Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

MasterChef eleme potasına kim gitti?

MasterChef programının 4 Eylül 2026 Cuma akşamında ekranlara gelen yeni bölümünde eleme adayının kim olduğu belli oldu. MasterChef seyircileri, programda yaşananlara ilişkin aramalarını hızlandırdı. 4 Eylül 2026 Cuma akşamı yayınlanan son bölümde MasterChef dokunulmazlık oyununun kazananı ve haftanın ilk eleme adayı belli oldu. Peki MasterChef'te potaya kim gitti?

VGM BURS BAŞVURUSU 2026 - 2027! Vakıflar Genel Müdürlüğü burs başvurusu için tarih belli mi, başvuru şartları neler?

Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından her yıl binlerce ortaokul, lise ve üniversite öğrencisine sağlanan karşılıksız eğitim yardımı için 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başvuru süreci öğrencilerin ve velilerin odağında yer alıyor. Peki, 2026 – 2027 VGM burs başvurusu ne zaman, başladı mı, başvuru şartları neler?

Ümmetin Firavunu Ebû Cehil Kimdir?

İslam tarihinin en çok bilinen isimlerinden Ebû Cehil, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Mekke’de İslam’ı tebliğ etmeye başlamasının ardından davete en sert şekilde karşı çıkan Kureyş ileri gelenlerinden biri oldu.

Asıl adı Amr olan Ebû Cehil, yaklaşık 570 yılında Mekke’de doğdu. Kureyş’in güçlü kollarından Benî Mahzûm’a mensuptu. Kaynaklarda künyesinin başlangıçta “Ebü’l-Hakem” olduğu, İslam’a ve Hz. Peygamber’e yönelik düşmanlığı sebebiyle “Ebû Cehil” olarak anıldığı aktarılmaktadır.

Mekke yönetiminde söz sahibi olan Dârünnedve üyeleri arasında bulunan Ebû Cehil, sahip olduğu ekonomik ve sosyal nüfuzu İslam’ın yayılmasını engellemek için kullandı.

Ebû Cehil İslam’a neden karşı çıktı?

Ebû Cehil’in Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğini kabul etmemesinin arka planında Mekke’deki kabile rekabetinin de etkili olduğu aktarılmaktadır.

Kaynaklarda Ebû Cehil ile Velîd b. Mugīre’nin, kendi kabilelerinden olmayan bir kişinin peygamberliğini kabullenemedikleri ve Hz. Muhammed’e (s.a.s.) inanmayacaklarını açıkça söyledikleri belirtilmektedir.

Ancak Ebû Cehil’in muhalefeti yalnızca sözlü itirazlarla sınırlı kalmadı. İslam’ın Mekke’de yayılmasını engellemeye çalışırken yeni Müslüman olanları da inançlarından vazgeçirmeye yöneldi.

Müslümanları nasıl vazgeçirmeye çalışıyordu?

Ebû Cehil’in insanlara toplumdaki konumlarına göre baskı uyguladığı nakledilmektedir.

Toplumda itibarlı kişileri saygınlıklarını kaybetmekle, ticaretle uğraşanları ekonomik açıdan zarara uğratmakla tehdit ettiği; himayesiz ve güçsüz Müslümanlara ise fiziksel şiddet uyguladığı aktarılmaktadır.

Ammâr b. Yâsir ve ailesi, bu baskılara maruz kalan ilk Müslümanlar arasındaydı. Ammâr’ın annesi Sümeyye bint Hubbât, uğradığı işkenceler sonucunda şehit edildi.

Ebû Cehil’in, Müslüman olan üvey kardeşi Ayyâş b. Ebû Rebîa’yı Medine’den Mekke’ye geri getirerek hapsettiği ve uzun süre Medine’ye dönmesini engellediği de kaynaklarda yer almaktadır.

Hz. Peygamber’e yönelik saldırıları

Ebû Cehil’in hedefinde doğrudan Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de bulunuyordu.

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Kâbe’de namaz kıldığı sırada üzerine deve işkembesi ve pisliklerinin konulması hadisesinde Ebû Cehil’in de bulunduğu ve bu saldırıyı teşvik edenler arasında yer aldığı rivayet edilmektedir.

Bir başka olayda Ebû Cehil, Safâ Tepesi civarında Hz. Peygamber’e hakaret etti. Durumu öğrenen Hz. Hamza, Ebû Cehil’in yanına giderek tepki gösterdi. Kaynaklarda bu hadisenin Hz. Hamza’nın Müslüman olmasıyla sonuçlanan sürecin önemli gelişmelerinden biri olduğu aktarılmaktadır.

Hac mevsiminde tebliği engellemeye çalıştı

Mekke, hac mevsimlerinde farklı kabilelerden çok sayıda insanın buluştuğu önemli bir merkezdi. Hz. Peygamber de İslam’ın mesajını Mekke dışından gelen insanlara ulaştırıyordu.

Ebû Cehil ve diğer bazı Mekke müşrikleri ise insanların Hz. Peygamber’le görüşmesini engellemeye çalıştı. Mekke’nin girişlerinde ve insanların toplandığı yerlerde faaliyet göstererek Hz. Muhammed’in (s.a.s.) çağrısının farklı kabilelere ulaşmasına karşı mücadele yürüttüler.

Müslümanlara uygulanan boykotun öncülerindendi

Mekke döneminin en ağır hadiselerinden biri, Hz. Peygamber’i koruyan Hâşimoğulları ve Müslümanlara yönelik sosyal ve ekonomik boykottu.

Yaklaşık üç yıl devam eden bu süreçte Müslümanlar ve Hz. Peygamber’i himaye eden yakınları büyük sıkıntılar yaşadı.

Ebû Cehil, boykotun uygulanmasını savunan ve dışarıdan yapılmak istenen yardımları engellemeye çalışan isimlerin başında geldi.

Hicret gecesindeki suikast planında da vardı

Müslümanların Medine’ye hicret etmeye başlamasının ardından Hz. Peygamber’in de Mekke’den ayrılmasının önüne geçilmek istendi.

Dârünnedve’de yapılan toplantıda Hz. Muhammed’in (s.a.s.) öldürülmesi gündeme geldi.

Plan, farklı Kureyş kabilelerinden seçilecek gençlerin Hz. Peygamber’e birlikte saldırmasını, böylece Hâşimoğullarının bütün kabilelerle karşı karşıya kalmasının önlenmesini öngörüyordu.

Kaynaklarda bu teklifin Ebû Cehil tarafından ortaya atıldığı belirtilmektedir. Ancak plan sonuçsuz kaldı ve Hz. Peygamber Medine’ye hicret etti.

Hz. Peygamber onun da hidayeti için dua etti

Ebû Cehil’in İslam’a yönelik bütün düşmanlığına rağmen Hz. Peygamber’in onun Müslüman olmasını istediğine dair rivayetler bulunmaktadır.

Habbâb b. Eret’ten nakledilen rivayete göre Resûlullah, İslam’ın Ebû Cehil veya Ömer b. Hattâb’dan biriyle güçlendirilmesi için Allah’a dua etti.

Hidayet Hz. Ömer’e nasip oldu. Hz. Ömer’in Müslüman olması, Mekke’deki Müslümanlar açısından önemli bir gelişme olarak İslam tarihindeki yerini aldı.

Ebû Cehil nasıl öldü?

Ebû Cehil’in hayatının son safhası Bedir Savaşı oldu.

Hicretin ikinci yılında gerçekleşen savaşta Mekke ordusunun önde gelen isimlerinden biri olarak yer aldı ve müşrik ordusunun savaş ihtiyaçlarının karşılanmasına önemli ölçüde katkıda bulundu.

Savaş sırasında ensardan Afrâ’nın oğulları Muâz ve Muavviz’in Ebû Cehil’e saldırarak onu ağır şekilde yaraladıkları nakledilmektedir. Daha sonra Abdullah b. Mes‘ûd’un onu bulduğu ve öldüğünü kesinleştirdiği rivayet edilmektedir.

Ebû Cehil’in cesedi, Bedir’de öldürülen diğer bazı müşriklerle birlikte bir kuyuya atıldı.

“Bu ümmetin firavunu”

Ebû Cehil, İslam tarihindeki şöhretini yalnızca Hz. Peygamber’in tebliğini reddetmesiyle değil, İslam’ın yayılmasını engellemek amacıyla sahip olduğu nüfuzu sistematik biçimde kullanmasıyla kazandı.

Hz. Peygamber’in onu “bu ümmetin firavunu” şeklinde nitelendirdiği rivayet edilmiştir.

Tefsir ve siyer kaynaklarında Alak Suresi’nin 9-18. ayetleri başta olmak üzere bazı ayetler Ebû Cehil’in Hz. Peygamber’e ve İslam’a yönelik tavırlarıyla ilişkilendirilmektedir.

İslam tarihinin dikkat çekici gelişmelerinden biri ise Ebû Cehil’in ailesinde yaşandı. Annesi Esmâ bint Muharribe Müslüman oldu. Oğlu İkrime b. Ebû Cehil de Mekke’nin fethinden sonra İslam’ı kabul etti ve daha sonraki dönemde Müslümanların safında önemli görevler üstlendi.

Hanımların hatibi olarak bilinen sahabi kimdir?

Esmâ bint Yezîd (r.anhâ) kimdir?

Evs kabilesinin Abdüleşheloğulları’na mensup olan Hz. Esmâ bint Yezîd Peygamberimize (sas) ilk biat eden hanımlardandır.

Hz. Esma Allah Resûlü’nün Elçisi Muâz b. Cebel’in halasının kızıdır. Bey'atürrıdvân'da Peygamberimize (sas) biat edenler arasındadır.

Hz. Esmâ (r.anhâ) cömert bir hanımdı.

Resûlullah Efendimize (sas) devamlı hizmet etmek ve ikramda bulunmak isterdi. Evinde bulunan yiyecek ve içecekten fırsat buldukça Efendimiz’e (sas) de gönderirdi. Zaman zaman Efendimizin hâne-i seâdetine gelir, hanımları, müminlerin anneleriyle sohbet ederdi.

Hanımların hatibi

Hz. Esma’nın ilme merakı, açık sözlülüğü ve düzgün konuşması öne çıkan özelliklerinden bazılarıdır.

Hanım sahabiler birgün zihinlerini meşgul eden bazı konuları Efendimiz’den (sas) öğrenmek için düzgün konuşması ve cesaretinden dolayı Hz. Esma’yı temsilci olarak seçtiler.

Hz. Esma sahâbîlerle birlikte oturmakta olan Hz. Peygamberimizin (sas) huzuruna giderek şunları söyledi:

"Anam babam sana feda olsun yâ Resûlullah! Ben sana kadınların elçisi olarak geldim. Allah seni bütün erkek ve kadınlara peygamber göndermiştir. Biz sana ve senin rabbine iman ettik. Kadın olduğumuz için evlerinizde kapanıp kalmış, nefislerinizi tatmin etmiş ve çocuklarınızı karnımızda taşımışızdır. Siz erkekler ise cuma namazı kılmak, camiye ve cemaate çıkmak, hastaları ziyaret etmek, cenazelerde bulunmak, birden fazla hacca gitmek gibi hususlarda bize üstünlük sağlamış bulunuyorsunuz. Bütün bunların en önemlisi Allah yolunda cihad etmektir. Fakat siz hac veya umre için yahut düşmanla savaşmak üzere evinizden çıktığınız zaman mallarınızı biz koruruz, iplik eğirip size elbise yaparız, çocuklarınızı besleriz. Buna göre bizler sizin kazandığınız hayır ve sevaplarda size ortak olamaz mıyız?"

Hz. Esmâ’nın bu sözlerini dikkatle dinleyen Resûl-i Ekrem (sas) ashabına yönlerek, "Siz bir kadından, din konusunda sorduğu bir soruda bundan daha güzel söz işittiniz mi?" diyerek onun bu cesaretini takdir etmiş ve güzel hitabından dolayı iltifatta bulunmuştur.

Heyecanla peygamberimizin (sas) mübarek ağzından çıkanları bekleyen Hz. Esmâ’ya dönen Nebi (sas), sorusunu şöyle açıklamıştır: "Ey hanım, iyi anla ve seni buraya gönderen hanımlara da iyice anlat ki bir kadının kocasıyla güzel geçinip onun hoşnutluğunu kazanması sevap bakımından o saydığın üstünlüklerin hepsine denktir." (İbnü’l-Esîr, VII, 19) Bu olaydan sonra Hz. Esmâ "hatîbetü’n-nisâ" hanımların hatibi lakabıyla anılmıştır.

Hanım sahabiler Kur’an ve sünnet konusunda erkek sahâbîler gibi bizzat Resûlullah’dan (sas) eğitim almak istiyorlardı. Hz. Esma, Allah Resûlü’ne gelerek hanımların da eğitim almak istediklerini iletmişti.. Sevgili Peygamberimiz (sas) bu teklifi olumlu karşılamış ve hanımlara özel bir gün tahsis etmişti. Bu özel günün hâricinde de hanımlar Mescid-i Nebevî’ye gelerek sabah namazı dâhil vakit namazlarına katılır, Hz. Peygamber’in (sas) hutbe ve vaazlarını dinlerlerdi.

Utanma duygusu , dinî (hükümleri) sormaya engel midir?

Esmâ bnt. Yezid b. Seken, Hz. Âişe validemizin de bulunduğu bir ortamda Hz. Peygamberimize (sas) gelerek hayızdan ve cünüplükten nasıl yıkanıp temizleneceğini sormuştu.

Kadınların dini öğrenme hususunda gösterdikleri bu tavrı takdir eden Hz. Âişe, "Şu ensar kadınları ne iyi kadınlardır! Utanma duygusu onları, dinî (hükümleri) sorup öğrenmekten alıkoymuyor." (Müslim, Hayız, 61) demiştir. Utandıkları için bazı konuları Hz. Peygamberimize (sas) sormaktan çekinen kimseler de bir başkası vasıtasıyla bile olsa muhakkak Allah Resûlü’ne (sas) ulaşarak dinin söz konusu mesele ile ilgili hükmünü öğrenmişlerdir. (Müslim, Hayız, 17)

Hz. Peygamberimizin (sas) güzide ashâbı, edep ve hayânın en güzel örneklerini vererek bu hususta bizlere yol göstermişlerdir. Hayâ, onları dinin emirlerini yerine getirmekten alıkoymamış, hayırlı amellerden uzaklaştırmamıştır. Onlar, özellikle dini öğrenme konusunda büyük gayret sarf etmişler, en mahrem konularda dahi erkeğiyle kadınıyla Resûlullah’a danışmaktan geri durmamışlardır. Utanma duygusunun, dinî (hükümleri) sormaya engel olmadığını bizlere aktarmışlardır.

Hz. Esmâ Hz. Peygamberimiz’den (sas) seksen bir hadis rivayet etmiştir. Bunların elli beşi Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde (VI, 452-461) ve Kütüb-i Sitte’de bulunmaktadır.

"Kim Allah rızası için bir mescid yaparsa, Allah da o kimseye cennette bir ev yapar." (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 461)

"Size insanların en hayırlısını haber vereyim mi?" Ashâb-ı kiramı "Evet! Ya Rasûlallah:" dediler. Efendimiz:(sas) "Allah’ı devamlı zikredenleriniz." buyurdu. Sonra sözüne devamla: "Sizin en kötülerinizi haber vereyim mi?" diye sordu. Peşinden de: "İşte onlar, Allah rızası için birbirlerini seven dostların arasını açanlar, laf götürüp getirerek koğuculuk yapanlardır." buyurdu. (Müsned, 6/459)

Esmâ bint Yezîd savaşlarda da yer almıştır. Savaşta da cesareti ile öne çıkmıştır. Özellikle Yermük Savaşı’nda çadırının direğiyle dokuz Bizans askerini öldürdüğü rivayet edilmektedir. Ayrıca Hayber Gazvesi ile Mekke’nin fethine katılmıştır.

Hz. Esmâ daha sonra Dımaşk’a yerleşti ve orada vefat etti.

