Normal görünüm
-
Takvim Gazetesi
- Kastamonu'daki Pompeiopolis'te yeni keşifler: M.S. 4. yüzyıl mozaiği ve Eros başı gün yüzüne çıkarıldı
İstanbul'a yeni müze: Girişler ücretsiz

Oğuzhan Koç hem yazdı hem oynadı: Bugün Güzel filmi detayları, konusu ve oyuncular
-
Takvim Gazetesi
- Çayönü’nde 9 bin yıllık madencilik izleri ortaya çıktı: Tarihin ilk üretim alanlarından biri gün yüzüne çıkarıldı
Çayönü’nde 9 bin yıllık madencilik izleri ortaya çıktı: Tarihin ilk üretim alanlarından biri gün yüzüne çıkarıldı
-
Takvim Gazetesi
- Çanakkale’de kültür ve sanat rüzgarı: 9 gün boyunca şehir festival coşkusuyla yaşayacak
Çanakkale’de kültür ve sanat rüzgarı: 9 gün boyunca şehir festival coşkusuyla yaşayacak
"Puantiyeler Kraliçesi" Yayoi Kusama 97 yaşında vefat etti
Çanakkale 9 gün sanata ve lezzete doyacak: 52 lezzet noktasıyla listede yok yok!
Maviyle yeşilin buluştuğu Ordu’da Kültür Yolu Festivali başladı
-
Takvim Gazetesi
- Malatya'da 9 günlük Kültür Yolu Festivali başlıyor: 31 lezzet noktasında büyük gastronomi şöleni
Malatya'da 9 günlük Kültür Yolu Festivali başlıyor: 31 lezzet noktasında büyük gastronomi şöleni
Ankara, Türk Dünyası'nın ortak hafızası olarak öne çıktı

Vali Şimşek tarihi açıkladı: “Weekend Sivas” eylülde başlıyor

Sivas'ın UNESCO mirası ve kültürel değerleri tanıtıldı

-
Balkan Günlüğü Gazetesi
- Sinemanın Devleri Ankara’da Buluştu: 10. Uluslararası Turizm Filmleri Festivali Başladı
Sinemanın Devleri Ankara’da Buluştu: 10. Uluslararası Turizm Filmleri Festivali Başladı
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nin (AHBV) ev sahipliğinde düzenlenen 10. Uluslararası Turizm Filmleri Festivali, görkemli bir açılış töreniyle perdelerini açtı. Küresel ölçekte en yoğun film başvurusu alan organizasyonlardan biri olan festival, 10 Haziran’a kadar sinema ve turizm dünyasının nabzını başkentte tutacak.
Festivalin açılışında düzenlenen “Sinemanın ve Turizm Filmlerinin Ülke Tanıtımındaki Rolü” başlıklı söyleşi, sektöre damga vuran çarpıcı açıklamalara sahne oldu.
Birol Güven: “Ürün Yerleştirmede Amerikan Sinemasından İyiyiz”
Törende konuşan Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Birol Güven, Türkiye’nin sinema ve dizi sektöründe küresel bir dönüşüm yaşadığını vurguladı. Türk dizilerinin dünya genelinde 1 milyar kişi tarafından düzenli olarak takip edildiğini belirten Güven, bu ilginin turizm verilerine doğrudan yansıdığını ifade etti.
Güven, Hollywood’un en güçlü silahı olan “ürün yerleştirme” konusunda Türkiye’nin vites yükselttiğini iddia ederek şöyle konuştu:
“Amerikan sineması bu işi başarıyla uyguluyor ama iddia ediyorum; biz onlardan daha iyi konuma geldik. Amerikan dizi sektörü hamburgeriyle, kolasıyla ve dikte ettiği yaşam biçimiyle bir ülkeye gidiyor. Oysa Türk dizileri insanları doğrudan ülkeye davet ediyor, kucak açıyor.”

