Ravza-i Mutahhara ne anlama gelmektedir?
Ravza-i Mutahhara, sözlükte “tertemiz bahçe” anlamına gelmektedir.
Allah Resûlü (sas), Hz. Âişe (ra) validemizin odasında Rabbine kavuştu ve orada defnedildi. Çünkü Peygamberler, Allah’a kavuştukları yere defnedilmektedir. Böylece burası Hücre-i Saadet adını aldı. Peygamber Efendimizin halen kabrinin bulunduğu yer işte bu odadır. Daha sonra bu hücreye Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (r.a.) de defnedilmiştir.
Medîne’de Mescid-i Nebevî’de Peygamber Efendimiz’in kabri ile minberi arasındaki bu bölüme "Ravza-i Mutahhara" denir.
Peygamberimiz “Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim de (Kevser) Havuzunun üzerindedir.” buyurmuştur. (Buhârî, Mescid-ü Mekke II,57)
Günümüzde Ravza-i Mutahhara’nın güneyi mihrabın hemen kıble tarafındaki demir korkuluk ve kitap raflarıyla sınırlanmış olup doğudan batıya 22 m., kuzeyden güneye 15 m. olmak üzere yaklaşık 330 m2’lik bir alanı kapsamaktadır.
Ravza-i Mutahhara Neresidir?
Hz. Peygamber’in evinden maksadın Hz. Ayşe’nin odası mı (hücre-i saâdet), yoksa mescidin doğu duvarı boyunca sıralanan hanımlarına ait odaların tamamı mı, minberden maksadın bulunduğu yer mi, yoksa hücre-i saâdet hizasındaki batı duvarı mı olduğu konusunda da farklı görüşler nakledilir. Eyüp Sabri Paşa bu konudaki görüşleri dikkate alarak Ravza-i Mutahhara planıyla ilgili üç değişik çizim yapmıştır. (Mir’âtü’l-Haremeyn, II, 154-156)
Bazı âlimler Ravza-i Mutahhara’nın alanının bütün mescidi kapsadığını söylemiş, ravzanın Mescid-i Nebevî ile musallâ arasında olduğunu bildiren bir rivayete dayanarak Mescid-i Nebevî ile bayram musallâsı (Mescid-i Gamâme) arasında kalan alanı buna dahil edenler de olmuştur. (İbn Şebbe, I, 138) Ancak Ravza-i Mutahhara’yı hücre-i saâdet ve minber arası olarak ifade eden rivayetler daha güçlüdür.
Günümüzde Ravza-i Mutahhara’nın güneyi mihrabın hemen kıble tarafındaki demir korkuluk ve kitap raflarıyla sınırlanmış olup doğudan batıya 22 m., kuzeyden güneye 15 m. olmak üzere yaklaşık 330 m²’lik bir alanı kapsamaktadır. Batı tarafında III. Murad’ın armağanı olan minberle ortada Kayıtbay döneminden kalan mihrap yer almaktadır. Ayrıca bu alanda asr-ı saadette hatıraları bulunan sütunlar yer almaktadır.
[related-posts id="30408" color="bg-primary"][/related-posts]
[related-posts id="30024" color="bg-danger"][/related-posts]
[related-posts id="30409" color="bg-success"][/related-posts]
Peygamber Efendimiz (sas)'in kabrini ziyaret ederken yapılabilecek dua
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللهِ .
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا حَبِيبَ اللهِ .
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ .
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدَ الْمُرْسَلِينَ .
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا خَاتَمَ النَّبِيِّينَ .
اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَ رَحْمَةُ اللهِ و بَرَكَاتُهُ
. اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ وَ عَلٰى آلِكَ وَ أَصْحَابِكَ وَ أَهْلِ بَيْتِكَ وَعَلٰى النَّبِيِّينَ وَ سَائِرِ الصَّالِحِينَ .
يَا رَسُولَ اللهِ سَمِعْتُ أَنَّ اللهَ تَعَالَى يَقُولُ : " وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُٓوا أَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللهَ تَـوَّابًا رَحِيمًا ". وَقَدْ جِئْتُكَ مُسْتَغْفِرًا مِنْ ذَنْبِي ، مُسْتَشْفِعًا بِكَ إِلٰى رَبِّي .
أَشْهَدُ أَنْ لَٓا إِلٰهَ اِلَّا اللهُ وَ أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ اللهِ وَ أَشْهَدُ أَنَّكَ بَلَّغْتَ الرِّسَالَةَ، وَ أَدَّيْتَ الْأَمَانَةَ ، وَ نَصَحْتَ الْأُمَّةَ ، وَ دَعَوْتَ إِلٰى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَ جَاهَدْتَ فِي سَبِيلِ اللهِ حَتَّى أَتَاكَ الْيَقِينُ . فَجَزَاكَ اللهُ عَنَّا أَفْضَلَ مَا جَزَى رَسُولًا عَنْ أُمَّتِهِ اَللّٰهُمَّ آتِهِ الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَالدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا.
رَبَّنَآ اٰمَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ .
Namaz için vakit müsaitse hacı iki rekât Tahiyyetü’l-mescit namazı kılar.
Sonra Hz. Peygamber (sas)’in kabrinin yanına gelir ve şöyle selam verir:
Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allah’ın Resulü!
Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allah’ın Habibi!
Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey âlemlere rahmet olarak gönderilen!
Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Peygamberlerin efendisi!
Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Peygamberlerin sonuncusu!
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey Nebi!
Allah’ın rahmeti ve selamı sana, aile efradına, tüm ashabına, Ehl-i Beyt’ine ve diğer peygamberlere ve Allah’ın salih kullarına olsun! Ey Allah’ın elçisi!
Ey Allah’ın Rasulü! Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Eğer onlar kendilerine zulmettiklerinde sana gelip Allah’tan bağışlama dileselerdi ve Peygamber de onlar için istiğfar etseydi, şüphesiz Allah’ı tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet eden bulurlardı.” Ben, günahlarımdan dolayı bağışlanma dileğiyle, Rabbime şefaatçi olman için geldim.
Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki sen onun elçisisin.
Şehadet ederim ki sen peygamberlik görevini yaptın, emaneti yerine getirdin. Ümmete samimi davrandın. Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağırdın. Ölüm sana gelinceye kadar Allah yolunda cihat ettin. Ümmetinin elçisi olarak Allah seni en üstün şekilde mükâfatlandırsın.
Allah’ım Ona yakınlık, yücelik ve yüksek dereceler ver. Onu, vadettiğin Makam-ı Mahmud’a ulaştır.
Rabbimiz! İndirdiğin kitaba iman ettik. Gönderdiğin Peygambere uyduk. Bizi tasdik eden şahitlerden yaz.
[related-posts id="30023" color="bg-success"][/related-posts]
Ziyaret tavafı, haccın rükünlerinden olup yapılmadıkça kişi haccını tamamlamış ve tamamen ihramdan çıkmış sayılmaz. Hacca gidip Arafat’ta vakfe yaptığı hâlde bir sağlık problemi ile karşı karşıya kalanların, öncelikli olarak farz olan bu tavafı tekerlekli sandalye veya sedye üzerinde de olsa yapmaya gayret etmeleri gerekir. Ziyaret tavafının son vakti için bir sınırlama yoktur. Ömrün sonuna kadar yapılabilir. Dolayısıyla tavaf etmeden memleketine dönen kişi, sonradan geri döner ve tavafını yaparsa ziyaret tavafı farzı yerine gelmiş olur ve bu gecikmeden dolayı da cumhura göre herhangi bir ceza gerekmez. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/192; Kâsânî, Bedâ’i, 2/132; İbn Kudâme, el-Muğnî, 5/345; Ali el-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 1/665) Fakat ziyaret tavafını yapıncaya kadar ihramdan tamamen çıkmış olmayacağından, cinsel ilişki yasağı devam eder.
Bazı âlimlere göre ise Arafat vakfesinden sonra müzmin yatalak hasta olan kişiler, hiçbir şekilde tavaf yapamayıp bu şekilde ülkelerine dönmek zorunda kalmışlarsa artık tavafı bizzat yapma imkânı kalmadığı ve zaruret durumu ortaya çıktığı için bir başkasına vekâlet vererek tavafı ve haccın geriye kalan menâsikini yaptırırlar. Böylece ihramdan tamamen çıkmış ve haclarını tamamlamış olurlar. (bk. Remlî, Fetâvâ, 2/93)
Arafat, Harem sınırları dışında olup Hill bölgesinde yer almaktadır. Mekkeli olsun veya olmasın Harem bölgesinde bulunanlar, hac için ihrama Harem bölgesinde girerler. Harem bölgesindeki kimseler, Harem’de değil de Hill bölgesinde ihrama girerlerse Hanefî ve Şâfiîlere göre ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/478-479; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/196) Ancak Arafat vakfesini yapmadan önce Mekke’ye dönüp Harem sınırları içinde ihrama girecek olurlarsa ceza düşer. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/167; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/196) Mâlikî ve Hanbelîlere göre ise Harem bölgesinde bulunanların, hac için ihrama Harem bölgesinde girmeleri esas olsa da Hill bölgesinde girmeleri hâlinde bir ceza gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/246-247; Hattâb, Mevâhib, 3/26)
Buna göre Harem bölgesinde ihrama girme imkânı bulamadan Arafat’a çıkan kimseler, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinin içtihadıyla amel edebilirler.
İhrama giren kişinin iki rek‘at ihram namazı kılması sünnettir. Şayet kerahet vakti ise ihram namazı kılınmamalıdır. Mikât mahallinde unutularak kılınmaması hâlinde Mekke’ye geldikten sonra da kılınabilir. Bunun için maddî bir ceza gerekmez. İçinde bulunulan vaktin namazını kılmak da bu iki rek‘at namazın yerine geçer. Bu namazın ilk rek‘atında Fâtiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rek‘atında ise “İhlâs” sûrelerinin okunması faziletlidir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/226)
Adım adım hac rehberi
Temettü haccı şöyle yapılır:
Birinci Bölüm
1. Mümkünse boy abdesti alınarak izâr ve ridâ adı verilen iki parça kumaş ile ihrama girilir.
2. İki rekat ihram namazı kılınır.
3. Umreye “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهَا لِي وَتَقَبَّلْهَا مِنِّي / Allahım! Umre yapmak istiyorum, onu bana kolaylaştır ve kabul eyle.” şeklinde niyet edilir.
4. “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerîke lek” diyerek telbiye getirilir.
5. İhram yasaklarına riayet edilir.
6. Beytullah’ı görünce telbiyeye son verilir ve dua edilir.
7. Umre tavafına “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ طَوَافَ بَيْتِكَ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Beytini tavaf etmek istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul eyle.” diye niyet edilir ve tavafın ilk şavtına hacerü’l-esved hizası geçilmeden başlanır.
8. “Bismillahi Allahu Ekber” denilerek haceru’l-esved selamlanır; tekbir, tehlil ve tahmîd getirilir.
9. Sağ omuz açık olacak şekilde Kâbe etrafında 7 defa dönerek umre tavafı yapılır.
10. Tavaf esnasında dünyalık şeyler konuşulmaz, içten ve yalvararak dualar edilir.
11. Erkekler tavafın ilk üç şavtında kalabalık yok ise hızlı yürüyerek remel yapar.
12. Tavaf bittiğinde “Niyet ettim Allah’ım senin rızan için tavaf namazı kılmaya” diye niyet edilerek 2 rekat tavaf namazı kılınır. Birinci rekatta Fatiha’dan sonra Kafirun, ikinci rekatta İhlas surelerini okumak sünnettir.
13. Tavaf namazından sonra dua edilir ve sünnet olduğu üzere zemzem içilir.
14. Umre’nin sa‘yini yapmak üzere Safa tepesine gidilir. Burada Kâbe’ye dönülerek dualar edilir.
15. Daha sonra “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ سَعْيَ الْعُمْرَةِ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Umrenin sa’yini yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul eyle.” şeklinde niyet edilerek umrenin sa’yine başlanır.
16. Safa ve Merve arasında bulunan iki yeşil ışık arasında koşarak hervele yapılır. Kadınlar hervele yapmaz.
17. Umrenin sa’yi yedi şavt olarak Safa tepesinden başlayıp Merve tepesinde bitirilir.
18. Safa ve Merve tepelerine gelindiğinde Kâbe’ye dönülür, tekbir, tehlil, tesbih ve salat ü selam getirilir, eller açılarak dua edilir.
19. Uygun bir noktada veya otele dönüldüğünde tıraş olup ihramdan çıkılır.
20. Arafat öncesi normal kıyafetlerle bol bol Kâbe tavaf edilir, namazlar yine Mescid-i Haram’da kılınır, Kur’an-ı Kerim okunur, dualar edilerek Allah’a yakınlaşmaya vesileler aranır.
İkinci Bölüm
21. Terviye günü (8 Zilhicce) ihrama girilir ve ihram namazı kılınır.
22. Daha sonra “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ الْحَجَّ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Hac yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur” diyerek hacca niyet edilir ve telbiye getirilir.
23. Arafat’a çıkılır. Arafat’ta abdestli bulunmaya özen gösterilir.
24. Arafat’ta namaz kılarak, Kur’ân okuyarak, dua, zikir ve tövbe ederek vakit geçirilir.
25. Öğle ve ikindi namazları öğle vaktinde cem-i takdim ile kılınır.
26. Arafat Vakfesi ve duası yapılır.
27. Güneşin batışıyla birlikte Müzdelife’ye hareket edilir ve Müzdelife Vakfesi yapılır
28. Akşam ve yatsı namazları cem-i te’hir ile yatsı vaktinde Müzdelife’de kılınır.
29. Mina’ya hareket edilir ve şeytana atılacak taşlar toplanır.
30. Bayramın 1. günü Mina’ya ulaşıldığında sadece büyük şeytan denilen Akabe Cemresi’ne yedi taş atılır. İlk taşın atılmasıyla telbiyeye son verilir.
31. Her bir taş fırlatılmadan önce “بِسْمِ اللهِ اللهُ أكْبَرْ رَغْمًا لِلشَّيْطَانِ وَحِزْبِهِ şeklinde dua okunur.
32. Taş attıktan sonra beklemeksizin oradan uzaklaşılır, dua yürüyerek yapılır.
33. Kurbanların kesildiği haberinden sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Böylece birinci tehallül gerçekleşir, cinsel ilişki hariç diğer ihram yasakları kalkar.
34. Aynı gün imkan varsa “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ طَوَافَ بَيْتِكَ الْحَرَامِ طَوَافَ الْحَجِّ لِلَّهِ تَعَالَى سَبْعَةَ اَشْوَاطٍ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Yedi şavt olarak haccın tavafını yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur.” diye niyet edilerek ziyaret tavafı yapılır ve ardından tavaf namazı kılınır.
35. Tavaftan sonra sünnet olduğu üzere zemzem içilir.
36. Daha sonra “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ اَنْ اَسْعَى مَا بَيْنَ الصَّفَى وَالْمَرْوَةَ سَعْيَ الْحَجِّ لِلَّهِ تَعَالَى سَبْعَةَ اَشْوَاطٍ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي Allahım! Safa ile Merve arasında yedi şavt olarak haccın sa’yini yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur.” şeklinde niyet edilerek sa’y yapılır. Böylece ikinci tehallül gerçekleşir ve bütün ihram yasakları sona erer.
