Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar

CVP Bursa Nihat Genç için lokma dağıttı

VERYANSIN TV

CVP Bursa İl Başkanlığı, “Cumhuriyeti yaşatın” sözleri sonrası 4 Temmuz 2025’te kaybettiğimiz Veryansın Tv kurucusu yazar Nihat Genç için kentte lokma dağıttı.

Görükle’de “Cumhuriyeti Yaşatacağız” yazılı pankart açan CVP üyeleri, yurttaşlara Nihat Genç için lokma ikram etti.

CVP Bursa İl Başkanı Okan Hallemoğlu, etkinlik sonrası Veryansın Tv’ye konuştu.

Hallemoğlu, ulusun onuru, mutluluğu ve onu kurtaracak bağımsızlık yolundan başka bir şey düşünmediğini belirttiği Genç’i tanıdıkları için talihli olduklarını söyledi.

Genç için rahmet dileyen Hallemoğlu, “Kurucu onursal başkanımız, en büyük cumhuriyetçi vatansever Nihat Genç abimizin hatırasını diri tutmak, eserlerinden biri olan partimizin bilinirliliğini artırmak üzere organize ettiğimiz lokma hayrında bir kez daha şahit olduk ki kendisinin inat ve inançla sulayarak yeşerttiği Kemalist cumhuriyet fidesinin gençlik aşısı tutmuştur. Parti üyelerimizin yoğun katılımı ve özellikle partimize sempati duyan gençlerimizin rağbet ettiği hayrımızı Tanrı kabul etsin. Tam bağımsız ve anti emperyalist cumhuriyetimizin bekçileri olan cumhuriyetçi vatanseverler olarak bizler hazırlıklarımızı yaptık, yapıyoruz ve yapacağız… Cumhuriyetimize karşı örgütlü cahillik ve bağnazlığın , kötücül karşı devrim hareketlerinin etkilerini her ne pahasına olursa olsun tarihten silmek için inanç ve azimle çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

 

 

 

 

Nihat Genç’e mektuplar

Bir süredir akciğer kanseriyle mücadele eden Veryansın Tv kurucusu yazar Nihat Genç, yoğun bakım servisine kaldırılarak entübe edildi.

Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay, açıklamasında Genç’in kaldırıldığı hastanenin yoğun bakım servisine alındığını, 3 Haziran’dan itibaren ise entübe edildiğini duyurdu.

Binlerce vatandaş, yazar, gazeteci, akademisyen, sanatçı, siyasetçi; Nihat Genç için geçmiş olsun dileklerini paylaştı.

Genç, Veryansın Tv’ye gelen bazı mektuplar şöyle…

Prof. Dr. Caner Işık:

“Cumhuriyetçi ve vatanseverler
Duayla bekliyor seni Nihat Genç
Cesareti senden alan yiğit evlatlar
Umutla bekliyor seni Nihat Genç

Maddeyi değil de ruhu şahlatan
Özgürlük, eşitlik fikri savunan
Bağımsızlık fikri ile yaşayan
Ruhundan konuşan yiğit Nihat Genç

Atatürk’ü özden anlayıp diyen
Yunus olup gönül evine konan
Nasreddin hocayla mesel anlatan
Yurdumun vicdanı Türklük Nihat Genç

Maddeye tapmaman görünenindir
Allaha kulluğun ifadendedir
Anandan emdiğin saf ve temizdir
Onu hak edendir güzel Nihat Genç

Haksızlığa karşı derin nefessin
Sana nefes veren Allah’tan sessin
Tecelli oluyor görüntü sensin
Anadolu ruhu dolu Nihat Genç

Korkmuyor, yılmıyor susmuyor hala
Kulağımda sesin haykırır hala
Vicdan olmuş halin seviyor hala
Sevenlere dolan aziz Nihat Genç

Bu topraklar senin gibi yiğittir
Ortaya koyulan asıl yiğittir
Yoksulun diliyle söyler yiğittir
Geldiğine uygun dürüst Nihat Genç

Vatan işarettir pusula namus
Erenler içinden çağdaş bir Yunus
IŞIK şifa diler arkanda ulus
Delikanlı namus taşır Nihat Genç.”

Vedat Özdemiroğlu:

“Az evvel pazartesiyi salıya bağladı gece Nihat abi.

Bayram bitti…

Ne gam, bana her günü de geç, her an bayram.

Lakin deliyim diye meselesiz de değilim çok iyi bildiğin gibi, canım Nihat abi.

