MasterChef eleme potasına kim gitti?
İslam tarihinin en çok bilinen isimlerinden Ebû Cehil, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Mekke’de İslam’ı tebliğ etmeye başlamasının ardından davete en sert şekilde karşı çıkan Kureyş ileri gelenlerinden biri oldu.
Asıl adı Amr olan Ebû Cehil, yaklaşık 570 yılında Mekke’de doğdu. Kureyş’in güçlü kollarından Benî Mahzûm’a mensuptu. Kaynaklarda künyesinin başlangıçta “Ebü’l-Hakem” olduğu, İslam’a ve Hz. Peygamber’e yönelik düşmanlığı sebebiyle “Ebû Cehil” olarak anıldığı aktarılmaktadır.
Mekke yönetiminde söz sahibi olan Dârünnedve üyeleri arasında bulunan Ebû Cehil, sahip olduğu ekonomik ve sosyal nüfuzu İslam’ın yayılmasını engellemek için kullandı.
Ebû Cehil’in Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğini kabul etmemesinin arka planında Mekke’deki kabile rekabetinin de etkili olduğu aktarılmaktadır.
Kaynaklarda Ebû Cehil ile Velîd b. Mugīre’nin, kendi kabilelerinden olmayan bir kişinin peygamberliğini kabullenemedikleri ve Hz. Muhammed’e (s.a.s.) inanmayacaklarını açıkça söyledikleri belirtilmektedir.
Ancak Ebû Cehil’in muhalefeti yalnızca sözlü itirazlarla sınırlı kalmadı. İslam’ın Mekke’de yayılmasını engellemeye çalışırken yeni Müslüman olanları da inançlarından vazgeçirmeye yöneldi.
Ebû Cehil’in insanlara toplumdaki konumlarına göre baskı uyguladığı nakledilmektedir.
Toplumda itibarlı kişileri saygınlıklarını kaybetmekle, ticaretle uğraşanları ekonomik açıdan zarara uğratmakla tehdit ettiği; himayesiz ve güçsüz Müslümanlara ise fiziksel şiddet uyguladığı aktarılmaktadır.
Ammâr b. Yâsir ve ailesi, bu baskılara maruz kalan ilk Müslümanlar arasındaydı. Ammâr’ın annesi Sümeyye bint Hubbât, uğradığı işkenceler sonucunda şehit edildi.
Ebû Cehil’in, Müslüman olan üvey kardeşi Ayyâş b. Ebû Rebîa’yı Medine’den Mekke’ye geri getirerek hapsettiği ve uzun süre Medine’ye dönmesini engellediği de kaynaklarda yer almaktadır.
Ebû Cehil’in hedefinde doğrudan Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de bulunuyordu.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Kâbe’de namaz kıldığı sırada üzerine deve işkembesi ve pisliklerinin konulması hadisesinde Ebû Cehil’in de bulunduğu ve bu saldırıyı teşvik edenler arasında yer aldığı rivayet edilmektedir.
Bir başka olayda Ebû Cehil, Safâ Tepesi civarında Hz. Peygamber’e hakaret etti. Durumu öğrenen Hz. Hamza, Ebû Cehil’in yanına giderek tepki gösterdi. Kaynaklarda bu hadisenin Hz. Hamza’nın Müslüman olmasıyla sonuçlanan sürecin önemli gelişmelerinden biri olduğu aktarılmaktadır.
Mekke, hac mevsimlerinde farklı kabilelerden çok sayıda insanın buluştuğu önemli bir merkezdi. Hz. Peygamber de İslam’ın mesajını Mekke dışından gelen insanlara ulaştırıyordu.
Ebû Cehil ve diğer bazı Mekke müşrikleri ise insanların Hz. Peygamber’le görüşmesini engellemeye çalıştı. Mekke’nin girişlerinde ve insanların toplandığı yerlerde faaliyet göstererek Hz. Muhammed’in (s.a.s.) çağrısının farklı kabilelere ulaşmasına karşı mücadele yürüttüler.
Mekke döneminin en ağır hadiselerinden biri, Hz. Peygamber’i koruyan Hâşimoğulları ve Müslümanlara yönelik sosyal ve ekonomik boykottu.
Yaklaşık üç yıl devam eden bu süreçte Müslümanlar ve Hz. Peygamber’i himaye eden yakınları büyük sıkıntılar yaşadı.
Ebû Cehil, boykotun uygulanmasını savunan ve dışarıdan yapılmak istenen yardımları engellemeye çalışan isimlerin başında geldi.
Müslümanların Medine’ye hicret etmeye başlamasının ardından Hz. Peygamber’in de Mekke’den ayrılmasının önüne geçilmek istendi.
Dârünnedve’de yapılan toplantıda Hz. Muhammed’in (s.a.s.) öldürülmesi gündeme geldi.
Plan, farklı Kureyş kabilelerinden seçilecek gençlerin Hz. Peygamber’e birlikte saldırmasını, böylece Hâşimoğullarının bütün kabilelerle karşı karşıya kalmasının önlenmesini öngörüyordu.
Kaynaklarda bu teklifin Ebû Cehil tarafından ortaya atıldığı belirtilmektedir. Ancak plan sonuçsuz kaldı ve Hz. Peygamber Medine’ye hicret etti.
Ebû Cehil’in İslam’a yönelik bütün düşmanlığına rağmen Hz. Peygamber’in onun Müslüman olmasını istediğine dair rivayetler bulunmaktadır.
Habbâb b. Eret’ten nakledilen rivayete göre Resûlullah, İslam’ın Ebû Cehil veya Ömer b. Hattâb’dan biriyle güçlendirilmesi için Allah’a dua etti.
Hidayet Hz. Ömer’e nasip oldu. Hz. Ömer’in Müslüman olması, Mekke’deki Müslümanlar açısından önemli bir gelişme olarak İslam tarihindeki yerini aldı.
Ebû Cehil’in hayatının son safhası Bedir Savaşı oldu.
Hicretin ikinci yılında gerçekleşen savaşta Mekke ordusunun önde gelen isimlerinden biri olarak yer aldı ve müşrik ordusunun savaş ihtiyaçlarının karşılanmasına önemli ölçüde katkıda bulundu.
Savaş sırasında ensardan Afrâ’nın oğulları Muâz ve Muavviz’in Ebû Cehil’e saldırarak onu ağır şekilde yaraladıkları nakledilmektedir. Daha sonra Abdullah b. Mes‘ûd’un onu bulduğu ve öldüğünü kesinleştirdiği rivayet edilmektedir.
Ebû Cehil’in cesedi, Bedir’de öldürülen diğer bazı müşriklerle birlikte bir kuyuya atıldı.
Ebû Cehil, İslam tarihindeki şöhretini yalnızca Hz. Peygamber’in tebliğini reddetmesiyle değil, İslam’ın yayılmasını engellemek amacıyla sahip olduğu nüfuzu sistematik biçimde kullanmasıyla kazandı.