37. Bayramın 2. ve 3. günleri zeval vaktinden sonra sırayla Küçük, Orta ve Büyük cemrelere yedişer taş atılır.
38. Küçük ve Orta cemrelere taş attıktan sonra uygun bir yere çekilerek dua edilir. Büyük Cemreye taş attıktan sonra dua edilmez. Oradan hemen uzaklaşılır.
39. Mekke’den ayrılana kadar ibadet, tavaf, zikir, dua ve Kur’an okuma ile meşgul olunur.
40. Mekke’den ayrılmadan önce “اللّهُمَّ إنِّي أُرِيدُ طَوَافَ الْوَدَاعِ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي / Allahım! Veda tavafı yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur.” şeklinde niyet ederek son tavaf olan “Veda Tavafı” yapılır. Böylece hac vazifesi tamamlanmış olur.
KÂBE’NİN YERİNİN BELİRLENMESİ
وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـًٔا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ
وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
İbrâhim’i Beytullah’ın bulunduğu yere yerleştirdiğimizde de şöyle demiştik:
“Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, kıyamda duranlar,
rükûa ve secdeye varanlar için evimi tertemiz tut.
(Hac, 22/26)
KÂBE’NİN İNŞASI
وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰه۪يمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰع۪يلُۜ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاۜ اِنَّكَ اَنْتَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
İbrâhim İsmâil’le birlikte o evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyordu: “Ey rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.
(Bakara, 2/127)
HAC MENASİKİ
رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَۖ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ
اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّح۪يمُ
Ey rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan yalnız sensin.
(Bakara, 2/128)
HZ. İBRAHİM’İN DUASI
رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ
رَبَّنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; rabbimiz, duamı kabul et.
Rabbimiz! Hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla.” (İbrâhîm, 14/40-41)
ÇAĞRI
وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمم۪يقٍ
İnsanlara hac ibadetini duyur; gerek yaya olarak gerekse yorgun argın develer üzerinde uzak yollardan gelerek sana ulaşsınlar.
(Hac, 22/27)
YERYÜZÜNÜN İLK MABEDİ – HACCIN FARZ OLUŞU
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ. ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ
وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ
Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Mekke’deki evdir.
Orada apaçık deliller, İbrâhim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Gitmeye gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.
Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.
(Âl-i İmrân, 3/96-97)
MESCİDİ HARAMA GÜVENLİK İÇERİSİNDE GİRİŞİN MÜJDELENMESİ
لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّۚ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۙ مُحَلِّق۪ينَ رُؤُ۫سَكُمْ وَمُقَصِّر۪ينَۙ لَا تَخَافُونَۜ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَر۪يبًا
Allah, resulüne gerçeğe uygun rüyasında doğruyu bildirmiştir. Allah izin verirse hiçbir şeyden korkmaksızın, (umrenizi yaptıktan sonra) ya saçlarınızı kazıtarak veya kısmen kestirerek, güven duygusu içinde Mescid-i Harâm’a muhakkak gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilmektedir ve bundan başka hemen gerçekleşecek bir fethi de takdir buyurmuştur.
(Fetih, 48/27)
VEDA HACCI – HACC-I EKBER
وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ
Yine Allah ve resulünden bu büyük hac günü insanlara duyurudur: Allah ve resulünün müşriklerle hiçbir bağı yoktur. Şayet tövbe ederseniz, bu kendi iyiliğinize olur;
eğer sırt çevirirseniz bilin ki siz Allah’ı âcizliğe düşüremezsiniz.
(Resulüm!) İnkârcıları elem veren bir azapla müjdele!
(Tevbe, 9/3)
ÜMMÜ’L-KURA / ŞEHİRLERİN ANASI VE ÇEVRESİNDEKİLER
وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَاۜ
وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِه۪ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Bu (Kur’an), Ümmülkurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz, kendisinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır.
Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını kılmaya hakkıyla devam ederler.
(Enam, 6/92)
HZ. İBRAHİM’İN MEKKE-İ MÜKERREME İÇİN DUASI
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَل۪يلًا ثُمَّ اَضْطَرُّهُٓ اِلٰى عَذَابِ النَّارِۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
İbrâhim, “Rabbim! Burayı güvenli bir şehir yap, halkından Allah’a ve âhiret gününe inananları da çeşitli ürünlerle rızıklandır” diye dua etmişti.
Allah buyurdu ki: “İnkâr edene de az bir süre dünya nimetleri veririm, ama sonunda onu cehennemin azabına sürerim.
O ne kötü bir sondur!” (Bakara, 2/126)
HZ. İBRAHİM’İN DUASI; BELED-İ EMİN / GÜVENLİ ŞEHİR
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ
İbrâhim şöyle dua etmişti: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut!
(İbrâhîm, 14/35)
KUTSAL BELDENİN RABBİNE İBADET
اِنَّمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذ۪ي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍۘ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ
De ki: “Bana, dokunulmaz kıldığı bu şehrin rabbine, yalnız O’na kulluk etmem emredildi; zaten her şey O’na aittir. Bir de bana müslümanlardan olmam emredildi.
(Neml, 27/91)
MAKAM-I İBRAHİM
وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْنًاۜ وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ مُصَلًّىۜ وَعَهِدْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
O zaman biz o evi insanların gidip gelip ziyaret edecekleri bir makam ve bir güvenlik yeri yaptık. Siz de İbrâhim’in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin. İbrâhim ve İsmâil’e de, “Tavaf edecekler için, kendini ibadete verecekler, rükû ve secde edecekler için evimi temiz tutun” diye talimat verdik.
(Bakara, 2/125)
HZ. İBRAHİM’İN DUASI; SAYGIN EV
رَبَّنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
Ey rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını, senin kutsal evinin (Kâbe) yanında tarıma elverişli olmayan bir vadiye yerleştirdim. Bunu yaptım ki rabbim, namazı kılsınlar. İnsanların gönüllerini onlara meylettir ve çeşitli ürünlerden onlara rızık ver ki şükretsinler.
(İbrâhîm, 14/37)
DOKUNULMAZ EV KÂBE, HARAM AY, HAC KURBANI
جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا
اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Allah Kâbe’yi, Beytülharâm’ı, haram ayı, boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıkları insanların maddî ve manevi hayatları için destek kıldı. Bu, Allah’ın göklerde ve yerdeki her şeyden haberdar olduğunu ve Allah’ın her şeyi bildiğini anlamanız içindir.
(Mâide, 5/97)
İNSANLARIN EŞİTLENDİĞİ YER
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذ۪ي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَٓاءًۨ الْعَاكِفُ ف۪يهِ وَالْبَادِۜ وَمَنْ يُرِدْ ف۪يهِ بِاِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ
İnkâr edenlere, insanları Allah yolundan ve -yerli olsun dışarıdan gelmiş olsun bütün insanlar için (ibadet yeri) yaptığımız- Mescid-i Harâm’dan alıkoyanlara ve her kim orada zulmederek haktan saparsa ona elem veren bir azap tattırırız.
(Hac, 22/25)
HAC HİLALİ VE GERÇEK İYİLİK
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Sana hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. Erdemlilik asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir; fakat erdemlilik kişinin Allah’a saygılı olmasıdır. Evlere kapılarından gelin; Allah’a saygılı olun ki kurtuluşa eresiniz.
(Bakara, 2/189)
ALLAH’IN NİŞANELERİ – RAHMAN’IN MİSAFİRLERİ
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا آٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًاۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
Ey iman edenler! Allah’ın işaretlerine, haram aya, boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıklara, rablerinin lütuf ve rızasını dileyerek Beytülharâm’a yönelmiş kimselere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i Harâm’a girmenizi engellediler diye bir topluma karşı duyduğunuz kin, sakın aşırı gitmenize sebep olmasın. İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın. Allah’tan korkun,
çünkü Allah’ın cezası çetindir.
(Mâide, 5/2)
HAC VE UMREYİ SIRF ALLAH İÇİN YAPMAK
وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِۜ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضًا اَوْ بِه۪ٓ اَذًى مِنْ رَأْسِه۪ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍۚ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَن تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِۚ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْۜ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌۜ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
“Haccı ve umreyi Allah için eksiksiz yerine getirin; engellenirseniz kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, mahalline ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Fakat içinizden biri hasta ise veya başından bir rahatsızlığı varsa (tıraşını olup) oruç veya sadaka yahut kurban olarak bir fidye ödesin. Güvenlikte olduğunuzda hacdan önce umre yapan kişi, gücünün elverdiği türden bir kurban kessin. Bulamayan ise hac sırasında üç gün, döndükten sonra da yedi gün yani tam on gün oruç tutmalıdır. Bu, ailesi Mescid-i Harâm civarında oturmayanlar içindir. Allah’ın buyruğuna saygılı olun ve bilin ki
Allah’ın cezalandırması çok şiddetlidir.
(Bakara, 2/196)
İHRAM YASAKLARI VE TAKVA AZIĞI İLE YOLA KOYULMAK
اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ
Hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca karar verip niyet ederse, bilsin ki hac sırasında kadına yaklaşmak, günaha sapmak ve tartışıp çekişmek yoktur. Ne hayır işleseniz Allah onu bilir. Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır.
Öyleyse bana saygı duyun, ey akıl sahipleri!
(Bakara, 2/197)
İHRAMLI İKEN AV YASAĞI
اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِۚ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًاۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Kendinize ve yolculara geçimlik olmak üzere sularda avlanmak ve onu yemek size helâl kılındı. Kara avı ise ihramda bulunduğunuz sürece size haram kılındı. Toplanıp huzuruna varacağınız Allah’tan korkun.
(Mâide, 5/96)
İHRAMLI İKEN AV YASAĞI
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يد
Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramda bulunduğunuz sırada avlanmayı helâl saymamanız şartıyla, size bildirilecek olanlar dışındaki “en‘âm” denen hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Şüphesiz Allah dilediği gibi hükmeder.
(Mâide, 5/1)
İHRAMLI İKEN AV YASAĞI VE CEZASI
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَٓاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه۪ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاك۪ينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِه۪ۜ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ
Ey iman edenler! İhramda iken av hayvanlarını öldürmeyin. Sizden kim böyle bir hayvanı kasten öldürürse öldürdüğüne denk bir evcil hayvanı ceza olarak öder. Bunu -Kâbe’ye ulaştırılacak bir kurbanlık olmak üzere- aranızdan adalet sahibi iki kişi takdir eder. Yahut o kişi, yoksulları doyurarak veya ona denk olacak kadar oruç tutarak bir kefâret öder ki böylece yaptığı fiilin vebalini tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim bunu yeniden işlerse Allah onun cezasını verir. Allah suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.
(Mâide, 5/95)
ARAFAT’TAN MÜZDELİFE’YE SEL GİBİ AKIŞ, MEŞ‘AR-İ HARAM
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْۜ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ
Rabbinizden bir lütuf beklemenizde sizin için bir günah yoktur. Arafat’tan dalga dalga indiğinizde Meş‘ar-i Haram’da Allah’ı zikredin; O’nu, size gösterdiği şekilde zikredin; kuşkusuz siz bundan önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.
(Bakara, 2/198)
MÜZDELİFE’DEN MİNA’YA AKIN EDİŞ
ثُمَّ اَف۪يضُوا مِنْ حَيْثُ اَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Sonra insanların dalga dalga ilerlediği yerden siz de ilerleyin. Allah’tan bağışlanmanızı dileyin. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, çok merha¬metlidir.
(Bakara, 2/199)
ZİYARET TAVAFI
ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ
Sonra kalan hac fiillerini tamamlayıp temizlensinler, adaklarını yerine getirsinler ve
o kadîm evi (Kâbe) tavaf etsinler.”
(Hac, 22/29)
SAFA – MERVE
اِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِۚ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ اَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَاۜ وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًاۙ فَاِنَّ اللّٰهَ شَاكِرٌ عَل۪يمٌ
Safâ ile Merve Allah’ın nişânelerindendir; dolayısıyla hac veya umre yaparak Beytullah’ı ziyaret eden bir kimsenin bu yerleri tavaf etmesinde kendisi için bir günah yoktur. Kim gönüllü bir iyilik yaparsa bilsin ki Allah iyiliği mükâfatıyla karşılayan ve çok iyi bilendir. (Bakara, 2/158)
KURBAN İBADETİNİN ANLAMI
لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ
Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları; O’na ulaşacak olan sadece sizin takvânızdır. İşte Allah onları sizin istifadenize verdi ki size doğru yolu göstermesinden ötürü O’nu tâzimle anasınız. İyilik yolunu tutanları müjdele!
(Hac, 22/37)
BAYRAM GÜNLERİ – MİNA
وَاذْكُرُوا اللّٰهَ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۚ وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۙ لِمَنِ اتَّقٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Belirlenmiş günlerde Allah’ı zikredin. Allah’a saygılı olan için iki günde (dönmekte) acele edene günah yoktur; daha uzun kalana da günah yoktur. Allah’a saygılı olun. Bilin ki sizler O’nun huzurunda toplanacaksınız!
(Bakara, 2/203)
HACILARA HİZMET VE CİHAD
اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَٓاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ
Hacılara su verme ve Mescid-i Harâm’ın imar ve bakım işini (üstlenen kimseyi), Allah’a ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda cihad eden kimseyle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
(Tevbe, 9/19)
MESCİD-İ HARAM’A EHİL OLANLAR
وَمَا لَهُمْ اَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللّٰهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُٓوا اَوْلِيَٓاءَهُۜ
اِنْ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُٓ اِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Onlar, hizmet ve yönetimine ehil olmadıkları halde Mescid-i Harâm’a müminleri sokmazken Allah onlara niye azap etmesin? Mescidin hizmet ve yönetimine ehil olanlar gönüllerinde Allah korkusu taşıyanlardır, fakat onların çoğu bunu bilmezler.
(Enfâl, 8/34)
MESCİD-İ HARAM’A YAKLAŞAMAYACAK OLANLAR
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَاۚ
وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْن۪يكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ٓ اِنْ شَٓاءَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
Ey iman edenler! Bilin ki Allah’a ortak koşanlar pisliğe batmışlardır; artık onlar bu yıldan sonra Mescid-i Harâm’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan endişe ederseniz, unutmayınız ki Allah size -dilerse- kendi lutfuyla bolluk verir. Allah bilmekte, hikmetle yönetmektedir. (Tevbe, 9/28)
HACCIN MÜ’MİNE ALLAH’I SÜREKLİ ANMA ŞUURU KAZANDIRMASI
فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًاۜ فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
Hacca mahsus ibadetlerinizi bitirdiğinizde de, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha canlı bir şekilde Allah’ı anın. Ama insanlardan öyleleri vardır ki, “Ey rabbimiz! Bize bu dünyada ver” diye dua ederler. Böyle bir kimsenin âhiretten hiç nasibi yoktur.
