Normal görünüm

Dün alınanlar — 8 Eylül 2026 Gazeteler
Dünden önceki gün alınanlar Gazeteler

Öğrenci bütçesine uygun laptop seçerken gereksiz masraftan nasıl kaçınılır?

Öğrenci bütçesine uygun bilgisayar, yalnızca en ucuz model değildir; dersleri birkaç yıl boyunca gereksiz yükseltme ve ek masraf çıkarmadan sürdürebilen cihazdır. Casper Nirvana S200, 16 inç 16:10 FHD IPS 300 nit ekranı, 1,8 kg ağırlığı, 18,3 mm inceliği, farklı Intel işlemci, DDR5 bellek ve M.2 SSD seçenekleriyle bütçeyi kullanım ihtiyacına göre dağıtmak isteyen öğrenciler için değerlendirilebilecek örneklerden biri.

Mühendislikte yapay zekâ dönüşümü

Bilgisayar mühendisliğinin yapay zekâ çağında önemini koruyacağını belirten Prof. Dr. Burhan Pektaş, yeni dönemde mühendislerin yapay zekâyla rekabet etmek yerine bu teknolojiyi etkin bir mühendislik aracına dönüştürmesinin öne çıkacağını söyledi.Yükseköğretim kurumlarındaki boş kontenjanlar için gerçekleştirilecek YKS ek yerleştirme süreci, üniversite tercihlerinde istediği sonucu elde edemeyen adaylara yeni bir seçenek sunuyor. Özellikle teknoloji ve mühendislik alanındaki bölümler, hızla dönüşen iş dünyasında gençlere farklı kariyer fırsatları sağlıyor.Prof. Dr. Burhan Pektaş, yapay zekânın çalışma hayatındaki etkisinin giderek arttığı bir dönemde bilgisayar mühendisliğinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Pektaş, yapay zekânın yazılım geliştirme süreçlerinden veri analizine, otomasyondan sistem tasarımına kadar pek çok alanda dönüşüm oluşturduğunu, ancak bu dönüşümün bilgisayar mühendisliğini ortadan kaldırmak yerine mesleğin çalışma biçimini değiştireceğini ifade etti.TEKNOLOJİ DEĞİŞİYOR, MÜHENDİSLİK İHTİYACI DEVAM EDİYORYapay zekâ teknolojilerinin sağlık, finans, savunma sanayisi, eğitim ve üretim gibi çok sayıda sektörde kullanılmaya başlanmasıyla birlikte bilgisayar mühendislerinin üstlendiği rollerin de çeşitlendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Pektaş, gelecekte nitelikli mühendislik bilgisinin daha önemli hale geleceğini belirtti.Pektaş, yapay zekânın kod yazma kapasitesinin gelişmesinin bilgisayar mühendislerine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmasının beklenmediğini aktararak, iyi yetişmiş, yapay zekâ araçlarını etkin biçimde kullanabilen ve güçlü problem çözme becerilerine sahip mühendislerin iş dünyasında daha fazla değer kazanacağını söyledi.Bilgisayar mühendisliğinin yalnızca yazılım kodu üretmekten ibaret olmadığını vurgulayan Pektaş, mühendislik eğitiminin problem tanımlama, algoritma geliştirme, sistem tasarlama ve güvenlik gibi çok daha geniş bir alanı kapsadığını ifade etti.Yapay zekâ sistemlerinin daha fazla kod üretebilmesiyle birlikte bilgisayar mühendislerinin gelecekteki konumuna ilişkin tartışmaların arttığını belirten Pektaş, mesleğin temelinde yalnızca kodlama becerisinin bulunmadığını dile getirdi.Pektaş, “Bir problemi doğru tanımlamak, uygun algoritmayı ve mimariyi tasarlamak, güvenli ve ölçeklenebilir sistemler geliştirmek, yapay zekâ tarafından üretilen kodun doğruluğunu ve güvenliğini değerlendirmek hâlâ güçlü bir mühendislik bilgisi gerektiriyor.” ifadelerini kullandı.Gelecekte başarılı olacak mühendis profilinin yapay zekâyla rekabet eden değil, bu teknolojiyi iş süreçlerine doğru şekilde entegre edebilen kişilerden oluşacağını kaydeden Pektaş, yapay zekânın mühendislerin çalışma yöntemlerini dönüştüreceğini söyledi.Pektaş, kodlama bilgisinin yanında matematiksel düşünme, algoritma geliştirme, sistem tasarımı ve problem çözme yeteneklerine sahip olan mezunların iş hayatında önemli bir avantaj elde edeceğini belirtti. BİLGİSAYAR MÜHENDİSLERİNE FARKLI SEKTÖRLERDE İHTİYAÇ VARBilgisayar mühendisliği mezunlarının kariyer seçeneklerinin yalnızca geleneksel yazılım geliştirme alanıyla sınırlı olmadığına işaret eden Pektaş, teknoloji sektöründeki çeşitlenmenin yeni uzmanlık alanlarını da beraberinde getirdiğini söyledi.Siber güvenlik, yapay zekâ ve makine öğrenmesi, veri bilimi, bulut bilişim, büyük veri, robotik, nesnelerin interneti ve oyun teknolojilerini bilgisayar mühendislerinin öne çıkan çalışma alanları arasında sıralayan Pektaş, farklı sektörlerde de bilgisayar mühendislerine yönelik ihtiyacın arttığını ifade etti.Savunma sanayisi, finans ve fintek, sağlık teknolojileri, otomotiv, telekomünikasyon ve e-ticaret gibi alanlarda bilgisayar mühendislerinin farklı görevler üstlenebildiğini belirten Pektaş, özellikle yapay zekânın sektörler arasında yaygınlaşmasının yeni kariyer alanlarının oluşmasını hızlandırdığını kaydetti.Pektaş, önümüzdeki yıllarda yapay zekâ mühendisliği, veri mühendisliği, siber güvenlik ve otonom sistemler gibi uzmanlık alanlarının daha fazla önem kazanmasının beklendiğini söyledi.ÖĞRENCİLER MEZUN OLDUKLARINDA FARKLI BİR İŞ DÜNYASIYLA KARŞILAŞACAKBugün bilgisayar mühendisliği eğitimine başlayan öğrencilerin yaklaşık dört yıl sonra mezun olacaklarını hatırlatan Pektaş, bu süre içinde yapay zekâ ve otomasyon teknolojilerinin iş yapış biçimlerinde önemli değişikliklere yol açmasının beklendiğini ifade etti.Bu dönüşümün bazı görevleri değiştirirken yeni iş alanlarının da ortaya çıkmasını sağlayacağını belirten Pektaş, özellikle yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi ve yönetilmesi, veri analitiği, siber güvenlik, bulut ve uç bilişim, robotik ve otonom sistemler, yapay zekâ destekli yazılım geliştirme ve yapay zekâ güvenliği gibi alanların ön plana çıkacağını söyledi.Geleceğin bilgisayar mühendislerinin yalnızca kod yazan kişiler olmayacağını ifade eden Pektaş, mühendislerin aynı zamanda problemleri tanımlayan, doğru teknolojiyi seçen, yapay zekâ sistemlerini yöneten ve ortaya çıkan sonuçları değerlendiren uzmanlar olarak görev yapacağını belirtti.DEĞERLENDİRME BECERİSİ DE ÖNEM TAŞIYACAKYapay zekâ destekli araçların mühendislik süreçlerinde daha fazla kullanılmasının, mesleğin gerektirdiği yetkinlikleri de değiştireceğine dikkat çeken Pektaş, teknolojiyi kullanabilmenin yanı sıra elde edilen sonuçların doğruluğunu ve güvenilirliğini değerlendirebilmenin önem kazanacağını söyledi.Mühendislerin geliştirdikleri sistemlerin güvenli, ölçeklenebilir ve verimli olmasını sağlamaları gerektiğini belirten Pektaş, yapay zekâ tarafından ortaya çıkarılan kod ve çözümlerin de insan denetiminden geçirilmesinin önemini vurguladı.Bu nedenle üniversite adaylarının bölüm tercihinde yalnızca bugünün mesleklerini değil, teknoloji alanındaki dönüşümün oluşturacağı yeni uzmanlıkları da göz önünde bulundurmasının önem taşıdığını ifade eden Pektaş, güçlü bir bilgisayar mühendisliği eğitiminin öğrencilere değişen teknolojiye uyum sağlayabilecek temel yetkinlikleri kazandırabileceğini kaydetti.Pektaş, bilgisayar mühendisliğinin yapay zekâ nedeniyle önemini kaybetmesinin aksine, yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla farklı bir boyuta taşınacağını belirterek, “Yapay zekâ bilgisayar mühendisliğinin geleceğini tehdit etmekten çok, mesleğin sınırlarını yeniden çiziyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Casper Nirvana S100 özelleştirirken iş yüküne göre kaç GB RAM ve SSD seçilmeli?

RTX 5070 ekran kartlı laptop seçiminde doğru fiyat-performans dengesini yakalamak yalnızca grafik birimine değil işlemci, RAM, SSD ve ekran yenileme hızı gibi toplam konfigürasyona odaklanmaktan geçiyor. Casper Excalibur G915 gibi özelleştirilebilir RAM ve çift M.2 SSD desteği sunan modeller, güncel oyunlarda yüksek kare hızları ve GPU tabanlı içerik üretiminde uzun ömürlü bir kullanım avantajı sağlıyor.

Yapay zekâ otizmde erken tanı sürecini hızlandırabilir

Yapay zekâ teknolojilerinin sağlık alanındaki kullanımının yaygınlaşması, Otizm Spektrum Bozukluğunun erken dönemde belirlenmesine yönelik çalışmalara da yeni bir boyut kazandırıyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme sistemleri sayesinde çocukların davranışlarındaki örüntüler analiz edilerek, geleneksel yöntemlerle daha ileri yaşlarda fark edilebilen bazı belirtilerin erken dönemde tespit edilmesi hedefleniyor. Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, yapay zekâ ile otizm araştırmalarının kesişiminin son yıllarda hızla gelişen çalışma alanlarından biri olduğunu belirtti. İNSAN DAVRANIŞLARINDAKİ ÖRÜNTÜLERİ ANALİZ EDEBİLİYORYapay zekânın artık yalnızca veri işleyen sistemlerden ibaret olmadığını ifade eden Gülaldı, özellikle Derin Öğrenme ve Doğal Dil İşleme alanındaki gelişmeler sayesinde insan davranışlarındaki karmaşık örüntülerin de analiz edilebildiğini söyledi. Bu sistemlerin büyük miktardaki veri içerisinden insan gözünün gözden kaçırabileceği küçük ipuçlarını belirleyebildiğine dikkat çeken Gülaldı, sağlık alanındaki gelişmelerin otizmin erken tarama ve tanılama süreçleri açısından da önemli fırsatlar oluşturduğunu kaydetti. ERKEN MÜDAHALE KRİTİK ÖNEM TAŞIYOROtizmin sosyal etkileşim, iletişim ve davranış örüntülerindeki farklılıklarla karakterize edilen nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten Gülaldı, klinik tanının günümüzde büyük ölçüde gözlemlenebilir ve ölçülebilir davranışsal göstergelere dayandığını ifade etti. Otizm belirtilerinin genellikle 2 yaşından önce ortaya çıkabildiğini ancak bazı bireylerin çeşitli nedenlerle daha ileri yaşlarda tanı alabildiğini aktaran Gülaldı, erken tanı ve müdahalenin gelişim açısından önem taşıdığını vurguladı. Gülaldı, erken müdahalenin sosyal dikkat, dil ve bilişsel gelişim alanlarındaki yetersizliklerin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini belirterek, tanının gecikmesinin önemli bir müdahale döneminin kaçırılmasına yol açabileceğini söyledi. GÖZ HAREKETİNDEN OYUN DAVRANIŞINA KADAR ANALİZYapay zekâ ile otizm çalışmalarının birleşmesinin özellikle erken taramada dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkardığını ifade eden Gülaldı, makine öğrenmesi algoritmalarının çocukların farklı davranışlarından elde edilen verileri değerlendirebildiğini belirtti. Çocuğun göz hareketleri, ses tonundaki frekans değişimleri ve oyun oynama biçiminin yanı sıra göz teması, mimikleri ve dikkat süreçleri de yapay zekâ destekli sistemlerin analiz edebildiği veriler arasında bulunuyor. Gülaldı, bazı çalışmaların geleneksel yöntemlerle daha ileri yaşlarda fark edilen işaretlerin yapay zekâ yardımıyla 6-12 aylık dönemde belirlenebilmesine yönelik önemli sonuçlar ortaya koyduğunu ifade etti. TANI SÜRECİNİ HIZLANDIRABİLİRGeleneksel erken tarama yöntemlerinde ebeveynlerden alınan bilgiler ve klinik gözlemlerin önemli rol oynadığını hatırlatan Gülaldı, makine öğrenmesi yöntemlerinin ise geçmiş vakalardan ve kontrol gruplarından elde edilen çok sayıda veriyi analiz ederek tahmin modelleri oluşturabildiğini söyledi. Bu modellerin tanı sürecinin otomatikleştirilmesi ve hızlandırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade eden Gülaldı, özellikle Evrişimli Sinir Ağı (CNN) tabanlı sınıflandırma sistemlerinde umut verici sonuçların bildirildiğini kaydetti. Küçük çocuklarda yapay zekâ kullanımına yönelik araştırmaların da sürdüğünü belirten Gülaldı, bir çalışmada alternatif karar ağacı modeli kullanılarak 13 ila 48 aylık çocuklarda yüzde 99,97 doğruluk oranına ulaşıldığının bildirildiğini aktardı. HER ÇOCUĞA ÖZEL DESTEK FIRSATIYapay zekânın kullanım alanının erken tarama ve tanıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Gülaldı, teknolojinin müdahale ve eğitim süreçlerinde de kullanılabileceğine dikkat çekti. Otizm spektrumundaki her çocuğun gelişimsel özelliklerinin ve destek ihtiyaçlarının farklı olması nedeniyle kişiselleştirilmiş programların önem taşıdığını belirten Gülaldı, yapay zekâ destekli sistemlerin çocukların davranışlarını analiz ederek bireysel ihtiyaçlarına uygun eğitim ortamlarının oluşturulmasına yardımcı olabileceğini ifade etti. Bu sistemlerin çocukların sosyal etkileşim, iletişim, duyguları tanıma ve yönetme becerilerinin desteklenmesinde de kullanılmasına yönelik çalışmalar bulunduğunu aktaran Gülaldı, yapay zekânın erken müdahalede yeni fırsatlar oluşturabileceğini söyledi. Gülaldı, “Yapay zekâ destekli sistemler çocukların davranışlarını analiz edebiliyor, göz teması, mimik ve dikkat süreçlerini değerlendirebiliyor ve dolayısıyla tanı süresini önemli ölçüde kısaltabiliyor. Yapay zekâ artık sadece bir teknoloji değil; otizm alanında erken tanı, erken müdahale ve doğru destek almanın önemli bir aracı haline geliyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye, Artemis Anlaşmaları'na imza attı

Washington'daki ABD Ulusal Havacılık ve Uzay İdaresi (NASA) genel merkezinde düzenlenen imza törenine Türkiye adına Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Türkiye Uzay Ajansı Başkanı (TUA) Yusuf Kıraç katılırken, ABD'yi NASA Direktörü Jared Isaacman ve ABD Dışişleri Bakanlığı Uzay ve Çevreden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Connor Tomlinson temsil etti. Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atan 71. ülke olduğunu belirten Bakan Kacır, "Türkiye, uzay yolculuğu alanında inanılmaz hedefler ve yeteneklerle yeni bir döneme giriyor. Amacımız, uzayda sürdürülebilir bir görünürlüğe sahip olmak ve tüm insanlığın yararı için uzayın barışçıl kullanımı konusunda adımlar atmaktır." dedi. ABD Başkanı Donald Trump'ın temmuz ayında Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'ne bizzat katılmasının, her iki ülkenin uzay projelerinde işbirliği yapma planlarını güçlendirdiğini söyleyen Kacır, Türkiye'nin bu alanda çok güçlü planlamalar içinde olduğunu dile getirdi. "TÜRKİYE, ORTAYA CESUR BİR VİZYON KOYUYOR"NASA Direktörü Isaacman da Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atmasından duyduğu memnuniyeti ifade ederek, iki ülke arasındaki bağların güçlendiğinin altını çizdi. "Bugün önemli bir dönüm noktasıdır. Bu alanda Türkiye, ortaya cesur bir vizyon koyuyor." diyen Isaacman, ABD ile Türkiye'nin "astronotlarını Ay'ın yüzeyine geri gönderme vizyonunu" paylaştığını belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığından Tomlinson da Ankara'nın Artemis Anlaşmaları'na katılımından duydukları memnuniyeti dile getirerek, uzay çalışmaları alanında iki ülke arasında bundan sonra işbirliğinin artarak devam edeceğine inandığını söyledi. Konuşmaların ardından Artemis Anlaşmaları'na imza atan Bakan Kacır, "Hayırlı olsun." diyerek anlaşmaya katılma konusundaki iyi dileğini ifade etti. İmza töreninin ardından töreni takip eden Türk basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan Kacır, Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na katılmasının, son yıllardaki uzay atılımının sadece bir halkası olduğunu belirtti. Kacır, 2027'nin ilk aylarında hibrit motora sahip bir uzay aracını Ay'a göndermeyi planladıklarını ifade ederek, "Bu vesileyle hem Ay yörüngesinden veri toplayacağız hem de Ay'a erişen ülkeler arasındaki yerimizi alacağız." diye konuştu. Türkiye'nin Somali'de bir uzay limanının inşasına başladığını dile getiren Kacır, bu uzay limanının Türkiye'nin uzay ekonomisinde daha güçlü şekilde yer almasını sağlayacağını ve uzay çalışmalarında daha bağımsız adımlar atabilmesini mümkün kılacağını söyledi. Artemis Anlaşmaları'na katılım konusunda uluslararası işbirliklerine işaret eden Bakan Kacır, sözlerini şöyle tamamladı: "Artemis Anlaşmaları kapsamında özellikle Ay, Mars ve derin uzay alanında ülkelerin yürüttüğü çalışmalarda şeffaflık, veri paylaşımı ve birlikte çalışılabilirlik ilkelerinin benimsenmesi, bu alanda yürütülen çalışmalarda ülkelerin uyum içinde hareket etmesi konusunda iyi niyet çerçevesinde bir yaklaşım ortaya konuluyor. Türkiye olarak 2027 yılında gerçekleştirmeye hazırlandığımız Ay misyonu çerçevesinde Artemis Anlaşmaları'na imza atmak ve uluslararası işbirliğini bu anlamda daha ileri bir düzeye taşıyabilecek bir zemini oluşturmayı önemsiyoruz." NASA'DAN TÜRKİYE PAYLAŞIMINASA'nın ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atmasına ilişkin paylaşımda bulunuldu. Türkiye'nin, Artemis Anlaşmaları'nı imzalayarak uzayın barışçıl şekilde keşfedilmesi ve bu alanda refahın artırılması konusunda taahhütte bulunan diğer ülkelere katıldığı belirtilen paylaşımda, "Artemis Anlaşmaları'na hoş geldin, Türkiye." ifadesi kullanıldı. ARTEMİS ANLAŞMALARI1967 Dış Uzay Anlaşması'na dayanan Artemis Anlaşmaları, "uzayın sorumlu keşfinin yönetimini geliştirmek için çok taraflı, bağlayıcı olmayan bir ilke ve kurallar bildirgesi" olarak biliniyor. Artemis Anlaşmaları ilkeleri arasında uzay nesnelerinin kaydı, faaliyetlerin çakışmasının önlenmesi, bilimsel verilerin paylaşımı ve acil yardım sağlanması gibi maddeler yer alıyor. ABD, aynı anlaşma çerçevesinde Ay'da kalıcı bir üs kurulması ve Ay'ın hem Mars yolculuğu için bir durak olarak kullanılması hem de burada değerli madenlerin çıkarılmasını öngörüyor. 13 Ekim 2020'de ABD ile birlikte Kanada, Japonya, Avustralya, İtalya, Lüksemburg ve Birleşik Arap Emirlikleri, Artemis Anlaşmaları'na imza atan ilk ülkeler olmuştu. Kaynak: AA

RTX 5070 laptop nasıl seçilir? Fiyat-performans odaklı gaming laptop rehberi

RTX 5070 ekran kartlı laptop seçiminde doğru fiyat-performans dengesini yakalamak yalnızca grafik birimine değil işlemci, RAM, SSD ve ekran yenileme hızı gibi toplam konfigürasyona odaklanmaktan geçiyor. Casper Excalibur G915 gibi özelleştirilebilir RAM ve çift M.2 SSD desteği sunan modeller, güncel oyunlarda yüksek kare hızları ve GPU tabanlı içerik üretiminde uzun ömürlü bir kullanım avantajı sağlıyor.

Casper Nirvana S100'ü özelleştirirken iş yüküne göre kaç GB RAM ve SSD seçilmeli?

Dizüstü bilgisayar özelleştirirken en çok karıştırılan RAM ve SSD bileşenleri, cihazın çalışma temposunu ve depolama kapasitesini doğrudan etkiliyor; birindeki eksiklik diğerini yükselterek kapanmıyor. Casper Nirvana S100 modeli yapılandırılırken ideal RAM ve SSD kapasitesi, anlık çoklu görev ihtiyacı ile gelecekteki dosya birikim alışkanlıklarına göre belirlenmelidir. Cihazın yetkili servis güvencesiyle 64 GB’a kadar DDR5 RAM ve 2 TB’a kadar M.2 NVMe SSD desteği sunması, doğru bütçe ve kullanım analiziyle uzun ömürlü bir donanım dengesi kurmayı mümkün kılıyor.

Yeşilay’dan çocukların dijital güvenliği için çağrı

Çocukların dijital dünyadaki güvenliğinin yalnızca yaş sınırıyla sağlanamayacağını belirten Yeşilay, güvenli tasarım, güçlü denetim, şeffaflık ve mahremiyetin de güvence altına alınmasını istedi.Yeşilay, çocukların dijital dünyada korunmasına ilişkin kapsamlı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Türkiye’de 1 Kasım 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek düzenlemenin, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulmamasını, 15 yaşını dolduran çocuklara yaşlarına uygun ayrıştırılmış hizmetler geliştirilmesini ve ebeveyn denetim araçlarının güçlendirilmesini öngördüğü hatırlatıldı.“RİSK YALNIZCA EKRAN SÜRESİ DEĞİL”Dijital platformların çalışma biçiminin de bu bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiği ifade edilen açıklamada, çocukların dijital dünyada karşı karşıya kaldığı risklerin yalnızca fazla ekran süresinden ibaret olmadığı kaydedildi.Yeşilay, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, sürekli bildirimler, kişiselleştirilmiş öneri sistemleri, sosyal karşılaştırmayı güçlendiren etkileşim mekanizmaları ve kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre çevrim içi tutmaya yönelik tasarımların çocukların dikkatini, uyku düzenini, sosyal ilişkilerini ve ruhsal iyilik halini olumsuz etkileyebildiğine işaret etti.Açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri’nde Meta ile eyaletler arasında varılan ve mahkeme onayına sunulan uzlaşma çerçevesinde genç hesapları için günlük kullanım sınırları, gece saatlerinde erişim kısıtlamaları, okul saatlerinde bildirimlerin azaltılması, yaş doğrulamanın güçlendirilmesi ve ebeveyn araçlarının geliştirilmesi gibi tedbirlerin gündeme gelmesinin, dijital platformların çocuklar için daha güvenli tasarlanması gereğini bir kez daha ortaya koyduğu belirtildi.Yeşilay, çocukların dijital dünyanın risklerinden korunması için yalnızca çocuğun sosyal medyayı ne kadar süre kullandığına değil, sosyal medyanın çocuğu daha uzun süre kullanmaya teşvik edecek şekilde nasıl tasarlandığına da bakılması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, Türkiye’deki yaş düzenlemesinin değerli bulunduğu ancak çocukların dijital güvenliğinin yalnızca yaş sınırıyla sağlanamayacağı belirtilerek, yaş sınırının; çocukların üstün yararını esas alan güvenli dijital tasarım standartları, etkili denetim mekanizmaları ve aile-okul-toplum iş birliğiyle tamamlanması gerektiği ifade edildi. YEŞİLAY’DAN SOMUT ÖNERİLERYeşilay, ilgili kamu kurumlarını, teknoloji şirketlerini, akademiyi ve sivil toplumu çocukların dijital güvenliği konusunda somut, ölçülebilir ve denetlenebilir adımlar atmaya çağırdı. Bu kapsamda çocuk ve genç hesaplarında günlük kullanım sürelerini sınırlayan, yaşa göre kademelendirilmiş ve varsayılan olarak etkinleştirilmiş koruma mekanizmalarının oluşturulması istendi. Çocuk hesaplarında gece saatlerinde sosyal medya erişiminin ve özellikle yüksek etkileşim üreten içerik akışlarının sınırlandırılması gerektiği belirtilirken, okul saatlerinde çocuklara yönelik bildirimlerin varsayılan olarak susturulması ve eğitim ortamını kesintiye uğratan tasarım uygulamalarının engellenmesi çağrısı yapıldı.Yeşilay, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve aralıksız içerik akışı gibi kesintisiz tüketime yönelten özelliklerin çocuk hesaplarında varsayılan olarak kapatılması veya sıkı biçimde sınırlandırılması gerektiğini bildirdi. Algoritmik öneri sistemlerinin de etkileşimi ve kullanım süresini artırma hedefiyle değil; güvenlik, gelişim, yaşa uygunluk ve dijital iyilik hali ilkeleriyle tasarlanması gerektiği vurgulandı. Belirli sürelerle kesintisiz kullanım sonrasında yalnızca uyarı veren sistemlerin yeterli olmadığı belirtilen açıklamada, kullanıcıyı gerçekten ara vermeye yönlendiren etkili mola mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.Çocuk hesaplarında siber zorbalık, cinsel istismar ve istismar amaçlı iletişim, kendine zarar verme, yeme bozukluğu, şiddet, nefret söylemi, yasa dışı bahis ve kumar, alkol-tütün-nikotin ürünleri ile uyuşturucu maddeleri özendiren içeriklerin daha güçlü biçimde önlenmesi gerektiği kaydedildi. Çocuklara kişiselleştirilmiş reklam gösteriminin de sınırlandırılması gerektiğini belirten Yeşilay, özellikle bağımlılık yapıcı ürünler, bahis-kumar uygulamaları ve yaşa uygun olmayan ticari içeriklerin çocuklara ulaşmasının engellenmesini istedi. Açıklamada, ebeveyn kontrol araçlarının yalnızca şeklen sunulmaması gerektiği belirtilerek, bu araçların sade, erişilebilir, ücretsiz, anlaşılır ve gerçekten etkili biçimde tasarlanması çağrısında bulunuldu.15 yaşını dolduran çocuklara yönelik geliştirilecek ayrıştırılmış dijital hizmetlerin ise yalnızca daha sınırlı değil; aynı zamanda güvenli, erişilebilir, kapsayıcı, yaşa uygun ve gelişimi destekleyici olması gerektiği ifade edildi.“ŞEFFAFLIK VE DENETİM ŞART”Çocukların dijital güvenliğine yönelik tedbirlerin yalnızca platformların gönüllü tercihlerine bırakılmasının yeterli olmayacağı vurgulanan açıklamada, teknoloji şirketlerinin çocuk hesaplarına ilişkin tasarım tercihleri, algoritmik öneri sistemleri, reklam uygulamaları ve risk azaltıcı önlemlerinin bağımsız denetime açık olması gerektiği belirtildi. Platformların çocukların dijital güvenliği konusunda düzenli ve standartlaştırılmış şeffaflık raporları yayımlaması gerektiğini bildiren Yeşilay, bu raporlarda çocuklara yönelik içerik denetimi, zararlı içeriklerin yayılımı, şikayet mekanizmalarının işleyişi, algoritmik önerilerin etkileri, reklam uygulamaları ve alınan önlemlerin sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmasını istedi.Çocukların güvenliğini ilgilendiren sistemlerin kamu otoriteleri, bağımsız uzmanlar, akademi, sivil toplum, ebeveynler ve çocukların görüşleri dikkate alınarak geliştirilmesi gerektiği kaydedildi. Yeşilay, çocukların yalnızca korunması gereken bireyler olmadığını, yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun biçimde dijital geleceklerine ilişkin söz hakkı bulunan hak sahipleri olduğunu vurguladı.Yaş doğrulama sistemlerinin çocukları korumak açısından önemli olabileceğine dikkat çekilen açıklamada, bu sistemlerin çocukların ve ailelerin kişisel verilerinin gereğinden fazla toplanmasına yol açmaması gerektiği belirtildi. Yaş güvence mekanizmalarının veri minimizasyonu, amaçla sınırlılık, güvenlik, mahremiyet ve çocukların kişisel verilerinin korunması ilkeleriyle uyumlu biçimde tasarlanması gerektiği ifade edildi. Yeşilay, çocukların güvenliğinin onların dijital izlerinin gereksiz biçimde büyütülmesi pahasına sağlanmaması gerektiğini kaydetti.“ÇOCUĞA TELEFONU BIRAK DEMEK YETMEZ”Çocukların dijital dünyadaki güvenliğinin ortak sorumluluk olduğuna dikkat çeken Yeşilay, sorumluluğun yalnızca ailelere yüklenmemesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, “Çocuğa ‘telefonu bırak’ demek yetmez. Çocuğu telefonu bırakmayı zorlaştıran bir dijital tasarımla baş başa bırakmamak gerekir.” ifadesi kullanıldı.Ailelerin rehberliğinin vazgeçilmez olduğu ancak ebeveynlerden, milyarlarca kullanıcının davranışını yönlendirecek biçimde tasarlanmış algoritmalarla tek başlarına mücadele etmelerinin beklenmesinin gerçekçi olmadığı vurgulandı. Bu nedenle ailelere yönelik dijital ebeveynlik desteğinin yaygınlaştırılması, okullarda yaşa uygun dijital iyi oluş, dijital okuryazarlık, siber zorbalıkla mücadele ve güvenli internet eğitimlerinin güçlendirilmesi gerektiği bildirildi. Problemli dijital kullanım, siber zorbalık ve ruh sağlığı riskleriyle karşılaşan çocuklar için erken destek, yönlendirme ve danışmanlık mekanizmalarının da erişilebilir hale getirilmesi gerektiği ifade edildi.Yeşilay, Türkiye’nin 15 yaş altına ilişkin düzenlemesini güçlü biçimde desteklediğini belirterek, bu önemli adımın yaşa uygun hizmetler, güvenli tasarım standartları, bağımsız denetim, şeffaflık, mahremiyet güvenceleri ve etkili koruma mekanizmalarıyla tamamlanması gerektiğini vurguladı. Çocukları teknolojiden tamamen uzaklaştırmanın ne mümkün ne de doğru bir hedef olduğu belirtilen açıklamada, asıl hedefin teknolojiyi çocukların gelişimini destekleyen, güvenli, dengeli, erişilebilir ve sağlıklı bir araç haline getirmek olduğu kaydedildi.Yeşilay, bu süreçte yalnızca “Çocuk sosyal medyaya kaç yaşında girmeli?” sorusunun sorulmaması gerektiğine işaret ederek, “Çocuk sosyal medyaya girdiğinde karşısında nasıl bir dijital dünya bulacak?” sorusunun da gündeme alınması gerektiğini belirtti.Açıklamanın sonunda Yeşilay, çocukları koruyan unsurun yalnızca yaş sınırları olmadığını, çocukları korumak üzere tasarlanmış, şeffaf biçimde denetlenen ve çocukların üstün yararını merkeze alan dijital platformların da bu korumanın temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Yeşilay, çocukların dijital geleceğini bilimsel kanıtlara, çocuk haklarına ve ortak sorumluluk anlayışına dayalı biçimde şekillendirmeye hazır olduğunu bildirdi.

Geleceğin yiyeceği olabilir! Bilim insanları plastikten kurabiye üretti

Plastik ve tarımsal atıklar, bilim insanlarının geliştirdiği yeni yöntemle gıdaya dönüştürülüyor. ABD'deki Southern Illinois Üniversitesinde geliştirilen sistemle elde edilen ham maddeler, özel maya kültürleri ve 3D gıda yazıcıları kullanılarak kurabiye formuna getirildi. “µBites” adı verilen ürünün özellikle zorlu koşullarda gıda üretimine alternatif oluşturması hedefleniyor.

Algoritma gençleri ölüme sürükledi!: Sosyal medyada beğeni bağımlılığı otoyolları kan gölüne çevirdi

Gençlerin dijital onay arayışı eğlence olmaktan çıkarak otoyollarda kitlesel ölümlere yol açan teröre dönüştü. Polis kovalamacalarını canlı yayınlayarak sanal itibar kazanmaya çalışan gençler hem kendi canlarından oluyor hem masum insanları katlediyor. İrlanda ve İngiltere’de yaşanan feci kazalarda polis memurlarının da aralarında bulunduğu 12 kişi hayatını kaybetti. Siber psikoloji uzmanları gençlerin risk algısının algoritmik illüzyonla bozulduğunu vurgularken, tehlikenin milyonlara varan canlı yayınlarda içerik haline getirilmesinin gençleri tetiklediğini belirtiyor. Avrupa Birliği ve hükümetler sosyal medya şirketlerini cinayetlerin sivil ortağı ilan ederek ağır yaptırımları devreye sokmaya hazırlanıyor. Benzer sert tedbirlerin Türkiye’de de alınması bekleniyor.

Tivibu yayıncılığı dönüştürüyor: Uyduya karşı fiber internet dönemi

Türk Telekom'un Tivibu ile sunduğu deneyim, sadece bir 'televizyon izleme' pratiği değil; yayıncılığın geleceğinin artık uzayın derinliklerinde değil, evimizin içindeki yüksek hızlı internet altyapısında yattığının en somut kanıtı olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye yapay zekâda 2030 rotasını çizdi

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” raporu, Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki 2030 hedeflerini ve dijital egemenlik açısından karşı karşıya olduğu riskleri mercek altına aldı. Raporda, kritik dijital altyapılarda dışa bağımlılığın yalnızca ekonomik değil, devlet kapasitesi ve ulusal güvenlik açısından da stratejik risk oluşturabileceği uyarısı yapıldı.Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE), “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı raporunda dijital teknolojilerin devletlerin egemenlik anlayışını değiştirdiğine dikkat çekti. Raporda, veri işleme kapasitesinin artması, bulut bilişim altyapılarının yaygınlaşması, yapay zekânın günlük yaşamın merkezine yerleşmesi ve dijital platformların ekonomik faaliyetlerdeki ağırlığının artmasıyla birlikte egemenliğin artık yalnızca fiziki sınırların korunmasıyla ölçülemeyeceği belirtildi.Enstitüye göre ülkelerin egemenlik kapasitesi; veri akışlarını, kritik dijital altyapıları ve algoritmik karar mekanizmalarını ne ölçüde kontrol edebildiğiyle de doğrudan bağlantılı hale geldi.DİJİTAL GÜÇ KÜRESEL DENGELERİ DEĞİŞTİRİYORRaporda “dijital hegemonya” üç temel katman üzerinden değerlendirildi. İlk katmanda ağ etkileri, veri yoğunlaşması ve ekosistem bağımlılığı üzerinden oluşan piyasa gücü bulunurken, ikinci katmanda devletler ile teknoloji şirketleri arasındaki bütünleşmeye dikkat çekildi. Üçüncü katmanda ise CLOUD Act gibi düzenlemelerin ulusal hukuk sistemlerinin fiziksel sınırların ötesine taşınmasına yol açabileceği ifade edildi.Bu unsurların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Enstitü, dijital platformların gücünün yalnızca ekonomik bir yoğunlaşma olmadığını, giderek jeopolitik bir güç mimarisine dönüştüğünü vurguladı.Raporda Türkiye’nin dijital egemenlik gündemi, 18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) kapsamında ele alındı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan planın, 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi üzerine inşa edildiği belirtildi.İnsan odaklılık, güvenilirlik, etik sorumluluk, dijital egemenlik ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerini temel alan planın hazırlık sürecinde kamu, özel sektör, üniversite ve sivil toplum temsilcilerinden yaklaşık 500 profesyonelle çalıştaylar gerçekleştirildiği ve 2 binden fazla eylem önerisinin değerlendirildiği kaydedildi.“Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” başlıkları altında dört eksen üzerine kurulan plan; insan kaynağının geliştirilmesi, veri altyapısının güçlendirilmesi, hesaplama kapasitesinin artırılması, yerli yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve yapay zekâ yönetişimini kapsıyor. Plan kapsamında ilk 12 ayda en az 1,5 milyon, 24 ay sonunda ise toplam 5 milyon vatandaşın yapay zekâ okuryazarlığı programlarına dahil edilmesi hedefleniyor. Ayrıca 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ile 100 bin uygulama profesyonelinin yetiştirilmesi ve en az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden makine okunabilir biçimde erişime açılması öngörülüyor.10 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM HEDEFİTürkiye’nin 2030 hedefleri arasında yapay zekâ ve veri merkezi altyapısının önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekilen raporda, 2030 yılına kadar en az 1 GW yapay zekâ ve veri merkezi kurulu gücüne ulaşılması hedeflendiği belirtildi.Bunun yanı sıra yıllık en az 10 TWh düşük karbonlu elektrik satın alma anlaşması hacmi, en az 1 eksabayt depolama kapasitesi ve omurga bağlantılarında en az 100 Tb/sn erişim hedefleniyor. Bu altyapının oluşturulması için ağırlıklı olarak özel sektör kaynaklı en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi planlanıyor.Raporda ayrıca araştırmacılar, girişimler ve KOBİ’lerin hesaplama kapasitesine erişiminin artırılması ve tek bir teknoloji sağlayıcısına bağımlılık oluşmaması için çoklu tedarikçi yaklaşımının önemine işaret edildi.DİJİTAL EKONOMİDE DIŞA BAĞIMLILIK UYARISITÇE’nin raporunda Türkiye’nin dijital ekonomisinin büyümesine rağmen kritik alanlarda yabancı teknoloji şirketlerine bağımlılığın sürdüğüne dikkat çekildi.Rapora göre Türkiye’de aktif internet kullanıcılarının sayısı 77,3 milyona, internet kullanım oranı ise yüzde 88,3’e ulaştı. Buna karşılık arama motorları, sosyal medya platformları, mobil işletim sistemleri, uygulama mağazaları, bulut bilişim hizmetleri ve dijital reklam altyapılarının önemli bölümünün yabancı şirketlerin kontrolünde olduğu belirtildi.Raporda, dijital ekonomideki büyümenin stratejik dış bağımlılığı da beraberinde getirebildiği ifade edildi. Türkiye’de toplam medya ve reklam yatırımlarının 2024 yılında 253,6 milyar liraya ulaştığı, medya yatırımlarının yüzde 74,2’sinin dijital mecralara yöneldiği kaydedildi.Enstitü, bu gelirlerin önemli bölümünün küresel platformlara aktarılmasının ekonomik boyutunun yanı sıra kullanıcı profilleme, içerik görünürlüğü ve davranışsal yönlendirme kapasitesini de bu şirketlerde yoğunlaştırdığı değerlendirmesinde bulundu.Raporda Türkiye’nin dijital egemenlik politikasının yalnızca yerli teknoloji ve yapay zekâ geliştirilmesine dayandırılmasının yeterli olmayacağı vurgulandı.Büyük dijital platformlara yönelik düzenlemelerin güçlendirilmesi, veri taşınabilirliği ve birlikte çalışabilirlik yükümlülüklerinin artırılması, platform verilerinin belirli koşullarda paylaşılmasına yönelik mekanizmaların geliştirilmesi ve Dijital Hizmet Vergisi’nin denetim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.Enstitü, Avrupa Birliği’nde büyük platformların “kapı bekçisi” olarak tanımlanarak daha ağır yükümlülüklere tabi tutulduğunu, Türkiye’de ise aynı şirketlere yönelik benzer kapsamda bir düzenlemenin bulunmadığını belirterek bu durumu “düzenleyici asimetri” olarak değerlendirdi.“BAĞIMLILIKLARI SIFIRLAMAK DEĞİL, RİSKLERİ YÖNETMEK”Raporda dijital egemenliğin bütün yabancı teknolojilerden vazgeçmek ya da Türkiye’nin tüm teknoloji alanlarında tamamen kendi kendine yeterli hale gelmesi anlamına gelmediği de vurgulandı.Yarı iletkenlerden bulut altyapılarına, telekom ekipmanlarından büyük dil modellerine kadar teknoloji değer zincirinin küresel ölçekte dağıldığına dikkat çekilen raporda, asıl hedefin tüm dış bağımlılıkları ortadan kaldırmak değil, stratejik risk oluşturan bağımlılıkları belirleyerek yönetilebilir hale getirmek olması gerektiği ifade edildi.Raporun sonuç bölümünde Türkiye’nin önündeki temel tercih, dijital teknolojilerin pasif tüketicisi olmak ya da dijital geleceğin kurallarını şekillendiren ülkeler arasında yer almak şeklinde ortaya konuldu.Enstitüye göre dijital çağda egemenlik; verinin korunması, algoritmaların denetlenmesi, kritik altyapıların yönetilmesi ve teknolojik bağımlılıkların stratejik biçimde kontrol edilmesini de kapsıyor. Raporda, geleceğin egemen devletlerinin en fazla teknoloji satın alan ülkeler değil; teknolojiyi yöneten, düzenleyen, denetleyen ve gerektiğinde alternatiflerini geliştirebilen ülkeler olacağı vurgulandı.

Dijital çağda kamu iletişimine yeni standart

İçişleri Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı iş birliğinde hazırlanan “Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi” tanıtılırken, kamu yöneticilerinin dijital mecralarda daha güvenli, hızlı ve kurumsal iletişim yürütmesi hedefleniyor. Programda deepfake görüntülerden sahte ses kayıtlarına kadar büyüyen dezenformasyon tehdidine karşı ortak mücadele mesajı verildi.Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konferans Salonu’nda “Dijital Çağda Kamu İletişimi” başlıklı panel düzenlendi. İçişleri Bakanlığı ile İletişim Başkanlığının iş birliğinde gerçekleştirilen programda, dijitalleşmenin kamu yönetimi ve devlet-vatandaş iletişimi üzerindeki etkileri ele alınırken “Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi”nin de tanıtımı gerçekleştirildi. Programa İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran katıldı.KAMU İLETİŞİMİNDE DİJİTAL DÖNÜŞÜMProgramın açılışında konuşan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Türkiye Yüzyılı vizyonunun hayata geçirilmesinde iletişimin önemli bir yere sahip olduğunu belirtti. Türkiye’nin köklü devlet geleneğine dikkat çeken Çiftçi, kamu yönetiminde vatandaşla doğrudan iletişim kurulmasının zaman içerisinde güçlendiğini ifade etti.BİMER ve ardından CİMER ile vatandaşların talep, öneri ve şikâyetlerini doğrudan kamu yönetimine ulaştırabildiği kapsamlı bir iletişim modelinin oluşturulduğunu kaydeden Çiftçi, kamu iletişiminin vatandaşın sesini yönetime taşıyan güçlü bir köprü haline geldiğini söyledi. “VATANDAŞIMIZLA DOĞRUDAN VE HIZLI İLETİŞİM KURABİLİYORUZ”Dijitalleşmenin kamu kurumlarına önemli imkânlar sunduğuna işaret eden Çiftçi, afetlerden kriz dönemlerine kadar birçok alanda vatandaşlara hızlı biçimde ulaşılabildiğini belirtti.Dijital iletişim kanalları sayesinde vatandaşların taleplerinin anlık takip edilebildiğini ifade eden Çiftçi, teknolojinin sağladığı avantajların yanında yeni tehditleri de beraberinde getirdiğini vurguladı.Çiftçi, “Artık vatandaşımızla doğrudan ve hızlı iletişim kurabiliyoruz. Afet anında uyarı yapabiliyor, kriz dönemlerinde kamuoyunu bilgilendirebiliyor ve vatandaşlarımızın taleplerini anlık olarak takip edebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.DEEPFAKE VE SAHTE SES KAYITLARINA DİKKAT ÇEKİLDİDijital platformlarda giderek yaygınlaşan yanlış ve yanıltıcı içeriklerin kamu iletişimi açısından önemli bir sorun oluşturduğunu belirten Çiftçi; deepfake videolar, sahte ses kayıtları, organize sosyal medya ağları ve manipülatif içeriklerin gerçek ile yanlış bilgi arasındaki ayrımı zorlaştırdığına dikkat çekti.Özellikle afetler, terör olayları, asayiş hadiseleri, düzensiz göç ve toplumsal hassasiyetin yüksek olduğu dönemlerde yanlış bilginin ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Çiftçi, dezenformasyonla mücadelenin yalnızca iletişim alanının konusu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.Dezenformasyonun kamu düzeni, toplumsal huzur ve milli güvenliği doğrudan ilgilendirdiğini kaydeden Çiftçi, “Devlet olarak, teknolojiyi yalanı büyütmek için kullananları engelleyecek, doğru içeriği üretecek ve hakikatin sesini hep birlikte yükselteceğiz.” dedi.KAMU KURUMLARININ SOSYAL MEDYA HESAPLARI İÇİN GÜVENLİK VURGUSUDijital mecralarda doğru içerik üretmenin yanı sıra kullanılan hesapların güvenliğinin de önem taşıdığını belirten Çiftçi, kamu kurumları ve yöneticilerine ait sosyal medya hesaplarının korunması gerektiğini ifade etti.İki aşamalı doğrulama sistemlerinin kullanılması, sosyal medya hesaplarındaki yetkilendirme süreçlerinin doğru şekilde belirlenmesi ve siber tehditlere karşı kurumsal tedbirlerin alınmasının artık kamu iletişiminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini vurguladı. MÜLKİ İDARE AMİRLERİNE SOSYAL MEDYA REHBERİProgram kapsamında tanıtılan “Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi” ile vali ve kaymakamlar başta olmak üzere mülki idare amirlerinin dijital platformlardaki iletişim faaliyetlerine kurumsal bir çerçeve kazandırılması amaçlanıyor.Bakan Çiftçi, rehber sayesinde mülki idare amirlerinin dijital mecralardaki iletişiminin daha güvenli ve kurumsal standartlar içerisinde yürütülmesini hedeflediklerini söyledi.Rehberin aynı zamanda kamu iletişiminin daha şeffaf ve etkin yürütülmesine, kriz dönemlerinde kamu otoritesinin güvenilir ilk kaynak olmasına, dezenformasyonla mücadelede koordinasyon sağlanmasına ve dijital güvenlik konusunda farkındalığın geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor.TÜRKİYE’DE 62,3 MİLYON AKTİF SOSYAL MEDYA KULLANICISICumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran da dijital teknolojiler ve yapay zekânın yalnızca iletişim araçlarını değil, insanların düşünme biçimlerini, karar alma süreçlerini ve kamu yönetiminin işleyişini de yeniden şekillendirdiğini söyledi.Devletlerin artık yalnızca fiziki sınırlarını değil, dijital varlıklarını, bilgi güvenliğini ve hakikat alanını da korumak zorunda olduğunu ifade eden Duran, kamu iletişiminin devlet yönetiminin stratejik unsurlarından biri haline geldiğini belirtti.Duran, 2026 yılı verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 62,3 milyon aktif sosyal medya kullanıcısının bulunduğunu ve bunun toplam nüfusun yüzde 70,9’una karşılık geldiğini ifade etti.Vatandaşların kamu hizmetlerini artık yalnızca hizmet binalarında değil, dijital platformlarda da deneyimlediğine işaret eden Duran, “Kamu yöneticileri olarak vatandaşımızın olduğu her alanda, her platformda olmak, iletişim kanallarını açık ve aktif tutmak zorundayız.” dedi.DEZENFORMASYON KÜRESEL RİSKLER ARASINDADijitalleşmeyle birlikte bilgiye erişim hızlanırken yanlış ve yanıltıcı içeriklerin yayılma hızının da arttığını belirten Duran, özellikle yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle gerçeğinden ayırt edilmesi zor görüntü ve seslerin iletişim dünyasında önemli bir sorun haline geldiğine dikkat çekti.Duran, 2025 yılı Küresel Risk Raporu’nda dezenformasyonun en önemli kısa vadeli küresel risklerden biri olarak gösterildiğini, 2027 yılında ise en büyük küresel risklerden biri haline gelebileceğinin öngörüldüğünü söyledi.REHBER KAMU YÖNETİCİLERİNE BAŞVURU KAYNAĞI OLACAKYeni sosyal medya rehberinin yalnızca teknik güvenlik tavsiyeleri içermediğini belirten Duran, çalışmanın kamu yönetiminde ortak bir dijital iletişim kültürü oluşturmasına da katkı sağlamasının amaçlandığını ifade etti.Rehberin mülki idare amirleri açısından bir başvuru kaynağı haline geleceğine inandığını dile getiren Duran, sosyal medya kullanımında devlet geleneğinin ve kamu yönetiminin ortak değerlerinin korunmasının önemine dikkat çekti.İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere kamu kurumlarıyla koordinasyon içinde stratejik iletişim kapasitesini geliştirmeye yönelik projeler, eğitim programları ve rehber çalışmalarının devam edeceğini belirten Duran, CİMER ve Dezenformasyonla Mücadele Merkezi aracılığıyla vatandaş-devlet iletişiminin güçlendirilmesi ve kamuoyunun doğrulanmış bilgilerle buluşturulması yönündeki çalışmaların sürdürüleceğini kaydetti.

