Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

Karadağ Dışişleri Bakanı İbrahimovic, Türkiye’nin küresel barışın sağlanmasında oynadığı rolü övdü

AA

İSTANBUL (AA) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen Balkan Barış Platformu 2. Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılan İbrahimovic, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

İbrahimovic, toplantı kapsamında birçok yapıcı ve olumlu görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirterek, “Özellikle ev sahibi Bakan Hakan Fidan’a teşekkür etmek istiyorum, tüm günü bizimle geçirdi ve hepimizle yakından ilgilendi.” ifadesini kullandı.

Tüm katılımcı ülkelerin dışişleri bakanlarının son derece memnun olduğunu kaydeden İbrahimovic, bu platformunun barış, istikrar ve ortak çıkarlar doğrultusunda çok güzel sonuçlar vereceğine inandığını aktardı.

İbrahimovic, toplantı kapsamında yapılan görüşmelerde güvenlik, gençlik, ekonomi ve Avrupa Birliği (AB) gibi konuların ele alındığını dile getirerek, “Bugünkü kaliteli görüşmelerden son derece memnunum, doğru yolda olduğumuzu ve önümüzdeki dönemde hangi konularda işbirliği yapabileceğimizi gördük.” değerlendirmesinde bulundu.

Balkan Barış Platformu kapsamında çeşitli alanlarda yapılacak işbirlikleriyle toplumun farklı kesimlerine hitap edeceklerini anlatan İbrahimovic, bu projelerle bölgenin istikrarı ve refahına katkı sunacaklarını kaydetti.

Türkiye’nin dünya siyasetindeki rolü

Dünyadaki barış ve istikrarın sağlanması konusunda Türkiye’nin oynadığı rolün önemine dikkati çeken İbrahimovic, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye gibi büyük bir ülkenin desteğiyle, belirlediğimiz bu hedeflere daha kolay ulaşabileceğimizin farkındayız. Türkiye’nin bizimle işbirliği yapması ve beraber çalışmasından son derece mutluyuz.

Barış ve istikrarın büyük önem arz ettiği bölgemizde, Türkiye’nin rolü oldukça önemli. Sadece bölgesel anlamda değil dünya genelinde de özellikle de zorlu jeopolitik durumlarda Türkiye gibi bir ülkenin Balkan Barış Platformu gibi platformlarda yer alması çok değerli.”

İbrahimovic, Türkiye’nin Gazze ve Suriye’de barışın sağlanması konusunda önemli katkılar sunduğunu söyleyerek, “Türkiye, bugün tüm dünyada son derece güçlü bir rol oynuyor.” ifadesini kullandı.

Karadağ’ın hem komşu ülkelerle hem de Türkiye ile iyi ilişkilere sahip olduğu için oldukça “şanslı” olduğunu vurgulayan İbrahimovic, şöyle devam etti:

“Batı Balkan ülkeleri söz konusu olduğunda her zaman desteğini yineleyen sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bizi kabul etmesi büyük gurur. İstanbul’dan güçlü bir mesaj gönderiyoruz, Batı Balkanlar’ın Türkiye gibi çok güçlü bir dostu var. Önümüzdeki dönemde de işbirliğimizi güçlendirmeye hazırız.”

Türkiye-Karadağ ilişkileri

İbrahimovic, iki ülke arasındaki ilişkilere işaret ederek, “Türkiye ve Karadağ iyi ilişkilerin nasıl korunması gerektiğinin güzel bir örneği. Bunu devam ettirmeliyiz.” dedi.

Bu kapsamda, Karadağ Başbakanı Milojko Spajic’in de yakın zamanda Türkiye’yi ziyaret edeceğini bildiren İbrahimovic, bunun ikili ilişkileri geliştirmeye yönelik isteklerine iyi bir örnek teşkil ettiğini söyledi.

İbrahimovic, Karadağ ve Türkiye’nin NATO müttefikleri olduğuna dikkati çekerek, iki ülkenin ekonomi, turizm, kültür ve güvenlik gibi alanlarda “mükemmel ilişkilere” sahip olduğunu belirtti.

Türk turistlerin Karadağ’a yüksek rağbet gösterdiğini ifade eden İbrahimovic, “Geçen yıl 165 bin Türk turist ülkemizi ziyaret etti. Etkileyici bir rakam. Türkiye gibi turizmi oldukça zengin bir ülkeden bizim ülkemize gösterilen ilgi bizi çok memnun ediyor.” diye konuştu.

İbrahimovic, Türkiye’de yaşayan Karadağlıların iki ülke arasında “önemli bir köprü” görevi gördüğünü belirterek, şu anda Türkiye’de 250 bin Karadağlının yaşadığını kaydetti.

Bu durumun ekonomi ve kültürel alanlarda önemli bir potansiyel içerdiğini dile getiren İbrahimovic, “Bizim Türkiye ile temeli sağlam güçlü ilişkilerimiz var. Bunu da kimse bozamaz. Türk vatandaşlarını da Karadağ’a davet ediyorum, gelin, bizi ziyaret edin, kapılarımız açık. İki ülke arasında iyi hikayeler yazmaya devam edelim.” vurgusu yaptı.