(Bakara, 2/203)
HİCRET, ALLAH’IN GÖRÜNMEZ ORDULARLA YARDIMI
اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِي الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِه۪ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَاۚ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا السُّفْلٰىۜ وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِيَ الْعُلْيَاۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يم
Siz peygambere yardımcı olmasanız da önemli değil. Nitekim inkârcılar onu, iki kişiden biri olarak yurdundan çıkardıklarında Allah ona yardım etmişti: Hani onlar mağaradaydılar; arkadaşına “Tasalanma! Allah bizimle beraberdir” diyordu. Derken Allah ona kendi katından bir güven duygusu indirdi, sizin göremediğiniz askerlerle onu destekledi ve inkârcıların sözünü değersiz hale getirdi. Allah’ın sözü ise en yücedir.
Çünkü Allah mutlak galiptir, hikmet sahibidir.
(Tevbe, 9/40)
TAKVA (KUBA) MESCİDİ VE MESCİD-İ DIRAR
لَا تَقُمْ ف۪يهِ اَبَدًاۜ لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ ف۪يهِۜ ف۪يهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّر۪ينَ
Orada asla namaza durma! Daha ilk günden takvâ temeli üzerine kurulan mescid ise namaz kılman için elbette daha uygundur; burada gerçekten arınmak isteyen adamlar vardır. Allah da arınmaya çalışanları sever.
(Tevbe, 9/108)
HİCRET, CİHAD, MUHACİRLERE YARDIM
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّاۜ
لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ
İman edip de hicret edenler, Allah yolunda cihad edenlerle onları bağırlarına basanlar ve yardım edenler var ya işte gerçek müminler onlardır;
bağışlanma onlar için, büyük lütuf onlar içindir.
(Enfâl, 8/74)
MUHACİRLERE YARDIM VE İSAR VASFI
وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ
Onlardan önce bu yurda yerleşmiş ve gönülden inanmış olanlar, kendilerine göç edip gelenleri severler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa
işte kurtuluşa erecekler onlardır.
(Haşr, 59/9)
HİCRET VE CİHAD
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ
İnanan, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki mertebeleri pek büyüktür. Muradına erecek olanlar da onlardır.
(Tevbe, 9/20)
KIBLENİN DEĞİŞMESİ
قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir; nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin. Kuşku yok ki kendilerine kitap verilenler bunun rablerinden gelmiş bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.
(Bakara, 2/144)
YÜZLERİN MESCİD-İ HARAM’A ÇEVRİLMESİ
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۙ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌۗ اِلَّا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْن۪ي وَلِاُتِمَّ نِعْمَت۪ي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Nerede bulunursanız yüzünüzü yine o tarafa döndürün ki, -haksızlığa saplanmış olanları dışında- insanların aleyhinize kullanacakları bir delil bulunmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Ve bir de size nimetimi tamamlayayım, siz de hidayete eresiniz. .
(Bakara, 2/150)
HZ. PEYGAMBER (SAS)’İN HUZURUNDA SESİN YÜKSELTİLMEMESİ
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa gider.
(Hucurât, 49/2)
HZ. PEYGAMBER (SAS)'İN UHUD ŞEHİTLİĞİNDE OKUDUĞU DUA
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ
“Sabretmenize karşılık elde ettiğiniz esenlik daim olsun! Dünya yurdunun ardından ulaştığınız sonuç ne güzel oldu!”
(Ra’d, 13/24)
PEYGABER EFENDİMİZ VE HACER'üL ESVED
Bazı yerleri selden yıkılan Kâbe’yi Mekkeliler tamir etmeye başladılar. Duvarlar yükselip sıra “Hacerü’l-Esved” adı verilen mübarek siyah taşı, Kâbe duvarındaki yerine koymaya gelince, her kabile bu şerefi kazanmak için âdeta birbirleriyle yarışa koyuldular. Hatta bu yüzden aralarında anlaşmazlık ve kavga çıktı. Sonunda gerçekten güvenilir ve doğru bir kişi olduğuna inandıkları Hz. Muhammed’i (sas) hakem yapmaya ve onun vereceği hükme razı olmaya karar verdiler.
Hz. Muhammed (sas) “Hacer’ül-Esved”i bir yaygı üzerine koydu. Yaygının uçlarından kabile başkanlarına tutturdu. Hep birlikte taşı yukarı kaldırdılar. Hz. Muhammed (sas) taşı mübarek elleriyle duvardaki yerine koydu. Onun bu uzlaştırıcı davranışı herkesi memnun etti. Böylece büyük bir anlaşmazlık ortadan kalkmış oldu. Bu olayın meydana geldiği sırada Hz. Muhammed (sas) otuz beş yaşında idi.
Hz. Muhammed (sas) peygamberliğinden önce de son derece doğru ve güvenilir bir kişiliğe sahipti. Bu özelliğinden dolayı halk arasında kendisine “Muhammedü’l-Emin” yani “Güvenilir Muhammed” deniliyordu. Herkesin sevgi ve saygısını kazanmıştı. Temiz ve örnek yaşayışı ile toplumda bir yıldız gibi parlıyordu. Yüce Allah, onu en iyi bir şekilde terbiye etti. Ahlak ve faziletle donattı. Çünkü insanlığın kurtuluşu için onu peygamber olarak görevlendirecekti.
[related-posts id="42287" color="bg-success"][/related-posts]
Hacer-i Esved’in selamlanması ve öpülmesinin hikmeti nedir?
Hacer-i Esved’i selâmlama ve öpmenin meşruiyeti Hz. Peygamber’in (sas) ve ashâb-ı kirâmın uygulamalarıyla sabittir.
Fıkıh âlimleri, bu uygulamalara dayanarak tavaf sırasında Hacer-i Esved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm), ona el ile dokunup öpmenin sünnet olduğu konusunda görüş birliği içindedirler.
Hacer-i Esved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile müstehap sayılmıştır.
Tavaf esnasında Hacer-i Esved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivâyetlerden, bu taşın kutsallığı sonucunu çıkararak bu uygulamayı bizzat Hacer-i Esved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir.
Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrahim’in (as) ve Resûl-i Ekrem’in (sas) hatırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî hâlleri, zahirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir.
Hacer-i Esved’le ilgili olarak Hz. Ömer’in “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı (sas) seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim.” şeklindeki sözü de bu yaklaşımı desteklemektedir.
Tavaf mahalli tenha olur ve Hacer-i Esved’e yaklaşmak mümkünse öpülür; öpme imkânı bulunamaması hâlinde bu sünnet uzaktan eller kaldırılıp, “Bismillahi Allahu ekber” denilerek selâmlamakla yerine getirilmiş olur.
İzdiham olması hâlinde Hacer-i Esved’i öpmek için başkalarına eziyet etmek, kadın erkek sıkışık hâlde bulunmak caiz değildir. Hacer-i Esved’e dokunamamak hiçbir surette tavafta bir eksikliğe sebep olmaz.
HACERÜLESVED - الحجر الأسود
el-Hacerü’l-esved terkibi Arapça’da “siyah taş” anlamına gelir. Yerden 1,5 m. kadar yükseklikte bulunan, yaklaşık 30 cm. çapında ve yumurta biçimindeki bu taşın siyaha yakın koyu kırmızı renkte olması sebebiyle böyle adlandırıldığı anlaşılmaktadır.
HACERÜLESVED NEREDEN GELMİŞTİR?
Kaynaklar, Hacerülesved’in Hz. İbrâhim tarafından Kâbe’nin inşası esnasında tavafın başlangıç noktasını belirlemek amacıyla yerleştirildiği konusunda ittifak etmekle birlikte bu taşın menşei, tarihçesi ve mahiyeti hakkında, birçoğu zayıf isnatlara dayanan, bazıları aynı zamanda sembolik bir anlam taşıyan çeşitli rivayetler nakledilmiştir.
Bu rivayetlerde umumiyetle Hacerülesved’in cennetten indirildiği, Nûh tûfanı sırasında Ebû Kubeys dağında korunduğu ve Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşası esnasında oradan getirilerek yerine konulduğu ifade edilmektedir.
İslâmiyet’ten önce Araplar’ın Hacerülesved’e ayrı bir önem ve kutsiyet atfetmeleri ve onu âdeta Kâbe’nin kutsiyetinin sembolü saymaları, bu taşın Hz. İbrâhim’den itibaren devam edegelen hac ve tavaf ibadetinin önemli bir öğesi olmasının yanı sıra bu dönemde Araplar arasında özellikle taşlara ve bu taşlardan yapılmış putlara tapınma âdetiyle de bağlantılı olmalıdır. Nitekim bu husus bir kısım Batılı araştırmacıyı, Hacerülesved’in Araplar’ın eski bir putundan arta kalan bir parça olabileceği tarzında yanlış bir kanaate sevketmiştir.
HACERÜLESVED'İN KORUNMASI
Kâbe’nin zaman içinde sel ve yangın gibi çeşitli âfetlere, ayrıca insanların saldırılarına mâruz kalmasının sonucunda Hacerülesved’de bazı hasarlar ve parçalanmalar meydana gelmiş, ancak her defasında bu parçalar büyük bir titizlikle yerlerine yapıştırılarak korunmaya çalışılmıştır.
İslâm’dan önceki dönemde Huzâalılar tarafından Mekke’den çıkarılan Cürhümlüler’in sakladığı Hacerülesved, uzun süren aramalardan sonra bulunarak tekrar yerine konmuştur.
Hz. Muhammed (sas) henüz otuz beş yaşında iken Kâbe’nin Kureyşliler tarafından yeniden inşası sırasında Hacerülesved’in yerine yerleştirilmesi hususunda kabileler arasında anlaşmazlık çıkmış, bu şerefli görevi hiçbir kabile diğerine bırakmak istememişti. Bunun üzerine Kureyşliler’in en yaşlısı Ebû Ümeyye b. Mugīre’nin teklifiyle belirlenen bir yöntem sonunda hakem kabul edilen Hz. Muhammed (sas), Hacerülesved’i bir örtü içine koyarak bütün kabile reislerinin iştirakiyle kaldırmış, yerleştirileceği yerin hizasına gelince de bizzat kendisi bu görevi yerine getirmişti.
Abdullah b. Zübeyr döneminde (683-692) çıkan bir yangında üç parçaya ayrılan Hacerülesved, parçaları birbirine yapıştırılarak gümüş bir mahfaza içine alınmış, daha sonra yıpranan bu mahfaza 189 (805) yılında Hârûnürreşîd tarafından takviye ettirilmiştir. 317’de (930) Karmatî lideri Ebû Tâhir el-Cennâbî Mekke’de yaptığı katliam ve yağma sırasında Hacerülesved’i yerinden sökerek Hecer’e götürmüştür. Böylece Kâbe uzun bir süre Hacerülesved’siz kalmış, ancak hacılar tavaf esnasında Hacerülesved mevcutmuş gibi bulunduğu yeri istilâm ederek tavaflarını yapmışlardır. Nihayet bir rivayete göre Fâtımî Halifesi Mansûr-Billâh’ın emriyle, diğer bir rivayete göre ise Abbâsî Halifesi Mutî‘-Lillâh’ın 30.000 dinar fidye ödemesi üzerine Hacerülesved Mekke’ye getirilerek (339/950-51) yerine yerleştirilmiş ve gümüş mahfazası tamir edilerek yenilenmiştir.
Daha sonra Hacerülesved’i çalma veya ondan bir parça koparma yönünde birçok teşebbüs olmuşsa da bunlar engellenmiş veya koparılan parçalar özenle yerine monte edilmiştir.
Bu taşa ait küçük bir parça Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bir hadım ağası tarafından İstanbul’a getirilmiş ve türbe kapısının üst tarafına konulmuştur. İbrâhim Rifat Paşa’nın naklettiğine göre Hacerülesved 1290’da (1873), ortasında 27 cm. çapında yuvarlak bir açıklığın bulunduğu gümüş bir mahfaza içine alınmış olup (Mirʾâtü’l-Ḥaremeyn, I, 264) bu açıklık sayesinde taşa dokunulmasına imkân sağlanmıştır. 1932 yılında bir Afganlı Hacerülesved’den bir parça koparmış, ancak yakalanarak idam edilmiştir.
TAVAF'IN HACERÜLESVED'TEN BAŞLAMASI
Hanefî mezhebine ve İmam Mâlik’e göre tavafa Hacerülesved’den başlanması sünnet, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleriyle Hanefî fakihi Muhammed b. Hasan’a göre ise şarttır.
Birinci grup, Kur’ân-ı Kerîm’de hac ve tavaftan söz eden âyetlerde (el-Bakara 2/125, 158; el-Hac 22/29) bu yönde bir hükmün bulunmayışından hareket ederken ikinci gruptaki fakihler bu konuda, Hz. Peygamber’in hac ibadetinin kendisinin yaptığı gibi yapılması yönündeki genel emrini (Müsned, III, 318; Müslim, “Ḥac”, 310) esas alırlar.
HACERÜLESVED'İ SELAMLAMA (İSTİLAM)
Fakihler, Resûl-i Ekrem ve ashaptan rivayet edilen uygulamalara dayanarak tavaf sırasında Hacerülesved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm) ona el ile dokunup öpmekle gerçekleştiği konusunda görüş birliği içindedir.
Hacerülesved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile müstehap sayılmıştır. Fakihlerin çoğunluğuna göre, tavafın her şavtında yapılan istilâm esnasında tekbir getirilirken eller havaya kaldırılır, Mâlikî mezhebine göre ise bu gerekli değildir. Öpme veya el ile dokunma suretiyle istilâm etme imkânı bulunamadığı veya bunun zor olduğu durumlarda uzaktan işaret ederek istilâm yapılabilir. Bunu yaparken avuç içleri Hacerülesved’e doğru kaldırılır ve sanki taşa dokunuyormuş gibi hafifçe hareket ettirilir. Bu hareketin ardından tekbir getirilerek avuç içi öpülür.
Tavafta izdiham olduğu zaman Hacerülesved’in öpülmesi veya ona dokunulması için başkalarına eziyet edilmemesi gerekir. Bu durumda uzaktan işaretle istilâm etmek daha uygundur. Çünkü Hacerülesved’e dokunmak sünnet, başkalarına zarar vermekten kaçınmak ise vâciptir. Nitekim Hz. Peygamber, Vedâ haccının tavafında Hacerülesved’i elindeki değnekle işaret ederek istilâm ettiği gibi Hz. Ömer’i de insanlara eziyetten sakınarak uzaktan istilâm konusunda uyarmıştır.
Tavaf eden kişi Hacerülesved’i istilâm sırasında herhangi bir dua okuyabilir. Ancak Resûl-i Ekrem’den ve ashaptan gelen bazı rivayetlere dayanan fakihlerin çoğunluğuna göre şu duanın okunması müstehaptır:
"Bismillâhi vallāhü ekber. Allâhümme îmânen bike ve tasdîkan bi-kitâbike ve vefâen bi-ahdike ve’ttibâan li-sünneti nebiyyike Muhammedin sallallāhü aleyhi ve sellem"
بسم الله والله أكبر.
