Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Cem Yılmaz’ın kalp krizi sonrası uzmandan kritik uyarı: Ölüm riski artıyor!

Cem Yılmaz’ın yaşadığı kalp krizi, toplumda sık görülen kalp damar hastalıklarına karşı alınabilecek önlemleri ve kriz sırasında ortaya çıkan belirtileri bir kez daha gündeme getirdi. Kalp krizinde özellikle ilk saatlerde tıbbi müdahalenin büyük önem taşıdığını belirten Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Emre Selçuk, süreçle ilgili önemli uyarılarda bulundu.

KALP KRİZİNDE İLK 1-2 SAAT ÇOK ÖNEMLİ

Kalp krizi ve kalp damar hastalıklarının dünyada en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Doç. Dr. Selçuk, Türkiye’de kalp krizlerinin özellikle 50-55 yaş grubunda sık görüldüğünü söyledi. Erkeklerin kalp krizi açısından daha yüksek risk taşıdığını, kadınlarda ise kalp damar hastalıklarının daha ağır seyredebildiğini belirten Doç. Dr. Selçuk, “Kalbin ön tarafını besleyen ana damarlardan birinin tıkanması ciddi bir kalp krizine yol açabiliyor. Ani kalp krizinde damarın mümkün olduğunca ilk 1-2 saat içerisinde açılması gerekiyor. Bu süre geçerse hayati risk ve ölüm riski çok artıyor” ifadelerini kullandı.

KALP KRİZİ HİÇBİR BELİRTİ VERMEDEN DE GELİŞEBİLİYOR

Kalp krizinin her zaman önceden belirti vermediğini belirten Doç. Dr. Selçuk, bazı hastaların kriz öncesinde hiçbir şikâyet yaşamayabildiğini söyledi. Düzenli kontrollerin ise riskli damarların önceden tespit edilmesine imkân sağlayabileceğini aktaran Doç. Dr. Selçuk, “Bazı hastalarımız kendilerini çok iyi takip ediyor, check-up’larını ve düzenli kontrollerini yaptırıyor. Bu kişilerde kalp krizi geçirme ihtimali olan damarları önceden saptayıp müdahale edebiliyoruz” dedi.

KULAK MEMESİNDEKİ ÇİZGİ KALP KRİZİ BELİRTİSİ DEĞİL

Kulak memesindeki çizginin kalp krizi belirtisi olduğu yönündeki bilgilerin de doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Selçuk, bunun tıp literatüründe “Frank işareti” olarak bilindiğini söyledi. Doç. Dr. Selçuk, “Tek başına kalp krizinin bir göstergesi değildir. Damar kireçlenmesinin dolaylı bir belirtisi olabileceği söyleniyor ancak sadece kulak mememize bakarak kalp damar tıkanıklığı riskimizin yüksek olduğunu söylememiz mümkün değil. Kalp krizi riskini ortaya koymak için çok daha net analizler yapıyoruz” diye konuştu.

SİGARA, DİYABET VE STRES ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ

Kalp damar sağlığında genetik yatkınlığın önemli bir risk faktörü olduğunu ancak değiştirilebilir risklerin de bulunduğunu vurgulayan Doç. Dr. Selçuk, sigaranın kalp krizi, bacak damar tıkanıklıkları ve inmenin en önemli nedenlerinden biri olduğunu söyledi. Diyabet hastalarında kalp krizinin belirtilerinin daha farklı seyredebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Selçuk, stresli ve hareketsiz yaşamın da günümüzde giderek daha önemli risk faktörleri haline geldiğini belirtti. Ailesinde kalp krizi, stent veya bypass öyküsü bulunan kişilerin özellikle 45 yaşından sonra düzenli kontrollerini yaptırması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Selçuk, tansiyon ve kolesterol değerlerinin de kontrol altında tutulması gerektiğini söyledi.

“GÖĞSÜNÜZÜN ÜZERİNE BİRİ OTURUYOR GİBİYSE DİKKAT”

Kalp krizinin en tipik belirtisinin göğüste sıkışma ve baskı hissi olduğunu belirten Doç. Dr. Selçuk, “Kalp damar tıkanıklıklarında ağrı daha çok sıkışma tarzındadır. Sanki göğsünüzün üzerine biri oturuyormuş gibi bir his, ter basması, kola, çeneye veya kulağa doğru yayılan ağrı eşlik edebilir” dedi. Her göğüs ağrısının kalp krizi anlamına gelmediğini belirten Doç. Dr. Selçuk, batıcı veya bıçak saplanır tarzındaki ağrıların farklı nedenlere bağlı olabileceğini aktardı. Kalp krizinin bazen göğüs ağrısı yerine mide ağrısı, bulantı-kusma veya tansiyon değişiklikleriyle de ortaya çıkabileceğini belirten Doç. Dr. Selçuk, ani başlayan şiddetli göğüs ya da sırtta yırtılır tarzda ağrıların ise aort yırtılması veya pulmoner emboli gibi farklı ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğini söyledi. Doç. Dr. Selçuk, şüpheli belirtilerin ortaya çıkması halinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.

💾

<p>Ünlü komedyen Cem Yılmaz’ın yaşadığı kalp krizi, toplumda sık görülen kalp damar hastalıklarına karşı alınabilecek önlemleri ve kriz sırasında ortaya çıkan belirtileri bir kez daha gündeme getirdi. Kalp krizinde özellikle ilk saatlerde tıbbi müdahalenin büyük önem taşıdığını belirten Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Emre Selçuk, süreçle ilgili önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>KALP KRİZİNDE İLK 1-2 SAAT ÇOK ÖNEMLİ</p>

<p>Kalp krizi ve kalp damar hastalıklarının dünyada en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Doç. Dr. Selçuk, Türkiye’de kalp krizlerinin özellikle 50-55 yaş grubunda sık görüldüğünü söyledi. Erkeklerin kalp krizi açısından daha yüksek risk taşıdığını, kadınlarda ise kalp damar hastalıklarının daha ağır seyredebildiğini belirten Doç. Dr. Selçuk, “Kalbin ön tarafını besleyen ana damarlardan birinin tıkanması ciddi bir kalp krizine yol açabiliyor. Ani kalp krizinde damarın mümkün olduğunca ilk 1-2 saat içerisinde açılması gerekiyor. Bu süre geçerse hayati risk ve ölüm riski çok artıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>KALP KRİZİ HİÇBİR BELİRTİ VERMEDEN DE GELİŞEBİLİYOR</p>

<p>Kalp krizinin her zaman önceden belirti vermediğini belirten Doç. Dr. Selçuk, bazı hastaların kriz öncesinde hiçbir şikâyet yaşamayabildiğini söyledi. Düzenli kontrollerin ise riskli damarların önceden tespit edilmesine imkân sağlayabileceğini aktaran Doç. Dr. Selçuk, “Bazı hastalarımız kendilerini çok iyi takip ediyor, check-up’larını ve düzenli kontrollerini yaptırıyor. Bu kişilerde kalp krizi geçirme ihtimali olan damarları önceden saptayıp müdahale edebiliyoruz” dedi.</p>

<p>KULAK MEMESİNDEKİ ÇİZGİ KALP KRİZİ BELİRTİSİ DEĞİL</p>

<p>Kulak memesindeki çizginin kalp krizi belirtisi olduğu yönündeki bilgilerin de doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Selçuk, bunun tıp literatüründe “Frank işareti” olarak bilindiğini söyledi. Doç. Dr. Selçuk, “Tek başına kalp krizinin bir göstergesi değildir. Damar kireçlenmesinin dolaylı bir belirtisi olabileceği söyleniyor ancak sadece kulak mememize bakarak kalp damar tıkanıklığı riskimizin yüksek olduğunu söylememiz mümkün değil. Kalp krizi riskini ortaya koymak için çok daha net analizler yapıyoruz” diye konuştu.</p>

<p>SİGARA, DİYABET VE STRES ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ</p>

<p>Kalp damar sağlığında genetik yatkınlığın önemli bir risk faktörü olduğunu ancak değiştirilebilir risklerin de bulunduğunu vurgulayan Doç. Dr. Selçuk, sigaranın kalp krizi, bacak damar tıkanıklıkları ve inmenin en önemli nedenlerinden biri olduğunu söyledi. Diyabet hastalarında kalp krizinin belirtilerinin daha farklı seyredebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Selçuk, stresli ve hareketsiz yaşamın da günümüzde giderek daha önemli risk faktörleri haline geldiğini belirtti. Ailesinde kalp krizi, stent veya bypass öyküsü bulunan kişilerin özellikle 45 yaşından sonra düzenli kontrollerini yaptırması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Selçuk, tansiyon ve kolesterol değerlerinin de kontrol altında tutulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>“GÖĞSÜNÜZÜN ÜZERİNE BİRİ OTURUYOR GİBİYSE DİKKAT”</p>

<p>Kalp krizinin en tipik belirtisinin göğüste sıkışma ve baskı hissi olduğunu belirten Doç. Dr. Selçuk, “Kalp damar tıkanıklıklarında ağrı daha çok sıkışma tarzındadır. Sanki göğsünüzün üzerine biri oturuyormuş gibi bir his, ter basması, kola, çeneye veya kulağa doğru yayılan ağrı eşlik edebilir” dedi. Her göğüs ağrısının kalp krizi anlamına gelmediğini belirten Doç. Dr. Selçuk, batıcı veya bıçak saplanır tarzındaki ağrıların farklı nedenlere bağlı olabileceğini aktardı. Kalp krizinin bazen göğüs ağrısı yerine mide ağrısı, bulantı-kusma veya tansiyon değişiklikleriyle de ortaya çıkabileceğini belirten Doç. Dr. Selçuk, ani başlayan şiddetli göğüs ya da sırtta yırtılır tarzda ağrıların ise aort yırtılması veya pulmoner emboli gibi farklı ciddi hastalıkların belirtisi olabileceğini söyledi. Doç. Dr. Selçuk, şüpheli belirtilerin ortaya çıkması halinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.</p>

Tıpta çığır açan ilk: Beyin ameliyatında canlı yapay zekâ desteği

NEVSAL ELEVLİ

Londra’daki cerrahlar, yapay zekânın bir beyin ameliyatı sırasında gerçek zamanlı olarak cerrahi ekibe destek verdiği dünyadaki ilk operasyonu başarıyla gerçekleştirdi.

Ameliyat, University College London Hospitals’a (UCLH) bağlı National Hospital for Neurology and Neurosurgery’de (NHNN) yapıldı. Bedfordshire’da yaşayan 48 yaşındaki müşteri hizmetleri yöneticisi Rhys Hibbert’in hipofiz bezindeki 11 milimetrelik tümör çıkarıldı.

Mayıs 2026’da gerçekleştirilen operasyonun ayrıntıları, hastanın iyileşme sürecinin tamamlanmasının ardından 27 Ağustos’ta kamuoyuna açıklandı.

Saglik Dunyada Bir Ilk Beyin Ameliyati Yapay Zeka Rhys Hibbert 4

Tümör tesadüfen ortaya çıktı

Hibbert’in hastalığı, Aralık 2024’te yürüyüş sırasında fenalaşıp bilincini kaybetmesi ve nöbet geçirmesi üzerine yapılan tetkiklerde belirlendi.

Başlangıçta ameliyat edilmeden takip edilen tümör, zamanla ciddi hormon dengesizliğine ve görme problemlerine neden oldu. Çevresel görüşünü kaybetmeye başlayan Hibbert, önündeki engelleri fark edemediği için sık sık düşüyor ve yürümek için baston kullanıyordu.

Doktorlar, tümörün görme sinirleri üzerindeki baskısının sürmesi halinde hastanın tamamen kör olabileceğini bildirdi.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Yapay zekâ ameliyatı değil, görüntüleri yönetti

Operasyon sırasında endoskopik kameradan alınan canlı görüntüler yapay zekâ sistemi tarafından anlık olarak analiz edildi. Sistem; hipofiz bezini, görme sinirlerini, hayati damarları ve riskli dokuları farklı renklerle işaretleyerek cerrahlara görsel bir yol haritası sundu.

Yapay zekâ ayrıca cerrahi aletleri ve aletlerle dokular arasındaki etkileşimi takip edebilecek şekilde geliştirildi.

Ancak ameliyatı yapay zekâ gerçekleştirmedi. Bütün cerrahi kararlar ve müdahaleler operasyon ekibinin kontrolünde kaldı. Teknoloji, doktorların tümörü mümkün olduğunca güvenli biçimde çıkarmasına yardımcı olan bir destek sistemi olarak kullanıldı.

Hipofiz bezinin, görme sinirlerinin ve ana damarların birbirine son derece yakın bulunduğunu belirten uzmanlar, bu bölgede bir milimetrelik hatanın bile körlük, felç veya ölümle sonuçlanabileceğine dikkat çekti.

Istikbal 860X450 Pxl

Yüzlerce ameliyat videosuyla eğitildi

UCL Hawkes Institute bünyesinde geliştirilen sistem, daha önce gerçekleştirilmiş yüzlerce endoskopik hipofiz ameliyatına ait işaretlenmiş görüntüler kullanılarak eğitildi.

Sistemin teknik lideri UCL Robotik ve Yapay Zekâ Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Sophia Bano, yapay zekânın bir cerrahın ancak uzun yıllar içerisinde karşılaşabileceği çok çeşitli ameliyat örneklerinden öğrendiğini söyledi.

Gerçek zamanlı görüntü işleme için NVIDIA Clara IGX platformunda çalışan teknoloji, daha önce araştırma ve cerrah eğitimi amacıyla kullanılmıştı. Hibbert’in operasyonu, sistemin canlı bir hasta üzerinde cerraha gerçek zamanlı destek verdiği ilk uygulama oldu.

Ameliyat, NHNN Beyin Cerrahı ve UCL Queen Square Institute of Neurology Profesörü Hani Marcus ile araştırmaya öncülük eden cerrahi asistan Danyal Khan tarafından gerçekleştirildi.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Görme yetisi günler içinde düzeldi

Hibbert, ameliyattan uyandığında odadaki her şeyi net biçimde görebildiğini söyledi. Bir hafta içerisinde gözlük veya baston kullanmadan yürümeye başlayan hasta, görüşünü “360 derecelik panoramik bir manzara” olarak tanımladı.

Sağlığına kavuşmasının ardından işine dönen Hibbert, aynı zamanda yeniden ambulans gönüllüsü olarak görev yapabilmek için fiziksel gücünü artırmaya çalışıyor.

1859’da kurulan NHNN’nin dünyanın ilk özel nöroloji ve beyin cerrahisi hastanesi olduğunu hatırlatan Hibbert, yapay zekâ destekli ilk beyin ameliyatının da aynı kurumda gerçekleştirilmesini “son derece anlamlı” bulduğunu ifade etti.

Independent Mortgage 3

Klinik araştırma kapsamında uygulandı

Operasyon, Birleşik Krallık Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırmaları Enstitüsü (NIHR) ile Google tarafından finanse edilen bir klinik araştırmanın parçası olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya UCLH NIHR Biyomedikal Araştırma Merkezi, Royal College of Surgeons, Engineering and Physical Sciences Research Council ve Wellcome da destek verdi.

Araştırmacılar, teknolojinin gelecekte karmaşık ameliyatlarda riskli anatomik bölgelerin belirlenmesine, cerrahların eğitilmesine ve operasyon sırasında güvenliğin artırılmasına yardımcı olabileceğini düşünüyor. Bununla birlikte sistem henüz insan cerrahların yerini alan bağımsız bir teknoloji değil; nihai karar ve sorumluluk tamamen ameliyat ekibinde bulunuyor.

İthal yumurta alarmı: Salmonella salgınında bir kişi öldü

İngiltere Sağlık Güvenliği Ajansı (UKHSA), ülke genelinde görülen salmonella salgınına ilişkin soruşturmanın kapsamını genişletti.

13 Ağustos 2026 itibarıyla aynı salgınla bağlantılı 207 doğrulanmış vaka belirlendi. Hastaların 199’u İngiltere’de, 6’sı İskoçya’da, biri Galler’de, biri de Kuzey İrlanda’da yaşıyor. İngiltere’de en fazla vaka 47 kişiyle Londra’da görülürken Yorkshire ve Humber bölgesinde 38 vaka kayda geçti.

Vakaların yaşları bir yaşın altından 90’a kadar değişirken ortanca yaşın 30 olduğu açıklandı. Hastalananların yüzde 51’ini kadınlar oluşturdu. UKHSA’nın 18 Ağustos tarihli raporuna göre salgınla ilişkilendirilen ilk vaka 11 Ağustos 2025’te görüldü; 207 vakanın 206’sı ise 2026 yılında tespit edildi.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Bir kişi öldü, iki hastanın kanına yayıldı

UKHSA, klinik bilgileri bulunan hastaların yüzde 38’inin salmonella belirtileri nedeniyle hastaneye yatırıldığını bildirdi. Bu oran, sağlık durumu bilinen vakalar üzerinden hesaplanırken en az 34 kişinin hastanede tedavi gördüğü açıklandı.

İki hastada bakterinin kan dolaşımına geçtiği belirlendi. Salgınla bağlantılı bir kişinin hayatını kaybettiği doğrulanırken ölen kişinin kimliği ve ölüm koşulları devam eden soruşturma nedeniyle açıklanmadı.

Salmonella çoğu kişide birkaç gün içinde geçen bağırsak enfeksiyonuna yol açıyor. Ancak küçük çocuklar, 65 yaş üzerindekiler ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde kan dolaşımı enfeksiyonu, sepsis ve çoklu organ yetmezliği gibi ağır sonuçlar doğurabiliyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Hastaların yüzde 83’ü dışarıda yemek yedi

Soruşturma kapsamında ayrıntılı görüşme yapılan 114 hastanın 95’i, belirtilerin başlamasından önceki hafta ev dışında hazırlanmış yemek tükettiğini söyledi. Bu oran yüzde 83’e karşılık geliyor.

Görüşmeler sonucunda, birbiriyle bağlantısı bulunmayan en az iki hastanın ziyaret ettiği beş ayrı gıda işletmesi tespit edildi. İsimleri açıklanmayan bu işletmeler toplam 24 vakayla ilişkilendirildi. Hastalardan 11’i söz konusu mekânlarda yumurtalı yemek yediğini bildirdi.

Yetkililer, mevcut bulgular arasında yumurta tüketiminin salgına ilişkin en güçlü ortak işaret olduğunu belirtiyor. Beş işletmeye birden fazla kaynaktan, aralarında ithalatçıların da bulunduğu tedarikçiler aracılığıyla yumurta gönderildiği belirlendi.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

İki işletmede çapraz bulaşma riski

Yerel denetimler sırasında işletmelerden ikisinde çapraz bulaşmaya yol açabilecek uygulamalar tespit edildi. Gıda Standartları Ajansı (FSA) ve belediyelerin çevre sağlığı ekipleri, sorun görülen işletmelere gıda güvenliği yönetimi konusunda talimat ve tavsiyelerde bulundu.

Yetkililer, şu ana kadar İngiltere’de üretilen yumurta veya tavuk etiyle herhangi bir bağlantı saptanmadığını özellikle vurguladı. Bulguların ithal yumurtalara işaret etmesine rağmen yumurtaların geldiği ülke, marka veya tedarikçi henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

Geçen yılki salgınla genetik bağlantı

Tam genom dizilemesi, 207 hastanın tamamında aynı Salmonella Enteritidis suşunun bulunduğunu ve vakaların ortak bir kontaminasyon kaynağına işaret ettiğini gösterdi.

Bu suşun, 2025 yılında yine ithal yumurtalarla bağlantılı olarak ortaya çıkan salgındaki bakteriyle genetik açıdan yakın olduğu belirlendi. UKHSA, Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin EpiPulse sistemi üzerinden diğer Avrupa ülkelerini bilgilendirdi ve benzer vakaların araştırılmasını istedi.

Salgının yurt dışı seyahatleriyle bağlantılı olmadığı değerlendiriliyor. Hastaların yalnızca 6’sının, yani yüzde 3’ünün rahatsızlanmadan önce Birleşik Krallık dışına seyahat ettiği tespit edildi.

Independent Mortgage 3

Salmonella vakaları 10 yılın zirvesinde

Son salgın, İngiltere’de salmonella enfeksiyonlarının zaten yüksek seyrettiği bir dönemde ortaya çıktı. UKHSA verilerine göre ülkede laboratuvar tarafından doğrulanmış tifo dışı salmonella vakaları 2024’te 10 bin 389 iken 2025’te 10 bin 406’ya çıkarak son on yılın en yüksek düzeyine ulaştı.

Londra, 2025’te 2 bin 329 vakayla hem sayı hem de nüfusa oran bakımından İngiltere’nin en fazla salmonella bildirilen bölgesi oldu. En çok etkilenen yaş grubunu ise 10 yaşından küçük çocuklar oluşturdu. Resmî verilere göre 2025’te kaydedilen 13 ayrı salmonella salgınından biri de 122 kişiyi etkileyen ve ithal yumurtalarla güçlü biçimde ilişkilendirilen ulusal salgındı.

Hangi belirtilere dikkat edilmeli?

Salmonella enfeksiyonunun başlıca belirtileri ishal, karın krampları, ateş, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı ve iştahsızlık olarak sıralanıyor. Hastaların çoğu bir hafta içinde iyileşiyor.

Yetkililer; yumurtaların yeterince pişirilmesini, çatlak veya kirli yumurtaların kullanılmamasını, çiğ ürünlerle temas eden ellerin ve mutfak gereçlerinin iyice temizlenmesini öneriyor. Özellikle küçük çocuklar, yaşlılar ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde belirtilerin ağırlaşması halinde gecikmeden sağlık desteği alınması isteniyor.

Uzun ve sağlıklı yaşamın anahtarı, daha az protein

ABD'deki Wisconsin-Madison Üniversitesi araştırmacıları, protein tüketimi ile yaşlanma arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla 300'den fazla bilimsel araştırmayı analiz etti. Araştırma, son yıllarda giderek yaygınlaşan yüksek proteinli beslenme anlayışını yeniden tartışmaya açtı.

Araştırmacılar, mevcut beslenme rehberlerinin çoğunun özellikle kas kaybını önlemek amacıyla yüksek protein tüketimini teşvik ettiğini ancak yaşamın her döneminde aynı miktarda protein tüketmenin en sağlıklı yaklaşım olmayabileceğini belirtiyor.

İncelemede, özellikle orta yaş grubunda aşırı protein tüketiminin, hücresel yaşlanmayı hızlandıran biyolojik mekanizmaları daha fazla uyarabileceği ve bunun da bazı kronik hastalıkların gelişme riskini artırabileceği ifade edildi.

Kanser ve Diyabet Riskine Dikkat Çekildi

Araştırmaya göre protein alımının kontrollü şekilde azaltılması;

  • Tip 2 diyabet riskini azaltabilir,
  • Bazı kanser türlerinin görülme olasılığını düşürebilir,
  • Hücresel yaşlanma sürecini yavaşlatabilir,
  • Metabolik sağlığı iyileştirebilir.

Bilim insanları bunun özellikle yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan kronik hastalıkların önlenmesi açısından önemli bir beslenme stratejisi olabileceğini değerlendiriyor.

Gima Sultanim Wafers 667X300

mTOR ve IGF-1 Mekanizması Öne Çıkıyor

Araştırmada dikkat çekilen en önemli biyolojik mekanizmalardan biri, protein tüketiminin mTOR ve IGF-1 adı verilen büyüme sinyallerini artırması oldu.

Bu sistemler genç yaşlarda kas gelişimi ve doku onarımı için büyük önem taşıyor. Ancak uzun yıllar boyunca sürekli yüksek düzeyde aktif kalmaları;

  • hücre çoğalmasını artırabiliyor,
  • yaşlanmayı hızlandırabiliyor,
  • bazı kanser türlerinin gelişme riskini yükseltebiliyor.

Bilim insanları, protein tüketiminin tamamen azaltılması yerine yaşa ve bireysel ihtiyaçlara göre dengelenmesinin daha doğru bir yaklaşım olduğunu vurguluyor.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

"Kas Gelişimi İçin Protein Vazgeçilmez"

Çalışmanın yazarı Prof. Dudley Lamming, yüksek protein tüketiminin tamamen yanlış olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Lamming, fiziksel olarak aktif bireylerde yeterli protein alımının kas gelişimi, egzersiz performansı ve toparlanma açısından tartışmasız fayda sağladığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

"Önemli olan herkes için aynı beslenme modelini önermek değil. Yaş, sağlık durumu ve fiziksel aktivite düzeyi protein ihtiyacını önemli ölçüde değiştiriyor."

65 Yaş Sonrası Tablo Değişiyor

Araştırmanın dikkat çeken noktalarından biri de yaş faktörü oldu.

Bilim insanları, 65 yaş sonrasında kas kaybı (sarkopeni) hızlandığı için protein ihtiyacının yeniden artabileceğini belirtiyor.

Bu nedenle;

  • Orta yaşlarda aşırı protein tüketiminin sınırlandırılması,
  • İleri yaşlarda ise kas kaybını önleyecek düzeyde kaliteli protein alınması,

sağlıklı yaşlanma açısından daha uygun bir strateji olarak değerlendiriliyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Bitkisel Proteinler Daha Avantajlı Olabilir

Son yıllarda yayımlanan birçok uluslararası araştırma da protein kaynağının en az miktarı kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Baklagiller, mercimek, nohut, fasulye, soya ürünleri, kuruyemişler ve tam tahıllardan elde edilen bitkisel proteinlerin;

  • kalp-damar hastalıkları riskini azalttığı,
  • bağırsak mikrobiyotasını olumlu etkilediği,
  • iltihaplanmayı düşürdüğü,
  • uzun yaşamla ilişkilendirildiği belirtiliyor.

Buna karşılık özellikle işlenmiş kırmızı et kaynaklı yüksek protein tüketiminin kardiyovasküler hastalıklar ve bazı kanser türleri açısından daha yüksek risk oluşturabileceğine yönelik bulgular bulunuyor.

Protein Tozu Kullanımı Rekor Düzeyde

Sporcu besinleri pazarı son yıllarda büyük bir büyüme gösterirken protein tozları, yüksek proteinli yoğurtlar, içecekler ve atıştırmalıklar artık yalnızca sporcular tarafından değil, geniş tüketici kitlesi tarafından da tercih ediliyor.

Uzmanlar ise sağlıklı bireylerin büyük bölümünün günlük protein ihtiyacını normal beslenmeyle rahatlıkla karşılayabildiğini, protein takviyelerinin yalnızca belirli gruplarda gerekli olabileceğini ifade ediyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Uzmanlardan Dengeli Beslenme Uyarısı

Beslenme uzmanları, son yıllarda sosyal medyada yaygınlaşan "proteinmaxxing" akımının herkese uygun olmadığını belirtiyor.

Uzmanlara göre sağlıklı yaşlanmanın tek anahtarı yüksek protein tüketimi değil.

Yeterli fiziksel aktivite, düzenli egzersiz, sebze ve meyveden zengin Akdeniz tipi beslenme, kaliteli uyku ve sigaradan uzak yaşam tarzı, uzun ve sağlıklı yaşam üzerinde protein miktarından çok daha büyük etkiye sahip olabiliyor.

Araştırmanın Verdiği Mesaj

Araştırmacılar, elde edilen bulguların proteinin zararlı olduğu anlamına gelmediğini özellikle vurguluyor.

Asıl mesajın, "herkes ne kadar fazla protein tüketirse o kadar sağlıklı olur" anlayışının bilimsel verilerle tam olarak desteklenmediği olduğu belirtiliyor.

Bilim insanlarına göre gelecekte hazırlanacak beslenme rehberlerinin yaş gruplarına, sağlık durumuna ve yaşam tarzına göre kişiselleştirilmiş protein önerileri içermesi, hem kronik hastalıkların azaltılması hem de sağlıklı yaşlanmanın desteklenmesi açısından önemli rol oynayabilir.

Doktorların Aylar Ömür Biçtiği Charlene, Evliliğinin İlk Yılını Kutladı

İngiltere'de yaşayan 38 yaşındaki Charlene Heslop ile eşi Jordan Heslop, 12 yıllık birlikteliklerini evlilikle taçlandırdı. Ancak çiftin mutluluğu, düğünden sadece birkaç gün sonra aldıkları yıkıcı haberle gölgelendi.

Doktorlar, Charlene'in daha önce iki kez tedaviyle kontrol altına alınan rahim ağzı kanserinin üçüncü kez nüksettiğini ve hastalığın artık ileri evreye ulaştığını söyledi. Genç kadına yalnızca 3 ila 9 ay ömrü kaldığı ifade edildi.

Bu tahmin, çiftin ilk evlilik yıl dönümlerini birlikte kutlayamayacakları endişesini beraberinde getirdi. Ancak Charlene, uygulanan palyatif tedaviler, ailesinin desteği ve kendi yaşam azmi sayesinde doktorların öngördüğü süreyi aşarak ilk evlilik yıl dönümüne ulaşmayı başardı.

Ingiltere Kanser Hastasi Charlene Heslop Ile Eşi Jordan Heslop 3

Hospis çalışanlarından duygu dolu sürpriz

Charlene'in tedavi gördüğü Ashgate Hospisi'nde görev yapan sağlık çalışanları, çiftin yaklaşan yıl dönümünü öğrenince anlamlı bir organizasyona imza attı.

Hospisin kış bahçesi, çiçekler, mumlar, balonlar ve romantik masa düzeniyle adeta şık bir restorana dönüştürüldü. Çift için özel bir akşam yemeği hazırlanırken, sakin ve özel bir ortam oluşturularak evlilik yıl dönümlerini hastane ortamından uzak bir atmosferde kutlamaları sağlandı.

Charlene ve Jordan, karşılarında gördükleri manzara karşısında gözyaşlarını tutamazken, sürprizin hayatlarının en unutulmaz anlarından biri olduğunu ifade etti.

Istikbal 860X450 Pxl

"Her günü bir hediye olarak görüyoruz"

Çift, yaşadıkları zorlu sürecin kendilerine zamanın değerini yeniden öğrettiğini belirtti.

Charlene, artık gelecek yılları planlamak yerine her günü birlikte geçirmenin mutluluğunu yaşadıklarını söylerken, Jordan ise eşinin gösterdiği mücadele azminin çevresindeki herkese ilham verdiğini dile getirdi.

Yakınları da Charlene'in beklenenden uzun süre hayatta kalmasının sadece tıbbi tedaviyle değil, moral, sevgi ve güçlü aile desteğiyle de yakından ilişkili olduğunu ifade ediyor.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Palyatif bakımın önemine dikkat çekti

Charlene'in hikâyesi, yalnızca kanserle mücadeleyi değil, yaşamın son döneminde sunulan palyatif bakım hizmetlerinin hastaların yaşam kalitesine sağladığı katkıyı da gündeme taşıdı.

Ashgate Hospisi, Kuzey Derbyshire bölgesinde yaşamı tehdit eden hastalıklarla mücadele eden yetişkinlere ücretsiz uzman palyatif bakım hizmeti sunuyor. Kurum son dönemde finansman baskıları yaşasa da, bölgedeki hastalara evde bakım, sanal servis ve yataklı bakım hizmetlerini sürdürmeye devam ediyor. 2026 yılı için yapılan yeni finansman anlaşmasıyla hizmetlerin devamlılığı konusunda daha istikrarlı bir döneme girildiği açıklandı.

Charlene ve Jordan'ın ilk evlilik yıl dönümü ise, yalnızca bir kutlama değil; umudun, sevginin ve insan dayanışmasının en anlamlı örneklerinden biri olarak hafızalarda yer etti.

Independent Mortgage 3

İleri Evre Kanser Hastasına Yeni Nesil Hücre Tedavisi Uygulandı

İngiltere, kanser tedavisinde çığır açabilecek bir araştırmaya ev sahipliği yapıyor. Greater Manchester'da yaşayan 58 yaşındaki Tracy Tomlinson, deneysel ZI-MA4-1 hücresel immünoterapisini alan dünyadaki ilk hasta olarak tıp tarihine geçti.

Tedavi, Manchester'daki The Christie NHS Foundation Trust bünyesinde yürütülen ZIMA-101 Faz-1 klinik araştırması kapsamında uygulanıyor. Araştırmaya daha sonra Londra'daki The Royal Marsden NHS Foundation Trust da katıldı. Çalışmanın temel amacı, tedavinin güvenliğini, tolere edilebilirliğini ve kanser üzerindeki ilk etkilerini değerlendirmek.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Kemoterapiye rağmen hastalık tekrar etti

Tracy Tomlinson'a 2020 yılının sonunda evre 3C yumurtalık kanseri teşhisi konuldu. Geçirdiği ameliyat ve onlarca kemoterapi kürü sonrasında hastalığı iki kez kontrol altına alınsa da kanser yeniden nüksetti.

Geçen yıl deneysel araştırmaya katılma teklifi aldığını belirten Tomlinson, kararı hiç düşünmeden verdiğini söyledi.

"Bu tedavi bana fayda sağlarsa harika olur. Ama gelecekte başka hastalara umut olursa da kendimi gerçekten bir fark yaratmış hissederim." diyen Tomlinson, dünyada bu tedaviyi ilk alan kişi olmanın heyecan verici olduğu kadar korkutucu da olduğunu ifade etti.

Gima Sultanim Wafers 667X300

Kişiye özel değil, "hazır" hücresel tedavi

ZI-MA4-1'i diğer hücresel tedavilerden ayıran en önemli özellik ise "off-the-shelf" (hazır kullanıma uygun) bir tedavi olması.

Bugüne kadar uygulanan birçok hücresel kanser tedavisinde hastanın kendi bağışıklık hücreleri laboratuvarda çoğaltılarak tekrar hastaya veriliyordu. Bu süreç haftalar sürebiliyor ve oldukça yüksek maliyet oluşturuyordu.

ZI-MA4-1 ise sağlıklı bağışçılardan alınan Doğal Öldürücü Hücreler (Natural Killer - NK) üzerinde genetik mühendisliği uygulanarak hazırlanıyor. Bu hücrelere, kanser hücrelerinin yüzeyindeki MAGE-A4 adlı proteini tanıyacak özel T hücre reseptörleri (TCR) ekleniyor. Böylece bağışıklık hücreleri tümörü daha hassas biçimde hedef alabiliyor.

Araştırmacılar, tek üretimden yüzlerce doz hazırlanabilmesi sayesinde bu yöntemin gelecekte daha hızlı, daha erişilebilir ve daha düşük maliyetli hücresel tedavilere kapı açabileceğini düşünüyor.

Independent Mortgage 3

Dört farklı kanser türünde denenecek

ZIMA-101 araştırması yalnızca yumurtalık kanseriyle sınırlı değil.

Deneysel tedavi;

  • İleri evre yumurtalık kanseri,
  • Skuamöz küçük hücreli olmayan akciğer kanseri,
  • Sinovyal sarkom,
  • Baş ve boyun kanserlerinde

MAGE-A4 proteini pozitif hastalarda test ediliyor.

Araştırmanın ilk aşamasında farklı doz seviyeleri değerlendirilerek en güvenli ve en etkili doz belirlenecek. Ardından daha geniş hasta grubunda etkinlik araştırılacak. Araştırmanın hasta alımının 2027 yılına kadar sürmesi planlanıyor.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Uzmanlar: Bu yalnızca başlangıç

Araştırmanın baş yürütücüsü Prof. Fiona Thistlethwaite, çalışmanın henüz erken aşamada olduğuna dikkat çekerek, temel hedefin güvenliği değerlendirmek olduğunu söyledi.

Uzmanlara göre bu çalışma, laboratuvar ortamında geliştirilen yeni nesil TCR-NK teknolojisinin insanlarda ilk kez uygulanması bakımından önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor.

Tedaviyi geliştiren Norveç merkezli biyoteknoloji şirketi Zelluna ise ilk klinik uygulamanın, yıllardır laboratuvarlarda sürdürülen araştırmaların artık hasta tedavisine dönüşmeye başladığını gösterdiğini belirtiyor. İlk klinik verilerin önümüzdeki dönemde paylaşılması bekleniyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Yumurtalık kanserinde umut veren gelişmeler artıyor

ZI-MA4-1 araştırması, İngiltere'de yumurtalık kanseri tedavisinde yaşanan tek önemli gelişme değil.

NHS, Haziran 2026'da son 20 yılda bu hastalık için onaylanan ilk yeni hedefe yönelik ilaçlardan biri olan mirvetuximab soravtansine (Elahere) tedavisini uygun hastalarda kullanıma aldı. Uzmanlar, hedefe yönelik ilaçlar ile yeni nesil hücresel tedavilerin birlikte geliştirilmesinin önümüzdeki yıllarda ileri evre yumurtalık kanserinin tedavisinde önemli değişikliklere yol açabileceğini değerlendiriyor.

Şimdilik ZI-MA4-1'in hastalarda ne kadar etkili olacağı bilinmiyor. Ancak Tracy Tomlinson'ın tedaviyi alan ilk hasta olması, yalnızca kendi yaşam mücadelesi açısından değil, gelecekte benzer hastalıklarla mücadele edecek binlerce kişi için de umut verici yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülüyor.

Emeklilere 70 yaş müjdesi: Medipol'de sıfır katılım payı ile sağlığınız emin ellerde

Devletin sunduğu bu tarihi imkânı, hastaları için kusursuz bir sağlık deneyimine dönüştüren Medipol Sağlık Grubu, yeni poliçe sahiplerine tüm şubelerinde “katılım paysız (fark ücretsiz)” hizmeti verdiğini duyurdu. Gelişmeyi değerlendiren Medipol Sağlık Grubu Kurumsal Pazarlama Müdürü Ardahan Çaybaşı, “Bu poliçe ile yaşlılarımız yatarak ve ayaktan tedavi hizmetlerini çok daha rahat alabilecek. Medipol Sağlık Grubu olarak en büyük avantajımız, yaptığımız anlaşma gereği bu poliçeye sahip hastalarımızdan herhangi bir katılım payı almadan hizmet verecek olmamızdır” dedi.