Karadağ’ın AB üyelik süreci

İbrahimovic, Türkiye’nin Karadağ’daki en büyük yabancı yatırımcı konumunda olduğuna işaret ederek, 2025’te yabancı yatırımların yüzde 15’inin Türkiye’den geldiğini belirtti.

Karadağ’da faaliyet gösteren Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Yunus Emre Enstitüsü (YEE) gibi kurumlara işaret eden İbrahimovic, bu kurumların iki kültürün de yakından tanınması için oldukça faydalı çalışmalar yürüttüğünü söyledi.

İbrahimovic, “Türkiye de iki ülke arasındaki ilişkilerinin gelişmesi için her katkıyı sağlamaya hazır. İki ülkenin de işbirliğini sürekli geliştirmek istemesinden son derece mutlu ve memnunum.” şeklinde konuştu.

Karadağ’ın 2028’de AB’nin 28. üyesi olmayı hedeflediğini vurgulayan İbrahimovic, “AB’nin tam üyesi olduğunda diğer bölge ülkeleri için üyelik süreci daha da kolaylaşacak. Karadağ, Avrupa’nın genişlemesinin canlı bir örneği. Bu nedenle bizim amacımız bölgenin istikrarına katkı sağlamak.” dedi.

İbrahimovic, Karadağ’ın geçen yıl AB üyelik sürecinde 6 faslı kapattığını, 26 Ocak’ta ise 32. faslı da başarıyla tamamlayacaklarını belirterek, “Bu yıl müzakereleri tamamlamak istiyoruz. AB ve NATO üyesi bir Karadağ, bölgenin barış ve istikrarı açısından önemli olacaktır.” diye konuştu.

Muhabir: Sercan İrkin,Lejla Biogradlija

NATO Genel Sekreteri Rutte, Ukrayna’nın İttifak’a üyeliğinin pratik açıdan mümkün olmadığını söyledi

AA

İSTANBUL (AA) – NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ziyarette bulunduğu Polonya’da Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Polonya’nın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 4,5’ten fazlasını savunmaya harcadığını ve yakında F-35 savaş uçaklarını teslim almaya başlayacağını belirten Rutte, ülkenin 2035’e kadar askeri personel sayısını 300 bine çıkarma planını memnuniyetle karşıladı.

Rutte, Polonya’nın Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlangıcından bu yana Kiev’e 4 milyar avrodan fazla askeri yardım yaptığını dile getirerek, “Ukrayna’nın güvenliği, bizim güvenliğimizdir. Polonya, bunu çok iyi biliyor.” dedi.

“Ukrayna’ya tekrar saldırmaya kalkışırsa yıkıcı sonuçlarının olacağını bilmelidir”

Ukrayna’nın NATO’ya muhtemel üyeliği konusundaki soruyu yanıtlayan Rutte, bu alanda “prensip ve pratik” olmak üzere iki unsurun bulunduğunu söyledi.

Rutte, prensipte Ukrayna dahil Avrupa-Atlantik bölgesindeki herhangi bir ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunda bulunabileceğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:

“Pratik unsur ise şu anda birkaç müttefikin, Ukrayna’nın NATO’ya katılımına onay vermeyeceklerini ve bu nedenle oy birliği sağlanamayacağını belirtmeleridir. Bu ülkelerin arasında Macaristan, ABD, Slovakya ve belki birkaç ülke daha bulunmaktadır.”

Olası barış anlaşması kapsamında “Rusların Ukrayna’ya bir daha saldırmasının nasıl önlenebileceği” sorusunun ortaya çıktığına işaret eden Rutte, güvenlik garantileri konusunun devreye girdiğini ve bunların üç katmandan oluştuğunu anlattı.

Rutte, savunma hattında ilk katmanın Ukrayna ordusu olduğunu, ikincisinin İngiltere ve Fransa liderliğindeki Gönüllüler Koalisyonu planlarını içerdiğini, üçüncüsünde de ABD’nin güvenlik garantilerine dahil olmasının bulunduğunu söyledi.

Güvenlik garantilerinin içeriğine dair görüşmelerin sürdüğünü dile getiren Rutte, “Bu, son derece önemlidir çünkü barış anlaşmasından sonra, NATO olmadan ve NATO (Ukrayna için) pratik nedenlerle şu anda mümkün değil. Rusların yeni bir saldırısını nasıl önleyeceğiz? (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin, olası barış anlaşmasından sonra Ukrayna’ya tekrar saldırmaya kalkışırsa bunun yıkıcı sonuçlarının olacağını bilmelidir.” dedi.

Polonya, Patriotların savaş durumunda kullanılabilecek hale geldiğini açıkladı

Polonya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Kosiniak-Kamysz da NATO’nun doğu kanadında aktif olarak yürütülen Baltık Nöbeti ve Doğu Gözcüsü girişimlerinin bölgenin güvenliğini güçlendirdiğini belirterek, Rutte’ye bunun için teşekkür etti.

