Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Çağrılanlar

Elif Kır yazdı…

Atam düşmanı kovdu, bu yurdu bize armağan etti. Atatürk düşmanı kovdu kovmasına da bu düşman neredeydi, ne yaptı, Türk ordusu nerede vuruştu, kaç ayda kaç yılda kovdu düşmanı? Atatürk büyük askerdi ama neden? Nasıl?

Ankara’dan yola çıkıp İzmir istikametinde araba yolculuğu yaptıysanız, önce Polatlı’dan sonra Eskişehir-Sivrihisar’dan, daha sonra Afyon’dan, Kütahya’dan yolunuz geçti. İstanbul’dan yola çıkıp güneye gittiyseniz belki Bozüyük’ten, Kütahya’dan yolunuz geçti. Az biraz tarih bilginiz varsa etrafınıza bakıp bu dağlarda, tepelerde, bu koca arazide nasıl savaş olmuş, bu uçsuz bucaksız topraklarda düşmanı nasıl yenmişiz diye düşünmüş olabilirsiniz. Üstelik uçak desen yok denecek kadar azdı o dönem. Onu da şimdiki gibi düşünmemek lazım. Tren desen, toprağımızdan geçen raylı sistemin işletmesi bize ait değildi büyük ölçüde. Yol desen asfaltta gitmek gibi değil. Bırak otomobili kağnı gidebilse büyük şans… Buralarda yürünür mü? Kah güneşin altında kah yağmurun… Havası gündüz nasıldır, gece nasıldır? Tüm bu soruların en azından birkaçı zihninizde belirdiyse eğer, peşinden gidin lütfen bu merak zincirinin. Sonunda varacağınız yer, binlerce vatan evladının gençliğini, hayallerini, sevdalarını, ömürlerini gömdüğü; gözyaşıyla, terle, kanla suladığı, ama onuru ve haysiyeti silinemez şekilde bu yurdun havasına, toprağına, ovasına ve dağına kattığı o kutsal topraklar olacaktır.

“O kutsal topraklara nasıl giderim, nasıl gezerim, bir anlatan yok mu” diye soracak olursanız sanırım Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en şanslı zamanına denk geldiniz. Evet son cümlem yanlış yazılmadı. Sayın Selim Erdoğan, Sayın Fuat Serdar Aydın ve ekipleri yıllardır canla başla bu toprakları adım adım dolaşıp, harp ceridelerini tabiri caizse hatmedip, hem Türk hem Yunan arşivlerini tarayıp, arazide doğrulamasını yapıp Türk çocuğuna kendi tarihini anlatmayı görev edinmişler. Durumdan vazife çıkarmışlar bir nevi. Üstelik bunu gönüllü şekilde, vatana ve onbinlerce kefensiz yatana bir borç olarak görüp canla başla, kendi imkanlarıyla yapıyorlar.

26 Ağustos 2026 sabahı, gönlü yüreği vefa dolu, belki sayıca bir avuç ama manevi adanmışlığı yüksek bir ekip olarak, Mürettep Müfreze gönüllüleri ile Selim Erdoğan ve Fuat Serdar Aydın’ın öncülüğünde, saat 05.00’te Kocapınar Sargıyeri Şehitliği’nden yola çıkıp 15. Tümen’deki atalarımızın takip ettiği rotayı yürüyerek, sabahın ilk ışıklarıyla Tınaztepe’ye vardık. Güneş doğmuştu doğmasına fakat 104 yıl önce o gün başlayan ve Türk’ün tarihteki en organize büyük savaşı zaferle sonuçlanmasa yine doğar mıydı? Yol boyu yürürken sohbetler edilmiş, çoğu zaman düşmeden yürüyebilmek için etrafa bile doğru düzgün bakamadan önümüze bakmamız gerekmişti. Fakat 104 yıl önce aynı yolu yürüyenlerin çoğunu kurşun, kan ve ölüm bekliyordu o yolun sonunda. Biz onlar sayesinde o dağın eteğinde güvende olduğumuzu bilerek yürürken, ses çıkarırken, gökyüzüne bakıp yıldızların ve dolunaya dönen ayın tadına varırken, onlar hilalin karanlığında toprakla bütünleşmiş bir sessizlikte yola çıkmış, onlardan önce başlayan top ateşinin gürültüsü bir yanda sevdiklerini son kez gözlerinin önüne getirmişlerdi belki. Empati yapmamak ne mümkün!

Tınaztepe’de mevzileri gördük, Türk ordusunun ne şekilde hücum ettiğini dinledik. Her şeyden öte, bastıkları toprağın nasıl olduğunu, ortalığın bitki örtüsünü, coğrafi şartlarını gördük. Havanın gece nasıl soğuk olduğunu ve güneş doğunca nasıl ısındığını, kış ve yaz mevsiminin saatler içinde art arda nasıl yaşandığını deneyimledik. Atatürk’ün o meşhur fotoğrafında Kocatepe’de neden kışlık palto giydiğini anlıyorsunuz mesela. Ama bence en eşsiz kazanım; o uçsuz bucaksız, yer yer dağlık yer yer çukur olan coğrafyada, adeta sarı bir denizi andıran o bozkırda, kilometrelerce kare alanda nasıl organize olduğumuzu, coğrafyanın en ufak planlama eksikliğini ve öngörüsüzlüğü nasıl acımasızca cezalandıracağını idrak ettiğiniz noktada, Atatürk neden Atatürk, komuta kademesi neden çok büyük iş yaptı, vuruşan erin kahramanlığı, çevredeki köylünün fedakarlığı, her şeyi unutamayacak şekilde içselleştiriyor olmanız.

Boztepe eteklerine vardığımızda ise ormanlık arazinin ortasında yatan 12 vatan evladının ebedi istirahatgahına ulaştık. Hem saygı duruşunda bulunup İstiklal Marşımızı okuduk hem de dua edip rahmet diledik ruhlarına. Uzmanlarımız, detaylı ve hassas çalışmalarının sonucunda şehitlerimizin künye bilgilerine ulaşmışlardı. Hatırladığım kadarıyla aralarında Samsun Çarşambalı, Ankaralı, Çorumlu ve Amasyalılar vardı. En yüreğimi sızlatan, 1922 yazında şehit olan atalarımızın çoğu 1900, 1901 doğumluydu. Yirmi yıl sürmüş ömürlerinin denk geldiği dönem gerçekten insanın yüreğini burkuyor. Bireysel hayatlarınızı, o yaşlarınızı, o yaşlara dair hayallerinizi düşünürseniz şayet yapılan fedakarlığın boyutu çok daha iyi anlaşılıyor. Üstelik bu insanlar, kendi yerlerinden yurtlarından çıkıp belki hayatları boyunca görmedikleri, iklimine ya da coğrafyasına bile alışık olmadıkları fakat vatan bildikleri topraklarda kendilerinden 100 sene sonra doğacak, yaşayacak o hiç tanışmadıkları insanların yirmili yaşları, kendilerininkinden farklı, refah içinde olsun, kendi bayrağının gölgesinde geçsin, insanlık onuruyla bezeli kalsın diye savaşarak, dövüşerek, yiğitçe canlarından geçtiler.

Atalarımıza ne kadar minnet etsek, onlar için ne kadar dua etsek az. Gezi biterken, kulaklardan silinmeyen ve zihinde yankılanan o söz Fuat Serdar Aydın’a aitti:

“Siz buraya gelmediniz, siz buraya çağrıldınız”.

30 Ağustos Zafer Bayramımızı en içten şekilde kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatanın her karışında ve bir zamanlar vatan olmuş
her coğrafyada toprağa mukaddes kanını içirmiş tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Saygılarımla.

Büyük Zafer’in 104’üncü yılı: 30 Ağustos kutlu olsun!

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Türk ordusunun 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, dünya tarihinin gördüğü en büyük kahramanlık destanlarından biri olarak tarihe geçti.

1919 yılında Birinci Dünya Savaşı sonrası İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine dayanarak türlü bahanelerle Anadolu’yu işgale başladı, ordusunun cephanesi elinden alınan Türk milleti zor durumda bırakılmaya çalışıldı.

Ünlü yazar Halide Edip Adıvar’ın ”Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabında anlattığı işgal günlerinde, itilaf donanması İstanbul’a, Fransızlar Adana’ya, İngilizler Urfa, Maraş, Samsun ve Merzifon’a, İtalyanlar, Antalya ve Anadolu’nun güneybatısına yerleşti.

15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletlerinin izniyle Yunan Ordusu İzmir’e çıkarma yaptı.

Bu durum karşısında Türk milleti, tarih boyunca gösterdiği ”millet olma bilinci” içerisinde işgallere karşı Kuvayımilliye hareketini başlattı. İki seçenek vardı; ya işgal güçlerine teslim olunacak ya da yıkılan yakılan bir ülke, yılmaz evlatlarının azmiyle yeniden ayağa kalkacak ve küllerinden doğacaktı.

1920’de TBMM’nin açılması üzerine işgal güçleri tüm baskıcı politikalarını Atatürk ve silah arkadaşları üzerine yoğunlaştırdı, özellikle Batı Cephesi’nde hareketlilik başladı. 1921’de Polatlı’ya kadar gelen Yunan ordusunu püskürtmek, daha birkaç yıl önce tarih literatürüne ”Çanakkale geçilmez” sözünü altın harflerle yazdıran vatan evlatlarına düştü.

Sakarya’da 22 gün 22 gece süren kanlı çarpışmaların ardından durdurulan düşman ordusunu tamamen yurttan atmak amacıyla bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra 26 Ağustos 1922’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’u başlattı.

26 AĞUSTOS’TA KOCATEPE’DE ŞAFAK SÖKERKEN

Başkomutan Mustafa Kemal, 26 Ağustos sabahı Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile muharebeyi yönetmek üzere Afyonkarahisar sınırlarında kalan Kocatepe’de yerini aldı.

Topçu ateşleriyle şafak vakti başlayan harekatın devamında Türk askeri, sabahın ilk ışıklarıyla hücuma geçip Tınaztepe’yi ele geçirdi ve Belentepe ile Kalecik Sivrisi’nden düşmanı uzaklaştırdı.

Taarruzun ilk gününde 1. Ordu birlikleri, Büyük Kaleciktepe ile Çiğiltepe arasında 15 kilometrelik alanda, düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5’inci Süvari Kolordusu, düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu, 2’nci Ordu ise cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.

Türk ordusu, 27 Ağustos sabahı yine bütün cephelerde yeniden taarruza geçti ve aynı gün Afyonkarahisar, 8’inci Tümen tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. 28 ve 29 Ağustos’ta başarıyla sürdürülen taarruz, düşmanın 5’inci tümeninin etkisiz kılınmasıyla neticelendi.

29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçilip taarruzun kısa sürede sonuçlandırılmasında hemfikir oldu ve planın 30 Ağustos’ta aksamadan uygulanması için gerekli önlemler alındı.

BÜYÜK ZAFER VE BİR KIRIK KAĞNI

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk Ordusu’nun Kurtuluş Savaşı’nda kazandığı en önemli zaferin arifesinde, 30 Ağustos sabahında şimdi belde olan Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy’de birliklere taarruz emrini verdi.

O’nun bizzat yönettiği Dumlupınar’daki meydan muharebesinde kahraman Mehmetçik, Yunan birliklerini Allıören, Keçiler, Kızıltaş deresi yolunun iki yanında tamamen sarıp imha etti. Kızıltaş deresi bölgesinde açık kalan alandan bazı Yunan birlikleri, General Trikopis, General Diyenis ve birçok Yunan komutanı kaçtı.

Büyük Zafer’in ertesi günü, 31 Ağustos’ta Zafertepe Çalköy’de bir evin bahçesindeki kırık kağnının üzerine muharebe alanlarının haritasını koyan Başkomutan Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile durum değerlendirmesi yaparak Yunanlıların yeniden savunma düzenine geçmesini önlemek ve onları mağlup etmek için İzmir’e girme görüşünde birleşti.