اللهم إيمانًا بك وتصديقًا بكتابك
ووفاءً بعهدك واتباعًا لسنّة نبيك محمّدٍ
صلى الله عليه وسلّم
“Allah’ın adıyla. Allah en büyüktür. Allahım! Sana inanmamın, kitabını tasdik etmemin, ahdine vefa göstermemin ve peygamberin Muhammed’in sünnetine uymamın bir işareti olarak.”
HACERÜLESVED'İN HİKMETİ ve SEMBOLİK ANLAMI
Tavafta başlama noktasını gösterme şeklindeki pratik faydası yanında Hacerülesved’in bir de sembolik anlamı olup kaynaklarda bununla ilgili birçok rivayete yer verilir.
Hz. Ali’den nakledildiğine göre Hacerülesved, bezm-i elestte Allah’ın bütün insanlardan kendisini rab olarak tanımaları yönünde aldığı sözü içinde taşımakta olup ondan, bu ahde vefa gösterenler lehinde kıyamet günü şahitlikte bulunması istenecektir.
İbn Abbas’tan rivayet edilen bir hadiste, Allah’ın kıyamet günü Hacerülesved’i getireceği ve onun da hak üzere kendisini istilâm edenlere şahitlikte bulunacağı belirtilmiştir.
Diğer bir hadiste de, “Hacerülesved’e dokunan kimse rahmanın eline dokunmuş gibidir” denilmiştir.
Kütüb-i Sitte dışındaki bazı hadis kitaplarında Hacerülesved’in yeryüzünde Allah’ın sağ eli olduğu, onun vasıtasıyla kulları ile musâfaha ettiği, Hacerülesved’e dokunanın Allah’la biat etmiş olacağı, Hacerülesved ve Rüknülyemânî’nin ahde vefa üzere kendilerini istilâm edenlere kıyamet günü şahitlik edeceği şeklinde birtakım rivayetler yer almaktadır.
Bir kısmı zayıf senedlere dayanan (Fâkihî, I, 81-97, nâşirin notları) bu rivayetlerin genelde hac, umre ve tavaf ibadetlerinin önemini, bu arada Hacerülesved’in temsilî anlamını vurgulamaya yönelik ifadeler olarak yorumlanması daha isabetli görülmektedir.
Hacerülesved istilâm edilirken okunan duada da onun bu sembolik anlamına işaret vardır. Süheylî, aslında beyaz olan Hacerülesved’in işlenen günahlar yüzünden karardığına dair hadisi yorumlarken Hacerülesved’de saklı ahdin insanın tevhide dayanan aslî fıtratı olduğunu, her insanın bu ahd ve fıtrat üzere doğduğunu belirtir ve Hacerülesved’in kararması ile, ahde ve fıtrata aykırı davrananların bu ahdin mahalli olan kalplerinin kararması arasındaki benzerliğe dikkat çeker.
Hacerülesved’in Kâbe’de meydana gelen yangınlar veya Câhiliye devrinde müşriklerin sürdükleri kan sebebiyle karardığına dair görüşler de bulunmaktadır.
Abdullah b. Ömer’in naklettiğine göre Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerülesved’in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Ömer’in de ağladığını görünce şöyle demiştir: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür”. Hz. Ömer’in de Hacerülesved’le ilgili olarak, “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim” dediği bilinmektedir.
Diğer bir rivayette ise Hz. Ömer’in Hacerülesved’i öptüğü ve, “Resûlullah’ı seni öperken görmeseydim seni öpmezdim” dediği kaydedilmektedir. Hz. Ömer bu sözü, insanların putlara tapmaktan yeni kurtuldukları bir dönemde Hacerülesved’i istilâmı putperestlikle karıştırmalarını önlemek ve bu iki davranışın mahiyet ve gaye bakımından birbirinden farklı olduğunu anlatmak için söylemiş olmalıdır.
Tavaf esnasında Hacerülesved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivayetlerden, bu taşın kutsallığı veya Kâbe’nin kutsiyetini temsil ettiği şeklinde bir sonuç çıkarmak ve bu uygulamayı bizzat Hacerülesved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir. Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrâhim’in ve Resûl-i Ekrem’in hâtırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî halleri zâhirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir.
23 Adımda Hac İbadetinin Yapılışı
Hac sıradan bir seyahat etkinliği değil başından sonuna bir ibadet yolculuğudur.
Her ne kadar meşakkatli bir seyahat olsa da Yüce Allah onu bize kolaylaştıracak ve pek çok manevi hazinelere; af ve mağfirete erişmemize vesile kılacaktır. Her şeyden önce nasıl bir nimet ile karşı karşıya olduğumuzun farkında olmalı, samimi bir niyetle hayatımızın bu en önemli dönemecine heyecan ve aşkla hazırlık yapmalıyız.
Bu ibadete manevi olarak hazır olmak elbette çok önemlidir. Ancak maddi hazırlıklarımızı da ihmal etmemeli, hac ibadetinin amacına, sembolik anlamlarına ve bize kazandırması gereken haslet ve özelliklere dair bilgi sahibi olmalıyız.
Maddi hazırlıklarımızın başında hiç şüphesiz hac ibadetinin fıkhi boyutu hakkında yeterli miktarda bilgi sahibi olmak gelir.
Bu yazıda haccın nasıl yapılacağını, adım adım ve kısaca tarif etmeyi arzu ediyoruz. Öncelikle bu kutlu yolculuğu bizlere nasip eden Allah’a hamd, Medine’sinde bulunma, mescidinde namaz kılma bahtiyarlığını elde edecek olduğumuz Hz. Peygamber’e salat ve selamlar olsun.
Hac; Mekke’de bulunan Kâbe-i Muazzama, Safa-Merve, Arafat, Müzdelife ve Mina, olmak üzere kutsal mekânlarda Peygamber (sas) Efendimiz’in öğrettiği şekilde yerine getirilir.
Hac maksadı ile Beytullah’ı ziyaret edenler, edası açısından üç türlü hac yapma imkânına sahiptir.
Bunlar;
1. İfrad Haccı; Hac aylarında sadece hac yapmak üzere ihrama girilip umresiz yapılan hacdır.
Bu hacca bir hac mevsiminde; ifrat haccı niyetiyle ihrama girildikten sonra umre yapılmadan sadece hac yapıldığı için “tek yapma” anlamında ifrad denilmiştir.
2. Kıran Haccı; Aynı yılın hac aylarında umre ve hac için ihrama girip önce umre yapan, ihramdan çıkmadan haccı eda eden kimse kıran haccı yapmış olur.
Bu çeşit hacca; bir hac mevsiminde iki ibadeti (umre ve haccı) birleştirdiği için kıran denilmiştir.
3. Temettu Haccı; Aynı yılın hac aylarında önce umre için ihrama girip umreyi yaptıktan sonra ihramdan çıkıp, sonra Arafat’a çıkmadan önce hac için tekrar ihrama girip hac yapan kimse temettu haccı yapmış olur.
Hac yolcusu, bir hac mevsiminde umre yaptıktan sonra ihramdan çıkıp ihram yasaklarından bir müddet kurtulduğu ve bu esnada ihramlı iken yasak olan şeylerden yararlandığı için bu hacca, “faydalanma” anlamında temettu denilmiştir.
Türkiye’den hac yolculuğuna çıkan müminler genellikle temettü haccı yapmaktadırlar.
Bu sebeple burada doğrudan Mekke’ye gidecek ve temettü haccına niyetlenecek olan hac yolcuları için önce umrenin, ardından da haccın yapılışı ele alınacaktır. İlk varış yeri Medine olan hac yolcuları da, Medine’den Mekke’ye hareket etmeden önce otellerde aşağıda anlatılacak olan ihram hazırlıklarını yaparlar ve kafile başkanının yönlendirmesine göre hareket ederler.
ADIM ADIM HAC İBADETİ
1. Adım: Umre’ye Hazırlık
Hac yolcusu müftülüklerce düzenlenen hac hazırlık kursları ile kafile başkanlarınca düzenlenen tanışma ve bilgilendirme toplantılarına katılır.
Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürlüğünce hazırlanıp sosyal medya mecralarında istifadeye sunulan eğitici paylaşımları takip eder, kendisine verilen yazılı ve görsel materyallerden istifade eder.
Ailesi, akrabası ve komşuları başta olmak üzere iletişim kurduğu herkesle helalleşir.
Umre niyeti ile ihrama girmeden önce, gerekli vücut temizliğini yapar, saç - sakal tıraşı olur, bıyıklarını düzeltir, tırnaklarını keser ve mümkünse boy abdesti, değilse namaz abdesti alır, vücuduna güzel koku sürer. İhrama girmeden önce yapılan gusül, temizlik maksadıyla yapıldığından adetli kadınlar da boy abdesti alabilirler.
2. Adım: İhram Elbisesine Bürünme ve İhram Namazı
Kafile uçuş programına göre doğrudan Cidde Havalimanına uçup Mekke’ye gidecek olan hac yolcuları, Türkiye’de havalimanlarında; önce Medine ziyaretini gerçekleştirip akabinde Mekke’ye gidecek yolcular ise Medine’de otellerinde ihram elbiselerine büründükten sonra Medine-Mekke yolu üzerindeki Âbâr-ı Ali Mescidi’nde (Zü’l-Huleyfe) ihrama girerler.
Erkekler ihram için, atlet, külot, çorap, elbise ve ayakkabılarını çıkarırlar. İzâr ve ridâ adı verilen iki parça ihram örtüsüne bürünürler.
İhramlı iken topukların ve aşık kemiklerinin açık olması gerektiğinden bu kısımları kapatmayan bir terlik giymelidirler.
Bele kemer bağlamada, sırta çanta almada ve şemsiye kullanmada bir sakınca yoktur.
Kadınlar için özel bir ihram örtüsü yoktur. Elbise ve ayakkabılarını çıkarmazlar, başlarını açmazlar, eldiven giyebilirler, ancak yüzlerini örtmezler. Adetli olan hanımlar da niyet ederek telbiye getirip ihrama girerler. Bu halde bulundukları süre boyunca ihram yasakları devam eder. Namaz ve Kâbe’yi tavaf etme dışında haccın bütün menasikini yerine getirirler. Özel durumlarının bitiminde tavaf ve sa’y’lerini yaparak ihramdan çıkarlar.
Hac yolcuları, kerahet vakti değilse ihramın sünneti niyeti ile iki rekât ihram namazı kılarlar. Namazın birinci rekâtında Fatihâ’dan sonra “Kâfirûn” sûresini, ikinci rekâtında ise Fatihâ’dan sonra “İhlâs” sûresini okurlar ve umre için niyet ederler.
3. Adım: Umre’ye Niyet ve Telbiye
İhrama, niyet etmek ve telbiye getirmek suretiyle girilir. İhram için
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهَا لِي وَ تَقَبَّلْهَا مِنِّي
” Allah’ım! Umre yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur.” diyerek niyet edilir ve telbiye getirilir.
Telbiye şu şekilde söylenir:
لَبَّيْكَ اَللّٰهُمَّ لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ وَ النِّعْمَةَ لَكَ وَ الْمُلْكَ، لَا شَرِيكَ لَكَ
“Buyur Allah’ım buyur! Buyur, senin hiçbir ortağın yoktur. Buyur, şüphesiz her türlü övgü, nimet, mülk ve hükümranlık sana mahsustur. Senin ortağın yoktur” (Ebû Dâvûd, Menâsik, 27; No: 1812. II, 404. Tirmizî, Hac, 13. No: 825. III; 187.)
Bundan sonra ihram yasakları da başlamış olur. Mekke’ye varıncaya kadar vasıtalara binişte ve indiği yerde, kafilelerle karşılaştığında, şehirlere girdiğinde, akşam - sabah, gece - gündüz, yürürken - otururken, yatarken, ayakta iken, inişte - yokuşta, mekân değiştikçe ve farz namazların arkasından her fırsatta yüksek sesle telbiye, tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife söyleyerek yolculuğuna devam eder.
Kadınlar telbiye, tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife’yi yüksek sesle söylemezler.
Telbiyeyi her söyleyişte üç defa tekrarlamak, sonra tekbir, tehlîl ve salavât-ı şerife okumak müstehaptır.
Mekke’ye yaklaşıp Harem bölgesine girince “Allah’ım! Burası senin haremindir, emin kıldığın yerdir. Beni cehenneme girmekten koru. Kullarını dirilttiğin gün beni azabından güvende kıl, beni dostlarından ve itaatkâr olanlardan eyle” diye dua eder.
4. Adım: Umre Tavafı
Hac yolcusu; Mekke’de otele yerleşip dinlendikten sonra mümkünse boy abdesti, değilse normal abdest alır, kafile başkanının ilan edeceği uygun bir saatte otel lobisinde buluşularak umre tavafı yapmak üzere Mescid-i Haram’a topluca hareket edilir. Yolda tekbir, tehlil, telbiye ve salavat-ı şerife getirmeye devam eder. Tevazu ve huşu ile Mescid-i Haram’a girer.
Beytullah’ı görünce telbiyeye son verir ve üç defa tekbir ve tehlil getirir ve ilgili duayı ya da bildiği başka duaları da okuyabilir.
Haceru’l - Esved hizasına gelir, yönünü Haceru’l - Esved’e döner ve Ka’be’yi kalp tarafına alır.
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ طَوَافَ الْعُمْرَةَ فَيَسِّرْهُ لِي وَ تَقَبَّلْهُ مِنِّي
"Allah’ım Umre tavafı yapmak istiyorum. Bunu bana kolaylaştır ve kabul eyle" şeklinde umre tavafına niyet ettikten sonra ellerini omuz hizasına kadar kaldırıp بِسْمِ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَكْبَرُ “Bismillahi Allahu Ekber” diyerek Haceru’l - Esved’i selamlar; tekbir, tehlil ve tahmîd getirerek tavafa başlar ve 7 defa dönerek tavafı sonlandırır.
Tekbir, Tehlil, Tesbih Duaları <<<< Tıklayınız
Her bir dönüşe şavt denilir. Tavafa Haceru’l-Esved hizasından başlanıldığı gibi, her bir şavt mutlaka Haceru’l-Esved hizasında bitirilir. Her şavtta Haceru’l - Esved’i ve Rüknü Yemânî’yi uzaktan بِسْمِ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَكْبَرُ “Bismillahi Allahu Ekber” diyerek istilamda bulunur. Haceru’l - Esved’i istilam, sünnet, Rükn-i Yemânî’yi istilam ise müstehaptır. Rükn-i Yemânî öpülmez, diğer köşeler de istilam edilmez. Kalabalık değilse ve kimseye eziyet vermeyecekse Haceru’l - Esved’i öper, kalabalık ise sadece selamlar. Zira istilam, sünnet, insanlara eziyet vermek ise günahtır.
Tavaf esnasında Kur’an-ı Kerim’de geçen ve Hz. Peygamber’den rivayet edilen duaları veya bildiği diğer duaları okuyabileceği gibi yüksek olmayan bir ses tonuyla tekbir ve tehlil getirebilir ya da Kur’ân okur.