Rutte ile Ukrayna’ya destek ve muhtemel barış hakkında görüştüklerini aktaran Kosiniak-Kamysz, ayrıca ülkesinin İsveç denizaltısı satın alma planı konusunda NATO Genel Sekreteri’ni bilgilendirdiğini söyledi.

Kosiniak-Kamysz, bu sabah Polonya’ya ait Patriot hava savunma sistemlerinin savaş durumunda kullanılabilecek hale geldiğinin bildirildiğini açıkladı.

Donald Trump yönetiminin başlarda Ukrayna’ya karşı yaklaşımıyla şimdikinin farklılık gösterdiğine işaret eden Kosiniak-Kamysz, bu yüzden 2024 Noel dönemine göre Ukrayna’da barış konusunda “daha iyimser” olunabileceğini söyledi.

Muhabir: İbrahim Hamdi Hacıcaferoğlu

Kibar Holding Assan Panel ile başladığı halka arz sürecini diğer şirketleriyle sürdürecek

AA

İSTANBUL (AA) – FURKAN GENÇOĞLU/MUHAMMET FATİH KABASAKAL – Kibar Holding Üst Yöneticisi (CEO) Haluk Kayabaşı, Assan Panel AŞ'nin gelecek yılın ikinci yarısında halka arz edileceğini belirterek, “Assan Panel'in halka arzını başarıyla tamamlandıktan sonra yavaş yavaş diğer şirketlerimizin de halka arzıyla ilgili çalışmalarımız olacak.” dedi.

Kayabaşı, “İş Dünyası Söyleşileri” kapsamında AA muhabirine yaptığı açıklamada, yılın üç çeyreğinin Kibar Holding açısından planladıkları şekilde geçtiğini, üretimde verim sağlamaya ve daha farklı pazarlarda bulunmaya önem vererek, teknoloji yatırımlarına devam ettiklerini söyledi.

Kayabaşı, “ticaret savaşları” nedeniyle dünyada durgunluk yaşandığını, bu sebeple yıla, hasar almadan atlatmak üzere yaptıkları plana uygun olarak sistemlerini verimli kullanmak suretiyle devam ettiklerini anlattı.

Ulusal ve küresel anlamda normalleşmenin 2026'nın ikinci yarısında yaşanacağını ve ardından hızlı bir büyüme beklediklerini aktaran Kayabaşı, bu büyümede Avrupa'da gerçekleştirilmesi planlanan büyük savunma sanayisi yatırımlarının etkili olacağını dile getirdi.

Kayabaşı, Avrupa'da savunma sanayisi alanında gerçekleştirilecek yatırımların bölge piyasası ve sanayisini oldukça hareketlendireceği belirterek, “Biz de ülke, sanayiciler olarak ihracatımızın yüzde 50-51'ini Avrupa'ya yapıyoruz. Dolayısıyla oradan daha yüksek talepler alacağımızı düşünüyorum. O talepler ülkemize, bizlere ulaştıktan sonra 2026'nın ikinci yarısında oldukça verimli bir ikinci yarı yıl geçireceğimizi düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

Türkiye'de orta vadeli planların oldukça başarılı şekilde uygulanmaya devam ettiğini vurgulayan Kayabaşı, 2026'nın ikinci yarısından itibaren Türkiye'de oldukça canlı bir ekonominin yaşanacağını düşündüğünü kaydetti.

– “200 milyon dolara yakın dijitalleşme yatırımı yaptık”

Kayabaşı, Türk sanayicisinin insanına ve ülkesine güvenerek dijitalleşme, teknoloji, verimlilik ve işbirliği alanlarına odaklanması gerektiğini vurguladı.

Türk sanayisi için verimliliğin büyük önem taşıdığını belirten Kayabaşı, sanayicinin bu konuda desteği devletten beklediğini fakat işletmelerin kendi maliyetlerini kontrol edebilir hale getirerek verimliği gündeme alması gerektiğini anlattı.

Kayabaşı, holdingin mevcut yatırımlarına ve gelecek hedeflerine de değinerek, şunları kaydetti:

“Bizim mevcut bir sürü fabrikamız var. Alüminyum ve paslanmaz sektöründe paslanmaz çelik üretiyoruz, ambalaj sektöründeyiz, endüstriyel tesislerin çatı cephe kaplamalarını üreten küresel ölçekte bölgesel bir oyuncu olan şirketlerimiz var. Biz bunların kapasite artırım yatırımlarına devam ediyoruz ve her sene her fabrikamızın kapasitesini bir miktar artırıyoruz. Teknolojiye de yatırım yapıyoruz. Son 5 yıldır yaklaşık 200 milyon dolara yakın dijitalleşme yatırımı yaptık. İskenderun'daki 250 bin TEU kapasiteli konteyner limanımızın kapasitesini 600 bine çıkarıyoruz. Bir ambalaj tesisimiz var ve Türkiye'nin en yeni, modern ve en büyük ambalaj tesisi. Orada ilaç sektörüne yönelik yeni bir yatırıma başladık ve bu sene sonunda yatırım tamamlanacağız ve o yeni fabrikayı da devreye alacağız.