‘ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR, İLERİ’

Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer sonrası 1 Eylül’de Dumlupınar’da, Batı Cephesi’ndeki tüm subay ve erlere okunmak üzere yayımladığı bildiride, şu ifadelere yer verdi:

”Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları, Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde, zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve seçkin ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk ulusu, geleceğine güvenmekte haklıdır. Savaş alanlarındaki başarı ve fedakarlıklarınızı yakından görüp izliyorum. Ulusumuzun size olan övgülerinin iletilmesine aracılık etme görevinin arkasını bırakmayacak, sürekli olarak yerine getireceğim. Ödüllendirme için Başkumandanlığa öneride bulunulmasını, Cephe Kumandanlığına buyurdum. Bütün arkadaşlarımın, Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri de verileceğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kullanarak, yarışmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”

27 Ağustos’ta Afyonkarahisar, 30 Ağustos’ta Kütahya’nın kurtuluşunu 1 Eylül’de Gediz, 3 Eylül’de Emet ve Tavşanlı’nın kurtuluşları izledi, 9 Eylül’de İzmir’de Yunan Ordusunu denize döken Türk ordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın emrini büyük bir başarıyla yerine getirdi.

‘VERDİĞİM SÖZÜ YERİNE GETİREMEDİM’

Büyük Taarruz’dan akıllarda kalan en önemli olaylardan biri, 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey’in, 27 Ağustos’ta Çiğiltepe’nin alınmasının yarım saat gecikmesi üzerine, görevini yerine getirememenin üzüntüsü ile kendisini vurarak intihar etmesiydi.

Kocatepe’den verilen emirle Büyük Taarruz’u başlatan Türk askerleri, taarruzun ilk ve ikinci gününde tüm tepeleri ele geçirmeye başladı. Çiğiltepe’de bulunan Yunan askerlerine karşı direnen 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey ile Mustafa Kemal Paşa arasında, şu telefon konuşması geçti:

Sonraki yarım saatte Çiğiltepe’yi düşman askerinden alamayan Albay Reşat Bey, ”Verdiğim sözü yerine getiremediğim için yaşayamam” diyerek beylik tabancasıyla intihar etti.

Mustafa Kemal Paşa’ya, Çiğiltepe sırtlarında çarpışan 57’nci Tümen Komutanlığını yeniden telefonla aradığında Albay Reşat Bey’in intihar ettiği söylendi ve ”Yarım saat zarfında o mevkiyi almaya size söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam” yazdığı notu okundu.

Çiğiltepe, Albay Reşat Bey’in ölümünün 15 dakika sonrasında düşman askerlerinden kurtarıldı.

‘TÜRK CUMHURİYETİ’NİN TEMELİ BURADA SAĞLAMLAŞTI’

Büyük Önder Atatürk, Büyük Zafer’den tam iki yıl sonra, 30 Ağustos 1924’te, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nın temel atma törenine katılmak üzere Zafertepe Çalköy’e geldi.

Törene katılanlara iki yıl öncesini hatırlatan Atatürk, Büyük Zafer’i şu cümlelerle anlattı:

”Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son parçası olan 30 Ağustos Zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil dünya tarihine yeni bir adım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbellidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır. Türk ulusu burada kazandığı zaferle, açığa vurduğu gücü ve istemiyle, bu belli gerçeği bir kere daha tarihin bağrına çelik kalemle koymuş bulunuyor.”

19 Mayıs 1919: Atatürk’ün Samsun’a çıktı, Kurtuluş’a ilk meşaleyi yaktı!

Mustafa Kemal Atatürk, 107 yıl önce İstanbul’dan bindiği Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmış ve Milli Mücadele ateşini yakmıştı. İşte kurtuluşa giden yol…

ATATÜRK’ÜN SAMSUNA ÇIKIŞI ÖNCESİ OSMANLI

Atatürk Nutuk’un ilk sayfalarında Samsun’a çıkışının öncesinde Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu genel vaziyet ve manzarayı şu sözlerle anlatıyor;

“Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi’de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumi’ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler.

Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; ikiz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını
koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…

İtilaf devletleri, mütareke hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap,ı İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askeri kıtaları; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurları ve özel adamları faaliyette. Nihayet, söze başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin rızasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.

Bundan başka, memleketin her tarafında, Hıristiyan unsurlar gizli, açık, özel emel ve maksatlarının elde edilmesinin teminine, devletin bir an evvel çökmesine mesai sarf ediyorlar. Daha sonra elde edilen sağlam malumat ve vesikalar ile teyit olundu ki, İstanbUl Rum Patrikhanesi’nde teşekkül eden Mavri Mira heyeti  vilayetler dahilinde çeteler teşki ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul.

Yunan Salibi Ahmeri, resmi Muhacirin Komisyonu; Mavri Mira heyetinin mesaisinin kolaylaştırılmasına hizmet etmekte. Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilatları, yirmi yaşını aşmış gençler de dahil olmak üzere her yerde ik mal olunuyor.
Enneni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyetiyle hemfikir olarak çalışıyor. Enneni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor.Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde teşekkül etmiş ve İstanbul’daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve muvaffakiyetle çalışıyor “

MONDROS ANTLAŞMASI 7. MADDE

(Beş sayfalık Mondros Mütarekesi’nin ilk sahifesi)

(Mütarekenin tarafların imzalarının bulunduğu beşinci ve son sahifesi)

Atatürk‘ün “Mondros Mütarekenamesi maddeleri ve bilhassa bu maddeler arasında yedincisi, beyni yakan ateşten bir zehirdi.” sözleri ile bahsettiği bu tehlikeli madde İtilaf Devletleri’nin güvenliklerinin tehdit altında olduğunu öngördükleri stratejik yerleri işgal etmelerine zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti’ni düşman işgaline açık bir hale getiriyordu.

(Mütarekenin İngilizce ve Türkçe metninin birarada bulunduğu müsvedde sayfalarından biri)

İNGİLİZLER MONDROS ANTLAŞMASININ 7. MADDESİNİ BAHANE EDEREK NOTA VERİYOR

Bir hafta kadar Samsun’da kalan ve 25 Mayıs’tan 12 Haziran’a kadar Havza’da kaldıktan sonra Amasya’ya giden Mustafa Kemal Atatürk bu müddet zarfında bütün memlekette milli teşkilat vücuda getirilmesi gerektiğini bütün kumandanlara ve üst seviyedeki mülki memurlara tebliğ etti.
İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgali ve icra olunan tecavüz ve zulüm hakkında henüz millet aydınlanmamış ve milli varlığa vurulan bu darbeye karşı alenen herhangi bir üzüntü ve şikayet ortaya konulmamıştı.

Mustafa Kemal, milletin bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalmasının milletin aleyhinde olacağını düşünerek, milleti ikaz edip harekete geçirmek maksadıyla 28 Mayıs 1919 tarihinde, valilere ve bağımsız mutasarrıfllıklara, Erzurum’da 15. Kolordu, Ankara’da
20. Kolordu ve Diyarbekir’de 13. Kolordu Kumandanlarına, Konya’da Ordu Müfettişliği’ne şu sözlerle seslendi;

“İzmir’in ve maalesef bunu takip eden Manisa ve Aydın’ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha aleni hissettirmiştir. Ülke bütünlüğümüzün muhafazası için, milli tezahüratın daha canlı olarak gösterilmesi ve devam ettirilmesi lazımdır. Milli hayat ve bağımsızlığı yaralayan işgal ve ilhak gibi hadiseler bütün millete kan ağlatmaktadır. Üzüntülerin önü alınamıyar. Hazım ve tahammül edilemez olan bu ahvalin derhal giderilmesini bütün medeni milletlerle büyük devletlerin adalet ve tesirinden sabırsızlıkla beklemek zemininde, önümüzdeki hafta zarfında ve muhtelif vilayetlere göre
Pazartesi başlayıp Çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli tezahüratta bulunulması ve bunun bütün bağlı yerlere de yayılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıali’ye tesirli telgraflar verilmesi ve yabancı olan yerlerde yabancılara da tesir yapılmakla beraber, milli tezahüratta adap ve sükunetin fevkalade korunması ve Hıristiyan halka karşı bir taarruz ve gösteri ve husumet gibi tavırlar alınmaması elzemdir. Zatıalilerinin bu fikirler etrafında hassas ve tesirli bulunmalan dolayısıyla işin iyi idaresinden ve muvaffakiyetten acizlerinde tam bir güven mevcuttur. Neticesinin bildirilmesini rica eylerim.”

Verilen bu talimat üzerine dört bir yanda mitingler yapılmaya başlandı. Her tarafta tezahürat yapılması için yapılan tebligat tarihinden üç gün sonra Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı’nın 31 Mayıs 1919 tarihli tebligatı ile karşı karşıya kaldı.

Sıvas Vali Vekaleti’nden 2 Haziran i 919 tarihli aldığı tebligatta ise “bugün Miralay DömanjI imzasıyla alınan telgrafnamede ‘Aziziye’de İzmir’in
işgali üzerine Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği ve bu ise uygun olmayıp size vaziyeten haber veriyorum ki , bu haller Müttefik askerleri tarafından vilayetinizin işgaline sebep olur’ mealinde bildirimlerde bulunulmaktadır” denilmekte idi

Hakikatte, ne Sivas’ta endişe verici bir hal vardı ve ne de Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği…

Bölgede oluşan gerilim İngiliz Yüksek Komiserliği ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığı’nı rahatsız etti. Rumlara yapılan sözde saldırıları bahane ederek İstanbul Hükümeti’ne nota verdiler. Durumun kontrol altına alınmasını istediler. Aksi takdirde bölgenin işgal edileceğini bildirdiler.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN SAMSUN’DAKİ RESMİ GÖREVLERİ NELERDİR?

Hükümet, Anadolu’ya göndereceği Atatürk’e şu görevleri verdi:
  • Bölgede asayişin sağlanması,
  • Silah ve cephanenin toplanıp koruma altına alınması,
  • Şuralar varsa ve asker toplanıyorsa bunların derhal engellenmesi,
  • Şuraların kapatılması.

ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A ÇIKIŞI

16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919‘da Samsun’a çıktı. İngilizlerin denetiminde olan Samsun’da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayısta Havza’ya geçti.

Samsun’a çıkışını Mustafa Kemal, Nutuk’ta şu şekilde anlatmıştır:

“1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve manzara : Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı’na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919’da itilaf Devletleri’nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir’e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı.”

MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE SAMSUN’A ÇIKANLAR

1. Kurmay Albay Kazım Dirik Müfettişlik Kurmay Başkanı
2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı Kurmay Başkanı Yardımcısı
3. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede Birinci şube müdürü
4. Binbaşı Kemal Doğan Müfettişlik Topçu Kumandanı
5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören Ordu Sıhhiye Başkanı
6. Dr. Binbaşı Refik Saydam Sıhhiye Başkan Yardımcısı
7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer Müfettişlik Başyaveri
8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç Müfettişlik ikinci Yaveri
9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev Müfettişlik Emir Subayı
10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı
11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay
12. Yüzbaşı İsmail Hakkı
13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy Karargah komutanı
14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı
15. Birinci Sınıf Katip Faik Aybars Şifre Katibi
16. Dördüncü Sınıf Katip Memduh Şifre Katibi Yardımcısı
17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele
18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Alb. Rafet Bey’in yaveri

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ASKERLİKTEN İSTİFA EDİYOR

İstanbul’un emrettiği gibi Türk direnişçilerini dağıtmayan ve silahlarını toplamayan, aksine halkı direnişe çağırarak silah dağıtan Mustafa Kemal Atatürk İstanbul tarafından geri çağrıldı.

Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasından sonra 23 Haziran 1919’da Dahiliye Nezareti Atatürk’ün azledilmesine karar verdi. Dahiliye Nezareti 26 Haziran 1919’da milli ordu kurmayı yasaklayan bir genelge yayınladı.

Dahiliye Nezareti daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ü padişah adına yeniden geri çağırdı. Atatürk İstanbul’un çağrılarına uymayınca 8 Temmuz 1919’da İstanbul tarafından görevden alındı. Atatürk bunun üzerine askerlikten istifa ederek sine-i millete döndü.

ATATÜRK’ÜN İSTİFA TELGRAFI

“Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.”

ATATÜRK’E ‘KATLİ VACİPTİR’ DİYEREK ÖLÜM FETVASI ÇIKARDILAR

Mustafa Sabri, Sadrazam Damat Ferit’i, Kuvayı Milliye’ye karşı yeterince sert olmamakla eleştiriyordu. Anadolu hareketini bastırmak için “silahın” ve “dinin” kullanılmasını istiyordu. Sonunda bu düşünceleri karşılık buldu. Damat Ferit Hükümeti, 18 Nisan 1920’de Kuvayı Milliye’ye karşı Kuvayı İnzibatiye’yi (Halifelik Ordusu)’nu kurdu ve bir hafta önce de 11 Nisan fetvasını yayımladı. Yani bu ihanet fetvasının fikir babalarından biri Mustafa Sabri’ydi. İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit’in isteği ve Padişah Vahdettin’in onayıyla Atatürk ve silah arkadaşlarının öldürülmelerinin “dinen caiz” olduğunu belirten ihanet fetvası, 11 Nisan 1920’de o zamanki Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımlandı.

İSTANBUL HÜKÜMETİ DURMUYOR: KUVAYİ MİLLİYE’YE KARŞI KUVAYİ İNZİBATİYE

Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul Hükûmeti’nin Kuvâ-yi Milliye’ye karşı kurduğu bu askeri örgüt, Birleşik Krallık’ın Damat Ferit hükûmetine 7 Nisan 1920 tarihinde Hilafet Ordusu’nun kurulması için izin vermesi ile 18 Nisan tarihinde kuruldu.

VAHDETTİN’DEN ATATÜRK VE ARKADAŞLARINA İDAM KARARI

Padişah Vahdettin, Atatürk ve arkadaşları hakkında verilen dört ayrı idam kararını onaylamıştır. İdam kararlarının gerekçesi de karar kadar ihanet içermekteydi. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları “Kuvayi Milliye adı altında ‘fitne ve fesat’ düzenlemek, halktan para ve asker toplamak” gibi gerekçelerden dolayı idama mahkum ediliyorlardı.

SAMSUN’A ÇIKIŞ SONRASI GENELGELER VE KONGRELER

AMASYA GENELGESİ

Havza’daki çalışmalarını tamamladıktan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geçtiler. Milli Mücadele çalışmalarını sürdüren Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy birlikte Amasya Genelgesi’ni hazırladılar. Hazırlanan bildiri, Erzurum’da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’e sunuldu. O’nun da onayının alınmasından sonra, bildiri, 22 Haziran 1919’da tüm mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla Abdurrahman Rahmi Efendi tarafından ulaştırıldı.

Amasya Genelgesi, milli mücadelenin temel gerekçe, amaç ve yöntemini ilk olarak belirtmiş oldu. Amasya Genelgesi’nin yayınlanması İstanbul’da bulunan işgal güçlerinin tepkisini çekmişti. Özellikle İngilizlerin, Mustafa Kemal’i geri getirmek için İstanbul Hükümeti üzerindeki baskıları iyice artmıştı. Mustafa Kemal, İstanbul’a dönmediği için daha sonra görevinden alınacaktır.

O sırada İçişleri Bakanı olan ve Milli Mücadele’ye sıcak bakmayan Ali Kemal Bey, bir genelge yayınlayarak, Mustafa Kemal’in iyi bir asker olduğunu, fakat İngiliz baskısı sonucu görevinden alındığını duyurmuştur.

Amasya Genelgesi’nin içeriği şöyledir:

1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir.
2- İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi âdeta yok olmuş göstermektedir.
3- Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
4- Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir.
5- Anadolu’nun her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas’ta bir kongre toplanacaktır.
6- Bunun için her ilden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Bu temsilciler, Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir.
7- Her ihtimale karşı, bu meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin, lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan yapmaları lazımdır.
8- Doğu illeri için, 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe kadar diğer illerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse; Erzurum Kongresi’nin üyeleri, Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket edecektir.

ERZURUM KONGRESİ

Anadolu’da milli mücadele birliğinin kurulmasının ikinci adımı Erzurum Kongresi ile atıldı. Amasya Genelgesi’nden sonra İstanbul ve askerlikle ilişkisi kesilen Mustafa Kemal’e, başta Kazım Karabekir olmak üzere Anadolu’daki komutan ve mülki amirlerin büyük bir çoğunluğu verdikleri desteği sürdürmeye devam ettiler.

Amasya Genelgesi’nde yer aldığı gibi, Mustafa Kemal bu dönemde milli bir kongre toplayarak, milli mücadele ile ilgili tüm faaliyetleri birleştirmeyi planlıyordu. Kazım Karabekir, milli bir kongreden önce Doğu illeri için bölgesel bir kongre toplanmasının faydalı olacağı görüşündeydi. Mustafa Kemal, bölgesel bir kongreye karşı olmasına rağmen, Kazım Karabekir ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin ısrarları karşısında bir kongre toplanmasını ve kongreye katılmayı kabul etti. Kongre, 10 Temmuz’da toplanması kararlaştırılmış olmasına rağmen, 23 Temmuz’da bir okul salonunda 54 delege ile çalışmalarına başladı.

(23 Temmuz 1919 günü Erzurum Kongresinin toplandığı okul)

Mustafa Kemal’in davetli olarak katıldığı bu kongreye asil üye olabilmesi için, Erzurum delegesi Cevat Dursunoğlu istifa ederek, kendi yerine Mustafa Kemal’in seçilmesini sağladı. İlk gün, Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçildi. Milli bir hal alan kongrede, genel değerlendirmeler yapıldı ve doğu illerinin durumu görüşüldü.

Milli mücadelenin temelleri açısından önemli kararlar alındı. Erzurum Kongresi’ne katılanlar, 17 çiftçi ve tüccar, 5 emekli subay, 4 emekli memur, 5 öğretmen, 4 gazeteci, 5 hukukçu, 2 mühendis, 1 doktor, 6 din adamı, 3 eski milletvekili, 1 general ve 1 eski bakan olmak üzere 54 delegeden oluşmuştu.

Alınan Kararlar:

1. Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. Vatanı korumayı ve istiklali elde etmeyi İstanbul Hükümeti sağlayamadığı takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri milli kongrece seçilecektir. Kongre toplanmamışsa, bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.
4. Kuva-yı Milliyeyi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. Hıristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez.
6. Manda ve himaye kabul edilemez.
7. Milli Meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.
8. Milli irade padişahı ve halifeyi kurtaracaktır.

BALIKESİR KONGRELERİ

Balıkesir Kongresi, bölgedeki milli kuvvetlerin sayılarının artması karşısında, bunların bir düzen altına alınması, beslenme ve teçhizatın sağlanması amacıyla düzenlendi. 28 Haziran – 12 Temmuz 1919 günleri arasında Hacım Muhittin Çarıklı başkanlığında toplandı. Balıkesir ve çevresinde Yunanlılar’ı Anadolu’dan çıkarmak için bir direniş hattı oluşturuldu.

26-30 Temmuz arasında, I. Balıkesir Kongresi’nde kurulan Merkez Heyeti, teşkilatı kuvvetlendirmek için Erzurum Kongresi sürerken, ikinci bir kongre topladı. Kongreye katılanlar bütün güçlerini birleştirmeyi, Yunanlılara karşı savaşmak için asker toplamayı ve gereken diğer bütün önlemleri almayı kararlaştırdı.

Kongre, direniş hareketinin meşruiyetini sağlayacak bir dil kullandı. Yöre halkına ve İstanbul’a yumuşak mesajlar göndererek, faaliyetlerinin ittihatçılık ve çetecilikle alakası olmadığını, amaçlarının saltanatın ve hilafetin korunması olduğunu belirtti. Ayrıca, mücadelelerinin Yunan işgalini bertaraf etmekle sınırlı olduğu ve herhangi bir iktidar kaygısına düşmedikleri vurgulandı.

Bu kongre, asker toplamanın yanında, bütün kongrelerde olduğu gibi, padişaha olan bağlılığını da bildirmişti. İşgal devletlerinin temsilcilerine telgraflar çekilmişti.

ALAŞEHİR KONGRESİ

Erzurum Kongresi sürerken, Ege’deki vatanseverler de Balıkesir’de büyük bir kongre toplamıştı. Erzurum Kongresi bittikten sonra, bu vatanseverler Alaşehir’de tekrar bir araya gelip yeni bir kongre topladılar. Bu kongrede, Balıkesir Kongresi ve Erzurum Kongresinin kararları görüşüldü. İki önemli konuda karar alındı.

Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı direnilecek ve ölünceye dek bu direniş sürecekti. Bu amaçla silahlanma ve askere alma gibi her tür işlem yapılacaktı. Gerekirse İtilaf Devletlerinden yardım istenecekti. Kongreye katılanlar, mutlaka gerekli ise bölgelerinin Yunanlılar yerine İtilaf Devletlerince işgalinin daha uygun olacağını saptamışlardı.

SİVAS KONGRESİ

Sivas Kongresi, Amasya Genelgesi ile milli bir kongre olarak öngörülmüştü. Erzurum Kongresi’nden sonra kongre ile ilgili çalışmalar yapılıyordu. Bu arada, Fransızlar Sivas Kongresine karşı bazı önlemler alıyordu. Fransız Binbaşı Brunot, kongrenin toplanması halinde Sivas Valisi Reşit Paşa’ya şehrin işgal edileceğini söylemişti. Hatta, Elazığ Valisi Ali Galip, kongreyi basmakla görevlendirilmişti. Tüm engellemelere rağmen, kongre 4 Eylül 1919’da bugün lise olarak kullanılan binada saat 15:00’de toplandı. (Katılanlar) Mustafa Kemal’in Kongre başkanlığına seçilmesine kimi üyelerden itirazlar geldi. Ancak yapılan seçimde kongre başkanlığına Mustafa Kemal Paşa getirildi. Kongre ilk günlerinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkisi olup olmadığını tartıştı. Daha sonra manda sorunu gündeme geldi. Sivas Kongresi, ilk milli kongre niteliğinde olduğu için kararlar da bu doğrultuda alınmıştır. Erzurum Kongresinde alınan kararların tümü kabul edilmiştir. Yurtta ayrı ayrı bölgesel olarak çalışan tüm cemiyetlerin birleştirilmesi ve tek yönetim altına alınması sağlandı. Yeni bir Temsil Heyeti oluşturuldu ve bu heyetin başına Mustafa Kemal getirildi.

(Mustafa Kemal Sivas Kongresi günleri)

Sivas Kongresi Kararları

1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir.
3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
4. Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır.
5. Manda ve himaye kabul olunamaz.
6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir.
7. Aynı gaye ile, milli vicdandan doğan cemiyetler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.
8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.

AMASYA GÖRÜŞMELERİ ve PROTOKOLÜ

Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin temsilcisi Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Sivas Kongresi Temsil Heyeti adına Başkan Mustafa Kemal Paşa, Rauf (Orbay) ve Bekir Sami (Kunduh) Beyler arasında Amasya’da görüşmeler yapıldı.

Amasya görüşmesi ve imzalanan protokoller, Anadolu’da başlatılan milli mücadelenin İstanbul Hükümeti’nce tanınması bakımından önemlidir. Yapılan toplantılar sonunda, önemli kararlar ve hükümler içeren, üçü açık ve ikisi gizli beş protokol hazırlanıp kabul edildi.

