Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Microsoft ve OpenAI arasında 500 milyar dolarlık yeni anlaşma

Bu düzenleme, OpenAI’nin kâr amacı gütmeyen bir vakıf yapısından “kamu yararına çalışan anonim şirkete” (Public Benefit Corporation – PBC) dönüşmesini sağlıyor.

Microsoft 135 milyar dolarlık hisseye sahip olacak
Yeni yapıya göre Microsoft, OpenAI Group PBC’de yaklaşık 135 milyar dolar değerinde, yani yüzde 27’lik bir paya sahip olacak. Şirket bugüne kadar OpenAI’ye 13,8 milyar dolar yatırım yapmıştı; bu da neredeyse 10 kat getiri anlamına geliyor.

Microsoft hisseleri anlaşmanın ardından yüzde 2,5 yükseldi ve şirketin piyasa değeri yeniden 4 trilyon doların üzerine çıktı.

Anlaşma 2032’ye kadar sürecek
Yeni düzenleme, iki şirketin en az 2032’ye kadar yakın iş birliği içinde kalmasını öngörüyor.
OpenAI, Microsoft’un Azure bulut hizmetlerinden 250 milyar dolar tutarında hizmet satın alacak. Buna karşılık Microsoft, artık OpenAI’ye öncelikli hizmet sağlama hakkına sahip olmayacak.

Ayrıca Microsoft, OpenAI’nin geliştireceği donanımlar üzerinde herhangi bir hak elde etmeyecek. Hatırlanacağı üzere OpenAI, Mart 2025’te Apple’ın eski tasarım şefi Jony Ive’ın kurduğu io Products girişimini 6,5 milyar dolara satın almıştı.

AGI sürecinde bağımsız denetim
Anlaşma, OpenAI’nin yapay zekânın insan düzeyine ulaştığı nokta olarak tanımlanan Genel Yapay Zekâ (AGI) seviyesine geldiğini iddia etmesi durumunda, bu iddiayı doğrulamak için bağımsız bir kurulun oluşturulmasını öngörüyor.

OpenAI Vakfı Başkanı Bret Taylor, “Kâr amacı gütmeyen yapı, ticari şirket üzerinde kontrolü elinde tutuyor. Bu sayede AGI ortaya çıkmadan önce büyük kaynaklara erişim için doğrudan bir yol açıldı” dedi.

Fon toplama kısıtlaması kaldırıldı
2019’daki Microsoft anlaşması, OpenAI’nin dış yatırımcılarla iş birliği yapmasını sınırlamış ve şirketin bulut bilişim sözleşmelerini çeşitlendirmesini zorlaştırmıştı. Yeni düzenleme, bu kısıtlamaları tamamen ortadan kaldırarak fon toplama özgürlüğü sağlıyor.

“Yenilik ve hesap verebilirlik için yeni bir dönem”
50 Park Investments CEO’su Adam Sarhan, “Yeni yapı, OpenAI’nin hem yenilik yapma hem de şeffaflık ve güvenlik konusunda daha net bir yol izlemesine olanak tanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

DA Davidson araştırma direktörü Gil Luria ise, “Bu anlaşma, OpenAI’nin kâr amacı gütmeyen statüsünden kaynaklanan belirsizlikleri gideriyor ve şirketin yatırım yol haritasını netleştiriyor” ifadelerini kullandı.

OpenAI’nin 700 milyondan fazla haftalık kullanıcısı bulunuyor. Şirketin bu yeni yapılanmayla birlikte, yapay zekâ alanındaki inovasyonlarını hızlandırması ve dış yatırımcılar için daha cazip bir konuma gelmesi bekleniyor.

Gmail kullanıcılarına acil uyarı: 183 milyon şifre sızdırıldı

Sızdırılan veriler arasında yalnızca e-posta adresleri değil, bu hesaplarla ilişkili şifreler de yer alıyor.

Uzmanlara göre bu durum, bilgisayar korsanlarının yalnızca Gmail hesaplarına değil, aynı e-posta adresleriyle bağlantılı diğer platformlara da erişim sağlamasına yol açabilir.

Nisan ayındaki saldırı yeni fark edildi
Veri sızıntısının Nisan 2025’te gerçekleştiği ancak olayın kısa süre önce Have I Been Pwned adlı veri ihlali takip sitesi tarafından fark edildiği bildirildi.

Siteyi yöneten güvenlik uzmanı Troy Hunt, sızan verilerin internetteki farklı kaynaklardan toplanarak bir araya getirildiğini açıkladı.

Have I Been Pwned platformu bugüne kadar 917 farklı veri ihlalini ve 15 milyardan fazla hesap bilgisini takip etti.

Kullanıcılar, e-posta adreslerinin veya şifrelerinin bu saldırıda yer alıp almadığını site üzerinden kontrol edebiliyor.

Hesabınız tehlikedeyse ne yapılmalı?
Uzmanlar, Gmail kullanıcılarına hesap güvenliğini sağlamak için birkaç basit önlem öneriyor:

Şifreyi hemen değiştirmek

İki aşamalı kimlik doğrulama (2FA) özelliğini etkinleştirmek

Google, iki aşamalı doğrulamada kullanıcının hesabını korumak için farklı güvenlik adımları uyguluyor.

Böylece, şifresi ele geçirilmiş bir hesaba tek başına erişim sağlanamıyor.

Siber güvenlik uzmanları, bu tür saldırıların son dönemde yapay zekâ destekli veri ihlalleri nedeniyle arttığına da dikkat çekiyor.

Elon Musk, Wikipedia’ya alternatif olarak Grokipedia’yı tanıttı

Musk, yeni platformun insanlık için “medeniyet açısından son derece önemli” bir adım olduğunu ve “evreni anlamaya giden yolda gereklilik” taşıdığını söyledi.

Musk, geçen ay iş insanı ve Trump yönetiminin yapay zekâ ile kripto danışmanı David Sacks’in önerisiyle Wikipedia’ya rakip bir proje üzerinde çalıştığını açıklamıştı. Platformun The New York Times ve NPR gibi kaynaklara sıkça atıfta bulunmasını taraflılık göstergesi olarak nitelendirmişti.

Grokipedia’da insan değil, yapay zeka denetimi var
Wikipedia’da içerikler gönüllü editörlerce oluşturulup düzenlenirken, Grokipedia’da içeriklerin “Grok” adlı yapay zekâ tarafından doğrulandığı belirtiliyor. Kullanıcılar doğrudan düzenleme yapamıyor, ancak hatalı bilgi tespiti için öneri gönderebiliyor.

Bazı Grokipedia sayfalarında, içeriğin “Wikipedia’dan uyarlanarak” oluşturulduğu ve Creative Commons Attribution-ShareAlike 4.0 lisansı altında paylaşıldığı notu yer alıyor. Ancak Musk, yıl sonuna kadar Grok’un Wikipedia’dan içerik çekmeyi bırakmasını hedeflediğini duyurdu.

Trump ve Musk sayfalarında dikkat çeken farklar
İki platform arasındaki içerik farkları dikkat çekiyor.

Donald Trump sayfasında, Grokipedia’da Trump’ın Katar’dan aldığı lüks jet veya kendi adına çıkarılan kripto para birimi gibi çıkar çatışmalarına yer verilmezken, Wikipedia’da bu konulara özel bir bölüm ayrılmış durumda.

Elon Musk sayfasında ise, Wikipedia’nın ayrıntılı şekilde yer verdiği “Ocak ayında yaptığı Nazi selamı olduğu iddia edilen el hareketi” Grokipedia’da tamamen çıkarılmış.

Wikipedia: “Bilgimiz her zaman insan ürünü olacak”
Wikimedia Vakfı, Musk’ın girişimine temkinli yaklaşarak “Wikipedia’nın bilgisi daima insan emeğinin ürünü olacak” açıklamasını yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Farklı geçmişlere sahip insanlar, ortak merak ve katılım yoluyla tarafsız ve yaşayan bir bilgi kaynağı oluşturuyor. Yapay zekâ şirketleri bile bu bilgiye dayanıyor. Grokipedia’nın var olması için bile Wikipedia’nın varlığı gerekli.”

Vakıf, geçmişte de Wikipedia’nın “alternatif sürümlerini yaratma” girişimlerinin olduğunu ancak bunların platformun misyonunu etkilemediğini vurguladı.

885 bin maddeyle başladı
Wikipedia şu anda 7,1 milyon İngilizce madde barındırırken, Grokipedia’nın başlangıçta 885 bin makaleyle yayına girdiği açıklandı. Sitenin sürümü “0.1” olarak etiketlendi; bu da gelecekte daha fazla güncellemenin yapılacağını gösteriyor.

Musk ile Wikipedia’nın karşı karşıya gelişi
Yeni proje, dünyanın en zengin insanı Elon Musk’ı, internetin en çok ziyaret edilen sitelerinden biri olan Wikipedia’yla doğrudan rekabete sokuyor.

Wikipedia, 2001’de Jimmy Wales ve Larry Sanger tarafından kurulduğundan bu yana reklamsız, kâr amacı gütmeyen bir yapı olarak faaliyet gösteriyor ve “açık iş birliğiyle insan bilgisi” vizyonunu sürdürüyor.

Sanger ise uzun süredir Wikipedia’nın “anonim editörler ve sol eğilimli içerik politikası” nedeniyle taraflı hale geldiğini savunuyor. Geçen ay Tucker Carlson’a verdiği röportajda bu eleştirilerini yinelemiş, Musk’ın yakın dostu David Sacks da röportajı sosyal medya platformu X’te paylaşmıştı.

Grokipedia, şimdilik erken erişim aşamasında olsa da, Musk’ın “yapay zekâyla bilgi üretimi” vizyonunun bir sonraki adımı olarak değerlendiriliyor.


OpenAI, şarkı ve melodiler üretebilen yapay zeka müzik aracı üzerinde çalışıyor

The Information’ın haberine göre OpenAI, ChatGPT’ye benzer şekilde çalışan ancak bu kez şarkı oluşturma odaklı bir platform kurmayı planlıyor. Kullanıcılar, bu platforma “melodik, duygusal bir film müziği üret” veya “modern R&B tarzında bir parça oluştur” gibi basit komutlar vererek müzik oluşturabilecek.

Rapor, OpenAI’nin bu proje kapsamında Juilliard School öğrencileriyle iş birliği yaptığını ve müzik verilerinin eğitimi için bu öğrencilerin katkı sağladığını aktarıyor. Henüz projenin hangi aşamada olduğu açıklanmadı.

Videolara yapay zeka ile müzik ekleme özelliği
Yeni platformun, kullanıcıların ellerindeki videolara yapay zekâ ile müzik eklemesine de olanak tanıyacağı belirtiliyor. Bu özellik, kısa videolar ve sosyal medya içerikleri üretenler için dikkat çekici bir yenilik olabilir.

Telif hakkı tartışmaları yeniden gündemde
Yapay zeka müzik üretimi son yıllarda hızla yükselirken, beraberinde yaratıcılık ve telif hakkı tartışmalarını da getiriyor.

Geçtiğimiz yıl Suno ve Udio gibi yapay zekâ müzik şirketleri, kayıtlı şarkıları izinsiz kullanarak modellerini eğittikleri iddiasıyla plak şirketlerinden telif ihlali davalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Google ve bazı müzik şirketleri ise bu tartışmaları aşmak için seslerin lisanslanması yoluyla, sanatçılardan izin alınarak yapay zekâ destekli şarkı üretiminin yasal çerçeveye oturtulması yönünde adımlar atıyor.

Yapay zeka ve müzikte yeni dönem
Uzmanlara göre OpenAI’nin bu hamlesi, müzik endüstrisinde insan yaratıcılığı ile yapay zeka iş birliğinin yeni bir döneme girdiğinin göstergesi.

Şirketin geliştirdiği aracın, hem amatör kullanıcıların hem de profesyonel sanatçıların üretim süreçlerini dönüştürmesi bekleniyor.

OpenAI, ChatGPT kullanıcılarının psikolojik risk verilerini paylaştı

OpenAI, bu oranların “son derece nadir” olduğunu vurgulasa da uzmanlar, 800 milyon haftalık kullanıcıya sahip bir platform için bu oranın yüz binlerce kişiyi kapsayabileceğini belirtiyor.

Dünya çapında 170 ruh sağlığı uzmanı görevlendirildi
Şirket, söz konusu vakaların tespitinde ve güvenli yanıt mekanizmalarının geliştirilmesinde görev almak üzere 60 ülkeden 170’in üzerinde psikiyatrist, psikolog ve pratisyen hekimle iş birliği yaptığını açıkladı.

OpenAI, bu uzmanların rehberliğinde ChatGPT’ye, kullanıcıları “gerçek dünyada profesyonel yardım almaya teşvik eden” yanıtlar verebilmesi için yeni protokoller kazandırdığını duyurdu.

Yüz binde 15’inde intihar planı sinyali
OpenAI verilerine göre, kullanıcıların yüzde 0,15’inin konuşmalarında “intihar planı ya da niyetine dair açık işaretler” bulunuyor.

Şirket, ChatGPT’nin artık “sanrılar, mani veya kendine zarar verme riskine işaret eden ifadeleri güvenli ve empatik şekilde yanıtlayacak” biçimde güncellendiğini, riskli konuşmaların da otomatik olarak daha güvenli modellere yönlendirildiğini belirtti.

Uzmanlardan uyarı: “Küçük oran, büyük sayı”
Kaliforniya Üniversitesi’nden Dr. Jason Nagata, “Yüzde 0,07 küçük bir oran gibi görünebilir, ancak milyonlarca kullanıcı ölçeğinde bu oldukça fazla kişiye karşılık gelir,” dedi. Nagata, yapay zekânın ruh sağlığı desteğine erişimi genişletebileceğini ancak sınırlamalarının farkında olunması gerektiğini vurguladı.

Kaliforniya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Robin Feldman ise, “Yapay zekâ sohbetleri insanlara gerçeklik yanılsaması yaratabiliyor. Bu çok güçlü bir etki,” diyerek dikkat çekti. Feldman, OpenAI’nin şeffaflığını olumlu bulsa da, “Zihinsel olarak kırılgan biri ekrandaki uyarıları fark edemeyebilir,” ifadelerini kullandı.

Yasal incelemeler ve trajik vakalar
OpenAI, kullanıcı etkileşimleri nedeniyle art arda açılan davalarla da karşı karşıya.

Nisan ayında, Kaliforniya’da 16 yaşındaki Adam Raine’in intihar ettiği iddiasıyla ailesi, OpenAI’ye karşı “ihmal ve haksız ölüm” gerekçesiyle dava açtı. Bu dava, şirkete yönelik ilk “ölümle sonuçlanan etkileşim” davası oldu.

Ayrıca, Connecticut’ta yaşanan bir cinayet–intihar vakasında, zanlının ChatGPT ile yaptığı konuşmaların delüzyonlarını güçlendirdiği iddia edildi.

Uzmanlara göre yapay zeka sohbetleri, psikolojik olarak hassas kullanıcılar için “gerçeklik algısını bulanıklaştırabilecek” kadar güçlü bir etkileşim yaratabiliyor. OpenAI ise “küçük ama anlamlı” bir kesimin bu tür riskler taşıdığını kabul ederek, güvenlik protokollerini geliştirmeye devam edeceğini belirtiyor.

Türkiye'nin yeni girişimi: 5G hizmeti uzaydan desteklenecek

Türkiye 5G hizmetiyle yaygın şekilde tanışmaya hazırlanıyor.

Mobil operatörlerle entegre biçimde servislerin kapsamı dünyaya yayılacak.

Milli uydularla uydu tabanlı IoT hizmeti sunan Plan-S, 5G NB-IoT teknolojisini hizmetlerine dahil ederek, en uzak bölgelerdeki IoT cihazlarını bile Yakın Dünya Yörüngesi (LEO) uyduları üzerinden kapsayacak.

YENİ NESİL UYDULARLA 5G DESTEKLENECEK

Gelecek yıl yörüngeye fırlatılacak yeni nesil Connecta IoT uydular, 5G NB-IoT teknolojisiyle donatılacak. Bu teknoloji, mevcut LoRa tabanlı IoT servislere güç katarak mobil ekosisteme genişleme ve esnek imkanı sağlayacak.

Plan-S böylece 5G NB-IoT ve LoRa teknolojilerini aynı anda sunan dünyadaki ilk ve tek uydu operatörü olacak.

Plan-S Genel Müdürü Özdemir Gümüşay, IoT'de çok büyük bir potansiyel olduğunu, sahada milyonlarca, milyarlarca izlenmesi ve yönetilmesi gereken cihaz bulunduğunu söyledi.

Bunları sağlamak için 5G'nin ortaya atıldığını vurgulayan Gümüşay, 5G'deki NB-IoT adı verilen teknolojiyle çok az güç tüketimiyle cihazların verilerinin toplamasının ve cihazları kontrolünün mümkün olduğunu ifade etti.

YENİ TEKNOLOJİNİN UZAY KATMANINDA YER ALMASI İÇİN PLAN YAPILDI

Bu teknolojiyi uzay katmanında devreye alma yönünde bir plan yaptıklarını anlatan Gümüşay, şöyle konuştu:

Başından beri yol haritamız LoRa'yla başlamak arkasından NB-IoT adapte etmek şeklindeydi. Uzayda 12 tane uydumuz var. Onlar LoRa üzerinden haberleşebiliyorlar. Bu yıl sonunda bir 4 uydu daha atıyoruz. Orada donanımsal olarak NB-IoT de içeren bir tasarım değişikliği yaptık. 2026'da gerekli yazılım işlerini de tamamlayıp hem LoRa hem NB-IoT üzerinden servis verebileceğiz. Ondan sonraki uydularımızda da ikisi beraber olacak. Bunları ayrı ayrı kullanan uydu şirketleri var. Ama biz bir arada kullanımın ilk ve tek örneği olacağız. İki temel teknolojiyi de kapsayan bir çözümle geliyoruz. Dolayısıyla çok esnek olacağız. Birbirini destekleyen çözümler sunabileceğiz. Müşteri çeşitliliği anlamında iki ekolü de kucaklayan bir çözümle geleceğiz. Bu bizim için ciddi bir avantaj olacak.

"MOBİL OPERATÖRLERLE ENTEGRE ÇALIŞACAK"

İş modeli hakkında da bilgiler veren Gümüşay, NB-IoT tarafından mobil operatörlerle entegre çalışacaklarını, ürün ve hizmetlerin satışını operatörlerin gerçekleştireceğini söyledi.

Yapacakları anlaşmalarla operatörlerin sahadaki cihazlarına uydular üzerinden kapsam genişletici ve tamamlayıcı servisi sağlayacaklarını dile getiren Gümüşay, "Diyelim ki bir NB-IoT cihazları var. Baz istasyonu kapsama alanı içerisindeyken bu cihaz üzerinden verisini gönderecek. Ama bir yakıt tankerinin doluluğunu ölçen sensör olduğunda cihaz Türkiye'yi geziyor. Şehir içindeyken baz istasyonun kapsaması varken şehir dışına, kapsama dışına çıktığında uydularımız üzerinden verisini gönderecek." dedi.

ACİL DURUM HABERLEŞMESİ İÇİN YENİ İMKAN

NB-IoT teknolojisiyle mobil cihazlar üzerinden acil durum haberleşmesine yönelik çözümler de sunulabileceğine dikkati çeken Gümüşay, "Şu anda standart mobil cihazlar kullanılarak acil durum haberleşmesine yönelik çözümler yapılabiliyor. Buna yönelik çözümlerin de önünü açmış olacağız. Bu kamu güvenliği, deprem, sel durumunda farkındalığı sağlamak, müdahale etmek için ciddi bir fayda sağlayacak." ifadelerini kullandı.

Gümüşay, mobil operatörlerin IoT servislerini tamamlayıcı bir çözüm sunacaklarını, bunu hem Türkiye'de hem de küresel alanda gerçekleştireceklerini ve iş potansiyellerinin birkaç kat artacağını söyledi.

Bu teknolojiyle beraber tek bir ürün çatısı altında hem karasal şebekeyle paylaşabilen hem de uydu üzerinden haberleşebilen bir çözüm sağlanacağını vurgulayan Gümüşay, kullanıcılar için kapsama alanıyla ilgili bir tereddüt yaşanmayacağını aktardı.

"UZAYDAN ÇALIŞAN BAZ İSTASYONU"

Bu sayede mobil operatörlerin aldıkları frekanslara ilave altyapı imkanı sağlayacaklarını ifade eden Özdemir Gümüşay, şöyle konuştu:

Yüksek ücretler ödenerek alınan frekansları kendi temel hizmetlerine ayırabilecekler. Sensörlerin içerisinde karasal baz istasyonları ya da bizim uydularla haberleşen bir chipset olmak zorunda. Bunun için ortak bir chipset olacak, uyduya bağlanmak için yeni bir cihaz almasına, yatırım yapmasına gerek yok. Ufak anteni olan, basit bir NB-IoT cihazı bizim uykular üzerinden çalışabilecek. Bunu sağlamak için uydu tarafını karmaşıklaştırıyoruz. Bir nevi uzayda çalışan bir baz istasyonu yapmış olduk. NB-IoT'ye özelleşmiş bir baz istasyonu bu. Bunu yerli-milli yaptık. Önümüzdeki yıl yazılım ilgili kısımları da sonlandırıp bu servisleri devreye almayı hedefliyoruz. Sonrasında da amacımız küresel mobil operatörlerle işbirlikleri yapmak.

Ar-Ge harcamalarında rekor artış: 20 milyar dolara yükseldi

Türkiye’nin araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerine yönelik yatırımları 2024 yılında rekor seviyelere ulaştı. Toplam Ar-Ge harcaması bir önceki yıla göre 16 milyar dolardan 20 milyar dolara yükseldi. Ar-Ge insan kaynağı ise 20 bin kişilik artışla 311 bine ulaştı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır TÜİK'in 2024 Ar-Ge harcaması verilerini paylaştı.

Verilere göre, toplam Ar-Ge harcamalarının yüzde 64,8’i şirketler tarafından yapıldı. İmalat sanayiinde gerçekleştirilen Ar-Ge harcamalarının yüzde 46,9’unu yüksek teknoloji, yüzde 40,2’sini ise orta-yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimler üstlendi.

Ar-Ge ekosisteminde kadınların payı da artmaya devam etti. Ar-Ge insan kaynağının yüzde 34,2’si kadınlardan oluşurken, yükseköğretim kurumlarında bu oran yüzde 47,9’a çıktı.

