "Zor bir maçtı. Bizler tabii ki kazanmak için elimizden gelenin en iyisini yaptık ama maalesef istediğimiz neticeyi elde edemedik. Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz." ifadelerini kullandı.

"Çok net bir skorla kazandık"

Galatasaray'ın başarılı oyuncularından Yunus Akgün, Süper Lig'in 10. haftasında Konyaspor'u 4-0 mağlup ettikleri maçın ardından değerlendirmelerde bulundu. Çok iyi oyun ve net bir skorla kazandıklarını belirten Akgün, "İki tane çok büyük galibiyet aldık ve öz güvenimiz yüksekti. Bu maçta hata yapmamamız gerektiğini biliyorduk, uçakta bunu çok konuştuk. Bugün çok net bir skorla, çok iyi bir oyun sergileyerek kazandığımız için çok mutluyum." şeklinde konuştu.

Fuhuş ağında 977 milyonluk trafik

Diyarbakır merkezli 10 ilde düzenlenen "Silüet" operasyonunda, internet üzerinden fuhuş organize ettikleri belirlenen 28 şüpheli gözaltına alındı. MASAK incelemesinde 977 milyon liralık finansal işlem hacmi tespit edilirken 17 şüpheli tutuklandı

"Zor bir durumdayız"

Fenerbahçe'nin Fransız orta sahası Matteo Guendouzi, Süper Lig'in 10. haftasında 2-1 yenildikleri Göztepe maçının ardından dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Zor bir durumda olduklarını belirten tecrübeli oyuncu, "Ne söylenir bilmiyorum. Şu an yaşadığımız durum, çok zor bir durum. Yediğimiz ilk gole kadar iyi bir maç ortaya koyduk. Yarattığımız şansları değerlendirmeliydik. İkinci golü atabilseydik maçın kilidini çözmüş olurduk." dedi.

Toprak kayması binayı tehdit etti

Samsun'un Atakum ilçesinde sağanak yağışın ardından temelinde toprak kayması meydana gelen 5 katlı bina tedbir amacıyla boşaltıldı. Aynı binada yaklaşık 4 ay önce de toprak kayması yaşandığı ve çevresinde çatlaklar oluştuğu öğrenildi

F.Bahçe Kadıköy'de yıkıldı!

Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Fenerbahçe sahasında Göztepe'yi ağırladı. İlk yarıyı 1-0 üstün kapatan sarı-lacivertliler, rakibine 2-1'lik skorla yenildi ve üst üste 2. mağlubiyetini aldı. Sarı-kırmızılılar ise üst üste 4. galibiyetini alarak çıkışını sürdürdü.

Manisa FK, 10 maçlık hasreti bitirdi!

Trendyol 1. Lig'in 13. haftasında Manisa FK, sahasında Batman Petrolspor'u 2-1 yendi. Cheikne Sylla'nın golleriyle 1-0'dan geri dönen Manisa FK, ligdeki 10 maçlık galibiye hasretine son verdi ve puanını 13'e çıkardı. Batman Petrolspor ise 23 puanda kaldı.

'Biz hastalık değil, Sağlık Bakanlığıyız'

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye'nin sağlık teknolojilerinde yerli üretime ağırlık verdiğini belirterek yeni hedefleri açıkladı. Sağlıklı yaşamın önemine de dikkat çeken Memişoğlu, "Bizim işimiz sadece hastalıkları tedavi etmek değil, sağlığı korumaktır. Biz hastalık değil, Sağlık Bakanlığıyız" dedi

İstanbul Emniyeti'nden kumanya açıklaması

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, gazeteci Murat Ağırel'in gündeme getirdiği nezarethanelerdeki yemek hizmetine ilişkin iddialar üzerine açıklama yaptı. Emniyet, kumanyaların mevzuata uygun şekilde denetlendiğini ve yapılan sağlık kontrollerinde herhangi bir gıda zehirlenmesi vakasına rastlanmadığını bildirdi

Özgür Özel: Yeni Parti'yi siz kurdunuz

Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde vatandaşlarla buluşan Özgür Özel, zeytin üreticilerinin sorunlarına değinerek iktidara geldiklerinde çiftçinin zararını karşılayacaklarını söyledi. Özel, "Yeni Parti'yi siz kurdunuz. Adını sokakta siz koydunuz. Bütçesini siz oluşturdunuz" dedi

"Bizim için fırsat maçıydı"

Çaykur Rizespor Teknik Sorumlusu Fevzi Korkmaz, 0-0 berabere biten Kocaelispor maçından sonra, "Puan alamadığımız 3 haftalık periyodu sonlandırmak istiyorduk. Kocaelispor deplasmanında 1 puan değerli. Ama 3 puan alacak pozisyonlar da yakaladık" dedi.

İstanbul'da yarın bu yollar kapalı

İstanbul'da yarın düzenlenecek 48. İstanbul Maratonu nedeniyle çok sayıda yol trafiğe kapatılacak. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü saat 03.00'te, maraton parkuru ise saat 06.00'da araç trafiğine kapatılacak. İşte kapanacak yollar ve trafiğe açılacakları saatler

"İkisi de sonradan engelli kaldı"

Filenin Sultanları'ndan Gizem Örge, katıldığı bir programda annesi İnayet Örge ve babası Salim Örge'nin sonradan engelli kalmasına neden olan sağlık sorunlarını anlattı. Örge, "Genetik bir problemleri yok, ikisi de sonradan engelli kaldı" dedi

"1 puan kötünün iyisi"

Kocaelispor Teknik Direktörü Selçuk İnan, 0-0 biten Çaykur Rizespor maçının ardından yaptığı açıklamada, "Süper Lig bu sene çok daha kaliteli ve zorlu. Bu ligde her puan çok değerli. 1 puan da kötünün iyisi. Her şey istediğiniz gibi gitmediğinde 1 puan iyidir" dedi.

Pendikspor 6 maç sonra kazandı!

Trendyol 1. Lig'in 13. haftasında Pendikspor, Fatih Karagümrük'ü 1-0 mağlup etti. 2. yarıda Damir Hrelja'nın kaydettiği golle ligdeki 6 maçlık galibiyet hasretini bitiren Pendikspor, puanını 14'e çıkardı. Fatih Karagümrük ise haftayı 16 puanla 10. sırada tamamladı.

Çocukları dijital dünyadan korumak için yaş sınırı yeterli mi?

Çocukların dijital dünyada korunmasına yönelik 15 yaş sınırı ve yaş doğrulama düzenlemesi 1 Kasım’da yürürlüğe giriyor. Sosyal medyanın beynin ödül mekanizması üzerindeki etkilerine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Leyla Çelebi, ergenlik dönemindeki riskleri ve ailelerin alabileceği koruyucu önlemleri sıraladı

Bakanlıktan kimsesizler için genelge

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kışın sokakta yaşayan kimsesizlerin barınma ve temel ihtiyaçlarının karşılanması için valiliklere, aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri ile sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına genelge gönderdi

Bursaspor ilk yarıda fişi çekti!

Trendyol 1. Lig'in 13. haftasında Bursaspor, sahasında Bandırmaspor'u 3-0 mağlup etti. İlk yarıda Halil Akbunar ile Lewis Baker'in (2) kaydettiği gollerle zirvedeki yerini koruyan Bursaspor, haftayı 31 puanla tamamladı. Bandırmaspor ise 14 puanda kaldı.

İBB, 4 yeni zemin altı otoparkı açtı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki İSPARK, 4 yeni zemin altı otoparkı hizmete açtı. Törende konuşan İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, otoparkların hepsinin metro istasyonlarına yakın veya bağlı olduğunu belirterek, bugün açtıkları 4 otoparkın toplam 1465 kapasiteli olduğunu söyledi

Çocuklara yapay zeka kısıtlaması

ABD'nin New York eyaletinde, 18 yaşından küçüklerin yapay zeka sohbet botlarıyla etkileşimlerini düzenleyen yeni yasa 28 Ekim'de imzalandı. Düzenleme, sohbet botlarının çocuklara insanmış veya duygulara sahipmiş gibi görünmesini engellemeyi amaçlıyor

"Ben hep aldatıldım"

Ünlü oyuncu Bahar Şahin, katıldığı programda dikkat çeken itiraflarda bulundu. Şahin, "Ben hep aldatıldım. Yakaladım da. Kanıt olmadan karşı tarafa hiçbir şey söylemem ama kanıt geldiği an konuşurum" dedi

Kızını ve erkek arkadaşını öldürmüştü! İşte ifadesi

Ankara'nın Mamak ilçesinde dün akşam saatlerinde 19 yaşındaki kızı Elif Kesen ile 53 yaşındaki erkek arkadaşı Ercan Oruç'u öldüren baba B.K.'nın ifadesi ortaya çıktı. Saldırgan B.K.'nın ise yaptığı ilk savunmasında amacının kızıyla konuşmak olduğunu, olay yerine bu niyetle gittiğini, Oruç'un kendisine küfür etmesi üzerine cinnet getirerek cinayetleri işlediğini söylediği belirtildi

Nev'in ağabeyinden iddialara yanıt

Geçtiğimiz hafta vefat eden şarkıcı Nev'in küs olduğu iddia edilen ağabeyi Zeyyat Doğansoy'un miras işlemleri başlattığı ileri sürüldü. Doğansoy, basına yansıyan haberlerden sonra avukatı aracılığıyla açıklama yaptı

Özel gereksinimli çocuklara atlı jimnastik

Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu tarafından bu yıl ilk kez açılan ve "atlı jimnastik" olarak bilinen "para voltij" branşında özel gereksinimli çocuklar ve gençler, at üzerinde jimnastik yaparak rehabilitasyon süreçlerini de destekliyor. Özel sporcular antrenörü Didem Şaşmaz, "Çok ciddi bir gelişim kaydedildi. Sporcuların birbirlerine yardım ettiklerini ve sosyal olarak gelişimler gösterdiklerini gözlemledim" dedi

Suriye'den 'Mekke Anlaşması' açıklaması

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, ülkesinin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na katılımını değerlendirmek üzere görüşmelerin sürdüğünü belirterek, Türkiye ile olan ilişkilerin siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda üst düzeyde seyrettiğini belirtti.

Yargıtay'dan milyonları ilgilendiren karar! Düğün sonrası araç hayali kuranlar dikkat!

Düğünde takılan altınlarla araba alma hayali kuranlara kötü haber Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nden geldi. Araç alımı için kadının bozdurulan bileziklerinin, "kendi rızası ile verdi" iddiasıyla geri iade edilmemesini yasaya aykırı bulan Yüksek Mahkeme, ziynetleri alan eşin, geri verilmemek üzere bağışlandığını ispatlayamaması halinde bileziklerin iadesine hükmetti

Dibi 1994'te görmüştü

Ata Yatırım'ın çalışmasına göre Borsa İstanbul'un piyasa değeri/GSYİH oranı şu anda 0.14x seviyesinde, tarihsel ortalama olan 0.21x'in yüzde 35 altına geriledi. Çalışmaya göre borsa, milli gelire oranla dibi 1994'te görmüştü. 2001 krizi 2008 global krizi ve FETÖ'nün darbe girişimi sonrası da borsa tarihi ortalamanın çok altına sarkmıştı. Ata Yatırım yayınladığı strateji raporunda borsanın 5 temel faktör tarafından yönlendirildiği analizini yaptı.

20 dakikalık yol 5 dakikaya indi

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Dallıkavak Tüneli'ne ilişkin, "Yolumuzu yaklaşık 4,5 kilometre kısaltarak 20 dakikadan sadece 5 dakikaya indirdik. Bu sayede toplam 103 milyon lira da yıllık buradan tasarruf elde etmiş olacağız." dedi

İspanya'da hakemler için tarihi karar!

İspanya LaLiga'da hakemler için tarihi bir karar alındı. Hakemler, her hafta seçilecek iki karşılaşmanın ardından canlı yayında kararlarını değerlendirecek. 2026-27 sezonunun 11. haftasında başlayacak uygulamanın ilk maçı, bugün oynanacak Levante-Atletico Madrid karşılaşması olacak.

Dolandırıcılar WhatsApp'ı hedef alıyor

Apple kullanıcılarını hedef alan yeni nesil Coruna yazılımı, WhatsApp hesaplarını sessizce ele geçirerek yakın çevreden borç ve para istenen dolandırıcılık vakalarını tetikliyor. Uzmanlar, mobil cihazların yazılım güncellemelerinin yapılmasını öneriyor. WhatsApp üzerinden gelen para taleplerinin karşı tarafı arayarak doğrulanması tavsiye ediliyor

Van-Bahçesaray yolunda mevsimin ilk karı yağdı

Van ile Bahçesaray ilçesini birbirine bağlayan ve yüksek rakımıyla kış aylarında zorlu ulaşım şartlarının yaşandığı 3 bin rakımlı Karabet Geçidi, mevsimin ilk kar yağışıyla birlikte beyaza büründü. Kar yağışının ardından bölgede çalışma başlatan Karayolları ekipleri, yolda ulaşımın aksamaması için kar temizleme çalışması yürüttü

Rekabet Kurumu fındık sektörüne yönelik sıkı takibini sürdürüyor

Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, fındık alım-satım pazarının önde gelen 6 teşebbüsü hakkında "ciddi rekabet ihlali" şüphesiyle soruşturma açtıklarını belirterek, "İncelemelerimiz sürecinde çiftçimizi mağdur eden, rekabeti ihlal eden ilave teşebbüsler tespit etmemiz durumunda onları da tereddütsüz soruşturmaya dahil edeceğiz" dedi

İran: Hamaney, üst düzey askeri yetkililerle görüştü

İran lideri Mücteba Hamaney’in ülkesinin üst düzey askeri yetkilileriyle bir araya geldiği bildirildi. Yazılı açıklamayla görüşmenin detayları duyurulurken, açıklamada olası bir saldırıya maruz kalınması durumunda bu yeni çatışmanın bitmesinin koşullarının İran tarafından belirleneceği vurgulandı.

İzmir'de yıllık 1500 ton atık çıkarılıyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi, yağışların ardından dereler ve yağmur sularıyla birlikte İzmir Körfezi'ne taşınan atıkları temizlik temizlemek için çalışma başlatıyor. Süpürge gemileri ve amfibi araçların yanı sıra kıyı temizlik ekiplerinin yürüttüğü çalışmalar sonucunda Körfez'den yılda ortalama bin 500 ton atık çıkarılıyor

Peribacası faciasında can vermişlerdi... Yürek yakan detay ortaya çıktı

Nevşehir'in Göreme beldesinde peribacasından kopan kaya parçalarının altında kalarak yaşamını yitiren ve 5 Temmuz'da hayatlarını birleştiren 31 yaşındaki Fatih Eray Tuna ile aynı yaştaki eşi Begüm Çetinkaya Tuna'nın cenazeleri, Sakarya'da toprağa verildi. Eray Tuna'nın, 1999 Marmara Depremi'nde enkazdan kurtarıldığı öğrenildi

Trendyol'da Kasım kampanyaları başlıyor

Trendyol, kullanıcıları için alışverişi daha erişilebilir hale getirirken satıcıları için yeni büyüme fırsatları yaratmaya devam ediyor. Platform, 1 Kasım’da “Erken Fırsatlar” ile başlayacak Kasım kampanyalarında ay boyunca kullanıcılarına farklı indirim ve avantajlar sunarak 120 milyon ürünü kullanıcılarla buluşturmayı hedefliyor. Pazarlamadan finansmana uzanan desteklerle satıcılarını da bu döneme hazırlayan Trendyol, Azerbaycan, Avrupa ve Körfez pazarlarına uzanan kampanyalarıyla Türkiye’deki işletmelerin e-ihracatını desteklemeyi ve uluslararası pazarlardaki konumlarını güçlendirmeyi amaçlıyor

Antalya'da Kültür Yolu heyecanı başladı

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali’nin açılışını gerçekleştirerek 9 gün boyunca 40’tan fazla mekânda 440’tan fazla etkinliğin düzenleneceğini açıkladı. Festivalin yanı sıra Antalya’ya yönelik kültür ve turizm yatırımlarını da değerlendiren Bakan Ersoy, COP31’in ardından EXPO alanında Türkiye’nin en büyük fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birinin hayata geçirilmesi için yeni bir yapılanmaya gidileceğini duyurdu

Dalyan'da çevreci dönüşümün öncüsü "Tomris Hatun"

Muğla'nın Ortaca ilçesindeki Dalyan Kanalı'nda çevre kirliliği ve motor gürültüsünü azaltmak amacıyla hayata geçirilen elektrikli tekne dönüşüm projesinin ilk örneği "Tomris Hatun", deneme sürüşlerini başarıyla tamamlayarak suya indirildi. Muğla Valiliği öncülüğünde yürütülen projeyle Dalyan kanalları ve Köyceğiz Gölü'nde faaliyet gösteren gezi ve yolcu teknelerinin aşamalı olarak elektrikli sisteme geçirilmesi, böylece bölgenin doğal dokusunun korunması amaçlanıyor

BEYLİKDÜZÜ BELEDİYE BAŞKANLIĞI

YOL İŞLERİ YAPTIRILACAKTIR BEYLİKDÜZÜ BELEDİYESİ FEN İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN 2026 YILI SAHİL MAHALLESİ MAVİ AKDENİZ CADDESİ VE KÖŞK CADDESİ KAZI VE ALT TEMEL MALZEME SERİLMESİ İŞİ yapım işi 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19 uncu maddesine göre açık ihale usulü ile ihale edilecek olup, tekli...

BM Genel Sekreterliğine aday gösterilen Sinirlioğlu, vizyon belgesinde hedeflerini açıkladı

Türkiye'nin BM Genel Sekreterliği için aday gösterdiği Sinirlioğlu, kaleme aldığı vizyon belgesinde çatışmaların önlenmesi, uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi ve BM'nin daha etkin bir yapıya kavuşturulmasına yönelik hedeflerini ortaya koydu.

İran, Sufizm ve olma sanatı üzerine düşünceler

İranlı gazeteci Shiva Akhavan Rad'ın İngilizce yaptığı bu mülakat, bianet editörleri tarafından Türkçe'ye çevrildi.


Hakan Mengüç için maneviyat, kesin cevaplara ulaşmaktan ziyade, bir hayatı şekillendiren sorulara nasıl açık kalınacağını öğrenmekle ilgili. Müzisyen, yazar ve Sufi düşüncesi eğitmeni olan Mengüç, şiir, müzik, seyahat, sessizlik, sevgi ve kim olduğumuzu ortaya çıkaran gündelik karşılaşmalar yoluyla içsel hayata yaklaşıyor.

Fars kültürüyle bağı, Rumi, Saadi ve Hafız’ın şiirleriyle kurduğu derin bağa dayanıyor. İran'da yaptığı yolculuk sırasında, yalnızca ülkenin edebî mirasıyla değil, kendi ifadesiyle şiirin kitapların ötesinde; sohbetlerde, evlerde, anılarda ve sıradan anlarda yaşamaya devam ettiği bir kültürle de karşılaştı. Düşünceleri daha geniş bir soruyu gündeme getiriyor: Şiir ve maneviyat yalnızca incelediğimiz konular değil de dünyayı görme ve içinde yaşama biçimleri olduğunda ne olur?

Bu sohbette Mengüç, rüyalar, dünyevi ve ilahi aşk, hayvanların bize şefkat ve kabullenme konusunda öğretebileceği dersler ve seyahatin kendisine güven ve insan ilişkileri hakkında öğrettikleri üzerine düşüncelerini paylaşıyor. Ayrıca sessizlik ve ney hakkında da konuşuyor; bu enstrümanı çalmanın zaman algısını nasıl değiştirdiğini ve şimdiki anı daha derinden deneyimlemesini nasıl sağladığını anlatıyor.

Ancak belki de en aydınlatıcı anlar, kesinlik ortadan kalktığı zaman ortaya çıkıyor. Yıllarca maneviyatı araştırdıktan sonra Mengüç, bazı gerçeklerin zihinsel olarak anlaşılabilse de kalbin bunları kabul etmesinin zor olabileceğini kabul ediyor. Bunların arasında kolay bir cevabı olmayan bir soru da var: Neden sevdiğimiz insanları ve şeyleri kaybetmek zorundayız?

Ortaya çıkan şey, maneviyatı bir cevaplar sistemi olarak ele alan bir sohbet değil, gizemle birlikte yaşamanın bir yolu; kesinliklere daha az bağlanmanın, şimdiki ana daha dikkatli olmanın ve cevapsız kalanlara daha istekli bir şekilde kulak vermenin bir yolu.

Fars şiirinde ve Sufi geleneğinde insan ve yaşamla ilgili hangi anlayış size en derinden hitap ediyor?

Tahran’dan bana ulaşmanız benim için son derece anlamlı. İran yalnızca büyük şairlere ev sahipliği yapmış bir ülke değil; aynı zamanda şiirin hâlâ yaşamın içinden seslendiği kadim bir hafıza.

Fars şiirinde ve Sufizmde beni en çok etkileyen şey, insanın tamamlanmış bir varlık değil, sürekli bir dönüşüm hâlinde olan bir yolcu olduğu anlayışıdır. Bu dünyaya kendimizi zaten bulmuş olarak gelmiyoruz; kim olduğumuzu yaşayarak, severek, kaybederek ve bazen de yolumuzu şaşırarak şekillendiriyoruz.

Sufizmde insan bir aynaya benzetilir. Ancak bu ayna zamanla tozlanır. Korkularımız, hırslarımız, kırgınlıklarımız ve beklentilerimiz gerçeği görmemizi zorlaştırır. Bu yolculuğun amacı başka biri olmak değil, bize eklenmiş olanları tek tek bırakıp özümüzde her zaman var olanı hatırlamaktır.

İşte bu yüzden beni en çok etkileyen düşünce şudur: Aradığımız gerçeklikten ayrı değiliz. Bazen bir ömür boyu kendimizin dışında aradığımız şey, nihayet kendi kalbimizin sessizliğinde bulunur.

Beni en çok etkileyen şahsiyetler, her şeyden önce Rumi, Şirazlı Saadi ve Hafız’dır.

“İran'da şiir kitapların içinde kalmıyor”

İran seyahatinizden zihninizde ve kalbinizde en derin iz bırakan şey nedir?

İran’ı düşündüğümde, belirli bir şehir ya da anıttan önce içimde bir duygu uyanıyor: Orada şiir hâlâ yaşıyor.

Bazı yerlerde şiir kitapların içinde kalır. İran’da ise şiirin insanların sohbetlerinde, bakışlarında, evlerinde ve gündelik hayatlarında yaşamaya devam ettiğini hissediyorsunuz.

İran'daki yolculuğum sırasında özellikle Tahran, İsfahan ve Tebriz beni çok etkiledi.

İran'da geçirdiğiniz süre boyunca, şiirin oradaki günlük hayata ne kadar derinden dokunduğunu hissetmenizi sağlayan bir an, bir sohbet, bir karşılaşma, bir yer ya da küçük bir gündelik sahne neydi?

Tahran'da bende en çok iz bırakan anlardan biri, kitapçılarla dolu bir bölgede yürürken yaşadığım andı. Birkaç kitapçıyla konuştum ve konuşma tarzlarında, ses tonlarında ve sorulara cevap verme biçimlerinde bende çok sıcak bir izlenim bırakan bir şey vardı. Onlar için edebiyatın yalnızca kitapların içinde kalan bir şey olmadığını hissedebiliyordunuz.

Daha sonra birkaç İranlı ailenin evine davet edildim. Mesnevi’ye olan ilgileri ve neredeyse herkesin şiirleri ezbere biliyor gibi görünmesi beni derinden etkiledi.

Bazen şiirden bir kültürün parçası olarak bahsederiz, ancak İran’da şiirin hâlâ günlük yaşamın içinde gerçekten yaşadığını hissettim.

Sanırım İran’ın bende bıraktığı en güçlü izlenimlerden biri de budur: Şiir, orada insanların yalnızca okuduğu bir şey değil; konuştukları, hatırladıkları ve içlerinde taşıdıkları bir şeydir.

Rüyaları nasıl yorumluyorsunuz? Hayatınızın gidişatını etkilemişler mi?

Rüyaları salt geleceği haber veren gizemli işaretler olarak görmüyorum. Benim için rüyalar, gündüzleri susturduğumuz seslerin geceleri konuşmaya başlamasıdır.

Gündüzleri zihnimiz çok gürültülüdür. Yapmamız gereken onca şey, korkularımız, sorumluluklarımız ve başkalarının bizden beklentileri arasında içimizdeki o ince sesi duyamayız. Uyuduğumuzda zihin nöbetini biraz gevşetir ve kalbin sakladığı görüntüler ortaya çıkmaya başlar.

Bazen rüyalar bize bir yön de gösterir. Onları anlayabilirsek bize derin bir içgörü sunabilirler.

Dünyevi aşk ve ilahi aşk

Dünyevi aşkın acısı, bir kişiyi aşk hakkında daha derin bir anlayışa yönlendirebilir mi?

Züleyha, Leyla ve Mecnun hikâyelerinde aşk, başlangıçta rahatlık veren bir duygu olarak ortaya çıkmaz. Aksine, kişinin bildiği düzeni altüst eder. Kişinin kim olduğunu, neye bağlı olduğunu ve neyi kaybetmekten korktuğunu ortaya çıkarır.

Dünyevi aşk ile ilahi aşkın düşman olduğuna inanmıyorum. Bazen bir kişi görünür bir güzellikle başlar ve görünmez bir gerçeğe ulaşır. Ancak bunun gerçekleşmesi için aşkın, sahip olma arzusundan öteye geçmesi gerekir.

Acı bizi dönüştürebilir; yalnızca kalbi kırdığı için değil, etrafındaki duvarların içinden bir geçit açtığı için. O açıklıktan geçerek kendimizi, diğer insanları ve hayatın kırılganlığını daha derinlemesine görmeye başlarız. Ve ışık genellikle yaradan içeri girer.

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu anlayış, beslenme düzeninize ve yaşam tarzınıza yansıyor mu?