Bölgesel yatırımlara da odaklanıyoruz, bazı ürünler var ki tüketim yerinde ancak üretirsen rekabet edebiliyorsun. Bu anlamda çatı ve cephe kaplamaları üreten Assan Panel şirketimiz için Ürdün'de 1, Türkiye'de 3, Azerbaycan'da da 1 tesisimiz var. Şimdi İngiltere'de geçen sene yatırım kararı aldık ve orada 45 milyon sterlinlik bir yatırım yaparak sene sonunda oradaki fabrikayı da devreye alacağız. Bu şekilde yeni sıfırdan yatırımlara odaklanıyoruz. Ayrıca özellikle alüminyum sektöründe, ambalaj sektöründe Avrupa'da ve Amerika'da satın almalarla büyüme konusunda da görüşmelerimiz var.”

– “Güney Amerika'da birçok ülkeye ürün satmaya başladık”

Kayabaşı, Avrupa ve Amerika'da Çin ürünlerine karşı uygulanan korumacı önlemlerin bulunduğunu, birtakım “antidamping” vergileriyle önlemler alındığını fakat bu vergilerin Gümrük Birliği'nde bulunması sebebiyle Türkiye'ye uygulanmadığını anımsattı.

Kayabaşı, bu sebeple çok özel birkaç ürün dışında neredeyse ürettikleri her ürünü sıfır vergiyle Avrupa'ya gönderebildiklerini, bu konuda Çin'den çok daha şanslı olunduğunu kaydetti.

Türkiye'deki üretim maliyetlerinin Çin'dekinden çok daha yukarıda, Avrupa'daki maliyetlerle kıyaslandığında ise Batı Avrupa ülkelerinden biraz daha aşağıda veya eşit olduğunu anlatan Kayabaşı, son iki yıldır Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve Polonya'nın işçilik maliyetlerinin Türkiye'nin altında kaldığını dile getirdi.

Kayabaşı, “Ama bunun da geçici olduğunu düşünüyorum. O yüzden Çin'in ürün satabildiği, vergisiz satabildiği Orta Doğu ve Afrika ülkeleri gibi yerlerde rekabete zorlanıyoruz. Oralara çok fazla ürün satamıyoruz ama Avrupa'ya ve Amerika'ya rahat ürün satıyoruz.” dedi.

– “Doların 45, avronun da 53-55 arasında kapanacağını düşünüyorum”

Alternatif pazar arayışları ihracatı ve rekabet gücünü artırma arayışları ışığında sanayiciler olarak bazı beklentilerinin olduğunu dile getiren Kayabaşı, 2022-2025 arasındaki üretim maliyetlerinin yüzde 300, kurların ise yüzde 120 arttığını kaydetti.

Dolayısıyla üretim maliyetlerini tahsil etmekte zorlanır hale geldiklerini ifade eden Kayabaşı, bu nedenle baskılanan döviz kurunun yavaş yavaş gevşetilerek belli bir yere kadar çıkarılmasını sanayiciler olarak beklediklerini, bunun da enflasyonu çok fazla etkilemeyeceğini, aksi halde rekabet etmekte zorlandıklarını ve zorlanmaya devam edeceklerini anlattı.

Kayabaşı, yıl sonu dolar tahmini olarak 45'ler seviyesini beklediklerini, avronun da yıl sonunda 53-55 arasında olacağını düşündüklerini ancak bu rakamın biraz daha yukarıda olmasının daha doğru olduğunu paylaştı.

– “Rusya-Ukrayna Savaşı bittiğinde her iki ülkeye de odaklanacağız”

Kayabaşı, 2030'a kadar odaklanacakları pazarlara ilişkin değerlendirmelerinde, ana pazarlarının Avrupa ülkeleri ve Amerika olduğunu, ileride Afrika ülkelerine ve Güney Amerika'ya da odaklanacaklarını ifade etti.

Ukrayna-Rusya Savaşı bittiğinde her iki ülkeye de odaklanacaklarını dile getiren Kayabaşı, aynı zamanda Orta Doğu'da biraz daha fazla mal satan bir topluluk olmayı hedeflediklerini söyledi.

Kayabaşı, hemen hemen tüm Avrupa ülkelerine ihracat yaptıklarını anlatarak, “Kuzey Afrika ülkelerine ihracat yapıyoruz. Kuzey Amerika ülkelerine tamamıyla ihracat yapıyoruz. Güney Amerika ülkelerinin bir kısmına ihracat yapıyoruz ve senede de yaklaşık 3,5 milyar dolara yakın ihracatımız var.” dedi.

Sürdürülebilirliğin kendileri için çok önemli olduğuna işaret eden Kayabaşı, 12 yıldır sürdürülebilirlik raporu yayınladıklarını, UN Global Compact'ın (UNGC) imzacısı ve üyesi olduklarını söyledi.