Dolaylı Ar-Ge teşviklerinin (Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi ve KDV destekleri) şirketlerin Ar-Ge harcamalarındaki payı 2015’te yüzde 15 düzeyindeyken, 2024’te 10 puan artışla yüzde 25’e ulaştı.

Üniversiteler, araştırma merkezleri, teknoparklar, yenilikçi girişimler ve nitelikli insan kaynağıyla Türkiye’nin küresel bir Ar-Ge üssü haline geldiği vurgulandı.

Türkiye'nin ilk 5G laboratuvarı kuruluyor

Sanayiden lojistiğe, tarımdan sağlığa, ulaştırmadan savunmaya kadar pek çok sektörü etkilemesi beklenen 5G'de yerlilik ve milliliğin artırılması, böylece Türkiye'nin teknolojide dışa bağımlılığının önemli ölçüde azaltılması hedefleniyor.

Türkiye'nin yerli 5G teknolojileri üreten ve bunları küresel pazarda kullandıran bir üsse dönüşmesi amaçlanırken bunun sunacağı yüksek hız, kapasite ve verimlilikle ekosistemde köklü değişiklikleri beraberinde getirmesi öngörülüyor.

Bu kapsamda önemli adımlardan biri de Teknopark İstanbul'da atılıyor. ULAK Haberleşme AŞ tarafından Türkiye'nin ilk 5G laboratuvarının Teknopark İstanbul'da kurulması için düğmeye basıldı.

5G TABANLI SİSTEMLER GERÇEK ZAMANLI TEST EDİLECEK

Teknopark İstanbul Genel Müdürü Abdurrahman Akyol, 5G teknolojisinin sadece daha hızlı bir bağlantı sistemi değil, Türkiye'nin "veri egemenliği" ve "siber güvenlikte milli bağımsızlık hamlesi" açısından da stratejik bir dönüm noktası olduğunu aktardı.

Savunma, havacılık ve uzay teknolojilerine odaklanmış bir teknopark olarak 5G'yi milli haberleşme altyapısının omurgası ve girişimcilik ekosistemini dönüştürecek bir kaldıraç olarak gördüklerini belirten Akyol, Türkiye'nin, 5G'ye yalnızca dış üreticilerin baz istasyonlarını kullanarak değil, şebeke elemanları, çekirdek ağ bileşenleri, yazılımlar ve güvenlik katmanlarını yerli olarak geliştirerek geçmeyi hedeflediğini belirtti.

Akyol, bu sürecin veri egemenliği açısından kritik olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:

"ULAK Haberleşme AŞ tarafından kurulacak Türkiye'nin ilk 5G laboratuvarı Teknopark İstanbul'da yer alacak. ULAKNET'in geliştirdiği milli baz istasyonu ve çekirdek ağ çözümleri, kampüsümüzde yalnızca test edilmekle kalmayacak, Teknopark İstanbul'daki savunma, haberleşme, IoT, radar, otonom sistem ve yapay zeka tabanlı uygulamalarla entegre biçimde denenecek. Böylece teknoparkımız, 5G tabanlı sistemlerin gerçek zamanlı test edilebildiği bir uygulama sahasına dönüşecek."

"HEM DOĞRULUK HEM DE TİCARİLEŞME HIZI ARTACAK"

5G'nin savunma sanayisinde özellikle komuta-kontrol sistemleri, insansız hava ve kara araçları, radar ağları, simülasyon sistemleri ve taktik haberleşme çözümleri gibi alanlarda oyun değiştirici bir etki yaratacağını vurgulayan Akyol, bu teknolojinin veri işleme, gecikmesiz iletişim ve yüksek güvenlik standardı gerektiren projelerde yeni imkanlar sunacağını dile getirdi.

Akyol, Teknopark İstanbul bünyesindeki "Cube Incubation" aracılığıyla faaliyet gösteren girişim firmalarının da 5G altyapısı üzerinde prototiplerini gerçek zamanlı test etme olanağına kavuşacağını belirterek, "Bir sağlık teknolojisi girişimi uzaktan teşhis cihazını 5G üzerinden çalıştırabilecek, bir lojistik ya da robotik girişim otonom sistemlerini canlı senaryolarla deneyebilecek. Bu sayede hem doğruluk hem de ticarileşme hızı artacak. 'Ağ dilimleme' ve 'uç bilişim' gibi 5G'nin sunduğu yeni imkanlar, Teknopark İstanbul'daki girişim ve sanayi firmalarına katma değerli hizmetler geliştirme fırsatı sunacak" değerlendirmesini yaptı.

"TÜRKİYE'NİN TEKNOLOJİ EKOSİSTEMİNDE YENİ BİR ÇAĞIN BAŞLANGICI"

Bu teknolojiyi yalnızca bir iletişim altyapısı değil, girişimcilik ekosistemini ölçeklendirecek stratejik bir kaldıraç olarak gördüklerini söyleyen Akyol, Türkiye'nin 5G dönüşüm sürecinde yerli üretim, güvenlik ve sürdürülebilirlik ilkelerinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

Akyol, Teknopark İstanbul'un bu 3 başlıkta da ulusal hedeflerle tam uyum içinde hareket ettiğini belirterek şunları aktardı:

"ULAKNET'in laboratuvarıyla başlayan süreç yakın dönemde savunma, sağlık, enerji ve mobilite alanlarında 5G tabanlı yeni teknolojilerin doğduğu bir inovasyon ekosistemine dönüşecek. 5G, Teknopark İstanbul'un hem savunma sanayisindeki milli kabiliyetlerini güçlendiren hem de girişimcilik ve teknoloji tabanlı iş modellerini küresel ölçekte rekabetçi hale getiren bir dönüşüm aracıdır. Biz bu süreci yalnızca bir altyapı değişimi değil, Türkiye'nin teknoloji ekosisteminde yeni bir çağın başlangıcı olarak görüyoruz."

Bilim insanları, hücreleri genç kalmaları için kandıran besin moleküllerini keşfetti

Araştırma ekibine göre, bu hafif biyolojik stres hücreleri koruma mekanizmalarını devreye sokmaya teşvik ediyor.

Çalışmada mikroskobik bir solucan türü olan Caenorhabditis elegans kullanıldı. Bu solucanların diyetinde bulunan bazı RNA moleküllerinin, yaşlılıkta canlılıklarını korumalarına yardımcı olduğu tespit edildi.

Profesör Anne Spang, “Bu moleküller, yaşlanma ve hastalıklarla ilişkilendirilen zararlı protein birikimlerinin oluşumunu engelliyor,” dedi. Bulgular, Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Diyet hücre yaşlanmasını nasıl etkiliyor?
Yaş ilerledikçe vücut, bozulmuş proteinleri temizlemede daha az etkili hale geliyor. Bu proteinler hücrelerde birikerek Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların gelişimine katkıda bulunabiliyor.

Araştırmacılar, dengeli bir diyetin bu süreçleri yavaşlattığını ve bazı besin bileşenlerinin hücreleri koruyucu etki gösterdiğini belirledi.

Solucanların beslendiği bakterilerde bulunan çift zincirli RNA molekülleri, sindirim sisteminde emilerek hücre içi kalite kontrol mekanizmalarını harekete geçiriyor.

Çalışmanın birinci yazarı Emmanouil Kyriakakis, “Bu düşük seviyeli stres, vücudu protein hasarına karşı daha dirençli hale getiriyor,” dedi.

Hücresel temizlik mekanizması devreye giriyor
Besin kaynaklı bu uyarı, hücrelerin “otokaji” adı verilen kendi kendini temizleme sürecini aktive ediyor. Bu mekanizma, hasarlı proteinleri parçalayarak yeniden kullanıyor ve böylece hücre yaşlanmasını yavaşlatıyor.

Kyriakakis, “Bağırsak yalnızca yerel değil, tüm vücutla iletişim kuruyor. Koruyucu etki sadece sindirim sisteminde değil, kaslarda ve diğer organlarda da gözlendi,” diye ekledi.

Yaşlı solucanlar bile daha enerjik
Dengeli beslenen solucanların yaşlandıklarında daha hareketli ve sağlıklı oldukları belirlendi. Diyetle alınan RNA moleküllerinin tüm organizmada sistematik bir stres yanıtı oluşturduğu ve bu sayede yaşla birlikte ortaya çıkan protein birikimlerinden koruduğu gözlendi.

Spang, “Bazı gıda bileşenleri vücudun kendi koruma mekanizmalarını uyarabiliyor. Yani az miktarda stres aslında yararlı olabilir,” dedi.

Araştırmacılar, bu etkinin insanlarda da benzer sonuçlar doğurup doğurmayacağının henüz net olmadığını vurguluyor. Ancak şimdiden bir gerçek açık: Ne yediğimiz, nasıl yaşlandığımızı şekillendiriyor.

Nobel Kimya Ödülü'nün sahipleri belli oldu

2025 Nobel Kimya Ödülü sahipleri açıklandı...

Ödül, metal-organik kafesler çalışmalarıyla üç bilim insanına layık görüldü.

ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLEN İSİMLER

Nobel Kimya Ödülü; Susumu Kitagawa, Richard Robson ve Omar M. Yaghi'ye verildi.

Üç bilim insanı, moleküllerin içine girip çıkabileceği büyük boşluklara sahip metal-organik kafesler (MOF'lar) geliştirdi.

ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLEN ÇALIŞMALARIN TEMELİ

Bu yapılar, çöl havasından su toplamak, kirleticileri sudan arıtmak, karbondioksiti yakalamak ve hidrojen depolamak gibi uygulamalara imkan sağlıyor.

Metal-organik kafeslerin temeli, 1970'lerde Robson'un ahşap molekül modelleriyle geliştirdiği fikirle atıldı.

Robson, atomların doğal bağlanma özelliklerini kullanarak kristal yapılar oluşturmayı başardı.

Ancak yapılar, başlangıçta kararsızdı ve bazı kimyagerler tarafından işe yaramaz bulundu.

ÜÇ BİLİM İNSANININ ÇALIŞMALARI

Bu fikirler üzerine Kitagawa ve Yaghi, kararlı ve işlevsel MOF'lar geliştirerek malzemelerin gaz depolama, kataliz ve çevresel uygulamalarda kullanılmasını mümkün kıldı.

Yaghi'nin MOF'ları, sadece birkaç gramla futbol sahası büyüklüğünde yüzey alanı sağlayabiliyor ve çöl havasından içme suyu elde etmek gibi uygulamalarda kullanıldı.

Kitagawa ise esnek MOF'lar geliştirerek gazların alınıp verilmesini sağlayan 'nefes alan' malzemeler üretti.

Bu çalışmalar, metal-organik kafesleri 21. yüzyılın malzemesi olma potansiyeline sahip kılıyor ve kimyagerlere yeni tasarım ve çevresel çözümler geliştirme imkanı sunuyor.

Ted146

Bu ay gökyüzünde iki görkemli meteor yağmuru izlenebilecek

6–10 Ekim tarihleri arasında, özellikle Kuzey Yarımküre’de yaşayanlar Drakonidler meteor yağmurunu gözlemleyebilecek. En yoğun etkinin 8 Ekim saat 22.00’de (Türkiye saatiyle) gerçekleşmesi bekleniyor.

Meteorlar, adını aldığı Draco (Ejderha) takımyıldızının baş kısmından geçiyor. En iyi şekilde gece yarısından önce, gökyüzünde kuzeybatı ufku yönünde görülebilecek.

Her yıl aynı şiddette olmasa da Drakonidler zaman zaman yüzlerce meteorun bir saatte gözlemlenebildiği etkileyici “gökyüzü fırtınaları” oluşturabiliyor. Ancak bu yıl gökyüzündeki parlak dolunay benzeri hilal evresi, görünürlüğü kısmen azaltabilir.

Gözlem şansı artırmak için şehir ışıklarından uzak bir konum seçmek ve Ay ışığından korunmak öneriliyor.

Halley Kuyruklu Yıldızı’nın izleri: Orionidler
Ayın ikinci yarısında ise sıra Orionidler meteor yağmurunda olacak. 21 Ekim gecesi doruğa ulaşacak olan bu yağmurda, saatte yaklaşık 20 meteorun gökyüzünü süslemesi bekleniyor. NASA, Orionidleri “yılın en güzel meteor yağmurlarından biri” olarak tanımlıyor.

Bu meteorlar, ünlü Halley Kuyruklu Yıldızı’nın ardında bıraktığı kalıntılardan oluşuyor. Dünya, Halley’in yörüngesinden geçerken bu parçacıklar atmosfere giriyor ve yanarak parlak izler bırakıyor.

Orionidler 26 Eylül–22 Kasım tarihleri arasında gözlemlenebilecek ancak en iyi görüntüleme zamanı 21 Ekim’de gece yarısından sonraki saatler. O gece gökyüzü Ay’sız olacağı için izleme koşulları son derece uygun olacak.

Kuzey Yarımküre’de doğu-güneydoğu yönüne, Güney Yarımküre’de ise kuzeydoğu yönüne bakmak gerekiyor.

Karanlık bir alanda, sıcak bir battaniye ve sabırla, bu “gökyüzü şöleninin” tadını çıkarmak isteyenler için ekim ayı tam bir yıldız avı zamanı olacak.

Dünya’nın 430 kilometre yakınından geçen asteroit, ancak geçtikten sonra fark edildi

2025 TF adı verilen asteroid, 1 Ekim Çarşamba günü saat 00.47’de Antarktika üzerinden geçti. Yaklaşık 428 kilometre irtifada ilerleyen göktaşı, ISS’nin 370 ila 460 kilometre arasında değişen yörüngesine girdi.

Bu yakın temas, 2020 yılında Dünya’ya yalnızca 368 kilometre mesafeden geçen 2020 VT4 adlı göktaşından sonra ikinci sırada yer aldı.

Bilim insanlarına göre bu tür geçişler, atmosfere temas edip kısmen yanarak “taşın suya çarpması gibi” yüzeyden sekebilen olaylar da dahil edilmeden değerlendiriliyor.

Çarpışsaydı zarar vermeyecekti
Neyse ki 2025 TF’nin Dünya’ya çarpması halinde ciddi bir tehlike oluşturmayacağı belirtiliyor. 1 ila 3 metre (yaklaşık 3–10 fit) çapında olan bu küçük kaya parçası, muhtemelen yalnızca parlak bir ateş topu görünümü yaratacak ve belki de birkaç küçük meteor parçası bırakacaktı.

Ancak keşif geçtikten sonra yapıldı
Asteroit, Dünya’nın yanından geçtikten birkaç saat sonra fark edildi. Arizona’daki Kitt Peak-Bok Gözlemevi 06.36 UTC’de ilk raporu geçti. Daha sonra Catalina Sky Survey verilerinde cismin, Dünya’ya en yakın geçişinden yalnızca iki saat sonra kaydedildiği tespit edildi.

2087’de yeniden dönecek
NASA’nın Jet Propulsion Laboratory (JPL) hesaplamalarına göre 2025 TF, gelecekte yeniden Dünya yakınlarına dönecek. Ancak bu kez çok daha uzak bir mesafeden geçecek — yaklaşık 8 milyon kilometre uzaktan, yani Ay’ın Dünya’ya uzaklığının 21 katı kadar bir mesafeden.

Uzmanlar, bu olayın bir kez daha gök cisimlerinin ne kadar geç fark edilebildiğini gösterdiğini belirtiyor. Küçük bir kaya parçası bile gezegenimizin yakınından geçerken, gözlem ağlarının sürekli güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Mars yakınından geçen yıldızlararası kuyruklu yıldız görüntülendi

ESA’nın Mars çevresinde görev yapan ExoMars Trace Gas Orbiter aracı, 1 Ekim’de başlattığı gözlemler sırasında 3I/ATLAS’ı yaklaşık 30 milyon kilometre (18,6 milyon mil) uzaklıktan görüntüledi. Ajansın salı günü yayımladığı fotoğraflarda, uzayın karanlığında ilerleyen soluk beyaz bir nokta dikkat çekiyor.

Görüntülerdeki parlak nokta, buz, kaya ve tozdan oluşan katı çekirdek ile onu çevreleyen toz ve gaz bulutunu — yani “koma”yı — gösteriyor. ESA bilim insanı Nick Thomas, “Bu, uzay aracımız için son derece zorlayıcı bir gözlemdi. Hedefimiz normalde Mars yüzeyi olurken bu cisim 10 ila 100 bin kat daha sönüktü,” dedi.

Uzaydan gelen üçüncü misafir
3I/ATLAS, Güneş Sistemi’ne giren üçüncü yıldızlararası ziyaretçi olarak kayıtlara geçti. Ondan önce 2017’de ‘Oumuamua ve 2019’da 2I/Borisov keşfedilmişti.

Temmuz ayında fark edilen 3I/ATLAS, hem profesyonel gökbilimcilerin hem de amatör gözlemcilerin büyük ilgisini topladı. NASA, nesnenin Dünya’ya herhangi bir tehdit oluşturmadığını ve geçiş sırasında yaklaşık 270 milyon kilometre (170 milyon mil) uzakta kalacağını bildirdi.

Güneşe yaklaşırken yeni gözlemler planlanıyor
Bilim insanlarına göre 3I/ATLAS, 30 Ekim civarında Güneş’e en yakın noktasına ulaşacak. Şu anda Güneş’e çok yakın olduğu için Dünya’dan gözlemlenemeyen kuyruklu yıldızın aralık ayı başında yeniden görülebileceği tahmin ediliyor.

Yaz aylarında NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu tarafından izlenen nesne, önümüzdeki dönemde James Webb Uzay Teleskobu, Parker Güneş Sondası ve Transiting Exoplanet Survey Satellite (TESS) gibi gözlemevleri tarafından da incelenecek.

ESA, yıldızlararası cisimlerin “Güneş Sistemi’nin ötesinde nasıl dünyalar oluştuğuna dair ipuçları taşıdığını” vurguladı. 3I/ATLAS’ın geçişi, hem Mars çevresindeki uzay araçlarına hem de bilim insanlarına evrenin kökenine dair eşsiz bir pencere açtı.

Biyoçeşitlilik ve habitatın korunması için geliştirilen projelere destek verilecek

TÜBİTAK'tan edinilen bilgiye göre, Ufuk Avrupa Programı kapsamında hayata geçirilen Avrupa Biyoçeşitlilik Ortaklığı'nın (BiodivERsA+) 2025 yılı "Ekosistem İşlevlerinin, Bütünlüğünün ve Habitat Bağlantılarının Restorasyonu-Biodivconnect" başlıklı çağrısı açıldı.

Biyoçeşitlilik üzerine araştırmaları destekleyen ve 40 ülkeden 81 üyesi bulunan ortaklık, 2030'a kadar Avrupa doğasının yeniden toparlanma yoluna girmesini ve 2050'ye kadar da insanların doğayla uyum içinde yaşıyor olmasının sağlanmasını hedefliyor.

Bu kapsamda, ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte restorasyon çalışmalarının uzun vadeli sürdürülebilirliğinin sağlanması, birbirine bağlı ve iyi işleyen ekosistemler ve yaşam alanları için doğal restorasyon uygulamalarına entegre edilebilecek yenilikçi araştırmaların desteklenmesi amaçlanıyor.

Projelerin, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamında 2030 sonrası da dahil olmak üzere uluslararası biyoçeşitlilik taahhütlerine ulaşılabilmesine katkı sunması ve farklı düzeylerdeki ilgili biyoçeşitlilik politikası hedeflerini desteklemesi gerekiyor.

7 Kasım'a kadar başvurulabilecek çağrı hedeflerine ulaşmak için önerilerin disiplinler arası olması ve proje kurgusunu karşılayacak şekilde araştırma ekiplerinin oluşturulması önem taşıyor.

3 ana başlık belirlendi

Çağrı, dünyanın tüm bölgelerindeki her türlü ekosistem ve habitatta biyolojik çeşitliliğin restorasyon çalışmalarını kapsayacak. "Restorasyon Hedeflerinin Belirlenmesi ve Başarısının Ölçülmesi", "Restorasyonla İlgili Çalışmaların Ölçeklendirilmesi ve Uygulanabilirliği" ve "Restorasyon Çabalarının Uzun Vadeli Sürdürülebilirliği" başlıklarında proje önerileri alınacak.

Proje önerilerinin hedef veya referans temelli yaklaşımlarla, ekolojik, kültürel ve sosyal verilerin entegrasyonunu ve bu alanlardaki değişimleri dikkate alması gerekiyor.

Yerel toplulukların ve yerli halkın restorasyon çalışmalarındaki rolü ile restorasyon projelerinin tasarımı, planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesine kimlerin katılacağı konusunda kapsayıcı bir sürecin nasıl oluşturulacağına yönelik tasarımlar da bekleniyor.

Başvuru şartları

Çağrıya, Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri, kamu kurum ve kuruluşları, sektör ve büyüklüğüne bakılmaksızın firma düzeyinde katma değer yaratan ve ticaret sicil belgesi olan Türkiye'den de yerleşik sermaye şirketleri başvurabilecek.

Proje süresi en fazla 36 ay olacak. Bir proje kapsamında TÜBİTAK'tan talep edilen katkı kurum hissesi ve proje teşvik ikramiyesi hariç proje başına 160 bin avroyu, yürütücü kuruluş başına yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları için 100 bin avroyu, özel kuruluşlar için 160 bin avroyu aşamayacak.

Yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 100 desteklenecek. Büyük ölçekli özel kuruluşlara kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 60 ve KOBİ'lere kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 75 destek verilecek.

Nilüfer Çayı'ndaki tekstil kaynaklı kirliliğe organik çözüm

Bursa'nın en önemli su kaynaklarından Nilüfer Çayı'nın sanayinin yoğun olduğu bir bölgeden geçtiği için, tekstil atık sularından kaynaklanan boyar madde kirliliği kentin önemli bir çevre sorunu olarak öne çıkıyor. Çayın korunması ve temiz tutulması için çeşitli araştırmalar yürütülüyor.

Bu araştırmalardan birini ekibiyle birlikte hayata geçiren Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Ünlü, AA muhabirine, Nilüfer Çayı’nın kaynağındaki suyun içilebilir ve temiz olduğunu ancak sanayi bölgelerine doğru kirliliğin önemli ölçüde arttığını söyledi.