Cuma namazı kaç rekattır ve nasıl kılınır?

Cuma namazı kaç rekattır?

Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet olmak üzere on rekâttır.

İlk önce dört rekat ilk sünneti kılınır, ardından iki rekat farzı imamla birlikte kılınır ve son olarak dört rekat son sünnet kılınır.

9-Aralık-2022-Cuma-Hutbesi

Cuma namazı ne zaman kılınır?

Cuma namazı adından da anlaşıldığı üzere Cuma günü, öğle vakti ezan okunduktan sonra kılınır.

Cuma namazı nasıl kılınır?

İlk önce cuma namazının dört rekât olan ilk sünneti kılınır.

İlk sünnete şöyle niyet edilir:

“Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”

Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât sünneti gibidir.

Niyet edilir, erkekler ellerini kulak hizasına, kadınlar göğüs hizasına kaldırır ve "Allahuekber" diyerek tekbir alır ve yine eller erkeklerde göbek, kadınlarda göğüs hizasına sağ el sol elin üstüne gelecek şekilde bağlanır.

Sırasıyla;

Birinci rekat:

Niyet
Sübhaneke duası
Euzü Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
"Allahuekber" diyerek eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" denilir.
"Semiallahu Limen Hamideh" denilerek rükudan kalkılır ve "Rabbena Lekel Hamd" denilir.
Tekrar "Allahuekber" denilerek secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir. Secdede 3 defa "Sübhane Rabbiyel Âlâ" denilir. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek oturulur ve ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.

İkinci rekat:

Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur

Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü" duası okunur. "Allahuekber" denilip üçüncü rekata kalkılır.

Üçüncü rekat:

Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
rüku ve secde yapılır, dördüncü rekata kalkılır.

Dördüncü rekat:

Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü, Salli, Barik ve Rabbena" duaları okunur ve "Esslamü aleyküm ve rahmetullah" denilerek baş, önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilerek selam verilir ve cuma namazının sünneti tamamlanır.

Sünnet kılındıktan sonra imam-hatip minbere (hutbe okunan yere) çıkar ve oturur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan (iç ezan) daha okunur.

Hutbe bitince ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır.

Cuma namazının farzına nasıl niyet edilir?

İmamın arkasındaki cemaat şöyle niyet eder:

"Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama."

Cuma namazının farzı nasıl kılınır?

Birinci rekat:

İmam ve cemaat;
Niyet eder,
Sessizce herkes Sübhaneke duasını okur.

İmam içinden "Euzü Besmele" çeker
Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure okur. Bu esnada imama uyan cemaat dinler.

İmam sesli olarak "Allahuekber" der ve hep birlikte eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda imam ve cemaat sessizce 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" der.
İmam açıktan "Semiallahu Limen Hamideh" der rükudan kalkılır ve imam ve cemaat sessizce "Rabbena Lekel Hamd" derler.

İmam tekrar sesli bir şekilde "Allahuekber" der ve hep birlikte secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir.

Secdede 3 defa yine herkes sessizce "Sübhane Rabbiyel Âlâ" der. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek kalkılır ve oturulur, ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir.

Secde bir önceki gibi yapılır ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.

İkinci rekat:

İmam sessizce besmele çeker,

Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okur.

Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada herkes sessizce "Ettehiyyatü, Salli-Barik ve Rabbena" dualarını okur. İmam açıktan, cemaat sessizce "Esselamü aleyküm ve rahmetullah" diyerek baş önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilir ve selam verilir, cuma namazının farzı tamamlanır.

Cuma namazının son sünneti nasıl kılınır?

Cuma namazının son sünneti, dört rekat ilk sünnetin kılınması gibi kılınır.

Zuhr-i Âhir (Son Öğle) Namazı

Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılınamayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır. Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır. Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde ancak iki camide kılınabilir. Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor.

Bu imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz. Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazının caiz olması şüpheli hâle gelmiştir. Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihtiyaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.

Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar: “Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz olmasıdır” demişlerdir. Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiğine göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur. Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir.

Bu sebeple, cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir. Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca öğle namazı kılınmaz.

Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir engel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir” ile iki rekât da vakit sünneti kılar. Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yetişip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir. Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber, sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure okunması daha iyi olur. İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının sünneti gibi kılınır.

Bu gönderiyi Instagram'da gör

Diyanet Haber (@diyanethbr)'in paylaştığı bir gönderi

---

Şafi Mezhebine Göre Cuma Namazı Nasıl Kılınır?

Ayet ne demektir? Kur’an-ı Kerim’de kaç ayet vardır?

Ayet ne demek?

Ayet kelimesinin çoğulu ây ve âyât’tır.

Dini bir kavram olarak ise ayet, Allah'ın varlığına delalet eden ve peygamberlerin hak olduğuna işaret eden delil ve mucizelerdir. Aynı zamanda ayet, Kur’ân-ı Kerîm surelerinin belli bölümlerinden her biri için kullanılan bir terimdir. Kur'an, surelerden, sureler de ayetlerden oluşmuştur.

Ayet, sonu ve başı belli olan, uzun veya kısa, bir harf ya da birkaç kelime veya cümleden oluşan Allah'ın sözleridir. Her ayet Kur'an'dır.

Anlamlı en kısa ayet Rahman suresinde yer alan ve bir kelime olan, "yemyeşil" anlamındaki "müdhâmmetân"dır.

En uzun ayet ise bir sayfa olup Bakara suresinin 282.ayetidir.

Kur’an-ı Kerim’de kaç ayet vardır?

Fatiha suresinin başındaki besmele dâhil, Kur'an'da 6236 ayet vardır. Diğer surelerin başlarındaki besmeleler, sureleri birbirinden ayırmak için konulmuştur, yani o sureden bir ayet değildir.

Ayetlerin son kelimelerine kendisinden sonra gelen ayeti ayırdığı için "fâsıla" denir. Ayetlerin bir kısmı Mekke'de bir kısmı Medine'de inmiş, surelerdeki dizilişi ise vahiy ile belirlenmiştir. Manalarının anlaşılırlığı bakımından ayetler muhkem ve müteşâbih kısımlarına ayrılmakla birlikte sağlam ve güzel olma bakımından bütün ayetler, muhkem ve müteşâbihtir.

İlk inen ayetler Alâk suresinin ilk beş ayetidir ancak son inen ayetler hakkında görüş birliği bulunmamaktadır.

Kur'an'da sık tekrar edilen ayetler nelerdir?

Kur’ân-ı Kerîm’in daha çok Mekkî sûrelerinde imana teşvik etmek, inkâr ve küfürden caydırmak, dikkat çekmek, mânayı teyit ve tekit etmek gibi maksat ve hikmetlerle bazan bir âyetin birkaç defa tekrar edildiği görülmektedir.

Mesela: “Andolsun ki Kur’an’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık” meâlindeki âyet dört yerde (el-Kamer 54/17, 22, 32, 40); “Benim azâbım ve uyarım nasılmış?” meâlindeki âyet dört yerde (el-Kamer, 54/16, 18, 21, 30); “O gün, yalanlamış olanların vay haline!” meâlindeki âyet on yerde (el-Mürselât 77/15, 19, 24, 28, 34, 37, 40, 45, 48, 49; el-Mutaffifîn 83/10); “Öyle iken rabbınızın nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” meâlindeki âyet ise otuz bir yerde (er-Rahmân 55/13, 16, 18, 21, 23, 25, 28, 30, 32, 34, 36, 38, 40, 42, 45, 47, 49, 51, 53, 55, 57, 59, 61, 63, 65, 67, 69, 71, 73, 75, 77) geçmektedir.

Ayet nasıl yazılır?

(a:yet), Arapça āyet ve ayet şeklinde yazılmaktadır.

Atv canlı yayın Müge Anlı izle! Yeni bölüm Müge Anlı canlı yayın izle!

ATV ekranlarının programları arasında reyting rekorları kıran Müge Anlı ile Tatlı Sert programını canlı izlemek isteyenler internet tarayıcılarında sorgulamalarını sürdürüyor. İşte ATV Müge Anlı canlı izle 28 Haziran 2026 Salı günü bölümü! Müge Anlı ile Tatlı Sert canlı izle.

Cuma namazı nasıl kılınır? Diyanet

Cuma namazı kaç rekattır?

Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet olmak üzere on rekâttır.

İlk önce dört rekat ilk sünneti kılınır, ardından iki rekat farzı imamla birlikte kılınır ve son olarak dört rekat son sünnet kılınır.

Cuma namazı ne zaman kılınır?

Cuma namazı adından da anlaşıldığı üzere Cuma günü, öğle vakti ezan okunduktan sonra kılınır.

Cuma namazı nasıl kılınır?

İlk önce cuma namazının dört rekât olan ilk sünneti kılınır.

İlk sünnete şöyle niyet edilir:

“Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”

Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât sünneti gibidir.

Niyet edilir, erkekler ellerini kulak hizasına, kadınlar göğüs hizasına kaldırır ve "Allahuekber" diyerek tekbir alır ve yine eller erkeklerde göbek, kadınlarda göğüs hizasına sağ el sol elin üstüne gelecek şekilde bağlanır.

Sırasıyla;

Birinci rekat:

Niyet
Sübhaneke duası
Euzü Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
"Allahuekber" diyerek eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" denilir.
"Semiallahu Limen Hamideh" denilerek rükudan kalkılır ve "Rabbena Lekel Hamd" denilir.
Tekrar "Allahuekber" denilerek secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir. Secdede 3 defa "Sübhane Rabbiyel Âlâ" denilir. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek oturulur ve ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.

İkinci rekat:

Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur

Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü" duası okunur. "Allahuekber" denilip üçüncü rekata kalkılır.

Üçüncü rekat:

Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
rüku ve secde yapılır, dördüncü rekata kalkılır.

Dördüncü rekat:

Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü, Salli, Barik ve Rabbena" duaları okunur ve "Esslamü aleyküm ve rahmetullah" denilerek baş, önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilerek selam verilir ve cuma namazının sünneti tamamlanır.

Sünnet kılındıktan sonra imam-hatip minbere (hutbe okunan yere) çıkar ve oturur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan (iç ezan) daha okunur.

Hutbe bitince ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır.

Cuma namazının farzına nasıl niyet edilir?

İmamın arkasındaki cemaat şöyle niyet eder:

"Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama."

Cuma namazının farzı nasıl kılınır?

Birinci rekat:

İmam ve cemaat;
Niyet eder,
Sessizce herkes Sübhaneke duasını okur.

İmam içinden "Euzü Besmele" çeker
Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure okur. Bu esnada imama uyan cemaat dinler.

İmam sesli olarak "Allahuekber" der ve hep birlikte eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda imam ve cemaat sessizce 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" der.
İmam açıktan "Semiallahu Limen Hamideh" der rükudan kalkılır ve imam ve cemaat sessizce "Rabbena Lekel Hamd" derler.

İmam tekrar sesli bir şekilde "Allahuekber" der ve hep birlikte secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir.

Secdede 3 defa yine herkes sessizce "Sübhane Rabbiyel Âlâ" der. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek kalkılır ve oturulur, ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir.

Secde bir önceki gibi yapılır ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.

İkinci rekat:

İmam sessizce besmele çeker,

Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okur.

Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada herkes sessizce "Ettehiyyatü, Salli-Barik ve Rabbena" dualarını okur. İmam açıktan, cemaat sessizce "Esselamü aleyküm ve rahmetullah" diyerek baş önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilir ve selam verilir, cuma namazının farzı tamamlanır.

Cuma namazının son sünneti nasıl kılınır?

Cuma namazının son sünneti, dört rekat ilk sünnetin kılınması gibi kılınır.

Zuhr-i Âhir (Son Öğle) Namazı

Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılınamayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır. Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır. Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde ancak iki camide kılınabilir. Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor.

Bu imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz. Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazının caiz olması şüpheli hâle gelmiştir. Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihtiyaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.

Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar: “Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz olmasıdır” demişlerdir. Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiğine göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur. Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir.

Bu sebeple, cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir. Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca öğle namazı kılınmaz.

Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir engel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir” ile iki rekât da vakit sünneti kılar. Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yetişip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir. Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber, sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure okunması daha iyi olur. İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının sünneti gibi kılınır.

---

Şafi Mezhebine Göre Cuma Namazı Nasıl Kılınır?

Gönül Dağı 217. Bölüm Full İzle! TRT 1 Gönül Dağı son bölüm izle! Gönül Dağı Yeni Bölüm Tek Parça izle

TRT 1'de Gönül Dağı dizisinin 217. bölümü, 16 Mayıs 2026 Cumartesi günü yayınlandı. Merakla beklenen bölüm dizi biter bitmez internete yüklendi. İşte Gönül Dağı dizisinin yeni bölümünü tek parça olarak izleyebileceğiniz link.

TRT'de yarın (18 Şubat Çarşamba) hangi maçlar şifresiz yayınlanacak?

Futbolseverler yarın spora doyacak! Birbirinden önemli maçların oynanacağı 18 Şubat Çarşamba günü şifresiz yayınlanacak karşılaşmalar belli oldu. Peki, TRT Spor'da yarın hangi maçlar şifresiz yayınlanacak? İşte TRT ekranlarında yarın yayınlanacak maçlar...

Fıtır Sadakası Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Dijital platformu Diyanet Dijital’e konuşan Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanvekili Dr. Fatih Mehmet Aydın, Fıtır Sadakası miktarının belirlenme sürecini paylaştı.

Fıtır sadakasının İslam dinindeki önemi üzerine duran Aydın, her yıl Din İşleri Yüksek Kurulu'nun Hadis-i şerifler ışığında toplumun güncel sosyo ekonomik şartlarını dikkate alarak miktarın belirlediğini söyledi.

Aydın, bu yıl kurul tarafından 2026 yılı Ramazan ayından 2027 yılı Ramazan ayına kadar olan süre için fitre miktarının 240 TL olarak belirlendiğini bildirdi.

Fıtır sadakasının nakdi veya gıda gibi maddelerden ayni olarak da verilebileceğini belirten Dr. Aydın, belirlenen miktarın aynı zamanda günlük oruç fidyesi ve keffaretler içinde geçerli olduğunu hatırlattı.

Vitir namazında kunut duasını okumayı unutan kimse namazını nasıl tamamlar?

Kunut ne demektir?

Sözlükte Allah’a ihlasla kulluk etmek, namaz ve duayı uzatmak, sükût etmek, dua etmek, ibadet kastıyla ayakta durmak gibi anlamlara gelen kunût, dinî bir terim olarak, namazda rükûdan önce veya sonra ayakta dua etmeyi ifade eder.

Vitir namazında kunut duası okumanın hükmü nedir?

Vitir namazında kunût duasını okumak vaciptir.

Vitir namazında kunut duasını okumayı unutan kimse namazını nasıl tamamlar?

Vitir namazında kunût duasını okumak vaciptir. Dolayısıyla  kunût duasının terki veya tehirinden(geciktirilmesinden) dolayı sehiv secdesi yapmak gerekir (Haddâd, el-Cevhera, I, 92).
Vitir namazını kılmakta olan bir kimse, unutarak ya da yanılarak kunût duasını okumadan rükûya giderse, bu kimse namazına devam eder ve sonunda sehiv secdesi yapar. Ancak bu kişi, rükûdan kalktıktan sonra kunut duasını okursa, sonrasında tekrar rükû yapmadan secdeye gider ve yine namazın sonunda sehiv secdesi yapar (Kâsânî, Bedâî’, I, 274; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 141).

Şafi mezhebine göre vitir namazı nasıl kılınır?

Vitr ne demektir?

Sözlükte vitr/vetr bir, üç, beş gibi tek sayı anlamına gelir. Hz. Peygamber(sas)’in, “Allah tektir, teki sever” sözünde de (Müslim, “Zikir”, 5) vitr bu anlamdadır.