Kayabaşı, karbon ayak izlerini azaltmak için 2025 hedeflerini ilk açıklayan topluluklardan olduklarını, ayrıca söz konusu hedefleri erken tamamlayarak 2030 hedeflerini açıkladıklarını paylaştı.

Atıklarının neredeyse yüzde 99'unu geri dönüştürebilir hale getirdiklerine vurgu yapan Kayabaşı, ham maddelerinin yüzde 30-35'ini hurdadan temin eder hale geldiklerini ve karbon ayak izlerini her sene düşürecek kararlar alıp uygulamaya devam ettiklerini kaydetti.

Kayabaşı, holding bünyesindeki şirketlerin halka arz süreçlerine ilişkin de bilgi vererek, şöyle devam etti:

“Assan Panel'i halka arz etmek üzere bir çalışma yaptık, bu çalışmamız devam ediyor. Bu şirketimizi 2026'nın ikinci yarısında halka arz edeceğiz. Tabii ki Assan Panel'in halka arzı başarı ile tamamlandıktan sonra yavaş yavaş diğer şirketlerimizin de halka arzıyla ilgili çalışmalarımız olacak. Özellikle Asan Alüminyum Avrupa'nın 4'üncü, 5'inci büyük alüminyum şirketi. Türkiye'nin en büyük alüminyum şirketi. Çok küresel bir oyuncu. İkinci sıraya da büyük ihtimal onu alacağız ama bununla ilgili herhangi bir çalışmaya henüz başlamadık.”

– “2025 ciromuzun 7,5 milyar dolar civarında olacağını tahmin ediyorum”

Kayabaşı, holding bünyesinde binlerce çalışanlarının olduğunu, 1990'dan beri uyguladıkları orta kademe yönetici ve mavi yakalı işçi yetiştirme programı olan K-team'e her yıl üniversitelerden yaklaşık 8-10 bin müracaat aldıklarını ve sınavla seçtikleri kişileri şirket bünyesinde yetiştirdiklerini söyledi.

Kayabaşı, mavi yakalılar için de benzer bir program işlettiklerini, bazı üniversitelerin meslek yüksek okullarıyla olan anlaşmaları kapsamında, son sınıf öğrencilerini fabrikalarında yetiştirerek mezun olduklarında bünyelerinde istihdam ettiklerini anlattı.

Bu yıla ilişkin ciro tahminlerini de paylaşan Kayabaşı, “2025'i tahmin etmek zor, bu yıl çok fazla karlı geçmeyecek fakat ciromuzun yaklaşık kombine olarak 7,5 milyar dolar civarında olacağını tahmin ediyorum. Bunun 3 ila 3,5 kadarı ihracat, geri kalanı ise iç piyasadan karşılanır. Biz düzenli olarak her sene ortalama yüzde 5 büyüyen bir topluluğuz, bazı yıllar yüzde 7, bazı yıllar 2 büyürüz. Biz 2026'da ciromuzu yüzde 5 büyütürüz diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

– “Sanayiciler Türkiye'de çok şanslı”

Sanayicilerin Türkiye'de çok şanslı olduğunu belirten Kayabaşı, ülkenin, yetişmiş insan kaynağı çok güçlü olan, lojistik, tedarik zinciri açısından da çok stratejik bir bölge konumunda bulunduğunu ifade etti.

Kayabaşı, “Yeter ki sanayici ülkesine, insanına inansın ve maliyetlerini iyi kontrol etsin, yatırımını doğru yere yapsın ve risklerini iyi yönetsin. Biz çoğu zaman risklerimizi, maliyetlerimizi iyi yönetmiyoruz. Doğru finansman yapısıyla yatırım yapmıyoruz. Bu konu çok önemli.” dedi.

Türkiye'de uygulanan ekonomi politikalarının da doğru politikalar olduğunu ve meyvelerini vermeye başlayacağını vurgulayan Kayabaşı, “Tabi ki geçen sene ve bu sene bütün sanayiciler olarak biraz zorlandığımız bir yıl oldu ama herkes zorlanıyor, devlet de zorlanıyor. Bu sıkıntıların giderilmesi için hepimize düşen görevler var. Biz de payımıza düşen görevi yerine getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Önümüzdeki sene 2. yarıdan itibaren bu ülke geçmişteki o keyifli günlere geri dönecektir diye inanıyoruz.” diye konuştu.

– “Gençler sanayiye zaman ayırsınlar”

Türk sanayicisine ve sanayi alanında faaliyet gösterecek gençlere ilişkin de önerilerini paylaşan Kayabaşı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türk sanayisine önerim şunlar, yüzde 30 öz kaynak koyamıyorsan yatırma başlama. Yüzde 30 öz kaynağın yoksa o yatırma başlama ve o öz kaynağı biriktirene kadar bekle. Ondan sonra yüzde 30 öz kaynağını koy, yüzde 70 de uzun vadeli borçlanabiliyorsan o zaman yatırımını yap ancak o zaman sürdürülebilir olabiliyor sanayicilik. Aksi halde en ufak bir tökezlemede 'Birileri bana yardım etsin' diye bağırmaya başlarsın ve maalesef bizim genel karakterimiz bu.