Şefkatin yalnızca insanlara yöneltildiğinde eksik kaldığına inanıyorum. Şefkat, hangi türe ait olduğunu sormadan başka bir canlının acısını hissetme yeteneğidir.

Hayvanlar, yalnızca ihtiyaçlarımızı karşılamak için yaratılmış nesneler değildir; onlar, bu dünyayı paylaştığımız canlı varlıklardır. Onların da korkuları, bağları, alışkanlıkları ve kendilerine özgü bir varoluş biçimi vardır. Bir hayvanla samimi bir ilişki kuran herkes, bu ilişkinin yalnızca içgüdüden ibaret olmadığını anlar.

Ayrıca hayvanlarla sıcak bir bağ kuramayan bir kişinin, insanlarla da böyle bir bağ kurmakta zorlanacağına inananlardan biriyim.

“Hayvanlar bize sadece şefkati değil, kabullenmeyi de öğretiyor”

Hayvanlarla yaşadığınız hangi deneyimler, şefkat ve kabullenme konusundaki anlayışınızı şekillendirdi?

Çocukluğumdan beri hayvanlarla iç içe büyüdüm. Hayvanların en güzel yanlarından biri, hiçbir önyargıya sahip olmamalarıdır. Sizi olduğunuz gibi kabul ederler. Ancak onlarla gerçek bir bağ kurmak istiyorsanız, siz de onları oldukları gibi kabul etmeyi öğrenmelisiniz.

Örneğin, bir kediyi istediğiniz gibi davranmaya zorlayamazsınız. Onun karakterini, sınırlarını, size nasıl yaklaştığını ve nasıl uzaklaştığını anlamaya başlarsınız. Bence insanlar arasındaki pek çok çatışma tam da bu noktada başlar. Karşımızdakini olduğu gibi görmek yerine onu değiştirmeye çalışırız. Ve o değişmediğinde sinirlenir, hayal kırıklığına uğrar ya da mesafeli davranırız.

Bu yüzden hayvanların bize yalnızca şefkat değil, aynı zamanda kabullenmeyi de öğrettiğine inanıyorum. Bazen bizim için çok güzel öğretmenler olurlar ve bunu tek bir kelime etmeden yaparlar.

Çok kısıtlı imkânlarla seyahat etmek, insanlık ve güven konusundaki anlayışınızı nasıl değiştirdi?

Çok az şeyle seyahat ettiğinizde, sahip olduklarınızın sağladığı korumanın ötesine geçersiniz. Her şeyi önceden planlayamaz ya da her olasılığı kontrol edemezsiniz. İşte o zaman hayatla doğrudan yüzleşmeye başlarsınız.

Bu tür yolculuklarda bana en çok yardım edenler genellikle tamamen yabancılardı. Aynı dili konuşmasak ya da aynı kültürde büyümemiş olsak da aramızda görünmez bir bağ oluştu. Biri bana yolu gösterdi, diğeri bir öğün yemeğini paylaştı, bir başkası ise güvenli bir yere ulaşmama yardım etti.

Bu deneyimler bana güvenin naiflik olmadığını öğretti. Güven, tehlikeyi görmezden gelmek anlamına gelmez; her insanı yalnızca korkumuzun gözünden görmeyi reddetmek demektir.

Kitaplar bize insanlık hakkında bilgi verebilir. Ancak bir yabancı, karşılığında hiçbir şey beklemeden size şefkat gösterdiğinde, insanlık hakkında bildikleriniz bilgi olmaktan çıkar ve deneyime dönüşür.

Gerçek seyahat, yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Kendi önyargılarımızın ötesine geçmektir. Binlerce mil yol kat edebiliriz, ancak en büyük mesafe, bir yabancıyı kendimizden ayrı görmeyi bıraktığımız anda aşılır.

Bab'Aziz: Ruhunu Tefekkür Eden Prens Tunuslu / Senaryo yazarı ve yönetmen Nacer Khemir tarafından 2005 yılında çekildi.

İran sineması

İran sinemasıyla bağlantılı, sizi özellikle etkileyen bir film veya yönetmen var mı?

Beni en çok etkileyen filmlerden biri Bab’Aziz’dir. Yüzeysel olarak bakıldığında çölü aşan bir yolculuk gibi görünür; oysa gerçekte, bir kişinin kendi benliğinin derinliklerine yaptığı yolculuğu anlatır.

Filmin merkezinde yer alan kör derviş Bab’Aziz’in sükûneti, bana bazen gözlerimizle değil, kalbimizle daha derinden görebildiğimizi hatırlatır. Çölün sessizliği, müzik ve yol boyunca yaşanan karşılaşmalar, hayatın yalnızca ulaşılması gereken bir varış noktası değil, anlamaya çağrıldığımız bir varlık hâli olduğunu ima ediyor.

Bab’Aziz, Sufizmin en güzel gerçeklerinden birini taşıyor: Gerçeğe acele ederek değil, yavaşlayarak yaklaşırız. Her şeyi bilmemiz gerekmez; bazen henüz anlamadığımız bir yolda güvenle yürümeyi öğrenmeliyiz.

Bana göre gerçek sanat, sorularımızı elimizden alıp yerine cevaplar koymaz; bize daha derin sorular bırakır. Bab’Aziz bittikten çok sonra bile içimizde bir sessizlik olarak devam eder.

“Sessizlik, başka bir dilin başlangıcı”

Sessizlik hayatınızda nasıl bir yer tutar?

Benim için sessizlik, konuşmanın yokluğu değildir; başka bir dilin başlangıcıdır. İnsanlar sürekli konuştuklarında, genellikle kendilerini ifade ettiklerini sanırlar. Oysa bazen konuşmak, kendimizden kaçmanın en kolay yoludur. Sessizlikte kaçacak hiçbir yer kalmaz. Korkularımızla, özlemlerimizle ve içimizdeki cevapsız sorularla yüzleşiriz.

Ney çaldığımda da bunu hissediyorum. Müzik yalnızca sesle değil, sesler arasındaki boşluklarla da şekillenir. O boşluklar olmasaydı, duyduğumuz şey müzik değil, gürültü olurdu. Hayat da böyledir. Duraklamalarımız, sessizliklerimiz ve bekleme dönemlerimiz, hayatın ritminin bir parçasıdır.

Ney, Sufi düşüncesinde genellikle özlem ve ayrılıkla ilişkilendirilir. Çaldığınızda kişisel olarak ne hissediyorsunuz; içinizde, bir anlık da olsa, ne değişiyor?

Ney çaldığımda zaman algım değişiyor. Bazen zamanın tamamen durduğunu bile hissediyorum. Bir süreliğine geçmiş ve gelecek önemini yitiriyor, geriye yalnızca şimdiki an kalıyor.

O anda, bir şekilde şimdiki anı, sonsuzluğu ve hiçliği aynı anda hissediyorum. Bunu kelimelerle açıklamak kolay değil.

Benim için ney, yalnızca çaldığım bir enstrüman değildir. Bazen kendimden uzaklaşıp daha derin bir sessizliğe girmenin bir yolu hâline gelir.

Belki de bu yüzden ney çaldığımda, kendimi ifade ettiğimi değil, kendimden uzaklaştığımı hissediyorum.

Geçmişe saygı gösterirken onun tuzağına düşmemek

Geçmişe saygı gösterip onun tuzağına düşmeden nasıl ilerleyebiliriz?

Geçmişimizi tamamen silemeyiz, buna da gerek yok. Geçmiş, yalnızca yaşadığımız acılardan değil, bugünkü kişiliğimizi şekillendiren her karşılaşmadan oluşur.

Ancak geçmişe saygı göstermek, orada yaşamaya devam etmek anlamına gelmez. Bir öğretmene saygı duyabilirsiniz, ama hayatınızın geri kalanında aynı sınıfta oturmaya devam etmezsiniz. Geçmiş de aynıdır: Bize bir şeyler öğretir, sonra yolumuza devam etmemizi ister.

Bırakmak, unutmak anlamına gelmez. Birini asla unutmayabilirsiniz, ama onun yokluğunun şimdiki zamanınızı yönetmesine izin vermeyi bırakabilirsiniz. Eski benliğinizin korkuları etrafında hayatınızı kurmadan, bir zamanlar olduğunuz kişiye şefkat duyabilirsiniz.

Çoğu zaman, geçmişte olanlara değil, olmasını dilediğimiz şeylere tutunuruz. İyileşme, zaten gerçekleşmiş olanı değiştiremeyeceğimizi kabul ettiğimizde başlar.

Geçmişi yanımızda taşımakla onun tarafından taşınmak arasında büyük bir fark vardır. Geçmiş bize yön gösterebilir, ama kontrolü ele almamalıdır.

Bazen hayatın kapıları dışarıdan kilitli değildir. Eski kapının koluna elimiz hâlâ dayalı olduğu için yeni kapıyı açamayız. Dönüşüm, geçmişi inkâr etmek anlamına gelmez; ona şükretmek ve elimizi kapıdan nazikçe çekmek anlamına gelir.

Yıllarca maneviyatı araştırdıktan sonra, hayatla ilgili hâlâ tam olarak anlayamadığınız bir şey var mı; manevi bir fikir olarak değil, bir insan olarak?

Yıllar geçtikçe bir şeyi daha net anlamaya başladım: Entelektüel olarak anlayabildiğimiz, ancak duygusal olarak kabul etmekte hâlâ zorlandığımız şeyler vardır.

Örneğin, sevdiğimiz insanları neden kaybettiğimize, bazı insanların neden bu kadar büyük acılara katlandığına ya da hayatın neden bazen bu kadar adaletsiz görünebildiğine dair felsefi açıklamalar bulabiliriz. Sufizm de bu sorulara pek çok cevap sunar. Ancak yalnızca bir insan olduğunuzda, belirli sorular karşısında bildiğiniz her şeyin sessizliğe büründüğü anlar vardır.

Hâlâ tam olarak anlayamadığım bir şey, neden sevdiğimiz insanları ve şeyleri kaybetmek zorunda olduğumuzdur.

Belki de hayatın doğası budur. Her şey gelir ve her şey geçer. Aklım bunu anlıyor. Ama kalp, bunu her zaman aklın yaptığı kadar kolay kabul etmez.

Belki de insan olmanın bir parçası tam da budur: Tüm cevaplara sahip olmadan yaşamaya devam etmek.

(ŞA/VK/NÖ)

İlker Ortaç’tan dijital sergi ’LIMIT’: “Ben seyircinin arıza vermesini tercih ediyorum”

Biçimleri değişmiş bedenler, alışılmadık anatomik oranlar, maskelerin ardındaki yüzler… Sanatçı İlker Ortaç’ın LIMIT adlı dijital sergisi, grotesk figürlerden oluşan bir görsel dünya kuruyor. Feminist düşünürlerin sözleriyle buluşan bu bedenler, dayatılan sınırları ve tanımları sorguluyor.

Serginin mekânı anlatının bir parçası. Punkrockets Radio’nun canlı yayını eşliğinde gezilen sanal bir oto sanayide, ziyaretçiler Ortaç’ın 20 eseriyle karşılaşıyor. Tamir ve onarımla özdeşleşen bu mekân, bedenlere dayatılan düzeltme ve normalleştirme beklentilerini sorguluyor.

Ortaç, eserleriyle izleyici arasında ortaya çıkan gerilimi üretiminin bir parçası olarak görüyor. Sanatçıyla LIMIT’in ortaya çıkışını, bedenlere ilişkin toplumsal kabulleri ve izleyiciyle kurduğu ilişkiyi konuştuk.

Sergiyi buradan inceleyebilirsiniz.

Ağızdaki Şeker.

“Ben punk yaşayan bir sanatçıyım”

LIMIT'i dijital bir oto sanayi olarak tasarlamışsın ve sergiye Punkrockets Radio'nun canlı yayını eşlik ediyor. Dijital ortam, mekân ve müzik tercihlerinle nasıl bir deneyim yaratmayı amaçladın?

İnsanların “kaportayı düzeltelim” diye kendi aralarında konuştuğunu biliriz. Kaporta ilk aklıma burada geldi. Yıllardır aynı dertten yola çıkıp ortaya bir şeyler koymaya çalışıyorum. Bazen kısa film çekiyorum, bazen öykü, bazen roman yazıyorum. Bu sefer de çizerek anlattıklarımı toplayıp bir sergi formunda sunmayı amaçladım. Artık alışılmış, doğal olarak yaptığım şey oldu: Oraya gelenleri rahatsız etmek. Sonra oto sanayiyi düşündüm; arabayı götürdüğüm, yapılan işleri seyrettiğim, bir kenara çekilip sigara içip çay içtiğim anlar geldi aklıma. Böyle bir yerde benim çizdiklerim olsa, böyle bir yeri nasıl yapardım diye düşündüm. Taksim’de Mısır Apartmanı’ndaki bir sergi salonunu tamirhaneye çevirsem, çizdiklerimi oraya koysam, arkada punk müzik çalsa diye düşündüm. Ben punk yaşayan bir sanatçıyım. Ben de seyircilerin arasında gezinsem diye düşündüm. Elimdeki imkânlar önce bunu dijital olarak yapmaya yetiyordu. En azından eldekiyle bir şey yapıp sonra bu projeyi dünya turuna çıkarma fikriyle masanın başına oturdum.

“Benim çizdiğim bedenler çemberin dışında kalan bedenler”

Eserlerinde bedenler neredeyse hiçbir zaman alışıldık anatomik oranlarıyla karşımıza çıkmıyor. Bedenleri grotesk biçimlerde yeniden kurman, toplumsal olarak belirlenen “normal beden” fikriyle nasıl bir hesaplaşma içeriyor?

Bazen bir toplumda çoğunluğun inandığı, benimsediği, tercih ettiği şeyler normal olarak kabul ediliyor. Bunun dışındakiler ya yok edilmeye çalışılıyor ya da en iyi ihtimalle görmezden geliniyor. Benim çizdiğim bedenler de bu çemberin dışında kalan bedenler. Anatomik yapıları normal kabul edilen bedenlerin anatomik yapılarına uymadığı için insanlar bunları şüphe, endişe ve tedirginlikle karşılıyorlar. Onlarla bir münakaşaya giriyorlar. Bazen bu münakaşa eserlerle sınırlı kalmıyor, bunları üreten adamla da münakaşaya girdiklerine şahit oluyorum. Bunları üretirken böyle tepkiler alacağımı hayat deneyimlerimden bildiğim için kendime göre bir yalıtım geliştirdim: İzleyiciyle benim aramdaki münakaşayı pas geçip izleyiciyle eser arasındaki münakaşayı araya girmeden izlemek.

Timsah Maskesi.

“Maskeyi çıkarınca o insanı tanıyacağımızı düşünüyoruz”

Sergide maskeler dikkat çekici bir yer tutuyor. Maskenin hem gizlenmenin hem de kendini ifade etmenin bir aracı olabileceğini düşündüğümüzde, eserlerinde kimlik ve görünürlük arasındaki ilişkiyi nasıl ele alıyorsun?

Maskeyi çıkarınca o insanı tanıyacağımızı sanıyoruz. Ben bundan pek emin değilim. Üstümüzdeki kıyafet, saçımız, makyajımız, duruşumuz da birinin bizi nasıl gördüğünü etkiliyor. Çizimlerimdeki maskelere de böyle bakıyorum. Arkasında kim var diye merak edebiliriz ama o insan hakkında her şeyi bilmek zorunda değiliz. Ben biraz da neden onu hemen tanıyıp kafamızdaki bir yere yerleştirmek istediğimizle uğraşıyorum.

“Bazen insanın aklının karışması da iyi”

Sergide farklı dönemlerden ve düşünsel geleneklerden feminist isimlerin sözlerine yer veriyorsun. Beden ve iktidar ilişkisine farklı yaklaşımlar sunan bu düşünürleri bir araya getirirken nasıl bir düşünsel ilişki kurmayı amaçladın?

Çizimlerime bakarken bu kadınların söyledikleri de aklımdaydı. Sözlerini de yanlarına koymak istedim. Hepsi aynı şeyi söylemiyor; ben de öyleymiş gibi sunmak istemedim. Bir çizime bakıyorsun, sonra yanındaki sözü okuyorsun; belki dönüp çizime bir daha bakıyorsun. Benim istediğim biraz da buydu. O sözün çizimi açıklayıp konuyu kapatması gerekmiyor. Bazen insanın aklını biraz daha karıştırması da iyi.

Yeşil Ruj.

Eserleri kartpostal olarak paylaşılabilir kılman dikkat çekici. Grotesk imgeleri, geleneksel olarak hatıra ve kişisel iletişimle ilişkilendirilen kartpostal biçimiyle buluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?

Sosyoloji okurken bir arkadaşımın kartpostal üzerine yazdığı tezi okumuştum. O günden beri kartpostallar kafamda ayrı bir yerde. Birine kartpostal gönderince ona küçük bir armağan veriyorsun, alıp evinin bir köşesine koyabiliyor. Şu an bunu fiziksel yapamasam da dijitalde yapmayı seçtim. Bir gün fiziksel sergide de aynısını yapmak istiyorum. Böylece bu karakterler, bedenler, düşünceler, bir nevi ben, birinin evine kartpostal olarak girsin. Belgesel ya da kitapla girdiğim gibi, bir kere de kartpostal olarak.

“Sergi arıza veriyor”

Sergideki spot ışıkların çoğu sabitken yalnızca Kırmızı Beden ve Gülüş ve Yumruk eserlerinin üzerindeki ışıklar yanıp sönüyor. Bu iki eseri ışık aracılığıyla diğerlerinden ayırmanın ardında nasıl bir düşünce var?

Ne kadar duman, o kadar randıman. Arızayı seviyoruz. İzleyiciler gezerken de arıza verdiler, veriyorlar, verecekler. Sergi de arıza veriyor. Bence bu gayet dürüst bir şey.

Gülüş ve Yumruk.

“Ben seyircinin arıza vermesini tercih ediyorum”

Serginin sonunda izleyicinin kendi bedenine veya başkalarının bedenlerine bakışında nasıl bir değişim yaşamasını umuyorsun?

Daha önce Türk sinemasında sakatlık olgusu üzerine çalışmıştım. Melodramlarda sakatlığın çok acıklı anlatıldığını görüyoruz. Seyirci filmden çıkınca, bu politik ve ekonomik baskılara rağmen sağlam olduğu için hâline şükredip mutlu bir şekilde hayatına devam edebiliyor. Ben ise seyircinin arıza vermesini tercih ediyorum.

 

1973’te beyin dokusunda oluşan hasarla, Serebral Palsi ile doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde kütüphanecilik okudu. Mimar Sinan’da sosyoloji yüksek lisansı sırasında “Türkiye Sinemasında Sakatlık Olgusu” konulu tezini sundu, jüri görüşmesinin ardından okulu bıraktı.

1995’te kamu hizmetine girdi. Yıllarca kod yazdı. On beş yılın ardından roman, öykü ve senaryo yazmayı kod yazmaya tercih edip emekli oldu. Yazıp çizdikleri kasları kadar sert, politik duruşu kadar tavizsiz, bir punk kadar “siz ne dersiniz” derdinden uzak.

2001’de baba oldu. Eşini 2003’te, 2019’da hayatına giren köpeğini ise 2025’te kaybetti. Her ikisine de kanserle uzun süren mücadelelerinin ardından veda etti.

 

(EG/NÖ)

Alkis Alkaios: Yunanistan’ın görünmeyen söz yazarı

Yunanistan Müzik Coğrafyası serimizin bu bölümünde bir söz yazarının, Alkis Alkaios’un yaşam öyküsüne yer veriyoruz. Cunta tarafından 1972’de tutuklanıp işkence gören Alkaios, ömrünün son otuz yılını hastalık nedeniyle evden çıkmadan geçirir ve bu yıllarda Yunanistan’ın en çok söylenen şarkılarından pek çoğunu yazar.

Yunanistan Müzik Coğrafyası
Yunanistan Müzik Coğrafyası
19 Haziran 2026

Yunanistan’da “Aşka Dair”i (Ερωτικό), “Sabah Sigarası”nı (Πρωινό τσιγάρο) ya da “Roza”yı (Ρόζα) ezbere bilen pek çok kişi, bu şarkıların sözlerini yazan kişinin yüzünü hiç görmemiştir. Alkis Alkaios televizyona çıkmaz, konserlere gelmez, gazetecilerle yüz yüze görüşmez ve bu yüzden bir dönem onun aslında var olmadığı bile konuşulur. Yakın çalışma arkadaşı besteci Thanos Mikroutsikos onu “görünmez bir söz yazarı” diye anar, bir başka konuşmasında da onun için “söz yazarı rolüne girmiş bir şair” der.[1] Görünmezlik yalnızca bir tercih değildir. Alkaios’un kamuoyundan uzak geçen hayatı, cunta yıllarında gördüğü işkenceden ve işkencenin ağırlaştırdığı hastalıktan ayrı düşünülemez. Bu hayattan çıkan şarkılar, Mikroutsikos’un deyişiyle, kişisel aşk şiiriyle bir kuşağın siyasi kaygılarını aynı dizelerde birleştirir.[2]

Sınırdaki bir köyden cuntanın işkencehanelerine

Gerçek adı “Vangelis Liaros” olan Alkis Alkaios, 23 Kasım 1949’da, iç savaşın sona erdiği yıl, Thesprotia’nın Arnavutluk sınırına yakın Kokkinia köyünde doğar. Ailesi o küçükken İyon Denizi kıyısındaki Parga’ya yerleşir. Elli yıl boyunca yakın arkadaşı olan demirci Stavros Doumas’ın anlattığına göre Alkaios, Parga’yı gençliği, aşkı, şarkısı ve İthaka’sı olarak görür ve “Parga’nın Baharı” (Άνοιξη της Πάργας) şarkısını da bu kasabaya yazar.[3] “Alkis” takma adını, İkinci Dünya Savaşı’nda Yunan Halk Kurtuluş Ordusu (ELAS) saflarında savaşan ve yirmi üç yaşında öldürülen amcasından alır. Adını bir direnişçiden alan Alkaios, yazmaya da erken başlar. 1967’de, henüz on sekiz yaşındayken, 1920’lerin Yunan şiirinde memur hayatının sıkıntısını ve kentli yalnızlığı alaycı bir dille yazan Kostas Karyotakis üzerine kısa bir deneme yayımlar. Karyotakis’in şiiri, Alkaios’un yazdıklarının “hocası” olarak anılır.[4]

Aynı yıl, 21 Nisan 1967’de albaylar cuntası yönetime el koyar. Alkis, Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken politikleşir. Bunda amcasının etkisi kadar, cunta yıllarında üniversite öğrencilerinin toplandığı, gitar ya da piyano eşliğinde sözün öne çıktığı küçük müzik salonları olan buat’larda dönen şarkılar da rol oynar.[5] Bu yıllarda cuntaya karşı direnişin en bilinen adlarından biri, 1968’de diktatör Georgios Papadopoulos’a suikast girişiminde bulunduğu için yakalanan, işkence gören ve yıllarca hapiste kalan Aleksandros Panagoulis’tir.[6] Alkaios 1972’de Panagoulis’in çevresindeki direnişçilere yardım ettiği için tutuklanır. Aranan insanları saklamış, onlara bakmış ve yurt dışına kaçmalarına yardım etmiştir.[7]

Ağustos’tan Aralık’a kadar beş ay gözaltında kalır. Önce Atina’daki Bouboulinas Sokağı’nda bulunan Genel Asayiş Müdürlüğü’nde, ardından Askeri Polis’in Özel Sorgu Birimi EAT-ESA’da tutulur. Bu iki yer, cunta yıllarının en bilinen işkence merkezleridir. EAT-ESA’da dolaşan söz, oraya girenin ya dost ya da sakat olarak çıkacağıdır.[8] Alkaios burada falaka, dayak ve elektrik işkencesi görür.[9] EAT-ESA’ya ayakları üzerinde girer, sedyeyle çıkar. Serbest bırakıldıktan sonra uzun süre yatağa bağlı yaşar ve pipetle beslenir. Gençliğinde hafif seyreden ankilozan spondilit hastalığı işkencelerden sonra ağırlaşır, attığı her adım ona acı verir ve bu hastalık hayatının geri kalanını belirler.[10]

*Atina’da eski EAT-ESA binası. Cunta döneminde Askeri Polis’in sorgu birimi olan yapı bugün Antidiktatörlük Demokratik Direniş Müzesi olarak kullanılıyor.