Tavafın ilk dört şavtı farzdır. Tavaf cünüp, adetli ve nifas halinde yapılmaz. Tavafı abdestli, Kâbe’yi kalp tarafına alarak, Haceru’l - Esved hizasından başlayıp Hatîm’in dışından dolanarak, avret yerleri örtülü, güç ve takatın yetmesi halinde yürüyerek yapmak ve şavtları yediye tamamlamak vaciptir. Bu sayılanlardan biri terk edilirse dem cezası gerekir.
Sonunda sa’y yapılacak tavafların ilk üç şavtında erkekler koşmaksızın çalımlı ve süratli bir şekilde yürürler ki buna remel denir. Remel yapılan tavaflarda ihram elbisesinin üst kısmı sağ koltuk altından geçirilip sol omuz üzerine atılır, bu şekilde sağ kol ve omuz açıkta bırakılır. Buna ıztıba denilir ve tavaf sona erince ıztıba da sona erer. Tavaf alanında izdiham varsa remel yapılmaz. Zira remel yapacağım diye insanlara eziyet vermek kesinlikle doğru olmaz. Kadınlar ızdıba ve remel yapmazlar.
Tavaf mümkün olduğunca huşu içerisinde yapılır. Dünyevî işlere dair konuşmalara yer verilmez. Tavaf esnasında bol bol dua edilir ve tavafın ardından Mültezem’de ve Hatîm’de duaya devam edilir. Hac yolcularına verilen tavaf duaları kitabındaki dualar okunabileceği gibi, kişi içinden geldiği şekilde de dua edebilir.
Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi, tavafı bırakıp abdest alarak kaldığı yerden tavafa devam eder; dilerse baştan başlayarak yeniden de yapabilir.
5. Adım: Tavaf Namazı
Tavaf yedi şavta tamamladıktan sonra mümkünse Makam-ı İbrahim’in arkasında, değilse uygun bir yerde iki rekât tavaf namazı kılınır. Tavaf namazında birinci rekâtta Fatiha’dan sonra Kâfirûn, ikinci rekâtta ise Fatiha’dan sonra İhlas suresini okunur. Bu namazı kılmak vaciptir. Namazdan sonra şu duanın okunması müstehaptır: “Allah’ım burası senin beldendir. Şu da Mescid-i Haram ve saygın evindir. Ben de senin kulunum. Buraya senin rızanı kazanmak için geldim. Sen de bunu bana lutfettin. Beni bağışla ve bana merhamet et. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin.”
Duadan sonra zemzem içilir ve Haceru’l - Esved’in hizasına gelip istilâm edilir.
6. Adım: Umrenin Sa’yi
Hac yolcusu, tavafın ardından Umre’nin sa‘yini yapmak üzere Safa’ya gider. Koşmak, hızlı yürümek anlamına gelen “Sa’y”, terim olarak, hac ve umrede Kâbe’nin doğu tarafındaki Safa Tepesi’nden başlayarak Merve’ye dört gidiş, Merve’den Safa’ya üç dönüş olmak üzere bu iki tepe arasındaki gidiş-gelişe denir. Sa’yin geçerli olması için geçerli bir tavaftan sonra yapılması gerekir.
Safa’da yönünü Kâbe’ye döner, tekbir, tehlil, tesbih ve salat-ü selam getirir, ellerini açıp dua eder, sonra,
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أَسْعَى مَا بَيْنَ الصَّفَى وَالْمَرْوَةَ سَبْعَةَ أَشْوَاطٍ سَعْيَ الْعُمْرَةِ لِلّٰهِ تَعَالَى
“Allah’ım! Senin rızan için Safa ile Merve arasında yedi şavt olarak umrenin sa’yini yapmaya niyet ediyorum” diyerek sa’y yapmaya niyet eder.
Sa’yi yedi şavt olarak Safa’da başlayıp Merve’de bitirir.
Sa’y esnasında Kur’an-ı Kerim’de geçen ve Hz. Peygamber’den rivayet edilen duaları veya bildiği başka duaları okur ve yüksek olmayan bir ses tonuyla tekbir ve tehlil getirir veya Kur’ân okur. İki yeşil ışık arasında kısa adımlarla koşarak, canlı ve çalımlı yürümek anlamına gelen “Hervele”yi yapar.
Sa’yi tamamlayınca Merve’de dua eder.
Umrenin sa’yi vaciptir. Terk edilirse dem cezası gerekir. Sa’yin ilk dört şavtı rükün, yediye tamamlamak ise vaciptir. Ayrıca gücü yetenlerin sa’yi yürüyerek yapmaları da vacip olduğundan gücü yettiği halde sa’yi tekerlekli sandalye ile yapmak dem cezası gerektirir.
Kadınlar adetli iken tavaf yapmazlar. Adet hallerinin bitiminde gusül alarak bu tavafı yaparlar. Ayrıca tavafta ıztıbâ ve remel, sa’yda ise hervele yapmadıkları gibi, tekbir, tehlil ve telbiye’de seslerini yükseltmezler.
7. Adım: Tıraş Olup İhramdan Çıkış
Hac yolcusu, sa‘yi tamamladıktan sonra, berberde veya otelde saçlarını tamamen kestirir ya da kısaltır, böylece ihramdan çıkar ve normal elbiseleri giyerek umre ibadetini tamamlamış olur. Kadınların ihramdan çıkmak için saçlarının ucundan bir parmak boğumu kadar kesmeleri yeterlidir. Saçı tıraş etme veya kısaltma yerine, sakalı tıraş etmek veya kısaltmakla ihramdan çıkılmış olunmaz.
Bu görevleri yerine getiren kadın - erkek her hac yolcusu, temettu haccının ilk bölümü olan umre görevini ifa etmiş olur. Bundan sonra kafilenin yapacağı programlara göre hareket eder ve hac için Arafat’a çıkmayı bekler.
Kıran haccı yapanlar umreden çıkmazlar, ihram yasaklarına riayet etmeye devam ederler.
8. Adım: Arafat Öncesi Yapılacaklar
Umresini yapan hac yolcuları, Arafat’a çıkacağı terviye gününe (Arefe gününden önceki gün; Zilhicce’nin sekizinci günü) kadar Mekke’de vaktini ibadetle geçirir. Beş vakit namazını Mescid-i Haram’da cemaatle kılmaya gayret eder. Vaaz ve irşat programlarını takip eder. En önemlisi de bol bol nafile tavaf yapar.
Nafile tavaf, normal kıyafetlerle yapılır ve akabinde sa’y yapılmaz. Nafile tavaf yapmak, nafile umre yapmaktan daha faziletlidir.
Zamanı boşa harcamak, gereksiz yere çarşı pazarda gezinmek veya otelde oturup vakit öldürmekten sakınılmalıdır.
9. Adım: Hac İhramına Giriş
Temettu haccı yapmak üzere gelen ve umresini tamamlayan hac yolcusu, Terviye günü “Umreye Hazırlık” başlığı altında zikrettiğimiz ihram hazırlıklarını yapar.
İki rekât ihram namazı kılar,
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ الْحَجَّ فَيَسِّرْهُ لِي وَتَقَبَّلْهُ مِنِّي
“Allah’ım! Haccetmek istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve kabul buyur.” diyerek hacca niyet eder ve telbiye getirir.
Telbiye şu şekilde söylenir:
لَبَّيْكَ اَللّٰهُمَّ لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ وَ النِّعْمَةَ لَكَ وَ الْمُلْكَ، لَا شَرِيكَ لَكَ
“Buyur Allah’ım buyur! Buyur, senin hiçbir ortağın yoktur. Buyur, şüphesiz her türlü övgü, nimet, mülk ve hükümranlık sana mahsustur. Senin ortağın yoktur.” (Ebû Dâvûd, Menâsik, 27; No: 1812. II, 404. Tirmizî, Hac, 13. No: 825. III; 187.)
Böylece hac ihramına girer ve ihram yasakları yeniden başlamış olur. Kafile başkanının ve din görevlilerinin bilgisi dâhilinde arzu edilmesi halinde ve vakit de müsait olursa nafile bir tavaftan sonra haccın sa’yi yapılabilir. Bayramın birinci günü büyük şeytana (Akabe Cemresi) taş atıncaya kadar her fırsatta telbiye, tekbir, tehlîl ve salavât getirmeye devam eder.
11. Adım: Arafata Çıkış
Terviye günü kafile başkanının talimatları ve ilanları çerçevesinde belirlenen saatte otel lobisinde buluşulur. Kafileye tahsis edilen otobüslerle doğrudan Arafat’a çıkılır. Yol boyunca, telbiye, dua ve zikir ile meşgul olunur.
Arafat’a varınca her kafile kendisine ayrılan çadıra yerleşir. Çadıra yerleşimde mahremiyet ölçülerine ve cemaatle namaz kılmaya uygun olarak erkek hacıların ön tarafta, kadın hacıların arka tarafta olmasına ve iki bölüm arasının çarşaf vb. şeylerle örtülmesine dikkat edilir.
12. Adım: Arafat Vakfesi
Arafat, Mekke’nin 21 km. doğusunda, Tâif dağ yolu üzerinde ova görünüşünde düz bir alandır. Haccın en önemli rüknü olan vakfe burada yapılır.
Hac yolcusu, Arefe günü (9 Zilhicce) Arafat’ta, abdestli bulunmaya özen gösterir. Öğle vaktine kadar çadırlarda, vaktini namaz kılarak, Kur’ân okuyarak, dua, zikir ve tövbe ederek geçirir. Ayrıca irşat çadırından yapılan vaaz ve irşat programını dinler ve dualara iştirak eder.
Öğle vakti yaklaşınca abdestsiz ise abdest alarak namaza hazırlanır. Öğle namazını öğle vaktinde ikindi namazı ile birlikte kafiledeki hocaların nezaretinde, cem-i takdim ile kılar. Namazdan sonra irşat çadırından yapılan yayın ile birlikte Arafat’ta bulunan tüm hac yolcularımız; ayakta kıbleye dönerek Arafat Vakfesi yapar ve dua eder.
Ardından güneşin batmasına kadar Arafat’ta kalır, vaktini ibadetle geçirir. Güneş battıktan sonra Müzdelife’ye hareket eder.
Akşam namazını Arafat’ta veya yolda kılmaz.
Kafileler, merkez çadırından kendileri için anons yapılmadan çadırlarından ayrılmazlar. Kafile başkanı ve din görevlisi hocalarımızın talimatları doğrultusunda toplu halde hareket ederler.
13. Adım: Müzdelife Vakfesi
Müzdelife, Harem sınırları içinde Arafat ile Mina arasında kalan bir bölgenin adıdır. Hac yolcuları, Müzdelife’ye ulaşınca verilen talimatlara göre uygun bir yere yerleşir. Yatsı vakti girince akşam ve yatsı namazlarını yatsı vaktinde cemaatle cem-i te’hir ile kılar ve kafiledeki hocalarımızın nezaretinde Müzdelife vakfesini ayakta yaparak dua eder.
Müzdelife vakfesinin zamanı; bayramın birinci günü fecr-i sadık yani tan yerinin ağarmaya başlamasından güneşin doğmasına kadar olan süredir. Mâlikî mezhebine göre ise arefe günü akşamı güneşin batışından bayram sabahı fecr-i sadığa kadar olan süre içerisinde Müzdelife vakfesi yapılabilir. Günümüzde hacı sayısının çok fazla olması Müzdelife’de konaklama imkânını zorlaştırdığından Başkanlığımız Malikî mezhebinin görüşünü esas alarak Mina’ya intikalin uygun bir vakitte gerçekleştirilmesini temin etmektedir.
Mina’ya intikalden önce şeytana atılacak taşlar toplanır. Birinci gün Akabe Cemresi’ne atılacak yedi taşın buradan toplanması müstehaptır. Diğer taşlar harem bölgesi sınırları içerisinde olmak kaydıyla başka bir yerden de toplanabilir.
Birinci gün akabe cemresine atılmak üzere 7, ikinci gün küçük, orta ve büyük cemrelere atılmak üzere yedişerden 21, üçüncü gün küçük, orta ve büyük cemrelere atılmak üzere yedişerden 21 olmak üzere toplam 49 taş toplanır. İzdihamdan dolayı bayram günlerinde Mina’da gecelenmediği için 4. gün şeytan taşlanmayacağından bu gün için taş toplanmaz.
Müzdelife’den yaya olarak Mina’ya hareket edilir.
14. Adım: Mina’da Şeytanı Taşlama
Mina, Müzdelife ile Mekke arasında Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Mina’da şeytanın taşlandığı “Cemerat” diye anılan üç yer vardır.
a. “Cemre-i Suğrâ” (Küçük Cemre): Mescid-i Hayf tarafındadır. Bu cemreye halk arasında “Küçük Şeytan” denir.
b.“Cemre-i Vustâ” (Orta Cemre): Mekke cihetinde Küçük Cemreden sonra 150 m. mesafede yer alır. Bu cemreye halk arasında “Orta Şeytan” denir.
c. “Cemre-i Akabe” (Büyük Cemre): Mina’nın Mekke istikametindeki sınırında yer alır. Bu cemreye halk arasında “Büyük Şeytan” denir.
Cemrelere taş atmanın zamanı, kurban bayramı günleridir. Bu günlerin ilkine “Yevm-i Nahr” (Kurban Kesme Günü), kalan üç güne ise “Eyyam-ı Teşrik” (Teşrik Günleri) denir. İlgisi nedeniyle bu günler, “Eyyam-ı Mina” (Mina Günleri) olarak da anılır.
Müzdelife’den ayrılan hac yolcuları, Mina’da Cemarat mevkiine geçer. Bayramın birinci günü, sadece büyük şeytan denilen Akabe Cemresi’ne yedi taş atılır. Bu taşların atılma zamanı; Hanefilere göre, fecr-i sadıktan itibaren başlar, ikinci gün, fecr-i sadığa kadar devam eder. Bu zaman diliminde taşlar atılmazsa dem cezası gerekir.
İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed’e göre, vaktinde atılamayan taşlar, bayramın 4. günü güneş batımına kadar kaza şeklinde atılabilir ve bundan dolayı ceza da gerekmez.
Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre, Akabe Cemresi’ne taş atma gece yarısından itibaren başlar, bayramın 4. günü güneşin batmasına kadar devam eder. Bu günlerde atılması gereken taşlar bayramın dördüncü günü güneş batımına kadar atılsa caiz olur, herhangi bir ceza da gerekmez.
Günümüzde izdihamdan dolayı bayram günlerinde Müzdelife’den Mina’ya Malikî mezhebinin görüşüne dayanılarak gece yarısından önce ya da sonra intikal yapılabildiği gibi, Mina’ya varıldığında şeytan taşlama için fecr-i sadığı beklemek yerine Şafiî ve Hanbelî mezheplerinin görüşü esas alınarak gece yarısından sonraki bir vakitte de yapılabilmektedir. Bundan dolayı hac yolcuları, kafile başkanının yönlendirmesine göre uygun bir zamanda Akabe Cemresi’ne gider ve yedi taş atar.
Nohut büyüklüğündeki taşlar, sağ elin başparmağı ve işaret parmağı uçları ile tutulur, kol fazla kaldırılmadan ortadaki büyük sütuna isabet ettirecek şekilde fırlatılır.