Gençlere de tavsiyem şu, sanayide fazla çalışmak istemiyorlar, genellikle hizmet sektöründe çalışmak istiyorlar ama bir ülkenin sürdürülebilir olması için o ülkenin sanayisi çok önemli. Bizim sanayimiz olmasaydı bu ülkenin o gelişmiş iş gücü, gelişmiş, yetkin personeli olmasaydı şu anda gurur duyduğumuz bir sürü imalatımızı yapamıyor olacaktık. Bu çok önemli. Gençler sanayiye zaman ayırsınlar. Sanayi ne kadar zor olursa olsun bu ülke için çok önemlidir. Sanayide çalışmaya ilgi göstersinler.”

YÖK Başkanı Özvar: Dünyada en fazla milletlerarası öğrenciye sahip birinci 10 ülke ortasındayız

AA

İSTANBUL (AA) – Özvar, İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası’nda düzenlenen 16. Karadeniz Bölgesi Rektörler Konferansı’nın açılış oturumunda yaptığı konuşmada, son yıllarda yükseköğretimin giderek global bir nitelik kazandığını ve memleketler arası rekabetin kıymetli bir alanı haline geldiğini söyledi.

Sadece gelişmiş ülkeler değil, gelişmekte olan ülkelerin de yükseköğretimde ulusal hudutları aşmaya yönelik stratejiler geliştirdiğini belirten Özvar, “Yükseköğretimde uluslararasılaşmanın direkt yahut dolaylı olarak ülkeleri akademik, ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel açıdan zenginleştireceği ve güçlendireceği inancı her geçen gün artmaktadır.” tabirlerini kullandı.

Özvar, milletlerarasılaşma ve öğrenci hareketliliğinin arttığı bir devirde Türkiye’nin bir cazibe merkezi haline geldiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“2023 yılı prestijiyle yaklaşık 200 ülkeden 350 bin milletlerarası öğrenciye konut sahipliği yapıyoruz. UNESCO İstatistik Enstitüsü’ne nazaran, Türkiye şu anda dünyadaki memleketler arası öğrencilerin yüzde 2,9’una konut sahipliği yapıyor. Bugün Türkiye, dünyada en fazla milletlerarası öğrenciye sahip birinci 10 ülke ortasında yer almaktadır. Yakın gelecekte milletlerarası öğrenci sayımızı 500 bine çıkarmayı hedefliyoruz. Bir sonraki basamakta ise 1 milyona ulaşacağımıza inanıyoruz. Bu gayemizi daha da ileriye taşımak için çalışıyoruz. Yükseköğretim sistemimizde uluslararasılaşmanın ehemmiyetini vurguluyor ve iç işleyişimizi her geçen gün geliştiriyoruz.”

Yabancı öğrenciler için TR-YÖS

Özvar, bu yıldan itibaren Türkiye’deki devlet yükseköğretim kurumlarına milletlerarası öğrenci kabulünün yalnızca Türkiye Yurt Dışından Öğrenci Kabul Sınavı (TR-YÖS) ile yapılacağını belirterek, “Sınav, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılacaktır. TR-YÖS, yurt dışından öğrenci kabulüne standart getirmeyi amaçlamaktadır. İmtihan yılda iki defa ve Türkçe, Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça olmak üzere altı lisanda yapılacaktır.” diye konuştu.

YÖK’ün insan kaynaklarını güçlendirmek emeliyle hem Türk hem de milletlerarası öğrenci ve araştırmacılara yönelik burs programlarına yenilerini eklediğini aktaran Özvar, “Bu kapsamda, yükseköğretim sistemini nitelik ve nicelik olarak milletlerarası standartlara ulaştırmak ve üniversitelerde yürütülen bilimsel çalışmaları desteklemek gayesiyle ‘Araştırmacılara Yönelik Memleketler arası Dayanak Programları’nı geliştirdik. Bu takviye programları kapsamında dört kategoride 415 şahsa burs sağlamayı hedefliyoruz. Doktora öğrencileri, doktora sonrası genç akademisyenler, fiyatlı akademik müsaadeye ayrılacak bilim insanları ve milletlerarası araştırmacılar.” bilgisini paylaştı.

Özvar, bu dayanak programları kapsamında 200 doktora adayı araştırma görevlisini yurt dışına göndereceklerini, tekrar Türkiye’deki üniversitelerde misyon yapan doktoralı yahut yardımcı doçent 200 araştırma görevlisini de yurt dışında doktora sonrası çalışmaları için destekleyeceklerini anlattı.