Cunta sonrası: Mikroutsikos’la tanışma ve “Ambargo” albümü

Cunta Temmuz 1974’te çöker. Yunanistan’da bu tarihten sonraki döneme “rejim değişikliği” anlamına gelen Metapolitefsi (Μεταπολίτευση) adı verilir. Cunta yıllarında yasaklanan Mikis Theodorakis şarkıları yeniden sahnelere çıkar ve siyasi şarkı bu ilk on yılda konserlerde, öğrenci eylemlerinde, parti festivallerinde geniş bir dinleyiciye ulaşır.[11] Alkaios cuntadan sonra Atina’da Veranzerou Sokağı’nda bir avukatlık bürosu açar. 1977’de Yunanistan Komünist Partisi’ne (KKE) üye olur ve partinin Attika’daki avukat, bilim insanı ve sanatçı örgütüne bağlanır. Bürosunda avukat yoldaşlarıyla birlikte partinin işçi bürosu adına çalışır ve sendikalara hukuki destek verir.[12]

Şarkı sözü yazarlığı da bu yıllarda başlar. Thanos Mikroutsikos 1978’in başında, KKE’nin yayın organı Rizospastis’te “Alkis Alkaios” imzasıyla yayımlanan bir şiiri okur, hemen besteler ve şairi aramaya koyulur. Karşısına çıkan kişi avukat Vangelis Liaros’tur. İkisi arasında ölüme kadar sürecek bir dostluk ve işbirliği böyle başlar. Alkaios iki yıl içinde Mikroutsikos’a yüz kadar şarkı sözü gönderir, besteci bunların kırkını besteler.[13] İlk ortak şarkıları “Şubat 1848” (Φλεβάρης 1848), 1978’de Maria Dimitriadi’nin sesiyle “Özgürlük Şarkıları” (Τραγούδια της λευτεριάς) albümünde yayımlanır. Şarkının adı, Komünist Manifesto’nun yayımlandığı ve Paris’te barikatların kurulduğu Şubat 1848’e gönderme yapar.[14] Bunu 1980’de “Hava Durumu” (Δελτίο καιρού), 1982 baharında da bütün sözleri Alkaios’a ait “Ambargo” (Εμπάργκο) albümleri izler. Maria Dimitriadi, Kostas Karalis, Vlasis Bonatsos ve Manolis Mitsias’ın seslendirdiği, caz ve rock etkileri taşıyan “Ambargo”nun şarkıları açık bir siyasi tavır taşır. Alkaios, dönemin diğer siyasi söz yazarlarından farklı olarak yalnızca Yunanistan’ı yazmaz. Albümün açılış şarkısı “Gamagrafi (Salvador ’80)” (Γαμμαγραφία (Σαλβαδόρ ’80)), adını gama ışınlarıyla görüntüleme tekniğinden alır ve El Salvador’daki iç savaşı anlatır. Şarkıyı seslendiren Maria Dimitriadi, onu El Salvador’da çocukların katledildiği bir kıyımla ilişkilendirir.[15]

*Alkis Alkaios, Thanos Mikroutsikos ve Maria Dimitriadi ile stüdyoda “Ambargo”nun kaydı sırasında (1982)

1983’te Mikroutsikos’un kurduğu ET.NE.M. yayınevinden “Ambargo - Şiirler” (Εμπάργκο - Ποιήματα) adlı kitabı çıkar. Bu, Alkaios’un yayımladığı tek şiir kitabıdır ve “Buz Üstünde Alıştırmalar” (Ασκήσεις επί πάγου), “Çöküş Üzerine Yorumlar” (Εκδοχές για την παρακμή) ve “Ambargo” başlıklı üç bölümden oluşur. Kitap ve aynı adlı albüm, Alkaios’un kuşağının yaşadığı dışlanmanın ifadesi olarak okunur.[16] Kitapta besteci Manos Loizos’a adanan “Sabah Sigarası” (Πρωινό τσιγάρο) şiiri de yer alır. Bu şiirin arkasında bir pişmanlık vardır. Alkaios 1980’lerin başında yalnızca Mikroutsikos için yazacağını söyler ve Loizos’un söz isteğini geri çevirir. Loizos Eylül 1982’de 44 yaşında ölünce Alkaios, Mikroutsikos’un anlatımıyla, suçluluk duyar. Şiir ertesi yıl Mikroutsikos’un ısrarıyla Notis Mavroudis’e verilir ve Alkaios’un en bilinen şarkılarından birine dönüşür.[17]

                                                                                                                                      Şubat 1848

“Cape Verdeli Manuel Duarte,

Belki yüzünü hiçbir zaman göremeyeceğim,

Ama kanla yazılmış o satırlarına bakılırsa,

Kavurucu bir güneşle dolu olmalı...

Panamalı kardeşim Elberto Cobos,

Belki sesini hiçbir zaman duyamayacağım,

Ama rüzgarın getirdiği haberlere bakılırsa,

Tıpkı toprağın gibi hiç susmuyor olmalı...

Şeria kıyılarından Naim Ashab,

Belki hiçbir zaman el sıkışamayacağız,

Yine de yanı başımda uyanık bekliyor aynı yıldız,

Senin de başucunda nöbet tutan; bu yeter bana...

Bu gece birleştirdi kalplerimizi aynı umutlar,

Anlık bir titreşimde bile olsa,

Yolumuzu aydınlatırken sayfaları

Komünist Manifestomuzun...”[18]

“Sabah Sigarası”ndan “Yüzyılın Barakası”na

1984’te “Sabah Sigarası” Notis Mavroudis’in bestesiyle yayımlanır. Aynı yıl Alkaios hastalığı yüzünden uzun süre ayakta duramaz hâle gelir ve Veranzerou’daki bürosunu kapatır. Bundan sonra hayatını yalnızca yazarak sürdürür.[19] 1984’ten sonraki döneminde dili de değişir. Gündelik hayattan alınmış somut sahnelerle gerçeküstü imgeleri aynı şarkıda yan yana getirmeye başlar. Mikroutsikos’la yaptığı “Aşka Dair”in (Ερωτικό) sözlerinde tarihsel göndermelerle iç gözlem birleşir. Şarkıyı ilk kez Manolis Mitsias söyler, sonra Haris Alexiou da yorumlar. Vasilis Papakonstantinou’nun en büyük başarılarından “Viktoria”nın (Βικτώρια) sözlerini de Alkaios yazar.[20]

Sabah Sigarası

“Gün ağarıyor, şehrin tatil günü bugün,

Mahallemizde tütüyor bir baca.

Bense seni arıyorum bir sabah sigarası gibi,

Ve acı bir kahve gibi, acı bir kahve gibi...

Sokaklar bomboş, görünmüyor tek bir can,

Ve ay henüz kayboldu batıda.

Bense seni arıyorum kaçınılmaz bir çare gibi,

Ve bir gündoğumu gibi, bir gündoğumu gibi...

Güneş doğdu, radyo son ses açılmış,

Tasos adında birine ağlayan bir kasap havasıyla...

Bense tüm bahsimi sana yatırıp sonra pas geçiyorum,

Körler karesinde, körler karesinde...”

1989’da Dionysis Theodosis’in ilk albümü “Bir Kahve Süresince” (Όσο κρατάει ένας καφές) çıkar. Mikroutsikos’un bestelediği albümdeki on üç şarkının on birinin sözleri Alkaios’a aittir ve albüme adını veren şarkı, geceyi yalnız geçirmek istemeyen birinin bir kahve süresince de olsa yakınlık arayışını anlatır.[21] 1996’da Mikroutsikos’un besteleri ve Dimitris Mitropanos’un sesiyle “Yüzyılın Barakasında” (Στου αιώνα την παράγκα) yayımlanır. Albümün sözlerinin büyük bölümü Alkaios’undur ve şarkılar hatırlama, yas, kırılma anları ve inatçı bir direnme duygusu etrafında döner. Albümün merkezindeki şarkı “Roza”dır (Ρόζα). Alkaios şiiri 1976’da yazıp Mikroutsikos’a göndermiştir; şarkıya dönüşmesi yirmi yıl alır. Ağır tempolu, içe dönük sözlerle yazılan şarkı, 20. yüzyılın devrimci deneyimlerine ve onların ardından gelen hayal kırıklıklarına dair bir iç konuşma gibi okunur. Roza’nın kim olduğu hep tartışılır. Kimi yorumlar onu Rosa Luxemburg’la, kimileri rebetiko şarkıcısı Roza Eskenazi’yle ilişkilendirir, Alkaios ise bu soruya hiçbir zaman açık bir yanıt vermez. Mikroutsikos’un anlattığına göre Mitropanos şarkının ağırlığı karşısında iki hafta boyunca onu söyleyemez. Sonra sahnede “Roza”yı söylerken yaptığı ağır zeibekiko, şarkının en çok hatırlanan görüntülerinden biri olur.[22]

Albüme son anda eklenen “Her Daim Gülümseyenler” (Πάντα γελαστοί) şarkısının hikâyesi ise iki farklı biçimde anlatılır. Mikroutsikos’a göre Alkaios şarkıyı, Ağustos 1996’da Kıbrıs’ta ara bölgede Türk bayrağını indirmek için direğe tırmanırken vurularak öldürülen Kıbrıslı Rum Solomos Solomou’ya ithaf eder. Miltos Paschalidis ise Alkaios üzerine yazdığı kitapta başka bir hikâye anlatır. Ona göre şarkı Solomou’nun ölümünden önce yazılmış ve Mikroutsikos tarafından bestelenmiştir. Alkaios şarkıyı o yıl hayatını kaybeden üç kişiye, Kıbrıslı Rumlar Tasos Isaak ve Solomos Solomou ile anarşist Christoforos Marinos’a adar.[23] İki anlatı arasındaki fark küçük değildir. Mikroutsikos’un aktardığı biçimiyle şarkı, Kıbrıs meselesinin milliyetçi anma dili içinde okunabilir. Paschalidis’in anlattığı ithaf ise 1996’da ölen farklı siyasi figürleri yan yana getirir ve şarkıyı bu dilin dışına taşır.

Roza

“Dudaklarım kuru ve susuz

Asfaltta su arıyor,

Geçip gidiyor yanımdan araçlar

Sense fırtınanın bizi beklediğini söyleyip

Nemli bir kabareye sürüklüyorsun beni.

Birlikte yürüyoruz aynı yolda

Ama ayrı ayrı hücrelerimiz,

Dolanıp duruyoruz büyülü bir şehirde.

Artık ne aradığımızı bilmek istemiyorum,

İki öpücük bağışlasan yeter bana.

Rulet oynayıp kaybediyorsun beni

Kâbus gibi bir masalın içinde.

Bir böceğin fısıltısı şimdi sesim,

Sarmaşık gibi hayatım,

Kesip atıyorsun beni boşluğa.

Zorunluluk nasıl da dönüşür tarihe,

Tarih nasıl da dönüşür sessizliğe...

Neden bakıyorsun bana öyle uyuşmuş halimle, Roza?

Bağışla beni, anlayamıyorum

Ne söylediğini bilgisayarların ve sayıların.

Kömürden ve kükürtten aşkım,

Nasıl da değiştirmiş seni zaman...

Üstümüzden geçip gidiyor araçlar

Ve ben, sisin ve fırtınanın ortasında

Aç uyuyorum senin yanında.

Zorunluluk nasıl da dönüşür tarihe,

Tarih nasıl da dönüşür sessizliğe...

Neden bakıyorsun bana öyle uyuşmuş halimle, Roza?

Bağışla beni, anlayamıyorum

Ne söylediğini bilgisayarların ve sayıların.”

Mitropanos ile Alkaios’un yolu üç yıl sonra yeniden kesişir. Alkaios 1998’de Marios Tokas’la bütün sözlerini kendisinin yazdığı “Alp Yıldızı” (Εντελβάις) albümünü hazırlar. Albümü Giorgos Dalaras söyleyecektir. Ama Dalaras, bir dizede geçen Türkçe kökenli “karşı” (καρσί) sözcüğüne itiraz eder ve yerine “şarap” (κρασί) konmasını ister. Alkaios, dizenin anlamı değişir diye bunu reddeder. Anlaşmazlık albümü yaklaşık bir yıl geciktirir ve “Alp Yıldızı” 1999’da Dalaras’ın değil Mitropanos’un sesiyle çıkar.[24] Mitropanos albümün kitapçığına yazdığı kısa notta Tokas ve Alkaios’u “sevdiğim bir müzik geçmişiyle bağlı olduğum iki insan” diye anar ve şarkılarına sesini katmaktan onur duyduğunu söyler. Albümde yayımlanan “Kif” (Κιφ) ve “Alp Yıldızı” gibi şarkılar Mitropanos’un repertuarının kalıcı parçaları olur.[25]

Aynı yıllarda yeni işbirlikleri başlar. 1998’de Sokratis Malamas’la “13.000 Gün” (13.000 μέρες) albümünde ilk kez bir araya gelir. Bu işbirliği “Bekçi ile Kral” (Ο φύλακας και ο βασιλιάς, 2000), “Bir” (Ένα, 2002) ve “Geçit” (Πέρασμα, 2010) albümleriyle sürer. Malamas’la yazdığı şarkılarda halk müziği geleneğine yaslanan yeni bir dil ortaya çıkar ve gemicilerin, limanların şairi Nikos Kavvadias ile Kostas Ouranis’in yolculuk şiirine yakın bir ton belirginleşir.[26] 2000’lerde Miltos Paschalidis’le “Batık Çapalar” (Βυθισμένες άγκυρες, 2001) ve “Tek Vatanım Zamandır” (Η μόνη μου πατρίδα είναι ο χρόνος, 2003) albümlerinde çalışır. 2006’da Mikroutsikos’la “Harika Yalnızlar” (Υπέροχα μονάχοι) albümünü yayımlarlar. Son çalışması, öldüğü yıl Babis Stokas’la yaptığı “Delilerin Avlusu”dur (Η αυλή των τρελών, 2012).[27]

Atina ile Parga arasında iki odalık bir hayat

Alkaios, Paschalidis’in anlatımına göre yaklaşık otuz yıl boyunca biri Atina’nın Kato Kifisia semtinde, diğeri Parga’da olmak üzere iki odada yaşar. 1982’de “Ambargo” için katıldığı bir televizyon programı ve bir radyo yayını dışında kamuoyunun karşısına pek çıkmaz. Difono dergisi bir söyleşi için onu ziyaret etmeyi planladığında ağır hareket kısıtlılığı buna izin vermez ve söyleşi yazışma yoluyla yapılır.[28] Mikroutsikos onun zor bir insan olduğunu, ama bunun için haklı nedenleri bulunduğunu söyler. Mikroutsikos’a göre Alkaios hayatı hayal gücüyle yaşar ve bu hayal gücünün merkezinde aşk tutkusu vardır.[29] Paschalidis’in aktardığı bir olay, Alkaios’un işkenceyle nasıl yaşadığını da gösterir. Yıllar sonra Atina’daki Evelpidon adliyesinde, bir duruşma salonunun önünde işkencecilerinden biriyle karşılaşır. Alkaios ona “Beni hatırlıyor musun?” diye sorar, adam hatırlamaz. Alkaios birlikte askerlik yaptıklarını, yalnızca birinin üstte, diğerinin altta olduğunu söyler ve arkasını dönüp gider. İkinci işkencecisini bir gemide, kardeşiyle birlikteyken görür. Kardeşi adamı göstermesini ister, Alkaios göstermez ve bunun önemi olmadığını söyler.[30]

Alkis Alkaios 10 Aralık 2012’nin ilk saatlerinde, 63 yaşında, kanser nedeniyle hayatını kaybeder ve ertesi gün Parga’da toprağa verilir.[31] 5 Ekim 2016’da Atina’daki Herodes Atticus Odeonu’nda Vasilis Papakonstantinou, Christos Thivaios, Miltos Paschalidis ve Babis Stokas’ın katıldığı bir anma konseri düzenlenir. Mikroutsikos konser öncesi söyleşilerinde, Alkaios’un yazdıklarının genişliğini göstermek için aslında on günlük bir program gerektiğini söyler. Ona göre Alkaios, 1980 sonrası Yunanistan’da şarkı yazan en önemli dört beş isimden biridir ve şarkının dilini yenilemiştir.[32] 2019’da Metronomos yayınevi bestelenmiş 187 şarkı sözünü “Patision ile Masal’ın Köşesi” (Πατησίων και Παραμυθιού γωνία) adıyla tek kitapta toplar. Kitabın adı, Atina’nın en işlek caddelerinden Patision ile “masal” anlamına gelen paramythi sözcüğünü bir sokak köşesinde buluşturur.[33]

*Alkis Alkaios’un vefatından 10 yıl sonra Parga Belediyesi bir meydana adını verip bir yazıt yerleştirdi. (Kaynak: Atpreveza.gr)

Alkaios bugün Kostas Tripolitis ve Lina Nikolakopoulou ile birlikte, Yunanistan’da şarkı dilini değiştiren ve her biri kendi okulunu kuran üç söz yazarından biri sayılır.[34] Ama onu yalnızca iyi bir söz yazarı olarak düşünmek eksik kalır. Alkaios, cunta şiddetinin bedeninde bıraktığı izle yaşayan, buna rağmen yazmayı ve taraf olmayı sürdüren bir şairdir. El Salvador’dan Kıbrıs’a, Parga’dan Atina’nın arka sokaklarına uzanan şarkıları da bu yüzden hem kişisel hem siyasi bir hafıza taşır. Alkaios’un kendisi hiçbir sahneye çıkmaz. Şarkıları ise Maria Dimitriadi’den Dimitris Mitropanos’a, Sokratis Malamas’tan Miltos Paschalidis’e farklı kuşaklardan seslerle söylenmeye devam ediyor.

Dipnotlar:

[1] “Το in.gr στις πρόβες για το αφιέρωμα στον Άλκη Αλκαίο,” in.gr, 4 Ekim 2016, erişim 29 Ekim 2026, https://www.in.gr/2016/10/04/interviews/to-in-gr-stis-probes-gia-to-afierwma-ston-alki-alkaio/; Έλλη Δέδε, “Άλκης Αλκαίος: Μαρτυρίες από την άγνωστη ζωή του μεγάλου στιχουργού,” Δρόμος της Αριστεράς, 4 Ocak 2026, erişim 29 Ekim 2026, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; Κώστας Μπαλαχούτης, “Άλκης Αλκαίος - Η γραφή του όλη,” Ogdoo.gr, 2 Ocak 2017, erişim 29 Ekim 2026, https://www.ogdoo.gr/prosopa/afieromata/alkis-alkaios-i-grafi-tou-oli; “Πώς αντιδρά κάποιος όταν συναντά μετά από χρόνια το βασανιστή του;” Μηχανή του Χρόνου, 19 Temmuz 2018, erişim 29 Ekim 2026, https://www.mixanitouxronou.gr/pos-antidra-kapoios-otan-synanta-meta-apo-chronia-to-vasanisti-toy-to-megaleio-stoy-stichoyrgoy-alki-alkaioy-poy-ezise-me-sovara-provlimata-ygeias-meta-apo-5-mines-sto-kolastirio-tis-mpoympoylinas/.

[2] Μιχάλης Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, 28 Eylül 2016, erişim 29 Ekim 2026, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio.

[3] “Άλκης Αλκαίος,” Βικιπαίδεια, erişim 29 Ekim 2026, https://el.wikipedia.org/wiki/Άλκης_Αλκαίος; “Ο ποιητής και στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Νόστιμον Ήμαρ, 10 Aralık 2020, erişim 29 Ekim 2026, https://www.nostimonimar.gr/alkis-alkaios/; Σταύρος Δούμας, “«Μίλα σιγά…»,” Εφημερίδα των Συντακτών, 12 Aralık 2022, erişim 29 Ekim 2026, https://www.efsyn.gr/?p=1220149.

[4] “Ο ποιητής και στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Νόστιμον Ήμαρ, https://www.nostimonimar.gr/alkis-alkaios/; “Πέθανε ο Άλκης Αλκαίος,” Lifo, 10 Aralık 2012, erişim 29 Ekim 2026, https://www.lifo.gr/node/142010.

[5] Δέδε, “Άλκης Αλκαίος: Μαρτυρίες από την άγνωστη ζωή του μεγάλου στιχουργού,” Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; “Ο Άλκης Αλκαίος πορεύτηκε με πηγή έμπνευσης την τελική μάχη που δε δόθηκε ακόμα,” 902.gr, 20 Aralık 2022, erişim 29 Ekim 2026, https://www.902.gr/eidisi/politiki/315461/o-alkis-alkaios-poreytike-me-pigi-empneysis-tin-teliki-mahi-poy-de-dothike.

[6] “Η Πρωτομαγιά που έφυγε ο Αλέκος Παναγούλης,” To Vima, 1 Mayıs 2019, erişim 29 Ekim 2026, https://www.tovima.gr/2019/05/01/politics/i-protomagia-pou-efyge-o-alekos-panagoulis/.

[7] Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; “Άλκης Αλκαίος: «Ωδή σε ένα δρομέα αντοχής»,” Musicpaper.gr, 3 Ekim 2016, erişim 29 Ekim 2026, https://www.musicpaper.gr/topics/item/1761-alkis-alkaios-stixoii-wdoi.

[8] “Άλκης Αλκαίος: «Ωδή σε ένα δρομέα αντοχής»,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/topics/item/1761-alkis-alkaios-stixoii-wdoi; “Τα κολαστήρια της Χούντας στην Αθήνα,” Alfavita, erişim 29 Ekim 2026, https://www.alfavita.gr/koinonia/218669_ta-kolastiria-tis-hoyntas-stin-athina.

[9] Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/.

[10] “Άλκης Αλκαίος, Μπουμπουλίνας και ΕΑΤ-ΕΣΑ,” Κατιούσα, 17 Kasım 2018, erişim 29 Ekim 2026, https://www.katiousa.gr/istoria/alkis-alkaios-mpoumpoulinas-kai-eat-esa/; Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; “Άλκης Αλκαίος: «Ωδή σε ένα δρομέα αντοχής»,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/topics/item/1761-alkis-alkaios-stixoii-wdoi.

[11] Αναστασία Νικολοπούλου, “Το πολιτικό τραγούδι την πρώτη δεκαετία της μεταπολίτευσης (1974-1984). Η περίπτωση του Άλκη Αλκαίου” (yüksek lisans tezi, Yanya Üniversitesi Müzik Bölümü, Arta, 2023), erişim 29 Ekim 2026, https://olympias.lib.uoi.gr/jspui/handle/123456789/37652.

[12] “Απεβίωσε ο ποιητής και στιχουργός Άλκης Αλκαίος - Τα συλλυπητήρια του εξέφρασε το ΚΚΕ,” 902.gr, 10 Aralık 2012, erişim 29 Ekim 2026, https://www.902.gr/eidisi/politismos/4099/apeviose-o-poiitis-kai-stihoyrgos-alkis-alkaios-ta-syllypitiria-toy-exefrase; “Ο Άλκης Αλκαίος πορεύτηκε με πηγή έμπνευσης την τελική μάχη που δε δόθηκε ακόμα,” 902.gr, https://www.902.gr/eidisi/politiki/315461/o-alkis-alkaios-poreytike-me-pigi-empneysis-tin-teliki-mahi-poy-de-dothike.

[13] Μιχάλης Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, 28 Eylül 2016, erişim 29 Ekim 2026, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio.

[14] “«Μα που ακόμα δε χαράζει…»,” Lifo, erişim 29 Ekim 2026, https://www.lifo.gr/node/187941; “Άλκης Αλκαίος: «Ωδή σε ένα δρομέα αντοχής»,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/topics/item/1761-alkis-alkaios-stixoii-wdoi. Musicpaper yazısı bu bilgiyi, Iraklis Oikonomou’nun Alkaios’un şarkılarındaki tarihsel öğeler üzerine çalışmasından aktarıyor.

[15] “Εμπάργκο,” stixoi.info, erişim 29 Ekim 2026, https://stixoi.info/albums/482; Φώντας Τρούσας, “«Εμπάργκο»: Μια νέα ανάγνωση ενός ιστορικού δίσκου του Θάνου Μικρούτσικου,” Lifo, erişim 29 Ekim 2026, https://www.lifo.gr/culture/music/empargko-mia-nea-anagnosi-enos-istorikoy-diskoy-toy-thanoy-mikroytsikoy; “«Μα που ακόμα δε χαράζει…»,” Lifo, https://www.lifo.gr/node/187941.

[16] “Έφυγε από τη ζωή ο στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Πρώτο Θέμα, 10 Aralık 2012, erişim 29 Ekim 2026, https://www.protothema.gr/culture/music/article/242483/efyge-apo-th-zoh-o-stixoyrgos-alkhs-alkaios/; “«Μα που ακόμα δε χαράζει…»,” Lifo, https://www.lifo.gr/node/187941.

[17] Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio; Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/.

[18] Manuel Duarte, Portekiz sömürgeciliğine karşı Afrika’da bağımsızlık mücadelesi yürüten Cape Verde’li yurtsever ve entelektüel. Amílcar Cabral önderliğindeki Gine ve Cape Verde’nin Bağımsızlığı için Afrika Partisi (PAIGC) saflarında sömürgecilik karşıtı mücadelede yer almıştır. Elberto Cobos, 1960’lı yıllarda Panama’da ABD emperyalizmine karşı örgütlenenlerin simge isimlerinden biri. Naim Ashab / Na’im al-Ashhab, Filistin ve Ürdün Komünist Partisi’nin üst düzey yöneticilerinden, Filistinli komünist lider ve yazar. İşgale, emperyalizme ve gerici rejimlere karşı yürütülen politik mücadelede uzun yıllar ön saflarda yer almış ve hapis yatmıştır. Thanos Mikroutsikos’un bestelediği bu eser; dünyanın üç ayrı kıtasından (Afrika, Latin Amerika, Batı Asya) hiç karşılaşmamış ama aynı enternasyonalist dayanışmayı ve ortak ideolojiyi (Komünist Manifesto) paylaşan insanların kardeşliğini simgeliyor.

[19] Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/.

[20] “Άλκης Αλκαίος,” Βικιπαίδεια, https://el.wikipedia.org/wiki/Άλκης_Αλκαίος; “Εις μνήμην Άλκη Αλκαίου,” Lifo, erişim 29 Ekim 2026, https://www.lifo.gr/node/262709.

[21] “Ο «καφές» του Θάνου, του Άλκη και του Διονύση Θεοδόση,” Ogdoo.gr, 10 Aralık 2022, erişim 29 Ekim 2026, https://www.ogdoo.gr/diskografia/diskoi-pou-den-ksexasa/o-kafes-tou-thanou-tou-alki-kai-tou-dionysi-theodosi.

[22] “Άλκης Αλκαίος: Και έτσι η ανάγκη έγινε ιστορία και η ιστορία έγινε σιωπή..,” dinfo.gr, 1 Aralık 2017, erişim 29 Ekim 2026, https://www.dinfo.gr/άλκης-αλκαίος-και-έτσι-η-ανάγκη-έγινε-ι/; Diyar Saraçoğlu, “Dimitris Mitropanos: Halkın sesi ve Zeibekiko’nun ağır adımları,” bianet, 6 Aralık 2025, https://bianet.org/yazi/dimitris-mitropanos-halkin-sesi-ve-zeibekikonun-agir-adimlari-314220.

[23] “Σολωμός Σολωμού, Δημήτρης Μητροπάνος, Άλκης Αλκαίος, Θάνος Μικρούτσικος,” Goodreads, erişim 29 Ekim 2026, https://www.goodreads.com/author_blog_posts/23364436; “Αγύριστο κεφάλι: ο Άλκης Αλκαίος που γνώρισα… του Μίλτου Πασχαλίδη,” Goodreads, erişim 29 Ekim 2026, https://www.goodreads.com/author_blog_posts/25351657.