Vitr arefe gününü ifade etmek üzere de kullanılır. Kelime Kur’an’da sözlük anlamıyla bir âyette (el-Fecr 89/3) “şef’” (çift) kelimesiyle birlikte vetr şeklinde geçer. Resûl-i Ekrem (sas), “Allah -ziyade olarak- size bir namaz verdi; o sizin için kırmızı develerden daha hayırlıdır, o vitirdir; Allah onu sizin için yatsı ile fecrin doğuşu arasına koydu” sözleriyle (Ebû Dâvûd, “Vitir”, 1; Tirmizî, “Vitir”, 1) vitri önemle tavsiye etmiştir. Hadislerde, gece namazlarının sonuncusu olarak vitrin birden on bire kadar tek rek‘atlı kılınması tavsiye edilmiş, geceleyin kılınan nâfile namazları, sona eklenen bir rek‘atla tek rek‘atlı hale getirdiği için bu isimle anılmıştır (Buhârî, “Vitir”, 1). 

Vitir namazının hükmü nedir?

Vitir namazı Şafi mezhebine göre müekked sünnetlerdendir.

Vitir namazının vakti

Vitir namazı yatsı namazı kılındıktan sonra sabah namazının vakti girinceye kadar herhangi bir zamanda kılınabilir. Zira Hz. Peygamber (sas), “Vitir namazını yatsı namazı ile tan yerinin ağarması arasında kılın” (Ebû Dâvûd, Vitir, 1) buyurmuştur. Uyanabilecek olan kimsenin vitir namazını gecenin sonunda, yani imsak vaktinden bir müddet önce kılması daha faziletlidir (Müslim, Salâtü’l-müsafirîn 162; Tirmizî, Salât, 222). Ancak uyanamayacağına dair endişe taşıyan kimsenin, vitir namazını uyumadan önce kılması uygun olur.

Gece namazlarından sonraya erteleyip bu namazları vitirle sona erdirmek de sünnettir.

Üç rekât olarak kılınması halinde vitrin ilk rekâtında Fatiha’dan sonra A’lâ suresinin, ikinci rekâtında yine Fatiha’dan sonra Kâfirun suresinin, son rekâtta ise Fatiha’dan sonra İhlâs suresinin okunması müstehaptır. Hz. Aişe (r.a)’nin bildirdiğine göre Peygamber (sas) Efendimiz, vitir namazının üçüncü rekâtında İhlâs suresine ilave olarak Felak ve Nas surelerini de okurdu.

Şafi mezhebine göre vitir namazı nasıl kılınır?

Vitir namazının en azı bir, en çoğu ise on bir rekâttır. Tek rekâtla yetinmek caiz ise de evla değildir. Vitri bir rekâttan fazla kılan kişinin, bu namazı bitişik olarak, yani son rekâtı kendinden önceki rekâta bitiştirerek kılması caizdir. Şöyle ki: Vitri beş rekât olarak kılacak olan kişi, iki rekât kıldıktan sonra selam verir. Sonraki üç rekâtı da tek selamla kılar. Bu üç rekâtı birbirinden ayırarak, yani 2+1 rekât şeklinde kılması da caizdir. Hatta bu şekilde kılmak daha faziletlidir. Zira Abdullah b. Ömer (ra), Peygamber (sas) Efendimizin ikinci rekâtı üçüncü rekâttan selam vererek ayırdığını rivayet etmiştir. Beş rekât olarak kılan kişi, son rekâtı ayırdığı takdirde, önceki dört rekâtı bir veya iki selamla kılmış olması fark etmez. Bitişik olarak kılması halinde iki teşehhütten fazla oturması caiz olmaz. Vitri kılmanın en faziletli şekli, birbirinden ayrı olarak kılınmasıdır.

Vitir namazını Ramazan ayında cemaatle kılmak ve bu ayın ikinci yarısında vitrin son rekâtında rükûdan doğrulduktan sonra kunut duası okumak da sünnettir. Yine her gün sabah namazının farzının ikinci rekâtında, rükûdan kalktıktan sonra kunut duası okumak da sünnettir. Kunut, Allah’a övgü ve duayı kapsayan bütün sözlerdir.

Tek başına namaz kılan kişi bu duayı okurken tekil zamirleriyle okumalıdır. Şöyle ki: İhdina ve afina şeklinde değil de, ihdini ve afini şeklinde telaffuz ederek duayı kendi şahsı için yapmalıdır. Yalnız “Tebarekte rabbena” cümlesindeki çoğul zamirini tekile çevirmemeli, yani “Tebarekte rabbi” dememelidir. İmam ise duaların tamamını çoğul zamiri ile okumalı, mesela ihdini ve afini şeklinde değil de, ihdina ve afina şeklinde okumalıdır. İmamın kıldığı namaz kaza olsa bile kunutu sesli okuması sünnettir. Tek başına vitir namazını kılan kişinin kıldığı bu namaz eda olsa bile kunutu sessizce okuması sünnettir. İmama uyarak namaz kılmakta olan kişiye gelince o, ellerini açarak semaya kaldırmalı ve imamın okuduğu dualara âmin demelidir.

Namaz kılan kişi, kunutun bir kısmını okumazsa, bunun için sehiv secdesi yapması gerekir. Sabah namazında hanefiyyül-mezhep bir imama tabi olarak namaz kılan şafiiyyül-mezhep bir kişinin selamdan sonra sehiv secdesi yapması sünnettir.

Şafi mezhebine göre kılınamayan vitir namazı kaza edilir mi?

Vaktinde kılınmayan vitir namazını kaza etmek sünnettir. Vakte bağlı nafile namazların da vakitlerinde kılınamamaları durumunda vitir gibi kaza edilmeleri sünnettir.

Musibetvari şiddet olaylarının vuku bulması, felaket ve mihnetlerin başa gelmesi zamanlarında, bütün vakit namazlarında kunut duası okunabilir.

Bu durumda imam da tek başına namaz kılan kişi de —namazları sessiz kıraatli namazlardan olsa bile— kunut duasını sesli okurlar. İmama uyarak namaz kılmakta olan kişi ise, imamın duasına karşılık âmin der. Bu durumda kunutun bir kısmı okunmazsa, sehiv secdesi gerekmez.

Şafii mezhebine mensup bir imamın arkasında sabah namazını kılmakta olan Hanefi mezhebine mensup bir kişi, ikinci rekâtın rükûundan sonra kunut duasını okumaya başlayan imamı, ellerini yan taraflarına salmış vaziyette susarak dinler.

Hadis-i Şeriflerde Vitir

Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: “Bana dostum (Resûlullah) (sas) üç şey tavsiye etti: Her ay üç gün oruç tutmak, iki rekât kuşluk namazı kılmak ve uyumadan önce vitir namazı kılmak.” (Buhârî, Savm, 60)

(Resûlullah'ın torunu) Hasan b. Ali (ra) şöyle demiştir: “Allah Resûlü (sav) vitirde okumam için bana şu duayı öğretti: "Allah'ım hidayete erdirdiklerinle beraber beni de hidayete erdir. Sıhhat ve afiyet verdiklerinle beraber bana da afiyet ver. Himaye ettiğin kimseler gibi beni de himaye et. Bana verdiğin nimetleri bereketlendir. Verdiğin hükmün şerrinden beni koru. Hükmü sen verirsin, senin üstüne hüküm verecek kimse yoktur. Senin dost olduğun kimse asla zelil olmaz. Eksiklikler sana yakışmaz. Ey Rabbimiz! Yücesin ve kutlusun." ” (Tirmizî, Vitr, 10)

Ali b. Ebû Tâlib'den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber vitir namazının sonunda şöyle dua ederdi: “Allah'ım! Gazabından rızana sığınırım, cezalandırmandan affına sığınırım. Senden (gelecek her türlü azaptan) Sana sığınırım. Seni lâyıkıyla övmeyi beceremem. Sen, kendini övdüğün gibisin.”  (Nesâî, Kıyâmü'l-leyl, 51)

Kalem işi süslemeleriyle dikkat çeken Hacı Musa Camii

[gallery id="535" color="bg-danger"][/gallery]

Rengarenk bahçesi, ahşap kokusu ve kalem işi süslemeleriyle Hacı Musa Camii görenleri hayran bırakıyor.

17. yüzyıla ait olan caminin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Hacı Musa Cami’nin giriş kapısı üzerinde iki kitabe bulunmaktadır. Bunlardan birisi yapım, diğeri ise onarım kitabesidir. Rika yazı ile yazılmış onarım kitabesinde caminin Hicri 1342 (Miladi 1923) yılında Evkaf İdaresi tarafından onarıldığı belirtilmektedir (Öney, s.72). Sülüs yazı ile yazılmış yapım kitabesinde ise caminin Hacı Musa oğlu Seyfeddin tarafından yaptırıldığı belirtilmekte ve hicri olarak yapım yılı yazmaktadır. Ancak kitabede yazan tarih çeşitli araştırmacılar tarafından farklı şekillerde okunmuştur. Cami kitâbesindeki tarihi Mübârek Galib 825 (1422), İbrahim Hakkı Konyalı 895 (1489-90), Gönül Öney ise 865 (1460-61) olarak tesbit etmiştir. Kitâbede yapının Seyfeddin b. el-Hâc Mûsâ tarafından yaptırıldığı bildirilir.

Hacı Musa Cami'nin mimari Özellikleri 

Ankara’daki bir çok cami gibi Hacı Mûsâ Camii de uzunlamasına dikdörtgen bir plana sahiptir.

Cami, kesme taştan bir temel üzerine kerpiçten yapılmıştır. Üstünü kiremit kaplanmış ahşap bir çatı örtmektedir. Mimarisinin sadeliğine karşı Hacı Mûsâ Camii’nin tavan işçiliği, mihrabı, minberi, kapısı ve kalem işi süslemeleri oldukça dikkat çekicidir.

Ahşap tavan karelere bölünmüş olup bunların köşelerindeki küçük parçaların üstleri birer çiçek motifiyle bezenmiştir. 

Tavan göbeği altıgen biçiminde renkli nakışlı üç çerçeve ile sınırlanmış, içinde geçmeli daireler halinde şebeke motifi işlenmiştir.

Harime açılan girişin ahşap kapı kanatları kendi türünde Türk sanatının en muhteşem örneklerindendir. Oyma tekniği ile yapılmış olan iki kapı kanadının üst kısmında Kelime-i Tevhid, altında ise Cin Suresi 18. ayet tekrar edilerek yazılmıştır (Şehr-i Kadim Ankara, Cilt 3, s.277).

Harimin kıble duvarında yer alan tavana kadar yükselen alçı mihrap, geleneksel Ankara mihraplarının özelliğini taşır. Mukarnaslı nişin içindeki panolar ve kavsaranın üstündeki yüzey klasik üslûpta kabartmalarla doldurulmuştur. Üç şeritle çerçevelenmiş mihrabın etrafında güzel bir hatla yazılmış kelime-i tevhidden başka birçok alçı kabartma motif görülmektedir.

Harimin kuzeybatı köşesindeki ahşap minber cevizdendir ve farklı bir işçilikle yapılmış, nadide bir eserdir. Mihrabın çoğu orijinal olmakla birlikte bir kısmı yenilenmiştir.  Mihrabın yan kanatları ahşap geçmeli olarak yapılmış, merdiven korkulukları da oymalarla süslenmiştir. Minberin üzerindeki kelime-i tevhit yazısı oldukça dikkat çekicidir. 

Caminin her bir karesi kelime-i tevhit zikrini hatırlatmaktadır.

Cami kapısı, mihrabı, minberi ve her biri ayrı ayrı kalem işiyle süslenmiş pencerelerinde kelime-i tevhit yazılmıştır.

Caminin kuzeybatı köşesinde taş kaideli, tuğla örgülü, tek şerefeli minaresi yer almaktadır.

Hacı Musa Çeşmesi

Caminin çeşmesi minarenin batı tarafında bulunmaktadır. Bazı kaynaklarda çeşmenin eskiden minareye bitişik bir ev üzerine monte edilmiş vaziyette olduğu aktarılmaktadır. Çeşmenin kitabesinde Hicri 1284 (Miladi 1867) yılında Hafize Hatun tarafından onarıldığı belirtilmektedir.

Hacı Musa Camii nerededir?

Hacı Musa Camii, Ankara Altındağ İlçesi, Hacettepe Üniversitesi Merkez (Sıhhiye) Kampüsü içindedir. Avlusundaki ağaçlar ve rengarenk çiçeklerle bezenmiş cami Taceddin Sultan Camii ve Dergahı’na da komşudur. 

Uykudan uyanınca okunabilecek dualar

Huzeyfe (ra) diyor ki; Rasûlullah (sas), uykudan uyandığı zaman;

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وإِلَيْهِ النُّشُورُ

“Bizi uykumuzdan sonra uyandıran Allah’a hamdolsun. Dönüş sadece O’na mahsustur.” diye dua ederdi (Buhârî, De’avât, 7-8, 16; Müslim, Zikr 59).

Ebû Hureyre (ra) diyor ki; Rasûlullah (sas) şöyle buyurdu: “Uykudan uyandığınız zaman şöyle dua edin:

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي عَافَانٖي فٖي جَسَدٖي وَرَدَّ عَلَيَّ رُوحٖي وَأَذِنَ لٖي بِذِكْرِهٖ

Bedenime afiyet veren, ruhumu bana iade eden ve bana kendisini zikretme imkânı veren Allah’a hamd olsun.” (Tirmizî, De’avât, 20)

Resûlullah'ın (sas) tavsiyesine göre sabahleyin uykudan uyanan bir müminin herhangi bir işe girişmeden önce yapacağı ilk iş ellerini yıkamasıdır. Zira kişi, uyurken elinin nereye dokunduğunu fark edemez. (Müslim, Tahâret, 87)

Teheccüd ne demektir? Teheccüd namazı nasıl kılınır?

Teheccüd ne anlama gelmektedir?

Karşıt anlamlı bir kelime olan (ezdâd) teheccüd sözlükte “uyumak; uyanmak, uykudan güçlükle uyanmak” anlamına gelir (Hatîb eş-Şirbînî, I, 348; İbn Âbidîn, II, 24). 

Teheccüd namazı, yatsı namazını kılıp bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp gece kılınan nafile bir namazdır.

Teheccüd namazı, adını İsrâ sûresinin 79. âyetinde geçen “tehecced” (teheccüd namazı kıl) kelimesinden almaktadır. 

Fahreddin er-Râzî’nin ifadesiyle gece mânevî lutuf, feyiz ve bereketin en bol ve en mükemmel şekilde elde edildiği zaman dilimidir (Mefâtîḥu’l-ġayb, XXII, 36). 

Kur’ân-ı Kerîm’de gecelerin ibadetle ihya edilmesinin önemini vurgulayan birçok âyet bulunmakta, bunların bir kısmında doğrudan Hz. Peygamber’e hitap edilirken (el-İsrâ 17/79; Tâhâ 20/130; Kāf 50/40; et-Tûr 52/49; el-Müzzemmil 73/1-7, 20; el-İnsân 76/25) bir kısmında gece vakti Allah’a kulluk için özel çaba harcayan müslümanları övücü ve özendirici ifadeler yer almakta (Âl-i İmrân 3/17; el-Enbiyâ 21/20; el-Furkān 25/64; es-Secde 32/16-17; ez-Zümer 39/9; ez-Zâriyât 51/15-18), bir âyette ise Ehl-i kitap içerisinde inançlarında samimi olan ve geceleri Allah’ın âyetlerini okuyup secdeye kapanan bir grubun varlığından söz edilmektedir (Âl-i İmrân 3/113). 

Peygamber Efendimiz (sas)'in Teheccüd Namazı ile ilgili tavsiyeleri nelerdir?