Türkiye’nin yükseköğretimde ulaştığı kapasitenin son derece güçlü ve gelecek için umut verici olduğunu vurgulayan Özvar, “Ancak Türk yükseköğretiminin paydaşları olarak bunu kâfi görmüyoruz. Vizyonumuz, yükseköğretimde kalite odaklı bir yaklaşımın tesis edilmesidir. Bu gayeyle ülkemizde kalite süreçlerine ve akreditasyona özel kıymet veriyoruz. Ülkemizde kalite ve akreditasyon süreçlerini yönetmek üzere bağımsız bir başkanlık olarak Türkiye Yükseköğretim Kalite Şurası’nın (YÖKAK) kurulması, yükseköğretim sistemimizde bu hususa verilen kıymetin bir sonucu olarak görülmelidir.” ifadelerini kullandı.

YÖK Başkanı Özvar, mevcut istatistiklere nazaran, Türkiye’deki üniversitelerin 73’ünün kurumsal akreditasyona sahip olduğunu, 2027 yılına kadar üniversitelerin neredeyse tamamının akreditasyon süreçlerini tamamlamasını beklediklerini bildirdi.

TYÇ logosu diplomaların yurt dışında tanınmasını kolaylaştırıyor

Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosunun bu yıl birinci kere Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunda yer alacağını belirten Özvar, şunları lisana getirdi:

“Halihazırda 109 üniversiteden 898 program TYÇ logosunu kullanma hakkına sahiptir. TYÇ Kurulu tarafından uygun bulunan yükseköğretim programları, mezuniyet dokümanlarında TYÇ logosunu kullanmaya hak kazanırlar. Bu logoya sahip olmak, yükseköğretim mezunlarına kimi milletlerarası avantajlar sağlamakta, diplomalarının yurt dışında tanınmasını kolaylaştırmakta ve istihdam imkanlarını artırmaktadır. Ayrıyeten TYÇ logosu, yükseköğretim staj yeterliliklerinin ve öğrenme çıktılarının yurt dışında karşılıklı tanınmasını, yatay ve dikey öğrenci hareketliliğini kolaylaştırmaktadır.”

Özvar, vizyonlarının en değerli ögelerinden birinin istihdam hassaslığı olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

“İstihdam teması azalan programların kontenjanlarını kademeli olarak azaltıyoruz. Öte yandan istihdam açısından öne çıkan alanlarda yeni programlar açıyoruz. Yapay zeka, yazılım ve dijital teknolojiler üzere süratle gelişen alanlarda nitelikli insan kaynağına olan muhtaçlığın giderek arttığını gözlemliyoruz. Bu gereksinimleri karşılamak üzere bu akademik yılda 20 üniversitede yapay zeka alanında 51’i ön lisans, 20’si lisans olmak üzere toplam 71 yeni program açıyoruz.”

Konferansa Özvar’ın yanı sıra İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, TÜBİTAK Lideri Hasan Mandal, dünyanın çeşitli üniversitelerinden rektörler, dekanlar ve akademisyenler katıldı.

Muhabir: Başak Akbulut Yazar

The post YÖK Başkanı Özvar: Dünyada en fazla milletlerarası öğrenciye sahip birinci 10 ülke ortasındayız appeared first on Balkan Günlüğü Gazetesi.

Bakan Yumaklı: 2023’te bitkisel üretim rakamı 137 milyon tona çıkmış durumda

ADANA (AA) – Yumaklı, Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nde düzenlenen tohum dağıtım programında, tarımın tarih boyunca insanlığın varoluşunun temel dayanaklarından olduğunu söyledi.

Tarımın gıda temini için ön önemli sektörlerden olduğunu ifade eden Yumaklı, “2050 yılında tahminler onu gösteriyor ki dünya nüfusu 10 milyar olacak, ülkemiz nüfusu da yaklaşık 100 milyon, hatta 100 milyonu aşacak. Bu nüfusu doyurmak, yetecek derecede gıdayı üretmek elbette son derece kritik, önemli. Bu sorunun üstesinden gelebilmenin tek yolunun üretimde verimliliği arttırmak ve aynı alandan daha fazla üretim yapılmasını sağlamak.” diye konuştu.

Yumaklı, tarımda verimlilik konusunun önemine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizler sürdürülebilir bir tarımsal üretim yapmalıyız. Ürettiklerimizi verimli bir şekilde üretmeliyiz. Verimli bir şekilde ürettiğimiz ürünlerin kalitesi yüksek olmalı. Geleceğe dair planlarımızı daha iyi yapabilmemiz için kayıtlılığımız yüksek seviyede olmalı ve bütün bunlardan elde edilen kazancın, gelirin tekrar sektöre yatırım olarak geri dönmesini sağlamamız gerekir. Verimlilik konusu son derece zorlu bir süreç. Tohumdan hasada kadar o zaman diliminin içerisinde bazısı bizim kontrolümüzde olan, bazısı da bizim kontrolümüzde olmayan birçok etkene, birçok önemli hususa sahip. Tohum da işte bunun en hayati, en önemli başlangıç noktası. Hastalıklara dayanıklı, bulunduğu iklime uyum sağlamış, gerçekten istenen kalitede dirençli tohumların olması tarımdaki üretimin ve verimliliğin en önemli şartı. İyi nitelikli tohumların ortalama verimi yüzde 25 oranında etkilediğini biliyoruz. Hatta bazı ürünlerde bu oran çok daha yukarılara çıkabiliyor. Bu sebeple verimlilik konusu üretimin arttırılmasında, maliyetlerin de düşürülmesinde en önemli hususlardan bir tanesi.”