Yapay zekada dönüşüm iş dünyasının gündeminde

TÜRKONFED Dijital Dönüşüm Komisyonu tarafından düzenlenen “Yeni Nesil Liderlik: Yapay Zekâ ile Dönüşüm Rehberi” programında yaklaşık 1.500 iş insanı ve sivil toplum kuruluşu temsilcisine yapay zekâdan veri okuryazarlığına, üretken yapay zekâ uygulamalarından veri güvenliği ve KVKK uyumuna kadar geniş bir yelpazede eğitim verildi. Programda özellikle KOBİ’lerin yapay zekâ dönüşümünün önemli aktörlerinden biri olabileceğine dikkat çekildi.Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırmak ve yapay zekâ teknolojilerinden daha etkin yararlanmalarını sağlamak amacıyla başlattığı “Yeni Nesil Liderlik: Yapay Zekâ ile Dönüşüm Rehberi” eğitim programını tamamladı.TÜRKONFED Dijital Dönüşüm Komisyonu tarafından gerçekleştirilen program, altı çevrim içi buluşmadan oluştu. Türkiye’nin farklı şehirlerinden, farklı sektör ve ölçeklerdeki şirketlerden yaklaşık 1.500 iş insanı ile sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı eğitimlerde, yapay zekânın işletmeler açısından oluşturduğu fırsatlar ve dönüşüm alanları kapsamlı şekilde değerlendirildi.Program boyunca yapay zekânın yalnızca teknolojik bir yenilik olmadığı, şirketlerin üretimden pazarlamaya, insan kaynaklarından finans yönetimine kadar birçok iş sürecini yeniden şekillendirebilecek önemli bir araç haline geldiği vurgulandı.YAPAY ZEKÂ ŞİRKETLERİN KARAR SÜREÇLERİNE GİRİYOREğitimlerde, yapay zekâ teknolojilerinin şirketlerin rekabet gücü, operasyonel verimliliği ve karar alma süreçleri üzerindeki etkileri üzerinde duruldu. İşletmelerin sahip oldukları verileri doğru analiz etmeleri ve bu verilerden iş sonuçlarına dönük çıktılar üretmelerinin önemi anlatıldı.Programa katılanların önemli bölümünü şirket sahipleri, genel müdürler ve üst düzey yöneticiler oluşturdu. Bu tablo, yapay zekâ dönüşümünün artık yalnızca bilgi teknolojileri birimlerinin gündeminde olmadığını, doğrudan şirket yönetimlerinin stratejik konuları arasına girdiğini de ortaya koydu.Sektörel dağılıma bakıldığında tekstil ve hazır giyim, eğitim, bilişim teknolojileri, hizmet ve gıda sektörleri programa en fazla ilgi gösteren alanlar oldu. Şirket büyüklüğüne göre değerlendirildiğinde ise mikro işletmeler katılımda ilk sırayı aldı. Mikro işletmeleri büyük ölçekli şirketler takip ederken, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin katılım oranlarının birbirine yakın olduğu belirtildi. “KOBİ’LER YAPAY ZEKÂ DÖNÜŞÜMÜNÜN GÜÇLÜ AKTÖRÜ OLABİLİR”TÜRKONFED Dijital Dönüşüm Komisyonu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, yapay zekânın artık yalnızca teknoloji ekiplerinin ilgilendiği bir alan olmaktan çıktığını belirterek, teknolojinin kurum kültürünün sürekli gelişen unsurlarından biri haline geldiğini söyledi.Yeni dönemde şirketler arasındaki farkı yalnızca yapay zekâ araçlarını kullanmanın oluşturmayacağını ifade eden Yelkenbiçer, doğru ihtiyacın belirlenmesi, nitelikli verinin kullanılması ve güçlü bir yönetişim modelinin oluşturulmasının da önem taşıdığına dikkat çekti.Yelkenbiçer, “Yapay zekâyı yalnızca büyük şirketlerin kullanabileceği karmaşık bir teknoloji olmaktan çıkararak her ölçekteki işletme için anlaşılır ve uygulanabilir hale getirmeyi hedefliyoruz. Özellikle KOBİ’ler, hızlı karar alma kabiliyetleri, girişimci yapıları ve müşteriye yakınlıkları sayesinde bu dönüşümün güçlü aktörleri olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.YAPAY ZEKÂNIN GÜNLÜK İŞLERDE KULLANIMI ANLATILDIProgramın önemli başlıklarından birini üretken yapay zekâ teknolojilerinin günlük iş süreçlerine nasıl uyarlanabileceği oluşturdu.Eğitim serisi kapsamında yapay zekânın temel çalışma prensipleri, büyük dil modellerinin çalışma yapısı ve üretken yapay zekâ araçlarının işletmeler tarafından hangi alanlarda kullanılabileceği ele alındı.Katılımcılara yapay zekâ araçlarından daha doğru sonuç alınmasını sağlayan komut oluşturma yöntemleri hakkında da bilgiler verildi. Veri analizi ve karar destek uygulamalarının işletme yönetimine sağlayabileceği katkılar farklı örneklerle değerlendirildi.SATIŞTAN ÜRETİME GENİŞ KULLANIM ALANIYapay zekânın teorik boyutunun yanı sıra şirketlerin günlük faaliyetlerindeki kullanım örneklerine de yer verildi.Müşteri segmentasyonu, stok yönetimi ve talep tahmini gibi alanlarda yapay zekâ destekli sistemlerden nasıl yararlanılabileceği aktarılırken, raporlama süreçlerinin hızlandırılması ve verilerin daha etkin analiz edilmesi konusunda da uygulama örnekleri paylaşıldı.Satış ve pazarlama faaliyetleri, finans, insan kaynakları ve üretim süreçleri de yapay zekânın işletmelerde kullanılabileceği başlıca alanlar arasında gösterildi.Böylece katılımcıların yapay zekâyı yalnızca gelecekte kullanılabilecek bir teknoloji olarak değil, mevcut iş süreçlerinde verimliliği artırabilecek bir araç olarak değerlendirmeleri amaçlandı.VERİ OKURYAZARLIĞI DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDEProgramda üzerinde durulan önemli konulardan biri de veri okuryazarlığı oldu. Yapay zekâ sistemlerinin sağlıklı sonuçlar üretebilmesi için işletmelerin sahip oldukları verilerin niteliğinin ve bu verilerin doğru şekilde yönetilmesinin kritik önem taşıdığı belirtildi. Şirketlerin yapay zekâ yatırımlarına başlamadan önce hangi problemi çözmek istediklerini belirlemeleri, ellerindeki verilerin niteliğini değerlendirmeleri ve teknolojiyi doğrudan iş hedefleriyle ilişkilendirmeleri gerektiğine dikkat çekildi.Bu yaklaşımın, şirketlerin yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmasını değil, yapılan yatırımların ölçülebilir sonuçlara dönüşmesini de sağlayabileceği ifade edildi.KVKK, ETİK VE VERİ GÜVENLİĞİ DE ELE ALINDIYapay zekânın şirketlerde yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan hukuki ve etik konular da eğitim programının başlıkları arasında yer aldı.Katılımcılara veri gizliliği, kişisel verilerin korunması, KVKK uyumu, yapay zekâ sistemlerinde sorumluluk, şeffaflık ve veri güvenliği konularında bilgi verildi.İşletmelerin yapay zekâ sistemlerini kullanırken yalnızca teknolojinin sağlayacağı verimlilik avantajlarına odaklanmaması, kullanılan verilerin güvenliği ve hukuki yükümlülüklerin de dönüşüm sürecinin temel parçaları olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.İŞLETMELERE “KÜÇÜK BAŞLAYIN, SONUÇLARI ÖLÇÜN” ÖNERİSİEğitimlerde işletmelerin yapay zekâ dönüşümüne nasıl başlaması gerektiğine ilişkin yol haritası da paylaşıldı.Şirketlerin ilk aşamada bütün iş süreçlerini aynı anda dönüştürmeye çalışmak yerine, belirli ihtiyaçlara yönelik küçük ölçekli uygulamalarla başlamalarının daha sağlıklı olabileceği belirtildi.Uygulamaların sonuçlarının ölçülmesi, başarılı modellerin belirlenmesi ve elde edilen deneyimin ardından bu çalışmaların şirket geneline yayılması önerildi.Bu yöntemle özellikle sınırlı kaynaklara sahip KOBİ’lerin yapay zekâ teknolojilerine daha kontrollü biçimde geçiş yapabileceği, yatırım risklerini azaltabileceği ve kendi ihtiyaçlarına uygun kullanım alanlarını daha kolay belirleyebileceği ifade edildi.Programın tamamlanmasıyla birlikte, farklı sektör ve büyüklükteki işletmelerin yapay zekâ konusundaki bilgi düzeyinin geliştirilmesi ve teknolojinin iş dünyasında daha bilinçli, güvenli ve verimli şekilde kullanılmasına katkı sağlanması hedefleniyor.

CV’ler siber saldırıların veri kaynağına dönüşebilir

Uzmanlar, ilanlar üzerinden toplanan özgeçmiş bilgilerinin kişilerin dijital profillerinin çıkarılması, hedefli oltalama saldırıları ve kimlik dolandırıcılığı gibi yöntemlerde kullanılabileceği konusunda uyarıyor.İşe alım süreçlerinin giderek dijital platformlara taşınması, iş arayanlar açısından önemli kolaylıklar sağlarken kişisel verilerin güvenliği konusunda yeni riskleri de beraberinde getiriyor. İş başvuruları sırasında paylaşılan özgeçmişlerde yer alan telefon numarası, e-posta adresi, eğitim geçmişi, çalışılan kurumlar, uzmanlık alanları ve referans bilgileri, kötü niyetli kişilerin eline geçtiğinde kapsamlı bir dijital profil oluşturmak amacıyla kullanılabiliyor.Adli Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı Hamza Aytaç Doğanay, dijital platformlarda yayımlanan sahte, yanıltıcı veya gerçek amacı gizlenmiş iş ilanlarının artık yalnızca klasik bir dolandırıcılık yöntemi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.Doğanay, “Yapay zekâ ile güçlenen yeni nesil siber tehditlerde saldırganın hedefi artık yalnızca sistemler değil; insanın kimliği, verisi ve dijital güvenidir.” dedi.“CV ARTIK DİJİTAL KİMLİĞİN BİR PARÇASI”Bir özgeçmişin yalnızca eğitim ve iş deneyimini göstermediğine dikkat çeken Doğanay, CV'lerde kişilerin profesyonel yaşamlarına ilişkin çok sayıda önemli bilginin bir arada bulunduğunu belirtti.Doğanay, “Bugün bir CV; telefon numarası ve e-posta adresinin ötesinde kişinin eğitim geçmişini, çalıştığı kurumları, görevlerini, uzmanlık alanlarını, referanslarını ve kariyer yolculuğuna ilişkin çok sayıda kişisel veriyi barındırıyor. Bu nedenle CV artık yalnızca bir özgeçmiş değil, kişinin dijital kimliğinin ve profesyonel yaşamının ayrıntılı bir veri haritasıdır.” ifadelerini kullandı. Bu bilgilerin başka veri sızıntılarından veya açık internet kaynaklarından elde edilen bilgilerle birleştirilebileceğini belirten Doğanay, ortaya çıkan dijital profillerin sosyal mühendislik, hedefli oltalama, hesap ele geçirme, kimliğe bürünme ve deepfake destekli dolandırıcılık girişimlerinde kullanılabileceğini söyledi.İŞVERENLER DE HEDEF HALİNE GELEBİLİRCV'lerde yer alan görev, yetkinlik ve şirket bilgilerinin saldırganlara kişinin çalıştığı kurumu hedefleme imkânı da sağlayabileceğine dikkat çeken Doğanay, özellikle kritik pozisyonlarda çalışanların bilgilerinin siber saldırganlar açısından değer taşıyabileceğini ifade etti.“Bir CV'nin yanlış ellere geçmesi yalnızca kişisel veri ihlali anlamına gelmeyebilir.” diyen Doğanay, saldırganların bu bilgiler üzerinden kişinin kimlerle bağlantılı olduğunu, hangi alanda çalıştığını ve hangi senaryolarla ikna edilebileceğini analiz edebileceğini kaydetti.“HER İŞ İLANI GERÇEKTEN İŞE ALIM AMACI TAŞIMAYABİLİR”İnternette yayımlanan her iş ilanının gerçek bir personel ihtiyacına dayanmayabileceğini belirten Doğanay, uzun süre yayında kalan veya sürekli yenilenen ilanların da dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.Doğanay, herhangi bir şirket veya platformu doğrudan suçlamanın doğru olmayacağını ancak gerçek bir işe alım yapılmadan kişisel veri toplanıp toplanmadığının incelenmesi gerektiğini belirtti.Gerçek bir açık pozisyon bulunmadığı halde yayımlanan ilanların web sitesi trafiğini artırmak, sosyal medya etkileşimi sağlamak veya büyüyen şirket algısı oluşturmak gibi farklı amaçlar taşıyabileceğini ifade eden Doğanay, bu durumun kişisel verilerin korunması açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.YAPAY ZEK RİSKİ BÜYÜTÜYORYapay zekâ teknolojilerinin büyük miktardaki kişisel verileri kısa sürede analiz edebilmesi, özgeçmiş havuzlarının siber saldırganlar açısından değerini de artırıyor.Doğanay, milyonlarca CV'den oluşan veri havuzlarının kötü niyetli kişilerin eline geçmesi durumunda çalışanların görevlerine, sektörlerine veya şirketlerine göre sınıflandırılabileceğini belirterek, bu verilerin kişiye özel saldırı senaryoları oluşturmak için kullanılabileceğini ifade etti.Bu nedenle işe alım süreçlerinin artık yalnızca insan kaynakları departmanlarının konusu olmadığını vurgulayan Doğanay, siber güvenlik ve kişisel verilerin korunması süreçlerinin de işe alım sistemlerinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini söyledi. İŞE ALIM SÜREÇLERİ İÇİN YENİ STANDART ÇAĞRISIDoğanay, gerçek bir açık pozisyon bulunmadan iş ilanı yayımlanmaması, adaylardan yalnızca gerekli kişisel bilgilerin talep edilmesi ve verilerin hangi amaçla işlendiğinin açık biçimde bildirilmesi gerektiğini belirtti.İşe alım süreci tamamlandıktan sonra ihtiyaç duyulmayan özgeçmişlerin mevzuata uygun şekilde silinmesi gerektiğini ifade eden Doğanay, kariyer platformları ile işverenlerin kişisel veri işleme ve saklama süreçlerinin de düzenli olarak denetlenmesi gerektiğini kaydetti.Aktif olarak iş aramayan kişilere de uyarıda bulunan Doğanay, kullanılmayan kariyer platformu hesaplarının gözden geçirilmesini, ihtiyaç duyulmayan CV'lerin yayından kaldırılmasını ve uzun süre kullanılmayacak hesapların silinmesinin değerlendirilmesini önerdi.“SİBER GÜVENLİK ARTIK İNSAN VERİSİNİ KORUMAKTIR”Yapay zekâ çağında kişisel verilerin ekonomik ve stratejik değerinin daha da yükseldiğine dikkat çeken Doğanay, siber güvenlik anlayışının da buna paralel olarak değişmesi gerektiğini söyledi.Doğanay, “Eskiden siber güvenlik denildiğinde akla sunucular, ağlar ve bilgisayar sistemleri gelirdi. Bugün ise en değerli hedef insanın kendisi ve ona ait veriler. Yapay zekâ çağında siber güvenlik artık yalnızca sistemleri değil, insan verisini korumaktır.” ifadelerini kullandı. İş arayan milyonlarca kişinin özgeçmişlerinin de korunması gereken dijital varlıklar arasında bulunduğunu vurgulayan Doğanay, kişisel veri güvenliğinin yalnızca bireysel mahremiyet meselesi olmadığını, dijital ekonominin güvenliği açısından da önem taşıdığını kaydetti.İşe alım süreçlerinin bundan sonraki dönemde insan kaynakları, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik başlıklarının birlikte ele alındığı bir yapıya dönüşmesi gerektiğini ifade eden Doğanay, yapay zekâ destekli saldırıların yaygınlaşmasıyla bu ihtiyacın daha da belirgin hale geleceğini belirtti.Doğanay, “Yapay zekâ ile güçlenen yeni nesil siber tehditlerde saldırganın hedefi artık yalnızca sistemler değil; insanın kimliği, verisi ve dijital güvenidir.” diyerek, hem işverenlerin hem kariyer platformlarının hem de iş arayanların kişisel verilerin korunması konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Dijital medyada YouTube kazığı: Para kazanma şartları iyice zorlaştırıldı! 60 milyar dolar gelirle hayal satışı

Dijital platformların özgün içerik üreticilerine yönelik kısıtlamalarına YouTube da katıldı. Sabah yazarı Mevlüt Tezel’in aktardığı verilere göre, platform 12 ayda 8 bin saat izlenme ve 90 günde 20 milyon Shorts görüntülenmesi şartı getiriyor. Ayda 10 bin dolar kazananların oranının yüzde 1 ile yüzde 3 arasında kalıyor. Gençlerin hayallerinin sömürüldüğü düzende aslan payını Youtube’un kendisi alıyor. Milyonlarca gencin zengin olma hayali platformun sömürü çarkları arasında eziliyor.

Yapay zeka meslekleri bitirmiyor, dönüştürüyor

Üniversite tercih döneminde yapay zekanın mühendislik mesleklerini ortadan kaldıracağı yönündeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığı belirtilirken, asıl ihtiyacın teknolojiyi geliştirecek nitelikli insan kaynağı olduğu vurgulandı. YAPAY ZEKA MESLEKLERİ ORTADAN KALDIRMIYORÜniversite tercih döneminde özellikle sosyal medya platformlarında sıkça dile getirilen "Yapay zeka yazılımcıları işsiz bırakacak", "Bilgisayar mühendisliğinin geleceği kalmadı" ya da "Teknoloji meslekleri yakında sona erecek" yönündeki yorumlar, birçok gencin kariyer planlamasında soru işaretleri oluşturuyor. Teknolojik dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte bu tartışmalar daha görünür hale gelirken, sektör temsilcileri mevcut verilerin bu karamsar tabloyu doğrulamadığını belirtiyor.Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), üniversite tercih döneminde yaptığı değerlendirmede, yapay zekanın bazı görevleri otomatikleştireceğini ancak mühendislik ve teknoloji alanlarındaki insan kaynağı ihtiyacını ortadan kaldırmayacağını vurguladı. Açıklamada, esas riskin yapay zekanın gelişmesi değil, bu teknolojiyi geliştirecek ve yönetecek nitelikli insan kaynağının yeterince yetiştirilememesi olduğu ifade edildi.Son yıllarda üretken yapay zeka uygulamalarının hızla yaygınlaşması, iş dünyasında önemli değişimleri beraberinde getirdi. Yazılım geliştirmeden finans sektörüne, üretimden sağlık hizmetlerine kadar pek çok alanda yapay zeka çözümleri kullanılmaya başlanırken, bu dönüşümün istihdam üzerindeki etkisi de en çok tartışılan başlıklardan biri haline geldi. Ancak uluslararası kuruluşların yayımladığı raporlar, teknolojik dönüşümün kitlesel işsizliğe değil, iş yapış biçimlerinin yeniden şekillendiği bir döneme işaret ettiğini ortaya koyuyor. Rutin görevler giderek otomasyon sistemlerine devredilirken, analitik düşünme, problem çözme, sistem tasarlama, veri yönetimi ve siber güvenlik gibi alanlarda uzman ihtiyacının büyümeye devam ettiği belirtiliyor.ULUSLARARASI ARAŞTIRMALAR YENİ İŞ ALANLARININ BÜYÜYECEĞİNİ GÖSTERİYORDeğerlendirmede yer verilen uluslararası araştırmalar, yapay zeka teknolojilerinin istihdam üzerindeki etkisinin sanılanın aksine yeni fırsatlar oluşturduğunu ortaya koyuyor.Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) öngörülerine göre 2030 yılına kadar dünya genelinde yaklaşık 170 milyon yeni iş rolü ortaya çıkacak. Aynı dönemde 92 milyon iş dönüşüm geçirirken, küresel ölçekte net 78 milyon yeni istihdam oluşturulması bekleniyor. Raporda en hızlı büyümesi öngörülen alanların başında büyük veri, yapay zeka, makine öğrenmesi ve siber güvenlik geliyor. Bu tablo, dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte teknoloji alanındaki uzman ihtiyacının azalmadığını, aksine farklı uzmanlık alanlarıyla birlikte genişlediğini gösteriyor.Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan raporlarda da üretken yapay zekanın meslekleri tamamen ortadan kaldırmaktan çok çalışma biçimlerini değiştireceği belirtiliyor. Buna göre birçok meslek varlığını sürdürecek ancak çalışanların kullandığı araçlar, görev dağılımları ve ihtiyaç duyulan beceriler önemli ölçüde farklılaşacak. OECD'nin değerlendirmeleri de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Yapay zeka teknolojilerini kullanan şirketlerin yarısından fazlasında yüksek eğitimli çalışan ihtiyacının arttığı belirtilirken, özellikle teknik uzmanlık gerektiren pozisyonlarda insan kaynağı talebinin büyümeye devam ettiği ifade ediliyor.Sektör temsilcilerine göre bu gelişmeler, gelecekte yalnızca teknolojiyi kullanan değil; geliştiren, denetleyen, güvenliğini sağlayan ve etik sınırlar içinde yöneten profesyonellerin daha fazla önem kazanacağını gösteriyor.TÜRKİYE'DE BİLİŞİM SEKTÖRÜ BÜYÜMEYE DEVAM EDİYORKüresel dijital dönüşüm Türkiye'deki bilgi ve iletişim teknolojileri sektörüne de yansıyor. Paylaşılan verilere göre sektör geçtiğimiz yıl yaklaşık yüzde 45 büyüyerek 54 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğe ulaştı. Sektörde çalışan sayısı da aynı dönemde yüzde 17 artış göstererek 289 bine yükseldi. Bu artış, teknoloji alanındaki gelişmenin yalnızca ekonomik büyüklükle sınırlı kalmadığını, istihdama da doğrudan katkı sunduğunu ortaya koyuyor.Bununla birlikte uzmanlar, mevcut büyüme hızının korunabilmesi için nitelikli insan kaynağının artırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle yazılım geliştirme, veri bilimi, yapay zeka, bulut bilişim ve siber güvenlik alanlarında yetişmiş uzman ihtiyacının önümüzdeki yıllarda daha da artacağı öngörülüyor. Küresel bilişim pazarının önümüzdeki beş yıl içinde 8,4 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmasının beklendiği hatırlatılırken, Türkiye'nin bu büyümeden daha fazla pay alabilmesi için teknoloji üreten bir ekosistem oluşturmasının önem taşıdığı ifade ediliyor. YAPAY ZEKA YENİ BECERİLERİ ÖNE ÇIKARIYORTeknolojik dönüşüm yalnızca kullanılan araçları değil, iş dünyasının ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri de değiştiriyor. Günümüzde şirketler artık sadece belirli yazılımları kullanabilen çalışanlar değil, yapay zeka sistemlerini anlayan, geliştiren, denetleyen ve farklı sektörlere uyarlayabilen uzmanlara ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle rutin işlerin otomasyona devredilmesiyle birlikte insan kaynağının değeri azalmak yerine daha nitelikli alanlara kayıyor.Özellikle sistem tasarımı, algoritma geliştirme, veri analizi, siber güvenlik, etik değerlendirme ve yapay zeka çıktılarının doğrulanması gibi konular, teknoloji sektörünün öncelikli çalışma alanları arasında yer alıyor. Yapay zeka pek çok işlemi hızlandırsa da hangi verilerin kullanılacağına, sonuçların nasıl yorumlanacağına ve güvenliğin nasıl sağlanacağına ilişkin kararlar hâlâ insan uzmanlığı gerektiriyor. Bu nedenle teknoloji alanında eğitim alan gençlerin yalnızca programlama dillerini öğrenmeleri yeterli görülmüyor. Analitik düşünme, disiplinler arası çalışma, problem çözme, iletişim becerisi ve etik sorumluluk gibi yetkinliklerin de geleceğin mesleklerinde belirleyici olacağı ifade ediliyor.Sektör temsilcileri, yapay zekanın insanların yerine geçen bir teknoloji olarak değil, insanların daha verimli çalışmasını sağlayan güçlü bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu yaklaşımın hem eğitim politikalarının hem de kariyer planlamalarının temelini oluşturması gerektiği vurgulanıyor.TÜRKİYE'NİN REKABET GÜCÜ YETİŞMİŞ İNSAN KAYNAĞINA BAĞLIDeğerlendirmede, Türkiye'nin dijital dönüşüm sürecinde yalnızca teknoloji tüketen değil, teknoloji geliştiren ülkeler arasında yer almasının stratejik önem taşıdığına dikkat çekildi. Bunun için güçlü bir mühendislik altyapısı, nitelikli araştırmacılar ve yenilikçi girişimcilik ekosisteminin birlikte geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak da yapay zekanın bazı görevleri otomatikleştireceğinin açık olduğunu ancak bundan teknoloji mesleklerine ihtiyaç kalmayacağı sonucunun çıkarılamayacağını söyledi. Tombalak, yapay zeka sistemlerinin tasarlanması, eğitilmesi, test edilmesi, siber saldırılara karşı korunması ve güvenilir biçimde kullanılmasının çok daha fazla mühendislik bilgisi gerektirdiğini belirterek, gelecekte yalnızca yapay zeka uzmanlarının değil, kendi alanında yapay zekayı doğru kullanan doktorların, hukukçuların, mühendislerin, tasarımcıların ve yöneticilerin de öne çıkacağını ifade etti.Türkiye'nin küresel teknolojileri yalnızca kullanan değil, kendi yazılımını geliştiren, verisini koruyan ve yüksek katma değerli teknoloji üreten bir ülke olmasının önemine dikkat çeken Tombalak, bunun ancak geniş ve nitelikli bir teknoloji ekosistemiyle mümkün olabileceğini dile getirdi. Bu doğrultuda orta ve uzun vadede yaklaşık 1 milyon nitelikli teknoloji çalışanına ulaşılmasının stratejik bir insan kaynağı hedefi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tombalak, eğitim kurumları ile sektörün bu hedef doğrultusunda birlikte hareket etmesinin önemine işaret etti.ÜNİVERSİTELER İLE SEKTÖR ARASINDAKİ İŞ BİRLİĞİ GÜÇLENDİRİLMELİAçıklamada, yapay zeka çağının ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirebilmek için üniversiteler ile özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiği de vurgulandı.Temel bilimler ve mühendislik disiplinlerinin güçlü yapısının korunmasının yanı sıra müfredatların yapay zeka, veri bilimi, siber güvenlik ve teknoloji etiği gibi alanlarla güncellenmesinin kaçınılmaz hale geldiği belirtildi. Böylece öğrencilerin yalnızca teorik bilgiyle değil, güncel teknolojilere hâkim şekilde mezun olmalarının sağlanabileceği ifade edildi. İş dünyasına yönelik çağrıda ise şirketlerin deneyimli çalışan ihtiyacının yanında yeni mezunlara yönelik staj, aday mühendislik ve ilk iş programlarını artırmasının sektörün geleceği açısından önemli olduğu kaydedildi. Gençlerin henüz eğitim sürecindeyken gerçek projelerde görev almasının hem deneyim kazanmalarını hem de iş hayatına daha hızlı uyum sağlamalarını kolaylaştıracağı değerlendirildi.Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesiyle akademik bilgi ile sektör deneyiminin ortak projelerde buluşturulmasının, yapay zeka çağının ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetişmesine önemli katkı sağlayacağı ifade edildi.GENÇLERE KORKUYLA DEĞİL BİLGİYLE HAREKET ETME ÇAĞRISIÜniversite tercih döneminde teknoloji alanlarına ilişkin yanlış veya eksik bilgilerin gençlerin kariyer planlarını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekilen açıklamada, yapay zeka konusunda oluşan karamsar söylemlerin bilimsel verilerle desteklenmediği belirtildi. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda rekabet avantajı sağlayacak unsur, yapay zekadan kaçınmak değil; onu anlayan, geliştiren ve farklı alanlarda etkin biçimde kullanabilen insan kaynağını yetiştirmek olacak. Bu nedenle gençlerin tercihlerini kısa süreli tartışmalardan ziyade uzun vadeli teknolojik dönüşüm doğrultusunda değerlendirmeleri önem taşıyor.Değerlendirmede son olarak, yapay zeka çağında en büyük riskin teknolojinin ilerlemesi değil, bu ilerlemeyi yönetecek insan kaynağının yeterince yetiştirilememesi olduğu vurgulandı. Türkiye'nin dijital ekonomide daha güçlü bir konuma ulaşmasının; üniversitelerin, özel sektörün, kamu kurumlarının ve gençlerin ortak vizyon doğrultusunda hareket etmesiyle mümkün olacağı belirtilirken, geleceğin yalnızca yapay zekayı kullananların değil, onu geliştiren ve yöneten toplumların şekillendireceği ifade edildi.

Yapay Zeka Siber Riskleri Büyütüyor

Araştırmaya göre şirketler artık yalnızca dış tehditlere değil, mevcut güvenlik sistemlerinin tespit edemediği "kör noktalara" karşı da dayanıklılık geliştirmek zorunda. YAPAY ZEKA SİBER TEHDİTLERİN HIZINI VE KAPSAMINI DEĞİŞTİRİYOR Yapay zeka teknolojilerindeki hızlı gelişim, iş dünyasında dijital dönüşümü hızlandırırken siber güvenlik alanındaki riskleri de yeniden şekillendiriyor. Yeni nesil yapay zeka sistemleri iş süreçlerini kolaylaştırırken, aynı teknolojiler siber saldırıların daha hızlı, daha karmaşık ve daha etkili hale gelmesine de zemin hazırlıyor. Bu durum şirketlerin güvenlik anlayışını yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Farklı sektörlerden 800'ü aşkın siber güvenlik yöneticisinin katılımıyla hazırlanan Küresel Siber Güvenlik Araştırması, kurumların artık yalnızca dış kaynaklı saldırılarla değil, kendi sistemlerinde fark edemedikleri güvenlik açıklarıyla da mücadele etmek zorunda kaldığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre siber güvenlik yöneticilerinin yüzde 70'i en kritik risklerin mevcut güvenlik çözümlerinin göremediği alanlarda bulunduğunu ifade ediyor. Araştırma sonuçları, siber güvenliğin yalnızca bilgi teknolojileri ekiplerinin sorumluluğu olmaktan çıktığını ve kurumların operasyonel dayanıklılığı ile iş sürekliliğinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Günümüzde yaşanabilecek bir siber saldırının yalnızca veri kaybına değil, üretimin durmasına, hizmetlerin aksamasına ve kurumsal güvenin zedelenmesine de yol açabileceği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre gelişmiş yapay zeka sistemleri sayesinde güvenlik açıklarının belirlenmesi ve saldırıya dönüştürülmesi için gereken süre önemli ölçüde kısaldı. Daha önce saatler hatta günler sürebilen bazı işlemler artık saniyeler içerisinde gerçekleştirilebiliyor. Bu nedenle şirketlerin yalnızca saldırı sonrasında müdahale eden sistemler yerine, sürekli izleme ve erken uyarı mekanizmalarına yatırım yapmaları gerektiği belirtiliyor. GÖRÜNMEYEN GÜVENLİK AÇIKLARI YENİ RİSK ALANI OLUŞTURUYOR Araştırmanın öne çıkardığı en önemli başlıklardan biri, şirketlerin "kör nokta" olarak tanımlanan alanlarda yeterli görünürlüğe sahip olmaması oldu. Güvenlik çözümlerinin kapsayamadığı bu bölgeler, saldırganların en fazla yararlandığı zafiyetler arasında gösteriliyor. Bulgulara göre en fazla risk taşıyan alanların başında operasyonel teknoloji sistemleri ve fiziksel varlıklar geliyor. Bunları üçüncü taraf iş ortaklarıyla kurulan dijital bağlantılar ile yapay zeka tabanlı sistemler takip ediyor. Şirketler dijital dönüşüm kapsamında üretim tesislerinden sensörlere, akıllı cihazlardan otomasyon sistemlerine kadar çok sayıda altyapıyı birbirine bağlıyor. Ancak dijital bağlantı sayısı arttıkça güvenlik açısından izlenmesi gereken alanlar da genişliyor. Uzmanlar özellikle gerçek zamanlı görünürlük sağlayamayan kurumların saldırıları erken aşamada tespit etmekte zorlanabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kritik sistemlerin sürekli izlenmesi ve güvenlik verilerinin tek merkezden analiz edilmesi yeni dönemin en önemli ihtiyaçları arasında gösteriliyor. DİJİTAL DÖNÜŞÜM KRİTİK SEKTÖRLERDE YENİ GÜVENLİK İHTİYAÇLARI DOĞURUYOR Araştırma, dijitalleşmenin hız kazandığı sektörlerde siber risklerin de arttığını ortaya koyuyor. Özellikle altyapı hizmetleri, ulaşım sistemleri ve sanayi tesislerinde kullanılan dijital sistemler kritik öneme sahip olduğu için bu alanlarda güvenlik yatırımları daha fazla önem kazanıyor. Demiryolu altyapıları, trafik yönetim sistemleri ve uzaktan izleme teknolojileri gibi birçok kritik yapı artık dijital ağlar üzerinden yönetiliyor. Bu sistemlerde yaşanabilecek güvenlik sorunlarının yalnızca bilgi kaybına değil, fiziksel hizmetlerin aksamasına da neden olabileceği belirtiliyor. Araştırmada yaşam bilimleri sektörünün de dikkat çeken alanlardan biri olduğu görülüyor. Klinik araştırmalar, laboratuvar süreçleri, ilaç geliştirme çalışmaları ve üretim sistemlerinde yapay zeka kullanımının yaygınlaşması, bu alanlarda veri güvenliği ve siber dayanıklılığı daha kritik hale getiriyor. Madencilik, metal, perakende ve endüstriyel üretim sektörlerinde de benzer şekilde dijitalleşmenin hızlandığına işaret edilirken, güvenlik yatırımlarının bu dönüşümle aynı hızda ilerlemesinin önem taşıdığı vurgulanıyor. BİLGİ TEKNOLOJİLERİ İLE OPERASYONEL SİSTEMLER BİRLİKTE KORUNMALI Araştırma, siber güvenliğin yalnızca bilgi işlem altyapısını korumaktan ibaret olmadığını, üretim süreçleriyle doğrudan bağlantılı operasyonel sistemlerin de aynı ölçüde güvenlik planlamasının parçası olması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle enerji, sanayi, üretim ve altyapı sektörlerinde kullanılan operasyonel teknolojilerin dijital ağlarla daha fazla entegre olması, olası siber saldırıların yalnızca veri kaybına değil, üretim süreçlerinin durmasına veya fiziksel hizmetlerin aksamasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor. Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 59'u bilgi teknolojileri ve operasyonel teknoloji ekipleri arasında ortak risk değerlendirmeleri yürütüyor. Kuruluşların yüzde 56'sı farklı birimlerden oluşan ekiplerle koordinasyon sağlarken, yüzde 51'i ise her iki yapıyı aynı anda izleyebilen ortak görünürlük sistemlerinden yararlanıyor. Buna karşın kurum genelindeki tüm riskleri tek merkezde toplayan ortak risk kayıt sistemlerini kullanan şirketlerin oranı yalnızca yüzde 27 seviyesinde bulunuyor. Bulgular, birçok işletmenin teknoloji yatırımlarını artırmasına rağmen bütüncül risk yönetimi konusunda gelişime ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre dijitalleşme arttıkça bilgi işlem ekipleri ile operasyon ekiplerinin daha koordineli çalışması, güvenlik stratejilerinin de kurumun tamamını kapsayacak şekilde oluşturulması gerekiyor. YAPAY ZEKA YENİ GÜVENLİK ALANLARINI DA BERABERİNDE GETİRİYOR Araştırma sonuçları, yapay zekanın kurumlara önemli verimlilik avantajları sunarken yeni güvenlik risklerini de gündeme taşıdığını ortaya koyuyor. Bugün birçok kuruluş yapay zekayı tehdit analizi, anormal hareketlerin tespiti, güvenlik olaylarının önceliklendirilmesi ve saldırılara daha hızlı müdahale edebilmek amacıyla kullanıyor. Ancak aynı teknoloji kötü niyetli kişiler tarafından daha karmaşık saldırılar geliştirmek için de kullanılabiliyor. Araştırmaya göre teknoloji şirketleri siber güvenlik bütçelerinin ortalama yüzde 20'sini yapay zeka uygulamalarına ayırırken, diğer sektörlerde bu oran yüzde 14 seviyesinde bulunuyor. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde yapay zeka sistemlerinin güvenliği, eğitim verilerinin korunması, algoritmaların güvenilirliği ve kimlik doğrulama süreçlerinin daha fazla önem kazanacağını değerlendiriyor. Bu nedenle kurumların yalnızca yapay zekayı kullanmaları değil, kullandıkları yapay zeka sistemlerini de güvenli hale getirmeleri gerektiği ifade ediliyor. KUANTUM TEKNOLOJİLERİ DE GÜVENLİK GÜNDEMİNDE YER ALIYOR Araştırmanın dikkat çektiği başlıklardan biri de kuantum bilişim teknolojilerinin gelecekte siber güvenlik üzerinde oluşturabileceği etkiler oldu. Katılımcıların büyük bölümü kuantum teknolojilerinin önümüzdeki yıllarda mevcut şifreleme yöntemlerini değiştirebilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyor. Bu nedenle birçok kurum uzun vadeli güvenlik planlarında kuantum dayanıklı güvenlik altyapılarını da değerlendirmeye başladı. Uzmanlara göre kuantum bilişim bugün için günlük operasyonları doğrudan etkileyen bir tehdit oluşturmuyor. Ancak teknolojinin gelişim hızı dikkate alındığında şirketlerin gelecekte kullanılacak güvenlik standartlarına bugünden hazırlık yapması önem taşıyor. ŞİRKETLER SALDIRILARI ÖNLEMEKTEN ÇOK DAHA FAZLASINI HEDEFLİYOR Araştırma, siber güvenlik anlayışında önemli bir değişime işaret ediyor. Artık yalnızca saldırıları engellemek yeterli görülmüyor. Kurumların aynı zamanda saldırı gerçekleştiğinde hizmetlerini kesintisiz sürdürebilecek operasyonel dayanıklılığa sahip olması gerekiyor. Bu kapsamda rapor; kritik varlıkların sürekli izlenmesi, güvenlik açıklarının hızla giderilmesi, kritik iş süreçlerinin korunması, modern güvenlik teknolojilerine yatırım yapılması, üçüncü taraf risklerinin düzenli takip edilmesi ve ağ güvenliğinin güçlendirilmesini öncelikli başlıklar arasında sıralıyor. Araştırma bulguları, dijital dönüşüm hızlandıkça siber güvenliğin yalnızca bilgi teknolojileri departmanlarının teknik sorumluluğu olmaktan çıktığını, şirketlerin rekabet gücünü, iş sürekliliğini ve kurumsal güvenilirliğini doğrudan etkileyen stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Yapay zeka destekli yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte, gelecekte başarılı olacak kurumların yalnızca dijitalleşmeyi hızlandıranlar değil; bu dönüşümü güçlü, bütüncül ve sürekli güncellenen siber güvenlik stratejileriyle destekleyebilen şirketler olacağı değerlendiriliyor.

Yapay zeka sentetik virüs üretti: Hastalıklara karşı yeni umut

Yapay zeka kullanılarak doğada daha önce rastlanmayan ve bakterileri enfekte edebilen 16 yeni virüs üretildi. Stanford Üniversitesi ve Arc Institute araştırmacılarının gerçekleştirdiği çalışmada, genetik dizilimleri analiz etmek üzere geliştirilen Evo adlı yapay zeka modeli kullanıldı ve modelin oluşturduğu yüz binlerce tasarım arasından seçilen adayların bir bölümü laboratuvar ortamında işlevsel virüslere dönüştürüldü.

SpaceX roket parçası Ay’a çarptı: Danuri oluşan krateri görüntüledi

Güney Kore Uzay Ajansı (KASA), SpaceX’e ait kontrolden çıkan bir roket parçasının Ay yüzeyine düştüğünü duyurdu. Yörünge aracı Danuri tarafından kaydedilen yüksek çözünürlüklü fotoğraflar, çarpışmanın ardından yüzeyde meydana gelen değişimi olay öncesi görüntülerle karşılaştırmalı olarak gözler önüne serdi. SpaceX yetkilileri olayın kaza sonucu yaşandığını açıklarken, astronomlar meydana gelen patlamayı analiz etmeyi sürdürüyor.

Dünya genelinde yapay zeka devlerine boykot hareketleri başladı! ChatGPT ve Claude neden boykot ediliyor?

ChatGPT ve Claude gibi milyonlarca kişinin kullandığı popüler sohbet botları, askeri kullanım kaygıları ve devasa telif ihlalleri nedeniyle büyük bir güven krizinin ortasında. QuitGPT kampanyası etrafında birleşen kullanıcılar, teknoloji devlerini şeffaflığa ve insan denetimine çağırıyor. Tüketiciler yapay zeka şirketlerini, gerekli düzenlemeleri yapmaya zorlamak için en etkili yöntem olan boykotu tercih ediyor.

Erken yaşta sosyal medya kullanan çocuklar için kritik uyarı! Araştırma okul başarısındaki düşüşü ortaya koydu

Küçük yaşlarda sosyal medya ile tanışan çocukların akademik gelişimi üzerindeki etkileri yeniden gündemde. İtalya'da gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, sosyal medya kullanım yaşının öğrencilerin bazı derslerdeki başarı düzeyiyle doğrudan bağlantılı olabileceğini ortaya koydu.

Yapay Zekâ Çağında Enerji Yarışı Hızlanıyor

YAPAY ZEKÂ VE ENERJİ ARASINDAKİ İLİŞKİ YENİ DÖNEMİN EN KRİTİK BAŞLIĞI HALİNE GELİYOR Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı gelişim yalnızca dijital dönüşümü değil, enerji sektörünü de doğrudan etkileyen yeni bir dönemi beraberinde getiriyor. İş dünyasından kamu kurumlarına kadar birçok alanda yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, veri işleme kapasitesine duyulan ihtiyacı artırırken, bu büyümenin sürdürülebilmesi için güçlü enerji altyapısının gerekliliği her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda ülkelerin dijital rekabet gücünü belirleyecek temel unsurlardan biri, yapay zekâ yatırımları ile enerji altyapısını aynı strateji içinde yönetebilme kapasitesi olacak. EY tarafından yayımlanan "Karşılıklı Etkileşim" başlıklı rapor da bu dönüşümün iki yönlü ilerlediğine dikkat çekiyor. Raporda, yapay zekânın enerji sektöründe verimlilik, operasyonel yönetim ve sürdürülebilirlik açısından önemli fırsatlar sunduğu belirtilirken, yapay zekânın gelişimini sürdürebilmesi için de güvenilir, düşük karbonlu ve kesintisiz enerji altyapısına ihtiyaç duyduğu vurgulanıyor. Rapor, yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişkinin artık birbirinden bağımsız iki sektör olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor. Dijital ekonominin büyümesi enerji yatırımlarını hızlandırırken, enerji sektöründe yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması da üretimden dağıtıma kadar birçok alanda verimlilik artışı sağlıyor. Böylece iki alan birbirini besleyen stratejik bir ekosisteme dönüşüyor. Uzmanlara göre geçmişte dijitalleşme daha çok yazılım ve donanım yatırımları üzerinden değerlendirilirken, bugün veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacı nedeniyle elektrik üretim kapasitesi de dijital dönüşümün ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Bu durum, enerji planlamasını yalnızca elektrik üretimi açısından değil, dijital ekonominin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir konu haline getiriyor. VERİ MERKEZLERİNİN ENERJİ İHTİYACI HIZLA BÜYÜYOR Raporda dikkat çekilen en önemli başlıklardan biri, veri merkezlerinin küresel enerji tüketimindeki payının giderek artması oldu. Yapay zekâ uygulamalarının büyük veri işleme kapasitesine ihtiyaç duyması nedeniyle dünya genelinde yeni veri merkezi yatırımları hız kazanırken, buna bağlı olarak elektrik talebi de sürekli yükseliyor. Rapora göre günümüzde veri merkezleri küresel elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturuyor. Ancak bu oranın önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi bekleniyor. Yapay zekâ odaklı tipik bir veri merkezinin yaklaşık 100 bin hanenin elektrik tüketimine eşdeğer enerji kullandığı belirtilirken, inşası devam eden en büyük veri merkezlerinin bunun yaklaşık 20 katı enerji tüketebileceği öngörülüyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre küresel veri merkezi kapasitesi 2020-2025 döneminde yıllık ortalama yüzde 13 büyüyerek 60 gigavattan 114 gigavata ulaştı. Mevcut eğilimin sürmesi halinde 2030 yılına kadar toplam kurulu kapasitenin 226 gigavata çıkması bekleniyor. Bu büyüme, elektrik üretiminden iletim altyapısına kadar enerji sektöründe kapsamlı yatırımları zorunlu hale getiriyor. Veri merkezlerinin enerji ihtiyacındaki yıllık artışın yaklaşık yüzde 12 seviyesinde olduğu belirtilirken, yalnızca 2025-2030 döneminde küresel elektrik talebindeki artışın yaklaşık yüzde 7'sinin veri merkezlerinden kaynaklanabileceği ifade ediliyor. Daha uzun vadeli projeksiyonlarda ise bu oranın yüzde 9 seviyelerine ulaşabileceği öngörülüyor. Rapor, veri merkezi yatırımlarının yalnızca teknoloji sektörünü değil, ekonomik büyümeyi de desteklediğine dikkat çekiyor. Özellikle ABD'de yapay zekâ odaklı yatırımların iş yatırımları ve gayri safi yurt içi hasıla büyümesinin önemli itici güçlerinden biri haline geldiği belirtiliyor. BÜYÜK TEKNOLOJİ YATIRIMLARI ENERJİ PLANLAMASINI DEĞİŞTİRİYOR Yapay zekâ alanındaki küresel rekabet, teknoloji şirketlerinin yatırım planlarını da yeniden şekillendiriyor. Rapora göre dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri, üretken yapay zekânın çalışma hayatını ve ekonomik üretimi köklü biçimde değiştireceği beklentisiyle bu alana yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. 2020-2025 yılları arasında beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcamalarının yüzde 280'in üzerinde arttığı tahmin edilirken, bu yatırımların önemli bölümünü yeni veri merkezleri oluşturuyor. Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025-2030 döneminde yaklaşık 7 trilyon dolara ulaşabileceği ve dünya genelinde 2 binden fazla yeni veri merkezinin devreye alınabileceği öngörülüyor. 2025 yılı sonu itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 12 bin veri merkezinin faaliyet göstermesi beklenirken, bunların yaklaşık yüzde 45'inin ABD'de, yüzde 27'sinin ise Avrupa'da yer aldığı belirtiliyor. Bu tablo, yapay zekâ rekabetinin aynı zamanda enerji altyapısı yatırımları açısından da ülkeler arasında yeni bir yarış başlattığını gösteriyor. Uzmanlara göre veri merkezlerinin büyümesi yalnızca enerji üretim kapasitesini artırmayı gerektirmiyor. Elektrik iletim hatları, şebeke yatırımları, depolama sistemleri ve düşük karbonlu enerji kaynaklarına yönelik yatırımların da eş zamanlı olarak geliştirilmesi gerekiyor. Aksi halde yapay zekâ yatırımlarının büyüme hızı enerji altyapısındaki sınırlamalar nedeniyle yavaşlayabiliyor. JEOPOLİTİK RİSKLER VE ENERJİ GÜVENLİĞİ ÖNE ÇIKIYOR Raporda dikkat çekilen bir diğer başlık ise küresel belirsizlikler oldu. Veri merkezlerinin gelecekteki enerji ihtiyacına ilişkin projeksiyonların yalnızca teknolojik gelişmelere değil, jeopolitik gelişmelere de bağlı olduğu ifade ediliyor. Düşük karbonlu enerji üretim kapasitesi, elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi, yapay zekâ çiplerinin üretimi ve kritik bileşenlere erişim gibi birçok faktörün veri merkezi yatırımlarını doğrudan etkilediği belirtiliyor. Özellikle son dönemde yaşanan jeopolitik gerilimlerin, çip üretimi ve veri depolama sistemlerine yönelik küresel tedarik zincirlerinde yeni belirsizlikler oluşturduğu değerlendiriliyor. Uzmanlara göre enerji güvenliği ile dijital güvenlik artık birbirinden ayrı değerlendirilemiyor. Yapay zekâ altyapısının kesintisiz çalışabilmesi için güvenilir enerji arzı kadar kritik teknolojilere erişimin de güvence altına alınması gerekiyor. AVRUPA'DA VERİ MERKEZİ YATIRIMLARI YENİ BÖLGELERE KAYIYOR Rapora göre Avrupa'nın veri merkezi ekosistemi de önemli bir dönüşüm sürecine giriyor. Geleneksel veri merkezi bölgelerinde arazi ve enerji kısıtlarının artması nedeniyle yatırımcıların yeni lokasyonlara yöneldiği belirtiliyor. Şebeke kapasitesi yüksek, enerji maliyetleri daha düşük ve uygun arazi imkânı sunan bölgelerin önümüzdeki yıllarda daha fazla yatırım çekmesi bekleniyor. Özellikle makine öğrenmesi uygulamalarını destekleyen büyük ölçekli veri merkezlerinde kullanıcıya yakın olmaktan çok enerji maliyetlerinin belirleyici hale geldiği ifade ediliyor. Raporda Orta Avrupa'nın bu dönüşümden en fazla yararlanabilecek bölgeler arasında bulunduğu belirtiliyor. Bölgenin enerji üretiminin yaklaşık yüzde 65'inin yenilenebilir enerji, hidroelektrik ve nükleer enerji gibi düşük karbonlu kaynaklardan sağlanmasının önemli avantaj oluşturduğu ifade ediliyor. 2035 yılına kadar veri merkezlerinin bazı Avrupa ülkelerinde ulusal elektrik talebinin önemli bölümünü oluşturabileceği öngörülüyor. Norveç'te veri merkezlerinin toplam elektrik tüketimindeki payının yaklaşık yüzde 9'a, Danimarka'da yüzde 13'e, İsveç'te ise yüzde 8'in üzerine çıkabileceği tahmin ediliyor. EY Türkiye Enerji Sektör Lideri ve EY-Parthenon Şirket Ortağı Cem Çamlı da yapay zekânın yalnızca dijital dönüşümün değil, enerji dönüşümünün de temel belirleyicilerinden biri haline geldiğini belirtiyor. Çamlı, sektörler arasında koordinasyonu erken sağlayan, altyapı planlamasını uyumlu hale getiren ve yönetişim modellerini güncelleyen enerji şirketlerinin yapay zekânın sağladığı verimlilikten daha güçlü şekilde yararlanacağını ifade ediyor. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda ülkelerin ve şirketlerin rekabet gücü; güvenilir enerji altyapısı, dijital yetkinlikler ve sürdürülebilirlik hedeflerini aynı strateji altında birleştirebilme becerisine bağlı olacak. Yapay zekâ yatırımlarının başarısının yalnızca işlem kapasitesiyle değil, bu dönüşümü destekleyecek enerji ekosisteminin gücüyle de şekilleneceği değerlendiriliyor.