ANKA

Atatürk tarafından kurulan gizli birim, onun havacılık alanındaki planlarını ve projelerini yerine getirmek adına ciddi şekilde uğraş vermiştir. Atatürk’ün “Bana vaad ettiğiniz işler yapılıp bitirildikten sonra imzamın geri kalan kısmını tamamlarım” demesi de bir bakıma bu gizli birimin varlığını kanıtlar niteliktedir.

Seçkin subaylardan kurulan ve havacılık ile alakalı önemli çalışmaların yapıldığı bu birimde subaylar sık sık yabancı uçak pilotları ile de bir araya gelmiş, bu sayede Türk havacıları önemli derecede bilgi ve deneyim kazanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Osmanlıca olarak, askere özel, az sayıda basılmış havacılık ve gelişmelerle alakalı kripto (şifreli) bir mecmuada şunlar yazılıydı:

“İstikbalde tayyareler öyle ileri gidecek ki, devletlerin ve milletlerin her hareketlerini gözetleyecek, dev gece görüşü teknikleriyle, şehirler ve milletler gece dahi gözetlenecek.” Atatürk ve arakadaşları, bu sistemi ANKA olarak adlandırmışlardı.

(1922 yılında yayınlanan bir dergideki ANKA Kuşu)

Resimlerdeki ANKA’lara dikkat edecek olursak, o dönemde hayal edilerek çizilmiş bu ANKA’lar, dönemin süper gücü İngiltere’nin Başkenti Londra’yı aydınlatarak gözetlemektedir. Buckingham Sarayı ve Thames Nehri de çizimlerde yer almaktadır.

HEM CEPHEDE HEM MASADA SAVAŞ

SSCB İLE İLİŞKİLER

Dünya Savaşı sırasında Rusya’da Ekim Devrimi olmuş ve savaştan çekilmişti. Lenin önderliğindeki Bolşevikler, Çarlık Rusya zamanında İtilaf Devletleri arasında yapılan Türkiye aleyhindeki gizli antlaşmaları açıkladılar ve Çarlık Rusya’nın işgal ettiği Türkiye topraklarından çekildiler. Ankara Hükümeti Milli Mücadele boyunca S.S.C.B ile iyi ilişkiler kurarak maddi yardım ve silah, cephane desteği aldı.

FRANSA İLE İLİŞKİLER

İngiltere ve Fransa arasındaki çıkar çatışmalarını iyi değerlendiren Ankara Hükümeti Fransa ile Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile İtilaf Devletleri cephesi bozulmuş, Güney Cephesindeki savaş sona ermiştir. Ankara Antlaşması aynı zamanda Fransa’nın Ankara Hükümeti’ni tanıması anlamına da gelmektedir.

 İTALYA İLE İLİŞKİLER

Tıpkı Fransa gibi İtalya’nın da İngiltere ile arasında problemler baş göstermişti. 1. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri tarafından İtalya’ya vaat edilen topraklar Yunanistan tarafından da isteniyordu ve Akdeniz’de İtalya’yı kendine rakip olarak gören İngiltere Yunanistan’ı destekliyordu. Ankara Hükümeti bu durumu da iyi bir şekilde kullanarak İtalya ile ilişkilerini geliştirdi. Sonuç olarak İtalya işgal ettiği topraklardan çekildi.

TÜM YURDA YAYILDI

Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Samsun’a çıkarak yaktığı kurtuluş meşalesi sırasıyla Amasya, Erzurum ve Sivas’ta da yakılarak tüm yurda yayıldı. Milli Mücadele sonunda 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu yıl 103. yaşına giriyor.

Noa Lang, Galatasaray tarihindeki 214. yabancı futbolcu

AA

İSTANBUL (AA) – Sarı-kırmızılılar, eski adı Türkiye 1. Futbol Ligi olan Süper Lig’in başladığı 1959 sezonundan bu transfer dönemine kadar 6 kıta ve 53 ülkeden 213 yabancı futbolcuyla sözleşme imzaladı.

Galatasaray, “Ara transfer” olarak adlandırılan ikinci transfer ve tescil dönemindeki ilk takviyesini İtalya’nın Napoli takımından Hollandalı hücum oyuncusu Noa Lang’ı alarak gerçekleştirdi. 26 yaşındaki futbolcu, kulüp tarihindeki 214. yabancı oyuncu olarak kayıtlara geçti.

Sekizinci Hollandalı

Noa Lang, Galatasaray’da forma giyecek 8. Hollandalı oyuncu olacak.

Sarı-kırmızılı kulüpte 1995’te Ulrich van Gobbel ile başlayan süreçte Frank de Boer, Wesley Sneijder, Ryan Donk, Nigel de Jong, Ryan Babel ve Patrick van Aanholt ile sözleşme imzalandı.

Noa Lang, sarı-kırmızılı formayı terletecek 8. Hollandalı futbolcu ünvanını alacak.

En fazla yabancı Brezilya’dan

Galatasaray, 1959’dan bu yana transfer hakkını en fazla Brezilyalılardan yana kullandı.

Sarı-kırmızılı ekip, 66 yılda 25 “Sambacı”yı kadrosuna kattı. Yugoslavya 16 futbolcuyla bu alanda ikinci, Romanya ise 15 oyuncuyla üçüncü sırada yer aldı.

Türk asıllı yabancılar

Galatasaray’da başka ülke vatandaşı Türk asıllı 8 futbolcu forma giydi.

İsviçre pasaportu taşıyan Kubilay Türkyılmaz, Hakan Yakın ve Eren Derdiyok, Almanya vatandaşı olan Pierre Esser, Kerem Demirbay ve İlkay Gündoğan, İsveç Milli Takımı’nda oynayan Jimmy Durmaz ile Avusturya pasaportuna sahip Yusuf Demir, sarı-kırmızılı formayı terletti.

Galatasaray’ın yabancı futbolcuları

Galatasaray’ın 1959’dan beri kadrosuna kattığı yabancı futbolcular ve ülkeleri şöyle:

Ülke Sayı Futbolcular
Brezilya 25 Claudio Taffarel, Capone, Bruno Quadros, Marcio, Mario Jardel, Joao Batista, Felipe, Fabio Pinto, Christian, Cesar Prates, Flavio Conceiçao, Cassio Lincoln, Elano Blumer, Jo, Felipe Melo, Cris, Alex Telles, Maicon Roque, Mariano Filho, Fernando Reges, Marcao, Gustavo Assunçao, Tete, Carlos Vinicius, Gabriel Sara
Yugoslavya 16 Vladimir Nikolovski, Tatomir Radunovic, Ahmet Celovic, Ljubomir Milic, Bosko Kajganic, Jusuf Hatunic, Esref Jasarevic, Vladimir Pejovic, Resad Kunovac, Lasklo Lerinc, Tarık Hodzic, Mirsad Sedjic, Zoran Simovic, Cevad Prekazi, Mirsad Kovacevic, Stevica Kuzmanovski
Romanya 15 Iosif Rotariu, Iulian Filipescu, Gheorghe Hagi, Adrian Ilie, Gheorghe Popescu, Ion Ionut Lutu, Radu Niculescu, Gabriel Tamas, Ovidiu Petre, Florin Bratu, Bogdan Stancu, Iasmin Latovlevici, Florin Andone, Alexandru Cicaldau, Olimpiu Morutan
Almanya 11 Rüdiger Abramczik, Reinhard Stumpf, Falko Götz, Torsten Gütschow, Pierre Esser, Kevin Grosskreutz, Lukas Podolski, Kerem Demirbay, Derrick Köhn, Leroy Sane, İlkay Gündoğan
Fransa 10 Didier Six, Sebastian Perez, Franck Ribery, Lionel Carole, Bafetimbi Gomis, Cedric Carrasso, Steven Nzonzi, Sacha Boey, Leo Dubois, Tanguy Ndombele
Kolombiya 8 Faryd Mondragon, Gustavo Victoria, Jersson Gonzalez, Robinson Zapata, Juan Pablo Pino, Radamel Falcao, Davinson Sanchez, Carlos Cuesta
Hollanda 8 Ulrich van Gobbel, Frank de Boer, Wesley Sneijder, Ryan Donk, Nigel de Jong, Ryan Babel, Patrick van Aanholt, Noa Lang
Arjantin 7 Marcelo Carrusca, Leo Franco, Emiliano Insua, Emmanuel Culio, Guillermo Burdisso, Lucas Ontivero, Mauro Icardi
Fildişi Sahili 7 Abdulkader Keita, Emmanuel Eboue, Didier Drogba, Jean Michael Seri, Wilfried Zaha, Serge Aurier, Wilfried Singo
Portekiz 6 Abel Xavier, Fernando Meira, Armindo Bruma, Josue Pesqueira, Gedson Fernandes, Sergio Oliveira
Nijerya 6 Dominic Iorfa, Henry Onyekuru, Valentine Ozornwafor, Jesse Sekidika, Oghenekaro Etebo, Victor Osimhen
İsviçre 6 Kubilay Türkyılmaz, Adrian Knup, Hakan Yakın, Blerim Dzemaili, Eren Derdiyok, Haris Seferovic
İspanya 6 Albert Riera, Jose Rodrigues, Inaki Pena, Juan Mata, Angelino, Alvaro Morata
Belçika 5 Mbo Mpenza, Jason Denayer, Luis Cavanda, Dries Mertens, Mitchy Batshuayi
Bosna Hersek 4 Elvir Bolic, Elvir Balic, Zvjezdan Misimovic, Izet Hajrovic
Kamerun 4 Rigobert Song, Alioum Saidou, Dany Nounkeu, Aurelien Chedjou
Çekya 4 Pavel Horvath, Marek Heinz, Milan Baros, Tomas Ujfalusi
İsveç 4 Roger Ljung, Tobias Linderoth, Johan Elmander, Jimmy Durmaz
Uruguay 4 Andres Fleurquin, Fernando Muslera, Marcelo Saracchi, Lucas Torreira
Demokratik Kongo Cumhuriyeti 4 Ali Lukunku, Shabani Nonda, Christian Luyindama, Cedric Bakambu
Senegal 4 Mohamed Sarr, Badou Ndiaye, Mbaye Diagne, Ismail Jakobs
Norveç 3 Martin Linnes, Omar Elabdellaoui, Fredrik Midtsjö
Fas 3 Nordin Amrabat, Younes Belhanda, Hakim Ziyech
Danimarka 3 Victor Nelsson, Mathias Ross, Elias Jelert
Polonya 3 Roman Kosecki, Marek Godlewski, Przemyslaw Frankowski
Meksika 2 Sergio Almaguer, Giovani dos Santos
İngiltere 2 Barry Venison, Mike Marsh
Hırvatistan 2 Robert Spehar, Stjepan Tomas
Gana 2 Richard Kingson, Ahmet Barusso
Arnavutluk 2 Klodian Duro, Lorik Cana
Avustralya 2 Harry Kewell, Lucas Neill
Japonya 2 Junichi Inamoto, Yuto Nagatomo
Cezayir 2 Ismael Bouzid, Sofiane Feghouli
ABD 2 Brad Friedel, DeAndre Yedlin
İtalya 2 Morgan de Sanctis, Nicolo Zaniolo
Sırbistan 1 Sasa Ilic
İran 1 Naser Sadeghi
Surinam 1 Ulrich Watson
Litvanya 1 Gintaras Stauce
Zimbabve 1 Norman Mapeza
Galler 1 Dean Saunders
İsrail 1 Haim Revivo
Kuzey Makedonya 1 Goran Pandev
Yeşil Burun Adaları 1 Garry Rodrigues
İzlanda 1 Kolbeinn Sigthorsson
Yunanistan 1 Konstantinos Mitroglou
Gabon 1 Mario Lemina
Mısır 1 Mustafa Muhammed
Şili 1 Erick Pulgar
Avusturya 1 Yusuf Demir
Kosova 1 Milot Rashica
Kanada 1 Samuel Adekugbe
Macaristan 1 Roland Sallai

Not: Sonradan Türk vatandaşlığına geçen futbolcular, haberde yabancı olarak değerlendirilmiştir.