Her bir taş fırlatılmadan önce okunacak dua
بِسْمِ اللهِ اَللهُ أَكْبَرُ رَغْمًا لِلشَّيْطَانِ وَ حِزْبِهِ . اَللّٰهُمَّ اجْعَلْهُ حَجًّا مَبْرُورًا وَ ذَنْبًا مَغْفُورًا وَ سَعْيًا مَشْكُورًا وَ عَمَلًا صَالِحًا مَقْبُولًا وَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ . اَللهُ أَكْبَرُ ، اَللهُ أَكْبَرُ ، لَٓا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ ، اَللهُ أَكْبَرُ وَ لِلهِ الْحَمْدُ
"Allah’ın adıyla! Allah büyüktür! Kahrolsun şeytan ve taraftarları!
Allah’ım Haccımızı kabul eyle. Günahlarımızı bağışla. Çabamızı karşılıksız bırakma. Amellerimizi salih ve makbul eyle. Onları bitmez tükenmez bir kazanca dönüştür.
Allah büyüktür. Allah büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah büyüktür. Allah büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur."
denilir. İlk gün diğer iki cemreye taş atılmaz.
Taş attıktan sonra Akabe Cemresi’nin yanında beklenmeksizin oradan uzaklaşılır. Duayı yürürken yapar.
Akabe Cemresi’ne ilk taşın atılmasıyla telbiyeye son verilir.
Şeytan taşlama görevini sağlığı yerinde olan kimsenin bizzat kendisinin yapması gerekir. Hastalar vekalet ile attırabilirler.
15. Adım: Kurban Kesmek
Hac yolcuları, büyük şeytana atılan taşlardan sonra oteline intikal ederek istirahata çekilir. Hac yolcularının kurbanları özel bir organizasyon ile vekâleten kesilmekte olup kurbanların kesildiği haberi kafile başkanlarına bildirilir.
Bu kesilen kurban; kıran ve temettu haccı yapanların kesmeleri gereken hedy kurbanıdır.
Hedy kurbanı ile hacla ilgili adak ve ceza kurbanlarının Harem sınırları dışında kesilmesi geçerli olmaz. Şayet böyle bir şey yapılmışsa bu kurbanların Harem bölgesinde yeniden kesilmesi gerekir.
16. Adım: Tıraş Olup İhramdan Çıkmak
Peygamber Efendimiz (sas) veda haccında bayram sabahı Akabe Cemresi’ni taşladıktan sonra Mina’ya dönmüş kurbanlarını kesmiş, sonra tıraş olmuştur. Aynı gün Kabe’ye gitmiş ziyaret tavafını yapmıştır. Taş atma, kurban kesme ve tıraş olma menâsiki arasında Peygamber Efendimizin takip ettiği sıraya uymanın vâcip veya sünnet oluşu konusunda müctehitler farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Şeytan taşlama, kurban kesme ve tıraş olma görevleri arasında sıraya uymak cumhura göre sünnet, sadece Ebû Hanîfe’ye göre vaciptir.
Günümüzde kurbanlar vekaleten kestirildiğinden bu üç görev arasındaki tertibe uyulması hacılarımız için meşakkate neden olmaktadır. Bu itibarla şeytan taşlama ve tıraş olma arasındaki sıraya uymak yeterlidir.
Büyük şeytanı taşlayan hac yolcusu, saç tıraşı olur veya saçını kısaltır ve böylece ihramdan çıkmış olur. Cinsel ilişki dışındaki diğer ihram yasakları sona erer. Bu duruma “Birinci Tehallül” denilir.
17. Adım: Ziyaret Tavafı
Ziyaret tavafının bayramın birinci, ikinci günü yada üçüncü günü güneş batımından önce yapılması uygun olur. Ancak mazereti sebebiyle bu günlerde yapamayanların ömürlerinin sonuna kadar yapabileceklerine yönelik müctehitlerin fetvası vardır.
Peygamberimiz ile birlikte hac yapan sahabeden, menâsikin tertibi ve yapılışıyla ilgili farklı uygulamalar olduğu bir vakıadır. Hz. Peygamber’in, şeytan taşlamadan ziyaret tavafını yapan ve kurban kesmeden tıraş olan kimselerin yaptıklarını onaylaması bunun bir örneğidir.(Buhârî, Eymân ve’n-Nüzur, 15. No: 6173.)
Hac yolcusu, bayramın birinci günü şeytan taşlama ve tıraş olma görevlerini yaptıktan sonra aynı gün imkân olursa, Mekke’ye intikal edip farz olan ziyaret tavafını yapar. Umre tavafında da anlatıldığı gibi, Kabe’ye, Haceru’l - Esved’in hizasına gider ve 7 şavttan oluşan tavafını yapar. İmkan bulamazsa da diğer iki gün içerisinde yapmaya gayret eder
Tavafa,
اَللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ طَوَافَ الْحَجِّ فَيَسِّرْهُ لِي وَ تَقَبَّلْهُ مِنِّي
“Allah’ım! Haccın tavafını yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve onu kabul buyur” diye niyet eder. Tavafı daha önce tarif edildiği şekilde yapar.
18. Adım Tavaf Namazı ve Haccın Sa’yi
Tavafın ardından, tavaf namazını –yukarıda tarif edildiği gibi- kılar ve - önceden yapılmamışsa- Safa tepesine gider ve ََ
َللّٰهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ سَعْيَ الْحَجِّ فَيَسِّرْهُ لِي وَ تَقَبَّلْهُ مِنِّي
“Allah’ım! Rızan için Safa ile Merve arasında haccın sa’yini yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve onu kabul buyur“ diyerek niyet eder ve usulüne uygun olarak haccın sa’yini yapar.
Bu şekilde “ikinci tehallül” de gerçekleşir ve cinsel yasaklar dahil bütün ihram yasakları sona erer.
19. Adım: Cemrelere Taş Atmak
Bayramın 2. ve 3. günleri zeval vaktinden sonra sırayla Küçük, Orta ve Büyük cemrelere yedişer taş atar. Küçük ve Orta cemrelere taş attıktan sonra uygun bir yere çekilerek dua eder. Büyük Cemreye taş attıktan sonra dua etmez ve oradan hemen ayrılır.
Bu iki gün zevalden önce şeytan taşlama yapılmaz. Yapılmış ise zevalden sonra yeniden atılır.
Bundan sonra Mekke’den ayrılacakları güne kadar ibadet, tavaf, zikir, dua ve Kur’an okuma ile meşgul olurlar.
20. Adım: Veda Tavafı
Mekke’den ayrılmadan önce veda niyetiyle yapılan son tavafa, “Veda Tavafı” denir. Hac ve umreye dair bütün görevleri yerine getiren her hac yolcusu, Mekke’den ayrılmadan önce vedâ tavafı yapar. Bir kimse veda tavafı yapamadan Mekke’den ayrılmak zorunda kalırsa ziyaret tavafından sonra nafile tavaf yapmış ise o nafile tavaf veda tavafı yerine geçer. Veda tavafı vacip olmakla beraber, özel halleri sebebiyle veda tavafı yapamadan Mekke’den ayrılmak zorunda kalan kadınlar için herhangi bir ceza gerekmez.
Böylece hac görevi tamamlanmış olarak Medine üzerinden gelen hacılar memleketlerine, direk Mekke’ye gelen hacılar ise Medine’ye gider.
Medine-i Münevvere’de Yapılacaklar
Detaylar için tıklayınız
Ravza-i Mutahhara ne demektir? Ravza-i Mutahhara neresidir?
Ravza-i Mutahhara'daki sütunlar ne anlama gelmektedir?
21. Adım: Hz. Peygamber’in Kabrini Ziyaret
Peygamber Efendimiz (sas); “Kim hac yapar da ölümümden sonra kabrimi ziyaret ederse, beni hayatımda ziyaret etmiş gibi olur.” (Beyhakî, V. 403.) buyurmuştur. Bu sebeple hac görevini yapmak üzere kutsal topraklara yolculuk yapan her bir hac yolcumuz, kafile uçuş programına göre hac öncesi veya sonrasında bu ziyareti de gerçekleştirir.
Peygamber Efendimiz’i (sas) ziyarete giden kimse, mescidini ziyaret etmeye niyet eder ve bununla Allah’ın rızasını kazanmayı amaçlar.
Yolculuğu esnasında her zamankinden daha çok salat-ü selam getirir. Medine’ye yaklaşıp Mescid-i Nebi’yi ve civarını görünce salat-ü selamı daha da artırır ve dua eder.
Otele yerleştiğinde mümkünse gusül abdesti alır, temiz elbiseler giyer, güzel koku sürer. Kafile başkanı ve din görevlisi hocalarımız nezaretinde toplu halde Mescid-i Nebevi’ye hareket edilir. Mescide ulaşıldığında dua edilir. Sağ adım önce atılarak tevazu ve saygı ile içeriye girilir. Kerahet vakti değilse iki rekât tahiyyetü’l-mescid namazı kılınır.
Sonra sıraya geçerek kabri şerife doğru ilerlenir. Sanki Rasûlullah hayattaymış gibi kemal-i edeble hareket edilir ve duasının kabul edileceğini umarak: “Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allah’ın Resülü, Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey Allah’ın Habibi, Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun ey alemlere rahmet olarak gönderilen” diye selam verir ve dua eder. Kendisi vasıtasıyla Rasûlullah’a selam gönderilmiş ise; “Ya Rasûlullah! Filanca kişinin sana selamı var, Allah katında kendisi için şefaatçi olmanı istiyor; ona ve bütün müslümanlara şefaat eyle” diye selamı iletir.
Peygamberimize (sas) sağlığında nasıl saygı göstermek gerekiyor idiyse, vefatından sonra da aynı şekilde saygılı davranmak gerekir. Onun mescidinde ve kabr-i şerifinin yanında yüksek sesle konuşulmaz, başkalarına rahatsızlık verilmez, kabrin yanına fazla yaklaşılmaz, duvarlarına el ve yüz sürülmez, sırt veya göğüs ile duvarlarına yaslanılmaz, etrafında tavaf edilmez.
Dua, salât ve selamdan sonra, biraz ilerleyerek Hz. Ebubekir’e (r.a.) “Allah’ın selamı üzerine olsun ey Allah Resülü’nün halifesi. Allah’ım ondan razı ol, derecesini yükselt, makamını mübarek kıl, mükafatını bol eyle.” diye selam verip dua edilir.
Ardından biraz daha ilerleyerek Hz. Ömer’e (ra.) “Allah’ın selamı üzerine olsun ey müminlerin emiri. Allah’ım ondan razı ol, derecesini yükselt, makamını mübarek kıl, mükafatını bol eyle.” diye selam verip dua edilir.
22. Adım: Ravza-i Mutahhara’da Namaz Kılmak
Hz.Peygamberin (sas) kabrinin (evinin) bulunduğu yer ile minber arasında kalan yere “Ravza-i Mutahhara” adı verilir.
Bu alan hac yolcuları için oldukça önemlidir. Çünkü Hz. Peygamber (sas): “Evimle minberimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir, minberim de (Kevser) Havuzumun üzerindedir” (Buhârî, Fadlü’s-Salâti Fî Mescid-i Mekka ve’l-Medîne, 1) buyurmuştur. Bu açıdan her bir hac yolcusu, yeşil halılarıyla diğer alanlardan ayrılan bu bölümde imkan dahilinde namaz kılmalıdır.
Hanımların Ravza Ziyareti
Kabe’deki uygulamadan farklı olarak Mescid-i Nebevi’de bayanların ve erkeklerin giriş kapıları birbirinden farklıdır. Kafileden sorumlu Kadın İrşat görevlileri ziyaret saati hakkında hanımlara duyuru yapmaktadır. Ravdevu sistemi ile olan ziyaret için muhakkah kafile ile toplu hareket edilmelidir.
Hz. Peygamberi ziyaret etmek için hanımların bayanlara ayrılan bölümden yani 25 veya 29 nolu kapılardan içeri girmeleri gerekmektedir. (Ziyaret kapı saati için din görevlinizden bilgi alınız.)
Kapıdan içeri girmeden önce bayan Arap görevliler tarafından çanta ve üst-baş araması yapılır. Bu tedirginliğe neden olmamalıdır.
Ravza ziyareti esnasında Arap görevlileri Ravza ziyareti yapmak isteyen hac yolcularını ülkelerine göre farklı yerlerde oturturlar. Her bir ülke hacısı ayrı ayrı gruplar halinde ziyarete alınırlar. Bu esnada mescitte bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı görevlilerinin de yönlendirme ve talimatlarına dikkat edilmelidir.
Çok yaşlılar ve engelli arabasıyla ziyarete gelenler ayrı yerden içeriye alınırlar. Peygamber Efendimizin (sas) huzurunda olunduğunun şuuru ile hareket edilmeli, biran evvel Ravza’ya ulaşmak için koşturmacalara, birbirini incitecek davranışlara meydan verilmemelidir. Salavat çekilip, dualar edilmelidir.
23. Adım: Medine Günlerinin Değerlendirilmesi ve Medine’den Ayrılış
Medine’yi ziyaret eden kimse, Medine’de kalındığı sürece bu mübarek beldenin azameti, İslamiyet açısında taşıdığı önem, Hz. Peygamberin (sas) hayatındaki yerini daima göz önünde bulundurur. Kainatın Efendisinin hicret yurdu olan bu topraklarda onun yaşadığı örnek hayatın hatırasını yaşamaya çalışır. Bu dünya hayatında Rasulullah’a komşu olmanın huzur ve mutluluğu içerisinde olur. Böyle bir fırsatın bir daha ele geçemeyeceği düşüncesi ve bilinci ile hareket eder.
Bundan dolayı beş vakit namazı mutlaka Mescid-i Nebevi’de kılmaya çalışır, imkân oldukça oruç tutmaya gayret eder, bu müstehaptır. Her fırsatta tasaddukta bulunur.
Medine’de bulunan Uhud Şehitliği, Kuba Mescidi, Kıbleteyn Mescidi, Yedi Mescitler, Baki Kabristanlığı vb. ziyaret yerlerini ziyaret eder. Bu ziyaretler din görevlilerinin rehberliğinde gerçekleşmektedir.
Medine‘den ayrılma vakti gelen ziyaretçi, bu mekanlara yeniden kavuşma ümidi ve niyazıyla Mescid-i Nebi‘de iki rekat namaz kılar, buralara tekrar gelebilme ümidiyle dua eder.
Hac ile İlgili terimler ve anlamları
Âfâkî ne demektir?
Mekke'nin etrafındaki "mîkat" denilen noktaların sınırladığı bölgenin dışında ikâmet eden kimselerdir.
Arafat ne demektir?
Mekke'nin yaklaşık 25 km. güney doğusunda (yaya 6 saat mesafede) Harem sınırları dışında bir bölgenin adıdır. Haccın iki rüknünden biri olan "Vakfe" Zilhicce'nin 9'uncu günü burada yapılır. "Cebel-i rahme" denilen tepe de buradadır. Burada bulunan Nemire Mescidi'nin güney kısmı, Arafat bölgesinin dışında kalır.
Bedel ne demektir?
Bedel başkası adına hacceden, vekîl olarak hacca gönderilen kimse demektir.
Bedene ne demektir?