Yapay zeka destekli dolandırıcılıkta yeni dönem

Uzmanlar, klasik güvenlik önlemlerinin yetersiz kalabildiğine dikkat çekerek, hem kurumların hem de bireylerin dijital güvenlik konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini belirtiyor. Dijital dönüşüm, iş dünyasında operasyonel süreçleri hızlandırırken siber suçluların kullandığı yöntemler de her geçen gün daha gelişmiş hale geliyor. Özellikle üretken yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte ses klonlama, deepfake videolar, yapay zekâ ile hazırlanan oltalama e-postaları (AI phishing), sahte QR kodlar ve IBAN değiştirme girişimleri dijital dolandırıcılıkta yeni bir dönemin kapısını araladı. IBM X-Force, Verizon Data Breach Investigations Report (DBIR) ve Deloitte tarafından yayımlanan uluslararası araştırmalar da yapay zekâ destekli siber saldırıların son iki yılda önemli ölçüde arttığını ortaya koyuyor. Siber güvenlik uzmanları, üretken yapay zekâ araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte saldırıların artık çok daha kişiselleştirilmiş ve hedef odaklı gerçekleştirildiğini, bu nedenle klasik güvenlik reflekslerinin yetersiz kalabildiğini belirtiyor. ŞİRKETLER KADAR BİREYLER DE RİSK ALTINDA Uzmanlara göre yapay zekâ destekli dolandırıcılık yalnızca büyük şirketleri hedef almıyor. Bankacılık işlemleri, e-ticaret ödemeleri, sosyal medya hesapları ve mobil bankacılık uygulamalarını kullanan bireyler de bu saldırıların hedefi haline geliyor. Özellikle aile bireylerinin veya yakınların sesi taklit edilerek acil para talebinde bulunulması, sahte yatırım teklifleri ve kargo bildirimi görünümündeki mesajlar son dönemde en sık kullanılan yöntemler arasında yer alıyor. Dolandırıcıların yapay zekâ sayesinde kişilerin sosyal medya hesaplarından topladıkları bilgilerle güven veren senaryolar oluşturabildiği belirtilirken, uzmanlar bilinmeyen bağlantılara tıklanmaması, kişisel bilgilerin paylaşılmaması ve ödeme taleplerinin mutlaka ikinci bir iletişim kanalı üzerinden doğrulanması gerektiğini vurguluyor. "ARTIK SALDIRILAR SİSTEMİ DEĞİL, İNSANI HEDEF ALIYOR" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, dijital dolandırıcılığın artık yalnızca bilgi işlem birimlerinin değil, şirket yönetimlerinin de öncelikli gündem maddelerinden biri haline geldiğini söyledi. Eskiden siber saldırıların daha çok teknik altyapıyı hedef aldığını belirten Çiftçi, günümüzde ise güven ilişkisini istismar eden çok daha karmaşık yöntemlerle karşı karşıya olunduğunu ifade etti. Çiftçi, "Bugün birkaç saniyelik bir ses kaydıyla şirket yöneticisinin sesi klonlanabiliyor. Çalışanlara gerçekmiş gibi görünen ödeme talimatları gönderilebiliyor ya da tedarik zincirindeki ödeme süreçleri manipüle edilebiliyor. Risk artık yalnızca teknolojik değil; operasyonel, finansal ve itibari boyut da taşıyor." dedi. YAPAY ZEKÂ DOLANDIRICILIĞI DAHA İNANDIRICI HALE GETİRİYOR Dolandırıcılık girişimlerinin artık çok daha hedef odaklı hazırlandığını belirten Çiftçi, saldırganların şirketlerin internet siteleri, sosyal medya hesapları ve kamuya açık bilgilerini analiz ederek gerçekçi senaryolar oluşturabildiğini söyledi. Muhasebe birimine gönderilen bir ödeme talimatının şirket yöneticisinden gelmiş gibi görünebildiğini ifade eden Çiftçi, tedarikçiden gönderilmiş izlenimi veren IBAN değişikliği mesajları veya ses kayıtlarının çalışanlar tarafından kolaylıkla gerçek sanılabildiğini belirtti. Yapay zekânın yalnızca saldırıları daha ikna edici hale getirmediğini, aynı zamanda tespit edilmelerini de zorlaştırdığını vurgulayan Çiftçi, özellikle finans, sağlık, üretim, lojistik ve perakende gibi yoğun dijital işlem yapılan sektörlerde risk seviyesinin her geçen gün arttığını kaydetti. ŞİRKETLER GÜVENLİK POLİTİKALARINI GÜNCELLİYOR Yapay zekâ kaynaklı tehditlerin artmasıyla birlikte şirketlerin de siber güvenlik politikalarını yeniden şekillendirdiği belirtiliyor. Birçok kurum, kritik finansal işlemlerde çok aşamalı doğrulama sistemlerine geçerken, çalışanlara düzenli siber güvenlik eğitimleri veriyor. Özellikle muhasebe, insan kaynakları ve satın alma birimlerinde görev yapan çalışanların yapay zekâ destekli dolandırıcılık yöntemleri konusunda bilinçlendirilmesi, saldırıların önlenmesinde önemli rol oynuyor. Uzmanlar, yalnızca güvenlik yazılımlarına yatırım yapmanın yeterli olmadığını, kurum kültürünün de siber güvenliği merkeze alan bir anlayışla oluşturulması gerektiğini ifade ediyor. SİBER SİGORTALARDA YENİ İHTİYAÇLAR ORTAYA ÇIKIYOR Yapay zekâ destekli dolandırıcılık yöntemlerinin yaygınlaşması, siber sigorta alanında da yeni çözümleri gündeme getiriyor. Çiftçi, veri ihlalleri, fidye yazılımları, dijital varlık kayıpları ve iş durmasına karşı geliştirilen siber sigorta poliçelerinin önemli koruma sağladığını ancak yapay zekâ kaynaklı yeni saldırı yöntemleri nedeniyle teminat kapsamlarının da yeniden şekillendiğini söyledi. Ses klonlama, deepfake teknolojileri, algoritmik manipülasyonlar ve sosyal mühendislik saldırılarının önümüzdeki dönemde sigorta sektöründe yeni ürün ve teminatların geliştirilmesini zorunlu kılacağını belirten Çiftçi, her kurumun faaliyet alanına göre farklı risklerle karşı karşıya olduğunu ve bu nedenle standart poliçelerin her zaman yeterli koruma sağlamayabileceğini ifade etti. EN GÜÇLÜ SAVUNMA BİLİNÇLİ ÇALIŞANLAR Dijital dolandırıcılıkla mücadelede insan faktörünün hâlâ en önemli savunma mekanizması olduğunu vurgulayan Çiftçi, teknolojik yatırımlar kadar çalışan eğitimlerinin de kritik önem taşıdığını belirtti. Çiftçi, çalışanların düzenli siber güvenlik farkındalık eğitimlerinden geçirilmesi, ödeme süreçlerinde çift doğrulama sistemlerinin uygulanması ve kritik finansal işlemlerin farklı iletişim kanalları üzerinden mutlaka teyit edilmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle telefonla iletilen ödeme talimatlarının, ses kayıtlarının veya elektronik posta mesajlarının tek başına yeterli kabul edilmemesi gerektiğini belirten Çiftçi, insan denetiminin finansal süreçlerden çıkarılmamasının önemine dikkat çekti. QR KOD VE IBAN DEĞİŞİKLİĞİ TALEPLERİNE KARŞI UYARI Son dönemde sahte QR kodlar ve IBAN manipülasyonlarının da önemli dolandırıcılık yöntemleri arasında yer aldığını belirten Çiftçi, vatandaşların ödeme yapmadan önce QR kodun kaynağını mutlaka doğrulaması gerektiğini söyledi. IBAN değişikliği taleplerinin yalnızca e-posta veya mesajla gelmesi halinde işlem yapılmaması gerektiğini vurgulayan Çiftçi, bu tür taleplerin mutlaka telefonla veya farklı bir iletişim kanalı üzerinden doğrulanmasını önerdi. Yapay zekâ ile oluşturulmuş ses veya görüntü kayıtlarına koşulsuz güven duyulmaması gerektiğini belirten Çiftçi, özellikle üst düzey yöneticilerin kimliklerini taklit eden saldırıların önümüzdeki yıllarda daha da artmasının beklendiğini ifade etti.

Sam Altman, OpenAI ajanlarının şirketleri hacklemesi üzerine milletvekilleriyle buluştu: Gelişim hızının yavaşlatılması gündemde

OpenAI'ın güvenlik testi sırasında kontrolden çıkan yapay zeka sisteminin dış platformlardaki hesaplara erişmesi Washington'ı harekete geçirdi. CEO Sam Altman Senato’da üst düzey temaslarda bulunurken, ABD Başkanı Donald Trump yapay zeka alanında yeni kontrol adımlarının değerlendirildiğini açıkladı.

OpenAI 100 bin akademisyene ücretsiz GPT-5.6 erişimi sunacak

OpenAI, akademik araştırmalarda yapay zeka kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla 'ChatGPT for Academic Researchers' programını duyurdu. Bu yaz 10 bin akademisyenle başlayıp 2027 sonuna kadar 100 bin kişiye ulaşması hedeflenen program kapsamında, bilimsel çalışmalara 250 milyon dolardan fazla kaynak aktarılacak.

Nvidia’dan yapay zeka güvenliği için yeni ittifak

ABD’li çip üreticisi Nvidia, yapay zeka sistemlerinin daha güvenli ve sorumlu biçimde kullanılmasını desteklemek amacıyla yeni bir oluşum başlattı. “Open Secure AI Alliance” adı verilen ittifak, güvenlik açıklarının tespit edilmesi ve giderilmesi için açık teknolojilere dayalı araçların geliştirilip paylaşılmasını hedefliyor.

Uzaydaki yerli imza Türksat 6A, görevi sırasında 192 milyon kilometreyi aştı

Abdulkadir Uraloğlu, AA muhabirine, 9 Temmuz 2024'te uzaya fırlatılan Türksat 6A'ya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türksat 6A'nın yörünge testlerinin başarıyla tamamlanmasının ardından 21 Nisan 2025'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle ticari hizmete alındığını anımsatan Uraloğlu, "Türkiye'nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A, uzaydaki görevine kesintisiz devam ediyor. Ülkemizin uzaydaki yerli imzası Türksat 6A, 192 milyon kilometreyi geride bıraktı." ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, Türkiye'nin uzay vatanda varlığını güçlendirdiğini ve daha da güçlendirmek için çalışmalarını aralıksız sürdürdüğünü, bu kapsamda Türksat 7A için de süreçlerin hızlandığını anlattı.

Türksat 6A'nın geniş kapsama alanıyla Türkiye'nin uzay ve haberleşme kapasitesi için önemli bir kilometre taşı olduğuna işaret eden Uraloğlu, şöyle devam etti:

"TÜBİTAK UZAY, TUSAŞ, Aselsan, CTech ve TÜRKSAT başta olmak üzere yüzlerce Türk mühendisinin, araştırmacısının ve yerli sanayi kuruluşunun ortak emeğiyle hayata geçirilen Türksat 6A, 42 derece doğu yörüngesinde 437 günü yani 10 bin 416 saat görevi geride bıraktı. Hizmete girdiği günden bu yana Türkiye'nin uydu haberleşme kapasitesine aralıksız katkı sağlayan Türksat 6A, yalnızca teknolojik bir başarı olmakla kalmayıp, Türkiye'nin küresel uydu pazarındaki rekabet gücünü de yepyeni bir boyuta taşıdı."

Uzaydaki yerli imza Türksat 6A

"TÜRKSAT uyduları üzerinden yayın yapan kanal sayısı 1 yılda yüzde 20 arttı"

Uraloğlu, batı ve doğu kapsama alanlarına sahip olan uydu ile doğu kapsamasının önemli ölçüde genişlediğine dikkati çekerek, Hindistan, Tayland, Malezya ve Endonezya'nın da kapsama alanına dahil edilmesiyle, TÜRKSAT uydularının dünya genelinde erişebildiği nüfusun 3,5 milyardan 5 milyara yükseldiğini söyledi.

Bu gelişmeyle özellikle yurt dışı merkezli TV kanalı sayısında da önemli artış yaşandığını dile getiren Uraloğlu, şu değerlendirmede bulundu:

"Türksat 6A uydusunun hizmete girmesiyle sağlanan Güney Asya açılımı, TÜRKSAT'ın küresel yayıncılık pazarındaki büyüme ivmesini tarihi bir rekora taşırken TÜRKSAT uyduları üzerinden yayın yapan kanal sayısı sadece 1 yılda yüzde 20'lik artış yakaladı. Yurt dışı merkezli kanal sayısındaki artış ise 5 yılda yüzde 50 gibi rekor düzeyde oldu. Yapılan anlaşmalarla Türksat 6A uydusu üzerinden yayın yapan uluslararası kanal sayısı 69'u buldu."

Uraloğlu, uzayda kesintisiz olarak TÜRKSAT tarafından izlenen ve yönetilen Türksat 6A'nın uzayda bulunduğu süre zarfında katettiği 192 milyon kilometre mesafenin, astronomik ölçekte değerlendirildiğinde, dünya ile ay arasındaki ortalama uzaklığın 500 katına ve 250 kez gidiş-dönüşe denk geldiğini bildirerek, aynı menzilin dünya ile güneş arasındaki 150 milyon kilometrelik uzaklığı aştığını ve dünya ile mars arasındaki en yakın mesafenin 3,5 katına yani yaklaşık 55 milyon kilometreye tekabül ettiğini dile getirdi.

Türksat 6A'nın yerlilik oranına da dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:

“Türksat 6A, yüzde 80'in üzerindeki yerlilik oranı ile hizmete girerken tamamı yerli sanayinin eseri olan 84 kritik ekipman, uydunun hizmete girdiği ilk günden bu yana söz konusu 10 bin 416 saattir zorlu uzay koşullarında sıfır hatayla ve kesintisiz olarak başarıyla görev yapıyor. En az 15 yıl görev ömrüne sahip olan bu proje sayesinde Türkiye, kendi haberleşme uydusunu tasarlayabilen, geliştirebilen, üretebilen, test edebilen ve yörüngede işletebilen dünyadaki 11 seçkin ülkeden biri konumuna yükseldi.”

Muhabir: Samet Tunç

Güvenlik incelemesinden kaçan Meta'ya ABD'den e-postalı ihtar: Şeffaflıktan kaçma!

Ciddi güvenlik açıklarıyla ülkeleri dijital uçuruma sürüklemekle eleştirilen sosyal medya şirketlerinin keyfi dönemi kapanıyor. Facebook ve Instagram’ı bünyesinde bulundan Meta şirketi, yapay zeka modellerini hukuki incelemeye sunmaktan kaçınıyor. OpenAI, Google, Microsoft, Anthropic gibi devler benzer eleştirilere maruz kalınca ABD hükümetiyle işbirliği kararı almıştı. Meta ise kapılarını devlete kapatan tek geliştirici olarak kuşkuların odağında yer alıyor. Washington yönetimi, olası güvenlik açıklarını tespit etmek için Meta'ya e-posta yoluyla baskı kurdu.

Xiaomi’nin humanoid robotu 17T Pro ile fotoğraf çekti

Xiaomi’nin yeni insansı robotu, 17T serisi tanıtımında sahne alarak biyonik eliyle akıllı telefonu kontrol etti ve fotoğraf çekti. Fabrika ortamında gerçek görevlere hazırlanan robotun donanımı güçlendirilirken, merakla beklenen Xiaomi 17T ve 17T Pro modellerinin fiyatları da resmi olarak açıklandı.

Bilim kurgu gerçek oldu: Yapay zeka sessiz kalp krizlerini yakalıyor

Kalbin her atışı yalnızca kan pompalamıyor aynı zamanda son derece zayıf bir manyetik iz de bırakıyor. Yıllardır laboratuvar ortamlarında incelenen bu sinyaller yapay zeka destekli yeni nesil sistemler sayesinde artık hastanelerde kullanılabilecek seviyeye yaklaşıyor. Araştırmacılar çevredeki yoğun elektromanyetik paraziti filtreleyerek kalbin ürettiği manyetik alanları daha net okumayı hedefliyor.

Çinli şirketler, çip sektöründe uzun vadeli yatırım için özel sermaye fonu kurdu

Ulusal basında yer alan haberlere göre, Changzhi Hanhai adı verilen özel yatırım fonu, 3,91 milyar yuan (577 milyon dolar) sermaye ile Şanghay Pudong Özel Bölge'de kuruldu.

CXMT'ye bağlı iştiraki Changxin Xinju'nun yüzde 30'una sahip olduğu özel yatırım fonunda, Guangdong merkezli fon şirketi Dongguan Trust'ın yüzde 29,4, Şanghay yerel yönetimine bağlı Shanghai SSCI yatırım fonu yüzde 20, Alibaba'nın bağlı iştiraki Hangzhou Haoyue yüzde 10,2 ve çip donanımları üreticisi Advanced Micro-Fabrication Equipment (AMEC) yüzde 7,7 paya sahip bulunuyor.

Özel yatırım fonunun, çip sektöründe kısa vadeli girişim sermayesi ile finanse edilmesi mümkün olmayan derin teknolojik araştırma geliştirme faaliyetleri için uzun vadeli sermaye desteği sağlaması amaçlanıyor.

Araştırma ve geliştirmeye odaklı sermaye fonunun kurulması, Çin'in ABD'nin ihracat ve yatırım kısıtlamalarına karşı çip sektöründeki kendine yeterliliği geliştirme hedefinin uzantısı olarak görülüyor.

Çin hükümeti de son yıllarda ileri teknoloji çip üretiminin kamuya ait yatırım fonları ve halka arz gibi araçlarla uzun dönemli finanse edilmesini destekliyor.

Muhabir: Samet Tunç

Uçan taksi yarışında 2026 dönüm noktası: Çin sahada, ABD ise temkinli

Fütüristik projelerden ticari gerçekliğe dönüşen eVTOL (elektrikli dikey kalkış ve iniş) araçlarında küresel yarış hız kazandı. Çin otonom yolcu uçuşları ve seri üretim fabrikalarıyla sahada erken avantaj yakalarken, ABD havacılık sertifikaları ve altyapı hazırlıklarıyla daha temkinli ve kontrollü bir strateji yürütüyor.

150'den fazla matematikçi hükümetleri yapay zeka konusunda uyardı: Abartılara inanmayın!

Dünyanın dört bir yanından 150'den fazla matematikçi, yapay zekanın asırlık problemleri çözdüğü yönündeki iddialara karşı hükümetleri uyardı. 'Leiden Yapay Zeka ve Matematik Bildirisi'ni yayımlayan uzmanlar, teknoloji şirketlerinin ticari çıkarlar nedeniyle başarıları abarttığını belirterek, yapay zekanın 'doğru gibi görünen ama hatalı' çözümler ürettiğine dikkat çekti.

Cevdet Yılmaz: Yapay zekada 10 basamak yükseldik

Yapay Zeka Politikalar Derneği (AIPA) tarafından Ankara'da düzenlenen AI Tomorrow Summit 2026'da konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye'nin yapay zeka alanında son yıllarda önemli bir ilerleme kaydettiğini belirtti. Türkiye'nin yapay zeka endeksinde 2021'de 44'üncü sırada yer alırken 2024 yılı sonunda 34'üncü sıraya yükseldiğini ifade eden Yılmaz, bu başarının küresel rekabet gücünü artırdığını söyledi. Yeni dönemde güçlü insan kaynağı, yüksek başarımlı hesaplama altyapıları, veri ekosistemi ve sektörel yapay zeka uygulamalarına odaklanacaklarını vurgulayan Yılmaz, Cumhurbaşkanı tarafından açıklanacak yeni Yapay Zeka Vizyonu ve Eylem Planı'nın Türkiye'nin teknoloji hedeflerine yön vereceğini kaydetti.YAPAY ZEKADA YENİ DÖNEM BAŞLIYORTürkiye'nin yapay zeka alanında uluslararası sıralamada yükseldiğini belirten Yılmaz, "Ülkemiz strateji belgemizin yayın yılı olan 2021'de yapay zeka endeksinde 44'üncü sırada yer alırken 2024 yılı sonu itibarıyla 34'üncü sıraya yükselerek küresel rekabette önemli bir ivme yakalamıştır. Diğer taraftan, ülkemizin Milli Teknoloji Hamlemizi daha ileriye taşımayı hedefleyerek gelecek döneme dair Yapay Zeka Vizyonumuz ve Eylem Planımız 13 Haziran tarihinde Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyu ile paylaşılacaktır. Yeni dönemde odağımızı; güçlü insan kaynağı, yüksek başarımlı hesaplama altyapıları, veri ekosistemi, sektörel uygulamalar ve yönetişim mekanizmaları oluşturacaktır. Dünyada son dönemde öne çıkan agentic yapay zeka uygulamaları, egemen yapay zeka yaklaşımları, veri egemenliği ve yeni nesil model mimarileri gibi başlıkları da bu yeni dönemin önemli çalışma alanları arasında görüyoruz" dedi. KAMU YAPAY ZEKA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURULDUYapay zeka alanındaki çalışmaları daha etkin koordine etmek amacıyla Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğü'nün kurulduğunu, kamu-özel sektör iş birliğinin ise Ulusal Yapay Zeka Stratejisi Yönlendirme Kurulu aracılığıyla güçlendirileceğini söyleyen Yılmaz, "Aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı bünyesinde Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğünü hayata geçirdik. Bu adımlar, yapay zeka alanındaki çalışmaların daha güçlü bir koordinasyonla yürütülmesini sağlayacak; kamu kurumlarımızın bu teknolojilerden daha etkin biçimde yararlanmasına katkıda bulunacaktır. Önümüzdeki dönemde başkanlığını yürüttüğüm Ulusal Yapay Zeka Stratejisi Yönlendirme Kurulu çalışmalarıyla da kamu ve özel sektör kurumları arasında eşgüdüm ve iş birliğini daha da üst seviyelere çıkarmayı öngörüyoruz" diye konuştu.TÜRKÇE BÜYÜK DİL MODELİ VURGUSUCumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkçe Büyük Dil Modeli çalışmalarına büyük önem verdiklerini belirterek, yerli verilerle eğitilen ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına göre geliştirilen yapay zeka çözümlerini desteklediklerini söyledi. Türkiye'nin yapay zeka alanında kendi teknolojik kapasitesini geliştirmeyi hedeflediğini ifade eden Yılmaz, özellikle yerli ve milli imkanlarla geliştirilen projelerin öncelikli destek alanları arasında bulunduğunu kaydetti. YAPAY ZEKA EKOSİSTEMİ GÜÇLENDİRİLİYORYapay zekanın sağlık, finans, eğitim ve telekomünikasyon başta olmak üzere birçok sektörde ekonomik ve toplumsal fayda sağlayacağını vurgulayan Yılmaz, bu alanlarda yürütülen çalışmaların artırılarak devam ettiğini belirtti. TÜBİTAK destekleriyle yapay zeka projelerini sürdürdüklerini dile getiren Yılmaz, Yapay Zeka Ekosistemi ve Kamu Yapay Zeka Ekosistemi çağrıları aracılığıyla üniversiteler, araştırma merkezleri, özel sektör kuruluşları ve kamu kurumlarını ortak projelerde bir araya getirdiklerini ifade etti.ETİK VE HUKUKİ ÇERÇEVE VURGUSUYapay zekanın iş gücü piyasasına etkilerine de değinen Yılmaz, bazı mesleklerin dönüşüme uğradığını ve bazı iş alanlarının ortadan kalktığını, ancak bunun yanında yeni mesleklerin ve uzmanlık alanlarının da ortaya çıktığını söyledi. Teknolojik dönüşüm sürecinde sürdürülebilirliğin önemine dikkat çeken Yılmaz, yapay zeka teknolojilerinin etik ilkeler ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde geliştirilmesi gerektiğini, ancak bu düzenlemelerin yenilikçiliği engelleyecek boyutlara ulaşmaması gerektiğini ifade etti. İŞ BİRLİĞİ PROTOKOLLERİ İMZALANDIProgram kapsamında AIPA Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu tarafından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a yapay zeka teknolojileri kullanılarak hazırlanan özel bir tablo hediye edildi. Ayrıca Yılmaz'ın şahitliğinde AIPA ile ASO arasında ve AIPA ile MEXT arasında iş birliği protokollerinin imzalandığı tören gerçekleştirildi.STANTLARI ZİYARET ETTİEtkinliğin devamında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, toplu fotoğraf çekiminin ardından fuaye alanındaki stantları ziyaret etti. Başta Türk Uzay Ajansı (TUA) ve Google olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların stantlarını gezen Yılmaz, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Program, ziyaretlerin ardından gerçekleştirilen oturumlarla devam etti.

Yapay zekanın geleceği Ankara’da konuşuldu

Yumaklı, tarımda dijital dönüşüme yönelik yeni yol haritasının yakında açıklanacağını belirtirken, Bolat ise ticaret ve gümrük süreçlerinde yapay zeka destekli uygulamaların yaygınlaştırıldığını söyledi.Yapay Zeka Politikalar Derneği (AIPA) tarafından Ankara’da düzenlenen AI Tomorrow Summit 2026, kamu, özel sektör ve teknoloji dünyasının temsilcilerini bir araya getirdi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu Başkanı Fatih Dönmez, AIPA Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu ile çok sayıda davetlinin katıldığı zirvede, yapay zekanın tarım, ticaret ve kamu hizmetlerindeki dönüştürücü etkisi ele alındı. Etkinlikte konuşan Yumaklı ve Bolat, Türkiye'nin yapay zeka odaklı dönüşüm sürecine ilişkin yürütülen çalışmalar ve yeni hedefler hakkında değerlendirmelerde bulundu. "YAPAY ZEKA TARIMIN GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR"Bakan Yumaklı, günümüzde ülkelerin gücünün yalnızca sahip oldukları doğal kaynaklarla değil, bilgi üretme, veriyi etkin yönetme ve teknolojiyi doğru kullanma kapasiteleriyle belirlendiğini söyledi. Tarım sektörünün artan ihtiyaçlar karşısında daha az kaynakla daha fazla üretim yapmak zorunda olduğuna işaret eden Yumaklı, "Bu hedefe ulaşmanın yolu ise bilimi, teknolojiyi ve insan aklını üretim süreçleriyle buluşturan modellerdir. Tam da bu noktada yapay zeka teknolojileri, tarımın geleceğini yeniden şekillendiren stratejik bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapay zeka; toprağın ihtiyacını analiz edebilmekte, bitki hastalıklarını erken teşhis edebilmekte, sulama zamanını belirleyebilmekte, verim tahminleri yapabilmekte, hayvancılık işletmelerinin sürü yönetimini optimize edebilmekte ve milyonlarca veriyi saniyeler içinde işleyerek üreticimize karar desteği sunabilmektedir. Kısacası yapay zeka, tarımda yalnızca bir teknoloji değil; verimliliğin, sürdürülebilirliğin en önemli anahtarıdır" dedi.AKILLI ÜRETİM DÖNEMİTürkiye'nin hem vatandaşların gıda arz güvenliğini sağladığını hem de çok sayıda tarım ve gıda ürününü dünya pazarlarına ulaştırdığını belirten Yumaklı, yeni dönemde başarının yalnızca üretim miktarıyla değil, üretimin ne kadar akıllı ve verimli yapıldığıyla ölçüleceğini söyledi. Türkiye'nin sahip olduğu tarımsal bilgi birikimi ve tecrübenin yapay zeka ile dijital teknolojilerle desteklenmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Yumaklı, bu dönüşümün sektörün geleceğini şekillendireceğini vurguladı.Gençlerin teknoloji üretme kapasitesini tarımla buluşturmayı hedeflediklerini dile getiren Yumaklı, kırsal kalkınma desteklerinde gençlere öncelik verdiklerini belirtti. Araştırma enstitüleri, Ar-Ge merkezleri ve teknoloji odaklı projeler aracılığıyla tarımsal bilgi birikimini geleceğe taşıdıklarını kaydeden Yumaklı, kuraklık, hastalıklar ve iklim değişikliğine dayanıklı yeni çeşitler geliştirerek yerli üretim kapasitesini güçlendirdiklerini, tarımda dijital dönüşümün artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini söyledi. TARIMDA DİJİTAL DÖNÜŞÜM İÇİN YENİ YOL HARİTASITarımda yapay zeka kullanımını artırmak amacıyla bir araştırma merkezi kurduklarını ve sektörün dijital dönüşümüne yönelik strateji belgesini yakında açıklayacakları belirten Yumaklı,"Bu doğrultuda, TAGEM bünyesinde Yapay Zeka ve Dijital Tarım Teknolojileri Araştırma Merkezimizi kurduk. Aynı zamanda Tarım ve Orman Sektöründe Yapay Zeka Destekli Dijital Dönüşüm Strateji Belgesi ve Eylem Planımızı hazırladık. Bu belgeyle; veriye dayalı yönetim anlayışını güçlendirmeyi, dijital dönüşüm kapasitemizi artırmayı, yapay zeka uygulamalarını yaygınlaştırmayı ve sektörümüzü geleceğe daha güçlü hazırlamayı hedefliyoruz. Strateji Belgemizi yakın bir zamanda sizlerle paylaşmış olacağız" diye konuştu.YAPAY ZEKANIN GÖRÜNMEYEN MALİYETİYapay zekanın sadece fırsatlar değil, ciddi kaynak tüketimi ve maliyetler de doğurduğunu belirten Bolat, "Dünya genelindeki veri işleme ihtiyacının yüzde 90'ından fazlası henüz karşılanmamış durumdadır. Bir başka ifadeyle, küresel veri potansiyelinin büyük bölümü hala işlenmemiş, etiketlenmemiş ve değere dönüştürülmemiş hâldedir. Yapay zekanın görünmeyen maliyetlerinden biri, veri merkezlerinde ısınan işlemcilerin soğutulması için harcanan su kaynaklarıdır. Güncel araştırmalara göre, 100 kelimelik tek bir yapay zeka komutu, sunucuların soğutulması için yaklaşık 519 mililitre tatlı su tüketmektedir. Küresel yapay zeka talebinin 2027 yılına kadar 4,2 ila 6,6 milyar metreküp su çekimine yol açacağı; bu miktarın bir ülkenin yıllık toplam su tüketiminden daha fazla olduğu öngörülmektedir. Tek bir büyük dil modelinin eğitimi için yaklaşık 5,4 milyon litre su ihtiyacı söz konusudur. Bir teknoloji şirketinin yurt dışındaki veri merkezi kampüsünün ise tek bir ayda 43 milyon litre su tükettiğini vurgulamak durumundayım" ifadelerini kullandı.KRİTİK HAMMADDELERDE DIŞA BAĞIMLILIK RİSKİYapay zeka teknolojilerinin ihtiyaç duyduğu kritik hammaddeler ve altyapı üzerindeki küresel bağımlılık riskine dikkat çeken Bolat, "Bu alandaki en stratejik risk, arzdan ziyade işleme kapasitesinin belirli ülkelerde yoğunlaşmasıdır. Mevcut verilere göre, nadir toprak elementlerinin küresel ayrıştırma ve rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 91'i, mıknatıs üretiminin ise yaklaşık yüzde 94'ü Çin’in kontrolündedir. Nitekim ihracat kısıtlamaları sonrasında galyum fiyatları yüzde 365, germanyum fiyatları yüzde 400’e kadar artmıştır. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) sektör verilerine dayanarak veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2024 yılındaki 415 teravatsaat düzeyinden 2030 sonuna kadar yaklaşık iki katına çıkarak 945 teravatsaate yükseleceği beklenmektedir" dedi.YAPAY ZEKADA BÜYÜME HEDEFİTürkiye'nin Oxford Insights Hükümet Yapay Zeka Hazırlık Endeksi'nde 193 ülke arasında 53'üncü sırada yer aldığını belirten Bolat, ülkenin yapay zeka alanında güçlü bir gelişim potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Türkiye'de 3 bin 500'ü aşkın akademisyen ve 1100'den fazla girişimcinin bu alanda faaliyet gösterdiğini kaydeden Bolat, yapay zekanın ekonomiye katkısını artırmayı hedeflediklerini, bu kapsamda GSYH'ye katkının yüzde 5'e, istihdamın ise 50 bin kişiye çıkarılmasının amaçlandığını ifade etti.E-ticaret ve e-ihracatta yapay zeka destekli dönüşüm çalışmalarının sürdüğünü belirten Bolat, E-Kolay İhracat Platformu'nun (E-KİP) girişimcilere destek sağladığını söyledi. Ticaret Bakanlığı bünyesinde geliştirilen yeni sistemlerle ürün güvenliği, risk analizi ve serbest bölgelerdeki yönetim süreçlerinde dijitalleşmenin güçlendirildiğini de sözlerine ekledi. GÜMRÜKLERDE YAPAY ZEKA DÖNEMİGümrüklerde yapay zeka ve makine öğrenmesi teknolojilerini kullanarak riskli işlemleri daha hızlı ve doğru tespit ettiklerini belirten Bolat, "Devreye aldığımız Dış Ticaret Anomali Tespit Sistemi sayesinde eşya, ülke ve firma bazlı olağandışı hareketleri kısa sürede matematiksel ve istatistiksel modellerle anında tespit ediyoruz. Yürüttüğümüz makine öğrenmesi destekli mali risk analizi çalışmalarımız kapsamında, 2026 yılında ithalatımızın yüzde 10’luk kısmı riskli görülerek fiziki kontrole sevk edilmiş, yaptığımız cari kontrollerde 7,6 milyar lira vergi ve teminatın eksik beyan edilmesi engellenmiştir" dedi.SINIR GÜVENLİĞİNDE YAPAY ZEKA DESTEĞİSınır kapılarında riskli unsurların tespitinde yapay zeka destekli sistemlerden yararlandıklarını belirten Bolat, makine öğrenmesiyle çalışan MUHAFIZ programının evrakları risk derecesine göre sınıflandırdığını ve taşıt hareketlerindeki olağandışı durumları tespit ettiğini söyledi. X-Ray Görüntü Paylaşım Ağı Projesi'nin de devreye alınacağını kaydeden Bolat, bu teknolojik dönüşüm sayesinde uyuşturucu ve kaçakçılıkla mücadelede önemli sonuçlar elde edildiğini ifade etti.Gümrük işlemlerinde yapay zeka kullanımını artırmayı hedeflediklerini dile getiren Bolat, belgelerin dijitalleştirileceğini, yapay zeka destekli sistemlerle denetim süreçlerinin daha doğru ve hızlı yürütüleceğini belirtti. Ayrıca TARA sistemine eklenecek yeni özelliklerle ürünlerin tarife kodlarının saniyeler içinde belirlenebileceğini ve Ticaret Veri Analitiği Merkezi'nin (TiVAM) kurulacağını söyledi.TİCARETTE DİJİTALLEŞME HIZ KAZANIYORTicarette bürokrasiyi azaltmak ve işlemleri hızlandırmak için dijitalleşme çalışmalarını sürdürdüklerin ifade eden Bolat, "Bir girişimcimizin şirket kurarken veya ana sözleşmesinde değişiklik yaparken bürokrasiyle zaman kaybetmesini istemiyoruz. Merkezi Sicil Kayıt Sistemi'ni, yani MERSİS'i her geçen gün daha da geliştiriyoruz. 2025 yılının hemen başında tüm ticaret sicili işlemlerini MERSİS Mobil uygulamamıza taşıyarak cebinize kadar indirdik. İç ticaretimizin geleceği olan elektronik ticaret tarafında ise teknolojiyi sadece kullanan değil, aynı zamanda bu teknolojinin sektörel etkilerini ölçerek veriye dayalı politikalar üreten bir vizyonla Türkiye’de E-Ticaretin Görünümü Raporu 2025 kapsamında, e-ticaret ekosistemimizin yapay zeka röntgenini çektik" diye konuştu.

AB’nin yapay zeka planı: Süper bilgisayarlar ve dev fabrikalarla rekabet kızıştı

Avrupa Birliği yapay zeka alanındaki küresel rekabette geri kalmamak için hem güçlü regülasyon adımları hem de dev altyapı yatırımlarıyla yeni bir döneme giriyor. Giga fabrikalar, süper bilgisayarlar ve 20 milyar avroyu aşan projelerle AB, ABD ve Çin karşısında teknoloji yarışını hızlandırmayı hedefliyor.

Hyundai'den dev robot atılımı: 2028'e kadar 25 bin Atlas geliyor

Hyundai, üretim tesislerinde insansı robot kullanımını büyük ölçekte yaygınlaştırmaya hazırlanıyor. Güney Koreli otomotiv devi, 2028 yılına kadar 25 binden fazla Atlas tabanlı robotu fabrikalarında devreye almayı planlıyor. Boston Dynamics tarafından geliştirilen robotların ilk olarak ABD'nin Georgia eyaletindeki Metaplant tesisinde göreve başlaması bekleniyor.

Netflix'te en çok reklamlı paket tercih ediliyor: İzleyici sayısı 250 milyon

Netflix'in reklam destekli abonelik modeli, platformun son dönemde en hızlı büyüyen alanlarından biri olarak dikkat çekiyor. Şirketin açıkladığı verilere göre reklamlı paket üzerinden içerik izleyen aylık kullanıcı sayısı 250 milyona ulaştı. Bu rakam, Netflix'in reklamlı hizmet sunduğu ülkelerde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3'üne erişim sağladığı anlamına geliyor.

Bilim insanlarının uykularını kaçıran o ihtimal! Yapay zeka bilinçli mi?

Yapay zeka sistemleri her geçen gün daha doğal konuşuyor, daha insani tepkiler veriyor ve kullanıcılarla duygusal bağ kurabilecek kadar gelişmiş hale geliyor. Bu durum teknoloji dünyasında uzun süredir tartışılan kritik bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: Yapay zeka gerçekten bilinç geliştirebilir mi? İşte araştırmaya ilişkin detaylar.

Google Chrome’da sessiz AI dayatması: 4 GB’lık Gemini Nano kullanıcıdan izinsiz mi yüklendi? | 4 GB’lık AI modeli sistemden nasıl kaldırılır?

Google Chrome’un, kullanıcıdan açık onay almadan bazı cihazlara yaklaşık 4 GB’lık Gemini Nano yapay zekâ modelini indirdiği iddiası teknoloji dünyasını karıştırdı. Güvenlik araştırmacısı Alexander Hanff, “weights.bin” adlı dosyanın silinse bile yeniden yüklenebildiğini öne sürerken, olay gizlilik, depolama alanı ve kullanıcı rızası tartışmasını yeniden alevlendirdi.

ASELSAN ‘TOLUN’ seri üretim hattını ilk kez paylaştı!

ASELSAN, milli imkanlarla geliştirilen ve insansız hava araçlarının (İHA) vurucu gücünü katlayan TOLUN mühimmat ailesinin seri üretim görüntülerini kamuoyuyla paylaştı. Hareketli hedeflerden beton sığınaklara kadar her türlü tehdide karşı geliştirilen TOLUN ailesi, hava harbinde yeni bir dönemi başlatıyor.

iPhone 20 özellikleri sızdı: Ekran altı Face ID ve tuşsuz tasarım gerçek mi oluyor?

Apple'ın 20. yılına özel radikal bir dönüşüm planladığı ve 2027'de tanıtılması beklenen yeni modelde 'tam cam' tasarım vizyonuna geçeceği öne sürülüyor. Ekran altı Face ID, dokunsal geri bildirimli tuşlar ve ters kablosuz şarj gibi özelliklerin yer alacağı iddia edilen iPhone 20 özellikleri ve tasarımdaki büyük kırılmanın tüm detayları haberimizde...

Atina ve Tel Aviv’de YILDIRIMHAN hesabı! Yunan basınından “Anadolu’nun derinliklerinden baskı kurabilir” analizi

SAHA 2026’da tanıtılan 6 bin kilometre menzilli YILDIRIMHAN füze projesi dış basında geniş yankı uyandırdı. ABD merkezli Al Monitor projeyi Türkiye için “stratejik dönüm noktası” olarak yorumlarken, Yunan basını füzenin Anadolu’nun derinliklerinden Atina ve Tel Aviv’de yeni güvenlik hesapları oluşturabilecek kapasiteye ulaşabileceğini yazdı. Mach 25 hıza çıkabildiği belirtilen YILDIRIMHAN, Türkiye’nin uzun menzilli caydırıcılık hedefinin en dikkat çeken hamlelerinden biri olarak değerlendirildi.

İzmir’de Geliştirilen Robot, Rüzgar Türbinlerinde Denetim Süresini Dakikalara İndiriyor

Rüzgar türbinlerinin kanat içlerinde oluşan hasarların tespiti için İzmir’de geliştirilen yapay zeka destekli bir robot, bakım ve denetim süreçlerinde yeni bir yöntem sunuyor. “Maça” adı verilen sistem, türbin kanatlarının içine insan girmeden görüntüleme ve tarama yaparak çatlak, kabarma ve deformasyon gibi sorunları belirleyebiliyor.

Girişimci bir ekip tarafından geliştirilen robot, özellikle dar, karanlık ve hareket alanı kısıtlı kanat içlerinde çalışmak üzere tasarlandı. Kamera sistemleri ve LİDAR destekli algılama teknolojisi kullanan robot, topladığı verilerle kanadın iç yapısının dijital haritasını oluşturuyor. Elde edilen görüntüler ve ölçümler daha sonra analiz edilerek hasar raporuna dönüştürülüyor.

Sistemin öne çıkan yönlerinden biri, denetim süresini ciddi ölçüde kısaltması. Verilen bilgilere göre geleneksel yöntemde bir teknisyenin bir türbinin üç kanadını kontrol etmesi saatler alırken, bu robotla tek bir kanadın taraması yaklaşık 17 dakikada tamamlanabiliyor. Bu da hem bakım planlamasını hızlandırıyor hem de enerji üretim kaybını azaltıyor.

Robotun geliştirilme gerekçesinin merkezinde iş güvenliği yer alıyor. Türbin kanatlarının iç kısmında yapılan manuel kontroller, hem fiziksel zorluk hem de güvenlik riski taşıyor. Yeni sistemle birlikte teknisyenin kanat içine girmesine ihtiyaç kalmadan inceleme yapılabilmesi, bu alandaki en kritik sorunlardan birine doğrudan çözüm sunuyor.

Yaklaşık 45 santimetre uzunluğa sahip olan robot, kendi aydınlatma sistemiyle düşük ışıklı alanlarda da çalışabiliyor. Farklı açılardan kayıt alan kameralar ve anlık haritalandırma verileri sayesinde yalnızca görüntü toplamakla kalmıyor, aynı zamanda kanadın iç yapısına ilişkin bütünlüklü bir inceleme imkanı sağlıyor.

Geliştirici ekip, sistemi son bir yıl içinde 150’den fazla türbinde kullandıklarını belirtiyor. İlk yurt dışı hizmetinin Ürdün’e verildiği, ayrıca Almanya, Azerbaycan ve Yunanistan’dan da ilgi gördüğü ifade ediliyor. Projenin geliştirme sürecinde kamu desteklerinin de etkili olduğu belirtiliyor.

Rüzgar enerjisi yatırımlarının büyüdüğü bir dönemde, bakım süreçlerini hızlandıran ve saha güvenliğini artıran bu tür yerli teknolojilerin sektörde daha fazla yer bulması bekleniyor. Özellikle yaşlanan türbinlerde düzenli kontrol ihtiyacının artması, benzer çözümleri daha da önemli hale getiriyor.

Google ve Yandex yerine yerli navigasyon geliyor! Özellikleri neler, hangi alanlarda kullanılacak?

Türkiye dijital bağımsızlık yolunda dev bir adım atıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında yerli navigasyon ve harita sistemi için düğmeye bastı. Togg, Başarsoft ve BVB iş birliğiyle geliştirilecek yerli yazılım sadece yol tarifi yapmakla kalmayacak kişisel verileri 'ticari meta' olmaktan çıkaracak. Peki yerli navigasyonun özellikleri neler, hangi alanlarda kullanılacak? İşte siber güvenlikten askeri operasyonlara kadar yerli sistemin tüm detayları.

Küresel veriye siyonist kanca: İstihbaratçılar Google’ın göbeğine yerleşti! Wiz için 32 milyar

Teknoloji devi Google, casusluk yazılımlarıyla tanınan İsrailli Wiz şirketini tarihin en büyük ödemesiyle bünyesine kattı. Siber güvenlik firması Wiz’i 32 milyar dolara satın alan Google, küresel dijital altyapısının anahtarlarını İsrail askerî istihbaratının kanlı ellerine teslim etti. Wiz şirketinin kurucu kadrosu ve teknolojik temellerinin İsrail ordusunun en karanlık ve acımasız birimlerine dayandığı biliniyor. Wiz’in kurucuları Rappaport, Luttwak, Costica ve Reznik, İsrail askeri istihbaratının seçkin birimi Unit 8200’ün eski subayları. Wiz’in CEO’su Rappaport aynı zamanda, İsrail’de casusluk araçları geliştiren Unit 81 biriminde kaptanlık yapmış bir profil. Ayrıca Google, teknoloji tarihine geçen satın almasıyla birlikte İsrail’in savaş bütçesine 3.2 milyar dolarlık vergi katkısı sağlayacak.