Müzzemmil sûresinin nüzûlünden sonra her gece teheccüd namazı kılan Hz. Peygamberimiz (sas) farzlar dışında en faziletli namazın gece yarısı kılınan olduğunu belirtmiş (Müslim, “Ṣıyâm”, 203), teheccüd namazının feyzinden ve bereketinden ümmetinin de istifade etmesini istemiş ve ashâbına bu namazı nafile olarak kılmalarını tavsiye etmiştir: Ey insanlar, aranızda selâmı yayın, yemek yedirin, herkes uyurken gece namaz kılın. Böylece selâmetle cennete girin!” (İbn Mâce, İkâmet, 174)

Peygamber Efendimiz (sas)“Gece namazını kılın; çünkü bu sizden önceki sâlih kulların devam ettiği, Allah’a yaklaşmaya vesile olan, günahları örten ve engelleyen bir ibadettir” buyurmuş (Tirmizî, “Daʿavât”, 101; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, II, 502), geceleri uzun olduğundan gece ibadetini, gündüzleri kısa olduğundan orucu kolaylaştırması sebebiyle kış aylarını müminin baharı diye tanımlamıştır (a.g.e., IV, 297).

Yine Resûl-i Ekrem hanımlarını, kızı Fâtıma’yı ve damadı Hz. Ali’yi uyanamadıkları zaman bizzat uyandırıp gece namazına kaldırmış (Buhârî, “Vitir”, 3; “Teheccüd”, 5), gece namazı için birbirini uyandıran eşlere hayır duada bulunmuştur “Gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan ve hanımını da uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kimseye Allah rahmetini ihsan etsin! Gece kalkıp namaz kılan ve beyini de uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen hanıma Allah rahmetini ihsan etsin!”  (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18) Başka bir rivayette ise, Sevgili Peygamberimiz (sas) şöyle buyurmuştu: Bir kimse geceleyin hanımını uyandırır da ikisi de namaz kılarsa veya birlikte iki rekât namaz kılarlarsa zâkirîn ve zâkirâtın (Allah"ı çokça anan erkekler ve hanımların) arasına yazılırlar.” ( Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18)

Allah Resûlü çok sevdiği Abdullah b. Ömer için, “Abdullah ne iyi insan, bir de gece namazı kılsa!” demiş (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 19), bunun üzerine İbn Ömer gece namazlarını sürekli kılmıştır.

Öte yandan ibadetlerin az da olsa devamlı yapılmasına önem veren Resûlullah (Buhârî, “Îmân”, 33) teheccüdün düzenli kılınmasını tavsiye eder ve alışkanlık haline getirenlerin bu namazı terketmesini hoş görmezdi (Müsned, II, 170; Buhârî, “Teheccüd”, 19). Ayrıca Resûl-i Ekrem, düzenli biçimde teheccüd kılan ve gece uyanıp namaz kılma niyetiyle yattığı halde uyanamadan sabahlayan bir müminin gece namazı kılmış gibi muamele göreceğini, zaman zaman namaza kalkmasına engel olan uykunun da Allah’ın ona bir hediyesi olduğunu belirtmiş (İbn Mâce, “İḳāmetü’ṣ-ṣalât”, 177), kendisi de gece namazını herhangi bir sebeple kılamadığı durumlarda gündüz onun yerine fazlasıyla kılmıştır (Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 139).

Teheccüd namazı kaç rekâttır?

Teheccüd namazının iki-sekiz rek'at arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir. 

Bununla birlikte, dileyen kimse daha fazla da kılabilir. Bu durumda iki rek'atta bir selâm vermek daha faziletli olmakla birlikte, dört rek'atta da selâm verilebilir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/25-26). 

Teheccüd namazı nasıl kılınır? 

·     1. Rekat

·     "Niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya " diye niyet ederiz

·     "Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız

·     Sübhaneke'yi okuruz

·     Euzü-besmele çekeriz

·     Fatiha Suresini okuruz

·     Kur'an'dan bir sure okuruz

·     Rüku'ya gideriz

·     Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz

·     2. Rekat

·     Ayağa kalkarak Kıyama dururuz

·     Besmele çekeriz

·     Fatiha Suresini okuruz

·     Kur'an'dan bir sure okuruz

·     Rüku'ya gideriz

·     Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz

·     Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz

·    "Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız.

Teheccüd namazında Rasulullah (sas)in yaptığı dua

Peygamber Efendimiz (sas) gece teheccüd için kalktığında öncelikle dişlerini misvaklar ve abdestini alırdı. Namaza durmadan önce çeşitli dualar ve zikirler yapardı. Kimi zaman on defa tekbir getirir, on defa hamdeder, on defa tesbih eder, on defa tevbe eder ve şu duayı okuyarak kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’a sığınırdı: Allah’ım! Bana mağfiret eyle. Beni daima hidayet üzere eyle. Beni rızıklandır ve bana afiyet ihsan eyle.” (İbn Mâce, İkâmet, 180) Kimi zaman ise başka dualar yapardı.

 اللَّهمَّ لَكَ الحمدُ أنتَ ربُّ السَّمواتِ والأرضِ ومن فيهنَّ، ولَكَ الحمدُ أنتَ قيُّومُ السَّمواتِ والأرضِ ومن فيهنَّ، ولَكَ الحمدُ أنتَ نور السَّمواتِ والأرضِ ومن فيهنَّ ، أنتَ الحقُّ، وقولُكَ الحقُّ، ووعدك حقٌّ، والجنَّةُ حقٌّ، والنَّارُ حقٌّ، والنَّبيُّونَ حقٌّ، ومحمَّدٌ حقٌّ، اللَّهمَّ لَكَ أسلمتُ، وبِكَ آمنتُ، وعليْكَ توَكَّلتُ، وإليْكَ أنَبتُ، وبِكَ خاصَمتُ، وإليْكَ حاكمتُ، فاغفِر لي ما قدَّمتُ وما أخَّرتُ، وما أسررتُ وما    أعلَنتُ، أنتَ إلَهي لاَ إلَهَ إلَّا أنتَ

"Allah’ım sana hamdolsun sen göklerin ve yerin nurusun, tüm övgüler sana mahsustur. Gökleri ve yerleri ayakta tutan sensin, övülmeye layık olan sadece sensin. Sen göklerin ve yerin ve her ikisi arasındaki tüm şeylerin hayatlarını düzene koyansın. Sen gerçek ilahsın, senin vadin de mutlaka gerçekleşecektir. Sana kavuşmak da mutlaka olacaktır. Cennet gerçektir. Cehennem gerçektir. Kıyamet muhakkak gerçekleşecektir. Allah’ım tüm irademi sana teslim ettim, sana inandım, sana güvenip dayandım ve daima sana yöneliyorum, senin verdiğin güç ve kuvvetle düşmanlarla mücadele ediyorum ve sadece senin hükmüne müracaat ediyorum. İşlediğim ve işleyeceğim gizli ve açık tüm günahlarımı bağışla. Benim kulluk yapacağım tek ilahım sensin senden başka ilah yoktur." (Tirmizî, Deavat 29; bk. Buhari, Teheccüd, 1)

Allah Resûlü (sas) gece namazını ikişer rekât hâlinde kılmayı tavsiye etmiş, ilk iki rekâtın kısa tutulmasını öğütlemişti: “Biriniz geceleyin kalktığında, namaz kılmaya önce kısa iki rekâtla başlasın.” (Müslim, Müsâfirîn, 198) O (sas), gece namazını bazen evinde, bazen de mescitte kılardı. Namaza durduğunda kıraati bazen gizli bazen açıktan yapardı. Peygamber Efendimiz kıyamı uzun olan namazın daha faziletli olduğunu söyler ve özellikle nafile namazlarda kıraati uzatırdı.

Ravza-i Mutahhara'da okunacak dua

Peygamber Efendimiz (sas)'in kabrini ziyaret ederken yapılabilecek dua اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللهِ . اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا حَبِيبَ اللهِ . اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ . اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدَ الْمُرْسَلِينَ . اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا خَاتَمَ النَّبِيِّينَ . اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَ رَحْمَةُ اللهِ و بَرَكَاتُهُ . اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ وَ عَلٰى آلِكَ وَ أَصْحَابِكَ وَ أَهْلِ بَيْتِكَ وَعَلٰى النَّبِيِّينَ وَ سَائِرِ الصَّالِحِينَ . يَا رَسُولَ اللهِ سَمِعْتُ أَنَّ اللهَ تَعَالَى يَقُولُ : " وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُٓوا أَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللهَ تَـوَّابًا رَحِيمًا ". وَقَدْ جِئْتُكَ مُسْتَغْفِرًا مِنْ ذَنْبِي ، مُسْتَشْفِعًا بِكَ إِلٰى رَبِّي . أَشْهَدُ أَنْ لَٓا إِلٰهَ اِلَّا اللهُ وَ أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ اللهِ وَ أَشْهَدُ أَنَّكَ بَلَّغْتَ الرِّسَالَةَ، وَ أَدَّيْتَ الْأَمَانَةَ ، وَ نَصَحْتَ الْأُمَّةَ ، وَ دَعَوْتَ إِلٰى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَ جَاهَدْتَ فِي سَبِيلِ اللهِ حَتَّى أَتَاكَ الْيَقِينُ .  فَجَزَاكَ اللهُ عَنَّا أَفْضَلَ مَا جَزَى رَسُولًا عَنْ أُمَّتِهِ اَللّٰهُمَّ آتِهِ الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا. رَبَّنَآ اٰمَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ . Namaz için vakit müsaitse hacı iki rekât Tahiyyetü’l-mescit namazı kılar. Sonra Hz. Peygamber (sas)’in kabrinin yanına gelir ve şöyle selam verir: Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allah’ın Resulü! Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allah’ın Habibi! Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey âlemlere rahmet olarak gönderilen! Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Peygamberlerin efendisi! Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Peygamberlerin sonuncusu! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey Nebi! Allah’ın rahmeti ve selamı sana, aile efradına, tüm ashabına, Ehl-i Beyt’ine ve diğer peygamberlere ve Allah’ın salih kullarına olsun! Ey Allah’ın elçisi! Ey Allah’ın Rasulü! Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Eğer onlar kendilerine zulmettiklerinde sana gelip Allah’tan bağışlama dileselerdi ve Peygamber de onlar için istiğfar etseydi, şüphesiz Allah’ı tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet eden bulurlardı.” Ben, günahlarımdan dolayı bağışlanma dileğiyle, Rabbime şefaatçi olman için geldim. Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki sen onun elçisisin. Şehadet ederim ki sen peygamberlik görevini yaptın, emaneti yerine getirdin. Ümmete samimi davrandın. Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağırdın. Ölüm sana gelinceye kadar Allah yolunda cihat ettin. Ümmetinin elçisi olarak Allah seni en üstün şekilde mükâfatlandırsın. Allah’ım Ona yakınlık, yücelik ve yüksek dereceler ver. Onu, vadettiğin Makam-ı Mahmud’a ulaştır. Rabbimiz! İndirdiğin kitaba iman ettik. Gönderdiğin Peygambere uyduk. Bizi tasdik eden şahitlerden yaz. [related-posts id="30023" color="bg-success"][/related-posts]

40 Adımda Hac ibadeti

Adım adım hac rehberi Temettü haccı şöyle yapılır: Birinci Bölüm 1.      Mümkünse boy abdesti alınarak izâr ve ridâ adı verilen iki parça kumaş ile ihrama girilir. 2.      İki rekat ihram namazı kılınır. 3.       Umreye “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهَا لِي وَتَقَبَّلْهَا مِنِّي / Allahım! Umre yapmak istiyorum, onu bana kolaylaştır ve kabul eyle.” şeklinde niyet edilir. 4.      “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerîke lek” diyerek telbiye getirilir. 5.      İhram yasaklarına riayet edilir. 6.      Beytullah’ı görünce telbiyeye son verilir ve dua edilir. 7.      Umre tavafına “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ طَوَافَ بَيْتِكَ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Beytini tavaf etmek istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul eyle.” diye niyet edilir ve tavafın ilk şavtına hacerü’l-esved hizası geçilmeden başlanır. 8.      “Bismillahi Allahu Ekber” denilerek haceru’l-esved selamlanır; tekbir, tehlil ve tahmîd getirilir. 9.      Sağ omuz açık olacak şekilde Kâbe etrafında 7 defa dönerek umre tavafı yapılır. 10.  Tavaf esnasında dünyalık şeyler konuşulmaz, içten ve yalvararak dualar edilir. 11.  Erkekler tavafın ilk üç şavtında kalabalık yok ise hızlı yürüyerek remel yapar. 12.  Tavaf bittiğinde “Niyet ettim Allah’ım senin rızan için tavaf namazı kılmaya” diye niyet edilerek 2 rekat tavaf namazı kılınır. Birinci rekatta Fatiha’dan sonra Kafirun, ikinci rekatta İhlas surelerini okumak sünnettir. 13.  Tavaf namazından sonra dua edilir ve sünnet olduğu üzere zemzem içilir. 14.  Umre’nin sa‘yini yapmak üzere Safa tepesine gidilir. Burada Kâbe’ye dönülerek dualar edilir. 15.  Daha sonra “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ سَعْيَ الْعُمْرَةِ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Umrenin sa’yini yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul eyle.” şeklinde niyet edilerek umrenin sa’yine başlanır. 16.  Safa ve Merve arasında bulunan iki yeşil ışık arasında koşarak hervele yapılır. Kadınlar hervele yapmaz. 17.  Umrenin sa’yi yedi şavt olarak Safa tepesinden başlayıp Merve tepesinde bitirilir. 18.  Safa ve Merve tepelerine gelindiğinde Kâbe’ye dönülür, tekbir, tehlil, tesbih ve salat ü selam getirilir, eller açılarak dua edilir. 19.  Uygun bir noktada veya otele dönüldüğünde tıraş olup ihramdan çıkılır. 20.  Arafat öncesi normal kıyafetlerle bol bol Kâbe tavaf edilir, namazlar yine Mescid-i Haram’da kılınır, Kur’an-ı Kerim okunur, dualar edilerek Allah’a yakınlaşmaya vesileler aranır. İkinci Bölüm 21.  Terviye günü (8 Zilhicce) ihrama girilir ve ihram namazı kılınır. 22.  Daha sonra “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ الْحَجَّ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Hac yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur” diyerek hacca niyet edilir ve telbiye getirilir. 23.  Arafat’a çıkılır. Arafat’ta abdestli bulunmaya özen gösterilir. 24.  Arafat’ta namaz kılarak, Kur’ân okuyarak, dua, zikir ve tövbe ederek vakit geçirilir. 25.  Öğle ve ikindi namazları öğle vaktinde cem-i takdim ile kılınır. 26.  Arafat Vakfesi ve duası yapılır. 27.  Güneşin batışıyla birlikte Müzdelife’ye hareket edilir ve Müzdelife Vakfesi yapılır 28.  Akşam ve yatsı namazları cem-i te’hir ile yatsı vaktinde Müzdelife’de kılınır. 29.  Mina’ya hareket edilir ve şeytana atılacak taşlar toplanır. 30.  Bayramın 1. günü Mina’ya ulaşıldığında sadece büyük şeytan denilen Akabe Cemresi’ne yedi taş atılır. İlk taşın atılmasıyla telbiyeye son verilir. 31.  Her bir taş fırlatılmadan önce “بِسْمِ اللهِ اللهُ أكْبَرْ رَغْمًا لِلشَّيْطَانِ وَحِزْبِهِ şeklinde dua okunur. 32.  Taş attıktan sonra beklemeksizin oradan uzaklaşılır, dua yürüyerek yapılır. 33.  Kurbanların kesildiği haberinden sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Böylece birinci tehallül gerçekleşir, cinsel ilişki hariç diğer ihram yasakları kalkar. 34.  Aynı gün imkan varsa “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ طَوَافَ بَيْتِكَ الْحَرَامِ طَوَافَ الْحَجِّ لِلَّهِ تَعَالَى سَبْعَةَ اَشْوَاطٍ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Yedi şavt olarak haccın tavafını yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur.” diye niyet edilerek ziyaret tavafı yapılır ve ardından tavaf namazı kılınır. 35.  Tavaftan sonra sünnet olduğu üzere zemzem içilir. 36.  Daha sonra “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ اَنْ اَسْعَى مَا بَيْنَ الصَّفَى وَالْمَرْوَةَ سَعْيَ الْحَجِّ لِلَّهِ تَعَالَى سَبْعَةَ اَشْوَاطٍ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي Allahım! Safa ile Merve arasında yedi şavt olarak haccın sa’yini yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur.” şeklinde niyet edilerek sa’y yapılır. Böylece ikinci tehallül gerçekleşir ve bütün ihram yasakları sona erer. 37.  Bayramın 2. ve 3. günleri zeval vaktinden sonra sırayla Küçük, Orta ve Büyük cemrelere yedişer taş atılır. 38.  Küçük ve Orta cemrelere taş attıktan sonra uygun bir yere çekilerek dua edilir. Büyük Cemreye taş attıktan sonra dua edilmez. Oradan hemen uzaklaşılır. 39.  Mekke’den ayrılana kadar ibadet, tavaf, zikir, dua ve Kur’an okuma ile meşgul olunur. 40.  Mekke’den ayrılmadan önce “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ طَوَافَ الْوَدَاعِ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Veda tavafı yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur.” şeklinde niyet ederek son tavaf olan “Veda Tavafı” yapılır. Böylece hac vazifesi tamamlanmış olur.