Bir ay önce Ahmet Özdemiroğlu ağabeyim çok zorlu bir kalp ameliyatı geçirdi, çok şükür deyip rahat nefes aldık ki, bu kez Ankara’dan kara haber:

“Nihat Genç, entübe edildi.”

Sadece bildiğim değil, bilmediğim dualarım da seninle. Ortak dostlarımıza söyleyip durduğum cümle, “Bu durumu atlatacak biri varsa, o da Nihat Genç’tir” oldu; kolpadan da değil, sendeki azim, direnç, çalışkanlık, hak sevgisi ve memleket hayranlığı; güzel yurdumun güzel insanlarının mâlumu. Üstelik dostluğuna, kardeşliğine, mesai arkadaşlığına mazhar olmuş ben garip için uzaylardan, galaksilerden daha değerlisin kalemi benzersiz güzel ustam.

Seni tanımanın lütfû, efkârımı kâh dağıtıyor, kâh yoğunlaştırıyor; ne yapacağımı bilemez haldeyim abi.

“Bizim Vedat” derdin, Yunus Emre gibi, bu lafın bana verdiği kıvanç, geniş zamana asılı kalıp duracak.

Saatlar önce Can Laçin’le konuştum, oğlunla, ‘ne yazmak istersen köşem açık’ dedim, ‘yazarız beraber abi’ dedi. Can Laçin… Hani şu evdeki minik adam! Pazar akşamları, üniformamı giyip kasvetle vedalaşırken, kapıyı tutup “Gitmesin, gitmesin!” diye ağlayan aziz çocuk. Soylu eşin, canım Nuriye derdi ki “Oğlum bırak, geç kalıyo asker adam, gitsin gene gelsin!”

Can Laçin iyiden iyiye koparırdı yaygarayı: “Gelmesin, gelmesin!!!”

Can’ı herkes sona koyuyo, ne iyi yapmışsın abi başa alarak, dediydim.

Günü gelince sen de öyle yap, dedin.

Günü gelince öyle yaptım vallahi. Can Ilgaz koydum oğlumun adını. O da on beş ay evvel uçtu gitti göğe, o güzel adı kaldı yadigâr.

Bir kez doğana ölüm yok abi, halden hale geçiş var. Yükünden kurtulmuş ruh var, mânânın yorumu morumu değil, ta kendisi var. Ruh yoksa edebiyat nasıl olur, şiir niye sevilir, ruhlar kaynaşmasa hangi dostluk mümkün?

Haklısın canım Nihat Genç, yağmurdan öte kutsal su mu var?! Çok haklısın bizim Nihat Genç, rüzgârdan öte ilahi nefes mi var?!

Sana “Eee, bu kadar uzun yazarsan tabii haklı çıkarsın!” dediğimde nasıl güldüydün. Vallahi seni güldürmeyi hep çok sevdim. Rabbim nasip etti bize o eşsiz anları, şükürler olsun.

Tanışmamışken “Bu Çağın Soylusu” romanını okumuş, sarsılmıştım. Sen Leman’da yazmaya başlayınca mesai arkadaşı olduk. Yazıların çarpıcıydı, beynin kalbinin hizmetindeydi. Bazan ağlatıcıydı, yazarken ağladığına da eminim.

Asker oldum. Usta birliğim Ankara çıktı. Tuncay Akgün, ev telefonunu verdi, ararsın dedi. Ankesörlü telefondan aradım günün birinde, otuz yıl önce!

O cuma evci çıkınca buluştuk, tabii ki Engürü Kahvesi’nde, sen king oynadın, ben de durdum yanında. Kahvede değiştim üstümü, davetli olduğum mekâna seni de çağırdım, geldin, muhabbet harlandı, geceyarısı oldu, kopamadık, gel kal bizde, sohbet devam etsin dedin, geldim! Geliş o geliş. Kısa dönem askerliğimin hafta sonları Genç’lerin evinde geçti ondan sonra…

Aman Yarabbim, ne orjinal adamsın Nihat abi. Koltukta televizyona bakarken yere toz şeker döküp karınca besliyosun!! Hadi sen tuhafsın, onlara n’oluyor, vefalı mürit gibi belli sınırı asla aşmayıp şeker seansını takiben ortadan kayboluyor karıncalar!