Bursa'nın en önemli endüstriyel faaliyetlerinden biri olan tekstil üretiminden kaynaklanan atık suların, Nilüfer Çayı'ndaki kirliliğin başlıca nedenlerinden biri olması nedeniyle bu konuya çözüm aradıklarını belirten Ünlü, "Çalışmamızda tekstil atık sularından yüksek oranda çıkan boyar maddelerin giderimi üzerine yoğunlaştık. Bu boyar maddeleri emecek, suya karışmasını önleyecek bir malzeme geliştirdik. Bu malzemeleri geliştirirken de özellikle yine suya zarar vermeyecek organik atıkları kullanmaya özen gösterdik." diye konuştu.

Ünlü, malzemeyi şeker fabrikalarının önemli bir atığı olan şeker pancarı küspesi ile deniz yosunlarından elde edilen bileşenlerden geliştirdiklerini bildirdi.

Önce boyar maddeyi içine hapsedecek yapıyı geliştirdiklerini, malzemenin performansını ilk olarak kendi hazırladıkları boyar madde içeren bir suda, ardından tekstil firmasının deşarj ünitesinden temin ettikleri gerçek atık suda test ettiklerini anlatan Ünlü, "Gerçek atık suda yüzde 100'e yakın giderim olduğunu gözlemledik." dedi.

Geliştirilen malzeme, çevreci, sürdürülebilir ve ekonomik

Malzemenin, toz ve partikül halinde ya da filtre haline getirilerek kullanılabildiğini aktaran Ünlü, tekstil fabrikalarının atık su çıkışına yerleştirilerek kullanılmasının kirliliğin kaynağında önlenmesini sağlayacağını vurguladı.

Ünlü, "Suya karıştıktan sonra da kirliliği giderir ama amacımız suya hiç karışmadan o arıtma işlemini sağlamak çünkü suya karıştığı zaman öyle bir ekosistem döngüsünün içine giriyor ki bu toprağa da gidiyor, havaya da bir şekilde karışıyor ve yediğimize, içtiğimize, tarım, hayvancılık gibi her yere ulaştığı için ya da balıklar gibi deniz canlılarının yaşamını etkilediği için önemli bir problem olarak ortaya çıkıyor." ifadelerini kullandı.

Kirlilik giderici malzemenin yıkama ve kurutma işlemi yapıldıktan sonra aynı amaç için birkaç kez daha kullanılabildiğine dikkati çeken Ünlü, bu yıkama işleminin çevreye zararı olmayan kimyasallarla gerçekleştirildiğinin altını çizdi.

Ünlü, malzemenin sağladığı avantajları şöyle sıraladı:

"Hem doğal malzemeler kullanmak hem de suyu arıtmayı sağlamak önemli bir avantaj. Üstelik maliyeti düşük, çünkü atık kullanıyoruz. Şeker pancarı küspesi dediğimiz, şeker fabrikalarının önemli atıklarından bir tanesi ve yüksek oranda çıkıyor. Genellikle hayvancılıkta yem olarak kullanılıyor ve yine daha düşük bir maliyete sahip deniz yosunlarından elde ettiğimiz polimeri kullanıyor olmamız önemli bir avantaj. Yani çevreci, sürdürülebilir ve ekonomik bir malzeme geliştirip boyar maddelerin giderilmesini sağlıyoruz."

Su kıtlığının yakın gelecekte insanlığın karşı karşıya kalacağı en önemli sorunlardan biri olduğuna işaret eden Ünlü, "Biz, 'Endüstriyel atık suların yeniden sistem içinde, endüstride kullanılabilmesi için neler yapabiliriz?' sorusundan yola çıktık. Tekstil sektöründe de su çok fazla tüketildiği için en azından kendi döngülerinde o atık suların arıtılıp yeniden kullanılmasını sağlamanın önemli olacağını düşündük. Yani su tekrar kullanılsın, sistem içinde değerlendirilsin, atık olarak gitmesin, amacımız buydu." dedi.

Bundan sonraki süreçte atık tekstil sularındaki ağır metaller ve mikroplastikler gibi farklı kirleticilerin giderimi üzerinde çalışmaya devam edeceklerini belirten Ünlü, asıl hedeflerinin boyar maddeleri ve suyun içindeki diğer kirleticileri sudan uzaklaştıracak fonksiyonel bir yapı geliştirmek olduğunu dile getirdi.

Gökyüzündeki uyarı: Kuşların göç alışkanlıkları değişiyor

ABD genelinde kuşlar, bilim insanlarını endişelendiren bir davranış değişikliğine girdi. Artan sıcaklıklar nedeniyle birçok tür, her yıl gerçekleştirdikleri göç rotalarını terk ediyor ya da geciktiriyor.

Cornell Üniversitesi’nden göç ekoloğu Andrew Farnsworth’a göre, bu eğilim devam ederse çok sayıda kuş türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Farnsworth, “Kuşların dünya üzerindeki yerleriyle iklim arasındaki ilişki çok güçlü. İklimdeki değişim, kuşların yaşam döngüsünü doğrudan etkiliyor” dedi.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GÖÇÜ ENGELLİYOR

Kış aylarında yaşanan aşırı ısınma, kuşların güneye göç etme içgüdüsünü bozuyor. Ancak bu gecikme, onların uygun besin ve barınak bulamadan mevsim değişimlerine yakalanmasına yol açıyor.

Özellikle böcekler ya da bitkiler henüz ortaya çıkmadan varış bölgelerine ulaşan kuşlar açlıktan ve soğuktan ölüyor.

389 TÜR YOK OLMA RİSKİ ALTINDA

National Audubon Society’nin raporuna göre, Kuzey Amerika’daki 389 kuş türü önümüzdeki 50 yıl içinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu sayı, incelenen türlerin yaklaşık üçte ikisine denk geliyor. Cornell Ornitoloji Laboratuvarı’nın verilerine göre, 1970’ten bu yana Kuzey Amerika’da üç milyar kuş yok oldu.

TARIM VE GIDA GÜVENLİĞİ TEHLİKEDE

Kuşlar sadece doğa için değil, insanlık için de kritik bir rol oynuyor. Zararlıları kontrol ediyor, tohumları yayıyor ve bitkilerin tozlaşmasına katkı sağlıyorlar. İnsanlar tarafından kullanılan gıda ve ilaç bitkilerinin yaklaşık yüzde 5’i kuşlar sayesinde tozlaşıyor.

Kuş nüfusunun azalması; muz, kahve, kakao gibi tropikal ürünlerin üretimini düşürürken, orkide ve aloe gibi tıbbi bitkilerin de geleceğini tehdit ediyor. Bu durum, hem ilaç sektöründe hem de gıda üretiminde ciddi krizlere yol açabilir.


Sanayide dijital dönüşümde 5G dönemi: Akıllı fabrikalar yolda

Pek çok sektörü etkilemesi beklenen 5G'nin, özellikle sanayide büyük dönüşüm yaratması bekleniyor.

Bu teknolojiyle özellikle akıllı fabrikaların gelişmesi öngörülürken 5G'nin üretim süreçlerinde tasarruf, hız ve verimlilik artışı sağlayacağı, bunun da sektörlerin rekabet gücüne katkı vereceği değerlendiriliyor.

Sanayi sektörü de bu teknolojiye hazır olmak için çalışmalarını hızlandırdı. Sektör, 5G uyumlu iletişim ağlarına geçiş için teknoloji şirketleriyle çalışmaya başladı.

"Binlerce sensör eş zamanlı çalışacak"
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, 5G teknolojisinin, sanayide dijital dönüşümün hızlanmasında kritik rol üstleneceğini söyledi.

5G'nin, yüksek hız, düşük gecikme süresi ve çok sayıda cihazın aynı anda güvenli şekilde bağlanabilmesi gibi özellikleriyle, üretim süreçlerinin yönetiminde yeni imkanlar sunduğunu belirten Ardıç, "Bu sayede üretim tesislerinde makineler, robotlar ve sensörler arasında anlık ve güvenilir veri aktarımı sağlanacak, üretim hatları çok daha senkronize ve esnek çalışabilecek. 5G'nin en somut yansımalarından biri akıllı fabrikaların gelişiminde görülecek. 5G ile üretim hatlarındaki robotlar, otonom araçlar ve otomasyon sistemleri, gerçek zamanlı veri alışverişi sayesinde verimliliği artıracak ve hata oranlarını düşürecek. Nesnelerin interneti uygulamaları, binlerce sensörün eş zamanlı çalışmasını mümkün kılacak, böylece bakım-onarım süreçleri öngörülebilir hale gelirken enerji ve hammadde tüketimi daha etkin biçimde yönetilebilecektir" diye konuştu.

Ardıç, 5G ile bir fabrikadaki üretim hattının, dünyanın farklı noktalarındaki yönetim merkezleri tarafından gecikmesiz izlenebileceğini ve buraya müdahale edilebileceğini anlattı.

"İş yapış biçimleri dönüşecek"
Artırılmış ve sanal gerçeklik çözümlerinin de 5G ile daha güçlü altyapıya kavuşacağını, bakım, arıza giderme ve eğitim süreçlerinin sahada anlık veri desteğiyle gerçekleştirilebileceğini bildiren Ardıç, üretim yöntemlerinin, daha dijital, veri odaklı, esnek ve müşteri taleplerine uyumlu hale geleceğini, 5G'nin, üretimde hız ve kapasite yanında iş yapış biçimlerini de dönüştüreceğini dile getirdi.

Ardıç, sanayi tesislerinin, 5G uyumlu iletişim ağlarına geçiş için teknoloji şirketleriyle işbirliklerini geliştirdiğini, pilot fabrikalarda uygulama denemeleri yaptığını aktardı.

Bu alandaki yetişmiş insan kaynağının da kritik bir ihtiyaç olduğuna işaret eden Ardıç, şu değerlendirmede bulundu:

"5G tabanlı üretim sistemlerini planlayıp yönetebilecek mühendis ve teknisyenlerin yetiştirilmesi amacıyla eğitim programları düzenleniyor. Üniversite-sanayi işbirlikleri kapsamında yeni ders ve proje içerikleri geliştiriliyor. Kamu-özel sektör işbirlikleri çerçevesinde hazırlıklar sürüyor. ASO olarak biz de üyelerimizin bu dönüşüme uyum sağlaması için bilgilendirme toplantıları ve farkındalık çalışmaları yapıyor, işbirliği platformları oluşturuyoruz. Amacımız, sanayimizin 5G'nin sunduğu fırsatları en etkin şekilde değerlendirerek küresel rekabet gücünü artırmasıdır."

"Savunma sanayimizin geleceğini şekillendirecek"
Ankara Uzay ve Havacılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (HAB) Genel Müdürü Mehmet Nihat Yapıcı da Türkiye'nin uçak, helikopter, insansız sistemler, motor ve uydu teknolojilerindeki üretim üssü konumundaki HAB'daki her üretim sürecinin yüksek hassasiyet gerektirdiğini söyledi.

Fabrikalarda üretim hatlarının esnekleşmesi, sensörlerden gelen verilerin gecikmesiz işlenmesi ve robotik sistemlerin tam uyumlu çalışmasının, 5G ile mümkün hale geleceğini vurgulayan Yapıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu, savunma ve havacılıkta kritik olan hatasız üretim oranını yükseltecek ve arıza sürelerini minimuma indirecek. Özellikle motor bileşenleri, radar sistemleri ve kompozit yapılar gibi yüksek katma değerli alanlarda kalite standardizasyonunu ileri seviyeye taşıyacağız. Tedarik zinciri yönetiminde de 5G'nin etkisi belirleyici olacak. HAB bünyesindeki firmalar, ortak platformlarda gerçek zamanlı veri paylaşarak stok, lojistik ve sevkiyat süreçlerini daha verimli yönetecek. Bu sayede parça üretiminden montaja kadar her adım izlenebilir hale gelecek ve uluslararası denetimlerde güvenilirlik artacak."

Yapıcı, test ve entegrasyon merkezlerinde yürütülen çalışmaların da 5G ile farklı bir boyut kazanacağını bildirerek, motor testlerinden dayanıklılık analizlerine kadar tüm verilerin eş zamanlı toplanıp işlenebileceğini ifade etti.

Uluslararası savunma ve havacılık firmalarıyla yapılacak işbirliklerinde bu altyapının rekabet avantajını artıracağına işaret eden Yapıcı, "5G, savunma sanayimizin geleceğini şekillendirecek stratejik bir sıçrama noktasıdır. Biz bu dönüşümü, sanayicilerimizin küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşması için kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak değerlendiriyoruz" dedi.

"5G, sanayide ölçülebilir kazanımlar getirecek"
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir de 5G teknolojisinin, özellikle düşük gecikme süresi ve yüksek veri iletim kapasitesi sayesinde sanayi üretiminde köklü bir dönüşümün önünü açtığını söyledi.

Özdemir, 5G'nin "ağ dilimleme" özelliği sayesinde fabrikaların farklı üretim hatları için özel, izole edilmiş ağlar kullanmasına imkan tanınacağını belirterek, şöyle devam etti:

"Bu, hassas üretim proseslerinde kesintisiz iletişim ve maksimum güvenilirlik sağlıyor. Örneğin, milisaniyelik gecikmeye duyarlı robotik kollar ya da otonom mobil araçlar, 5G SA teknolojisi sayesinde çok daha güvenli ve etkin çalışabiliyor. 5G ile kablo bağımlılığının ortadan kalkması, üretim alanlarının yeniden yapılandırılmasını kolaylaştırıyor. Bu esneklik, özellikle yüksek çeşitlilikte düşük hacimli üretim yapan işletmeler için ciddi maliyet avantajı sunuyor. Gerçek zamanlı izleme ve tahmine dayalı bakım uygulamaları, arıza riskini azaltırken üretim sürekliliğini artıracak. Önümüzdeki 3-5 yıl içinde 5G'nin sanayide başta üretkenlik, esneklik ve kaynak optimizasyonu olmak üzere birçok alanda ölçülebilir kazanımlar getirmesi bekleniyor."

"Sanayi bölgelerinde kapsama alanı artırılmalı"
5G'nin sunduğu güvenilir ve hızlı bağlantının, "dijital ikiz" gibi ileri teknolojilerin fabrikalarda yaygınlaşmasını kolaylaştıracağını aktaran Özdemir, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Böylece üretim süreçlerinin sanal modelleri gerçek zamanlı takip edilip optimize edilebilecek, potansiyel riskler önceden öngörülerek önleyici tedbirler alınabilecek. Türkiye'nin 5G teknolojisini kullanarak rekabet avantajı elde etmesi için öncelikle ülke genelinde hızlı ve güvenilir 5G altyapısının yaygınlaştırılması, özellikle sanayi bölgeleri ve teknoloji geliştirme alanlarında kapsama alanının artırılması gerekiyor. Ayrıca, üniversiteler, teknoloji merkezleri ve özel sektör işbirliğiyle 5G tabanlı yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesine yönelik AR-GE yatırımlarının teşvik edilmesi, inovasyon kapasitesinin artırılması açısından önem taşıyor. Yasal düzenlemelerin netleştirilmesi ve yatırımcılar için cazip teşvik mekanizmalarının devreye alınması da yerli ve yabancı yatırımların artmasına ve ekosistemin hızla büyümesine katkı sağlayacaktır. İmalat, enerji, sağlık ve tarım gibi kritik sektörlerde 5G'nin getirdiği yenilikçi çözümlerin uygulanmasının teşvik edilmesi, sektörlerin küresel rekabet gücünü artırarak Türkiye ekonomisinin genel performansına olumlu yansıyacak. Tüm bu adımlar, Türkiye'nin 5G teknolojisini etkin kullanarak önemli rekabet avantajı elde etmesini mümkün kılacaktır."

"Enerji tasarrufu sağlayacak"
OSTİM Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi Koordinatörü Durali Çiçek de 5G'nin, endüstriyel bir haberleşme sistemi olduğuna işaret etti.

Bu teknolojinin yüzde 90'a varan enerji tasarrufu sağlanmasının hedeflendiğini belirten Çiçek, 5G'nin endüstride akıllı fabrikalar ve otonom robotlarla senkronize çalışabileceğini ve üretim hatlarının dijital ikizinin oluşturulabileceğini anlattı.

Çiçek, 5G'nin, akıllı lojistik merkezlerinde, enerji ve madencilikte, enerji santrallerinde, otomatik izleme ve acil durum yanıt sistemlerinde kullanılabileceğini bildirerek, şu ifadeleri kullandı:

"5G, güneş ve rüzgar gibi dağınık enerji kaynaklarının akıllı şebeke entegrasyonunda, sağlık sektöründe uzaktan ameliyatlarda, tarımda, akıllı şehirlerde trafik ışıklarının, kameraların ve sensörlerin entegre kontrolünde, akıllı metro, tren ve havaalanı sistemlerinde ve doğal afet gibi kritik durumlarda fayda sağlayabilir. Ayrıca 5G'nin 'ağ dilimleme' özelliğiyle atıl kapasiteyi ihtiyaç olan yerlere yönlendirebileceğiz. Ayrıca, afet ve olağanüstü hal durumları dahil özel kullanım senaryolarına göre jandarma, polis ve AFAD gibi kurumlara ihtiyaç durumunda özel alan tahsis edilebilecek. Bu sayede kurumlar iletişimlerinde aksaklık yaşamayacak."

"KOBİ'ler için önemli fırsat penceresi oluşturuyor"
Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Genel Sekreteri Zühtü Bakır da uzaktan kontrol, veri analitiği ve tahmine dayalı bakım gibi uygulamaların rekabet için vazgeçilmez unsurlar haline geldiğini dile getirdi.

Küresel rekabet baskısıyla artan enerji ve iş gücü maliyetlerinin, üretimde verimliliği her zamankinden daha kritik hale getirdiğine dikkati çeken Bakır, 5G iletişim altyapısının sağladığı yüksek veri iletim kapasitesi ve artan bağlantı hızları sayesinde makineler arasında kesintisiz iletişimin mümkün hale geldiğini anlattı.

Bakır, yapay zeka ve makine öğrenmesi tabanlı sistemlerin çok daha başarılı ve verimli sonuçlar üretmeye başladığının altını çizerek, şunları kaydetti:

"Otomotiv, beyaz eşya, tüketici elektroniği ve gıda gibi entegre üretim tesislerinde küresel rekabet gücünü artırmak için tamamlayıcı teknolojilerden etkin şekilde yararlanılması gerekiyor. Dijitalleşmeyi doğru kullanan KOBİ'ler için de önemli fırsat penceresi oluşturuyor."

OpenAI, sinema sektörüne giriş yapmaya hazırlanıyor

The Wall Street Journal’ın haberine göre, karakter tasarımı ve hikâyesi üç yıl önce tasarlanan proje, 2026 Cannes Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmayı hedefliyor.

Nelson ve ekibi, karakterlerin ilk çizimlerini OpenAI’nin araçlarına yükleyerek tüm animasyonu yapay zekâ yardımıyla oluşturacak.

30 milyon dolarlık düşük bütçeyle ve sadece dokuz ayda filmin tamamlanması planlanıyor. Seslendirmelerde ise insan oyuncular yer alacak.

Yapımcılar ve hedefler
Film, Londra merkezli Vertigo Films ve Los Angeles merkezli Native Foreign tarafından üretilecek. Native Foreign, daha önce geleneksel video üretiminde yapay zekâ teknolojilerini kullanmasıyla biliniyor.

Nelson, bu filmin sektörde yapay zekâ kullanımının önünü açabileceğini belirtti.

Sinema sektöründe yapay zekâ tartışması
Sektörde yapay zekâya yönelik çekinceler sürüyor. İki yıl önce ABD’deki oyuncu sendikası SAG-AFTRA, yapay zekâ nedeniyle iş kaybı endişesiyle greve gitmiş, uzun süren görüşmelerin ardından meslek güvencesi sağlanmıştı.

Bu yıl Oscar töreninde “The Brutalist” ve “Emilia Perez” filmlerinde yapay zekâ unsurları kullanıldığı için tartışma çıkmıştı. Ancak Akademi, yapay zekâ kullanımına dair “tarafsız” bir tutum benimsediğini açıklamıştı.

OpenAI’nin hedefi, “Critterz” ile düşük maliyet ve kısa sürede tamamlanabilecek yapay zekâ destekli filmlerin de sektörde yer bulabileceğini kanıtlamak.

Bilim insanları insan vücudunda yeni organ buldu!

Hollanda Kanser Enstitüsü'nden araştırmacılar, prostat kanseri hastaları üzerinde yürütülen bir çalışmada, PSMA PET/CT adı verilen özel bir görüntüleme tekniği kullandı Söz teknik, prostat kanseri hücrelerinde yoğun olarak bulunan prostat spesifik membran antijenini (PSMA) tespit etmek için geliştirildi.

Tarama sırasında beklenmedik bir durum ortaya çıktı. Araştırmacılar, burun arkasında ve boğazın üst kısmında, yaklaşık 3,9 cm uzunluğunda iki büyük simetrik yapı fark etti. Daha önce bu bölgede yalnızca mikroskobik tükürük dokuları bulunduğu sanılıyordu.

YENİ BEZLERİN İŞLEVİ NE?

Uzmanlara göre, yeni keşfedilen bu bezler konuşma ve yutma sırasında boğazın üst kısmını nemlendirme ve kayganlaştırma görevini üstleniyor. Burun boşluğu ile boğazın birleştiği noktada yer alan bu yapılar, tükürük üretiminde önemli bir rol oynayabilir.

Bilim insanları, bu yapıların insan vücudunda bulunan çene altı, dil altı ve kulak yakınındaki üç ana tükürük bezi grubuna ek olarak dördüncü büyük bez çifti olabileceğini değerlendiriyor.

KEŞİF NASIL DOĞRULANDI?

Araştırmacılar ilk olarak 100 prostat veya üretra kanseri hastasının görüntüleme sonuçlarını inceledi. Ardından iki farklı kadavra üzerinde yapılan analizler sonucunda, bu yapıların tükürük bezi dokusuna benzediği saptandı.

Bilimsel bulgular, "Radiotherapy and Oncology" adlı dergide yayımlandı.

Hollanda Kanser Enstitüsü'nden radyasyon onkoloğu Wouter Vogel, "Çoğu hasta için bu yeni bölgeye radyasyon vermekten kaçınmak teknik olarak mümkün. Aynı şekilde diğer bilinen tükürük bezlerini korumaya çalışıyoruz" açıklamasında bulundu.