Hz. Peygamber’in onu “bu ümmetin firavunu” şeklinde nitelendirdiği rivayet edilmiştir.
Tefsir ve siyer kaynaklarında Alak Suresi’nin 9-18. ayetleri başta olmak üzere bazı ayetler Ebû Cehil’in Hz. Peygamber’e ve İslam’a yönelik tavırlarıyla ilişkilendirilmektedir.
İslam tarihinin dikkat çekici gelişmelerinden biri ise Ebû Cehil’in ailesinde yaşandı. Annesi Esmâ bint Muharribe Müslüman oldu. Oğlu İkrime b. Ebû Cehil de Mekke’nin fethinden sonra İslam’ı kabul etti ve daha sonraki dönemde Müslümanların safında önemli görevler üstlendi.

Evs kabilesinin Abdüleşheloğulları’na mensup olan Hz. Esmâ bint Yezîd Peygamberimize (sas) ilk biat eden hanımlardandır.
Hz. Esma Allah Resûlü’nün Elçisi Muâz b. Cebel’in halasının kızıdır. Bey'atürrıdvân'da Peygamberimize (sas) biat edenler arasındadır.
Hz. Esmâ (r.anhâ) cömert bir hanımdı.
Resûlullah Efendimize (sas) devamlı hizmet etmek ve ikramda bulunmak isterdi. Evinde bulunan yiyecek ve içecekten fırsat buldukça Efendimiz’e (sas) de gönderirdi. Zaman zaman Efendimizin hâne-i seâdetine gelir, hanımları, müminlerin anneleriyle sohbet ederdi.
Hz. Esma’nın ilme merakı, açık sözlülüğü ve düzgün konuşması öne çıkan özelliklerinden bazılarıdır.
Hanım sahabiler birgün zihinlerini meşgul eden bazı konuları Efendimiz’den (sas) öğrenmek için düzgün konuşması ve cesaretinden dolayı Hz. Esma’yı temsilci olarak seçtiler.
Hz. Esma sahâbîlerle birlikte oturmakta olan Hz. Peygamberimizin (sas) huzuruna giderek şunları söyledi:
"Anam babam sana feda olsun yâ Resûlullah! Ben sana kadınların elçisi olarak geldim. Allah seni bütün erkek ve kadınlara peygamber göndermiştir. Biz sana ve senin rabbine iman ettik. Kadın olduğumuz için evlerinizde kapanıp kalmış, nefislerinizi tatmin etmiş ve çocuklarınızı karnımızda taşımışızdır. Siz erkekler ise cuma namazı kılmak, camiye ve cemaate çıkmak, hastaları ziyaret etmek, cenazelerde bulunmak, birden fazla hacca gitmek gibi hususlarda bize üstünlük sağlamış bulunuyorsunuz. Bütün bunların en önemlisi Allah yolunda cihad etmektir. Fakat siz hac veya umre için yahut düşmanla savaşmak üzere evinizden çıktığınız zaman mallarınızı biz koruruz, iplik eğirip size elbise yaparız, çocuklarınızı besleriz. Buna göre bizler sizin kazandığınız hayır ve sevaplarda size ortak olamaz mıyız?"
Hz. Esmâ’nın bu sözlerini dikkatle dinleyen Resûl-i Ekrem (sas) ashabına yönlerek, "Siz bir kadından, din konusunda sorduğu bir soruda bundan daha güzel söz işittiniz mi?" diyerek onun bu cesaretini takdir etmiş ve güzel hitabından dolayı iltifatta bulunmuştur.
Heyecanla peygamberimizin (sas) mübarek ağzından çıkanları bekleyen Hz. Esmâ’ya dönen Nebi (sas), sorusunu şöyle açıklamıştır: "Ey hanım, iyi anla ve seni buraya gönderen hanımlara da iyice anlat ki bir kadının kocasıyla güzel geçinip onun hoşnutluğunu kazanması sevap bakımından o saydığın üstünlüklerin hepsine denktir." (İbnü’l-Esîr, VII, 19) Bu olaydan sonra Hz. Esmâ "hatîbetü’n-nisâ" hanımların hatibi lakabıyla anılmıştır.
Hanım sahabiler Kur’an ve sünnet konusunda erkek sahâbîler gibi bizzat Resûlullah’dan (sas) eğitim almak istiyorlardı. Hz. Esma, Allah Resûlü’ne gelerek hanımların da eğitim almak istediklerini iletmişti.. Sevgili Peygamberimiz (sas) bu teklifi olumlu karşılamış ve hanımlara özel bir gün tahsis etmişti. Bu özel günün hâricinde de hanımlar Mescid-i Nebevî’ye gelerek sabah namazı dâhil vakit namazlarına katılır, Hz. Peygamber’in (sas) hutbe ve vaazlarını dinlerlerdi.
Esmâ bnt. Yezid b. Seken, Hz. Âişe validemizin de bulunduğu bir ortamda Hz. Peygamberimize (sas) gelerek hayızdan ve cünüplükten nasıl yıkanıp temizleneceğini sormuştu.
Kadınların dini öğrenme hususunda gösterdikleri bu tavrı takdir eden Hz. Âişe, "Şu ensar kadınları ne iyi kadınlardır! Utanma duygusu onları, dinî (hükümleri) sorup öğrenmekten alıkoymuyor." (Müslim, Hayız, 61) demiştir. Utandıkları için bazı konuları Hz. Peygamberimize (sas) sormaktan çekinen kimseler de bir başkası vasıtasıyla bile olsa muhakkak Allah Resûlü’ne (sas) ulaşarak dinin söz konusu mesele ile ilgili hükmünü öğrenmişlerdir. (Müslim, Hayız, 17)
Hz. Peygamberimizin (sas) güzide ashâbı, edep ve hayânın en güzel örneklerini vererek bu hususta bizlere yol göstermişlerdir. Hayâ, onları dinin emirlerini yerine getirmekten alıkoymamış, hayırlı amellerden uzaklaştırmamıştır. Onlar, özellikle dini öğrenme konusunda büyük gayret sarf etmişler, en mahrem konularda dahi erkeğiyle kadınıyla Resûlullah’a danışmaktan geri durmamışlardır. Utanma duygusunun, dinî (hükümleri) sormaya engel olmadığını bizlere aktarmışlardır.
Hz. Esmâ Hz. Peygamberimiz’den (sas) seksen bir hadis rivayet etmiştir. Bunların elli beşi Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde (VI, 452-461) ve Kütüb-i Sitte’de bulunmaktadır.