[24] “Η κόντρα του Νταλάρα με τον Άλκη Αλκαίο που καθυστέρησε ένα χρόνο τον δίσκο «Έντελβάις» του Μάριου Τόκα,” Μηχανή του Χρόνου, 22 Temmuz 2017, erişim 29 Ekim 2026, https://www.mixanitouxronou.com.cy/stiles/rok-istories/i-kontra-tou-ntalara-me-ton-alki-alkeo-pou-kathisterise-ena-chrono-ton-disko-entelvais-tou-mariou-toka-pia-itan-i-diafonia-tous-ke-giati-ti-lisi-edose-o-mitropanos/.

[25] Θανάσης Γιώγλου, “Ο Δημήτρης Μητροπάνος τραγουδάει Άλκη Αλκαίο,” Ogdoo.gr, 12 Aralık 2012, erişim 29 Ekim 2026, https://www.ogdoo.gr/erevna/thema/o-dimitris-mitropanos-tragoydaei-alki-al.

[26] “Άλκης Αλκαίος,” Βικιπαίδεια, https://el.wikipedia.org/wiki/Άλκης_Αλκαίος; “Ο ποιητής και στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Νόστιμον Ήμαρ, https://www.nostimonimar.gr/alkis-alkaios/.

[27] “Άλκης Αλκαίος,” Βικιπαίδεια, https://el.wikipedia.org/wiki/Άλκης_Αλκαίος.

[28] Μίλτος Πασχαλίδης, Αγύριστο κεφάλι: Ο Άλκης Αλκαίος που γνώρισα…, Goodreads tanıtım sayfası, erişim 29 Ekim 2026, https://www.goodreads.com/book/show/20554153; Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; “Εις μνήμην Άλκη Αλκαίου,” Lifo, https://www.lifo.gr/node/262709.

[29] Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio.

[30] “Πώς αντιδρά κάποιος όταν συναντά μετά από χρόνια το βασανιστή του;” Μηχανή του Χρόνου, 19 Temmuz 2018, erişim 29 Ekim 2026, https://www.mixanitouxronou.gr/pos-antidra-kapoios-otan-synanta-meta-apo-chronia-to-vasanisti-toy-to-megaleio-stoy-stichoyrgoy-alki-alkaioy-poy-ezise-me-sovara-provlimata-ygeias-meta-apo-5-mines-sto-kolastirio-tis-mpoympoylinas/.

[31] “Έφυγε από τη ζωή ο στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Πρώτο Θέμα, https://www.protothema.gr/culture/music/article/242483/efyge-apo-th-zoh-o-stixoyrgos-alkhs-alkaios/.

[32] Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio; “Το in.gr στις πρόβες για το αφιέρωμα στον Άλκη Αλκαίο,” in.gr, https://www.in.gr/2016/10/04/interviews/to-in-gr-stis-probes-gia-to-afierwma-ston-alki-alkaio/.

[33] “«Πατησίων και Παραμυθιού γωνία», στίχοι του Άλκη Αλκαίου,” Goodreads, erişim 29 Ekim 2026, https://www.goodreads.com/author_blog_posts/26273549.

[34] “Εις μνήμην Άλκη Αλκαίου,” Lifo, https://www.lifo.gr/node/262709.

(DS/VC)

Derecelerden saatlere

Gök kubbe, sahip olduğumuz en ucuz ve en demokratik bilim laboratuvarıdır. Yukarı bakıyorum, uçsuz bucaksızlığa hayran kalıyorum ve insanlığın ortak kaderini fark ediyorum.

Bir bilim laboratuvarı denince çoğunlukla pahalı aletler, bir bina ve bütçe akla gelir. Oysa bunların hiçbirine ihtiyaç duymayan bir laboratuvar var. Giriş bileti yoktur, geceleri kapanmaz, büyük şehirle küçük şehri, zengin okulla yoksul okulu ayırmaz. Bu laboratuvar gök kubbedir. Başını kaldırıp bakan herkes, basit bir soruyla gerçek bilim yapmaya başlayabilir. Yıldızlara bakarak saati bulabilir miyiz?

Skinakas Gözlemevi

Bulabiliriz! Ve sır bir açıdadır. Dünya 24 saatte bir tam tur, yani 360° döner, dolayısıyla gökyüzü her saat yaklaşık 15° yer değiştirir. Bir takımyıldızın kaç derece döndüğünü ölçersek ne kadar zaman geçtiğini biliriz. Hesap basit bir bölmedir, Δt = Δθ/15 ve saate bakışımızı değiştirir. Saat, ekrandaki bir sayı olmaktan çıkar ve ölçülebilir bir fiziksel büyüklüğe dönüşür.

360 ve 24 sayıları rastgele değildir. 360 derecelik daire Babil'in altmışlık sayı sisteminden, 24 saatlik gün ise eski Mısır'dan miras kalmıştır. İki sayının da onları ayrıcalıklı kılan ortak bir özelliği vardır. 360'ın 24 böleni vardır ve 7 dışında 1'den 10'a kadar bütün tam sayılara bölünür, 24'ün ise sekiz böleni vardır. Böylece daire ve gün artık kalmadan eşit parçalara ayrılır ve ikisinin bölümü 15 gibi bir tam sayı verir. Onluk sistem, 10'un katları ve kuvvetleriyle, insan fizyolojisi nedeniyle seçilmiştir ve bu istenen bölünebilirliğe sahip değildir. 10 yalnızca 2'ye ve 5'e tam bölünür, 100 derecelik bir daire de üç eşit parçaya ayrılamazdı.

Okulda dereceyi tam dairenin 1/360'ı, radyanı yarıçapa eşit uzunlukta bir yayı gören merkez açısı (1 rad ≈ 57,3°, yani tam daire 2π rad) ve saniyeyi günün 1/86400'ü olarak tanımlarız. Bugün saniye ise sezyum atomunun bir ışımasının 9.192.631.770 periyodunun süresi olarak tanımlanır ve artık tam düzenli olmayan Dünya'nın dönüşüne bağlı değildir.

Elinle ölç

Gözlem kuzeyden başlar. Büyük Ayı'nın iki parlak «işaretçi» yıldızı Dubhe ve Merak, Kuzey Kutup Yıldızı'nı gösteren hayalî bir çizgi oluşturur. Kutup Yıldızı Kuzey Gök Kutbu'na çok yakın olduğu için neredeyse hareketsiz görünür ve bütün gökyüzü onun çevresinde dönüyormuş gibi durur. Kuzey enlemi 35°'nin üzerinde olan yerlerde yaşayan gözlemciler için bu iki yıldız hiç batmaz, yılın her günü ve gecenin her saatinde gözlenebilir. Yani yıl boyu görünen yıldızlardır.

Elinle ölç

Özel bir alete gerek kalmadan, uzattığın kolunla gece gökyüzündeki açıları ölçebilirsin. Bir parmak gökyüzünde yaklaşık 1°'lik, üç parmak 5°'lik, yumruğun 10°'lik, açık avuç ise yaklaşık 15°'lik bir yay kaplar, resimde gösterildiği gibi. Böylece vücudumuz bir açıölçere dönüşür. Bununla Dubhe–Merak çizgisinin Kutup Yıldızı'ndan geçen dikeyle yaptığı açıyı, gökyüzünün görünür hareketi gibi saat yönünün tersine ölçer ve saate çevirirsin.

Ancak bir düzeltme gerekir. Dünya Güneş'in çevresinde de döndüğü için gökyüzü, aynı saatte her gece biraz daha dönmüş olur, günde yaklaşık bir derece. Hesabı basitleştirmek için yılı 360 gün, her ayı 30 gün say. Bu sadeleştirme, gözün ve elin rastgele hatasından farklı, öngörülebilir ve sabit bir sistematik hata getirir. Uygun bir varsayımın doğruluktan ödün verdirdiğini fark etmek belki de en değerli derstir.

Kos ve bodrum, aynı açı, farklı saat

Yıldızlardan bulduğumuz saat yerel güneş saatidir ve burada zamanın bir uzlaşma olduğunu gösteren güzel bir örnek ortaya çıkar. Kos ile Bodrum neredeyse aynı boylamdadır ve aralarında dar bir deniz şeridi vardır. İkisinin yerel güneş saati arasındaki fark bir dakikadan azdır ve Dubhe ile Merak iki şehrin üzerinde hemen hemen aynı açıyı oluşturur.

Ama saatler çoğu zaman uyuşmaz. Türkiye bütün yıl UTC+3 saatini kullanır. Yunanistan saatini değiştirir ve Ekim ayının son pazarından Mart ayının son pazarına kadar UTC+2 kullanır. Bu günlerde Bodrum'daki bir kız öğrenci ile Kos'taki bir oğlan öğrenci aynı yıldızı aynı açıyla gözlerken saatleri bir saat farklı gösterir. Gökyüzünün saat dilimi yoktur. Saat dilimlerini biz yarattık, anlaşabilmek için.

Saat dilimlerinin ardında aynı 15°'lik açı yatar. Boylamları 15° farklı iki yerin yerel saatleri bir saat farklıdır. Açı, Dünya üzerinde mesafe de ölçer. Her derece 60 dakikaya bölünür ve Dünya üzerinde bir yay dakikası, yaklaşık 1852 metrelik bir deniz miline karşılık gelir. Ekvatorda bir boylam derecesi bu yüzden 60 deniz mili, bir saatlik 15° ise yaklaşık 900 deniz milidir.

Paralaks, ya da uzaklıkları nasıl ölçeriz

Dünya'nın Güneş çevresindeki hareketi bir ders daha saklar. Başparmağını uzat, uzaktaki bir cisme bak ve gözlerini sırayla kapat. Başparmak arka planın önünde «zıplar». Bu görünür kaymaya paralaks denir ve cisim ne kadar yakınsa o kadar büyüktür. Açıyı ölçersek ve iki gözümüz arasındaki uzaklığı bilirsek, cismin uzaklığını basit bir geometriyle buluruz.

Dubhe–Merak işaretçisinin açısı

Gökbilimciler aynısını gökyüzüyle yaptılar. «Gözleri» Dünya'nın yörüngesindeki iki konumdu, altı ay arayla ve yaklaşık 300 milyon kilometre uzaklıkta. Yakın bir yıldız, bu durumda çok uzaktaki yıldızların önünde çok az kayar. Buna yıllık paralaks denir. İlk ölçümü 1838'de Bessel, 61 Cygni yıldızı için yaptı ve bir yıldızın ilk gerçek uzaklığını verdi. Paralaks ne kadar küçükse yıldız o kadar uzaktadır. Bu yöntemle Gaia uydusu bugüne kadar bir milyardan fazla yıldızın uzaklığını ölçmüştür.

Bir dünya haritası

Etkinliği okul bahçesinden dünyaya taşımak için ücretsiz bir web uygulaması geliştirildi, «Eğitimcilerin Usturlabı». Herhangi bir tarayıcıdan, ücretsiz olarak adresinden açılır. Öğrenci gözlemin yerini ve saatini belirler, uygulama kuzey gökyüzünün haritasını gösterir ve saati hesaplar. Bir «kara kutu» değildir. Açıdan saate giden yolu ve olası sapma kaynaklarını adım adım gösterir, hesapladığı her şeyi öğrenci kontrol edebilir.

Usturlap web uygulaması

Her gözlem öğrencinin kişisel gözlem defterine kaydedilir ve ortak bir dünya haritasında iğne olarak görünür. Çocuk orada, başka ülkelerdeki yaşıtlarının aynı ölçümü aynı anda yaptığını görür. Tek başına bir gözlem ve ölçüm, bir gözlemciler topluluğuna katılım hâline gelir. Web uygulaması ekipman gerektirmez, büyük bir şehirdeki okulla küçük bir adadaki okul haritada aynı yere, verilerde aynı değere sahiptir. Zamanla harita, coğrafi olarak dağılmış açı ve zaman ölçümleri biriktirir ve bunların birlikte işlenmesinin yolunu açar. Uygulama, 13, 14 ve 15 Kasım'da Katerini'de yapılacak Yunan Matematik Derneği kongresinde sunulacak.

Herkes için bir etkinlik

Etkinlik öğrencilere, ailelere ve öğretmenlere uygundur. Okulda bir açı ölçme konusuna, bir bilim kulübüne ya da bir gökyüzü gözlem akşamına, fen ve beşeri bilimler öğretmenleri ile diğer branşlardaki öğretmenlerin iş birliğiyle eklenebilir. Aileler için ekipman ya da özel bilgi gerekmez. Zaman ve birlikte olmak yeter. Gökyüzünün altında geçen bir akşam sohbeti ve «birlikte olma» duygusunu geri getirir.

Astronomi sponsorlara, pahalı aletlere ve özel donanıma ihtiyaç duymaz. Gereken, dışarı çıkmaya, başımızı kaldırıp bakmaya ve ölçmeye karar vermektir. Kutup Yıldızı her akşam orada olacak, neredeyse hareketsiz, ve haritadaki her yeni iğne gözlemciler topluluğunu büyütecek ve eğitimi daha heyecan verici kılacak.

(PP/NÖ)

Perpıra Köprüsü’nün hüznü

Batman’ı bilirsiniz. Şehir kimliği açısından bakarsanız bir petrol kenti. Merkez olarak hepi topu 70-80 yıllık bir mazisi var. Öncesi birkaç haneli İluh (Êlihê) köyü.

Ama etrafı öyle değil tabii ki; hemen yanı başında Qîra Dağı (Çîyayê Qîrê), çok yakınında şimdilerde sulara gark edilen dünyaca ünlü Hasankeyf, öbür yakasında Diyarbakır’la sınır, beş bin yıllık, şarkılara konu olmuş Malabadî Köprüsü ve daha neler…

İşte tarihî Perpıra Köprüsü de Batman’ın Bıçakçı Köyü sınırları içinde ve Batman Çayı üzerinde yer alan yaklaşık iki bin yıllık Geç Roma Dönemi eseri.

Doğu-batı ekseninde konumlanan köprü, Batman’a 10 km mesafede. Köprünün hemen yanı başında Grê Migro Höyüğü var. Kübalı antropolog Guillermo Algaze’nin Mezopotamya yüzey araştırmaları projesinden tespitle, sonuç raporunda Geç Roma Dönemi’ne tarihlendirdiği Perpıra antik köprüsü yıkılmış olup bugün sadece ayak kalıntılarının bir kısmına ulaşılmış.

Benim köprüden ilk haberdar oluşum, Batman’ın duayen gazete emektarı Arif Aslan’ın Batman Çağdaş gazetesindeki haberini bilgilendirmesi üzerine olmuştu.

Yaklaşık bir kilometre uzunluğunda olan tarihî Perpıra Köprüsü, iki bin yıldan bu yana Batman Çayı üzerinde yer alarak bugünlere sadece ayak kalıntıları ulaşmış. Ayakların bir kısmı sağlamken, bir bölümü de Batman Çayı’nın alüvyonları altında kalarak günümüze ulaşmış.

Karayolları Genel Müdürlüğü, 2019-24 yılları arasında yaklaşık beşte bir, 180 metrelik bölümde 10 ayağı bir nevi yenileme gibi restore ederek ayağa kaldırmış. Devamında görünen 9 ayak ise öyle de bırakılarak açıkta kalmış.

Bir başka tehdit de DSİ’nin sulama kanallarının altında kalıp yiteceği tehdidiydi. Ne oldu o tehlike, bilmiyorum.

Jeoradar tespitlerine göre 52 ayaklı olduğu ifade edilen bu Geç Roma Dönemi köprüsü sanki “Dünyanın bütün yolları Roma’ya çıkar” diyenlerin çağrısının bir de kendisi için dillenmesini mi istiyor? Sahi, seksen bin kilometre yol kat edip Hindistan’a kadar uzanan Makedonya Kralı Büyük İskender’in yolu da Perpıra ve coğrafyası ile kesişmiş midir?

Doğrusu, antik köprünün Perpıra adının en eski hâline açık kaynaklardan ulaşamadım. “Perpira” muhtemelen yakın dönemlere ait. Kürtçede Papir/Papira köprü ayağı anlamındadır. Mevcut yıkık hâline göre adlandırılmış. Tıpkı Roma-Bizans dönemindeki Samachi kale şehrinin terk edilişten sonra yağmurlarla birlikte toprakla ortaya çıkan altın, gümüş sikkeler nedeniyle köylülerin Zerzevan demesi gibi. Kürtçede zêr altın, zîv gümüştür. Cihê zer û zîvan, altın gümüş yeri anlamında Zerzevan yakıştırması gibi.

1040’lı yıllarda Merwani Kürtleri döneminde de Merwani hükümdarı Nasruddevle Ahmed’den dolayı MeyaFarqîn (Silvan) ile Nasıriye şehirlerini birbirine bağladığı için Nasıriye Köprüsü adıyla da anılmış. Keşke antik adına da ulaşabilsek…

Petrol dediğiniz ne ki, fosil yakıt işte. Gün gelir tükenir. Onun sayesinde varlık/vücut bulan şehirler de bu yok oluştan tabii ki nasibini alır. Ama tarihî ve kültürel miras öyle mi? Dünya durdukça “ben varım” der.

Batman’ın bu önemli tarihî mirası Perpıra Köprüsü, kültür ve turizm açısından bölgeye kazandırılarak kurtarılmalı elbette. Geçmişte Batman henüz Siirt’e bağlı bir ilçeyken orada üç ay yaşamış ve kaymakam stajyerliği yapmış biri olarak bu sahiplenmeyi gerekli görüyorum.

Boşuna mı demişler:

Pira Batmanê, Dîwara Binyanê, Deyrê Axtirmanê, Bedenê Diyarbekirê xerab nabe heta axir zemanê…

(ŞD/NÖ)

Endişeli yolculuk

Korkuyordum hem de çok. Evet, itiraf ediyorum. Korkuyordum günde iki kez. Zihnimde taşıyordum korkuyu ve onun yarattığı ne kadar gerilim, ne kadar çelişki varsa zihnimi işgal ediyordu. Zayıftım belki. Oysa “güçlü” olmaya konumlandırmıştım kendimi hayatın her alanında. Bunun yaşamın gerçeklerine aykırı olduğunu, yaşamın diyalektiğine uygun olmadığını bilmiyordum. Hadi itiraf edeyim. Biliyordum ama kendimle savaşıyordum. Yaşamın gerçekliğiyle savaşıyordum. Korkularımı yönetmek, onlara neden olan koşulları ortadan kaldırmak çok daha gerçekti. O gerçekliğe de sarılıyor ve koşulların değişmesi için mücadele ediyordum ama bir taraftan da kendi kendimle mücadele ediyordum. Bilincimi şekillendiren ve zamanla kanıksadığım sağlamcılık kendi gerçekliğimle yüzleşmemi yavaşlatıyordu. Kanıksanmış sağlamcılıkla yüzleşen öfkeli sayfalar dökülüyordu zihnimden ama aynı zihnim, saçma sapan bir kaygıyla boğuşurken tüm potansiyelini tüketiyordu. Oysa bir kavga en çok gerçekliği kuşanarak verilirdi.

Ben ise gerçekliğimden korkuyordum. Şimdi ona gülüyorum. Çünkü korkumu milyonlarca insan paylaşıyor belki ama sadece beni ya da benimle benzer spektrumdaki insanları ilgilendirdiği düşünüldüğü için korkuya neden olan koşullar ise olduğu gibi duruyor. Evet, gülünçtü korkum. Daha doğrusu gülünç bir yönü vardı. Bir dönem oturduğumuz semtteki metro istasyonunda kılavuz çizgiler belirgin değildi. İlk kez Ankara’da o tür bir istasyona rastlıyordum. Öncesinde metro kullanımına dair hiçbir korku ya da endişe taşımıyordum içimde. Hatta o istasyonu kullanmaya başladıktan sonra da bir süre bu korkuyu yaşamamıştım. O dönem bir arkadaşımız raylara düşmüştü. Ben de yolda yardım almama tavrını sekter bir şekilde savunan körlerden değildim. Gerektiğinde yardım da isterdim. Oysa bir yandan “bu kadar temel bir hakkı kullanırken neden yardım istemek zorunda kalıyorum” diyerek birileri teklif etmedikçe destek istemiyordum. Ta ki bir gün kimsenin olmadığı bir saatte, istasyonda dalgın bir şekilde yürürken bastonun rayların olduğu boşluğa denk geldiği ve kendimi ani bir refleksle geri çektiğim ana kadar. Ondan sonra güçlü bir fobi gelişti. Daha önce kitap okuyarak ya da bir şeyler yaparak geçirdiğim metrodaki zamanımı “İstasyonda biriyle karşılaşacak mıyım?” kaygısıyla tüketmeye başladım.

Bu süreçten önce metrodaki kılavuz çizgilerin hissedilebilir yapılmasına dair çalışmalara başlamıştım. Dilekçe, CİMER başvurusu gibi girişimlerim olmuştu. Kanıksanmış sağlamcılık öyle bir şey ki bu süreçte destek istediğim insanlar arasında sadece körlerden birkaç kişi bu çalışmalara itiraz etti. “İyi baston kullanan birisi o yüzeyi hissedermiş.” Oysa adım gibi eminim o itirazın sahipleri de o istasyonda destek isteyeceklerdi. Kaldı ki metro raylarının hemen yanına zor hissedilebilen bir sarı çizgi eklemek gibi bir “dahiyane” yönelim sadece körleri tehlikeye atmıyor. Gören birisi de o silik çizgileri fark etmeyebilir. En önemli nokta da bu zaten. Bu durum sadece engellileri değil herkesi tehlikeye atıyor. Herkesi tehlikeye atmasa bile, herhangi bir kesimin güvenliği için bile tedbir almak mecburiyetindeler.

Güvenli olmayan istasyonlar her gün birilerinin ölümüne ya da ağır yaralanmasına neden oluyor. 2020 yılında kör bir arkadaşımız Ankara’da raylara düşerek yaşamını yitirdi. Yine İstanbul’da ve farklı şehirlerde onlarca arkadaşımız metro ve Marmaray istasyonlarında raylara ya da peron boşluğuna düşerek yaralandı. Bazı arkadaşlarımızın ayağı kırıldı. Burnu kırılanlar oldu. Bu demek oluyor ki kapsayıcı ve erişilebilir olmayan metrolar nedeniyle mağdur olan insanların yaşam rutini aylarca bozuluyor. Aylarca evlerinden çıkamıyorlar. Belki işlerini kaybediyorlar. Hiçbir şey olmasa bile o kazayı yaşayan insanlar yıllarca bunun travmasını yaşamak zorunda bırakılıyor. Bağımsız yaşam alanları kısıtlanıyor. Her gün yeni kazalar yaşanıyor ama ciddi bir çözüm üretilmiyor. O nedenle 25 Ekim günü Mehmet Bulut arkadaşımız İzmir’de metroda iki vagon arasına düştü. Son anda oradakilerin müdahalesiyle tren hareket etmeden kurtarıldı. Kurtarıldıktan sonra da süreç aynı pervasızlıkta yürütüldü. Mehmet’in aktardığına göre sedye asansöre sığmadığı için tekerlekli sandalyeyle taşınmış. O arada şikâyetçi olacağını belirten arkadaşımıza, bir polis “Şikâyetçi olma, onların çok avukatı vardır” şeklinde telkinde bulunmuş.

Başka bir engelli arkadaşımız ilgili istasyonların ve İzmir’deki diğer istasyonların içerdiği tehlikeleri defalarca ilgili mercilere bildirdiği halde hiçbir tedbir alınmamış. Arkadaşımız metronun erişilebilir olmaması nedeniyle 1.400 lira taksi parası vermek zorunda kaldığını belirtiyor. Her gün metrolarda “üzücü bir olay nedeniyle trenimiz servis dışıdır” gibi anonslara maruz kalıyoruz. Yani her gün insanlar metrolarda koruyucu bariyerler olmadığı için ölüyor, yaralanıyor ya da kaza riskine maruz bırakılıyor. İlgililer, çözümün maliyetli olduğu, metroların eski olduğu gibi bahanelerle gerçek çözümü erteliyor. Kusur mağdurda aranıyor. “İyi baston kullanamıyormuş, dikkatsizmiş” gibi gerekçelerle sorunun üzeri örtülüyor. Ankara belediyesinin yaptığı gibi engellileri güvenlik refakatiyle metroya bindirmek gibi “çözümler” de bağımsız hareket hakkını kısıtlıyor. Çözüm üretmesi gereken, kaynak yaratması gereken biz değiliz. Biz alınmayan önlemler nedeniyle ölmeyi, yaralanmayı, maddi koşullarımızı zorlamayı, korkularla yaşamayı hak etmiyoruz. Aynı konuyu defalarca dile getirdik. “Artık ne yazabilirim” diye düşündüm. Bir arkadaşımız “bu durum aynı zamanda yeni korkular, kaygılar edinmemize neden oluyor ve biz bunları yaşamak zorunda değiliz” dedi. Aynı döngüyü tekrar tekrar yaşamamak için bu öfkeye milyonlarca ses eklenmeli. “Biz bunları yaşamak zorunda değiliz.”

(BS/NÖ)

Diplomasiden savaş meydanlarına: Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler

Uluslararası siyaset denilince akla Trump, Hamaney, Erdoğan, Aliyev, Putin geliyor. Aynı konuda yazılmış kitapların kapaklarında da çoğunlukla bu erkeklerin fotoğraflarını görüyoruz. Peki, uluslararası siyasete feminist gözlükle bakmak mümkün mü? Hatta şöyle sorayım: Feminist bir bakışla baktığımızda neler görürüz?

Cynthia Enloe’nun “Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler: Feminist Bakışla Uluslararası Siyaseti Anlamak” kitabı, bu sorulara kapsamlı yanıtlar veriyor. Berna Kurt ve Ece Aydın’ın çevirisiyle Türkçeye kazandırılan kitap, Güldünya Yayınları etiketi ile yayımlandı.

Enloe bana göre kitabın temel yaklaşımını şu cümleyle özetliyor: “Özel olan küreseldir; küresel olan toplumsal olarak cinsiyetlendirilmiştir.”