Hac ile ilgili Ayet-i Kerimeler

KÂBE’NİN YERİNİN BELİRLENMESİ وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـًٔا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ İbrâhim’i Beytullah’ın bulunduğu yere yerleştirdiğimizde de şöyle demiştik:  “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, kıyamda duranlar,  rükûa ve secdeye varanlar için evimi tertemiz tut. (Hac, 22/26) KÂBE’NİN İNŞASI وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰه۪يمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰع۪يلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ İbrâhim İsmâil’le birlikte o evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyordu: “Ey rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.  (Bakara, 2/127) HAC MENASİKİ رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَۖ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ Ey rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan yalnız sensin.  (Bakara, 2/128)   HZ. İBRAHİM’İN DUASI رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ رَبَّنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; rabbimiz, duamı kabul et. Rabbimiz! Hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla.” (İbrâhîm, 14/40-41) ÇAĞRI وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمم۪يقٍ İnsanlara hac ibadetini duyur; gerek yaya olarak gerekse yorgun argın develer üzerinde  uzak yollardan gelerek sana ulaşsınlar.  (Hac, 22/27) YERYÜZÜNÜN İLK MABEDİ – HACCIN FARZ OLUŞU اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ. ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Mekke’deki evdir. Orada apaçık deliller, İbrâhim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Gitmeye gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.  (Âl-i İmrân, 3/96-97) MESCİDİ HARAMA GÜVENLİK İÇERİSİNDE GİRİŞİN MÜJDELENMESİ لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّۚ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۙ مُحَلِّق۪ينَ رُؤُ۫سَكُمْ وَمُقَصِّر۪ينَۙ لَا تَخَافُونَۜ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَر۪يبًا Allah, resulüne gerçeğe uygun rüyasında doğruyu bildirmiştir. Allah izin verirse hiçbir şeyden korkmaksızın, (umrenizi yaptıktan sonra) ya saçlarınızı kazıtarak veya kısmen kestirerek, güven duygusu içinde Mescid-i Harâm’a muhakkak gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilmektedir ve bundan başka hemen gerçekleşecek bir fethi de takdir buyurmuştur.  (Fetih, 48/27) VEDA HACCI – HACC-I EKBER وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ Yine Allah ve resulünden bu büyük hac günü insanlara duyurudur: Allah ve resulünün müşriklerle hiçbir bağı yoktur. Şayet tövbe ederseniz, bu kendi iyiliğinize olur;  eğer sırt çevirirseniz bilin ki siz Allah’ı âcizliğe düşüremezsiniz.  (Resulüm!) İnkârcıları elem veren bir azapla müjdele!  (Tevbe, 9/3) ÜMMÜ’L-KURA / ŞEHİRLERİN ANASI VE ÇEVRESİNDEKİLER وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَاۜ  وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ Bu (Kur’an), Ümmülkurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz, kendisinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını kılmaya hakkıyla devam ederler.   (Enam, 6/92) HZ. İBRAHİM’İN MEKKE-İ MÜKERREME İÇİN DUASI وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَل۪يلًا ثُمَّ اَضْطَرُّهُٓ اِلٰى عَذَابِ النَّارِۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ İbrâhim, “Rabbim! Burayı güvenli bir şehir yap, halkından Allah’a ve âhiret gününe inananları da çeşitli ürünlerle rızıklandır” diye dua etmişti. Allah buyurdu ki: “İnkâr edene de az bir süre dünya nimetleri veririm, ama sonunda onu cehennemin azabına sürerim.  O ne kötü bir sondur!”  (Bakara, 2/126) HZ. İBRAHİM’İN DUASI; BELED-İ EMİN / GÜVENLİ ŞEHİR وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ İbrâhim şöyle dua etmişti: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl,  beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut!  (İbrâhîm, 14/35)   KUTSAL BELDENİN RABBİNE İBADET اِنَّمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذ۪ي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍۘ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ De ki: “Bana, dokunulmaz kıldığı bu şehrin rabbine, yalnız O’na kulluk etmem emredildi; zaten her şey O’na aittir. Bir de bana müslümanlardan olmam emredildi.  (Neml, 27/91) MAKAM-I İBRAHİM وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًاۜ وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ مُصَلًّىۜ وَعَهِدْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ O zaman biz o evi insanların gidip gelip ziyaret edecekleri bir makam ve bir güvenlik yeri yaptık. Siz de İbrâhim’in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin. İbrâhim ve İsmâil’e de, “Tavaf edecekler için, kendini ibadete verecekler, rükû ve secde edecekler için evimi temiz tutun” diye talimat verdik.  (Bakara, 2/125) HZ. İBRAHİM’İN DUASI; SAYGIN EV رَبَّنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ Ey rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını, senin kutsal evinin (Kâbe) yanında tarıma elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Bunu yaptım ki rabbim, namazı kılsınlar. İnsanların gönüllerini onlara meylettir ve çeşitli ürünlerden onlara rızık ver ki şükretsinler.  (İbrâhîm, 14/37)   DOKUNULMAZ EV KÂBE, HARAM AY, HAC KURBANI جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ Allah Kâbe’yi, Beytülharâm’ı, haram ayı, boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıkları insanların maddî ve manevi hayatları için destek kıldı. Bu, Allah’ın göklerde ve yerdeki her şeyden haberdar olduğunu ve Allah’ın her şeyi bildiğini anlamanız içindir.  (Mâide, 5/97) İNSANLARIN EŞİTLENDİĞİ YER اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذ۪ي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَٓاءًۨ الْعَاكِفُ ف۪يهِ وَالْبَادِۜ وَمَنْ يُرِدْ ف۪يهِ بِاِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ İnkâr edenlere, insanları Allah yolundan ve -yerli olsun dışarıdan gelmiş olsun bütün insanlar için (ibadet yeri) yaptığımız- Mescid-i Harâm’dan alıkoyanlara ve her kim orada  zulmederek haktan saparsa ona elem veren bir azap tattırırız.  (Hac, 22/25)   HAC HİLALİ VE GERÇEK İYİLİK يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ Sana hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. Erdemlilik asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir; fakat erdemlilik kişinin Allah’a saygılı olmasıdır. Evlere kapılarından gelin; Allah’a saygılı olun ki kurtuluşa eresiniz.  (Bakara, 2/189) ALLAH’IN NİŞANELERİ – RAHMAN’IN MİSAFİRLERİ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًاۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ Ey iman edenler! Allah’ın işaretlerine, haram aya, boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıklara, rablerinin lütuf ve rızasını dileyerek Beytülharâm’a yönelmiş kimselere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Harâm’a girmenizi engellediler diye bir topluma karşı duyduğunuz kin, sakın aşırı gitmenize sebep olmasın. İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın. Allah’tan korkun,  çünkü Allah’ın cezası çetindir.  (Mâide, 5/2) HAC VE UMREYİ SIRF ALLAH İÇİN YAPMAK وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَن تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ “Haccı ve umreyi Allah için eksiksiz yerine getirin; engellenirseniz kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, mahalline ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Fakat içinizden biri hasta ise veya başından bir rahatsızlığı varsa (tıraşını olup) oruç veya sadaka yahut kurban olarak bir fidye ödesin. Güvenlikte olduğunuzda hacdan önce umre yapan kişi, gücünün elverdiği türden bir kurban kessin. Bulamayan ise hac sırasında üç gün, döndükten sonra da yedi gün yani tam on gün oruç tutmalıdır. Bu, ailesi Mescid-i Harâm civarında oturmayanlar içindir. Allah’ın buyruğuna saygılı olun ve bilin ki  Allah’ın cezalandırması çok şiddetlidir.  (Bakara, 2/196)  İHRAM YASAKLARI VE TAKVA AZIĞI İLE YOLA KOYULMAK اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca karar verip niyet ederse, bilsin ki hac sırasında kadına yaklaşmak, günaha sapmak ve tartışıp çekişmek yoktur. Ne hayır işleseniz Allah onu bilir. Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır.  Öyleyse bana saygı duyun, ey akıl sahipleri!  (Bakara, 2/197) İHRAMLI İKEN AV YASAĞI اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِۚ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًاۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ Kendinize ve yolculara geçimlik olmak üzere sularda avlanmak ve onu yemek size helâl kılındı. Kara avı ise ihramda bulunduğunuz sürece size haram kılındı. Toplanıp huzuruna varacağınız Allah’tan korkun.  (Mâide, 5/96)   İHRAMLI İKEN AV YASAĞI يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يد Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramda bulunduğunuz sırada avlanmayı helâl saymamanız şartıyla, size bildirilecek olanlar dışındaki “en‘âm” denen hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Şüphesiz Allah dilediği gibi hükmeder.  (Mâide, 5/1) İHRAMLI İKEN AV YASAĞI VE CEZASI يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه۪ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاك۪ينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِه۪ۜ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ Ey iman edenler! İhramda iken av hayvanlarını öldürmeyin. Sizden kim böyle bir hayvanı kasten öldürürse öldürdüğüne denk bir evcil hayvanı ceza olarak öder. Bunu -Kâbe’ye ulaştırılacak bir kurbanlık olmak üzere- aranızdan adalet sahibi iki kişi takdir eder. Yahut o kişi, yoksulları doyurarak veya ona denk olacak kadar oruç tutarak bir kefâret öder ki böylece yaptığı fiilin vebalini tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim bunu yeniden işlerse Allah onun cezasını verir. Allah suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.  (Mâide, 5/95)   ARAFAT’TAN MÜZDELİFE’YE SEL GİBİ AKIŞ, MEŞ‘AR-İ HARAM لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْۜ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ Rabbinizden bir lütuf beklemenizde sizin için bir günah yoktur. Arafat’tan dalga dalga indiğinizde Meş‘ar-i Haram’da Allah’ı zikredin; O’nu, size gösterdiği şekilde zikredin; kuşkusuz siz bundan önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.  (Bakara, 2/198) MÜZDELİFE’DEN MİNA’YA AKIN EDİŞ ثُمَّ اَف۪يضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ Sonra insanların dalga dalga ilerlediği yerden siz de ilerleyin. Allah’tan bağışlanmanızı dileyin. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, çok merha¬metlidir.  (Bakara, 2/199) ZİYARET TAVAFI ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ Sonra kalan hac fiillerini tamamlayıp temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve  o kadîm evi (Kâbe) tavaf etsinler.”  (Hac, 22/29)   SAFA – MERVE اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِۚ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَاۜ وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًاۙ فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَل۪يمٌ Safâ ile Merve Allah’ın nişânelerindendir; dolayısıyla hac veya umre yaparak Beytullah’ı ziyaret eden bir kimsenin bu yerleri tavaf etmesinde kendisi için bir günah yoktur. Kim gönüllü bir iyilik yaparsa bilsin ki Allah iyiliği mükâfatıyla karşılayan ve çok iyi bilendir. (Bakara, 2/158) KURBAN İBADETİNİN ANLAMI لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları; O’na ulaşacak olan sadece sizin takvânızdır. İşte Allah onları sizin istifadenize verdi ki size doğru yolu göstermesinden ötürü O’nu tâzimle anasınız. İyilik yolunu tutanları müjdele!  (Hac, 22/37) BAYRAM GÜNLERİ – MİNA وَاذْكُرُوا اللّٰهَ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۚ وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۙ لِمَنِ اتَّقٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ Belirlenmiş günlerde Allah’ı zikredin. Allah’a saygılı olan için iki günde (dönmekte) acele edene günah yoktur; daha uzun kalana da günah yoktur. Allah’a saygılı olun. Bilin ki sizler O’nun huzurunda toplanacaksınız!  (Bakara, 2/203) HACILARA HİZMET VE CİHAD اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَٓاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ Hacılara su verme ve Mescid-i Harâm’ın imar ve bakım işini (üstlenen kimseyi), Allah’a ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda cihad eden kimseyle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.  (Tevbe, 9/19)   MESCİD-İ HARAM’A EHİL OLANLAR وَمَا لَهُمْ اَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللّٰهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُٓوا اَوْلِيَٓاءَهُۜ  اِنْ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُٓ اِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ Onlar, hizmet ve yönetimine ehil olmadıkları halde Mescid-i Harâm’a müminleri sokmazken Allah onlara niye azap etmesin? Mescidin hizmet ve yönetimine ehil olanlar gönüllerinde Allah korkusu taşıyanlardır, fakat onların çoğu bunu bilmezler.  (Enfâl, 8/34) MESCİD-İ HARAM’A YAKLAŞAMAYACAK OLANLAR يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَاۚ وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْن۪يكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ٓ اِنْ شَٓاءَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ Ey iman edenler! Bilin ki Allah’a ortak koşanlar pisliğe batmışlardır; artık onlar bu yıldan sonra Mescid-i Harâm’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan endişe ederseniz, unutmayınız ki Allah size -dilerse- kendi lutfuyla bolluk verir. Allah bilmekte, hikmetle yönetmektedir. (Tevbe, 9/28) HACCIN MÜ’MİNE ALLAH’I SÜREKLİ ANMA ŞUURU KAZANDIRMASI فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًاۜ فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ Hacca mahsus ibadetlerinizi bitirdiğinizde de, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha canlı bir şekilde Allah’ı anın. Ama insanlardan öyleleri vardır ki, “Ey rabbimiz! Bize bu dünyada ver” diye dua ederler. Böyle bir kimsenin âhiretten hiç nasibi yoktur.  (Bakara, 2/203) HİCRET, ALLAH’IN GÖRÜNMEZ ORDULARLA YARDIMI اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِه۪ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يم Siz peygambere yardımcı olmasanız da önemli değil. Nitekim inkârcılar onu, iki kişiden biri olarak yurdundan çıkardıklarında Allah ona yardım etmişti: Hani onlar mağaradaydılar; arkadaşına “Tasalanma! Allah bizimle beraberdir” diyordu. Derken Allah ona kendi katından bir güven duygusu indirdi, sizin göremediğiniz askerlerle onu destekledi ve inkârcıların sözünü değersiz hale getirdi. Allah’ın sözü ise en yücedir.  Çünkü Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir.  (Tevbe, 9/40) TAKVA (KUBA) MESCİDİ VE MESCİD-İ DIRAR لَا تَقُمْ ف۪يهِ اَبَدًاۜ لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ ف۪يهِۜ ف۪يهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّر۪ينَ Orada asla namaza durma! Daha ilk günden takvâ temeli üzerine kurulan mescid ise namaz kılman için elbette daha uygundur; burada gerçekten arınmak isteyen adamlar vardır.  Allah da arınmaya çalışanları sever.  (Tevbe, 9/108)   HİCRET, CİHAD, MUHACİRLERE YARDIM وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّاۜ  لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ İman edip de hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onları bağırlarına basanlar ve yardım edenler var ya işte gerçek müminler onlardır;  bağışlanma onlar için, büyük lütuf onlar içindir.  (Enfâl, 8/74) MUHACİRLERE YARDIM VE İSAR VASFI وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ Onlardan önce bu yurda yerleşmiş ve gönülden inanmış olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa  işte kurtuluşa erecekler onlardır.  (Haşr, 59/9) HİCRET VE CİHAD اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ İnanan, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki mertebeleri pek büyüktür. Muradına erecek olanlar da onlardır.  (Tevbe, 9/20) KIBLENİN DEĞİŞMESİ قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir; nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin. Kuşku yok ki kendilerine kitap verilenler bunun rablerinden gelmiş bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.  (Bakara, 2/144) YÜZLERİN MESCİD-İ HARAM’A ÇEVRİLMESİ وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۙ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌۗ اِلَّا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْن۪ي وَلِاُتِمَّ نِعْمَت۪ي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Nerede bulunursanız yüzünüzü yine o tarafa döndürün ki, -haksızlığa saplanmış olanları dışında- insanların aleyhinize kullanacakları bir delil bulunmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Ve bir de size nimetimi tamamlayayım, siz de hidayete eresiniz. .  (Bakara, 2/150)   HZ. PEYGAMBER (SAS)’İN HUZURUNDA SESİN YÜKSELTİLMEMESİ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider.  (Hucurât, 49/2) HZ. PEYGAMBER (SAS)'İN UHUD ŞEHİTLİĞİNDE OKUDUĞU DUA سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ “Sabretmenize karşılık elde ettiğiniz esenlik daim olsun! Dünya yurdunun ardından ulaştığınız sonuç ne güzel oldu!” (Ra’d, 13/24)  

Hacer’ül-Esved'in önemi nedir?