ÖZEL SAĞLIK HİZMETİNE EKONOMİK ULAŞIM

Yeni yapılan anlaşmadaki poliçe vasıtasıyla yaşlıların özel sağlık hizmetine ulaşabilmesinin ekonomik fiyatlarla önünün açıldığını belirten Çaybaşı, şunları kaydetti:

“Bildiğiniz üzere ilgili yaş aralığı daha önce 64 ile sınırlıydı. Yani 64 yaşın üzerindeki vatandaşlarımız sigorta kuralları gereği tamamlayıcı sağlık sigortası yaptıramıyordu. Fakat bu sınırın 70 yaşa çıkmasıyla beraber sisteme çok daha fazla yaşlı hastamız girecek. Artık yaşlılarımız da diğer TSS’li hastalarımız gibi limitsiz yatarak ve poliçe üzerindeki muayene sayısına bağlı olarak hizmetlerini alabilecekler. Daha önce cepten ödeme yaparak aldıkları sağlık hizmetlerini poliçe kapsamında ücretsiz olarak karşılayabilecekler.”

“MEDİPOL’DE TÜM İHTİYAÇLAR TEK ÇATIDA”

İstanbul geneline yayılan geniş hastane ağları sayesinde ortalama 10 dakikalık ulaşım süreleriyle hizmet verdiklerinin altını çizen Çaybaşı, poliçenin zengin içeriğine de dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Grubumuz bünyesindeki hastanelerimizde yaşlılarımız, başka hiçbir merkeze ihtiyaç duymadan A'dan Z'ye tüm teşhis ve tedavi imkanlarına aynı çatı altında ulaşabilecek. Hastalarımız ihtiyaç duydukları tüm yan dal uzman hekimlerimize de kolayca erişim sağlayacak. Poliçe içeriği incelendiğinde, ayaktan ve yatarak tedavi hizmetlerinin yanı sıra check-up, online doktor ve asistans hizmetleri ile ağız, diş ve göz sağlığı taramalarını da içeren oldukça zengin bir paket olduğu görülüyor. Böyle bir paketin 70 yaşına kadar olan emeklilerimize sunulmasından büyük mutluluk duyuyor, bu değerli projenin tüm emeklilerimize hayırlı olmasını diliyoruz.”

Yaşlıların kaliteli sağlık hizmetine çok daha ekonomik koşullarda ulaşmasının önünü açan bu uygulamaya en güçlü desteği veren Medipol Sağlık Grubu, yeni dönemi şu güçlü mesajla özetliyor:

 

“TSS'nin sunduğu sağlık güvencesi ile Medipol'de sağlığınız emin ellerde.”

 

Küresel Eşitsizlik Kanser Vakalarında Alarm Veriyor

Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) bağlı Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı'nın (IARC) yayımladığı son değerlendirme, küresel kanser yükünün önümüzdeki çeyrek yüzyılda önemli ölçüde artacağını ortaya koydu. Rapora göre, dünya genelinde yeni kanser vakalarının 2050 yılına kadar yüzde 66,7 oranında yükselmesi bekleniyor. Uzmanlar, yaşlanan nüfus, dünya nüfusundaki artış, hava kirliliği, tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik ve alkol tüketimi gibi risk faktörlerinin bu artışta belirleyici rol oynayacağını vurguluyor.

Raporda, kanser vakalarındaki yükselişin tüm bölgelerde görüleceği ancak yükün en ağır şekilde düşük ve alt-orta gelir grubundaki ülkeleri etkileyeceği belirtiliyor. Afrika Bölgesi'nde kanser vakalarının yüzde 125,2, Doğu Akdeniz Bölgesi'nde ise yüzde 109,8 artacağı tahmin ediliyor. Buna karşılık, yüksek gelirli ülkelerde artışın daha sınırlı kalması bekleniyor. Bunun en önemli nedenleri arasında erken tanı programlarının yaygınlığı, tarama hizmetlerine erişim ve modern tedavi olanakları gösteriliyor.

Istikbal 860X450 Pxl

"Derin bir eşitsizlik" tablosu

DSÖ, küresel kanser görünümünü "derin bir eşitsizlik" olarak tanımlıyor. Günümüzde ülkelerin büyük bölümünün ulusal kanser kontrol planına sahip olmasına rağmen, bu planların uygulamaya geçirilmesinde ciddi farklılıklar bulunuyor.

IARC Direktörü Dr. Elisabete Weiderpass, önleme politikalarının etkin biçimde uygulandığı ülkelerde bazı kanser türlerinin görülme sıklığında azalma gözlendiğini belirterek, buna rağmen küresel ilerlemenin beklenen hızda gerçekleşmediğini ifade etti.

Uzmanlara göre, birçok düşük gelirli ülkede kanser hastalarının önemli bir bölümü hastalık ileri evreye ulaştıktan sonra sağlık kuruluşlarına başvurabiliyor. Erken teşhis olanaklarının sınırlı olması ve radyoterapi, kemoterapi ile hedefe yönelik tedavilere erişimde yaşanan sorunlar, ölüm oranlarını artırıyor.

Tilesdiy Yeni 1289 X 225

En yaygın risk faktörleri

DSÖ ve IARC verilerine göre kanserlerin önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörleriyle ilişkilendiriliyor. Bunların başında tütün kullanımı geliyor. Sigara, tek başına dünya genelindeki kanser ölümlerinin yaklaşık beşte birinden sorumlu tutuluyor.

Bunun yanı sıra;

Obezite ve sağlıksız beslenme,

Fiziksel hareketsizlik,

Alkol tüketimi,

Hava kirliliği,

Mesleki kimyasal maruziyet,

Güneşin zararlı ultraviyole ışınları,

HPV ve Hepatit B gibi enfeksiyonlar,

kanser gelişme riskini artıran başlıca etkenler arasında yer alıyor.

Uzmanlar, özellikle rahim ağzı kanserine karşı HPV aşısı ile karaciğer kanserine karşı Hepatit B aşısının yaygınlaştırılmasının binlerce hayat kurtarabileceğine dikkat çekiyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Erken tanı hayat kurtarıyor

Bilim insanları, kanserle mücadelede en etkili yöntemlerden birinin erken tanı olduğunu vurguluyor. Meme kanseri için mamografi, rahim ağzı kanseri için HPV testi ve smear, kalın bağırsak kanseri için gaitada gizli kan testi ve kolonoskopi ile akciğer kanseri açısından yüksek risk grubunda düşük doz bilgisayarlı tomografi taramaları erken teşhis açısından büyük önem taşıyor.

Araştırmalar, erken evrede teşhis edilen birçok kanser türünde beş yıllık sağkalım oranlarının ileri evreye göre kat kat daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Kanser vakaları hızla artıyor

IARC'nin daha önce yayımladığı Küresel Kanser Gözlemevi (GLOBOCAN) verilerine göre, 2022 yılında dünyada yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldü ve yaklaşık 9,7 milyon kişi kanser nedeniyle yaşamını yitirdi. Mevcut eğilimlerin sürmesi halinde 2050 yılında yıllık yeni vaka sayısının 35 milyonu aşması bekleniyor.

Uzmanlar, kanser yükündeki bu artışın yalnızca sağlık sistemlerini değil, ülkelerin ekonomik kalkınmasını da doğrudan etkileyeceğini belirtiyor. Artan tedavi maliyetleri, iş gücü kaybı ve uzun süreli bakım ihtiyacı, özellikle sağlık bütçesi sınırlı ülkelerde ciddi bir yük oluşturacak.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Önleme politikaları kritik önem taşıyor

DSÖ, hükümetlere tütün kontrolünün güçlendirilmesi, sağlıklı beslenmenin teşvik edilmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, alkol tüketiminin azaltılması, hava kirliliğinin düşürülmesi ve ulusal kanser tarama programlarının yaygınlaştırılması çağrısında bulunuyor.

Uzmanlara göre kanser vakalarının önemli bir kısmı önlenebilir veya erken evrede yakalanarak başarılı şekilde tedavi edilebilir. Bu nedenle sağlık sistemlerine yapılacak yatırımların yanı sıra toplumun risk faktörleri konusunda bilinçlendirilmesi de önümüzdeki yıllarda kanserle mücadelede belirleyici rol oynayacak.

Tedavi Olmak İçin 7 Milyondan Fazla Hasta Sıra Bekliyor

NHS England'ın yayımladığı son resmi verilere göre İngiltere'de hastanelerde planlı tedavi bekleyen vaka sayısı yaklaşık 7,1 milyon seviyesinde bulunuyor. Bu rakam yaklaşık 6 milyon hastaya karşılık geliyor; bazı hastalar aynı anda birden fazla tedavi listesinde yer aldığı için toplam vaka sayısı daha yüksek görünüyor. Bekleme listesi son bir yılda yarım milyondan fazla azalmış olsa da pandemi sonrası oluşan yığılma tamamen ortadan kalkmış değil.

NHS verileri ayrıca hastaların yaklaşık üçte ikisinin sevkten sonra 18 hafta içinde tedaviye başladığını gösteriyor. Ancak sistemin uzun vadeli hedefi olan %92'lik 18 hafta standardına henüz ulaşılamadı.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

En büyük risk hangi hastalarda?

Sağlık uzmanları, uzun bekleme sürelerinin her branşta aynı sonucu doğurmadığını belirtiyor.

Riskin en yüksek olduğu alanlar arasında:

  • Kanser teşhis ve tedavileri: Tanının gecikmesi hastalığın ilerlemesine yol açabiliyor.
  • Kalp ve damar hastalıkları: Müdahalede yaşanan gecikmeler ciddi komplikasyon riskini artırabiliyor.
  • Ortopedi: Kalça ve diz protezi gibi ameliyatları bekleyen hastalarda ağrı, hareket kaybı ve yaşam kalitesinde ciddi düşüş görülüyor.
  • Göz hastalıkları: Özellikle katarakt ve retina hastalıklarında uzun bekleyiş kalıcı görme kaybı riskini artırabiliyor.
  • Ruh sağlığı hizmetleri: Psikolojik destek ve uzman değerlendirmesi için bekleyen hastalarda hastalığın ağırlaşma riski bulunuyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Teşhis testlerinde de rekor yoğunluk

Sorun yalnızca ameliyatlarla sınırlı değil.

İngiltere'de MR, BT, ultrason ve endoskopi gibi tanı testlerini bekleyenlerin sayısı 1,9 milyona ulaşarak rekor seviyeye çıktı. NHS hedefi olan altı haftalık süreyi aşan yüz binlerce hasta bulunuyor. Uzmanlara göre teşhis gecikmeleri özellikle kanser hastalarının tedaviye daha geç başlamasına neden oluyor.

GP sistemi de değişiyor

Hükümet, hastanelerdeki yükü azaltmanın yolunun aile hekimliği sistemini güçlendirmekten geçtiğini savunuyor.

Son dönemde uygulamaya alınan düzenlemeler kapsamında:

  • GP randevularına erişimin hızlandırılması,
  • Dijital ve telefon üzerinden ilk değerlendirme sistemlerinin yaygınlaştırılması,
  • Eczacı, fizyoterapist ve ileri uygulama hemşirelerinin daha fazla hastayı doğrudan değerlendirmesi,
  • Hastaların gereksiz hastane sevklerinin azaltılması,
  • Toplum temelli tanı merkezlerinin kapasitesinin artırılması hedefleniyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Doktor sayısını artırmaya yönelik adımlar

NHS, uzmanlık eğitimi kontenjanlarını da artırıyor. Yeni düzenlemelerle daha fazla doktorun uzmanlık eğitimine başlaması ve özellikle GP eğitim kadrolarının tamamının doldurulması amaçlanıyor. Yetkililer bunun orta vadede hem aile hekimi hem de hastane hizmetlerinde kapasiteyi artıracağını savunuyor.

Hedef: Bekleme listesini kalıcı olarak düşürmek

Sağlık Bakanlığı, seçmeli tedavilerde bekleme sürelerini azaltmanın öncelikli hedeflerden biri olduğunu vurguluyor. Son aylarda bekleme listelerinde düşüş görülse de sağlık uzmanları, yaşlanan nüfus, artan hasta talebi ve personel eksikliği nedeniyle NHS üzerindeki baskının devam edeceği görüşünde.

Önümüzdeki dönemde hem GP hizmetlerinin güçlendirilmesi hem de hastanelerde tanı ve tedavi kapasitesinin artırılması, bekleme krizinin çözümünde belirleyici unsurlar olarak görülüyor.

Independent Mortgage 3

Bakan Memişoğlu, "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" çalışmalarını açıkladı

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun 2 Temmuz 2024 tarihinde göreve başlamasıyla birlikte, "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vizyonu doğrultusunda sağlık sistemini güçlendirecek kapsamlı uygulamalar hayata geçirildi. Vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştıran, hizmet kalitesini yükselten ve koruyan, geliştiren, üreten sağlık modelini esas alan bu dönüşüm süreciyle sağlıkta yeni bir dönem başlatıldı.

12 ÜLKEYE RESMİ ZİYARET GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Bakan Memişoğlu’nun göreve başladığı tarihten bugüne kadar küresel iş birliklerini geliştirecek 38 uluslararası belgeye imza atıldı; sağlık diplomasisini güçlendirmek adına 12 ülkeye resmi ziyaret gerçekleştirildi.

598 AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ AÇILDI

Son iki yılda 126 yeni Sağlıklı Hayat Merkezi ve 598 Aile Sağlığı Merkezi açılırken, ayrıca 100 Adet ikinci ve üçüncü basamak sağlık tesisi inşa edildi. Türkiye genelinde bugün, toplam 348 Sağlıklı Hayat Merkezi ve 8 bin 350 Aile Sağlığı Merkezi ile birinci basamak sağlık hizmeti sunulmakta olduğu belirtildi.

45 MİLYON VATANDAŞIN KRONİK HASTALIK TARAMASI VE İZLEMİ GERÇEKLEŞTİ

Aile Hekimliği Hizmetleri kapsamında toplum sağlığının korunmasına yönelik kronik hastalık tarama ve izlem çalışmaları yürütülüyor. Koruyucu sağlık vizyonu ile 45 milyon vatandaşın kronik hastalık taraması ve izlemi gerçekleştirildi; taramalar sonucunda aile hekimliği birimlerinde yaklaşık 12 milyon vatandaşa ilk kez tanı konularak tedavi süreçleri başlatıldı.

BEKLEYEN RANDEVU SAYISI 322 BİN SEVİYESİNE GERİLEDİ

MHRS’de bekleyen randevu talebi sayısı yaklaşık 4 milyondan 322 bin seviyesine gerileyerek, randevu bekleyen vatandaş sayısında yüzde 92 oranında rekor bir düşüş sağlandı.

SİGARA BIRAKMA POLİKLİNİKLERİNİN SAYISI 3 KAT ARTTI

Sigara Bırakma Polikliniklerinin sayısı 3 kat artarak bin 577’ye yükselirken polikliniklerde 497 bin 622 muayene gerçekleştirildi. ALO 171 hattı ile 888 bin 810, sahadaki mobil ekipler ile 875 bin 247 vatandaşa sağlık hizmeti sunuldu. Bağımlılıkla mücadele kapsamında ALO 191 hattı üzerinden de 581 bin 730 vatandaşa rehberlik sağlandı.

"EVDE SAĞLIK VE PALYATİF BAKIM HİZMETLERİNİN SUNUMU VE KOORDİNASYONUNA İLİŞKİN YÖNETMELİK" YAYIMLANDI

Yönetmelik ile bakım sürekliliğini esas alan entegre bir hizmet modeli belirlendi; evde sağlık, palyatif bakım, aile hekimliği ve yataklı tedavi hizmetlerinin bir arada sunulması hedeflendi. Evde sağlık hizmetlerinin kapsamı genişletilerek başvuru kanalları artırılırken; palyatif bakım ve evde sağlık koordinasyon birimleri oluşturulmasına yönelik düzenlemeler yapıldı.

"GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARI YÖNETMELİĞİ" YAYIMLANDI

Yeni yönetmelik ile geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulama ünitesi ve uygulama merkezi açma koşulları kolaylaştırılırken; verilen hizmetin daha etkin ve sürdürülebilir bir yapıya ulaşması hedeflendi. GETAT uygulamalarında sağlık hizmet sunumu genişletildi; uygulamalarda Bakanlığın yayımlandığı 15 kılavuzun esas alınması gerekliliği ortaya konuldu.

"AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMA YÖNETMELİĞİ" YAYIMLANDI

Düzenleme ile aile sağlığı merkezlerine ilişkin asgari fiziki şartlar hizmet sunumundaki ihtiyaçlara göre güncellendi. Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı istihdamına ilişkin usul ve esaslarda düzenleme yapılarak aile hekimliği uygulamasında personel istihdamı teşvik edildi.

KAMPANYALARLA SAĞLIKLI YAŞAM TEŞVİK EDİLDİ

2025 yılında hayata geçirilen "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa Kampanyası" ile vatandaşlar yaklaşık 513 bin kilo verdi. Kampanyanın devamı niteliğinde olan 2026 yılında hayata geçirilen "Hareket Yaşını Öğren Sağlıklı Yaşa Kampanyası" ile vatandaşların hastalanmadan sağlığını korumasını ve hareketli olmasını amaçlandı. "Ulusal Kanser Tarama Programı" kapsamında vatandaşlar kısa mesajla kanser taramalarına davet edildi. Bu kapsamda gönderilen SMS sayısı 99 milyonu buldu.

1 MİLYON 723 BİN ANNE ADAYINA DANIŞMANLIK HİZMETİ VERİLDİ

1 milyon 723 bin anne adayına gebelik ve doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmeti verildi. "Her Gebeye Ebe" uygulaması kapsamında görev yapan koordinatör ebeler ise 722 bin 629 gebeye rehberlik etti.

ÜLKE GENELİNDEKİ DENETİMLERLE SAĞLIK HİZMET KALİTESİNE KATKI SAĞLANDI

Sağlık hizmet sunumunda karşılaşılan gerek finansal gerekse insan sağlığı açısından riskli olabilecek durumlar veri analiz yöntemiyle tespit edilerek önlemeye çalışan yeni nesil teftiş sistemi REDES ile denetimler gerçekleştirildi; tespit edilen sorunlar çözülerek sağlıkta hizmet kalitesi yükseltildi.

İRAN’A İNSANI YARDIM GÖNDERİLDİ

İran’a iki kez insani amaçlı tıbbi malzeme gönderildi. İlk etapta, 8 Nisan’da İran’a Ağrı Doğubayazıt Gürbulak Sınır Kapısı üzerinden 3 tır (60 palet) tıbbi cihaz, ilaç ve sarf malzemesi İran’a ulaştırıldı. İkinci etapta ise 25 Nisan’da 6 tır (107 palet) yardım malzemesi olarak bölgeye sevk edildi.

782 YENİ İLAÇ GERİ ÖDEME KAPSAMINA ALINDI, DİJİTAL ORGAN BAĞIŞI DÜZENLEMESİ HAYATA GEÇİRİLDİ

Vatandaşların ilaca erişimini kolaylaştırmak için son iki yılda 782 yeni ilaç geri ödeme kapsamına alındı. Dijital organ bağışı uygulaması hayata geçirilerek organ bağışı süreçleri e-Devlet ve e-Nabız üzerinden kolay ve erişebilir hale getirildi. Bu kapsamda 136 bin 884 vatandaş dijital organ bağışçısı oldu; uygulama sayesinde aylık organ bağış sayısı 2 bin 500’den 14 bine yükseldi.

HEPATİT A AŞISI 81 İLDE KULLANIMA SUNULDU

Yerli aşı çalışmaları kapsamında hepatit A ve suçiçeği aşıları teknoloji transferiyle Türkiye’de üretilmeye başlandı. Hepatit A aşısı 81 ilin tamamında kullanıma sunulurken; Altı Bileşenli Karma Aşı ve gebelere yönelik Tdab aşısı da programa dahil edildi.

"İLACIM NEREDE?" ÖZELLİĞİ İLE REÇETEDEKİ İLAÇLARA ERİŞİM KOLAYLAŞTI

e-Nabız sistemine entegre edilen "İlacım Nerede?" uygulamasıyla aylık ortalama 900 bin vatandaşa yönlendirme desteği sunuldu. Yeni özellik ile vatandaşlar zaman kaybetmeden sorgulama yaparak reçetesindeki ilaçların bulunduğu eczanelere erişim sağlayabiliyor.

SAĞLIK HİZMETLERİNDEN MEMNUNİYET ORANI 6,2 PUAN ARTTI

Koruyan, geliştiren ve üreten sağlık vizyonu ile yapılan çalışmalar doğrultusunda genel sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı son bir yılda 6,2 puan artarak yüzde 69,4’e yükseldi.

136 YENİ MEVZUAT DÜZENLEMESİ HAYATA GEÇİRİLDİ

Sağlık hizmet sunumunun daha etkin, şeffaf ve sürdürülebilir şekilde sunulmasını sağlamak amacıyla mevzuat altyapısı sürekli olarak güçlendirilirken, son 2 yılda hayata geçirilen toplam 136 mevzuat düzenlemesiyle hayata geçirilen değişikliklerin hukuki altyapısı oluşturuldu.

YERLİ KALP- AKCİĞER MAKİNESİ İLE İLK AÇIK KALP AMELİYATI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Yerli kalp akciğer makinesi LIFELINE HLM, ilk kez Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde gerçekleştirilen açık kalp ameliyatında başarıyla kullanıldı. ASELSAN tarafından geliştirilen, hayvan deneyleri ve klinik çalışmaları ise Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından yapılan yerli kalp akciğer makinesi, operasyon süresince sergilediği yüksek performansla sağlık teknolojilerinde önemli bir eşiğin geride bırakılması sağlandı.

CAR-T HÜCRE TEDAVİSİ BAŞARIYLA UYGULANDI

Hematolojik kanserlerde kullanılan CAR-T hücre tedavisi tamamen yerli imkanlarla geliştirildi. Tedavi, geçtiğimiz yıl aralık ayında ilk kez Etlik Şehir Hastanesi’nde uygulanmaya başlanırken; bugüne kadar 12 hastaya CAR-T hücre tedavisi uygulandı.

💾

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Geleceğin Mührü" dijital iletişim kampanyası kapsamında paylaşımda bulundu.</p>

<p>Memişoğlu, NSosyal hesabındaki paylaşımında, "Kökleri mazide, gözü ufukta olan bir milletiz. Şanlı ecdadımızdan devraldığımız kutlu emaneti sarsılmaz bir inançla yarınlara taşırken, attığımız her adımla Türkiye Yüzyılı'na geleceğin mührünü gururla vuruyoruz." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bakan Memişoğlu, paylaşımında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafının ve "Sağlıkta Güçlü Türkiye" mesajının yer aldığı görsele de yer verdi.</p>

Aylar süren bekleyiş, İngiliz hastaların yönünü Türkiye’ye çevirdi?

Bir zamanlar dünyanın örnek kamu sağlık sistemlerinden biri olarak gösterilen İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS), son yıllarda ciddi bir yoğunlukla karşı karşıya.

Pandemi sonrası biriken hasta yükü, sağlık personeli eksikliği ve artan talep nedeniyle milyonlarca kişi ameliyat, uzman muayenesi ve bazı tedaviler için aylar süren bekleme listelerinde yer alıyor.

Özellikle ortopedi, göz hastalıkları, diş tedavileri ve bazı elektif operasyonlarda bekleme sürelerinin uzaması, birçok hastayı özel sağlık hizmetlerine yönlendiriyor.

Ancak bu kez de yüksek maliyetler devreye giriyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Özel sağlık hizmetlerinde maliyet farkı dikkat çekiyor

Birleşik Krallık'ta özel hastanelerde gerçekleştirilen birçok işlem, özellikle sigorta kapsamı dışında kalan hastalar için oldukça yüksek maliyetlere ulaşabiliyor.

Buna karşılık Türkiye;

  • modern sağlık altyapısı,
  • deneyimli uzman kadroları,
  • kısa randevu süreleri,
  • uluslararası standartlarda hastaneleri,
  • uygun fiyat politikası

ile önemli bir alternatif oluşturuyor.

Birçok İngiliz hasta, aynı tedaviyi daha kısa sürede ve daha düşük maliyetle yaptırabildiği için Türkiye'yi tercih ediyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Diş tedavisi ilk sırada geliyor

İngiliz hastaların Türkiye'ye yöneldiği alanların başında diş tedavileri geliyor.

İmplant, zirkonyum kaplama, estetik diş hekimliği ve kapsamlı ağız rehabilitasyonu gibi işlemler, İngiltere'de oldukça yüksek ücretlerle sunulurken Türkiye'de daha ekonomik fiyatlarla gerçekleştirilebiliyor.

Bu nedenle her yıl çok sayıda İngiliz hasta yalnızca diş tedavisi amacıyla Türkiye'ye seyahat ediyor.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Estetik cerrahide Türkiye küresel oyuncu oldu

Saç ekimi, burun estetiği, yüz gençleştirme, meme estetiği ve vücut şekillendirme operasyonlarında Türkiye, yalnızca Avrupa'nın değil dünyanın önde gelen sağlık turizmi merkezlerinden biri haline geldi.

Uluslararası hasta koordinasyon sistemleri, çok dilli sağlık personeli ve operasyon sonrası takip hizmetleri de Türkiye'nin tercih edilmesinde önemli rol oynuyor.

İngiliz hastalar açısından kısa uçuş mesafesi de önemli avantajlardan biri olarak görülüyor.

Göz tedavileri ve ortopedi de öne çıkıyor

Katarakt ameliyatları, lazer göz operasyonları ve ortopedik cerrahiler de İngiliz hastaların Türkiye'de en fazla talep gösterdiği branşlar arasında bulunuyor.

Uzun bekleme sürelerinden kaçınmak isteyen birçok kişi tedavisini Türkiye'de planlayarak hem zamandan hem de maliyetten tasarruf etmeyi hedefliyor.

Independent Mortgage 3

Türkiye yalnızca fiyatla değil kaliteyle de rekabet ediyor

Uzmanlara göre Türkiye'nin sağlık turizmindeki başarısı yalnızca uygun fiyatlardan kaynaklanmıyor.

Son 20 yılda yapılan sağlık yatırımları sayesinde;

  • şehir hastaneleri,
  • ileri teknoloji tıbbi cihazlar,
  • robotik cerrahi sistemleri,
  • uluslararası akreditasyona sahip özel hastaneler,
  • yabancı hasta koordinasyon merkezleri

ülkenin küresel rekabet gücünü önemli ölçüde artırdı.

Bugün Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve Asya'nın önemli sağlık merkezlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

İki ülke arasında sağlık alanında iş birliği gelişiyor

Türkiye ile Birleşik Krallık arasında vatandaşların karşılıklı olarak sağlık hizmetlerinden yararlanmasını düzenleyen kapsamlı bir sosyal güvenlik veya sağlık hizmeti anlaşması bulunmuyor.

Bununla birlikte sağlık teknolojileri, ilaç sektörü, tıp eğitimi, araştırma projeleri ve sağlık yatırımları alanlarında kamu kurumları, üniversiteler ve özel sektör arasında çeşitli iş birlikleri yürütülüyor.

Sağlık turizmi ise ağırlıklı olarak bireysel tercih ve özel sağlık kuruluşları üzerinden gelişen bir alan olmayı sürdürüyor.

Sağlık turizmi ekonomiye milyarlarca dolarlık katkı sağlıyor

Türkiye, sağlık turizmini stratejik sektörlerden biri olarak görüyor.

Tedavi amacıyla gelen yabancı hastalar yalnızca sağlık hizmeti almıyor; konaklama, ulaşım, turizm ve alışveriş harcamalarıyla da ekonomiye önemli katkı sağlıyor.

İngiltere ise Türkiye'nin sağlık turizminde en önemli kaynak pazarlarından biri olmayı sürdürüyor.

Sektör temsilcileri, doğrudan uçuş ağının genişlemesi, dijital sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve Türkiye'nin uluslararası tanıtım faaliyetlerinin artmasıyla İngiliz hasta sayısının önümüzdeki yıllarda daha da yükselebileceğini öngörüyor.

NHS'deki yoğunluk ve özel sağlık hizmetlerindeki yüksek maliyetler, İngiliz hastaları alternatif ülkelere yöneltirken Türkiye; güçlü sağlık altyapısı, deneyimli hekim kadroları, uluslararası standartlardaki hastaneleri ve rekabetçi fiyatlarıyla bu alanda öne çıkıyor. Uzmanlara göre sağlık turizmi artık yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendiren, hizmet ihracatını artıran ve sağlık diplomasisini destekleyen stratejik bir alan haline geliyor.

Kene Isırığıyla Başlayan, Ölümcül Et Alerjisine Dikkat!

Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte parklar, ormanlık alanlar ve kırsal bölgelerde kene vakalarında artış yaşanıyor. Uzmanlar, kene ısırıklarının yalnızca enfeksiyon riski taşımadığını, aynı zamanda yıllarca sürebilen ciddi alerjik hastalıkları da tetikleyebileceğini belirtiyor.

Son yıllarda dünya genelinde daha sık teşhis edilen alfa-gal sendromu, kene ısırıklarıyla bağlantılı en dikkat çekici sağlık sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. İlk kez yaklaşık 15 yıl önce belirli bir kene türüyle ilişkilendirilen hastalık, kişinin kırmızı ete karşı alerji geliştirmesine neden oluyor.

Et Yedikten Saatler Sonra Ortaya Çıkabiliyor

Alfa-gal sendromu, diğer birçok gıda alerjisinden farklı olarak belirtilerini hemen göstermiyor. Hastalar genellikle kırmızı et tükettikten üç ila altı saat sonra şikayet yaşamaya başlıyor.

Belirtiler arasında;

  • Kurdeşen ve kaşıntı,
  • Deride kızarıklık,
  • Mide bulantısı ve kusma,
  • Karın ağrısı,
  • İshal,
  • Nefes darlığı,
  • Baş dönmesi,
  • Tansiyon düşüklüğü,
  • Anafilaksi adı verilen yaşamı tehdit eden alerjik şok

yer alıyor.

Uzmanlar, özellikle gece saatlerinde ortaya çıkan açıklanamayan alerjik reaksiyonların göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Suçlu Bir Virüs ya da Bakteri Değil

Diğer kene kaynaklı hastalıkların aksine alfa-gal sendromuna bir virüs veya bakteri neden olmuyor. Hastalık, bağışıklık sisteminin "alfa-gal" adı verilen bir şeker molekülüne karşı aşırı tepki geliştirmesi sonucu ortaya çıkıyor.

Bu şeker; inek, koyun, keçi ve domuz gibi memelilerin etinde bulunuyor. İnsanlarda ve diğer primatlarda ise yer almıyor.

Kene, beslenirken tükürüğü aracılığıyla alfa-gal molekülünü insan vücuduna aktarabiliyor. Bağışıklık sistemi bunu yabancı bir madde olarak algılıyor ve antikor üretmeye başlıyor. Daha sonra kişi kırmızı et tükettiğinde bu antikorlar devreye girerek alerjik reaksiyona neden oluyor.

Independent Mortgage 3

Tavuk ve Balıkta Risk Yok

Uzmanlara göre alfa-gal sendromu olan kişiler için risk, memeli hayvanlardan elde edilen ürünlerle sınırlı.

Tavuk, hindi, ördek gibi kümes hayvanları ile balık ve deniz ürünleri genellikle güvenli kabul ediliyor. Ancak bazı hastalarda süt ve süt ürünleri de alerjik reaksiyonları tetikleyebiliyor.

Bu nedenle teşhis konulan kişilerin yalnızca et tüketiminde değil, kullandıkları ilaçlar, jelatin içeren gıdalar ve bazı tıbbi ürünler konusunda da dikkatli olmaları gerekiyor.

Kafkas Crispy Yatay Gazete

Ölümcül Sonuçlara Yol Açabiliyor

Uzmanların en büyük endişesi ise anafilaksi riski. Şiddetli alerjik reaksiyon sırasında kişinin hava yolları daralabiliyor, tansiyonu hızla düşebiliyor ve dakikalar içinde hayati tehlike ortaya çıkabiliyor.

Tedavi edilmediği durumlarda anafilaktik şok ölümle sonuçlanabiliyor.

Bu nedenle alfa-gal sendromu tanısı alan hastalara çoğu zaman acil durumlarda kullanılmak üzere adrenalin oto-enjektörü taşımaları öneriliyor.

"Cilt, Alerjiyi Tetiklemenin Çok Güçlü Bir Yolu"

Alfa-gal sendromu üzerine çalışan Kuzey Karolina Üniversitesi araştırmacılarından Dr. Scott Commins, hastalığın ortaya çıkış mekanizmasının oldukça ilginç olduğunu belirtiyor.

Commins, "Görünüşe göre cilt, alerjik yanıt oluşturmak için son derece etkili bir yol. Eğer alfa-gal yalnızca yiyeceklerle alınsaydı büyük olasılıkla bu alerji gelişmeyecekti. Ancak kene ısırığıyla doğrudan kana karışması bağışıklık sisteminin farklı tepki vermesine neden oluyor" ifadelerini kullanıyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Kenelerden Korunmak İçin Bunlara Dikkat

Uzmanlar, yaz aylarında doğada vakit geçirenlerin kene ısırıklarına karşı önlem almasının büyük önem taşıdığını söylüyor.

Korunmak için şu öneriler sıralanıyor:

  • Uzun kollu ve açık renkli kıyafetler tercih edin.
  • Pantolon paçalarını çorapların içine sokun.
  • Kene kovucu spreyler kullanın.
  • Piknik ve yürüyüş sonrası vücudunuzu dikkatlice kontrol edin.
  • Çocukların saç dipleri, kulak arkaları ve koltuk altlarını inceleyin.
  • Eve döndükten sonra kıyafetleri yüksek sıcaklıkta yıkayın.
  • Deriye tutunan keneyi ezmeden ve sıkmadan uygun yöntemle çıkarın.
  • Kene çıkarıldıktan sonra birkaç hafta boyunca ateş, döküntü veya alerjik belirtiler açısından kendinizi gözlemleyin.

Vaka Sayıları Artıyor

Uzmanlar, iklim değişikliği ve sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte kenelerin yaşam alanlarının genişlediğini belirtiyor. Bu durum, hem kene kaynaklı enfeksiyonların hem de alfa-gal sendromu vakalarının önümüzdeki yıllarda daha sık görülmesine neden olabilir.

Sağlık uzmanları, özellikle kene ısırığı sonrasında kırmızı et tüketiminin ardından ortaya çıkan olağandışı alerjik belirtilerin dikkate alınmasını ve vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmasını öneriyor.

Meme Kanserinde Umut Veren Yeni Dönem

Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserine karşı mücadelede bilim dünyası önemli kazanımlar elde etmeye devam ediyor. Son iki yılda açıklanan klinik araştırmalar, kişiselleştirilmiş tedavilerden genetik testlere, hedefe yönelik ilaçlardan kanser aşılarına kadar birçok alanda dikkat çekici gelişmeler yaşandığını ortaya koydu. Uzmanlar, meme kanserinin artık tek bir hastalık olarak değil, farklı biyolojik özelliklere sahip alt türlerden oluşan bir hastalık grubu olarak değerlendirildiğini ve tedavilerin de buna göre şekillendiğini belirtiyor.

Kişiye Özel Tedavi Dönemi Güçleniyor

Son araştırmalar, tümörün genetik yapısının analiz edilmesiyle hangi hastaların kemoterapiden gerçekten fayda göreceğinin daha doğru belirlenebildiğini gösteriyor. Uluslararası Optima çalışmasında, hormon reseptörü pozitif meme kanserine sahip binlerce hasta üzerinde yapılan incelemelerde, genomik testler sayesinde birçok hastanın kemoterapi almadan da benzer başarı oranlarına ulaşabildiği ortaya kondu. Bu gelişmenin, gereksiz yan etkilerin önüne geçerek yaşam kalitesini artırması bekleniyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Kemoterapi Her Hastaya Gerekmeyebilir

Araştırma sonuçlarına göre bazı hastalarda tümörün genetik profili düşük risk gösterdiğinde yalnızca hormon tedavisi uygulanması yeterli olabiliyor. Uzmanlar bunun, meme kanseri tedavisinde "aynı tedavi herkese" yaklaşımının sonuna gelindiğinin göstergesi olduğunu ifade ediyor.

Akıllı İlaçlar Yaşam Süresini Uzatıyor

Özellikle HER2 pozitif ve üçlü negatif meme kanseri gibi agresif alt türlerde geliştirilen yeni nesil "antikor-ilaç konjugatları" (ADC) dikkat çekiyor. Bu ilaçlar kanser hücresini hedef alarak yüksek doz tedaviyi doğrudan tümöre ulaştırıyor ve sağlıklı dokuların daha az etkilenmesini sağlıyor.

2025 ve 2026 yıllarında açıklanan klinik sonuçlar, bazı ileri evre meme kanseri hastalarında hastalığın ilerlemesiz yaşam süresinin belirgin biçimde uzadığını gösterdi. Uzmanlar bu ilaçların birçok hasta grubunda yeni standart tedavi haline gelmeye başladığını belirtiyor.

Kafkas Crispy Yatay Gazete

Kanser Aşıları İçin Kritik Eşik

Bilim dünyasının en heyecan verici çalışmalarından biri de meme kanserine yönelik terapötik aşılar. Geleneksel aşılardan farklı olarak bu yöntemler hastalığı önlemekten çok, bağışıklık sistemini tümör hücrelerine karşı harekete geçirmeyi amaçlıyor.