"Kim Allah rızası için bir mescid yaparsa, Allah da o kimseye cennette bir ev yapar." (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 461)
"Size insanların en hayırlısını haber vereyim mi?" Ashâb-ı kiramı "Evet! Ya Rasûlallah:" dediler. Efendimiz:(sas) "Allah’ı devamlı zikredenleriniz." buyurdu. Sonra sözüne devamla: "Sizin en kötülerinizi haber vereyim mi?" diye sordu. Peşinden de: "İşte onlar, Allah rızası için birbirlerini seven dostların arasını açanlar, laf götürüp getirerek koğuculuk yapanlardır." buyurdu. (Müsned, 6/459)
Esmâ bint Yezîd savaşlarda da yer almıştır. Savaşta da cesareti ile öne çıkmıştır. Özellikle Yermük Savaşı’nda çadırının direğiyle dokuz Bizans askerini öldürdüğü rivayet edilmektedir. Ayrıca Hayber Gazvesi ile Mekke’nin fethine katılmıştır.
Hz. Esmâ daha sonra Dımaşk’a yerleşti ve orada vefat etti.

Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet olmak üzere on rekâttır.
İlk önce dört rekat ilk sünneti kılınır, ardından iki rekat farzı imamla birlikte kılınır ve son olarak dört rekat son sünnet kılınır.
![]()
Cuma namazı adından da anlaşıldığı üzere Cuma günü, öğle vakti ezan okunduktan sonra kılınır.
İlk önce cuma namazının dört rekât olan ilk sünneti kılınır.
İlk sünnete şöyle niyet edilir:
“Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”
Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât sünneti gibidir.
Niyet edilir, erkekler ellerini kulak hizasına, kadınlar göğüs hizasına kaldırır ve "Allahuekber" diyerek tekbir alır ve yine eller erkeklerde göbek, kadınlarda göğüs hizasına sağ el sol elin üstüne gelecek şekilde bağlanır.
Sırasıyla;
Birinci rekat:
Niyet
Sübhaneke duası
Euzü Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
"Allahuekber" diyerek eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" denilir.
"Semiallahu Limen Hamideh" denilerek rükudan kalkılır ve "Rabbena Lekel Hamd" denilir.
Tekrar "Allahuekber" denilerek secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir. Secdede 3 defa "Sübhane Rabbiyel Âlâ" denilir. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek oturulur ve ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.
İkinci rekat:
Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü" duası okunur. "Allahuekber" denilip üçüncü rekata kalkılır.
Üçüncü rekat:
Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
rüku ve secde yapılır, dördüncü rekata kalkılır.
Dördüncü rekat:
Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü, Salli, Barik ve Rabbena" duaları okunur ve "Esslamü aleyküm ve rahmetullah" denilerek baş, önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilerek selam verilir ve cuma namazının sünneti tamamlanır.
Sünnet kılındıktan sonra imam-hatip minbere (hutbe okunan yere) çıkar ve oturur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan (iç ezan) daha okunur.
Hutbe bitince ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır.
Cuma namazının farzına nasıl niyet edilir?
İmamın arkasındaki cemaat şöyle niyet eder:
"Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama."
Birinci rekat:
İmam ve cemaat;
Niyet eder,
Sessizce herkes Sübhaneke duasını okur.
İmam içinden "Euzü Besmele" çeker
Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure okur. Bu esnada imama uyan cemaat dinler.
İmam sesli olarak "Allahuekber" der ve hep birlikte eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda imam ve cemaat sessizce 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" der.
İmam açıktan "Semiallahu Limen Hamideh" der rükudan kalkılır ve imam ve cemaat sessizce "Rabbena Lekel Hamd" derler.
İmam tekrar sesli bir şekilde "Allahuekber" der ve hep birlikte secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir.
Secdede 3 defa yine herkes sessizce "Sübhane Rabbiyel Âlâ" der. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek kalkılır ve oturulur, ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir.
Secde bir önceki gibi yapılır ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.
İkinci rekat:
İmam sessizce besmele çeker,
Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okur.
Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada herkes sessizce "Ettehiyyatü, Salli-Barik ve Rabbena" dualarını okur. İmam açıktan, cemaat sessizce "Esselamü aleyküm ve rahmetullah" diyerek baş önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilir ve selam verilir, cuma namazının farzı tamamlanır.
Cuma namazının son sünneti, dört rekat ilk sünnetin kılınması gibi kılınır.
Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılınamayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır. Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır. Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde ancak iki camide kılınabilir. Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor.
Bu imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz. Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazının caiz olması şüpheli hâle gelmiştir. Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihtiyaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.
Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar: “Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz olmasıdır” demişlerdir. Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiğine göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur. Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir.
Bu sebeple, cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir. Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca öğle namazı kılınmaz.
Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir engel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir” ile iki rekât da vakit sünneti kılar. Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yetişip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir. Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber, sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure okunması daha iyi olur. İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının sünneti gibi kılınır.
---

Ayet kelimesinin çoğulu ây ve âyât’tır.
Dini bir kavram olarak ise ayet, Allah'ın varlığına delalet eden ve peygamberlerin hak olduğuna işaret eden delil ve mucizelerdir. Aynı zamanda ayet, Kur’ân-ı Kerîm surelerinin belli bölümlerinden her biri için kullanılan bir terimdir. Kur'an, surelerden, sureler de ayetlerden oluşmuştur.
Ayet, sonu ve başı belli olan, uzun veya kısa, bir harf ya da birkaç kelime veya cümleden oluşan Allah'ın sözleridir. Her ayet Kur'an'dır.
Anlamlı en kısa ayet Rahman suresinde yer alan ve bir kelime olan, "yemyeşil" anlamındaki "müdhâmmetân"dır.
En uzun ayet ise bir sayfa olup Bakara suresinin 282.ayetidir.
Fatiha suresinin başındaki besmele dâhil, Kur'an'da 6236 ayet vardır. Diğer surelerin başlarındaki besmeleler, sureleri birbirinden ayırmak için konulmuştur, yani o sureden bir ayet değildir.
Ayetlerin son kelimelerine kendisinden sonra gelen ayeti ayırdığı için "fâsıla" denir. Ayetlerin bir kısmı Mekke'de bir kısmı Medine'de inmiş, surelerdeki dizilişi ise vahiy ile belirlenmiştir. Manalarının anlaşılırlığı bakımından ayetler muhkem ve müteşâbih kısımlarına ayrılmakla birlikte sağlam ve güzel olma bakımından bütün ayetler, muhkem ve müteşâbihtir.
İlk inen ayetler Alâk suresinin ilk beş ayetidir ancak son inen ayetler hakkında görüş birliği bulunmamaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’in daha çok Mekkî sûrelerinde imana teşvik etmek, inkâr ve küfürden caydırmak, dikkat çekmek, mânayı teyit ve tekit etmek gibi maksat ve hikmetlerle bazan bir âyetin birkaç defa tekrar edildiği görülmektedir.