Podcastler iş dünyasının yeni bilgi ağına dönüşüyor

Dijitalleşmenin hız kazandığı iş dünyasında bilgiye erişim biçimleri köklü bir dönüşüm geçiriyor. “Her an, her yerde öğrenme” ihtiyacının artmasıyla birlikte podcastler, özellikle yöneticiler ve beyaz yaka profesyoneller için stratejik bir bilgi kaynağı olarak öne çıkıyor. 2026 yılı itibarıyla dünya genelinde iş dünyası liderlerinin yüzde 60’ından fazlasının, sektörel gelişmeleri takip etmek, liderlik becerilerini geliştirmek ve yapay zekâ gibi karmaşık başlıklarda güncel kalmak için podcastleri temel başvuru kaynağı olarak kullandığı belirtiliyor.ZAMAN KAZANDIRAN BİR ÖĞRENME MODELİGünümüz iş dünyasında zaman, en sınırlı ve en değerli kaynaklardan biri olarak kabul ediliyor. Podcastler ise bu ihtiyaca doğrudan yanıt veriyor. Trafikte, spor yaparken, seyahat sırasında ya da kısa molalarda dinlenebilen bu içerikler, profesyonellerin yoğun gündem içinde sektörel bilgiden kopmadan ilerlemesini sağlıyor. Bu yönüyle podcastler, yalnızca bir içerik formatı değil; esnek, erişilebilir ve sürdürülebilir bir öğrenme modeli olarak konumlanıyor.Uzmanlar, özellikle uzun ve teorik eğitim programlarının yerini daha kısa, odaklı ve pratik bilgi sunan mikro öğrenme modellerinin aldığını vurguluyor. Podcastler de bu dönüşümün en güçlü araçlarından biri olarak öne çıkıyor. KÜRESEL LİDERLER PODCASTLERİ ANA KAYNAK OLARAK KULLANIYORKüresel ölçekte podcastler; liderlik, organizasyonel dönüşüm, yapay zekâ, insan yönetimi ve yeni iş modelleri gibi konularda güncel bilgiye erişimin ana kanallarından biri haline gelmiş durumda. Özellikle üst düzey yöneticiler, farklı coğrafyalardaki deneyimleri ve iyi uygulama örneklerini bu format sayesinde yakından takip edebiliyor.Bu durum, podcastleri klasik eğitim içeriklerinden ayıran en önemli unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Çünkü podcastler, yalnızca teorik bilgi sunmakla kalmıyor; gerçek deneyimlerin, başarı hikâyelerinin ve başarısızlıklardan çıkarılan derslerin paylaşılmasına da olanak tanıyor.TÜRKİYE’DE PODCAST EKOSİSTEMİ HIZLA GENİŞLİYORTürkiye’de podcast kullanımındaki artış, özellikle son iki yılda dikkat çekici bir ivme kazandı. İnsan Kaynakları alanının deneyimli isimlerinden Başak Kavaklı Bilgin, Türkiye’de podcastlerin iş dünyasında hızla yaygınlaştığını belirterek, bu gelişmede yerel içerik üreticilerinin ve İK liderlerinin önemli bir rol oynadığını ifade etti.Bilgin’e göre, geleneksel sınıf eğitimleri ve uzun seminerler yerini, kısa ama etkili öğrenme modellerine bırakıyor. Profesyoneller artık kendi dillerinde, Türkiye pazarının dinamiklerine uygun vaka analizlerini ve uzman görüşlerini podcastler aracılığıyla takip ediyor. Bu durum, Türkiye’deki İK ekosisteminin daha şeffaf, paylaşımcı ve kolektif bir yapıya evrilmesine katkı sağlıyor. “PODCAST ARTIK BİR MİKRO ÖĞRENME MODELİ”Podcastlerin yükselişini bilginin demokratikleşmesi açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiren Başak Kavaklı Bilgin, yoğun iş temposu nedeniyle kurumsal dünyada deneyim paylaşımının giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. Bu ihtiyacın kendisini de podcast üretmeye yönelttiğini belirten Bilgin, uzun yıllara dayanan kurumsal deneyimlerinden ilhamla kendi podcast serisini hayata geçirdiğini ifade ediyor.Bilgin’in hazırladığı Burada Yapılmışı Var adlı podcast serisinde, her bölümde alanında uzman bir iş profesyoneli konuk ediliyor. Podcastin hedef kitlesinin yalnızca yeni mezunlar değil, orta ve üst düzey yöneticiler olduğunu vurgulayan Bilgin, bu format sayesinde dinleyicilerin deneyimlerden ilham alarak kendi iş süreçlerine ışık tutabildiğini söylüyor.KURUMSAL DÜNYADA PODCASTLERİN GELECEĞİUzmanlara göre podcastlerin etkisi önümüzdeki dönemde daha da artacak. Kurumsal iç iletişim, işveren markası stratejileri, liderlik gelişim programları ve yetenek yönetimi gibi birçok alanda podcastlerin aktif biçimde kullanılması bekleniyor. Şirket içi podcast kanallarıyla çalışanların bilgiye daha hızlı ve samimi bir şekilde ulaşmasının önü açılacak.Podcastler, deneyimin dijital ortamda kalıcı hale gelmesini sağlayarak farklı kuşaklar arasında bilgi aktarımını da güçlendiriyor. Bu yönüyle podcastler, sadece bugünün değil, geleceğin iş dünyasında da önemli bir öğrenme ve paylaşım aracı olarak konumlanıyor.YENİ NESİL NETWORK ALANIİş dünyası uzmanları, podcastlerin aynı zamanda yeni bir “network alanı” yarattığına dikkat çekiyor. Dinleyiciler, benzer ilgi alanlarına sahip profesyonellerle ortak bir bilgi zemini oluştururken, içerik üreticileri de sektörler arası etkileşimi güçlendiriyor. Bu durum, podcastleri yalnızca dinlenen bir mecra olmaktan çıkarıp, iş dünyasında etkileşim ve fikir üretiminin merkezlerinden biri haline getiriyor.Podcastlerin yükselişi, iş dünyasında öğrenmenin, paylaşmanın ve bağlantı kurmanın yeniden tanımlandığını gösteriyor. Dijital çağda bilginin en hızlı ve etkili dolaşım kanallarından biri olarak podcastler, profesyonel hayatın vazgeçilmez unsurları arasında yerini sağlamlaştırıyor.

X, Twitter'ı askıya aldı

Elon Musk’ın 2023 yılında 44 milyar dolara satın alarak adını "X" olarak değiştirdiği platform, kendi geçmişine dair radikal bir adım daha attı. Pazar günü @Twitter kullanıcı adına erişmek isteyenler, "Hesap Askıya Alındı" uyarısıyla karşılaştı.

"Kuralları İhlal Etti" Bildirimi
Hesaba giren kullanıcılar, X’in standart askıya alma mesajı olan "X kurallarını ihlal eden hesaplar askıya alınır" bildirimiyle karşılaştı. Hangi kuralın ihlal edildiği veya hesabın kalıcı olarak mı kapatıldığı konusunda şirketten henüz resmi bir açıklama gelmedi.

Muhabir: Ramazan Eles

Abdülkadir Çay: Gazetecisiz, ilkesiz gazetecilik olmaz

Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, dijital dönüşüm sürecinin gazetecilik pratiklerini derinden etkilediğini belirterek, bu dönüşümün yapay zekâ, dijital yetkinlikler ve mesleki sorumluluklar çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade etti. Basın İlan Kurumu’nun düzenlediği “Dijital Dönüşüm Çağında Habercilik: Yapay Zekâ ve Dijital Yetkinlikler” paneli, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın katılımıyla İstanbul’da gerçekleştiriliyor.Panelin açılışında konuşan Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, internet teknolojileriyle birlikte yaşanan dijital dönüşümün gazetecilik pratiklerinde meydana getirdiği değişimlerin özellikle yapay zekâ ve dijital yetkinliklerle ilgili boyutlarını değerlendirmek üzere Basın İlan Kurumu’nun 65. kuruluş yıl dönümü ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle böyle bir panelin düzenlendiğini söyledi. 2025 yılında basına sağlanan kamu desteği 6 Milyar TLBasın İlan Kurumu’nun; düzenleyici, denetleyici ve destekleyici fonksiyonlarıyla birlikte rehberlik eden, çağa ayak uyduran ve dijital dönüşümünü sürdüren bir Kurum olduğunu kaydeden Çay, yıllık 95 milyon sayfa görüntülemesiyle ilan.gov.tr ilan portalını ve internet haber sitelerinin ziyaretçi trafiklerini objektif bir şekilde ölçümleyen BİK Analitik uygulamasını geliştirmeye devam ettiklerini belirtti. Sektöre yönelik desteklere değinen Genel Müdür Çay, “Görev alanımızda 2.173 gazete, dergi ve internet haber sitesi bulunmaktadır. Resmî ilan ve reklamlarla basına sağlanan; özellikle yerel medya için hayati öneme sahip kamu desteği 2025 yılında 6 milyar Türk Lirasını aşmıştır” şeklinde konuştu. Konuşmasında Filistin halkının haklı mücadelesini dünyaya duyurmak isterken şehit olan 250’den fazla gazeteciyi ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında gösterdikleri duruşla hain kalkışmanın seyrini değiştiren gazetecileri de anan Genel Müdür Çay, “Çoğu zaman güvenlik güçlerinin, sağlık ekiplerinin bile zor erişebildiği afet bölgelerine, kendi hayatını hiçe sayarak koşan, insanları bilgilendirmek için alın terinden daha fazlasını ortaya koyan, mesaisi olmayan bir işi icra eden kıymetli gazetecilerimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyor, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü canı gönülden tebrik ediyorum” açıklamasında bulundu. Plan ve projelerini bu yönde hazırlıyorlarTürk Dil Kurumu’nun 2025 yılını en iyi karşılayan kelime oylamasında ‘dijital vicdan’ kavramının ilk sırada yer aldığını anımsatan Genel Müdür Çay, önlerinde duran bu gerçeklere rağmen internet dünyasının büyüklüğünün, olumlu ve faydalı yönlerinin kendilerini umutsuzluktan arındırdığını ve gelecek adına iyi işler, projeler yapmaya sevk ettiğini dile getirdi. Çay, “Dijitalleşme söz konusu olduğunda olumsuz çok şey sayabiliriz ama unutmamalıyız ki gelecek bu dünyada şekilleniyor. Burada karar vermemiz gereken husus şu olmalıdır; Biz bu geleceğe şekil verenlerden mi olacağız yoksa trendin gerisinde mi kalacağız?” ifadelerini kullandı. Genel Müdür Çay, Kurum olarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın öncülüğünde üniversiteler, gazeteler, internet haber siteleri ve basın işletmeleriyle birlikte bir gelecek inşası öngördüklerini; plan ve projelerini bu yönde hazırladıklarını kaydetti. Gazetecisiz, kalitesiz ve ilkesiz gazetecilik yapamayızYapay zekânın ve robotların devreye girmesiyle birlikte insansız haberciliğin de konuşulduğu bir zamanda olduklarını dile getiren Çay, “Yapay zekâ programları ne kadar iyi olursa olsun, gazetecisiz, içerik kalitesinden yoksun, ilkesiz gazetecilik yapamayız” dedi. Konuşmasında ‘veri zehirlenmesi’ kavramına dikkat çeken Genel Müdür Çay, “Geleneksel medyanın da; ‘gerçeklik’ algısını bozmasına, topluma yanlış bilgi vermesine ve medya gücünün kamuoyu oluşturmak üzere kötüye kullanımına geçmişte şahitlik etmiş bir nesiliz” diyerek şöyle devam etti: “Manşetlerle darbelere zemin hazırlanmasından, Başbakan idamına, halkı aşağılamaktan, devleti aciz göstermelere varan zehirli yayınları da gördük vaktiyle. Dezenformasyonla mücadele işte böyle zamanlarda büyük önem kazanıyor. Bu anlamda İletişim Başkanlığımızın yürüttüğü çalışmalar, daha da değerli hale geliyor. Toplumumuzun yerel ve ulusal basın aracılığıyla doğru haber alma hakkının, veri zehirlenmelerine kurban gitmemesi için Basın İlan Kurumu olarak üstümüze düşen vazifeyi yapıyoruz.” Genel Müdür Çay, konuşmasının sonunda panele katılımları dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’a ve sektör temsilcilerine teşekkürlerini ileterek, panelin hayırlara vesile olmasını temenni etti. Kaynak: Haber Merkezi

Abdulkadir Çay: Basına destek, dijital çağa uyumla güçlenecek

Basın İlan Kurumu’nun 65. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Abdulkadir Çay, Anadolu Ajansı muhabirine değerlendirmelerde bulundu. Çay, dijitalleşme ve yapay zekâ odaklı yeni adımlarla basın sektörünün sürdürülebilirliğine katkı sunmayı hedeflediklerini söyledi. Genel Müdür Abdulkadir Çay, Anadolu Ajansı (AA) muhabirine verdiği röportajda, Basın İlan Kurumu’nun kurulduğu günden bugüne kadar basın kuruluşlarını resmî ilanlar ve reklamlar yayımlatmak suretiyle düzenli ve sürekli destekleyen bir kamu kuruluşu olduğunu kaydetti. Çay, “Bu desteklerin onların açısından kimi zaman can suyu mahiyetinde destekler olduğunun farkındayız. Dolayısıyla kurumumuzun destekleyici yönünün daha da güçlendirilmesi için elimizden gelen çalışmayı 65. yıl itibarıyla daha da güçlendirerek sürdürmeye gayret edeceğiz” dedi. Genel Müdür Çay, konuşmasında dijital dönüşüm sürecinin basın sektörüne olan etkilerini, Kurum tarafından verilen desteklerin genişletilmesi yönünde kamu kurumları ve diğer paydaşlarla geliştirilen iş birliklerini ve Kurumun gelecek vizyonunu değerlendirdi. Dijital Çağda Yeni HabercilikÇay, Basın İlan Kurumu tarafından 9 Ocak’ta İstanbul’da düzenlenecek “Dijital Dönüşüm Çağında Habercilik: Yapay Zekâ ve Dijital Yetkinlikler” başlıklı panele de değinerek, bu etkinliğin Kurumun misyonunu daha geniş çevrelere anlatma imkânı sunacağını söyledi. Genel Müdür Çay, AA’nın 2025 fotoğraflarını oyladıBasın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, Anadolu Ajansı tarafından düzenlenen ve 2025 yılına damga vuran olaylara ait fotoğrafların yer aldığı “Yılın Kareleri” oylamasına da katıldı. Çay, AA foto muhabirleri ve muhabirlerinin 2025 yılında Türkiye ile dünya gündeminde yankı bulan toplam 6 kategorideki 112 fotoğrafını inceledi. “Haber” kategorisinde Ashraf Amra’nın “İnsanlar ve bombalar”, “Spor” kategorisinde Bünyamin Çelik’in “Statların dili” karesini oylayan Çay, “Doğal Yaşam ve Çevre” kategorisinde Özgün Tiran’ın “Yeşilin sonu”, “Günlük Hayat” kategorisinde ise İsa Terli’nin “Dolunay sefası” başlıklı fotoğrafına oy verdi. Çay, bu yıla özel hazırlanan “Gazze: Açlık” kategorisinde Ahmed Jihad Ibrahim Al-arini’nin “Gazze’de yetersiz beslenme sorunu yaşayan çocuk, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya” fotoğrafını, “Portre” kategorisinde ise Mahmoud Abu Hamda’nın “Annesinin biriciği” karesini seçti. Oylamadaki fotoğrafların hepsinin çok profesyonelce çalışılmış ve hazırlanmış fotoğraflar olduğunu belirten Çay, bu noktada Anadolu Ajansı’na teşekkür etti. Çay, “Maalesef 2025 yılı kareleri içerisinde çok içimizi acıtan seçimler yapmak durumunda kaldık. Karelerin birçoğu bizim zihnimizde güzel hatıralar bırakmadı. İnşallah 2026 yılında bunları geride bırakmış oluruz ve seçeceğimiz kareler hep zihnimizde güzel hatırlayacağımız kareler olur” dedi. Kaynak: Haber Merkezi

Yapay zeka veri merkezleri için enerji ve soğutma dönüşümü

Yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşması, veri merkezlerinin yalnızca dijital altyapı açısından değil, enerji yönetimi bakımından da yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Büyük dil modelleri, görüntü işleme sistemleri ve gerçek zamanlı analiz platformları gibi yüksek hesaplama gücü gerektiren uygulamalar, klasik veri merkezi tasarımlarının sınırlarını zorluyor. Bu gelişmeler, enerji arzının sürekliliği, soğutma kapasitesi ve operasyonel dayanıklılık gibi başlıkları sektörün temel gündem maddeleri arasına taşıyor. ENTEGRE ALTYAPI ARAYIŞI HIZLANIYORSektörde son dönemde dikkat çeken eğilimlerden biri, veri merkezlerinin “parça parça” çözümlerle değil, önceden mühendisliği yapılmış bütüncül sistemlerle kurulması yönünde. Güç üretimi, dağıtımı, soğutma ve yük yönetimi gibi bileşenlerin bir arada planlanması, hem kurulum süresini kısaltıyor hem de ilerleyen aşamalarda yaşanabilecek uyumsuzluk risklerini azaltıyor. Bu yaklaşım, özellikle büyük ölçekli yapay zekâ yatırımlarında önem kazanıyor. Çünkü yüksek kapasiteli veri merkezlerinde yapılacak küçük bir tasarım hatası, hem ciddi enerji kayıplarına hem de uzun süreli operasyonel aksaklıklara yol açabiliyor. Ön tasarımlı ve test edilmiş referans mimariler, bu tür risklerin en baştan minimize edilmesini hedefliyor. YERİNDE ENERJİ ÜRETİMİ ÖNE ÇIKIYORArtan enerji ihtiyacıyla birlikte, veri merkezlerinde yerinde (on-site) enerji üretimi çözümleri de daha fazla tartışılmaya başlandı. Doğal gaz temelli sistemler ve birleşik soğutma, ısıtma ve güç üretimi (CCHP) modelleri; hem elektrik hem de ısıl enerji ihtiyacını aynı anda karşılayabilmesi nedeniyle tercih ediliyor. Bu sistemler, veri merkezlerinin yalnızca şebekeye bağımlı kalmadan çalışabilmesini sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda enerji arzındaki dalgalanmalara karşı daha dayanıklı bir yapı oluşturuyor. Özellikle enerji kesintilerinin kritik sonuçlar doğurabileceği yapay zekâ uygulamalarında, bu tür çözümler operasyonel süreklilik açısından önemli bir güvence olarak görülüyor. SOĞUTMA SİSTEMLERİ STRATEJİK HÂLE GELİYORYapay zekâ iş yükleri, yüksek işlem gücüyle birlikte ciddi bir ısı üretimini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle soğutma sistemleri, veri merkezlerinde artık yardımcı bir unsur değil; doğrudan performansı ve verimliliği belirleyen stratejik bir bileşen olarak değerlendiriliyor. Uzman değerlendirmelerine göre, güç altyapısıyla entegre çalışan modüler soğutma sistemleri, enerji verimliliğini artırırken bakım ve ölçeklendirme süreçlerini de kolaylaştırıyor. Standartlaştırılmış kurulumlar sayesinde, veri merkezlerinin farklı lokasyonlarda benzer performans değerleriyle çalışması mümkün hâle geliyor. YATIRIMCILAR İÇİN ZAMAN VE MALİYET AVANTAJIÖn tasarımlı ve modüler çözümlerin bir diğer önemli etkisi, veri merkezi yatırımlarında zaman faktörünü öne çıkarması. “Time-to-power” olarak ifade edilen, tesisin enerjiye kavuşup tam kapasite çalışmaya başlamasına kadar geçen sürenin kısalması, yatırımın geri dönüş süresini de doğrudan etkiliyor. Enerji altyapısının baştan bütüncül şekilde planlanması, sonradan yapılacak revizyon ihtiyacını azaltıyor. Bu durum, yalnızca ilk yatırım maliyetlerini değil; uzun vadeli işletme giderlerini de daha öngörülebilir hâle getiriyor. Özellikle hızlı büyüyen dijital hizmet sağlayıcıları için bu öngörülebilirlik, rekabet avantajı anlamına geliyor. ENERJİ VERİMLİLİĞİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BASKISIVeri merkezleri, küresel enerji tüketiminde giderek daha büyük bir paya sahip oluyor. Bu nedenle enerji verimliliği ve karbon ayak izi konusu, sektörde yalnızca çevresel değil, aynı zamanda regülasyon kaynaklı bir zorunluluk olarak da ele alınıyor. Daha düşük PUE (Power Usage Effectiveness) değerlerine ulaşmayı hedefleyen tasarımlar, bu baskıya yanıt vermeyi amaçlıyor. Enerji, soğutma ve yük yönetiminin uçtan uca optimize edilmesi; gereksiz tüketimin azaltılmasına ve kaynakların daha etkin kullanılmasına katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, sürdürülebilirlik hedefleri bulunan veri merkezi işletmecileri için uzun vadede önemli bir avantaj sunuyor. OPERASYONEL DAYANIKLILIK ÖN PLANDAVeri merkezlerinde altyapı yatırımı kadar, bu altyapının kesintisiz ve güvenilir biçimde işletilmesi de kritik önem taşıyor. Küresel servis ve bakım ağlarıyla desteklenen sistemler, olası arızalara hızlı müdahale imkânı sunarak operasyonel riskleri azaltıyor. Sektör temsilcileri, yapay zekâ çağında veri merkezlerinin yalnızca “bilgi işleyen” tesisler değil, aynı zamanda yüksek güvenlik ve süreklilik gerektiren kritik altyapılar olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle enerji çözümlerinin dayanıklılık, ölçeklenebilirlik ve uzun vadeli uyum kriterleriyle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Son yıllarda veri merkezleri, yalnızca dijital hizmetlerin altyapısı olmaktan çıkarak, enerji ekosisteminin de önemli aktörlerinden biri hâline gelmeye başladı. Yerinde enerji üretimi, akıllı yük yönetimi ve entegre soğutma çözümleri, bu dönüşümün temel unsurları arasında yer alıyor. Uzmanlara göre bu eğilim, önümüzdeki dönemde daha da güçlenecek. Yapay zekâ yatırımlarının artmasıyla birlikte, enerji kısıtlarını aşabilen ve verimliliği merkeze alan veri merkezleri rekabette öne çıkacak. Entegre ve optimize edilmiş enerji çözümleri, bu rekabetin belirleyici faktörlerinden biri olmaya aday. Yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezleri, geçmişe kıyasla çok daha yüksek ve dalgalı enerji yükleriyle karşı karşıya kalıyor. Büyük dil modelleri, görüntü işleme sistemleri ve gerçek zamanlı analiz platformları; klasik bulut bilişim altyapılarından farklı olarak sürekli, yoğun ve kesintisiz güç ihtiyacı doğuruyor. Bu durum, veri merkezlerinin yalnızca kapasite artırımıyla değil, enerji üretimi, dağıtımı ve soğutma mimarisini bütüncül biçimde yeniden ele almasını zorunlu kılıyor.

Agrotech’ten yapay zeka yatırımı

AA

İSTANBUL (AA) – Agrotech, yapay zeka tabanlı yazılım geliştirme ve dijital platform teknolojileri alanında faaliyet gösteren Code ALL Ltd. şirketine 1 milyon avro tutarında nakit sermaye artırımı yoluyla yatırım yapma kararı aldı.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, Agrotech, Bulgaristan merkezli Code ALL Ltd. şirketine yapacağı yatırımla yüzde 20 oranında ortaklık payına sahip olacak.

Agrotech ve Code ALL Ltd. arasında yapılan stratejik yatırım, MENA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) bölgesi ve Türkiye pazarlarında satış, pazarlama ve yapay zeka teknolojileri alanlarında güçlü işbirliği oluşturulmasını hedefliyor.

Bu kapsamda oluşturulacak ortak iş modeliyle, Agrotech'in 2026'dan itibaren 10 milyon avronun üzerinde finansal katkı elde etmesi öngörüldü.

Agrotech Yönetimi, söz konusu yatırımın şirketin yapay zeka ve ileri teknoloji alanlarındaki stratejik konumunu güçlendireceğini ve uluslararası teknoloji portföyünü genişleteceğini vurguladı.

– “Harmony AI, insan ve makine arasındaki etkileşimi yeniden tanımlıyor”

Code ALL Ltd. yapay zeka orkestrasyonu ve yapay zeka alışveriş platformu olarak konumlanan “Harmony AI” projesinin tüm fikri mülkiyet haklarına sahip bir şirket olarak bulunuyor.

Harmony AI, Avrupa'nın prestijli teknoloji etkinliklerinden Web Summit Lisbon'da yenilikçi projelerin seçildiği Web Summit Beta Programı'na kabul edilerek, küresel arenada yenilikçilik gücünü ve teknoloji vizyonunu tescilledi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Harmony AI projesinin kurucusu ve Code ALL Ltd. ortağı Serdar Kodal, Harmony AI uygulamasının yapay zekayı herkes için erişilebilir, yönetilebilir ve etkileşimli hale getirme vizyonuyla yola çıktığını belirtti.

Kodal, Agrotech işbirliği hakkında değerlendirmelerde bulunarak, “Vizyoner yaklaşımı ve bölgesel gücüyle birlikte, teknolojimizi çok daha geniş coğrafyada hayata geçirme fırsatı yakalıyoruz. Bu ortaklık, yalnızca yatırım değil, aynı zamanda Avrupa ve MENA bölgesi arasında teknoloji köprüsü kuran stratejik işbirliği anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.


Microsoft ve OpenAI arasında 500 milyar dolarlık yeni anlaşma

Bu düzenleme, OpenAI’nin kâr amacı gütmeyen bir vakıf yapısından “kamu yararına çalışan anonim şirkete” (Public Benefit Corporation – PBC) dönüşmesini sağlıyor.

Microsoft 135 milyar dolarlık hisseye sahip olacak
Yeni yapıya göre Microsoft, OpenAI Group PBC’de yaklaşık 135 milyar dolar değerinde, yani yüzde 27’lik bir paya sahip olacak. Şirket bugüne kadar OpenAI’ye 13,8 milyar dolar yatırım yapmıştı; bu da neredeyse 10 kat getiri anlamına geliyor.

Microsoft hisseleri anlaşmanın ardından yüzde 2,5 yükseldi ve şirketin piyasa değeri yeniden 4 trilyon doların üzerine çıktı.

Anlaşma 2032’ye kadar sürecek
Yeni düzenleme, iki şirketin en az 2032’ye kadar yakın iş birliği içinde kalmasını öngörüyor.
OpenAI, Microsoft’un Azure bulut hizmetlerinden 250 milyar dolar tutarında hizmet satın alacak. Buna karşılık Microsoft, artık OpenAI’ye öncelikli hizmet sağlama hakkına sahip olmayacak.

Ayrıca Microsoft, OpenAI’nin geliştireceği donanımlar üzerinde herhangi bir hak elde etmeyecek. Hatırlanacağı üzere OpenAI, Mart 2025’te Apple’ın eski tasarım şefi Jony Ive’ın kurduğu io Products girişimini 6,5 milyar dolara satın almıştı.

AGI sürecinde bağımsız denetim
Anlaşma, OpenAI’nin yapay zekânın insan düzeyine ulaştığı nokta olarak tanımlanan Genel Yapay Zekâ (AGI) seviyesine geldiğini iddia etmesi durumunda, bu iddiayı doğrulamak için bağımsız bir kurulun oluşturulmasını öngörüyor.

OpenAI Vakfı Başkanı Bret Taylor, “Kâr amacı gütmeyen yapı, ticari şirket üzerinde kontrolü elinde tutuyor. Bu sayede AGI ortaya çıkmadan önce büyük kaynaklara erişim için doğrudan bir yol açıldı” dedi.

Fon toplama kısıtlaması kaldırıldı
2019’daki Microsoft anlaşması, OpenAI’nin dış yatırımcılarla iş birliği yapmasını sınırlamış ve şirketin bulut bilişim sözleşmelerini çeşitlendirmesini zorlaştırmıştı. Yeni düzenleme, bu kısıtlamaları tamamen ortadan kaldırarak fon toplama özgürlüğü sağlıyor.

“Yenilik ve hesap verebilirlik için yeni bir dönem”
50 Park Investments CEO’su Adam Sarhan, “Yeni yapı, OpenAI’nin hem yenilik yapma hem de şeffaflık ve güvenlik konusunda daha net bir yol izlemesine olanak tanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

DA Davidson araştırma direktörü Gil Luria ise, “Bu anlaşma, OpenAI’nin kâr amacı gütmeyen statüsünden kaynaklanan belirsizlikleri gideriyor ve şirketin yatırım yol haritasını netleştiriyor” ifadelerini kullandı.

OpenAI’nin 700 milyondan fazla haftalık kullanıcısı bulunuyor. Şirketin bu yeni yapılanmayla birlikte, yapay zekâ alanındaki inovasyonlarını hızlandırması ve dış yatırımcılar için daha cazip bir konuma gelmesi bekleniyor.

Gmail kullanıcılarına acil uyarı: 183 milyon şifre sızdırıldı

Sızdırılan veriler arasında yalnızca e-posta adresleri değil, bu hesaplarla ilişkili şifreler de yer alıyor.

Uzmanlara göre bu durum, bilgisayar korsanlarının yalnızca Gmail hesaplarına değil, aynı e-posta adresleriyle bağlantılı diğer platformlara da erişim sağlamasına yol açabilir.

Nisan ayındaki saldırı yeni fark edildi
Veri sızıntısının Nisan 2025’te gerçekleştiği ancak olayın kısa süre önce Have I Been Pwned adlı veri ihlali takip sitesi tarafından fark edildiği bildirildi.

Siteyi yöneten güvenlik uzmanı Troy Hunt, sızan verilerin internetteki farklı kaynaklardan toplanarak bir araya getirildiğini açıkladı.

Have I Been Pwned platformu bugüne kadar 917 farklı veri ihlalini ve 15 milyardan fazla hesap bilgisini takip etti.

Kullanıcılar, e-posta adreslerinin veya şifrelerinin bu saldırıda yer alıp almadığını site üzerinden kontrol edebiliyor.

Hesabınız tehlikedeyse ne yapılmalı?
Uzmanlar, Gmail kullanıcılarına hesap güvenliğini sağlamak için birkaç basit önlem öneriyor:

Şifreyi hemen değiştirmek

İki aşamalı kimlik doğrulama (2FA) özelliğini etkinleştirmek

Google, iki aşamalı doğrulamada kullanıcının hesabını korumak için farklı güvenlik adımları uyguluyor.

Böylece, şifresi ele geçirilmiş bir hesaba tek başına erişim sağlanamıyor.

Siber güvenlik uzmanları, bu tür saldırıların son dönemde yapay zekâ destekli veri ihlalleri nedeniyle arttığına da dikkat çekiyor.

Elon Musk, Wikipedia’ya alternatif olarak Grokipedia’yı tanıttı

Musk, yeni platformun insanlık için “medeniyet açısından son derece önemli” bir adım olduğunu ve “evreni anlamaya giden yolda gereklilik” taşıdığını söyledi.

Musk, geçen ay iş insanı ve Trump yönetiminin yapay zekâ ile kripto danışmanı David Sacks’in önerisiyle Wikipedia’ya rakip bir proje üzerinde çalıştığını açıklamıştı. Platformun The New York Times ve NPR gibi kaynaklara sıkça atıfta bulunmasını taraflılık göstergesi olarak nitelendirmişti.

Grokipedia’da insan değil, yapay zeka denetimi var
Wikipedia’da içerikler gönüllü editörlerce oluşturulup düzenlenirken, Grokipedia’da içeriklerin “Grok” adlı yapay zekâ tarafından doğrulandığı belirtiliyor. Kullanıcılar doğrudan düzenleme yapamıyor, ancak hatalı bilgi tespiti için öneri gönderebiliyor.

Bazı Grokipedia sayfalarında, içeriğin “Wikipedia’dan uyarlanarak” oluşturulduğu ve Creative Commons Attribution-ShareAlike 4.0 lisansı altında paylaşıldığı notu yer alıyor. Ancak Musk, yıl sonuna kadar Grok’un Wikipedia’dan içerik çekmeyi bırakmasını hedeflediğini duyurdu.

Trump ve Musk sayfalarında dikkat çeken farklar
İki platform arasındaki içerik farkları dikkat çekiyor.

Donald Trump sayfasında, Grokipedia’da Trump’ın Katar’dan aldığı lüks jet veya kendi adına çıkarılan kripto para birimi gibi çıkar çatışmalarına yer verilmezken, Wikipedia’da bu konulara özel bir bölüm ayrılmış durumda.

Elon Musk sayfasında ise, Wikipedia’nın ayrıntılı şekilde yer verdiği “Ocak ayında yaptığı Nazi selamı olduğu iddia edilen el hareketi” Grokipedia’da tamamen çıkarılmış.

Wikipedia: “Bilgimiz her zaman insan ürünü olacak”
Wikimedia Vakfı, Musk’ın girişimine temkinli yaklaşarak “Wikipedia’nın bilgisi daima insan emeğinin ürünü olacak” açıklamasını yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Farklı geçmişlere sahip insanlar, ortak merak ve katılım yoluyla tarafsız ve yaşayan bir bilgi kaynağı oluşturuyor. Yapay zekâ şirketleri bile bu bilgiye dayanıyor. Grokipedia’nın var olması için bile Wikipedia’nın varlığı gerekli.”

Vakıf, geçmişte de Wikipedia’nın “alternatif sürümlerini yaratma” girişimlerinin olduğunu ancak bunların platformun misyonunu etkilemediğini vurguladı.

885 bin maddeyle başladı
Wikipedia şu anda 7,1 milyon İngilizce madde barındırırken, Grokipedia’nın başlangıçta 885 bin makaleyle yayına girdiği açıklandı. Sitenin sürümü “0.1” olarak etiketlendi; bu da gelecekte daha fazla güncellemenin yapılacağını gösteriyor.

Musk ile Wikipedia’nın karşı karşıya gelişi
Yeni proje, dünyanın en zengin insanı Elon Musk’ı, internetin en çok ziyaret edilen sitelerinden biri olan Wikipedia’yla doğrudan rekabete sokuyor.

Wikipedia, 2001’de Jimmy Wales ve Larry Sanger tarafından kurulduğundan bu yana reklamsız, kâr amacı gütmeyen bir yapı olarak faaliyet gösteriyor ve “açık iş birliğiyle insan bilgisi” vizyonunu sürdürüyor.

Sanger ise uzun süredir Wikipedia’nın “anonim editörler ve sol eğilimli içerik politikası” nedeniyle taraflı hale geldiğini savunuyor. Geçen ay Tucker Carlson’a verdiği röportajda bu eleştirilerini yinelemiş, Musk’ın yakın dostu David Sacks da röportajı sosyal medya platformu X’te paylaşmıştı.

Grokipedia, şimdilik erken erişim aşamasında olsa da, Musk’ın “yapay zekâyla bilgi üretimi” vizyonunun bir sonraki adımı olarak değerlendiriliyor.


OpenAI, şarkı ve melodiler üretebilen yapay zeka müzik aracı üzerinde çalışıyor

The Information’ın haberine göre OpenAI, ChatGPT’ye benzer şekilde çalışan ancak bu kez şarkı oluşturma odaklı bir platform kurmayı planlıyor. Kullanıcılar, bu platforma “melodik, duygusal bir film müziği üret” veya “modern R&B tarzında bir parça oluştur” gibi basit komutlar vererek müzik oluşturabilecek.

Rapor, OpenAI’nin bu proje kapsamında Juilliard School öğrencileriyle iş birliği yaptığını ve müzik verilerinin eğitimi için bu öğrencilerin katkı sağladığını aktarıyor. Henüz projenin hangi aşamada olduğu açıklanmadı.

Videolara yapay zeka ile müzik ekleme özelliği
Yeni platformun, kullanıcıların ellerindeki videolara yapay zekâ ile müzik eklemesine de olanak tanıyacağı belirtiliyor. Bu özellik, kısa videolar ve sosyal medya içerikleri üretenler için dikkat çekici bir yenilik olabilir.

Telif hakkı tartışmaları yeniden gündemde
Yapay zeka müzik üretimi son yıllarda hızla yükselirken, beraberinde yaratıcılık ve telif hakkı tartışmalarını da getiriyor.

Geçtiğimiz yıl Suno ve Udio gibi yapay zekâ müzik şirketleri, kayıtlı şarkıları izinsiz kullanarak modellerini eğittikleri iddiasıyla plak şirketlerinden telif ihlali davalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Google ve bazı müzik şirketleri ise bu tartışmaları aşmak için seslerin lisanslanması yoluyla, sanatçılardan izin alınarak yapay zekâ destekli şarkı üretiminin yasal çerçeveye oturtulması yönünde adımlar atıyor.

Yapay zeka ve müzikte yeni dönem
Uzmanlara göre OpenAI’nin bu hamlesi, müzik endüstrisinde insan yaratıcılığı ile yapay zeka iş birliğinin yeni bir döneme girdiğinin göstergesi.

Şirketin geliştirdiği aracın, hem amatör kullanıcıların hem de profesyonel sanatçıların üretim süreçlerini dönüştürmesi bekleniyor.

OpenAI, ChatGPT kullanıcılarının psikolojik risk verilerini paylaştı

OpenAI, bu oranların “son derece nadir” olduğunu vurgulasa da uzmanlar, 800 milyon haftalık kullanıcıya sahip bir platform için bu oranın yüz binlerce kişiyi kapsayabileceğini belirtiyor.

Dünya çapında 170 ruh sağlığı uzmanı görevlendirildi
Şirket, söz konusu vakaların tespitinde ve güvenli yanıt mekanizmalarının geliştirilmesinde görev almak üzere 60 ülkeden 170’in üzerinde psikiyatrist, psikolog ve pratisyen hekimle iş birliği yaptığını açıkladı.

OpenAI, bu uzmanların rehberliğinde ChatGPT’ye, kullanıcıları “gerçek dünyada profesyonel yardım almaya teşvik eden” yanıtlar verebilmesi için yeni protokoller kazandırdığını duyurdu.

Yüz binde 15’inde intihar planı sinyali
OpenAI verilerine göre, kullanıcıların yüzde 0,15’inin konuşmalarında “intihar planı ya da niyetine dair açık işaretler” bulunuyor.

Şirket, ChatGPT’nin artık “sanrılar, mani veya kendine zarar verme riskine işaret eden ifadeleri güvenli ve empatik şekilde yanıtlayacak” biçimde güncellendiğini, riskli konuşmaların da otomatik olarak daha güvenli modellere yönlendirildiğini belirtti.

Uzmanlardan uyarı: “Küçük oran, büyük sayı”
Kaliforniya Üniversitesi’nden Dr. Jason Nagata, “Yüzde 0,07 küçük bir oran gibi görünebilir, ancak milyonlarca kullanıcı ölçeğinde bu oldukça fazla kişiye karşılık gelir,” dedi. Nagata, yapay zekânın ruh sağlığı desteğine erişimi genişletebileceğini ancak sınırlamalarının farkında olunması gerektiğini vurguladı.

Kaliforniya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Robin Feldman ise, “Yapay zekâ sohbetleri insanlara gerçeklik yanılsaması yaratabiliyor. Bu çok güçlü bir etki,” diyerek dikkat çekti. Feldman, OpenAI’nin şeffaflığını olumlu bulsa da, “Zihinsel olarak kırılgan biri ekrandaki uyarıları fark edemeyebilir,” ifadelerini kullandı.

Yasal incelemeler ve trajik vakalar
OpenAI, kullanıcı etkileşimleri nedeniyle art arda açılan davalarla da karşı karşıya.

Nisan ayında, Kaliforniya’da 16 yaşındaki Adam Raine’in intihar ettiği iddiasıyla ailesi, OpenAI’ye karşı “ihmal ve haksız ölüm” gerekçesiyle dava açtı. Bu dava, şirkete yönelik ilk “ölümle sonuçlanan etkileşim” davası oldu.

Ayrıca, Connecticut’ta yaşanan bir cinayet–intihar vakasında, zanlının ChatGPT ile yaptığı konuşmaların delüzyonlarını güçlendirdiği iddia edildi.

Uzmanlara göre yapay zeka sohbetleri, psikolojik olarak hassas kullanıcılar için “gerçeklik algısını bulanıklaştırabilecek” kadar güçlü bir etkileşim yaratabiliyor. OpenAI ise “küçük ama anlamlı” bir kesimin bu tür riskler taşıdığını kabul ederek, güvenlik protokollerini geliştirmeye devam edeceğini belirtiyor.

Instagram, izlenen Reels videolarını bulmayı kolaylaştıracak "izleme geçmişi" özelliğini kullanıma sund

Instagram CEO’su Adam Mosseri, Threads platformunda yaptığı açıklamada, kullanıcıların artık izledikleri Reels videolarına geçmişten ulaşabileceğini duyurdu. Mosseri, paylaştığı videoda birçok kullanıcının daha önce izlediği bir Reels videosunu arama sekmesinde veya hesaplar arasında bulmakta zorlandığını, bu özelliğin tam da bu soruna çözüm getirdiğini belirtti.

Meta, geçen yıl Instagram’da kullanıcıların akışları yenilenirken izlemekte oldukları videoların aniden kaybolmasına neden olan “rug pull” hatasını düzeltme sözü vermişti. Yeni izleme geçmişi, bu tür durumlarda kullanıcıların videolarına kolayca geri dönmelerini sağlayacak.

Ayarlardan erişilebilecek
Mosseri’nin açıklamasına göre, kullanıcılar izleme geçmişine ulaşmak için profil ayarlarına girip “Your activity” (Etkinliğin) sekmesinden “Watch History” (İzleme Geçmişi) bölümünü seçebilecek. Bu bölümde, uygulama üzerinde izlenen Reels videolarının kayıtlı bir listesi yer alacak.

Daha önce kullanıcılar yalnızca “Kaydedilenler”, “Beğenilenler” veya “Paylaşılanlar” üzerinden geçmiş videolara ulaşabiliyordu. Yeni özellikle birlikte artık izlenen tüm Reels videoları belirli bir arşivde görülebilecek.

Filtreleme ve sıralama seçenekleri
Instagram, izleme geçmişine filtreleme özellikleri de ekledi. Kullanıcılar izledikleri videoları tarih aralığına, paylaşan hesaba veya yenilik sırasına göre sıralayabilecek.

Bu yenilik, Reels algoritmasında sıkça yaşanan otomatik yenileme sorunlarının kullanıcı deneyimini etkilemesini önlemeyi amaçlıyor.

Türkiye'nin yeni girişimi: 5G hizmeti uzaydan desteklenecek

Türkiye 5G hizmetiyle yaygın şekilde tanışmaya hazırlanıyor.

Mobil operatörlerle entegre biçimde servislerin kapsamı dünyaya yayılacak.

Milli uydularla uydu tabanlı IoT hizmeti sunan Plan-S, 5G NB-IoT teknolojisini hizmetlerine dahil ederek, en uzak bölgelerdeki IoT cihazlarını bile Yakın Dünya Yörüngesi (LEO) uyduları üzerinden kapsayacak.

YENİ NESİL UYDULARLA 5G DESTEKLENECEK

Gelecek yıl yörüngeye fırlatılacak yeni nesil Connecta IoT uydular, 5G NB-IoT teknolojisiyle donatılacak. Bu teknoloji, mevcut LoRa tabanlı IoT servislere güç katarak mobil ekosisteme genişleme ve esnek imkanı sağlayacak.

Plan-S böylece 5G NB-IoT ve LoRa teknolojilerini aynı anda sunan dünyadaki ilk ve tek uydu operatörü olacak.

Plan-S Genel Müdürü Özdemir Gümüşay, IoT'de çok büyük bir potansiyel olduğunu, sahada milyonlarca, milyarlarca izlenmesi ve yönetilmesi gereken cihaz bulunduğunu söyledi.

Bunları sağlamak için 5G'nin ortaya atıldığını vurgulayan Gümüşay, 5G'deki NB-IoT adı verilen teknolojiyle çok az güç tüketimiyle cihazların verilerinin toplamasının ve cihazları kontrolünün mümkün olduğunu ifade etti.

YENİ TEKNOLOJİNİN UZAY KATMANINDA YER ALMASI İÇİN PLAN YAPILDI

Bu teknolojiyi uzay katmanında devreye alma yönünde bir plan yaptıklarını anlatan Gümüşay, şöyle konuştu:

Başından beri yol haritamız LoRa'yla başlamak arkasından NB-IoT adapte etmek şeklindeydi. Uzayda 12 tane uydumuz var. Onlar LoRa üzerinden haberleşebiliyorlar. Bu yıl sonunda bir 4 uydu daha atıyoruz. Orada donanımsal olarak NB-IoT de içeren bir tasarım değişikliği yaptık. 2026'da gerekli yazılım işlerini de tamamlayıp hem LoRa hem NB-IoT üzerinden servis verebileceğiz. Ondan sonraki uydularımızda da ikisi beraber olacak. Bunları ayrı ayrı kullanan uydu şirketleri var. Ama biz bir arada kullanımın ilk ve tek örneği olacağız. İki temel teknolojiyi de kapsayan bir çözümle geliyoruz. Dolayısıyla çok esnek olacağız. Birbirini destekleyen çözümler sunabileceğiz. Müşteri çeşitliliği anlamında iki ekolü de kucaklayan bir çözümle geleceğiz. Bu bizim için ciddi bir avantaj olacak.

"MOBİL OPERATÖRLERLE ENTEGRE ÇALIŞACAK"

İş modeli hakkında da bilgiler veren Gümüşay, NB-IoT tarafından mobil operatörlerle entegre çalışacaklarını, ürün ve hizmetlerin satışını operatörlerin gerçekleştireceğini söyledi.

Yapacakları anlaşmalarla operatörlerin sahadaki cihazlarına uydular üzerinden kapsam genişletici ve tamamlayıcı servisi sağlayacaklarını dile getiren Gümüşay, "Diyelim ki bir NB-IoT cihazları var. Baz istasyonu kapsama alanı içerisindeyken bu cihaz üzerinden verisini gönderecek. Ama bir yakıt tankerinin doluluğunu ölçen sensör olduğunda cihaz Türkiye'yi geziyor. Şehir içindeyken baz istasyonun kapsaması varken şehir dışına, kapsama dışına çıktığında uydularımız üzerinden verisini gönderecek." dedi.

ACİL DURUM HABERLEŞMESİ İÇİN YENİ İMKAN

NB-IoT teknolojisiyle mobil cihazlar üzerinden acil durum haberleşmesine yönelik çözümler de sunulabileceğine dikkati çeken Gümüşay, "Şu anda standart mobil cihazlar kullanılarak acil durum haberleşmesine yönelik çözümler yapılabiliyor. Buna yönelik çözümlerin de önünü açmış olacağız. Bu kamu güvenliği, deprem, sel durumunda farkındalığı sağlamak, müdahale etmek için ciddi bir fayda sağlayacak." ifadelerini kullandı.

Gümüşay, mobil operatörlerin IoT servislerini tamamlayıcı bir çözüm sunacaklarını, bunu hem Türkiye'de hem de küresel alanda gerçekleştireceklerini ve iş potansiyellerinin birkaç kat artacağını söyledi.

Bu teknolojiyle beraber tek bir ürün çatısı altında hem karasal şebekeyle paylaşabilen hem de uydu üzerinden haberleşebilen bir çözüm sağlanacağını vurgulayan Gümüşay, kullanıcılar için kapsama alanıyla ilgili bir tereddüt yaşanmayacağını aktardı.

"UZAYDAN ÇALIŞAN BAZ İSTASYONU"

Bu sayede mobil operatörlerin aldıkları frekanslara ilave altyapı imkanı sağlayacaklarını ifade eden Özdemir Gümüşay, şöyle konuştu:

Yüksek ücretler ödenerek alınan frekansları kendi temel hizmetlerine ayırabilecekler. Sensörlerin içerisinde karasal baz istasyonları ya da bizim uydularla haberleşen bir chipset olmak zorunda. Bunun için ortak bir chipset olacak, uyduya bağlanmak için yeni bir cihaz almasına, yatırım yapmasına gerek yok. Ufak anteni olan, basit bir NB-IoT cihazı bizim uykular üzerinden çalışabilecek. Bunu sağlamak için uydu tarafını karmaşıklaştırıyoruz. Bir nevi uzayda çalışan bir baz istasyonu yapmış olduk. NB-IoT'ye özelleşmiş bir baz istasyonu bu. Bunu yerli-milli yaptık. Önümüzdeki yıl yazılım ilgili kısımları da sonlandırıp bu servisleri devreye almayı hedefliyoruz. Sonrasında da amacımız küresel mobil operatörlerle işbirlikleri yapmak.

Ar-Ge harcamalarında rekor artış: 20 milyar dolara yükseldi

Türkiye’nin araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerine yönelik yatırımları 2024 yılında rekor seviyelere ulaştı. Toplam Ar-Ge harcaması bir önceki yıla göre 16 milyar dolardan 20 milyar dolara yükseldi. Ar-Ge insan kaynağı ise 20 bin kişilik artışla 311 bine ulaştı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır TÜİK'in 2024 Ar-Ge harcaması verilerini paylaştı.

Verilere göre, toplam Ar-Ge harcamalarının yüzde 64,8’i şirketler tarafından yapıldı. İmalat sanayiinde gerçekleştirilen Ar-Ge harcamalarının yüzde 46,9’unu yüksek teknoloji, yüzde 40,2’sini ise orta-yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimler üstlendi.

Ar-Ge ekosisteminde kadınların payı da artmaya devam etti. Ar-Ge insan kaynağının yüzde 34,2’si kadınlardan oluşurken, yükseköğretim kurumlarında bu oran yüzde 47,9’a çıktı.