Alâkasız bir saatte kalkıp tuvalete giderken, yaptıkların üstüne yerleştirdiği daktilonun başında görüyorum ustayı, bu nasıl bir özgün model, uykum dağılıyor, es vermesini beklerken basıyorum çayı, sonrası mizah âleminden İran’la ilişkiler tarihine, sinema detaylarından öğrencilerin dertlerine geniş mi geniş, bitmek tükenmek bilmeyen konuşmalar. Ne şirin geçti o vakit, ne çok feyz aldım senden canım Nihat Genç; hakkını helâl edersin, bilirim. En değerli varlığı, zamanını esirgemeden ve keyifle gülerek paylaştın ben gariple. Mevzubahis kahvede benim’çin birine “Bu var ya bu, kafaya koysun, taşı güldürür!” dediğinde inceden gubarmamak mümkün müydü ey Ofli Hoca’nın yazarı?!

Askerlik bitti ama muhabbet asla. Eşi bulunmaz kalemsin Nihat abi. Böylesine nazik bir öfke, hangi kaleme nasip oldu ki? Ankara’nın kıymetlilerinden Günhan Aydın ve seninle nasıl faydalı, ince, latif sohbetler aktı gitti her buluşmada. Mesafeler de durduramadı bizi; sabaha karşı telefon çalınca, bilirdim, Nihat Genç arardı. Yeni bir fikir, başka bir espri, taptaze bir isyan için. Derdin ki, “Bütün ülke uyuyor Vedat; bir sen, bir ben, bir de bu çilekeş kaldırımlar!” Ne garip, kaç zaman neler neler konuştuk da bir kez bile dedikodu yapmadık, gıybete girmedik güzel usta. Bu hüneri de asaletine borçluyuz.

Bir gün beni Ankara’ya uğurlarken, çok anı bir kararla, yanımdaki boş koltuğa oturup Istanbul’a gelen adamsın Nihat Genç.

Biraz sonra uyudun, muavin kek bıraktı, ben ikisini de yedim. Uyandın ve “kekimi niye yedin” diye, hesap sordun bana. Abi, dedim, filozof adamsın, kek için mesele çıkarma, isteriz! Olmaz öyle, o ayrı, bu ayrı dediydin.

Gümüşsuyu’ndaki bekâr evimde sigara böreği kızarttıydım, ikiye ayırdın börekleri ve dedin ki, herkes hakkı kadar yiyecek! Senin kadar adalete meftun adam görmedim ben abi. Katıldığın yemek programında, hazırlanan aşı, “Dışarda yemiyorum ben!” diye reddeden adamsın, daha ne diyeyim?

Bu topraklar sana minnettar Nihat Genç. Tavrına hayranız. Tuncay üzgün, Günhan üzgün, Gürcan Yurt üzgün, ben, biz, hepimiz üzgünüz, tedirginiz; gariban gibi bekliyoruz işte abi.

Bir de onlar, o mazlum çocuklar, evde tek başına seni izleyen melek ruhlular, döner ekmeği ısınırken gözünden yaş gelen tersolar, çok sevdiğin bu topraklara gönül vermiş temiz canlar, hainlere ve puştperestlere karşı merdane ceng’edenler, seni her saniye daha çok seviyorlar, daha şimdiden ve gönülden özlüyorlar Nihat Genç…

Ve o ruhlar; hunharca, canice katledilen değerli aydınlar, sistemin durumsuz kurbanları, şehit çocuk işçiler. Sen onların da kahramanısın; biz uğurlamaya çalışırken, onlar da koca kalpli yazarı ağırlama gayretindeler.

İsa, Tanrı’nın oğlu da, biz kuzeni miyiz, bu ülkeye şan şeref verdin ey Allah’ın oğlu;
kalbin ferah olsun bu çağın soylusu. Halkım adına tüm emeğin için kalpten şükranlarımı sunarım güzel abim Nihat Genç.

Bir gün, biri, sana dediydi ki

“Ben bir Allah’a inanmıyorum.” Ve sen ona dedin ki “Şu dediğin cümlede dört tane Allah var!”