BİLİM DÜNYASI İKİYE BÖLÜNDÜ

Bazı uzmanlar bu yapıları yeni bir organ olarak nitelendirmekte temkinli davranıyor. Pennsylvania Üniversitesi'nden radyolog Alvand Hassankhani, bu yapıların daha önce fark edilmemiş küçük bezlerin detaylı görüntüleri olabileceğini savunuyor.

Ancak Duke Üniversitesi'nden radyasyon onkoloğu Yvonne Mowery, "2020 yılında hâlâ insan vücudunda yeni bir yapı keşfetmek şaşırtıcı. Ancak daha geniş klinik veri setleri gerekli" dedi.

WhatsApp kullanıcılarına uyarı: Tüm verileri ele geçiriyor

WhatsApp, iPhone ve Android kullanıcılarını hedef alan son derece sofistike bir siber saldırı tespit edildiğini duyurdu. Meta'nın açıklamasına göre, bu saldırı kullanıcının hiçbir işlem yapmasına gerek kalmadan cihazlara sızabiliyor. Uzmanlar, kullanıcıları uygulamalarını ve işletim sistemlerini hemen güncellemeleri konusunda uyarıyor.

Saldırının merkezinde CVE-2025-55177 kodlu bir güvenlik açığı yer alıyor. Bu açık sayesinde saldırganlar, zararsız gibi görünen bir bağlantı aracılığıyla cihazlara casus yazılım veya zararlı yazılım yükleyebiliyor. En dikkat çekici kısmı ise kullanıcıların bu bağlantıya tıklamasına bile gerek kalmaması. Uzmanlar bu tür saldırıları "zero-click" yani sıfır tıklama saldırısı olarak tanımlıyor.

TÜM VERİLERİNİZ TEHLİKEDE OLABİLİR

Amnesty International'da görev yapan siber güvenlik uzmanı Donncha O Cearbhaill, bu saldırının kullanıcının izni ya da etkileşimi olmadan tüm cihaz verilerine erişim sağlayabileceğini belirtti. Buna mesajlar, fotoğraflar, arama geçmişi ve hatta cihaz kontrolü de dahil.

iPhone ve Android Kullanıcıları Hedefte

Resmi uyarılarda ilk etapta iOS ve macOS kullanıcılarının risk altında olduğu ifade edilse de, saldırının Android kullanıcılarını da etkilediği ortaya çıktı. İlk bulgular, özellikle sivil toplum kuruluşlarında çalışan bireylerin hedef alındığını gösteriyor.

Meta'dan Kullanıcılara Resmi Bildirim

Meta tarafından WhatsApp kullanıcılarına gönderilen uyarı mesajlarında şu ifadelere yer verildi:

"Cihazınıza kötü niyetli bir mesaj gönderilmiş olabilir. Bu mesaj, işletim sisteminizdeki güvenlik açıklarıyla birleşerek cihazınızı ve tüm verilerinizi ele geçirmek için kullanılmış olabilir."

Uzmanlardan Acil Güncelleme Uyarısı

Siber güvenlik uzmanları, hem iOS hem de Android kullanıcılarının, cihazlarını ve WhatsApp uygulamasını en son sürüme güncellemelerini, ayrıca bilinmeyen kaynaklardan gelen mesajlara karşı dikkatli olmalarını tavsiye ediyor.

50 yıl sonra ilk kez gerçekleşecek! NASA çılgın proje için gönüllü arıyor!

NASA, 2026’da gerçekleştirilecek Artemis II görevi kapsamında Ay’a yapılacak ilk insanlı yolculukta halktan da destek istiyor.

50 YIL SONRA İLK KEZ...
İnsanlık, 1972’deki Apollo programının sona ermesinden bu yana Ay yüzeyine ayak basmadı.

Nisan 2026’da planlanan Artemis II göreviyle dört astronot, 10 gün sürecek bir Ay yörüngesi uçuşuna çıkacak.

Mürettebatta Amerikalı astronotlar Reid Wiseman, Victor Glover, Christina Hammock Koch ve Kanadalı astronot Jeremy Hansen yer alacak.

RADYO SİNYALLERİNİ TAKİP ETMEK İÇİN GÖNÜLLÜ ARIYOR
NASA, bu tarihi görev için yalnızca bilim insanlarını değil, gerekli donanıma sahip gönüllüleri de sürece dahil etmek istiyor.

Ajans, Orion uzay aracının S-band radyo sinyallerini takip edebilecek yer istasyonlarına ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.

Gönüllüler, radyo frekanslarını kaydedip takip edecek, ayrıca aracın hızını ve yönünü belirlemede kullanılan Doppler verilerini raporlayacak.

DENEYİM GEREKİYOR: ŞARTLAR NE?
Her ne kadar başvuruya herkesin açık olduğu belirtilse de, NASA kriterlerin oldukça teknik olduğunu vurguluyor.

S-band sinyallerini izleme, bir yönlü takip deneyimi ve gelişmiş donanım gönüllüler için olmazsa olmaz şartlar arasında.

Bu nedenle başvuruların çoğunluğunun üniversiteler, özel araştırma kuruluşları ve uzay ajanslarından gelmesi bekleniyor.

ARTEMIS I BAŞARISI
NASA, benzer bir denemeyi 2022’de insansız Artemis I görevinde yapmıştı. O dönemde 18 gönüllü, uzay aracını 25 gün boyunca takip ederek önemli veriler toplamıştı.

Bu başarılı deneyim, ajansı Artemis II için de aynı yöntemi uygulamaya teşvik etti.

STRATEJİK AMAÇ NE?
NASA’nın Uzay İletişim ve Navigasyon Başkan Yardımcısı Kevin Coggins, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bu fırsatı daha geniş havacılık ve uzay topluluğuna açarak, hükümet dışında da mevcut takip kabiliyetlerini belirlemeyi hedefliyoruz.”

NASA, SpaceX gibi özel şirketlerle giderek daha fazla işbirliği yaparken, gelecekteki görevlerde özel sektöre ait teknolojileri test etmeyi de amaçlıyor.

OpenAI, LinkedIn’e rakip iş bulma platformu geliştiriyor

OpenAI’nin bu hamlesi, şirketin en büyük yatırımcılarından Microsoft’un sahibi olduğu LinkedIn’e doğrudan rakip olarak görülüyor.

LinkedIn, 2024’ten itibaren iş arama deneyimini geliştirmek için yapay zekâ entegrasyonlarını artırmıştı.

OpenAI’nin platformu ise yapay öğrenme algoritmalarını kullanarak iş arayanlarla işverenler arasında “üst düzey bağlantılar” kurmayı hedefliyor.

İş arayanlar için fırsat, işverenler için doğru eşleşme
OpenAI Uygulamalar CEO’su Fidji Simo, platformun yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda iş piyasasında fırsatları artıracak bir araç olacağını belirtti. Simo’ya göre, yapay zekâ insanları işsiz bırakmak yerine “daha fazla fırsatın kilidini açacak.”

Şirket, işverenlere aradıkları profile en uygun adayları bulabilecekleri araçlar sunmayı, adaylara ise beceri ve deneyimlerine uygun işlere erişim imkânı vermeyi vaat ediyor.

Yapay zekâ destekli özgeçmiş dönemi
Son yıllarda birçok aday, özgeçmiş ve başvurularını öne çıkarmak için ChatGPT gibi yapay zekâ araçlarından yararlanıyor.

Ancak uzmanlar, bu yöntemin her zaman başarı garantisi sunmadığına dikkat çekiyor. Çünkü bazı platformlar başvuruları yine yapay zekâ ile filtreliyor, bazı işverenler ise insan eliyle hazırlanmış belgeleri tercih ediyor.

Rekabet kızışıyor
OpenAI’nin bu adımı, yapay zekâ destekli işe alım teknolojilerinin yükselişini hızlandıracak. Sektör uzmanları, 2026 itibarıyla iş bulma ve işe alım süreçlerinde yapay zekâ platformlarının belirleyici rol oynayacağı görüşünde.

Bu da LinkedIn ve benzeri platformlarla rekabetin sertleşeceğini gösteriyor.

ChatGPT’de ‘konuşma dallanması’ özelliği geliyor

OpenAI, ChatGPT kullanıcılarının uzun süredir talep ettiği “konuşma dallanması” özelliğini devreye aldı. Yeni araç, tek bir sohbetten farklı senaryolar türetmeye ve alternatif fikirler üzerinde çalışmaya olanak tanıyor.

Kullanıcı deneyiminde büyük kolaylık
Artık kullanıcılar, sohbet sırasında bir mesaja gelerek “daha fazla seçenek” menüsünden “yeni sohbette dallandır” seçeneğini işaretleyebiliyor. Bu sayede mevcut sohbet kopyalanıyor ve yeni bir sohbet penceresi açılıyor. Orijinal sohbet korunurken, alternatif senaryolar üzerinde çalışmak mümkün hale geliyor.

Daha önce kullanıcılar ya mevcut sohbeti bozarak ilerlemek ya da tamamen yeni bir sohbet açmak zorundaydı. Bu durum iş akışını bölerken yaratıcılığı da kısıtlıyordu. Yeni sistem, “ya şöyle olursa” denemelerini bağlam kaybetmeden yapma imkânı veriyor.

Yazılım geliştirmeden ilham aldı
Uzmanlar, bu özelliğin yazılım geliştirmedeki “Git branch” sistemine benzediğini söylüyor. Yazılımcılar kodun ana sürümünü bozmadan yeni dallarda değişiklik denerken, ChatGPT kullanıcıları da aynı mantıkla alternatif cevap ve fikirleri test edebilecek.

Araştırmalara göre, büyük dil modelleriyle yürütülen doğrusal sohbetler proje planlama ve bilgi edinme gibi süreçlerde verimsizlik yaratıyor. ChatGPT’nin yeni özelliği, bu kısıtları aşmayı hedefliyor.

Rakipler de benzer adımlar atmıştı
Anthropic’in geliştirdiği Claude, bir yılı aşkın süredir dallanma özelliğine sahipti. Ancak ChatGPT’nin geniş kullanıcı kitlesi nedeniyle bu adımın daha büyük yankı uyandırması bekleniyor.

Kullanıcıların yapay zekâyı tek bir “otorite” gibi görmesi yaratıcılığı sınırlayabiliyor.

Dallanma özelliği, yapay zekânın bir “araç” olduğunun altını çiziyor; farklı bakış açılarını test etmeyi, hipotezleri çürütmeyi veya doğrulamayı mümkün kılıyor.

Diğer yenilikler
OpenAI ayrıca gelecek ay ebeveyn kontrolü özelliğini de hayata geçirecek. Bu adım, ChatGPT ile aylarca süren sohbetlerin ardından intihar eden bir gencin ailesinin açtığı dava sonrası gündeme gelmişti.

Yapay zekanın ruh sağlığına etkileri: Varoluşsal krizleri tetikleyebilir

Yapay zeka sohbet robotlarının beklenmedik etkileri, süper akıllı sistemlerin gelecekte doğurabileceği varoluşsal tehditlerin habercisi olarak değerlendiriliyor.

Yapay zeka güvenliği alanında öne çıkan isimlerden Nate Soares, ABD’li genç Adam Raine’in intiharıyla gündeme gelen vakayı bu tehlikenin somut bir örneği olarak nitelendirdi.

Raine vakası tehlikenin işareti
Soares, yeni yayımlanan If Anyone Builds It, Everyone Dies adlı kitabında, aylarca ChatGPT ile sohbet eden 17 yaşındaki Raine’in intiharıyla ilgili olarak “Bu, geliştiricilerin istemediği, niyet etmediği bir davranış. Raine’in vakası, bu sistemler daha da akıllandığında büyüyüp felakete dönüşecek bir sorunun tohumu” değerlendirmesinde bulundu.

Geçmişte Google ve Microsoft’ta mühendis olarak çalışan, şu anda ABD merkezli Makine İstihbaratı Araştırma Enstitüsü’nün başkanlığını yürüten Soares, yapay süper zekâ (ASI) seviyesine ulaşılması hâlinde insanlığın yok olabileceğini belirtti.

Kitapta çizilen senaryolardan birinde, “Sable” adlı bir yapay zekânın internete yayıldığı, insanları manipüle ettiği, sentetik virüsler geliştirdiği ve sonunda insanlığı yok ederek gezegeni kendi amaçları için yeniden şekillendirdiği aktarılıyor.

‘Küresel yasaklama’ çağrısı
Soares, teknoloji şirketlerinin yapay zekâyı “yardımcı ve zararsız” olacak şekilde programlamaya çalıştığını ancak pratikte sistemlerin “istenmeyen sonuçlara” yol açtığını söyledi.

“Şirketler süper zekâya doğru yarışıyor. Ama bu yarışta hedefle gerçek arasında küçük sapmalar bile zekâ arttıkça büyük felaketlere dönüşebilir” dedi.

Bu nedenle Birleşmiş Milletler’in nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşmasına benzer şekilde, süper zekâya yönelik küresel bir ilerleme yasağı getirilmesi gerektiğini savundu.

Farklı görüşler
Meta’nın baş yapay zekâ bilimcisi Yann LeCun ise, süper zekânın insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturmadığını, aksine “insanlığı yok oluştan kurtarabileceğini” öne sürdü.

Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg de, süper zekâ geliştirmenin artık “görünür bir hedef” olduğunu belirterek şirketlerin bu alanda hızla ilerlediğini vurguladı.

Hukuki ve bilimsel uyarılar
Raine’in ailesi, OpenAI’ye karşı dava açtı. Ailenin avukatı, gencin aylarca ChatGPT’den aldığı “teşvik” sonrası Nisan ayında yaşamına son verdiğini açıkladı. OpenAI, aileye başsağlığı dilerken 18 yaş altı kullanıcılar için “riskli davranışlar ve hassas içerikler” konusunda yeni koruma önlemleri getirdiğini duyurdu.

Uzman psikoterapistler de, kırılgan bireylerin profesyonel yardım yerine yapay zekâ sohbet robotlarına yönelmesinin “tehlikeli bir uçurum” anlamına gelebileceği konusunda uyarıyor. Temmuz ayında yayımlanan akademik bir ön çalışmada, yapay zekâ sohbetlerinin psikoz riski taşıyan kişilerde sanrılı düşünceleri daha da körükleyebileceği rapor edildi.

TÜBİTAK, hassas teknolojiler konusunda Ufuk Avrupa ülkeleriyle çalışacak

TÜBİTAK'tan edinilen bilgiye göre, Türkiye ile Ufuk Avrupa ülkelerindeki kurum ve kuruluşlar arasında işbirliğine dayalı AR-GE projeleriyle bilimsel ve teknolojik işbirliğini güçlendirmek amacıyla "TÜBİTAK-Ufuk Avrupa Ülkeleri Hassas Teknolojiler 2025 Çağrısı" açıldı.

Çağrı kapsamında kazanılan teknolojik bilgi ve deneyimin, araştırma kuruluşlarının yanı sıra endüstriyel işletmelerin uluslararasılaşma süreçlerinde hızlandırıcı ve yol gösterici bir rol üstlenmesi ve stratejik teknolojiler geliştirmelerine katkı sağlaması hedefleniyor.

Kuantum yazılımları geliştirilecek
Başvurulardaki tematik alanlardan kuantum hesaplama-teknolojiden bağımsız yazılım projeleri kapsamında kuantum hesaplama simülasyon araçları, hata düzeltme kodları ve kuantum makine öğrenimi için yeni algoritmalar tasarlanabilecek, özellikle finans, malzeme bilimi ve ilaç keşfi gibi sektörlerde karşılaşılan karmaşık optimizasyon problemlerini çözmeye yönelik yazılımlar geliştirilebilecek.

Kuantum çipleri projeleri ise çip tasarımı, donanım bileşenlerinin geliştirilmesi ve sistem entegrasyonu konularını içerecek.

Sağlıktan sanal gerçekliğe yapay zeka
Yapay zekada genel amaçlı algoritmaların temel araştırma ve geliştirme aşamalarına odaklanılacak. Üretken yapay zeka teknolojilerinin robotik ve endüstriyel otomasyon alanlarına uygulanması sağlanacak.

Havacılık, ilaç ve tıp sektörleri için üretken yapay zeka çözümleri başlığı kapsamında, aerodinamik olarak daha verimli uçak parçalarının generatif tasarımı, tıp alanında ise kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmak veya genetik verilerden hastalık risklerini analiz etmek gibi uygulamalar geliştirilebilecek.

Sanal dünyalar için yapay zeka projeleriyle video oyunları, sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) gibi sanal dünyalar için yapay zeka destekli içerik üretimi hedefleniyor.

Sanayi ve kamu sektöründe üretken yapay zekanın benimsenmesinin koordinasyonu da söz konusu teknolojilerin kamu sektörü hizmetlerine entegrasyonunu ve yaygın kullanımını kolaylaştırmaya yönelik AR-GE çalışmalarını içerecek.

Uzay çalışmalarına ilişkin projeler
Başvuru konuları, telekom kenar bulut dağıtımı dahil olmak üzere, iletişim ve ağ teknolojileri ile cihazları, yüksek başarımlı hesaplama ve yarı iletkenleri de kapsayacak. Böylece, yeni süper bilgisayar mimarilerinin tasarımı, paralel programlama dillerinde uzmanlaşma, iklim modellemesi, astrofizik veya moleküler dinamikler gibi alanlardaki bilimsel kodların performansının artırılması gibi konular üzerinde çalışılabilecek.

Proje başvuruları, uzay taşımacılığı sistemleri için otonom dijital çözümler, tasarım ve simülasyon araçları, uzay çözümleri için yeryüzü gözlemi ve uydu haberleşmesi için dijital kolaylaştırıcılar ve yapı taşları, yine uzay çözümleri için işbirlikçi yeryüzü gözlemi ve uydu haberleşmesi için dijital kolaylaştırıcılar ve yapı taşları alanlarında da olabilecek.

Bu başlıklar altında, uzay araçlarının daha verimli ve güvenli çalışmasını sağlayacak otonom sistemler geliştirilebilecek. Roketler için yapay zeka destekli rehberlik ve kontrol sistemleri, uzay görevlerinin planlanması ve simülasyonu için dijital ikiz teknolojileri ve uzay aracının görev sırasında karşılaştığı zorlukları öngören tahmin algoritmaları üzerinde çalışılabilecek.

Öte yandan, çevre izleme, tarımsal verimlilik veya afet yönetimi gibi uygulamalar için uydu görüntülerinin otomatik olarak işlenmesini ve analiz edilmesini sağlayan algoritmalar geliştirilebilecek. Ayrıca, uydular arası haberleşme protokollerini iyileştiren veya uydu verilerinin yer istasyonlarına daha hızlı aktarılmasını sağlayan yeni dijital çözümler tasarlanabilecek.

Başvurular, daha dayanıklı, enerji verimli ve 5G ve 6G ile uyumlu uçtan uca SatCom görev yetenekleri, operasyonel verimliliği artıran dijital yer altyapıları, yerküre gözlem ve SatCom sistemlerine yönelik ortak yapı taşları ve süreçler (yörüngede yeniden yapılandırılabilirlik, uydu ve yerde akıllı bilişim, operasyonel dayanıklılık iyileştirme) konularını içerecek.

Başvuru kriterleri
Sunulacak proje önerilerinin, söz konusu başlıklarda belirtilen teknoloji hazırlık seviyelerine (THS) uygun olarak hazırlanması teşvik edilirken, belirtilen tematik alanlarda farklı THS düzeylerinden gelen başvurular da kabul edilecek.

Çağrı kapsamında Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri, kamu kurum ve kuruluşları sektör ve büyüklüğüne bakılmaksızın firma düzeyinde katma değer yaratan ve ticaret sicil belgesi olan Türkiye'de yerleşik sermaye şirketleri desteklenecek.

Her bir proje önerisinde, Türkiye ve Ufuk Avrupa ülkelerinden en az birer kurum/kuruluş proje ortağı olarak yer alacak.

Taahhüt mektubu taslağına "ufukavrupa.org.tr/tr/loc" sayfasından ulaşılabilecek.

Çağrı başvuru tarihleri
Çağrının başvuru onayı için son tarih 10 Kasım, elektronik imza içinse 17 Kasım olacak.

Panel değerlendirmesi Kasım 2025-Şubat 2026 döneminde, projelerin başlangıcı ise Mart 2026'da gerçekleştirilecek.

Başvurular, TÜBİTAK Proje Başvuru Sistemi üzerinden elektronik imza ile yapılacak. Başvuru sürecinde belgelerin sisteme yüklenmesi gerekecek.

Proje süresi ve bütçe üst sınırları
Proje süresi en fazla 24 ay olacak. Bir proje kapsamında TÜBİTAK'tan talep edilen katkı, kurum hissesi ve proje teşvik ikramiyesi hariç, proje başına 200 bin avroyu, yürütücü kuruluş başına yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları için 100 bin avroyu, özel kuruluşlar için 200 bin avroyu aşamayacak.

Yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 100 desteklenecek.

Büyük ölçekli özel kuruluşlara kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 60, KOBİ'lereyse yüzde 75 destek verilecek.

Burs miktarları ise lisanstan doktora araştırmacısına kadar ünvanlarda, ücret karşılığı çalışıp çalışmamalarına bağlı olarak, 5 bin 250 lira ila 36 bin 500 lira arasında değişecek.

Mağara balıklarının körlüğü, insan göz hastalıklarına ışık tutabilir

Doğu ve Güney Amerika’nın yeraltı nehirlerinde yaşayan, gözü ve rengi olmayan mağara balıkları, karanlık ortama uyum sağlamak için gözlerini kaybetmiş canlılardan yalnızca birkaçı. Yale Üniversitesi’nden bilim insanları, bu balıkların genetik yapısını inceleyerek evrimin dikkat çekici bir örneğini ortaya çıkardı.

Araştırmada Amblyopsidae familyasına ait tüm bilinen mağara balıkları analiz edildi ve özellikle görme ile ilişkili 88 gen incelendi. Bulgular, bu balıkların en az dört farklı soy hattında, yüzeyde yaşayan atalarından bağımsız olarak mağaralara yerleştiğini gösterdi. Yani körlük özelliği her birinde ayrı ayrı evrimleşti.

Genetik verilere göre Ozark mağara balıklarında görme kaybı 2,25 ila 11,3 milyon yıl önce ortaya çıktı. Diğer türlerde ise bu süreç 342 bin yıldan 8,7 milyon yıl öncesine kadar uzanıyor. İlginç bir şekilde, körlüğün yanı sıra tüm türlerde ortak özellikler de gözlendi: uzamış gövdeler, yassılaşmış kafatasları ve küçülmüş ya da tamamen kaybolmuş pelvik yüzgeçler. Bu özellikler, nemli ve karanlık mağara ortamında hayatta kalmayı kolaylaştırıyor.