HER2 proteinini hedefleyen aşılar ve mRNA tabanlı kanser aşılarıyla yürütülen klinik çalışmaların ilk sonuçları umut verici bulundu. Araştırmacılar, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini daha etkin tanıyıp yok etmesini sağlayabilecek bu teknolojilerin önümüzdeki yıllarda tedavi seçeneklerini genişletebileceğini düşünüyor.

mRNA Teknolojisi Kanserde de Sahneye Çıkıyor

COVID-19 aşılarıyla gündeme gelen mRNA teknolojisi, artık kanser tedavilerinde de kullanılmaya hazırlanıyor. Birçok biyoteknoloji şirketi ve araştırma merkezi meme kanserine yönelik kişiselleştirilmiş mRNA aşıları üzerinde çalışıyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

"Sıvı Biyopsi" ile Erken Uyarı Sistemi

Son dönemin en dikkat çekici gelişmelerinden biri de "sıvı biyopsi" olarak adlandırılan kan testleri. Kanda dolaşan tümör DNA'sının (ctDNA) izlenmesi sayesinde, kanserin tedaviye direnç geliştirdiği veya yeniden ortaya çıkabileceği aylar öncesinden tespit edilebiliyor.

Araştırmalar, bu yöntem sayesinde doktorların tedaviyi daha erken değiştirebildiğini ve hastalığın ilerlemesini geciktirebildiğini gösteriyor. Uzmanlar, sıvı biyopsinin gelecekte meme kanseri takibinin vazgeçilmez araçlarından biri haline gelebileceğini belirtiyor.

Yapay Zekâ Tanı ve Tedaviye Destek Veriyor

Meme kanseriyle mücadelede yapay zekâ teknolojileri de giderek daha fazla kullanılıyor. Geliştirilen yeni sistemler, mamografi görüntülerini değerlendirmede radyologlara destek olurken, tedavi planlamasında da karar süreçlerini hızlandırıyor. Kanser araştırmacıları, yapay zekânın erken teşhis oranlarını artırarak binlerce hayat kurtarabileceğini öngörüyor.

Aytac Sepet Kampanya Yatay Haber Alti

Uzmanlardan Temkinli İyimserlik

Onkoloji uzmanları, meme kanserinin tamamen ortadan kalktığını söylemek için henüz erken olduğunu vurgulasa da son yıllarda elde edilen ilerlemelerin son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle erken teşhis, genetik analizler, hedefe yönelik tedaviler ve bağışıklık sistemini güçlendiren yeni yöntemler sayesinde birçok meme kanseri türünde yaşam süresi ve tedavi başarısı belirgin şekilde artmış durumda.

Meme kanseri araştırmalarında yaşanan gelişmeler, hastalığın gelecekte daha kişiselleştirilmiş, daha az yan etkili ve daha etkili yöntemlerle tedavi edilebileceğine işaret ediyor. Bilim insanları, bugün deneysel aşamada bulunan birçok teknolojinin önümüzdeki yıllarda klinik uygulamaya geçmesiyle birlikte meme kanserine karşı mücadelenin çok daha güçlü hale geleceği görüşünde birleşiyor.

Horlama şikayeti ile başlayan 7 yıllık kabus!

Esenler'de yaşayan Enes Öğüt, 2019 yılında nefes alma güçlüğü ve horlama şikayetiyle Bayrampaşa'da bir hastanede ameliyat oldu.

  • Burun etinden şikayetçi olduğunu belirten Öğüt, ameliyattan yaklaşık 1 yıl sonra burun ucunun düşmesi şikayetiyle yeni doktor arayışına girdi.

  • Öğüt Bağcılar’da özel bir hastanede görev yapan Azerbaycanlı Opr.Dr. R.H. ile görüştü.

  • 55 bin liralık ameliyat ücretini yatırdıktan sonra ameliyat olan Öğüt, doktorun kendisine kaburgasından alınacak kıkırdakla burnunun yeniden şekillendirileceğini söylediğini belirtti.

  • Ameliyatta kaburgasından alınan kıkırdağın burnuna yerleştirildiğini belirten Öğüt, "Ameliyattan yaklaşık 3 ay sonra burnumdaki kıkırdak erimeye başladı ve burnum yeniden bozuldu." dedi.

Enes Öğüt (33)

 

HASTANENİN İSMİNİN "YENİDOĞAN ÇETESİ" DAVASINDA GEÇTİĞİ ORTAYA ÇIKTI

Ameliyat olduğu merkezin "Yenidoğan Çetesi" davasında adı geçen hastanelerden biri olması nedeniyle Öğüt doktoruyla irtibat kurarak üçüncü kez Ataköy’deki bir hastaneye çağırıldı.

Öğüt, doktorun yurt dışından getirttiğini söylediği yapay kıkırdağın 14 bin lira karşılığında bu merkezde burnuna yerleştirildiğini, işlemden yaklaşık 3 ay sonra burnunun uç kısmında deformasyon oluşmaya başladığını anlattı.

Öğüt 3 ay sonra aynı doktora yeniden başvurdu. Doktorun farklı hastane ve sağlık merkezlerinde hasta kabul ettiğini belirten Öğüt, R.H. tarafından bu kez Yenibosna’daki bir tıp merkezine çağırıldı.

Horlama şikayetiyle 4 kez ameliyat oldu.

HEM SAĞLIĞINDAN HEM DE İŞİNDEN OLDU 

Öğüt dördüncü kez doktor kontrolü için Yenibosna’daki tıp merkezine gitti; muayenede Öğüt'ün burnundaki göçüklerin düzeltilmesine karar verildi. 3 gün sonra aynı tıp merkezine yeniden çağırıldığını ve müdahalenin muayene ortamında yapıldığını anlatan Öğüt'ün sağlık sorunları bitmedi.

Bu kez Öğüt'ün yerleştirilen yapay kıkırdak, iddiaya göre doktorun yanlış müdahalesi sonrası burun derisini deldi. Bu süreçte hem sağlık açısından hem de ekonomik anlamda mağdur olduğunu söyleyen Öğüt işini de kaybetti.

Bir an önce sağlığına kavuşmak isteyen Öğüt, yeniden ameliyat olabilmesi için sağlık kuruluşlarının kendisine 24 bin avroya kadar fiyat verdiğini ifade etti.

"DOKTOR KEMİĞİ ALDIKTAN 1 SENE SONRA BURNUM DÜŞTÜ"

Enes Öğüt, "2019'da burnumda et olduğundan dolayı, horlama rahatsızlığımdan muayene oldum. Muayene esnasında da doktorun burun etini değil de kemiği aldığı zaman kurtulabileceğimi söyledi. Kemiği aldıktan sonra burnum 1 sene içinde düştü. Bir yıl sonra burnum düştükten sonra ben özel bir hastaneye gittim." dedi.

TikTok'ta 'beğeni' tartışması kanlı bitti! Bıçaklayan 16, bıçaklanan 17 yaşında TikTok'ta "beğeni" tartışması kanlı bitti! Bıçaklayan 16, bıçaklanan 17 yaşında

Annesini uyurken öldüren 16 yaşındaki sanık tutuklandı Annesini uyurken öldüren 16 yaşındaki sanık tutuklandı

Bitlis'te vücut içi kaçakçılık! Tam 62 parça Bitlis'te vücut içi kaçakçılık! Tam 62 parça

"KIKIRDAK EKLENDİ; 3 AY SONRA O KIKIRDAK DA ERİDİ"

Öğüt, konuşmasının devamında şunları söyledi:

"Orada doktor beyle görüştüm. Doktor bey, 55 bin lira karşılığında kaburgamdan kıkırdak alarak burnuma kıkırdak ekleyeceğini, kemik kalınlığından dolayı burnumun ucunun düştüğünü söyledi. Bunun yerine kaburgamdan kıkırdak alıp burnuma ekledi ameliyat esnasında. Daha sonrasında da 3 ay sonra o kıkırdak eriyip burnum yamulmaya başladı."

"KIKIRDAK BURUN UCUMDAKİ DERİYİ DELDİ"

Öğüt, "Burnum yamulduktan sonra tekrar ameliyat için 3 ay sonra Ataköy’deki özel hastaneye tekrar ameliyat için gittim. 3 ay sonra kıkırdağım eridiği için ve o hastane de kapandığı için, doktorla tekrar görüştüğümüzde Ataköy'deki özel hastaneye çağırdı beni. Oradaki ameliyatımda kıkırdağı yurt dışından getirip takacağını söyledi. O ameliyattan sonra yaklaşık 3 ay sonra tekrar göçükler oluşmaya başladı. Doktorum tek bir hastaneye bağlı çalışmıyordu, birçok hastaneyle anlaşmalı olduğu için beni kontrol için bir tıp merkezine çağırdı. Oraya gittiğimde de ayakta kontrol etti. 3 gün sonrası için tekrardan randevu verip tekrar müdahale edilmesi gerektiğini söyledi. 3 gün sonra gittiğimde yapay kıkırdakla burnumun ucunu uyuşturup içeriye kıkırdak ekledi. Ekledikten sonra da kıkırdak benim burun ucumdaki deriyi deldi." dedi.

24 BİN AVROYA KADAR TEKLİF VERDİLER 

Burnuna dördüncü müdahalenin yine aynı doktor tarafındna bu kez ayakta yapıldığını anlatan Öğüt "Yurt dışından yapay kıkırdak getirip eliyle o şekilde itti. Daha sonrasında bir hafta sonra kıkırdak burun ucumdaki bu kısmı deldi. Daha sonra dikiş attı. Taktığı yapay kıkırdak benim derimi deldi bu şekilde. Sonucunda da böyle kaldım. 2 senedir bu mağduriyeti yaşıyorum. Dışarı çıkamıyorum. Dışarı çıktığım zaman insanlar tuhaf tuhaf bakıyor, zaten şu anda da bu ameliyattan dolayı işten de ayrıldım. Çıkarmak zorunda kaldılar sürekli gel git nedeniyle, 2 senedir de çalışmıyorum. İkinci ameliyatımda 55 bin lira ödedim, üçüncü ameliyatımda da 14 bin lira ödedim. Azerbaycanlı bir doktor tarafından yapıldı. 3 ay sonra beni Gaziosmanpaşa'daki özel hastaneye çağırdı. Oraya gittim, orada da '6 ay daha beklemen gerekiyor' dedi. Ben de başarılı olmayacağını bildiğim için hakkında dava açtım. Benim tekrar ameliyat olacak gücüm yok maddi konuda gücüm yok. Bu işlemler çok pahalı. Bir hastaneden teklif aldığımda 24 bin avroya kadar teklif verdiler. Maddi manevi çok sıkıntılar içerisindeyim. Benim gibi eminim çok mağdur insan vardır. Burnumun düzelmesi için kaç kere ameliyat olmam gerekiyor." diye konuştu.

BİLİRKİŞİ RAPORU HAZIRLANDI

Diğer yandan Öğüt'ün avukatı konuyu yargıya taşıdı.

Hazırlanan bilirkişi raporunda ameliyatlar sonrasında ortaya çıkan komplikasyonlara uygun destek tedavisi uygulandığı, ameliyat sonrası ortaya çıkabilecek risklerin hastanın imzaladığı onam formunda belirtildiği, hastanın sigara kullanımının mevcut olduğu, sonuç olarak doktor R.H.'nin bir ihmal ve kusuru bulunduğuna dair yeterli kanaat oluşmadığı belirtildi.

Bilirkişi raporunda doktor R.H. hakkında soruşturmaya gerek olmadığı bilgisine de yer verildi. 

💾

<p>İstanbul'da yaşayan Enes Öğüt'ün (33) nefes alma güçlüğü ve horlama şikayetiyle gittiği hastanede burun eti yerine burun kemiği alındığını öne sürerek yıllardır devam eden sağlık kabusunu anlattı. Dikkat çeken "Yenidoğan Çetesi" detayı...</p>

<p>Esenler'de yaşayan Enes Öğüt, 2019 yılında nefes alma güçlüğü ve horlama şikayetiyle Bayrampaşa'da bir hastanede ameliyat oldu.</p>

<p>Burun etinden şikayetçi olduğunu belirten Öğüt, ameliyattan yaklaşık 1 yıl sonra burun ucunun düşmesi şikayetiyle yeni doktor arayışına girdi.</p>

<p>Öğüt Bağcılar’da özel bir hastanede görev yapan Azerbaycanlı Opr.Dr. R.H. ile görüştü.</p>

<p>55 bin liralık ameliyat ücretini yatırdıktan sonra ameliyat olan Öğüt, doktorun kendisine kaburgasından alınacak kıkırdakla burnunun yeniden şekillendirileceğini söylediğini belirtti.</p>

<p>Ameliyatta kaburgasından alınan kıkırdağın burnuna yerleştirildiğini belirten Öğüt, "Ameliyattan yaklaşık 3 ay sonra burnumdaki kıkırdak erimeye başladı ve burnum yeniden bozuldu." dedi.</p>

<p>HASTANENİN İSMİNİN "YENİDOĞAN ÇETESİ" DAVASINDA GEÇTİĞİ ORTAYA ÇIKTI</p>

<p>Ameliyat olduğu merkezin "Yenidoğan Çetesi" davasında adı geçen hastanelerden biri olması nedeniyle Öğüt doktoruyla irtibat kurarak üçüncü kez Ataköy’deki bir hastaneye çağırıldı.</p>

<p>Öğüt, doktorun yurt dışından getirttiğini söylediği yapay kıkırdağın 14 bin lira karşılığında bu merkezde burnuna yerleştirildiğini, işlemden yaklaşık 3 ay sonra burnunun uç kısmında deformasyon oluşmaya başladığını anlattı.</p>

<p>Öğüt 3 ay sonra aynı doktora yeniden başvurdu. Doktorun farklı hastane ve sağlık merkezlerinde hasta kabul ettiğini belirten Öğüt, R.H. tarafından bu kez Yenibosna’daki bir tıp merkezine çağırıldı.</p>

<p>HEM SAĞLIĞINDAN HEM DE İŞİNDEN OLDU </p>

<p>Öğüt dördüncü kez doktor kontrolü için Yenibosna’daki tıp merkezine gitti; muayenede Öğüt'ün burnundaki göçüklerin düzeltilmesine karar verildi. 3 gün sonra aynı tıp merkezine yeniden çağırıldığını ve müdahalenin muayene ortamında yapıldığını anlatan Öğüt'ün sağlık sorunları bitmedi.</p>

<p>Bu kez Öğüt'ün yerleştirilen yapay kıkırdak, iddiaya göre doktorun yanlış müdahalesi sonrası burun derisini deldi. Bu süreçte hem sağlık açısından hem de ekonomik anlamda mağdur olduğunu söyleyen Öğüt işini de kaybetti.</p>

<p>Bir an önce sağlığına kavuşmak isteyen Öğüt, yeniden ameliyat olabilmesi için sağlık kuruluşlarının kendisine 24 bin avroya kadar fiyat verdiğini ifade etti.</p>

<p>"DOKTOR KEMİĞİ ALDIKTAN 1 SENE SONRA BURNUM DÜŞTÜ"</p>

<p>Enes Öğüt, "2019'da burnumda et olduğundan dolayı, horlama rahatsızlığımdan muayene oldum. Muayene esnasında da doktorun burun etini değil de kemiği aldığı zaman kurtulabileceğimi söyledi. Kemiği aldıktan sonra burnum 1 sene içinde düştü. Bir yıl sonra burnum düştükten sonra ben özel bir hastaneye gittim." dedi.</p>

Rahim Ağzı Kanserini Önlemede Önemli Gelişme!

İngiltere'de 2008 yılında başlatılan HPV (İnsan Papilloma Virüsü) aşılama programının etkileri, tıp dünyasında "çığır açıcı" olarak nitelendirilen sonuçlar ortaya koydu. The Lancet tıp dergisinde yayımlanan yeni araştırmaya göre, HPV aşısı sayesinde genç kadınlarda rahim ağzı kanserine bağlı ölümler dramatik şekilde azalırken, 2020-2024 yılları arasında 20-24 yaş grubundaki kadınlarda tek bir rahim ağzı kanseri ölümü bile kaydedilmedi. Araştırmacılar, aşılama programı olmasaydı aynı dönemde yaklaşık 23 ölümün gerçekleşmesinin beklendiğini belirtiyor.

"Bir kanser türünü neredeyse ortadan kaldırmak inanılmaz"

Araştırmanın başyazarı, Londra Queen Mary Üniversitesi'nden Peter Sasieni, sonuçların halk sağlığı açısından olağanüstü olduğunu söyledi.

Sasieni, "Tek bir aşının belirli bir kanser türünü neredeyse ortadan kaldırabildiğini düşünmek inanılmaz" ifadelerini kullanırken, araştırmanın HPV aşısının yalnızca kanser vakalarını değil, doğrudan ölümleri de önlediğini ilk kez net biçimde ortaya koyduğunu vurguladı.

Araştırmacılar, aşının uygulanmaya başlamasından bu yana İngiltere'de yaklaşık 200 genç kadının hayatının kurtarıldığını tahmin ediyor.

Istikbal 860X450 Pxl

12-13 yaşında aşılananlarda ölüm riski "sıfıra yakın"

Çalışmaya göre HPV aşısını 12 veya 13 yaşında olan çocukların 30 yaşına gelmeden rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybetme riski "neredeyse sıfır" seviyesine düştü. Aşı programı öncesinde ise aynı yaş grubunda her yıl yaklaşık 20 genç kadın bu hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyordu.

Araştırma ayrıca 30-34 yaş aralığındaki aşılı kadınlarda rahim ağzı kanserinden ölüm riskinin yüzde 63 daha düşük olduğunu ortaya koydu.

Independent Mortgage 3

Kanser vakalarında da büyük düşüş

Ölüm oranlarındaki düşüş, kanser vakalarındaki azalmayla da destekleniyor. Daha önce yayımlanan geniş kapsamlı bir İngiltere araştırmasına göre, 12-13 yaşında aşılanan kadınlarda rahim ağzı kanseri görülme sıklığı yüzde 84'e yakın, kanser öncüsü lezyonlar ise yüzde 94 oranında azaldı. Araştırmacılar, 2020 yılına kadar yalnızca İngiltere'de yaklaşık 687 rahim ağzı kanseri vakasının ve 23 binden fazla kanser öncüsü lezyonun önlendiğini hesapladı.

Uzmanlar, HPV aşısının yalnızca rahim ağzı kanserine karşı değil; ağız, boğaz, anüs, penis, vulva ve vajina kanserlerinin bazı türlerine karşı da koruma sağladığını belirtiyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Başarıya rağmen alarm zilleri çalıyor

Bununla birlikte uzmanlar, aşılama oranlarındaki düşüşün elde edilen kazanımları tehlikeye atabileceği uyarısında bulunuyor.

İngiltere'de HPV aşısı yaptırma oranı ulusal düzeyde yüzde 75 civarında seyrediyor. Başkent Londra'da ise bazı yaş gruplarında oran yüzde 60'ın altına kadar düşüyor. Dünya Sağlık Örgütü ise 2030 yılına kadar kız çocuklarının en az yüzde 90'ının 15 yaşına kadar aşılanmasını hedefliyor.

Cancer Research UK'nin Genel Müdürü Michelle Mitchell, hükümet ve sağlık kuruluşlarının özellikle aşılama oranlarının düşük olduğu topluluklara ulaşması gerektiğini belirterek, "Bu sonuçlar bilimin ve güçlü halk sağlığı programlarının hayat kurtardığını gösteriyor. Ancak başarının sürmesi için aşılama oranlarının yüksek tutulması şart" dedi.

Kafkas Crispy Yatay Gazete

Rahim ağzı kanseri hâlâ önemli bir sağlık sorunu

Tüm olumlu gelişmelere rağmen rahim ağzı kanseri İngiltere'de kadınlarda görülen en yaygın kanser türleri arasında yer almaya devam ediyor. Her yıl yaklaşık 3 bin 200 ila 3 bin 300 kadın bu hastalığa yakalanırken, yaklaşık 850 kadın hayatını kaybediyor. Uzmanlar, HPV aşısının yanı sıra düzenli tarama programlarına katılımın da hastalığın tamamen ortadan kaldırılması için kritik önemde olduğunu vurguluyor.

Bilim insanlarına göre mevcut aşılama ve tarama programları güçlendirilirse, rahim ağzı kanseri gelecekte ortadan kaldırılabilecek ilk kanser türlerinden biri olabilir.

'Kilo Verme Hapı' Wegovy'nin Tableti Satışa Çıkıyor

İngiltere’de obezite tedavisine yönelik önemli bir gelişme yaşandı. Danimarkalı ilaç devi Novo Nordisk tarafından geliştirilen ve son yıllarda dünya genelinde büyük ilgi gören Wegovy’nin tablet formu, İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA) tarafından kullanım onayı aldı.

Kararla birlikte, bugüne kadar haftada bir kez enjeksiyon şeklinde uygulanan semaglutid tedavisinin ilk kez hap versiyonu da hastalara sunulacak. İlacın önümüzdeki haftalarda özel reçete ile eczanelerde satışa çıkması bekleniyor.

Uzmanlar, yeni formun özellikle enjeksiyon korkusu yaşayan veya düzenli iğne uygulamak istemeyen kişiler için tedaviye erişimi kolaylaştıracağını belirtiyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Klinik Çalışmalarda Dikkat Çeken Sonuçlar

Novo Nordisk tarafından yürütülen klinik araştırmalarda, semaglutid tablet kullanan katılımcıların 64 haftalık süreç sonunda ortalama vücut ağırlıklarının yaklaşık yüzde 14’ünü kaybettiği bildirildi.

Tedaviye düzenli şekilde devam eden ve yaşam tarzı değişikliklerini sürdüren kişilerde ise kilo kaybı oranının yüzde 17’ye kadar yükseldiği kaydedildi.

Araştırmacılar, elde edilen sonuçların enjeksiyon formuyla büyük ölçüde benzerlik gösterdiğini ifade ediyor. Bu durum, hap formunun etkinliği konusunda sağlık otoritelerinin güvenini artıran temel unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Tilesdiy Yeni 1289 X 225

Obezite Küresel Bir Sağlık Sorunu

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre dünya genelinde bir milyardan fazla insan obeziteyle yaşıyor. Uzmanlar, obezitenin yalnızca estetik bir sorun olmadığını; tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, uyku apnesi ve bazı kanser türleri için önemli bir risk faktörü olduğunu vurguluyor.

İngiltere’de yetişkin nüfusun yaklaşık dörtte biri obez kategorisinde bulunuyor. Sağlık ekonomistleri, obeziteye bağlı hastalıkların NHS bütçesine her yıl milyarlarca sterlin ek yük getirdiğini belirtiyor.

Independent Mortgage 3

Talebin Daha da Artması Bekleniyor

Son iki yılda Wegovy, Ozempic ve benzeri GLP-1 reseptör agonisti ilaçlara yönelik talep dünya çapında rekor seviyelere ulaştı. İngiltere’de son bir yıl içinde yaklaşık 1,6 milyon kişinin bu tür kilo verme ilaçlarını kullandığı tahmin ediliyor.

Uzmanlar, tablet formunun piyasaya sürülmesiyle birlikte kullanıcı sayısında yeni bir artış yaşanabileceğini öngörüyor. Özellikle enjeksiyon tedavisini tercih etmeyen kişiler için hap seçeneğinin önemli bir motivasyon yaratacağı ifade ediliyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

NHS Kararı Bekleniyor

Yeni ilaç şimdilik yalnızca özel reçeteyle temin edilebilecek. Ancak İngiltere Ulusal Sağlık Hizmeti’nin (NHS) ilacı karşılayıp karşılamayacağı henüz netleşmedi.

Bunun için Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmelliği Enstitüsü’nün (NICE) maliyet etkinliği değerlendirmesini tamamlaması gerekiyor. Değerlendirme sonucunda olumlu karar çıkması halinde tablet formunun belirli kriterleri karşılayan hastalara devlet desteğiyle sunulmasının önü açılabilecek.

Uzmanlardan Uyarı: “Mucize Hap Değil”

Endokrinoloji ve obezite uzmanları, semaglutid içeren ilaçların etkili sonuçlar verdiğini ancak tek başına kalıcı çözüm olmadığını hatırlatıyor. Uzmanlara göre başarılı sonuçlar için ilaç tedavisinin dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmesi gerekiyor.

Ayrıca tedavinin bırakılması durumunda bazı hastalarda yeniden kilo artışı görülebildiğine dikkat çekiliyor. Bu nedenle ilacın yalnızca doktor gözetiminde ve uygun tıbbi değerlendirme sonrasında kullanılması öneriliyor.

Kafkas Crispy Yatay Gazete

İlaç Pazarında Yeni Rekabet Dönemi

Wegovy’nin tablet formunun onaylanması, hızla büyüyen obezite ilaçları pazarında rekabeti de artırabilir. Sektör analistleri, önümüzdeki yıllarda farklı ilaç şirketlerinin benzer ağızdan alınan tedavileri piyasaya sürmeye hazırlandığını belirtiyor.

Uzmanlara göre enjeksiyondan tablete geçiş, obezite tedavisinde hasta uyumunu artırabilecek ve milyonlarca kişinin tedaviye erişimini kolaylaştırabilecek yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Sağlıklı yaş almak için neler yapılmalı? Uzman isimler anlattı

Uzun ve sağlıklı yaşam anlamına gelen “longevity” yaklaşımı, son yıllarda sağlık dünyasının en çok konuşulan konularından biri haline geldi.

Medipol Sağlık Grubu tarafından düzenlenen “Hayata Yıllar, Yıllara Hayat Katmak” panelinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Evrim Bostancı Ergen, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özkoçak, Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Makbule Dündar, İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hale Handan Sarıkaya, GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulieva Özcan, Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu ve Diyetisyen Nazlı Aydın, sağlıklı yaş almanın bilimsel temellerini ve günlük yaşamda uygulanabilecek önerileri değerlendirdi.

“Hayata Yıllar, Yıllara Hayat Katmak” paneli gerçekleştirildi.

ÖNEMLİ OLAN UZUN DEĞİL, SAĞLIKLI YAŞAMAK

Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Makbule Dündar, son yıllarda longevity kavramının giderek daha fazla ilgi gördüğünü belirterek, asıl hedefin uzun yaşamaktan çok sağlıklı yaş almak olması gerektiğini vurguladı.

Dr. Dündar, “Günümüzde herkes uzun ve sağlıklı yaşamı konuşuyor. Artık 60’lı ve 70’li yaşlar yaşlılık olarak kabul edilmiyor. Bilim dünyası da sağlıklı yaşlanma ve kronik hastalıkların önlenmesi konusunda önemli çalışmalar yürütüyor. Günümüzde bütüncül tıp anlayışı ön plana çıkıyor. Bu noktada her alanda doğru ve dengeli olmak büyük önem taşıyor. Beslenmeden yaşam tarzına kadar sağlığımızı etkileyen tüm faktörlerde dengeyi korumak, sağlıklı yaş almanın temelini oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

“Hayata Yıllar, Yıllara Hayat Katmak” paneli yoğun ilgi gördü.

MENOPOZ SÜRECİNİN DOĞRU YÖNETİLMESİ ÖNEMLİ

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Evrim Bostancı Ergen, yaşam süresi uzarken menopoz yaşının giderek düştüğüne dikkat çekti.

Bu durumun genetik faktörlerden beslenme alışkanlıklarına ve çevresel etkenlere kadar birçok nedeni bulunduğunu belirten Prof. Dr. Ergen, “Ömür uzarken menopoz yaşının düşmesi kadın sağlığı açısından önemli bir konu haline geliyor. Bu süreçte güvenli hormon tedavileri uygulayabiliyoruz ancak burada en önemli nokta doğru hastayı seçmek ve süreci doğru yönetmek. Her hastaya aynı yaklaşımı göstermiyoruz. Kişiye özel planlanan tedavilerle hem yaşam kalitesini artırmayı hem de sağlıklı bir geleceğe yatırım yapmayı hedefliyoruz. Amacımız sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirmek değil, sağlıklı ve mutlu bireylerin yaş almasını sağlamak” ifadelerini kullandı.

Uzman isimler açıklama yaptı

KAS VE KEMİK SAĞLIĞINA YATIRIM ŞART

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özkoçak, sağlıklı yaşlanmanın yalnızca dış görünüşle değil, kas ve iskelet sisteminin korunmasıyla mümkün olduğunu vurguladı.

Dr. Özkoçak, “Günümüzde insanlar yüzüne yatırım yapabiliyor, görüntüsünü değiştirerek yıllara meydan okuyabiliyor. Ancak omurganıza yatırım yapmazsanız bunun çok fazla anlamı kalmıyor. Bir kişinin kas kütlesine ve kemik yapısına yaptığı yatırım, gelecekte nasıl bir yaşam süreceğini belirliyor. Bu nedenle beslenmemizi daha bilinçli ve profesyonel bir hale getirmemiz gerekiyor. Kas erimesi artık çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri haline geldi. Sağlıklı yaş almak istiyorsak kas ve kemik sağlığımızı korumaya bugünden başlamalıyız” diye konuştu.

SAĞLIKTA TEK FORMÜL YOK, KİŞİYE ÖZEL YAKLAŞIM VAR

İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hale Handan Sarıkaya, sağlıklı yaşlanmanın temelinde kişiye özel tıbbi yaklaşımların yer aldığını belirtti.

Her bireyin metabolizmasının, hastalıklara ve besinlere verdiği yanıtın farklı olduğunu vurgulayan Dr. Sarıkaya, “Hastaya bakarak tedavi yapmamız gerekiyor. Hepimizin metabolizması, hastalıklara verdiği yanıt ve besinlere karşı gösterdiği reaksiyon farklıdır. Bu nedenle tüm planlamaların kişiye özel yapılması gerekiyor. Hastalıkları önlediğimizde yaşam kalitesindeki düşüşü de engellemiş oluyoruz. Kişiye özel yaklaşımlarla sağlıklı yaşam süresini artırmak mümkün” değerlendirmesinde bulundu. Dr. Sarıkaya, sağlıklı yaşamın yalnızca hastalıkların olmaması anlamına gelmediğini ifade ederek, “Biz kişilere bir yol haritası çıkarıyoruz. Hangi gıdaların uygun olduğunu belirleyerek kişiye özel planlar oluşturuyoruz. Amacımız vücudun en iyi şekilde çalışmasını sağlamak. Sağlık, kişinin kendini en iyi şekilde hissetmesidir. 70 yaşına geldiğinizde hâlâ duru bir zihne, güçlü bir kas yapısına ve iyi bir düşünme kapasitesine sahipseniz, işte bu sağlıklı yaşamak ve sağlıklı yaş almaktır” diye konuştu.

Zayıflamak isterken sağlığınızdan olmayın: İnternetteki diyet listeleri için kritik uyarı!Zayıflamak isterken sağlığınızdan olmayın: İnternetteki diyet listeleri için kritik uyarı!

Eklem kireçlenmesi için öne çıkan tedavi! Uzman isim anlattı Eklem kireçlenmesi için öne çıkan tedavi! Uzman isim anlattı

4 kadından 1'inde görülüyor! Profesörden önemli uyarı4 kadından 1'inde görülüyor! Profesörden önemli uyarı

Uzman isimden uyarı! 'Hemoroid' sanılan şikayetler kanser çıkabilirUzman isimden uyarı! 'Hemoroid' sanılan şikayetler kanser çıkabilir

İllet hastalık genç yaşta ortaya çıkıyor! Uzman isim belirtilerini anlattı İllet hastalık genç yaşta ortaya çıkıyor! Uzman isim belirtilerini anlattı

Uzman isim çocukları miyopiden korumanın yollarını açıkladı Uzman isim çocukları miyopiden korumanın yollarını açıkladı

ÖNEMLİ OLAN YILLARA HAYAT KATABİLMEK

GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulieva Özcan, son yıllarda sağlıklı ve kaliteli yaşam konusunun giderek daha fazla gündeme geldiğini belirterek uzun yaşam kadar sağlıklı geçirilen yılların da önem taşıdığını vurguladı.

Özcan, “Asıl üzerinde düşünmemiz gereken konu, insan ömrünün ne kadar uzun olduğu değil, yaşamının son gününe kadar ne kadar sağlıklı kalabildiğidir. Kişiselleştirilmiş uygulamalar organizmanın doğal denge mekanizmalarını güçlendirmeye odaklanıyor. Amaç, sadece yaşam süresini uzatmak değil, yaşam kalitesini de koruyabilmektir” değerlendirmesinde bulundu.

SAĞLIKLI YAŞLANMANIN TEMELİ PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK

Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu, sağlıklı yaş almanın yalnızca fiziksel sağlıkla açıklanamayacağını belirterek ruh ve beden sağlığının bir bütün olduğunu vurguladı. Kudu, “Psikolojimizin iyi olması genel iyilik halimizi de doğrudan etkiliyor. Ancak bu, her zaman mutlu olmak anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan hayatla bağ kurabilmek ve yaşamın içinde kalabilmektir. Sabah uyandığımızda bizi hayata bağlayan bir nedenimizin olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yaş ilerledikçe kayıpların ve yalnızlaşmanın artabildiğine dikkat çeken Kudu, “Bu nedenle psikolojik dayanıklılığı güçlendirmek büyük önem taşıyor. Sağlıklı bir yaşlılık için yalnızca genetiğimize değil, psikolojik hazırlığımıza da yatırım yapmalıyız. Sağlıklı beslenmek, kaliteli uyumak ve ruh sağlığını korumak birbirinden ayrı değil, aynı bütünün parçalarıdır” uyarısında bulundu.

SAĞLIKLI YAŞAMIN TEMELİ DOĞRU BESLENME

Diyetisyen Nazlı Aydın, beslenmenin yaşamın en temel unsurlarından biri olduğunu belirterek toplumda diyet kavramının sıklıkla yanlış anlaşıldığını söyledi.

Aydın, “Diyet yapmak yemek yememek ya da bazı besinleri tamamen hayatımızdan çıkarmak değildir. Mutlu olmadığınız hiçbir beslenme düzenini uzun süre sürdüremezsiniz. Bu nedenle beslenme planlarının mutlaka uzman kontrolünde ve kişiye özel olarak oluşturulması gerekir” ifadelerini kullandı.

Yaşlanma sürecinin kas kütlesindeki azalmayla başladığını belirten Aydın, “Bir kişinin yaşlandığını çoğu zaman yürüyüşünden anlayabilirsiniz. Protein tüketimi önemli ancak tek tip protein kaynaklarıyla beslenmek doğru değil. Beslenmede çeşitlilik arttıkça bağırsak mikrobiyotası da zenginleşiyor. Sağlıklı yaş almak için bağırsak sağlığımızı korumalı, dengeli ve çeşitli beslenmeye özen göstermeliyiz” şeklinde konuştu.

İnsanlarda Hücre Gençleştirme Dönemi: İlk Hastaya Uygulandı

ABD'nin Boston kentinde faaliyet gösteren Life Biosciences, yaşlanma biyolojisi alanında çığır açabilecek bir gelişmeye imza attı. Şirket, yaşlı veya hasar görmüş hücrelerin işlevlerini yeniden kazandırmayı amaçlayan ER-100 (AAV2 OSK) adlı gen tedavisinin ilk kez bir insan hastaya uygulandığını duyurdu.

Tedavi, optik sinirde meydana gelen hasarla karakterize edilen ve görme kaybına yol açabilen optik nöropatileri hedef alıyor. Araştırmacılar, yaklaşımın yalnızca göz hastalıklarıyla sınırlı kalmayıp gelecekte yaşlanmaya bağlı birçok rahatsızlığın tedavisinde de kullanılabileceğini düşünüyor.

Hücrelerin “Yaşını Geri Sarma” Yaklaşımı

ER-100, bilim dünyasında “OSK faktörleri” olarak bilinen üç proteinden yararlanıyor: Oct4, Sox2 ve Klf4. Bu proteinler, hücrelerin genetik yapısını değiştirmeden epigenetik düzeyde yeniden programlanmasını sağlıyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Araştırmacılara göre süreç, hücrelerin tamamen kök hücreye dönüşmesine yol açmayan ancak yaşlanma nedeniyle kaybettikleri bazı özellikleri geri kazanmalarını sağlayan “kısmi epigenetik yeniden programlama” yöntemiyle gerçekleştiriliyor. Böylece hücrelerin biyolojik yaşının geriye alınması ve işlevlerinin yenilenmesi hedefleniyor.

Son yıllarda laboratuvar çalışmalarında dikkat çeken bu yaklaşım, yaşlanmanın geri döndürülebilir biyolojik süreçler içerdiği yönündeki görüşleri de güçlendiriyor.

Kemirgen ve Primat Deneylerinden Sonra İnsanlara Geçildi

Şirketin açıklamasına göre ER-100, insan denemelerine geçmeden önce kemirgenler ve insan dışı primatlar üzerinde test edildi. Elde edilen veriler, optik sinir hücrelerinde işlevsel iyileşme ve güvenlik açısından umut verici sonuçlar ortaya koydu.

Bu bulguların ardından düzenleyici kurumların onayıyla ilk klinik çalışma başlatıldı ve tedavi ilk kez bir hastaya uygulandı. Böylece epigenetik yenileme temelli bir gen tedavisi, klinik aşamaya ulaşan ilk adaylardan biri oldu.

Independent Mortgage 3

Bilim Dünyası Sonuçları Bekliyor

Life Biosciences tarafından yapılan açıklamada, “Bu, klinik denemeler için onay alan ilk epigenetik yenileme adayıdır. Başarılı olması halinde ER-100 ile yapılacak tedavi, insanlarda hücrelerin ilk kez gençleştirilmesi anlamına gelecektir” ifadelerine yer verildi.

Uzmanlar ise gelişmenin heyecan verici olmakla birlikte henüz erken aşamada olduğuna dikkat çekiyor. İlk insan uygulamasının temel amacı, tedavinin güvenliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmek olacak. Hücresel gençleşmenin klinik olarak kanıtlanabilmesi için daha geniş hasta gruplarında yapılacak çalışmaların sonuçlarının beklenmesi gerekiyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Yaşlanma Tedavilerinde Yeni Bir Dönem mi?