Mesela: “Andolsun ki Kur’an’ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık” meâlindeki âyet dört yerde (el-Kamer 54/17, 22, 32, 40); “Benim azâbım ve uyarım nasılmış?” meâlindeki âyet dört yerde (el-Kamer, 54/16, 18, 21, 30); “O gün, yalanlamış olanların vay haline!” meâlindeki âyet on yerde (el-Mürselât 77/15, 19, 24, 28, 34, 37, 40, 45, 48, 49; el-Mutaffifîn 83/10); “Öyle iken rabbınızın nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” meâlindeki âyet ise otuz bir yerde (er-Rahmân 55/13, 16, 18, 21, 23, 25, 28, 30, 32, 34, 36, 38, 40, 42, 45, 47, 49, 51, 53, 55, 57, 59, 61, 63, 65, 67, 69, 71, 73, 75, 77) geçmektedir.
(a:yet), Arapça āyet ve ayet şeklinde yazılmaktadır.

Cuma namazı, dördü ilk sünnet, ikisi farz ve dördü de son sünnet olmak üzere on rekâttır.
İlk önce dört rekat ilk sünneti kılınır, ardından iki rekat farzı imamla birlikte kılınır ve son olarak dört rekat son sünnet kılınır.
Cuma namazı adından da anlaşıldığı üzere Cuma günü, öğle vakti ezan okunduktan sonra kılınır.
İlk önce cuma namazının dört rekât olan ilk sünneti kılınır.
İlk sünnete şöyle niyet edilir:
“Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının ilk sünnetini kılmaya.”
Cumanın ilk sünnetinin kılınışı, aynen öğle namazının dört rekât sünneti gibidir.
Niyet edilir, erkekler ellerini kulak hizasına, kadınlar göğüs hizasına kaldırır ve "Allahuekber" diyerek tekbir alır ve yine eller erkeklerde göbek, kadınlarda göğüs hizasına sağ el sol elin üstüne gelecek şekilde bağlanır.
Sırasıyla;
Birinci rekat:
Niyet
Sübhaneke duası
Euzü Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
"Allahuekber" diyerek eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" denilir.
"Semiallahu Limen Hamideh" denilerek rükudan kalkılır ve "Rabbena Lekel Hamd" denilir.
Tekrar "Allahuekber" denilerek secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir. Secdede 3 defa "Sübhane Rabbiyel Âlâ" denilir. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek oturulur ve ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.
İkinci rekat:
Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü" duası okunur. "Allahuekber" denilip üçüncü rekata kalkılır.
Üçüncü rekat:
Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
rüku ve secde yapılır, dördüncü rekata kalkılır.
Dördüncü rekat:
Besmele
Fatiha Suresi
Zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okunur
Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada "Ettehiyyatü, Salli, Barik ve Rabbena" duaları okunur ve "Esslamü aleyküm ve rahmetullah" denilerek baş, önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilerek selam verilir ve cuma namazının sünneti tamamlanır.
Sünnet kılındıktan sonra imam-hatip minbere (hutbe okunan yere) çıkar ve oturur. Bundan sonra camiin içinde bir ezan (iç ezan) daha okunur.
Hutbe bitince ikamet getirilir ve cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır.
Cuma namazının farzına nasıl niyet edilir?
İmamın arkasındaki cemaat şöyle niyet eder:
"Niyet ettim Allah rızası için bugünkü cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama."
Birinci rekat:
İmam ve cemaat;
Niyet eder,
Sessizce herkes Sübhaneke duasını okur.
İmam içinden "Euzü Besmele" çeker
Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure okur. Bu esnada imama uyan cemaat dinler.
İmam sesli olarak "Allahuekber" der ve hep birlikte eller diz kapaklarının üzerine gelecek şekilde rükuya gidilir, rükuda imam ve cemaat sessizce 3 defa "Sübhane Rabbiyel Azim" der.
İmam açıktan "Semiallahu Limen Hamideh" der rükudan kalkılır ve imam ve cemaat sessizce "Rabbena Lekel Hamd" derler.
İmam tekrar sesli bir şekilde "Allahuekber" der ve hep birlikte secdeye gidilir. Secdede alın ve burnun yere değmesine dikkat edilir.
Secdede 3 defa yine herkes sessizce "Sübhane Rabbiyel Âlâ" der. Birinci secdeden "Allahuekber" denilerek kalkılır ve oturulur, ardından "Allahuekber" denilerek tekrar secdeye gidilir.
Secde bir önceki gibi yapılır ve "Allahuekber" denilerek ikinci rekata kalkılır.
İkinci rekat:
İmam sessizce besmele çeker,
Açıktan Fatiha Suresi ve zammı sure veya onun yerine geçecek miktarda ayet/ayetler okur.
Rüku ve secde yapılır. Ayağa kalkılmaz "Tahiyyat"a oturulur. Burada herkes sessizce "Ettehiyyatü, Salli-Barik ve Rabbena" dualarını okur. İmam açıktan, cemaat sessizce "Esselamü aleyküm ve rahmetullah" diyerek baş önce sağa (omuza bakılarak) sonra sol tarafa çevrilir ve selam verilir, cuma namazının farzı tamamlanır.
Cuma namazının son sünneti, dört rekat ilk sünnetin kılınması gibi kılınır.
Bir yerleşim yerinde birden fazla camide cuma namazı kılınıp kılınamayacağı konusunda İslam âlimleri arasında farklı görüşler vardır. Hanefi mezhebinde kabul edilen görüş, bir yerleşim yerinde birden fazla camide kılınan cumanın sahih olmasıdır. Ancak İmam Ebû Yûsuf’a göre cuma namazı bir yerde sadece bir camide, şehrin büyük olması veya ortasından nehir geçmesi hâlinde ancak iki camide kılınabilir. Şafiiler ise “ihtiyaç yoksa sadece bir camide kılınabilir” diyor.
Bu imamlara göre, bir yerde birden fazla cuma namazı kılındığı takdirde namaza ilk önce başlayanların namazı sahih olur, sonraya kalanların namazı sahih olmaz. Hepsinin beraber kılması ve hangisinin ilk önce kıldığının şüpheli olması hâlinde ise hiçbirinin namazı sahih olmaz. Bu durumda cumanın şartlarından biri kaçırılmış ve cuma namazının caiz olması şüpheli hâle gelmiştir. Bu görüşte olanlar, cumanın sahih olmaması ihtimaline karşı ihtiyaten vaktin farzını kılmak maksadıyla “Zuhr-i Âhir” adıyla dört rekât namaz kılınmasını gerekli görmüşlerdir.