Araştırmacılar ayrıca balıklardaki körlük mutasyonlarının zamanına bakarak mağaraların oluşum yaşlarını da belirledi. Bu yöntemle bazı mağaraların 11 milyon yıldan daha eski olabileceği ortaya çıktı. Geleneksel yöntemlerle mağara yaşlarını belirlemek ise 3 ila 5 milyon yıl ile sınırlı kalıyordu.

Çalışmanın dikkat çeken bir diğer noktası, mağara balıklarının genlerinde görülen bazı mutasyonların, insanlarda göz hastalıklarına yol açan mutasyonlarla benzerlik göstermesi oldu. Bu durumun, insan göz sağlığına dair yeni tıbbi araştırmalara kapı aralayabileceği belirtiliyor.

Türkiye'nin "N Süper Uygulamas"ını gençler tasarlıyor

Dünya’nın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST kapsamında KÜME Vakfı yürütücülüğünde düzenlenecek NSosyal Super App Creathon, genç tasarımcıları geleceğin dijital dünyasına yön verecek “süper uygulama” deneyimini hayata geçirmeye davet ediyor.

TEKNOFEST 2025 kapsamında düzenlenen NSosyal Super App Creathon yarışmasında öğrenciler; sosyal medya, mesajlaşma, yemek siparişi, ulaşım ve ödeme modüllerini tek bir çatı altında buluşturan, kullanıcı dostu ve estetik bir “Super App” tasarlayacak. Katılımcılardan, kullanıcı davranışlarını analiz ederek sezgisel, erişilebilir ve ölçeklenebilir prototipler geliştirmeleri bekleniyor.

Finale kalan takımlar, 18-20 Eylül 2025 tarihleri arasında 36 saat boyunca sürecek Creathon’da projelerini hayata geçirecek. Yarışmanın sonunda yapılacak jüri değerlendirmesiyle en yenilikçi ve başarılı tasarımlar seçilecek. Dereceye giren projeler, yalnızca nakdi ödüllerle değil; aynı zamanda TEKNOFEST ekosistemi içinde yatırımcılarla bir araya gelerek fikirlerini gerçeğe dönüştürme fırsatıyla da ödüllendirilecek.

Projeler; yenilikçilik, kullanıcı deneyimi, arayüz tasarımı, teknik uygulanabilirlik, sunum performansı ve özgünlük kriterleri doğrultusunda değerlendirilecek. Bu değerlendirmeler ise, UI/UX uzmanları, yazılım mühendisleri, grafik tasarımcılar ve girişimcilik alanında deneyimli temsilcilerden oluşan jüri heyeti gerçekleştirecek. Yarışmada birinciliğe ulaşan ekip 250 bin TL, ikincilik ödülünü kazanan ekip 150 bin TL, üçüncülüğü elde eden ekip ise 100 bin TL ile ödüllendirilecek.

Yarışma başvuruları, 11 Eylül 2025 saat 23:59’a kadar TEKNOFEST’in resmi web sitesi üzerinden gerçekleştirilebilecek. Katılım, en az 1 en fazla 3 kişilik takımlar halinde sağlanabilecek.
N’SOSYAL Super App Creathon yarışmasına dair tüm detaylarawww.teknofest.org adresinden ulaşabilirsiniz.

ChatGPT’de erişim sorunu: Sohbet geçmişi açılmıyor, bot yanıt vermiyor

Hem web hem de mobil uygulama üzerinden erişimde sorun yaşanırken, sohbet geçmişi açılmıyor ve botun yanıt üretmediği belirtiliyor.

2 binden fazla kesinti raporu
Kesintileri takip eden Downdetector verilerine göre, şikâyet sayısı 2 bini aştı ve artmaya devam ediyor. Kullanıcılar, sohbet ekranında yalnızca kendi yazdıkları soruları görebildiklerini, ancak sistemin hiçbir yanıt üretmediğini aktarıyor.

OpenAI sorunu doğruladı
OpenAI’nin resmi durum sayfasında, kesintinin farkında olunduğu ve sorunun kaynağının tespit edildiği duyuruldu. Şirketin teknik ekibi çözüm için çalışıyor. Daha önce de benzer erişim sıkıntıları yaşanmış, kısa süreli kesintiler meydana gelmişti.

Alternatif arayışları arttı
Kesinti sırasında kullanıcılar sosyal medyada tepkilerini dile getirdi. Google Trends verilerine göre “ChatGPT down” araması yükselişe geçti.

Kullanıcıların alternatif olarak Perplexity, Claude ve Google Gemini gibi diğer yapay zeka araçlarına yöneldiği görülüyor.

ChatGPT’nin günlük iş akışlarında yaygın şekilde kullanıldığı düşünüldüğünde, kesintinin milyonlarca kullanıcıyı etkilediği tahmin ediliyor.

Apple’ın yapay zeka destekli Siri’si 2026 başında geliyor

LLM Siri, WWDC 2024’te duyurulan ancak ertelenen “tam kapsamlı” yapay zekâlı Siri sürümü değil. Yeni sistem, daha çok web arama motoru benzeri bir işlev üstlenecek. Kullanıcıların sorduğu genel bilgi sorularına farklı kaynaklardan özetlenmiş, kısa ve anlaşılır yanıtlar sunacak.

Apple’ın planına göre, bu özellik önce Siri üzerinden erişilebilir olacak. Ancak zamanla Spotlight arama ve Safari tarayıcısına da entegre edilmesi düşünülüyor. Böylece kullanıcılar sadece metin değil, görsel, multimedya ve yerel bilgiler içeren özetlere de ulaşabilecek.

“Dünya bilgisi cevapları”
Apple yöneticileri bu sürümü şirket içinde “World Knowledge Answers” olarak da adlandırıyor. Teknolojinin, Google ve OpenAI’nin kendi platformlarında sunduğu yapay zekâ destekli arama özetlerine benzer şekilde çalışması bekleniyor.

Analistlere göre LLM Siri, Apple’ın gelecek yıl için planlanan Siri güncellemelerinin bir parçası olacak. Net bir çıkış tarihi açıklanmasa da ilk etapta 2026 başı hedefleniyor.

Siri’nin asıl yapay zeka yükseltmesi ertelendi
Apple, 2024’te iPhone 16 lansmanı sırasında Siri’nin üretken yapay zekâ özelliklerini tanıtmıştı. Ancak şirket bu yükseltmeyi geciktirdi ve bazı kullanıcılar, “yanıltıcı reklam” gerekçesiyle Apple’a dava açtı.

Kullanıcıların uzun süredir beklediği “tam kapsamlı” Siri yükseltmesinin ise kimi tahminlere göre 2027’de iOS 28 (yeni adıyla iOS 20) sürümüyle gelmesi bekleniyor. Ancak Apple’ın LLM Siri’yi daha erken, 2026’da devreye alması ihtimali giderek güçleniyor.

Dinozorlarla beslenen bir timsah keşfedildi

Yaklaşık 3,5 metre uzunluğunda ve 250 kilogram ağırlığında olduğu hesaplanan K. atrox’un güçlü çeneleri ve tırtıklı dişleri, iri avların etini parçalamaya uygun yapıya sahipti.

Paleontologlar, hayvanın hem karada hem de sulak alanlarda avlandığını, otçul dinozorları kolayca alt edebildiğini belirtiyor.

Fosil, Mart 2020’de bir dinozor kazısı sırasında bulundu. Kuyruk ve bazı uzuvlar dışında neredeyse tam iskelet elde edildi.

Kafatasındaki dişlerin hâlâ mine tabakasını koruduğu dikkat çekti. Bu, şimdiye kadar bölgede bulunan en eksiksiz peirosaurid crocodyliform fosili oldu.

Timsahların evrim yolculuğu
Araştırmacılar, K. atrox’un günümüz timsahlarına benzeyen duruşuna rağmen bazı farklılıklar taşıdığını aktarıyor.

Burun delikleri öne bakıyordu, gözler ise kafatasının yan tarafındaydı. Modern timsahlarda ise burun ve gözler daha yukarıda konumlanıyor; bu sayede avlarını sudan gizlenerek takip edebiliyorlar.

Bilim insanları, farklı dönemlerde yaşamış timsah akrabalarının benzer vücut yapıları geliştirmesini “yakınsak evrim” örneği olarak değerlendiriyor. Yani birbirine uzak türler, benzer yaşam koşulları nedeniyle benzer özellikler kazanabiliyor.

Yok oluş nedenlerinden biri ‘aşırı etçil’ beslenme olabilir
K. atrox ve benzeri iri etçil türler, Kretase’nin sonunda yaşanan kitlesel yok oluşta hayatta kalamadı. Araştırmacılar, bu durumun hayvanın “hiperetçil” beslenme tarzıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyor.

Daha küçük boyutlu ve çeşitli besinlerle yetinebilen timsah türleri ise günümüze kadar yaşamını sürdürmeyi başardı.

Yeni sırlar ortaya çıkabilir
Bilim insanları, K. atrox’un dişlerinden izotop bilgisi elde ederek yaşam alanı ve beslenme alışkanlıklarını araştırmayı planlıyor.

Ayrıca kemik yapısının incelenmesiyle büyüme hızı, yaş ve olası hastalıklar hakkında daha fazla bilgi edinilebileceği belirtiliyor.

Uzmanlara göre, Patagonya’da bulunan bu olağanüstü fosil, antik timsah akrabalarının evrimi ve ekosistemdeki rolüne dair yeni sırları önümüzdeki yıllarda ortaya çıkarabilir.

TEKNOFEST İstanbul için geri sayım başladı, ziyaretçi kayıtları açıldı

Dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST, 17-21 Eylül tarihlerinde İstanbul Atatürk Havalimanı'nda düzenlenecek.

Bu yıl ilk olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde gerçekleştirilen festival, ardından TEKNOFEST Mavi Vatan ile köklü denizcilik mirasını yerli ve milli teknolojilerle harmanlayarak 175 bin ziyaretçiyi ağırladı.

Atatürk Havalimanı'nda düzenlenecek TEKNOFEST İstanbul ise teknoloji yarışmalarından hava gösterilerine kadar çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak.

195 kategoride yarışma gerçekleşecek
TEKNOFEST İstanbul'da, 58 ana ve 137 alt kategoride gerçekleştirilecek yarışmalarda ön eleme aşamasını geçen takımlar 85 milyon liranın üzerinde maddi destekten yararlanacak. Dereceye giren takımlara ise toplamda 65 milyon lirayı aşkın ödül verilecek.

Festival kapsamında, hava gösterileri, konserler, çeşitli sergiler ve atölyeler, simülasyonlu deneyim alanları, planetaryum, fuar etkinlikleri, öğrencilere özel uçuş etkinlikleri gibi birçok deneyim ziyaretçilere sunulacak.

Katılım tamamen ücretsiz
Katılımın tamamen ücretsiz olduğu TEKNOFEST İstanbul'a giriş yapabilmek için ziyaretçilerin çevrim içi kayıt yaptırması gerekiyor.

Festival kapsamında her katılımcı için ayrı bilet oluşturulması gerekirken, 7 yaş altı çocuklar için kayıt şartı bulunmuyor.

Etkinlik alanına ziyaretçi giriş çıkışları 09.00-18.00 saatlerinde yapılabilecek. Festival alanına ulaşımda toplu taşıma araçlarının kullanılması, ziyaretçiler için hızlı ve kolay erişim imkanı sağlayacak.

TEKNOFEST İstanbul ve ziyaretçi kaydı konusunda detaylı bilgiye "www.teknofest.org" adresinden ulaşılabiliyor.

TEKNOFEST İstanbul başlıyor

KKTC ve TEKNOFEST Mavi Vatan'nın ardından festivalin son durağı TEKNOFEST İstanbul oldu.

17-21 Eylül tarihlerinde Atatürk Havalimanı’nda gerçekleşecek festivalde teknoloji yarışmalarından hava gösterilerine, yenilikçi projelerden ilham verici buluşmalara kadar sayısız etkinlik gerçekleştirilecek.

Festival kapsamında; hava gösterileri, konserler, çeşitli sergiler ve atölyeler, simülasyonlu deneyim alanları, planetaryum, fuar etkinlikleri, öğrencilere özel uçuş etkinlikleri gibi birçok deneyim bir arada yer alacak.

TEKNOFEST İSTANBUL İÇİN ZİYARETÇİ KAYITLARI AÇILDI

Katılımın ücretsiz olduğu TEKNOFEST İstanbul’a giriş yapabilmek için ziyaretçilerin online kayıt yaptırması gerekiyor. Festival kapsamında her katılımcı için ayrı bilet oluşturulması gerekirken 7 yaş altı çocuklar için kayıt şartı bulunmuyor.

Etkinlik alanına ziyaretçi giriş-çıkışları ise 09.00-18.00 saatleri arasında yapılabilecek.


Google Maps’e Android 16 ile canlı güncellemeler geliyor

Live Updates, telefonun kilit ekranında, durum çubuğunda ve her zaman açık ekranda (AOD) gerçek zamanlı bildirimler gösteriyor.

Böylece uygulamalar arasında geçiş yapmadan, devam eden süreçleri — örneğin yemek siparişleri, uçuşlar, yolculuklar ya da artık navigasyon adımlarını — anlık olarak takip etmek mümkün olacak.

Android 16’nın QPR2 güncellemesiyle bu özellik daha da gelişecek:

Durum çubuğu üzerinde küçük bilgi simgeleri,

Daha zengin AOD entegrasyonu,

Üçüncü taraf uygulamalar (ör. taksi, yemek siparişi, kargo) için genişleme desteği.

Google Maps entegrasyonu
Pixel ve Samsung cihazlarda Android 16 QPR2 beta sürümünü kullananlar, Google Maps’in Live Updates denemelerine başladığını bildirdi.

Yeni bildirim tasarımı, gidilen yolun ne kadarının tamamlandığını gösteriyor.

Bildirimler farklı ekranlarda görünerek kritik navigasyon bilgisini kaçırmamanızı sağlıyor.

Henüz dar kapsamda dağıtılıyor; ancak Google Maps beta programındaki kullanıcılar, genel çıkıştan önce özelliği deneyebilecek.

Ne zaman yaygınlaşacak?
İlk testler Mart 2025’te yapılmıştı. Şimdi ise Android 16 QPR1 ile birlikte, önümüzdeki günlerde geniş ölçekte kullanıma sunulması bekleniyor.

Daha sonraki QPR2 güncellemesiyle birlikte üçüncü taraf uygulamaların da devreye girmesi öngörülüyor.

Neden önemli?
Yüzeyde küçük bir değişiklik gibi görünse de, özellikle sürücüler ve yolcular için büyük kolaylık sağlayacak.

Telefonu açmadan, tek bakışta anlık yol durumu, kalan mesafe ve ilerleme bilgisi görülebilecek.

WhatsApp’a “yakın arkadaşlar” özelliği geliyor

Şimdiye kadar WhatsApp, durum paylaşımları için üç seçenek sunuyordu:

Tüm kişilerim,

Şunlar hariç kişilerim,

Yalnızca şu kişilerle paylaş.

Sonuncu seçenek, çoğu zaman gizli bir “yakın arkadaşlar listesi” oluşturmak için kullanılıyordu. Yeni özellikle bu süreç çok daha kolay ve kullanıcı dostu hale geliyor.

Nasıl işleyecek?
WABetaInfo’ya göre özellik, WhatsApp’ın son TestFlight sürümünde görüldü. Kullanıcılar, gizlilik ayarlarından özel bir Yakın Arkadaşlar listesi oluşturabilecek. Durum paylaşırken ister tüm kişilerle, ister sadece bu listeyle paylaşım yapabilecekler.

Yakın arkadaşlarla paylaşılan durumlar, tıpkı Instagram’da olduğu gibi özel bir renk halkası ile işaretlenecek.

Liste tamamen gizli olacak; kimlerin eklenip çıkarıldığını başkaları göremeyecek.

Daha kişisel iletişim
Bu yenilik, kullanıcıların artık tüm rehberine yayın yapmak yerine daha seçici ve özel paylaşımlara yöneldiğini gösteriyor. WhatsApp da bu eğilimi dikkate alarak hem bağlantıyı hem de kontrolü ön plana çıkarıyor.

Diğer yenilikler
Geçtiğimiz hafta “sesli mesaj gibi” çalışan, kaçırılan aramalar için sesli not bırakmaya yarayan yeni bir özellik gündeme geldi.

Ayrıca yapay zekâ destekli “Help” özelliğiyle mesajlar farklı tarzlarda — mizahi, kurumsal ya da samimi — yeniden yazılabilecek.

Hiçbir müzik yeteneği olmayan 'yapay zekalı' müzisyen, plak anlaşması imzaladı

McCann’in çıkışı, yapay zekâ ile oluşturduğu bir parçanın Spotify’da 3 milyondan fazla dinlenmeye ulaşmasıyla oldu.

Bu başarı, müzik endüstrisindeki yapımcıların ilgisini çekti ve anlaşmaya giden yolu açtı. McCann, Udio ve Suno gibi popüler yapay zekâ müzik araçlarını kullanarak melodileri oluşturuyor, üzerine kendi yazdığı sözleri ekliyor.

“Hiç müzik yeteneğim yok”
McCann, kendisiyle ilgili en dikkat çekici detayı açıkça dile getiriyor:

“Hiçbir müzik yeteneğim yok. Şarkı söyleyemem, enstrüman çalamam, müzik geçmişim de yok.”

Bu sözler, yıllarını müzik eğitimi ve pratiğine vermiş sanatçılar arasında tepkiyle karşılandı. Pek çok müzisyen, emeklerinin yok sayıldığını ve yapay zekâ destekli isimlerin kısa yoldan şöhret bulduğunu düşünüyor.

Telif ve özgünlük tartışması
Tartışma sadece yetenek meselesiyle sınırlı değil. Udio ve Suno gibi platformlar, gerçek sanatçıların eserleriyle eğitilmiş modeller kullanıyor. Bu durum, telif hakkı, adil kullanım ve sanatçılara ödeme yapılması konularında ciddi soruları gündeme getiriyor. Müzik şirketleriyle yapay zekâ firmaları arasında hâlen lisans ve gelir paylaşımı görüşmeleri sürüyor.

Yeni bir dönemin başlangıcı
Dijital müzik platformlarında yapay zekâ üretimi içeriklerin hızla arttığına dikkat çekiliyor. Bu anlaşma, gelecekte daha fazla plak şirketinin benzer adımlar atacağının işareti. Dinleyicilerin önünde ise iki seçenek var: “Yapay zekâ destekli müziği yeni bir tür olarak kabul etmek ya da insan yaratıcılığı adına reddetmek.”

Geçtiğimiz yıl Katy Perry ve birçok sanatçı, yapay zekâ geliştiricilerine sanatçıların haklarını koruma çağrısı yapmıştı. Bu yıl ise “The Velvet Sundown” adlı yapay zekâ ile kurulan indie rock grubunun Spotify’da yüz binlerce dinlenmeye ulaşması, trendin giderek büyüdüğünü gösteriyor.

Dünya bu ay 82 dakikalık Kanlı Ay tutulmasına tanık olacak

NASA verilerine göre tutulma toplamda yaklaşık beş buçuk saat sürecek. Ay’ın tamamen kızıl renge bürüneceği “tam tutulma” evresi ise 1 saat 22 dakika devam edecek.

Bu, 2022’den bu yana gözlemlenecek en uzun tam Ay tutulması olacak.

6,2 milyar kişi tamamen görebilecek
Olay, Avustralya, Asya, Afrika ve Avrupa’dan izlenebilecek. Dünya nüfusunun büyük bölümü, yani 7 milyardan fazla insan tutulmayı görebilecek; 6,2 milyar kişi ise baştan sona tüm evreleri izleme şansına sahip olacak.

Amerika kıtasında ise gündüz vakti olduğu için büyük oranda gözlemlenemeyecek. Ancak Hawaii, Alaska’nın küçük bir kısmı ve Brezilya’nın bir bölümü kısmi tutulmayı görebilecek.

Kızıl renge bürünme sebebi
Ay’ın kırmızıya dönmesi, Dünya atmosferinden geçen güneş ışınlarının etkisiyle gerçekleşiyor. Atmosfer kısa dalga boylu mavi ışığı dağıtırken, uzun dalga boylu kırmızı ışık Ay’a ulaşabiliyor.

Bu süreç, gün batımında gökyüzünün kızarmasıyla aynı fiziksel mekanizmaya dayanıyor.

Saatler netleşti
Tutulma 15.28 GMT’de başlayacak ve 20.55 GMT’de sona erecek. Tam tutulma evresi 17.30’da başlayıp 18.52’de tamamlanacak. İzlemek isteyenler bulundukları konuma göre saat farkını kontrol edebilecek.

Güneş tutulması da yolda
Ay tutulmaları genellikle güneş tutulmalarının hemen öncesinde ya da sonrasında meydana geliyor. Bu tutulmadan iki hafta sonra, 21 Eylül 2025’te kısmi güneş tutulması yaşanacak.

Ancak bu yalnızca Yeni Zelanda, Antarktika, Pasifik adaları ve Avustralya’nın doğu kıyısında dar bir şerit üzerinden izlenebilecek.

Yapay Zeka her sohbet ettiğinizde bir şişe su içiyor

Analizlere göre GPT-3 tabanlı ChatGPT ile yapılan kısa bir konuşma ya da 100 kelimelik bir e-posta taslağı, yaklaşık 500 mililitre yani bir şişe suya eşdeğer tüketim yaratıyor.

Bu hesaba veri merkezlerindeki soğutma sistemlerinde kullanılan suyun yanı sıra, elektriği üreten enerji santrallerindeki su tüketimi de dahil ediliyor.

Yeni tahminler, model ve altyapıya göre büyük farklılıklar gösteriyor. Bağımsız araştırmalara göre orta uzunluktaki bir GPT-5 yanıtı ortalama 39 mililitre, GPT-4o yanıtı ise yaklaşık 3,5 mililitre su harcıyor. Google’ın Gemini sisteminde bu miktar sadece 0,26 mililitreye kadar düşebiliyor.

Soğutma en büyük etken
Veri merkezleri, yüksek ısı yayan işlemcileri soğutmak için genellikle buharlaştırmalı sistemler kullanıyor.