PEYGABER EFENDİMİZ VE HACER'üL ESVED Bazı yerleri selden yıkılan Kâbe’yi Mekkeliler tamir etmeye başladılar. Duvarlar yükselip sıra “Hacerü’l-Esved” adı verilen mübarek siyah taşı, Kâbe duvarındaki yerine koymaya gelince, her kabile bu şerefi kazanmak için âdeta birbirleriyle yarışa koyuldular. Hatta bu yüzden aralarında anlaşmazlık ve kavga çıktı. Sonunda gerçekten güvenilir ve doğru bir kişi olduğuna inandıkları Hz. Muhammed’i (sas) hakem yapmaya ve onun vereceği hükme razı olmaya karar verdiler.  Hz. Muhammed (sas) “Hacer’ül-Esved”i bir yaygı üzerine koydu. Yaygının uçlarından kabile başkanlarına tutturdu. Hep birlikte taşı yukarı kaldırdılar. Hz. Muhammed (sas) taşı mübarek elleriyle duvardaki yerine koydu. Onun bu uzlaştırıcı davranışı herkesi memnun etti. Böylece büyük bir anlaşmazlık ortadan kalkmış oldu. Bu olayın meydana geldiği sırada Hz. Muhammed (sas) otuz beş yaşında idi.  Hz. Muhammed (sas) peygamberliğinden önce de son derece doğru ve güvenilir bir kişiliğe sahipti. Bu özelliğinden dolayı halk arasında kendisine “Muhammedü’l-Emin” yani “Güvenilir Muhammed” deniliyordu. Herkesin sevgi ve saygısını kazanmıştı. Temiz ve örnek yaşayışı ile toplumda bir yıldız gibi parlıyordu. Yüce Allah, onu en iyi bir şekilde terbiye etti. Ahlak ve faziletle donattı. Çünkü insanlığın kurtuluşu için onu peygamber olarak görevlendirecekti. [related-posts id="42287" color="bg-success"][/related-posts] Hacer-i Esved’in selamlanması ve öpülmesinin hikmeti nedir? Hacer-i Esved’i selâmlama ve öpmenin meşruiyeti Hz. Peygamber’in (sas) ve ashâb-ı kirâmın uygulamalarıyla sabittir. Fıkıh âlimleri, bu uygulamalara dayanarak tavaf sırasında Hacer-i Esved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm), ona el ile dokunup öpmenin sünnet olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Hacer-i Esved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile müstehap sayılmıştır. Tavaf esnasında Hacer-i Esved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivâyetlerden, bu taşın kutsallığı sonucunu çıkararak bu uygulamayı bizzat Hacer-i Esved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir. Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrahim’in (as) ve Resûl-i Ekrem’in (sas) hatırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî hâlleri, zahirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir. Hacer-i Esved’le ilgili olarak Hz. Ömer’in “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı (sas) seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim.” şeklindeki sözü de bu yaklaşımı desteklemektedir. Tavaf mahalli tenha olur ve Hacer-i Esved’e yaklaşmak mümkünse öpülür; öpme imkânı bulunamaması hâlinde bu sünnet uzaktan eller kaldırılıp, “Bismillahi Allahu ekber” denilerek selâmlamakla yerine getirilmiş olur. İzdiham olması hâlinde Hacer-i Esved’i öpmek için başkalarına eziyet etmek, kadın erkek sıkışık hâlde bulunmak caiz değildir. Hacer-i Esved’e dokunamamak hiçbir surette tavafta bir eksikliğe sebep olmaz. HACERÜLESVED - الحجر الأسود el-Hacerü’l-esved terkibi Arapça’da “siyah taş” anlamına gelir. Yerden 1,5 m. kadar yükseklikte bulunan, yaklaşık 30 cm. çapında ve yumurta biçimindeki bu taşın siyaha yakın koyu kırmızı renkte olması sebebiyle böyle adlandırıldığı anlaşılmaktadır. HACERÜLESVED NEREDEN GELMİŞTİR? Kaynaklar, Hacerülesved’in Hz. İbrâhim tarafından Kâbe’nin inşası esnasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirildiği konusunda ittifak etmekle birlikte bu taşın menşei, tarihçesi ve mahiyeti hakkında, birçoğu zayıf isnatlara dayanan, bazıları aynı zamanda sembolik bir anlam taşıyan çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Bu rivayetlerde umumiyetle Hacerülesved’in cennetten indirildiği, Nûh tûfanı sırasında Ebû Kubeys dağında korunduğu ve Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşası esnasında oradan getirilerek yerine konulduğu ifade edilmektedir. İslâmiyet’ten önce Araplar’ın Hacerülesved’e ayrı bir önem ve kutsiyet atfetmeleri ve onu âdeta Kâbe’nin kutsiyetinin sembolü saymaları, bu taşın Hz. İbrâhim’den itibaren devam edegelen hac ve tavaf ibadetinin önemli bir öğesi olmasının yanı sıra bu dönemde Araplar arasında özellikle taşlara ve bu taşlardan yapılmış putlara tapınma âdetiyle de bağlantılı olmalıdır. Nitekim bu husus bir kısım Batılı araştırmacıyı, Hacerülesved’in Araplar’ın eski bir putundan arta kalan bir parça olabileceği tarzında yanlış bir kanaate sevketmiştir. HACERÜLESVED'İN KORUNMASI Kâbe’nin zaman içinde sel ve yangın gibi çeşitli âfetlere, ayrıca insanların saldırılarına mâruz kalmasının sonucunda Hacerülesved’de bazı hasarlar ve parçalanmalar meydana gelmiş, ancak her defasında bu parçalar büyük bir titizlikle yerlerine yapıştırılarak korunmaya çalışılmıştır. İslâm’dan önceki dönemde Huzâalılar tarafından Mekke’den çıkarılan Cürhümlüler’in sakladığı Hacerülesved, uzun süren aramalardan sonra bulunarak tekrar yerine konmuştur. Hz. Muhammed (sas) henüz otuz beş yaşında iken Kâbe’nin Kureyşliler tarafından yeniden inşası sırasında Hacerülesved’in yerine yerleştirilmesi hususunda kabileler arasında anlaşmazlık çıkmış, bu şerefli görevi hiçbir kabile diğerine bırakmak istememişti. Bunun üzerine Kureyşliler’in en yaşlısı Ebû Ümeyye b. Mugīre’nin teklifiyle belirlenen bir yöntem sonunda hakem kabul edilen Hz. Muhammed (sas), Hacerülesved’i bir örtü içine koyarak bütün kabile reislerinin iştirakiyle kaldırmış, yerleştirileceği yerin hizasına gelince de bizzat kendisi bu görevi yerine getirmişti. Abdullah b. Zübeyr döneminde (683-692) çıkan bir yangında üç parçaya ayrılan Hacerülesved, parçaları birbirine yapıştırılarak gümüş bir mahfaza içine alınmış, daha sonra yıpranan bu mahfaza 189 (805) yılında Hârûnürreşîd tarafından takviye ettirilmiştir. 317’de (930) Karmatî lideri Ebû Tâhir el-Cennâbî Mekke’de yaptığı katliam ve yağma sırasında Hacerülesved’i yerinden sökerek Hecer’e götürmüştür. Böylece Kâbe uzun bir süre Hacerülesved’siz kalmış, ancak hacılar tavaf esnasında Hacerülesved mevcutmuş gibi bulunduğu yeri istilâm ederek tavaflarını yapmışlardır. Nihayet bir rivayete göre Fâtımî Halifesi Mansûr-Billâh’ın emriyle, diğer bir rivayete göre ise Abbâsî Halifesi Mutî‘-Lillâh’ın 30.000 dinar fidye ödemesi üzerine Hacerülesved Mekke’ye getirilerek (339/950-51) yerine yerleştirilmiş ve gümüş mahfazası tamir edilerek yenilenmiştir. Daha sonra Hacerülesved’i çalma veya ondan bir parça koparma yönünde birçok teşebbüs olmuşsa da bunlar engellenmiş veya koparılan parçalar özenle yerine monte edilmiştir. Bu taşa ait küçük bir parça Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bir hadım ağası tarafından İstanbul’a getirilmiş ve türbe kapısının üst tarafına konulmuştur. İbrâhim Rifat Paşa’nın naklettiğine göre Hacerülesved 1290’da (1873), ortasında 27 cm. çapında yuvarlak bir açıklığın bulunduğu gümüş bir mahfaza içine alınmış olup (Mirʾâtü’l-Ḥaremeyn, I, 264) bu açıklık sayesinde taşa dokunulmasına imkân sağlanmıştır. 1932 yılında bir Afganlı Hacerülesved’den bir parça koparmış, ancak yakalanarak idam edilmiştir. TAVAF'IN HACERÜLESVED'TEN BAŞLAMASI Hanefî mezhebine ve İmam Mâlik’e göre tavafa Hacerülesved’den başlanması sünnet, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleriyle Hanefî fakihi Muhammed b. Hasan’a göre ise şarttır. Birinci grup, Kur’ân-ı Kerîm’de hac ve tavaftan söz eden âyetlerde (el-Bakara 2/125, 158; el-Hac 22/29) bu yönde bir hükmün bulunmayışından hareket ederken ikinci gruptaki fakihler bu konuda, Hz. Peygamber’in hac ibadetinin kendisinin yaptığı gibi yapılması yönündeki genel emrini (Müsned, III, 318; Müslim, “Ḥac”, 310) esas alırlar. HACERÜLESVED'İ SELAMLAMA (İSTİLAM) Fakihler, Resûl-i Ekrem ve ashaptan rivayet edilen uygulamalara dayanarak tavaf sırasında Hacerülesved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm) ona el ile dokunup öpmekle gerçekleştiği konusunda görüş birliği içindedir. Hacerülesved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile müstehap sayılmıştır. Fakihlerin çoğunluğuna göre, tavafın her şavtında yapılan istilâm esnasında tekbir getirilirken eller havaya kaldırılır, Mâlikî mezhebine göre ise bu gerekli değildir. Öpme veya el ile dokunma suretiyle istilâm etme imkânı bulunamadığı veya bunun zor olduğu durumlarda uzaktan işaret ederek istilâm yapılabilir. Bunu yaparken avuç içleri Hacerülesved’e doğru kaldırılır ve sanki taşa dokunuyormuş gibi hafifçe hareket ettirilir. Bu hareketin ardından tekbir getirilerek avuç içi öpülür. Tavafta izdiham olduğu zaman Hacerülesved’in öpülmesi veya ona dokunulması için başkalarına eziyet edilmemesi gerekir. Bu durumda uzaktan işaretle istilâm etmek daha uygundur. Çünkü Hacerülesved’e dokunmak sünnet, başkalarına zarar vermekten kaçınmak ise vâciptir. Nitekim Hz. Peygamber, Vedâ haccının tavafında Hacerülesved’i elindeki değnekle işaret ederek istilâm ettiği gibi Hz. Ömer’i de insanlara eziyetten sakınarak uzaktan istilâm konusunda uyarmıştır. Tavaf eden kişi Hacerülesved’i istilâm sırasında herhangi bir dua okuyabilir. Ancak Resûl-i Ekrem’den ve ashaptan gelen bazı rivayetlere dayanan fakihlerin çoğunluğuna göre şu duanın okunması müstehaptır: "Bismillâhi vallāhü ekber. Allâhümme îmânen bike ve tasdîkan bi-kitâbike ve vefâen bi-ahdike ve’ttibâan li-sünneti nebiyyike Muhammedin sallallāhü aleyhi ve sellem" بسم الله والله أكبر. اللهم إيمانًا بك وتصديقًا بكتابك ووفاءً بعهدك واتباعًا لسنّة نبيك محمّدٍ صلى الله عليه وسلّم “Allah’ın adıyla. Allah en büyüktür. Allahım! Sana inanmamın, kitabını tasdik etmemin, ahdine vefa göstermemin ve peygamberin Muhammed’in sünnetine uymamın bir işareti olarak.” HACERÜLESVED'İN HİKMETİ ve SEMBOLİK ANLAMI Tavafta başlama noktasını gösterme şeklindeki pratik faydası yanında Hacerülesved’in bir de sembolik anlamı olup kaynaklarda bununla ilgili birçok rivayete yer verilir. Hz. Ali’den nakledildiğine göre Hacerülesved, bezm-i elestte Allah’ın bütün insanlardan kendisini rab olarak tanımaları yönünde aldığı sözü içinde taşımakta olup ondan, bu ahde vefa gösterenler lehinde kıyamet günü şahitlikte bulunması istenecektir. İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste, Allah’ın kıyamet günü Hacerülesved’i getireceği ve onun da hak üzere kendisini istilâm edenlere şahitlikte bulunacağı belirtilmiştir. Diğer bir hadiste de, “Hacerülesved’e dokunan kimse rahmanın eline dokunmuş gibidir” denilmiştir. Kütüb-i Sitte dışındaki bazı hadis kitaplarında Hacerülesved’in yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu, onun vasıtasıyla kulları ile musâfaha ettiği, Hacerülesved’e dokunanın Allah’la biat etmiş olacağı, Hacerülesved ve Rüknülyemânî’nin ahde vefa üzere kendilerini istilâm edenlere kıyamet günü şahitlik edeceği şeklinde birtakım rivayetler yer almaktadır. Bir kısmı zayıf senedlere dayanan (Fâkihî, I, 81-97, nâşirin notları) bu rivayetlerin genelde hac, umre ve tavaf ibadetlerinin önemini, bu arada Hacerülesved’in temsilî anlamını vurgulamaya yönelik ifadeler olarak yorumlanması daha isabetli görülmektedir. Hacerülesved istilâm edilirken okunan duada da onun bu sembolik anlamına işaret vardır. Süheylî, aslında beyaz olan Hacerülesved’in işlenen günahlar yüzünden karardığına dair hadisi yorumlarken Hacerülesved’de saklı ahdin insanın tevhide dayanan aslî fıtratı olduğunu, her insanın bu ahd ve fıtrat üzere doğduğunu belirtir ve Hacerülesved’in kararması ile, ahde ve fıtrata aykırı davrananların bu ahdin mahalli olan kalplerinin kararması arasındaki benzerliğe dikkat çeker. Hacerülesved’in Kâbe’de meydana gelen yangınlar veya Câhiliye devrinde müşriklerin sürdükleri kan sebebiyle karardığına dair görüşler de bulunmaktadır. Abdullah b. Ömer’in naklettiğine göre Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerülesved’in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Ömer’in de ağladığını görünce şöyle demiştir: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür”. Hz. Ömer’in de Hacerülesved’le ilgili olarak, “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim” dediği bilinmektedir. Diğer bir rivayette ise Hz. Ömer’in Hacerülesved’i öptüğü ve, “Resûlullah’ı seni öperken görmeseydim seni öpmezdim” dediği kaydedilmektedir. Hz. Ömer bu sözü, insanların putlara tapmaktan yeni kurtuldukları bir dönemde Hacerülesved’i istilâmı putperestlikle karıştırmalarını önlemek ve bu iki davranışın mahiyet ve gaye bakımından birbirinden farklı olduğunu anlatmak için söylemiş olmalıdır. Tavaf esnasında Hacerülesved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivayetlerden, bu taşın kutsallığı veya Kâbe’nin kutsiyetini temsil ettiği şeklinde bir sonuç çıkarmak ve bu uygulamayı bizzat Hacerülesved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir. Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrâhim’in ve Resûl-i Ekrem’in hâtırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî halleri zâhirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir.