ER-100'ün başarıya ulaşması durumunda, yaşlanmanın biyolojik etkilerini tersine çevirmeyi hedefleyen tedaviler tıp tarihinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir. Araştırmacılar, aynı yaklaşımın gelecekte görme kaybının yanı sıra nörodejeneratif hastalıklar ve yaşlanmaya bağlı diğer doku hasarlarının tedavisinde de kullanılabileceğini değerlendiriyor.

Bilim dünyasının yakından takip ettiği klinik çalışma, insanlarda hücresel gençleştirmenin mümkün olup olmadığı sorusuna ilk somut yanıtı verebilir.

Giresun yağlı fındığının "formaldehit" kaynaklı kısırlık tedavisindeki etkisi araştırıldı

Anatomi Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Arif Keskin, Giresun kalite fındığının vitamin ve asitler açısından zengin bir içeriğe sahip olmasının yanı sıra insan sağlığı açısından da önemli yararları bulunduğunu söyledi.

Keskin, üniversite bünyesinde Giresun fındığının kısırlık üzerindeki etkisine dair araştırmaya 2024'te "Giresun Yağlı Fındığının Sıçan Testis Dokularında Formaldehit Hasarına Karşı Etkisi Projesi" ile başladıklarını belirtti.

Çalışmada, "formaldehit" denilen ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından kanserojen olarak tanımlanan bir kimyasalı kullandıklarını dile getiren Keskin, bu kimyasalın tekstil sanayisinin yanı sıra bazı ürünlerin üretiminde yer aldığını söyledi.

Keskin, insanların bu kimyasala düşük dozda maruz kalabildiklerine işaret ederek, "Biz sağlık camiası açısından laboratuvarlarımızdan, kadavralarımızın saklanmasından dokuların analizlerine kadar birçok aşamada sağlık çalışanlarının, bilim insanların maruz kalığı bir kimyasaldır." dedi.

- "Kısırlığa çözüm olabileceğini belirledik"

Dünyada her 100 çiftten 15'inin kısırlık sorunu yaşayabildiğine değinen Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunun yüzde 50'si erkek kaynaklıdır. Formaldehitin hem solunum, sindirim, sinir sistemi hem de ürogenital sistem üzerine olumsuz etkileri bilinmektedir. Bu araştırmamızda deney hayvanı olarak sıçanları kullandık. Hayvanları formaldehite maruz bıraktık ve takip etmeye başladık. Hepsinde yüksek düzeyde testis dokusunda hasar meydana geldiğini gözlemledik. Bu hasar sonucunda hayvanlarda testosteron miktarları düştü ve sperm kaliteleri bozuldu."

Keskin, daha sonra araştırmada Giresun yağlı fındığını toz haline getirdiklerini ve deney hayvanlarının midelerine sonda yardımıyla ulaştırdıklarını belirterek, "Giresun fındığı kullanarak gerçekleştirdiğimiz tedavi sürecinde formaldehit nedeniyle testosteron miktarları düşen ve sperm kaliteleri bozulan sıçanlarda iyileşme gözlemledik. Bu sayede Giresun fındığının formaldehit kaynaklı kısırlığa çözüm olabileceğini belirledik." diye konuştu.

Araştırma sonuçlarıyla ilgili makalenin uluslararası bir tıp dergisinde yayımlandığını dile getiren Keskin, şunları kaydetti:

"Üniversitemizin Bilimsel Araştırma Projeleri birimi, projemizi değerli gördü, destekledi. 2024 yılında araştırmamız start aldı ve 6 ay sonra da verilerimiz gelmeye başladı. Analizler bittikten sonra da çalışmamız uluslararası bir tıp dergisinde yayınlandı. Elde ettiğimiz sonuçlar, günlük bir avuç fındığın erkek kaynaklı kısırlık üzerinde olumlu sonuçlarının olduğunu ortaya koydu."

Arif Keskin, 4 bilim insanının yer aldığı araştırmayı, insan sağlığına katkısı ve Giresun yağlı fındığının dünyaya tanıtımı açısından kıymetli gördüklerini sözlerine ekledi.

Kaynak: AA

İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi NHS'te Alarm Veren Tablo

İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi'nde (NHS) son bir yılda "asla yaşanmaması gereken olaylar" kategorisinde değerlendirilen 403 ciddi tıbbi hata kaydedildi. Resmî verilere göre bazı hastaların vücudunda ameliyat sonrası cerrahi ekipmanlar unutulurken, kimi vakalarda yanlış hastaya işlem yapıldı, yanlış organ çıkarıldı ve yanlış kan nakilleri gerçekleştirildi.

NHS yönetimi söz konusu olayların milyonlarca tedavi ve operasyon arasında son derece nadir görüldüğünü belirtse de, açıklanan rakamlar hasta güvenliği konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Istikbal 860X450 Pxl

Hastaların Vücudunda Eldiven, İğne ve Tampon Unutuldu

Kayıtlara geçen vakalar arasında ameliyat sonrasında hastaların vücudunda cerrahi eldiven, iğne, ameliyat tamponu ve çeşitli tıbbi ekipmanların unutulduğu olaylar dikkat çekti. Tıbbi literatürde "retained surgical items" olarak tanımlanan bu tür hatalar enfeksiyon, iç kanama, kronik ağrı ve ek ameliyat gereksinimi gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor.

Hasta güvenliği uzmanları, ameliyat öncesi ve sonrası ekipman sayımlarının eksiksiz yapılmasının bu tür olayların önlenmesinde kritik öneme sahip olduğunu belirtiyor.

Independent Mortgage 3

Yanlış Hastaya İşlem Yapıldı

Verilere göre 17 kişiye başka bir hasta için planlanan tıbbi işlem uygulandı. Ayrıca 40 vakada tedavi veya cerrahi müdahale yanlış vücut bölgesine gerçekleştirildi.

En çarpıcı olaylardan birinde ise korunması planlanan organ ya da vücut parçasının yanlışlıkla çıkarıldığı kaydedildi. Sağlık hukukçuları, bu tür vakaların yalnızca fiziksel değil psikolojik ve hukuki sonuçlar da doğurduğunu ifade ediyor.

İlaçlar Yanlış Yoldan Verildi

NHS kayıtlarında 17 vakada ilaçların yanlış uygulama yöntemiyle verildiği görüldü. Bunların 15'inde ağız yoluyla alınması gereken ilaçların damar yolundan verildiği tespit edildi.

Kafkas Crispy Yatay Gazete

Klinik farmakoloji uzmanlarına göre ilaç uygulama hataları, özellikle yoğun bakım ve acil servislerde ciddi komplikasyonlara neden olabiliyor. Bu nedenle birçok hastanede barkodlu ilaç takip sistemleri ve çift kontrol uygulamaları kullanılıyor.

Dokuz Hastaya Yanlış Kan Nakli

Rapora göre dokuz hastaya yanlış kan grubu nakledildi. Uzmanlar, yanlış kan transfüzyonlarının en tehlikeli tıbbi hatalar arasında yer aldığını ve akut böbrek yetmezliği, dolaşım bozuklukları ve ölüm riski taşıdığını vurguluyor.

İngiltere'de son yıllarda kan nakli süreçlerinde dijital doğrulama sistemlerinin yaygınlaştırılmasına rağmen bu tür vakaların tamamen ortadan kaldırılamadığı görülüyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Yanlış Protez ve İmplant Kullanımı Dikkat Çekti

Toplam 50 olayda yanlış protez veya implant kullanıldığı tespit edildi. Bunlar arasında diz protezleri, kalça protezleri, göz içi lensleri ve doğum kontrol cihazları bulunuyor.

Ortopedi ve göz cerrahisi alanlarında kullanılan implantların hasta kimliği ve operasyon planıyla eşleştirilmesinde yaşanan hataların, bazı hastalarda ikinci bir ameliyat gereksinimine yol açtığı belirtiliyor.

Uzmanlardan Sistemsel Önlem Çağrısı

Hasta güvenliği alanında çalışan uzmanlar, bu tür olayların bireysel hatalardan çok sistemsel aksaklıkların sonucu olduğuna dikkat çekiyor. İngiltere'de son yıllarda sağlık personeli açığı, artan hasta yoğunluğu ve pandemi sonrası biriken tedavi taleplerinin sağlık çalışanları üzerindeki baskıyı artırdığı belirtiliyor.

Sağlık çalışanı sendikaları ise personel eksikliği ve uzun çalışma saatlerinin hata riskini yükselttiğini savunuyor. Uzmanlar, dijital takip sistemlerinin geliştirilmesi, ameliyat güvenlik kontrol listelerinin daha sıkı uygulanması ve çalışanların düzenli eğitimlerle desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor.

NHS: Her Vaka Ayrıntılı İnceleniyor

NHS sözcüsü yaptığı açıklamada, söz konusu olayların sağlık sisteminde gerçekleştirilen milyonlarca işlem içerisinde "son derece nadir" olduğunu belirtti. Sözcü, her olayın ayrıntılı şekilde soruşturulduğunu, elde edilen bulguların ülke genelindeki sağlık kuruluşlarıyla paylaşıldığını ve benzer hataların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemlerin alındığını söyledi.

Ancak hasta hakları savunucuları, açıklanan rakamların her birinin gerçek insanların hayatını etkilediğini vurgulayarak sağlık sisteminde şeffaflığın ve hesap verebilirliğin daha da güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Hasta Güvenliği Tartışmaları Yeniden Alevlendi

Son veriler, dünyanın en büyük kamu sağlık sistemlerinden biri olan NHS'te hasta güvenliğinin hâlâ temel önceliklerden biri olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre teknoloji yatırımları, personel desteği ve güvenlik kültürünün güçlendirilmesi, "asla yaşanmaması gereken" olayların sayısını azaltmada belirleyici rol oynayacak.

Kanserde Çoklu Kan Testi Denemesinde Umut Veren Gelişme

İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS) tarafından yürütülen ve biyoteknoloji şirketi Grail tarafından geliştirilen "Galleri" çoklu kanser erken teşhis testinin sonuçları açıklandı. Çalışma kapsamında yaşları 50 ile 77 arasında değişen, herhangi bir kanser belirtisi göstermeyen 142 bin 942 gönüllü üç yıl boyunca takip edildi.

Katılımcıların yarısından düzenli olarak alınan kan örnekleri Galleri testiyle analiz edilirken, diğer grup standart sağlık takibine devam etti. Araştırmanın temel amacı, kanser hücrelerinin kana bıraktığı DNA parçacıklarını tespit ederek hastalığı belirtiler ortaya çıkmadan önce yakalamaktı.

Istikbal 860X450 Pxl

İleri Evre Kanserlerde Beklenen Düşüş Görülmedi

Araştırma sonuçları, testin bazı kanser türlerini erken evrede tespit edebildiğini ortaya koysa da, çalışmanın temel hedeflerinden biri olan ileri evre kanser vakalarında anlamlı bir azalma sağlanamadı.

Uzmanlar, bunun testin başarısız olduğu anlamına gelmediğini vurguluyor. Çünkü birçok kanser türünde ölüm oranlarını azaltacak etkinin ortaya çıkabilmesi için daha uzun süreli takiplerin gerekebileceği belirtiliyor.

Araştırmacılara göre erken teşhis edilen kanserlerin tedavi şansı önemli ölçüde yükselirken, yaşam süresi ve yaşam kalitesinde de belirgin iyileşmeler görülebiliyor.

Independent Mortgage 3

Özellikle Ölümcül Kanser Türlerinde Umut Veriyor

Galleri testinin en dikkat çekici yönlerinden biri, günümüzde rutin tarama programı bulunmayan bazı ölümcül kanser türlerini tespit edebilmesi.

Pankreas, yumurtalık, yemek borusu, karaciğer ve mide kanserleri gibi genellikle geç evrede fark edilen hastalıklar, dünya genelinde kanser kaynaklı ölümlerin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu kanserlerde erken teşhis oranlarının düşük olması nedeniyle hastaların büyük kısmı tedavi şansını kaybediyor.

Uzmanlar, Galleri gibi çoklu kanser testlerinin özellikle bu alandaki boşluğu doldurabileceğini ve gelecekte kanser taramasında yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğini ifade ediyor.

Kafkas Crispy Yatay Gazete

Tek Bir Kan Örneğiyle 50'den Fazla Kanser Türü

"Likit biyopsi" olarak da tanımlanan teknoloji, tümörlerden kana karışan DNA parçalarını analiz ediyor. Yapay zekâ destekli algoritmalar sayesinde yalnızca kanserin varlığı değil, kanserin hangi organdan kaynaklanmış olabileceği de tahmin edilebiliyor.

Galleri testinin 50'den fazla kanser türünü tespit edebildiği belirtiliyor. Bunların önemli bir kısmı için günümüzde meme kanseri, bağırsak kanseri veya rahim ağzı kanserinde olduğu gibi ulusal tarama programları bulunmuyor.

NHS: Ülke Genelinde Uygulanabilir

Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de operasyonel uygulanabilirlik oldu. NHS yetkilileri, yıllık olarak uygulanacak geniş ölçekli bir kan testinin sağlık sistemi içerisinde yürütülmesinin mümkün olduğunu belirtti.

Uzmanlar, milyonlarca kişinin düzenli olarak kan örneği vermesini gerektirecek böyle bir programın lojistik açıdan yönetilebilir olduğunun görülmesini önemli bir kazanım olarak değerlendiriyor.

Bu durum, gelecekte testin daha gelişmiş versiyonlarının kullanıma girmesi halinde ulusal sağlık sistemlerine entegre edilmesinin önünü açabilir.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Bilim İnsanları Temkinli İyimser

Kanser araştırmacıları, mevcut sonuçların tek başına ulusal bir tarama programı başlatılması için yeterli olmadığını ancak teknolojinin gelişmeye devam ettiğini vurguluyor.

Önümüzdeki yıllarda daha hassas testlerin geliştirilmesi, yapay zekâ algoritmalarının iyileştirilmesi ve daha uzun süreli klinik takiplerin tamamlanmasıyla çoklu kanser erken teşhis testlerinin sağlık hizmetlerinde önemli bir yer edinmesi bekleniyor.

Bilim insanlarına göre, bugün elde edilen sonuçlar kanserle mücadelede nihai çözüm olmasa da, özellikle belirti vermeden ilerleyen ölümcül kanserlerin erken yakalanabilmesi açısından "gerçek bir umut" olarak görülüyor.

Kanser Taramasında Yeni Bir Dönemin Eşiğinde

Dünya genelinde sağlık sistemleri, kanseri daha erken teşhis etmenin yollarını ararken, çoklu kanser kan testleri giderek daha fazla ilgi görüyor. NHS-Galleri denemesi, beklentilerin tamamını karşılamasa da tek bir kan örneğiyle onlarca farklı kanser türünü saptayabilme fikrinin artık teorik olmaktan çıktığını gösterdi.

Uzmanlara göre önümüzdeki on yıl içinde yapay zekâ destekli kan testleri, mamografi ve kolonoskopi gibi geleneksel tarama yöntemlerinin yanında tamamlayıcı bir araç haline gelebilir. Bu da kanser teşhisinde daha erken müdahale ve daha fazla hayatın kurtarılması anlamına gelebilir.

Türkiye'de bir ilk: 84 yaşındaki hastaya başarılı kök hücre nakli yapıldı

Konya'nın Karapınar ilçesinde yaşayan Fevzi Uğur, belinde hissettiği ağrı ve halsizlik şikayetleriyle hastaneye başvurdu.

Belindeki kitlenin ameliyatla alınmasının ardından Uğur'a, yönlendirildiği hematoloji bölümünde lenf kanseri teşhisi konuldu.

NEÜ Dahili Tıp Bilimleri İç Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Demircioğlu ve Kök Hücre Nakli Ünitesi Koordinatörü Doç. Dr. Mustafa Merter hastanın genel sağlık durumunu değerlendirdi.

Değerlendirmeler sonucunda, kemoterapi sonrası ileri yaşına rağmen otolog kök hücre nakli (kendinden kök hücre nakli) yapılmasına karar verildi.

Nakil sürecinin başarıyla tamamlanması sonrasında hasta taburcu edildi.

'TÜRKİYE İÇİN BİR İLK DÜNYADA İKİNCİ'

"Bu yaşta kök hücre nakli gibi ağır bir tedaviyi bu kadar iyi tolere etmesi bizi de şaşırttı"

Doç. Dr. Mustafa Merter, AA muhabirine, lenfomanın hematolojide sık görülen bir hastalık olduğunu, otolog kök hücre naklinin öncelikli tedavi yöntemlerinden biri olarak tercih edildiğini söyledi.

Ancak bu tedavinin genellikle ileri yaş grubunda uygulanamadığına değinen Merter, şöyle konuştu:

"Bu hastamız 84 yaşında. Literatür araştırmamıza göre Türkiye'de bu tanıyla kendinden ilik nakli yapılan en yaşlı hasta. Dünyada ise nakil yapılan en yaşlı ikinci hasta. 86 yaşında İngiltere'den bir hasta bulunuyor. Onun dışında şimdiye kadar bu tedaviyi alabilmiş en yaşlı ikinci hasta. Bu yaşta kök hücre nakli gibi ağır bir tedaviyi bu kadar iyi tolere etmesi bizi de şaşırttı. Bu yaş grubunda lenfomada beklenen yaşam süresi genellikle bir yılın altındadır. Tek şifa sağlayıcı tedavi nakildir. Yaşı nedeniyle başta tereddüt ettik ancak fiziksel performansının iyi olması nedeniyle tedaviye karar verdik."

Tedavinin ardından hastada aktif hastalık bulgusunun görülmediğini anlatan Merter, kemik iliğinin yeniden çalışmaya başladığını, hastanın kendisini toparladığını dile getirdi.

Merter, vakanın akademik yayın haline getirilebileceğini belirterek "84 yaşında bir hastada bu tedavinin nasıl uygulanabildiğini meslektaşlarımızla paylaşmak gerekiyor. Bu vaka, kronolojik yaştan çok kişinin fiziksel durumunun belirleyici olduğunu gösteriyor." dedi.

'EKSİ 196 DERECEDE BEKLEYEN UMUT'

Hastadan alınan kök hücre eksi 196 derecede saklanıyor

Prof. Dr. Sinan Demircioğlu ise nakil sürecinin ortalama iki hafta sürdüğünü anlattı.

En riskli dönemin bağışıklık sisteminin zayıfladığı süreç olduğuna işaret eden Demircioğlu, "Önce hastanın kök hücreleri damar yoluyla toplanıp eksi 196 derecede saklanıyor. Daha sonra yüksek doz kemoterapi uygulanıyor ve ardından dondurulan kök hücreler yeniden hastaya veriliyor. Bu hücreler kemik iliğinin tekrar çalışmasını sağlıyor." diye konuştu.

Demircioğlu, ileri yaştaki hastaya uygulanan nakil sürecine ilişkin ise "Hastamız büyük zorluklar yaşamadı. Genç hastalara benzer bir süreç geçirerek tedaviyi başarılı şekilde atlattı. Şu anda yürüyerek kontrollerine gelebiliyor." dedi.

Tedavi sürecini anlatan Fevzi Uğur ise kanser teşhisi konulduğunda üzüldüğünü ancak nakil sonrası kendisini iyi hissettiğini kaydetti.

Hantaviras alarmı: Yeni yapılan araştırmanın sonucu korkunç!

Hollanda bandıralı MV Hondius adlı keşif gemisinde ortaya çıkan hantavirüs salgınında şimdiye kadar 11 vaka tespit edildi, 3 kişi yaşamını yitirdi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), olayın ardından çok uluslu izleme ve temas takibi çalışmalarını sürdürüyor. Yolcuların Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avrupa dahil 23 farklı ülkeden olması nedeniyle çok sayıda ülke alarm seviyesini yükseltti.

DSÖ verilerine göre vakaların büyük bölümü “Andes hantavirüsü” olarak bilinen türle bağlantılı. Yetkililer, virüsün küresel toplum için oluşturduğu riskin şimdilik “düşük” olduğunu belirtse de, yakın temas yoluyla insandan insana bulaş ihtimali dikkatle izleniyor.

Istikbal 860X450 Pxl

“Sadece kemirgenlerden bulaşıyor” görüşü değişiyor

Hantavirüs uzun yıllardır esas olarak enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salyasıyla temas sonucu insanlara geçen bir hastalık olarak biliniyor. Özellikle kapalı alanlarda kuruyan kemirgen atıklarının havaya karışmasıyla bulaş riski artıyor.

Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar, bazı hantavirüs türlerinin insanlar arasında da bulaşabildiğini gösterdi. Özellikle Güney Amerika’da görülen “Andes” tipi virüsün, yakın fiziksel temas halinde insandan insana geçiş yapabildiği bilimsel olarak doğrulandı. MV Hondius salgınında da araştırmacılar, bazı vakaların gemi içinde gerçekleşen yakın temas sonucu ortaya çıkmış olabileceğini değerlendiriyor.

ABD’de yaygın görülen “Sin Nombre” tipi hantavirüs için ise insandan insana bulaş çok daha sınırlı görülüyor. Uzmanlar, mevcut verilerin bu tür için yaygın bulaşı desteklemediğini vurguluyor.

Independent Mortgage 3

ABD’deki yeni araştırma ne söylüyor?

Amerikalı bilim insanlarının yürüttüğü son saha çalışmalarında, özellikle Pasifik Kuzeybatısı olarak bilinen Washington, Oregon ve Idaho çevresindeki kemirgen popülasyonları incelendi. İlk bulgular, bazı bölgelerde kemirgenlerin yaklaşık yüzde 30’unun hantavirüs taşıdığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, iklim değişikliği, şehirleşme ve insan yerleşimlerinin doğal yaşam alanlarına yaklaşmasının kemirgen-insan temasını artırdığı görüşünde. Uzmanlara göre bu durum, gelecekte daha fazla hantavirüs vakası görülme ihtimalini yükseltiyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Belirtiler grip gibi başlıyor

Hantavirüs enfeksiyonu ilk aşamada grip benzeri belirtilerle ortaya çıkıyor. Ateş, kas ağrısı, halsizlik, baş dönmesi ve mide bulantısı en sık görülen semptomlar arasında yer alıyor. İlerleyen vakalarda ise ciddi solunum yetmezliği gelişebiliyor.

Özellikle “Hantavirüs Pulmoner Sendromu” adı verilen ağır tabloda ölüm oranı yüzde 30 ila 40 arasında değişebiliyor. Uzmanlar, erken teşhisin hayati önem taşıdığı konusunda uyarıyor.

Kafkas Marasim Dondurma Yatay Haber Ici

Uzmanlardan panik değil dikkat çağrısı

Sağlık otoriteleri, hantavirüsün Covid-19 benzeri kolay yayılan bir salgına dönüşme ihtimalinin düşük olduğunu belirtiyor. DSÖ de mevcut durumda küresel risk seviyesini düşük olarak değerlendiriyor.

Bununla birlikte uzmanlar, özellikle kırsal bölgelerde yaşayanların, depoları ve kapalı alanları temizlerken koruyucu ekipman kullanmaları gerektiğini vurguluyor. Kemirgen dışkısı bulunan alanların süpürülmesi yerine dezenfektanla temizlenmesi öneriliyor.

MV Hondius vakası ise uzmanlara göre, nadir görülen virüslerin küresel ulaşım ve turizm yoluyla kısa sürede uluslararası bir sağlık sorununa dönüşebileceğini bir kez daha gösterdi.

Mutfaktaki sessiz tehlike: Yemek değil kimyasal pişiriyoruz!

Mutfaklarda çok sık kullanılan teflon tavalar, yanlış kullanımda sağlık açısından risk oluşturabiliyor.

Özellikle yüksek sıcaklıklarda yapısı bozulan teflon kaplamanın bazı kimyasalları açığa çıkarabileceği belirtilirken, bu durumun uzun vadede insan sağlığı üzerindeki etkileri tartışma konusu olmaya devam ediyor.

 Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Melih Şimşek, teflonun doğrudan kanser yaptığına dair net bir veri bulunmadığını ancak kullanım hatalarının riski artırabileceğini belirterek, önemli uyarılarda bulundu.

Doç. Dr. Melih Şimşek

ASIL RİSK YÜKSEK ISIDA ORTAYA ÇIKIYOR

Teflonun belirli bir sıcaklığın üzerine çıktığında yapısının bozulduğunu ifade eden Şimşek, özellikle 260–300 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda teflon kaplamanın zarar görmeye başladığını vurguladı.

Bu durumda üretiminde kullanılan kimyasallar ve gazların açığa çıkabileceğine dikkat çeken Şimşek, asıl riskin bu noktada ortaya çıktığını söyledi.

Geçmişte teflon üretiminde kullanılan bazı kimyasalların kanserle ilişkilendirildiğini hatırlatan Doç. Dr. Şimşek, bu maddelerin 2010 yılı itibarıyla birçok ülkede yasaklandığını ve kullanımının sınırlandırıldığını belirtti.

METAL KAŞIK VE SPATULAYA DİKKAT

Teflon tavaların kullanımında yapılan hatalara da değinen Doç. Dr. Şimşek, yüzeyin çizilmesinin önemli bir risk oluşturduğunu vurguladı.

“Metal spatula ya da kaşık kullanımı teflon yüzeyi çizer. Yüzey zarar gördüğünde kaplama bozulur ve zararlı maddelerin açığa çıkma riski artar” diyen Şimşek, bu nedenle teflon ürünlerde ahşap ya da silikon mutfak gereçlerinin tercih edilmesi gerektiğini söyledi.

HER YEMEK TEFLONDA PİŞİRİLMEMELİ

Yüksek ısı gerektiren yemeklerde teflon yerine farklı ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Şimşek, özellikle et yemeklerinde döküm tavaların daha güvenli olduğunu ifade etti.

Şimşek, ünlü şeflerin bu konuda çok dikkatli olduğunu ifade ederek, “Teflon tavaları daha çok kısa sürede pişen yiyecekler için kullanıyorlar. Yüksek ısı gerektiren yemeklerde ise döküm ürünleri tercih ediyorlar” dedi.

 Zamanla oluşan çiziklerin risk oluşturabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Şimşek, “Başlangıçta küçük çizikler önemsenmeyebilir ancak zamanla bu çizikler artar ve kaplama zarar görür. Bu nedenle ciddi şekilde çizilmiş teflon tavaların kullanılmaması gerekir” uyarısında bulundu.

EN GÜVENLİ SEÇENEK: DÖKÜM TAVALAR

Teflonun tamamen yasaklanması gereken bir ürün olmadığını ancak dikkatli kullanılması gerektiğini belirten Doç. Dr. Şimşek, sağlık açısından en güvenli seçeneklerin başında döküm ürünlerin geldiğini söyledi. Teflon kullanımında en önemli riskin yüksek ısı olduğunu vurgulayan Şimşek, “Teflon tavaları düşük ve orta sıcaklıklarda kullanmak, çizilmesini önlemek ve uzun süre yüksek ısıya maruz bırakmamak gerekir” diye konuştu.

 

Olgunlaşmış Sarımsaktan Umut Veren Keşif

Dünyada yaşlanan nüfusun hızla artmasıyla birlikte, kas gücü kaybı ve hareket kısıtlılığı sağlık sistemlerinin en büyük sorunlarından biri haline geldi. Özellikle ileri yaşlarda görülen “sarkopeni” olarak adlandırılan kas erimesi, düşme riskinden bağımsız yaşamın kaybına kadar pek çok ciddi sonuca yol açıyor. Bilim insanları ise uzun süredir yaşlanmayı yavaşlatabilecek doğal bileşikler üzerinde çalışıyor.

Son olarak Japon araştırmacıların yürüttüğü dikkat çekici bir çalışma, olgunlaştırılmış sarımsakta bulunan S-1-propenyl-L-cysteine (S1PC) adlı bileşiğin yaşlılıkta kas gücünü korumaya yardımcı olabileceğini ortaya koydu. Araştırma, saygın bilim dergilerinden Cell Metabolism’ta yayımlandı.

Istikbal 860X450 Pxl

“Yağ-Beyin-Kas” İletişimini Güçlendiriyor

Araştırmaya göre S1PC, vücuttaki yağ dokusundan salgılanan ve enerji metabolizmasında önemli rol oynayan eNAMPT adlı enzimin seviyesini artırıyor. Bu enzimin özellikle beynin hipotalamus bölgesini etkileyerek kas fonksiyonlarını desteklediği belirtildi.

Bilim insanları, yaşlanma sürecinde bozulan “yağ dokusu–beyin–kas” iletişiminin yeniden güçlendirilmesinin, kas kuvvetindeki düşüşü tersine çevirebileceğini düşünüyor. Deneylerde yaşlı farelerin kas gücünde ve fiziksel dayanıklılığında belirgin iyileşmeler gözlendi.

Çalışmanın yazarlarından Kiyoshi Yoshioka, “Bulgularımızın günlük beslenmeye eklenecek nutrasötik ürünlerle yaşlı bireylerde fiziksel zindeliği artırmaya katkı sağlamasını umuyoruz” açıklamasında bulundu.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Sarımsağın “Yaşlandırılmış” Hali Neden Farklı?

Uzmanlara göre burada dikkat çeken nokta, sıradan çiğ sarımsaktan çok “olgunlaştırılmış sarımsak ekstraktı” kullanılması. Aylar süren özel fermantasyon ve bekletme işlemleri sonucunda sarımsağın içerisindeki bazı aktif bileşiklerin oranı artıyor.

2017’de yayımlanan kapsamlı bir inceleme, S1PC’nin çiğ sarımsakta çok düşük seviyede bulunduğunu, ancak olgunlaştırma sürecinde ciddi şekilde yükseldiğini göstermişti. Aynı çalışmada bileşiğin bağışıklık sistemi, tansiyon ve damar sağlığı üzerinde de etkili olabileceği belirtilmişti.

Bilim insanları ayrıca S1PC’nin:

  • Hücresel enerji üretimini desteklediğini,
  • İltihaplanmayı azaltabileceğini,
  • Yaşlanmayla ilişkili metabolik bozulmaları yavaşlatabileceğini değerlendiriyor.

İnsanlar Üzerinde İlk Bulgular da Olumlu

Araştırmada yalnızca hayvan deneyleri değil, orta yaşlı bireyler üzerinde yapılan ön gözlemler de yer aldı. Sağlıklı yağ dokusuna sahip kişilerde S1PC kullanımının dolaşımdaki eNAMPT seviyelerini artırdığı bildirildi. Ancak uzmanlar, bu etkinin uzun vadeli sonuçlarının anlaşılması için daha geniş klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Independent Mortgage 3

Uzmanlardan Temkinli İyimserlik

Araştırma bilim dünyasında heyecan yaratsa da uzmanlar, henüz “gençlik iksiri” bulunduğu yönünde yorum yapılmaması gerektiğini söylüyor.

Sosyal medya ve bilim forumlarında yapılan tartışmalarda bazı kullanıcılar olgunlaştırılmış sarımsak ekstraktını umut verici bulurken, bazıları da mevcut verilerin henüz sınırlı olduğunu ve ticari destekli çalışmaların dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Uzmanlara göre kas kaybını önlemenin en etkili yolları hâlâ:

  • Düzenli direnç egzersizi,
  • Yeterli protein tüketimi,
  • Uyku düzeni,
  • Kronik hastalıkların kontrol altında tutulması.

S1PC gibi bileşiklerin ise gelecekte bu süreci destekleyici yardımcı yöntemler arasında yer alabileceği düşünülüyor.

Kafkas Marasim Dondurma Yatay Haber Ici

Yaşlanma Karşıtı Araştırmalarda Yeni Dönem

Son yıllarda bilim dünyasında “sağlıklı yaşlanma” kavramı giderek daha fazla önem kazanıyor. Araştırmacılar artık yalnızca yaşam süresini değil, ileri yaşlarda hareket kabiliyeti ve yaşam kalitesini korumayı hedefliyor.

Olgunlaştırılmış sarımsakta bulunan S1PC üzerine yapılan bu çalışma da, mutfakta sık kullanılan doğal ürünlerin modern tıpta yeni kullanım alanları yaratabileceğini gösteren en güncel örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.

Türkiye'de hantavirüs riski var mı?

Hantavirüs hakkındaki soru üzerine Memişoğlu, Türkiye'nin özellikle COVID-19 salgını sürecinde sağlık sisteminin direncini ve kapasitesini dünyaya gösterdiğini söyledi.

Toplumdan spekülasyonlara değil, Sağlık Bakanlığının açıklamalarına itibar etmelerini isteyen Memişoğlu, "COVID-19 salgını sürecinde bunu en iyi şekilde yöneten ülkelerden biri olduysak, şu anda sağlık sistemimiz her türlü salgın da olsa, sağlıkla ilgili tehdit de olsa bunları önlemeye, takip etmeye muktedir bir sağlık sistemimiz ve insan gücümüzle her türlü takibi yapıyoruz." ifadelerini kullandı.

Memişoğlu, hantavirüse ilişkin Dünya Sağlık Örgütünün 2 Mayıs'ta bir gemide görülen ağır solunum hastalığı olduğuna dair önlem alınması gerektiğine ilişkin alarm verdiğini ve Türkiye'nin de süreci ilk andan itibaren takip ettiğini anlattı.

Uluslararası bir seyahat gemisinde 147 yolcunun bulunduğunu anımsatan Memişoğlu, yolcuların temaslı olarak değerlendirildiğini, 8 yolcuda pulmoner hastalık görüldüğünü ve bunlardan 6'sının hantavirüs pozitif çıktığının bildirildiğini söyledi.

Memişoğlu, Türkiye'nin tüm ekipleriyle ve İspanya'daki büyükelçilikle koordinasyon içinde hareket ettiğini belirterek, temaslı yolcuların ülkelerine gönderilip karantinaya alınmaları için organizasyon yapıldığını, gemiden daha önce ayrılan 2 Türk vatandaşının da tedbir amacıyla karantinaya alındığını ifade etti.

Gemideki 3 Türk vatandaşın da Türkiye'ye ait uçakla izole şekilde getirildiğini anımsatan Memişoğlu, "Gemiden indikleri andan itibaren kendi uçağımızla onları izole şekilde aldık ve şu anda da onları karantinaya almış durumdayız ve takip ediyoruz, testleri de negatif çıktı. 5 kişinin yaklaşık 42 günlük karantina ve izolasyon süreçleri devam ediyor. Her gün onları klinik anlamında arıyoruz, bir bulgusu olup olmadıklarını takip ediyor halk sağlığımız." bilgisini verdi.

Memişoğlu, "Hantavirüse ilişkin toplum müsterih olsun, şu anda böyle bir salgın riski veya bununla ilgili bilimsel dünyanın bize risklerin çok arttığı veya bu konuda risk olduğu konusunda bir bildirimi ve önerisi yok. Bizim bilimsel kurulumuz ve komisyonumuz da bu konuda bizleri bilgilendiriyorlar ve onların tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediyoruz. Şu anda böyle bir salgın riski yok." dedi.

Hantavirüsün kemirgenlerden sıvı ile dışkılardan bulaşan bir hastalık türü olduğunun bilgisini veren Memişoğlu, Sağlık Bakanlığının yalnızca hantavirüsü değil, gribal enfeksiyonlara neden olan virüsler başta olmak üzere tüm hastalıkları yakından takip ettiğini bildirdi.

"Son 1 yılda 7 milyon kişiye kanser taraması yapıldı"

Sağlıkta üretim vizyonuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Memişoğlu, Türkiye'nin son yıllarda sağlık teknolojileri üretiminde önemli adımlar attığını söyledi.

Bakan Memişoğlu son dönemdeki yerli aşı çalışmalarına ilişkin, "Hepatit aşısını sahaya verdik. Türkiye kendi aşısını yapacak, kendi ilacını da yapacak. Sadece onları değil kendi cihazını da üretecek. 9 aşıyla ilgili de TÜSEP'te çağrıya çıktık." bilgisini paylaştı.

Memişoğlu, Türkiye'nin artık SMA ilacını da üretmeye başladığını belirterek, klinik çalışmaların sürdüğünü ve ilacın preklinik aşamanın sonuna geldiğini söyledi.

Koruyan Sağlık Vizyonu kapsamında aile hekimlikleri ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde belirli yaş grubuna ücretsiz kanser taramaları yapıldığını vurgulayan Memişoğlu, son bir yılda 7 milyon kişiye kanser taraması yapıldığını bildirdi.

"Türkiye'de sezaryen doğum oranı yüzde 59,7"

Memişoğlu, sezaryen doğumlarla ilgili değerlendirmesinde, Türkiye'de sezaryen doğum oranının yüzde 59,7, ilk doğumlarda ise bu oranın yüzde 30,4 seviyesinde olduğunu belirterek, anne adayları ve hekimlerle bu oranları daha sağlıklı seviyelere çekmek istediklerini söyledi.

Geçen yıl Türkiye'de ilk kez sezaryen oranlarında düşüş eğilimi görüldüğünü ifade eden Memişoğlu, bu düşüşün sürdürülmesini hedeflediklerini kaydetti.

Memişoğlu, bütün il ve ilçe sağlık müdürlüklerine ilk bebeğini bekleyen ve gebeliğinin son 3 ayındaki her anne adayına bir ebe verilmesi konusunda talimat verdiklerini bildirdi.

Kaynak: TRT HABER

Doç. Dr. Mustafa Taş: Tüp bebekte başarı, doğru zamanlama ve embriyo kalitesiyle artıyor

Uzmanlar, özellikle son yıllarda gelişen laboratuvar teknikleri ve genetik tarama yöntemlerinin başarı şansını önemli ölçüde artırdığını belirtiyor. Kadın yaşı, yumurtalık rezervi ve rahim içi hazırlığın da tedavi sonucunu doğrudan etkilediği ifade edilirken, tüp bebek sürecinde her hastaya standart bir yaklaşım yerine bireyselleştirilmiş planlama yapılmasının kritik önem taşıdığı vurgulanıyor. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Doç. Dr. Mustafa Taş konuyla ilgili bilgiler verdi…

BAŞARIYI BELİRLEYEN EN KRİTİK UNSUR: ZAMANLAMA VE EMBRİYO SEÇİMİ

Tüp bebek tedavisinde en hassas aşamalardan birinin yumurta toplama ve embriyo transferi süreci olduğunu belirten Doç. Dr. Mustafa Taş, doğru zamanlamanın başarıyı doğrudan etkilediğini ifade etti.