Deve ve sığır cinsinden olan kurbana "bedene" adı verilir.
Cem-i Takdim ne demektir?
İkincisinin henüz vakti girmeden, iki vakit namazı birlikte kılmaktır. Hac'da Arafe günü Arafat bölgesinde, öğle ile ikindi namazını, öğle vakti içinde birlikte kılmak sünnettir.
Cem-i Tehir ne demektir?
Birincisinin vakti çıktıktan sonra, iki vaktin namazını birlikte kılmaktır. Hac'da, bayram gecesi Müzdelife'de akşam ve yatsı namazlarını yatsı vakti girdikten sonra birlikte kılmak vâciptir.
Cemreler ne anlama gelmektedir?
Mina'da birbirine birer ok atımı uzaklıkta "3" taş kümesi (cemre) vardır. Bunlar: Akabe Cemresi (Cemre-i Akabe veya Cemre-i Kübrâ): Halk arasında "Büyük Şeytan" denir. Orta Cemre (Cemre-i Vüstâ): Halk arasında "Orta Şeytan" denir. Küçük Cemre (Cemre-i Ûla): Halk arasında "Küçük Şeytan" denir. Şeytan taşlama, (remy-i cimâr) bu üç cemre'ye yapılır.
Cinâyet ne demektir?
Hac'da cezâyı gerektiren fiil ve davranışlara "cinâyet" denir.
Dem ne demektir?
Koyun ve keçi cinsinden olan kurbana "dem" adı verilir.
Fevât ne demektir?
Süresi içinde Arafat vakfesine yetişememek, vakfenin vaktini kaçırmak demektir.
Fidye ne demektir?
İbadette yapılan kusur ve noksanların tamamlanması için ödenen cezâlara "fidye" denir.
Hac ne demektir?
Belirli zamanda Kâbe'yi ve etrafındaki bir kısım kutsal yerleri usûlüne uygun olarak ziyâret etmek ve buralarda yapılması gereken diğer menâsiki yerine getirmektir.
Hac Ayları
Hac menâsikinin başladığı ve devâm ettiği aylardır ki ŞEVVAL ve ZİLKADE ayları ile ZİLHİCCE'nin ilk on günüdür. Bu aylardan önce ihrâma girmek kerâhetle câiz ise de, haccın diğer menâsikini yapmak câiz değildir.
Hac Günleri (Eyyâmü’l-hac)
Eyyâm-ı malûmat (Belirli günler): Zilhicce'nin ilk 10 günüdür. Terviye, Arafe ve kurban günleri bunlardandır.
Eyyâm-ı madûdât (Sayılı günler)
Beş vakit namazın farzlarından sonra "tekbir" alınan günlerdir. Arefe günü (9 Zilhicce) sabahından bayramın dördüncü (13 Zilhicce) gününe kadar 5 gündür. Bunlara "Eyyâm-ı Teşrîk" (Teşrik tekbirlerinin alındığı günler) de denir. Yevm-i Terviye (Terviye günü): Zilhicce'nin 8'nci günüdür. Hacıların, bu gün sabah namazını Mekke'de kılıp güneş doğduktan sonra Mina'ya çıkmaları ve geceyi Mina'da geçirmeleri sünnettir. Terviye "suya kandırmak" veya "gördüğü rüyâ üzerinde düşünmek" demektir. Mina'da su olmadığından, hacılar kendilerini ve hayvanlarını iyice suya kandırdıktan sonra Mekke'den çıktıkları veya Hz. İbrahim gördüğü rüya üzerinde bugün düşündüğü için, bu güne "Terviye günü" denir. "Hz. İbrahim, oğlu İsmail'i kurban kesmekle ilgili rüyâsını o gece görmüş, Terviye günü bu rüyâ üzerinde düşünmüş, ertesi Arefe günü bunun sâdık rüya olduğunu anlamış, bayram günü de Hz. İsmail'i kurban etmeye teşebbüs etmiş olduğu" rivayet edilir.
Yevm-i Arefe (arefe günü): Zilhicce'nin 9'uncu günüdür. Haccın en önemli rüknü olan "vakfe" Arafat denilen bölgede bu gün yapılır.
Yevm-i Nahr (Kurban kesme günü): Zilhiccenin 10'uncu günüdür. Eyyâm-ı Nahr (Kurban kesme günleri): Zilhiccenin 10, 11, 12'inci günleridir. Hacılar bu günlerde "Mina" da bulunduğundan bunlara "Eyyâm-ı Mina" (Mina günleri) de denir.
Eyyâm-ı Teşrîk (Teşrik günleri): Zilhiccenin 11, 12 ve 13'üncü (bayramın 2, 3 ve 4'üncü) günleridir. 5 vakit namazın farzlarından sonra teşrik tekbirlerinin alındığı Arefe sabahından, bayramın 4'üncü günün akşamına kadar olan 5 güne de denir.
Eyyâm-ı Mina (Mina günleri): Mina'da şeytan taşlama (reym-i cimâr) menâsikinin yapıldığı günlerdir.
Haccın Edâ Şekilleri: Edâ edilişi itibariyle hac "üç" kısımdır.
1. İfrad haccı: Umresiz yapılan hactır. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayarak sadece hac menâsikini ifâ edenler. "İfrad haccı" yapmış olurlar.
2. Temettu haccı: Aynı yılın hac aylarında umre ve haccı ayrı ayrı ihramlarla edâ etmektir. Hac ayları girdikten sonra umre yapıp ihrâmdan çıkan, daha sonra memleketlerine dönmeden yeniden ihramlanarak hac menâsikini de edâ eden kimseler, "temettu haccı" yapmış olurlar.
3. Kıran haccı: İkisine birden niyetlenerek, umre ve haccı bir ihramda birleştirmektir. Hac ayları içinde önce umre yapıp, ihramdan çıkmadan (aynı ihram ile) hac menâsikini de edâ eden kimseler, "kıran haccı" yapmış olurlar.
Haccın Kısımları: Hükmü itibariyle hac, farz, vâcib ve nâfile olmak üzere "üç" kısımdır.
1. Farz olan hac: Belirli şartları hâiz olan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları gereken hacdır. Bu şartların neler olduğu yerinde açıklanacaktır.
2. Vâcip olan hac: Üzerine farz veya vacip olmadığı halde, bir kimsenin adayarak üzerine vacip kıldığı hacdır. Başladıktan sonra bozulan nâfile haccın, kazasıda vâciptir.
3. Nâfile hac: Farz olan hac edâ edildikten sonra, ikinci, üçüncü defa yapılan hac nâfile olduğu gibi, haccetmekle yükümlü olmayan çocuk veya kölenin yapacağı hac da nâfile olur.
Hacer-i Esved ne demektir?
18-19 cm. kutrunda, kırmızımsı, esmer, parlak bir taştır. Kâbe inşa edilirken Hz. İsmail tarafından Ebû Kubeys dağından getirilen bu mübârek taş, tavafa başlanacak yere işâret olmak üzere, hâlen bulunduğu köşeye konulmuştur. Tavafa başlarken, her şavtın sonunda ve sa'ye başlarken bu taşı istilâm etmek sünnettir; Hz. Ömer: "Çok iyi biliyorum ki sen, faydası da zararı da olmayan bir taş parçasısın. Eğer Rasûlüllah (sas)'ın öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim" demiştir.
Halk ve Taksir ne demektir?
"Halk", saçların dipten tıraş edilmesi; "taksîr" ise saçların kısaltılması, demektir.
Harem Bölgesi ne anlama gelmektedir?
Mekke ve etrafında bitkileri koparılmamak ve hayvanları avlanmamak üzere sınırları belirlenmiş bölgeye "Harem" denir. Bu sınırların dışında kalan yerlere ise "Hıll" denir. Harem bölgesinin sınırları, Cibril (a.s)'ın göstermesiyle Hz. İbrahim tarafından belirlenmiş, bu sınırları gösteren işâretler Rasûllah (sas) tarafından yenilenmiştir. Harem bölgesinin Mekke'ye en uzak sınırı Cidde istikametindeki "Hudeybiye"; en yakın sınırı ise Medine istikametindeki "Ten'im" dir. Harem bölgesinde ikamet edenler, umre için ihrama girmek üzere, genellikle Ten'im'e gittiklerinden buraya "Umre"; buradaki camiye de "Umre Mescidi" denilmektedir.
Hatîm ve Hicr-i Kâbe ne demektir?
Kâbe'nin kuzey batı duvarı (Rükn-i Irâkî ile Rükn-i Şâmî arası)'nın karşısında, zeminden 1 m. kadar yüksek 1,5 m. kalınlığında yarım daire şeklinde bir duvar vardır ki, buna "Hatîm"; bu duvar ile Beytüllah arasındaki boşluğa "hıcr" (Hıcr-i Kâbe, Hıcr-i İsmail veya Hatîra)" denir. Hıcr-i Kâbe'de namaz kılınır, dua edilir, fakat kıble olarak buraya karşı namaz kılınmaz. Hz. İbrahim'in yaptığı Kâbe binasına bu kısım da dâhildi. Peygamberimizin nübüvvetinden 5 yıl kadar önce Kâbe'nin Kureyş kabilesi tarafından yapılan tâmiri sırasında inşaat malzemesi yetmediği için, bu kısım binanın dışında bırakılmıştır. Hz. İsmail ile annesi Hâcer'in buraya defnedilmiş oldukları rivayet edilir. Kâbe'ye dâhil olduğu için, tavafın, bu duvarın dışından yapılması vâciptir. Kâbe üzerine yağan yağmur sularının aktığı "Altın Oluk" (Mizâb-ı Kâbe), Beytullah'ın bu kısma bakan duvarının üst kenarının ortasında bulunur.
Hedy ne demektir?
Harem bölgesinde, hacla ilgili olarak kesilen kurbanlara "Hedy" denir.
Hervele ne demektir?
Sa'yın her şavtında Safâ ve Merve adlı tepeler arasındaki vâdî tabanına inildiğinde, yeşil ışıkla işâretli sütunlar arasında, erkeklerin sür'atli, çalımlı ve canlı yürümeleridir. Erkekler için sünnettir. Kadınlar "hervele" yapmazlar.
Hıll nedir?
Harem bölgesi ile mîkat sınırları arasında kalan yerlere "Hıll" denir.
Iztıba ne demektir?
Ridâ'nın bir ucunu sağ koltuk altından geçirip sol omuz üzerine atmak, böylece sağ omuz ve kolu ihram'ın dışında bırakmaktır. Remel yapılması gereken tavafların bütün şavtlarında "ıztıba" sünnettir. Tavaf bitince omuz örtülür; tavaf namazı, omuz örtülü olarak kılınır. Remel yapılan tavaflar dışında hiçbir zaman ıztıba yapılmaz.
İhram ne demektir?
Hac ve Umre niyetiyle, diğer zamanlarda helâl olan bir kısım fiil ve davranışları, kişinin kendisine belirli bir süre için harâm kılması demektir. Bu esnada erkeklerin büründükleri "ridâ ve izâr" denilen iki parça örtüye de halk arasında "ihram" denilmektedir. İhram niyyet ve telbiye ile olur.
İhram Namazı nedir? Nasıl kılınır?
İhrama girmeden önce iki rek'at namaz kılmak sünnettir. Bu namazın ilk rek'atında "Kâfirûn", ikinci rek'atında da "İhlas" sûrelerinin okunması efdâldir.
[related-posts id="25551" color="bg-primary"][/related-posts]
İhram Yasakları:
hramlı iken yapılması cezayı gerektiren fiil ve davranışlardır. (Tırnak kesmek, elbise giymek...gibi)
[related-posts id="25560" color="bg-danger"][/related-posts]
İhsâr ne demektir?
Hac veya umre için ihrama girmiş olan kimsenin, düşmanın engel olması veya hastalık gibi bir sebeple hac ve umreyi yapamadan ihramdan çıkmak zorunda kalmasıdır.
İstilâm ne demektir?
Hacer-i esved'i selamlamak demektir. Tavafa başlarken, tavaf esnâsında her bir şavtı tamamlayıp hizâsına geldikçe ve sa'ye başlanacağı zaman, Hâcer-i esved'i istilâm sünnettir. Bunun için, Hâcer-i esved'e dönüp, namaza durur gibi tekbir ve tehlil ile eller kulak hizâsına kadar kaldırılır. "Bismillâh, Allâh-ü Ekber" denilerek, üzerine konulur ve eller arasından Hâccer-i esved öpülür. İzdiham sebebiyle yaklaşılamazsa, avuçların içi Kâbe'ye çevrilmiş halde, eller aynı şekilde kaldırılıp, üzerine konuluyormuş gibi karşıdan işâret edilerek Hâcer-i esved selâmlanır ve sağ elin içi öpülür.
İzâr nedir?
Belden aşağıya dolanan peştemal gibi örtüye "izâr" denir.
Kâbe ne anlama gelmektedir?
Allah'a ibâdet olunmak üzere, yeryüzündeki ilk yapılan binâ Kâbe'dir. Kâbe, Mescid-i Harâm'ın ortasında duvar uzunlukları 11-12 m. arasında değişen yaklaşık 13 m. yüksekliğinde, taştan yapılmış dört köşe bir binadır. Üzeri, her sene hac mevsiminde yenilenen siyah bir örtü ile örtülür. Köşelerinde çapraz olarak iki hat geçtiği düşünülürse, bu hatların uçları yaklaşık olarak dört aslî yönü gösterir. Bu köşelerden herbirinin ayrı ismi vardır: Doğu köşesine "Rükn-i Hâcer-i Esved" veya "Rükn-i Şarkî", güney köşesine "Rükn-i Yemânî", batı köşesine "Rükn-i Şâmî", Kuzey köşesine de "Rükn-i Irakî" denir.
Kâbe kapısı ve Mültezem ne demektir?
Kâbe'nin kuzey doğu duvarında (Rükn-i Hacer-i Esved ile Rükn-i Irakî arasında) zeminden 2 m. kadar yükseklikte, "Kâbe kapısı" vardır. Bu duvarın, Rükn-i Hâcer-i Esved ile kapı arasında kalan kısmına "Mültezem" denir. Makam-ı İbrahim ile zemzem kuyusu da, Kâbe'nin bu cihetinde (kuzey-doğu duvarı karşısında) bulunurlar.
Keffaret ne demektir?
İşlenen cinâyet karşılığında ödenmesi gereken cezâ demektir. Oruç, sadaka veya kurban olabilir.
Kuba Mescidi
Medine-i Münevvere'ye yaya bir saat mesâfede Kûba köyündedir. Hicret esnâsında bizzat Rasûlüllah (sas) tarafından yaptırılmış ve Kur'ân-ı Kerim'de "Takvâ Mescidi"diye isimlendirilmiş olan mescidin yerinde bulunmaktadır. Rasûlüllah (sas) Medine'de olduğu zamanlarda her Cumartesi bu mescidi ziyaret eder ve namaz kılardı.
Makam-ı İbrahim
Hz. İbrahim'in Kâbe'yi inşa ederken iskele olarak kullandığı veya halkı hacca dâvet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Mümkün olursa tavaf namazının burada (Makam-ı İbrahim'in arkasında) kılınması efdaldir.