Hac Sözlüğü

Hac ile İlgili terimler ve anlamları Âfâkî ne demektir? Mekke'nin etrafındaki "mîkat" denilen noktaların sınırladığı bölgenin dışında ikâmet eden kimselerdir.  Arafat ne demektir?  Mekke'nin yaklaşık 25 km. güney doğusunda (yaya 6 saat mesafede) Harem sınırları dışında bir bölgenin adıdır. Haccın iki rüknünden biri olan "Vakfe" Zilhicce'nin 9'uncu günü burada yapılır. "Cebel-i rahme" denilen tepe de buradadır. Burada bulunan Nemire Mescidi'nin güney kısmı, Arafat bölgesinin dışında kalır. Bedel ne demektir? Bedel başkası adına hacceden, vekîl olarak hacca gönderilen kimse demektir. Bedene ne demektir? Deve ve sığır cinsinden olan kurbana "bedene" adı verilir. Cem-i Takdim ne demektir?  İkincisinin henüz vakti girmeden, iki vakit namazı birlikte kılmaktır. Hac'da Arafe günü Arafat bölgesinde, öğle ile ikindi namazını, öğle vakti içinde birlikte kılmak sünnettir. Cem-i Tehir ne demektir?  Birincisinin vakti çıktıktan sonra, iki vaktin namazını birlikte kılmaktır. Hac'da, bayram gecesi Müzdelife'de akşam ve yatsı namazlarını yatsı vakti girdikten sonra birlikte kılmak vâciptir. Cemreler ne anlama gelmektedir? Mina'da birbirine birer ok atımı uzaklıkta "3" taş kümesi (cemre) vardır. Bunlar: Akabe Cemresi (Cemre-i Akabe veya Cemre-i Kübrâ): Halk arasında "Büyük Şeytan" denir. Orta Cemre (Cemre-i Vüstâ): Halk arasında "Orta Şeytan" denir. Küçük Cemre (Cemre-i Ûla): Halk arasında "Küçük Şeytan" denir. Şeytan taşlama, (remy-i cimâr) bu üç cemre'ye yapılır. Cinâyet ne demektir?  Hac'da cezâyı gerektiren fiil ve davranışlara "cinâyet" denir. Dem ne demektir? Koyun ve keçi cinsinden olan kurbana "dem" adı verilir. Fevât ne demektir? Süresi içinde Arafat vakfesine yetişememek, vakfenin vaktini kaçırmak demektir. Fidye ne demektir? İbadette yapılan kusur ve noksanların tamamlanması için ödenen cezâlara "fidye" denir. Hac ne demektir? Belirli zamanda Kâbe'yi ve etrafındaki bir kısım kutsal yerleri usûlüne uygun olarak ziyâret etmek ve buralarda yapılması gereken diğer menâsiki yerine getirmektir. Hac Ayları  Hac menâsikinin başladığı ve devâm ettiği aylardır ki ŞEVVAL ve ZİLKADE ayları ile ZİLHİCCE'nin ilk on günüdür. Bu aylardan önce ihrâma girmek kerâhetle câiz ise de, haccın diğer menâsikini yapmak câiz değildir. Hac Günleri (Eyyâmü’l-hac) Eyyâm-ı malûmat (Belirli günler): Zilhicce'nin ilk 10 günüdür. Terviye, Arafe ve kurban günleri bunlardandır. Eyyâm-ı madûdât (Sayılı günler) Beş vakit namazın farzlarından sonra "tekbir" alınan günlerdir. Arefe günü (9 Zilhicce) sabahından bayramın dördüncü (13 Zilhicce) gününe kadar 5 gündür. Bunlara "Eyyâm-ı Teşrîk" (Teşrik tekbirlerinin alındığı günler) de denir. Yevm-i Terviye (Terviye günü): Zilhicce'nin 8'nci günüdür. Hacıların, bu gün sabah namazını Mekke'de kılıp güneş doğduktan sonra Mina'ya çıkmaları ve geceyi Mina'da geçirmeleri sünnettir. Terviye "suya kandırmak" veya "gördüğü rüyâ üzerinde düşünmek" demektir. Mina'da su olmadığından, hacılar kendilerini ve hayvanlarını iyice suya kandırdıktan sonra Mekke'den çıktıkları veya Hz. İbrahim gördüğü rüya üzerinde bugün düşündüğü için, bu güne "Terviye günü" denir. "Hz. İbrahim, oğlu İsmail'i kurban kesmekle ilgili rüyâsını o gece görmüş, Terviye günü bu rüyâ üzerinde düşünmüş, ertesi Arefe günü bunun sâdık rüya olduğunu anlamış, bayram günü de Hz. İsmail'i kurban etmeye teşebbüs etmiş olduğu" rivayet edilir. Yevm-i Arefe (arefe günü): Zilhicce'nin 9'uncu günüdür. Haccın en önemli rüknü olan "vakfe" Arafat denilen bölgede bu gün yapılır.  Yevm-i Nahr (Kurban kesme günü): Zilhiccenin 10'uncu günüdür. Eyyâm-ı Nahr (Kurban kesme günleri): Zilhiccenin 10, 11, 12'inci günleridir. Hacılar bu günlerde "Mina" da bulunduğundan bunlara "Eyyâm-ı Mina" (Mina günleri) de denir.  Eyyâm-ı Teşrîk (Teşrik günleri): Zilhiccenin 11, 12 ve 13'üncü (bayramın 2, 3 ve 4'üncü) günleridir. 5 vakit namazın farzlarından sonra teşrik tekbirlerinin alındığı Arefe sabahından, bayramın 4'üncü günün akşamına kadar olan 5 güne de denir.  Eyyâm-ı Mina (Mina günleri): Mina'da şeytan taşlama (reym-i cimâr) menâsikinin yapıldığı günlerdir. Haccın Edâ Şekilleri: Edâ edilişi itibariyle hac "üç" kısımdır.  1.    İfrad haccı: Umresiz yapılan hactır. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayarak sadece hac menâsikini ifâ edenler. "İfrad haccı" yapmış olurlar.  2.    Temettu haccı: Aynı yılın hac aylarında umre ve haccı ayrı ayrı ihramlarla edâ etmektir. Hac ayları girdikten sonra umre yapıp ihrâmdan çıkan, daha sonra memleketlerine dönmeden yeniden ihramlanarak hac menâsikini de edâ eden kimseler, "temettu haccı" yapmış olurlar. 3.     Kıran haccı: İkisine birden niyetlenerek, umre ve haccı bir ihramda birleştirmektir. Hac ayları içinde önce umre yapıp, ihramdan çıkmadan (aynı ihram ile) hac menâsikini de edâ eden kimseler, "kıran haccı" yapmış olurlar. Haccın Kısımları: Hükmü itibariyle hac, farz, vâcib ve nâfile olmak üzere "üç" kısımdır.  1.    Farz olan hac: Belirli şartları hâiz olan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları gereken hacdır. Bu şartların neler olduğu yerinde açıklanacaktır.  2.    Vâcip olan hac: Üzerine farz veya vacip olmadığı halde, bir kimsenin adayarak üzerine vacip kıldığı hacdır. Başladıktan sonra bozulan nâfile haccın, kazasıda vâciptir.  3.    Nâfile hac: Farz olan hac edâ edildikten sonra, ikinci, üçüncü defa yapılan hac nâfile olduğu gibi, haccetmekle yükümlü olmayan çocuk veya kölenin yapacağı hac da nâfile olur. Hacer-i Esved ne demektir? 18-19 cm. kutrunda, kırmızımsı, esmer, parlak bir taştır. Kâbe inşa edilirken Hz. İsmail tarafından Ebû Kubeys dağından getirilen bu mübârek taş, tavafa başlanacak yere işâret olmak üzere, hâlen bulunduğu köşeye konulmuştur. Tavafa başlarken, her şavtın sonunda ve sa'ye başlarken bu taşı istilâm etmek sünnettir; Hz. Ömer: "Çok iyi biliyorum ki sen, faydası da zararı da olmayan bir taş parçasısın. Eğer Rasûlüllah (sas)'ın öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim" demiştir. Halk ve Taksir ne demektir? "Halk", saçların dipten tıraş edilmesi; "taksîr" ise saçların kısaltılması, demektir. Harem Bölgesi ne anlama gelmektedir? Mekke ve etrafında bitkileri koparılmamak ve hayvanları avlanmamak üzere sınırları belirlenmiş bölgeye "Harem" denir. Bu sınırların dışında kalan yerlere ise "Hıll" denir. Harem bölgesinin sınırları, Cibril (a.s)'ın göstermesiyle Hz. İbrahim tarafından belirlenmiş, bu sınırları gösteren işâretler Rasûllah (sas) tarafından yenilenmiştir. Harem bölgesinin Mekke'ye en uzak sınırı Cidde istikametindeki "Hudeybiye"; en yakın sınırı ise Medine istikametindeki "Ten'im" dir. Harem bölgesinde ikamet edenler, umre için ihrama girmek üzere, genellikle Ten'im'e gittiklerinden buraya "Umre"; buradaki camiye de "Umre Mescidi" denilmektedir. Hatîm ve Hicr-i Kâbe ne demektir? Kâbe'nin kuzey batı duvarı (Rükn-i Irâkî ile Rükn-i Şâmî arası)'nın karşısında, zeminden 1 m. kadar yüksek 1,5 m. kalınlığında yarım daire şeklinde bir duvar vardır ki, buna "Hatîm"; bu duvar ile Beytüllah arasındaki boşluğa "hıcr" (Hıcr-i Kâbe, Hıcr-i İsmail veya Hatîra)" denir. Hıcr-i Kâbe'de namaz kılınır, dua edilir, fakat kıble olarak buraya karşı namaz kılınmaz. Hz. İbrahim'in yaptığı Kâbe binasına bu kısım da dâhildi. Peygamberimizin nübüvvetinden 5 yıl kadar önce Kâbe'nin Kureyş kabilesi tarafından yapılan tâmiri sırasında inşaat malzemesi yetmediği için, bu kısım binanın dışında bırakılmıştır. Hz. İsmail ile annesi Hâcer'in buraya defnedilmiş oldukları rivayet edilir. Kâbe'ye dâhil olduğu için, tavafın, bu duvarın dışından yapılması vâciptir. Kâbe üzerine yağan yağmur sularının aktığı "Altın Oluk" (Mizâb-ı Kâbe), Beytullah'ın bu kısma bakan duvarının üst kenarının ortasında bulunur. Hedy ne demektir? Harem bölgesinde, hacla ilgili olarak kesilen kurbanlara "Hedy" denir. Hervele ne demektir? Sa'yın her şavtında Safâ ve Merve adlı tepeler arasındaki vâdî tabanına inildiğinde, yeşil ışıkla işâretli sütunlar arasında, erkeklerin sür'atli, çalımlı ve canlı yürümeleridir. Erkekler için sünnettir. Kadınlar "hervele" yapmazlar. Hıll nedir? Harem bölgesi ile mîkat sınırları arasında kalan yerlere "Hıll" denir. Iztıba ne demektir? Ridâ'nın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atmak, böylece sağ omuz ve kolu ihram'ın dışında bırakmaktır. Remel yapılması gereken tavafların bütün şavtlarında "ıztıba" sünnettir. Tavaf bitince omuz örtülür; tavaf namazı, omuz örtülü olarak kılınır. Remel yapılan tavaflar dışında hiçbir zaman ıztıba yapılmaz. İhram ne demektir? Hac ve Umre niyetiyle, diğer zamanlarda helâl olan bir kısım fiil ve davranışları, kişinin kendisine belirli bir süre için harâm kılması demektir. Bu esnada erkeklerin büründükleri "ridâ ve izâr" denilen iki parça örtüye de halk arasında "ihram" denilmektedir. İhram niyyet ve telbiye ile olur. İhram Namazı nedir? Nasıl kılınır?  İhrama girmeden önce iki rek'at namaz kılmak sünnettir. Bu namazın ilk rek'atında "Kâfirûn", ikinci rek'atında da "İhlas" sûrelerinin okunması efdâldir. [related-posts id="25551" color="bg-primary"][/related-posts] İhram Yasakları: hramlı iken yapılması cezayı gerektiren fiil ve davranışlardır. (Tırnak kesmek, elbise giymek...gibi) [related-posts id="25560" color="bg-danger"][/related-posts] İhsâr ne demektir? Hac veya umre için ihrama girmiş olan kimsenin, düşmanın engel olması veya hastalık gibi bir sebeple hac ve umreyi yapamadan ihramdan çıkmak zorunda kalmasıdır. İstilâm ne demektir? Hacer-i esved'i selamlamak demektir. Tavafa başlarken, tavaf esnâsında her bir şavtı tamamlayıp hizâsına geldikçe ve sa'ye başlanacağı zaman, Hâcer-i esved'i istilâm sünnettir. Bunun için, Hâcer-i esved'e dönüp, namaza durur gibi tekbir ve tehlil ile eller kulak hizâsına kadar kaldırılır. "Bismillâh, Allâh-ü Ekber" denilerek, üzerine konulur ve eller arasından Hâccer-i esved öpülür. İzdiham sebebiyle yaklaşılamazsa, avuçların içi Kâbe'ye çevrilmiş halde, eller aynı şekilde kaldırılıp, üzerine konuluyormuş gibi karşıdan işâret edilerek Hâcer-i esved selâmlanır ve sağ elin içi öpülür. İzâr nedir? Belden aşağıya dolanan peştemal gibi örtüye "izâr" denir. Kâbe ne anlama gelmektedir? Allah'a ibâdet olunmak üzere, yeryüzündeki ilk yapılan binâ Kâbe'dir. Kâbe, Mescid-i Harâm'ın ortasında duvar uzunlukları 11-12 m. arasında değişen yaklaşık 13 m. yüksekliğinde, taştan yapılmış dört köşe bir binadır. Üzeri, her sene hac mevsiminde yenilenen siyah bir örtü ile örtülür. Köşelerinde çapraz olarak iki hat geçtiği düşünülürse, bu hatların uçları yaklaşık olarak dört aslî yönü gösterir. Bu köşelerden herbirinin ayrı ismi vardır: Doğu köşesine "Rükn-i Hâcer-i Esved" veya "Rükn-i Şarkî", güney köşesine "Rükn-i Yemânî", batı köşesine "Rükn-i Şâmî", Kuzey köşesine de "Rükn-i Irakî" denir. Kâbe kapısı ve Mültezem ne demektir? Kâbe'nin kuzey doğu duvarında (Rükn-i Hacer-i Esved ile Rükn-i Irakî arasında) zeminden 2 m. kadar yükseklikte, "Kâbe kapısı" vardır. Bu duvarın, Rükn-i Hâcer-i Esved ile kapı arasında kalan kısmına "Mültezem" denir. Makam-ı İbrahim ile zemzem kuyusu da, Kâbe'nin bu cihetinde (kuzey-doğu duvarı karşısında) bulunurlar. Keffaret ne demektir? İşlenen cinâyet karşılığında ödenmesi gereken cezâ demektir. Oruç, sadaka veya kurban olabilir. Kuba Mescidi  Medine-i Münevvere'ye yaya bir saat mesâfede Kûba köyündedir. Hicret esnâsında bizzat Rasûlüllah (sas) tarafından yaptırılmış ve Kur'ân-ı Kerim'de "Takvâ Mescidi"diye isimlendirilmiş olan mescidin yerinde bulunmaktadır. Rasûlüllah (sas) Medine'de olduğu zamanlarda her Cumartesi bu mescidi ziyaret eder ve namaz kılardı. Makam-ı İbrahim Hz. İbrahim'in Kâbe'yi inşa ederken iskele olarak kullandığı veya