Türkçe’nin şövalye ruhlu hizmetkârı; umudun daim, ruhun mesut olsun, bu toprağın pür duasını anneciğinin ak sütü gibi hak ettin…”

Günhan Aydın:

“19 Mayıs’ın dış sahalarında; sen, ben, bir de simitçi çocuk. Sanki Los Galacticos oynuyor karşımızda, Roberto Carlos akıyor. Sen, ben, simitçi çocuk; oyuna en ciğerden katılan en damar çocuk sensin Nihat Abi…

Kış Ramazanı, iftardayız pidecide. Tevfik Kış, masaya çorbamızı getirdi. Lan , dedin , olimpiyat şampiyonu veriyor çorbamızı. Pehlivansın Nihat Abi… Oğlum, dedin, bana. Anneler ölmez. Domatesi annen gibi kesersin. Memleketi senin sesinle sevmeyi sevdim Nihat Abi. Annelerimizi ve hiç bitmeyen uzak dağları. Erzincan’ı Çanakkale’yi; Cebeci ve Mamak’ı. O dağlarda yağmursun Nihat Abi…

Dolmuş şöförü, berber çırağı, sabah ezanında madenci, çorbacıdaki komi, belediye otobüsünde temizlikçi ablam, sanayideki bıkkın köfteci, emekli coğrafya öğretmeni cebinde ganyan bülteni, salıncaktaki çocuk, Ankaragüçlü boyacının sandığındaki çiçekleri hatırlıyor musun Nihat Abi ?..

Ben seni çok seviyorum Nihat Abi. Hiç korkmamanın sınırsız özgürlüğü… Abiler ölmez. Onun gibi dinlersin hava durumunu, onun kibritiyle yakarsın sigaranı. Hacı Bayram’da çay içer, Gençlik Parkı’na gideriz. Gel, demiştin, Hüseyin Gazi’ye gidiyoruz. Neden, demiştim. Nara atarız, dedin.

Sağ ol Abi.”

Dr. Özgür Aydın:

“Türkiye’nin fikir dünyasında herkesin sustuğu, çekindiği, döndüğü, büküldüğü anlarda hep bir adam dimdik ayakta kaldı: Nihat Genç. O sadece bir yazar değil, bu ülkenin aydınlık meşalesini elinde taşıyan kahramanlardan biridir. Sapına kadar vatanseverdir. Yalan söylemeyi bilmez. Ekranlarda öfkelenir, bazen çok sert konuşur, çok da küfrederdi. Ama o küfürler hiçbir zaman sırıtmaz, bir ok gibi hedefine saplanırdı. Çünkü içinde isyan değil, adalet vardı.

Nihat Genç, düşene el uzatmayanlardan olmadı. Zulmün karşısında susmadı. Dalkavuklukla beslenen düzenin maskesini çekinmeden yüzlere çarptı. Onun kalemi, vicdanla öfkenin birleştiği yerden çıkardı. Evet, sivriydi. Evet, sarsıcıydı. Ama çoğunlukla haklıydı.

Hiçbir zaman ekranlarda gülümseyip perde arkasında çürüyenlerden olmadı. İktidarın da muhalefetin de peşine takılmadı. Onun yönü hep halka, hep hakikate dönüktü. Bazen bir köylünün feryadında, bazen bir gencin isyanında, bazen bir annenin gözyaşında buldu sesini. O “Cumhuriyet”i iliklerine kadar benimsedi ve onun yılmaz savunucularından biri oldu.

Farklı düşüncelere sahip olsak da, bir “aydınlık savaşçısı”nın yaşam mücadelesi veriyor olması beni derinden etkiledi. Kalemini hiçbir makama, güce, zümreye satmayan keskin bir kalemin hayata tutunma çabası, aslında bu ülkede onurlu duruşun da ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Sessizliğe alışmış bir toplumun en gür seslerinden biri bugün suskun. Ama biliyoruz ki geçici. Çünkü bu ülkenin hala gerçeklere, hakikate, korkusuz kalemlere ihtiyacı var. En kısa zamanda, kaldığı yerden devam etmesini umutla bekliyoruz.”

Ahmet Bozdağ:

“Toroslardan sana selam eden Yörükler,
Kızılırmak’tan seni dinleyerek geçen yiğitler,
Seğmenler’in ortasında kokunla büyüyen çiçekler,
Senin için ağlar mı bugün?

Seninle yürüyen bu yoksul halkın çocukları,
İsyanınla yankılanan Maçka’nın yamaçları,
Ankara’nın sokakları, Kaz dağının ağaçları,
Sesinden bir haber arar mı bugün?

Her sözünde geçen bağımsızlık ve hürriyet,
Bayrak, vatan ve koca bir millet,
Bir de deliler gibi aşık olduğun cumhuriyet
Öz be öz evladını bağrına basar mı bugün?

Bu toprağın Kuvayı Milliye’de adı geçen yiğidi,
Al bayrağa sarılıp, al kanını döken şehidi,
Çanakkale’nin bağrında duran Nusret Mayın Gemisi,
Tarihten sana selam eder mi bugün?