Acıbadem Kayseri Hastanesi'nde görevine devam eden Dr. Mustafa Taş, "Tüp bebek tedavisinde başarıyı belirleyen en önemli unsurlardan biri, embriyonun rahimle buluştuğu zamanlamadır. Endometriumun yani rahim iç tabakasının hazır olduğu dönem yakalandığında gebelik şansı ciddi şekilde artar. Bunun yanında embriyo kalitesi de en az zamanlama kadar belirleyicidir" dedi.

KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ YAKLAŞIMI BAŞARI ORANLARINI YÜKSELTİYOR

Tedavi süreçlerinde standart protokollerin her hasta için aynı sonucu vermediğini vurgulayan Doç. Dr. Mustafa Taş, kişiye özel planlamanın önemine dikkat çekiyor: “Her hastanın yaşı, hormonal durumu ve yumurtalık rezervi farklıdır. Bu nedenle kişiye özel uyarım protokolleri ile ilerlemek gerekir. Özellikle ileri yaş gruplarında genetik tarama yöntemleri ile sağlıklı embriyonun seçilmesi, başarı oranlarını belirgin şekilde artırmaktadır. Ayrıca yaşam tarzı düzenlemeleri de tedavi sürecine olumlu katkı sağlar”.

YAŞAM TARZI VE STRES YÖNETİMİ TEDAVİ BAŞARISINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR

Tüp bebek tedavisinde yalnızca tıbbi uygulamaların değil, hastanın yaşam tarzının da sürece doğrudan etki ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Mustafa Taş, özellikle stres, beslenme düzeni, uyku kalitesi ve sigara kullanımının başarı oranlarını belirgin şekilde düşürebildiğine dikkat çekti. Acıbadem Kayseri Hastanesi'nde görevini sürdüren Dr. Mustafa Taş, “Tüp bebek sürecinde hormonal dengeyi etkileyen en önemli dış faktörlerden biri strestir. Kronik stres, yumurtlama kalitesini ve embriyo tutunmasını olumsuz etkileyebilir. Bunun yanında düzensiz beslenme, aşırı kilo ya da yetersiz kilo durumu da tedavi başarısını azaltır. Hastaların bu süreçte dengeli beslenmeye yönelmesi, düzenli uyku alışkanlığı edinmesi ve sigara-alkolden uzak durması gerekir” diyor.

Dr. Taş, ayrıca hafif egzersizlerin ve psikolojik destek süreçlerinin de tedaviye olumlu katkı sağladığını belirterek, “Sadece tıbbi protokoller değil, bütüncül yaklaşım başarıyı belirleyen ana unsurdur” şeklinde ifade ediyor.

8 yaşındaki Fatma’nın boynundan çıkarıldı! Büyüklüğü ile literatüre girdi

Gaziantep’te oturan Orhan (37) ve Kübra Yaman’ın (35) iki çocuğundan biri olan Fatma Yaman’ın 3 yaşından itibaren boynunda kitle oluşmaya başladı.

  • Kısa sürede büyüyen kitle (desmoid fibromatosis) için Yaman ailesi birçok sağlık kuruluşuna başvurdu.

  • Ancak boyun bölgesindeki kitlenin tehlikeli olduğu gerekçesiyle operasyon yapılamadı.

  • Yaman’ın ameliyat edilmesi için yapılan birçok görüşme ve araştırmanın ardından kitlenin Eskişehir Şehir Hastanesi’nde çıkarılabileceği öngörüldü.

  • Gaziantep’ten ailesiyle birlikte Eskişehir’e gelen Fatma Yaman, hastanede tedavi altına alındı.

8 yaşındaki Fatma’nın boynundan çıkarıldı! Büyüklüğü ile literatüre girdi.

 

6,5 SAAT SÜREN OPERASYONUN ARDINDAN 3 KİLOGRAMLIK KİTLE ÇIKARTILDI 

Yapılan planlamaların ardından Eskişehir Şehir Hastanesi’nde Kalp Damar Cerrahisi, Çocuk Cerrahisi, Plastik Cerrahisi ve anestezi uzmanlarından oluşan bir ekiple ameliyat gerçekleştirdi.

Operasyon 6,5 saat sürerken Yaman’ın boynunda büyüyen ve hayatını da tehlikeye sokan 3 kilo ağırlığında tümör kitlesi temizlenerek çıkarıldı.

Hastanede 15 gün kadar yoğun bakımda tedbiren tutulan Fatma Yaman servise alındı ve 1 gün sonra da taburcu edildi.

Hatay'da 1 tonluk kurbanlık boğa satışa çıkarıldı! İşte dudak uçuklatan fiyatı Hatay'da 1 tonluk kurbanlık boğa satışa çıkarıldı! İşte dudak uçuklatan fiyatı

Kamu personeli kılıfında 14 milyon liralık vurgun: 22 tutuklu Kamu personeli kılıfında 14 milyon liralık vurgun: 22 tutuklu

Çatalan Barajı'nda yıllardır böylesi görülmedi! Bölge halkını sevince boğan tabloÇatalan Barajı'nda yıllardır böylesi görülmedi! Bölge halkını sevince boğan tablo

Denizli’de dikkat çeken ameliyat: Organları ters yerleşimli kadın yeniden nefes aldıDenizli’de dikkat çeken ameliyat: Organları ters yerleşimli kadın yeniden nefes aldı

Fatma'nın boynundan çıkartılan kitle.

"BİZE HEP 'MASADA KALIR' DEDİLER"

Orhan Yaman, kızının boynundaki kitleyi 3 yaşındaki fark ettiklerini söyledi.

Tedavisi için yurt dışında dahil birçok yere başvurduklarını ancak olumsuz cevaplar aldıklarını anlatan Yaman, “Biz 2023’te fark ettik bu hastalığı. 2023’ten bu yana birçok hastane, yurt dışı dahil birçok hastaneye gittik ve gelen bütün cevaplar ‘masada kalır’ şeklindeydi. Çok zor zamanlar geçirdik. Eskişehir Şehir Hastanemiz de kızım için elinden geleninin en iyisini yaptı. Kızımın boynundaki kitle alındı ve biz şu an çok mutluyuz.” dedi.

Fatma ve Op. Dr. Abdulkadir Calavul

KİTLE, BÜYÜKLÜĞÜ İLE TIP LİTERATÜRÜNE GİRDİ

Eskişehir Şehir Hastanesi Plastik Cerrahi Servisi’nde görevli, ameliyatı gerçekleştiren Op. Dr. Abdulkadir Calavul, Fatma Yaman’ın boynundan çıkarılan 3 kiloluk kitlenin kitle yaş ve büyüklüğü itibarıyla tıp literatürüne girdiğini söyledi.

Yaman’ın 8 yaşında olmasına rağmen hastaneye geldiğinde 10 kilo ağırlığında olduğunu ve 3 kilosunun tümör kitlesi olduğunu anlatan Op. Dr. Calavul, “Hastamız yaklaşık 8 yaşında 10 kiloyla bize başvurdu. Boynunda son 3 yılda gittikçe büyüyen bir kitleyle başvurdu. Kitle hastanın şah damarına, akciğerine, sırt bölgesine ve boynuna ileri derecede bası yapmıştı. Boynunu yaklaşık olarak 80 derece eğrilmesine sebep olmuştu. Hastanın yeme içmesinde çok ciddi sorunlar vardı. Hasta toplam yaklaşık olarak 10 kilo civarındaydı zaten. Yapılan incelemede kitlenin yaklaşık olarak 25x20 santimlik çok büyük bir kitle olduğunu belirledik. Bu kitle şu an tüm dünyada bilinen çocuk hasta da boyundaki en büyük kitle olarak tespit ettik. Literatürde tüm dünyayı taradığımızda hemen hiçbir yerde bu kadar büyük bir vakaya rastlamadık. Hastanın boynundaki tümör, dünyada şu an bilinen çocuklar arasında boyundaki en büyük tümör. Literatürde yaklaşık olarak 20-22 santim boyutunda tümörler mevcut ama bizim hastamızınki 25 santim büyüklüğündeydi.” diye konuştu.

Ölümcül ‘Hantavirüs’ İçin Uluslararası Alarm!

Hollanda bayraklı MV Hondius gemisinde ortaya çıkan hantavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı üçe yükselirken, İspanya’nın Tenerife Adası açıklarında sürdürülen geniş çaplı tahliye operasyonunda sona gelindi. Yetkililer, gemide kalan son yolcuların gün içerisinde ülkelerine gönderileceğini ve geldikleri ülkelerde karantinaya alınacağını açıkladı.

İspanya’nın Granadilla de Abona Limanı açıklarında demirleyen gemide yaklaşık 150 yolcu ve mürettebat bulunuyordu. Tahliyeler sırasında özel koruyucu ekipman kullanan sağlık ekipleri ve güvenlik güçleri görev aldı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) operasyonu yakından takip ederken, virüsün küresel çapta yeni bir pandemiye dönüşeceğine dair herhangi bir bulgu olmadığını vurguladı.

Attelia Clinik London

Fransa: Bir Kadında Hantavirüs Tespit Edildi

Fransa Sağlık Bakanı Stephanie Rist, hafta sonu gemiden tahliye edilen bir Fransız kadında hantavirüs tespit edildiğini duyurdu. Fransız yetkililer, hastanın izolasyon altında tutulduğunu ve temaslı takibinin sürdüğünü açıkladı.

ABD makamları da pazartesi günü yaptıkları açıklamada, tahliye edilen yolculardan birinin hafif semptomlar gösterdiğini, bir başka yolcuda ise Andes virüsüne yönelik PCR testinin düşük seviyede pozitif çıktığını bildirdi. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) gelişmeleri yakından izlediği öğrenildi.

İspanya’dan “Panik Yerine Şeffaflık” Mesajı

İspanya hükümetinin Sağlıktan Sorumlu Devlet Sekreteri Javier Padilla, ABD tarafından paylaşılan verilerin kamuoyunda gereksiz paniğe neden olabileceğini söyledi.

Istikbal 860X450 Pxl

Bir televizyon programında konuşan Padilla, Avrupa sağlık otoriteleri ile ABD kurumlarının risk değerlendirmeleri arasında yaklaşım farkı bulunduğunu belirtti. Padilla, “Bu vakalarla ilgili bilgilerin bağlamından koparılarak paylaşılması doğru değil. Elimizdeki bilimsel veriler, toplum için yüksek riskli bir yayılım olmadığını gösteriyor” dedi.

İspanyol yetkililer ayrıca geminin doğrudan limana yanaştırılmadığını, yerel halkla temasın tamamen engellendiğini ve tüm yolcuların kontrollü biçimde tahliye edildiğini açıkladı.

Andes Virüsü Endişesi

Yetkililerin üzerinde durduğu en önemli unsur ise virüsün “Andes” türü olması. Andes hantavirüsü, nadir de olsa insandan insana bulaşabildiği bilinen tek hantavirüs türü olarak kabul ediliyor. Uzmanlara göre salgının kaynağının, gemiye binmeden önce Güney Amerika’da virüse maruz kalan bir Hollandalı çift olabileceği değerlendiriliyor. Söz konusu çiftin hayatını kaybettiği açıklandı.

DSÖ ise mevcut verilerin sınırlı sayıda vaka ve yakın temaslı bulaş ihtimaline işaret ettiğini, COVID-19’daki gibi geniş ölçekli hava yolu yayılımı bulunmadığını belirtiyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

İngiltere ve Avrupa Alarm Durumunda

Salgının ardından İngiltere ordusunun, Atlas Okyanusu’ndaki uzak ada yerleşimlerinden biri olan Tristan da Cunha’ya sağlık ekibi ve tıbbi malzeme gönderdiği ortaya çıktı. İngiliz basını, özel paraşüt birliklerinin bölgeye acil müdahale amacıyla indirildiğini yazdı.

Avrupa genelinde ise gemiden ayrılmış yolcuların izlenmesi sürüyor. İspanya, Hollanda, Almanya, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere birçok ülke, yolcuları 45 güne kadar değişen gözlem süreçlerine tabi tutmayı değerlendiriyor.

Tenerife’de Olağanüstü Güvenlik Önlemleri

MV Hondius’un Tenerife’ye ulaşmasıyla birlikte liman çevresinde geniş güvenlik çemberi oluşturuldu. Yüzlerce polis ve sağlık görevlisinin görev yaptığı tahliye operasyonunda yolcular küçük botlarla kıyıya taşındı, ardından özel otobüslerle havalimanına götürüldü.

Canarya Adaları halkı arasında ise tedirginlik sürüyor. Bölge halkının bir kısmı operasyonun güvenli yürütüldüğünü düşünürken, bazı kesimler yeni bir salgın ihtimalinden endişe ediyor. Sosyal medyada gemiyle ilgili görüntüler milyonlarca kez izlendi.

Kafkas Marasim Dondurma Yatay Haber Ici

DSÖ: “Bu Yeni Bir COVID Değil”

Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri, yaşananların küresel bir salgının başlangıcı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini özellikle vurguluyor. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’un operasyonu yerinde takip ettiği ve İspanya hükümetiyle yakın koordinasyon içinde çalıştığı bildirildi.

Uzmanlara göre hantavirüs ciddi ve ölümcül olabilse de bulaşma biçimi nedeniyle COVID-19 kadar hızlı yayılma potansiyeline sahip değil. Ancak yetkililer, gemideki yolcuların sağlık durumlarının önümüzdeki haftalarda yakından izleneceğini belirtiyor.

Eslem Yatay Gazete Boyutu Haber Ici

Hantavirüs nedir?

Hantavirüs, kemirgenler tarafından taşınan ve başlıca, kurumuş kemirgen dışkılarından havaya karışan parçacıkların solunması yoluyla insanlara bulaşan bir virüs grubunu ifade ediyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne göre, hantavirüsler iki ciddi hastalığa yol açabiliyor.

İlki, akciğerleri etkileyen ve ağır solunum yetmezliğine neden olabilen hantavirüs pulmoner sendromu. İkincisi ise böbrekleri etkileyen ve ciddi komplikasyonlara yol açabilen, böbrek sendromlu kanamalı ateş.

Akşam Yemeği Sadece Uykuyu Değil, Ertesi Gün Beslenmenizi De Etkiliyor

İspanya’daki University of Granada liderliğinde yürütülen ve European Journal of Nutrition dergisinde yayımlanan yeni araştırma, akşam yemeğinin insan sağlığı üzerindeki etkisine dair dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Çalışmaya göre, günün son öğününde tüketilen besinler yalnızca gece uykusunun kalitesini değil, ertesi sabah yapılacak kahvaltı tercihlerini de doğrudan etkiliyor.

Araştırmacılar bu ilişkiyi, “Akşam yemeği uykuyu etkiliyor, uyku ise ertesi günkü kahvaltı alışkanlıklarını şekillendiriyor” sözleriyle özetliyor. Bilim insanlarına göre beslenme ve uyku arasındaki bağ doğrusal değil; iki unsur birbirini sürekli etkileyen bir döngü oluşturuyor.

Attelia Clinik London

14 Günlük Takip Yapıldı

Araştırma, obezite tanısı bulunan 25-65 yaş aralığındaki 146 yetişkin üzerinde gerçekleştirildi. Katılımcılar 14 gün boyunca uyku ölçüm cihazlarıyla takip edildi ve bu süreçte akşam yemekleri ile kahvaltı alışkanlıkları ayrıntılı biçimde kaydedildi. Çalışma “gerçek yaşam koşullarında” yürütüldüğü için, laboratuvar ortamının dışında insanların günlük yaşam rutinleri incelendi.

Bilim insanları özellikle akşam öğününün içeriği ile uyku parametreleri arasında güçlü ilişkiler saptadı.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Yağlı ve Ağır Yemekler Uyku Kalitesini Düşürüyor

Araştırmanın bulgularına göre;

  • Kalori, yağ, kolesterol ve protein oranı yüksek akşam yemekleri,
  • Alkol tüketimi,
  • Kırmızı et ve kızartılmış yiyecekler

daha düşük uyku kalitesiyle ilişkilendirildi.

Buna karşılık karbonhidrat, zeytinyağı ve yağlı balık içeren akşam yemeklerinin daha kaliteli uyku sağladığı gözlemlendi. Özellikle Akdeniz tipi beslenmenin uyku üzerinde olumlu etkiler yaratabileceği değerlendiriliyor.

Uzmanlar, yağlı ve ağır yemeklerin sindirim sistemini gece boyunca aktif tuttuğunu, bunun da derin uyku evrelerini bozabileceğini belirtiyor. Ayrıca alkolün ilk aşamada uyku hissi verse bile gece boyunca sık uyanmalara neden olduğu uzun süredir biliniyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Kötü Uyku Ertesi Gün Şeker İsteğini Artırıyor

Araştırmanın dikkat çeken yönlerinden biri de ilişkinin ters yönde de çalışması oldu. Buna göre kötü uyku, ertesi gün daha sağlıksız beslenme eğilimini artırıyor.

Çalışmada;

  • Daha parçalı uyuyan bireylerin kahvaltıda daha fazla şeker tükettiği,
  • Lif tüketiminin azaldığı,
  • Geç uyanan kişilerin daha yüksek kalorili kahvaltılar yaptığı,
  • Daha uzun ve kaliteli uykunun ise daha dengeli kahvaltı tercihleriyle bağlantılı olduğu saptandı.

Bilim insanları bunun biyolojik nedenlerine de dikkat çekiyor. Yetersiz uyku, açlık hormonu olarak bilinen “ghrelin” seviyesini artırırken, tokluk hissi sağlayan “leptin” hormonunu azaltabiliyor. Bu durum özellikle şekerli ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelimi artırıyor.

Son Yıllardaki Araştırmalar da Benzer Sonuçlar Veriyor

Son yıllarda yapılan birçok çalışma da uyku ile beslenme arasında güçlü bir bağ bulunduğunu gösteriyor. Özellikle geç saatlerde yemek yemenin metabolizmayı yavaşlatabildiği, kan şekeri dengesini bozabildiği ve kilo artışı riskini yükseltebildiği belirtiliyor.

Harvard T.H. Chan School of Public Health tarafından yayımlanan önceki araştırmalar da düzensiz uyku saatlerinin obezite ve diyabet riskini artırabileceğini ortaya koymuştu. Benzer biçimde Akdeniz diyeti ağırlıklı beslenen bireylerde hem uyku kalitesinin hem de kardiyometabolik sağlığın daha iyi olduğu birçok çalışmada gösterildi.

Uzmanlara göre sağlıklı yaşam için yalnızca “ne yediğimiz” değil, “ne zaman yediğimiz” ve “nasıl uyuduğumuz” da kritik önem taşıyor.

Kafkas Marasim Dondurma Yatay Haber Ici

Uzmanlardan “Akşam Yemeği” Uyarısı

Araştırmacılar, özellikle geç saatlerde tüketilen ağır yemeklerden kaçınılmasını öneriyor. Beslenme uzmanlarına göre ideal akşam yemeği;

  • Daha hafif,
  • Sindirimi kolay,
  • Lif açısından zengin,
  • Sağlıklı yağlar içeren,
  • Aşırı kalorili olmayan

bir yapıda olmalı.

Uzmanlar ayrıca yatmadan en az 2-3 saat önce yemek yenmesinin uyku kalitesini artırabileceğini belirtiyor.

Araştırma, gelecekte obeziteyle mücadele ve sağlıklı yaşam programlarında beslenme ile uyku düzeninin birlikte ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Bilim insanlarına göre kaliteli uyku ile sağlıklı beslenme birbirinden bağımsız değil; biri bozulduğunda diğeri de olumsuz etkileniyor.

Dünya alarmda! Hantavirüs ile ilk temas! Korkulan oldu! Bir yolcuda daha görüldü

Tüm dünyanın takip ettiği Hantavirüslü gemi “MV Hondius” olaylı yolculuğuna devam ediyor. Gemi 10 Mayıs sabah saatlerinde İspanya'ya bağlı Kanarya Adaları'nın Tenerife kentinde demir attı. 

Yerel saat ile sabah 09.30'da (TSİ 11.30) başlayan tahliye işlemlerinde 14 İspanyol yolcu ile Capo Verde'de gemiye binen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) için çalışan bir epidemiyoloji uzmanı gemiden ayrılan ilk grup oldu.



MV Hondius karaya bağlanmadığından Liman Müdürlüğüne ait bir tekne ile gruplar halinde gemiden alınan 15 kişi limandan karaya çıkartılıp, Askeri Acil Müdahale (UCM) birimine bağlı otobüsle havalimanına götürüldü.

İspanyollar ve DSÖ temsilcisi, Savunma Bakanlığına ait bir uçakla Madrid'deki askeri havalimanına oradan da otobüsle Gomez Ulla askeri hastanesine götürülerek karantinaya alındı.

Sağlık Bakanlığından verilen bilgilerde, ilk grubun ardından gemideki Fransız (5) ve Kanadalı (4) yolcuların da uçakla ülkelerine gönderildikleri bildirildi.

Bakanlık yetkilileri, Hollandalı (11), Türk (3), İngiliz (23), İrlandalı (2) ve ABD'li (17) yolcuların da bu akşama kadar ülkelerine gitmek üzere uçaklarının Tenerife havalimanından ayrılacağını duyurdu.

Yolcuların çok büyük bir bölümünün bugün Tenerife'den ayrılması öngörülürken, açıklanan program gereği yarın Avustralyalı ve Yeni Zelandalı yolcular için Avustralya'ya bir uçağın gideceği, uçuş bulamayan diğer yolcuların ise geminin Hollanda bandıralı olmasından dolayı bu ülkeden gelecek ikinci bir uçakla gönderileceği bilgisi paylaşıldı.

Tahliye işlemlerinin bitmesinin ardından MV Hondius lüks yolcu gemisinin Tenerife'den ayrılarak, sınırlı bir mürettebat ile Hollanda'nın Rotterdam Limanı'na doğru hareket etmesi planlanıyor.

FRANSA: DÖNEN YOLCULARDAN BİRİNDE SEMPTOMLAR GÖZLENDİ

Yerel kaynaklar, aynı zamanda Fransız yolcuların tahliyesinin gerçekleştirildiğini bildirdi. Yolcuları taşıyan uçağın Paris'e iniş yaptığı ve havalimanında acil durum hizmetleri tarafından karşılandığı kaydedildi.

Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, ülkeye getirilen 5 yolcudan birinde hantavirüs semptomlarının gözlemlendiğini açıkladı. Lecornu, yolcuların sıkı denetim altında izolasyon sürecine alındığını bildirdi. 

Fransız yolcuların 72 saat boyunca hastanede gözetim altında tutulması ve ardından 45 gün boyunca evlerinde karantinada kalmaları bekleniyordu.

'BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ OPERASYON'

Tenerife'de olan İspanya Sağlık Bakanı Monica Garcia, basına yaptığı açıklamada, "Operasyon devam ediyor. Karşılaştığımız tüm zorluklara rağmen herhangi bir olay yaşanmadan ilerliyor ve bu tahliye operasyonunun başarısını sağlamak için çalışmaya devam etmekten bizi hiçbir şey alıkoyamaz. Bu, benzeri görülmemiş, karışık bir operasyon. İspanya'nın buna liderlik etmesinden gurur duyuyorum." dedi.

GEMİDEKİ TÜRKLER TÜRKİYE'YE GETİRİLİYOR

Yolculardan 3 Türk'ü taşıyan uçak İspanya'dan hareket etti. 

Sağlık Bakanlığı tarafından, 3 yolcuda da herhangi bir semptom ve hastalık bulgusu olmadığı belirtildi. Açıklamada “Vatandaşlarımızda herhangi bir semptom ve hastalık bulgusu olmadığı.” ifadesi kullanıldı.

Ayrıca bakanlık kaynaklarından alınan bilgiye göre, 3 kişinin de kendi evlerinde karantinaya alınacağı öğrenildi.

HANTAVİRÜS

Hantavirüs, çoğunlukla kemirgenlerden bulaşan bir hastalık olarak biliniyor.

Kemirgenlerin kurumuş dışkı, idrar ve salyalarının karıştığı havanın solunması, bazen de kemirgen tarafından ısırılma ya da tırmalanmayla bulaşan virüs, ateş, yorgunluk ve kas ağrısı gibi semptomlar gösteriyor.

Solunum yetmezliğine de sebep olabilen virüs, bazı durumlarda iç kanama ve böbrek yetmezliği şeklinde seyrediyor.

💾

<p>İspanya'ya bağlı Kanarya Adaları'na demirleyen hantavirüs salgınının yaşandığı MV Hondius yolcu gemisinde tahliyeler sürerken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu ülkeye getirilen 5 yolcudan birinde hantavirüs semptomlarının gözlemlendiğini açıkladı.</p>

Kanser Tedavisinde Devrim: Tedavi Saatlerce Sürmeyecek

İngiltere’de kanser tedavisinde önemli bir dönüşüm başladı. NHS, daha önce damar yoluyla (IV) ve çoğu zaman 30 dakika ile 2 saat arasında süren infüzyon şeklinde verilen pembrolizumab etken maddeli immünoterapiyi artık deri altına uygulanan hızlı bir enjeksiyon olarak sunmaya başladı.

Yeni yöntemle uygulama süresi 1–2 dakikaya kadar düşerken, tedavi süresinde yaklaşık %90’a varan kısalma sağlanıyor.

On binlerce hastaya ulaşacak

NHS verilerine göre İngiltere’de her yıl yaklaşık 14 bin hasta pembrolizumab tedavisine başlıyor ve bu hastaların büyük bölümünün yeni enjeksiyon yöntemine geçmesi bekleniyor.

İlaç; akciğer, meme, rahim ağzı, baş-boyun ve cilt kanseri dahil en az 14 farklı kanser türünde kullanılıyor.

Attelia Clinik London

Tedavi nasıl çalışıyor?

Pembrolizumab, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesini sağlayan bir “kontrol noktası inhibitörü” olarak biliniyor. PD-1 adlı proteini hedef alarak bağışıklık hücrelerinin kanser hücrelerini fark etmesini kolaylaştırıyor.

Bu sayede kemoterapiye alternatif ya da tamamlayıcı bir yöntem olarak pek çok kanser türünde yaşam süresini uzatabiliyor.

Hastalar için daha az hastane, daha çok yaşam

Yeni uygulama yalnızca süreyi kısaltmakla kalmıyor; hasta deneyimini de köklü biçimde değiştiriyor.

  • Hastalar saatlerce hastane koltuklarında beklemek zorunda kalmıyor
  • Daha az randevu süresi ve daha hızlı taburcu sağlanıyor
  • Günlük yaşama dönüş hızlanıyor

NHS yetkilileri, bu yeniliğin hem hastaların yaşam kalitesini artıracağını hem de sağlık sisteminde ciddi kapasite açığı yaratacağını vurguluyor.

Istikbal 860X450 Pxl

NHS’e yıllık 100 bin saat kazanç

Yeni enjeksiyon formunun yalnızca hastalar için değil, sağlık sistemi için de önemli faydaları var.

Uzmanlara göre bu yöntem, hazırlık ve uygulama süreçlerini kısaltarak NHS’e yılda 100 binden fazla saat kazandırabilir.

Bu da daha fazla hastanın daha hızlı tedavi edilmesine olanak sağlayacak.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Daha geniş dönüşümün parçası

Bu gelişme, NHS’in son dönemde hız verdiği “hızlı immünoterapi” dönüşümünün bir parçası. Daha önce nivolumab gibi benzer ilaçlar için de kısa süreli enjeksiyon yöntemleri devreye alınmıştı.

Uzmanlar, bu tür yeniliklerin kanser tedavisinde “hasta odaklı bakım” anlayışını güçlendirdiğini ve sağlık sistemlerinin yükünü hafiflettiğini belirtiyor.

NHS’in devreye aldığı 1 dakikalık immünoterapi iğnesi, kanser tedavisinde hem hasta deneyimini hem de sağlık sistemi verimliliğini dönüştüren önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Saatler süren tedavilerin dakikalara inmesi, modern tıbbın hız ve erişilebilirlik açısından geldiği noktayı da gözler önüne seriyor.

Burun açıcı sprey kullanımı hakkında önemli uyarı!

İngiltere’de sağlık otoriteleri, özellikle Xylometazoline ve Oxymetazoline içeren burun spreylerinin kullanımına ilişkin önemli bir düzenlemeye gitti. Medicines and Healthcare products Regulatory Agency (MHRA), bu ürünlerin aralıksız kullanım süresinin 5 günü geçmemesi gerektiğini açıkladı.

Kararın arkasında ise uzun süreli kullanımın yol açtığı yan etkiler yer alıyor. Uzmanlara göre bu tür ilaçlar, kısa vadede burun tıkanıklığını hızla açsa da birkaç günün ardından etkisi tersine dönebiliyor.

“Rebound” etkisi: İlacın kendisi tıkanıklığa neden olabiliyor

MHRA yetkilisi Thao Huynh, 5 günden uzun süren kullanımın “rebound konjesyon” (geri tepme etkisi) adı verilen bir duruma yol açabileceğini belirtti. Bu durumda burun tıkanıklığı hastalıktan değil, doğrudan ilacın kendisinden kaynaklanabiliyor.

Huynh, “Eğer burun tıkanıklığı 5 gün sonunda devam ediyorsa, bu durum ilacın aşırı kullanımına bağlı olabilir. Bu noktada ürün bırakılmalı ve bir sağlık uzmanına danışılmalıdır” uyarısında bulundu.

Attelia Clinik London

Reçetesiz satılıyor ama risksiz değil

Söz konusu spreyler; soğuk algınlığı, grip ve alerjik rinit gibi durumlarda yaygın şekilde kullanılıyor ve eczanelerin yanı sıra marketlerde de reçetesiz olarak satılıyor. Ancak uzmanlar, bu kolay erişimin kullanıcıları yanıltmaması gerektiğini vurguluyor.

Son dönemde İngiltere’de eczacılar da artan şekilde, uzun süreli kullanım nedeniyle kronik burun tıkanıklığı yaşayan hastalarla karşılaştıklarını bildiriyor. Bu durum bazı vakalarda haftalar hatta aylar sürebilen bir bağımlılık döngüsüne dönüşebiliyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Alternatifler ve yeni öneriler

MHRA ve sağlık uzmanları, burun tıkanıklığı yaşayan kişilere şu alternatifleri öneriyor:

  • Tuzlu su (salin) spreyleri veya burun yıkama çözümleri
  • Buhar inhalasyonu
  • Alerjiye bağlı durumlarda antihistaminikler
  • Uzun süren şikâyetlerde doktor kontrolü

Ayrıca yeni klinik rehberlerde, özellikle çocuklar ve kronik hastalığı bulunan bireylerde bu tür dekonjestanların kullanımına daha fazla dikkat edilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Denetimler ve bilgilendirme artıyor

MHRA’nın son kararının ardından, ürün ambalajlarında kullanım süresine ilişkin uyarıların daha görünür hale getirilmesi bekleniyor. Eczacılara da hastaları bilgilendirme konusunda daha aktif rol verilmesi planlanıyor.

Uzmanlara göre bu adım, basit görülen ancak yanlış kullanımda ciddi rahatsızlıklara yol açabilen burun spreylerinin daha bilinçli kullanılmasını sağlayacak.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Bu organınız kansere meydan okuyor! Herkesi şaşkına çevirdi

Mass General Brigham bünyesinde gerçekleştirilen ve yapay zekâ algoritmalarıyla desteklenen iki ayrı araştırma, göğüs bölgesinin üst kısmında bulunan timus bezinin yetişkinlikte de önemli görevler üstlendiğini ortaya koydu.

BU ORGANINIZ KANSERE MEYDAN OKUYOR: HERKESİ ŞAŞKINA ÇEVİRDİ!

Uzun yıllardır kabul gören görüşe göre, timus bezinin ergenlikten sonra küçülerek yağ dokusuna dönüştüğü ve bağışıklık hücresi üretimini büyük ölçüde sonlandırdığı düşünülüyordu. Ancak araştırma ekibi, binlerce rutin bilgisayarlı tomografi görüntüsünü yapay zekâ yardımıyla inceleyerek bu yaklaşımın eksik olduğunu gösterdi.

TRT dizisine flaş transfer: Ünlü isim sürpriz rolle ekrana dönüyor!TRT dizisine flaş transfer: Ünlü isim sürpriz rolle ekrana dönüyor!

Elde edilen bulgular, yetişkin bireylerde timus bezinin aktiflik düzeyinin kişiden kişiye ciddi farklılıklar gösterdiğini ortaya çıkardı.

Profesör Hugo Aerts’in liderliğindeki ekip, işlevini koruyan sağlıklı bir timusa sahip kişilerin, bu organı erken dönemde zayıflayanlara kıyasla daha uzun yaşadığını ve kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskinin belirgin biçimde daha düşük olduğunu belirledi.

Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise kanser tedavisiyle ilgili oldu. İmmünoterapi alan hastalar üzerinde yapılan incelemelerde, timus bezi aktif olan bireylerin tedaviye çok daha güçlü yanıt verdiği saptandı. Veriler, bu grupta hastalığın ilerleme riskinin yüzde 37, ölüm riskinin ise yüzde 44 oranında azaldığını gösteriyor.

Prof. Dr. Bülent Erkurt'tan erkeklere 'varikosel' uyarısı: Kısırlığın nedeni olabilir​!

Varikoselin, testisi besleyen toplardamarlarda genişleme ve kan göllenmesi sonucu oluştuğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Erkurt, “Varikosel, Çoğu zaman belirti vermeden ilerlese de bazı hastalarda ağrıya ve kısırlığa yol açabilir. Özellikle 15-25 yaş arası erkeklerde daha sık görülür. Her varikosel tedavi gerektirmez. Ancak testislerde ağrı, ergenlik döneminde testis küçüklüğü, belirgin damar yapısı ya da çocuk sahibi olamama gibi durumlar varsa mutlaka değerlendirilmelidir” dedi.

Her varikoselin hastalık anlamına gelmediğini ancak bazı durumlarda tedavi gerektirdiğini belirten Medipol Sağlık Grubu’ndan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Erkurt, “Erkeklerde çocuk sahibi olamama ve testis ağrısı şikayetlerinin arkasında genellikle hafife alınan varikosel sorunu yatıyor. Testisleri besleyen toplardamarlarda genişleme olarak bilinen bu rahatsızlık, özellikle genç erkekleri sessizce tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.

Medipol Sağlık Grubu’ndan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Erkurt

“VARİKOSELİN İLAÇLA TEDAVİSİ YOK”

Tanının fizik muayene ve renkli Doppler ultrason ile kolaylıkla konulabildiğini belirten Prof. Dr. Erkurt, “Varikoselin ilaçla tedavisi yoktur. Yaklaşık 20-30 dakika süren cerrahiyle sorunlu damarlar düzeltilir. Hastalar kısa sürede günlük yaşamına dönebilir. Mikrocerrahi yöntemle yapılan ameliyatlarda başarı oranı oldukça yüksek. Ameliyat sonrası sperm kalitesinde yüzde 50-70 artış sağlanabiliyor. Doğal gebelik oranlarında ise yüzde 30-50 seviyelerine ulaşabildiğini görüyoruz. Varikosel tedavisi cinsel yaşam üzerinde olumsuz etkisi olmazken, hastaların bu konuda gereksiz endişe taşımaması gerekir” diye konuştu.

“VARİKOSEL HER ZAMAN TEDAVİ GEREKTİRMEZ”

Genç erkeklerde sık görülen varikosel, çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor ancak bazı hastalarda ağrıya ve kısırlığa yol açabiliyor. Prof. Erkurt, “Özellikle çocuk sahibi olamayan erkeklerin mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Testis toplardamarlarında genişleme ile ortaya çıkan varikoselin her zaman tedavi gerektirmez. Ağrı, testis küçülmesi veya infertilite varsa cerrahi gündeme gelir. Tanı kolay, tedavi ise kısa sürede tamamlanan cerrahiyle mümkün” dedi.

Gece Kulübünden Yayılan Menenjit Şalgını Sürüyor

İngiltere’nin güneydoğusundaki Kent bölgesinde başlayan salgının, Canterbury kentindeki bir gece kulübünde gerçekleşen “süper yayılma” olayından kaynaklandığı değerlendiriliyor.

Özellikle 5–7 Mart tarihleri arasında binlerce kişinin katıldığı etkinliklerin, bakterinin hızla yayılmasına neden olduğu düşünülüyor. Kulüp geçici olarak kapatılırken, çalışanlar ve müdavimler arasında da vakalar görüldü.

Istikbal 860X450 Pxl

Can Kaybı ve Vaka Sayıları

Resmî verilere göre:

  • 2 kişi hayatını kaybetti (biri üniversite öğrencisi)
  • 20 doğrulanmış vaka bulunuyor
  • 9 şüpheli vaka inceleniyor

Vakaların büyük kısmının menenjit B (MenB) türü olduğu ve hastaların önemli bölümünün hastanede tedavi altına alındığı bildirildi.

Kafkas Marasim Dondurma Yatay Haber Ici

Ulusal Alarm: Binlerce Kişiye Aşı ve Antibiyotik

Salgının yayılmasını engellemek için İngiliz sağlık otoriteleri geniş çaplı bir müdahale başlattı:

  • 8 binden fazla aşı uygulandı
  • 12 binden fazla kişiye antibiyotik verildi

Ayrıca temaslı takibi kapsamında on binlerce öğrenci ve aileye ulaşıldı. Yetkililer, özellikle üniversite öğrencilerinin şehir dışına çıkmasının yeni küçük kümelere yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

“Kontrol Altında mı?” Sorusuna Net Yanıt Yok

Yetkililer salgının “istikrar kazandığını” belirtse de tamamen kontrol altına alındığını söylemek için erken olduğunu vurguluyor.