Birden fazla camide kılınan cuma namazlarının sahih olduğu ve bu sebeple Zuhr-i Âhir kılmaya gerek olmadığı görüşünde olanlar: “Cuma’dan sonra ‘Zuhr-i Âhir’ kılmak ihtiyat değildir. Asıl ihtiyat, iki delilden en kuvvetlisi hangisi ise onunla amel etmektir. Bu meselede en kuvvetli delil, birden fazla camide cuma namazı kılmanın caiz olmasıdır” demişlerdir. Bu durumda cuma namazı caiz olup, öğle namazının yerine geçtiğine göre, o gün ayrıca öğle namazını kılmaya gerek yoktur. Bu iki görüşten herhangi biri ile amel etmek caizdir.
Bu sebeple, cuma namazını kılan bir kimse, cumadan sonra “Zuhr-i Âhir” niyetiyle dört rekât daha namaz kılmak mecburiyetinde değildir. Çünkü cuma namazı öğle namazının yerine geçtiğinden o gün ayrıca öğle namazı kılınmaz.
Bununla beraber “Zuhr-i Âhir” kılmaya bir engel de yoktur. Dileyen dört rekât “Zuhr-i Âhir” ile iki rekât da vakit sünneti kılar. Zuhr-i Âhir namazına, “Niyet ettim Allah rızası için vaktine yetişip henüz kılamadığım son öğle namazını kılmaya” diye niyet edilir. Bu son öğle namazı, öğlenin dört rekât farzı gibi kılınmakla beraber, sünnetlerde olduğu gibi dört rekâtın hepsinde Fâtiha’dan sonra sure okunması daha iyi olur. İki rekâtlı vakit sünnetine de şöyle niyet edilir: “Niyet ettim Allah rızası için vaktin sünnetini kılmaya.” Bu namaz da sabah namazının sünneti gibi kılınır.
---

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Dijital platformu Diyanet Dijital’e konuşan Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanvekili Dr. Fatih Mehmet Aydın, Fıtır Sadakası miktarının belirlenme sürecini paylaştı.
Fıtır sadakasının İslam dinindeki önemi üzerine duran Aydın, her yıl Din İşleri Yüksek Kurulu'nun Hadis-i şerifler ışığında toplumun güncel sosyo ekonomik şartlarını dikkate alarak miktarın belirlediğini söyledi.
Aydın, bu yıl kurul tarafından 2026 yılı Ramazan ayından 2027 yılı Ramazan ayına kadar olan süre için fitre miktarının 240 TL olarak belirlendiğini bildirdi.
Fıtır sadakasının nakdi veya gıda gibi maddelerden ayni olarak da verilebileceğini belirten Dr. Aydın, belirlenen miktarın aynı zamanda günlük oruç fidyesi ve keffaretler içinde geçerli olduğunu hatırlattı.

Sözlükte Allah’a ihlasla kulluk etmek, namaz ve duayı uzatmak, sükût etmek, dua etmek, ibadet kastıyla ayakta durmak gibi anlamlara gelen kunût, dinî bir terim olarak, namazda rükûdan önce veya sonra ayakta dua etmeyi ifade eder.
Vitir namazında kunût duasını okumak vaciptir.
Vitir namazında kunût duasını okumak vaciptir. Dolayısıyla kunût duasının terki veya tehirinden(geciktirilmesinden) dolayı sehiv secdesi yapmak gerekir (Haddâd, el-Cevhera, I, 92).
Vitir namazını kılmakta olan bir kimse, unutarak ya da yanılarak kunût duasını okumadan rükûya giderse, bu kimse namazına devam eder ve sonunda sehiv secdesi yapar. Ancak bu kişi, rükûdan kalktıktan sonra kunut duasını okursa, sonrasında tekrar rükû yapmadan secdeye gider ve yine namazın sonunda sehiv secdesi yapar (Kâsânî, Bedâî’, I, 274; el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 141).

Sözlükte vitr/vetr bir, üç, beş gibi tek sayı anlamına gelir. Hz. Peygamber(sas)’in, “Allah tektir, teki sever” sözünde de (Müslim, “Zikir”, 5) vitr bu anlamdadır.
Vitr arefe gününü ifade etmek üzere de kullanılır. Kelime Kur’an’da sözlük anlamıyla bir âyette (el-Fecr 89/3) “şef’” (çift) kelimesiyle birlikte vetr şeklinde geçer. Resûl-i Ekrem (sas), “Allah -ziyade olarak- size bir namaz verdi; o sizin için kırmızı develerden daha hayırlıdır, o vitirdir; Allah onu sizin için yatsı ile fecrin doğuşu arasına koydu” sözleriyle (Ebû Dâvûd, “Vitir”, 1; Tirmizî, “Vitir”, 1) vitri önemle tavsiye etmiştir. Hadislerde, gece namazlarının sonuncusu olarak vitrin birden on bire kadar tek rek‘atlı kılınması tavsiye edilmiş, geceleyin kılınan nâfile namazları, sona eklenen bir rek‘atla tek rek‘atlı hale getirdiği için bu isimle anılmıştır (Buhârî, “Vitir”, 1).
Vitir namazı Şafi mezhebine göre müekked sünnetlerdendir.
Vitir namazı yatsı namazı kılındıktan sonra sabah namazının vakti girinceye kadar herhangi bir zamanda kılınabilir. Zira Hz. Peygamber (sas), “Vitir namazını yatsı namazı ile tan yerinin ağarması arasında kılın” (Ebû Dâvûd, Vitir, 1) buyurmuştur. Uyanabilecek olan kimsenin vitir namazını gecenin sonunda, yani imsak vaktinden bir müddet önce kılması daha faziletlidir (Müslim, Salâtü’l-müsafirîn 162; Tirmizî, Salât, 222). Ancak uyanamayacağına dair endişe taşıyan kimsenin, vitir namazını uyumadan önce kılması uygun olur.
Gece namazlarından sonraya erteleyip bu namazları vitirle sona erdirmek de sünnettir.
Üç rekât olarak kılınması halinde vitrin ilk rekâtında Fatiha’dan sonra A’lâ suresinin, ikinci rekâtında yine Fatiha’dan sonra Kâfirun suresinin, son rekâtta ise Fatiha’dan sonra İhlâs suresinin okunması müstehaptır. Hz. Aişe (r.a)’nin bildirdiğine göre Peygamber (sas) Efendimiz, vitir namazının üçüncü rekâtında İhlâs suresine ilave olarak Felak ve Nas surelerini de okurdu.