Bir jakoben ruhuyla ağzından çıkan sözler,
Memleket sevgin ile yanıp kavrulan közler,
Kah ağlatan, kah şahlatan sendeki bu gözler,
Yüreğinin içine içine dolar mı bugün?

Ey Türk’ün oğlu sende bilirsin milyonlar senin dilinde,
Binlerce gence yürüyecek yol gösterdin Cumhuriyet izinde,
Bazen bir köy evinde, bazen koca Anadolu’nun kalbinde,
Yürüdüğün yoldan gelecek binler çıkar mı bugün?

Kılıçtan keskin kaleminden lazımdır bize,
Ne yazsam, ne söylesem anlatmaz seni hiçbir dize,
Bir Nihat Genç sığmıyor ki hiçbir söze,
Çok sevdiğin kalemin seni yazar mı bugün?

Söylesene ağabey, böyle kolay ayrılık olur mu hiç?
Direndin yıllarca tek başına, böyle gitmek olur mu hiç?
Eyvallahsız büyüdüğün yılların hatırına,
Ölüme de eyvallah etme bugün…”

Ejder Turan:

Bu Toprağın İsyanı: Nihat Genç

Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden sahasına vardığımızda, güneş batmak üzereydi. Cumhuriyetçi vatansever arkadaşlarla bir araya gelmiştik; Türkiye’nin dört bir yanından akın eden yürekler, yorgun ama kararlıydı. Partimizin kuruluşunu ilan etmek üzere toplanmıştık. En yakından alana gelen arkadaşlar dahi 7-8 saat yol yapmıştı. En gençlerimizin bile gözlerinde yorgunluk vardı, ancak Nihat abi dimdikti. Yaşına rağmen, o gür sesi ve keskin bakışlarıyla hepimize güç veriyordu. Türk milletinin onurlu evlatlarını bir arada görmenin verdiği mutluluk, yüzünden okunuyordu.

Kendi aramızdaki sohbetlerde görmüştük ki hepimiz aynı telaş içindeydik: “Nasıl yapacağız? Şimdi ne olacak? Asıl mücadele şimdi başlıyor!” O ise sakindi, öylece bize bakıyordu. Sanki tarihin sayfalarından çıkıp günümüze gelmiş bir bilge gibi, Türk milleti kardeşleştiğinde önünde hiçbir engelin duramayacağını biliyordu.

Konaklayacağımız alana geçerken arabaya binmeyi reddetti. “Gençlerle yürüyeceğim” dedi. Kan emici maden şirketinin siyanür kokusu altında, yol boyunca kah gülerek kah konuşarak kah sessiz ilerledik. Bir – bir buçuk kilometre geçmişti ki aniden durdu, döndü ve sert bir tonla sordu: “Fichte’yi okudun mu?”

Okumamıştım. Mahcup, cevap bekledim.

“Oku” dedi. Sonra ekledi: “Ben ondan kollarımı bir ağacın dallarından, ayaklarımı köklerinden, saçlarımı yapraklarından ayırmamayı öğrendim.” Gözleri sanki kan emici maden şirketi karşısındaymış gibi karanlık bir siluetine dikildi: “Bunlardan yalnızca toprağımızı değil; bedenimizi, benliğimizi, kimliğimizi de savunuyoruz!”

Gözlerim doldu, belli etmemeye çalıştım. Nihat Abi, Batı’dan iki tercüme roman okuyup özüne yabancılaşan “aydın” geçinenlerin aksine, köklerine sımsıkı bağlı bir çınardı. Onun duruşu, sadece bir direniş değil, bir varoluş manifestosuydu.

Ve şimdi…

Şimdi Nihat Abi yoğun bakımda. Ama bilin ki, onun ruhu hiçbir makinede, hiçbir hastane duvarında hapsedilemez. O, Fichte’nin dediği gibi, kökleriyle toprağa, dallarıyla gökyüzüne uzanmış bir çınardır. Ve bizler, o çınarın gölgesinde büyüyen fideleriz.

Sevenleri olarak diyoruz ki: “Nihat Abi, yalnız değilsin!” Bu milletin genç çocukları olarak söz veriyoruz. Senin öğrettiğin gibi, köklerimizden, cumhuriyetten ve Atatürk devrimlerinden kopmayacağız. Toprağımıza, bayrağımıza, birbirimize sahip çıkacağız.

Mücadele devam ediyor. Ve biz, senin yürüdüğün yoldan asla dönmeyeceğiz.