Muhabir: Emrah Oktay

27 Aralık Atatürk’ün Ankara’ya gelişi Yalçın Mıhçı

27 Aralık 1919 Kızılca Gün: Hoş geldin Ata’m!


27 Aralık 1919, yalnızca Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişi değil; Türk ulusal kurtuluş mücadelesinin fiilen merkezileştiği, Ankara’nın direnişin başkenti olarak tarih sahnesine çıktığı gündür. Bu tarih, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde fiili başlangıç noktalarından biri olarak kabul edilir.


İşgalle kuşatılmış bir ülke


1919’da Anadolu karanlık bir dönemden geçiyordu. Osmanlı Devleti fiilen çökmüş, İstanbul işgal altına alınmıştı. Ülkenin dört bir yanı emperyalist güçlerce paylaşılmış, Yunan orduları Batı Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemeye başlamıştı. İşgalin yarattığı zulüm, Anadolu’da yerel direniş hareketlerini doğurdu. Ancak bu direnişler parçalıydı ve ulusal bir stratejiden yoksundu.


Samsun’dan Ankara’ya uzanan yol


Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayan süreç, Erzurum ve Sivas kongreleriyle siyasal bir kimlik kazandı. Ulusal egemenlik ve bağımsızlık ilkeleri bu kongrelerde netleşti. Ankara’ya geliş ise Milli Mücadele’nin siyasal ve coğrafi merkezinin belirlendiği dönüm noktası oldu. Anadolu’nun ortasında, işgalden uzak ve ulaşım açısından elverişli olan Ankara, bilinçli bir tercihle mücadelede merkez seçildi.


“Kızılca Gün” ve seymen töresi


27 Aralık 1919’da Ankara’da yaşananlar, sıradan bir karşılama değildi. Binlerce seymen, Dikmen sırtlarında Mustafa Kemal’i karşıladı. Ankara halkının “Kızılca Gün” olarak adlandırdığı bu gün, Türk tarihinde varlık-yokluk dönemlerinde yeni bir liderin kabulünü simgeleyen seymen dizilme töresiyle anlam kazandı. Davullar, sancaklar ve dualarla yapılan bu karşılama, Ankara’nın Milli Mücadele’ye açık desteğinin ilanıydı.


“Uğrunda ölmeye geldik Paşam”


Kaynaklara göre Mustafa Kemal’in “Niçin zahmet ettiniz?” sorusuna seymenlerin verdiği “Uğrunda ölmeye geldik Paşam” yanıtı, Anadolu halkının kararlılığını özetliyordu. Bu sözler, milli mücadelenin liderliğinin halk tarafından benimsendiğini gösteren tarihi bir an olarak kayda geçti.


Kurtuluşun karargâhı, Cumhuriyet’in beşiği
27 Aralık 1919’dan sonra Ankara, Milli Mücadele’nin siyasal ve askeri kararlarının alındığı merkez haline geldi. TBMM’nin açılması, düzenli ordunun kurulması ve Kurtuluş Savaşı’nın yönetimi bu kentte şekillendi. Tarihsel açıdan bakıldığında, 27 Aralık 1919 Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuken değil ama fiilen doğduğu gündür.


Bu tarih, yalnızca bir anma değil; Cumhuriyet’in hangi koşullarda, hangi irade ve bedellerle kurulduğunu hatırlatan güçlü bir tarihsel pusuladır.

27 Aralık Seymen Yürüyüşünde Atatürk’ü Yalçın Mıhçı Canlandırıyor

Her yıl yapılan anma yürüyüşünde Atatürk’ü Yalçın Mıhçı Canlandırıyor

Hablemitoğlu suikastının üzerinden 23 yıl geçti

AA

ANKARA (AA) – AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Ankara’da 1954’te dünyaya gelen Hablemitoğlu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulundan 1977’de mezun oldu.

“Dilde, Fikirde, İşde Birlik” adlı dergiyi çıkaran, uzun yıllar çeşitli kuruluşlarda basın müşaviri olarak çalışan Hablemitoğlu, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsünde yüksek lisans ve doktora yaptı.

Orta Avrupa ve Balkanlar’daki Türk eserleri, Türk azınlıkları ve şehitliklerle ilgili çalışmalar yapan Hablemitoğlu, “Sovyet Rusya’da Ölüm Kampları”, “Türksüz Kırım: Yüz Binlerin Sürgünü”, “Çarlık Rusyası’nda Türk Kongreleri (1905-1917)”, “Şefika Gaspıralı ve Rusya’da Türk Kadın Hareketi (1893-1920)”, “Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke: Türkiye”, “Milli Mücadelede Yeşil Ordu Cemiyeti”, “Gaspıralı İsmail”, “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası”, “Kırım’da Türk Soykırımı” ve “Köstebek” isimli kitapları yazdı.

Alman vakıfları ile ilgili soruşturma yürüten dönemin Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, 2002’de hazırladığı iddianamede, Hablemitoğlu’nun “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adlı kitabından alıntılara yer verdi. Hablemitoğlu bu kitapta, Alman vakıflarının Türkiye’de yasal olmayan çalışmalar yaptığını, etnik ve mezhepsel ayrılıkları körüklediğini ve altın madeni karşıtlarını finanse ettiğini savunuyordu.

Ankara Üniversitesinde Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi dersleri veren Hablemitoğlu, Çankaya Portakal Çiçeği Sokak’taki evinin önünde 18 Aralık 2002 akşamı uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

O günün gazete manşetleri

Cinayetin ardından gazetelerde “Derin suikast-devletin hassas olduğu konularda araştırmalarıyla tanınan Hablemitoğlu vurularak öldürüldü”, “Derin cinayet-DGM’deki Gülen davası ve Alman vakıflarıyla ilgili çalışmalarıyla tanınan ve ‘çok şey bilen’ Hablemitoğlu’nu Ankara’da vuranlar kaçtı”, “Başkentte kanlı pusu-İslamcı terör ve Fethullahçı yapılanmalara ilişkin çalışmalarıyla tanınan Hablemitoğlu öldürüldü” manşetleri vardı.

Yıllar önce FETÖ’yü anlatmıştı

​​​​​​​Hablemitoğlu, ölümünün ardından yayımlanan kitabı “Köstebek”in son bölümünde, çalışmasını sürdürürken telefonlarının dinlendiğinden, bilgisayarındaki elektronik posta ve dosyalarının kopyalandığından emin olduğunu belirterek, bu sebeple edindiği bir başka bilgisayarı internete girmeden kullandığını yazıyordu.

2003’te yayımlanan “Köstebek” adlı kitabında, yıllar sonra FETÖ olarak tanımlanacak örgüte ilişkin çarpıcı tespitler yapan Hablemitoğlu, “Fetullahçılar” olarak tanımladığı bu yapının devlette nasıl kadrolaştığını, özellikle Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığını nasıl ele geçirdiklerini ve kendilerine karşı hareket edenleri nasıl pasivize ettiklerini anlattı.

Hablemitoğlu kitabında, “Fetullahçılar” için “Türkiye’nin yüz yüze olduğu en tehlikeli tehdit odağıdır” vurgusu yaparak, “Gülen cemaatinin silahlı örgüt halini almaya başladığı” tespitinde de bulunmuştu.

İlk soruşturmada iddiayı doğrulayacak delillere ulaşılamadı

Cinayetin ardından ilk soruşturma, dönemin Ankara DGM Savcısı Cengiz Köksal tarafından yürütüldü. İstanbul’da 5 kişiyi para için öldürmekten yargılanan bir sanık, 2003’teki bir duruşmada suikastı kendisinin gerçekleştirdiğini öne sürdü. İddia üzerine bazı kişilerin ifadesine başvuruldu, bazı yerler arandı ancak iddiayı doğrulayacak delillere ulaşılamadı.

Hablemitoğlu’nun çalışmaları nedeniyle başka ülkelerin gizli servislerince öldürüldüğü iddiaları ortaya atıldı ancak bununla ilgili de bir kanıta ulaşılamadı.

FETÖ’nün kumpası Ergenekon davasında ise Hablemitoğlu cinayetinin arkasında “Ergenekon terör örgütünün bulunduğu” iddia edildi. Ancak Ergenekon savcısının davaya müdahillik önerisi, Hablemitoğlu’nun eşi Şengül Hablemitoğlu tarafından kabul edilmedi.

Suikastta FETÖ bağlantısı

Üzerinden yıllar geçmesine rağmen faili meçhul kalan Hablemitoğlu dosyası, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden kısa süre önce yeniden raftan indirildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ’nün darbe girişiminden bir gün önce, 14 Temmuz 2016’da tamamladığı iddianamesinde, Hablemitoğlu suikastına da yer verdi.

Örgüt elebaşı Fetullah Gülen’in de arasında bulunduğu 73 kişi hakkında silahlı terör örgütü kurarak, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalıştıkları gerekçesiyle dava açıldı, iddianamede Hablemitoğlu cinayeti ile FETÖ ilişkilendirildi.

Bu iddianamede, “Fetullahçılar bu suikastı Ergenekon’un işi gibi göstermek için de çok çabalamış, davada yalancı tanık kullanmışlardır. Hablemitoğlu’nun öldürülmesinde yalnızca cemaatin çıkarı bulunmaktadır.” tespitleri yer aldı.

Suikastın FETÖ bağlantısıyla ilgili dava açıldı

Suikasta ilişkin detaylar yeniden incelendi, ulaşılan bilgiler, cinayetin FETÖ tarafından işlendiği şüphesini ortaya çıkardı. Hablemitoğlu suikastı soruşturması, cinayetten 20 yıl sonra, 11 Kasım 2022’de tamamlandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ile emekli Albay Levent Göktaş’ın da aralarında bulunduğu 6’sı tutuklu 10 sanık hakkında yeniden dava açtı.

Sanıklardan FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ve FETÖ firarisi Mustafa Özcan’ın yanı sıra, Enver Altaylı ve Aydın Köstem “tasarlayarak öldürmeye azmettirmek”, emekli albaylar Levent Göktaş ve Ahmet Tarkan Mumcuoğlu ile emekli binbaşı Fikret Emek “tasarlayarak öldürmek” suçundan “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası istemiyle yargılanıyor.

Eski yüzbaşı Nuri Gökhan Bozkır ve FETÖ firarisi Serhat Ilıcak’ın “tasarlayarak kasten öldürmeye yardım” suçundan 20 yıla kadar hapsi istenen davada, Göktaş’ın emir astsubayı Mehmet Narin’in de “suç örgütüne üyelik”ten 4 yıla kadar hapsi talep ediliyor.

Sanıklar adli kontrolle tahliye edildi

Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davada sanıkların yargılanmasına 14 Şubat 2023’te başlandı. Mahkeme, 18 Mayıs 2023’teki duruşmada, davanın tutuklu sanıkları Göktaş, Altaylı, Bozkır, Mumcuoğlu, Köstem ve Emek’i “yurt dışına çıkış yasağı” adli kontrol tedbiriyle tahliye etti.

Adli kontrol tedbirlerine uymayan Bozkır hakkında 3 Temmuz 2023’te tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkartıldı. 2 Ocak 2024’te Ankara’da yakalanan Bozkır, sonraki gün çıkarıldığı mahkemece, adli kontrol tedbirlerine uymadığı gerekçesiyle tutuklandı.

Sanıkların yargılanmasına 30 Ocak 2026’da devam edilecek.

Muhabir: Neriman Senanur Torun

Okullara talimat verildi: Erdoğan posteri asılacak! ‘Atatürk, hiçbir makamla kıyaslanamaz’

Ülke genelindeki ilçe milli eğitim müdürlüklerinin, okullara milli bayramlar ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nde Türk Bayrağı’nın yanında Atatürk posteri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan posterinin asılması yönünde bir talimat verdiği bildirildi.