Bazı vakaların ilk etapta yanlış teşhis edilmesi nedeniyle sayılar revize edilirken, sağlık birimleri yeni vakalara karşı yüksek teyakkuzun sürdüğünü açıkladı.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Uzmanlardan Kritik Uyarı: Belirtiler Saatler İçinde Ağırlaşabilir

Uzmanlar menenjitin hızlı ilerleyen ve ölümcül olabilen bir hastalık olduğuna dikkat çekerek şu belirtilere karşı uyarıyor:

  • Yüksek ateş
  • Şiddetli baş ağrısı
  • Boyun tutulması
  • Işığa hassasiyet
  • Deride döküntü

Erken müdahalenin hayati önem taşıdığı vurgulanıyor.

İngiltere Genelinde Yayılır mı?

Şu an için riskin genel nüfus açısından düşük olduğu ifade edilse de, öğrencilerin seyahatleri nedeniyle yerel küçük vakalar görülebileceği belirtiliyor.

Sağlık yetkilileri, olayın alışılmadık şekilde kısa sürede çok sayıda vakaya yol açması nedeniyle “olağan dışı” bir salgın olduğuna dikkat çekiyor.

Aytac Sepet Kampanya Yatay Haber Alti

İngiltere'de menenjit alarmı: 30 binden fazla kişiye uyarı

İngiltere’nin Kent bölgesinde bulunan University of Kent çevresinde ortaya çıkan menenjit vakaları sağlık otoritelerini harekete geçirdi. UK Health Security Agency (UKHSA), Canterbury ve çevresinde yaşayan öğrenciler, personel ve aileleri dahil 30 binden fazla kişiye bilgilendirme mesajı gönderildiğini açıkladı.

Yetkililer, bölgede invaziv meningokokal hastalık olarak bilinen ağır bir menenjit türünün görüldüğünü bildirdi. Bu hastalık, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihaplanmasına neden olurken aynı zamanda kan dolaşımına da yayılabiliyor.

İki genç hayatını kaybetti

Salgın kapsamında 18 ile 21 yaşları arasındaki iki kişi hayatını kaybetti.
Hayatını kaybedenlerden biri University of Kent öğrencisi, diğeri ise Queen Elizabeth’s Grammar School’da 13. sınıf öğrencisi olarak açıklandı.

Yetkililer ayrıca Canterbury çevresinde en az 11 kişinin daha ağır durumda hastanede tedavi gördüğünü duyurdu.

Salgınla bağlantılı toplam vaka sayısının şu ana kadar 13 olduğu belirtiliyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Kampüste antibiyotik dağıtımı başladı

UKHSA, hastalığın yayılmasını önlemek için temas etmiş olabilecek kişilere önleyici antibiyotik dağıtımına başlandığını açıkladı.

Canterbury’deki University of Kent kampüsünde yüzlerce öğrencinin antibiyotik almak için uzun kuyruklar oluşturduğu bildirildi. Yetkililer özellikle yakın temaslı kişilerin hızlı şekilde ilaç almasının bulaş riskini önemli ölçüde düşürdüğünü belirtiyor.

Sağlık ekipleri ayrıca vakalarla temas etmiş olabilecek kişileri belirlemek için geniş çaplı temas takibi yürütüyor.

Menenjit nedir?

Menenjit, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların enfeksiyonu olarak tanımlanır. Hastalık çoğunlukla bakteri veya virüs kaynaklıdır; bakteriyel menenjit ise daha nadir görülmesine rağmen çok daha ağır seyreder.

Meningokokal menenjit özellikle hızlı ilerleyebilir ve erken tedavi edilmezse ölümcül veya kalıcı nörolojik hasara yol açabilir.

Menenjitin belirtileri

Uzmanlar özellikle şu belirtilerin görülmesi halinde acil tıbbi yardım alınması gerektiğini vurguluyor:

  • Yüksek ateş
  • Şiddetli baş ağrısı
  • Boyun sertliği
  • Kusma ve mide bulantısı
  • Işığa karşı hassasiyet
  • Ciltte mor veya kırmızı döküntüler
  • Bilinç bulanıklığı veya uyku hali
  • Soğuk el ve ayaklar, kas ağrıları

Belirtiler bazen grip veya diğer viral enfeksiyonlarla karıştırılabildiği için erken teşhis zor olabiliyor.

Kafkas Maun 3-2

Nasıl bulaşıyor?

Menenjit bakterileri genellikle:

  • Öksürük ve hapşırık damlacıkları
  • Öpüşme
  • Aynı bardak veya sigarayı paylaşma
  • Yakın ve uzun süreli temas

yoluyla bulaşabiliyor.

Bu nedenle yurtlar, öğrenci evleri ve kalabalık sosyal ortamlar bulaş riskinin daha yüksek olduğu yerler arasında gösteriliyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Uzmanlardan önlem uyarıları

Sağlık yetkilileri özellikle Canterbury ve Kent bölgesinde yaşayanlara şu önerilerde bulunuyor:

  • Menenjit belirtilerine karşı dikkatli olun
  • Hastalık şüphesi varsa derhal sağlık kuruluşuna başvurun
  • Yakın temaslıysanız önerilen antibiyotikleri kullanın
  • Aşı durumunuzu kontrol edin
  • Bardak, sigara veya yiyecek paylaşmaktan kaçının

Uzmanlar menenjitin nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen bir hastalık olduğunu ve erken müdahalenin hayat kurtardığını vurguluyor.

Eslem Meat Centre Doner Banner 1-1

Her dört kanser vakasından biri meme kanseri

Yeni bir araştırmaya göre, dünya genelinde meme kanseri vakalarının 2050 yılına kadar 3,5 milyona ulaşması bekleniyor. Bu rakam, 2023 yılına kıyasla yaklaşık üçte birlik bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde yıllık meme kanseri ölümlerinin de yüzde 44 artarak 1,4 milyona çıkacağı tahmin ediliyor.

The Lancet Oncology dergisinde yayımlanan ve Küresel Hastalık Yükü Araştırması tarafından hazırlanan analiz, artışın temel nedenleri arasında dünya nüfusunun büyümesi ve yaşlanmasını gösteriyor. Buna rağmen kanser görülme sıklığı ve ölüm oranlarının genel olarak sabit kaldığı belirtiliyor.

Meme kanseri, dünya genelinde kadınlar arasında en yaygın kanser türü olmaya devam ediyor. 2023 yılında kadınlarda görülen her dört kanser vakasından biri meme kanseri olarak kaydedildi.

Araştırmaya göre 2023’te dünya genelinde yaklaşık 2,3 milyon yeni vaka, 764 bin ölüm ve 24,1 milyon engelliliğe ayarlanmış yaşam yılı (DALY) kaydedildi. DALY, erken ölüm ve hastalık nedeniyle kaybedilen sağlıklı yaşam yıllarını ölçmek için kullanılan bir gösterge olarak tanımlanıyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Risk faktörleri değişiyor

Araştırma, meme kanseri risk profilinin son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini ortaya koydu. Obezite artışı, erken ergenlik, geciken doğum, ve menopoz yaşının ilerlemesi gibi üreme ve yaşam tarzı değişimleri risk faktörlerini yeniden şekillendiriyor.

Davranışsal faktörlerin, 2023’te küresel meme kanseri yükünün yüzde 28’ini oluşturduğu belirtiliyor. Bu da yaklaşık 6,8 milyon sağlıklı yaşam yılının hastalık, sakatlık veya erken ölüm nedeniyle kaybedildiği anlamına geliyor.

Risk faktörleri arasında yüksek kırmızı et tüketimi, tütün kullanımı, yüksek kan şekeri, yüksek vücut kitle indeksi, alkol tüketimi ve düşük fiziksel aktivite öne çıkıyor.

Uzmanlar, meme kanseri yükünün önemli bir kısmının değiştirilebilir yaşam tarzı faktörleriyle bağlantılı olduğuna dikkat çekerek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılmasının hastalığın gelecekteki seyrini değiştirebileceğini vurguluyor.

Kafkas Maun 3-2

Ülkeler arasında büyük farklar var

Son 30 yılda yüksek gelirli ülkelerde meme kanseri ölüm oranları ve DALY değerleri yaklaşık yüzde 30 azaldı. Ancak buna rağmen bu ülkelerde yaşayan kadınlar, küresel meme kanseri ölümlerinin yüzde 61’ini oluşturuyor.

2023 verilerine göre meme kanseri görülme oranı en yüksek ülkeler arasında Monako, Andorra, Fransa, Almanya ve İrlanda yer aldı. Avrupa’da ise en düşük oranlar Arnavutluk, Ukrayna, Moldova, Rusya ve Bulgaristan’da görüldü.

Uzmanlar, yüksek görülme oranlarının her zaman olumsuz bir tablo anlamına gelmediğini belirtiyor. Erken teşhis programları, düzenli taramalar ve gelişmiş tedavi yöntemleri sayesinde yüksek gelirli ülkelerde hastaların hayatta kalma oranlarının daha yüksek olduğu ifade ediliyor.

Buna karşılık, meme kanseri yükünün giderek düşük ve orta gelirli ülkelere kaydığı ve bu ülkelerde geç teşhis ile sınırlı sağlık hizmetlerine erişimin ölüm oranlarını artırdığı uyarısı yapılıyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

(euronews)

Sigara bırakma polikliniklerine başvurular yüzde 60 arttı

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sigara bırakma poliklinikleri başvurularına ilişkin paylaşım yaptı:

"Birlikte bırakıyoruz. Birlikte başaracağız. Sigara bırakma polikliniklerimize başvurular, geçen yılın ilk 1,5 ayına göre yüzde 60 arttı. 2025'te 30 bin 675, 2026'da 48 bin 841. Bu tablo açıkça gösteriyor ki milletimiz sağlığını seçiyor.

Dumansız bir Türkiye için şimdi tam zamanı."

Kanser raporunda çarpıcı sonuç! Vakaların şifreleri çözüldü

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Uluslararası Kanser Araştırma Ajansının (IARC) da katkılarıyla 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla rapor yayımladı. Raporda, dünya genelindeki kanser vakalarının 4'te 1'inin önlenebileceği vurgulandı.

KÜRESEL KANSER YÜKÜNÜ AZALTMADA BÜYÜK POTANSİYEL

Tütün, alkol, fiziksel hareketsizlik, hava kirliliği, ultraviyole radyasyon ve enfeksiyonlar dahil olmak üzere 30 önlenebilir nedenin incelendiği raporda, "2022'deki tüm yeni kanser vakalarının yüzde 37'sinin yani yaklaşık 7,1 milyon vakanın önlenebilir nedenlerle bağlantılı olduğu tahmin ediliyor. Bulgular, küresel kanser yükünü azaltmada önlemenin büyük potansiyelini vurguluyor." değerlendirmesinde bulundu.

Raporda, 185 ülke ve 36 kanser türünden elde edilen verilere göre, tütünün, küresel olarak tüm yeni kanser vakalarının yüzde 15'inden sorumlu ve önlenebilir kanserin başlıca nedeni olduğu belirtilerek, kansere yüzde 10 ile enfeksiyonlar ve yüzde 3 ile alkol tüketiminin neden olduğu kaydedildi.

Akciğer, mide ve rahim ağzı kanserinin küresel olarak önlenebilir kanser vakalarının neredeyse yarısını oluşturduğuna işaret edilen raporda, akciğer kanserinin öncelikle sigara ve hava kirliliğiyle, mide kanserinin büyük ölçüde helikobakter pilori enfeksiyonuyla, rahim ağzı kanserinin de genellikle İnsan Papilloma Virüsü (HPV) ile ilişkilendirildiği bildirildi.

ERKEKLERDE TÜM YENİ VAKALARIN YÜZDE 23'Ü SİGARADAN

Raporda, önlenebilir kanser vakalarının kadınlara göre erkeklerde önemli ölçüde daha yüksek olduğu vurgulanarak, yeni kanser vakalarının yüzde 45'inin erkeklerde, yüzde 30'unun ise kadınlarda görüldüğü belirtildi.

"Erkeklerde tüm yeni kanser vakalarının tahmini yüzde 23'ü sigaradan, yüzde 9'u enfeksiyonlardan ve yüzde 4'ü alkolden kaynaklandı." ifadesi kullanılan raporda, kadınlarda ise küresel olarak tüm yeni kanser vakalarının yüzde 11'inin enfeksiyonlardan, yüzde 6'sının sigaradan ve yüzde 3'ünün yüksek vücut kitle indeksinden kaynaklandığına işaret edildi.

Raporda, "Bulgular, tütüne dair önlemler, alkol düzenlemesi, HPV ve hepatit B gibi kansere neden olan enfeksiyonlara karşı aşılama, iyileştirilmiş hava kalitesi, daha güvenli iş yerleri ve daha sağlıklı gıda ile fiziksel aktivite ortamlarını içeren, duruma özgü önleme stratejilerine duyulan ihtiyacın altını çiziyor." ifadesine yer verildi.

EN YÜKSEK ÖNLENEBİLİR KANSER ORANI DOĞU ASYA'DA

Önlenebilir kanser oranlarının, bölgeler arasında büyük farklılıklar gösterdiği bildirilen raporda, kadınlarda önlenebilir kanser oranlarının Kuzey Afrika ve Batı Asya'da yüzde 24'ten Sahra Altı Afrika'da yüzde 38'e kadar değişiklik gösterdiği belirtildi.

Raporda, erkeklerde en yüksek oranın yüzde 57 ile Doğu Asya'da, en düşük oranın ise yüzde 28 ile Latin Amerika ve Karayipler'de gözlemlendiği kaydedildi. Raporda, bu durumun, davranışsal, çevresel, mesleki ve bulaşıcı risk faktörlerine maruz kalmanın yanı sıra sosyoekonomik kalkınma, ulusal önleme politikaları ve sağlık sistemi kapasitesindeki farklılıkları yansıttığına işaret edildi.

İLK KEZ YAPILAN KAPSAMLI BİR KÜRESEL ANALİZ

Raporda görüşlerine yer verilen çalışmanın yazarı ve DSÖ Kanser Kontrolü Ekip Lideri Andre Ilbawi, "Rapor, kanser riskinin ne kadarının önleyebileceğimiz nedenlerden kaynaklandığını gösteren ilk küresel analiz." değerlendirmesinde bulundu. Ilbawi, ülkeler ve nüfus grupları genelindeki kalıpları inceleyerek, hükümetlere ve bireylere birçok kanser vakasının önlenmesine yardımcı olacak daha spesifik bilgiler sağlayabileceklerine değindi.

IARC Kanser Gözetim Birimi Başkan Yardımcısı Isabelle Soerjomataram ise raporun dönüm noktası niteliğinde olduğunun altını çizdi. Soerjomataram, "(Rapor) İlk kez davranışsal, çevresel ve mesleki risklerin yanı sıra kanserin bulaşıcı nedenlerini de içeren, dünya çapında önlenebilir kanserin kapsamlı bir değerlendirmesidir. Bu önlenebilir nedenlere çözüm bulmak, küresel kanser yükünü azaltmak için en güçlü fırsatlardan birini temsil etmektedir." ifadelerini kullandı.

Londra’da Tıp Tarihine Geçen Neuralink Operasyonu

İngiltere’nin başkenti Londra’daki University College London Hospital’da (UCLH) tıp öğrencisi Sebastian Gomez-Pena’nın beynine, Elon Musk’ın Neuralink şirketi tarafından geliştirilen ileri düzey bir beyin-bilgisayar arayüzü çipi (BCI – Brain-Computer Interface) başarıyla implante edildi. Bu deneysel operasyon sayesinde Gomez-Pena, felçli olmasına rağmen artık bilgisayarını sadece düşünceleriyle kontrol edebiliyor.

Gomez-Pena, bir tatilde geçirdiği kazada boyun aşağı tüm vücut kontrolünü kaybettikten sonra felçli kalmış, eğitimine de ara vermek zorunda kalmış bir genç. Şimdi ise Neuralink’in çip teknolojisi sayesinde ekran imlecini hareket ettirebiliyor, pencereleri açıp kapatabiliyor ve sanal tuş takımlarıyla iletişim kurabiliyor. “Düşünce gücüyle bilgisayarda işlerimi yapabildiğimi görmek… bu gerçekten ‘magical’, büyülü bir his,” diye konuşuyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Operasyon, UCLH’nin National Hospital for Neurology and Neurosurgery bölümünde, Neuralink’in R1 robotik cerrahi sistemi kullanılarak yaklaşık beş saat sürdü. Kafatasında açılan küçük bir delik üzerinden yerleştirilen implante, 1.024 ultra ince elektrot aracılığıyla beynin el ve hareket kontrolünden sorumlu bölgesine bağlandı. Bu elektrotlar, beyindeki sinir sinyallerini kablosuz olarak bir bilgisayara ileterek yapay zekâ ile yorumlanmasını sağlıyor ve böylece kullanıcı sadece “elini hareket ettirmeyi düşünerek” imleci kontrol edebiliyor.

Kafkas Food Yatay (3)-1

UCLH’de yürütülen GB-PRIME çalışmasının baş araştırmacısı ve nöroşirurji uzmanı Harith Akram, teknolojiyle elde edilen kontrol düzeyinin “akıl almaz” olduğunu, potansiyelinin ise felç sonrası yaşamı kökten değiştirebileceğini söylüyor. Araştırma halen güvenlik, etkinlik ve uygulama alanlarının belirlenmesi için erken aşamada olsa da, araştırmacılar bu tür beyin-bilgisayar arayüzlerinin ileride felç, inme ve nörodejeneratif hastalıklar gibi durumlarda hayat kalitesini ciddi şekilde artırabileceğine inanıyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Sebastian Gomez-Pena gibi gönüllüler, bu denemelerde sadece kendi bağımsızlıklarını artırmakla kalmayıp, tüm felçliler için umut verici bir yol haritası oluşturuyorlar. Neuralink teknolojisinin gelecekte daha geniş kullanıcılar ve farklı uygulamalar (örneğin robotik kol kontrolü ya da konuşma yeteneğinin yeniden kazanılması) için geliştirilmesi planlanıyor. Bu deneysel çalışma henüz tıp literatüründe hakemli makaleler olarak yayınlanmamış olsa da, elde edilen ilk bulgular bilim dünyasında büyük bir heyecan yaratıyor.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

Hiç cinsel deneyim yaşamayanlar araştırmasında çarpıcı sonuç!

İngiltere’de yapılan bir araştırma, hayatı boyunca hiç cinsel ilişkiye girmemiş kişilerin eğitim düzeyinin ortalamanın üzerinde olduğunu ortaya koydu.

Araştırma, Amsterdam Üniversitesi Merkezi ve Queensland Üniversitesi tarafından, Frankfurt merkezli Max Planck Empirik Estetik Enstitüsü’nün de katılımıyla gerçekleştirildi.

TOPLAM 400 BİN KİŞİNİN VERİLERİ ANALİZ EDİLDİ

Söz konusu araştırma kapsamında yaşları 39 ile 73 arasında olan 400 binden fazla İngiliz’in verileri analiz edildi. Sonuçları Max Planck Empirik Estetik Enstitüsü tarafından açıklanan araştırmaya göre, bu kişilerin yaklaşık yüzde 1’i hayatında hiç cinsel ilişkiye girmediğini belirtti. Bu grupta yer alan kişilerin ortalamanın üzerinde bir eğitime sahip olduğu ancak cinsel ilişki yaşamış kişilere kıyasla daha yalnız, daha gergin ve daha mutsuz da olduğu belirlendi.

Ayrıca cinsel ilişki yaşamama durumunun, sosyoekonomik gelir eşitsizliğinin daha yüksek olduğu bölgelerde daha sık görüldüğü tespit edildi.

Istikbal 860X450 Pxl

FİZİKSEL ÖZELLİK KRİTERİ

Araştırmacılara göre, özellikle erkekler arasında fiziksel özellikler de rol oynuyor. Hayatında hiç cinsel ilişki yaşamamış erkeklerin genellikle fiziksel açıdan daha zayıf olduğu ve daha az kadın bulunan bölgelerde yaşadığı belirlendi.

Araştırmada, cinsel deneyimi olan ve olmayan kişiler arasındaki farkların yaklaşık yüzde 15’inin, zekâ veya nörolojik gelişim bozuklukları gibi genetik faktörlere bağlanabileceği belirtildi.

Kafkas Food Yatay (3)-1

GÖZLÜK KULLANMAK ZORUNDA KALIYORLAR

Ayrıca hiç cinsel ilişkiye girmemiş kişilerin alkol ve uyuşturucu kullanma olasılıklarının daha düşük, genç yaşta gözlük takma ihtimallerininse daha yüksek olduğu ortaya çıktı.

Araştırmanın yazarlarından Karin Verweij, cinsel deneyimsizliğin, biyolojik ve sosyal faktörlerin karmaşık bir etkileşiminin sonucu olduğunu belirtiyor.

Verweij, “Elde ettiğimiz sonuçlar; çevre, kişilik ve genetiğin hep birlikte rol oynadığını gösteriyor” diyor.

Araştırmacılar, bu çalışmanın gönüllü ve istemsiz seks yoksunluğu arasında bir ayrım yapılmaksızın gerçekleştirildiğini de vurguladı. Araştırmacılar, bazı insanların bilinçli olarak cinsel ilişkisiz bir hayatı tercih ettiğine dikkat çekti.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Japon Bilim İnsanlarından Şaşırtıcı Keşif: Y-Kromozomu Yok Mu Oluyor?

NEVSAL ELEVLİ

Erkek gelişiminden sorumlu Y kromozomunun milyonlarca yıldır gen kaybettiği biliniyor. Bazı araştırmalar, bu kaybın uzun vadede Y kromozomunun tamamen yok olabileceğine işaret ediyor. Ancak Japonya’dan gelen yeni bulgular, bu olası senaryonun insanlığın sonu anlamına gelmeyebileceğini gösteriyor.

Y-KROMOZOMUNUN KAYBOLMASI “KIYAMET” SENARYOSU OLMAYABİLİR

Evrimsel süreçte büyük ölçüde küçülen Y kromozomu, bugün yalnızca 55 kadar aktif geni barındırıyor. Bu da gelecekte “erkeksiz bir dünyaya doğru mu gidiyoruz?” sorusunu gündeme getirmişti.

Ancak Hokkaido Üniversitesi’nde yapılan araştırma, memelilerin tek bir cinsiyet mekanizmasına bağlı olmadığını ortaya koyuyor.

JAPON SPİNY RAT TÜRÜNDE Y-KROMOZOMU HİÇ YOK

Prof. Asato Kuroiwa liderliğindeki bilim ekibi, Japonya’ya özgü “Amami spiny rat” türünde hem Y kromozomunun hem de erkek gelişimini başlatan SRY geninin tamamen kaybolduğunu tespit etti.

Buna rağmen bu kemirgen türünde:

Erkekler normal şekilde doğuyor,

Tür sağlıklı biçimde çoğalmaya devam ediyor.

Bu durum bilim insanlarını şaşkına çevirdi.

Yeni Bir Cinsiyet Mekanizması: SOX9 Yakınındaki 17.000 Bazlık DNA Parçası

Araştırmacılar, erkek bireylere özgü minik bir DNA duplikasyonu keşfetti. SOX9 geninin yakınında bulunan 17.000 bazlık bu DNA parçası, Y kromozomunun yokluğunu telafi eden yeni bir cinsiyet belirleme sistemi gibi davranıyor.

Bu bulgu, memelilerde cinsiyetin sanılandan çok daha esnek olabileceğini, evrimin ihtiyaç duyulduğunda farklı genetik yollar oluşturabileceğini gösteriyor.

Y Kromozomu 3-1

İNSANLIĞIN GELECEĞİ İÇİN NE İFADE EDİYOR?

Bilim insanlarına göre Y kromozomu ortadan kaybolsa bile, insanlık için tek seçenek yok oluş değil. Uzun vadede üç ana senaryo öne çıkıyor:

Cinsiyet belirleme mekanizması çökerse tür yok olabilir.

Evrim yeni bir “erkeklik mekanizması” geliştirir ve üreme sürer.

Farklı popülasyonlarda farklı mekanizmalar gelişirse, gelecekte birden fazla insan türü ortaya çıkabilir.

Uzmanlara göre bu ihtimaller milyonlarca yıl sonrasına ait; fakat spiny rat örneği, biyolojinin gelecekte ne kadar yaratıcı olabileceğini gösteriyor.

Istikbal 860X450 Pxl

BİLİM DÜNYASI: “CİNSİYET SİSTEMİ SABİT DEĞİLDİR”

Araştırmacılar, bu keşfin memelilerde cinsiyet belirleme sisteminin sandığımız kadar katı bir yapıya sahip olmadığını, tam tersine evrimsel olarak değişebilir olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor.

Bu da insanlığın gelecekte tek bir kromozoma bağlı olmadığını gösteren önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.

Y-KROMOZOMU YOK OLUYOR MU? İNSANLIK İÇİN TEHLİKE ÇANI MI, EVRİMİN YENİ OYUNU MU?

Bilim insanlarına göre, Y kromozomu milyonlarca yıldır “eriyerek” küçülüyor.

166 milyon yılda yaklaşık 850 genini kaybetti ve geriye sadece 55 kaldı.

Bu hızla giderse 11 milyon yıl sonra tamamen yok olabilir.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

Uzmanından Uyarı: Divertikül kanaması hayati riske yol açabiliyor

Medipol Mega Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Esin Korkut, divertikül kanamasının özellikle 50 yaş üstü, yoğun kabızlık sorunu olan hastalarda görüldüğünü ve hayati riske yol açabildiğini belirtti.

Medipol Sağlık Grubundan yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Korkut, divertikül kanamasının, kalın bağırsak duvarında oluşan küçük cep şeklindeki çıkıntıların (divertikül) damarlarında meydana gelen yırtılma veya zedelenmeden kaynaklandığını bildirdi.

Bu durumun genellikle ani geliştiğini ve ağrısız bir bağırsak kanaması olarak kendini gösterdiğini aktaran Korkut, şunları kaydetti:

"Divertiküller özellikle kalın bağırsakta, küçük baloncuklar şeklinde ortaya çıkıyor ve genellikle 50 yaş üstü, yoğun kabızlık sorunu olan hastalarda görülüyor. Çoğu zaman, herhangi bir şikayet yaratmadan kolonoskopide tesadüfen tespit ediliyor. Ancak komplikasyonlar ortaya çıktığında, ciddi ağrı ve yoğun kanamaya yol açabiliyor."

Korkut, divertiküler kanamaların genellikle parlak taze kan şeklinde görüldüğünü, bu durumun hemoroid kanamalarından ayırt edilmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Hastaların genellikle çarpıntı, halsizlik ve genel durum düşkünlüğü şikayetleriyle acil servislere başvurduğunu aktaran Korkut, "Tanı için kolonoskopi, kolonoskopiyle tanı konulamayan vakalarda ise bilgisayarlı tomografi ve anjiyografi uygulanıyor. Hastalar aynı seansta tedavi edilebiliyor." değerlendirmesini yaptı.

Korkut, özellikle ileri yaşta olan, kabızlık sorunu yaşayan, ek hastalıkları bulunan ve kan sulandırıcı ilaç kullanan hastaların risk altında olduğunu ifade etti.

- "Lif tüketimini artırmak önem taşıyor"

Korkut, söz konusu teşhisin konulduğu hastalar için şu tavsiyelerde bulundu:

"Divertikülleri tesadüfen veya komplikasyon sonrası tespit edilen hastalarda lif tüketimini artırmak, bol sıvı almak, günlük egzersiz yapmak, sigara kullanımından kaçınmak ve kilo kontrolüne dikkat etmek büyük önem taşıyor. Kan sulandırıcı kullanımı varsa mutlaka hekim kontrolünde alternatif seçenekler değerlendirilmeli."

Divertikül kaynaklı durumların basit bir kanama olmadığını ve hayatı tehdit edebileceğini vurgulayan Korkut, "Yüzde 80 oranında kanama kendi kendine durabiliyor. Gerekli durumlarda kolonoskopik girişimler veya nadiren cerrahi müdahaleler uygulanıyor. Tedavi sonrası yakın takiple hastaların durumu stabilize ediliyor." ifadelerini kullandı.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

Uzman Doktor Kaya'dan yumurtalık kanseri uyarısı

Medicana International İstanbul Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, tekrarlayan karın şişliği ve iştahsızlığının yumurtalık kanserinin belirtileri olabileceğini aktardı.

Hastaneden yapılan açıklamaya göre, belirtileri çoğu zaman sindirim veya hormonal sorunlarla karıştırılan yumurtalık kanseri, erken tanı konulduğunda yüksek oranda tedavi edilebilen bir hastalık olarak göze çarpıyor.

Risk faktörlerini bilmek ve düzenli jinekolojik takip, hastalığın tanı sürecini hızlandırarak yaşam şansını artırıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Op. Dr. Fatih Mehmet Kaya, yumurtalık kanserlerinin yaklaşık 20'sinin erken dönemde saptanabildiğini belirterek, bunun en önemli nedeninin tümörün karın boşluğunda uzun süre belirti vermeden büyüyebilmesi olduğunu aktardı.

Karın iç basıncında artışa bağlı şişkinlik hissi, kasıklarda ağrı, gaz ve sindirim problemleri, mide bulantısı, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik, uzun süren kabızlık ya da sık idrara çıkma, iştahsızlık ve açlığa rağmen tokluk hissinin önemli belirtiler arasında olduğunu aktaran Kaya, tümör büyüdükçe, karın içinde oluşturduğu basının arttığını, özellikle zayıf bireylerde kitlenin elle hissedilebilir hale gelebildiğini anlattı.

Kaya, bağırsakların tümörden etkilenmesiyle birlikte iştahsızlık, sindirim düzensizlikleri ve istemsiz kilo kaybının belirginleşebileceğini ifade ederek, kabızlık, beslenme düzeninde bozulma, halsizlik ve kilo kaybının birlikte görülmesinin yumurtalık kanseri açısından önemli uyarı işaretleri olduğuna dikkati çekti.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

- "Jinekolojik muayene menopoz sonrası dönemde de aksatılmamalı"

Yumurtalık kanserinde erken teşhisin tedavi başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktör olduğunu belirten Kaya, düzenli jinekolojik muayenenin yalnızca üreme döneminde değil menopoz sonrası dönemde de aksatılmaması gerektiğini vurguladı.

Menopoza girmiş olmanın jinekolojik takibin gereksiz olduğu anlamına gelmediğini, yumurtalık kanserlerinin önemli bir kısmının menopoz dönemlerinde tespit edildiğini aktaran Kaya, "Yumurtalık kanseri tedavi edilebilir bir hastalıktır ancak ilerlediğinde ölümcül seyredebilir. Her kist kanser değildir, ancak kistin yapısını, riskini ve takibini belirleyecek kişi mutlaka hekimdir." ifadelerini kullandı.

Kaya, yumurtalık kanseri için risk faktörleri arasında ilerleyen yaş, fazla kilo, hiç doğum yapmamış olmak veya geç yaşta doğum, menopoz sonrası hormon tedavisi, ailede meme ya da yumurtalık kanseri öyküsü, genetik yatkınlık, yumurtlamayı artırıcı ilaç kullanımı, kısırlık tedavisi, meme kanseri öyküsü ve sigara kullanımının yer aldığını belirtti.

Söz konusu risklere sahip bireylerin vücutlarındaki değişimleri yakından takip etmesi ve düzenli muayenelerini aksatmaması gerektiğini kaydeden Kaya, "Kistin bitkisel yöntemlerle geçtiği düşüncesi tehlikelidir, kesin tanı ve tedavi ancak uzman değerlendirmesiyle mümkündür." değerlendirmesini yaptı.

KOAH erken teşhis ile önlenebilir

KOAH (kronik obstrüktif (hkayıcı) akciğer hastalığı) tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık olmasına rağmen hala dünyada en y en yaygın görülen üçüncü ölüm nedeni olarak dikkat çekiyor. Dünya KOAH Günü kapsamında Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Akın Kaya toplumsal farkındalığı ve hastalığa dair bilgi düzeyini yükseltmek amacıyla KOAH hastalığına dair açıklamalarda bulundu.

KOAH'ın hem dünyada hem de ülkemizde toplum sağlığı açısından önemli sağlık sorunları arasında yer aldığını belirten Kaya, tütün ürünleri kullanılmış ya da hala kullanılıyorsa 40 yaş üzerinde belirli süreli azalmayan öksürük, nefes darlığı ve sabahlan balgam çıkarma belirtileri varsa mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğini vurgularken "KOAH tedavi edilebilir ve önlenebilir olmasına rağmen hala dünya genelinde önde gelen 3. ölüm nedeni Ülkemizde ise hastalığa dair bilgi seviyesi henüz yeterli seviyede değil. Dünya genelinde yapılan çalışmalar, KOAH' yetişkinlerin %70 kadarına teşhis konulmadığını ve bu oranların düşük ve orta gelirli ülkelerde daha da yüksek olduğunu göstermektedir. Bu rakamlar hastalığa dair farkındalığın ve bilinç düzeyinin düşük olduğunu net şekilde göstermektedir. Önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olan KOAH'ın bu denli yaygın olması hastalıkla ilgili yeterli bilgiye sahip olunmaman ve yeterince ciddiye alınmamasından kaynaklıdır. KOAH önlenmez ve tedavi edilmezse yaşam kaybı riski yüksek bir hastalıktır" dedi.

"TEDAVİDE TEMEL AMAÇ TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN KULLANIMININ BIRAKILMASIDIR"

Prof. Dr. Akın Kaya, KOAH tedavisine dair ise "Erken evrede hastalık yakalanabilirse ve kişiler tütün ürünlerinin kullanımı bırakırsa hastalık durdurulabilir ve akciğerlerdeki fonksiyon kaybı önlenebilir. Hekimler İçin KOAH tedavisinde en önemli öncelik hastalığın seyrinin yavaşlatılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir. KOAH tedavisinde derecesine ve seyrine göre birçok farklı tedavi seçeneği bulunmaktadır. Hastalığın temeli tütün ürünü kullanımı olduğu İçin, tedavinin temel amacı tütün ürünlerinin kullanımınım bırakılmasıdır. Bunun yanı sıra КОАН hastalarının semptomlarını iyi takip etmesi ve her türlü kötüleşme durumunda hızlıca göğüs hastalıkları uzmanıma başvurmaları önem arz etmektedir" açıklamasında bulundu.

Kaya hastalığın geç teşhis edilmesi ve ilerlemesi durumunda da tedavi seçenekleri arasında, solunum yoluyla uygulanan nefes açıcı ilaçlar ile hava yollarındaki daralmanın azaltılıp hastanın olabildiğince rahatlatılması bulunmaktadır. Bu seçenekler sayesinde de KOAH hastalarının yaşam kalitelerinin yükseltilmesi hedeflenmektedir" ifadesini de sözlerine ekledi.

ALEVLENME DÖNEMLERİ DİKKATLE TAKİP EDİLMELİ 

Alavienme KOAH hastalığının doğal seyri sırasında, tedavide farklı seçeneklere gidilmesini gerektirecek kötüleşme halidir. Ülkemizde üç KOAH hastasından birinin alevlenme riski bulunmaktadır. Balgam miktarında, öksürükte ve nefes darlığında artış alevlenmelerin habercisi olabilir. Kaya, alevlenme dönemlerinin yaşam kalitesini düşüreceğini, hastane yatışlarına ve hatta yasam kayıplarına sebep olabileceği için mutlaka hekime başvurulması gerektiğinin altını çizerken KOAH hastalarının ve risk gruplarının tütün ürünlerini kullanmayı bırakmasını, düzenli egzersiz ile hareketli olunmasını ve havasız ortamlardan kaçınmasını, kilosunu kontrol etmesini, grip ve zatürre aşılarını düzenli yaptırmasını önerdi.

İhmal edilen karaciğer yağlanması siroza davetiye çıkarır

AYŞE YILDIZ

Antalya'daki Yaşam Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı, yağlı karaciğerin en fazla siroz sebeplerinden biri olduğunu belirterek, "Yüzde 90'ının üzerinde karaciğer tümörleri, siroz zemininde gelişir. Karaciğer yağlanması nasıl olsa toplumun çoğunda var algısı çok yanlış, bunu hafife almamak lazım." dedi.

Aydınlı, yaptığı açıklamada, ülkede 30 binin üzerinde organ bağışı bekleyen hasta olduğunu belirterek, yapılan bağışların yeterli olmadığını söyledi.

Bir gün organ bekleyen hasta olmamak için dikkat edilmesi gereken hususlar olduğunu anlatan Aydınlı, karaciğer hastalığında genetik faktörlerin yanı sıra sigara, alkol kullanımının, tedavi ettirilmeyen hepatit B ve C'nin siroza neden olduğunu kaydetti.

Özellikle hepatit B'nin ülkede çok yaygın olduğunu, hijyen kurallarına uyulmayan rutin yemek yenilen yerlerden veya ortak kullanılan malzemelerden de bulaşabildiğini ifade eden Aydınlı, "Hepatit B ve C virüsleri ülkemizde en büyük problemlerden biri olmaya başladı. Karaciğeri korumak için alkolden uzak durulması da çok önemli." diye konuştu.