Çünkü Türk milleti, kardeş olduğunda önünde hiçbir engel duramaz.

💾

Toroslardan sana selam eden yörükler,Kızılırmaktan seni dinleyerek geçen yiğitler,Seğmenlerin ortasında kokunla büyüyen çiçekler,Senin için ağlar mı bugün? S...

CVP İstanbul’da toplandı: ‘Yeniden Cumhuriyet devriminin örgütlenmesini kuruyoruz’

VERYANSIN TV

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (CVP) üyeleriyle İstanbul’da bir araya geldi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılının kutlandığı 29 Ekim 2023 gününde Ankara’da kurulan Cumhuriyetçi Vatanseverler Hareketi, partileşme kararını Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 105. Yılında, 19 Mayıs’ta İliç’ten ilan etmişti.

thumbnail
İlgili Haber
19 Mayıs’ta tarihi adım… Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi kuruluşunu ilan etti: ‘Görev bize düşmüştür’
2 hafta önce

CVP’nin kuruluşunun ardından CVP Kurucular Kurulu üyeleri Nihat Genç, Serkan Öz, İsmail Hakkı Atal ve Sedat Cezayirlioğlu İstanbul’da parti üyeleriyle bir araya geldi.

CVP kurucuları toplantıda partinin kuruluş süreciyle ilgili bilgi verdi.

Konuşmalardan satır başları şöyle:

Nihat Genç:

‘CUMHURİYET SAHİPSİZ KALMIŞTIR’

“Türk milletinin kaderine Türk milletinin öz evlatları karar verecektir. Sözün özü iş başa düştü.

Bugün çok net bir şekilde milli bir irade yoktur, holding medyasının Türk milletinin dertleriyle uzaktan yakından alakası yoktur.

CHP hem altı okunu inkar etti hem de cumhuriyetin kazanım değerlerini inkar etti ve Cumhuriyet sahipsiz kalmıştır.

‘İTİRAZ KÜLTÜRÜ GELİŞMELİ’

Gelen de aynı giden de aynı, buna bir itiraz kültürü geliştirmemiz lazım. Benim şahsi görüşüm cumhuriyetin elden çıkmasının sebebi Cumhuriyet’i sahiplenecek bir halk olmamasındandır. Halk cumhuriyetin yaşayabilmesi için, yani bağımsız organlarının, meclisinin, milli iradesinin yaşayabilmesi için, itiraz edendir, dilekçe verendir, hakkını arayandır.

Tüm dünyada ahlak şudur; kendi karnını kimseye ihtiyacın olmadan doyurmaktır. Dünya coğrafyalarının en şaheser topraklarına sahibiz. Bütün ovaları gözünüzün önünden geçirin, Aydın ovası, Afyon ovası, Biga ovası, Niksar ovası, Konya ovası, Eskişehir ovası, Niğde ovası… Bunlardan bir tanesi İtalya’yı, Hollanda’yı tek başına doyurur. Sadece Bozok yaylası imparatorluklar doyurmuştur. Yaylalarımızı, ovalarımızı, dağlarımızı hiçbirini kullanamıyoruz.

‘BU HEYECANI MİLLİ MEŞALE KABUL EDELİM’

Sizden bir şey rica ediyorum, Sedat Cezayirlioğulları’nın, İsmail Hakkı Atal’ların, Serkan Öz’lerin sayılarını arttıralım. Bu milli heyecanı bir milli meşale kabul edelim. Bu milli meşale Cumhuriyet meşalesidir.

‘10 BİN İNANMIŞ İNSAN KALDIRAÇ OLUR’

10 bin, 20 bin, 30 bin inanmış insan ekseni kaydırır, kaldıraç olur. Halkın harekete geçmesi için feryat eden halkın kendisi yola çıkacak.

‘ASIL DEVRİM ZİHNİYET DEVRİMİDİR’

Hayal eden insanlar umut etme hakkına sahiptir. İnsanları aşağılaya aşağılaya, ‘bir şey yapılamaz’ diye diye insanlarda başka bir ruh hali yarattılar. Asıl devrim zihniyet devrimidir, bu zihniyet değişecek. Milli heyecanlar çok etkilidir, fırtınası hiçbir şeye benzemez. Elimizden değerlerimizi ve cumhuriyetimizi aldılar. Meydana kim çıkarsa çıksın ben buradayım.