Dolaylı Ar-Ge teşviklerinin (Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi ve KDV destekleri) şirketlerin Ar-Ge harcamalarındaki payı 2015’te yüzde 15 düzeyindeyken, 2024’te 10 puan artışla yüzde 25’e ulaştı.

Üniversiteler, araştırma merkezleri, teknoparklar, yenilikçi girişimler ve nitelikli insan kaynağıyla Türkiye’nin küresel bir Ar-Ge üssü haline geldiği vurgulandı.

Gençler "uzay ve havacılık" kampında buluşacak

Bakanlığın açıklamasına göre, "KAMP+" konsepti kapsamında gerçekleştirilecek kamp, Bursa Karacaali Gençlik Kampı'nda yapılacak.

Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yürütülen "KAMP+" programı kapsamında bugüne kadar farklı kurumların iş birliğiyle Küresel Kalkınma Kampı, Çevre Kampı, Medya Etiği ve Sorumlu Gazetecilik Kampı, Dezenformasyonla Mücadele Kampı ve Milli Yetkinlik Hamlesi Kampı düzenlendi.

Bu kez TÜBİTAK iş birliğinde gerçekleştirilecek "KAMP+ Havacılık ve Uzay Kampı" ile gençlerin uzay araştırmaları, bilimsel gelişmeler ve havacılık teknolojileri konularında farkındalık kazanmaları hedefleniyor.

400 genç katılım hakkı elde edecek
Türkiye'nin tüm illerinden 18-29 yaş aralığındakilerin başvuru yapabileceği programa, değerlendirme sonucunda 400 katılım hakkı elde edilecek. Katılımcılar kamp süresince uzay araştırmaları, bilimsel atölyeler, sosyal ve sportif etkinliklerle dolu programa dahil olacak.

Kampa katılmaya hak kazanan gençlerin ulaşım, konaklama ve yemek hizmetleri Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından karşılanacak.

Programa katılım başvurusu 17 Ekim Cuma gününe kadar sürecek.

Türkiye'nin ilk 5G laboratuvarı kuruluyor

Sanayiden lojistiğe, tarımdan sağlığa, ulaştırmadan savunmaya kadar pek çok sektörü etkilemesi beklenen 5G'de yerlilik ve milliliğin artırılması, böylece Türkiye'nin teknolojide dışa bağımlılığının önemli ölçüde azaltılması hedefleniyor.

Türkiye'nin yerli 5G teknolojileri üreten ve bunları küresel pazarda kullandıran bir üsse dönüşmesi amaçlanırken bunun sunacağı yüksek hız, kapasite ve verimlilikle ekosistemde köklü değişiklikleri beraberinde getirmesi öngörülüyor.

Bu kapsamda önemli adımlardan biri de Teknopark İstanbul'da atılıyor. ULAK Haberleşme AŞ tarafından Türkiye'nin ilk 5G laboratuvarının Teknopark İstanbul'da kurulması için düğmeye basıldı.

5G TABANLI SİSTEMLER GERÇEK ZAMANLI TEST EDİLECEK

Teknopark İstanbul Genel Müdürü Abdurrahman Akyol, 5G teknolojisinin sadece daha hızlı bir bağlantı sistemi değil, Türkiye'nin "veri egemenliği" ve "siber güvenlikte milli bağımsızlık hamlesi" açısından da stratejik bir dönüm noktası olduğunu aktardı.

Savunma, havacılık ve uzay teknolojilerine odaklanmış bir teknopark olarak 5G'yi milli haberleşme altyapısının omurgası ve girişimcilik ekosistemini dönüştürecek bir kaldıraç olarak gördüklerini belirten Akyol, Türkiye'nin, 5G'ye yalnızca dış üreticilerin baz istasyonlarını kullanarak değil, şebeke elemanları, çekirdek ağ bileşenleri, yazılımlar ve güvenlik katmanlarını yerli olarak geliştirerek geçmeyi hedeflediğini belirtti.

Akyol, bu sürecin veri egemenliği açısından kritik olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:

"ULAK Haberleşme AŞ tarafından kurulacak Türkiye'nin ilk 5G laboratuvarı Teknopark İstanbul'da yer alacak. ULAKNET'in geliştirdiği milli baz istasyonu ve çekirdek ağ çözümleri, kampüsümüzde yalnızca test edilmekle kalmayacak, Teknopark İstanbul'daki savunma, haberleşme, IoT, radar, otonom sistem ve yapay zeka tabanlı uygulamalarla entegre biçimde denenecek. Böylece teknoparkımız, 5G tabanlı sistemlerin gerçek zamanlı test edilebildiği bir uygulama sahasına dönüşecek."

"HEM DOĞRULUK HEM DE TİCARİLEŞME HIZI ARTACAK"

5G'nin savunma sanayisinde özellikle komuta-kontrol sistemleri, insansız hava ve kara araçları, radar ağları, simülasyon sistemleri ve taktik haberleşme çözümleri gibi alanlarda oyun değiştirici bir etki yaratacağını vurgulayan Akyol, bu teknolojinin veri işleme, gecikmesiz iletişim ve yüksek güvenlik standardı gerektiren projelerde yeni imkanlar sunacağını dile getirdi.

Akyol, Teknopark İstanbul bünyesindeki "Cube Incubation" aracılığıyla faaliyet gösteren girişim firmalarının da 5G altyapısı üzerinde prototiplerini gerçek zamanlı test etme olanağına kavuşacağını belirterek, "Bir sağlık teknolojisi girişimi uzaktan teşhis cihazını 5G üzerinden çalıştırabilecek, bir lojistik ya da robotik girişim otonom sistemlerini canlı senaryolarla deneyebilecek. Bu sayede hem doğruluk hem de ticarileşme hızı artacak. 'Ağ dilimleme' ve 'uç bilişim' gibi 5G'nin sunduğu yeni imkanlar, Teknopark İstanbul'daki girişim ve sanayi firmalarına katma değerli hizmetler geliştirme fırsatı sunacak" değerlendirmesini yaptı.

"TÜRKİYE'NİN TEKNOLOJİ EKOSİSTEMİNDE YENİ BİR ÇAĞIN BAŞLANGICI"

Bu teknolojiyi yalnızca bir iletişim altyapısı değil, girişimcilik ekosistemini ölçeklendirecek stratejik bir kaldıraç olarak gördüklerini söyleyen Akyol, Türkiye'nin 5G dönüşüm sürecinde yerli üretim, güvenlik ve sürdürülebilirlik ilkelerinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

Akyol, Teknopark İstanbul'un bu 3 başlıkta da ulusal hedeflerle tam uyum içinde hareket ettiğini belirterek şunları aktardı:

"ULAKNET'in laboratuvarıyla başlayan süreç yakın dönemde savunma, sağlık, enerji ve mobilite alanlarında 5G tabanlı yeni teknolojilerin doğduğu bir inovasyon ekosistemine dönüşecek. 5G, Teknopark İstanbul'un hem savunma sanayisindeki milli kabiliyetlerini güçlendiren hem de girişimcilik ve teknoloji tabanlı iş modellerini küresel ölçekte rekabetçi hale getiren bir dönüşüm aracıdır. Biz bu süreci yalnızca bir altyapı değişimi değil, Türkiye'nin teknoloji ekosisteminde yeni bir çağın başlangıcı olarak görüyoruz."

Türkiye'nin piko uydu takımı TAURUS, uzay yolculuğuna hazır

Türk teknoloji şirketlerinin uzayı merkez alan çalışmaları "küçük uydu" teknolojileriyle genişliyor.

TÜBİTAK desteği kapsamında GUMUSH AeroSpace tarafından tasarlanan, üretilen, tamamen yerli ve milli olarak geliştirilen TAURUS - Tarım Uygulamalarına Yönelik Röle Uydu Sistemi, yalnızca teknik kabiliyetleriyle değil, aynı zamanda Türkiye'nin uzaydaki vizyonunu temsil eden öncü bir adım olarak dikkati çekiyor.

TAURUS, özellikle altyapı kurulumunun mümkün olmadığı bölgelerde tarım, hayvancılık, sağlık, yaban hayatı ve kırsal kalkınma gibi alanlarda IoT sensörlerinden toplanan verilerin uydu üzerinden aktarılmasını sağlayacak. Böylece altyapının yetersiz olduğu tarım alanlarında verimlilik artışına, altyapı sorunlarının yaşandığı afet anlarında kritik bilgilerin merkeze ulaştırılmasına imkan tanıyacak, kırsal bölgelerdeki sağlık verilerinin aktarımını mümkün kılacak ve yaban hayatı gözlemleriyle iklim değişikliği veya kaçak avcılığa dair çevresel veriler sağlayabilecek. Aynı zamanda enerji şebekeleri ve kritik altyapı hatlarının anlık izlenmesine de katkıda bulunarak, Türkiye’nin küresel IoT uydu pazarında söz sahibi olmasına destek olması planlanıyor.

Esnek görev yapısı sayesinde uydular yalnızca IoT rölesi olarak değil, denizcilikte AIS mesajlarının toplanarak gemi trafiğinin, havacılıkta ise ADS-B mesajlarının toplanarak hava trafiğinin izlenmesine de olanak tanıyacak.

Tüm yetenekleri 452 grama sığdırıldı
"0.25U form" faktöründe (10 cm x 10 cm x 2.7 cm) ve yalnızca 452 gram ağırlığında tasarlanan uydular, bu yılı içerisinde SpaceX Bandwagon-4 görevi kapsamında dörtlü grup halinde fırlatılacak ve 510 kilometre irtifa ile 45 derece eğimli yörüngeye yerleşecek. Bu misyon, boyutlarının yanı sıra Türkiye'nin 45 derece eğimli yörüngeye gönderilen uydusu olarak da "ilk" olma özelliğini taşıyor. Fırlatma arayüzüne entegrasyon süreci ise 12 Eylül 2025'te başarıyla tamamlandı.

TAURUS ile Türkiye, bu form faktörde çok fonksiyonlu piko uydu (0.1U ile 0.25U boyutlarındaki ultra minyatür uydu) geliştiren dünyadaki 4. ülke konumuna geldi, aynı zamanda dünyanın en küçük ama en fonksiyonel 0.25U platformlarından birini üretmeyi başardı.

GUMUSH AeroSpace, yalnızca uydu ve ağ geçidi geliştirmekle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda işlevsel sensörlü yer terminalleri ile de projelerini destekliyor. Böylece hem yörüngedeki uydulardan hem de yeryüzündeki terminallerden veri toplayabilen tam entegre bir ekosistem oluşturmayı amaçlıyor.

13 yıllık çaba sınırları aştı
2012 yılında kurulan GUMUSH, Türkiye'de küçük uydu geliştirme alanında özel sektörün öncüsü olarak 13 yıldır faaliyet gösteriyor. Şirket, TÜBİTAK, ASELSAN, HAVELSAN, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) gibi kurum ve kuruluşlarla iş birlikleri yaparken, uluslararası ölçekte de farklı ülkelerle ortak projelere imza atıyor. Bu yönüyle GUMUSH, Türkiye ve bölgesindeki ilk küp uydu üreticisi unvanını taşıyor.

Geliştirdiği özgün platformlar sayesinde yalnızca Türkiye'de değil, dünya çapında da tanınırlık kazanan şirket, 2020'den bu yana NASA'nın her yıl yayınladığı Small Spacecraft Technology Report'ta yer alarak uluslararası CubeSat ekosisteminde adını duyurdu. Bu prestijli raporda, GUMUSH’un yenilikçi çözümleri ve küçük uydu teknolojilerindeki katkıları vurgulandı, şirket dünya çapındaki sayılı küçük uydu üreticilerinden biri olarak gösterildi.

Bilim insanları, hücreleri genç kalmaları için kandıran besin moleküllerini keşfetti

Araştırma ekibine göre, bu hafif biyolojik stres hücreleri koruma mekanizmalarını devreye sokmaya teşvik ediyor.

Çalışmada mikroskobik bir solucan türü olan Caenorhabditis elegans kullanıldı. Bu solucanların diyetinde bulunan bazı RNA moleküllerinin, yaşlılıkta canlılıklarını korumalarına yardımcı olduğu tespit edildi.

Profesör Anne Spang, “Bu moleküller, yaşlanma ve hastalıklarla ilişkilendirilen zararlı protein birikimlerinin oluşumunu engelliyor,” dedi. Bulgular, Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Diyet hücre yaşlanmasını nasıl etkiliyor?
Yaş ilerledikçe vücut, bozulmuş proteinleri temizlemede daha az etkili hale geliyor. Bu proteinler hücrelerde birikerek Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların gelişimine katkıda bulunabiliyor.

Araştırmacılar, dengeli bir diyetin bu süreçleri yavaşlattığını ve bazı besin bileşenlerinin hücreleri koruyucu etki gösterdiğini belirledi.

Solucanların beslendiği bakterilerde bulunan çift zincirli RNA molekülleri, sindirim sisteminde emilerek hücre içi kalite kontrol mekanizmalarını harekete geçiriyor.

Çalışmanın birinci yazarı Emmanouil Kyriakakis, “Bu düşük seviyeli stres, vücudu protein hasarına karşı daha dirençli hale getiriyor,” dedi.

Hücresel temizlik mekanizması devreye giriyor
Besin kaynaklı bu uyarı, hücrelerin “otokaji” adı verilen kendi kendini temizleme sürecini aktive ediyor. Bu mekanizma, hasarlı proteinleri parçalayarak yeniden kullanıyor ve böylece hücre yaşlanmasını yavaşlatıyor.

Kyriakakis, “Bağırsak yalnızca yerel değil, tüm vücutla iletişim kuruyor. Koruyucu etki sadece sindirim sisteminde değil, kaslarda ve diğer organlarda da gözlendi,” diye ekledi.

Yaşlı solucanlar bile daha enerjik
Dengeli beslenen solucanların yaşlandıklarında daha hareketli ve sağlıklı oldukları belirlendi. Diyetle alınan RNA moleküllerinin tüm organizmada sistematik bir stres yanıtı oluşturduğu ve bu sayede yaşla birlikte ortaya çıkan protein birikimlerinden koruduğu gözlendi.

Spang, “Bazı gıda bileşenleri vücudun kendi koruma mekanizmalarını uyarabiliyor. Yani az miktarda stres aslında yararlı olabilir,” dedi.

Araştırmacılar, bu etkinin insanlarda da benzer sonuçlar doğurup doğurmayacağının henüz net olmadığını vurguluyor. Ancak şimdiden bir gerçek açık: Ne yediğimiz, nasıl yaşlandığımızı şekillendiriyor.

Nobel Kimya Ödülü'nün sahipleri belli oldu

2025 Nobel Kimya Ödülü sahipleri açıklandı...

Ödül, metal-organik kafesler çalışmalarıyla üç bilim insanına layık görüldü.

ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLEN İSİMLER

Nobel Kimya Ödülü; Susumu Kitagawa, Richard Robson ve Omar M. Yaghi'ye verildi.

Üç bilim insanı, moleküllerin içine girip çıkabileceği büyük boşluklara sahip metal-organik kafesler (MOF'lar) geliştirdi.

ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLEN ÇALIŞMALARIN TEMELİ

Bu yapılar, çöl havasından su toplamak, kirleticileri sudan arıtmak, karbondioksiti yakalamak ve hidrojen depolamak gibi uygulamalara imkan sağlıyor.

Metal-organik kafeslerin temeli, 1970'lerde Robson'un ahşap molekül modelleriyle geliştirdiği fikirle atıldı.

Robson, atomların doğal bağlanma özelliklerini kullanarak kristal yapılar oluşturmayı başardı.

Ancak yapılar, başlangıçta kararsızdı ve bazı kimyagerler tarafından işe yaramaz bulundu.

ÜÇ BİLİM İNSANININ ÇALIŞMALARI

Bu fikirler üzerine Kitagawa ve Yaghi, kararlı ve işlevsel MOF'lar geliştirerek malzemelerin gaz depolama, kataliz ve çevresel uygulamalarda kullanılmasını mümkün kıldı.

Yaghi'nin MOF'ları, sadece birkaç gramla futbol sahası büyüklüğünde yüzey alanı sağlayabiliyor ve çöl havasından içme suyu elde etmek gibi uygulamalarda kullanıldı.

Kitagawa ise esnek MOF'lar geliştirerek gazların alınıp verilmesini sağlayan 'nefes alan' malzemeler üretti.

Bu çalışmalar, metal-organik kafesleri 21. yüzyılın malzemesi olma potansiyeline sahip kılıyor ve kimyagerlere yeni tasarım ve çevresel çözümler geliştirme imkanı sunuyor.

Ted146

5G, enerji ve maden sektöründe sürdürülebilirliği artırarak maliyetleri düşürecek

Enerji sektörü dijital dönüşümün en hızlı yaşandığı alanlardan biri haline gelirken, yenilenebilir kaynakların artışı ve elektrikli araçların yaygınlaşması, şebekelerin daha esnek, verimli ve anlık yönetilebilir hale gelmesini zorunlu kılıyor. Bu dönüşümün yalnızca yazılım değil, güçlü bir iletişim altyapısıyla desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Madencilik sektörü ise enerji, inşaat, ulaşım, otomotiv, elektronik, savunma ve mücevherat gibi 56 farklı endüstriye girdi sağlayarak ekonominin temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor.

56 sektör için kritik fırsatlar sunuyor
Enerjide Dijitalleşme Derneği Genel Sekreteri Gökberk Bilgin, 5G teknolojisinin düşük gecikme süresi, yüksek bağlantı kapasitesi ve ağ dilimleme özellikleriyle enerji sektöründe kritik fırsatlar sunduğunu söyledi.

Bu teknoloji sayesinde akıllı sayaçlar, elektrikli araç şarj istasyonları ve batarya sistemleri gibi milyonlarca cihazın şebekeye entegre bir şekilde çalışması ve milisaniye seviyesinde birbirleriyle haberleşebilmelerinin mümkün hale geldiğini belirten Bilgin, "Elektrikli araçların aynı anda şarj edilmesi yerel şebekelerde ciddi dengesizliklere yol açabilecekken 5G sayesinde bu sistemler anlık olarak kontrol edilerek şebekenin yükü dengelenebiliyor. Benzer şekilde sanal elektrik santralleri ve talep tarafı katılımı gibi uygulamalar yüksek hızlı ve güvenilir veri iletişimiyle daha etkin biçimde yönetilebiliyor" diye konuştu.

Bilgin, 5G teknolojisinin enerji tüketimi üzerindeki etkisinin ilk bakışta çelişkili görünebildiğini, daha fazla baz istasyonu ve yoğun veri iletimi gerektirdiği için toplam elektrik tüketimini artabileceğini anlattı.

Ancak konunun birim veri başına tüketilen enerji açısından değerlendirildiğinde tablonun değiştiğine dikkati çeken Bilgin, şöyle devam etti:

"Ericsson'un 2024 verilerine göre, 5G altyapısı aynı miktarda veriyi taşırken önceki nesil şebekelere kıyasla yaklaşık yüzde 90'a kadar daha düşük enerji yoğunluğuna sahip. Ayrıca yeni nesil 5G baz istasyonları düşük trafik saatlerinde uyku moduna geçerek enerji verimliliğini artırıyor. Bu nedenle 5G'nin enerji tüketiminde mutlak bir artış getirmesi mümkün olsa da sağladığı verimlilik artışı ve kayıp azaltımı toplam enerji tüketimindeki artışı telafi edebilecek nitelikte bulunuyor."

Bilgin, enerji sektörüne yönelik 5G kullanımı için lisanslama modellerinin henüz oluşturulmadığını, veri güvenliği ve mülkiyeti gibi hassas konuların enerji altyapıları açısından özel önem taşıdığını ifade etti.

Yerli üreticilerin 5G tabanlı enerji teknolojileri geliştirmeleri için hedefe yönelik teşvik mekanizmalarının çeşitlendirilmesinin sektöre katkı sağlayacağını belirten Bilgin, şunları kaydetti:

"Bu alanlarda kamu kurumları ve özel sektörün birlikte çalışması Türkiye'nin enerji alanında 5G'yi etkin bir şekilde entegre etmesi için kritik önemdedir. 5G teknolojisi enerji sektörü için yalnızca bir iletişim aracı değil daha verimli, güvenli ve esnek bir enerji altyapısının önünü açan ve bu altyapıyı mümkün kılan stratejik bir bileşendir. Enerji tüketiminde sunduğu verimlilik katkıları ve yeni uygulama imkanları sektörün dijitalleşmesine güçlü bir ivme kazandıracaktır. Bu dönüşüm sürecinin başarılı olabilmesi için altyapı yatırımları kadar politikaların, regülasyonların ve sektörel koordinasyonun da eş zamanlı olarak geliştirilmesi önemlidir."

Madencilikte 5G teknolojisi güvenlik risklerini ve çevresel etkileri azaltacak
Türkiye Madenciler Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz da doğaya uyum, verimlilik ve ileri teknoloji kullanımının madencilik sektörünün geleceği için vazgeçilmez olduğunu anlattı.

5G teknolojisinin güvenlik risklerini azaltırken üretimi de hızlandıracağını ifade eden Yılmaz, "5G ile hız kazanırken çevreye etkileri minimize ediyor ve madenciliği daha sürdürülebilir hale getiriyoruz. Yeraltı kömür ocakları örneğinde olduğu gibi, 5G tabanlı sensörler metan gazı ve oksijen seviyelerini anlık ölçerek olası patlama risklerini daha oluşmadan engelliyor. Aynı anda, titreşim sensörleri göçük ihtimalini raporluyor ve acil durum tahliye sistemleri saniyeler içinde devreye sokulabiliyor" diye konuştu.

Yılmaz, bunun iş güvenliği açısından hayati bir avantaj sağladığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Altın ve bakır madenlerinde, 5G'nin sağladığı yüksek bant genişliği ve düşük gecikme, ağır tonajlı kamyonların ve sondaj makinelerinin otonom veya uzaktan kontrolünü mümkün kılıyor. Böylece patlatma sonrası riskli alanlara işçi sokmadan üretim devam ediyor, operasyonel süreklilik sağlanıyor. Aynı zamanda yüksek çözünürlüklü jeolojik veriler hızla merkeze aktarılıyor ve yapay zeka destekli analizlerle güvenli kazı alanları ve daha zengin cevher bölgeleri doğru biçimde belirleniyor."

Yılmaz, açık ocak işletmelerinde de dron ile yapılan üç boyutlu haritalamaların 5G sayesinde saniyeler içinde veri merkezlerine ulaştırıldığını belirterek, "Bu, hem çevresel etki değerlendirmelerinin daha isabetli yapılmasını hem de işletme planlamalarının daha hızlı hayata geçirilmesini sağlıyor. Ayrıca çevresel sensörlerle toz, gürültü ve titreşim ölçümleri anlık olarak takip edilerek bölge halkı üzerindeki olumsuz etkiler minimize ediliyor" değerlendirmesinde bulundu.

Bu ay gökyüzünde iki görkemli meteor yağmuru izlenebilecek

6–10 Ekim tarihleri arasında, özellikle Kuzey Yarımküre’de yaşayanlar Drakonidler meteor yağmurunu gözlemleyebilecek. En yoğun etkinin 8 Ekim saat 22.00’de (Türkiye saatiyle) gerçekleşmesi bekleniyor.

Meteorlar, adını aldığı Draco (Ejderha) takımyıldızının baş kısmından geçiyor. En iyi şekilde gece yarısından önce, gökyüzünde kuzeybatı ufku yönünde görülebilecek.

Her yıl aynı şiddette olmasa da Drakonidler zaman zaman yüzlerce meteorun bir saatte gözlemlenebildiği etkileyici “gökyüzü fırtınaları” oluşturabiliyor. Ancak bu yıl gökyüzündeki parlak dolunay benzeri hilal evresi, görünürlüğü kısmen azaltabilir.

Gözlem şansı artırmak için şehir ışıklarından uzak bir konum seçmek ve Ay ışığından korunmak öneriliyor.

Halley Kuyruklu Yıldızı’nın izleri: Orionidler
Ayın ikinci yarısında ise sıra Orionidler meteor yağmurunda olacak. 21 Ekim gecesi doruğa ulaşacak olan bu yağmurda, saatte yaklaşık 20 meteorun gökyüzünü süslemesi bekleniyor. NASA, Orionidleri “yılın en güzel meteor yağmurlarından biri” olarak tanımlıyor.

Bu meteorlar, ünlü Halley Kuyruklu Yıldızı’nın ardında bıraktığı kalıntılardan oluşuyor. Dünya, Halley’in yörüngesinden geçerken bu parçacıklar atmosfere giriyor ve yanarak parlak izler bırakıyor.

Orionidler 26 Eylül–22 Kasım tarihleri arasında gözlemlenebilecek ancak en iyi görüntüleme zamanı 21 Ekim’de gece yarısından sonraki saatler. O gece gökyüzü Ay’sız olacağı için izleme koşulları son derece uygun olacak.

Kuzey Yarımküre’de doğu-güneydoğu yönüne, Güney Yarımküre’de ise kuzeydoğu yönüne bakmak gerekiyor.

Karanlık bir alanda, sıcak bir battaniye ve sabırla, bu “gökyüzü şöleninin” tadını çıkarmak isteyenler için ekim ayı tam bir yıldız avı zamanı olacak.

Dünya’nın 430 kilometre yakınından geçen asteroit, ancak geçtikten sonra fark edildi

2025 TF adı verilen asteroid, 1 Ekim Çarşamba günü saat 00.47’de Antarktika üzerinden geçti. Yaklaşık 428 kilometre irtifada ilerleyen göktaşı, ISS’nin 370 ila 460 kilometre arasında değişen yörüngesine girdi.

Bu yakın temas, 2020 yılında Dünya’ya yalnızca 368 kilometre mesafeden geçen 2020 VT4 adlı göktaşından sonra ikinci sırada yer aldı.

Bilim insanlarına göre bu tür geçişler, atmosfere temas edip kısmen yanarak “taşın suya çarpması gibi” yüzeyden sekebilen olaylar da dahil edilmeden değerlendiriliyor.

Çarpışsaydı zarar vermeyecekti
Neyse ki 2025 TF’nin Dünya’ya çarpması halinde ciddi bir tehlike oluşturmayacağı belirtiliyor. 1 ila 3 metre (yaklaşık 3–10 fit) çapında olan bu küçük kaya parçası, muhtemelen yalnızca parlak bir ateş topu görünümü yaratacak ve belki de birkaç küçük meteor parçası bırakacaktı.

Ancak keşif geçtikten sonra yapıldı
Asteroit, Dünya’nın yanından geçtikten birkaç saat sonra fark edildi. Arizona’daki Kitt Peak-Bok Gözlemevi 06.36 UTC’de ilk raporu geçti. Daha sonra Catalina Sky Survey verilerinde cismin, Dünya’ya en yakın geçişinden yalnızca iki saat sonra kaydedildiği tespit edildi.

2087’de yeniden dönecek
NASA’nın Jet Propulsion Laboratory (JPL) hesaplamalarına göre 2025 TF, gelecekte yeniden Dünya yakınlarına dönecek. Ancak bu kez çok daha uzak bir mesafeden geçecek — yaklaşık 8 milyon kilometre uzaktan, yani Ay’ın Dünya’ya uzaklığının 21 katı kadar bir mesafeden.

Uzmanlar, bu olayın bir kez daha gök cisimlerinin ne kadar geç fark edilebildiğini gösterdiğini belirtiyor. Küçük bir kaya parçası bile gezegenimizin yakınından geçerken, gözlem ağlarının sürekli güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Mars yakınından geçen yıldızlararası kuyruklu yıldız görüntülendi

ESA’nın Mars çevresinde görev yapan ExoMars Trace Gas Orbiter aracı, 1 Ekim’de başlattığı gözlemler sırasında 3I/ATLAS’ı yaklaşık 30 milyon kilometre (18,6 milyon mil) uzaklıktan görüntüledi. Ajansın salı günü yayımladığı fotoğraflarda, uzayın karanlığında ilerleyen soluk beyaz bir nokta dikkat çekiyor.

Görüntülerdeki parlak nokta, buz, kaya ve tozdan oluşan katı çekirdek ile onu çevreleyen toz ve gaz bulutunu — yani “koma”yı — gösteriyor. ESA bilim insanı Nick Thomas, “Bu, uzay aracımız için son derece zorlayıcı bir gözlemdi. Hedefimiz normalde Mars yüzeyi olurken bu cisim 10 ila 100 bin kat daha sönüktü,” dedi.

Uzaydan gelen üçüncü misafir
3I/ATLAS, Güneş Sistemi’ne giren üçüncü yıldızlararası ziyaretçi olarak kayıtlara geçti. Ondan önce 2017’de ‘Oumuamua ve 2019’da 2I/Borisov keşfedilmişti.

Temmuz ayında fark edilen 3I/ATLAS, hem profesyonel gökbilimcilerin hem de amatör gözlemcilerin büyük ilgisini topladı. NASA, nesnenin Dünya’ya herhangi bir tehdit oluşturmadığını ve geçiş sırasında yaklaşık 270 milyon kilometre (170 milyon mil) uzakta kalacağını bildirdi.

Güneşe yaklaşırken yeni gözlemler planlanıyor
Bilim insanlarına göre 3I/ATLAS, 30 Ekim civarında Güneş’e en yakın noktasına ulaşacak. Şu anda Güneş’e çok yakın olduğu için Dünya’dan gözlemlenemeyen kuyruklu yıldızın aralık ayı başında yeniden görülebileceği tahmin ediliyor.

Yaz aylarında NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu tarafından izlenen nesne, önümüzdeki dönemde James Webb Uzay Teleskobu, Parker Güneş Sondası ve Transiting Exoplanet Survey Satellite (TESS) gibi gözlemevleri tarafından da incelenecek.

ESA, yıldızlararası cisimlerin “Güneş Sistemi’nin ötesinde nasıl dünyalar oluştuğuna dair ipuçları taşıdığını” vurguladı. 3I/ATLAS’ın geçişi, hem Mars çevresindeki uzay araçlarına hem de bilim insanlarına evrenin kökenine dair eşsiz bir pencere açtı.

Biyoçeşitlilik ve habitatın korunması için geliştirilen projelere destek verilecek

TÜBİTAK'tan edinilen bilgiye göre, Ufuk Avrupa Programı kapsamında hayata geçirilen Avrupa Biyoçeşitlilik Ortaklığı'nın (BiodivERsA+) 2025 yılı "Ekosistem İşlevlerinin, Bütünlüğünün ve Habitat Bağlantılarının Restorasyonu-Biodivconnect" başlıklı çağrısı açıldı.

Biyoçeşitlilik üzerine araştırmaları destekleyen ve 40 ülkeden 81 üyesi bulunan ortaklık, 2030'a kadar Avrupa doğasının yeniden toparlanma yoluna girmesini ve 2050'ye kadar da insanların doğayla uyum içinde yaşıyor olmasının sağlanmasını hedefliyor.

Bu kapsamda, ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte restorasyon çalışmalarının uzun vadeli sürdürülebilirliğinin sağlanması, birbirine bağlı ve iyi işleyen ekosistemler ve yaşam alanları için doğal restorasyon uygulamalarına entegre edilebilecek yenilikçi araştırmaların desteklenmesi amaçlanıyor.

Projelerin, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamında 2030 sonrası da dahil olmak üzere uluslararası biyoçeşitlilik taahhütlerine ulaşılabilmesine katkı sunması ve farklı düzeylerdeki ilgili biyoçeşitlilik politikası hedeflerini desteklemesi gerekiyor.

7 Kasım'a kadar başvurulabilecek çağrı hedeflerine ulaşmak için önerilerin disiplinler arası olması ve proje kurgusunu karşılayacak şekilde araştırma ekiplerinin oluşturulması önem taşıyor.

3 ana başlık belirlendi

Çağrı, dünyanın tüm bölgelerindeki her türlü ekosistem ve habitatta biyolojik çeşitliliğin restorasyon çalışmalarını kapsayacak. "Restorasyon Hedeflerinin Belirlenmesi ve Başarısının Ölçülmesi", "Restorasyonla İlgili Çalışmaların Ölçeklendirilmesi ve Uygulanabilirliği" ve "Restorasyon Çabalarının Uzun Vadeli Sürdürülebilirliği" başlıklarında proje önerileri alınacak.

Proje önerilerinin hedef veya referans temelli yaklaşımlarla, ekolojik, kültürel ve sosyal verilerin entegrasyonunu ve bu alanlardaki değişimleri dikkate alması gerekiyor.

Yerel toplulukların ve yerli halkın restorasyon çalışmalarındaki rolü ile restorasyon projelerinin tasarımı, planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesine kimlerin katılacağı konusunda kapsayıcı bir sürecin nasıl oluşturulacağına yönelik tasarımlar da bekleniyor.

Başvuru şartları

Çağrıya, Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri, kamu kurum ve kuruluşları, sektör ve büyüklüğüne bakılmaksızın firma düzeyinde katma değer yaratan ve ticaret sicil belgesi olan Türkiye'den de yerleşik sermaye şirketleri başvurabilecek.

Proje süresi en fazla 36 ay olacak. Bir proje kapsamında TÜBİTAK'tan talep edilen katkı kurum hissesi ve proje teşvik ikramiyesi hariç proje başına 160 bin avroyu, yürütücü kuruluş başına yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları için 100 bin avroyu, özel kuruluşlar için 160 bin avroyu aşamayacak.

Yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 100 desteklenecek. Büyük ölçekli özel kuruluşlara kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 60 ve KOBİ'lere kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 75 destek verilecek.

Nilüfer Çayı'ndaki tekstil kaynaklı kirliliğe organik çözüm

Bursa'nın en önemli su kaynaklarından Nilüfer Çayı'nın sanayinin yoğun olduğu bir bölgeden geçtiği için, tekstil atık sularından kaynaklanan boyar madde kirliliği kentin önemli bir çevre sorunu olarak öne çıkıyor. Çayın korunması ve temiz tutulması için çeşitli araştırmalar yürütülüyor.

Bu araştırmalardan birini ekibiyle birlikte hayata geçiren Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Ünlü, AA muhabirine, Nilüfer Çayı’nın kaynağındaki suyun içilebilir ve temiz olduğunu ancak sanayi bölgelerine doğru kirliliğin önemli ölçüde arttığını söyledi.

Bursa'nın en önemli endüstriyel faaliyetlerinden biri olan tekstil üretiminden kaynaklanan atık suların, Nilüfer Çayı'ndaki kirliliğin başlıca nedenlerinden biri olması nedeniyle bu konuya çözüm aradıklarını belirten Ünlü, "Çalışmamızda tekstil atık sularından yüksek oranda çıkan boyar maddelerin giderimi üzerine yoğunlaştık. Bu boyar maddeleri emecek, suya karışmasını önleyecek bir malzeme geliştirdik. Bu malzemeleri geliştirirken de özellikle yine suya zarar vermeyecek organik atıkları kullanmaya özen gösterdik." diye konuştu.

Ünlü, malzemeyi şeker fabrikalarının önemli bir atığı olan şeker pancarı küspesi ile deniz yosunlarından elde edilen bileşenlerden geliştirdiklerini bildirdi.

Önce boyar maddeyi içine hapsedecek yapıyı geliştirdiklerini, malzemenin performansını ilk olarak kendi hazırladıkları boyar madde içeren bir suda, ardından tekstil firmasının deşarj ünitesinden temin ettikleri gerçek atık suda test ettiklerini anlatan Ünlü, "Gerçek atık suda yüzde 100'e yakın giderim olduğunu gözlemledik." dedi.

Geliştirilen malzeme, çevreci, sürdürülebilir ve ekonomik

Malzemenin, toz ve partikül halinde ya da filtre haline getirilerek kullanılabildiğini aktaran Ünlü, tekstil fabrikalarının atık su çıkışına yerleştirilerek kullanılmasının kirliliğin kaynağında önlenmesini sağlayacağını vurguladı.

Ünlü, "Suya karıştıktan sonra da kirliliği giderir ama amacımız suya hiç karışmadan o arıtma işlemini sağlamak çünkü suya karıştığı zaman öyle bir ekosistem döngüsünün içine giriyor ki bu toprağa da gidiyor, havaya da bir şekilde karışıyor ve yediğimize, içtiğimize, tarım, hayvancılık gibi her yere ulaştığı için ya da balıklar gibi deniz canlılarının yaşamını etkilediği için önemli bir problem olarak ortaya çıkıyor." ifadelerini kullandı.

Kirlilik giderici malzemenin yıkama ve kurutma işlemi yapıldıktan sonra aynı amaç için birkaç kez daha kullanılabildiğine dikkati çeken Ünlü, bu yıkama işleminin çevreye zararı olmayan kimyasallarla gerçekleştirildiğinin altını çizdi.

Ünlü, malzemenin sağladığı avantajları şöyle sıraladı:

"Hem doğal malzemeler kullanmak hem de suyu arıtmayı sağlamak önemli bir avantaj. Üstelik maliyeti düşük, çünkü atık kullanıyoruz. Şeker pancarı küspesi dediğimiz, şeker fabrikalarının önemli atıklarından bir tanesi ve yüksek oranda çıkıyor. Genellikle hayvancılıkta yem olarak kullanılıyor ve yine daha düşük bir maliyete sahip deniz yosunlarından elde ettiğimiz polimeri kullanıyor olmamız önemli bir avantaj. Yani çevreci, sürdürülebilir ve ekonomik bir malzeme geliştirip boyar maddelerin giderilmesini sağlıyoruz."

Su kıtlığının yakın gelecekte insanlığın karşı karşıya kalacağı en önemli sorunlardan biri olduğuna işaret eden Ünlü, "Biz, 'Endüstriyel atık suların yeniden sistem içinde, endüstride kullanılabilmesi için neler yapabiliriz?' sorusundan yola çıktık. Tekstil sektöründe de su çok fazla tüketildiği için en azından kendi döngülerinde o atık suların arıtılıp yeniden kullanılmasını sağlamanın önemli olacağını düşündük. Yani su tekrar kullanılsın, sistem içinde değerlendirilsin, atık olarak gitmesin, amacımız buydu." dedi.

Bundan sonraki süreçte atık tekstil sularındaki ağır metaller ve mikroplastikler gibi farklı kirleticilerin giderimi üzerinde çalışmaya devam edeceklerini belirten Ünlü, asıl hedeflerinin boyar maddeleri ve suyun içindeki diğer kirleticileri sudan uzaklaştıracak fonksiyonel bir yapı geliştirmek olduğunu dile getirdi.

Gökyüzündeki uyarı: Kuşların göç alışkanlıkları değişiyor

ABD genelinde kuşlar, bilim insanlarını endişelendiren bir davranış değişikliğine girdi. Artan sıcaklıklar nedeniyle birçok tür, her yıl gerçekleştirdikleri göç rotalarını terk ediyor ya da geciktiriyor.

Cornell Üniversitesi’nden göç ekoloğu Andrew Farnsworth’a göre, bu eğilim devam ederse çok sayıda kuş türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Farnsworth, “Kuşların dünya üzerindeki yerleriyle iklim arasındaki ilişki çok güçlü. İklimdeki değişim, kuşların yaşam döngüsünü doğrudan etkiliyor” dedi.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GÖÇÜ ENGELLİYOR

Kış aylarında yaşanan aşırı ısınma, kuşların güneye göç etme içgüdüsünü bozuyor. Ancak bu gecikme, onların uygun besin ve barınak bulamadan mevsim değişimlerine yakalanmasına yol açıyor.

Özellikle böcekler ya da bitkiler henüz ortaya çıkmadan varış bölgelerine ulaşan kuşlar açlıktan ve soğuktan ölüyor.

389 TÜR YOK OLMA RİSKİ ALTINDA

National Audubon Society’nin raporuna göre, Kuzey Amerika’daki 389 kuş türü önümüzdeki 50 yıl içinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu sayı, incelenen türlerin yaklaşık üçte ikisine denk geliyor. Cornell Ornitoloji Laboratuvarı’nın verilerine göre, 1970’ten bu yana Kuzey Amerika’da üç milyar kuş yok oldu.

TARIM VE GIDA GÜVENLİĞİ TEHLİKEDE

Kuşlar sadece doğa için değil, insanlık için de kritik bir rol oynuyor. Zararlıları kontrol ediyor, tohumları yayıyor ve bitkilerin tozlaşmasına katkı sağlıyorlar. İnsanlar tarafından kullanılan gıda ve ilaç bitkilerinin yaklaşık yüzde 5’i kuşlar sayesinde tozlaşıyor.

Kuş nüfusunun azalması; muz, kahve, kakao gibi tropikal ürünlerin üretimini düşürürken, orkide ve aloe gibi tıbbi bitkilerin de geleceğini tehdit ediyor. Bu durum, hem ilaç sektöründe hem de gıda üretiminde ciddi krizlere yol açabilir.


Savunma sanayii araçları 5G ile daha etkin kullanılıyor

Önceki nesil ağlara kıyasla çok daha yüksek hız sunan 5G, düşük gecikme ve yüksek bağlantı kapasitesiyle çağın en önemli teknolojik yeniliklerinden biri olarak görülüyor.

5G ile bir ağ içindeki çok sayıda insansız sistem, sensör ve araç, gerçek zamanlı haberleşebiliyor. Yüksek bant genişliği sayesinde 4K canlı video akışı, artırılmış gerçeklik uygulamaları sorunsuz çalışabiliyor.

Milisaniyelik gecikme ile uzaktan kontrol gerektiren operasyonlar mümkün hale gelebiliyor. Bu sebeple 5G, sadece sivil iletişimde değil, savunma sanayisinde de "oyun değiştirici" bir unsur olarak değerlendiriliyor.

5G, insansız sistemleri daha verimli hale getiriyor
5G'nin savunma sanayisindeki en büyük etkilerinden biri, insansız sistemler üzerinde görülüyor. İnsansız hava araçları (İHA), insansız kara araçları (İKA) ve insansız deniz araçları (İDA) gibi otonom sistemler, 5G sayesinde çok daha verimli ve güvenli şekilde işletilebilir hale geliyor.

5G'nin sunduğu düşük gecikme, bir operatörün insansız hava aracını uzaktan neredeyse gerçek zamanlı tepkiyle kontrol etmesine imkan verirken, İHA'ların anlık olarak HD video ve görüntü istihbaratını yere aktarmasını mümkün kılıyor. 5G, ayrıca sürü İHA konseptleri gibi birden fazla insansız sistemin aynı anda koordineli çalışmasını da kolay hale getirerek savaş alanlarında fark yaratıyor.

Örneğin, South China Morning Post'ta yer alan habere göre, Çin Halk Kurtuluş Ordusu da 10 binlerce insansız hava aracı, robotik köpek ve otonom platformdan oluşan dünyanın en büyük insansız askeri birliğini kurmayı hedefliyor ve bunun için 5G altyapısını kritik bir kolaylaştırıcı olarak görüyor.

Askeri iletişimde 5G yatırımları tüm dünyada artıyor
5G'nin savunma sanayisindeki önemli kullanım alanlarında bir diğeri de askeri iletişim olarak ön plana çıkıyor. Özellikle birlikler arası geniş bant veri paylaşımı, mobil karargahlar için yüksek hızlı iletişim, radar ve sensör ağlarının birbirine bağlanması gibi konularda 5G önemli rol oynuyor.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) da 5G teknolojisini iletişime entegre etmek üzere 2020 yılında ülke içindeki 5 askeri üste 5G testleri için 600 milyon dolar yatırım yaparken, "askeri 5G ve ötesi" araştırmalarını ilerletmek üzere 2 milyar dolar daha kaynak ayırdığını açıklamıştı.

5G standardizasyonuna askeri gereksinimlerin dahil edilmesi için NATO da somut adımlar attı. Defence Industry Europe'da yer alan habere göre, 2024'de başlatılan NATO Çok Uluslu 5G Girişimi (MN5G), müttefik ülkelerin 5G teknolojilerini askeri sistemlere entegre etmesi ve güvenli, birlikte çalışabilir bir altyapı kurulması için ortak AR-GE çalışmaları yürütüyor. Bu projede Türkiye, İtalya ve İspanya, kurucu üyeler olarak yer alırken, 5G'nin milli ve NATO düzeyinde deneylerle test edilmesi, ortak gereksinimlerin belirlenmesi gibi konularda da işbirliği yapılıyor.

Yapay zekanın sağlıklı kullanılabilmesinde 5G kritik rol oynuyor
SAHA İstanbul tarafından hazırlanan "5G, Yeni Nesil Silah Sistemlerinin Altyapısı" raporuna göre de 5G ve yapay zeka gibi yenilikçi teknolojiler, operasyondaki birimlerin dijital alanda işbirliğini ve gerçek zamana yakın korunmasını sağlıyor. Buna göre, 5G, yapay zeka destekli sistemlerin etkinliğini artıran bir katalizör görevi görüyor.

Büyük verileri düşük gecikme ile taşıyarak yapay zeka sistemlerine hızlı veri akışı sağlama imkanı sunan 5G, saniyelerin dahi kritik olduğu angajmanlarda yapay zekanın anlık kararlar verebilmesini mümkün hale getiriyor.

Sanayide dijital dönüşümde 5G dönemi: Akıllı fabrikalar yolda

Pek çok sektörü etkilemesi beklenen 5G'nin, özellikle sanayide büyük dönüşüm yaratması bekleniyor.

Bu teknolojiyle özellikle akıllı fabrikaların gelişmesi öngörülürken 5G'nin üretim süreçlerinde tasarruf, hız ve verimlilik artışı sağlayacağı, bunun da sektörlerin rekabet gücüne katkı vereceği değerlendiriliyor.

Sanayi sektörü de bu teknolojiye hazır olmak için çalışmalarını hızlandırdı. Sektör, 5G uyumlu iletişim ağlarına geçiş için teknoloji şirketleriyle çalışmaya başladı.

"Binlerce sensör eş zamanlı çalışacak"
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, 5G teknolojisinin, sanayide dijital dönüşümün hızlanmasında kritik rol üstleneceğini söyledi.

5G'nin, yüksek hız, düşük gecikme süresi ve çok sayıda cihazın aynı anda güvenli şekilde bağlanabilmesi gibi özellikleriyle, üretim süreçlerinin yönetiminde yeni imkanlar sunduğunu belirten Ardıç, "Bu sayede üretim tesislerinde makineler, robotlar ve sensörler arasında anlık ve güvenilir veri aktarımı sağlanacak, üretim hatları çok daha senkronize ve esnek çalışabilecek. 5G'nin en somut yansımalarından biri akıllı fabrikaların gelişiminde görülecek. 5G ile üretim hatlarındaki robotlar, otonom araçlar ve otomasyon sistemleri, gerçek zamanlı veri alışverişi sayesinde verimliliği artıracak ve hata oranlarını düşürecek. Nesnelerin interneti uygulamaları, binlerce sensörün eş zamanlı çalışmasını mümkün kılacak, böylece bakım-onarım süreçleri öngörülebilir hale gelirken enerji ve hammadde tüketimi daha etkin biçimde yönetilebilecektir" diye konuştu.

Ardıç, 5G ile bir fabrikadaki üretim hattının, dünyanın farklı noktalarındaki yönetim merkezleri tarafından gecikmesiz izlenebileceğini ve buraya müdahale edilebileceğini anlattı.

"İş yapış biçimleri dönüşecek"
Artırılmış ve sanal gerçeklik çözümlerinin de 5G ile daha güçlü altyapıya kavuşacağını, bakım, arıza giderme ve eğitim süreçlerinin sahada anlık veri desteğiyle gerçekleştirilebileceğini bildiren Ardıç, üretim yöntemlerinin, daha dijital, veri odaklı, esnek ve müşteri taleplerine uyumlu hale geleceğini, 5G'nin, üretimde hız ve kapasite yanında iş yapış biçimlerini de dönüştüreceğini dile getirdi.

Ardıç, sanayi tesislerinin, 5G uyumlu iletişim ağlarına geçiş için teknoloji şirketleriyle işbirliklerini geliştirdiğini, pilot fabrikalarda uygulama denemeleri yaptığını aktardı.

Bu alandaki yetişmiş insan kaynağının da kritik bir ihtiyaç olduğuna işaret eden Ardıç, şu değerlendirmede bulundu:

"5G tabanlı üretim sistemlerini planlayıp yönetebilecek mühendis ve teknisyenlerin yetiştirilmesi amacıyla eğitim programları düzenleniyor. Üniversite-sanayi işbirlikleri kapsamında yeni ders ve proje içerikleri geliştiriliyor. Kamu-özel sektör işbirlikleri çerçevesinde hazırlıklar sürüyor. ASO olarak biz de üyelerimizin bu dönüşüme uyum sağlaması için bilgilendirme toplantıları ve farkındalık çalışmaları yapıyor, işbirliği platformları oluşturuyoruz. Amacımız, sanayimizin 5G'nin sunduğu fırsatları en etkin şekilde değerlendirerek küresel rekabet gücünü artırmasıdır."

"Savunma sanayimizin geleceğini şekillendirecek"
Ankara Uzay ve Havacılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (HAB) Genel Müdürü Mehmet Nihat Yapıcı da Türkiye'nin uçak, helikopter, insansız sistemler, motor ve uydu teknolojilerindeki üretim üssü konumundaki HAB'daki her üretim sürecinin yüksek hassasiyet gerektirdiğini söyledi.