Okul müdürlerinin bulunduğu WhatsApp gruplarından gönderildiği belirtilen talimat büyük tepkiye neden oldu.

Cumhuriyet’in aktardığına göre, Eğitim-İş Sendikası’ndan uygulamaya yönelik tepki gösteren bir açıklama yapıldı. Okulların partilerin propaganda yeri olmadığı vurgulanan açıklamada, “Bu uygulama, kamu kurumlarının siyaset üstü yapısına ve devletin tarafsızlık ilkesine açıkça aykırıdır. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hiçbir makamla kıyaslanamaz. Atatürk posteri ile yürürlükteki partili Cumhurbaşkanı’nın posterini aynı düzlemde konumlandırmak, hem tarihsel gerçeklerle hem de devlet geleneğiyle bağdaşmamaktadır” denildi.

‘ASILMASI GEREKEN SEMBOLLER BELLİDİR’

Eğitim-İş açıklamasının tamamı şöyle:

“Dün akşam saatlerinde, tüm ülkede ilçe milli eğitim müdürleri, okul müdürlerinin bulunduğu WhatsApp gruplarına attıkları yazı ile 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda, Türk Bayrağı’nın sağına Atatürk posteri, soluna Cumhurbaşkanı posteri asılması yönünde talimat vermiştir. Bu uygulama, kamu kurumlarının siyaset üstü yapısına ve devletin tarafsızlık ilkesine açıkça aykırıdır. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hiçbir makamla kıyaslanamaz. Atatürk posteri ile yürürlükteki partili Cumhurbaşkanı’nın posterini aynı düzlemde konumlandırmak, hem tarihsel gerçeklerle hem de devlet geleneğiyle bağdaşmamaktadır. Milli bayramlarda asılması gereken semboller bellidir: Türk Bayrağı ve Atatürk posteri. Bu iki simge, Cumhuriyetimizin temelidir. Bunun dışına çıkmak, devletin bütün kurumlarını siyasal bir görüntüye büründürmek anlamına gelir. Eğitim-İş olarak, •⁠ ⁠Kamu kurumlarının tarafsızlığını zedeleyecek, •⁠ ⁠Öğretmenleri, idarecileri ve öğrencileri siyasetin gölgesine sokacak, •⁠ ⁠Atatürk’ün manevi mirasını zayıflatacak hiçbir uygulamayı kabul etmiyoruz. Eğitim emekçileri olarak bizler, Cumhuriyetimizin kurucusuna duyduğumuz saygıyı, hiçbir siyasi otoritenin talimatıyla değil, gönülden gelen bir bağlılıkla gösteririz. Bu nedenle 29 Ekim 2025 itibarıyla uygulanması istenen söz konusu talimatın geri çekilmesini talep ediyoruz. Atatürk’ün adının ve bayrağımızın yanına siyasal kimliklerin değil, ancak milletimizin ortak değerlerinin yakışacağını bir kez daha hatırlatıyoruz. Yaşasın laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti! Yaşasın Atatürk Devrimleri!”

SON Teknoloji 25. bölüm yayınlanıyor!

EasyCep sponsorluğundaki SON Teknoloji programı ShiftDelete.Net’in kurucusu Hakkı Alkan’ın sunumuyla yarın saat 12:15’te Habertürk ekranlarında yirmi beşinci bölümüyle izleyicilerin karşısına çıkacak. Yeni teknolojiler ve güncel gelişmelerin ele alınacağı programda teknoloji dünyasının nabzı derinlemesine tutulacak. SON Teknoloji 25. bölüm yayınlanıyor! Teknoloji dünyasında öne çıkan son gelişmeler… Yerli ve milli teknolojilerimizden çarpıcı haberler “SON TEKNOLOJİ”de… Yapay zeka destekli alışveriş deneyimi hayatımızı […]

💾

Avrupa basını, Baykar ile Leonardo’nun insansız teknolojilerde ortaklık anlaşmasına geniş yer verdi

AA

ROMA (AA) – İtalya’nın yüksek tirajlı gazetelerinden La Repubblica, “Leonardo ve Baykar, İHA pazarında 100 milyarlık bir avda” başlığıyla verdiği haberde Baykar ve Leonardo’nun artık resmen müttefik olduklarını ve İHA piyasasında 10 yılda 100 milyar dolar büyüklüğünde bir av başlattıklarını yazdı.

  • Leonardo-Baykar anlaşması: Türkiye’nin Avrupa savunma sanayisindeki rolü güçleniyor
  • Bayraktar KIZILELMA bir uçuş testini daha başarıyla tamamladı
  • İtalya Savunma Bakanı, Baykar ile Leonardo arasındaki anlaşmanın önemli bir fırsat olduğunu belirtti
  • Selçuk Bayraktar: Leonardo ile imzaladığımız ortaklık anlaşmasıyla ortak bir savunma ekosistemi oluşturduk
  • Baykar ve Leonardo, SİHA’lardan uzay ve yapay zekaya kadar pek çok alanda ortak çalışacak
  • Baykar ile Leonardo arasında insansız teknolojilerde ortaklık anlaşması imzalandı

Leonardo ile Baykar’ın bu işbirliği sayesinde deneyimlerini ortaya koyarak ortak üretecekleri İHA’lar için İtalya’dan hızlı şekilde alacakları sertifikalarla Avrupa ve diğer ülkelere satışlar gerçekleştirme hedefinde oldukları belirtildi.

Haberde, Baykar’ın iHA’larının 36 ülkeye satıldığına ve yıllık 2 milyar dolara yakın gelir elde edildiği vurgulanarak iki büyük firmanın 12-18 aylık dilimde bir prototip ortaya koyma hedefiyle dün itibarıyla “birlikte yürüyüşünün başladığı” kaydedildi.

Corriere della Sera gazetesi de “İHA’lar üzerine İtalyan teknolojisi, Leonardo’dan büyüme planı” başlığıyla okuyucularına Baykar-Leonardo işbirliğini duyurdu.

Haberde Leonardo Üst Yöneticisi (CEO) Roberto Cingolani’nin “Bedavaya barış yok ve savunulması gerekir.” dediği ve bu doğrultuda “Küresel Güvenlik Sistemi Projesi”ne yönelik çalıştığı belirtilerek, Leonardo’nun yakın zamanda Alman Rheinmetall ile tank gibi zırhlı muharebe araçları konusunda işbirliğine gittiği, şimdi de İHA sektöründe dünya lideri Türk Baykar grubu ile işbirliği yaptığı vurgulandı.

Baykar ve Leonardo’nun şimdilik bir iş modeli üzerinde çalıştıkları ve 6 aylık sürede, 10 yıl içinde 100 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilen bir Avrupa pazarına egemen olmak amacıyla gerekli teknolojilerini bir araya getirecekleri kaydedildi.

Il Messaggero gazetesi de “Leonardo-Baykar ekseni: İHA’larda hava hakimiyetini ele geçireceğiz” başlığıyla okuyucularına iki grup arasındaki işbirliğini aktardı.

Gazetenin haberinde de İtalyan-Türk ekseninde üretilecek ilk modelin gelecek yıl büyük bir İHA olmasının beklendiği ifade edildi.

Haberde, Leonardo CEO’su Cingolani’nin savunma sanayisinin İHA’lar, yapay zeka, 6. nesil savaş uçağı, siber güvenlik ve uzay gibi yeni sınamalarla karşı karşıya olduğunu belirttiği ve tam bu nedenle teknolojik işbirliğinin acil ve gerekli olduğu görüşünü savunduğu aktarıldı.

İtalya’nın en önemli ekonomi gazetelerinden Il Sole 24 Ore de “Leonardo’dan Baykar ile ittifak: 100 milyar dolarlık bir ittifak” başlığını kullandı.

Gazete, Leonardo’nun yakın zamanda Alman Rheinmetall ile zırhlı muharebe araçlarının üretiminde ortaklaşa gittiği işbirliği modelinin bir benzerini İHA üretiminde Baykar’la yapmak için adım attığını yazdı.

Anlaşmanın 5 aylık yoğun çalışmanın ürünü olduğu belirtilen haberde, Leonardo ve Baykar’ın ortak girişimle bir yıl içinde ilk prototipi ortaya koyup pazara hızlı giriş yapma hedefinde oldukları ifade edildi.

Bu arada, İtalyan televizyonları da Leonardo’nun Baykar ile ortaklık anlaşması imzalamasına bültenlerinde geniş yer ayırdı.

Almanya

Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Avrupa kendini silahlandırıyor: Türkiye’ye ait insansız hava aracı yaklaşıyor” başlığını kullandı.

Alman haber kanalı Ntv’nin internet sitesinde “Leonardo ile Baykar, birlikte dron üretmek istiyor” başlığıyla şu ifadeler kullanıldı:

“İtalya’dan Leonardo ve Türkiye’den Baykar savunma şirketleri, milyar dolarlık savaş uçağı işinde yakın bir şekilde birlikte çalışma konusunda anlaştı. İki şirket, aylar süren müzakerelerin ardından Roma’da insansız teknolojiler geliştirmek üzere anlaşma imzaladı. Leonardo CEO’su Cingolani, Avrupa’da insansız savaş uçakları, silahlı gözetleme İHA’ları ve savaş İHA’ları pazarının önümüzdeki on yıl içinde 100 milyar avroyu aşacağını tahmin ediyor. Leonardo, ayrıca Airbus ve Dassault ile birlikte Avrupa insansız hava aracı Eurodrone’un geliştirilmesinde de yer alıyor.”

Alman ekonomi gazetesi Handelsblatt da “Leonardo ve Baykar, birlikte dron üretmek istiyor” başlığıyla yayımladığı haberde Cingolani’nin açıklamalarına yer verdi.

Deutschlandfunk’ta “İtalya ile Türkiye’den silah şirketleri birlikte dron üretmek istiyor” başlığıyla yer alan haberde, “İtalya’dan Leonardo ve Türkiye’den Baykar silah şirketleri, savaş uçağı sektöründe birlikte çalışıyor. İki şirket, insansız teknolojiler geliştirmek üzere Roma’da anlaşma imzaladı. Leonardo CEO’su Cingolani, Avrupa’daki pazarın önümüzdeki 10 yıl içinde 100 milyar avronun üzerinde bir değere ulaşacağını tahmin ediyor.” ifadeleri kullanıldı.

Yunanistan

Yunanistan’da yayımlanan SLpress haber sitesi, Baykar ile Leonardo arasında imzalanan anlaşmayı İHA’ların gelişimi açısından önemli bir adım olarak nitelendirdi. Bu anlaşmayla Leonardo’nun radar, elektronik sistemler ve sensörlerinin Baykar’ın İHA’larına yerleştirileceğine işaret edilen haberde, amacın küresel İHA piyasasında 100 milyar dolarlık hedefe ulaşmak olduğu belirtildi.

Naftemporiki gazetesi ise Avrupa Birliği’nin (AB), yeni koşullardaki güvenlik stratejisini değerlendirdiği haberinde, Türkiye’nin AB’nin güvenliği için artık aracı rolün ötesinde güvenlik sağlayıcı role büründüğüne işaret etti. Bu kapsamda, Baykar ile Leonardo arasında yapılan anlaşmanın tesadüf olarak değerlendirilemeyeceği vurgulandı.

Haberde, “Özellikle İHA’ların üretimi açısından savaş endüstrisinde gösterdiği gelişme göz önünde bulundurulursa Türkler, Avrupa’nın yeni katıldığı silahlanma yarışından fayda elde edebilir.” ifadesi yer aldı.