‘KENDİMİZE İNANIYORUZ’

Biz bu topraklarda karnımızı doyurabiliriz, milli bir programımız var, milli bir kalkınma programımız olabilir, kendimize inanıyoruz. Kendine inancını yitirenler sıcak paranın peşine düşer. Yaşı benim gibi olanlar, Özal’dan beri bir girdap, borç borç borç… Önce Tansular geldi, sonra bunlar geldi. Satıp karşılayacağız, sattılar sattılar sattılar! Daha nereye kadar? Ayrıca sata sata toprak bitti, yayla bitti şimdi Araplara satıyorlar.  Arkadaşlar neyi sattınız be? Dinimizi sattınız be, namusumuzu sattınız be, onurumuzu sattınız be, geleneklerimizi sattınız be, hala satıyorsunuz nereye kadar? Onur diye bir şey var, biz bu toprağın çocuklarıyız, onurumuz var. Burada toplanmamızın sebebi bu onuru hukuk temelinde partileştirmek, milli irade olarak hayata sokmak.”

Serkan Öz:

‘ERDOĞAN’IN ANAYASAL ZEMİNİ YOK’

“Şu anda cumhurbaşkanlığı makamında oturan Recep Tayyip Erdoğan anayasal zeminden yoksun işgal sürecindedir.

Cumhuriyet ve devrimci iradeyi tanımlarken altyapı ve üstyapı ilişkileri, üretim kimler için olacak, kimler üretecek, kimler için ne kadar bölüşüm yapılacak, gibi soruları cevaplayacağız. Biz bu yapıyı inşaa etmeden olmaz, oralara parti tüzüğünde sert cümleler koyduk belki daha da sert koymak gerekirdi. Ücret politikasından, kamu personeli rejimine kadar, askerlik hizmetine kadar önerilerimiz var.

‘TÜRK ORDUSU TÜRK MİLLETİ İLE KADER BİRLİĞİ YAPMALI’

Burada en önemli basamaktan bahsediyorum, Türk ordusu Türk milleti ile beraber bir kader birliği içerisine girmezse biz Cumhuriyet devrimini yeniden inşa edemeyiz. Silahlı güç milletin yanında taraf olmalıdır, orduyu milletle kaynaştıracak politikayı ortaya koymak zorundayız. Yani iktidarı almaya hayalperest olarak çıkmıyoruz. Diyoruz ki emniyet, yargı, bütün kuruluşlardaki aklı, bütün cumhuriyetçi aklı öne koyup, bu işin ücret politikası, liyakat, atama politikası ile milleti ortaklaştıracak eşit adaletli bir sistem kuracak hale getirmeliyiz. İşçinin, çiftçinin, paşanın ve Yargıtay üyesinin kaderini bir yapacak yapıyı koymak zorundayız. Bunlar iradeye veya vicdana terk edilemez. Türk milletinin geleceği iyi insanların iradesi ve kötü insanların iradesi çerçevesinde tanımlanamaz.

Cumhuriyet devlet müdahalesini, kamu gücünü burada kullanmak zorundadır. Sistemi yeniden ve doğrudan yana kurduğunda kötülerin içerisine girip yükselemeyeceği bir sistemi inşa etmeliyiz. Bunun için Jakoben, devrimci ve sert cümleleri ve programları almaktan ve bunları ifade etmekten çekinmeyelim.

‘SABIRLI YÜRÜYÜŞE İHTİYAÇ VAR’

Milletin imkan ve kabiliyetleri ile vatanın toprağı, güneşi ve suyuyla makam ve mevkiye gelmişler kendi milletlerinden koparılmıştır ve bakın elitler diye Nihat Abi’nin de tekrar tekrar sert dille yaptığı eleştiri budur. Anadolu halkı 19 Mayıs’ta 23 Nisan’da çıkıp Atatürk büstünün önünde merasim yapıyor. Anadolu’nun bağrında kalbinin içine Mustafa Kemal girmiştir. Bu bağı koparan ya da ayıranlar sözde Cumhuriyet adına sözde Mustafa Kemal adına milletle bağını koparmış milletin kahvesinde olamayan insanlardır. Dolayısıyla bizim çok sabırlı bir yürüyüşe ihtiyacımız var, bize alanlar açılmayacağı gibi birçok alandan saldırılar da gelecektir. Buradaki kadro başta olmak üzere gücümüz savaşın ve mücadelenin içinde belli olacaktır.