Fabrikalarda üretim hatlarının esnekleşmesi, sensörlerden gelen verilerin gecikmesiz işlenmesi ve robotik sistemlerin tam uyumlu çalışmasının, 5G ile mümkün hale geleceğini vurgulayan Yapıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu, savunma ve havacılıkta kritik olan hatasız üretim oranını yükseltecek ve arıza sürelerini minimuma indirecek. Özellikle motor bileşenleri, radar sistemleri ve kompozit yapılar gibi yüksek katma değerli alanlarda kalite standardizasyonunu ileri seviyeye taşıyacağız. Tedarik zinciri yönetiminde de 5G'nin etkisi belirleyici olacak. HAB bünyesindeki firmalar, ortak platformlarda gerçek zamanlı veri paylaşarak stok, lojistik ve sevkiyat süreçlerini daha verimli yönetecek. Bu sayede parça üretiminden montaja kadar her adım izlenebilir hale gelecek ve uluslararası denetimlerde güvenilirlik artacak."

Yapıcı, test ve entegrasyon merkezlerinde yürütülen çalışmaların da 5G ile farklı bir boyut kazanacağını bildirerek, motor testlerinden dayanıklılık analizlerine kadar tüm verilerin eş zamanlı toplanıp işlenebileceğini ifade etti.

Uluslararası savunma ve havacılık firmalarıyla yapılacak işbirliklerinde bu altyapının rekabet avantajını artıracağına işaret eden Yapıcı, "5G, savunma sanayimizin geleceğini şekillendirecek stratejik bir sıçrama noktasıdır. Biz bu dönüşümü, sanayicilerimizin küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşması için kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak değerlendiriyoruz" dedi.

"5G, sanayide ölçülebilir kazanımlar getirecek"
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir de 5G teknolojisinin, özellikle düşük gecikme süresi ve yüksek veri iletim kapasitesi sayesinde sanayi üretiminde köklü bir dönüşümün önünü açtığını söyledi.

Özdemir, 5G'nin "ağ dilimleme" özelliği sayesinde fabrikaların farklı üretim hatları için özel, izole edilmiş ağlar kullanmasına imkan tanınacağını belirterek, şöyle devam etti:

"Bu, hassas üretim proseslerinde kesintisiz iletişim ve maksimum güvenilirlik sağlıyor. Örneğin, milisaniyelik gecikmeye duyarlı robotik kollar ya da otonom mobil araçlar, 5G SA teknolojisi sayesinde çok daha güvenli ve etkin çalışabiliyor. 5G ile kablo bağımlılığının ortadan kalkması, üretim alanlarının yeniden yapılandırılmasını kolaylaştırıyor. Bu esneklik, özellikle yüksek çeşitlilikte düşük hacimli üretim yapan işletmeler için ciddi maliyet avantajı sunuyor. Gerçek zamanlı izleme ve tahmine dayalı bakım uygulamaları, arıza riskini azaltırken üretim sürekliliğini artıracak. Önümüzdeki 3-5 yıl içinde 5G'nin sanayide başta üretkenlik, esneklik ve kaynak optimizasyonu olmak üzere birçok alanda ölçülebilir kazanımlar getirmesi bekleniyor."

"Sanayi bölgelerinde kapsama alanı artırılmalı"
5G'nin sunduğu güvenilir ve hızlı bağlantının, "dijital ikiz" gibi ileri teknolojilerin fabrikalarda yaygınlaşmasını kolaylaştıracağını aktaran Özdemir, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Böylece üretim süreçlerinin sanal modelleri gerçek zamanlı takip edilip optimize edilebilecek, potansiyel riskler önceden öngörülerek önleyici tedbirler alınabilecek. Türkiye'nin 5G teknolojisini kullanarak rekabet avantajı elde etmesi için öncelikle ülke genelinde hızlı ve güvenilir 5G altyapısının yaygınlaştırılması, özellikle sanayi bölgeleri ve teknoloji geliştirme alanlarında kapsama alanının artırılması gerekiyor. Ayrıca, üniversiteler, teknoloji merkezleri ve özel sektör işbirliğiyle 5G tabanlı yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesine yönelik AR-GE yatırımlarının teşvik edilmesi, inovasyon kapasitesinin artırılması açısından önem taşıyor. Yasal düzenlemelerin netleştirilmesi ve yatırımcılar için cazip teşvik mekanizmalarının devreye alınması da yerli ve yabancı yatırımların artmasına ve ekosistemin hızla büyümesine katkı sağlayacaktır. İmalat, enerji, sağlık ve tarım gibi kritik sektörlerde 5G'nin getirdiği yenilikçi çözümlerin uygulanmasının teşvik edilmesi, sektörlerin küresel rekabet gücünü artırarak Türkiye ekonomisinin genel performansına olumlu yansıyacak. Tüm bu adımlar, Türkiye'nin 5G teknolojisini etkin kullanarak önemli rekabet avantajı elde etmesini mümkün kılacaktır."

"Enerji tasarrufu sağlayacak"
OSTİM Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi Koordinatörü Durali Çiçek de 5G'nin, endüstriyel bir haberleşme sistemi olduğuna işaret etti.

Bu teknolojinin yüzde 90'a varan enerji tasarrufu sağlanmasının hedeflendiğini belirten Çiçek, 5G'nin endüstride akıllı fabrikalar ve otonom robotlarla senkronize çalışabileceğini ve üretim hatlarının dijital ikizinin oluşturulabileceğini anlattı.

Çiçek, 5G'nin, akıllı lojistik merkezlerinde, enerji ve madencilikte, enerji santrallerinde, otomatik izleme ve acil durum yanıt sistemlerinde kullanılabileceğini bildirerek, şu ifadeleri kullandı:

"5G, güneş ve rüzgar gibi dağınık enerji kaynaklarının akıllı şebeke entegrasyonunda, sağlık sektöründe uzaktan ameliyatlarda, tarımda, akıllı şehirlerde trafik ışıklarının, kameraların ve sensörlerin entegre kontrolünde, akıllı metro, tren ve havaalanı sistemlerinde ve doğal afet gibi kritik durumlarda fayda sağlayabilir. Ayrıca 5G'nin 'ağ dilimleme' özelliğiyle atıl kapasiteyi ihtiyaç olan yerlere yönlendirebileceğiz. Ayrıca, afet ve olağanüstü hal durumları dahil özel kullanım senaryolarına göre jandarma, polis ve AFAD gibi kurumlara ihtiyaç durumunda özel alan tahsis edilebilecek. Bu sayede kurumlar iletişimlerinde aksaklık yaşamayacak."

"KOBİ'ler için önemli fırsat penceresi oluşturuyor"
Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Genel Sekreteri Zühtü Bakır da uzaktan kontrol, veri analitiği ve tahmine dayalı bakım gibi uygulamaların rekabet için vazgeçilmez unsurlar haline geldiğini dile getirdi.

Küresel rekabet baskısıyla artan enerji ve iş gücü maliyetlerinin, üretimde verimliliği her zamankinden daha kritik hale getirdiğine dikkati çeken Bakır, 5G iletişim altyapısının sağladığı yüksek veri iletim kapasitesi ve artan bağlantı hızları sayesinde makineler arasında kesintisiz iletişimin mümkün hale geldiğini anlattı.

Bakır, yapay zeka ve makine öğrenmesi tabanlı sistemlerin çok daha başarılı ve verimli sonuçlar üretmeye başladığının altını çizerek, şunları kaydetti:

"Otomotiv, beyaz eşya, tüketici elektroniği ve gıda gibi entegre üretim tesislerinde küresel rekabet gücünü artırmak için tamamlayıcı teknolojilerden etkin şekilde yararlanılması gerekiyor. Dijitalleşmeyi doğru kullanan KOBİ'ler için de önemli fırsat penceresi oluşturuyor."

Lityum pillerin yerini alacak: Yeni teknoloji sıvı piller

Geleneksel akış bataryaları onlarca yıldır biliniyor ancak büyük ve yavaş oldukları için daha çok endüstriyel ölçekte kullanılıyordu.

Monash ekibi ise geliştirdikleri özel membran sayesinde bu bataryaların şarj hızını artırarak evlerde kullanıma uygun hale getirdi.

Araştırmanın başyazarı doktora öğrencisi Wanqiao Liang, “Güvenli ve ucuz bir kimyayı gerçek zamanlı olarak çatı üstü güneş enerjisini yakalayacak kadar hızlı hale getirdik. Bu membran, organik akış bataryalarını ilk kez evlerde rekabetçi kılıyor” dedi.

Yeni sistem, hem güvenliği hem de uygun fiyatı korurken aynı zamanda hızlı performans sunmasıyla benzerlerinden ayrılıyor.

Liang, geliştirdikleri membranın sektör standardı olan Nafion’dan daha iyi performans gösterdiğini ve 600 yüksek akım döngüsünde neredeyse hiç kapasite kaybı yaşamadığını aktardı.

Ev tipi kullanım için ideal
Araştırmacılar, prototipleri 3D yazıcıyla üreterek gerçek koşullarda test etmeye başladı. Liang, “Bu, garajınızda bulunmasını isteyeceğiniz bir batarya. Zehirli değil, yanıcı değil, bol bulunan malzemelerden üretiliyor ve güneşli bir günde çatıdaki panellere rahatlıkla ayak uydurabiliyor” diye konuştu.

Akış bataryası nasıl çalışıyor?
Çalışmaya katkı sunan CSIRO’dan Dr. Cara Doherty, akış bataryalarının enerjiyi katı malzemeler yerine sıvılarda depoladığını belirterek bunun maliyeti düşürdüğünü, güvenliği artırdığını ve ölçeklenebilirliği kolaylaştırdığını ifade etti.

Doherty, “İki akvaryum gibi düşünün; aradaki membran iyonların geçişine izin veriyor. Biz bu membranı daha verimli hale getirdik. Bu da daha hızlı şarj, daha uzun ömür ve daha iyi performans anlamına geliyor” dedi.

Monash Üniversitesi 2018’de 1 MWh kapasiteli ilk ticari akış bataryasını kurarak temiz enerji depolamada öncü olmuştu. Yeni geliştirilen sistem ise bu alanda ev tipi kullanım için atılmış en büyük adım olarak gösteriliyor.

Bu teknolojinin prototip testlerinden başarıyla çıkması halinde birkaç yıl içinde piyasaya sunulması bekleniyor.

OpenAI, sinema sektörüne giriş yapmaya hazırlanıyor

The Wall Street Journal’ın haberine göre, karakter tasarımı ve hikâyesi üç yıl önce tasarlanan proje, 2026 Cannes Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmayı hedefliyor.

Nelson ve ekibi, karakterlerin ilk çizimlerini OpenAI’nin araçlarına yükleyerek tüm animasyonu yapay zekâ yardımıyla oluşturacak.

30 milyon dolarlık düşük bütçeyle ve sadece dokuz ayda filmin tamamlanması planlanıyor. Seslendirmelerde ise insan oyuncular yer alacak.

Yapımcılar ve hedefler
Film, Londra merkezli Vertigo Films ve Los Angeles merkezli Native Foreign tarafından üretilecek. Native Foreign, daha önce geleneksel video üretiminde yapay zekâ teknolojilerini kullanmasıyla biliniyor.

Nelson, bu filmin sektörde yapay zekâ kullanımının önünü açabileceğini belirtti.

Sinema sektöründe yapay zekâ tartışması
Sektörde yapay zekâya yönelik çekinceler sürüyor. İki yıl önce ABD’deki oyuncu sendikası SAG-AFTRA, yapay zekâ nedeniyle iş kaybı endişesiyle greve gitmiş, uzun süren görüşmelerin ardından meslek güvencesi sağlanmıştı.

Bu yıl Oscar töreninde “The Brutalist” ve “Emilia Perez” filmlerinde yapay zekâ unsurları kullanıldığı için tartışma çıkmıştı. Ancak Akademi, yapay zekâ kullanımına dair “tarafsız” bir tutum benimsediğini açıklamıştı.

OpenAI’nin hedefi, “Critterz” ile düşük maliyet ve kısa sürede tamamlanabilecek yapay zekâ destekli filmlerin de sektörde yer bulabileceğini kanıtlamak.

Bilim insanları insan vücudunda yeni organ buldu!

Hollanda Kanser Enstitüsü'nden araştırmacılar, prostat kanseri hastaları üzerinde yürütülen bir çalışmada, PSMA PET/CT adı verilen özel bir görüntüleme tekniği kullandı Söz teknik, prostat kanseri hücrelerinde yoğun olarak bulunan prostat spesifik membran antijenini (PSMA) tespit etmek için geliştirildi.

Tarama sırasında beklenmedik bir durum ortaya çıktı. Araştırmacılar, burun arkasında ve boğazın üst kısmında, yaklaşık 3,9 cm uzunluğunda iki büyük simetrik yapı fark etti. Daha önce bu bölgede yalnızca mikroskobik tükürük dokuları bulunduğu sanılıyordu.

YENİ BEZLERİN İŞLEVİ NE?

Uzmanlara göre, yeni keşfedilen bu bezler konuşma ve yutma sırasında boğazın üst kısmını nemlendirme ve kayganlaştırma görevini üstleniyor. Burun boşluğu ile boğazın birleştiği noktada yer alan bu yapılar, tükürük üretiminde önemli bir rol oynayabilir.

Bilim insanları, bu yapıların insan vücudunda bulunan çene altı, dil altı ve kulak yakınındaki üç ana tükürük bezi grubuna ek olarak dördüncü büyük bez çifti olabileceğini değerlendiriyor.

KEŞİF NASIL DOĞRULANDI?

Araştırmacılar ilk olarak 100 prostat veya üretra kanseri hastasının görüntüleme sonuçlarını inceledi. Ardından iki farklı kadavra üzerinde yapılan analizler sonucunda, bu yapıların tükürük bezi dokusuna benzediği saptandı.

Bilimsel bulgular, "Radiotherapy and Oncology" adlı dergide yayımlandı.

Hollanda Kanser Enstitüsü'nden radyasyon onkoloğu Wouter Vogel, "Çoğu hasta için bu yeni bölgeye radyasyon vermekten kaçınmak teknik olarak mümkün. Aynı şekilde diğer bilinen tükürük bezlerini korumaya çalışıyoruz" açıklamasında bulundu.

BİLİM DÜNYASI İKİYE BÖLÜNDÜ

Bazı uzmanlar bu yapıları yeni bir organ olarak nitelendirmekte temkinli davranıyor. Pennsylvania Üniversitesi'nden radyolog Alvand Hassankhani, bu yapıların daha önce fark edilmemiş küçük bezlerin detaylı görüntüleri olabileceğini savunuyor.

Ancak Duke Üniversitesi'nden radyasyon onkoloğu Yvonne Mowery, "2020 yılında hâlâ insan vücudunda yeni bir yapı keşfetmek şaşırtıcı. Ancak daha geniş klinik veri setleri gerekli" dedi.

WhatsApp kullanıcılarına uyarı: Tüm verileri ele geçiriyor

WhatsApp, iPhone ve Android kullanıcılarını hedef alan son derece sofistike bir siber saldırı tespit edildiğini duyurdu. Meta'nın açıklamasına göre, bu saldırı kullanıcının hiçbir işlem yapmasına gerek kalmadan cihazlara sızabiliyor. Uzmanlar, kullanıcıları uygulamalarını ve işletim sistemlerini hemen güncellemeleri konusunda uyarıyor.

Saldırının merkezinde CVE-2025-55177 kodlu bir güvenlik açığı yer alıyor. Bu açık sayesinde saldırganlar, zararsız gibi görünen bir bağlantı aracılığıyla cihazlara casus yazılım veya zararlı yazılım yükleyebiliyor. En dikkat çekici kısmı ise kullanıcıların bu bağlantıya tıklamasına bile gerek kalmaması. Uzmanlar bu tür saldırıları "zero-click" yani sıfır tıklama saldırısı olarak tanımlıyor.

TÜM VERİLERİNİZ TEHLİKEDE OLABİLİR

Amnesty International'da görev yapan siber güvenlik uzmanı Donncha O Cearbhaill, bu saldırının kullanıcının izni ya da etkileşimi olmadan tüm cihaz verilerine erişim sağlayabileceğini belirtti. Buna mesajlar, fotoğraflar, arama geçmişi ve hatta cihaz kontrolü de dahil.

iPhone ve Android Kullanıcıları Hedefte

Resmi uyarılarda ilk etapta iOS ve macOS kullanıcılarının risk altında olduğu ifade edilse de, saldırının Android kullanıcılarını da etkilediği ortaya çıktı. İlk bulgular, özellikle sivil toplum kuruluşlarında çalışan bireylerin hedef alındığını gösteriyor.

Meta'dan Kullanıcılara Resmi Bildirim

Meta tarafından WhatsApp kullanıcılarına gönderilen uyarı mesajlarında şu ifadelere yer verildi:

"Cihazınıza kötü niyetli bir mesaj gönderilmiş olabilir. Bu mesaj, işletim sisteminizdeki güvenlik açıklarıyla birleşerek cihazınızı ve tüm verilerinizi ele geçirmek için kullanılmış olabilir."

Uzmanlardan Acil Güncelleme Uyarısı

Siber güvenlik uzmanları, hem iOS hem de Android kullanıcılarının, cihazlarını ve WhatsApp uygulamasını en son sürüme güncellemelerini, ayrıca bilinmeyen kaynaklardan gelen mesajlara karşı dikkatli olmalarını tavsiye ediyor.

50 yıl sonra ilk kez gerçekleşecek! NASA çılgın proje için gönüllü arıyor!

NASA, 2026’da gerçekleştirilecek Artemis II görevi kapsamında Ay’a yapılacak ilk insanlı yolculukta halktan da destek istiyor.

50 YIL SONRA İLK KEZ...
İnsanlık, 1972’deki Apollo programının sona ermesinden bu yana Ay yüzeyine ayak basmadı.

Nisan 2026’da planlanan Artemis II göreviyle dört astronot, 10 gün sürecek bir Ay yörüngesi uçuşuna çıkacak.

Mürettebatta Amerikalı astronotlar Reid Wiseman, Victor Glover, Christina Hammock Koch ve Kanadalı astronot Jeremy Hansen yer alacak.

RADYO SİNYALLERİNİ TAKİP ETMEK İÇİN GÖNÜLLÜ ARIYOR
NASA, bu tarihi görev için yalnızca bilim insanlarını değil, gerekli donanıma sahip gönüllüleri de sürece dahil etmek istiyor.

Ajans, Orion uzay aracının S-band radyo sinyallerini takip edebilecek yer istasyonlarına ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.

Gönüllüler, radyo frekanslarını kaydedip takip edecek, ayrıca aracın hızını ve yönünü belirlemede kullanılan Doppler verilerini raporlayacak.

DENEYİM GEREKİYOR: ŞARTLAR NE?
Her ne kadar başvuruya herkesin açık olduğu belirtilse de, NASA kriterlerin oldukça teknik olduğunu vurguluyor.

S-band sinyallerini izleme, bir yönlü takip deneyimi ve gelişmiş donanım gönüllüler için olmazsa olmaz şartlar arasında.

Bu nedenle başvuruların çoğunluğunun üniversiteler, özel araştırma kuruluşları ve uzay ajanslarından gelmesi bekleniyor.

ARTEMIS I BAŞARISI
NASA, benzer bir denemeyi 2022’de insansız Artemis I görevinde yapmıştı. O dönemde 18 gönüllü, uzay aracını 25 gün boyunca takip ederek önemli veriler toplamıştı.

Bu başarılı deneyim, ajansı Artemis II için de aynı yöntemi uygulamaya teşvik etti.

STRATEJİK AMAÇ NE?
NASA’nın Uzay İletişim ve Navigasyon Başkan Yardımcısı Kevin Coggins, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bu fırsatı daha geniş havacılık ve uzay topluluğuna açarak, hükümet dışında da mevcut takip kabiliyetlerini belirlemeyi hedefliyoruz.”

NASA, SpaceX gibi özel şirketlerle giderek daha fazla işbirliği yaparken, gelecekteki görevlerde özel sektöre ait teknolojileri test etmeyi de amaçlıyor.

OpenAI, LinkedIn’e rakip iş bulma platformu geliştiriyor

OpenAI’nin bu hamlesi, şirketin en büyük yatırımcılarından Microsoft’un sahibi olduğu LinkedIn’e doğrudan rakip olarak görülüyor.

LinkedIn, 2024’ten itibaren iş arama deneyimini geliştirmek için yapay zekâ entegrasyonlarını artırmıştı.

OpenAI’nin platformu ise yapay öğrenme algoritmalarını kullanarak iş arayanlarla işverenler arasında “üst düzey bağlantılar” kurmayı hedefliyor.

İş arayanlar için fırsat, işverenler için doğru eşleşme
OpenAI Uygulamalar CEO’su Fidji Simo, platformun yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda iş piyasasında fırsatları artıracak bir araç olacağını belirtti. Simo’ya göre, yapay zekâ insanları işsiz bırakmak yerine “daha fazla fırsatın kilidini açacak.”

Şirket, işverenlere aradıkları profile en uygun adayları bulabilecekleri araçlar sunmayı, adaylara ise beceri ve deneyimlerine uygun işlere erişim imkânı vermeyi vaat ediyor.

Yapay zekâ destekli özgeçmiş dönemi
Son yıllarda birçok aday, özgeçmiş ve başvurularını öne çıkarmak için ChatGPT gibi yapay zekâ araçlarından yararlanıyor.

Ancak uzmanlar, bu yöntemin her zaman başarı garantisi sunmadığına dikkat çekiyor. Çünkü bazı platformlar başvuruları yine yapay zekâ ile filtreliyor, bazı işverenler ise insan eliyle hazırlanmış belgeleri tercih ediyor.

Rekabet kızışıyor
OpenAI’nin bu adımı, yapay zekâ destekli işe alım teknolojilerinin yükselişini hızlandıracak. Sektör uzmanları, 2026 itibarıyla iş bulma ve işe alım süreçlerinde yapay zekâ platformlarının belirleyici rol oynayacağı görüşünde.

Bu da LinkedIn ve benzeri platformlarla rekabetin sertleşeceğini gösteriyor.

ChatGPT’de ‘konuşma dallanması’ özelliği geliyor

OpenAI, ChatGPT kullanıcılarının uzun süredir talep ettiği “konuşma dallanması” özelliğini devreye aldı. Yeni araç, tek bir sohbetten farklı senaryolar türetmeye ve alternatif fikirler üzerinde çalışmaya olanak tanıyor.

Kullanıcı deneyiminde büyük kolaylık
Artık kullanıcılar, sohbet sırasında bir mesaja gelerek “daha fazla seçenek” menüsünden “yeni sohbette dallandır” seçeneğini işaretleyebiliyor. Bu sayede mevcut sohbet kopyalanıyor ve yeni bir sohbet penceresi açılıyor. Orijinal sohbet korunurken, alternatif senaryolar üzerinde çalışmak mümkün hale geliyor.

Daha önce kullanıcılar ya mevcut sohbeti bozarak ilerlemek ya da tamamen yeni bir sohbet açmak zorundaydı. Bu durum iş akışını bölerken yaratıcılığı da kısıtlıyordu. Yeni sistem, “ya şöyle olursa” denemelerini bağlam kaybetmeden yapma imkânı veriyor.

Yazılım geliştirmeden ilham aldı
Uzmanlar, bu özelliğin yazılım geliştirmedeki “Git branch” sistemine benzediğini söylüyor. Yazılımcılar kodun ana sürümünü bozmadan yeni dallarda değişiklik denerken, ChatGPT kullanıcıları da aynı mantıkla alternatif cevap ve fikirleri test edebilecek.

Araştırmalara göre, büyük dil modelleriyle yürütülen doğrusal sohbetler proje planlama ve bilgi edinme gibi süreçlerde verimsizlik yaratıyor. ChatGPT’nin yeni özelliği, bu kısıtları aşmayı hedefliyor.

Rakipler de benzer adımlar atmıştı
Anthropic’in geliştirdiği Claude, bir yılı aşkın süredir dallanma özelliğine sahipti. Ancak ChatGPT’nin geniş kullanıcı kitlesi nedeniyle bu adımın daha büyük yankı uyandırması bekleniyor.

Kullanıcıların yapay zekâyı tek bir “otorite” gibi görmesi yaratıcılığı sınırlayabiliyor.

Dallanma özelliği, yapay zekânın bir “araç” olduğunun altını çiziyor; farklı bakış açılarını test etmeyi, hipotezleri çürütmeyi veya doğrulamayı mümkün kılıyor.

Diğer yenilikler
OpenAI ayrıca gelecek ay ebeveyn kontrolü özelliğini de hayata geçirecek. Bu adım, ChatGPT ile aylarca süren sohbetlerin ardından intihar eden bir gencin ailesinin açtığı dava sonrası gündeme gelmişti.

Yapay zekanın ruh sağlığına etkileri: Varoluşsal krizleri tetikleyebilir

Yapay zeka sohbet robotlarının beklenmedik etkileri, süper akıllı sistemlerin gelecekte doğurabileceği varoluşsal tehditlerin habercisi olarak değerlendiriliyor.

Yapay zeka güvenliği alanında öne çıkan isimlerden Nate Soares, ABD’li genç Adam Raine’in intiharıyla gündeme gelen vakayı bu tehlikenin somut bir örneği olarak nitelendirdi.

Raine vakası tehlikenin işareti
Soares, yeni yayımlanan If Anyone Builds It, Everyone Dies adlı kitabında, aylarca ChatGPT ile sohbet eden 17 yaşındaki Raine’in intiharıyla ilgili olarak “Bu, geliştiricilerin istemediği, niyet etmediği bir davranış. Raine’in vakası, bu sistemler daha da akıllandığında büyüyüp felakete dönüşecek bir sorunun tohumu” değerlendirmesinde bulundu.

Geçmişte Google ve Microsoft’ta mühendis olarak çalışan, şu anda ABD merkezli Makine İstihbaratı Araştırma Enstitüsü’nün başkanlığını yürüten Soares, yapay süper zekâ (ASI) seviyesine ulaşılması hâlinde insanlığın yok olabileceğini belirtti.

Kitapta çizilen senaryolardan birinde, “Sable” adlı bir yapay zekânın internete yayıldığı, insanları manipüle ettiği, sentetik virüsler geliştirdiği ve sonunda insanlığı yok ederek gezegeni kendi amaçları için yeniden şekillendirdiği aktarılıyor.

‘Küresel yasaklama’ çağrısı
Soares, teknoloji şirketlerinin yapay zekâyı “yardımcı ve zararsız” olacak şekilde programlamaya çalıştığını ancak pratikte sistemlerin “istenmeyen sonuçlara” yol açtığını söyledi.

“Şirketler süper zekâya doğru yarışıyor. Ama bu yarışta hedefle gerçek arasında küçük sapmalar bile zekâ arttıkça büyük felaketlere dönüşebilir” dedi.

Bu nedenle Birleşmiş Milletler’in nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşmasına benzer şekilde, süper zekâya yönelik küresel bir ilerleme yasağı getirilmesi gerektiğini savundu.

Farklı görüşler
Meta’nın baş yapay zekâ bilimcisi Yann LeCun ise, süper zekânın insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturmadığını, aksine “insanlığı yok oluştan kurtarabileceğini” öne sürdü.

Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg de, süper zekâ geliştirmenin artık “görünür bir hedef” olduğunu belirterek şirketlerin bu alanda hızla ilerlediğini vurguladı.

Hukuki ve bilimsel uyarılar
Raine’in ailesi, OpenAI’ye karşı dava açtı. Ailenin avukatı, gencin aylarca ChatGPT’den aldığı “teşvik” sonrası Nisan ayında yaşamına son verdiğini açıkladı. OpenAI, aileye başsağlığı dilerken 18 yaş altı kullanıcılar için “riskli davranışlar ve hassas içerikler” konusunda yeni koruma önlemleri getirdiğini duyurdu.

Uzman psikoterapistler de, kırılgan bireylerin profesyonel yardım yerine yapay zekâ sohbet robotlarına yönelmesinin “tehlikeli bir uçurum” anlamına gelebileceği konusunda uyarıyor. Temmuz ayında yayımlanan akademik bir ön çalışmada, yapay zekâ sohbetlerinin psikoz riski taşıyan kişilerde sanrılı düşünceleri daha da körükleyebileceği rapor edildi.

Kızıldeniz’de fiber kablo kesintisi, internet trafiği tehlikede

Microsoft, Kızıldeniz’de kritik öneme sahip birkaç uluslararası deniz altı kablosunun kesildiğini duyurdu. 6 Eylül itibarıyla Orta Doğu üzerinden geçen internet trafiğinde, yaşanan bu kesintiler nedeniyle gecikmelerin artabileceği aktarıldı.

ALTERNATİF YÖNTEMLER ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR

Şirketin açıklamasına göre, mühendislik ekipleri, trafiği farklı kapasite ve yönlendirme yöntemleriyle yönetiyor. Ayrıca bölgede alternatif kapasite sağlayıcılarıyla görüşmeler sürüyor.

ONARIM SÜRECİ UZUN SÜREBİLİR

Deniz altı kabloların onarımının zaman alabileceği vurgulanan açıklamada, kullanıcı deneyimini olumsuz etkilememek için durumun sürekli izleneceği ve optimize edileceği kaydedildi.

Bakan Kacır: Türkiye'nin ilk teknoparkı açılıyor

TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yürütücülüğünde düzenlenen Nükleer Enerji Teknolojileri Tasarım Yarışması’nın final etkinliği İstanbul'da gerçekleştirildi.

Bakan Kacır, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumunun (TENMAK) Küçükçekmece'deki yerleşkesinde gerçekleştirilen etkinlikte, Türkiye'nin kalkınma yolculuğunda, bu yolculuğun en önemli unsurlarından birinin Türkiye'nin kendi enerjisini kendi imkanlarıyla karşılayabilen bir ülke olabilmesi olduğunu vurguladı.

Son 23 yılda enerjiye yurt dışından ithal edilen temel enerji kaynaklarına 1 trilyon dolara yakın ödeme yapıldığını belirten Kacır, şunları kaydetti:

"Kendi enerjimizi, kendi imkanlarımızla geliştirmek, üretmek hem nükleerde hem yenilenebilir enerjide attığımız, atacağımız adımlar Türkiye'nin müreffeh yarınlara erişebilmesi için kalkınma yolculuğunda daha yüksek bir ivme elde edebilmesi için çok değerli. Önümüzde daha fazla enerji ihtiyacı var. Dünyada dönüşüm rüzgarının en önemli unsuru yapay zeka ve yapay zeka dediğimizde aslında hiper ölçek veri merkezlerinden bahsediyoruz ve bu veri merkezlerinin ihtiyaç duyduğu kesintisiz enerji kaynaklarından bahsediyoruz. Dünyada büyük teknoloji şirketleri artık kendi nükleer santrallerini, kendi veri merkezlerini kurmak ya da aktif olmayan nükleer santralleri veri merkezleri için yeniden aktive etme yoluna yönelmiş durumdalar. Dolayısıyla bizim de önümüzdeki dönemde yapay zeka yarışında güçlü olabilmemizin yolu kesintisiz enerji kaynaklarıyla daha fazla sahiplenmemizden ve nükleer enerjiyi bu anlamda yatırım yapabilmemizden geçecek."

"31 ülkede 416 reaktör halihazırda işletmede"
Kacır, "Türkiye bu alanda keşke daha hızlı hareket edebilseydi diyebiliriz. Çünkü bugün biliyoruz ki dünyada 31 ülkede 416 reaktör halihazırda işletmede." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü iradesi sayesinde ilk nükleer reaktörün Akkuyu'da inşa edildiğini ifade eden Kacır, peşinden ikinci ve üçüncü nükleer santrallerin inşasının da gerçekleşeceğini, küçük modüler reaktörlerle Türkiye'nin enerji kaynağında nükleeri ana unsurlardan biri haline getireceğini dile getirdi.

Türkiye'nin bütün alanlarda kendi teknolojisini geliştirmesinin bir zorunluluk olduğunu belirten Kacır, sadece savunma sanayisinde değil her daim uyguladıklarını açıkladı.

Kacır, "Ulaştırmadan enerjiye, finanstan tarıma, gıdaya, sağlığa tüm alanlarda Türkiye'nin kendi teknolojisini kendi insan kaynağının alın teriyle, akıl teriyle geliştirmesi mutlak bir zorunluluk." dedi.

Bakan Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:

"TEKNOFEST ile yine kurduğumuz araştırma geliştirme inovasyon altyapılarıyla Türk gençlerinin müteşebbislerinin önündeki engelleri kaldırmayı en önemli vazifemiz addediyoruz. Ümit ediyorum ki önümüzdeki dönemde bu yarışmalarda bugün izlediğimiz genç kardeşlerimiz, mühendislerimiz hem Türkiye'nin kritik projelerinde önemli sorumluluklar üstlenmeyi sürdürecek hem de kendi girişimlerini kurarak bu yolculukta inşallah kendi projelerini adım adım hayata geçirme imkanına sahip olacaklar.

Kalkınma aslında bütün bir yolculuk. Savunma sanayisinde geliştikçe malzeme teknolojilerinde gelişiyorsunuz. Malzeme de geliştikçe enerjide, enerjide geliştikçe tıp teknolojilerinde
adım adım teknolojinin tüm alanlarında eş zamanlı olarak aslında önemli kazanımlar elde ediyorsunuz. Dolayısıyla bizlere düşen bütün bu alanlarda eş zamanlı olarak sizin önünüzü açacak fırsatları ortaya koyabilmek diye düşünüyoruz. Nükleer özelinde bir yandan araştırma geliştirme inovasyon teknoloji geliştirme tarafı kıymetli ve kritikken bu alana özgü olarak denetim, düzenleme ve piyasa tarafı da çok kritik."

Türkiye'de halihazırda 110 teknopark olduğunu ifade eden Kacır, "Bu teknoparklarda bu alanlarda çalışan teknoloji girişimlerimiz var. Bunlara önemli katkılar sunmaya devam ederken paydaşlarımızın pek çoğunun da katılımıyla Türkiye'nin ilk nükleer teknoparkını da önümüzdeki dönemde hayata geçirmeyi hedefliyoruz." şeklinde konuştu.

Kacır, "Tabii bugün çok önemli bir yerdeyiz. Aslında bu meselenin Türkiye'de tohumlarının atıldığı bir kampüsteyiz. Ümit ediyorum ki bu kampüs önümüzdeki dönemde de yeni nesil nükleer santrallerde Türkiye'nin kendi projelerini hayata geçirmesinin de adresi olacak bu vesileyle." açıklamasında bulundu.

Etkinliğe, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı ve T3 Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar ve öğrenciler katıldı.

TÜBİTAK, hassas teknolojiler konusunda Ufuk Avrupa ülkeleriyle çalışacak

TÜBİTAK'tan edinilen bilgiye göre, Türkiye ile Ufuk Avrupa ülkelerindeki kurum ve kuruluşlar arasında işbirliğine dayalı AR-GE projeleriyle bilimsel ve teknolojik işbirliğini güçlendirmek amacıyla "TÜBİTAK-Ufuk Avrupa Ülkeleri Hassas Teknolojiler 2025 Çağrısı" açıldı.

Çağrı kapsamında kazanılan teknolojik bilgi ve deneyimin, araştırma kuruluşlarının yanı sıra endüstriyel işletmelerin uluslararasılaşma süreçlerinde hızlandırıcı ve yol gösterici bir rol üstlenmesi ve stratejik teknolojiler geliştirmelerine katkı sağlaması hedefleniyor.

Kuantum yazılımları geliştirilecek
Başvurulardaki tematik alanlardan kuantum hesaplama-teknolojiden bağımsız yazılım projeleri kapsamında kuantum hesaplama simülasyon araçları, hata düzeltme kodları ve kuantum makine öğrenimi için yeni algoritmalar tasarlanabilecek, özellikle finans, malzeme bilimi ve ilaç keşfi gibi sektörlerde karşılaşılan karmaşık optimizasyon problemlerini çözmeye yönelik yazılımlar geliştirilebilecek.

Kuantum çipleri projeleri ise çip tasarımı, donanım bileşenlerinin geliştirilmesi ve sistem entegrasyonu konularını içerecek.

Sağlıktan sanal gerçekliğe yapay zeka
Yapay zekada genel amaçlı algoritmaların temel araştırma ve geliştirme aşamalarına odaklanılacak. Üretken yapay zeka teknolojilerinin robotik ve endüstriyel otomasyon alanlarına uygulanması sağlanacak.

Havacılık, ilaç ve tıp sektörleri için üretken yapay zeka çözümleri başlığı kapsamında, aerodinamik olarak daha verimli uçak parçalarının generatif tasarımı, tıp alanında ise kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmak veya genetik verilerden hastalık risklerini analiz etmek gibi uygulamalar geliştirilebilecek.

Sanal dünyalar için yapay zeka projeleriyle video oyunları, sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) gibi sanal dünyalar için yapay zeka destekli içerik üretimi hedefleniyor.

Sanayi ve kamu sektöründe üretken yapay zekanın benimsenmesinin koordinasyonu da söz konusu teknolojilerin kamu sektörü hizmetlerine entegrasyonunu ve yaygın kullanımını kolaylaştırmaya yönelik AR-GE çalışmalarını içerecek.

Uzay çalışmalarına ilişkin projeler
Başvuru konuları, telekom kenar bulut dağıtımı dahil olmak üzere, iletişim ve ağ teknolojileri ile cihazları, yüksek başarımlı hesaplama ve yarı iletkenleri de kapsayacak. Böylece, yeni süper bilgisayar mimarilerinin tasarımı, paralel programlama dillerinde uzmanlaşma, iklim modellemesi, astrofizik veya moleküler dinamikler gibi alanlardaki bilimsel kodların performansının artırılması gibi konular üzerinde çalışılabilecek.

Proje başvuruları, uzay taşımacılığı sistemleri için otonom dijital çözümler, tasarım ve simülasyon araçları, uzay çözümleri için yeryüzü gözlemi ve uydu haberleşmesi için dijital kolaylaştırıcılar ve yapı taşları, yine uzay çözümleri için işbirlikçi yeryüzü gözlemi ve uydu haberleşmesi için dijital kolaylaştırıcılar ve yapı taşları alanlarında da olabilecek.

Bu başlıklar altında, uzay araçlarının daha verimli ve güvenli çalışmasını sağlayacak otonom sistemler geliştirilebilecek. Roketler için yapay zeka destekli rehberlik ve kontrol sistemleri, uzay görevlerinin planlanması ve simülasyonu için dijital ikiz teknolojileri ve uzay aracının görev sırasında karşılaştığı zorlukları öngören tahmin algoritmaları üzerinde çalışılabilecek.

Öte yandan, çevre izleme, tarımsal verimlilik veya afet yönetimi gibi uygulamalar için uydu görüntülerinin otomatik olarak işlenmesini ve analiz edilmesini sağlayan algoritmalar geliştirilebilecek. Ayrıca, uydular arası haberleşme protokollerini iyileştiren veya uydu verilerinin yer istasyonlarına daha hızlı aktarılmasını sağlayan yeni dijital çözümler tasarlanabilecek.

Başvurular, daha dayanıklı, enerji verimli ve 5G ve 6G ile uyumlu uçtan uca SatCom görev yetenekleri, operasyonel verimliliği artıran dijital yer altyapıları, yerküre gözlem ve SatCom sistemlerine yönelik ortak yapı taşları ve süreçler (yörüngede yeniden yapılandırılabilirlik, uydu ve yerde akıllı bilişim, operasyonel dayanıklılık iyileştirme) konularını içerecek.

Başvuru kriterleri
Sunulacak proje önerilerinin, söz konusu başlıklarda belirtilen teknoloji hazırlık seviyelerine (THS) uygun olarak hazırlanması teşvik edilirken, belirtilen tematik alanlarda farklı THS düzeylerinden gelen başvurular da kabul edilecek.

Çağrı kapsamında Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri, kamu kurum ve kuruluşları sektör ve büyüklüğüne bakılmaksızın firma düzeyinde katma değer yaratan ve ticaret sicil belgesi olan Türkiye'de yerleşik sermaye şirketleri desteklenecek.

Her bir proje önerisinde, Türkiye ve Ufuk Avrupa ülkelerinden en az birer kurum/kuruluş proje ortağı olarak yer alacak.

Taahhüt mektubu taslağına "ufukavrupa.org.tr/tr/loc" sayfasından ulaşılabilecek.

Çağrı başvuru tarihleri
Çağrının başvuru onayı için son tarih 10 Kasım, elektronik imza içinse 17 Kasım olacak.

Panel değerlendirmesi Kasım 2025-Şubat 2026 döneminde, projelerin başlangıcı ise Mart 2026'da gerçekleştirilecek.

Başvurular, TÜBİTAK Proje Başvuru Sistemi üzerinden elektronik imza ile yapılacak. Başvuru sürecinde belgelerin sisteme yüklenmesi gerekecek.

Proje süresi ve bütçe üst sınırları
Proje süresi en fazla 24 ay olacak. Bir proje kapsamında TÜBİTAK'tan talep edilen katkı, kurum hissesi ve proje teşvik ikramiyesi hariç, proje başına 200 bin avroyu, yürütücü kuruluş başına yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları için 100 bin avroyu, özel kuruluşlar için 200 bin avroyu aşamayacak.

Yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 100 desteklenecek.

Büyük ölçekli özel kuruluşlara kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 60, KOBİ'lereyse yüzde 75 destek verilecek.

Burs miktarları ise lisanstan doktora araştırmacısına kadar ünvanlarda, ücret karşılığı çalışıp çalışmamalarına bağlı olarak, 5 bin 250 lira ila 36 bin 500 lira arasında değişecek.

Mağara balıklarının körlüğü, insan göz hastalıklarına ışık tutabilir

Doğu ve Güney Amerika’nın yeraltı nehirlerinde yaşayan, gözü ve rengi olmayan mağara balıkları, karanlık ortama uyum sağlamak için gözlerini kaybetmiş canlılardan yalnızca birkaçı. Yale Üniversitesi’nden bilim insanları, bu balıkların genetik yapısını inceleyerek evrimin dikkat çekici bir örneğini ortaya çıkardı.

Araştırmada Amblyopsidae familyasına ait tüm bilinen mağara balıkları analiz edildi ve özellikle görme ile ilişkili 88 gen incelendi. Bulgular, bu balıkların en az dört farklı soy hattında, yüzeyde yaşayan atalarından bağımsız olarak mağaralara yerleştiğini gösterdi. Yani körlük özelliği her birinde ayrı ayrı evrimleşti.

Genetik verilere göre Ozark mağara balıklarında görme kaybı 2,25 ila 11,3 milyon yıl önce ortaya çıktı. Diğer türlerde ise bu süreç 342 bin yıldan 8,7 milyon yıl öncesine kadar uzanıyor. İlginç bir şekilde, körlüğün yanı sıra tüm türlerde ortak özellikler de gözlendi: uzamış gövdeler, yassılaşmış kafatasları ve küçülmüş ya da tamamen kaybolmuş pelvik yüzgeçler. Bu özellikler, nemli ve karanlık mağara ortamında hayatta kalmayı kolaylaştırıyor.

Araştırmacılar ayrıca balıklardaki körlük mutasyonlarının zamanına bakarak mağaraların oluşum yaşlarını da belirledi. Bu yöntemle bazı mağaraların 11 milyon yıldan daha eski olabileceği ortaya çıktı. Geleneksel yöntemlerle mağara yaşlarını belirlemek ise 3 ila 5 milyon yıl ile sınırlı kalıyordu.

Çalışmanın dikkat çeken bir diğer noktası, mağara balıklarının genlerinde görülen bazı mutasyonların, insanlarda göz hastalıklarına yol açan mutasyonlarla benzerlik göstermesi oldu. Bu durumun, insan göz sağlığına dair yeni tıbbi araştırmalara kapı aralayabileceği belirtiliyor.

Türkiye'nin "N Süper Uygulamas"ını gençler tasarlıyor

Dünya’nın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST kapsamında KÜME Vakfı yürütücülüğünde düzenlenecek NSosyal Super App Creathon, genç tasarımcıları geleceğin dijital dünyasına yön verecek “süper uygulama” deneyimini hayata geçirmeye davet ediyor.

TEKNOFEST 2025 kapsamında düzenlenen NSosyal Super App Creathon yarışmasında öğrenciler; sosyal medya, mesajlaşma, yemek siparişi, ulaşım ve ödeme modüllerini tek bir çatı altında buluşturan, kullanıcı dostu ve estetik bir “Super App” tasarlayacak. Katılımcılardan, kullanıcı davranışlarını analiz ederek sezgisel, erişilebilir ve ölçeklenebilir prototipler geliştirmeleri bekleniyor.

Finale kalan takımlar, 18-20 Eylül 2025 tarihleri arasında 36 saat boyunca sürecek Creathon’da projelerini hayata geçirecek. Yarışmanın sonunda yapılacak jüri değerlendirmesiyle en yenilikçi ve başarılı tasarımlar seçilecek. Dereceye giren projeler, yalnızca nakdi ödüllerle değil; aynı zamanda TEKNOFEST ekosistemi içinde yatırımcılarla bir araya gelerek fikirlerini gerçeğe dönüştürme fırsatıyla da ödüllendirilecek.

Projeler; yenilikçilik, kullanıcı deneyimi, arayüz tasarımı, teknik uygulanabilirlik, sunum performansı ve özgünlük kriterleri doğrultusunda değerlendirilecek. Bu değerlendirmeler ise, UI/UX uzmanları, yazılım mühendisleri, grafik tasarımcılar ve girişimcilik alanında deneyimli temsilcilerden oluşan jüri heyeti gerçekleştirecek. Yarışmada birinciliğe ulaşan ekip 250 bin TL, ikincilik ödülünü kazanan ekip 150 bin TL, üçüncülüğü elde eden ekip ise 100 bin TL ile ödüllendirilecek.

Yarışma başvuruları, 11 Eylül 2025 saat 23:59’a kadar TEKNOFEST’in resmi web sitesi üzerinden gerçekleştirilebilecek. Katılım, en az 1 en fazla 3 kişilik takımlar halinde sağlanabilecek.
N’SOSYAL Super App Creathon yarışmasına dair tüm detaylarawww.teknofest.org adresinden ulaşabilirsiniz.

Gerçek mi sahte mi? AI Slop sosyal medyada her yerde

Son dönemde sosyal medyada fotoğraf ile bilgisayar grafiği arasında duran görseller giderek çoğalıyor. Kimi gerçekçi, kimi fantastik olan bu görseller arasında “Shrimp Jesus” gibi hayali sahneler ya da sel sırasında köpeğini kucaklayan küçük kız örneği dikkat çekiyor. Uzmanlar bu tarz içeriklere “AI slop” adını veriyor.

AI SLOP NEDİR?

“AI slop”, yapay zekâ araçlarıyla hızlı, kolay ve ucuz şekilde üretilen; doğruluk ya da kalite gözetilmeyen düşük ve orta seviye içeriklere verilen isim. Bu içerikler video, görsel, ses ya da metin formunda olabiliyor. Amaç çoğunlukla sosyal medyada dikkat çekerek kazanç sağlamak.

YOUTUBE VE SPOTIFY’DA YAYGINLAŞIYOR

The Guardian’ın Temmuz 2025’te yayımladığı analize göre, YouTube’un en hızlı büyüyen 100 kanalından 9’u tamamen yapay zekâ içeriklerinden oluşuyor. “Zombi futbol” ya da “kedi pembe dizileri” gibi içerikler milyonlarca kişiye ulaşıyor. Spotify’da da sahte gruplar ve şarkılar gündemde. Örneğin “The Velvet Sundown” adlı bir grubun tüm müzikleri yapay zekâ ürünü çıktı.

YAZI DÜNYASINA DA SIÇRADI

AI slop sadece görsel-işitsel alanla sınırlı değil. Clarkesworld adlı çevrimiçi bilimkurgu dergisi, 2024’te yapay zekâdan gelen yoğun gönderiler nedeniyle yeni öykü kabulünü durdurmak zorunda kaldı. Hatta Wikipedia bile düşük kaliteli yapay zekâ içeriklerinin baskısı altında.

TEHLİKELERİ NELER?

AI içerikleri yanlış bilgi yayılımını kolaylaştırıyor. Örneğin, Kasırga Helene sırasında üretilen sahte görseller, Başkan Joe Biden’a yönelik eleştirilerde kullanıldı. Bu tür içerikler hem yanlış yönlendirme yapıyor hem de sanatçıların emeğini değersizleştirerek iş ve gelir kaybına yol açıyor.

NE YAPILABİLİR?

Kullanıcılar zararlı içerikleri şikâyet edebilir, bazı platformlarda topluluk notları ekleyerek bağlam sağlayabilir. Ancak uzmanlara göre asıl sorun, sosyal medya algoritmalarının bu düşük kaliteli içerikleri gerçek üretimlerle ayırt etmeden öne çıkarması.