halkı hacca dâvet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Mümkün olursa tavaf namazının burada (Makam-ı İbrahim'in arkasında) kılınması efdaldir. Mekkî ne anlama gelmektedir? Mekke'de ve mîkat sınırları içinde ikâmet edenlerdir. Menâsik nedir? Hac ve umre ile ilgili fiil ve ibadetlerden her birine "nüsük" veya "mensek" denir. Bunun çoğulu "menâsik" tir. Hac ve umre ile ilgili işler ve ibâdetler demektir. Mes’â nedir? Safâ ile Merve arasında sa'y yapılan yere "Mes'â" denir. Mescid-i Harâm Mekke'de ortasında Kâbe'nin bulunduğu câmi-i şeriftir. Buna "Harem-i Şerif" de denir."Harâm" denilmesinin sebebi, ihtirâm ve saygı vâcip olduğu içindir. Kendisine karşı saygısızlık câiz olmadığı için, Mekke'ye de "Belde-i Harâm" denilir. Bir Hadîs-i Şerif'te: "Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Harâm hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdâldir. Mescid-i Harâm'da kılınan bir namaz da sâir mescitlerde kılınan yüzbin namazdan efdaldir." buyurulmuştur. Mescid-i Hayf Mina'da Cemre-i Ûla'nın güneyinde bulunan câmidir. Mescid-i Nebi Medine-i Münevvere'de içinde Rasûlüllah (s.a)'in kabr-i seâdetinin bulunduğu câmi-i şerftir. Buna "Mescid-i Seâdet" de denir. Bizzat Rasûlüllah (s.a) tarafından yaptırılmış, daha sonra muhtelif târihlerde genişletilmiş ve yenilenmiştir. Bir hadis-i şerifte: "Benim şu (Medîne'deki) mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke'deki) Mescid-i Harâm dışında diğer mescitlerde kılınan bin namazdan (sevâp cihetinden) daha hayırlıdır." buyurulmuştur. Mescid-i Nemire Arafat bölgesinde, kuzey-batı tarafı Urene vâdisi sınırları içinde bulunan camidir. Urene vâdisi sınırları içinde kalan kısmında vakfe câiz değildir. Meş’ar-i Haram Müzdelife'de Kuzeh dağı üzerinde bir tepedir. Zirvesinde silindir biçiminde "Mîkade" denilen ışıkla aydınlatılmış bir taş vardır. Müzdelife'de yapılan vakfenin Meş'ar-i Harâm yakınında yapılması sünnettir. Metaf nedir? Kâbe'nin etrafında tavaf edilen yere "Metaf" denir. Mevsim ne demektir? Haccın edâ edildiği zamana "Mevsim" denir. Zilhicce'nin ilk on günü kasdedilir. Mîkat ne demektir? Doğrudan harem bölgesine veya Mekke'ye gelen âfâkîlerin ihramsız geçemeyecekleri sınırları belirleyen noktalardır. Mina ne demektir? Müzdelife ile Mekke arasında, Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Büyük, Orta ve Küçük Cemreler buradadır. Bayram günleri "şeytan taşlama" denilen "remy-i cimâr" burada yapılır. Hac ile ilgili kurbanlarda genellikle burada kesilir. İzâb-ı Kâbe (Altınoluk)  Kâbe'nin üzerine yağan yağmur sularının dışarıya akmasını sağlayan altından yapılmış oluktur. Hatîm'in karşısında olan duvar'ın üst orta kısmındadır. Muhrim ne demektir? İhrâma giren kimseye ihramlı olduğu sürede "muhrim" denir. Müzdelife ne demektir? Arafat ile Mina arasında Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Müzdelife'de vakfe yapmak vaciptir. "Muhassir vâdisi" dışında, Müzdelife'nin her yerinde vakfe yapılabilir. "Meş'ar-i Harâm" yakınında yapılması sünnettir. Ravza-i Mütahhare Mescid-i Nebî'nin Rasûlüllah (s.a) Efendimizin kabr-i seâdetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısımdır. 10 m. genişlik 20 m. uzunlukta 200 metrekarelik pek mübârek bir mahaldir. Bir hadis-i şerifte: "Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir." Buyrulmuştur. Halk arasında Rasûlüllah (s.a)'in kabr-i seâdetelerine de "Ravza-i Mütahhare" denilmektedir. Remel ne demektir? Erkeklerin, tavafın ilk üç şavt'ında; kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve sür'atli yürümeleridir. Müteâkiben sa'y yapılacak tavaflarda "remel" sünnettir. Sonunda sa'y yapılmayacak tavaflarda remel yapılmaz. Remy-i Cimâr (Şeytan Taşlamak) Mina'da "Cemre" adı verilen taş kümelerine ufacık taşlar atmak demektir. Hac'da bayram günlerinde Mina'da "Akabe, Orta ve Küçük Cemre" adı verilen, üç Cemre'ye usulüne göre ufacık "7" şer taş atmak vaciptir. Ridâ ne demektir? Belden yukarıya örtülen havlu ve benzeri örtüye "ridâ" denir. Sa’y ne demektir? Safâ ile Merve arasında gidip gelmektir. Safâ'dan Merve'ye "4" gidiş, Merve'den Safâ'ya "3" dönüş olmak üzere "7" şavt'tan ibârettir. Bütün tavaflardan sonra sa'y yapmak gerekmez. Hac ve umre için sadece birer defa sa'y yapılır. Sâfa ve Merve ne demektir? Mescid-i Haram'ın doğusunda yaklaşık 350 m. aralıklı iki tepedir. Güneyindeki Safâ, kuzeyindeki ise Merve'dir. Sa'y bu iki tepe arasında yapılır. Şavt nedir? Tavafta: Hacer-i Esved'den başlayıp, tekrar aynı yere gelinceye kadar, Kâbe'nin etrâfını bir defa dolaşmaktır. "7" şavt, bir tavaf olur Sa'y'de: Safâ'dan Merve'ye gidiş ve Merve'den Safâ'ya dönüşlerden herbirine "şavt" denir. Tatavvu ne demektir? Farz ve vâcip olmadığı halde, fazla sevap için nâfile olarak yapılan ibadetlere "tatavvu" veya "nafîle" adı verilir. Tavaf nedir? Hâcer-i esved köşesinden başlayarak Kâbe'nin etrafını usulüne göre yedi defa dolaşmaktır. Devirlerden her birine "şavt" denir. Tavaf Namazı İster farz, ister vâcib, ister sünnet veya nâfile olsun, bütün tavaflardan sonra iki rek'at namaz kılmak vaciptir. Ancak, haccın veya tavafın vâcibi değil, -vitir namazı gibi- müstakil bir vaciptir. Bu sebeple, terki cinâyet sayılmaz ve maddî bir ceza gerektirmez. Kerâhet vakti değilse, tavaf bitince, ara vermeden hemen kılmak efdaldir. Daha sonra hatta memleketine döndükten sonra kılmakla da vâcip edâ edilmiş olur; fakat gereksiz olarak geciktirmek mekruhtur. Tavaf namazının "Makam-ı İbrahim"in arkasında kılınması müstehaptır. Orada mümkün olmazsa, sırası ile Hıcr'de Altınoluk'un altında, veya Hıcr'ın herhangi bir yerinde yahut Harem-i Şerif'in uygun bir yerinde kılınır. Bu yerlerden hiç birinde kılınamamışsa, Harem bölgesinde kılınabilir. Harem bölgesi dışında kılınmakla da vâcip eda edilirse de sevap ve fazileti az olur. İhram namazında olduğu gibi bu namazın da ilk rek'atında Fatiha'dan sonra "Kâfirûn", ikinci rek'atında Fâtiha'dan sonra "ihlâs" sûrelerinin okunması efdaldir. Tavaf’ın Nevileri Kudüm Tavafı Mekke'ye geliş tavafı demektir. İfrad veya kıran haccı yapan âfâkîler için sünnettir. Sâdece umre veya temettu haccı yapanlar ile mîkat sınırları içerisinde bulunanlar, kudûm tavafı yapamazlar. Ziyâret tavafı: Buna "ifâza tavafı" da denir. Hac'da farz olan tavaf budur. Arafat vakfesinden sonra yapılır. Vedâ tavafı: "Sader tavafı" da denir. Mîkat sınırları dışından gelen hacıların ziyâret tavafından sonra Mekke'den ayrılırken son defa yaptıkları tavaftır. Umre tavafı: Sâdece umre yapmak üzere Mekke'ye gelenler ile temettü veya kıran haccı yapanların Mekke'ye geldiklerinde ilk yapacakları tavaftır. Bu tavaftan sonra umrenin sa'yi yapılacağından, ıztıba ve ilk üç şavt'ta remel de yapılır. Nezir (adak) tavafı: Herhangi bir sebeple tavaf etmeyi adayan kimsenin, nezrini yerine getirmesi vaciptir. Bunun için, bir zaman belirlemişse, belirlediği zamanda; belirlememişse, dilediği zamanda yapar. Tahiyyetü'l-mescid tavafı: Tahiyyetü'l-mescid namazı yerine, Mescid-i Harama her ne zaman gidilse hürmeten ve mescidi selamlamak için yapılan nâfile tavaftır. Üzerinde başka tavaf olmayanlara müstehaptır. Başka tavaf yapılırsa, bunun yerini tutar. Nâfile (tavavvu) tavaf: Mekke'de bulunan süre içinde, hacla ilgili olarak yapılması gereken tavaflar dışında, fırsat bulundukça ve arzu edildikçe yapılan tavaflardır. Afâkilerin, nâfile tavaf yapmaları, Mescid-i Hâram'da nâfile namaz kılmalarından efdaldir. Hac mevsimi dışında, Mekke'liler için de hüküm aynıdır. Diğer ibâdetlerde olduğu gibi, niyet edilip başlanılan nâfile bir tavafın bitirilmesi vâcip olur. Hac'la ilgili tavaflar: kudûm, ziyaret ve vedâ tavaflarından ibârettir. Tehallül ne demektir? İhramdan çıkmak, yani ihram yasaklarının sona ermesi demektir. Hac ve umre için ihrama giren kimse, belirli menâsiki edâ ettikten sonra tıraş olarak ihramdan çıkar. Belirli menâsik tamamlanmadıkça tıraş olmakla ihramdan çıkılamayacağı gibi, menâsik tamamlandıktan sonra da tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmış olmaz. Tehlîl ne demektir? (Lâ ilâhe illa'llâhü vahdehû lâ şerike leh, lehü'l mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr) "Allah'tan başka kulluk edilecek hiçbir ilâh yoktur. Tektir, eşi ve ortağı yoktur. Mülk O'nun, hamd de O'nundur. O herşeye kadirdir." demektir. Tekbir ne demektir? (Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve li'llâhi'l-hamd.) "Allâh büyüktür, Allâh büyüktür. Allâh'tan başka kulluk edilecek hiç bir ilâh yoktur. Allâh büyüktür, Allâh büyüktür. Hamd O'na mahsustur." Telbiye ne demektir? Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, İnne'l-hamde ve'nni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerîke lek. "Rabbim, dâvetine sözüm ve özümle tekrâr tekrâr icâbet ettim, emrine boyun eğdim. Rabbim senin dâvetine icâbet, boyunumun borcudur. Senin eşin ve ortağın yoktur. Rabbim, bütün varlığımla sana yöneldim. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Bütün bunlarda eşin ve ortağın yoktur senin" demektir. Telbiye yüksek sesle söylenir; hanımlar, gerek telbiye gerek diğer duâ ve zikirlede seslerini yükseltemezler. Telbiye, ihramlı bulunulduğu sürece, ayakta, oturuken, yürürken, binek üzerinde, her halde yapılabilir. Özellikle, zaman, mekân ve durumda yenilik ve değişiklik olduğunda; yokuşta, inişte, kafileye rastlanışta, namazlardan sonra, seher vakitlerinde, gece, gündüz, her fırsatta yapılmalıdır. Telbiye söylerken, her defasında üç defa tekrarlamak, sonra tekbir, tehlil ve selâvat-ı şerife okumak ve Cenâb-ı Hakk'a niyâzda bulunmak müstehaptır. Telbiye, hac'da Zilhicce'nin 10'uncu (bayramın birinci günü) Akabe Cemresi'ne taş atmağa başlamakla; umrede ise umre tavafına başlamakla son bulur, daha sonra yapılmaz. Telbiye esnasında verilen selâmı almak câiz; selâm vermek ise mekruhtur. Udhiyye ne demektir? Kurban Bayramın'da belirli şartları hâiz kimselerin kesmeleri vâcip olan kurbana "uhdiyye" denir. Umre ne demektir? Belirli zamana bağlı olmayarak Kâbe'yi usûlüne göre ziyâret etmek ve yapılması gereken diğer menâsiki ifâ etmektir. Vakfe (Vukuf) ne demektir? Belirli bir yerde belirli süre kalmak demektir. Hacda, Arafat ve Müzdelife denilen iki yerde vakfe vardır. Bunlardan "Arafat vakfesi" haccın rüknü olup, farzdır. "Müzdelife vakfesi" ise vaciptir. Zemzem ne demektir? Kâbe'nin doğusunda, Cenâb-ı Hakk'ın Hz. Hâcer ile oğlu Hz. İsmail'e ihsan ettiği suyun yerinde kazılan, mübârek kuyunun suyudur. Yeryüzündeki suyun efdalidir. Bol bol içildiği gibi abdest ve gusülde de kullanılabilir. Ancak, istincâda, necâsetlerin kullanılması mekruh görülmüşitür. Hacılar, bu sudan memleketlerine götürerek teberrük ve hayır kasdı ile ziyaretçilerine ikrâm ederler. Rasûlüllah (s.a) "Zemzem, hangi maksatla içilirse o maksat içindir" buyurmuştur. Bu sebeple, kıyâmette, hesap gününde, susuzluk çekilmemesi, dilek ve niyyeti ile içilmesi uygun olur. Özellikle veda tavafından sonra Beytullah'a karşı ayakta durup, Kâbe'ye bakarak kana kana içmek, başına ve vücuduna dökünmek sünnettir. Zemzem içerken: (Allahümme innî es'elüke ilmen nâfiân, ve rızkan vâsian, ve şifâen min külli dâin ve sekam.) "Allah'ım! Senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü dert için şifâ niyâz ediyorum" diye duâ edilir. Ziyâret ne demektir? Görmeye gitmek demektir. Burada maksat, ihramlı olarak tavaf, sa'y ve vakfe gibi menâsiki usûlüne göre yapmaktır. Ziyâret belirli zamanda ve Arafat vakfesi ile birlikte olursa "Hac"; herhangi bir zamanda, vakfesiz olarak icrâ edilirse "Umre" adını alr. Hacca "hacc-ı ekber", umreye "Hacc-ı asğar" da denir. Arefe günü Cuma'ya rastlayan hacca, hacc-ı ekber denilmesi hatadır. Ancak, arefe günü Cuma'ya rastlayan hac daha faziletlidir.  

❌