Bu yöntem, suyun hızla buharlaşmasını sağlayarak ısıyı uzaklaştırıyor ancak yerel kaynaklardan alınan suyu tüketiyor.

Alternatif yöntemler arasında sıvı içinde soğutma ve kapalı devre özel sıvı sistemleri bulunsa da maliyet ve dönüşüm zorluğu nedeniyle henüz yaygınlaşmış değil.

Enerji kaynağı da tüketimi etkiliyor. Rüzgâr ve güneş panelleri neredeyse hiç su harcamazken, kömür, doğalgaz ve nükleer santraller büyük miktarlarda suya ihtiyaç duyuyor.

Toplam rakamlar dikkat çekiyor
OpenAI, sistemlerine günde yaklaşık 2,5 milyar sorgu yapıldığını bildiriyor. Hesaplamalara göre bu sayı, GPT-5 için günlük 97,5 milyon litreye, GPT-4o için 8,8 milyon litreye kadar çıkabiliyor. Google Gemini’de ise bu miktar 650 bin litre seviyesinde kalıyor.

Karşılaştırma için, sadece ABD’de çim ve bahçelerin sulanması günlük 34 milyar litre su tüketiyor.

Şeffaflık çağrısı
Uzmanlar, yapay zekânın su tüketiminin diğer sektörlere göre hâlâ sınırlı olduğunu ancak hızla artabileceğini vurguluyor.

Şirketlerin verilerini paylaşması, verimliliğin artırılması ve veri merkezlerinin daha serin ve nemli bölgelerde kurulması halinde tüketimin ciddi oranda azaltılabileceği belirtiliyor.

Araştırmacılara göre, yapay zekânın geleceği yalnızca inovasyon değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik kararlarıyla da şekillenecek.

Uçan arabanın deneme seferleri başladı! İşte satışa çıkacağı fiyat

ABD'li milyarder iş insanı Elon Musk'ın finansal desteğiyle geliştirilen uçan otomobil, deneme seferlerine başladı. Kaliforniya'nın San Mateo kentinde faaliyet gösteren bir şirket tarafından üretilen araç, iki havalimanıyla anlaşma yaptı.

TASARIMI DİKKAT ÇEKİYOR
Tamamen elektrikli olan siyah renkli otomobil, dikey iniş-kalkış yapabiliyor ve kara yollarında da kullanılabiliyor. Pervanelerinin açıkta olmaması, tasarımı açısından dikkat çekiyor.

170 KİLOMETRELİK MENZİLE SAHİP
Aracın birim maliyeti 300 bin dolar (12 milyon TL) üzerinde. New York Post'un aktardığına göre, SpaceX de bu girişime yatırım yapıyor. Uçan otomobil 170 kilometrelik menzile sahip ve şimdiden 3 bin 300 ön sipariş topladı.

"TEKNOFEST Kuantum Teknolojileri Yarışması" finali Kocaeli'de başladı

"Yazılım" kategorisinin finali 10 takımın katılımıyla Gebze ilçesindeki Bilişim Vadisi kampüsünde, "donanım" kategorisinin finali ise TÜBİTAK Gebze yerleşkesinde gerçekleştiriliyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Milli Teknoloji Genel Müdürü Sadullah Uzun, yarışmacılara hitaben yaptığı konuşmada, kamu olarak ellerinden gelen gerekli desteği sunarak sürece dahil olduklarını söyledi.

Kuantum teknolojisine ilgi duyanların sayısının artması gerektiğini vurgulayan Uzun, "Bunu yapmanın yolu şu; kuantum teknolojisinin ülkemizde yaygınlaşması ve ekosistem üzerine sistem kurmamız. Bu varsayımla yola çıktığımız zaman karşımıza TEKNOFEST çıktı. Gençlerin üniversite aşamasında bir meslek alanında derinleşmesini, mentörleri tanımasını, bu işte çalışan şirketlerle bir araya gelmesini ve bağlantı kurmasını sağlayan arayüz." diye konuştu.

Uzun, bu yıl kuantum yarışması için "donanım" kategorisi de açtıklarını belirterek, "TÜBİTAK desteğiyle en azından ölçüm teknolojilerinde kuantumun kullanılması ele alındı. Yarın başka açılımların yapılacağının bir göstergesi daha. İkinci yılındayız, gelişmeler bunlar. Gerçekten çok heyecan verici, önümüzdeki yılı da şimdiden sabırsızlıkla bekliyoruz." ifadelerini kullandı.

"Geleceğin teknolojilerine henüz üniversite çağlarındayken kafa yormanız çok kıymetli"
Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Elvan Kuzucu Hıdır da "TEKNOFEST mevsimi"nin tüm hızıyla devam ettiğini dile getirdi.

"TEKNOFEST Mavi Vatan" ile ilklere bir yenisini daha eklediklerini anlatan Hıdır, şöyle devam etti:

"Ağustos ayı içerisinde başlayan yarışmalarımızda geçen hafta TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında Tersane İstanbul Komutanlığı'ndaydık. TEKNOFEST de bu anlamda ilklerine bir yenisini daha eklemiş oldu. Çünkü bakıldığında dünyada su altı deniz teknolojileri alanında yarışmaların olduğu, bu alandaki yerli ve milli gemilerimizin sergilendiği, fuar faaliyetlerinin gerçekleştirildiği bir benzer etkinlik olmadığını ifade edebilirim."

Halihazırda ticarileşmemiş alanlarda gençlerin projeler, fikirler, ürünler geliştirmesini önemsediklerini vurgulayan Hıdır, "Kuantum teknolojileri de bu alanlardan birisi. Sizlerin, geleceğin teknolojilerine henüz üniversite çağlarındayken kafa yormanızı ve yönelmenizi çok kıymetli görüyoruz." dedi.

Kuantum yarışmalarının paydaşı olan ComPro Group'un genel müdürü Murat Cantürk ise bu kıymetli etkinliğin paydaşı olmaktan mutluluk duyduklarını dile getirerek, "Burada sizleri ağırlamak, T3 Vakfı ve Bilişim Vadisinin destekleriyle hep beraber bu etkinliği yapmak bizim için çok önemli. Türkiye'deki kuantum teknolojileri farkındalığını artırmak için canla başla 3 yıldır çabalıyoruz, çabalamaya da devam edeceğiz." şeklinde konuştu.

Genç katılımcıların kuantum algoritmaları, optimizasyon yöntemleri ve donanım uygulamaları üzerine çözümler geliştirerek Türkiye'nin kuantum ekosistemine katkı sunması amaçlanan yarışmada, her iki kategoride dereceye girenlere toplam 900 bin lira ödül dağıtılacak.

Yarışma, yarın sona erecek.

Fiber internet abone sayısı 8,3 milyon oldu

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun (BTK) "Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü Üç Aylık Pazar Verileri Raporu'ndan" derlediği bilgilere göre, ülkede internet kullanımı yaygınlaşıyor.

İnternet teknolojilerinin, hayatın birçok alanında kullanımı ile birlikte Türkiye'de yılın ilk çeyreği itibarıyla genişbant internet abone sayısı 95 milyon 966 bin 203 olarak belirlendi.

Geçen yılın aynı döneminde söz konusu değer, 94 milyon 208 bin 469 civarındaydı. Böylece internet abone sayısı bu yılın ilk çeyreğinde, yıllık bazda yüzde 1,9 büyüdü.

FİBER ABONE SAYISI YAKLAŞIK YÜZDE 20 ARTTI

İnternet abone sayılarının detayları incelendiğinde ise fiber kullanımındaki büyüme dikkati çekti. Türkiye'de geçen yılın ilk çeyreğinde 6 milyon 986 bin 23 fiber abonesi bulunuyordu. Bu değer yüzde 19,1 büyüyerek, bu yılın ilk çeyreğinde 8 milyon 320 bin 854 oldu. Böylece Türkiye'deki fiber internet abone sayısı, ilk defa 8,3 milyonu aştı.

Yılın ilk çeyreğinde eve kadar fiber abone sayısı, 7 milyon 83 bin 425, binaya kadar fiber internet abone sayısı ise 1 milyon 237 bin 429 olarak kayıtlara geçti.

MOBİL CEPTEN İNTERNET ABONE SAYISI 74,5 MİLYON

Türkiye'deki internet abonelerinin büyük bir çoğunluğunu ise mobil cepten internet kullanıcıları oluşturdu. Verilere göre, geçen yılın ilk çeyreğinde 73 milyon 727 bin 551 olan mobil cepten internet abone sayısı, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,1 artarak, 74 milyon 526 bin 293'e çıktı.

Kablolar üzerinden evlere ve ofislere yüksek bant genişliği sağlayan ve "sayısal abone hattı" olarak da bilinen XDSL türündeki interneti kullanan abone sayısı ise geçen yılın aynı dönemine yüzde 6,9 azalarak, 9 milyon 988 bin 534'e geriledi.

Yapay zekalı stetoskop 15 saniyede kalp sorunlarını tespit ediyor

California merkezli Eko Health firmasının ürettiği cihaz, bir kart kalınlığında. Hastanın göğsüne yerleştirilen aparat, kalbin elektriksel sinyallerini ve kan akışı seslerini algılıyor.

Bu veriler güvenli şekilde buluta aktarılıyor ve yapay zekâ algoritmaları anormallikleri analiz ediyor. Sonuçlar saniyeler içinde cep telefonuna iletiliyor.

İngiltere genelinde 200 aile hekimliği kliniğinde 12 bin hasta üzerinde yapılan denemelerde cihaz yüksek doğruluk oranı sağladı.

Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin Madrid’de düzenlenen kongresinde açıklanan bulgulara göre, bu stetoskopla incelenen hastalar:

Kalp yetmezliği tanısı alma ihtimali iki kat arttı.

Kalp kapak hastalığı tanısı neredeyse iki katına çıktı.

Atriyal fibrilasyon tespit edilme ihtimali üç kat yükseldi.

Erken teşhis hayat kurtarıyor
Uzmanlara göre kalp hastalıklarının erken teşhisi kritik öneme sahip. Pek çok kalp yetmezliği vakası, ancak hasta ağır durumda hastaneye başvurduğunda ortaya çıkıyor.

Yapay zekalı stetoskop sayesinde aile hekimleri riskleri erken saptayarak hayat kurtaran tedavilerin daha çabuk başlamasını sağlayabiliyor.

Imperial College London’dan Dr. Patrik Bächtiger, “Stetoskop 200 yıldır aynı kaldı. Yapay zekâ ile artık teşhis hızlandı ve hastalara çok daha erken yardım edebiliyoruz” dedi.

Sağlık sistemine katkı sağlayacak
Bilim insanları, cihazın zaman zaman yanlış pozitif sonuçlar verebileceğini, bu nedenle nefes darlığı veya yorgunluk gibi semptomları olan kişilerde kullanılmasının daha uygun olduğunu belirtiyor.

Sağlık profesyonellerine göre teknoloji, hayat kurtarmanın yanı sıra ağır komplikasyonları önleyerek sağlık harcamalarını da azaltacak.

Çalışmaya destek veren İngiliz Kalp Vakfı ve Ulusal Sağlık Araştırmaları Enstitüsü, yeni teknolojiyi “oyun değiştirici” olarak nitelendirdi.

Araştırmacılar, ileri tanı cihazlarının artık toplum sağlığı merkezlerine kadar taşındığını vurguladı.

Yaşamın başlangıcı laboratuvar ortamında taklit edildi

Dünya’da yaşamın ortaya çıkışına dair en büyük gizemlerden biri, laboratuvar ortamında yeniden canlandırıldı. University College London’dan kimyagerler, ilkel Dünya koşullarını taklit ederek RNA ile amino asitleri bir araya getirmeyi başardı. Bu gelişme, yaşamın yapıtaşlarının nasıl bir araya geldiğine dair önemli ipuçları sunuyor.

RNA VE PROTEİN İLİŞKİSİNE IŞIK TUTUYOR

Günümüzde yaşam, ribozom adı verilen karmaşık bir moleküler makine sayesinde RNA’nın şifrelerini okuyarak proteinler üretiyor. Ancak yaşamın ilk dönemlerinde bu sürecin nasıl başladığı bilinmiyordu. Çalışmayı yürüten kimyager Matthew Powner, “Biz bu sürecin ilk kısmını, basit kimya yoluyla RNA’ya amino asit bağlayarak gerçekleştirdik. Bu kimya kendiliğinden, seçici ve erken Dünya’da gerçekleşebilecek türden” dedi.

İKİ HİPOTEZİ BİRLEŞTİRDİ

Araştırma, yaşamın kökenine dair iki büyük teoriyi bir araya getiriyor: RNA’nın kendi kendini kopyalayarak yaşamı başlattığını öne süren RNA dünyası hipotezi ile enerji kaynağını tiyesterlerden alan tiyester dünyası hipotezi. Deneylerde tiyester kullanılarak amino asitlerin RNA’ya bağlanması sağlandı ve bu sayede iki hipotez ortak bir noktada buluştu.

YAŞAMIN ŞİFRESİNE BİR ADIM DAHA

Bilim insanları şimdi RNA’nın belirli amino asitleri seçerek genetik kodun temellerini atıp atamayacağını araştıracak. Çalışmayı yürüten Jyoti Singh, “Bizim çalışmamız, yaşamın kökeni sorusunu çözmeye bir adım daha yaklaştırıyor. RNA ve amino asitlerin birleşmesiyle oluşan kısa zincirler, yaşamın temel taşlarını oluşturabilir” diye konuştu.

“Yamyam” Güneş fırtınası Dünya’ya ilerliyor: Çarpışma çok yakın

Bilim insanları 1 ve 2 Eylül arasında “yamyam” diye adlandırılan güçlü bir Güneş fırtınasının Dünya’nın manyetik alanına çarpacağını tespit etti.

Bu olay, kuzey ışıklarının daha güney enlemlerde görülmesini sağlayabilir.

Haftasonu Güneş’in ekvatoru yakınındaki 4204 numaralı güneş lekesi, 3 saatten uzun süren güçlü bir M-sınıfı patlama üretti.

Bu patlamayla birlikte uzaya koronal kütle atımı (CME) olarak bilinen devasa bir plazma bulutu fırladı. NASA’nın SOHO uydusu bu bulutun doğrudan Dünya’ya yöneldiğini doğruladı.

İKİ FIRTINA BİRLEŞTİ

Daha sonra yapılan analizler, aslında arka arkaya fırlatılan iki ayrı CME’nin birleşerek tek bir dev kütle haline geldiğini ortaya koydu.

İkinci ve daha büyük bulut, ilkini yutarak içine aldı ve ortaya “yamyam CME” olarak bilinen daha büyük ve kaotik bir plazma fırtınası çıktı. Bu birleşik fırtına, 1 Eylül’ü 2 Eylül’e bağlayan gece Dünya’ya çarpacak.

JEOMANYETİK FIRTINA VE KUZEY IŞIKLARI

Çarpışmanın ardından Dünya’nın manyetik alanı geçici olarak zayıflayacak, böylece yüklü parçacıklar atmosferin derinlerine nüfuz ederek gaz moleküllerini uyaracak. Bunun sonucu olarak kuzey ışıkları ortaya çıkacak.

ABD Ulusal Atmosfer İdaresi’ne göre oluşacak jeomanyetik fırtına G2 (orta) seviyesine, hatta zirvede G3 (güçlü) seviyeye ulaşabilir. Bu da kuzey ışıklarının normalden çok daha güneyde görülebileceği anlamına geliyor.

ARTAN GÜNEŞ AKTİVİTESİ

“Yamyam” Güneş fırtınaları nadir görülse de son yıllarda birkaç örneği yaşandı. 2023 Aralık ve 2024 Mayıs aylarında meydana gelen güçlü fırtınalar, GPS sistemlerini bozmuş, dünya genelinde auroraları görünür kılmış ve milyarlarca dolarlık zarara yol açmıştı.

Bilim insanları bu artışı, Güneş’in yaklaşık 11 yılda bir yaşadığı en aktif dönem olan “Güneş maksimumu” evresine bağlıyor. Uzmanlara göre mevcut hareketli dönem sona yaklaşsa da, Güneş’in manyetik alanındaki dengesizlikler nedeniyle önümüzdeki aylarda da güçlü fırtınalar bekleniyor.

Mars’ta benzersiz bir mineral keşfedildi: Yaşam keşfine bir adım daha

Bilim insanları, Mars’ta heyecan verici bir keşfe imza atarak ferric hidroksisülfat adlı yeni bir mineral tespit etti. Bu mineralin varlığı, Kızıl Gezegen’in geçmişte kimyasal açıdan oldukça aktif bir dönem yaşadığına işaret ediyor.

Keşif, SETI Enstitüsü araştırmacılarının Mars yörüngesinde görev yapan Mars Orbiter’den elde ettiği verileri analiz etmesiyle gerçekleşti.
Uzay aracının topladığı veriler, spektroskopi adı verilen bir yöntemle incelendi. Bu teknik, gezegen yüzeyinden yansıyan ışığı analiz ederek minerallerin kimyasal yapısını ortaya çıkarıyor.

SETI ekibine liderlik eden Dr. Janice Bishop ve ekibi, araştırmalarını Mars ekvatoruna yakın Valles Marineris kanyon sisteminde yoğunlaştırdı. Özellikle Juventae Chasma ve Aram Chaos bölgelerinde elde edilen veriler, Dünya’da asidik ve su bakımından zengin ortamlarda oluşan minerallerle karşılaştırıldı. Bu karşılaştırma sayesinde yeni mineralin varlığı doğrulandı.

KEŞİF NE ANLAMA GELİYOR?

Ferric hidroksisülfat’ın oluşumu için yalnızca su ve sülfür değil, aynı zamanda oksijen ve 100 santigrat derecenin üzerinde sıcaklık gerekiyor. Bu da Mars’ta volkanik ve jeotermal aktivitelerin önemli rol oynadığını gösteriyor.

Araştırmacılar, bu mineral değişimlerinin Mars’ın Amazoniyen dönemi olarak bilinen son 3 milyar yıl içinde gerçekleştiğini düşünüyor. Çalışma, 5 Ağustos 2025’te Nature dergisinde yayımlandı.

SICAK VE SU AÇISINDAN ZENGİN

Mart 2025’te Purdue Üniversitesi’nden Mars araştırmaları uzmanı Roger Wiens, NASA’nın Perseverance aracıyla Mars yüzeyinde olağan dışı açık renkli kayalar bulmuştu. Bu kayalarda, kökeni kaolinit adlı minerale dayanan yüksek seviyelerde alüminyum tespit edilmişti. Kaolinit de tıpkı ferric hidroksisülfat gibi sıcak ve su açısından zengin ortamlarda oluşabiliyor.

Bu iki mineralin varlığı, Mars’ın geçmişte daha sıcak, daha nemli ve düşündüğümüzden daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, bu bulguların Kızıl Gezegen’in bir dönem Dünya’ya çok daha fazla benzediğini gösterdiğini vurguluyor.

NASA uzun süredir Mars’ta yaşam izlerini araştırıyor. Yeni mineralin keşfi, bu hedefe bir adım daha yaklaşılması anlamına geliyor. Özellikle Juventae Chasma ve Aram Chaos gibi bölgeler, gelecekte yapılacak yüzey araştırmalarında öncelikli hedefler haline gelebilir.

WhatsApp’a saldırı: "Derhal güncelleyin"

Meta’ya ait mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ta ortaya çıkan bir güvenlik açığı, iPhone kullanıcılarını kişisel verilerin çalınmasına yönelik gelişmiş bir siber saldırıya karşı savunmasız bıraktı.

Son üç aydır devam eden saldırıda bazı WhatsApp kullanıcılarına, “sıfır tıklama” (zero-click) adı verilen bu hack girişiminin kurbanı olabileceklerine dair uygulama içi uyarılar gönderildi. Ancak saldırıdan kaç kişinin etkilendiği belirtilmedi.

GÜNCELLEME ŞART

WhatsApp, açığı kapattığını duyurdu ancak kullanıcıların uygulamayı güncellemesi gerekiyor.

Amnesty International Güvenlik Laboratuvarı Direktörü Donncha Ó Cearbhaill, X (Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, WhatsApp’ın son 90 gün içinde hedef alınmış kişilere uyarı bildirimi gönderdiğini belirtti ve “Cihazlarınızı güncellediğinizden emin olun” çağrısında bulundu.

Güvenlik ekibi tarafından CVE-2025-55177 koduyla duyurulan açık, WhatsApp’ın kısa blog yazısında da paylaşıldı. Açığın, hedef cihazda herhangi bir kullanıcı etkileşimi olmadan zararlı içerik çalıştırılmasına imkan tanıyabileceği aktarıldı.

Resmi açıklamada açığın iOS ve macOS sistemlerini hedef aldığı belirtilse de uzmanlar, Android kullanıcılarının da risk altında olabileceğini ifade ediyor. Özellikle sivil toplum kuruluşlarında çalışanlar, gazeteciler ve aktivistlerin bu saldırıların hedefinde olabileceği vurgulanıyor.

SIFIR TIKLAMA SALDIRISI NEDİR?

“Sıfır tıklama” olarak bilinen yöntem, kullanıcının hiçbir işlem yapmasına gerek kalmadan cihazın ele geçirilmesine imkan veriyor.

Normalde zararlı yazılımlar telefona ya da bilgisayara, kullanıcının bir linke tıklaması, dosya indirmesi ya da e-postayı açmasıyla bulaşır.

Ancak sıfır tıklama saldırılarında:

- Saldırgan, cihazın işletim sisteminde veya kullanılan bir uygulamada bulunan kritik güvenlik açığını hedef alır.

- Kullanıcıya özel hazırlanmış bir mesaj, çağrı isteği, dosya ya da veri paketi gönderilir.

- Bu veri cihaz tarafından otomatik işlenirken açık tetiklenir. Kullanıcının mesajı açması, dosyaya dokunması ya da herhangi bir şey yapması gerekmez.

Bu tür saldırılar, genellikle büyük kaynaklara sahip gruplar tarafından, politikacılar, avukatlar, gazeteciler ve insan hakları savunucuları gibi “yüksek değerli hedefler”e karşı kullanılıyor.

Siber güvenlik uzmanı Adam Boynton, Daily Mail’e yaptığı açıklamada, bu açıkların genellikle casus yazılım yüklemek, verileri toplamak, kimlik bilgilerini çalmak ve konuşmaları dinlemek için kullanıldığını belirtti.