ChatGPT’de erişim sorunu: Sohbet geçmişi açılmıyor, bot yanıt vermiyor

Hem web hem de mobil uygulama üzerinden erişimde sorun yaşanırken, sohbet geçmişi açılmıyor ve botun yanıt üretmediği belirtiliyor.

2 binden fazla kesinti raporu
Kesintileri takip eden Downdetector verilerine göre, şikâyet sayısı 2 bini aştı ve artmaya devam ediyor. Kullanıcılar, sohbet ekranında yalnızca kendi yazdıkları soruları görebildiklerini, ancak sistemin hiçbir yanıt üretmediğini aktarıyor.

OpenAI sorunu doğruladı
OpenAI’nin resmi durum sayfasında, kesintinin farkında olunduğu ve sorunun kaynağının tespit edildiği duyuruldu. Şirketin teknik ekibi çözüm için çalışıyor. Daha önce de benzer erişim sıkıntıları yaşanmış, kısa süreli kesintiler meydana gelmişti.

Alternatif arayışları arttı
Kesinti sırasında kullanıcılar sosyal medyada tepkilerini dile getirdi. Google Trends verilerine göre “ChatGPT down” araması yükselişe geçti.

Kullanıcıların alternatif olarak Perplexity, Claude ve Google Gemini gibi diğer yapay zeka araçlarına yöneldiği görülüyor.

ChatGPT’nin günlük iş akışlarında yaygın şekilde kullanıldığı düşünüldüğünde, kesintinin milyonlarca kullanıcıyı etkilediği tahmin ediliyor.

Apple’ın yapay zeka destekli Siri’si 2026 başında geliyor

LLM Siri, WWDC 2024’te duyurulan ancak ertelenen “tam kapsamlı” yapay zekâlı Siri sürümü değil. Yeni sistem, daha çok web arama motoru benzeri bir işlev üstlenecek. Kullanıcıların sorduğu genel bilgi sorularına farklı kaynaklardan özetlenmiş, kısa ve anlaşılır yanıtlar sunacak.

Apple’ın planına göre, bu özellik önce Siri üzerinden erişilebilir olacak. Ancak zamanla Spotlight arama ve Safari tarayıcısına da entegre edilmesi düşünülüyor. Böylece kullanıcılar sadece metin değil, görsel, multimedya ve yerel bilgiler içeren özetlere de ulaşabilecek.

“Dünya bilgisi cevapları”
Apple yöneticileri bu sürümü şirket içinde “World Knowledge Answers” olarak da adlandırıyor. Teknolojinin, Google ve OpenAI’nin kendi platformlarında sunduğu yapay zekâ destekli arama özetlerine benzer şekilde çalışması bekleniyor.

Analistlere göre LLM Siri, Apple’ın gelecek yıl için planlanan Siri güncellemelerinin bir parçası olacak. Net bir çıkış tarihi açıklanmasa da ilk etapta 2026 başı hedefleniyor.

Siri’nin asıl yapay zeka yükseltmesi ertelendi
Apple, 2024’te iPhone 16 lansmanı sırasında Siri’nin üretken yapay zekâ özelliklerini tanıtmıştı. Ancak şirket bu yükseltmeyi geciktirdi ve bazı kullanıcılar, “yanıltıcı reklam” gerekçesiyle Apple’a dava açtı.

Kullanıcıların uzun süredir beklediği “tam kapsamlı” Siri yükseltmesinin ise kimi tahminlere göre 2027’de iOS 28 (yeni adıyla iOS 20) sürümüyle gelmesi bekleniyor. Ancak Apple’ın LLM Siri’yi daha erken, 2026’da devreye alması ihtimali giderek güçleniyor.

Dinozorlarla beslenen bir timsah keşfedildi

Yaklaşık 3,5 metre uzunluğunda ve 250 kilogram ağırlığında olduğu hesaplanan K. atrox’un güçlü çeneleri ve tırtıklı dişleri, iri avların etini parçalamaya uygun yapıya sahipti.

Paleontologlar, hayvanın hem karada hem de sulak alanlarda avlandığını, otçul dinozorları kolayca alt edebildiğini belirtiyor.

Fosil, Mart 2020’de bir dinozor kazısı sırasında bulundu. Kuyruk ve bazı uzuvlar dışında neredeyse tam iskelet elde edildi.

Kafatasındaki dişlerin hâlâ mine tabakasını koruduğu dikkat çekti. Bu, şimdiye kadar bölgede bulunan en eksiksiz peirosaurid crocodyliform fosili oldu.

Timsahların evrim yolculuğu
Araştırmacılar, K. atrox’un günümüz timsahlarına benzeyen duruşuna rağmen bazı farklılıklar taşıdığını aktarıyor.

Burun delikleri öne bakıyordu, gözler ise kafatasının yan tarafındaydı. Modern timsahlarda ise burun ve gözler daha yukarıda konumlanıyor; bu sayede avlarını sudan gizlenerek takip edebiliyorlar.

Bilim insanları, farklı dönemlerde yaşamış timsah akrabalarının benzer vücut yapıları geliştirmesini “yakınsak evrim” örneği olarak değerlendiriyor. Yani birbirine uzak türler, benzer yaşam koşulları nedeniyle benzer özellikler kazanabiliyor.

Yok oluş nedenlerinden biri ‘aşırı etçil’ beslenme olabilir
K. atrox ve benzeri iri etçil türler, Kretase’nin sonunda yaşanan kitlesel yok oluşta hayatta kalamadı. Araştırmacılar, bu durumun hayvanın “hiperetçil” beslenme tarzıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyor.

Daha küçük boyutlu ve çeşitli besinlerle yetinebilen timsah türleri ise günümüze kadar yaşamını sürdürmeyi başardı.

Yeni sırlar ortaya çıkabilir
Bilim insanları, K. atrox’un dişlerinden izotop bilgisi elde ederek yaşam alanı ve beslenme alışkanlıklarını araştırmayı planlıyor.

Ayrıca kemik yapısının incelenmesiyle büyüme hızı, yaş ve olası hastalıklar hakkında daha fazla bilgi edinilebileceği belirtiliyor.

Uzmanlara göre, Patagonya’da bulunan bu olağanüstü fosil, antik timsah akrabalarının evrimi ve ekosistemdeki rolüne dair yeni sırları önümüzdeki yıllarda ortaya çıkarabilir.

Dünyanın gündemi kuraklık! Yapay zeka lıkır lıkır su içiyor

Yapay zekâ (YZ) sistemleri yalnızca enerji değil, su da tüketiyor. OpenAI’nin GPT-3 versiyonu için yapılan bir araştırmaya göre, kullanıcıların kısa bir sohbeti ya da 100 kelimelik bir e-posta taslağı, ortalama 500 mililitre suya – yani küçük bir su şişesine – mal oluyor.

Bu tüketim, hem veri merkezlerindeki soğutma sistemlerinde kullanılan suyu hem de elektrik üretiminde harcanan suyu kapsıyor. Ancak uzmanlar, YZ’nin su ayak izinin bulunduğu bölgeye, iklime ve kullanılan enerji kaynağına göre önemli ölçüde değiştiğini vurguluyor.

İKİ GİZLİ SU AKIŞI

YZ sistemlerinin su tüketiminin iki kaynağı var:

  • Veri merkezi soğutması: Sunucuların aşırı ısısını düşürmek için genellikle buharlaşmalı soğutma sistemleri kullanılıyor. Bu yöntem, yerel su kaynaklarından çekilen suyun buharlaşarak kaybolmasına yol açıyor.
  • Enerji üretimi: YZ’yi çalıştıran elektriğin üretiminde de büyük miktarda su kullanılıyor. Termik ve nükleer santraller buhar döngüsü ve soğutma için yoğun suya ihtiyaç duyarken, hidroelektrik santrallerde barajlardaki buharlaşma tüketimi artırıyor.

KONUM VE MEVSİM FARKI

Bir veri merkezi İrlanda gibi serin ve nemli bir bölgede bulunduğunda, aylarca düşük su tüketimiyle çalışabiliyor. Ancak Arizona’da yaz ortasında, soğutma için çok daha fazla su gerekiyor. Massachusetts Üniversitesi’nin araştırmasına göre, veri merkezleri kışın yaz aylarına göre yarı yarıya daha az su tüketiyor.

ÇÖZÜMLER YOLDA

Yeni teknolojiler umut vadediyor:

  • Daldırmalı soğutma: Sunucular, elektrik iletmeyen sıvıların içine yerleştirilerek neredeyse hiç su kullanılmadan soğutulabiliyor.
  • Microsoft’un sıfır su tüketimli sistemi: Özel bir sıvı, kapalı devre borularla çiplerin üzerinden dolaştırılarak ısıyı taşıyor. Bu sayede yerel su kaynaklarından çekim yapılmıyor.

YZ’NİN SU AYAK İZİNİ HESAPLAMAK

Uzmanlara göre bir gpt-5 yanıtı (150-200 kelime) ortalama 19,3 watt-saat enerji harcıyor. Bu, ortalama koşullarda 25-39 mililitre su tüketimine denk geliyor. Aynı uzunluktaki bir gpt-4o yanıtı ise yalnızca 2,3-3,5 mililitre su kullanıyor. Google’ın gemini modeli için raporlanan değer ise 0,26 mililitre – yalnızca beş damla su kadar.

Günde yaklaşık 2,5 milyar yz sorgusu işlendiği düşünülürse, toplam su tüketimi hızla milyonlarca litreye ulaşıyor. Ancak karşılaştırma yapıldığında, abd’de bahçe sulamasında günlük 34 milyar litre su harcandığı biliniyor.

DAHA FAZLA ŞEFFAFLIK ÇAĞRISI

Uzmanlara göre YZ’nin su tüketimini azaltmak için:

  • Verilerin şeffaf şekilde paylaşılması,
  • Soğutma teknolojilerinin geliştirilmesi,
  • Veri merkezlerinin serin ve nemli bölgelere taşınması,
  • Yenilenebilir ve su dostu enerji kaynaklarının kullanılması gerekiyor.

Yapay zekâ küresel inovasyonun motoru olabilir, ancak sürdürülebilirlik için su ayak izinin kontrol altına alınması şart.

TEKNOFEST İstanbul için geri sayım başladı, ziyaretçi kayıtları açıldı

Dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST, 17-21 Eylül tarihlerinde İstanbul Atatürk Havalimanı'nda düzenlenecek.

Bu yıl ilk olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde gerçekleştirilen festival, ardından TEKNOFEST Mavi Vatan ile köklü denizcilik mirasını yerli ve milli teknolojilerle harmanlayarak 175 bin ziyaretçiyi ağırladı.

Atatürk Havalimanı'nda düzenlenecek TEKNOFEST İstanbul ise teknoloji yarışmalarından hava gösterilerine kadar çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak.

195 kategoride yarışma gerçekleşecek
TEKNOFEST İstanbul'da, 58 ana ve 137 alt kategoride gerçekleştirilecek yarışmalarda ön eleme aşamasını geçen takımlar 85 milyon liranın üzerinde maddi destekten yararlanacak. Dereceye giren takımlara ise toplamda 65 milyon lirayı aşkın ödül verilecek.

Festival kapsamında, hava gösterileri, konserler, çeşitli sergiler ve atölyeler, simülasyonlu deneyim alanları, planetaryum, fuar etkinlikleri, öğrencilere özel uçuş etkinlikleri gibi birçok deneyim ziyaretçilere sunulacak.

Katılım tamamen ücretsiz
Katılımın tamamen ücretsiz olduğu TEKNOFEST İstanbul'a giriş yapabilmek için ziyaretçilerin çevrim içi kayıt yaptırması gerekiyor.

Festival kapsamında her katılımcı için ayrı bilet oluşturulması gerekirken, 7 yaş altı çocuklar için kayıt şartı bulunmuyor.

Etkinlik alanına ziyaretçi giriş çıkışları 09.00-18.00 saatlerinde yapılabilecek. Festival alanına ulaşımda toplu taşıma araçlarının kullanılması, ziyaretçiler için hızlı ve kolay erişim imkanı sağlayacak.

TEKNOFEST İstanbul ve ziyaretçi kaydı konusunda detaylı bilgiye "www.teknofest.org" adresinden ulaşılabiliyor.

TEKNOFEST İstanbul başlıyor

KKTC ve TEKNOFEST Mavi Vatan'nın ardından festivalin son durağı TEKNOFEST İstanbul oldu.

17-21 Eylül tarihlerinde Atatürk Havalimanı’nda gerçekleşecek festivalde teknoloji yarışmalarından hava gösterilerine, yenilikçi projelerden ilham verici buluşmalara kadar sayısız etkinlik gerçekleştirilecek.

Festival kapsamında; hava gösterileri, konserler, çeşitli sergiler ve atölyeler, simülasyonlu deneyim alanları, planetaryum, fuar etkinlikleri, öğrencilere özel uçuş etkinlikleri gibi birçok deneyim bir arada yer alacak.

TEKNOFEST İSTANBUL İÇİN ZİYARETÇİ KAYITLARI AÇILDI

Katılımın ücretsiz olduğu TEKNOFEST İstanbul’a giriş yapabilmek için ziyaretçilerin online kayıt yaptırması gerekiyor. Festival kapsamında her katılımcı için ayrı bilet oluşturulması gerekirken 7 yaş altı çocuklar için kayıt şartı bulunmuyor.

Etkinlik alanına ziyaretçi giriş-çıkışları ise 09.00-18.00 saatleri arasında yapılabilecek.


Google Maps’e Android 16 ile canlı güncellemeler geliyor

Live Updates, telefonun kilit ekranında, durum çubuğunda ve her zaman açık ekranda (AOD) gerçek zamanlı bildirimler gösteriyor.

Böylece uygulamalar arasında geçiş yapmadan, devam eden süreçleri — örneğin yemek siparişleri, uçuşlar, yolculuklar ya da artık navigasyon adımlarını — anlık olarak takip etmek mümkün olacak.

Android 16’nın QPR2 güncellemesiyle bu özellik daha da gelişecek:

Durum çubuğu üzerinde küçük bilgi simgeleri,

Daha zengin AOD entegrasyonu,

Üçüncü taraf uygulamalar (ör. taksi, yemek siparişi, kargo) için genişleme desteği.

Google Maps entegrasyonu
Pixel ve Samsung cihazlarda Android 16 QPR2 beta sürümünü kullananlar, Google Maps’in Live Updates denemelerine başladığını bildirdi.

Yeni bildirim tasarımı, gidilen yolun ne kadarının tamamlandığını gösteriyor.

Bildirimler farklı ekranlarda görünerek kritik navigasyon bilgisini kaçırmamanızı sağlıyor.

Henüz dar kapsamda dağıtılıyor; ancak Google Maps beta programındaki kullanıcılar, genel çıkıştan önce özelliği deneyebilecek.

Ne zaman yaygınlaşacak?
İlk testler Mart 2025’te yapılmıştı. Şimdi ise Android 16 QPR1 ile birlikte, önümüzdeki günlerde geniş ölçekte kullanıma sunulması bekleniyor.

Daha sonraki QPR2 güncellemesiyle birlikte üçüncü taraf uygulamaların da devreye girmesi öngörülüyor.

Neden önemli?
Yüzeyde küçük bir değişiklik gibi görünse de, özellikle sürücüler ve yolcular için büyük kolaylık sağlayacak.

Telefonu açmadan, tek bakışta anlık yol durumu, kalan mesafe ve ilerleme bilgisi görülebilecek.

WhatsApp’a “yakın arkadaşlar” özelliği geliyor

Şimdiye kadar WhatsApp, durum paylaşımları için üç seçenek sunuyordu:

Tüm kişilerim,

Şunlar hariç kişilerim,

Yalnızca şu kişilerle paylaş.

Sonuncu seçenek, çoğu zaman gizli bir “yakın arkadaşlar listesi” oluşturmak için kullanılıyordu. Yeni özellikle bu süreç çok daha kolay ve kullanıcı dostu hale geliyor.

Nasıl işleyecek?
WABetaInfo’ya göre özellik, WhatsApp’ın son TestFlight sürümünde görüldü. Kullanıcılar, gizlilik ayarlarından özel bir Yakın Arkadaşlar listesi oluşturabilecek. Durum paylaşırken ister tüm kişilerle, ister sadece bu listeyle paylaşım yapabilecekler.

Yakın arkadaşlarla paylaşılan durumlar, tıpkı Instagram’da olduğu gibi özel bir renk halkası ile işaretlenecek.

Liste tamamen gizli olacak; kimlerin eklenip çıkarıldığını başkaları göremeyecek.

Daha kişisel iletişim
Bu yenilik, kullanıcıların artık tüm rehberine yayın yapmak yerine daha seçici ve özel paylaşımlara yöneldiğini gösteriyor. WhatsApp da bu eğilimi dikkate alarak hem bağlantıyı hem de kontrolü ön plana çıkarıyor.

Diğer yenilikler
Geçtiğimiz hafta “sesli mesaj gibi” çalışan, kaçırılan aramalar için sesli not bırakmaya yarayan yeni bir özellik gündeme geldi.

Ayrıca yapay zekâ destekli “Help” özelliğiyle mesajlar farklı tarzlarda — mizahi, kurumsal ya da samimi — yeniden yazılabilecek.

Hiçbir müzik yeteneği olmayan 'yapay zekalı' müzisyen, plak anlaşması imzaladı

McCann’in çıkışı, yapay zekâ ile oluşturduğu bir parçanın Spotify’da 3 milyondan fazla dinlenmeye ulaşmasıyla oldu.

Bu başarı, müzik endüstrisindeki yapımcıların ilgisini çekti ve anlaşmaya giden yolu açtı. McCann, Udio ve Suno gibi popüler yapay zekâ müzik araçlarını kullanarak melodileri oluşturuyor, üzerine kendi yazdığı sözleri ekliyor.

“Hiç müzik yeteneğim yok”
McCann, kendisiyle ilgili en dikkat çekici detayı açıkça dile getiriyor:

“Hiçbir müzik yeteneğim yok. Şarkı söyleyemem, enstrüman çalamam, müzik geçmişim de yok.”

Bu sözler, yıllarını müzik eğitimi ve pratiğine vermiş sanatçılar arasında tepkiyle karşılandı. Pek çok müzisyen, emeklerinin yok sayıldığını ve yapay zekâ destekli isimlerin kısa yoldan şöhret bulduğunu düşünüyor.

Telif ve özgünlük tartışması
Tartışma sadece yetenek meselesiyle sınırlı değil. Udio ve Suno gibi platformlar, gerçek sanatçıların eserleriyle eğitilmiş modeller kullanıyor. Bu durum, telif hakkı, adil kullanım ve sanatçılara ödeme yapılması konularında ciddi soruları gündeme getiriyor. Müzik şirketleriyle yapay zekâ firmaları arasında hâlen lisans ve gelir paylaşımı görüşmeleri sürüyor.

Yeni bir dönemin başlangıcı
Dijital müzik platformlarında yapay zekâ üretimi içeriklerin hızla arttığına dikkat çekiliyor. Bu anlaşma, gelecekte daha fazla plak şirketinin benzer adımlar atacağının işareti. Dinleyicilerin önünde ise iki seçenek var: “Yapay zekâ destekli müziği yeni bir tür olarak kabul etmek ya da insan yaratıcılığı adına reddetmek.”

Geçtiğimiz yıl Katy Perry ve birçok sanatçı, yapay zekâ geliştiricilerine sanatçıların haklarını koruma çağrısı yapmıştı. Bu yıl ise “The Velvet Sundown” adlı yapay zekâ ile kurulan indie rock grubunun Spotify’da yüz binlerce dinlenmeye ulaşması, trendin giderek büyüdüğünü gösteriyor.

Dünya bu ay 82 dakikalık Kanlı Ay tutulmasına tanık olacak

NASA verilerine göre tutulma toplamda yaklaşık beş buçuk saat sürecek. Ay’ın tamamen kızıl renge bürüneceği “tam tutulma” evresi ise 1 saat 22 dakika devam edecek.

Bu, 2022’den bu yana gözlemlenecek en uzun tam Ay tutulması olacak.

6,2 milyar kişi tamamen görebilecek
Olay, Avustralya, Asya, Afrika ve Avrupa’dan izlenebilecek. Dünya nüfusunun büyük bölümü, yani 7 milyardan fazla insan tutulmayı görebilecek; 6,2 milyar kişi ise baştan sona tüm evreleri izleme şansına sahip olacak.

Amerika kıtasında ise gündüz vakti olduğu için büyük oranda gözlemlenemeyecek. Ancak Hawaii, Alaska’nın küçük bir kısmı ve Brezilya’nın bir bölümü kısmi tutulmayı görebilecek.

Kızıl renge bürünme sebebi
Ay’ın kırmızıya dönmesi, Dünya atmosferinden geçen güneş ışınlarının etkisiyle gerçekleşiyor. Atmosfer kısa dalga boylu mavi ışığı dağıtırken, uzun dalga boylu kırmızı ışık Ay’a ulaşabiliyor.

Bu süreç, gün batımında gökyüzünün kızarmasıyla aynı fiziksel mekanizmaya dayanıyor.

Saatler netleşti
Tutulma 15.28 GMT’de başlayacak ve 20.55 GMT’de sona erecek. Tam tutulma evresi 17.30’da başlayıp 18.52’de tamamlanacak. İzlemek isteyenler bulundukları konuma göre saat farkını kontrol edebilecek.

Güneş tutulması da yolda
Ay tutulmaları genellikle güneş tutulmalarının hemen öncesinde ya da sonrasında meydana geliyor. Bu tutulmadan iki hafta sonra, 21 Eylül 2025’te kısmi güneş tutulması yaşanacak.

Ancak bu yalnızca Yeni Zelanda, Antarktika, Pasifik adaları ve Avustralya’nın doğu kıyısında dar bir şerit üzerinden izlenebilecek.

Yapay Zeka her sohbet ettiğinizde bir şişe su içiyor

Analizlere göre GPT-3 tabanlı ChatGPT ile yapılan kısa bir konuşma ya da 100 kelimelik bir e-posta taslağı, yaklaşık 500 mililitre yani bir şişe suya eşdeğer tüketim yaratıyor.

Bu hesaba veri merkezlerindeki soğutma sistemlerinde kullanılan suyun yanı sıra, elektriği üreten enerji santrallerindeki su tüketimi de dahil ediliyor.

Yeni tahminler, model ve altyapıya göre büyük farklılıklar gösteriyor. Bağımsız araştırmalara göre orta uzunluktaki bir GPT-5 yanıtı ortalama 39 mililitre, GPT-4o yanıtı ise yaklaşık 3,5 mililitre su harcıyor. Google’ın Gemini sisteminde bu miktar sadece 0,26 mililitreye kadar düşebiliyor.

Soğutma en büyük etken
Veri merkezleri, yüksek ısı yayan işlemcileri soğutmak için genellikle buharlaştırmalı sistemler kullanıyor.

Bu yöntem, suyun hızla buharlaşmasını sağlayarak ısıyı uzaklaştırıyor ancak yerel kaynaklardan alınan suyu tüketiyor.

Alternatif yöntemler arasında sıvı içinde soğutma ve kapalı devre özel sıvı sistemleri bulunsa da maliyet ve dönüşüm zorluğu nedeniyle henüz yaygınlaşmış değil.

Enerji kaynağı da tüketimi etkiliyor. Rüzgâr ve güneş panelleri neredeyse hiç su harcamazken, kömür, doğalgaz ve nükleer santraller büyük miktarlarda suya ihtiyaç duyuyor.

Toplam rakamlar dikkat çekiyor
OpenAI, sistemlerine günde yaklaşık 2,5 milyar sorgu yapıldığını bildiriyor. Hesaplamalara göre bu sayı, GPT-5 için günlük 97,5 milyon litreye, GPT-4o için 8,8 milyon litreye kadar çıkabiliyor. Google Gemini’de ise bu miktar 650 bin litre seviyesinde kalıyor.

Karşılaştırma için, sadece ABD’de çim ve bahçelerin sulanması günlük 34 milyar litre su tüketiyor.

Şeffaflık çağrısı
Uzmanlar, yapay zekânın su tüketiminin diğer sektörlere göre hâlâ sınırlı olduğunu ancak hızla artabileceğini vurguluyor.

Şirketlerin verilerini paylaşması, verimliliğin artırılması ve veri merkezlerinin daha serin ve nemli bölgelerde kurulması halinde tüketimin ciddi oranda azaltılabileceği belirtiliyor.

Araştırmacılara göre, yapay zekânın geleceği yalnızca inovasyon değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik kararlarıyla da şekillenecek.

6G çipi 2030’lara hazırlık yapıyor! 5G’yi katladı

Çin ve ABD’deki mühendisler, saniyede 100 gigabitin (Gbps) üzerinde hız sunabilen yeni bir 6G çipi geliştirdi. Bu hız, 5G’nin teorik sınırının 10 katına, mevcut ortalama hızların ise yaklaşık 500 katına denk geliyor.

Uzmanlara göre 6G altyapılarının 2030’lu yıllarda kullanıma sunulması bekleniyor. Ancak bu teknolojinin hazırlıkları şimdiden hız kazanmış durumda. Daha önce de yüksek hızlı prototipler geliştirilmiş olsa da, Pekin Üniversitesi, Hong Kong City Üniversitesi ve California Üniversitesi Santa Barbara kampüsündeki bilim insanlarının geliştirdiği bu yeni çip, hem verimliliği hem de küçüklüğüyle dikkat çekiyor.

SADECE 11 MİLİMETRELİK DEV ADIM

Sadece 11 x 1,7 milimetre boyutunda olan çip, 0.5 GHz ile 115 GHz arasındaki geniş frekans aralığını kapsıyor. Normalde dokuz farklı radyo bandı için ayrı bileşenler gerekirken, bu çipte hepsi tek yapıda toplanabiliyor.

Bu başarı, elektro-optik modülatörler sayesinde radyo sinyallerinin optik sinyallere dönüştürülmesiyle sağlanıyor. Tersi yönde ise optoelektronik osilatörler kullanılarak ultra geniş bantta radyo frekansları üretiliyor.

GELECEĞİN İNTERNETİ: 6G

Yeni çip, 5G teknolojisinin teoride 10 Gbps olan hız sınırını çoktan aşmış durumda. Karşılaştırmak gerekirse ABD’de 5G kullanıcılarının ortalama internet hızı 150-300 Mbps arasında değişiyor.

6G teknolojisinin ise UHD (ultra yüksek çözünürlüklü) yayınlar ve yapay zekâ tabanlı uygulamaların artışıyla birlikte önümüzdeki on yıl içinde büyük bir ihtiyaç haline geleceği öngörülüyor.

Uçan arabanın deneme seferleri başladı! İşte satışa çıkacağı fiyat

ABD'li milyarder iş insanı Elon Musk'ın finansal desteğiyle geliştirilen uçan otomobil, deneme seferlerine başladı. Kaliforniya'nın San Mateo kentinde faaliyet gösteren bir şirket tarafından üretilen araç, iki havalimanıyla anlaşma yaptı.

TASARIMI DİKKAT ÇEKİYOR
Tamamen elektrikli olan siyah renkli otomobil, dikey iniş-kalkış yapabiliyor ve kara yollarında da kullanılabiliyor. Pervanelerinin açıkta olmaması, tasarımı açısından dikkat çekiyor.

170 KİLOMETRELİK MENZİLE SAHİP
Aracın birim maliyeti 300 bin dolar (12 milyon TL) üzerinde. New York Post'un aktardığına göre, SpaceX de bu girişime yatırım yapıyor. Uçan otomobil 170 kilometrelik menzile sahip ve şimdiden 3 bin 300 ön sipariş topladı.

Ay Kızıla Bürünecek: Hangi ülkelerden görülebilecek? Türkiye'den izlenebilecek mi?

7 Eylül 2025 gecesi gökyüzünde eşine az rastlanır bir manzara yaşanacak. Ay, Dünya’nın gölgesine tamamen girerek kızıl bir görünüme kavuşacak. “Kanlı Ay” olarak bilinen bu doğa olayı, yaklaşık 82 dakika boyunca tam tutulma evresinde kalacak.

TÜRKİYE'DEN DE İZLENEBİLECEK!

Tutulma, Asya’nın büyük bölümü, Doğu Afrika, Orta Afrika ve Avustralya’da net olarak izlenebilecek. Türkiye de tutulmanın tam evresini görebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’de tutulma yaklaşık saat 20:30 – 21:30 aralığında çıplak gözle rahatlıkla takip edilebilecek.

Bilim insanlarına göre Ay’ın kızıl renge bürünmesinin sebebi, Dünya atmosferinin mavi ışığı dağıtıp kırmızı ışığı Ay’a yönlendirmesi. Bu nedenle tutulma sırasında Ay, kan kırmızısı bir renkle gökyüzünde adeta büyüleyici bir görsel şölen sunacak.

Gökyüzü meraklıları için kaçırılmayacak bu olay, yılın en uzun ve en dikkat çekici ay tutulmalarından biri olarak kayıtlara geçecek.

"TEKNOFEST Kuantum Teknolojileri Yarışması" finali Kocaeli'de başladı

"Yazılım" kategorisinin finali 10 takımın katılımıyla Gebze ilçesindeki Bilişim Vadisi kampüsünde, "donanım" kategorisinin finali ise TÜBİTAK Gebze yerleşkesinde gerçekleştiriliyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Milli Teknoloji Genel Müdürü Sadullah Uzun, yarışmacılara hitaben yaptığı konuşmada, kamu olarak ellerinden gelen gerekli desteği sunarak sürece dahil olduklarını söyledi.

Kuantum teknolojisine ilgi duyanların sayısının artması gerektiğini vurgulayan Uzun, "Bunu yapmanın yolu şu; kuantum teknolojisinin ülkemizde yaygınlaşması ve ekosistem üzerine sistem kurmamız. Bu varsayımla yola çıktığımız zaman karşımıza TEKNOFEST çıktı. Gençlerin üniversite aşamasında bir meslek alanında derinleşmesini, mentörleri tanımasını, bu işte çalışan şirketlerle bir araya gelmesini ve bağlantı kurmasını sağlayan arayüz." diye konuştu.

Uzun, bu yıl kuantum yarışması için "donanım" kategorisi de açtıklarını belirterek, "TÜBİTAK desteğiyle en azından ölçüm teknolojilerinde kuantumun kullanılması ele alındı. Yarın başka açılımların yapılacağının bir göstergesi daha. İkinci yılındayız, gelişmeler bunlar. Gerçekten çok heyecan verici, önümüzdeki yılı da şimdiden sabırsızlıkla bekliyoruz." ifadelerini kullandı.

"Geleceğin teknolojilerine henüz üniversite çağlarındayken kafa yormanız çok kıymetli"
Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Elvan Kuzucu Hıdır da "TEKNOFEST mevsimi"nin tüm hızıyla devam ettiğini dile getirdi.

"TEKNOFEST Mavi Vatan" ile ilklere bir yenisini daha eklediklerini anlatan Hıdır, şöyle devam etti:

"Ağustos ayı içerisinde başlayan yarışmalarımızda geçen hafta TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında Tersane İstanbul Komutanlığı'ndaydık. TEKNOFEST de bu anlamda ilklerine bir yenisini daha eklemiş oldu. Çünkü bakıldığında dünyada su altı deniz teknolojileri alanında yarışmaların olduğu, bu alandaki yerli ve milli gemilerimizin sergilendiği, fuar faaliyetlerinin gerçekleştirildiği bir benzer etkinlik olmadığını ifade edebilirim."

Halihazırda ticarileşmemiş alanlarda gençlerin projeler, fikirler, ürünler geliştirmesini önemsediklerini vurgulayan Hıdır, "Kuantum teknolojileri de bu alanlardan birisi. Sizlerin, geleceğin teknolojilerine henüz üniversite çağlarındayken kafa yormanızı ve yönelmenizi çok kıymetli görüyoruz." dedi.

Kuantum yarışmalarının paydaşı olan ComPro Group'un genel müdürü Murat Cantürk ise bu kıymetli etkinliğin paydaşı olmaktan mutluluk duyduklarını dile getirerek, "Burada sizleri ağırlamak, T3 Vakfı ve Bilişim Vadisinin destekleriyle hep beraber bu etkinliği yapmak bizim için çok önemli. Türkiye'deki kuantum teknolojileri farkındalığını artırmak için canla başla 3 yıldır çabalıyoruz, çabalamaya da devam edeceğiz." şeklinde konuştu.

Genç katılımcıların kuantum algoritmaları, optimizasyon yöntemleri ve donanım uygulamaları üzerine çözümler geliştirerek Türkiye'nin kuantum ekosistemine katkı sunması amaçlanan yarışmada, her iki kategoride dereceye girenlere toplam 900 bin lira ödül dağıtılacak.

Yarışma, yarın sona erecek.

Fiber internet abone sayısı 8,3 milyon oldu

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun (BTK) "Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü Üç Aylık Pazar Verileri Raporu'ndan" derlediği bilgilere göre, ülkede internet kullanımı yaygınlaşıyor.

İnternet teknolojilerinin, hayatın birçok alanında kullanımı ile birlikte Türkiye'de yılın ilk çeyreği itibarıyla genişbant internet abone sayısı 95 milyon 966 bin 203 olarak belirlendi.

Geçen yılın aynı döneminde söz konusu değer, 94 milyon 208 bin 469 civarındaydı. Böylece internet abone sayısı bu yılın ilk çeyreğinde, yıllık bazda yüzde 1,9 büyüdü.

FİBER ABONE SAYISI YAKLAŞIK YÜZDE 20 ARTTI

İnternet abone sayılarının detayları incelendiğinde ise fiber kullanımındaki büyüme dikkati çekti. Türkiye'de geçen yılın ilk çeyreğinde 6 milyon 986 bin 23 fiber abonesi bulunuyordu. Bu değer yüzde 19,1 büyüyerek, bu yılın ilk çeyreğinde 8 milyon 320 bin 854 oldu. Böylece Türkiye'deki fiber internet abone sayısı, ilk defa 8,3 milyonu aştı.

Yılın ilk çeyreğinde eve kadar fiber abone sayısı, 7 milyon 83 bin 425, binaya kadar fiber internet abone sayısı ise 1 milyon 237 bin 429 olarak kayıtlara geçti.

MOBİL CEPTEN İNTERNET ABONE SAYISI 74,5 MİLYON

Türkiye'deki internet abonelerinin büyük bir çoğunluğunu ise mobil cepten internet kullanıcıları oluşturdu. Verilere göre, geçen yılın ilk çeyreğinde 73 milyon 727 bin 551 olan mobil cepten internet abone sayısı, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,1 artarak, 74 milyon 526 bin 293'e çıktı.

Kablolar üzerinden evlere ve ofislere yüksek bant genişliği sağlayan ve "sayısal abone hattı" olarak da bilinen XDSL türündeki interneti kullanan abone sayısı ise geçen yılın aynı dönemine yüzde 6,9 azalarak, 9 milyon 988 bin 534'e geriledi.

Yapay zekalı stetoskop 15 saniyede kalp sorunlarını tespit ediyor

California merkezli Eko Health firmasının ürettiği cihaz, bir kart kalınlığında. Hastanın göğsüne yerleştirilen aparat, kalbin elektriksel sinyallerini ve kan akışı seslerini algılıyor.

Bu veriler güvenli şekilde buluta aktarılıyor ve yapay zekâ algoritmaları anormallikleri analiz ediyor. Sonuçlar saniyeler içinde cep telefonuna iletiliyor.

İngiltere genelinde 200 aile hekimliği kliniğinde 12 bin hasta üzerinde yapılan denemelerde cihaz yüksek doğruluk oranı sağladı.

Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin Madrid’de düzenlenen kongresinde açıklanan bulgulara göre, bu stetoskopla incelenen hastalar:

Kalp yetmezliği tanısı alma ihtimali iki kat arttı.

Kalp kapak hastalığı tanısı neredeyse iki katına çıktı.

Atriyal fibrilasyon tespit edilme ihtimali üç kat yükseldi.

Erken teşhis hayat kurtarıyor
Uzmanlara göre kalp hastalıklarının erken teşhisi kritik öneme sahip. Pek çok kalp yetmezliği vakası, ancak hasta ağır durumda hastaneye başvurduğunda ortaya çıkıyor.

Yapay zekalı stetoskop sayesinde aile hekimleri riskleri erken saptayarak hayat kurtaran tedavilerin daha çabuk başlamasını sağlayabiliyor.

Imperial College London’dan Dr. Patrik Bächtiger, “Stetoskop 200 yıldır aynı kaldı. Yapay zekâ ile artık teşhis hızlandı ve hastalara çok daha erken yardım edebiliyoruz” dedi.

Sağlık sistemine katkı sağlayacak
Bilim insanları, cihazın zaman zaman yanlış pozitif sonuçlar verebileceğini, bu nedenle nefes darlığı veya yorgunluk gibi semptomları olan kişilerde kullanılmasının daha uygun olduğunu belirtiyor.

Sağlık profesyonellerine göre teknoloji, hayat kurtarmanın yanı sıra ağır komplikasyonları önleyerek sağlık harcamalarını da azaltacak.

Çalışmaya destek veren İngiliz Kalp Vakfı ve Ulusal Sağlık Araştırmaları Enstitüsü, yeni teknolojiyi “oyun değiştirici” olarak nitelendirdi.

Araştırmacılar, ileri tanı cihazlarının artık toplum sağlığı merkezlerine kadar taşındığını vurguladı.

Yaşamın başlangıcı laboratuvar ortamında taklit edildi

Dünya’da yaşamın ortaya çıkışına dair en büyük gizemlerden biri, laboratuvar ortamında yeniden canlandırıldı. University College London’dan kimyagerler, ilkel Dünya koşullarını taklit ederek RNA ile amino asitleri bir araya getirmeyi başardı. Bu gelişme, yaşamın yapıtaşlarının nasıl bir araya geldiğine dair önemli ipuçları sunuyor.

RNA VE PROTEİN İLİŞKİSİNE IŞIK TUTUYOR

Günümüzde yaşam, ribozom adı verilen karmaşık bir moleküler makine sayesinde RNA’nın şifrelerini okuyarak proteinler üretiyor. Ancak yaşamın ilk dönemlerinde bu sürecin nasıl başladığı bilinmiyordu. Çalışmayı yürüten kimyager Matthew Powner, “Biz bu sürecin ilk kısmını, basit kimya yoluyla RNA’ya amino asit bağlayarak gerçekleştirdik. Bu kimya kendiliğinden, seçici ve erken Dünya’da gerçekleşebilecek türden” dedi.

İKİ HİPOTEZİ BİRLEŞTİRDİ

Araştırma, yaşamın kökenine dair iki büyük teoriyi bir araya getiriyor: RNA’nın kendi kendini kopyalayarak yaşamı başlattığını öne süren RNA dünyası hipotezi ile enerji kaynağını tiyesterlerden alan tiyester dünyası hipotezi. Deneylerde tiyester kullanılarak amino asitlerin RNA’ya bağlanması sağlandı ve bu sayede iki hipotez ortak bir noktada buluştu.

YAŞAMIN ŞİFRESİNE BİR ADIM DAHA

Bilim insanları şimdi RNA’nın belirli amino asitleri seçerek genetik kodun temellerini atıp atamayacağını araştıracak. Çalışmayı yürüten Jyoti Singh, “Bizim çalışmamız, yaşamın kökeni sorusunu çözmeye bir adım daha yaklaştırıyor. RNA ve amino asitlerin birleşmesiyle oluşan kısa zincirler, yaşamın temel taşlarını oluşturabilir” diye konuştu.

“Yamyam” Güneş fırtınası Dünya’ya ilerliyor: Çarpışma çok yakın

Bilim insanları 1 ve 2 Eylül arasında “yamyam” diye adlandırılan güçlü bir Güneş fırtınasının Dünya’nın manyetik alanına çarpacağını tespit etti.

Bu olay, kuzey ışıklarının daha güney enlemlerde görülmesini sağlayabilir.

Haftasonu Güneş’in ekvatoru yakınındaki 4204 numaralı güneş lekesi, 3 saatten uzun süren güçlü bir M-sınıfı patlama üretti.

Bu patlamayla birlikte uzaya koronal kütle atımı (CME) olarak bilinen devasa bir plazma bulutu fırladı. NASA’nın SOHO uydusu bu bulutun doğrudan Dünya’ya yöneldiğini doğruladı.

İKİ FIRTINA BİRLEŞTİ

Daha sonra yapılan analizler, aslında arka arkaya fırlatılan iki ayrı CME’nin birleşerek tek bir dev kütle haline geldiğini ortaya koydu.

İkinci ve daha büyük bulut, ilkini yutarak içine aldı ve ortaya “yamyam CME” olarak bilinen daha büyük ve kaotik bir plazma fırtınası çıktı. Bu birleşik fırtına, 1 Eylül’ü 2 Eylül’e bağlayan gece Dünya’ya çarpacak.

JEOMANYETİK FIRTINA VE KUZEY IŞIKLARI

Çarpışmanın ardından Dünya’nın manyetik alanı geçici olarak zayıflayacak, böylece yüklü parçacıklar atmosferin derinlerine nüfuz ederek gaz moleküllerini uyaracak. Bunun sonucu olarak kuzey ışıkları ortaya çıkacak.

ABD Ulusal Atmosfer İdaresi’ne göre oluşacak jeomanyetik fırtına G2 (orta) seviyesine, hatta zirvede G3 (güçlü) seviyeye ulaşabilir. Bu da kuzey ışıklarının normalden çok daha güneyde görülebileceği anlamına geliyor.

ARTAN GÜNEŞ AKTİVİTESİ

“Yamyam” Güneş fırtınaları nadir görülse de son yıllarda birkaç örneği yaşandı. 2023 Aralık ve 2024 Mayıs aylarında meydana gelen güçlü fırtınalar, GPS sistemlerini bozmuş, dünya genelinde auroraları görünür kılmış ve milyarlarca dolarlık zarara yol açmıştı.

Bilim insanları bu artışı, Güneş’in yaklaşık 11 yılda bir yaşadığı en aktif dönem olan “Güneş maksimumu” evresine bağlıyor. Uzmanlara göre mevcut hareketli dönem sona yaklaşsa da, Güneş’in manyetik alanındaki dengesizlikler nedeniyle önümüzdeki aylarda da güçlü fırtınalar bekleniyor.

Mars’ta benzersiz bir mineral keşfedildi: Yaşam keşfine bir adım daha

Bilim insanları, Mars’ta heyecan verici bir keşfe imza atarak ferric hidroksisülfat adlı yeni bir mineral tespit etti. Bu mineralin varlığı, Kızıl Gezegen’in geçmişte kimyasal açıdan oldukça aktif bir dönem yaşadığına işaret ediyor.

Keşif, SETI Enstitüsü araştırmacılarının Mars yörüngesinde görev yapan Mars Orbiter’den elde ettiği verileri analiz etmesiyle gerçekleşti.
Uzay aracının topladığı veriler, spektroskopi adı verilen bir yöntemle incelendi. Bu teknik, gezegen yüzeyinden yansıyan ışığı analiz ederek minerallerin kimyasal yapısını ortaya çıkarıyor.

SETI ekibine liderlik eden Dr. Janice Bishop ve ekibi, araştırmalarını Mars ekvatoruna yakın Valles Marineris kanyon sisteminde yoğunlaştırdı. Özellikle Juventae Chasma ve Aram Chaos bölgelerinde elde edilen veriler, Dünya’da asidik ve su bakımından zengin ortamlarda oluşan minerallerle karşılaştırıldı. Bu karşılaştırma sayesinde yeni mineralin varlığı doğrulandı.

KEŞİF NE ANLAMA GELİYOR?

Ferric hidroksisülfat’ın oluşumu için yalnızca su ve sülfür değil, aynı zamanda oksijen ve 100 santigrat derecenin üzerinde sıcaklık gerekiyor. Bu da Mars’ta volkanik ve jeotermal aktivitelerin önemli rol oynadığını gösteriyor.

Araştırmacılar, bu mineral değişimlerinin Mars’ın Amazoniyen dönemi olarak bilinen son 3 milyar yıl içinde gerçekleştiğini düşünüyor. Çalışma, 5 Ağustos 2025’te Nature dergisinde yayımlandı.

SICAK VE SU AÇISINDAN ZENGİN

Mart 2025’te Purdue Üniversitesi’nden Mars araştırmaları uzmanı Roger Wiens, NASA’nın Perseverance aracıyla Mars yüzeyinde olağan dışı açık renkli kayalar bulmuştu. Bu kayalarda, kökeni kaolinit adlı minerale dayanan yüksek seviyelerde alüminyum tespit edilmişti. Kaolinit de tıpkı ferric hidroksisülfat gibi sıcak ve su açısından zengin ortamlarda oluşabiliyor.

Bu iki mineralin varlığı, Mars’ın geçmişte daha sıcak, daha nemli ve düşündüğümüzden daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, bu bulguların Kızıl Gezegen’in bir dönem Dünya’ya çok daha fazla benzediğini gösterdiğini vurguluyor.

NASA uzun süredir Mars’ta yaşam izlerini araştırıyor. Yeni mineralin keşfi, bu hedefe bir adım daha yaklaşılması anlamına geliyor. Özellikle Juventae Chasma ve Aram Chaos gibi bölgeler, gelecekte yapılacak yüzey araştırmalarında öncelikli hedefler haline gelebilir.

WhatsApp’a saldırı: "Derhal güncelleyin"

Meta’ya ait mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ta ortaya çıkan bir güvenlik açığı, iPhone kullanıcılarını kişisel verilerin çalınmasına yönelik gelişmiş bir siber saldırıya karşı savunmasız bıraktı.

Son üç aydır devam eden saldırıda bazı WhatsApp kullanıcılarına, “sıfır tıklama” (zero-click) adı verilen bu hack girişiminin kurbanı olabileceklerine dair uygulama içi uyarılar gönderildi. Ancak saldırıdan kaç kişinin etkilendiği belirtilmedi.

GÜNCELLEME ŞART

WhatsApp, açığı kapattığını duyurdu ancak kullanıcıların uygulamayı güncellemesi gerekiyor.

Amnesty International Güvenlik Laboratuvarı Direktörü Donncha Ó Cearbhaill, X (Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, WhatsApp’ın son 90 gün içinde hedef alınmış kişilere uyarı bildirimi gönderdiğini belirtti ve “Cihazlarınızı güncellediğinizden emin olun” çağrısında bulundu.

Güvenlik ekibi tarafından CVE-2025-55177 koduyla duyurulan açık, WhatsApp’ın kısa blog yazısında da paylaşıldı. Açığın, hedef cihazda herhangi bir kullanıcı etkileşimi olmadan zararlı içerik çalıştırılmasına imkan tanıyabileceği aktarıldı.

Resmi açıklamada açığın iOS ve macOS sistemlerini hedef aldığı belirtilse de uzmanlar, Android kullanıcılarının da risk altında olabileceğini ifade ediyor. Özellikle sivil toplum kuruluşlarında çalışanlar, gazeteciler ve aktivistlerin bu saldırıların hedefinde olabileceği vurgulanıyor.

SIFIR TIKLAMA SALDIRISI NEDİR?

“Sıfır tıklama” olarak bilinen yöntem, kullanıcının hiçbir işlem yapmasına gerek kalmadan cihazın ele geçirilmesine imkan veriyor.

Normalde zararlı yazılımlar telefona ya da bilgisayara, kullanıcının bir linke tıklaması, dosya indirmesi ya da e-postayı açmasıyla bulaşır.

Ancak sıfır tıklama saldırılarında:

- Saldırgan, cihazın işletim sisteminde veya kullanılan bir uygulamada bulunan kritik güvenlik açığını hedef alır.

- Kullanıcıya özel hazırlanmış bir mesaj, çağrı isteği, dosya ya da veri paketi gönderilir.

- Bu veri cihaz tarafından otomatik işlenirken açık tetiklenir. Kullanıcının mesajı açması, dosyaya dokunması ya da herhangi bir şey yapması gerekmez.

Bu tür saldırılar, genellikle büyük kaynaklara sahip gruplar tarafından, politikacılar, avukatlar, gazeteciler ve insan hakları savunucuları gibi “yüksek değerli hedefler”e karşı kullanılıyor.

Siber güvenlik uzmanı Adam Boynton, Daily Mail’e yaptığı açıklamada, bu açıkların genellikle casus yazılım yüklemek, verileri toplamak, kimlik bilgilerini çalmak ve konuşmaları dinlemek için kullanıldığını belirtti.

Hatta saldırganlar bu tür açıkları, fidye yazılımı gibi daha büyük saldırıların başlangıç noktası olarak değerlendirebiliyor.

NE YAPILMALI?

Uzmanlar, kullanıcıların mutlaka WhatsApp’ı son sürüme güncellemesini, telefonlarının işletim sistemini güncel tutmasını ve gerekirse fabrika ayarlarına dönmesini öneriyor.

WhatsApp, saldırıdan etkilenen kullanıcıları yalnızca uygulama içi bildirim yoluyla bilgilendireceğini açıkladı.