Aydınlı, özellikle son yıllarda karaciğer naklindeki en büyük sorunun yağlı karaciğer olduğunu dile getirerek, hem diyet hem spor yaparak tedbir almak gerektiğini vurguladı.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

- "Karaciğer yağlanması artık dünyada sorun"

Karaciğer yağlanması tedavisinin olduğunu belirten Aydınlı, şöyle konuştu:

"Yılda bir karaciğer kontrolü yaptırarak, gerekirse ilaçla tedavisini yaptırarak uzak durmamız lazım. Gerçekten şu anda yağlı karaciğer en fazla siroz sebeplerinden biri. Karaciğer tümörlerinin yüzde 90'ından fazlası siroz zemininde gelişir. Karaciğer yağlanması nasıl olsa toplumun çoğunda var algısı çok yanlış. Bunu hafife almamak lazım. Yağlı karaciğer artık dünyada da Türkiye'de de sirozun çok önemli sebeplerinden biri. Karaciğer yağlanmasında bir müddet sonra karaciğerin fonksiyonları bozulur ve yapısı değişir. Onun için kendimizi aralıklı olarak kontrol ettirmemiz gerekiyor."

Sirozlu karaciğerde tümörün sık geliştiğini ifade eden Aydınlı, karaciğer yağlanması olan kişilerin ilaç tedavisini aksatmaması, beslenmesine özen göstermesi gerektiğini anlattı.

Aydınlı, kilo problemi olmayanlarda da karaciğer yağlanmasının görülebildiğine dikkati çekerek, bu grubun genelde genetik faktörlü olduğunu belirtti.

Ailesinde karaciğer problemi olanların daha dikkatli olmasını öneren Aydınlı, "Ailenizde yüksek kolesterol, yüksek yağ oranları varsa dikkat etmelisiniz. Tüm bunları tedavi ettirerek ve dikkat ederek sirozdan önemli ölçüde korunabilirsiniz." dedi.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

Diyabetli otobüs ve kamyon şoförleri için kurallar değişti!

İngiltere Sürücü ve Araç Lisanslama Kurumu (DVLA), diyabetli otobüs, tur otobüsü ve kamyon sürücülerine sürekli glikoz izleme sistemlerini (CGMS) kullanma izni verdi. Bu adım, profesyonel sürücülerin sağlık yönetimini kolaylaştırırken, karayolu güvenliğini de korumayı hedefliyor.

7 Kasım 2025’ten itibaren yeni dönem

7 Kasım 2025 itibarıyla, İngiltere’de otobüs, tur otobüsü ve kamyon sürücüleri (Grup 2 lisans sahipleri), sürekli glikoz izleme sistemleri (Continuous Glucose Monitoring Systems – CGMS) gibi modern teknolojileri kullanarak kan şekeri seviyelerini anlık olarak takip edebilecek.

Daha önce bu sürücüler, direksiyon başına geçmeden önce ve sürüş sırasında yalnızca parmak delme yöntemiyle (finger-prick test) ölçüm yapabiliyordu.
Yeni düzenleme, 2018’den bu yana otomobil ve motosiklet sürücüleri (Grup 1) için geçerli olan teknolojik kolaylığı profesyonel sürücülere de tanımış oldu.

Kafkas Maun 3-1

Sürücüler için değişikliklerin anlamı

Yeni uygulamayla Grup 2 sürücüleri artık:

  • CGMS kullanarak gerçek zamanlı kan şekeri ölçümü yapabilecek,
  • Ölçümlerini doğrulamak gerektiğinde güvenli bir şekilde kenara çekmekle yükümlü olacak,
  • Değişikliğin 7 Kasım 2025 itibarıyla yürürlüğe girdiğini bilmelidir.

Bu yenilik, diyabetli sürücülere daha fazla esneklik ve güvenlik sağlarken, işlerini sürdürebilmeleri için önemli bir kolaylık sunuyor.

“Hem güvenli hem kolay” – DVLA Başkanı Tim Moss

DVLA İcra Kurulu Başkanı Tim Moss CBE, kararı şu sözlerle değerlendirdi:

“Bu değişiklik, diyabetli sürücülerin yaşamını kolaylaştırmakla birlikte yollarımızı güvenli tutmayı da amaçlıyor.
Modern teknolojiyi benimseyerek binlerce profesyonel sürücünün hastalığını daha etkin ve güvenle yönetmesine yardımcı oluyoruz.”

Uzmanlardan ve sektörden tam destek

Karar, hem sağlık otoriteleri hem de taşımacılık sektörü tarafından olumlu karşılandı.

Istikbal 860X450 Pxl

Diabetes UK Politika Müdürü Nikki Joule, şunları söyledi:

“Bu düzenleme, insülin kullanan profesyonel sürücüler için yaşam ve geçim koşullarında büyük fark yaratacak.
Sürekli glikoz izleme sistemleri diyabet yönetiminde devrim niteliğinde bir araç.
Bu adımın, daha önce otomobil ve motosiklet sürücüleri için geçerli olan kuralların profesyonel sürücülere de genişletilmesiyle gelmiş olması son derece sevindirici.”

Efes Yatay

RHA (Yol Taşımacılığı Birliği) Teknik ve Politika Başkanı Aaron Peters ise şu değerlendirmede bulundu:

“Bu değişiklik, diyabetle yaşayan sürücüler için hem pratik hem güven artırıcı bir adım.
Son yıllarda farkındalık ve teknolojik gelişmeler arttı; dolayısıyla bu tür iyileştirmeler son derece yerinde.”

Kapsamlı destek ve olumlu kamuoyu

DVLA’nın hedefli istişare sürecine katılanların %89’u değişiklikleri destekledi.
Yeni düzenleme, tıp uzmanları, yol güvenliği kuruluşları, diyabet dernekleri ve taşımacılık endüstrisi tarafından da memnuniyetle karşılandı.

Bu adım, profesyonel sürücülere daha esnek, güvenli ve modern bir diyabet yönetimi sunarken, karayolu güvenliği standartlarını korumaya devam edecek.

Daha fazla bilgi için: www.gov.uk/diabetes-driving

Sigara, bu iki hastalığın en önemli tetikçisi!

Medicana Kadıköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Güler Göğüş, KOAH ve akciğer kanserinin sıklıkla bir arada görüldüğünü ve ikisinde de en önemli risk faktörünün sigara kullanımı olduğunu belirtti.

Hastaneden yapılan açıklamaya göre, akciğer sağlığını tehdit eden KOAH ve akciğer kanseri, dünya genelinde en çok ölüme yol açan solunum sistemi hastalıkları arasında yer alıyor.

Hava kirliliği, sigara kullanımı ve genetik faktörler, her iki hastalığın da gelişiminde temel rol oynuyor. Birbirleriyle yakın ilişki içinde olan bu iki hastalık, genellikle aynı risk faktörlerinden kaynaklanıyor ve çoğu zaman bir arada görülüyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Göğüş, KOAH'ın akciğerlerde hava akışının kalıcı şekilde tıkanmasına yol açan kronik bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirtti.

Bu hastalığın genellikle uzun süreli sigara kullanımı, zararlı gazlara veya tozlara maruziyet sonucu ortaya çıktığını aktaran Göğüş, KOAH'ın alt türlerinden kronik bronşitin solunum yollarında iltihaplanma ve balgam artışına yol açtığını, amfizemin de akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveoller) hasar görmesiyle oksijen alışverişini bozduğunu kaydetti.

Akciğer kanserinin ise organ dokusundaki hücrelerin genetik mutasyonlar sonucu kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıktığına değinen Göğüş, "Akciğer kanserinde bazı hücreler sağlıklı hücrelere göre daha hızlı çoğalmaya başlar. Bu durum, akciğer dokusunda tümör kitlelerinin oluşmasına neden olur. Tümör, akciğerin normal fonksiyonlarını bozduğu gibi başka organlara da yayılabilir." ifadelerini kullandı.

Göğüş, KOAH hastalarının akciğer kanseri açısından da risk altında olduğunu ve bu hastalıkların en önemli risk faktörünün sigara kullanımı olduğunu vurgulayarak, "Sigara, solunum yollarında iltihaplanmayı tetikleyerek KOAH'a neden olurken, aynı zamanda akciğer hücrelerinde mutasyona yol açarak kanser gelişimini başlatabilir." değerlendirmesinde bulundu.

Sigara dumanının hem bronşlarda hem de akciğer hücrelerinde kalıcı hasar oluşturduğunu ifade eden Göğüş, sigara içmeyenlerde de bu hastalıkların görülebileceğini, özellikle kırsal bölgelerde biyoyakıt dumanına maruz kalan kadınlarda KOAH gelişebildiğini ve genetik yatkınlığın da hastalıkta önemli bir rol oynadığını kaydetti.

Dr. Göğüş, KOAH ve akciğer kanserinin, birçok benzer semptomla kendini gösterebildiğine işaret ederek, şöyle devam etti:

"Nefes darlığı, göğüs ağrısı, öksürük, halsizlik ve istemsiz kilo kaybı bu hastalıklarda sıkça görülen belirtiler. KOAH hastalarında buna ek olarak balgamın renk değiştirmesi, el ve ayaklarda şişme gibi bulgular da gelişebilir. Akciğer kanseri vakalarında ise öksürükle kan gelmesi, kemik veya baş ağrısı gibi ek semptomlar ortaya çıkabilir."

İki hastalığın benzer belirtiler göstermesi nedeniyle erken tanının oldukça önemli olduğunu vurgulayan Göğüş, "KOAH veya kanserin erken evrelerinde hastalar genellikle şikayetlerini sigaraya veya yaşa bağlar. Ancak erken dönemde yapılacak basit testler, hem KOAH hem de akciğer kanserinin erken tanısında hayat kurtarıcı olabilir." değerlendirmesini yaptı.

- "Sigara kullanımı tedavinin başarısını doğrudan etkiler"

KOAH tedavisinde temel amacı, hastalığın ilerlemesini durdurma ve yaşam kalitesini artırma olarak sıralayan Göğüş, hastalığın neden olduğu yapısal akciğer hasarını tamamen geri döndürmenin mümkün olmadığını vurguladı.

Göğüş, KOAH tedavisinde kullanılan ilaçların, hastanın solunumunu kolaylaştırdığını, balgam ve öksürüğü azalttığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Sigara kullanımı, tedavinin başarısını doğrudan etkiler. Tedavi sürecinde sigaranın bırakılması şart. Akciğer kanseri tedavisinde ise hastalığın türü ve evresi belirleyici rol oynar. Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi gibi yöntemler tek başına ya da birlikte uygulanabilir. Tedavi planı, hastanın genel sağlık durumu ve kanserin yayılımına göre belirlenir. Bazı hastalarda birden fazla yöntemi kombine etmek gerekebilir."

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

Kanser riskini ciddi oranda azaltıyor! Düzenli kullananlar yaşadı

Dünya genelinde en hızlı artan kanser türlerinden biri olarak kabul edilen cilt kanseri konusunda bilim insanlarından umut verici bir gelişme geldi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yürütülen kapsamlı bir araştırma, nikotinamid adı verilen B3 vitamini takviyesinin düzenli kullanıldığında bazal hücreli ve skuamöz hücreli cilt kanseri riskini belirgin şekilde azalttığını ortaya koydu.

8 gün sonra yeni fiyatı 7.438 TL olacak! Duyanlar akın akın doldurdu8 gün sonra yeni fiyatı 7.438 TL olacak! Duyanlar akın akın doldurdu

CİLT KANSERİ RİSKİNİ ÖNEMLİ ÖLÇÜDE AZALTIYOR!

Araştırmada 33 binden fazla hastanın verileri incelendi. Sonuçlara göre, günde iki kez 500 miligram nikotinamid kullanan bireylerde cilt kanserine yakalanma olasılığı %14 oranında azaldı.

Araba sürerken aman yapmayın! Devre dışı kalıyor, etkisizleştiriyorAraba sürerken aman yapmayın! Devre dışı kalıyor, etkisizleştiriyor

Daha önce cilt kanseri teşhisi konan ve sonrasında takviyeye başlayan kişilerde ise risk %54’e kadar azaldı. Bilim insanları, bu etkinin özellikle skuamöz hücreli cilt kanserinde daha belirgin olduğunu belirtiyor.

CİLT HÜCRELERİNİ KORUYOR, DNA HASARINI AZALTIYOR!

Nikotinamid, bağışıklık sistemini baskılamadan UV ışınlarının neden olduğu DNA hasarına karşı cilt hücrelerini koruyor ve hücre yenilenmesini destekliyor.

Uzmanlara göre, güneşe sık maruz kalan bireyler, açık tenliler ve cilt kanseri öyküsü bulunanlar bu takviyeden en fazla fayda görebilir.

Saniyeler içinde banka kartı şifrenizi ele geçiriyorlar! Acil değiştirinSaniyeler içinde banka kartı şifrenizi ele geçiriyorlar! Acil değiştirin

Serebral palside erken tanı hayati önem taşıyor

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Ece Gültekin, "serebral palsi" hastalığında erken tanının özellikle tedavi süreci açısından hayati önem taşıdığını belirtti.

Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Dr. Ece Gültekin, serebral palside erken tanının önemine dikkati çekti.

Gültekin, serebral palsinin, henüz gelişmekte olan beyinde meydana gelen hasarlanmalar sonucunda vücut hareketlerinin olumsuz etkilendiği bir durum olduğunu vurgulayarak, önemsenmeyen bir belirtinin ciddi bir nörolojik hastalığın işareti olabileceğini aktardı.

Hastalığın erken ya da zor gerçekleşen doğum süreçleri ve buna bağlı olarak bebekte gelişen beyin hasarları sonucu ortaya çıktığına değinen Gültekin, "Bu aşamada serebral palsi ile tanısal olarak karışabilecek ancak tedavide farklı yaklaşımların var olabileceği genetik ve yapısal durumların tanılandırılması ve serebral palsi hastalığının nedeninin aydınlatılmasıyla uygun tedavilerin en erken dönemde başlatılması büyük önem taşır." ifadelerini kullandı.

Hastalıkta hasarın beynin hangi bölgesinde ve ne kadar yaygın olduğuna bağlı olarak belirtilerin ve hastalığın şiddetinin değişebileceğine değinen Gültekin, basit gibi görünen bulguların hafife alındığında ve erken teşhis edilmediğinde ileride daha büyük sorunlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Gültekin, sağlıklı bebeklerin genellikle 12 ila 15'inci aylar arasında yürümeye başladığına dikkati çekerek, bu dönemin aşılması ve yürümede gecikmenin görülmesi durumunda, altta yatan nörolojik ya da gelişimsel bir sorun olup olmadığının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Ashton Ross Law Eurovizyon 860X450

Tanı sürecinde MR, EEG, gelişim testleri ile metabolik ve genetik testlerin kullanılabildiğini kaydeden Gültekin, "Tedavide multidisipliner yaklaşım gerekli Çocuk nöroloji uzmanları ailelerle birlikte psikolog, fizyoterapist, dil terapisti ve eğitim uzmanlarıyla koordineli çalıştığında daha etkin sonuçlar elde edilebilmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

Gültekin, serebral palsiyi tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yönteminin henüz bulunmadığına dikkati çekerek, doğru teşhis sonrasında erken dönemde başlanan rehabilitasyonun, ilaç tedavilerinin, ortopedik yaklaşımların ve özel eğitim programlarının, çocukların yaşam aktivitelerini en iyi şekilde sürdürebilmeleri ve sosyal hayata maksimum uyum sağlamalarını mümkün kıldığını anlattı.

Otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, epilepsi gibi çocuk nörolojisinde sık görülen birçok hastalığın da erken teşhis ve düzenli takiplerle kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Gültekin, şunları kaydetti:

"Çocuğunuzun gelişiminde ya da davranışlarında olağan dışı bir durum gözlemliyorsanız mutlaka bu alanda uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesini sağlayın. Erken teşhis, tedavi başarısını artırır ve çocuğun yaşam kalitesini yükseltir. Çocuğun oturma, yürüme, konuşma gibi gelişim basamakları düzenli takip edilmelidir ve şüphe edildiği durumlarda zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır. Bazı aslında çok önemli olan belirtiler ‘tembellik’ olarak değerlendirilmemeli, buzdağının görünen kısmı olabileceği akılda tutulmalıdır. Erken başlanabilen, doğru tedavilerin, ilerleyen yıllarda kalıcı farklara neden olabileceği unutulmamalıdır."

Uzmanlardan su kesintisi sonrasındaki enfeksiyon riskine karşı uyarı

Uzun süreli su kesintilerinin ardından musluklardan akan ilk su, bazı enfeksiyon risklerini de beraberinde getiriyor. Bu tip suların doğrudan içilmesi, kişisel temizlikte veya yemek yapımında kullanılması, mide bağırsak enfeksiyonlarının yanında tifo, kolera, dizanteri, hepatit A ve E gibi hastalıklara da yol açabiliyor.

Söz konusu riskler ve alınması gereken önlemlere ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toker Ergüder, su kesintilerinin sadece günlük hayatı aksatmadığını aynı zamanda halk sağlığı açısından da önemli riskleri barındırdığını söyledi.

Borularda uzun süre hareketsiz kalan suda, kesinti sonrası tortu ve mikroorganizma yoğunluğunun artabileceğine dikkati çeken Ergüder, "Şebekeye tekrar su verildiğinde ilk gelen suda bulanıklık, pas, kötü koku veya mikrobiyolojik kirlilik görülebilir. Bu tür sular doğrudan içildiğinde ya da yemek yapımında kullanıldığında mide bağırsak enfeksiyonlarından cilt problemlerine kadar uzanan sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle bebekler, yaşlılar ve bağışıklığı zayıf bireyler bu risklerden daha kolay etkilenir." dedi.

"Kesinti sonrasında su hemen kullanılmamalı"

Prof. Dr. Ergüder, su kesintilerinin ardından ilk gelen şebeke suyunun kullanımına ilişkin şu uyarıları yaptı:

"Kesinti sonrası suyun hemen kullanılmaması, önce bir süre akıtılarak berraklığının ve kokusunun kontrol edilmesi gerekir. İçme ve yemek pişirme amaçlı olarak, şebeke suyunun güvenli olduğundan emin olana kadar ambalajlı su, kaynatılmış su gibi alternatif kaynaklara yönelmek en doğru yaklaşımdır. Ayrıca, apartman depolarının düzenli olarak temizlenip dezenfekte edilmesi, bireysel filtre veya arıtma sistemlerinin bakımının yapılması da kesinti sonrası bulaş risklerini en aza indirir."

Su kesintilerinin sadece teknik aksaklık değil, hijyen ve gıda güvenliğiyle doğrudan ilişkili bir durum olduğunu vurgulayan Ergüder, "Bu süreçlerde bireylerin bilinçli hareket etmesi, yerel idarelerin de düzenli bilgilendirme ve kontrol mekanizmalarıyla süreci yönetmesi halk sağlığı açısından büyük önem taşır." ifadelerini kullandı.

"Doğrudan tüketilmesi, temizlikte kullanılması toplum sağlığı açısından tehlike oluşturur"

Ankara Etlik Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Gülnur Kul ise suyla bulaşan hastalıkların her yaş grubundaki bireyleri etkileyebileceğini, özellikle çocuklar, hamileler, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerin bu hastalıklara karşı daha savunmasız olduğunu belirtti.

Kul, su kaynaklı enfeksiyonların toplum içinde hızla yayılabildiğini ve ciddi salgınlara yol açabildiğini aktararak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Su kesintisi dönemlerinde veya kesinti sonrasında gelen şebeke suyu, kuyu suları, tankerlerle taşınan sular, çeşme ve artezyen suları ile göl veya nehir gibi yüzey suları güvenilir olmayabilir. Bu tür suların doğrudan tüketilmesi ya da temizlikte kullanılması toplum sağlığı açısından tehlike oluşturur. Bu suların içilmesi, diş fırçalama veya banyo yapma gibi kişisel temizlikte kullanılması, sebze ve meyvelerin yıkanması veya buz yapımında tercih edilmesi tifo, kolera, amipli ya da basilli dizanteri, bağırsak parazitleri, hepatit A ve E, leptospiroz ve tularemi gibi hastalıkların bulaşmasına neden olabilir. Bu hastalıklar, hijyen kurallarına dikkat edilmediği durumlarda insandan insana da geçebilir."

"İshal, bulantı, kusma, karın ağrısı belirtilerinde sağlık kuruluşuna başvurulmalı"

Doç. Dr. Gülnur Kul, kirli atık suların içme veya kullanma suyuna karışmasının o suyu kullanan birçok kişinin aynı anda hastalanmasına yol açabileceğine de dikkati çekti.

Hastalıkların kuluçka sürelerinin farklı olduğunu anlatan Kul, "Bazı bakteriyel ishal vakalarında bu süre birkaç gün iken, tifoda ortalama iki hafta, hepatit A'da ise yaklaşık altı hafta olabilir. İshal, bulantı kusma, karın ağrısı gibi belirtiler görüldüğünde, tanı konulması ve olası bir salgının önlenebilmesi için vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Aynı anda birden fazla kişinin hastalanması, salgın riski açısından ciddi bir uyarı olarak değerlendirilmelidir." diye konuştu.

Su kesintisi sırasında boru hatlarında dış ortama göre daha düşük (negatif) basınç oluştuğunu ve bu durumun çevredeki kirli suların boruların içine sızmasına yol açabileceğini belirten Kul, "Böylece, kesinti sonrası şebekeye verilen temiz su, musluklardan kirlenmiş halde akabilir. Ayrıca suyun akışının durması veya yavaşlaması sonucunda boru yüzeylerinde biriken 'biyofilm' tabakasında mikroorganizmalar çoğalabilir ve suyun mikroplarla kirlenmesine yol açabilir." bilgisini paylaştı.

Kul, ambalajlı ve ruhsatlı kaynak suları dışında kalan tüm suların enfeksiyon riski taşıyabileceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu nedenle, su kesintilerinden sonra gelen şebeke sularının mutlaka kaynatılması veya klorlanması gerekir. Özellikle içme suyu olarak ya da sebze ve meyvelerin yıkanmasında kullanılacak suların kaynatılarak birkaç dakika kaynamaya devam etmesi ya da uygun şekilde klorlanması sağlanmalı. Bu işlemler, mikropların büyük oranda yok edilmesini sağlar."

İngiltere’de faaliyet gösteren GP’lere online hizmet zorunlu oldu

İngiltere’de İşçi Partisi hükümeti, GP kliniklerindeki telefon yoğunluğunu azaltmak amacıyla online randevu hizmetini zorunlu hale getirdi.

BBC tarafından yayınlanan habere göre, İngiltere’de faaliyet gösteren her GP kliniği, artık online randevu hizmeti vermek zorunda olacak.

Kliniklerin, Pazartesi’nden Cuma’ya kadar, 08:00 ve 18:30 saatleri arasında bu hizmeti vermesi gerekecek. Hastalar, acil olmayan durumlar için randevu almanın yanında, online randevu sistemiyle soru sorabilecek, semptomlarını anlatabilecek ve telefonla aranmayı talep edebilecek.

Ancak, düzinelerce hastanın, online randevu sistemine erişim sağlamakta zorluk çektiği belirtiliyor. BBC’nin haberine göre, hastalardan bazıları GP kliniklerinin bu değişiklikten haberi olmadığını söylerken, bazılarıysa hizmet sunulmasına karşın hiç boş yer bulunamadığını söyledi.

Tabipler Birliği (BMA) ise bu sistemin hasta sağlığını riske atabileceğini açıkladı. Bu sistemin zorunlu hale getirilmesiyle birçok ciddi vakanın gözden kaçabileceği belirtiliyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Bunun yanında, bu sistemin GP kliniklerini çok daha yoğun bir hale getirebileceği ifade ediliyor. Yapılan açıklamalarda, personelin hasta yoğunluğuyla baş etmekte zorlandığı zamanlarda sistemin geçici olarak kapatılmasına izin verilmesi gerektiği aktarıldı.

Bakanlar, GP kliniklerinin bu sistemi hayata geçirmesi için yeterli finansal desteğin sunulduğunu söylüyor. BBC’nin haberine göre, birçok klinik bu hizmeti yıllardır sunuyor olsa da bazıları yoğun saatlerde sistemi kapatıyor.

Şu anda ayda 6 milyon civarında randevunun online olarak alındığı görülüyor. Bu da toplam randevu sayısının beşte birine denk geliyor. Bu karar, hükümet tarafından bu hafta duyurulan ikinci dijital plan oldu.

Başbakan Keir Starmer, sanal hastane hizmeti olan NHS Online planlarını da açıklamıştı. Dijital yenilikler, yaz aylarında duyurulan 10 yıllık NHS planlarının ana temalarından biriydi.

Hükümet, bu planlar için 1,1 milyar poundluk ek yatırım yapıldığını açıkladı. Hükümet, online randevu sisteminin, doktorlara acilen ulaşmak isteyen kişilerin telefon sıralarında beklemesini önleyecek.

Dahası, bunun acil servislerdeki yoğunluğu da azaltması bekleniyor. Yapılan araştırmalarda, GP’lerine telefonla ulaşamayan kişilerin acil servislere başvurma olasılığının daha fazla olduğu görülüyor.

Uzmanından meme kanserinin erken teşhisinde kritik uyarı

Acıbadem Bayındır İçerenköy Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Köksal Bilgen, erken tanının meme kanseri tedavisinde başarıyı belirleyen en kritik faktör olduğunu, mamografi taramalarının ve düzenli hekim kontrollerinin bu sebeple ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti.

Hastaneden yapılan açıklamaya göre, dünyada her yıl yaklaşık 2,5 milyon kişiyi etkileyen meme kanseri, kadınlarda en sık rastlanan kanser türü olarak öne çıkıyor.

Hastalığın belirtilerini erken fark etmek, risk faktörlerini bilmek ve düzenli tarama yaptırmak ise tedavi başarısını artırmada kritik önem taşıyor.

Meme kanseri çoğunlukla lobüller veya kanallarda başlıyor, ilerleyen evrelerde vücudun diğer bölgelerine yayılabiliyor. Bu nedenle erken teşhis ve doğru müdahale hayat kurtarıcı nitelik taşıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Köksal Bilgen, meme kanserinin çoğunlukla lobüller veya kanallarda başladığını, ilerleyen evrelerde kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayıldığını aktardı.

Meme kanserinin en yaygın türleri arasında duktal ve lobüler invaziv meme kanserinin yer aldığını aktaran Bilgen, "Duktal invaziv kanserde hücreler kanalların dışına çıkarak meme dokusuna ve diğer bölgelere yayılabilir. Lobüler invaziv kanserde ise hücreler lobüllerden çevre dokulara ve vücudun diğer bölgelerine ilerler." ifadelerini kullandı.

Bilgen, memede veya koltuk altında kitle, memede kalınlaşma veya şişlik, deride irritasyon, kızarıklık veya pullanma, meme ucunda çekilme veya ağrının meme kanserinin uyarıcı işaretleri arasında yer aldığını anlattı.

Istikbal 860X450 Pxl

- "En ufak bulguda doktora başvurulmalıdır"

Aile öyküsünde kanser olan bireylerin, yoğun meme dokusunun, obezite ve alkol tüketiminin, fiziksel aktivite eksikliği ve sağlıksız beslenmenin meme kanseri riskini artıran faktörler arasında yer aldığını sıralayan Bilgen, bu risk faktörlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini ve düzenli kontrollerin çok önemli olduğunu vurguladı.

Kalıtsal gen mutasyonlarının meme kanseri riskini artırabileceğine de dikkati çeken Bilgen, "Ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsü varsa düzenli kontroller ve elle muayene ihmal edilmemelidir. Kalıtsal meme kanseri riski küçümsenmemeli, en ufak bulguda doktora başvurulmalıdır." değerlendirmesinde bulundu.

Bilgen, mamografinin meme kanserini erken evrede tespit etmek için en etkili yöntem olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:

"Mamografi ile tümör, elle fark edilmeden yaklaşık iki yıl önce saptanabilir. 40 yaş ve üzerindeki kadınların yılda bir kez mamografi yaptırması gerekir. Erken teşhis, tedavide başarıyı belirleyen en kritik faktördür. Tedavi hastalığın evresine göre planlanır. Erken evrelerde cerrahi ile başlanır, ardından radyoterapi ve kemoterapi uygulanır. İleri evrelerde kemoterapi önceliklidir, cerrahiye gerek duyulabilir.

Cerrahi yöntemler, meme koruyucu veya mastektomi şeklindedir. Meme koruyucu cerrahi hem onkolojik prensiplere uygun hem de estetik sonuçlar açısından avantaj sağlar. Masetekomi gereken durumlarda ise meme cildi korunarak protez veya hastanın kendi dokuları ile estetik sonuçlar elde edilir. Kadınların kendi kendine muayene yapması, düzenli hekim kontrollerini aksatmaması ve mamografi taramalarını ihmal etmemesi çok önemlidir. Erken tanı, meme kanseri tedavisinde başarıyı belirleyen en kritik faktördür."

Kulak ağrısı deyip geçmeyin! Çocuklarda işitme kaybına neden olabilir

Orta kulak iltihabı, özellikle küçük çocuklarda sık görülen ve zaman zaman geçici işitme kaybına neden olabilen bir sağlık sorunu. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Çalım, orta kulak enfeksiyonlarının nedenlerini, risk faktörlerini ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.

ÇOCUKLARDA SIKLIKLA GÖRÜLÜYOR

Orta kulağın hava dolu bir boşluk olduğunu ve bu boşluğun iltihapla dolmasının orta kulak enfeksiyonu olarak tanımlandığını söyleyen Prof. Dr. Çalım, özellikle 6 ay ile 2 yaş arası çocuklarda daha sık görülen bu durum olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Çalım, “Orta kulakla burun boşluğu arasındaki tüpün fonksiyonu, boyutu ve şekli açısından küçük çocuklar risk altında oluyor. Orta kulak, kulağımızın işitmesini sağladığı için burada oluşan iltihaplar geçici işitme kayıplarına yol açabiliyor” dedi.

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Çalım

MEVSİMSEL ARTIŞ VE RİSK FAKTÖRLERİ

Orta kulak iltihaplarının özellikle sonbahar ve kış aylarında arttığını vurgulayan Prof. Dr. Çalım, “Alerjenler ve polenlerin mevsim geçişlerinde artması, hava kirliliği ve sigara dumanına maruz kalmak da etkiliyor. Anne babası sigara içen çocuklarda orta kulak iltihabı daha sık görülüyor. Bu yüzden ailelerin çocuklarını pasif içicilikten koruması çok önemli” diye konuştu.

BELİRTİLER VE KORUNMA YOLLARI

Çocuklarda sık görülen belirtiler arasında kulakta ağrı, kulağı çekiştirme, huzursuzluk, sık ağlama ve uyku bozukluğu olduğunu belirten Prof. Dr. Çalım, erişkinlerde ise kulakta basınç artışı ve işitme azalmasının yaygın olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Çalım, Sigara dumanından uzak durmak, kalabalık ortamlarda hastalık döneminde çocukları korumak ve düzenli sağlık kontrolleri yaptırmak büyük öneme sahip” dedi.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Orta kulak enfeksiyonlarının tedavisi başarısız olduğunda cerrahi müdahale gerekebildiğini belirten Prof. Dr. Çalım: “Bazı durumlarda kulak tüpü uygulanarak sıvı boşaltılır, orta kulak basıncı dengelenir ve orta kulak fonksiyonu yeniden kazanılır. Zamanla tüp kendiliğinden düşer ve kulak zarı kendiliğinden kapanır.” şeklinde konuştu. 

Sağlıkta fark yaratan uygulama: Gülüş tasarımıSağlıkta fark yaratan uygulama: Gülüş tasarımı

Sağlık Bakanlığı PERSONEL ALIMI (15.247-2.753) Kadro & Başvuru ŞartlarıSağlık Bakanlığı PERSONEL ALIMI (15.247-2.753) Kadro & Başvuru Şartları

Kanser hastası Hasan’ın "ilaç" talebi: "Bizi çaresiz bırakmasınlar"

Seyhan ilçesindeki Gülbahçesi Mahallesi’nde yaşayan Hasan Öcal, en büyük hayali elektrik elektronik mühendisi olmak için üniversite sınavına hazırlanırken, öksürük, göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayetleri yaşayınca hastaneye başvurdu.

Hasan Öcal (22)

KANSER TEDAVİSİNE BAŞLADI 

Yapılan tetkiklerin sonucunda lenf sistemi kanserinin bir türü olan Hodgkin lenfoma tanısı alan Hasan Öcal, bu süreçte üniversite sınavına da giremedi.

Bir an önce iyileşip hayalini gerçekleştirmek isteyen Öcal, 2024 yılının ocak ayında Adana Şehir Hastanesi’nde kanser tedavisine başladı.

Kemoterapi tedavisine yanıt vermeyen Öcal’ın hastalığı ilerleme gösterince doktoru tek çarenin yurt dışından temin edilen akıllı ilaç tedavisi olduğunu söyledi.

Hasan Öcal (22), hastanede tedavi görüyor.

 

AKILLI İLAÇ TEDAVİSİ İYİ GELDİ, MAHKEME YOLUYLA ALMAYA ÇALIŞTI

  • SGK’ya başvuran Hasan Öcal için ilaçların ücretsiz karşılanamayacağı söylendi.

  • Avukatıyla görüşüp mahkeme kararıyla 6 ay boyunca ilacını alabilen Öcal’ın sağlık durumu iyiye gitti.

  • Doktorlar en az 3 ay daha bu tedaviye devam etmesini önerdi ancak bu kez mahkemeden olumsuz yanıt geldi.

  • Hasan Öcal, üst mahkemeye kadar başvurdu ancak adli tatil sürecine denk gelince aylarca tedaviden geri kaldı.

Uzman doktor uyardı; 'Sakız çiğnerken kanser olmayın'Uzman doktor uyardı; "Sakız çiğnerken kanser olmayın"

Ünlü oyuncu 10 yılık kanser sırrını paylaştıÜnlü oyuncu 10 yılık kanser sırrını paylaştı

İllet hastalık iki yıl önce başladı! 270 kiloya ulaşan Mehmet, 15 aydır evden çıkamıyorİllet hastalık iki yıl önce başladı! 270 kiloya ulaşan Mehmet, 15 aydır evden çıkamıyor

6 milyonda bir görülüyor! Gebeliği sırasında öğrendi şoke oldu6 milyonda bir görülüyor! Gebeliği sırasında öğrendi şoke oldu

LÖSEV KANSER HASTASI GENCİN YARDIMINA KOŞTU

Bu süreçte LÖSEV’den uzatılan yardım eliyle Öcal, iki doz daha ilaç alabildi.

Kendisini uzun ve zorlu bir tedavinin beklediğini belirten Hasan Öcal, “Tedavim yarıda kalınca ben LÖSEV’e başvurdum. LÖSEV hiç ikiletmeden desteğini sundu. Şu anda da destek vermeye devam ediyor. Ama tedavimin ne kadar süreceği öngörülemiyor. İlacın 21 günlük kullanım bedeli 274 bin TL. Benim bunu ödeyecek gücüm yok.” diye konuştu.

Hasan Öcal

İLAÇ SGK KAPSAMINA ALINDI ANCAK BU KEZ KRİTERLERE TAKILDI

Geçen aylarda kullandığı ilacın cumhurbaşkanı kararnamesiyle SGK kapsamına alındığını ancak bu kez kriterlere katıldığını anlatan Öcal, şöyle konuştu:

“Yakın zamanda da kullandığım ilaç Resmi Gazete’de yayımlanan kararla SGK kapsamında geri ödemeye alındı. Ancak ben doktorumla görüştüğümde bu kriterleri karşılamadığımı öğrendim. Mesela kök hücre nakli sonrası kullanılması gibi. Ben daha nakil olamadım. Ama bu tedavi bana iyi geliyor. En temel hakkım olan yaşama hakkımı istiyorum. İyileştikten sonra üniversite okuyup hayallerime kavuşmak istiyorum. O nedenle devlet büyüklerimden, Sağlık Bakanlığı ve SGK’dan ricam; ben ve benim gibi hastaların ilaç bedelini karşılamanız veya bir düzenleme getirmeniz, bizi çaresiz bırakmamanızdır.” 

Hasan Öcal, üniversite sınavlarına hazırlandığı sırada kanser olduğunu öğrendi.

💾

<p>Adana'da elektrik elektronik mühendisi olmak için üniversite sınavına hazırlanırken lenf kanseri olduğunu öğrenen Hasan Öcal'ın (22), akıllı ilaç tedavisi nakil kriterine takıldı. Öcal, ilacı alabilmek için yetkililerden yardım istiyor.</p>

<p>Seyhan ilçesindeki Gülbahçesi Mahallesi’nde yaşayan Hasan Öcal, en büyük hayali elektrik elektronik mühendisi olmak için üniversite sınavına hazırlanırken, öksürük, göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayetleri yaşayınca hastaneye başvurdu.</p>

<p>KANSER TEDAVİSİNE BAŞLADI </p>

<p>Yapılan tetkiklerin sonucunda lenf sistemi kanserinin bir türü olan Hodgkin lenfoma tanısı alan Hasan Öcal, bu süreçte üniversite sınavına da giremedi.</p>

<p>Bir an önce iyileşip hayalini gerçekleştirmek isteyen Öcal, 2024 yılının ocak ayında Adana Şehir Hastanesi’nde kanser tedavisine başladı.</p>

<p>Kemoterapi tedavisine yanıt vermeyen Öcal’ın hastalığı ilerleme gösterince doktoru tek çarenin yurt dışından temin edilen akıllı ilaç tedavisi olduğunu söyledi.</p>

<p> </p>

Erken yaşta telefon kullanımı çocukların gelişimini tehdit ediyor

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Barut, yaptığı yazılı açıklamada, özellikle 0-6 yaş arasındaki çocukların ekran başında geçirdikleri zamanın artmasının gelişimsel açıdan kritik riskler taşıdığını vurguladı.

Çocukların erken yaşta telefonla tanışmasının gelişimlerinde olumsuz etkiler doğuracağını dile getiren Barut, "Çocukların erken yaşta telefonla tanışması, özellikle beyin gelişiminin en hızlı olduğu 0-6 yaş döneminde olumsuz etkiler yaratabilir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar için deneyimsel öğrenme, oyun ve insan etkileşimi kritik önemdedir. Telefon gibi pasif ekranlar, dili anlama, duyguları tanıma ve ifade etme gibi gelişim alanlarında gecikmelere neden olabilir." uyarısında bulundu.