Kitabın Türkçe baskısının önsözünde Enloe, Türkiye’de yayımlanacağı haberini aldıktan sonra mahallesindeki GAP mağazasına yaptığı ziyareti anlatıyor. Dünyanın nasıl göründüğünü anlamak için mağazanın vitrinine bakmaya karar veriyor.

Çünkü Enloe’ya göre küresel siyaseti anlamak için yalnızca devlet başkanlarına, diplomatik görüşmelere ya da savaşlara bakmak yeterli değil. Bir mağazanın vitrini, üretim ilişkileri, kadın emeği ve tüketim alışkanlıkları da uluslararası siyasetin bir parçası.

Enloe, uluslararası ilişkiler alanında çalışan pek çok akademisyenin kadınları ve feminist bakış açısını göz ardı ettiğini söylüyor. Oysa küresel siyasetin arka planında kadınların emeği, bedenleri ve gündelik hayatları var. Bunları görmeden uluslararası ilişkileri ne kadar anlayabiliriz?

Kadınlar nerede?

Cynthia Enloe Fotoğraf: SU Gender 

Kitabın bence en ilginç bölümlerinden biri, “diplomasinin evcilleştirilmesi”. Enloe bu bölümde "diplomatların eşleri"nin, özellikle de kadınların, uluslararası ilişkilerde üstlendiği görünmeyen rolleri anlatıyor. Bu kadınlar bir araya geliyor, örgütleniyor, ilişkiler kuruyor kimi zaman lobi faaliyetlerinde bulunuyor. "Askerlerin eşleri" de benzer ağların parçası oluyor. Evler, mutfaklar, davetler ve gündelik ilişkiler, devletler arasındaki diplomatik temaslardan ayrı düşünülemiyor.

Burada toplumsal cinsiyet odaklı habercilik yaparken sorduğumuz soruyla karşılaşıyoruz: Kadınlar nerede?

Uluslararası siyaset haberlerinde liderleri, bakanları, generalleri ve diplomatları görüyoruz. Peki, onların arkasında kalan emeği kim üstleniyor? Savaşların, askeri üslerin, turizmin ve küresel ekonominin kadınların hayatında nasıl karşılık bulduğunu ne kadar anlatıyoruz?

Kitabın adındaki üç kelime de bu soruların peşinden gitmemizi sağlıyor.

Muzlar, küresel kapitalizmin tarım işçilerinin hayatına nasıl dokunduğunu, kadın emeğinin üretim ilişkileri içinde nasıl görünmezleştiğini düşündürüyor.

Plajlar, turizm sektörünü, güvencesiz çalışmayı, seks işçiliğini ve kadın bedeninin metalaştırılmasını tartışmaya açıyor.

Askeri üsler ise militarizmin yalnızca ordular ve silahlar üzerinden anlaşılamayacağını gösteriyor. Askeri üslerin çevresinde yaşayan kadınların hayatları, askerlerin ihtiyaçlarını karşılayan emek ve savaş ekonomisi de bu tablonun bir parçası.

Enloe, kitabında özellikle ABD, Filipinler, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerden örneklerle askeri üslerin, militarizmin ve savaş ekonomisinin kadınların hayatını nasıl etkilediğini anlatıyor.

Okinawa’daki ABD askeri üslerinden Filipinler’deki seks işçiliği ve turizme, asker ailelerinin görünmeyen emeğinden küresel şirketlerin muz üretiminde çalışan kadınlar üzerindeki etkisine kadar uzanan örnekler veriyor. İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri üzerinden de diplomasi, milliyetçilik ve uluslararası siyasetin toplumsal cinsiyet boyutunu ele alıyor.

Peki Ortadoğu

Enloe’nun yaptığı, uluslararası siyaseti yalnızca devletler, liderler ve savaşlar üzerinden okumak yerine, bütün bu ilişkilerin arka planında kalan kadınların emeğini ve deneyimlerini görünür kılmak.

Bu açıdan, Enloe’nun feminist merceğinden bugünün Ortadoğu’suna nasıl bakacağını ve bu merceğin bölgede süren savaşlar, militarizm, yerinden edilme ve kadınların yaşamları hakkında neleri görünür kılacağını da açıkçası çok merak ediyorum.

Enloe’nun merceği bunlarla sınırlı değil. Milliyetçiliğin kuruluşunda kadınlara biçilen rolleri, "diplomat eşlerinin" görünmeyen emeğini, tekstil işçilerini ve hizmet sektöründe çalışan kadınları da uluslararası siyasetin bir parçası olarak ele alıyor.

Kitabın gazetecilik açısından benim için en önemli tarafı da burada başlıyor. Bu yaklaşım, haberin öznesini değiştirmekten çok daha fazlasını öneriyor. Olayın kendisine başka sorularla bakmayı.

Uluslararası ilişkiler bölümlerinde, feminist yaklaşımları ele alan dersler olsa da siyaset tarihinin çoğunlukla erkekler üzerinden anlatıldığı bir gerçek. Devletlerin, savaşların ve diplomatik ilişkilerin tarihini okurken kadınların bu süreçlerdeki rolü çoğu zaman arka planda kalıyor.

“Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler”, bu nedenle özellikle üniversite öğrencileri için önemli bir okuma önerisi. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi öğrencilerinin yanı sıra gazetecilik öğrencilerinin de okuması gereken kitaplardan biri. Kadınların ve LGBTİ+’ların dünyayı, siyaseti ve kendi yaşamlarını başka bir yerden düşünmelerine alan açabilir.

Yazar: Cynthia Enloe, Yayınevi: Güldünya Yayınları, Sayfa Sayısı: 366 sayfa

(EMK/NÖ) 

Hareket hâlinde rötar

Ankara’dan İstanbul’a gelirken gazetecilerin eylemine yetişeyim diye ince saat ayarlaması yaptım. Ankara’dan yüksek hızlı trene bindim, tren zamanında hareket etti. Bizim vagonun yarısı, okul gezisi neşesiyle dolup taşan “hocamların” erken piknikleri ve sohbetlerinin coşkusuyla doluydu. Eryaman, Polatlı derken Eskişehir’e geldik; “hocamlar” indi. 

Tıngır mıngır hareket ettik, derken gereksiz kelimelerle uzamış bir anons başladı. Düz meali: Ayakkabılarınızı çıkarmayın, muhterem yolcular! Olur, dedik. Hızlanır gibi yaptı trenimiz, hatta bildiğin hızlandı. Ekrana baktım, 50, 100, 200, 250… Uçuyoruz! Teknoloji ne güzel şey, derken bir anons daha geldi. Bu defa “kokulu yiyecekler yemeyin” demek isteyen uzun cümle. 

Başka bir durakta durduk. Hareket etmeyi bekliyoruz, etmiyoruz. Biraz daha bekliyoruz, yine hareket yok. Ayakkabıya, yiyeceğe anons var, durmaya yok. Neyse, biraz homurtudan sonra “sinyal kontrolü yapılıyor” dediler. Hadi yine tıngır mıngır başladık gitmeye. 

Hızlanır gibi olduk, bir anons daha. “Müziği yüksek sesle dinlemeyin, uzun uzun telefonla yüksek sesle konuşmayın,” diyor. “Tamam efendim, öyle yaparız. Yeter ki sen hızlan da İstanbul’a varalım,” dedim içimden.  

Azıcık daha gittik, yine durduk. Hadi bir sinyal kontrolü daha. Arada bir anons daha. Bu defa “yemekli vagonda uzun oturmayın,” diyor. Peki, oturmam. Zaten bir kişi el arabasını çekip servisi yapıyor, arkasından elinde POS cihazıyla tahsilatçısı geliyor. Arabayı süren POS cihazını da pek tabii kullanabilir, ama olmaz tabii. Tren hızlanamıyor, servise iki kişi çıkmış, kokusuz yiyecek satıyorlar. Sakin olmalıyım, diyorum kendime. 

Neyse, az daha hızlanmaya gayret ettik, hızlandık da. Sonra yine yavaşladık. Eski usul trenler gibi gidiyor bizim hızlanmaya çabalayan tren. Tüm bunlar olurken ortadaki ekranda çeşitli kurdeleleri kesen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’nın videoları dönüyor. İşte efendim o kanal, bu tünel, şu köprü derken makas elde kurdele kese kese geziyor Bakan Bey. 

O kadar çok döndü ki ben de yazılarını okumaya başladım. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün ihtişamından, dünyalar çapındaki heybetinden dem vuran bilgide “üzerinde ray olduğu” yazıyordu. Cahilliğime kızdım, girdim internete baktım. E, köprüde ray yokmuş ki! Trene doldurulmuş kitle bulduk, ne yazsak olur mu dediniz, ey basın müşavirleri? Ayıp değil mi olmayan rayı metne döşemek! 

Aynı videoyu aralıksız izlerken rahmetli Sırrı Süreyya Önder’in Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçe görüşmelerinde “Suretine âşık bu bakanlar nereden çıktı? Bakanlıkların internet sayfaları ‘Sayın Bakan şurada, Sayın Bakan burada’ haberleriyle dolu. Biz ne yapıyoruz diyen kimse yok mu?” dediği aklıma geldi. Aynı konuşmada turizm hedeflerini sorarken “Destinasyon nedir? Milliyetçiyiz, muhafazakârız diyorsunuz. Dilini kaptıran zihnini de kaptırır” demişti. Hatırladım, yine güldürdü beni. 

Güldüm gülmesine ya, peşinden kaygının siniri geldi. Kitlesel bir derdim olmasa belki o kadar dokunmazdı, sinirimi yumuşatır uyurdum. Ama eyleme yetişeceğim, hareket hâlindeyken rötar yapıyoruz. İnsan hayatında kimi durumlarda arzulanan bir hâl olsa da yolda çekilmiyor elbette. “Hızlan ve durma artık” diye söyleniyorum; cama dayadığım burnumdan çıkan buğulara avucumun tersiyle ayak izi yapıyorum. Öyle çaresizim. 

O arada İzmit’e geldik. “Yol bitiyor, şunun şurası ne kaldı,” dedim. Tabii yine yanıldım. Az gittik, tren hızlanmaya çabalamayı bırakıp yavaşladıkça yavaşladı. Ben bileti alırken vaat olarak “4 saat 8 dakikada İstanbul Söğütlüçeşme’de olursun,” yazıyordu. Bu hesapla benim 12.48’de yere ayak basmam lazımdı. Elbette olmadı. Olmayanın neden olmadığının anonsu oldu mu? Hayır, olmadı.

(ÖE/NÖ)

“Yaşadığınız hakikat değil, simülasyon!”

Seyrettiğim filmlerdeki bazı karakter veya hadiselerle empati kurmak benim için alışılagelmiş bir reflekstir. Sık sık ifade etmiş olduğum gibi bu durumu en çok defalarca izlediğim Kuşlar - Kanatlı Uygarlık belgeselindeki göçebe kuşlarla sinema çıkışı özdeşleşip bir süre adeta sembiyoza geçerek yaşamışlığım vardı.

Lakin dün gece başıma gelen hadise epeyce rahatsız ediciydi. Elon Musk hakkında, neredeyse 4 saatlik belgeselin gece yarısına yakın çıkışında kendimi bir an filmin kahramanı sanmam neredeyse irkilticiydi. Genelde kendime benzettiğim için daha iyi anladığımı sandığım ve bir şekilde sevdiğim karakterlerle özdeşleştiğim için bu işte muhakkak ki bir terslik vardı.

Acaba AVM binalarına ancak mecbur olduğum zaman girdiğim için sistem erör veriyor olabilir miydi? 

Cüsse ve surat olarak hiç benzemememize rağmen bir ara kadrajıma giren üzerimdeki siyah tişört ve siyah pantolondan kaynaklandığına inanmayı tercih ettiğim bu küçük felaket neyse ki fazla sürmedi. Fakat ABD’nin en aktif ve en usta belgeselcilerinden Alex Gibney’in Musk’ın çehresine adeta yapışmış inatçı kamerası, o suratın gözümün önünden uzunca bir süre gitmemesine yol açtı. Dünyanın en zengin adamının belgesele destek vermeyeceği anlaşıldıktan sonra yapay zekâya yaptırılmış suretine büyükçe perdede fazlasıyla maruz bırakıldığımız için tesir altında kalmamak zaten imkânsızdı. Fakat işin daha da kötüsü parasal veya teknik yetersizliklerden dolayı değil de sanki filmin 'esas oğlanının' daha da yılışık, tiksinç ve dengesiz bir görüntü arz etmesi için tanıdığımız Musk’ın çehresinden çok daha canlı ve hareketli, muhtelif hisleri dışa vurabilen, yalnız kötülüğünü değil, seksapelini de katmerleyen bir simülasyona tabi tutulmuştuk.

Zaten Musk’a göre yaşadığımız ne varsa aslında bilgisayar tarafından üretilmiş, video oyunu simülasyonundan fazlası değil. Ve bu simülasyon teorisi doğruysa istikbalde ancak en enteresan simülasyonlar hayatta kalabilecek; kendisi de bu geleceğin merkezî şahsiyeti, ana karakteri olacakmış!

Belgesele köstek olunuyor

2026 Birleşik Krallık, ABD ortak yapımı 235 dakikalık belgeselin gösterimi İstanbul Kültür ve Sanat Vakfının nezaket ve ustalıkla harmanlanmış misafirperverliğinde gerçekleşti. Hazır bulunanlardan  konuşmalarına kulak misafiri olduğum, koyu renk giyinmiş iki genç erkek 10 dakikalık antrakta filmi idollerine yönelik bir ihanet olarak algılamış gibiydiler. Oysa, Musk’a kendini savunma imkânı sunulmasına rağmen, tartışmalı şahsiyetin belgesele şahsen iştirak etmemeye karar vermiş olması bir yana, beş tane çocuğunun annesinin veya muhteşem kariyerini inşa ederken önce yoldaşlık edip sonradan ihanet ettiği mesai arkadaşlarının beyanatları yeterince ikna ediciydi. Gözüme Musk kültünün kendinden emin mensuplarıymış gibi gelen iki 'oğlan' neyse ki SpaceX uzay çalışmaları sekanslarından çok tatmin olmuşlardı.

Dünya prömiyeri Venedik Beynelmilel Film Festivalinde gerçekleştikten sonra Toronto, Camden, Zurich, Londra ve Chicago festivallerinde boy göstermiş olan sansasyonel belgesel Kanada ve ABD’de daha geçenlerde genel vizyona girdi. Filmin fragmanının yayınlanması faşist otokratların safına geçmiş Silikon Vadisi kökenli sosyal medya patronları tarafından ilk etapta reddedilmiş olmasına rağmen merakla beklenen film yakında IDFA, DOC NYC ve Uluslararası Stockholm Film Festivaline de iştirak edecek. Geleneksel manada demokratik rejimlerin varlıklarını sürdürmelerine izin vermemeye yeminli ve en başta Donald Trump olmak üzere dünya çapındaki siyasetçileri satın almaya alışmış “yeni düzen” taraftarı Musk için aslında belgesele köstek olmak zahmete değecek bir şey sayılmamalı. Lakin filmdeki psikolojik açılımlardan da anlaşıldığı gibi asla büyüyememiş, belki babadan kaynaklı travmatik, fazlasıyla sevimsiz 'esas oğlanımızın' kendisine ayna tutulmasına, hassas ruhunun eleştirilmesine ve bilhassa sevilmemeye tahammülü yok!  

Araştırmacı gazetecilik şahikası

Karşımızda geleneksel manada bir televizyon belgeseli olsa da Alex Gibney’in ziyadesiyle güvenilir kariyerinden yola çıkarsak, araştırmacı gazeteciliğin hakkını veren, işin içyüzünü bilmeyenler için ufuk açıcı, neredeyse nefesimizi tutarak izlediğimiz takriben dört saatlik bir maraton var.

Kendilerini gezegenin yeni hâkimleri ilan etmeye girişmiş teknoloji oligarklarından Musk’ın yalnız elektrikli araç, uzay çalışmaları, veri merkezi, yapay zekâ ve daha birçok alana el attığı yetmezmiş gibi benzersiz hırs küpü günümüzde süren birçok savaşın vitesini Starlink’le elinde tutan, bir Formula 1 pilotu kadar da başına buyruk ve ayrıca hoyrat bir performans sergileyebiliyor.

Nitekim belgeselde, sattığı hayaller arasında mühim yer tutan şoförsüz elektrikli araçların sebep olduğu ölümler silsilesi, kurban yakınlarını paraya boğarak susturması, sınırsız iddiasıyla harmanlanmış uzay çalışmalarındaki hüsranları, yükselirken sırtını dayayıp sonradan ihanet ettiği mesai arkadaşlarını yarı yolda bırakması ve daha birçok anekdotla Musk’ın muhakkak ki ahlaksız yönleri teşhir ediliyor.  

Aile yapısı zaten ananevi şablonlardan epey uzak, nihai arzusunun araçları gibi gördüğü muhtelif kadından mümkün olabildiğince çok çocuk sahibi olmak sanki travmalarıyla yüzleşmemek için bulduğu bir garip formül. Resmen ilan edilen 14 evlattan çok daha fazlasına sahip olduğu düşünülen Musk’ın eski eşi ve beş çocuğunun annesi Justine ile gayet yüksek sus payını reddedip son zamanlarda ipliğini pazara çıkaran Ashley St. Clair, belgeselde mühim sekanslara imza atarlarken sindirdiği tahmin edilen diğer annelerin beyanatlarına ne yazık ki kavuşamıyoruz. 

Musk’ın maskesi düşüyor

Buna karşın öznesini gayet iyi tanıyan tecrübeli kadın gazeteci Kara Swisher ve Musk hakkında eleştirel tavır almanın ne kadar tehlikeli olduğunu gayet iyi bilen bir kadın meslektaşı Zoë Sciffer bizi layıkıyla aydınlatırlarken mühendis meslektaş kontenjanından Martin Eberhard ve Geoffrey Hinton nasıl bir “canavarla” karşı karşıya olduğumuzu ispatlıyor. ABD’de şirket kurucusu unvanını, hakikati yansıtmasa da kullanmak kanunen yasak olmadığından Musk’ın buna gerek duyması, imaj ve prestij namına ne kadar alçalabildiğini afişe ediyor.

Ayrıca, evlatlarından Vivian Jenna Wilson’ın 16 yaşındayken trans kadın kimliğini benimsemesiyle de Musk’ın karaktersizliği tavan yapıyor. Daha önce Obama’yla uzay faaliyetlerinin özelleştirilmesi sürecinde kanka olan meşhur şahsiyet, Trump’a yanaştıkça sanki gerici zihniyetin bir temsilcisine dönüşüyor, ayrıca evladını neo-Marksist düşüncelerin tesiri altında kalmakla itham ediyor. Neyse ki babasının attığı çamurlar tesir etmediği gibi, 2004 doğumlu dirayetli Vivian sosyal medya fenomenliğini ve modellik kariyerini başarıyla sürdürüyor.

Diktatörlerle işbirlikçilik artık ayıp değil

Şu kısacık ömrümde Boğaziçi’nde okurken ilk defa şahit olduğum, güce ve paraya tapma pratiğinin  özneleri Silikon Vadisinin dünya çapındaki girişimcileriydi. Oysa bu körü körüne fetişizmin içini doldurmak en azından Musk için biraz zor görünüyor. Bu servetin büyük bir çaba, dirayetli bir çalışma, üstün bir zekayla kazanılmasından çok sanki bir kurnazlık, fırsatçılık, hatta hak yemelerle elde edildiğine belgeselde az çok ikna ediliyoruz.

Ayrıca kullandığını aslında pek inkâr etmediği uyarıcılar meselesi de var. Maddelerin olduk olmadık durumlarda ve sık sık kullanımından dolayı Musk’ın tam olarak nasıl etkilendiğini bilemeyiz; dolayısıyla gittikçe azalan, kendini isabetli üslupta ifade etme kapasitesi, argümanlarını savunmadaki tutuk hâli, ilgi odağı olma çabasındaki yetersizlik durumu da dikkat çekici.    

Fakat belgesel boyunca sık sık referans verilen filmlerden bir tanesi bilmecenin üzerindeki gizem perdesini kesinlikle kaldırabilecek kapasitede.

Mucize Musk’ın işi!

Daima belirli bir mesafeyi gözeterek yaklaşılması gereken bilim kurgu filmlerinden distopik içerikli The Matrix, The Terminator ve The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy belgeselde Musk’ın takık olduğu simülasyon dünyasına kaynak oluşturuyor. Lakin çekildiği 1936 yılında insan tabiatının megalomaniye kendini kaptırıp nasıl felaketlere yol açabileceği meselesine dikkat çekmiş The Man Who Could Work Miracles filmi şu anda yaşananlar, hatta istikbalde bizi bekleyenler hakkında inanılmaz tüyolar veriyor.

Ancak çocuk yaştayken seyredildiği takdirde ciddiye alınabilecek filmin künyesinde fantastik-komedi ibaresini zaten görmemize rağmen, belli ki birileri bu sınıflandırmayı ciddiye almamış ve ütopik hayallerine alet etmiş.

Şu anda sınırsız güç sarhoşluğundaki sıradan bir şahsiyetin yalnız gezegen değil, evren çapındaki çirkin emellerine tüm insanlığın alet olması an meselesi!

Ne de olsa özgüveni tavan yapmış, servetlerine servet katmış, Musk gibi ABD kökenli olmayan Peter Thiel’in Sahte Mesih masalına inanmaya meyilli oldukları gibi, her şeyi parayla satın almaya alışmış, kendini kanunların üstünde görenlerin kaotik arenasındayız.

Trump ve ekibinden aldıkları gaz bir yana Bolsonaro, Milei, Putin, Şi Cinping dâhil diktatörlerle güçlerini birleştirmekten utanmamış, ayrıca kendi mitolojilerini yaratıp eleştirilmeye ve mizahın öznesi olmaya tahammülü olmayan yaralı ruhlarla ortalık fokur fokur kaynıyor.

Asıl korkutucu olan bu kanaat önderlerinden aldıkları feyzle linç dürtülerini yalnız sanal ortamda değil, sudan sebeplerle ilan edilecek Melhâme-i Kübrâ sırasında dışa vurmaya hazır güruhlar bütünü!

(MT/NÖ)

Kaz Dağları’nda mantarların izinde büyüyen bir çocuk

Bir mantarı gördüğümüzde çoğu zaman gördüğümüz şeyin tamamını gördüğümüzü sanıyoruz. Şapkası var, sapı var; bazen beyaz, bazen kahverengi, bazen masallardan çıkmışçasına kırmızı.

İsa Ekin Cemre’nin dikkatini ise daha çok görünmeyen taraf çekiyor.

“Biz göremiyoruz ama bizim gördüğümüz şey aslında onların meyvesi,” diyor. “Onlar yer altında, iletişim ağlarıyla hep haber hâlindeler. Birbirleriyle resmen konuşabiliyorlar yani.”

Ekin, Ginko Çocuk'tan çıkan ve Zeynep Hakgüder Yılmaz'ın çizgilerini taşıyan Ekin’in Mantar Günlüğü’nde şapkaları “ormanın radarları”, toprağın altında uzanan miselyumu ise “ormanın gizli interneti” diye tarif ediyor.

Belki Ekin’in hikâyesini tam buradan başlatmak gerekiyor. Çünkü onun için doğada görünen hiçbir şey yalnızca göründüğü şey değil.

Ormanda büyümek

Ekin bugün 13 yaşında. Bir yaşındayken ailesiyle İstanbul’dan Kaz Dağları’na, Bayramiç’in köylerine yakın kırsal alanlara taşındı. İlk yıllarını köylerin de uzağında, ormanların içinde geçirdi.

Kitabında otağ çadırında, küçük bir orman kulübesinde ve dere kenarındaki kamplarda yaşadığı dönemleri anlatıyor. Geceleri gökyüzünü izliyor; gündüz gözü ağaçlarda, kuşlarda, taşlarda, “ama en çok da mantarlarda.”

Mantarları ilk gördüğünde “sanki orman benimle konuşuyormuş gibi” hissettiğini, renkleri ve kokuları henüz çözemediği bir dil gibi algıladığını söylüyor.

Merakı öyle büyümüş ki okula başlamadan önce okumayı Mantar Avcısı’nın El Kitabı’ndan öğrendiğini anlatıyor. Mantarların yanına zamanla kuşlar, otlar, taşlar, yılanlar ve gökyüzü eklenmiş.

Bu merakın gelişmesinde Jilber Barutçiyan'ın ayrı bir yeri var. Ekin 5-7 yaşlarındayken onun kitaplarından, araştırmalarından yararlanıyordu. Yıllar sonra Ekin’in Mantar Günlüğü’nün bilimsel danışmanlığını da Jilber yaptı.

“Sadece mantarlar açısından değil, taşlarını, bitkisini, gökyüzünü, oksijenini seviyorum baya,” diyor Ekin.

Ekin'in Mantar Günlüğü - İsa Ekin Cemre (Ginko Çocuk / 48 Sayfa)

Defterlerden kitaba

Ekin gördüklerini yalnızca aklında tutmuyor. Yazıyor.

“Defterlerime mantarlarla ilgili, gördüğüm günlük ufak hikâyeler falan yazıyordum,” diyor. “Onları birleştirdim, bir yazı hâline döktüm. Mantarda gördüklerim, bana ne hissettirdiği, ormanda neler olduğu; onları kitaba döktüm.”

Yıllar içinde biriken notlar 12 yaşında kitaba dönüştü. Ortaya yalnızca mantar bilgileri değil; keşif, macera, deneyim, gözlem ve araştırmanın iç içe geçtiği bir doğa anlatısı çıktı.

Ama kitap araştırmanın sonu değil.

“Daha mantarların derinine inmek istiyorum. Mantarların gizemleri bitmiyor gibi bir şey yani.”

Elinde ikinci bir kitaba dönüşebilecek mantar notları; taşlar, otlar ve bitkiler üzerine başka defterleri var.