Vitir namazının en azı bir, en çoğu ise on bir rekâttır. Tek rekâtla yetinmek caiz ise de evla değildir. Vitri bir rekâttan fazla kılan kişinin, bu namazı bitişik olarak, yani son rekâtı kendinden önceki rekâta bitiştirerek kılması caizdir. Şöyle ki: Vitri beş rekât olarak kılacak olan kişi, iki rekât kıldıktan sonra selam verir. Sonraki üç rekâtı da tek selamla kılar. Bu üç rekâtı birbirinden ayırarak, yani 2+1 rekât şeklinde kılması da caizdir. Hatta bu şekilde kılmak daha faziletlidir. Zira Abdullah b. Ömer (ra), Peygamber (sas) Efendimizin ikinci rekâtı üçüncü rekâttan selam vererek ayırdığını rivayet etmiştir. Beş rekât olarak kılan kişi, son rekâtı ayırdığı takdirde, önceki dört rekâtı bir veya iki selamla kılmış olması fark etmez. Bitişik olarak kılması halinde iki teşehhütten fazla oturması caiz olmaz. Vitri kılmanın en faziletli şekli, birbirinden ayrı olarak kılınmasıdır.
Vitir namazını Ramazan ayında cemaatle kılmak ve bu ayın ikinci yarısında vitrin son rekâtında rükûdan doğrulduktan sonra kunut duası okumak da sünnettir. Yine her gün sabah namazının farzının ikinci rekâtında, rükûdan kalktıktan sonra kunut duası okumak da sünnettir. Kunut, Allah’a övgü ve duayı kapsayan bütün sözlerdir.
Tek başına namaz kılan kişi bu duayı okurken tekil zamirleriyle okumalıdır. Şöyle ki: İhdina ve afina şeklinde değil de, ihdini ve afini şeklinde telaffuz ederek duayı kendi şahsı için yapmalıdır. Yalnız “Tebarekte rabbena” cümlesindeki çoğul zamirini tekile çevirmemeli, yani “Tebarekte rabbi” dememelidir. İmam ise duaların tamamını çoğul zamiri ile okumalı, mesela ihdini ve afini şeklinde değil de, ihdina ve afina şeklinde okumalıdır. İmamın kıldığı namaz kaza olsa bile kunutu sesli okuması sünnettir. Tek başına vitir namazını kılan kişinin kıldığı bu namaz eda olsa bile kunutu sessizce okuması sünnettir. İmama uyarak namaz kılmakta olan kişiye gelince o, ellerini açarak semaya kaldırmalı ve imamın okuduğu dualara âmin demelidir.
Namaz kılan kişi, kunutun bir kısmını okumazsa, bunun için sehiv secdesi yapması gerekir. Sabah namazında hanefiyyül-mezhep bir imama tabi olarak namaz kılan şafiiyyül-mezhep bir kişinin selamdan sonra sehiv secdesi yapması sünnettir.
Vaktinde kılınmayan vitir namazını kaza etmek sünnettir. Vakte bağlı nafile namazların da vakitlerinde kılınamamaları durumunda vitir gibi kaza edilmeleri sünnettir.
Musibetvari şiddet olaylarının vuku bulması, felaket ve mihnetlerin başa gelmesi zamanlarında, bütün vakit namazlarında kunut duası okunabilir.
Bu durumda imam da tek başına namaz kılan kişi de —namazları sessiz kıraatli namazlardan olsa bile— kunut duasını sesli okurlar. İmama uyarak namaz kılmakta olan kişi ise, imamın duasına karşılık âmin der. Bu durumda kunutun bir kısmı okunmazsa, sehiv secdesi gerekmez.
Şafii mezhebine mensup bir imamın arkasında sabah namazını kılmakta olan Hanefi mezhebine mensup bir kişi, ikinci rekâtın rükûundan sonra kunut duasını okumaya başlayan imamı, ellerini yan taraflarına salmış vaziyette susarak dinler.
Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: “Bana dostum (Resûlullah) (sas) üç şey tavsiye etti: Her ay üç gün oruç tutmak, iki rekât kuşluk namazı kılmak ve uyumadan önce vitir namazı kılmak.” (Buhârî, Savm, 60)
(Resûlullah'ın torunu) Hasan b. Ali (ra) şöyle demiştir: “Allah Resûlü (sav) vitirde okumam için bana şu duayı öğretti: "Allah'ım hidayete erdirdiklerinle beraber beni de hidayete erdir. Sıhhat ve afiyet verdiklerinle beraber bana da afiyet ver. Himaye ettiğin kimseler gibi beni de himaye et. Bana verdiğin nimetleri bereketlendir. Verdiğin hükmün şerrinden beni koru. Hükmü sen verirsin, senin üstüne hüküm verecek kimse yoktur. Senin dost olduğun kimse asla zelil olmaz. Eksiklikler sana yakışmaz. Ey Rabbimiz! Yücesin ve kutlusun." ” (Tirmizî, Vitr, 10)
Ali b. Ebû Tâlib'den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber vitir namazının sonunda şöyle dua ederdi: “Allah'ım! Gazabından rızana sığınırım, cezalandırmandan affına sığınırım. Senden (gelecek her türlü azaptan) Sana sığınırım. Seni lâyıkıyla övmeyi beceremem. Sen, kendini övdüğün gibisin.” (Nesâî, Kıyâmü'l-leyl, 51)

[gallery id="535" color="bg-danger"][/gallery]
Rengarenk bahçesi, ahşap kokusu ve kalem işi süslemeleriyle Hacı Musa Camii görenleri hayran bırakıyor.
![]()
17. yüzyıla ait olan caminin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir.
Hacı Musa Cami’nin giriş kapısı üzerinde iki kitabe bulunmaktadır. Bunlardan birisi yapım, diğeri ise onarım kitabesidir. Rika yazı ile yazılmış onarım kitabesinde caminin Hicri 1342 (Miladi 1923) yılında Evkaf İdaresi tarafından onarıldığı belirtilmektedir (Öney, s.72). Sülüs yazı ile yazılmış yapım kitabesinde ise caminin Hacı Musa oğlu Seyfeddin tarafından yaptırıldığı belirtilmekte ve hicri olarak yapım yılı yazmaktadır. Ancak kitabede yazan tarih çeşitli araştırmacılar tarafından farklı şekillerde okunmuştur. Cami kitâbesindeki tarihi Mübârek Galib 825 (1422), İbrahim Hakkı Konyalı 895 (1489-90), Gönül Öney ise 865 (1460-61) olarak tesbit etmiştir. Kitâbede yapının Seyfeddin b. el-Hâc Mûsâ tarafından yaptırıldığı bildirilir.
![]()
Ankara’daki bir çok cami gibi Hacı Mûsâ Camii de uzunlamasına dikdörtgen bir plana sahiptir.
![]()
Cami, kesme taştan bir temel üzerine kerpiçten yapılmıştır. Üstünü kiremit kaplanmış ahşap bir çatı örtmektedir. Mimarisinin sadeliğine karşı Hacı Mûsâ Camii’nin tavan işçiliği, mihrabı, minberi, kapısı ve kalem işi süslemeleri oldukça dikkat çekicidir.
![]()
Ahşap tavan karelere bölünmüş olup bunların köşelerindeki küçük parçaların üstleri birer çiçek motifiyle bezenmiştir.