“Ülkemiz dünyadaki tohumculukla alakalı ilk 10 ülkeden bir tanesi”

Bakan Yumaklı, tohumculuğun artık ülkelerin kendi yeterliliğinin, hatta özgürlüğünün anahtarı olarak görüldüğünü anlatarak, şöyle konuştu:

“Ülkemizde de bunu pek çok kereler ifade ediyoruz. Bu konudaki yanlış bilinen doğruların ya da doğru bilinen yanlışların kendi mecrasına dönene kadar biz de bunları tekrar etmeye devam edeceğiz. Ülkemiz dünyadaki tohumculukla alakalı ilk 10 ülkeden bir tanesi. Özellikle son dönemde tohumculukla ilgili araştırma geliştirme yapan hem firma sayısı arttı hem de bakanlık olarak özellikle Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğümüzün bu konudaki çalışmaları artık sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeye taşmış durumda. Bugün şunu söylüyorum; çok gönül rahatlığıyla dün Şanlıurfa’daydık, orada da aynı şeyi konuştuk. Her şey sıfırlanmış olsa biz yine sıfırdan başlayacak güce, kabiliyete yeterli sayıda ürünün gen bankalarımızdaki saklamış olduğumuz o nüvelerine, örneklerine sahibiz hamdolsun.”

Yumaklı, Türkiye’nin iklim koşulları açısından tohumculuğun geliştirilmesiyle alakalı büyük avantajlara sahip olduğunu, bu alanda son 22 yılda çok büyük bir aşama kaydedildiğini belirtti.

Özellikle yerli tohumun stratejik değerinin bilincinde olduklarını, bu konuda özel ve ciddi çalışmalar yapıldığını bildiren Yumaklı, gen bankasında 37 ata tohumunun diğer ürünlerle beraber koruma altında tutulduğunu dile getirdi.

“Her 100 kilogram tohumun 97 kilogramı Türkiye’de üretiliyor”

Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün hazırladığı ve geliştirdiği ürünleri Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) uygulayıp çoğaltarak Türkiye’deki üreticilere ulaşmasını sağladığını anlatan Yumaklı, “Şunu gururla söyleyebilirim; Türkiye’de üretilen, kullanılan her 100 kilogram tohumun 97 kilogramı bu ülkenin topraklarında üretilmektedir. Ülke olarak elbette bunun yeterli olduğunu düşünmüyoruz. Bilimsel geliştirmelere yön vermek, bundan sonraki dönemde gelişmeye daha da açık hale getirmek bizim görevimiz.” diye konuştu.

Adana’nın önemli sertifikalı tohum üreten ve kullanan bir şehir olduğunu bildiren Yumaklı, Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi’nin bütün Türkiye’de halihazırda uygulandığını, bu proje kapsamında ziyaret ettikleri illerde tohum dağıtımı yaptıklarını anımsattı.

İşlenmeyen tarım arazilerinin etkinleştirilmesi veya kullanılması konusuna da dikkati çeken Yumaklı, “Üretimin arttırılması bizim olmazsa olmazımız. 2022 yılı sonu itibarıyla bizim bitkisel üretim rakamımız 129 milyon tondu. 2023’te bu rakam 137 milyon tona çıkmış durumda. İnşallah 2024 yılında bu rakamı çok daha ileriye taşıyacağız. Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi (TAKE) Projesini uygulamaya devam edeceğiz. Bizler belli oranlarda hibelerle yüzde 50’den yüzde 75’e kadar üreticilerimizi sertifikalı tohumlarla daha verimli, kaliteli üretimler yapabilmeleri amacıyla desteklemiş olacağız.” ifadesini kullandı.

Yumaklı, Adana’da bakanlıklarının yapacağı çalışmalar hakkında da bilgi verdi.

Adana Valisi Yavuz Selim Köşger de Tarım ve Orman Bakanlığınca TAKE Projesi kapsamında soya ve ayçiçeği, nohut ve kuru fasulye için 28 milyon 925 bin lirası bakanlık destekli olmak üzere toplam 54 milyon lirayı aşan tutarda tohum dağıtımı yapacaklarını ifade etti.

Köşger, TAKE Projesi gibi projelerin devletin tarımsal üretime ve gıda güvenliğine verdiği önemi çok net bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.

Adana’nın verimli topraklarıyla gıda güvenliği açısından stratejik öneme sahip olduğunu belirten Köşger, “Bu noktada ilimizde çok önemli projelere imza atılmıştır.” dedi.

Konuşmaların ardından Bakan Yumaklı ve diğer katılımcılar, çiftçilere soya tohumu verdi.

Muhabir: İsmihan Özgüven,Eren Bozkurt

AA

The post Bakan Yumaklı: 2023’te bitkisel üretim rakamı 137 milyon tona çıkmış durumda appeared first on Balkan Günlüğü Gazetesi.

❌