Telefon ve tablet gibi dijital cihazların uzun süreli kullanımının, çocuklarda dikkat eksikliği, uyku bozuklukları ve sosyal becerilerde zayıflık gibi sorunlara yol açabildiğine dikkati çeken Barut, şunları kaydetti:

"Bilimsel araştırmalar, uzun süreli ekrana maruz kalan çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite belirtileri, uyku problemleri ve sosyal etkileşimlerde zayıflık ile ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Özellikle hızlı görsel geçişler içeren dijital içerikler, çocukların dikkat sürelerini kısaltabiliyor. Ayrıca mavi ışık, uyku hormonlarını baskılayarak çocukların uykuya geçişini zorlaştırabiliyor. Sosyal gelişim açısından da yüz yüze etkileşimlerin yerini ekranın alması, empati gelişimini ve sosyal ipuçlarını okuma becerilerini olumsuz etkiliyor.

Birçok ebeveyn, çocuklarını sakinleştirmek ya da oyalamak için dijital cihazlara başvuruyor. Bu yanlış. Telefonun bir 'sakinleştirici' ya da 'ödül-ceza aracı' olarak kullanılması, çocukların duygusal düzenleme becerilerinin gelişmesini engelleyebilir. Çocuklar zorlayıcı duygularla başa çıkmayı öğrenmek yerine bu duyguları bastırmak için dışsal araçlara bağımlı hale gelebilir. Telefonun bir sakinleştirici olarak kullanılması, ilerleyen yaşlarda stres, kaygı veya öfke gibi duygularla başa çıkmakta zorluk yaşamalarına neden olabilir."

Anne baba, çocuklarına teknoloji kullanımında rol model olmalı

Çocukların teknolojiyle sağlıklı ilişki kurabilmeleri için ailelere ve öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü belirten Barut, anne babaların çocuklarına teknoloji kullanımı konusunda iyi rol model olması gerektiğini vurguladı.

Özellikle okul öncesi dönemde ekran süresinin günde 1 saati geçmemesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Yaşar Barut, şu tavsiyelerde bulundu:

"Bunun yerine çocukları kitap okumaya, açık havada oyun oynamaya ve yaratıcı etkinliklerle meşgul olmaya teşvik etmek çok daha faydalı olacaktır. Çocuğunuzla birlikte dijital içerikleri izlemek ve sonrasında bu içerikler hakkında konuşmak, onun dijital dünyayı anlamasını ve medya okuryazarlığını geliştirmesini sağlar. Ayrıca, günlük yaşamda ekranlardan uzak kalınacak zaman dilimleri planlamak; örneğin yemek saatlerinde ya da yatmadan önce dijital molalar vermek, sağlıklı bir kullanım alışkanlığı kazandırmada oldukça etkilidir.

Devlet politikaları, çocukların sağlıklı dijital medya kullanımı konusunda bilinçli bireyler olarak yetişmeleri için medya okuryazarlığını okul müfredatlarına entegre etmeli. Ailelere rehberlik hizmetleri sunulmalı ve ekran yerine aktif öğrenme desteklenmeli. İskandinav ülkelerinde uygulanan 'ekran detoksu günleri' veya Japonya'daki sınırlı ekran politikaları, çocukların teknolojiyle sağlıklı bağlar kurmasına yardımcı olan başarılı örnekler arasında yer alıyor."

Dört Kadın Girişimciden Bütünsel Sağlık Kampı ve Seminerleri

İş dünyasında farklı alanlarda başarılarıyla tanınan dört kadın girişimci, sağlık ve şifa odaklı yeni bir iş modeli geliştirerek Bütünsel Sağlık Kampı ve Seminerlerini hayata geçiriyor.

Eylül Çeviri ve Health Life kurucusu iş insanı Cihan Kılıç Aydın, Healglob kurucusu gazeteci-yazar Şükriye Tahir, mimar Neslihan Korkmazyürek ve eğitimci Sanem Şahin, geliştirdikleri bu modelle hem bireysel sağlık ve farkındalığı hem de toplumsal iyilik halini desteklemeyi amaçlıyor.

İlk Kamp İstanbul’da

Projenin ilk etkinliği 20–21 Eylül 2025 tarihlerinde İstanbul Durusu Park Trikos Otel’de gerçekleşecek. Kamp, sağlık ve bütünsel sağlık alanında uzman isimleri bir araya getirerek katılımcılara hem seminer hem de uygulamalı aktivite programları sunacak.

Sanat, Bilim, Doğa ve Hayvanlarla Şifa

Etkinlik boyunca katılımcılar;

  • At terapisi,
  • Resimle şifa sanatı,
  • Keçe sanatı ile zihinsel dinçlik,
  • Topraklama çalışmaları,
  • Sembol diliyle şifalanma,
  • EFT, Regresyon
  • Su sesi terapisi
  • Sayılarla hayat amacını bulma ve uygulama

gibi pek çok farklı bütünsel sağlık yöntemini deneyimleme fırsatı bulacak.

Türkiye ve Dünyaya Açılacak

Bütünsel Sağlık Kampı ve Seminerleri yalnızca İstanbul’la sınırlı kalmayacak; ilerleyen dönemlerde Türkiye’nin farklı şehirlerinde ve yurtdışında da düzenlenerek geniş kitlelere ulaşacak. Türkiye ve İngiltere’den iki ayaklı olarak yürütülen projenin İngiltere ayağını uzun yıllardır burada başarılı çalışmalara imza atan Sanem Şahin ve Neslihan Korkmazyürek yürütüyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Çocuklarda okul reddi başka rahatsızlık kaynaklı olabilir

Medipol Üniversitesi Çamlıca Hastanesi'nden Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Aygün Hüseyinova, okul reddinin kaygı bozukluklarının habercisi olabileceğini belirterek aileleri uyardı.

Hastaneden yapılan açıklamaya göre, Dr. Aygün Hüseyinova, okul reddinin genellikle bir buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu belirtti.

Hüseyinova, yüzeyde basit bir "okula gitmeme" davranışı gibi dursa da altında çok daha derin kaygıları ve psikolojik sorunları gizlediğini aktararak, bu durumun sadece çocuğu değil, tüm aileyi sarsan bir kriz olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Çocukların, aslında okula gitmek istediğini, ancak okul saatleri yaklaştığında karın ağrısı, mide bulantısı veya kusma gibi yoğun kaygı belirtileri yaşadıklarının bilgisini veren, Hüseyinova, "Bu durum, davranışsal problem olan okuldan kaçma eğilimi arasındaki farkın anlaşılmasını sağlar. Okul reddi genellikle kaygı bozuklukları ya da başka psikiyatrik sorunlarla birlikte görülür." ifadelerini kullandı.

Hüseyinova, okul reddinin yalnızca psikiyatrik nedenlerle değil, çevresel ve sosyal etkenlerle de ilişkili olabileceğini belirterek, okuldaki olumsuz yaşam deneyimleri, öğretmen tutumu, akran zorbalığı veya aile içi sorunların da çocukların okulu reddetmesine yol açabildiğini, bu nedenle çocuğun durumunun detaylı bir şekilde incelenmesi ve altta yatan nedenlerin belirlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

- Kademeli olarak okula alıştırılabilir

Ailelerin bu süreçte çocuğu evde tutarak sorunu pekiştirmemesi gerektiğini vurgulayan Hüseyinova, şunları kaydetti.

"Okula gitmeme süresi uzadıkça, çocuğun yeniden uyum sağlaması da zorlaşır. Küçük yaş gruplarında, aşamalı maruz bırakma yöntemi uygulanarak bu süreç daha kısa sürede tamamlanabilir. Bu yöntemde çocuk sınıfa girerken, ebeveynin önce sınıfın önünde, ardından okul bahçesinde beklemesi gibi adımlarla çocuk, ortama kademeli olarak alışır."

Hüseyinova, gençlerde okul reddinin arkasında yatan nedenlerin genellikle daha derin ve karmaşık olabileceğini kaydederek, "Gençlerde ise, uzman desteğiyle altta yatan psikiyatrik sorunların tedavisine bir an önce başlanmalıdır. Sürecin mutlaka bir uzman ve okul işbirliğiyle yürütülmesi gerekiyor." tavsiyesinde bulundu.

Aaraf Yatay Haber Altı Buyuk

SMA'da erken tanı yaşam kalitesini artırıyor

Roche İlaç Türkiye, SMA (Spinal Musküler Atrofi) hastalığında erken tanı ve modern tedavi uygulamaları sayesinde hastaların yaşam kalitesinin belirgin şekilde arttığını bildirdi.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, ağustos ayı tüm dünyada SMA farkındalık ayı olarak kabul ediliyor.

Türkiye'de bu konuda erken tanı programları, tedaviye erişim olanakları ve toplumsal farkındalık çalışmalarıyla bu alanda dünyanın önde gelen ülkeler arasında yer alıyor.

SMA'nın dünya genelinde görülme sıklığı 10 binde 1 iken, Türkiye'de bu oran 6 binde 1 olarak görülüyor.

Erken tanı ve modern tedavi uygulamaları sayesinde hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde yükselirken, onaylı tedavilerin geri ödeme kapsamında olması ve tüm yaş gruplarındaki hastaların bu tedavilere erişebilmesi, Türkiye'yi SMA yönetiminde öne çıkarıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Roche İlaç Türkiye Genel Müdürü Farid Bidgoli, Türkiye'de her yıl yaklaşık 200 yeni SMA vakası görüldüğünü ve buna rağmen Türkiye'nin, tedaviye erişimde birçok gelişmiş ülkenin önünde yer aldığını kaydetti.

Bidgoli, onaylı tedavilerin büyük kısmının Türkiye'de mevcut ve geri ödeme kapsamında olduğunun altını çizerek, ayrıca tüm SMA tipleri ve yaş gruplarında tedaviye erişimin sağlanabildiğini aktardı.

Amaçlarının, yenilikçi tedavilere erişimi artırmak, standartları yükseltmek ve hastaların yaşam kalitesini en üst düzeye çıkarmak olduğunu kaydeden Bidgoli, "SMA yalnızca nadir bir hastalık değil, ailelerin yaşamını derinden etkileyen bir mücadele. Biz biliyoruz ki bu yolculukta umut, bilimin ışığında ve dayanışmayla büyüyor. Ağustos SMA Farkındalık ayında SMA'lı çocuklar, bireyler ve aileleri için 'birlikte mümkün' diyoruz." ifadelerini kullandı.

- "2023'e kadar 1,83 milyon kişi tarandı"

Türkiye Çocuk Nörolojisi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Uluç Yiş, SMA'nın, kas hareketlerini kontrol eden motor nöronların kaybıyla ortaya çıkan kalıtsal bir hastalık olduğunu belirtti.

Yiş, yutma ve solunum sorunları gibi ciddi ek rahatsızlıkların, semptomlar başlamadan tedavi edilen hastalarda neredeyse hiç görülmediğini anlatarak, şöyle devam etti:

"Türkiye, dünyada yaklaşık 30 ülkede bulunan SMA tarama programına sahip ve 2022'de Ulusal Yenidoğan Tarama Programı'na dahil edilen topuk kanı testiyle hastalık doğumdan sonraki ilk günlerde saptanabiliyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2022'de 1,55 milyon bebeğe test yapılmış ve 235'ine SMA tanısı konuldu. Ayrıca, 2021'de başlatılan evlilik öncesi tarama programı kapsamında 2023'e kadar 1,83 milyon kişi tarandı. Erken tanının yanı sıra, mevcut ilaç tedavileri ve çok yönlü bakım yaklaşımlarıyla (fizyoterapi, beslenme desteği, cihazlar) hastaların yaşam kalitesi önemli ölçüde artıyor."

Türk Nöroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hacer Durmuş Tekçe ise SMA'nın belirtilerinin ortaya çıkış yaşı ve şiddetine göre Tip 0, Tip 1, Tip 2, Tip 3 ve Tip 4 olmak üzere beş gruba ayrıldığı bilgisini paylaştı.

Toplumda yalnızca çocuklukta görüldüğü düşünülse de Tip 3 ve Tip 4 gibi geç başlangıçlı tiplerin ergenlik ya da erişkinlik döneminde de ortaya çıkabildiğini vurgulayan Tekçe, "Türkiye'de yaklaşık 1300 SMA hastası tedavi görmektedir. Erişkin hastaların kullanabildiği iki tedavi seçeneği hem hastalar hem de yakınları için süreci önemli ölçüde kolaylaştırmakta; iş ve sosyal yaşamdan kopmadan yaşam kalitesini artırmaktadır." değerlendirmelerinde bulundu.

- "Toplumda doğru farkındalık oluşturmak için çalışıyoruz"

Türkiye SMA Vakfı Başkan Vekili Ece Soyer Demir de SMA'nın, genetik ve ilerleyici bir kas hastalığı olduğunu anımsatarak, erken tanı ve düzenli tedaviyle yaşam kalitesinin önemli ölçüde iyileştirilebileceğinin altını çizdi.

Taşıyıcılık tarama testleri sayesinde hastalığın önüne geçmenin mümkün olduğuna işaret eden Demir, şunları kaydetti:

"Toplumda her 40-60 kişiden biri taşıyıcıdır, bu nedenle test, mücadelede atılacak ilk ve en kritik adımdır. Yenidoğan Tarama Testi de henüz belirtiler başlamadan tanı konulmasını ve erken tedaviyle kas kayıplarının önlenmesini sağlamaktadır. Türkiye SMA Vakfı olarak, aile buluşmaları, ulusal kamp ve eğitim-burs programları gibi projelerle SMA'lı bireylerin ihtiyaçlarını destekliyor, toplumda doğru farkındalık oluşturmak için çalışıyoruz. Bu nedenle bu tür iletişim faaliyetlerini çok değerli buluyorum."

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

Otobüs durağında elektronik sigara kullanımına ceza geliyor

Birleşik Krallık hükümeti, toplu taşımada elektronik sigara kullanımına karşı yeni bir yasa hazırlıyor.

Yapılacak yeni düzenlemeye göre:
* Otobüs duraklarında elektronik sigara içenlere 100 sterlinlik anında ceza kesilebilecek.
* Cezayı ödenmemesi halinde, tutar 1.000 sterline kadar çıkabilecek.
* Bu yasak hem açık durakları hem de kapalı durakları kapsayacak.
SON VERİLER DİKKAT ÇEKİCİ!
* 2022-2023 arasında toplu taşımada elektronik sigara şikâyetleri %188 arttı.
* Şikâyetlerin yarısından fazlası otobüslerde.

Aslında toplu taşımada (metro, otobüs, tren, uçak) elektronik sigara uzun süredir yasak. Yeni düzenleme ile, otobüs duraklarını da kapsayacak.
ELEKRONİK SİGARA İLE İLGİLİ GELİŞMELER
* Tek kullanımlık elektronik sigaraların satışı bu yıl yasaklandı.

* Ocak 2009 sonrası doğanlar, ömür boyu sigara satın alamayacak.

Istikbal 860X450 Pxl

Enfeksiyon belirtisi olan kişileri görmek dahi bağışıklık sistemini harekete geçiriyor

İsviçre öncülüğünde yürütülen araştırmada, 248 sağlıklı gönüllüye VR gözlükleri takılarak beş farklı deney yapıldı.

Katılımcılara, nötr ifadelerine sahip ya da bazı cilt döküntüleri gibi enfeksiyon belirtileri gösteren yüz fotoğraflarının kendilerine doğru yaklaştığı izletildi.

Deneylerde, katılımcılardan yüzlerine hafifçe dokunulduğunda mümkün olan en kısa sürede bir düğmeye basmaları istendi.

Sonuçlara göre, enfekte görünen yüz fotoğrafları uzaktan bile yaklaşıyor gibi algılandığında, katılımcılar tepki vermede daha hızlı davrandı.

Beyindeki elektriksel hareketlerin ölçüldüğü elektroensefalografi (EEG) testleri ve beyin görüntüleme yöntemleri, bu reflekse karşılık veren nöral hareketliliğin özellikle hipotalamus bölgesinde yoğunlaştığını gösterdi.

Buna göre enfekte yüzleri gören sağlıklı bireylerin bağışıklık hücrelerinde gözle görülür bir hareketlenme tespit edildi. Kan örnekleri de bu fizyolojik tepkiyi doğruladı.

Cenevre Üniversitesinden Prof. Camilla Jandus, araştırmaya ilişkin, "Temel olarak, bağışıklık sisteminin erken uyarıcılarından biri olan doğal lenfoid hücreler adı verilen hücrelerin aktive olduğunu gördük." ifadelerini kullandı.

Sağlık Bakanlığından risk grubunda bulunanlara sıcak hava uyarısı

Demirkol, Meteoroloji Genel Müdürlüğünce hava sıcaklığının artacağı yönünde uyarılar yapıldığını hatırlatarak, "Gebeler, bebekler ve kronik hastalığı bulunan yaşlı bireyler ile bağışıklık sistemi baskılanmış vatandaşlarımızın daha dikkatli olması gerekiyor." dedi.
Vatandaşların özellikle öğle saatlerinde dışarıda bulunmaması gerektiğini vurgulayan Demirkol, dışarı çıkmak zorunda olanlara, geniş şapka kullanmalarını, güneş gözlüğü takmalarını, açık renkli kıyafetler giymelerini ve güneş kremi kullanmalarını önerdi.

Demirkol, sıcak havalarda vücut sıvı kaybının arttığına dikkati çekerek, "Bu dönemlerde bol su tüketmeyi, asitli, yağlı ve kızartma türü yiyecekleri çok fazla tüketerek dışarı çıkmamayı öneriyoruz. Günlük 2,5-3 litrenin altında su içmesinler. Normal zamandan daha fazla su tüketilmesini de tavsiye ediyoruz." diye konuştu.

Sağlık Bakanlığından Risk Grubunda Bulunanlara Sıcak Hava Uyarısı (1)

"Açıkta satılan yiyecekler tüketilmemeli"

Sıcak havalarda gıda zehirlenmeleri ve ishal vakalarında artış yaşandığına işaret eden Demirkol, açıkta satılan yiyeceklerin tüketilmemesi gerektiğini söyledi.

Güvenilir olmayan yerlerden yemek yemekten kaçınılması gerektiğini belirten Demirkol, "Toplu tüketilen yiyeceklerde dikkatli olunmalı. Mümkünse evde pişirilen ve saklama koşulları bilinen gıdalar tercih edilmeli. Özellikle dışarıda satılan ve açık havada bozulma ihtimali olan çiğ tüketilen bazı besinlerden de bu dönemde kaçınılmalı." ifadelerini kullandı.

Muhammed Emin Demirkol, ishal, bulantı, kusma, ateş gibi belirtiler görüldüğünde vatandaşların zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna, özellikle aile sağlığı merkezlerine başvurması gerektiğini vurguladı.

Demirkol, sıcak hava koşullarından en fazla etkilenen gruplara ilişkin de "Gebeler, kronik hastalığı olanlar, yaşlılar ve yenidoğanlar büyük risk altında. Tansiyon, diyabet gibi hastalığı olanların, bağışıklığı baskılayacak ve onkolojik anlamda tedavi gören vatandaşlarımızın da bu anlamda daha fazla risk altında olduğunu söyleyebiliriz." dedi.

Dünyada 304 milyon insan hepatit B veya C ile yaşıyor

Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cumhur Artuk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hepatitin bulaşıcı virüsler ya da bulaşıcı olmayan etkenlerin neden olduğu bir karaciğer iltihabı olduğunu belirtti.

Hepatitin karaciğer hasarı ve kanser de dahil olmak üzere bir dizi sağlık sorununa yol açtığını vurgulayan Artuk, hepatit virüslerinin A, B, C, D ve E olmak üzere 5 ana türü bulunduğunu, bu virüslerin hepsinin karaciğer hastalığına neden olabilse de bulaşma yolları, hastalığın şiddeti, coğrafi dağılım ve korunma yöntemleri gibi önemli noktalarda farklılıklar gösterdiğini söyledi.

Doç. Dr. Artuk, hepatitin B ve C türlerinin yüz milyonlarca insanda kronik hastalığa yol açtığına, bu türlerin aynı zamanda karaciğer sirozu, karaciğer kanseri ve viral hepatit kaynaklı ölümlerin en yaygın nedeni ve önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkati çekti.

Bulaşıcı hastalıklara bağlı ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yer alan hepatitin yılda tahmini 1,8 milyon kişinin ölümüne neden olduğunu ifade eden Artuk, "Dünya çapında tahmini 304 milyon insan hepatit B veya C ile yaşamaktadır ve çoğu için test ve tedavi henüz mümkün değildir." dedi.

Artuk, hepatit virüslerinin neden olduğu hastalıklar hakkında küresel farkındalık oluşturmak amacıyla 28 Temmuz'un "Dünya Hepatit Günü" ilan edildiğini bu yılki temanın "Hepatitleri Adım Adım İnceleyelim" olarak belirlendiğini dile getirdi.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) küresel sağlık stratejisine değinen Artuk, "2022-2030 yıllarını kapsayan strateji ile 2030 yılına kadar yeni hepatit enfeksiyonlarının yıllık 520 bine, hepatit kaynaklı ölümlerin 450 bine düşürülmesi hedefleniyor. Acil ve sürdürülebilir bir eylemde bulunulmazsa, viral hepatitin 2030 yılına kadar 9,5 milyon yeni enfeksiyona, 2,1 milyon karaciğer kanseri vakasına ve 2,8 milyon ölüme neden olması bekleniyor. Hepatit B aşılamasının yaygınlaştırılması, hepatit B ve C için önleme, test ve tedaviye erişimin iyileştirilmesi ve farkındalığı artırmak ve bulaşmayı azaltmak için hedefli halk eğitimi kampanyaları yoluyla büyük ölçüde önlenebilir." diye konuştu.

"Aşı ve hijyen önlemleri hastalıktan korunmada etkili"

Hepatit A'nın genellikle kirlenmiş (kontamine) su ve besinlerle bulaştığını ve kötü hijyenik koşullarda salgınlara neden olabildiğini belirten Artuk, çocukluk çağlarında hafif belirtilerle geçirilen hepatit A enfeksiyonunun, ileri yaşlarda daha ağır seyrettiğini ve şiddetli karaciğer hastalığı ile ölümlere yol açabildiğini vurguladı.

Doç. Dr. Artuk, Türkiye'de hijyen kurallarına ve temizlik koşullarına uyum, temiz su kaynaklarına ulaşımın artışı, sosyoekonomik koşullarla ilgili diğer göstergelerin iyileşmesi ve 2012 yılı sonu itibarıyla başlayan hepatit A uygulamaları sonucunda enfeksiyonun görülme sıklığının azaldığını hatırlattı.

Hepatit B ve C'nin kan yoluyla, sterilize edilmemiş tıbbi aletlerle, ortak enjektör kullanımı, korunmasız cinsel temas ve anneden bebeğe geçiş gibi yollarla bulaşabildiğini aktaran Artuk, şu bilgileri verdi:

"Hepatit B hastalığından korunmanın en etkili yolu aşılanmadır. Ülkemizde Hepatit B aşısı 1998 yılı itibarıyla rutin çocukluk çağı aşı takvimine eklenmiştir. Aşılanmayla ülkemizde hastalığın görülme sıklığı azalmakla birlikte, halen mücadele edilmesi gereken bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Hepatit C virüsüne karşı aşı henüz bulunmamaktadır ancak kullanılmaya başlayan yeni ilaçlarla tedavide yüzde 95'in üzerinde iyileşme sağlanmaktadır. Aşı dışında hepatitlerden korunmanın en etkili yolu, bulaş yoluna ilişkin koruma önlemlerinin alınmasıdır."

"Türkiye Viral Hepatit Önleme ve Kontrol Programıyla hastalığın erken tespiti sağlanıyor"

Artuk, hepatit D virüsünün ise hepatit B virus (HBV) enfeksiyonu olan kişilerde hastalığa yol açtığını vurgulayarak, "HBV'nin yokluğu enfeksiyon yapmaz. HDV kan ve kan ürünleri temasıyla, kas içi veya damar içi enfeksiyonlarla deri ve mukoza yoluyla ve cinsel yolla bulaşabilir." ifadesini kullandı.

Hepatit E virüsünün (HEV) de fekal-oral (dışkı ile temas) yol ile bulaşabildiğini vahşi ve evcil hayvanlarda bulunduğunu, akut enfeksiyona yol açtığını dile getiren Artuk, gebelikte geçirildiğinde hepatit E hastalığının daha ciddi seyrettiğini özellikle gebelerde son 3 aylık dönemde düşük, erken doğum, ciddi karaciğer yetmezliği ile ölüm riskinin artmasına sebep olabileceğini, bu virüsün de bir tedavisinin ve aşısının olmadığını anlattı.

Doç. Dr. Artuk, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Viral Hepatit Önleme ve Kontrol Programı (2024-2030) stratejileri kapsamında viral hepatitler açısından farkındalığın artırılması, viral hepatit bulaşının önlenmesi, yeni vaka sayısının azaltılması, hastalığın erken tespiti ve hastaların tedaviye yönlendirilmesiyle siroz ve kanser gelişiminin önlenmesinin hedeflendiğini kaydetti.

MHRS'de randevu talebi öncesi "Aile Hekimine Yönlendirme Uygulaması" başladı

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak ve kaynakları daha verimli kullanmak amacıyla yeni bir düzenlemeye gidildi.

Sağlık Bakanlığı, MHRS üzerinden randevu talebi oluşturmadan önce vatandaşların tercihine sunmak üzere "Aile Hekimine Yönlendirme" uygulamasını devreye aldı.

25 Temmuz'da hayata geçirilen uygulamayla vatandaşlar, MHRS üzerinden randevu talebi bırakma işlemi öncesinde "Aile Hekimine Yönlendirme" ekranıyla karşılaşacak.

Tercihleri doğrultusunda aile hekimine yönlendirilen kişiler, önce aile hekimlerince muayene edilecek ve değerlendirmeleri yapılacak.

Aile hekimi değerlendirmesi sonrası kolay randevu

Aile hekimleri, muayene sonrası gerek duyulan durumlarda, kayıtlı nüfusları için kendilerine ayrılan rezerv kontenjan sayesinde MHRS üzerinden kişilere doğrudan uzman hekim randevusu oluşturabilecek.

Uygulamayla vatandaşların uzman hekimlere erişiminin hızlanması, aile hekimliği kapasitelerinin daha verimli kullanılması ve birinci basamakta çözülebilecek sağlık sorunlarının doğrudan aile hekimlerince yönetilmesi hedefleniyor.

Uzmanından "kene sayısında önceki yıllara göre olağanüstü bir artış yok" açıklaması

Kenelerle ilgili uzun yıllar araştırmalar yapan ve "Kenelerin Medikal Veteriner Önemleri" adlı kitap yazan İnci, AA muhabirine, kene vakalarıyla ilgili korku ve paniğe sevk eden sosyal medya paylaşımlarına itibar edilmemesi, yetkin veya yetkili kişilerin yaptığı açıklamalara kulak verilmesi gerektiğini söyledi. Vatandaşı doğru bilgilendirmenin önemini vurgulayan İnci, "Sosyal medya platformlarındaki yanlış ifadeleri, paylaşımları ortadan kaldırmak, insanları bilimsel olarak kene korkusu ve kaygısından uzak tutmak bizim görevimiz." diye konuştu. Sivas, Tokat ve Kayseri'de bu yıl mayıstan itibaren 8 kişinin kenelerden bulaşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı (KKKA) şüphesiyle hayatını kaybettiğini anımsatan İnci, ölümlerin ardından çok sayıda sosyal medya hesabından önceki yıllara göre kene popülasyonunda artış olduğuna yönelik paylaşımlar yapıldığına dikkati çekti. Bu paylaşımların gerçeği yansıtmadığının altını çizen İnci, şunları kaydetti: "Geçen yıldan bu yıla bariz ve dramatik bir artış yok, öyle bir istatistik de yok. Bunlar verisi olmayan yanıltıcı söylemler. Sosyal medyanın tıklanma beklentisinde üretilmiş yanlış paylaşımlar. Bunlar insanları daha çok korkuya ve paniğe yönlendiren paylaşımlar. Bu çerçevede son zamanlarda yapılmış paylaşımların tamamı yanlış. Ülkemizde, kenelerin medikal ve veteriner hekimlik açısından önemleri çok iyi bilinen bir durumdur. Burada anlayamadığımız şekilde konu sosyal medyada istismar ediliyor. Biz bu istismarlarla çok üzülüyoruz." "İnsanları korkutmayalım" İnci, tarlada çalışmanın, sürü otlatmanın, mantar toplamanın ya da başka sebeple araziye çıkmanın korkulacak bir durum olmadığını dile getirerek, şöyle devam etti: "İnsanları korkutmayalım, insanlar doğal hayata uygun şekilde davranışlarını sergilesinler ama keneden de korunalım. Nasıl korunalım? Keneden bölgesel ve bireysel korunma vardır. Açık renk ayakkabı, açık renk çorap, açık renk pantolon, uzun kollu gömlekler. Gömleklerin düğmelenmiş olması, bunlar biraz insanları sıcak havalarda zorlayıcı görünebilir ama koruyuculuğu mutlaktır. Açık renk olması kene hareketlerinin fark edilmesine imkan sağladığı için seçeneksiz bir durumdur. Bunlar bireysel korunmanın olmazsa olmazı. Bölgesel uygulamalar değişik. Örneğin bir parkın çocuklar açısından güvenli hale getirilmesi adına ilaçlama yapılabilir ama bir arazide bu ilaçlamayı doğru bulmayız. Sürü yönetimini tavsiye ederiz. Onu uygulayacak sorumlular uzmanlarından fikir alacaklar ve proje yapacaklar. Bunu uygulamak mecburiyetindeyiz." İklim koşulları ve çevresel faktörler gibi etkenlerin kenelerin davranışlarında belirleyici olduğunu anlatan İnci, "Keneler kanla beslenen canlılardır. Dişi keneler çok, erkek keneler daha az kan emerler. Mesken keneleri, 25-30 yıl gibi uzun süre kullanılmamış yere giren hayvanlara ya da insanlara saldırabilir. Kayseri'de bizim böyle bir tespitimiz oldu. Kene ciddiye alınacak, kaygıyı bir tarafa bırakacağız. Tabiatta var olan bir canlı, bunu yok edemezsiniz. Bunu yok ettiğinizi düşündüğünüzde, diğer canlılara da ekosisteme de zarar verirsiniz." ifadelerini kullandı. "Paniklemeyi gerektiren hiçbir durum yok" Sosyal medya ya da başka platformlarda yansıtılmaya çalışıldığı gibi olağanüstü bir durum olmadığını vurgulayan İnci, konuşmasını şöyle tamamladı: "Ülkemizde geçen seneye göre değişen hiçbir şey yok. Ne Sivas'ta ne Kayseri'de sıkıntı var. Türkiye'nin herhangi bir yerinde olağanüstü bir durum yok. Tedbirlerimizi gevşetmeden uygulayacağız. Halkımız sakin olsun. Paniklemeyi gerektiren hiçbir durum yok. İnsanlar, geçen sene araziye çıkarken nasıl tedbirli çıkmışsa bu sene de aynı tedbirle çıkacaklar. Önceki yıllarda arazileri, hedef dışı canlıları, yok edecek şekilde ilaçladılar. Bunlar yanlış şeyler. Hatta ve hatta öyle yanıltıcı uygulamalara zorladılar ki 'efendim kanatlı bırakırsak araziye şöyle olur', hayır efendim. Yerden beslenen bütün kanatlılardan, kuşlardan kan emerek daha da çoğalırlar. Keklik ve sülün gibi yerden beslenen kanatlılardan da kan emer. Kan emdikleri için popülasyonlarını artırırlar. Geçmişte yanlış uygulamalar yapıldı."

Bakan Memişoğlu'ndan "Aile Hekimliği Rehberi"ne ilişkin paylaşım

Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Aile Hekimliği Sistemi ve aile sağlığı merkezlerini güçlendirmek amacıyla somut adımlar atmaya devam ettiklerini belirtti. Aile Hekimliği Rehberi'ni yayımlayarak yürüttükleri çalışmalara bir yenisini daha eklediklerini bildiren Memişoğlu, şunları kaydetti: "Başvuru kaynağı niteliğindeki rehber ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesini destekleyecek, alanda uygulama birliğinin sağlanmasını kolaylaştıracak, sahadaki sorunlara mevzuata dayalı çözüm önerileri sunulmasına katkı sağlayacağız. Bu kapsamlı eserin büyük sağlık ailemiz ve sağlık sistemimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, birinci basamak sağlık hizmetlerini ileriye taşıma kararlığımızın bir kez daha altını çiziyorum."

Sağlık Bakanlığı'ndan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına ilişkin açıklama

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Türkiye'nin coğrafi açıdan kenelerin çoğalmasına elverişli koşullara sahip bir ülke olduğu belirtildi. Kenelerin yoğun olarak hayvancılığın yapıldığı ve otlakların bulunduğu yerlerde görüldüğü vurgulanarak, şunlar kaydedildi: "Türkiye'de kene yoğunluğunun önceki senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitimiz bulunmamaktadır. Bilinmelidir ki tüm kenelerde hastalık etkeni yok, yani her kene tutunan kişi hastalığa yakalanmaz. Kenelerden bulaştığı bilinen KKKA hastalığı ile mücadelemiz ise kararlılıkla sürmektedir. Türkiye'de 2002 yılında İç Anadolu Bölgesi'nde görülerek dikkat çeken ve 2003 yılında kesin tanısı koyulan KKKA vakaları, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan 'KKKA Vaka Bildirim Çizelgesi' ve 2011 yılında kullanıma sunulan web tabanlı 'KKKA Bilgi Sistemi' ile aktif olarak takip edilmektedir." "Hastalığa yol açtığına dair bilimsel bir veri yok" Açıklamada, Sağlık Bakanlığı'nın belirlediği referans laboratuvarlarda tanının konulduğu, hasta sevki ve hastalığın tedavisi için 19 bölgedeki merkezlerin görev yaptığı belirtilerek, şu ifadeler kullanıldı: "Tokat'ta tespit edildiği ifade edilen 'Haemaphysalis longicornis' türü keneler Doğu Asya'ya özgüdür. Bu kene türünün on ülkede, ağırlıklı olarak Doğu Asya, ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda'da bulunduğu bildirilmiştir. İnsanlara KKKA virüsünü taşıdığına, KKKA hastalığına neden olduğuna ya da bölgede bu hastalığın dışında başka bir hastalığa yol açtığına dair bilimsel bir veri yoktur. Bu kene türü ile ilgili yapılacak çalışmalara yönelik değerlendirmelerimiz devam etmektedir." "Hastayla temas eden kişiler önlem almalı" Kene türüne göre alınacak bireysel önlemlerin ise farklılık göstermediğine dikkat çekilerek, şu bilgilere yer verildi: "Kene yönünden riskli alanlardan dönüldüğünde vücutta (kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dâhil) kene olup olmadığı kontrol edilmelidir. Vücuda kene tutunmuş ise hiç vakit kaybetmeden, uygun bir malzeme (cımbız, eldiven, bez ve naylon poşet gibi) ile kene çıkarılmalı ve en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Vücuda tutunan veya hayvanların üzerinde bulunan keneler kesinlikle çıplak el ile öldürülmemeli ve patlatılmamalıdır. Hastalığa yakalanan kişilerin kan ve vücut sıvıları ile hastalık bulaşabildiğinden, hasta ile temas eden kişilerin gerekli korunma önlemlerini (eldiven, önlük, maske vb.) alması gereklidir."

Demans riski yaşanılan bölgeye göre değişebiliyor

JAMA Neurology dergisinde yayımlanan çalışmada, bilim insanları, Veteranlar Sağlık İdaresi (VHA) sistemine kayıtlı ABD'deki 1 milyon 268 bin 599 yaşlı bireyin verilerini inceledi. Araştırmada, yaş, ırk, kalp sağlığı ve kırsal/kentsel yerleşim farkı gibi etkenler dikkate alınırken, demansta bölgesel farklılıkların da etkili olduğu belirlendi. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) ülkeyi 10 bölgeye ayıran sınıflandırmasına göre yapılan araştırmada, Pennsylvania, Maryland ve çevresi gibi orta Atlantik bölgesi en düşük demans oranına sahipken, güneydoğu bölgesi ise bu hastalığın en sık görüldüğü yer olarak öne çıktı. Buna göre araştırmada, ABD'nin güneydoğusunda demans görülme oranı yüzde 25, kuzeybatısında yüzde 23, güney bölgelerinde yüzde 18, güneybatıda yüzde 13 iken kuzeydoğuda ise yüzde 7 çıktı. Araştırmacılar, bu bulguların, yaşanılan bölgelerin demans riskini artırabildiğine işaret ettiğini, çalışmanın bölgesel sağlık planlamalarının önemini ortaya koyduğunu ve her bölgenin ihtiyaçlarına göre özel halk sağlığı politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Demans, hafıza kaybı, düşünme becerilerinde azalma ve problem çözme yetilerinde bozulma gibi belirtilerle günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyen bilişsel bir rahatsızlık olarak tanımlanıyor. En yaygın demans nedeni ise Alzheimer hastalığı olarak öne çıkıyor. Yaş, genetik yatkınlık ve down sendromu gibi değiştirilemeyen faktörlerin yanı sıra, yaşam tarzı, alkol tüketimi, kardiyovasküler hastalıklar, işitme-görme kaybı, depresyon, hava kirliliği ve uyku bozuklukları gibi değiştirilebilir riskler de demans gelişiminde etkili olabiliyor. Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre, günümüzde dünya genelinde 55 milyondan fazla insan demans hastalığıyla mücadele ediyor, her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans vakası görülüyor.​​

❌