Mikro Dizilerle 3 Milyar İzlenme
Yeni nesil yayıncılık trendlerine de değinen Birol Güven, ünlü Türk oyuncularla çekilen ve 2-3 dakika süren “mikro dizi” projelerinin büyük bir başarı yakaladığını açıkladı. GoTurkiye.com ekseninde küresel platformlara yüklenen bu yapımların şimdiden 3 milyar izlenme barajını açtığını belirten Güven, yeni projelerin yolda olduğu müjdesini verdi.
Oscar, Emmy ve Cannes Ödüllü İsimler Ankara’da
Festival, uluslararası sinemanın ağır toplarını da ağırlıyor. İtalya, Polonya, Kazakistan, Portekiz, Çin ve Fas gibi birçok ülkeden yönetmen, oyuncu ve akademisyenin katıldığı festivalin konukları arasında;
- Zbigniew Zmudzki (Oscar ödüllü yapımcı ve yönetmen)
- Jaswant Dev Shrestha (Emmy ödüllü belgesel yönetmeni)
- Samal Yeslyamova (Cannes ödüllü oyuncu) gibi dünyaca ünlü isimler yer alıyor.
“Sinema, Toplumların Kaynaşması İçin En Güçlü Araç”
Törenin ev sahiplerinden AHBV Rektörü Prof. Naci Bostancı, sinemanın insanları ve toplumları dönüştüren, birbirine kucak açmasını sağlayan gücünün turizme çarpan etkisi yarattığını vurguladı. AHBV İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Sezai Türk ise uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yapmaktan gurur duyduklarını belirterek tüm katılımcılara teşekkür etti.
Dünya Film Festivalleri Komitesi (CINETOUR) ve Uluslararası Turizm Filmleri Festivali Başkanı Can Saraçoğlu da festivalin dünyadaki saygın konumuna dikkat çekerek, sinemanın ülkelerin kaynaşmasındaki stratejik rolünün altını çizdi.
Ödül Gecesi 9 Haziran’da CSO Ada’da Film gösterimleri ve sosyal etkinliklerle dolu dolu geçecek festivalin merakla beklenen final ve ödül töreni, 9 Haziran akşamı CSO Ada Ankara’da gerçekleştirilecek.
Bükre Sena Sait
-
Takvim Gazetesi
- Sömürgeci anlatılara karşı İstanbul Perspektifi: Esra Albayrak’tan küresel sinemaya çağrı
Sömürgeci anlatılara karşı İstanbul Perspektifi: Esra Albayrak’tan küresel sinemaya çağrı
“Gelecek bazen geçmişte saklıdır.”
Bu iddialı cümleyle izleyiciyi karşılayan TRT ortak yapımı Geçmişin Kokusu, 24 Nisan’da beyaz perdede yerini almaya hazırlanıyor.
Dramın güçlü damarına yaslanan film, sadece bir aşk hikâyesi anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda parçalanan bir coğrafyanın, dağılan hayatların ve değişen insan ilişkilerinin izini sürüyor. Başrollerde Gülsim Ali İlhan, Görkem Sevindik ve Emir Benderlioğlu’nun yer aldığı yapım, duygusal yoğunluğu yüksek sahneleriyle seyirciyi içine çekmeyi hedefliyor.
Çekimleri Kuzey Makedonya’da gerçekleştirilen film, Yugoslavya’nın çöküş sürecinde Üsküp sokaklarında filizlenen bir aşkı merkezine alıyor. Ancak bu, sıradan bir aşk hikâyesi değil; tarihin sert rüzgârlarıyla sınanan, aidiyet, sadakat ve vicdan üçgeninde şekillenen bir yüzleşme.
Senaryosunu kaleme alan ve yönetmen koltuğunda oturan Serkan Özarslan, karakterleri üzerinden dönemin ruhunu incelikle işlerken; Görkem Sevindik “Salih”, Gülsim Ali İlhan “Elina” ve Emir Benderlioğlu “Murat” karakterleriyle hikâyeye derinlik katıyor.
Filmin hikâyesi ise tam anlamıyla bir kırılma anının portresi:
Yugoslavya’nın dağılma sürecinde, Üsküp’te 500 yıllık bir evin gölgesinde yaşayan Salih, mahallesinde hızla artan yabancılaşmaya ve çözülmeye karşı direnmeye çalışır. Ancak yıllar sonra şehre dönen çocukluk arkadaşı Elina, artık bambaşka bir kimlikle—bir sivil toplum kuruluşunun temsilcisi olarak—karşısına çıkar.
Elina’nın dönüşü sadece eski duyguları değil, bastırılmış gerçekleri de gün yüzüne çıkarır. Mahallede yükselen gerilim, komşuların birbirine düşman kesildiği karanlık bir dönemi tetiklerken; Salih kendini hem geçmişiyle hem de Elina’nın ardındaki görünmeyen güçlerle yüzleşmek zorunda bulur.
Geçmişin Kokusu, izleyiciyi sadece bir hikâyeye değil, hafızaya, kimliğe ve insanın en kırılgan yanlarına doğru sarsıcı bir yolculuğa davet ediyor
Türkiye Kültür Yolu Festivali 2026 için geri sayım başladı