Nesli tükenmiş hayvan türlerinin 'geri getirilmesi' ne kadar mantıklı

ABD’nin Teksas merkezli genetik mühendislik şirketi Colossal Biosciences, nisan ayında 12 bin 500 yıl önce nesli tükenen “Ulukurt”u (Aenocyon dirus) yeniden hayata döndürdüğünü açıkladı. Şirket, birkaç ay sonra da Yeni Zelanda’da yaklaşık 500 yıl önce nesli tükenen ve uçamayan 9 kuş türünden oluşan moa kuşlarının geri getirilmesi üzerinde çalıştığını bildirdi.

"NESLİ TÜKENMİŞ TÜRLERİ GERİ GETİRMEK ETİK DEĞİL"

Bazı bilim insanları, nesli tükenmiş türlerin yeniden hayata döndürülmesini ekolojik denge ve kültürel miras için olumlu bulurken, bazıları bunun ekosistemler üzerinde risk yaratabileceğini ve etik açıdan sorunlu olduğunu savunuyor.

KuzeyDoğa Derneği kurucusu ve biyolog Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu, geri getirme sürecinde genetik mühendisliğinin nasıl kullanıldığını açıkladı. Türlerin DNA’larının toplandığını, eksik kısımların en yakın akraba tür genomuyla tamamlandığını ve gen düzenleme teknikleriyle embriyoların geliştirildiğini söyledi.

HİBRİT TÜRLER VE EKOSİSTEM RİSKLERİ

Şekercioğlu, Nisan 2025’te Time dergisinde yer alan “Remus” adlı hayvanın, Colossal Biosciences tarafından gri kurttan türetilmiş, görünüşü ulukurda benzeyen bir köpek olduğunu belirtti. Bu canlıların gerçek anlamda ulukurt olmadığını, DNA eksikliği nedeniyle hibrit tür olduklarını vurguladı.

Geri getirilen türlerin ekosisteme dahil edilmesinin zorlu bir süreç olduğunu ifade eden Şekercioğlu, türlerin genetik çeşitliliğe sahip olması, doğal davranışlarını sergileyebilecek şekilde yetiştirilmesi ve uygun habitat hazırlanmasının kritik öneme sahip olduğunu söyledi.

"EKOSİSTEME KATKI SUNABİLİRLER"

Şekercioğlu, geri getirilen türlerin ekosistemde kendi rollerini yeniden üstlenip tohum yayılımı, yırtıcı baskısı veya habitat düzenlemesi gibi işlevleri yerine getirerek ekosistemin dengesine katkıda bulunabileceğini, ancak tamamen uyum sağlayamayabileceklerini ve yeni rekabetler veya hastalıklara karşı hassas olabileceklerini belirtti.

Colossal Biosciences’ın geri getirme projelerindeki başarı kriterinin yalnızca bir hayvan üretmek değil, bu hayvanların doğal ekosistemlere entegre olması olduğunu vurgulayan Şekercioğlu, türlerin ekolojik rollerinin olumlu sonuç vermesi halinde daha geniş alanlara bırakılacağını söyledi.

ELEŞTİRİLER: KAYNAKLAR, TEHLİKE ALTINDAKİ TÜRLERDEN KAYABİLİR

Bazı bilim insanları, bu projelerin insanın doğaya müdahalesini normalleştirdiğini ve milyarlarca dolar harcanan bu çalışmaların, hâlâ var olan ama yok olma tehlikesi altındaki türlerin korunmasına harcanmasının daha mantıklı olacağını savunuyor.

Şekercioğlu, nesli tükenmiş türlere odaklanmanın kaynakları ve dikkati hâlâ tehlike altındaki türlerden kaydırabileceğine dikkat çekti. Genetik çeşitliliğin artırılması, biyobankalar ve kontrollü üreme programları, istilacı türlerin kontrolü, av baskısının azaltılması ve insan-yaban hayatı çatışmalarının yönetimi gibi önlemlerin önemine vurgu yaptı.


Milli çiplerin seri üretimi için geri sayım

Türkiye'nin çip tasarım ve üretim merkezi olma misyonuyla 2014'ten bu yana faaliyet gösteren Yongatek Mikroelektronik'in Genel Müdürü Ali Baran, Anadolu Ajansı (AA) Teknoloji Masası'na konuk oldu.

Çip sektörü ve teknolojisinin tam bir geçiş süreci içerisinde olduğunu vurgulayan Baran, bu süreçte birtakım sancıların yaşandığını, ABD ve Çin arasındaki "ticaret savaşının" merkezinde de çip teknolojilerinin yer aldığını söyledi.

ABD'nin, Çin'i sadece üreten değil, teknolojilere sahip bir ülke olarak gördüğünü ve bunu tehlike algıladığını dile getiren Baran, şöyle konuştu:

"Bu tabii ABD'nin düşüncesi ve bu noktada da bütün dünyayı bir regülasyondan geçirmek istiyor. Çip şöyle tanımlanırdı bundan 40-50 yıl önce, 'Çip, Silikon Vadisi'nde tasarlanır, Uzak Doğu'da üretilir.' Evet, eskiden tasarımı çok kritikti, hala çok kritik. Üretimi biraz daha kritik olmayan, tanımlanmış ve insan gücü gerektiren, çok da esasında değer görülmeyen bir konuydu. Fakat yaşadığımız son 20-30 yıllık sürece bakacak olursak artık üretimin de ne kadar önemli olduğunu gördük. Pandemide büyük bir çip kriziyle karşı karşıya kaldık. Bu çip krizi, bazı ihtiyaçların topluca sipariş edilmesiyle ortaya çıkan talebin karşılanamaması nedeniyle yaşandı. Çünkü bugün çip dünyasındaki üretim altyapısının yüzde 100'e yakını kullanılıyor zaten. Bunun üzerine hızlı talep oluştuğu zaman cevap verebilme şansınız yok."

ABD'nin Nvidia, Qualcomm, Broadcom, Apple gibi şirketlerin çip üretim ihtiyaçlarını ülke içinden karşılamakla ilgili bir strateji uygulandığını ifade eden Baran, bu tam olarak sağlandığında "çip savaşının" farklı bir evreye geçebileceğini vurguladı.

Petrolün rolü çipe geçiyor
"Çiplerin 21. yüzyılın belirleyici kaynağı olarak petrolün yerini alacağı" değerlendirmelerine katıldığını anlatan Ali Baran, şunları kaydetti:

"Yapay zeka bunun tam sahnelendiği alan olacak. Yapay zekadaki sıkıntı donanımdan, çipten kaynaklanacak. Sizin çok iyi yazılımlarınız var ama çipiniz yok, ulaşamıyorsunuz, koşturamıyorsunuz. O zaman ne yapacaksınız? (Donald) Trump başkan olduktan sonra yapay zeka çiplerini 3 kategoriye böldüler. Biz ikinci kategorideyiz. İlk kategori ABD ve çok gelişmiş ülkeleri içeriyor. Bunların ABD ile birlikte ulaşacağını söylüyorlar. İkinci kategori bizim olduğumuz biraz daha geriden gelecek. Üçüncü kategori bayağı ulaşamayacakları noktada olacak. Bu oyunu kırabilecek esasında Çin ve Orta Doğu'daki şirketler. Bunu kıramazlarsa ülkelerin gelişmişlik seviyesi, ticari rekabeti de sıralanmış olacak. Gelişmiş yapay zeka çiplerine daha önce ulaşan ülkeler diğer ülkelerin önüne geçecek. Bu 100 yılın, en azından önümüzdeki 50 yılın kesinlikle en önemli savaş noktalarından bir tanesi çip olacak. Çip teknolojilerine sahip olan ülkeler öbürlerinin önüne geçecekler ve diğer ülkeleri pazar olarak kullanacaklar."

"Çip yatırımları değerlendiriliyor"
Türkiye'deki çalışmalara değinen Baran, Beko ile beyaz eşyada kullanılacak çiplerle yönelik yürüttükleri çalışmanın HIT-30 Programı kapsamına alındığını anımsattı.

Aynı zamanda yurt dışında teknolojiye sahip şirketlerin gelip, Türkiye'de çip üretim altyapısı kurması durumunda yaklaşık 5 milyar dolarlık bir destek paketi olduğunu belirten Baran, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bence hatırı sayılır bir paket. Biz de gittiğimiz her yerde, ayrıca devletimiz, bakanlığımız, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, Ticaret Bakanlığı bu konuyla ilgili firmalara, ülkelere sürekli bunları hatırlatıyoruz. Bu kapsamda da birtakım görüşmeler ve çalışmalar var.

Avrupa'nın en yüksek sayıda televizyon üreten firmaları ülkemizde. Beko, beyaz eşya üreticisi olarak dünyanın en büyük ikinci firması sayı olarak. Bütün bunları düşündüğümüzde ülkemizin çok ciddi potansiyeli var. Bu potansiyel doğru yönetilebilirse yakın zamanda önemli gelişmeler olacağını düşünüyorum.

Bu konuda doğrudan yatırım olabilir. Bunu değerlendiriyorlar. Ben şansımız olduğunu düşünüyorum. Çok uzun sürmeden bile birtakım gelişmeler olabilir."

"Beyaz eşya ve otomotivden başlamak anlamlı"
Türkiye'nin çiple ilgili neredeyse tümüyle dışa bağımlı olduğuna işaret eden Baran, birtakım sensör üretimleri yapıldığını ancak bunların sınırlı kaldığını ve ticari olmadığını söyledi.

Bu durumun tedarik zinciri açısından bir güvenlik sıkıntısı getirdiğini vurgulayan Baran, yaptıkları anlaşmada Beko'nun motivasyonlarından birinin de bu olduğunu belirtti. Baran, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:

"Evet, biz bir çip fabrikası kuracağız. Dünyada yüzlerce var. Bütün ülkedeki çip ihtiyaçlarını mı karşılayacağız? Hayır, bu doğru değil. Bunu yapamayız. Bu gerçekçi de değil, rekabetçi de değil. Biz ülkemizde çok kullanılan çiplerden bir kısmını üretebilecek bir yatırım yapılmasını ve bu teknolojinin ülkemizde olmasını istiyoruz. Sonra bunu dünyanın konjektürüne göre, çip sektöründe yaşanabilecek sıkıntılara ya da gelişmelere göre büyütebiliriz veya böyle tutabiliriz. Bu teknolojinin bizde olması gerekiyor. Bu olduğu zaman daha rahat hareket edeceğiz. Savunma sanayisinde birtakım sıkıntılar yaşandı. Firmanın birisi bize ambargo koydu. Ambargo koyduktan sonra bazı şeylere ulaşamadık. Ondan sonra dedik ki biz İHA'larımızı nasıl uçuracağız? Askeri bilgisayarlarımıza nasıl çalıştıracağız? Bunu düşünmeye çalıştık. Allah'tan çok uzun bir yere gitmedi, çözüldü. ama siz bunu yapabilecek durumda olduğunuz zaman bunlar artık sıkıntı olmaktan çıkacak."

Yapay zeka tarafındaki 7 nanometre, 5 nanometre çiplerin konuşulduğuna işaret eden Baran, "Bizim görebildiğimiz 28, 22 veya 40 nanometre bile olabilir. İlk hedefi beyaz eşya sektörü olan bir yatırımla başlamak. Beyaz eşya sektöründe ürettiğimiz 40 nanometre çip şu anda kullanılıyor ve oldukça ihtiyaçları karşılayabilir durumda. Veya biraz daha yeni 28 nanometre, otomotiv tarafının da ihtiyaçlarını karşılayabilecek 22 nanometre gibi konular da adlandırılabilir. Görebildiğimiz buralarda yapılabilecek bir yatırım çok daha anlamlı olur. Hem maliyet etkin olur hem de sektöre doğru noktadan girmiş oluruz." diye konuştu.

"Kimseye muhtaç olmak istemiyoruz"
Ali Baran, fabrikada kullanılacak makinelerin hızlı temin edilebildiği durumlarda bile çip üretim bandının kurulması, çalışması ve ticari ürün üretilmesinin 2-3 yıl sürebildiğini, bunun yanında yetişmiş insan kaynağına ihtiyaç olduğunu bildirdi.

TÜBİTAK ve ASELSAN'ın çip konusundaki çalışmalarının da önemini vurgulayan Baran, bu büyüklükteki kuruluşlardan tasarımın ötesindeki alanlarda daha fazla katkı beklediklerini söyledi.

Türkiye'de haberleşme marketinin büyüklüğüne dikkati çeken Baran, Haberleşme Teknoloji Kümelenmesi bünyesinde sektörün ihtiyaçlarına yönelik yürüttükleri çalışmaları anlattı. Baran, şu bilgileri verdi:

"Burada esasında daha çok Çin tabanlı firmaların marketi haline geldik. Bunun devam etmesini istemiyoruz. Evet, mutlaka yabancı firmalarla işbirliği yapabiliriz, birlikte çalışabiliriz ama orta ve uzun vadede bu know-howların ülkemizde olması lazım. Bugün bütün dünyada bu konuyla ilgili rahatsızlıklar var Çin firmalarına karşı. Avrupa'da birtakım düzenlemeler, kısıtlamalar getiriliyor. Kümelenmesi olarak şunu söylüyoruz: 'Yerli ve milli yapabileceğimiz ürünleri gelin burada yapalım.' Sonrasında da bunları rekabetçi bir hale getirmemiz gerekiyor. Rekabetçi hale getirmenin yöntemi de bunun çip haline getirmek. Çip haline getirebilirseniz, bütün dünyayı satabilirsiniz. Böyle bir vizyonumuz, yol haritamız var. İnşallah bununla ilgili yakın bir zamanda daha önemli, somut gelişmeler olacaktır."

Savunma sanayisinin geldiği aşamaya dikkati çeken ve açıkta kalan konuların birinin çip olduğunu kaydeden Baran, "FPGA, savunma sanayisinde çok kullanılan bir ürün ve FPGA tarafıyla ilgili olası bir kısıtlamanın savunma sanayimizi çok derinden etkileyeceğini düşünüyoruz. Bu tedarik güvenliğini nasıl sağlayabilirizi değerlendiriyoruz. Yongatek olarak kendi FPGA'imizi oluşturmakla ilgili yurt dışı tabanlı birtakım firmalarla çalışmalarımız devam ediyor. Beko'yla birlikte devam eden, MCU konusu da savunma sanayisinin çok temeli bir ihtiyacı. MCU bugün esasında mikro denetleyici, akıllı olan her şeyin içerisinde var olan bir ürün. Her yapı taşı içerisinde, IoT, beyaz eşya, savunma tarafında. Sadece burada FPGA çipi değil mikro denetleyici kısmını oluşturup, savunma sanayisinin ihtiyacına sunmak istiyoruz. Artık kimseye, muhannete muhtaç olmayacak duruma gelmek istiyoruz." dedi.

Milli mikro denetleyiciler için geri sayım
Beko ile yürüttükleri projenin AR-GE seviyesinin önemli ölçüde tamamlandığını bildiren Baran, proje takvimine ilişkin şunları söyledi:

"Bu senenin sonunda ilk prototipler üretime gidecek ve önümüzdeki sene için seri üretime geçilmesiyle ilgili planlar yapılacak. Tayvan'da rekabetçi bir şekilde testi, üretimi, paketlemesiyle ilgili neler yapabilirize yönelik birtakım görüşmeler yaptık. Sadece Beko'ya çip vermeyeceğiz. Onun yanında ülkemizde IoT alanında, robotik alanında, savunma alanında da çok fazla ihtiyaç var, ülke dışında da öyle. Artık buralarda da bu ürünleri satabilir duruma geleceğiz. Bu Türkiye'de bir ilk olacak. İnşallah bu kapsamda bunun hazırlıkları ve planlamaları yapılıyor. Sadece Beko tarafının yıllık kullanım adetleri 30 milyon olacak. Savunma, robotik, IoT alanında da markete sunduğumuz zaman 40-50 milyon bandına çıkarabilecek bir potansiyelimiz var. Bunlar çok büyük rakamlar."

Bunun yanında iddialı bir adım atarak yapay zeka çipi yaptıklarını anlatan Baran, şöyle konuştu:

"Akıllı kameralar, akıllı şehir uygulamaları için kullanılacak kameranın arkasındaki çipi yapıyoruz. Yani güvenlik kameraları, otomotiv tarafındaki kameralar, aklımıza gelecek her kameranın arkasındaki çip. Bu çok yoğun şekilde devam ediyor. Geçtiğimiz yıl başladı. Yurt içi ve dışı müşterilerimiz de var. Oldukça da büyük bir proje. Çok yoğun bir şekilde gidiyor. TSMC 12 nanometrede. Ve inşallah bunu yakın bir zamanda da bununla ilgili üretim planlamalarını da yapacağız. Bunu da hem ülkemizin hem bütün dünyanın hizmetine sunacağız. Yapay zeka tarafıyla ilgili bir kısıtlama olduğu noktada tam olarak hazırlanmış müthiş bir çözüm olacak ve birçok uygulamayı karşılayabilecek.

2026 içerisinde mikro denetleyici tarafında seri üretim. 2027 ve 2028 noktasında da bu yapay zeka çipinin seri üretimle ilgili planlamaları yapıyoruz. Bir diğer konumuz da FPGA tarafı, FPGA tarafı savunma tarafının bir konusu. Kendi FPGA çipimizi geliştiriyoruz. Burada Avrupa Birliği tarafında bir konsorsiyuma dahil olduk. Avrupa Birliği de çok önemli şeyler söylüyor. Avrupa Birliği'nde devam eden 3 projemiz var. Buralarda da önemli işbirlikleri sağlıyoruz. Buradaki hedefimiz de Xilinx firmasının daha önce kullanmış olduğu orta seviyeli 1-2 FPGA'yi üretebilecek bir altyapıya sahip olmak istiyoruz. Bu bir PoC olarak tamamlanacak. Burada biraz market ihtiyaçlarını gördükten sonra bir takım güncellemelerle seri üretim için planlamalar yapmak istiyoruz. Şu anda Yongatek olarak çalıştığımız 3 şey bunlar. Haberleşme tarafında, başka konular üzerinde birtakım çalışmalarımız var. İnanıyorum ki Yongatek olarak çip konusunda önemli bir çözüm merkezi haline geleceğiz."

Sırada uydu haberleşmesi var
Uydu haberleşmesiyle ilgili birtakım çözümleri de gündeme aldıklarını aktaran Baran, uydu haberleşmesiyle 5G teknolojisinin yakın bir zamanda birleşeceğine işaret etti. Baran, çalışmaya ilişkin şu bilgileri paylaştı:

"Esasında bu G uydular değil de L uydularla ilgili. Burada hem IoT ile hem 5G NTN dediğimiz Non Terrestrial Network kapsamında yakın bir zamanda markete yeni ürünler sunulacak. Biz de bu kapsamda bir çip oluşturmayı hedefliyoruz. Bunu ilk defa sizin yayınınızda söylüyorum. Bunun çalışmaları devam ediyor. Buradaki market hedefimiz hem IoT alanı olacak, hem de uydu haberleşmesi kısmı olacak. Bunun akıllı şehirlerde uygulamaları var, IoT tarafındaki çözümleri var. IoT dediğimiz zaman tarımı, ulaşımı, akıllı şehirleri, birçok yeri etkileyecek bir konu. Bu teknolojiyi elde ettikten sonra alıp bunları çipe koyduğunuz zaman hem bunların güvenliğini sağlayabiliyorsunuz hem de dünyayla rekabet edebilecek bir hale geliyorsunuz. Onun için bu konu hakkında da yakın bir zamanda bir projemiz başlayacak."

Çip üretim modeli
Türkiye'nin çip konusunda dışa bağımlığını sonlandırması için "tasarım evi" konumundaki yapıların sayısının artırılıp projelerle desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Baran, yurt dışında bu alanda çalışan Türklerin dönmesiyle de bu sürecin hızlanabileceğini belirtti.

Baran, bu alandaki doğru iş modelini ise şöyle tarif etti:

"Evet, biz dünyaya entegre olmuş bir ülkeyiz. Güçlü bir ülkeyiz. Marketimiz var, potansiyelimiz var, her şeyimiz var. Rekabetçi bir ülkeyiz. Birçok problemimizi artık çözdük, çözülüyor da. Gelin yabancılar, yatırımcılar, biz de size ortak olalım, destek olalım. Bizim ülkemizde bir çip fabrikası kurun. Ben bunun çok doğru bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bunu kurduktan sonra bir şeyi de kendimiz yüzde 100 yerli ve milli olarak yapabiliriz belki savunma tarafını, başka yerleri hedefleyerek. Bu da olabilir ama bunun yönteminin bunlarla beraber olması gerekiyor. Bu bir ekosistem."

Üniversitelerin de sanayicilerle güçlerini birleştirmesinin önemine değinen Ali Baran, sektörün yönetsel yapısını için de şu önerilerde bulundu:

"Ben çip sektörünün kesinlikle devlet eliyle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum ama bunun özel sektörün yönetmesi gerektiğinden de hiç şüphem yok. Devlet tarafıyla yönetilecek bir çip sektörünün hiçbir yere varmayacağını düşünüyorum. Bu kadar netim. Onun için de bu konuda bence stratejik, devlet desteği olmadan da olmaz. Çünkü burada büyük yatırımlar gerekiyor. Bunu başka ülkeler nasıl formülize etmiş. Aynı şekilde bizim de formülize ederek, stratejik bir yol haritası belirleyerek bu konu üzerinde bir yere varabileceğimizi inanıyorum.

Birincisi özgüvenimizin sağlam olması gerekiyor. İnsan kalitemiz çok iyi. Bakın gerçekten çok iyi insan kalitemiz var. Üniversiteler olsun, akademik dünya olsun, sorumluluk almakla ilgili olsun. İkincisi de başka birçok ülkede olmayan marketimiz var. Bizim kadar marketi olan dünyada kaç tane ülke olduğuna bakın. Yani markette şunu kastediyorum, son ürün satabilen kaç tane firmamız var? Yani bu firmalarımız evet, üretimlerinin bir kısmını Mısır'da yaptırıyorlar, bir kısmını başka ülkelere taşıyorlar. Olsun, bu şirketler bu ülkenin şirketleri. Biz onlarla doğru bir stratejik yol haritası belirleyebilirsek, eminim ki savunma sanayisinde olduğu gibi belki 20 yıl sonra cip sektöründe oyuncu haline gelmişiz. Buna bütün kalbimle inanıyorum."

Ali Baran, gençlere çip teknolojilerine daha fazla ilgi duymaları çağrısında bulunarak, "Türk gençlerine, teknolojiye ilgi duyan gençlere diyorum ki elektronik mühendisliğine, çip konularına daha fazla ilgi duyun, bu konuları öğrenmeye çalışın. Bu konularla hem TEKNOFEST'te hem de başka yerlerde öğrencilerimize destek veriyoruz. Hatta birtakım eğitim programlarımız da var yeni katılan arkadaşlarımıza. Onlarla insan kaynağımızı artırıyoruz. Burada da inşallah bir seviye geldikten sonra artık kendi çiplerimizi tasarlayacağız ve bütün dünyaya satacağız. Onun için de hiçbir şüphem yok. Özgüvenimiz yüzde 100." ifadelerini kullandı.

TikTok, mesajlara sesli not, fotoğraf ve video ekleme özelliği getiriyor

Kullanıcılar sohbet ekranında doğrudan ses kaydı yaparak 60 saniyeye kadar sesli not gönderebilecek. Tek bir mesajda en fazla dokuz fotoğraf veya video paylaşılabilecek.

Daha fazla medya göndermek isteyen kullanıcılar sonraki mesajlarla paylaşımı sürdürebilecek.

Ne zaman kullanılacak
Özellikler henüz devreye girmedi. TikTok, güncellemeyi önümüzdeki haftalarda kademeli olarak sunmayı planlıyor.

DM’ler 16 yaş altındaki kullanıcılar için kapalı kalmaya devam edecek. On altı ile on sekiz yaş arası kullanıcılar için ek güvenlik önlemleri uygulanıyor.

On sekiz yaş üzerindeki kullanıcılar da isterse bu filtreleri açabiliyor.

Diğer güncellemeler
TikTok kısa süre önce “Sana Özel” sayfasına konu yönetimi ve yapay zeka tabanlı anahtar kelime filtreleri ekledi.

Uygulamada Tako isimli sohbet robotu ve görselleri videoya dönüştüren “AI Alive” özelliği de yer alıyor.

Şirket; Wind Down, rehberli meditasyon ve yatma zamanı planlaması gibi araçlarla genç kullanıcılar için sağlıklı kullanım odaklı adımlar atıyor.

WhatsApp’a yapay zeka desteği: Yazım yardımcısı dönemi başladı

Kullanıcılar, bire bir ya da grup sohbetinde yeni kalem simgesine dokunarak Yazım Yardımı’nı açabiliyor.

Uygulama, tercih edilen üsluba göre (profesyonel, gündelik, esprili ve benzeri) yeniden yazım önerileri oluşturuyor.

Gizlilik ön planda
WhatsApp, özelliğin Private Processing teknolojisiyle geliştirildiğini ve ne orijinal mesajların ne de yapay zekâ önerilerinin Meta ya da WhatsApp tarafından taranmadığını belirtiyor.

Özellik varsayılan olarak kapalı geliyor ve isteyen kullanıcılar tarafından etkinleştiriliyor.

Kademeli yaygınlaşma
Yazım Yardımı, şimdilik ABD’de İngilizce olarak kullanıma sunuldu. WhatsApp, yıl içinde ek dil ve pazar desteğinin kademeli olarak devreye gireceğini, özelliğin dünya genelinde milyonlarca kullanıcıya ulaşacağını ifade ediyor.

Diğer denemeler
Uygulama, kısa süre önce cevapsız aramalara kısa sesli mesaj bırakılmasına imkân veren bir özelliği de test etmeye başladı.

Bu özellikle kullanıcılar, yanıtlanmayan aramalardan sonra ekrandaki “sesli mesaj kaydet” kısayolunu kullanarak hızlıca not bırakabiliyor.

TEKNOFEST Mavi Vatan'ı 175 bin kişi ziyaret etti

TRT'nin iletişim paydaşı olduğu, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) yürütücülüğünde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı işbirliğiyle gerçekleştirilen "TEKNOFEST Mavi Vatan", 28-31 Ağustos tarihlerinde İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda düzenlendi.

TEKNOFEST'ten yapılan açıklamaya göre, TEKNOFEST Mavi Vatan'ı vatandaşların ziyaretine açık olduğu 29-31 Ağustos tarihlerinde yaklaşık 175 bin kişi ziyaret etti.

Mavi Vatan yarışmalarının final süreci, deniz teknolojilerinde yenilikçi projelere sahne oldu.

Bu yıl İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması, İnsansız Deniz Aracı Yarışması ve Su Altı Roket Yarışması olmak üzere üç farklı kategoride düzenlenen yarışmalara 2 bin 698 takım başvuruda bulundu. Ön elemelerden geçerek finale kalan 86 takım ve toplam 1000 finalist, dereceye girebilmek için mücadele etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, festivali ilk gününde ziyaret etti. TEKNOFEST Mavi Vatan'ın üçüncü günü 30 Ağustos Zafer Bayramı coşkusuna sahne oldu.

İstanbul Tersanesi Komutanlığı, hem Zafer Bayramı'nı kutlamak hem de etkinlik alanında yer alan gemileri ve Türk savunma sanayisinin öncü ürünlerini yakından görmek isteyen binlerce vatandaşı ağırladı. Türkiye'nin en büyük askeri gemisi TCG Anadolu, ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü.

Gösteriler ve etkinlikler gerçekleştirildi
Festival süresince teknoloji yarışmalarının yanı sıra çeşitli etkinlikler de yapıldı. TEKNOFEST Mavi Vatan konferans etkinlikleri kapsamında Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve Prof. Dr. İlber Ortaylı tarafından Akdeniz ve Osmanlı Denizciliği konulu konferans verildi.

Sualtı Taarruz (SAT) ve Sualtı Savunma Grup (SAS) Komutanlıkları tarafından özel gösteriler gerçekleştirildi. Mehteran konseri, bilim şovları, tiyatro gösterileri, dragon kürek yarışları ve koro performansları da yapıldı.

Ödüllü bilgi yarışmaları, halat çekme, el incesi atma ve halat salya yarışmaları da düzenlendi. Festival boyunca paydaş ve katılımcı firmaların stant etkinlikleri de ziyaretçilere sunuldu.

Yarışmalarda dereceye girenlere ödülleri takdim edildi
Festival süresince ziyaretçiler TCG Akhisar, TCG Alemdar, TCG Alanya, TCG Anadolu, TCG Atak, TCG Burgazada, TCG Ç-151, TCG İstanbul, TCG Nusret, TCG Oruçreis ve TCSG Güven gemilerini gezme fırsatı bulurken, Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi mirası TCG Savarona'yı yakından görme imkanı elde etti.

Şehit aileleri ve çocuklarına, özel Savarona gezisi düzenlendi.

TEKNOFEST Mavi Vatan, kapanış töreninde gençlerin ödüllerini almasıyla tamamlandı. Ödül törenine, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu katıldı. Bayraktar ve Tatlıoğlu, sahnede gençlere ödüllerini takdim ederken, etkinliğin kapanış konuşmalarını da gerçekleştirdi.

Kapanış töreni ile birlikte düzenlenen ödül töreninde İnsansız Su Altı Sistemleri, Su Altı Roket, TEKNOFEST Mavi Vatan Makale Yarışması, TEKNOFEST Mavi Vatan Resim Yarışması, Kürek Yarışları, Halat Çekme, El İncesi Atma, Halat Salya yarışmalarında dereceye girenlere ödülleri takdim edildi.

Instagram'da "abonelik ücreti" dönemi

Sosyal medya devi Instagram, kullanıcılarına reklamsız bir deneyim sunmak için yeni bir abonelik modeli başlattı. Platform, aylık ücret karşılığında reklamsız kullanım imkanı sağlayarak özellikle reklam yoğunluğundan rahatsız olan kullanıcıları hedefliyor.

Yeni sistemde kullanıcılar, aylık 7,99 euro karşılığında Instagram'ı reklamsız kullanabilecek. Bu ücret, Türkiye'de güncel kurla yaklaşık 384 TL'ye denk geliyor. Ücretli abonelikte kullanıcı verileri reklam amaçlı işlenmeyecek ve platform tamamen reklam gösteriminden bağımsız hale gelecek. Instagram'ı ücretsiz kullananlar ise kişiselleştirilmiş reklamlarla karşılaşmaya devam edecek. Platform, kullanıcılara daha az kişiselleştirilmiş reklam seçeneği sunarak veri işleme düzeyini kısmi olarak kontrol etme imkanı veriyor.

Yeni abonelik modeli ile Instagram, hem reklamsız deneyim isteyen kullanıcıları memnun etmeyi hem de ücretsiz kullanıcılar için platformu sürdürülebilir kılmayı amaçlıyor. Günlük 500 milyonun üzerinde aktif kullanıcıya sahip platform, esnek kullanım seçenekleriyle kullanıcı bağlılığını artırmayı hedefliyor.

Şeffaf kafalı balık! Okyanusların hayalet avcısı

Okyanusların tuhaf ve hayranlık uyandıran uyum mekanizmaları arasında barreleye balığının şeffaf kafası en dikkat çekici olanlardan biri. Bu derin deniz canlısı, tüp şeklindeki gözlerini saydam başının içinden yukarı doğru çevirerek avını adeta bir “gök penceresinden” izliyor.

DERİN DENİZLERİN SESSİZ AVCISI

Barreleye balığı (Macropinna microstoma), 1939’da tanımlandı. Çoğunlukla Kuzey Pasifik’te, Bering Denizi’nden Japonya’ya ve Baja California’ya kadar gözlemlendi. Genellikle hareketsiz bir şekilde karanlık sularda beklerken gözlerini yukarı dikiyor ve yukarıdan geçen avların siluetini yakalıyor.

Yeşil pigmentlere sahip gözleri, yüzeyden gelen son ışıkları engelleyerek sadece denizanası ve diğer canlıların yaydığı biyolüminesan parıltıyı görmesine imkan tanıyor.

ŞEFFAF KALKAN VE AVLANMA STRATEJİSİ

Barreleye’nin saydam kafası, hem gözlerini koruyan sıvı dolu bir kalkan görevi görüyor hem de denizanasının yakıcı dokunaçlarından zarar görmesini engelliyor. Diyetinde, denizanasının dokunaçlarına takılan küçük kabuklular ve minik canlılar önemli bir yer tutuyor.

2009’DA GELEN BÜYÜK SÜRPRİZ

Bu gizemli balığın kafası, düşük basınç nedeniyle yüzeye çıkarıldığında çöktüğü için bilimsel kayıtlarda nadiren detaylı biçimde yer bulmuştu. Ancak 2009’da Monterey Bay Akvaryumu Araştırma Enstitüsü (MBARI) ekibi şans eseri canlı bir örneği yakalayarak saatlerce akvaryumda gözlemledi. Bu sayede balığın yalnızca yukarı değil, önündeki avına odaklanmak için gözlerini öne doğru döndürebildiği keşfedildi.

ŞEFFAFLIK SADECE DENİZLERDE DEĞİL

Barreleye, şeffaf organlar geliştiren tek canlı değil. Cam kalamarlar derin denizde tamamen saydam gövdeleriyle hem avcılardan hem avlarından gizleniyor. Karada ise Orta ve Güney Amerika’daki cam kurbağalar, saydam karınlarıyla yaprakların üzerinde neredeyse görünmez hale geliyor. Bu da onların yırtıcılardan korunmasına yardımcı oluyor.

Evrenin en büyük gizemi için yeni teori! Dev gezegenlerde kara delik doğuyor

Bilim insanları, Güneş Sistemi dışındaki dev gezegenlerin karanlık maddenin gizemli doğasını çözmede anahtar rol oynayabileceğini öne sürüyor. Yeni bir araştırmaya göre, belirli bir karanlık madde modeli, bu parçacıkların dev gezegenlerin çekirdeklerinde birikip minik kara deliklere dönüşmesine yol açabilir. Zamanla bu kara delikler, gezegenleri tamamen yutarak geriye yalnızca gezegen kütlesinde kara delikler bırakabilir.

KARANLIK MADDE NEDİR?

Evrenin yaklaşık %85’ini oluşturan karanlık madde, doğrudan gözlemlenemese de varlığı güçlü yerçekimi etkileri sayesinde biliniyor. Ancak yapısı hâlâ çözülebilmiş değil. Araştırmacılar, farklı karanlık madde modellerini test ederek hangi özelliklere sahip olabileceğini anlamaya çalışıyor.

DEV GEZEGENLERDE MİNİK KARA DELİKLER

Kaliforniya Üniversitesi’nden astrofizikçiler Mehrdad Phoroutan-Mehr ve Tara Fetherolf’un hazırladığı çalışmaya göre, yok olmayan (kendi kendini yok etmeyen) ağır karanlık madde parçacıkları dev ötegezegenlerde hapsolabilir. Enerjilerini kaybeden bu parçacıklar gezegen çekirdeğinde yoğunlaşır ve sonunda kendi kütleçekimleri altında çökerek küçük kara deliklere dönüşebilir.

Phoroutan-Mehr şöyle açıklıyor:

“Bu kara delikler zamanla büyüyerek tüm gezegeni tüketebilir. Eğer astronomlar gezegen boyutunda kara delikler keşfederse, bu ağır karanlık madde modeline güçlü bir kanıt olabilir.”

GÖZLEM ZORLUKLARI

Böylesi bir kara delik tespit etmek son derece güç. Örneğin Jüpiter kütlesindeki bir kara delik yalnızca 5,6 metre çapında olurdu. Günümüz teknolojisi bu kadar küçük kara delikleri gözlemlemeye yetmiyor. Ancak gelişen teleskop teknolojileri sayesinde gelecekte bu tür keşiflerin mümkün olabileceği düşünülüyor.

KARANLIK MADDENİN İZİNİ ÖTEGEZEGENLERDE ARAMAK

Bilim insanlarına göre, özellikle Samanyolu’nun merkezine yakın karanlık madde açısından zengin bölgelerdeki ötegezegenler kritik ipuçları sunabilir. Dev gezegenlerde gözlemlenebilecek bu süreç, evrenin en büyük sırlarından biri olan karanlık maddenin doğasını açığa çıkarabilir.

“Wow!” sinyali yeniden incelendi! Dünya dışı kaynak ihtimali güçlendi

Bilim insanları, 1977’de kaydedilen ünlü “Wow!” sinyalini yeniden inceledi. Yeni araştırmaya göre sinyalin kaynağı büyük olasılıkla dünya dışı bir köken taşıyor ve bugüne kadar düşünüldüğünden çok daha güçlü bir yapıya sahip olabilir.

15 Ağustos 1977’de Ohio State Üniversitesi’ndeki Big Ear teleskobunda kaydedilen dar bantlı bir radyo sinyali, 72 saniye boyunca sürdü. Astronom Jerry Ehman, çıktının yanına “Wow!” yazarak tarihe geçen bu gizemli işarete isim vermişti.

Yıllar boyunca sinyalin kaynağı üzerine birçok teori üretildi. Kimi gökbilimciler bunun bir kuyruklu yıldızdan kaynaklanabileceğini öne sürdü; ancak bu iddia kısa sürede çürütüldü. Çünkü kuyruklu yıldızlar çok daha dağınık ve süreklilik arz eden sinyaller yayar.

YENİ ANALİZ: DAHA GÜÇLÜ, DAHA NET

Puerto Rico Üniversitesi’nden Prof. Abel Méndez liderliğindeki ekip, Big Ear teleskobunun verilerini modern sinyal analiz yöntemleriyle tekrar inceledi. Sonuçlar, sinyalin rastlantısal radyo frekans paraziti olamayacak kadar güçlü olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, sinyalin gücünü 250 Janskys olarak hesapladı. Bu değer, önceki tahminlerden dört kat daha büyük.

KAYNAK NE OLABİLİR?

Ekip, sinyalin kaynağı olarak Dünya’daki teknolojik parazitleri, uyduları ve diğer olası sebepleri eledi. Bunun yerine, Samanyolu’ndaki küçük soğuk hidrojen bulutlarının aniden parlamasıyla oluşmuş bir “süperışınım” (maser benzeri) olayına işaret ediyorlar. Bu parlamanın tetikleyicisi olarak da magnetar patlamaları ya da yumuşak gama ışını tekrarları öne sürülüyor.

UZAYLI İHTİMALİ MASADA MI?

Araştırma doğrudan uzaylı uygarlıkları işaret etmese de, “Wow!” sinyalinin dünya dışı zekâ ihtimalini gündemde tutuyor. Bilim insanları, bu çalışmanın gelecekteki SETI (Dünya Dışı Zekâ Araştırmaları) projeleri için önemli bir yol haritası sunduğunu belirtiyor.

Prof. Méndez, “Bu çalışma gizemi çözmedi. Aksine, daha net bir haritayla dosyayı yeniden açtı” ifadelerini kullandı.

Kelebek Bulutsusu’nda yaşamın yapı taşları bulundu

Kozmik tozun nasıl oluştuğu uzun süredir bilim dünyasında tartışılıyordu. Cardiff Üniversitesi’nden astrofizikçi Mikako Matsuura ve ekibi, James Webb Uzay Teleskobu sayesinde Kelebek Bulutsusu’nda hem sakin bölgelerde oluşan kristallerin hem de şiddetli patlamalarla ortaya çıkan amorf tozların izlerini ortaya çıkardı. Bu keşif, gezegenlerin ve yaşamın hammaddelerinin evrende nasıl bir araya geldiğine dair önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

ÖLEN YILDIZDAN GERİYE KALAN GÜZELLİK

Kelebek Bulutsusu, dış katmanlarını uzaya atan ölü bir yıldızın kalıntılarından oluşuyor. Ortasında bir beyaz cüce yer alıyor. Teleskop verileri, bu yıldızın etrafını saran yoğun toz halkasının kristallerden ve kurum benzeri parçacıklardan oluştuğunu gösterdi.

MİNERAL KRİSTALLERİ VE YAŞAMIN İZLERİ

Tozun içinde forsterit, enstatit ve kuvars gibi silikat mineralleri tespit edildi. Ayrıca karbon halkalarından oluşan ve yaşamın kökenine dair teorilerde önemli yeri olan polisiklik aromatik hidrokarbonların (PAH) da bölgede bulunduğu görüldü.

YAŞAMIN KÖKENİNE DAİR İPUÇLARI

Bulutsudaki güçlü yıldız rüzgârlarının çevredeki maddelerle çarpışması sonucu bu moleküllerin oluştuğu düşünülüyor. Bu da, yaşamın temel yapı taşlarının yıldızların ölüm süreçlerinde ortaya çıkabileceğini gösteriyor.

BÜYÜK RESMİ GÖRMEK

Araştırmacılara göre, Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğunu geriye dönüp izlemek mümkün değil. Ancak James Webb Uzay Teleskobu gibi güçlü gözlem araçları sayesinde, ölen yıldızlardan saçılan toz ve moleküller incelenerek evrendeki yaşamın kökenine dair önemli bilgiler elde edilebiliyor.

Dünyanın içinde yeni bir dünya var ama hala sadece yüzde 0,001 i keşfedilebildi! İşte bakın o dünya nerede

Dünya'nın derin deniz tabanının sadece yüzde 0,001'i keşfedilebildi Ocean Discovery League, Scripps Okyanografi Enstitüsü ve Boston Üniversitesi'nden bilim insanları, şu ana dek derin deniz tabanının ne kadarının görsel olarak belgelendiğini kamuya açık veriler üzerinden analiz ederek anlaşılması için örnekler verdi. Derin deniz dalışlarının kayıt altına alındığı 67 yıllık süreçte, insanlığın deniz tabanının yalnızca yüzde 0.0006 ila 0.001’lik bir kısmını keşfetmiş olduğu ortaya çıktı.. Bu en yüksek tahmine göre keşfedilen alan yaklaşık 3.823 kilometrekare (1.476 mil kare) olup, bu büyüklük ABD’nin en küçük eyaletlerinden biri olan Rhode Island’dan biraz büyük ya da Belçika’nın yaklaşık onda birine denk geliyor. Araştırmanın başyazarı ve derin deniz araştırmacısı Katherine Bell ile ekibi, bu oranların anlaşılmasını kolaylaştırmak adına çeşitli görsel örnekler sundu. Belçika ile derin deniz tabanının karşılaştırmalı görseli Aşağıda yer alan görselde, derin deniz tabanında keşfedilen bölümün ABD'nin doğu kıyısı üzerine yerleştirilmiş hali gösteriliyor. Avrupa’ya daha aşina olanlar içinse, aynı miktarda derin deniz tabanı, Belçika üzerine yerleştirilmiş şekilde sunuluyor. Araştırmacılar, derin deniz tabanının yalnızca minik bir yüzdesine dair görsel kaydımız olduğunu belirtiyor. Oysa bu ekosistem, Dünya yüzeyinin yüzde 66’sını kapsıyor. Yapılan gözlemlerin yüzde 30’u ise 1980 öncesine ait siyah-beyaz düşük çözünürlüklü fotoğraflardan oluşuyor. Çalışmanın yazarları, 200 metreden daha derin dalışlara dair 43.000’den fazla kayıt topladı ve bu verilerden yola çıkarak derin deniz keşiflerinin tarihsel gelişimini inceledi. Bu kayıtlara özel sektörün petrol ve gaz keşifleri dahil edilmemiştir. Derin deniz keşiflerinin artışı ve küresel eşitsizlikler 1960'lardan 2010'lara kadar, derin deniz dalışlarının sayısı dört kat arttı. Ancak zamanla bu keşifler daha çok kıyılara ve sığ denizlere yoğunlaşmaya başladı. 1970’lerde, tüm dalışların neredeyse yüzde 60’ı 2.000 metreden derin yapılırken, 40 yıl sonra bu oran sadece dörtte bir oldu. Bugün, dünya okyanuslarının yüzde 97'sinin derinliklerini keşfeden beş ülke bulunuyor: Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Yeni Zelanda, Fransa ve Almanya. Derin okyanusun korunması için acil adımlar gerekli Ocean Discovery League Başkanı ve kurucusu Bell, "Derin okyanusa yönelik hızla artan tehditlerle – iklim değişikliği ve potansiyel maden çıkarma gibi – bu kadar geniş bir bölgenin sınırlı keşfi, bilim ve politika açısından büyük bir sorun oluşturuyor" dedi. "Kaynak yönetimi ve korunma konularında bilinçli kararlar alabilmek için derin okyanusun ekosistemlerini ve işleyişlerini çok daha iyi anlamamız gerekiyor." Eğer dünya çapında 1.000'den fazla keşif platformu kurarsak bile, Bell ve ekibi, Dünya'nın tüm deniz tabanını görselleştirmenin yaklaşık 100.000 yıl süreceğini öngörüyor. Araştırmanın sonuçları, küresel derin okyanusların keşfi ve incelenmesinde köklü bir değişiklik yapılması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu çalışma, Science Advances dergisinde yayımlandı.

“Uluslararası Kütüphane ve Teknoloji Festivali” başladı

İSTANBUL (AA) – Sanal gerçeklikten yapay zekaya, akıllı mimariden robotik uygulamalara gençleri ve 7’den 70’e kütüphane kullanıcılarını yeni teknolojilerle tanıştıracak etkinlik, “Dijital Geleceğin Anahtarı: Yapay Zeka Temelli Akıllı Kütüphaneler” ana temasıyla düzenleniyor.

Festivalin açılışında bir konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, kütüphaneciliğin tarih boyunca bilgiye ulaşmada ve bilgi yönetiminde önemli bir rol oynadığını söyledi.

Yazgı, teknolojinin gelişim hızının artmasının kütüphaneciliği dönüşüme zorladığına dikkati çekerek, “Uzaktan erişimin getirdiği kolaylıklar ve mobil uygulamaların etkin kullanımı kütüphanecilik ve kütüphane hizmetlerini bambaşka bir noktaya taşımıştır. Kütüphanecilik teknolojiyle iç içe geçerek kullanıcı deneyimini geliştirmeye devam etmektedir. Günümüz kütüphanecilik yaklaşımı, bilgiye, hızlı ve doğru erişim imkanlarını çeşitlendirmeye, çağın gereksinimlerine uygun bir hizmet yapısı sunmaya çalışmaktadır.” dedi.

“Yapay zeka temelli 100 akıllı kütüphane açmayı hedefliyoruz”

Teknoloji kullanımıyla beraber geleneksel kütüphane değerlerinin korunmasını önceleyen bir yaklaşımla çalıştıklarını aktaran Yazgı, şunları kaydetti:

“Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak önümüzdeki dönem kütüphane hizmetleri politikamızı bilgiye erişim ve bilginin kullanımında yapay zeka, bulut bilişim, makine öğrenimi, nesneler interneti ve robotik otomasyon başta olmak üzere güncel teknolojik imkanlardan en üst düzeyde istifade etme esası üzerine şekillendirdik. 2023 yılında 100 yeni kütüphane açma hedefimizi gerçekleştirmenin mutluluğuyla 2024 yılımıza girdik. Bu yıl da yapay zeka temelli 100 akıllı kütüphanenin hizmete açılması hedefine karar verdik. Bu hedefle uyumlu biçimde de kütüphane haftası kapsamında bu festivali düzenliyoruz.”

Teknoloji dünyası ve kütüphane sektörü arasında bir ekosistem oluşturmayı hedeflediklerinin altını çizen Yazgı, “Bakanlığımızın yeni dönemdeki temel amacı yeni nesil kütüphanelerin bilgi kaynaklarına erişimini kolaylaştırmak adına kullandığı ve hizmetlerini adapte edeceği yeni fikir ve ürünleri sizin dikkatinize sunmak ve bunları birebir deneyimleme imkanınızı yakalamanızı sağlamaktır. Bu festival Türkiye’de ilk olduğu gibi araştırmalarımıza göre dünyada da bir ilk.” ifadelerini kullandı.

Festival hakkında

Festivale kütüphanecilik alanında teknoloji ve yapay zeka temelli hizmet üretenler ile bu alanda hizmet veren kurum, kuruluş ve dernekler, ürün geliştiriciler, girişimciler, kütüphaneciler, akademisyenler katılacak. Macaristan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Azerbaycan festivalin konuk ülkeleri olacak.

Yapay zeka, sanal ve artırılmış gerçeklik, hologram gibi teknolojilerin meraklılarıyla buluşacağı hafta boyunca bilgi güvenliği, akıllı mimari, robotik, kodlama geliştirmeye yönelik atölye ve paneller düzenlenecek.

“İlham Veren Konuşmalar” konferans serisinin de yer alacağı hafta çok sayıda sosyal ve kültürel etkinliklerle devam edecek.

27 Mart’ta sona erecek festivalle ilgili detaylı bilgiye “www.kutuphaneveteknoloji.com” internet adresinden ulaşılabilir.

Muhabir: Fatih Türkyılmaz

AA

The post “Uluslararası Kütüphane ve Teknoloji Festivali” başladı appeared first on Balkan Günlüğü Gazetesi.

❌