Hatta saldırganlar bu tür açıkları, fidye yazılımı gibi daha büyük saldırıların başlangıç noktası olarak değerlendirebiliyor.

NE YAPILMALI?

Uzmanlar, kullanıcıların mutlaka WhatsApp’ı son sürüme güncellemesini, telefonlarının işletim sistemini güncel tutmasını ve gerekirse fabrika ayarlarına dönmesini öneriyor.

WhatsApp, saldırıdan etkilenen kullanıcıları yalnızca uygulama içi bildirim yoluyla bilgilendireceğini açıkladı.


Nesli tükenmiş hayvan türlerinin 'geri getirilmesi' ne kadar mantıklı

ABD’nin Teksas merkezli genetik mühendislik şirketi Colossal Biosciences, nisan ayında 12 bin 500 yıl önce nesli tükenen “Ulukurt”u (Aenocyon dirus) yeniden hayata döndürdüğünü açıkladı. Şirket, birkaç ay sonra da Yeni Zelanda’da yaklaşık 500 yıl önce nesli tükenen ve uçamayan 9 kuş türünden oluşan moa kuşlarının geri getirilmesi üzerinde çalıştığını bildirdi.

"NESLİ TÜKENMİŞ TÜRLERİ GERİ GETİRMEK ETİK DEĞİL"

Bazı bilim insanları, nesli tükenmiş türlerin yeniden hayata döndürülmesini ekolojik denge ve kültürel miras için olumlu bulurken, bazıları bunun ekosistemler üzerinde risk yaratabileceğini ve etik açıdan sorunlu olduğunu savunuyor.

KuzeyDoğa Derneği kurucusu ve biyolog Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu, geri getirme sürecinde genetik mühendisliğinin nasıl kullanıldığını açıkladı. Türlerin DNA’larının toplandığını, eksik kısımların en yakın akraba tür genomuyla tamamlandığını ve gen düzenleme teknikleriyle embriyoların geliştirildiğini söyledi.

HİBRİT TÜRLER VE EKOSİSTEM RİSKLERİ

Şekercioğlu, Nisan 2025’te Time dergisinde yer alan “Remus” adlı hayvanın, Colossal Biosciences tarafından gri kurttan türetilmiş, görünüşü ulukurda benzeyen bir köpek olduğunu belirtti. Bu canlıların gerçek anlamda ulukurt olmadığını, DNA eksikliği nedeniyle hibrit tür olduklarını vurguladı.

Geri getirilen türlerin ekosisteme dahil edilmesinin zorlu bir süreç olduğunu ifade eden Şekercioğlu, türlerin genetik çeşitliliğe sahip olması, doğal davranışlarını sergileyebilecek şekilde yetiştirilmesi ve uygun habitat hazırlanmasının kritik öneme sahip olduğunu söyledi.

"EKOSİSTEME KATKI SUNABİLİRLER"

Şekercioğlu, geri getirilen türlerin ekosistemde kendi rollerini yeniden üstlenip tohum yayılımı, yırtıcı baskısı veya habitat düzenlemesi gibi işlevleri yerine getirerek ekosistemin dengesine katkıda bulunabileceğini, ancak tamamen uyum sağlayamayabileceklerini ve yeni rekabetler veya hastalıklara karşı hassas olabileceklerini belirtti.

Colossal Biosciences’ın geri getirme projelerindeki başarı kriterinin yalnızca bir hayvan üretmek değil, bu hayvanların doğal ekosistemlere entegre olması olduğunu vurgulayan Şekercioğlu, türlerin ekolojik rollerinin olumlu sonuç vermesi halinde daha geniş alanlara bırakılacağını söyledi.

ELEŞTİRİLER: KAYNAKLAR, TEHLİKE ALTINDAKİ TÜRLERDEN KAYABİLİR

Bazı bilim insanları, bu projelerin insanın doğaya müdahalesini normalleştirdiğini ve milyarlarca dolar harcanan bu çalışmaların, hâlâ var olan ama yok olma tehlikesi altındaki türlerin korunmasına harcanmasının daha mantıklı olacağını savunuyor.

Şekercioğlu, nesli tükenmiş türlere odaklanmanın kaynakları ve dikkati hâlâ tehlike altındaki türlerden kaydırabileceğine dikkat çekti. Genetik çeşitliliğin artırılması, biyobankalar ve kontrollü üreme programları, istilacı türlerin kontrolü, av baskısının azaltılması ve insan-yaban hayatı çatışmalarının yönetimi gibi önlemlerin önemine vurgu yaptı.


Milli çiplerin seri üretimi için geri sayım

Türkiye'nin çip tasarım ve üretim merkezi olma misyonuyla 2014'ten bu yana faaliyet gösteren Yongatek Mikroelektronik'in Genel Müdürü Ali Baran, Anadolu Ajansı (AA) Teknoloji Masası'na konuk oldu.

Çip sektörü ve teknolojisinin tam bir geçiş süreci içerisinde olduğunu vurgulayan Baran, bu süreçte birtakım sancıların yaşandığını, ABD ve Çin arasındaki "ticaret savaşının" merkezinde de çip teknolojilerinin yer aldığını söyledi.

ABD'nin, Çin'i sadece üreten değil, teknolojilere sahip bir ülke olarak gördüğünü ve bunu tehlike algıladığını dile getiren Baran, şöyle konuştu:

"Bu tabii ABD'nin düşüncesi ve bu noktada da bütün dünyayı bir regülasyondan geçirmek istiyor. Çip şöyle tanımlanırdı bundan 40-50 yıl önce, 'Çip, Silikon Vadisi'nde tasarlanır, Uzak Doğu'da üretilir.' Evet, eskiden tasarımı çok kritikti, hala çok kritik. Üretimi biraz daha kritik olmayan, tanımlanmış ve insan gücü gerektiren, çok da esasında değer görülmeyen bir konuydu. Fakat yaşadığımız son 20-30 yıllık sürece bakacak olursak artık üretimin de ne kadar önemli olduğunu gördük. Pandemide büyük bir çip kriziyle karşı karşıya kaldık. Bu çip krizi, bazı ihtiyaçların topluca sipariş edilmesiyle ortaya çıkan talebin karşılanamaması nedeniyle yaşandı. Çünkü bugün çip dünyasındaki üretim altyapısının yüzde 100'e yakını kullanılıyor zaten. Bunun üzerine hızlı talep oluştuğu zaman cevap verebilme şansınız yok."

ABD'nin Nvidia, Qualcomm, Broadcom, Apple gibi şirketlerin çip üretim ihtiyaçlarını ülke içinden karşılamakla ilgili bir strateji uygulandığını ifade eden Baran, bu tam olarak sağlandığında "çip savaşının" farklı bir evreye geçebileceğini vurguladı.

Petrolün rolü çipe geçiyor
"Çiplerin 21. yüzyılın belirleyici kaynağı olarak petrolün yerini alacağı" değerlendirmelerine katıldığını anlatan Ali Baran, şunları kaydetti:

"Yapay zeka bunun tam sahnelendiği alan olacak. Yapay zekadaki sıkıntı donanımdan, çipten kaynaklanacak. Sizin çok iyi yazılımlarınız var ama çipiniz yok, ulaşamıyorsunuz, koşturamıyorsunuz. O zaman ne yapacaksınız? (Donald) Trump başkan olduktan sonra yapay zeka çiplerini 3 kategoriye böldüler. Biz ikinci kategorideyiz. İlk kategori ABD ve çok gelişmiş ülkeleri içeriyor. Bunların ABD ile birlikte ulaşacağını söylüyorlar. İkinci kategori bizim olduğumuz biraz daha geriden gelecek. Üçüncü kategori bayağı ulaşamayacakları noktada olacak. Bu oyunu kırabilecek esasında Çin ve Orta Doğu'daki şirketler. Bunu kıramazlarsa ülkelerin gelişmişlik seviyesi, ticari rekabeti de sıralanmış olacak. Gelişmiş yapay zeka çiplerine daha önce ulaşan ülkeler diğer ülkelerin önüne geçecek. Bu 100 yılın, en azından önümüzdeki 50 yılın kesinlikle en önemli savaş noktalarından bir tanesi çip olacak. Çip teknolojilerine sahip olan ülkeler öbürlerinin önüne geçecekler ve diğer ülkeleri pazar olarak kullanacaklar."

"Çip yatırımları değerlendiriliyor"
Türkiye'deki çalışmalara değinen Baran, Beko ile beyaz eşyada kullanılacak çiplerle yönelik yürüttükleri çalışmanın HIT-30 Programı kapsamına alındığını anımsattı.

Aynı zamanda yurt dışında teknolojiye sahip şirketlerin gelip, Türkiye'de çip üretim altyapısı kurması durumunda yaklaşık 5 milyar dolarlık bir destek paketi olduğunu belirten Baran, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bence hatırı sayılır bir paket. Biz de gittiğimiz her yerde, ayrıca devletimiz, bakanlığımız, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, Ticaret Bakanlığı bu konuyla ilgili firmalara, ülkelere sürekli bunları hatırlatıyoruz. Bu kapsamda da birtakım görüşmeler ve çalışmalar var.

Avrupa'nın en yüksek sayıda televizyon üreten firmaları ülkemizde. Beko, beyaz eşya üreticisi olarak dünyanın en büyük ikinci firması sayı olarak. Bütün bunları düşündüğümüzde ülkemizin çok ciddi potansiyeli var. Bu potansiyel doğru yönetilebilirse yakın zamanda önemli gelişmeler olacağını düşünüyorum.

Bu konuda doğrudan yatırım olabilir. Bunu değerlendiriyorlar. Ben şansımız olduğunu düşünüyorum. Çok uzun sürmeden bile birtakım gelişmeler olabilir."

"Beyaz eşya ve otomotivden başlamak anlamlı"
Türkiye'nin çiple ilgili neredeyse tümüyle dışa bağımlı olduğuna işaret eden Baran, birtakım sensör üretimleri yapıldığını ancak bunların sınırlı kaldığını ve ticari olmadığını söyledi.

Bu durumun tedarik zinciri açısından bir güvenlik sıkıntısı getirdiğini vurgulayan Baran, yaptıkları anlaşmada Beko'nun motivasyonlarından birinin de bu olduğunu belirtti. Baran, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:

"Evet, biz bir çip fabrikası kuracağız. Dünyada yüzlerce var. Bütün ülkedeki çip ihtiyaçlarını mı karşılayacağız? Hayır, bu doğru değil. Bunu yapamayız. Bu gerçekçi de değil, rekabetçi de değil. Biz ülkemizde çok kullanılan çiplerden bir kısmını üretebilecek bir yatırım yapılmasını ve bu teknolojinin ülkemizde olmasını istiyoruz. Sonra bunu dünyanın konjektürüne göre, çip sektöründe yaşanabilecek sıkıntılara ya da gelişmelere göre büyütebiliriz veya böyle tutabiliriz. Bu teknolojinin bizde olması gerekiyor. Bu olduğu zaman daha rahat hareket edeceğiz. Savunma sanayisinde birtakım sıkıntılar yaşandı. Firmanın birisi bize ambargo koydu. Ambargo koyduktan sonra bazı şeylere ulaşamadık. Ondan sonra dedik ki biz İHA'larımızı nasıl uçuracağız? Askeri bilgisayarlarımıza nasıl çalıştıracağız? Bunu düşünmeye çalıştık. Allah'tan çok uzun bir yere gitmedi, çözüldü. ama siz bunu yapabilecek durumda olduğunuz zaman bunlar artık sıkıntı olmaktan çıkacak."

Yapay zeka tarafındaki 7 nanometre, 5 nanometre çiplerin konuşulduğuna işaret eden Baran, "Bizim görebildiğimiz 28, 22 veya 40 nanometre bile olabilir. İlk hedefi beyaz eşya sektörü olan bir yatırımla başlamak. Beyaz eşya sektöründe ürettiğimiz 40 nanometre çip şu anda kullanılıyor ve oldukça ihtiyaçları karşılayabilir durumda. Veya biraz daha yeni 28 nanometre, otomotiv tarafının da ihtiyaçlarını karşılayabilecek 22 nanometre gibi konular da adlandırılabilir. Görebildiğimiz buralarda yapılabilecek bir yatırım çok daha anlamlı olur. Hem maliyet etkin olur hem de sektöre doğru noktadan girmiş oluruz." diye konuştu.

"Kimseye muhtaç olmak istemiyoruz"
Ali Baran, fabrikada kullanılacak makinelerin hızlı temin edilebildiği durumlarda bile çip üretim bandının kurulması, çalışması ve ticari ürün üretilmesinin 2-3 yıl sürebildiğini, bunun yanında yetişmiş insan kaynağına ihtiyaç olduğunu bildirdi.

TÜBİTAK ve ASELSAN'ın çip konusundaki çalışmalarının da önemini vurgulayan Baran, bu büyüklükteki kuruluşlardan tasarımın ötesindeki alanlarda daha fazla katkı beklediklerini söyledi.

Türkiye'de haberleşme marketinin büyüklüğüne dikkati çeken Baran, Haberleşme Teknoloji Kümelenmesi bünyesinde sektörün ihtiyaçlarına yönelik yürüttükleri çalışmaları anlattı. Baran, şu bilgileri verdi:

"Burada esasında daha çok Çin tabanlı firmaların marketi haline geldik. Bunun devam etmesini istemiyoruz. Evet, mutlaka yabancı firmalarla işbirliği yapabiliriz, birlikte çalışabiliriz ama orta ve uzun vadede bu know-howların ülkemizde olması lazım. Bugün bütün dünyada bu konuyla ilgili rahatsızlıklar var Çin firmalarına karşı. Avrupa'da birtakım düzenlemeler, kısıtlamalar getiriliyor. Kümelenmesi olarak şunu söylüyoruz: 'Yerli ve milli yapabileceğimiz ürünleri gelin burada yapalım.' Sonrasında da bunları rekabetçi bir hale getirmemiz gerekiyor. Rekabetçi hale getirmenin yöntemi de bunun çip haline getirmek. Çip haline getirebilirseniz, bütün dünyayı satabilirsiniz. Böyle bir vizyonumuz, yol haritamız var. İnşallah bununla ilgili yakın bir zamanda daha önemli, somut gelişmeler olacaktır."

Savunma sanayisinin geldiği aşamaya dikkati çeken ve açıkta kalan konuların birinin çip olduğunu kaydeden Baran, "FPGA, savunma sanayisinde çok kullanılan bir ürün ve FPGA tarafıyla ilgili olası bir kısıtlamanın savunma sanayimizi çok derinden etkileyeceğini düşünüyoruz. Bu tedarik güvenliğini nasıl sağlayabilirizi değerlendiriyoruz. Yongatek olarak kendi FPGA'imizi oluşturmakla ilgili yurt dışı tabanlı birtakım firmalarla çalışmalarımız devam ediyor. Beko'yla birlikte devam eden, MCU konusu da savunma sanayisinin çok temeli bir ihtiyacı. MCU bugün esasında mikro denetleyici, akıllı olan her şeyin içerisinde var olan bir ürün. Her yapı taşı içerisinde, IoT, beyaz eşya, savunma tarafında. Sadece burada FPGA çipi değil mikro denetleyici kısmını oluşturup, savunma sanayisinin ihtiyacına sunmak istiyoruz. Artık kimseye, muhannete muhtaç olmayacak duruma gelmek istiyoruz." dedi.

Milli mikro denetleyiciler için geri sayım
Beko ile yürüttükleri projenin AR-GE seviyesinin önemli ölçüde tamamlandığını bildiren Baran, proje takvimine ilişkin şunları söyledi:

"Bu senenin sonunda ilk prototipler üretime gidecek ve önümüzdeki sene için seri üretime geçilmesiyle ilgili planlar yapılacak. Tayvan'da rekabetçi bir şekilde testi, üretimi, paketlemesiyle ilgili neler yapabilirize yönelik birtakım görüşmeler yaptık. Sadece Beko'ya çip vermeyeceğiz. Onun yanında ülkemizde IoT alanında, robotik alanında, savunma alanında da çok fazla ihtiyaç var, ülke dışında da öyle. Artık buralarda da bu ürünleri satabilir duruma geleceğiz. Bu Türkiye'de bir ilk olacak. İnşallah bu kapsamda bunun hazırlıkları ve planlamaları yapılıyor. Sadece Beko tarafının yıllık kullanım adetleri 30 milyon olacak. Savunma, robotik, IoT alanında da markete sunduğumuz zaman 40-50 milyon bandına çıkarabilecek bir potansiyelimiz var. Bunlar çok büyük rakamlar."

Bunun yanında iddialı bir adım atarak yapay zeka çipi yaptıklarını anlatan Baran, şöyle konuştu:

"Akıllı kameralar, akıllı şehir uygulamaları için kullanılacak kameranın arkasındaki çipi yapıyoruz. Yani güvenlik kameraları, otomotiv tarafındaki kameralar, aklımıza gelecek her kameranın arkasındaki çip. Bu çok yoğun şekilde devam ediyor. Geçtiğimiz yıl başladı. Yurt içi ve dışı müşterilerimiz de var. Oldukça da büyük bir proje. Çok yoğun bir şekilde gidiyor. TSMC 12 nanometrede. Ve inşallah bunu yakın bir zamanda da bununla ilgili üretim planlamalarını da yapacağız. Bunu da hem ülkemizin hem bütün dünyanın hizmetine sunacağız. Yapay zeka tarafıyla ilgili bir kısıtlama olduğu noktada tam olarak hazırlanmış müthiş bir çözüm olacak ve birçok uygulamayı karşılayabilecek.

2026 içerisinde mikro denetleyici tarafında seri üretim. 2027 ve 2028 noktasında da bu yapay zeka çipinin seri üretimle ilgili planlamaları yapıyoruz. Bir diğer konumuz da FPGA tarafı, FPGA tarafı savunma tarafının bir konusu. Kendi FPGA çipimizi geliştiriyoruz. Burada Avrupa Birliği tarafında bir konsorsiyuma dahil olduk. Avrupa Birliği de çok önemli şeyler söylüyor. Avrupa Birliği'nde devam eden 3 projemiz var. Buralarda da önemli işbirlikleri sağlıyoruz. Buradaki hedefimiz de Xilinx firmasının daha önce kullanmış olduğu orta seviyeli 1-2 FPGA'yi üretebilecek bir altyapıya sahip olmak istiyoruz. Bu bir PoC olarak tamamlanacak. Burada biraz market ihtiyaçlarını gördükten sonra bir takım güncellemelerle seri üretim için planlamalar yapmak istiyoruz. Şu anda Yongatek olarak çalıştığımız 3 şey bunlar. Haberleşme tarafında, başka konular üzerinde birtakım çalışmalarımız var. İnanıyorum ki Yongatek olarak çip konusunda önemli bir çözüm merkezi haline geleceğiz."

Sırada uydu haberleşmesi var
Uydu haberleşmesiyle ilgili birtakım çözümleri de gündeme aldıklarını aktaran Baran, uydu haberleşmesiyle 5G teknolojisinin yakın bir zamanda birleşeceğine işaret etti. Baran, çalışmaya ilişkin şu bilgileri paylaştı:

"Esasında bu G uydular değil de L uydularla ilgili. Burada hem IoT ile hem 5G NTN dediğimiz Non Terrestrial Network kapsamında yakın bir zamanda markete yeni ürünler sunulacak. Biz de bu kapsamda bir çip oluşturmayı hedefliyoruz. Bunu ilk defa sizin yayınınızda söylüyorum. Bunun çalışmaları devam ediyor. Buradaki market hedefimiz hem IoT alanı olacak, hem de uydu haberleşmesi kısmı olacak. Bunun akıllı şehirlerde uygulamaları var, IoT tarafındaki çözümleri var. IoT dediğimiz zaman tarımı, ulaşımı, akıllı şehirleri, birçok yeri etkileyecek bir konu. Bu teknolojiyi elde ettikten sonra alıp bunları çipe koyduğunuz zaman hem bunların güvenliğini sağlayabiliyorsunuz hem de dünyayla rekabet edebilecek bir hale geliyorsunuz. Onun için bu konu hakkında da yakın bir zamanda bir projemiz başlayacak."

Çip üretim modeli
Türkiye'nin çip konusunda dışa bağımlığını sonlandırması için "tasarım evi" konumundaki yapıların sayısının artırılıp projelerle desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Baran, yurt dışında bu alanda çalışan Türklerin dönmesiyle de bu sürecin hızlanabileceğini belirtti.

Baran, bu alandaki doğru iş modelini ise şöyle tarif etti:

"Evet, biz dünyaya entegre olmuş bir ülkeyiz. Güçlü bir ülkeyiz. Marketimiz var, potansiyelimiz var, her şeyimiz var. Rekabetçi bir ülkeyiz. Birçok problemimizi artık çözdük, çözülüyor da. Gelin yabancılar, yatırımcılar, biz de size ortak olalım, destek olalım. Bizim ülkemizde bir çip fabrikası kurun. Ben bunun çok doğru bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bunu kurduktan sonra bir şeyi de kendimiz yüzde 100 yerli ve milli olarak yapabiliriz belki savunma tarafını, başka yerleri hedefleyerek. Bu da olabilir ama bunun yönteminin bunlarla beraber olması gerekiyor. Bu bir ekosistem."

Üniversitelerin de sanayicilerle güçlerini birleştirmesinin önemine değinen Ali Baran, sektörün yönetsel yapısını için de şu önerilerde bulundu:

"Ben çip sektörünün kesinlikle devlet eliyle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum ama bunun özel sektörün yönetmesi gerektiğinden de hiç şüphem yok. Devlet tarafıyla yönetilecek bir çip sektörünün hiçbir yere varmayacağını düşünüyorum. Bu kadar netim. Onun için de bu konuda bence stratejik, devlet desteği olmadan da olmaz. Çünkü burada büyük yatırımlar gerekiyor. Bunu başka ülkeler nasıl formülize etmiş. Aynı şekilde bizim de formülize ederek, stratejik bir yol haritası belirleyerek bu konu üzerinde bir yere varabileceğimizi inanıyorum.