Kitaba girmeyenlerden biri “zombi mantarı” diye bilinen kortisep. Böceklerin bedeninde gelişmesi çocuklar için ürkütücü bulunabileceği düşüncesiyle çıkarılmış. Ekin şimdi biraz pişman; Kaz Dağları’nda karşılaştığı bu mantarla ilgili notları var ve ileride onu yetiştirmek istiyor.

Sorular artık ona geliyor

Ekin 10 yaşına kadar çevresindeki yetişkinlere mantarlar, taşlar, kuşlar, bitkiler ve yılanlarla ilgili durmadan sorular soruyordu. Hâlâ soruyor; ama roller biraz değişmiş.

Artık köylüler bile gördükleri mantarları ona soruyor. Bazı köylü kadınlar “mantar çocuk”, bazıları İmparator mantarından dolayı “İmparator Ekin” diye sesleniyor. Doğa yürüyüşlerinde çoğu zaman en fazla mantarı bulan da o; çevresindekiler yarı şaka yarı ciddi mantarların kokusunu aldığına inanıyor.

Ekin aynı zamanda amatör telsizci; 12 yaşında amatör telsizcilik lisans sınavını geçti.

Bir yanda toprağın altında birbirine ulaşan miselyum ağları, diğer yanda havada yol alan sinyaller. İkisinde de görünmeyen bir iletişim var.

Ekin ileride mikolog, yani mantar bilimci olmak istiyor. Ama kendisini tek bir alana kapatmıyor:

“Sadece mikolog olmayacağım, başka uzmanlık alanlarım da olacak ama mikolog olacağım, o kesin.”

Şimdi araştırmasını yetiştirmeye de taşımaya hazırlanıyor. Okuldan fırsat buldukça mantar ve balkabağı üzerine çalışıyor; sevdiği, az bilinen çeşitleri doğal ve ekolojik yöntemlerle yetiştirmek istiyor. Böylece toprağın ve miselyumun döngüsüne bu kez doğrudan eşlik edecek.

Bir toplama rehberi değil

Ekin kitabının başında okura açıkça söylüyor:

“Bu kitap bir mantar toplama ya da yeme rehberi değil.”

Asıl niyeti, mantarlarla birlikte ormanı ve doğayı “tanımayı, sevmeyi ve korumayı” anlatmak. Bir mantarı bilmeden koparmamayı, önce bakmayı, araştırmayı ve gözlemlemeyi öneriyor. Çocukların tek başına mantar toplamaması gerektiğini; kitapların önemli olduğunu ama güvenli olduğuna karar vermek için tek başına yeterli olmadığını vurguluyor.

“Mantarları sadece ‘toplanacak ve yenilecek şeyler’ gibi görme. Onlar önce birer canlı ve yaşam savunucusu.”

Onun için zehirli bir mantar da ormandaki yaşamın parçası: “Keşfet, tanı, sev ve koru; bence en güzeli bu.”

Ormanın dili

İnsanın doğanın dilini nasıl anlayabileceğini sorduğumda uzun bir yöntem tarif etmiyor. Yaklaşmaktan söz ediyor.

“İnsan zaten bir ağacın yanına gittiğinde, bir ormanda kaldığında veya bir mantar gördüğünde zaten onu anlıyormuş gibi oluyor. Sanki onunla konuşuyormuşsun gibi oluyor.”

Mantarların yer altında kurduğu ilişkiler de onu bu yüzden büyülüyor. Miselyumu “mesajlaşmaya” benzetiyor; gördüğümüz şapkalı mantarın, “yer altında göremediğimiz dev bir mantar ağının ufacık bir meyvesi” olduğunu yazıyor.

Yüzeyde küçük bir mantar. Altında görünmeyen büyük bir hayat.

Barışla doğa

Doğayı tanımak Ekin için yalnızca bilgi edinmek değil, ona nasıl davranacağını öğrenmek anlamına geliyor. Bir bitkiyi ezip geçen ya da mantarı tekmeleyen çocuklardan söz ederken, “Onun canlı olduğunu bile bilmiyor,” diyor. Bir canlıyı tanıdığında ona zarar vermenin zorlaşacağını düşünüyor.

Doğanın insanda ne uyandırdığına verdiği yanıt kısa: “Sevgi.”

Kendi yaşamının birçok çocuk için mümkün olmadığının da farkında. Kentlerde ve apartmanlarda yaşayan, toprağa, suya, gökyüzüne az temas eden çocuklardan söz ederken üzülüyor:

“Bence çocukların en çok ihtiyacı olan şeyler barışla doğa.”

Sonra sözü savaşlara getiriyor:

Çok kötü savaşlar oluyor. Çocuklar ölüyor, yaralanıyor; anneleri, babaları, kardeşleri ölüyor. Aç kalıyorlar. Ben savaşlardaki çocukların unutulmamasını istiyorum.

Dünyadaki çocukların büyük bölümünün şehirlerde, apartmanlarda yaşadığını; toprağı, suyu, gökyüzünü bile tanıyamadığını söylüyor. Ona göre tüm canlıların doğayla iç içe yaşaması gerekiyor; ama pek çok çocuğun böyle bir imkânı yok. Bu yüzden kentlerde erişilebilir ormanlar ve okullarda her dönem bir “ormanda bağ kurma gezisi” öneriyor.

Önce görmek

Ekin’in doğayla ilişkisi gözlemlemekten ibaret değil. Çocukluğundan beri ormanlarda ve dere kenarlarında doğa savunusu için tutulan nöbetlere katıldığını anlatıyor.

“Bazen günlerce, bazen haftalarca ormanlarda ve dere kenarlarında çadırlarda kaldık, nöbet tuttuk. Yaşamı, canlıları, suyu ve ormanı korumaya çalıştık.”

Söyleşinin sonunda yine aynı yere dönüyor: “İnsanlar doğayı asla küçümsemesin.”

Bir ağacı kesmenin yalnızca bir ağacı ortadan kaldırmak olmadığını söylüyor: “Sen bir ağaç kestiğinde sadece ağacı öldürmüş olmuyorsun. İçinde yaşayan bir sürü hayvanı da evinden etmiş oluyorsun.”

“Bir bitkiyi ezdiğinde biri senin evini yakmış gibi bir şey oluyor aslında.”

“Onların dünyasını keşfeden bir dost”

Ekin kitabını özellikle doğayı pek tanımayan çocukların okumasını istiyor. Mantarları, kuşları, gökyüzünü ve “ormanın dilini” bilmeyenlerin.

“Onlarda da merak uyandırmasını isterim,” diyor.

Kitabında kendisini tarif ettiği cümle, bütün bu yolculuğun özeti:

“Ben kendimi sadece toplayıcı değil, onların dünyasını keşfeden bir dost olarak hissetmeye başladım.”

Bir şeyi tanımadan almamakla, bilmediğimiz canlıyı değersiz saymamakla, koparmadan önce bakmakla ilgili bir dostluk bu.

Ekin hâlâ ormanda yürüyor. Yeni mantarlar buluyor, yeni notlar tutuyor. Taşları, otları, bitkileri biriktiriyor; ceplerine değil, defterlerine.

Ve mantarların gizemlerinin bitmediğini söylüyor.

İyi ki de bitmiyor.

Çünkü bazı hikâyeler cevabı bulduğumuz yerde değil, eğilip biraz daha yakından baktığımız yerde başlıyor.

(NÖ)

Veganlık tabağın dışına, hayvanlar odaya

Bu yıl 1 Kasım Dünya Vegan Günü vesilesiyle biraz kendi deneyimimden bahsedip, veganlığı yalnızca yediklerimizle sınırlı olmayan, dünyayla ve hayvanlarla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşündüren bir yerden ele almak istiyorum.

Çünkü geçtiğimiz yedi aydır dünyayla başka türlü ilişkileniyorum ve gündelik hayatın en sıradan görünen kararlarına da bunun sirayet etmesini sağlamaya çalışıyorum. Hâlâ kendime dair bir beyanda bulunmuyorum ama geçen yıldan bu yana bu meseleyi daha çok pişiriyor, daha çok düşünüyor ve dahası, giderek daha fazla bu şekilde yaşıyorum.

Veganlık “dışardan” bakıldığında daha çok ne yediğimiz ne giydiğimiz ya da hangi ürünleri tükettiğimiz üzerinden konuşuluyor. Oysa hayvanlarla kurduğumuz ilişki yalnızca tabağımıza ne koyduğumuzla sınırlı değil ve olmamalı. Onları nasıl gördüğümüz, nasıl anlattığımız, hangi hikâyelerin içine yerleştirdiğimiz, seslerini nasıl ya da ne kadar duyduğumuzla da alakalı. Hatta hangi seslerinin duyulmasına imkân verdiğimiz üzerinden de sorgulanabilecek bir şey bu.

Bir süre önce bianet için Melanie Challenger’ın “Odadaki Hayvanlar: Diğer türlere nasıl kulak verebiliriz, neden vermeliyiz?” başlıklı metnini Türkçeleştirmiştik. Metin, hayvanlardan söz etmekle onların gerçekten var-kılınmasına, orada-olmalarına izin vermek aynı şey mi diye soruyordu. Hayvanlar karar mekanizmalarında yer alıyorlar mı örneğin? İnsanlarla hayvanlar aynı coğrafyayı paylaşırken, hayvanlara ilişkin kararlar alındığında hayvanların çıkarları nasıl temsil ediliyor? Diğer bir deyişle hayvanlar politik özneler olabiliryor mu?

Yani insan olmayanlar hakkında konuşurken aslında, hâlâ kendi anlatımızı mı kuruyoruz? Onları kendi anlam dünyamız içinde mi var ediyoruz? Challenger, hayvanların yok-luğunda kurulmuş bir anlatıda ve dünyada yaşadığımızı fark edip onların nerede olduğunu yeniden düşünmeye çağrı yapıyor bir bakıma.

Veganlığın ötesine geçen, insanın, insan olmayan canlılarla kurduğu ilişkiyi daha ileri düzey bir düşünsel alana taşıyan ve sorgulayan “Odadaki Hayvanlar” metnini akılda tutarak yazıyorum.

Fotoğraf: Sinem Aydınlı / “Denize doğru giderken karın doyuran bir inek”

Bizim büyük “veganlık meselemiz”

Ben hâlâ “veganım” diyemiyorum. Biraz bu beyanın söylendiği an yarattığı karşılıktan biraz da söylediğim anda tamamen (ne demekse?) bu politik tahayyülde yaşamam gerektiğini düşündüğümden.

Örneğin birlikte yaşadığım (4,5 yaşındaki) insan hâlâ “hayvansal gıda” tüketiyor. Hatta onları bazı zorunlu (!) durumlarda ben hazırlıyorum. Kendim için artık yapmadığım bir şeyi, ellerimle çocuğum için yapıyorum. Peki çocuğumun kendi deyimiyle “hayvansal” olması, benim veganlığıma halel getiriyor mu? Bir sorgulama başlattığı kesin. Bu sorgulama hâli önemli ama tehlikeli de. Tehlikeli, çünkü veganlığı bir ilişki biçimi olmaktan, ilişkisellikten çıkarıp, başımın üstünde yeri olan insana ne yedirdiğime indirgeme riski taşıyorum.

Diğer taraftan, aynı anda başka bir hayvanın bedeninden ya da üretiminden gelen bir şeyi bu küçük insanın önüne koyuyorum ama bunu yaparken, aynı şeyi kendim için bir daha asla yapmayacağımdan da her seferinde biraz daha emin oluyorum.

Söz konusu çocuğum olduğunda öğrendiğim ve “doğru” kabul ettiğim yaşam biçimlerinden bir anda vazgeçmeye aynı ölçüde güvenemiyorum (çelişkili düzlem). Bunları düşündüğüm günlerden birinde, önüme yeni bir araştırma düşüyor. Yirmi farklı protein kaynağını beslenme ve sağlık, erişilebilirlik ve çevresel etkileriyle birlikte değerlendiren bir çalışmada tofu ilk sırada çıkıyor. Ve soruyorum, neden kendim için tercih ettiğim bir ilişkiselliği çocuğum söz konusu olduğunda hemen gerçekleştiremiyorum?

Belli ki burada yalnız veganlıkla değil bakım emeğiyle de ilgili bir mesele var. Öğrenilmiş bakım pratikleri sanırım. Ama bunu yazarken bile ikisini neden birbirinden ayırdığımı sorguluyorum. Ama konumuz bu değil şu an. Buradaki mesele benim gündelik hayattaki ilişkilenme biçimlerimi daha çok düşünmeye başlamam. Yani veganlığın benim için “normal”, “gerekli”, hatta “çocuk için şart” diye öğrendiğim şeyleri tek tek yeniden sorgulatma meselesi. Bu bize veganlığın gündelik hayatın en küçük ve maddi kararlarında gerçekleştiğine de işaret ediyor. Politik olana çalıyor değil mi sizin de kulağınızda? Ancak veganlığı bu kararların eksiksiz ve kusursuz bir toplamına indirgemekle, hayvanlarla kurduğumuz ilişkiyi gerçekten dönüştürmek aynı şey değil. Benim için -artık- asıl mesele biraz buralarda.

Hayvanlar nerede?

Tam burada “Odadaki Hayvanlar”ın bize bıraktığı soruları yeniden düşünelim. Hayvanlardan söz ediyoruz ama nasıl? Hayvanın sözünü nasıl temsil edebiliriz, doğayı nasıl temsil edebiliriz? Zihni zorlayan bir kavramsal ve teorik düşünme hâli gibi görünebilir ama mesele sadece hayvanların iyilik hâlini (refahını) düşünmek değil (ki zaten bu coğrafyada tam aksine işaret eden yasalar da var) onları adaletin özneleri olarak görmek ve seslerinin politik anlamda var kılınma meselesi.

Bu kavramsal zorlanmanın gerisinde çok daha eski bir düşünme alışkanlığı var. İnsanın kendisini doğadan ve kendi hayvanlığından ayırmasının çok daha uzun bir kültürel tarihi var değil mi? İnsan kendisini doğanın içinde yaşayan bedensel bir canlı olarak değil de doğaya bakan, onu açıklayan ve yöneten ayrıcalıklı bilinç olarak kurguladığında, diğer canlılar da insan için kolaylıkla üzerine karar verilen varlıklara dönüşüyor. Kalıcı hiyerarşi kuruluyor malum. İnsan merkezde. Antroposantrizm. Doğaya ve hayvanlara hükmedebileceğini düşünen insan ve onun anlatısı. Türcülük de geliyor peşine tabii.

Hayvanları sadece onları yemek ve yememek üzerinden değerlendirmek yerine adil görme biçiminin nasıl kurulacağını düşünmemiz gerekiyor. Hayvanı, insanın onun adına kurduğu anlatıya indirgemeden, alınacak kararlar üzerinde etkili olabilmesinin nasıl sağlanabileceğini düşünmek. Bu adil görme biçimi hayvanlarla vakit geçirmeyi gerektiriyor. Yani gözlem yapmayı ama bunu kartezyen bir yerden yani onları bilincimizin önüne aldığımız nesneler olarak görmeden, hayvanlarla birlikte yaşayarak görmek: Yani gözlemlemek, yanlarında zaman geçirmek, güven oluşturmak ve yavaşlamak, Challenger’ın dediği gibi.

Fotoğraf: Annie Marie Musselman

Melanie Challenger ve Erin Ryan’ın kurduğu Animals in the Room (Odadaki Hayvanlar) isimli proje, bilim insanlarını ve hayvan refahı uzmanlarını bir araya getiren uluslararası bir çalışma ağı. Çıkış soruları basit: Bir karar, hayvanların hayatını doğrudan etkiliyorsa, neden o kararın oluşturulmasında yalnız insanların çıkarları temsil ediliyor? Proje bunun için insan olmayan hayvanları karar süreçlerinde temsil etmenin yöntemlerini geliştirip test ediyor.

Animals in the Room’un geliştirdiği daha genel yöntemde hayvanların davranış ve iletişim biçimlerinin doğrudan dikkate alınması, görüntü, video ve ses kayıtlarının da birer tanıklık biçimi olarak karar süreçlerine taşınması öneriliyor. Amaç, hayvan adına bir kez daha insanın konuşması değil, hayvanın kendi tercih ve çıkarlarını kararın içinde mümkün olduğunca “mevcut” kılmak.[1]

Challenger ve ekibi hayvanların iyiliğinin ve refahının insanlar tarafından düşünülmesini sağlamaya çalışmıyor. Hayvanın kendi davranışını, tercihlerini ve çıkarlarını politik bilgiye dönüştürmenin yollarını arıyorlar.

Tüm bunlar veganlığı düşünürken kendi sesimi susturup susturmadığımı düşündürüyor bana. Yani “insan anlatısını” durduruyor muyuz? O anlatıyı durdurduğumuzda yani biraz durmayı başardığımızda belki veganlığı da “hayvansal gıda” ve “hayvan çıktısı” tüketip tüketmemekten çıkartmış oluyoruz ve ilişkisellik perspektifinden düşünmeye başlıyoruz.

“Hayvanları nasıl koruyacağız?” diye sormakla “onları etkileyen bir kararı onların çıkarlarını da temsil ederek nasıl alacağız?” diye sormak aynı şey değil. İkinci soru veganlığı “etik” bir karar olmaktan çıkarıyor. Bu soruyla, adaletin öznesi olması gereken hayvanlara dair konuşmaya başlıyoruz.

Bu şekilde düşünmeye başladığımda veganlık benim için daha politik bir anlam kazanmaya başlıyor. Bu metni de bunun üzerine düşünelim diye yazıyorum. Yani mesele şu: Bir hayvanın yaşamının kendi başına değerli olduğunu kabul ediyorsak, neden yalnızca onu yememeyi konuşuyoruz? Neden hukuk, siyaset ve karar alma mekanizmaları hâlâ yalnız insanın çıkarını ifade edebileceği biçimde kuruyoruz?

Böylelikle veganlık tam da burada tabağın dışına taşıyor.  Ne yememeyi tercih ettiğimiz hâlâ bir başlangıç ve önemli ancak tek mesele bu değil. Challenger ve ekibinin düşünsel katkısı ve çalışmalarının gücü başka bir seviyede düşünme biçimi, hayvanların ses, temsil ve karar süreçlerindeki yokluğunu düşünmeye çağıran ve insan merkezciliği anlatıdan kaldırmada ısrar eden bir politik duruşa çağrı yapıyor.


[1] Melanie Challenger’ın 2024 tarihli konuşması: “The Council of the People and the Bears: Vision of Animal-Inclusive Democracies”. Trentino’da boz ayılar ile bölgede yaşayan insanlar arasında uzun süredir ciddi bir birlikte yaşama çatışması var. Challenger bu konuşmada, bu çatışmadan hareketle geliştirilen bir karar alma modelini anlatıyor. Model, ayılarla ilgili kararlar alınırken yalnızca insanların değil, ayıların yaşam koşullarının, davranışlarının, ihtiyaçlarının ve çıkarlarının da demokratik müzakereye dahil edilmesini amaçlıyor. Ayıların perspektifinin, onları yakından gözlemleyen uzmanlardan ve davranışlarına ilişkin verilerden gelen bilgi aracılığıyla karar sürecinde etkili hale getirilmesi hedefleniyor.

(SA/NÖ)

Simültane çeviride Kürtçeyi seçmek

Geçtiğimiz hafta sonu TODAP, İzmir’de IX. Eleştirel Psikoloji Sempozyumu’nu düzenledi. Her bir oturumu çok kıymetliydi. Ama bu yazı, yalnızca bir oturumda yaşadığım deneyime dair.

Bir önceki oturuma girdiğimde konuşmacıların isimlerini görünce hiç oturmadan kalktım ve kulaklık almaya yönelmiştim. Bir sonraki oturumun başlığını bilmiyordum. Anadiliyle ilgili olduğunu o an duydum. Salona girdim, konuşmacıların isimlerini okudum: Siyabend, Derya, Azad… Oturdum. Dümdüz oturdum. Sonra bir arkadaşım sordu: “Kürtçe anlıyor musun?” “Yok,” dedim. “Kulaklık al o zaman.”

Bu eylem saniyeler içinde gerçekleşemedi. Bünyem biraz reddetti. Kürtçe anlamadığımı söylemeyi içine sindiremediği için mi, Kürtçe için kulaklık almayı yabancı bulduğu için mi, bilmiyorum. Ama en nihayetinde kulaklığı alıp geldim.

Program başladı. Sahnedeki sunumda Kürtçe ifadeler vardı aslında. Salona ilk girdiğimde isimlerle beraber görmüştüm. İngilizce konuşulan bir oturumda kulaklık almak bana ne kadar doğal gelirdi? İngilizce bana uzak bir dilken Kürtçeyi bana yakın gösteren neydi? Bu dile yakın olmam mı, yoksa onu var bile saymamam mı?

Ara ara başımı kaldırıp salona bakıyordum. İnsanların dinleme deneyimlerini de izliyordum. İlk defa bir salondaki katılımcıların bu kadar yoğun biçimde kulaklık taktığını görüyordum. İngilizce bir oturum olsaydı bu kadar çok kulaklık olur muydu?

Bize en yakın dillerden biri nasıl oluyor da en uzak dillerden biri hâline geliyor? Dibimizde olduğu, hayatımızın içinde olduğu için mi yok sayabiliyoruz onu? Bir dilin varlığını bilmekle onunla karşılaşmak, onu duymakla onu anlayabilmek arasındaki mesafe nasıl bu kadar açılıyor?

Konuşmaların içeriğine dair notlar aldım, durmadan aldım ama beni asıl sarsan, konuşmanın tamamen Kürtçe olmasıydı. Anadilinden bahsediyorlardı; kendi anadillerinde konuşacaklardı tabii ki. Tabii ki mi? Bu bir kazanım. Ne zor bir kazanım.

Bunun bir kazanım olmasından utandım. Çünkü ben kendi anadilimde konuşabilmek için hiç mücadele vermedim. Anadilimi saklamam gerekmedi. Anadilimde konuşabildiğini bildiğim öğretmenim, bilmediğim bir dilde bana günaydın demedi. Karşımda, bütün bunların içinden geçerek kazanılmış bir hak vardı: İnsanlar kendi anadillerinde sunum yapıyor, üstelik anadilinin ruh sağlığı açısından önemini anlatıyorlardı. Bu önemi anlamak için tezlerin yazılması bir mücadelenin verilmesi zorunlu muydu? Hâlâ zorunlu.

Aradaki farkın ağırlığı öyle belirginleşti ki konuşmayı, Kürtçe de bilen bir Kürt arkadaşımla WhatsApp üzerinden paylaşarak takip ettim. Birbirimizle bu konuları çok konuştuğumuz, bazen konuşamadığımız; bir tür hakikat yarası olarak benliğimizde taşıdığımız şeyleri bazen utançla, bazen suçlulukla birbirimize gösterdiğimiz bir arkadaşım. Konuşmacıları dinlerken ona neler konuşulduğunu, çevirinin nasıl ilerlediğini anlatıyordum. Arada Kürtçe videolar gönderiyordum. Kulaklıklar özellikle dikkatini çekiyordu. Çünkü onun için de önemli olan yalnızca konuşmanın içeriği değil, konuşulma biçimiydi. Konuşamadığımız ve duygulandığımız bir eylemdi bu.

Henüz eşit değiliz.

Oturumda insanın yalnızca tarihe bağlanarak anlaşılamayacağını, ama tarihten kopuk da ele alınamayacağını konuştular. Bir insanı klinikte değerlendirirken hikâyesini bilmek gerektiğini; bu hikâyenin özgürce anlatılabilmesi için dilsel ve politik koşulların önemini anlattılar. Travmanın kuşaklar arasında nasıl taşınabildiğinden, bazen anlatılarak bazen de sessizlikle aktarıldığından söz ettiler.

Bir insanın kendini hangi dilde ifade edebildiği, ruh sağlığı hizmetinin de bir parçasıydı. Kişinin hikâyesini özgürce anlatabileceği koşullar yoksa o hikâyeyi nasıl duyacaktık?

Yine sempozyumun bir başka oturumunda, Kürtçe çalışan psikologların kendi dillerinde bilgi üretebilecekleri bir örgütlenme kurma çabasını dinledim. Kendi dilinde konuşabilmek, yalnızca gündelik bir iletişim ihtiyacı değildi. Bilgi üretmek, mesleğini yapmak, kendi deneyimini kendi sözcükleriyle aktarabilmekti. Bunun için gereken imkânlar henüz yoktu. Aslında bu oturumların kendisi de bu imkânı kurmaya dönük bir karşılaşmaydı.

Soru-cevap aşamasında da dikkatim hâlâ konuşabilme ve konuşamama eylemlerimizin üzerindeydi. Bir yanım teşekkür etmek istedi. Bir yanım, “Türkçe zaten yeterince alan kaplıyor,” dedi ve sustu. Soru sormak için el kaldıranlardan biri Türkçe konuştu. Konuşma sırasında çeviri ihtiyacıyla ilgili bir soru gündeme geldi. Konuşmacılar Türkçe anladıklarını söylediler. Gülüşme oldu. Onlar Türkçe anlıyorlardı zaten. Biz Kürtçe anlamıyorduk. Anlamama özgürlüğümüz vardı. Belki de tam bu nedenle, anadili yoksunluğunun nasıl bir şiddet olduğunu kavramakta zorlanıyorduk. Bir dili anlamak zorunda olmamakla bir dilin anlaşılabileceği koşullara sahip olmamak arasındaki farkı düşündüm.

Türkçe konuşulan sorular Kürtçeye çevrilmedi. Çünkü bütün salonun ortak dili Türkçeydi. Anlamak için çeviriye ihtiyaç yoktu. Yine de çevrilmelerini istedim. Kürtçesini de duymak istedim. Salonda o dilin daha fazla yer kaplamasını, yalnızca anlaşılmak için değil, var olmak için de duyulmasını istedim. Çünkü bir dilin var olmasına alan bırakmayacak kadar geniş bir alana yayılan dil, birbirimizi anlamamızı da sağlamamıştı. Birbirimizle iletişim kuruyorduk. Ama bu iletişimde birbirimizin acısını, yoksunluğunu ve sevincini anlama imkânımız yeterince aşikâr değildi.