Fransa

Les Echos gazetesi, “Savaş İHA’ları: İtalyan Leonardo ve Türk Bayraktar, Avrupa’ya tedarik etmek için birleşiyor” başlıklı haberinde, iki grubun merkezi İtalya’da olacak yeni bir ortak şirket kurmak için güçlerini birleştirdiğini belirtti. Haberde, bu şirketin 2020’li yılların sonuna kadar 100 milyar avroya ulaşması beklenen Avrupa pazarına İHA üreteceği kaydedildi.

Le Figaro gazetesi ise “İtalyan Leonardo ve Türk Bayraktar İHA’larla birleşiyor” başlıklı haberinde iki yeni ortağın, büyük İHA konusundaki ilk prototiplerini 12-18 ay içinde geliştirmek istediklerini belirtti.

Haberde, Leonardo CEO’su Cingolani’nin şu ifadelerine yer verildi:

“En iyi teknolojileri ve mevcut üretimle geliştirme kapasitelerini birleştiren bu ittifaklar, savunma sanayii Avrupa’sını inşa etmenin en hızlı ve en etkili yoludur.”

İngiltere

İngiliz The Guardian gazetesi, İtalyan savunma grubu Leonardo’nun, Türk insansız hava aracı üreticisi Baykar ile Avrupa içinde Ukrayna için insansız silah üretimini hızla artırmaya yönelik anlaşma yaptığını duyurdu.

The Times gazetesi de 36 ülkeye insansız hava aracı satan Türk İHA üreticisi Baykar’ın, İHA’larını İtalyan radar ve elektronik sistemleriyle donatmak için İtalyan savunma firması Leonardo ile yeni bir anlaşma yaptığını aktardı. Haberde Leonardo’nun, 2035’te uçması planlanan ve İngiltere, İtalya ve Japonya’nın ortak geliştirdiği GCAP Savaş Uçağı Projesi’nin ortağı olduğu bildirildi.

Yıllık yaklaşık 2 milyar dolarlık cirosuyla Baykar’ın, küresel İHA pazarına hakim konumda olduğu ve TB2 modelinin, Ukrayna’nın Rus güçlerine karşı elde ettiği erken zaferlerde önemli rol oynadığı vurgulandı.

Belçika

Belçika’nın Flamanca yayımlanan gazetelerinden De Staandard’da yer alan haberde Bayraktarların Ukrayna’daki savaşın başında büyük önem kazandığına, Ukraynalıların buna dair şarkı dahi bestelediğine, halihazırda Baykar’ın Kiev’de bir tesis inşa ettiğine değinildi.

Türk Baykar ile yapılan ortak girişimin İtalyan Leonardo’nun güçlü olduğu teknoloji ile bir Türk İHA’sını optimize etmeyi mümkün kıldığı, bu ürünün Baykar’ın her türlü mühimmatı taşıyabilen 6 tonluk Akıncı modelinden yola çıktığı ifade edildi.

Haberde ortak girişim, “akıllıca hareket” olarak nitelendirildi.

Hollanda

Hollanda’da De Volkskrant gazetesinde “İtalyan ve Türk şirketler, insansız savaş uçakları için güçlerini birleştiriyor: Barış Bedava Değil” başlığıyla yayımlanan haberde iki şirketin ortak girişim yoluyla Avrupa pazarını ele geçirmeyi hedeflediği ve gelecek 10 yılda bu pazarın 100 milyar dolar değerinde olacağını öngördükleri belirtildi.

Gazete, Leonardo CEO’su Cingolani’nin Roma’da yapılan duyuru sırasında “Barış bedava değil” ifadesini vurguladığını aktarırken İtalyan savunma devi ve Türk dron üreticisi Baykar’ın birlikte insansız uçuş sistemleri üreteceklerini ve ilk teslimatların 1,5 yıl içinde yapılmasının planlandığını bildirdi.

Haberde, Baykar’ın Avrupa savunma pazarında tanınmış bir isim olduğu vurgulanarak şirketin Ukrayna’ya çok sayıda dron tedarik ettiği ve Kiev’de inşa edilen fabrikanın ağustos ayında tamamlanmasının beklendiği kaydedildi.

De NRC gazetesi ise “Avrupa savunmasına doğru yeni bir adım: İtalyanlar ve Türkler birlikte yüksek teknoloji dronlar üretecek” başlığıyla verdiği haberde, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin hemen ardından Türk Bayraktar dronlarının savaşta o kadar önemli hale geldiğini ve Ukraynalıların “Bayraktar” şarkısı bestelediklerini hatta Spotify’da hala farklı versiyonlarla bir listenin bulunduğunu belirtti.

Gazete, “Avrupa’nın ortasında sıkışıp kalmış durumda. Avrupa kıtasının acilen bir şeylerin değişmesi gerektiğini anlaması gerekiyor. Barış, bir bedelle gelir.” diyen Cingolani’nin sözlerini aktarırken Avrupa Birliği üyesi ülkelerin her biri için ayrı ayrı düşünmeye devam etmemeleri, kıtanın çıkarlarını ön planda tutmaları gerektiğini vurguladığını yazdı.

Türk-İtalyan ortak girişiminin, somut olarak Türk dronunun, Leonardo’nun güçlü olduğu elektronik ve yapay zeka gibi teknolojilerle optimize edilmesi anlamına geldiği belirtilen haberde, Türkler ve İtalyanların birlikte üretmek istedikleri ilk ürünün, Baykar’ın her türlü mühimmatı taşıyabilen 6 tonluk dronu olan Akıncı modelini temel alacağı kaydedildi.

Prototipinin bir yıl içinde hazır olması beklenen yeni dronun, ortak girişimi İtalya’da kurulurken hem İtalya’da hem de Türkiye’de üretileceği, İtalyanların AB için havacılık sertifikasyonu sürecini üstleneceği ve böylece Baykar’ın onaydan sonra dronlarını çok daha kolay ve daha geniş alanda satabileceği vurgulandı.

Muhabir: Mesut Zeyrek,Derya Gülnaz Özcan,Esra Taşkın,Zuhal Demirci,Selen Valente Rasquinho,Selman Aksünger,Barış Seçkin

Türkiye’nin dört bir yanında “Tenis Elçileri” aranıyor

AA

ANKARA (AA) – Müderrisgil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, organize ettikleri “Türkiye Tenis Hamlesi Çalıştayı” sonucunda ortaya çıkan yol haritası doğrultusunda hareket ettiklerini dile getirerek “Tüm paydaşlarımızı bir araya getirdik. Amacımız Türk tenisinin sorunlarını, fırsatlarını, tehditlerini, güçlü alanlarını konuşmaktı. Birçok konuda stratejiler kurgulayabilmemiz ve eylem planımızı gerçekleştirebilmemiz için bir altlık oldu. Çalıştay raporuna istinaden bir takım projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyoruz. Bunlardan biri de Tenis Elçileri Projesi.” dedi.

“Tenis Elçileri”nin, sporu tabana yayma amaçlarına yönelik projelerinden ilki olduğunu belirten Müderrisgil, “İl temsilcilerimiz ile seçeceğimiz tenis elçilerini eşleştirerek yerel düzeyde tenisin yaygınlaştırılmasını, tenis kültürünün yerleştirilmesini hedefliyoruz. 81 ilde tenis elçilerini seçmek üzere ilana çıkacağız. İnternet sitemiz ve sosyal medya kanallarımızda ilan edilecek. Tenis sporuyla ilgilenenler, bu konuda gönüllü olmak isteyenler, bu işi dert etmiş insanlar ilgi alanımıza giriyor. Özgeçmişlerini de toplayarak başvuruları değerlendireceğiz ve 18 Mart tarihinde de seçilen tenis elçileri açıklanacak. 7 Nisan haftasında il temsilcilerimizi ve tenis elçilerimizi bir araya getireceğimiz iki günlük bir seminerle yol haritamızı birlikte çizeceğiz. Tenis elçileriyle söz konusu ildeki herkesi mobilize etmeyi hedefliyoruz. Yerel yönetimler, okullar, işletmeler, iş insanları, kulüpler… Hepsini bir araya getirerek tenis alanındaki ihtiyaçları saptamak, gerekli aksiyonların alınmasını sağlamak, sponsorları bir araya getirmek, projeler ve özel turnuvalar yapmak istiyoruz. Tenis elçileri aslında birlikte çalışacağımız birer çözüm ortağı diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

“Kız çocuklarını, eşit imkanlar ve temsil sağlayan tenise davet ediyorum”

Yelken branşını yöneten Özlem Akdurak ile beraber 64 ulusal spor federasyonundaki 2 kadın başkandan biri olan Müderrisgil, tenisin kadınların eşit temsili bakımından en etkin spor dallarından biri olduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti:

“İpek Soylu, Çağla Büyükakçay, Zeynep Sönmez, Pemra Özgen, İpek Öz, Berfu Cengiz, Ayla Aksu gibi tenisçilerimiz hem sportif başarılar elde ediyor hem davranışlarıyla genç nesillere, kız çocuklarına örnek oluyor. Hem de tenisin kadınlar için, kız çocukları için bir kariyer olabileceğini gösteriyor. Çok güzel örnekler var ülkemizde. Kadın voleybolcuların başarısı hepimizce malum. Sadece Türkiye değil aynı zamanda dünya markası oldular. Biz de neden teniste böyle bir kaldıraç etkisi yaratmayalım düşüncesindeyiz. Tüm kız çocuklarına seslenmek istiyorum. Onları tenise davet ediyorum. Tenis, eşit imkanlar ve temsil sağlayan bir spor. Daha çok kız çocuğunu teniste görmek istiyoruz. Bu vesileyle de Dünya Kadınlar Günü’nü de kutlamak istiyorum.”

Müderrisgil, kadınların federasyonun işleyişi konusunda da aktif rol almasını çok önemsediğini vurgulayarak “İdari anlamda baktığınızda ise Türkiye Tenis Federasyonu Yönetim Kurulu’nun yarısı kadınlardan oluşuyor. Bu bilinçli bir tercih. Çünkü karar verme mekanizmalarında yetkin kadınların yer alması bizim için önemli.” diye konuştu.

“Zeynep Sönmez’in Miami Açık’ta kortlara dönmesini bekliyoruz”

Son dönemdeki form grafiğiyle Türk tenisçiler arasında öne çıkan Zeynep Sönmez’in performansına da değinen Müderrisgil, “Zeynep Sönmez’in ilham verici kariyer yolculuğu devam ediyor. Biz de elimizden geldiğince ona destek olmaya çalışıyoruz. Kasım ayında Meksika’da, Merida’da çok büyük başarı elde etti ve (kadınlar dünya klasmanında) 91. sıraya yükseldi. Devam eden 3 ayda 14 basamak daha ilerleyerek 77. sıraya çıktı. Kendisiyle gurur duyuyoruz. Çok pozitif enerjisi var.” yorumunu yaptı.

Müderrisgil, son katıldığı turnuvadan sakatlığı nedeniyle çekilen 22 yaşındaki milli raketin durumuyla ilgili soruya ise “En son Indian Wells Turnuvası’nda bir sakatlık geçirdi. Sol dizinden sakatlandı. Sağlık durumu kontrol altında. Kendisiyle görüştüm. Zannediyorum önümüzdeki 2 haftayı biraz dinlenerek geçirecek. Miami’de (WTA 1000 düzeyindeki Miami Açık Turnuvası) tekrar kortlara çıkmasını bekliyoruz.” yanıtını verdi.