Birincisi özgüvenimizin sağlam olması gerekiyor. İnsan kalitemiz çok iyi. Bakın gerçekten çok iyi insan kalitemiz var. Üniversiteler olsun, akademik dünya olsun, sorumluluk almakla ilgili olsun. İkincisi de başka birçok ülkede olmayan marketimiz var. Bizim kadar marketi olan dünyada kaç tane ülke olduğuna bakın. Yani markette şunu kastediyorum, son ürün satabilen kaç tane firmamız var? Yani bu firmalarımız evet, üretimlerinin bir kısmını Mısır'da yaptırıyorlar, bir kısmını başka ülkelere taşıyorlar. Olsun, bu şirketler bu ülkenin şirketleri. Biz onlarla doğru bir stratejik yol haritası belirleyebilirsek, eminim ki savunma sanayisinde olduğu gibi belki 20 yıl sonra cip sektöründe oyuncu haline gelmişiz. Buna bütün kalbimle inanıyorum."

Ali Baran, gençlere çip teknolojilerine daha fazla ilgi duymaları çağrısında bulunarak, "Türk gençlerine, teknolojiye ilgi duyan gençlere diyorum ki elektronik mühendisliğine, çip konularına daha fazla ilgi duyun, bu konuları öğrenmeye çalışın. Bu konularla hem TEKNOFEST'te hem de başka yerlerde öğrencilerimize destek veriyoruz. Hatta birtakım eğitim programlarımız da var yeni katılan arkadaşlarımıza. Onlarla insan kaynağımızı artırıyoruz. Burada da inşallah bir seviye geldikten sonra artık kendi çiplerimizi tasarlayacağız ve bütün dünyaya satacağız. Onun için de hiçbir şüphem yok. Özgüvenimiz yüzde 100." ifadelerini kullandı.

TikTok, mesajlara sesli not, fotoğraf ve video ekleme özelliği getiriyor

Kullanıcılar sohbet ekranında doğrudan ses kaydı yaparak 60 saniyeye kadar sesli not gönderebilecek. Tek bir mesajda en fazla dokuz fotoğraf veya video paylaşılabilecek.

Daha fazla medya göndermek isteyen kullanıcılar sonraki mesajlarla paylaşımı sürdürebilecek.

Ne zaman kullanılacak
Özellikler henüz devreye girmedi. TikTok, güncellemeyi önümüzdeki haftalarda kademeli olarak sunmayı planlıyor.

DM’ler 16 yaş altındaki kullanıcılar için kapalı kalmaya devam edecek. On altı ile on sekiz yaş arası kullanıcılar için ek güvenlik önlemleri uygulanıyor.

On sekiz yaş üzerindeki kullanıcılar da isterse bu filtreleri açabiliyor.

Diğer güncellemeler
TikTok kısa süre önce “Sana Özel” sayfasına konu yönetimi ve yapay zeka tabanlı anahtar kelime filtreleri ekledi.

Uygulamada Tako isimli sohbet robotu ve görselleri videoya dönüştüren “AI Alive” özelliği de yer alıyor.

Şirket; Wind Down, rehberli meditasyon ve yatma zamanı planlaması gibi araçlarla genç kullanıcılar için sağlıklı kullanım odaklı adımlar atıyor.

WhatsApp’a yapay zeka desteği: Yazım yardımcısı dönemi başladı

Kullanıcılar, bire bir ya da grup sohbetinde yeni kalem simgesine dokunarak Yazım Yardımı’nı açabiliyor.

Uygulama, tercih edilen üsluba göre (profesyonel, gündelik, esprili ve benzeri) yeniden yazım önerileri oluşturuyor.

Gizlilik ön planda
WhatsApp, özelliğin Private Processing teknolojisiyle geliştirildiğini ve ne orijinal mesajların ne de yapay zekâ önerilerinin Meta ya da WhatsApp tarafından taranmadığını belirtiyor.

Özellik varsayılan olarak kapalı geliyor ve isteyen kullanıcılar tarafından etkinleştiriliyor.

Kademeli yaygınlaşma
Yazım Yardımı, şimdilik ABD’de İngilizce olarak kullanıma sunuldu. WhatsApp, yıl içinde ek dil ve pazar desteğinin kademeli olarak devreye gireceğini, özelliğin dünya genelinde milyonlarca kullanıcıya ulaşacağını ifade ediyor.

Diğer denemeler
Uygulama, kısa süre önce cevapsız aramalara kısa sesli mesaj bırakılmasına imkân veren bir özelliği de test etmeye başladı.

Bu özellikle kullanıcılar, yanıtlanmayan aramalardan sonra ekrandaki “sesli mesaj kaydet” kısayolunu kullanarak hızlıca not bırakabiliyor.

TEKNOFEST Mavi Vatan'ı 175 bin kişi ziyaret etti

TRT'nin iletişim paydaşı olduğu, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) yürütücülüğünde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı işbirliğiyle gerçekleştirilen "TEKNOFEST Mavi Vatan", 28-31 Ağustos tarihlerinde İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda düzenlendi.

TEKNOFEST'ten yapılan açıklamaya göre, TEKNOFEST Mavi Vatan'ı vatandaşların ziyaretine açık olduğu 29-31 Ağustos tarihlerinde yaklaşık 175 bin kişi ziyaret etti.

Mavi Vatan yarışmalarının final süreci, deniz teknolojilerinde yenilikçi projelere sahne oldu.

Bu yıl İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması, İnsansız Deniz Aracı Yarışması ve Su Altı Roket Yarışması olmak üzere üç farklı kategoride düzenlenen yarışmalara 2 bin 698 takım başvuruda bulundu. Ön elemelerden geçerek finale kalan 86 takım ve toplam 1000 finalist, dereceye girebilmek için mücadele etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, festivali ilk gününde ziyaret etti. TEKNOFEST Mavi Vatan'ın üçüncü günü 30 Ağustos Zafer Bayramı coşkusuna sahne oldu.

İstanbul Tersanesi Komutanlığı, hem Zafer Bayramı'nı kutlamak hem de etkinlik alanında yer alan gemileri ve Türk savunma sanayisinin öncü ürünlerini yakından görmek isteyen binlerce vatandaşı ağırladı. Türkiye'nin en büyük askeri gemisi TCG Anadolu, ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü.

Gösteriler ve etkinlikler gerçekleştirildi
Festival süresince teknoloji yarışmalarının yanı sıra çeşitli etkinlikler de yapıldı. TEKNOFEST Mavi Vatan konferans etkinlikleri kapsamında Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve Prof. Dr. İlber Ortaylı tarafından Akdeniz ve Osmanlı Denizciliği konulu konferans verildi.

Sualtı Taarruz (SAT) ve Sualtı Savunma Grup (SAS) Komutanlıkları tarafından özel gösteriler gerçekleştirildi. Mehteran konseri, bilim şovları, tiyatro gösterileri, dragon kürek yarışları ve koro performansları da yapıldı.

Ödüllü bilgi yarışmaları, halat çekme, el incesi atma ve halat salya yarışmaları da düzenlendi. Festival boyunca paydaş ve katılımcı firmaların stant etkinlikleri de ziyaretçilere sunuldu.

Yarışmalarda dereceye girenlere ödülleri takdim edildi
Festival süresince ziyaretçiler TCG Akhisar, TCG Alemdar, TCG Alanya, TCG Anadolu, TCG Atak, TCG Burgazada, TCG Ç-151, TCG İstanbul, TCG Nusret, TCG Oruçreis ve TCSG Güven gemilerini gezme fırsatı bulurken, Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi mirası TCG Savarona'yı yakından görme imkanı elde etti.

Şehit aileleri ve çocuklarına, özel Savarona gezisi düzenlendi.

TEKNOFEST Mavi Vatan, kapanış töreninde gençlerin ödüllerini almasıyla tamamlandı. Ödül törenine, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu katıldı. Bayraktar ve Tatlıoğlu, sahnede gençlere ödüllerini takdim ederken, etkinliğin kapanış konuşmalarını da gerçekleştirdi.

Kapanış töreni ile birlikte düzenlenen ödül töreninde İnsansız Su Altı Sistemleri, Su Altı Roket, TEKNOFEST Mavi Vatan Makale Yarışması, TEKNOFEST Mavi Vatan Resim Yarışması, Kürek Yarışları, Halat Çekme, El İncesi Atma, Halat Salya yarışmalarında dereceye girenlere ödülleri takdim edildi.

Instagram'da "abonelik ücreti" dönemi

Sosyal medya devi Instagram, kullanıcılarına reklamsız bir deneyim sunmak için yeni bir abonelik modeli başlattı. Platform, aylık ücret karşılığında reklamsız kullanım imkanı sağlayarak özellikle reklam yoğunluğundan rahatsız olan kullanıcıları hedefliyor.

Yeni sistemde kullanıcılar, aylık 7,99 euro karşılığında Instagram'ı reklamsız kullanabilecek. Bu ücret, Türkiye'de güncel kurla yaklaşık 384 TL'ye denk geliyor. Ücretli abonelikte kullanıcı verileri reklam amaçlı işlenmeyecek ve platform tamamen reklam gösteriminden bağımsız hale gelecek. Instagram'ı ücretsiz kullananlar ise kişiselleştirilmiş reklamlarla karşılaşmaya devam edecek. Platform, kullanıcılara daha az kişiselleştirilmiş reklam seçeneği sunarak veri işleme düzeyini kısmi olarak kontrol etme imkanı veriyor.

Yeni abonelik modeli ile Instagram, hem reklamsız deneyim isteyen kullanıcıları memnun etmeyi hem de ücretsiz kullanıcılar için platformu sürdürülebilir kılmayı amaçlıyor. Günlük 500 milyonun üzerinde aktif kullanıcıya sahip platform, esnek kullanım seçenekleriyle kullanıcı bağlılığını artırmayı hedefliyor.

Şeffaf kafalı balık! Okyanusların hayalet avcısı

Okyanusların tuhaf ve hayranlık uyandıran uyum mekanizmaları arasında barreleye balığının şeffaf kafası en dikkat çekici olanlardan biri. Bu derin deniz canlısı, tüp şeklindeki gözlerini saydam başının içinden yukarı doğru çevirerek avını adeta bir “gök penceresinden” izliyor.

DERİN DENİZLERİN SESSİZ AVCISI

Barreleye balığı (Macropinna microstoma), 1939’da tanımlandı. Çoğunlukla Kuzey Pasifik’te, Bering Denizi’nden Japonya’ya ve Baja California’ya kadar gözlemlendi. Genellikle hareketsiz bir şekilde karanlık sularda beklerken gözlerini yukarı dikiyor ve yukarıdan geçen avların siluetini yakalıyor.

Yeşil pigmentlere sahip gözleri, yüzeyden gelen son ışıkları engelleyerek sadece denizanası ve diğer canlıların yaydığı biyolüminesan parıltıyı görmesine imkan tanıyor.

ŞEFFAF KALKAN VE AVLANMA STRATEJİSİ

Barreleye’nin saydam kafası, hem gözlerini koruyan sıvı dolu bir kalkan görevi görüyor hem de denizanasının yakıcı dokunaçlarından zarar görmesini engelliyor. Diyetinde, denizanasının dokunaçlarına takılan küçük kabuklular ve minik canlılar önemli bir yer tutuyor.

2009’DA GELEN BÜYÜK SÜRPRİZ

Bu gizemli balığın kafası, düşük basınç nedeniyle yüzeye çıkarıldığında çöktüğü için bilimsel kayıtlarda nadiren detaylı biçimde yer bulmuştu. Ancak 2009’da Monterey Bay Akvaryumu Araştırma Enstitüsü (MBARI) ekibi şans eseri canlı bir örneği yakalayarak saatlerce akvaryumda gözlemledi. Bu sayede balığın yalnızca yukarı değil, önündeki avına odaklanmak için gözlerini öne doğru döndürebildiği keşfedildi.

ŞEFFAFLIK SADECE DENİZLERDE DEĞİL

Barreleye, şeffaf organlar geliştiren tek canlı değil. Cam kalamarlar derin denizde tamamen saydam gövdeleriyle hem avcılardan hem avlarından gizleniyor. Karada ise Orta ve Güney Amerika’daki cam kurbağalar, saydam karınlarıyla yaprakların üzerinde neredeyse görünmez hale geliyor. Bu da onların yırtıcılardan korunmasına yardımcı oluyor.

Evrenin en büyük gizemi için yeni teori! Dev gezegenlerde kara delik doğuyor

Bilim insanları, Güneş Sistemi dışındaki dev gezegenlerin karanlık maddenin gizemli doğasını çözmede anahtar rol oynayabileceğini öne sürüyor. Yeni bir araştırmaya göre, belirli bir karanlık madde modeli, bu parçacıkların dev gezegenlerin çekirdeklerinde birikip minik kara deliklere dönüşmesine yol açabilir. Zamanla bu kara delikler, gezegenleri tamamen yutarak geriye yalnızca gezegen kütlesinde kara delikler bırakabilir.

KARANLIK MADDE NEDİR?

Evrenin yaklaşık %85’ini oluşturan karanlık madde, doğrudan gözlemlenemese de varlığı güçlü yerçekimi etkileri sayesinde biliniyor. Ancak yapısı hâlâ çözülebilmiş değil. Araştırmacılar, farklı karanlık madde modellerini test ederek hangi özelliklere sahip olabileceğini anlamaya çalışıyor.

DEV GEZEGENLERDE MİNİK KARA DELİKLER

Kaliforniya Üniversitesi’nden astrofizikçiler Mehrdad Phoroutan-Mehr ve Tara Fetherolf’un hazırladığı çalışmaya göre, yok olmayan (kendi kendini yok etmeyen) ağır karanlık madde parçacıkları dev ötegezegenlerde hapsolabilir. Enerjilerini kaybeden bu parçacıklar gezegen çekirdeğinde yoğunlaşır ve sonunda kendi kütleçekimleri altında çökerek küçük kara deliklere dönüşebilir.

Phoroutan-Mehr şöyle açıklıyor:

“Bu kara delikler zamanla büyüyerek tüm gezegeni tüketebilir. Eğer astronomlar gezegen boyutunda kara delikler keşfederse, bu ağır karanlık madde modeline güçlü bir kanıt olabilir.”

GÖZLEM ZORLUKLARI

Böylesi bir kara delik tespit etmek son derece güç. Örneğin Jüpiter kütlesindeki bir kara delik yalnızca 5,6 metre çapında olurdu. Günümüz teknolojisi bu kadar küçük kara delikleri gözlemlemeye yetmiyor. Ancak gelişen teleskop teknolojileri sayesinde gelecekte bu tür keşiflerin mümkün olabileceği düşünülüyor.

KARANLIK MADDENİN İZİNİ ÖTEGEZEGENLERDE ARAMAK

Bilim insanlarına göre, özellikle Samanyolu’nun merkezine yakın karanlık madde açısından zengin bölgelerdeki ötegezegenler kritik ipuçları sunabilir. Dev gezegenlerde gözlemlenebilecek bu süreç, evrenin en büyük sırlarından biri olan karanlık maddenin doğasını açığa çıkarabilir.

“Wow!” sinyali yeniden incelendi! Dünya dışı kaynak ihtimali güçlendi

Bilim insanları, 1977’de kaydedilen ünlü “Wow!” sinyalini yeniden inceledi. Yeni araştırmaya göre sinyalin kaynağı büyük olasılıkla dünya dışı bir köken taşıyor ve bugüne kadar düşünüldüğünden çok daha güçlü bir yapıya sahip olabilir.

15 Ağustos 1977’de Ohio State Üniversitesi’ndeki Big Ear teleskobunda kaydedilen dar bantlı bir radyo sinyali, 72 saniye boyunca sürdü. Astronom Jerry Ehman, çıktının yanına “Wow!” yazarak tarihe geçen bu gizemli işarete isim vermişti.

Yıllar boyunca sinyalin kaynağı üzerine birçok teori üretildi. Kimi gökbilimciler bunun bir kuyruklu yıldızdan kaynaklanabileceğini öne sürdü; ancak bu iddia kısa sürede çürütüldü. Çünkü kuyruklu yıldızlar çok daha dağınık ve süreklilik arz eden sinyaller yayar.

YENİ ANALİZ: DAHA GÜÇLÜ, DAHA NET

Puerto Rico Üniversitesi’nden Prof. Abel Méndez liderliğindeki ekip, Big Ear teleskobunun verilerini modern sinyal analiz yöntemleriyle tekrar inceledi. Sonuçlar, sinyalin rastlantısal radyo frekans paraziti olamayacak kadar güçlü olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, sinyalin gücünü 250 Janskys olarak hesapladı. Bu değer, önceki tahminlerden dört kat daha büyük.

KAYNAK NE OLABİLİR?

Ekip, sinyalin kaynağı olarak Dünya’daki teknolojik parazitleri, uyduları ve diğer olası sebepleri eledi. Bunun yerine, Samanyolu’ndaki küçük soğuk hidrojen bulutlarının aniden parlamasıyla oluşmuş bir “süperışınım” (maser benzeri) olayına işaret ediyorlar. Bu parlamanın tetikleyicisi olarak da magnetar patlamaları ya da yumuşak gama ışını tekrarları öne sürülüyor.

UZAYLI İHTİMALİ MASADA MI?

Araştırma doğrudan uzaylı uygarlıkları işaret etmese de, “Wow!” sinyalinin dünya dışı zekâ ihtimalini gündemde tutuyor. Bilim insanları, bu çalışmanın gelecekteki SETI (Dünya Dışı Zekâ Araştırmaları) projeleri için önemli bir yol haritası sunduğunu belirtiyor.

Prof. Méndez, “Bu çalışma gizemi çözmedi. Aksine, daha net bir haritayla dosyayı yeniden açtı” ifadelerini kullandı.

Kelebek Bulutsusu’nda yaşamın yapı taşları bulundu

Kozmik tozun nasıl oluştuğu uzun süredir bilim dünyasında tartışılıyordu. Cardiff Üniversitesi’nden astrofizikçi Mikako Matsuura ve ekibi, James Webb Uzay Teleskobu sayesinde Kelebek Bulutsusu’nda hem sakin bölgelerde oluşan kristallerin hem de şiddetli patlamalarla ortaya çıkan amorf tozların izlerini ortaya çıkardı. Bu keşif, gezegenlerin ve yaşamın hammaddelerinin evrende nasıl bir araya geldiğine dair önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

ÖLEN YILDIZDAN GERİYE KALAN GÜZELLİK

Kelebek Bulutsusu, dış katmanlarını uzaya atan ölü bir yıldızın kalıntılarından oluşuyor. Ortasında bir beyaz cüce yer alıyor. Teleskop verileri, bu yıldızın etrafını saran yoğun toz halkasının kristallerden ve kurum benzeri parçacıklardan oluştuğunu gösterdi.

MİNERAL KRİSTALLERİ VE YAŞAMIN İZLERİ

Tozun içinde forsterit, enstatit ve kuvars gibi silikat mineralleri tespit edildi. Ayrıca karbon halkalarından oluşan ve yaşamın kökenine dair teorilerde önemli yeri olan polisiklik aromatik hidrokarbonların (PAH) da bölgede bulunduğu görüldü.

YAŞAMIN KÖKENİNE DAİR İPUÇLARI

Bulutsudaki güçlü yıldız rüzgârlarının çevredeki maddelerle çarpışması sonucu bu moleküllerin oluştuğu düşünülüyor. Bu da, yaşamın temel yapı taşlarının yıldızların ölüm süreçlerinde ortaya çıkabileceğini gösteriyor.

BÜYÜK RESMİ GÖRMEK

Araştırmacılara göre, Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğunu geriye dönüp izlemek mümkün değil. Ancak James Webb Uzay Teleskobu gibi güçlü gözlem araçları sayesinde, ölen yıldızlardan saçılan toz ve moleküller incelenerek evrendeki yaşamın kökenine dair önemli bilgiler elde edilebiliyor.

ABD İletişim Komisyonu'ndan, denizaltı kabloları kurallarını güncelleme kararı

ABD Federal İletişim Komisyonu dün yaptığı oylamada, dünyanın neredeyse tüm çevrimiçi trafiğini yöneten denizaltı internet kablolarını düzenleyen kuralların güncellenmesini kabul etti. Karar, küresel ağ üzerinde artan güvenlik endişelerinin artması gerekçesiyle alındı

ChatGPT’nin üreticisi OpenAI “kâr amaçlı” şirket, CEO Sam Altman hissedar oluyor

ChatGPT ile yapay zeka uygulamalarına küresel rekabet getiren OpenAI, “kâr amacı güden bir şirket olarak yeniden yapılandırma planı üzerinde” çalışıyor. Reuters’a göre, İcra Kurulu Başkanı (CEO) Sam Altman'a ilk kez hisse verilecek

Elon Musk'ın SpaceX'i özel bir şirketin gerçekleştireceği ilk uzay yürüyüşüne hazırlanıyor

SpaceX'in gelecek haftaki ilk uzay yürüyüşü, şirketin şimdiye kadarki en riskli görevlerinden biri olacak. Özel bir uzay şirketi tarafından gerçekleştirilecek bu uzay yürüyüşü, ince uzay giysileri ve hava kilidi olmayan bir kabin gibi uzay teknolojisinde çığır açan ekipmanların da denemesi olacak

Ukrayna’dan Gazze’de ateşkes ve Çin’e, yapay zekadan yasadışı göçe: G7 zirvesinden hangi sonuçlar çıktı?

G7 zirvesinin sonuç bildirgesinde liderler Rus işgali altındaki Ukrayna’ya desteğin altını çizdi; Kiev’e 50 milyar dolarlık kredi sağlanmasında uzlaştı. Biden yönetiminden üst düzey bir yetkili liderlerin, “Ukrayna’nın yeniden inşasını Rusya’nın ödemesi gerektiği” konusunda anlaştığını vurguladı

Tinder ve diğer flört uygulamalarına dava: "Bağımlılık etkisi yaratıyorlar"

Tinder, Hinge gibi Match Group’a ait flört uygulamalarının kullanıcıların arkadaş bulmasına yardım etmek yerine kazanılacak kârlara ve kullanıcıları uygulamalara bağımlı yapacak şekilde tasarlandığı iddialarıyla California’da federal mahkemede dava açıldı

Temyiz Mahkemesi Apple’ın akıllı saatlerine yönelik satış yasağını geçici olarak durdurdu

ABD’de temyiz mahkemesi, Apple’ın bazı akıllı saat modellerinin satışı ve ithalatının tıbbi teknoloji firması Masimo’yla patent anlaşmazlığı nedeniyle yasaklanmasının askıya alınmasına karar verdi. Anlaşmazlık bazı modellerde kanda oksijen miktarını ölçen teknolojinin kullanılmasından kaynaklanıyor

❌