Mekkî ne anlama gelmektedir?
Mekke'de ve mîkat sınırları içinde ikâmet edenlerdir.
Menâsik nedir?
Hac ve umre ile ilgili fiil ve ibadetlerden her birine "nüsük" veya "mensek" denir. Bunun çoğulu "menâsik" tir. Hac ve umre ile ilgili işler ve ibâdetler demektir.
Mes’â nedir?
Safâ ile Merve arasında sa'y yapılan yere "Mes'â" denir.
Mescid-i Harâm
Mekke'de ortasında Kâbe'nin bulunduğu câmi-i şeriftir. Buna "Harem-i Şerif" de denir."Harâm" denilmesinin sebebi, ihtirâm ve saygı vâcip olduğu içindir. Kendisine karşı saygısızlık câiz olmadığı için, Mekke'ye de "Belde-i Harâm" denilir. Bir Hadîs-i Şerif'te: "Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Harâm hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan efdâldir. Mescid-i Harâm'da kılınan bir namaz da sâir mescitlerde kılınan yüzbin namazdan efdaldir." buyurulmuştur.
Mescid-i Hayf
Mina'da Cemre-i Ûla'nın güneyinde bulunan câmidir.
Mescid-i Nebi
Medine-i Münevvere'de içinde Rasûlüllah (s.a)'in kabr-i seâdetinin bulunduğu câmi-i şerftir. Buna "Mescid-i Seâdet" de denir. Bizzat Rasûlüllah (s.a) tarafından yaptırılmış, daha sonra muhtelif târihlerde genişletilmiş ve yenilenmiştir. Bir hadis-i şerifte: "Benim şu (Medîne'deki) mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke'deki) Mescid-i Harâm dışında diğer mescitlerde kılınan bin namazdan (sevâp cihetinden) daha hayırlıdır." buyurulmuştur.
Mescid-i Nemire
Arafat bölgesinde, kuzey-batı tarafı Urene vâdisi sınırları içinde bulunan camidir. Urene vâdisi sınırları içinde kalan kısmında vakfe câiz değildir.
Meş’ar-i Haram
Müzdelife'de Kuzeh dağı üzerinde bir tepedir. Zirvesinde silindir biçiminde "Mîkade" denilen ışıkla aydınlatılmış bir taş vardır. Müzdelife'de yapılan vakfenin Meş'ar-i Harâm yakınında yapılması sünnettir.
Metaf nedir?
Kâbe'nin etrafında tavaf edilen yere "Metaf" denir.
Mevsim ne demektir?
Haccın edâ edildiği zamana "Mevsim" denir. Zilhicce'nin ilk on günü kasdedilir.
Mîkat ne demektir?
Doğrudan harem bölgesine veya Mekke'ye gelen âfâkîlerin ihramsız geçemeyecekleri sınırları belirleyen noktalardır.
Mina ne demektir?
Müzdelife ile Mekke arasında, Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Büyük, Orta ve Küçük Cemreler buradadır. Bayram günleri "şeytan taşlama" denilen "remy-i cimâr" burada yapılır. Hac ile ilgili kurbanlarda genellikle burada kesilir.
İzâb-ı Kâbe (Altınoluk)
Kâbe'nin üzerine yağan yağmur sularının dışarıya akmasını sağlayan altından yapılmış oluktur. Hatîm'in karşısında olan duvar'ın üst orta kısmındadır.
Muhrim ne demektir?
İhrâma giren kimseye ihramlı olduğu sürede "muhrim" denir.
Müzdelife ne demektir?
Arafat ile Mina arasında Harem sınırları içinde bir bölgenin adıdır. Müzdelife'de vakfe yapmak vaciptir. "Muhassir vâdisi" dışında, Müzdelife'nin her yerinde vakfe yapılabilir. "Meş'ar-i Harâm" yakınında yapılması sünnettir.
Ravza-i Mütahhare
Mescid-i Nebî'nin Rasûlüllah (s.a) Efendimizin kabr-i seâdetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısımdır. 10 m. genişlik 20 m. uzunlukta 200 metrekarelik pek mübârek bir mahaldir. Bir hadis-i şerifte: "Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir." Buyrulmuştur. Halk arasında Rasûlüllah (s.a)'in kabr-i seâdetelerine de "Ravza-i Mütahhare" denilmektedir.
Remel ne demektir?
Erkeklerin, tavafın ilk üç şavt'ında; kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve sür'atli yürümeleridir. Müteâkiben sa'y yapılacak tavaflarda "remel" sünnettir. Sonunda sa'y yapılmayacak tavaflarda remel yapılmaz.
Remy-i Cimâr (Şeytan Taşlamak)
Mina'da "Cemre" adı verilen taş kümelerine ufacık taşlar atmak demektir. Hac'da bayram günlerinde Mina'da "Akabe, Orta ve Küçük Cemre" adı verilen, üç Cemre'ye usulüne göre ufacık "7" şer taş atmak vaciptir.
Ridâ ne demektir?
Belden yukarıya örtülen havlu ve benzeri örtüye "ridâ" denir.
Sa’y ne demektir?
Safâ ile Merve arasında gidip gelmektir. Safâ'dan Merve'ye "4" gidiş, Merve'den Safâ'ya "3" dönüş olmak üzere "7" şavt'tan ibârettir. Bütün tavaflardan sonra sa'y yapmak gerekmez. Hac ve umre için sadece birer defa sa'y yapılır.
Sâfa ve Merve ne demektir?
Mescid-i Haram'ın doğusunda yaklaşık 350 m. aralıklı iki tepedir. Güneyindeki Safâ, kuzeyindeki ise Merve'dir. Sa'y bu iki tepe arasında yapılır.
Şavt nedir?
Tavafta: Hacer-i Esved'den başlayıp, tekrar aynı yere gelinceye kadar, Kâbe'nin etrâfını bir defa dolaşmaktır. "7" şavt, bir tavaf olur Sa'y'de: Safâ'dan Merve'ye gidiş ve Merve'den Safâ'ya dönüşlerden herbirine "şavt" denir.
Tatavvu ne demektir?
Farz ve vâcip olmadığı halde, fazla sevap için nâfile olarak yapılan ibadetlere "tatavvu" veya "nafîle" adı verilir.
Tavaf nedir?
Hâcer-i esved köşesinden başlayarak Kâbe'nin etrafını usulüne göre yedi defa dolaşmaktır. Devirlerden her birine "şavt" denir.
Tavaf Namazı
İster farz, ister vâcib, ister sünnet veya nâfile olsun, bütün tavaflardan sonra iki rek'at namaz kılmak vaciptir. Ancak, haccın veya tavafın vâcibi değil, -vitir namazı gibi- müstakil bir vaciptir. Bu sebeple, terki cinâyet sayılmaz ve maddî bir ceza gerektirmez. Kerâhet vakti değilse, tavaf bitince, ara vermeden hemen kılmak efdaldir. Daha sonra hatta memleketine döndükten sonra kılmakla da vâcip edâ edilmiş olur; fakat gereksiz olarak geciktirmek mekruhtur. Tavaf namazının "Makam-ı İbrahim"in arkasında kılınması müstehaptır. Orada mümkün olmazsa, sırası ile Hıcr'de Altınoluk'un altında, veya Hıcr'ın herhangi bir yerinde yahut Harem-i Şerif'in uygun bir yerinde kılınır. Bu yerlerden hiç birinde kılınamamışsa, Harem bölgesinde kılınabilir. Harem bölgesi dışında kılınmakla da vâcip eda edilirse de sevap ve fazileti az olur. İhram namazında olduğu gibi bu namazın da ilk rek'atında Fatiha'dan sonra "Kâfirûn", ikinci rek'atında Fâtiha'dan sonra "ihlâs" sûrelerinin okunması efdaldir.
Tavaf’ın Nevileri Kudüm Tavafı
Mekke'ye geliş tavafı demektir. İfrad veya kıran haccı yapan âfâkîler için sünnettir. Sâdece umre veya temettu haccı yapanlar ile mîkat sınırları içerisinde bulunanlar, kudûm tavafı yapamazlar. Ziyâret tavafı: Buna "ifâza tavafı" da denir. Hac'da farz olan tavaf budur. Arafat vakfesinden sonra yapılır. Vedâ tavafı: "Sader tavafı" da denir. Mîkat sınırları dışından gelen hacıların ziyâret tavafından sonra Mekke'den ayrılırken son defa yaptıkları tavaftır. Umre tavafı: Sâdece umre yapmak üzere Mekke'ye gelenler ile temettü veya kıran haccı yapanların Mekke'ye geldiklerinde ilk yapacakları tavaftır. Bu tavaftan sonra umrenin sa'yi yapılacağından, ıztıba ve ilk üç şavt'ta remel de yapılır. Nezir (adak) tavafı: Herhangi bir sebeple tavaf etmeyi adayan kimsenin, nezrini yerine getirmesi vaciptir. Bunun için, bir zaman belirlemişse, belirlediği zamanda; belirlememişse, dilediği zamanda yapar. Tahiyyetü'l-mescid tavafı: Tahiyyetü'l-mescid namazı yerine, Mescid-i Harama her ne zaman gidilse hürmeten ve mescidi selamlamak için yapılan nâfile tavaftır. Üzerinde başka tavaf olmayanlara müstehaptır. Başka tavaf yapılırsa, bunun yerini tutar. Nâfile (tavavvu) tavaf: Mekke'de bulunan süre içinde, hacla ilgili olarak yapılması gereken tavaflar dışında, fırsat bulundukça ve arzu edildikçe yapılan tavaflardır. Afâkilerin, nâfile tavaf yapmaları, Mescid-i Hâram'da nâfile namaz kılmalarından efdaldir. Hac mevsimi dışında, Mekke'liler için de hüküm aynıdır. Diğer ibâdetlerde olduğu gibi, niyet edilip başlanılan nâfile bir tavafın bitirilmesi vâcip olur. Hac'la ilgili tavaflar: kudûm, ziyaret ve vedâ tavaflarından ibârettir.
Tehallül ne demektir?
İhramdan çıkmak, yani ihram yasaklarının sona ermesi demektir. Hac ve umre için ihrama giren kimse, belirli menâsiki edâ ettikten sonra tıraş olarak ihramdan çıkar. Belirli menâsik tamamlanmadıkça tıraş olmakla ihramdan çıkılamayacağı gibi, menâsik tamamlandıktan sonra da tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmış olmaz.
Tehlîl ne demektir?
(Lâ ilâhe illa'llâhü vahdehû lâ şerike leh, lehü'l mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr) "Allah'tan başka kulluk edilecek hiçbir ilâh yoktur. Tektir, eşi ve ortağı yoktur. Mülk O'nun, hamd de O'nundur. O herşeye kadirdir." demektir.
Tekbir ne demektir?
(Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allâhü ekber ve li'llâhi'l-hamd.) "Allâh büyüktür, Allâh büyüktür. Allâh'tan başka kulluk edilecek hiç bir ilâh yoktur. Allâh büyüktür, Allâh büyüktür. Hamd O'na mahsustur."
Telbiye ne demektir?
Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, İnne'l-hamde ve'nni'mete leke ve'l-mülk, lâ şerîke lek. "Rabbim, dâvetine sözüm ve özümle tekrâr tekrâr icâbet ettim, emrine boyun eğdim. Rabbim senin dâvetine icâbet, boyunumun borcudur. Senin eşin ve ortağın yoktur. Rabbim, bütün varlığımla sana yöneldim. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Bütün bunlarda eşin ve ortağın yoktur senin" demektir. Telbiye yüksek sesle söylenir; hanımlar, gerek telbiye gerek diğer duâ ve zikirlede seslerini yükseltemezler. Telbiye, ihramlı bulunulduğu sürece, ayakta, oturuken, yürürken, binek üzerinde, her halde yapılabilir. Özellikle, zaman, mekân ve durumda yenilik ve değişiklik olduğunda; yokuşta, inişte, kafileye rastlanışta, namazlardan sonra, seher vakitlerinde, gece, gündüz, her fırsatta yapılmalıdır. Telbiye söylerken, her defasında üç defa tekrarlamak, sonra tekbir, tehlil ve selâvat-ı şerife okumak ve Cenâb-ı Hakk'a niyâzda bulunmak müstehaptır. Telbiye, hac'da Zilhicce'nin 10'uncu (bayramın birinci günü) Akabe Cemresi'ne taş atmağa başlamakla; umrede ise umre tavafına başlamakla son bulur, daha sonra yapılmaz. Telbiye esnasında verilen selâmı almak câiz; selâm vermek ise mekruhtur.
Udhiyye ne demektir?
Kurban Bayramın'da belirli şartları hâiz kimselerin kesmeleri vâcip olan kurbana "uhdiyye" denir.
Umre ne demektir?
Belirli zamana bağlı olmayarak Kâbe'yi usûlüne göre ziyâret etmek ve yapılması gereken diğer menâsiki ifâ etmektir.
Vakfe (Vukuf) ne demektir?
Belirli bir yerde belirli süre kalmak demektir. Hacda, Arafat ve Müzdelife denilen iki yerde vakfe vardır. Bunlardan "Arafat vakfesi" haccın rüknü olup, farzdır. "Müzdelife vakfesi" ise vaciptir.
Zemzem ne demektir?
Kâbe'nin doğusunda, Cenâb-ı Hakk'ın Hz. Hâcer ile oğlu Hz. İsmail'e ihsan ettiği suyun yerinde kazılan, mübârek kuyunun suyudur. Yeryüzündeki suyun efdalidir. Bol bol içildiği gibi abdest ve gusülde de kullanılabilir. Ancak, istincâda, necâsetlerin kullanılması mekruh görülmüşitür. Hacılar, bu sudan memleketlerine götürerek teberrük ve hayır kasdı ile ziyaretçilerine ikrâm ederler. Rasûlüllah (s.a) "Zemzem, hangi maksatla içilirse o maksat içindir" buyurmuştur. Bu sebeple, kıyâmette, hesap gününde, susuzluk çekilmemesi, dilek ve niyyeti ile içilmesi uygun olur. Özellikle veda tavafından sonra Beytullah'a karşı ayakta durup, Kâbe'ye bakarak kana kana içmek, başına ve vücuduna dökünmek sünnettir.
Zemzem içerken: (Allahümme innî es'elüke ilmen nâfiân, ve rızkan vâsian, ve şifâen min külli dâin ve sekam.) "Allah'ım! Senden faydalı ilim, bol rızık ve her türlü dert için şifâ niyâz ediyorum" diye duâ edilir.
Ziyâret ne demektir?
Görmeye gitmek demektir. Burada maksat, ihramlı olarak tavaf, sa'y ve vakfe gibi menâsiki usûlüne göre yapmaktır. Ziyâret belirli zamanda ve Arafat vakfesi ile birlikte olursa "Hac"; herhangi bir zamanda, vakfesiz olarak icrâ edilirse "Umre" adını alr. Hacca "hacc-ı ekber", umreye "Hacc-ı asğar" da denir. Arefe günü Cuma'ya rastlayan hacca, hacc-ı ekber denilmesi hatadır. Ancak, arefe günü Cuma'ya rastlayan hac daha faziletlidir.