‘YENİDEN CUMHURİYET DEVRİMİNİN ÖRGÜTLENMESİNİ KURUYORUZ’

Tüzükte dediğimiz gibi Türk, Türk milletinin kaderiyle kendi kaderini bir yapan ve bu milletin refahı için çalışan, çaba gösteren bireye denir. Madeni savunmayan, toprağını savunmayan, eğitim sisteminde parasız ve tekçi eğitim sistemi diyemeyen ve sağlık sistemi piyasa konusu olamaz diyemeyen adamın Türkçülüğü hikayedir. Yeniden cumhuriyet devriminin örgütlenmesini kuruyoruz.”

‘MADEN SAHALARININ YÜZDE 93’Ü YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKİLDİ’

Sedat Cezayirlioğlu:

“Atalarımızın kanıyla canıyla aldığımız toprakların %71’i maden sahası ilan edilmiş, bunların da %93’ü yabancılara peşkeş çekilmiştir. TEMA 2022’de MAPEG’e müracaat etti. Bilgi edinme kanunu çerçevesinde parasız verilmesi gereken bilgiyi 200.000 TL’ye sattı. O bilgi de şunlar var, Çanakkale’nin %79’u maden sahası ilan edilmiş. Tokat’ın %46’sı, Karaman’ın %55’i Ordu’nun %74’ü, Artvin’in %84’ü maden sahası ilan edilmiş. Erzincan’ın %69’u Tekirdağ’ın %65’i, Kırıkkale’nin %65’e Zonguldak’ın %72’si…

Asıl soygun altın, gümüş, bakır değil; soy metaller ve stratejik madenlerde. Selenyum dünya ölçeğinde bir metriğe göre %3’ü geçtiğinde çıkarılmaya müsaittir. Erzincan İliç’te bu %96.

1 gramı 11700 dolar, altından 211 kat daha değerli, uzay mekiğinde, nükleer santrallerde, savaş uçaklarının jet motorlarında, kanser ilaçlarında kullanılıyor.

‘VATAN İÇİN ÖLÜMÜ GÖZE ALDIM’

Atasözlerimiz binlerce yıllık tecrübelerin sonucunda oluşmuştur. Bu atasözlerinden biri şöyle diyor;  ‘Ölümü göze alamayan korkak bir ordudan korkma ama ölümü göze alan bir kişiden kork.’

Sizin gibi benim gibi, ben vatan için ölümü göze aldığım için buradayım.”

İsmail Hakkı Atal:

‘GENÇLİĞE HİTABE’DEKİ ŞARTLAR GERÇEKLEŞTİ’

“Kısaca Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki tüm şartlar gerçekleşmiş durumda. Yaylalara, ovalara, madenlerine, tarlalarına girilmiş, orduları dağıtılmasa bile zaptedilmiş. Bizim verdiğimiz vergilerle maaş alan jandarma yukardaki işbirlikçi komutanın emriyle aşağıdaki jandarma ağlayarak bize karşı koymak zorunda kalıyor.

Bizim artık kendi konforumuzu sürdürerek bu şekilde yaşamaya imkanımız yok, bir de üstüne sığınmacılar eklendi. Toprağımızı sömürgecilerden kurtarmak için öncelikle sığınmacıları göndermemiz gerekiyor.

‘İKTİDAR VE MUHALEFET GAFLET İÇİNDE’

İktidarın yanında muhalefet de gaflet ve delalet içerisindedir. Bu ahval ve şerait içerisinde ilk vazifemiz Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Ya istiklal ya ölüm!’

‘HEDEF TÜRKSÜZLEŞTİRME’

Mücadelemizin en kuvvetli tarafı, mücadele ettiğimiz AKP’lilerin, onların hakim ve savcılarının, bürokratlarının çocuklarının da hayatını koruyoruz çünkü onların çocukları da bizim mücadele ettiğimiz kapitalist, emperyalist, sömürge şirketler ve onların yerli işbirlikçileri ile zehirleniyor ve ölüyorlar. Emperyalist, kapitalist, sömürgeci sistemin saldırısının iki boyutu var. Bizim fiziksel ve zihinsel sağlığımızı ortadan kaldırmaya çalışıyorlar ve Türk halkının mülksüzleştirilmesi ve Anadolu halkının Türksüzleştirilmesi hedefleniyor. Biz bir taraftan bu şirketlere karşı ve onların işbirlikçilerine karşı mücadele mücadele ederken hem kapitalist sömürgeci şirketlere şirketlere karşı mücadele veriyoruz, diğer taraftan vatan mücadelesi de veriyoruz, ikisi şu an örtüşmüştür.”

💾

VERYANSIN TV
❌