Davis Kupası’nda rakip Sırbistan

Müderrisgil, A Milli Erkek Tenis Takımı’nın Sırbistan ile oynayacağı Davis Kupası Dünya Grubu 1 eşleşmesine ilişkin “Kuralar çekildi. Türkiye, Sırbistan ile karşı karşıya gelecek. 13-15 Eylül tarihlerinde oynanacak bu turnuva. Zorlu bir rakip. Sırbistan 15’nci, Türkiye 33’üncü sırada. Kaptanımız Erhan Oral liderliğinde hazırlanıyoruz. Galip gelirsek ilk kez elemelere (Davis Kupası Finalleri öncesindeki son aşama) yükselme şansını elde edeceğiz. Takımımıza başarılar diliyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

İstanbul’un, milli takımın Meksika’yı 5-0 yendiği Davis Kupası Dünya Grubu 1 play-off maçlarına başarılı bir ev sahipliği yaptığını hatırlatan Müderrisgil, Antalya’da ise 9 Mart’tan itibaren ay sonuna kadar uluslararası organizasyonların düzenleneceğini paylaştı.

Müderrisgil, Antalya’nın, 9-22 Mart tarihlerinde ITF Dünya Tenis Masterlar Turu Dünya Şampiyonası’na, 18-30 Mart tarihlerinde WTA 125 Megasaray Hotels Açık Kadınlar Turnuvası’na, 19-23 Mart tarihlerinde Tekerlekli Sandalye Dünya Takım Kupası Avrupa Elemeleri’ne, 19-22 Mart tarihlerinde de Avrupa Tenis Federasyonu Yıllık Genel Kurul Toplantısı’na ev sahipliği yapacağı bilgisini verdi.

Muhabir: Hüseyin Burak Demirer

Vatandaşlar Türkiye-Avusturya maçını dev ekranda izledi

AA

ANKARA (AA) – Eskişehir’de vatandaşlar, 2024 Avrupa Şampiyonası (EURO 2024) son 16 cinsinde karşılaşan Türkiye-Avusturya maçını, Dede Korkut Parkı’nda kurulan dev ekranda izledi.

Maçı kurulan dev ekrandan izlemek için Dede Korkut Parkı’nı dolduran Eskişehirliler, karşılaşmanın başlangıcında A Ulusal Futbol Ekibi lehine alkış ve tezahüratlarda bulundu.

Milli kadro forması giyen iştirakçiler, ellerindeki Türk bayraklarıyla müsabakayı izledi.

Vatandaşlarla maçı izleyen Eskişehir Gençlik ve Spor Vilayet Müdürü Osman Ercan, önceki 2 maçı da vatandaşlarla izlediklerini belirterek, Avusturya müsabakasına daha çok kişinin geldiğini söz etti.

Yoğun ilgiden dolayı vatandaşların alana sığmadığını kaydeden Ercan, “İnşallah bu akşam ekibimiz Avusturya karşısında hoş bir zafer kazanır ve ismimizi çeyrek finale yazdırırız. İnşallah kadromuz kazanır ve bizler de Eskişehir’in gençleriyle burada ulusal hislerimizi daima birlikte yaşarız.” dedi.

Adana

Adana’da vatandaşlar Türkiye-Avusturya müsabakasını dev ekrandan izlemek için merkez Seyhan ilçesindeki Uğur Mumcu Meydanı’na geldi.

Ellerinde Türk bayraklarıyla tezahüratlar yapan iştirakçiler, maç boyunca ulusal gruba takviye verdi.

Heyecanla müsabakayı izleyen sporseverler, ulusal ekibin attığı gollerin akabinde büyük sevinç yaşadı.

Vatandaşlar, hakemin bitiş düdüğüyle Türkiye’nin 2-1 kazandığı maçın sevincini Ziyapaşa Bulvarı ve Atatürk Caddesi’nde konvoy oluşturup müzikler söyleyerek kutladı.

Mersin

Mersin’de vatandaşlar, maçı Mezitli ilçesi Kuyuluk Mahallesi’ndeki Kuyuluk Futbol Alanı’nda Mezitli Belediyesinin kurduğu dev ekrandan izledi.

Karşılaşmayı Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer ve çok sayıda vatandaş, ellerindeki Türk bayraklarıyla takip etti.

Türkiye’nin maçtan galip gelmesiyle alandaki vatandaşlar kutlama yaptı.

Hatay

Hatay’ın Arsuz ilçesinde vatandaşlar müsabakayı Karaağaç Övündük Mahallesi’ndeki Fahura Parkı’nda, Dörtyol ilçesinde ise Numune Konutlar Mahallesi’ndeki merasim alanında kurulan dev ekranlardan izledi.

Dörtyol’da maç öncesinde vatandaşlara konser verildi. Konser esnasında down sendromlu bir kız, Dörtyol Belediye Başkanı Bahadır Amaç ile karşılıklı oynadı.

Çok sayıda vatandaş, ellerindeki Türk bayraklarıyla müsabakaya ilgi gösterdi.

Vatandaşlar, maçtan galip gelerek ismini çeyrek finale yazdıran ulusal kadronun muvaffakiyetini meşale yakarak kutladı.

Gaziantep

Gaziantep Üniversitesince yerleşke içerisine müsabaka için dev ekran kuruldu.

Milli kadro forması giyen ve ellerinde Türk bayrağı taşıyan vatandaşlar, açık havada izledikleri müsabaka boyunca ay-yıldızlı takıma alkış ve tezahüratlarla dayanakta bulundu.

Maçın birinci dakikasında Merih Demiral’ın golüyle büyük sevinç yaşayan vatandaşlar maçın bitiş düdüğüyle de tezahüratlar yaptı.

Kahramanmaraş

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından Aliya İzzetbegoviç Millet Bahçesi ve Dulkadiroğlu Kümbet Necmettin Gevri Parkı’na kurulan dev ekranda vatandaşlar müsabakayı takip etti.

Büyük heyecana sahne olan karşılaşmayı izleyen taraftarlar, Türk bayrakları, meşaleler ve marşlar eşliğinde ulusal ekibe takviye verdi.

Karşılaşmanın akabinde taraftarlar, çeyrek finale kalmanın sevincini uzun araç konvoylarıyla kent tipi yaparak yaşadı.

Malatya

Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından Sanat Sokağı’nda kurulan dev ekranda müsabakayı izlemeye gelen vatandaşlar, Ulusal Grup’ya, Türk bayrakları, alkış ve tezahüratlarla takviye oldu.

Karşılaşmanın akabinde taraftarlar, çeyrek finale kalmanın sevincini doyasıya yaşadı.

Adıyaman

Adıyaman Belediyesince Altınşehir Mahallesi Millet Bahçesi’nde kurulan dev ekranda müsabakayı izleyen seyirciler burada Ulusal Grup’ya destekte bulundu.

Karşılaşmayı, Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere de vatandaşlarla izledi.

Sakarya

Sakarya Büyükşehir Belediyesince kent merkezindeki Millet Bahçesi’nde müsabaka hasebiyle dev ekran kuruldu.

Vatandaşlar, maçı buradaki eski Sakarya Stadı’ndan hatıra olarak bırakılan tribünden izledi.

Karşılaşma boyunca vatandaşlar ulusal gruba dayanakta bulundu.

Kocaeli

Kocaeli’nin İzmit ilçesinde de vatandaşlar, müsabakayı Kocaeli Büyükşehir Belediyesince kent meydanına kurulan dev ekrandan seyretti.

Belediye vazifelileri tarafından müsabakayı izlemeye gelen vatandaşlara Türk bayrağı dağıtıldı.

Alanı dolduran taraftarlar, ulusal gruba alkış ve tezahüratlarla takviye verdi.

Bolu

Bolu’da ise maç sebebiyle belediye Mehmet Yücetürk Sanat Merkezi önüne dev ekran kurdu.

Ellerinde Türk bayrağı olan vatandaşlar, maçın başlama düdüğüyle müsabakayı ilgiyle takip edip ulusal kadro lehine tezahürat yaptı.

Dev ekranın bulunduğu alan ve etrafında polislerce geniş güvenlik tedbiri alındı.

Zonguldak

Zonguldak’ta belediyenin kıyıda kurduğu dev ekranda Türkiye-Avusturya maçını izleyen vatandaşlar, müsabaka boyunca gruba takviyede bulundu.

Polis grupları de etrafta güvenlik tedbiri aldı.

Bartın

Bartın’da belediye tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda ve İnkumu’da ulusal maç için dev ekran kuruldu.

Vatandaşlar, dev ekrandan izledikleri maça büyük ilgi gösterdi.

Karabük

Karabük Belediyesince Kemal Güneş Caddesi’nde vatandaşların maçı izlemesi için dev ekran kuruldu. Belediye tarafından vatandaşlara çekirdek ve çay, çocuklara da pamuk şekeri ikram edildi.

Eskipazar ilçesinde ise 60.Yıl Vali Nafiz Kayalı İlkokulu bahçesinde dev ekran kuruldu.

Kaymakam Fatih Gülnar, Belediye Başkanı Serkan Civa ve çok sayıda vatandaş ulusal maçı burada seyretti.

İlçe Emniyet Müdürlüğü takımları de etrafta güvenlik tedbiri aldı.

Düzce

Düzce’de vatandaşlar, Türkiye-Avusturya maçını, Millet Bahçesi’nde kurulan dev ekrandan takip etti.

Karşılaşmayı Düzce Valisi Selçuk Aslan ve Vilayet Emniyet Müdürü İbrahim Ergüder de vatandaşlarla izledi.

Milli ekip forması giyen vatandaşların, açık havadaki ulusal maç heyecanı dronla görüntülendi.

Vatandaşlar, maç sonunda ulusal grubun galibiyetiyle büyük sevinç yaşadı.

Rize

Rizeli vatandaşlar, ulusal heyecana Rize Belediyesi tarafından Kıyı Parkı’nda kurulan dev ekranda eşlik etti.

Ellerindeki Türk bayrakları ile tezahüratta bulunan vatandaşlar, alkışlarla da Ulusal Kadro’ya dayanakta bulundu.

Rize Belediyesi tarafından vatandaşlara çeşitli ikramlar yapıldı.

Karşılaşmayı Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin de vatandaşlarla izledi.

A Ulusal Futbol Kadrosu’nun Avusturya’yı 2-1 mağlup ederek çeyrek finale yükselmesi ile vatandaşlar büyük sevinç yaşadı, kent merkezinde araçlarıyla konvoylar oluşturdu.

Gümüşhane

Gümüşhane’de vatandaşlar, Gümüşhane Belediyesi önündeki dev ekranda ulusal heyecanı daima bir arada yaşadı.

Müsabakayı Gümüşhane Belediye Başkanı Vedat Soner Başer de vatandaşlarla birlikte izledi.

A Ulusal Futbol Kadrosu’nun, EURO 2024 son 16 cinsinde Avusturya’yı 2-1 mağlup ederek ismini çeyrek finale yazdırmasının akabinde vatandaşlar, ellerinde Türk bayrakları ve araç konvoyları ile kutlama yaptı.

Ordu

Ordu’da Büyükşehir Belediyesi tarafından Altınordu ilçesindeki Durugöl Mahallesi’nde parka ulusal maç için dev ekran kuruldu.

A Ulusal Futbol Grubu’nun Avusturya’yı 2-1 mağlup ederek çeyrek finale yükselmesiyle vatandaşlar büyük sevinç yaşadı. Kimi vatandaşlar araçlarıyla kent çeşidi attı.

Bayburt

Bayburt’ta da vatandaşlar, maçı Vilayet Kültür ve Turizm Müdürlüğünün kurduğu dev ekrandan izledi.

Karşılaşmayı çok sayıda vatandaş, ellerindeki Türk bayraklarıyla takip etti.

Türkiye’nin çeyrek finale yükselmesiyle vatandaşlar, galibiyetin sevincini, Cumhuriyet Caddesi’nde araç konvoyları oluşturarak kutladı.

Muhabir: Ekip

The post Vatandaşlar Türkiye-Avusturya maçını dev ekranda izledi appeared first on Balkan Günlüğü Gazetesi.

Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı

II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.

İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.

Ortaya çıkan yeni görüntülerde Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e “Selanik’ten gelen dönme” dedikten sonra beddua ettiği duyuluyor. Diyanet’e bağlı imam Halil Konakçı ise gülerek “Amin” diyor.

 

 

❌