![]()
Tavan göbeği altıgen biçiminde renkli nakışlı üç çerçeve ile sınırlanmış, içinde geçmeli daireler halinde şebeke motifi işlenmiştir.
Harime açılan girişin ahşap kapı kanatları kendi türünde Türk sanatının en muhteşem örneklerindendir. Oyma tekniği ile yapılmış olan iki kapı kanadının üst kısmında Kelime-i Tevhid, altında ise Cin Suresi 18. ayet tekrar edilerek yazılmıştır (Şehr-i Kadim Ankara, Cilt 3, s.277).
![]()
Harimin kıble duvarında yer alan tavana kadar yükselen alçı mihrap, geleneksel Ankara mihraplarının özelliğini taşır. Mukarnaslı nişin içindeki panolar ve kavsaranın üstündeki yüzey klasik üslûpta kabartmalarla doldurulmuştur. Üç şeritle çerçevelenmiş mihrabın etrafında güzel bir hatla yazılmış kelime-i tevhidden başka birçok alçı kabartma motif görülmektedir.
![]()
Harimin kuzeybatı köşesindeki ahşap minber cevizdendir ve farklı bir işçilikle yapılmış, nadide bir eserdir. Mihrabın çoğu orijinal olmakla birlikte bir kısmı yenilenmiştir. Mihrabın yan kanatları ahşap geçmeli olarak yapılmış, merdiven korkulukları da oymalarla süslenmiştir. Minberin üzerindeki kelime-i tevhit yazısı oldukça dikkat çekicidir.
Caminin her bir karesi kelime-i tevhit zikrini hatırlatmaktadır.
Cami kapısı, mihrabı, minberi ve her biri ayrı ayrı kalem işiyle süslenmiş pencerelerinde kelime-i tevhit yazılmıştır.
Caminin kuzeybatı köşesinde taş kaideli, tuğla örgülü, tek şerefeli minaresi yer almaktadır.
![]()
Caminin çeşmesi minarenin batı tarafında bulunmaktadır. Bazı kaynaklarda çeşmenin eskiden minareye bitişik bir ev üzerine monte edilmiş vaziyette olduğu aktarılmaktadır. Çeşmenin kitabesinde Hicri 1284 (Miladi 1867) yılında Hafize Hatun tarafından onarıldığı belirtilmektedir.
![]()
Hacı Musa Camii, Ankara Altındağ İlçesi, Hacettepe Üniversitesi Merkez (Sıhhiye) Kampüsü içindedir. Avlusundaki ağaçlar ve rengarenk çiçeklerle bezenmiş cami Taceddin Sultan Camii ve Dergahı’na da komşudur.

Huzeyfe (ra) diyor ki; Rasûlullah (sas), uykudan uyandığı zaman;
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وإِلَيْهِ النُّشُورُ
“Bizi uykumuzdan sonra uyandıran Allah’a hamdolsun. Dönüş sadece O’na mahsustur.” diye dua ederdi (Buhârî, De’avât, 7-8, 16; Müslim, Zikr 59).
Ebû Hureyre (ra) diyor ki; Rasûlullah (sas) şöyle buyurdu: “Uykudan uyandığınız zaman şöyle dua edin:
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖي عَافَانٖي فٖي جَسَدٖي وَرَدَّ عَلَيَّ رُوحٖي وَأَذِنَ لٖي بِذِكْرِهٖ
Bedenime afiyet veren, ruhumu bana iade eden ve bana kendisini zikretme imkânı veren Allah’a hamd olsun.” (Tirmizî, De’avât, 20)
Resûlullah'ın (sas) tavsiyesine göre sabahleyin uykudan uyanan bir müminin herhangi bir işe girişmeden önce yapacağı ilk iş ellerini yıkamasıdır. Zira kişi, uyurken elinin nereye dokunduğunu fark edemez. (Müslim, Tahâret, 87)

Karşıt anlamlı bir kelime olan (ezdâd) teheccüd sözlükte “uyumak; uyanmak, uykudan güçlükle uyanmak” anlamına gelir (Hatîb eş-Şirbînî, I, 348; İbn Âbidîn, II, 24).
Teheccüd namazı, yatsı namazını kılıp bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp gece kılınan nafile bir namazdır.
Teheccüd namazı, adını İsrâ sûresinin 79. âyetinde geçen “tehecced” (teheccüd namazı kıl) kelimesinden almaktadır.
Fahreddin er-Râzî’nin ifadesiyle gece mânevî lutuf, feyiz ve bereketin en bol ve en mükemmel şekilde elde edildiği zaman dilimidir (Mefâtîḥu’l-ġayb, XXII, 36).
Kur’ân-ı Kerîm’de gecelerin ibadetle ihya edilmesinin önemini vurgulayan birçok âyet bulunmakta, bunların bir kısmında doğrudan Hz. Peygamber’e hitap edilirken (el-İsrâ 17/79; Tâhâ 20/130; Kāf 50/40; et-Tûr 52/49; el-Müzzemmil 73/1-7, 20; el-İnsân 76/25) bir kısmında gece vakti Allah’a kulluk için özel çaba harcayan müslümanları övücü ve özendirici ifadeler yer almakta (Âl-i İmrân 3/17; el-Enbiyâ 21/20; el-Furkān 25/64; es-Secde 32/16-17; ez-Zümer 39/9; ez-Zâriyât 51/15-18), bir âyette ise Ehl-i kitap içerisinde inançlarında samimi olan ve geceleri Allah’ın âyetlerini okuyup secdeye kapanan bir grubun varlığından söz edilmektedir (Âl-i İmrân 3/113).
Müzzemmil sûresinin nüzûlünden sonra her gece teheccüd namazı kılan Hz. Peygamberimiz (sas) farzlar dışında en faziletli namazın gece yarısı kılınan olduğunu belirtmiş (Müslim, “Ṣıyâm”, 203), teheccüd namazının feyzinden ve bereketinden ümmetinin de istifade etmesini istemiş ve ashâbına bu namazı nafile olarak kılmalarını tavsiye etmiştir: “Ey insanlar, aranızda selâmı yayın, yemek yedirin, herkes uyurken gece namaz kılın. Böylece selâmetle cennete girin!” (İbn Mâce, İkâmet, 174)
Peygamber Efendimiz (sas)“Gece namazını kılın; çünkü bu sizden önceki sâlih kulların devam ettiği, Allah’a yaklaşmaya vesile olan, günahları örten ve engelleyen bir ibadettir” buyurmuş (Tirmizî, “Daʿavât”, 101; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, II, 502), geceleri uzun olduğundan gece ibadetini, gündüzleri kısa olduğundan orucu kolaylaştırması sebebiyle kış aylarını müminin baharı diye tanımlamıştır (a.g.e., IV, 297).