Son değerlendirme oturumunda konuşmacılara iki dakikalık süre verildi. Bir arkadaş bir dakika Kürtçe, bir dakika Türkçe konuştu. İçimden, “Aslında iki dakika Kürtçe, iki dakika Türkçe konuşmalıydı,” diye geçirdim. Ama bir dakika Kürtçe, bir dakika Türkçe konuşabilmek bile yeniydi. Eşitliğe henüz çok vardı.

Bir dilin konuşulabilmesinin, o dilde bilgi üretilebilmesinin ve o dilin kamusal alanda yer bulabilmesinin ne kadar büyük bir mesele olduğunu yeniden düşündüm. Bunların bir ihtiyaç olarak kabul edilmesi bile başlı başına bir mücadeleydi. Belki de Türkçe konuşabilen insanların başka bir dile ihtiyaç duymayacağı varsayımı, Kürtçenin kamusal alanda yer bulamamasını bir sorun olarak algılanmasına engeldi.

Konuşmalar devam ederken bir görme engelli katılımcının, gösterilen şeylerin betimlenmesini istemesiyle dil meselesi arasında da bir bağ düşündüm. Bir ihtiyacın var olması yetmiyordu; o ihtiyacın fark edilmesi, kabul edilmesi ve karşılanması gerekiyordu. Bazen bir ihtiyacı dile getirmek için bile önce onun meşru bir ihtiyaç olduğunu göstermek zorunda kalıyorduk.

Oturumdan çıkarken aklımda yalnızca konuşulanlar yoktu. Bir dilin konuşulabildiği bir salonda bulunmanın bende yarattığı duygu da vardı. Konuşmacılara teşekkür etmek istemiştim. Ama teşekkür etmenin beni nasıl bir konuma yerleştireceğini de düşündüm. Birilerinin kendi dillerinde konuşabilmesine teşekkür etmek… Bunun neden bir teşekkür konusu olması gerektiğini de düşünmek gerekiyordu belki.

Bu oturumda Kürtçe konuşulması, kendi başına eşitlik demek değildi. Ama eşitliğe doğru kurulmuş bir alan, bir imkândı. Bir dilin yalnızca evde, yalnızca özel ilişkilerde, yalnızca anlaşılabildiği kadar var olabildiği bir dünyadan başka bir dünya kurma çabasıydı.

Belki de bu yüzden o kulaklığı almak birkaç saniyede gerçekleşmedi. Hangi dilin kendiliğinden anlaşılır, hangi dilin çevrilmeye ihtiyacı olduğu, hangi dilin çevrilmeye layık görüldüğünü; hangi dilin bilgi üretmeye, soru sormaya, cevap vermeye ve kamusal alanda yer tutmaya hakkı olduğunu da düşünmek gerekiyordu.

Kulaklığı aldım. Konuşmayı dinledim. Anlamadığım bir dilde konuşulanları, yalnızca anlamadığım için değil, o dilin orada konuşuluyor olmasının ne anlama geldiğini düşünerek takip ettim.

Ve hâlâ düşünüyorum: Anadillerinin özgür olmadığı bir yerde birlikte yaşam etiği geliştirmek, birbirimizi anlama ihtimalimizi mümkün kılmak mümkün mü? Kürtçenin o salonda konuşulmasını olağanüstü bir hamle gibi karşılayan bedenim ve zihnim, bana eşitsizliğin yalnızca kimin hangi dilde konuşabildiğinde değil, neyi olağan sayabildiğimizde de yaşadığını düşündürüyor.

*Bu deneyimime alan açanların birer adı var: Eleştirel Psikoloji Sempozyumu düzenleme kurulu ve emekçileri; oturumu Kürtçe yürütenler Ebru Akkoyun, Siyabend Aslan, Azad Dildar Günderici ve Derya Bozaslan; Kürtçe konuşan psikologların mesleki örgütlenmesine dair paylaşım yapan Şinda Barış ve Kürtçeden Türkçeye gönüllü olarak simültane çeviri yapan Münevver Arslan.

(EEA/NÖ)

Astronominin gizli öğretisi

Çıplak gözle, karanlık bir yerden bakınca birkaç bin yıldız görürüz ve her biri bir güneştir. Işıkları yıllar ya da yüzyıllar boyunca yol alır ve bize geçmişten gelen bir mesaj olarak ulaşır. Takımyıldızlar fiziksel topluluklar değildir. Örneğin Kasiopeya'nın beş parlak yıldızı bizden 55 ile 500'den fazla ışık yılı arasında uzaklıktadır ve gökyüzünde yalnızca yan yana görünür. Antik Yunanlılar bu noktaları çizgilerle ve hikâyelerle birleştirdi, gökyüzünü böyle okudu ve böyle açıkladı. Sonbahar akşamlarında kuzeyde ve doğuda, yüksekte, mitin koca bir ailesi uzanır. Kral Kefeus, Kraliçe Kasiopeya, kızları Andromeda, damatları Perseus ve cezaları olan deniz canavarı Ketos.

Mit

Evvel zaman içinde Kefeus, bilinen dünyanın uçlarındaki efsanevi Aithiopia'ya krallık ediyordu. Gelenek onu bugünkü Yafa olan Joppa ile ilişkilendirir. Karısı Kasiopeya, kızının güzelliğinin Nereidlerinkini aştığını söyleyerek övündü. Bu kibir pahalıya mal oldu. Poseidon bir sel ve ülkeyi harap edecek olan deniz canavarı, Ketos'u gönderdi. Ammon'un kehaneti kurtuluşu belirledi. Kral, kızını canavara teslim etmeliydi. Andromeda denizin kıyısındaki bir kayaya zincirlendi ve sonunu bekledi.

O sırada Hermes'in kanatlı sandaletleriyle uçan Perseus, Gorgon Medusa'nın başını keserek zaferle dönüyordu. Medusa'nın kanından kanatlı at Pegasus doğmuştu. Genç kıza âşık oldu, ödül olarak elini istedi ve canavarı öldürdü. Bu evlilik, Kefeus'un kardeşi ve Andromeda'nın eski nişanlısı Fineus'u öfkelendirdi, adamlarıyla saldırdı. Perseus, Medusa'nın başını göstererek onları taşa çevirdi. Gelenek, kahramanın koruyucusu Athena'nın hikâyenin kahramanlarını gökyüzüne yerleştirdiğini anlatır. Euripides, MÖ 412'de bu hikâyeden "Andromeda" trajedisini yazdı.

δ Cephei, sağ alttaki yuvarlak beyaz işaret

Mitten astrofiziğe

Onları yıldızlı gökyüzünde göstermek için Kasiopeya'nın W'sinden başlarız. Kutup Yıldızı'na göre Büyük Ayı'nın karşısındadır. Oradan güneydoğuya çekilen bir çizgi Andromeda'ya ve Perseus'a çıkar.

Kasiopeya. Beş parlak yıldız, kraliçenin tahtı olan bir W çizer. Yunanistan'da ve Türkiye'de hiç batmaz. Kutup Yıldızı'nın çevresinde döner ve yolunun bir bölümünde taht baş aşağı asılı kalır. Antik çağ bunu kibrin cezası sayardı. 1572'de Tycho Brahe burada, bugün süpernova olarak bildiğimiz bir "yeni yıldız" gördü. Aristoteles'in değişmez gökyüzü inancı geri dönülmez biçimde sarsıldı.

Kefeus. Sivri çatılı bir evi andıran sönük bir şekildir, Kasiopeya'nın yanındadır. Burada, parlaklığı düzenli bir ritimle değişen δ Cephei yıldızı bulunur. 1912'de Henrietta Leavitt, bu ritmin yıldızın ne kadar parlak olduğunu, dolayısıyla ne kadar uzakta olduğunu gösterdiğini keşfetti. Sefeidler, evrenin uzaklıklarını ölçtüğümüz "mumlar" oldu.

Andromeda. Pegasus Karesi'nden başlar ve Perseus'a doğru uzanır. Karanlık bir gökyüzünde çıplak gözle soluk bir bulut gibi görünen Andromeda Gökadası'nı (M31) Pers gökbilimci el-Sufi MS 964'te kaydetti. 2,5 milyon ışık yılı uzaktadır, yani bugün gördüğümüz ışık, modern insan gezegenimizde ortaya çıkmadan önce Andromeda'dan yola çıktı. 1923-24'te Hubble, bu soluk bulutun içindeki Sefeidleri ölçerek onun bizim gökadamızın bir bulutsusu değil, başka bir dünya, başka bir gökada olduğunu kanıtladı.

Balina. Beşinin en büyüğüdür. Antik çağda "deniz" denen bir gökyüzü bölgesinde yer alır, çünkü çevresinde Balıklar, Kova ve Eridanus vardır. Fabricius'un 1596'da gözlemlediği Mira yıldızı yaklaşık on bir ayda bir parlar ve sönükleşir. Adı "Harika" demektir.

Perseus. "Gorgon'un gözü" Algol'ün parlaklığı 2 gün 21 saatte bir azalır. Araplar ona "iblis" derdi. Goodricke 1783'te iki yıldızın sırayla birbirinin önünden geçtiğini öne sürdü. Ağustos'ta Perseidler, Swift–Tuttle kuyruklu yıldızının kalıntılarından doğan ünlü "kayan yıldız" yağmuru, bu takımyıldızdan çıkıyormuş gibi görünür.

Andromeda Gökadası, mavi çerçevenin içinde

Galileo'nun teleskobu, altüst olan evren

Dört yüzyıl önce üç gezegen, Venüs, Jüpiter ve Satürn, Galileo'nun insan düşüncesinin yönünü değiştirmesini sağladı.

Venüs. Güzellik tanrıçası, parlak ışığının ardında güneş merkezli sistemin kanıtını saklar. Galileo evrelerini gözlemledi ve aydınlık evre küçüldükçe görünür çapının arttığını saptadı. Bu, gezegenin kâh Dünya'ya yaklaştığını kâh uzaklaştığını gösteriyordu ve yer merkezli model için imkânsızdı.

Jüpiter. Tanrıların kralı, Galileo'ya dört parlak nokta gösterdi. Konumlarının düzenli değişimini izleyen Galileo bunların arka plan yıldızları değil, Jüpiter'in çevresinde dolanan uydular olduğunu anladı. Bazı gök cisimlerinin Dünya'nın değil Jüpiter'in çevresinde dönmesi fikri, yer merkezli modele indirilen ilk güçlü darbeydi ve Aristarkhos ile Kopernik'i doğruluyordu. Dünya artık evrenin merkezi değildi.

Satürn. Zaman tanrısı Galileo'yu önce şaşırttı, onu "üç yıldızdan oluşmuş" bir cisim olarak tanımladı. Teleskobunun düşük çözünürlüğü yüzünden halkalar, gezegenin iki yanında iki parlak lob gibi görünüyordu.

Ay da payına düşeni yaptı. Galileo, aydınlık ile karanlığı ayıran çizginin düzgün değil tırtıklı olduğunu görerek yüzeyinin kusursuz değil, tıpkı Dünya gibi dağlık olduğunu kanıtladı.

Astronomi neden okullarda öğretilmelidir?

Önce, kanıtla düşünmeyi öğretir. Aristarkhos ve Kopernik'ten Galileo ve Leavitt'e kadar astronomi; gözlem, ölçüm, şüphe ve düzeltme tarihidir. "Bunu nereden biliyoruz?" diye soran öğrenci kanıtı söylentiden, olguyu anlatıdan, bilimi sahte bilimden ayırır. Onu yönlendirmek zorlaşır.

Mira yıldızı, Balina'nın boynunda.

İkincisi, alçakgönüllülük ve ortak kader duygusu öğretir. Andromeda'nın ışığının 2,5 milyon yıl yol aldığını kavrayan kişi, Dünya'nın ne kadar küçük, kavgaların ne kadar önemsiz olduğunu anlar. Kasiopeya kızının güzelliğiyle övündü, biz çoğu zaman kendi değerimizle övünürüz ve evren uçsuz bucaksızlığıyla bizi yerimize oturtur. Yukarıdan bakış, tek bir gezegene saygıyı ve aşırı aydınlatmayla kaybettiğimiz karanlık gökyüzüne saygıyı besler.

Üçüncüsü, bilimleri, kültürleri ve insanları birleştirir. Yıldızlı gökyüzünün gözleminde Yunan mitolojisi, yıldızların Arapça adları, Pers el-Sufi, Danimarkalı Tycho Brahe ve Amerikalı Hubble buluşur. Aynı derste geometri, fizik, tarih ve edebiyat bir araya gelir. Gökyüzü herkese aittir, Yunanlara, Arnavutlara, Bulgarlara, İtalyanlara ve Türklere... Onu paylaşan çocuklar önce insanı, sonra sınırları görmeyi öğrenir.

Algol, Medusa'nın gözünde

Astronomi okul için bir lüks değildir. Yıldızlı gökyüzü, elimizdeki en ucuz ve en demokratik laboratuvardır. Büyük bütçeler gerekmez, bir karar gerekir: Karanlık bir nokta, biraz sabır ve Kasiopeya'nın W'sini gösterecek bir öğretmen. Böylece bir çocuk Aristarkhos'un, Eratosthenes'in ve Hipparkhos'un yaptığını yapar. Yani gözlemler, ölçer, karşılaştırır, sonuç çıkarır. Bilginin hazır teslim edilmediğini, kazanıldığını öğrenir. Astronomi öğreten bir okul yalnızca bilgi aktarmaz. Soru soran, yöntemle şüphe eden, verilere saygı duyan ve kendinden çok daha büyük bir dünyanın parçası olduğunu hisseden insanlar yetiştirir. Böyle insanlar yetiştiren bir toplum daha zor aldatılır, iklim değişikliği gibi büyük krizlerle daha iyi başa çıkar ve başkasına daha açıktır. Soru, astronominin okulda nasıl bir yeri hak ettiği değildir. Soru, okulun nasıl insanlar yetiştirmesini istediğimizdir.

Gökyüzü her zaman insanın aynasıdır. Takımyıldızlarında övünen bir kraliçeyle, korkuya boyun eğen bir babayla, bekleyen bir kızla, cesaret eden bir kahramanla karşılaşırız. Skinakas Gözlemevi'nin önünde, günün son ışığında, astronominin yalnızca bilgi değil, her şeyden önce bir yaşam tutumu olduğunu hissediyorum. Sabrın, ısrarın, merakın ve yukarıya çevrilmiş dikkatin bir alıştırması. Gökyüzünü seyretmeyi seven çocuklar olduğu sürece, takımyıldızlar bize sormayı, ölçmeyi ve hayran olmayı öğretmeye devam edecek.

(PP/FY)

Dışişleri Bakanı Fidan'dan G20 sonrası diplomasi mesajı: Türkiye sorumluluk almaya devam edecek

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı'na ilişkin, "Bu savaş başlayalı yaklaşık 5 yıl olmuş. Artık bu savaş taşınamaz. Dolayısıyla Rusya ve Ukrayna, büyük bir fedakarlıkta bulunarak bir anlaşmaya varmak zorundalar" dedi. ABD-İran krizine ilişkin açıklama yapan Bakan Fidan, "Hemen hemen masa etrafındaki tüm ülkeler yeniden bir çatışmanın olmaması ve diplomasiye sürekli şans verilmesi konusunda hemfikir olmuş durumdalar" ifadelerini kullandı.

Karar Resmi Gazete'de: SPK Başkanlığına Muhsin Atcı atandı

Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararları neticesinde Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanlığına Muhsin Atcı getirildi. Karar kapsamında Başkan Vekilliğine Ersin Başar Ekmekci, SPK üyeliğine de Yasemin Girici atandı. Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasını taşıyan atama kararları kapsamında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Şehit Yakınları ve Geziler Genel Müdür Yardımcısı Halit Çağdaş da görevden alındı.

Fabrikadaki işini bıraktı, devlet desteğiyle kendi işini kurdu: Herkes ona 'Hanımağa' diyor

Uşak'ta tekstil fabrikasında çalışırken çocuklarına daha fazla zaman ayırabilmek ve kendi işini kurmak isteyen Mürşide Türk, devlet desteğiyle aldığı iki inekle başladığı hayvancılıkta eşi ve ailesinin de desteğiyle hayvan sayısını artırarak köyünün "hanımağa"sı oldu. Sabah erken saatlerde besihanesine giden Türk, burada hayvanlarının yemlemesini yapıyor.

Motosiklet sürücüsü feci kazada olay yerinde hayatını kaybetti

Manisa'nın Turgutlu ilçesinde kavşakta tırla çarpışan motosikletin sürücüsü Tolga Başaran, devrilen motosikletle birlikte aracın altında kaldı. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, 35 yaşındaki Başaran'ın hayatını kaybettiğini belirledi. Alkolsüz olduğu tespit edilen tır sürücüsü, ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürüldü.

Muğla'nın güneyine kuvvetli yağış uyarısı: Dört ilçede etkili olacak

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Muğla'nın Ula, Ortaca, Marmaris ve Köyceğiz ilçeleri için sağanak uyarısı yaptı. Bu gece saatlerinde etkili olması beklenen yağışlarla birlikte kuvvetli rüzgar ve ulaşımda aksama gibi olumsuzlukların yaşanabileceği belirtildi.

Ormandan topladıkları mantarlar hastanelik etti: Beş kişi zehirlendi

Kastamonu’da ormandan topladıkları mantarları yiyen dördü aynı aileden beş kişi rahatsızlandı. Mide bulantısı, kusma ve halsizlik şikayetleri yaşayan vatandaşlar, zehirlenme şüphesiyle hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Hastanede tedavileri süren beş kişinin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.

Artvin'de kış yüzünü gösterdi: Yaylalar beyaza büründü

Artvin'de hava sıcaklıklarının düşmesiyle yüksek kesimlerde kar yağışı etkili oldu. Kaçkar Dağları ile Yusufeli, Ardanuç ve Şavşat ilçelerindeki yaylalar beyaz örtüyle kaplandı. Karla kaplanan dağlar ve yaylalar, ortaya kartpostallık görüntüler çıkardı.

Kahramanmaraş'ta şap alarmı: Beş mahalle karantinaya alındı

Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde büyükbaş hayvanlarda şap hastalığının tespit edilmesi üzerine 5 mahallede karantina uygulaması başlatıldı. Hastalığın Pınarbaşı Mahallesi’nde görülmesinin ardından alınan kararla Pınarbaşı, Kızılcaoba, Cumhuriyet, Yeşilyurt ve Taşburun mahallelerinde hayvan giriş ve çıkışları ikinci bir emre kadar yasaklandı. İlçedeki diğer mahallelerde de sağlık taramalarının sürdüğü bildirildi.

Şehit Yusuf Sait Ünlü’nün annesinin feryadı yürek dağladı: ‘Kuzum böyle mi gelecektin?’

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde şehit düşen 28 yaşındaki Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü, memleketi Aydın'da binlerce kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Aralık ayında ailesine kavuşmaya, nisan ayında ise nişanlısıyla dünyaevine girmeye hazırlanan şehidin cenazesinde annesinin "Kuzum böyle mi gelecektin?" feryadı yürekleri dağladı.

Samsun'da alarm: Beş katlı bina tahliye edildi

Samsun’un Atakum ilçesinde etkili olan sağanak, 5 katlı bir apartmanın temelinde toprak kaymasına neden oldu. Olası risklere karşı bina tedbir amacıyla boşaltılırken, çevresinde güvenlik önlemleri alındı. Aynı binada yaklaşık 4 ay önce de inşaat kazısı sırasında toprak kayması yaşandığı ve bina çevresinde çatlaklar oluştuğu öğrenildi.

Otomobil motosiklete çarptı: Bir yaralı

Adıyaman’da otomobil ile motosikletin çarpışması sonucu meydana gelen kazada motosiklet sürücüsü yaralandı. Çarpışmanın etkisiyle yaralanan Yusuf Ergün M., sağlık ekiplerinin olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Mersin’de torbacılara baskın: İki şüpheli tutuklandı

Mersin’de uyuşturucu madde ticareti yapan şüphelilere yönelik düzenlenen operasyonda 2 kişi yakalandı. Şüphelilerin üzerlerinde ve ikametlerinde yapılan aramalarda sentetik uyuşturucu ile esrar ele geçirildi. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 2 şüpheli, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

Niğde'de herkesin merak ettiği tarla: İçinde yok yok, üstelik toplamak serbest

Türkiye'de patates üretiminde ilk sırada yer alan Niğde'de çiftçilik yapan Ramazan Tüzün, bir süre önce alternatif ürünlere yönelerek tarlasında ahududu, böğürtlen, çilek, ekinezya, Bektaşi üzümü gibi katma değeri yüksek ürünler yetiştirdi.

Ankara semalarında Türk Yıldızı imzası

Türk Hava Kuvvetleri'nin akrobasi timi Türk Yıldızları, Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Medeniyet Parkı'nın açılış töreninde gerçekleştirdiği selamlama uçuşuyla gökyüzünde görsel şölen sundu. Milli Savunma Bakanlığı (MSB), uçuşun görüntülerini "Gökyüzünde Türk'ün imzası, yüreklerde kardeşliğin gururu" notuyla paylaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Dolmabahçe'de Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy ile görüştü: Barış için her türlü gayrete hazırız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ortak basın toplantısında açıklama yaptı. Ukrayna'daki savaşı ve Karadeniz'deki güvenlik durumunu etraflıca ele aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün geldiğimiz noktada da adil bir barışın kaybedeni olmaz diyoruz. Barışa giden yolu açmak için elimizden gelen her türlü gayreti göstermeye hazır olduğumuzu vurgulamak isterim" dedi. Erdoğan, "Sivil gemilere yönelik saldırıların ve Karadeniz'de tırmanmayı artıracak adımların hiç kimseye fayda sağlamayacağı açıktır. Bu saldırıları kimden gelirse gelsin ve gerekçesi ne olursa olsun hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değildir" ifadelerini kullandı.

Sağlık Bakanı Memişoğlu gençlere seslendi: Fikrinizi söyleyin, korkmayın, icat çıkartın!

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, gençlere yenilikçi fikirler geliştirme çağrısında bulunarak "İcat çıkartma başımıza" anlayışının geride kaldığını söyledi. Memişoğlu, "Bilginiz, fikriniz varsa gelin beraber üretelim, fikrinizi söyleyin, korkmayın, icat çıkartın" dedi.

Maltepe'de CHP’liler ve Yeni Partililer birbirine girdi

İstanbul Maltepe'de düzenlenen 6. Sivas Kültür Günleri'nde CHP'liler ile Yeni Partililer arasında gerginlik yaşandı. CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Ali Yüksel'in kürsü konuşmasında adının anılmaması, Yeni Parti İl Başkanı Özgür Çelik'in ise övülmesi üzerine taraflar arasında tartışma çıktı.

İstanbul’da 2 milyon liralık kablo vurgunu: 29 adrese baskın

İstanbul Bakırköy’de olimpik yüzme havuzu şantiyesinden yaklaşık 2 milyon lira değerinde elektrik kablosu çalınmasına ilişkin soruşturmada 3 ilçede 29 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 13 şüpheli yakalanırken, şüphelilerin karıştığı belirlenen 7 ayrı iş yeri hırsızlığı da aydınlatıldı. Şüphelilerden bazılarının farklı suçlardan arandığı, aralarında kesinleşmiş hapis cezası bulunanların da olduğu öğrenildi.

Bolu Dağı Tüneli’nde dehşet: Çarpıp kaçan tır dört kişiyi yaraladı

Anadolu Otoyolu Bolu Dağı Tüneli geçişinde arkadan çarptığı otomobilin takla atmasına neden olan tır sürücüsü, kazanın ardından olay yerinden kaçtı. Ters dönen otomobilde bulunan 4 kişi yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Yaralıların İstanbul’dan Ordu’ya bir cenazeye gitmek üzere yola çıktıkları öğrenildi. Kaçan sürücünün yakalanması için çalışma başlatıldı.

Başkan Güler'den Yunan başkana tarihi ayar: Yunanistan büyüklüğünde alanı yeniden inşa ettik

Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, Avrupa Konseyi'ndeki konuşmasında Türkiye'nin 6 Şubat depreminden sonra yaptığı çalışmaları küçümser söylemleri üzerine Yunan başkana doğrudan hitap ederek 6 Şubat depremlerinin büyüklüğünü Yunanistan üzerinden anlattı. Türkiye'nin yürüttüğü yeniden inşa seferberliğini rakamlarla ortaya koyan Güler, "Sizin ülkeniz kadar yer yıkıldı, Türkiye yeniden ayağa kaldırdı" ifadelerini kullandı.

KADEMELİ EMEKLİLİK SON DURUM! 2000 sonrasına Kademeli emeklilik geldi mi? Prim gün yaş tablosu

2000-2008 yılları arasında sigorta başlangıcı bulunan çalışanların kademeli emeklilik beklentisi sürüyor. Sosyal güvenlik sisteminde EYT ile birlikte oluşan yaş farkının ardından, sonraki yıllarda sigortalı olan çalışanlar için de geçiş modeli oluşturulması talep ediliyor. Ancak bugün itibarıyla yeni bir emeklilik tablosunun yürürlüğe girdiğini söylemek mümkün değil. Kademeli emeklilik konusunda TBMM'ye sunulmuş teklif bulunuyor fakat teklif henüz kanunlaşmadı. Peki kademeli emeklilik ne zaman çıkacak? 2000-2008 arası sigortalılar için yaş ve prim şartları değişecek mi, Meclis'teki teklif ne zaman görüşülecek? İşte kademeli emeklilikte son gelişmeler...

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'yi Dolmabahçe Ofisi'nde kabul etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'i Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde düzenlenen resmi törenle karşıladı. Diplomasinin kalbinin attığı İstanbul'da gerçekleşen kritik buluşmada iki lider, törenin ardından ikili görüşmeye geçti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Zelenskiy Dolmabahçe'de bir araya geldi: Masada kritik başlıklar var

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi’nde bir araya geldi. Baş başa görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlenmesi bekleniyor.