Yine Resûl-i Ekrem hanımlarını, kızı Fâtıma’yı ve damadı Hz. Ali’yi uyanamadıkları zaman bizzat uyandırıp gece namazına kaldırmış (Buhârî, “Vitir”, 3; “Teheccüd”, 5), gece namazı için birbirini uyandıran eşlere hayır duada bulunmuştur “Gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan ve hanımını da uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kimseye Allah rahmetini ihsan etsin! Gece kalkıp namaz kılan ve beyini de uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen hanıma Allah rahmetini ihsan etsin!” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18) Başka bir rivayette ise, Sevgili Peygamberimiz (sas) şöyle buyurmuştu: “Bir kimse geceleyin hanımını uyandırır da ikisi de namaz kılarsa veya birlikte iki rekât namaz kılarlarsa zâkirîn ve zâkirâtın (Allah"ı çokça anan erkekler ve hanımların) arasına yazılırlar.” ( Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18)
Allah Resûlü çok sevdiği Abdullah b. Ömer için, “Abdullah ne iyi insan, bir de gece namazı kılsa!” demiş (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 19), bunun üzerine İbn Ömer gece namazlarını sürekli kılmıştır.
Öte yandan ibadetlerin az da olsa devamlı yapılmasına önem veren Resûlullah (Buhârî, “Îmân”, 33) teheccüdün düzenli kılınmasını tavsiye eder ve alışkanlık haline getirenlerin bu namazı terketmesini hoş görmezdi (Müsned, II, 170; Buhârî, “Teheccüd”, 19). Ayrıca Resûl-i Ekrem, düzenli biçimde teheccüd kılan ve gece uyanıp namaz kılma niyetiyle yattığı halde uyanamadan sabahlayan bir müminin gece namazı kılmış gibi muamele göreceğini, zaman zaman namaza kalkmasına engel olan uykunun da Allah’ın ona bir hediyesi olduğunu belirtmiş (İbn Mâce, “İḳāmetü’ṣ-ṣalât”, 177), kendisi de gece namazını herhangi bir sebeple kılamadığı durumlarda gündüz onun yerine fazlasıyla kılmıştır (Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 139).
Teheccüd namazının iki-sekiz rek'at arasında çiftli sayılarda kılınması tavsiye edilmiştir.
Bununla birlikte, dileyen kimse daha fazla da kılabilir. Bu durumda iki rek'atta bir selâm vermek daha faziletli olmakla birlikte, dört rek'atta da selâm verilebilir (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/25-26).
· 1. Rekat
· "Niyet ettim Allah rızası için teheccüd namazı kılmaya " diye niyet ederiz
· "Allahu Ekber" diyerek İftitah Tekbiri alır ve namaza başlarız
· Sübhaneke'yi okuruz
· Euzü-besmele çekeriz
· Fatiha Suresini okuruz
· Kur'an'dan bir sure okuruz
· Rüku'ya gideriz
· Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz
· 2. Rekat
· Ayağa kalkarak Kıyama dururuz
· Besmele çekeriz
· Fatiha Suresini okuruz
· Kur'an'dan bir sure okuruz
· Rüku'ya gideriz
· Secde'ye gideriz. Doğruluruz, tekrar Secde'ye gideriz
· Oturarak Ettahiyyatu ve Allâhumme salli, Allâhumme Bârik ve Rabbenâ dualarını okuruz
· "Es selâmu aleyküm ve rahmet'ullah" diye sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarız.
Peygamber Efendimiz (sas) gece teheccüd için kalktığında öncelikle dişlerini misvaklar ve abdestini alırdı. Namaza durmadan önce çeşitli dualar ve zikirler yapardı. Kimi zaman on defa tekbir getirir, on defa hamdeder, on defa tesbih eder, on defa tevbe eder ve şu duayı okuyarak kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’a sığınırdı: “Allah’ım! Bana mağfiret eyle. Beni daima hidayet üzere eyle. Beni rızıklandır ve bana afiyet ihsan eyle.” (İbn Mâce, İkâmet, 180) Kimi zaman ise başka dualar yapardı.
اللَّهمَّ لَكَ الحمدُ أنتَ ربُّ السَّمواتِ والأرضِ ومن فيهنَّ، ولَكَ الحمدُ أنتَ قيُّومُ السَّمواتِ والأرضِ ومن فيهنَّ، ولَكَ الحمدُ أنتَ نور السَّمواتِ والأرضِ ومن فيهنَّ ، أنتَ الحقُّ، وقولُكَ الحقُّ، ووعدك حقٌّ، والجنَّةُ حقٌّ، والنَّارُ حقٌّ، والنَّبيُّونَ حقٌّ، ومحمَّدٌ حقٌّ، اللَّهمَّ لَكَ أسلمتُ، وبِكَ آمنتُ، وعليْكَ توَكَّلتُ، وإليْكَ أنَبتُ، وبِكَ خاصَمتُ، وإليْكَ حاكمتُ، فاغفِر لي ما قدَّمتُ وما أخَّرتُ، وما أسررتُ وما أعلَنتُ، أنتَ إلَهي لاَ إلَهَ إلَّا أنتَ
"Allah’ım sana hamdolsun sen göklerin ve yerin nurusun, tüm övgüler sana mahsustur. Gökleri ve yerleri ayakta tutan sensin, övülmeye layık olan sadece sensin. Sen göklerin ve yerin ve her ikisi arasındaki tüm şeylerin hayatlarını düzene koyansın. Sen gerçek ilahsın, senin vadin de mutlaka gerçekleşecektir. Sana kavuşmak da mutlaka olacaktır. Cennet gerçektir. Cehennem gerçektir. Kıyamet muhakkak gerçekleşecektir. Allah’ım tüm irademi sana teslim ettim, sana inandım, sana güvenip dayandım ve daima sana yöneliyorum, senin verdiğin güç ve kuvvetle düşmanlarla mücadele ediyorum ve sadece senin hükmüne müracaat ediyorum. İşlediğim ve işleyeceğim gizli ve açık tüm günahlarımı bağışla. Benim kulluk yapacağım tek ilahım sensin senden başka ilah yoktur." (Tirmizî, Deavat 29; bk. Buhari, Teheccüd, 1)
Allah Resûlü (sas) gece namazını ikişer rekât hâlinde kılmayı tavsiye etmiş, ilk iki rekâtın kısa tutulmasını öğütlemişti: “Biriniz geceleyin kalktığında, namaz kılmaya önce kısa iki rekâtla başlasın.” (Müslim, Müsâfirîn, 198) O (sas), gece namazını bazen evinde, bazen de mescitte kılardı. Namaza durduğunda kıraati bazen gizli bazen açıktan yapardı. Peygamber Efendimiz kıyamı uzun olan namazın daha faziletli olduğunu söyler ve özellikle nafile namazlarda kıraati uzatırdı.