Batan geminin 2'nci kaptanı firmada bir hafta önce işe başlayıp ilk seferine çıkmış

Silivri açıklarında 'Alsu' isimli gemiyle çarpıştıktan sonra batan 'Tuğberk İmamoğlu’ isimli geminin yaşamını yitiren 2'nci kaptanı emekli Deniz Astsubay Kıdemli Başçavuş Rahmi Temel (61), İzmir'de düzenlenen askeri törenle toprağa verildi. Temel’in kızı Merve Temel (34) babasının emekli olduktan sonra çalışmaya devam ettiğini belirtip, “Bu çalıştığı firmaya bir hafta önce başlamıştı. İlk seferiydi. Babamızı çok seviyorduk. Bu kadar basit bir kazada kaybetmek içimizi çok acıtıyor" dedi.

Avcılar'da trafikte ön kesen maganda kamerayı görünce plakasını söküp kaçtı

İstanbul Avcılar’da bir otomobil ve içerisindekiler, trafikte tartıştıkları sürücünün önünü keserek araçtan indi. Çevredeki bir vatandaşın cep telefonuyla kendilerini kaydettiğini fark eden şahıslar, ceza yememek için saniyeler içinde araçlarının plakalarını sökerek olay yerinden uzaklaştı. Olayın ardından aynı plakalı aracın 1 yıl önce yine Avcılar’da başka bir kavgaya karıştığı görüntüler ortaya çıktı.

Karabük'te coşkulu merasim: 150 öğrenci hafızlık icazetini aldı

Karabük İl Müftülüğü tarafından düzenlenen icazet merasiminde, hafızlık eğitimlerini başarıyla tamamlayan 64'ü erkek, 86'sı kız olmak üzere toplam 150 öğrenci icazet belgelerini aldı. Yenimahalle Kapalı Spor Salonu'nda yoğun katılımla gerçekleşen törende kız hafızların cübbelerindeki Türk ve Filistin bayrağı motifleri dikkat çekerken, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Hafız Osman Şahin ahlaki dindarlık vurgusu yaptı.

Erdoğan 'Sağlıkta zirveye oynuyoruz' diyerek duyurdu: Kendi ultrason cihazımızı geliştireceğiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rixos Tersane İstanbul'da düzenlenen 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı ve TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Töreni'nde önemli açıklamalarda bulundu. "Sağlıkta zirveye oynuyoruz" diyerek Türkiye'nin kendi ultrason cihazını geliştireceğini duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Savunma sanayiinde nasıl destan yazdıysak aynı başarıları sağlık sektöründe elde edeceğiz" ifadelerini kullandı.

Kahvehaneye 'selamünaleyküm' diyerek giren gençleri azarladı: Nereden öğrendiniz oğlum? Türkçe konuşun

Sosyal medyada içerik üreticiliği yapan bir grup genç, girdikleri kahvehanede “Selamünaleyküm” diyerek içeri girmelerinin ardından hayatlarının şokunu yaşadı. Gençlerin selamına sinirlenen bir müşteri, "Selamünaleyküm'ü nereden öğrendiniz oğlum? Türkçe konuşun lan!" diyerek gençleri azarladı. Şahsın bu çıkışının ardından yine Arapça kökenli bir kelime olan “Merhaba”yı kullanmalarını önermesi ise dikkat çekerken, o anlar sosyal medyada büyük tartışma yarattı.

Altın sanıp saklamışlar: Konya'da birbirinden değerli taşlar sergileniyor

Konya'da Türkiye'nin ve dünyanın çeşitli bölgelerinden getirilen kayaçlarla yarı değerli süs taşları sergileniyor. Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Konya Şubesi'nde yer alan stantta sanayide kullanılan minerallerin yanı sıra kolye ve masa saati gibi süs eşyasının yapımında değerlendirilen doğal taşlar da bulunuyor.

Samsunlu kuzenlerin hobisi meslekleri oldu: Türkiye'nin saklı hazinelerini bulup ekonomiye değer katıyorlar

Samsun’un Ayvacık ilçesinde yaşayan Sedat ve Sunay Kocagülle kuzenler, yıllar önce hobi olarak başladıkları doğal taş tutkusunu mesleğe dönüştürdü. Türkiye’nin dört bir yanını gezerek dağlardan ve sahil şeritlerinden topladıkları değerli taşları atölyelerinde işleyen ikili; yüzük, kolye ve süs eşyaları üreterek hem aile bütçelerine katkı sağlıyor hem de ülke ekonomisine değer katıyor.

Üç ile daha hızlı tren hattı geliyor: Bakan Uraloğlu müjdeyi verdi

Türkiye’nin demiryolu altyapısında tarihi bir adım daha atılıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Sivas’a kadar ulaşan Yüksek Hızlı Tren hattının Erzincan, Erzurum ve Kars’ı da kapsayacak şekilde uzatılacağını müjdeledi. Sadece bölgesel bir ulaşım hamlesi değil, aynı zamanda Londra’dan Orta Asya’ya uzanan stratejik ve devasa bir uluslararası ticaret koridorunun parçası olan bu proje, Doğu Anadolu'nun çehresini değiştirmeye hazırlanıyor.

TOKİ KİRALIK KONUT TARİHİ SON DURUM 2026: İstanbul kiralık konut başvuruları ne zaman, nereye yapılacak?

İstanbul’da dar gelirli vatandaşların uygun fiyatlı konuta erişimini hedefleyen kiralık sosyal konut projesinde başvuru süreci için geri sayım başladı. TOKİ tarafından hayata geçirilecek 15 bin kiralık sosyal konut projesinde ilk etapta 1.071 konut için başvurular alınacak. Vatandaşların merak ettiği başvuru tarihi, konutların bulunacağı ilçeler, kira bedelleri ve başvuru şartları da netleşti. Başvurular e-Devlet üzerinden yapılırken, konutların belirli süreyle kiralanması planlanıyor. Peki İstanbul kiralık sosyal konutlar hangi ilçelerde yapılacak, 1+1, 2+1, 3+1 ve 4+1 evlerin kira bedelleri ne kadar olacak? Kimler başvurabilecek? İşte 2026 TOKİ kiralık konut başvuru tarihi ve şartları...

Bekçilik başvuru takvimi EGM son duyurular 2026: Bekçilik alımı duyurusu yayımlandı mı, ne zaman yapılacak?

Çarşı ve Mahalle Bekçisi olmak isteyen binlerce adayın 2026 yılı yeni dönem alımına ilişkin bekleyişi sürüyor. Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görev almak isteyen adaylar, Polis Akademisi Başkanlığı tarafından yayımlanacak yeni alım ilanını yakından takip ederken, başvuru takviminin açıklanıp açıklanmadığını araştırıyor. Özellikle güncellenen şartlar ve olası kontenjan bilgileri adayların gündeminde yer alıyor. Yeni dönem için resmi başvuru ilanının yayımlanmasıyla birlikte başvuru tarihleri ve adaylarda aranacak şartlar netleşecek. Peki 2026 Bekçilik başvuruları başladı mı, yeni bekçi alımı yapılacak mı? Bekçilik başvuru şartları neler, yaş ve eğitim kriterleri değişti mi? İşte merak edilen tüm detaylar...

Sabır taşı olsa çatlardı: Kayseri'de sokağı birbirine katan şahıs saatlerce ikna edilemeyince zorla aşağı indirildi

Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde, bir iş yerinin camlarını kırarak eşyaları sokağa atan ve kendine zarar veren Y.D., polis ve itfaiye ekiplerine 2 saat boyunca zor anlar yaşattı. İtfaiyenin altına şişme yatak kurduğu olayda ekipler, şahsın anlık bir dalgınlığından faydalanarak içeri çekti ve zor kullanarak aşağı indirdi. Kontrol amaçlı hastaneye kaldırılan Y.D., tedavisinin ardından ifadesi alınmak üzere karakola götürüldü.

Hoparlörden yankılanan sesiyle mest etmişti: Hafız Mahmud Güven'in Kürdi makamıyla okuduğu ezan videosu gündem oldu

Yeni Şafak’ın gündeme getirdiği ve Sivas Paşa Camii Müezzini Hafız Mahmud Güven’in Kürdi makamında okuduğu ezanla başlayan fırtına devam ediyor. Vatandaşların balkonlara akın ettiği o anların ardından, Hafız Güven’in sosyal medya hesabından paylaştığı farklı bir ezan okuma videosu daha kullanıcılar tarafından kısa sürede viral oldu. Güzel sesi ve farklı makamlardaki maharetli okuyuşlarıyla tanınan müezzin, dijital mecralarda yine büyük takdir topladı.

Burayı çok az kişi biliyor: Gizemli Göl görenleri hayran bırakıyor

Samsun’un Ladik ilçesinde bin 500 rakımda bulunan Akdağ Gürcü Yaylası’ndaki gizemli göl, doğal güzelliği ve çevresinde özgürce dolaşan yılkı atlarıyla dikkat çekiyor. Dron ile çekilen yaylada, Ladik Gölü ile Gürcü Yaylası Gölü’nün aynı açıdan bir arada görüntülenmesi, bölgenin saklı güzelliğini ortaya çıkardı.

Karaman’da jandarmanın denetimlerinde tarihi eser ve kaçak ürünler ele geçirildi: 20 tutuklama

Karaman’da jandarma ekiplerinin 16-31 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirdiği denetimlerde tarihi eser, uyuşturucu madde ve kaçak içki ele geçirilirken, çeşitli suçlardan aranan 79 şüpheli yakalandı. Şüphelilerden 20’si çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

Kademeli Emeklilik İçin Beklenen Tarihi Duyurdu! Kademeli Emeklilik Çıkacak Mı, Yaş ve Prim Şartları Nasıl Olacak?

8 Eylül 1999 sonrasında sigortalı olarak çalışmaya başlayan ve EYT düzenlemesinin kapsamı dışında kalan vatandaşların gündeminde kademeli emeklilik yer almaya devam ediyor. Özellikle 2000 ve sonrasında çalışma hayatına başlayan milyonlarca kişi, emeklilik yaş ve prim şartlarında yeni bir düzenleme yapılıp yapılmayacağını yakından takip ediyor. Bu süreçte Emeklilikte Adalet Derneği (EMADDER) tarafından gerçekleştirilen temas da kademeli emeklilik beklentilerini yeniden gündeme taşıdı. Dernek temsilcilerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gözler atılabilecek yeni adımlara çevrildi. Peki kademeli emeklilik gelecek mi? 2000 sonrası sigortalılar için yeni bir çalışma var mı, yaş ve prim şartları değişecek mi? İşte kademeli emeklilik konusunda son durum...

Kenyalı 3 kişi Kütahya’da Müslüman oldu

Kütahya'da bir fabrikada çalışan Kenya uyruklu 3 kişi Müslüman oldu. Müftülük binasında İl Müftüsü Hasan İzmirli'nin rehberliğinde gerçekleştirilen törende kelimeişahadet getiren Kenyalılar Müslüman oldu. Törende Kipchumba "Ali", Kipremei "Osman Deniz", Lagat ise "Faruk" ismini aldı.

Büyükçekmece'de trafik magandası dehşet saçtı: Tartıştığı sürücünün aracına arkadan bilerek çarptı

İstanbul Büyükçekmece'deki Hadımköy Yolu Caddesi'nde, sağ şeride geçmek isteyen bir sürücü ile diğer sürücü arasında yol verme yüzünden tartışma çıktı. Büyüyen tartışmanın ardından sürücülerden biri, diğerinin otomobiline arkadan kasıtlı olarak çarparak hızla olay yerinden uzaklaştı. Yaşanan o skandal anlar, aracı hasar gören mağdur sürücü tarafından cep telefonu kamerasıyla saniye saniye kaydedildi.

İstanbullular dikkat: Yarın bu yollar kapalı olacak

İstanbul'da hafta sonu direksiyon başına geçecek sürücülerin dikkatine! 1 Kasım'da kıtaları birleştirecek olan İstanbul Maratonu nedeniyle megakentte bazı yollar trafiğe kapatılacak. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Avrasya Tüneli ve Galata Köprüsü başta olmak üzere her iki yakada birçok kritik güzergah sabahın ilk ışıklarıyla birlikte araç trafiğine kapalı olacak. İşte İstanbulluların yola çıkmadan önce mutlaka incelemesi gereken kapalı yollar ve alternatif güzergah rehberi...

Yargıtay’dan düğünden sonra araç hayali kuran kocalara kötü haber

Düğünde takılan altınlarla araba alma hayali kuranlara kötü haber Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nden geldi. Araç alımı için kadının bozdurulan bileziklerinin ‘kendi rızası ile verdi’ iddiasıyla geri iade edilmemesini yasaya aykırı bulan Yüksek Mahkeme, ziynetleri alan eşin, geri verilmemek üzere bağışlandığını ispatlayamaması halinde bileziklerin iadesine hükmetti. Vatandaşlara soruldu, kimileri verirken kimileri reddetti.

Bakırköy Belediyesi yolsuzluk soruşturması kapsamında 39 kişi tutuklandı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Bakırköy Belediyesi ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı ve kamu zararına yol açıldığı iddiasıyla yürütülen geniş çaplı soruşturmada sevk işlemleri sonrası mahkeme kararını verdi. "İhaleye fesat karıştırma" ve "irtikap" suçlamalarıyla sulh ceza hakimliğine tutuklama talebiyle sevk edilen şüphelilerden 39'u tutuklanarak cezaevine gönderildi.

48. İstanbul Maratonu nedeniyle toplu ulaşımda düzenleme

İETT: "Metrobüs araçlarımız maraton boyunca Zincirlikuyu ile Söğütlüçeşme istasyonları arasında hizmet veremeyecektir. Anadolu Yakası'na ulaşım sağlamak isteyen yolcularımız, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü güzergahını kullanan İETT otobüs hatlarımızdan ve raylı sistemlerden yararlanabilirler"

Almanya’da gösteriler öncesi lüks mağazaların vitrinleri panellerle kapatıldı

BERLİN (AA) - Almanya’da "Z kuşağı düzenliyor (Gen Z regelt)" adlı gençlik inisiyatifinin eğitim ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için yarın ülke genelinde düzenleyeceği gösteriler öncesinde bazı lüks mağazaların vitrinleri ahşap panellerle kapatıldı.

Dün alınanlar — 31 Ekim 2026

Sarıgül soruşturmasında yeni ifade! Gençlik kampına katılan şüpheliden taciz iddiası

Sarıgül soruşturmasında yeni ifade! Gençlik kampına katılan şüpheliden taciz iddiası
Mustafa Sarıgül hakkında yürütülen soruşturma kapsamında ifade veren M.B.’nin savcılık beyanı ortaya çıktı. Sarıgül ile çocukken Şişli Belediyesinin gençlik kamplarında tanıştığını anlatan M.B., Sarıgül’ün fotoğraf çekilirken göğüslerini, bacak ve kalçalarını sıktığını öne sürdü. M.B., “O dönem çocuk olduğumuz için bu hareketlerin cinsel amaçla yapılıp yapılmadığını idrak edemiyorduk” dedi. Sarıgül ise hakkındaki iddiaları reddediyor.

Gizem Örge'nin yürek burkan hikayesi

Gizem Örge'nin yürek burkan hikayesi
Milli voleybolcu Gizem Örge, annesinin bir arkadaşının oturacağı sırada altındaki sandalyeyi şaka amacıyla çekmesi sonucu düşerek ciddi sağlık sorunları yaşadığını anlattı. Bu olayın ardından iki kez beyin ameliyatı geçiren annesinin engelli kaldığını belirten Örge, "Annem beni tek eliyle büyüttü" dedi. Babasının da geçirdiği havale sonrasında felç kaldığını açıklayan milli voleybolcunun aile hikayesi yürek burktu.

Şara yönetiminin en büyük krizi! Halk sokaklara döküldü

Şara yönetiminin en büyük krizi! Halk sokaklara döküldü
Suriye’de hükümetin yakıt fiyatlarını yeniden artırma kararı, Ahmed Şara’nın iki yıl önce iktidara gelmesinden bu yana görülen en büyük protestolara yol açtı. Sübvansiyonların kaldırılmasıyla ekmek fiyatı 10 kat artarken, elektrik maliyeti bazı bölgelerde birkaç yüz kat yükseldi. Birleşmiş Milletler’e göre Suriyelilerin yüzde 90'ı yoksulluk içinde yaşıyor. Tepkilerin ardından zam kararı iptal edildi.

Sarıgül ailesinin kara kutusu itirafçı oldu! 4 ülkede neler yapmışlar neler

Sarıgül ailesinin kara kutusu itirafçı oldu! 4 ülkede neler yapmışlar neler
Sarıgül ailesine yönelik Emir ve Ömer Sarıgül'ün de aralarında bulunduğu 22 şüphelinin tutuklandığı kara para aklama soruşturmasında, ailenin "kara kutusu" olarak anılan Cihan Tunç itirafçı oldu. Tunç, nakit paraların Kapalıçarşı'da altın ve pırlantaya dönüştürülerek özel jetlerle yurt dışına çıkarıldığını, Almanya, İsviçre, Avusturya ve KKTC üzerinden aklandığını öne sürdü.

Gündüz kızım, gece karımsın diye kızını istismar eden baba ve göz yuman anneye büyük ceza

Gündüz kızım, gece karımsın diye kızını istismar eden baba ve göz yuman anneye büyük ceza
Ankara'da 3 yıl boyunca babasının cinsel istismarına maruz kalan liseli kızın yaşadıkları, rehber öğretmenine başvurmasıyla ortaya çıktı. Genç kız, babasının kendisine “Gündüz benim kızımsın, gece ise karımsın” ve “Seni kendim için yetiştiriyorum” dediğini anlattı. Mahkeme, istismara ortak olduğu belirlenen anne ile babaya indirimsiz 30'ar yıl hapis cezası verdi.

Real Madridli futbolcunun eşi, 74 kişinin öldüğü tren kazasındaki faciadan saniyelerle kurtuldu

Real Madridli futbolcunun eşi, 74 kişinin öldüğü tren kazasındaki faciadan saniyelerle kurtuldu
İspanya'da 74 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasının hemen arkasındaki seferde yolculuk eden Marc Cucurella'nın eşi Claudia Rodriguez, yaşadıklarını anlattı. Rodriguez, kazanın biraz daha geç yaşanması durumunda kendilerinin de aynı felaketi yaşayabileceğini belirterek hayatını kaybedenlerin ailelerine destek mesajı gönderdi.

20 milyar TL iddiası ortalığı karıştırdı! BDDK'dan Savcı Sayan'a sert yanıt!

20 milyar TL iddiası ortalığı karıştırdı! BDDK'dan Savcı Sayan'a sert yanıt!
AK Partili eski Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan'ın, fon soruşturması kapsamında BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu'na yönelttiği 20 milyar TL ve 35 milyar TL'lik iddialara ilişkin soruların ardından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan açıklama geldi. İddiaların tamamını reddeden BDDK, sorumlular hakkında hukuki süreç başlatılacağını duyurdu.

Bahar Şahin yeni dizide teklif edilen rolü edepsiz buldu

Bahar Şahin yeni dizide teklif edilen rolü edepsiz buldu
'O Hayat Benim', 'Zalim İstanbul', 'Gülümse Kaderine' ve 'Aynı Yağmur Altında' gibi yapımlarla tanınan oyuncu Bahar Şahin, katıldığı programda kendisine teklif edilen rollere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Özellikle bir senaryonun konusuna tepki gösteren ünlü oyuncu, "Edep ya hu. Ahlak hiç mi yok?" sözleriyle dikkat çekti.

Emekli maaşlarında altı aylık zam sistemi değişebilir

Emekli maaşlarında altı aylık zam sistemi değişebilir
En düşük emekli aylığının belirlenmesinde yeni bir modele geçilmesi için alternatifler değerlendiriliyor. Altı ayda bir yapılan artışların yerine daha kalıcı bir sistem oluşturulması hedeflenirken, asgari ücretin esas alınması, gelir tamamlama desteği, kök maaşların yeniden hesaplanması ve bütçe imkânlarına göre zam yapılması seçenekleri öne çıkıyor. Yeni düzenlemenin hayata geçirilmesi için yasal değişiklik gerekecek.

Ev hapsindeki Sinem Dedetaş’ı ziyaret eden Özgür Özel: Başkanı sokakta ve belediyede görmeliyiz

Ev hapsindeki Sinem Dedetaş’ı ziyaret eden Özgür Özel: Başkanı sokakta ve belediyede görmeliyiz
Yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra ev hapsi şartıyla tahliye edilen Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ı evinde ziyaret eden Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, kararın yetersiz olduğunu belirtti. Özel, "Sinem Başkan'ı bu evin içinde tutmak Üsküdar'a kafa tutmaktır" diyerek tepkisini dile getirdi.

Sedat Peker’den anlamlı destek: Felç kalan polisin tedavi masraflarını karşıladı

Sedat Peker’den anlamlı destek: Felç kalan polisin tedavi masraflarını karşıladı
Birleşik Arap Emirlikleri'nde yaşayan Sedat Peker, geçirdiği trafik kazası sonucunda felç kalan eski özel harekât polisi Ömer Korkmaz’ın 8 milyon liralık tedavi masrafının tamamını karşıladı. Yapılan tedaviler olumlu sonuç verirken, Korkmaz uzun bir aradan sonra yeniden ilk adımlarını atmaya başladı.

Kızılcık Şerbeti'nde trafik arttı! Biri geliyor biri gidiyor

Kızılcık Şerbeti'nde trafik arttı! Biri geliyor biri gidiyor
Show Tv'nin fenomen dizisi Kızılcık Şerbeti yeni sezona yine iddialı başladı ancak yaşanan ayrılıklar ve senaryodaki değişiklikler ile kan kaybetti. Son olarak senaristlerin değiştiği dizide bu akşam Nursema karakterine hayat veren Ceren Karakoç'un geri dönüşü ekrana gelecek. Eski oyuncu kadroya yeniden dahil olurken bir ismin projeye veda edeceği ortaya çıktı.

Slime akımı raydan çıktı! Canlı yayındaki görüntüler pes dedirtti

Slime akımı raydan çıktı! Canlı yayındaki görüntüler pes dedirtti
TikTok'ta giderek yaygınlaşan slime yayınları, bir kadının canlı yayınındaki sıra dışı görüntüleriyle iyice rayından çıktı. Sosyal medyada farklı yorumlara neden olan akım kapsamında, devasa slime kullanılan bir başka yayının aynı anda 65 bin kişi tarafından izlendiği belirtildi. Öte yandan slime yayınından 3 milyon TL kazandıkları iddia edilen çift, yalnızca 140 bin jeton elde ettiklerini açıklayarak kazançlarının öne sürülen rakamdan çok daha düşük olduğunu söyledi.

Müge Anlı'da büyük kriz: Hamid Yorulmaz meydan okudu: Programla işim bitti

Müge Anlı'da büyük kriz: Hamid Yorulmaz meydan okudu: Programla işim bitti
Müge Anlı ile Tatlı Sert programında biyolojik babasını aramasıyla tanınan 18 yaşındaki Hamid Yorulmaz, TikTok canlı yayınında kendisini eleştirenlere sert sözlerle meydan okudu. Daha önce Müge Anlı'nın sosyal medya kullanımı ve arkadaş çevresi konusunda uyardığı Hamid, tartışma sırasında argo ifadeler kullanırken, "Herkesin haberi olsun, programla işim bitti. Kimin yüreği varsa İzmir Torbalı'dayım" diyerek programa bir daha çıkmayacağını açıkladı.

Erdoğan’a karşı AKP içinden bir tuzak mı kuruluyor? Aydın Ünal ne diyor?

Erdoğan’a karşı AKP içinden bir tuzak mı kuruluyor? Aydın Ünal ne diyor?
Bir dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın metinlerini yazan Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal, fon krizinin karanlıkta bırakılmasına dikkat çekerek, yaklaşan süreçler öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı "içeriden bir tuzak" kuruluyor olabileceğini yazdı. Krizin çözümünde sorumluluk alınmamasının ve sürecin şaibeli yönlerinin şüphe uyandırdığını belirten Ünal, Erdoğan'ın siyasi hayatındaki en büyük vefasızlık ve ihanet senaryolarından biriyle karşı karşıya kalmış olabileceğini öne sürdü.

Eşini dinledi, 3 milyon TL’yi kaçırdı! Yarışmadan 1 milyon 190 bin TL ile ayrıldı

Eşini dinledi, 3 milyon TL’yi kaçırdı! Yarışmadan 1 milyon 190 bin TL ile ayrıldı
İşini devretme sürecinde dolandırıldığını ve tüm birikimini kaybettiğini anlatan 66 yaşındaki Mete Kökçü, kayıplarını telafi etmek ve çocuklarına destek olmak umuduyla katıldığı yarışmada büyük ödülü kaçırdı. Eşinin tavsiyesiyle yarışmadan ayrılma kararı alan Kökçü’nün kendi kutusundan 3 milyon TL çıktı

Aliyev’den Türkiye’ye soğuk mesaj: BM yarışında BAE’nin adayına yeşil ışık

Aliyev’den Türkiye’ye soğuk mesaj: BM yarışında BAE’nin adayına yeşil ışık
Azerbaycan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği yarışıyla ilgili tercihini açıkladı. Bakü yönetimi, Türkiye’nin aday göstermeyi değerlendirdiği Feridun Sinirlioğlu yerine, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) adayı Lana Zaki Nusseibeh’e destek mesajı verdi. Açıklama, Ankara ile Bakü arasında diplomatik gerilimin yaşandığı bir dönemde geldi.

Binance'tan siber saldırı açıklaması: Kayıpların yüzde 90'ı karşılandı

Kripto para borsası Binance siber saldırı sonucu çalınan varlıklardan kaynaklanan kullanıcı kayıplarının yüzde 90'ını karşıladığını duyurdu. Şirket, kalan yüzde 10'luk kısmı tamamlamak için kripto para alımlarını sürdürürken para çekme işlemlerinin 1 Kasım'da başlatılmasının planlanlandığını duyurdu

❌