Başkentte Kitap Şöleni Başladı

-
Balkan Günlüğü Gazetesi
- Dünya sahnesinde sanat haftası Avrupa’nın farklı şehirlerinde kültür ve sanat rüzgarı esecek
Dünya sahnesinde sanat haftası Avrupa’nın farklı şehirlerinde kültür ve sanat rüzgarı esecek

Bu hafta dünyanın farklı şehirlerinde düzenlenecek festival, konser ve sanat organizasyonları, kültür-sanat tutkunlarını buluşturacak. Tiyatrodan animasyona, çağdaş sanattan klasik müziğe uzanan geniş program, özellikle Avrupa kentlerinde yoğun bir sanat takvimi sunuyor.
Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen Anilogue Uluslararası Animasyon Festivali, 25-29 Mart tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak. Festival kapsamında uzun metraj film prömiyerleri, ön gösterimler, atölye çalışmaları ve Avrupa animasyon kısa filmleri yarışması gerçekleştirilecek. Yedi saatlik özel animasyon gösteriminin yanı sıra konserler ve çizgi film sergileri de programda yer alacak.
Avusturya’nın Graz kentinde bu yıl üçüncü kez düzenlenecek DIGITHALIA-Graz Sanal Tiyatro Formları Festivali, 25-28 Mart tarihlerinde tiyatro ile dijital dünyayı aynı sahnede buluşturacak.
Hollanda’nın Amsterdam şehrinde 25-29 Mart’ta yapılacak Cinedans FEST ise dans ve sinemayı bir araya getiren uluslararası seçkisiyle dikkat çekiyor. Festivalde kısa, uzun metraj ve belgesel dans filmleri sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Bulgaristan’ın köklü kültür organizasyonlarından Avrupa Müzik Festivali de 26 Mart’ta Sofya’da başlayacak. 5 Haziran’a kadar sürecek festivalin 26. edisyonunda, Bulgaristan’dan ve farklı ülkelerden klasik müziğin önemli isimleri sahne alacak.
Çağdaş sanat alanındaki önemli buluşmalardan Art Rotterdam ise 27-29 Mart tarihleri arasında Hollanda’nın Rotterdam kentinde sanatçıları ve koleksiyonerleri bir araya getirecek.
Konser takviminde dikkat çeken isimler
Fransa’nın Aix-en-Provence kentinde düzenlenen Paskalya Festivali, 28 Mart-12 Nisan tarihleri arasında klasik müzikseverleri ağırlayacak. Festivalin daimi orkestrası bu yıl, Lahav Shani yönetimindeki Münih Filarmoni Orkestrası olacak.
Ukraynalı sanatçı Svitlana Loboda, 25 Mart’ta Stockholm’de, 28 Mart’ta Bratislava’da, 29 Mart’ta ise Ostrava’da sahne alacak.
Gürcü asıllı Rus sanatçı Valery Meladze de Avrupa turnesi kapsamında 30 Mart’ta Polonya’nın Poznan kentinde müzikseverlerle buluşacak.
Viyana’daki dünyaca ünlü Musikverein’de klasik müzik performansları bu hafta da sürerken, film müziklerinin usta bestecisi Hans Zimmer, “The Next Level” turnesi kapsamında Lyon, Valensiya, Barselona ve Madrid’de konser verecek.
Dünyaca ünlü tenor Andrea Bocelli, 27 Mart’ta Belçika’nın Antwerp kentinde, 29 Mart’ta ise Hollanda’nın Amsterdam şehrinde sahneye çıkacak.
Tash Sultana, “Return to the Roots” turnesi kapsamında 28 Mart’ta İrlanda’da dinleyici karşısına çıkarken, Avustralyalı hard rock grubu Airbourne 29 Mart’ta Belçika’da konser verecek.
Sinemada yeni yapımlar
Bu hafta ABD’de vizyona girecek yapımlar arasında korku ve komediyi bir arada sunan Forbidden Fruits ile korku türündeki They Will Kill You öne çıkıyor. Bilim kurgu meraklılarının ilgisini çekmesi beklenen Project Hail Marynin yanı sıra Ready or Not 2: Here I Come, Reminders of Him ve Hoppers da haftanın dikkat çeken filmleri arasında yer alıyor.
BAE Kültürü Ankara’da hayat buluyor

Akdeniz'in parlayan yıldızı Antalya'da Kültür Yolu Festivali başlıyor
Kültür ve Turizm Bakanı, Mehmet Nuri Ersoy “Antalya, tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleriyle ülkemizin en değerli turizm merkezlerinden biri. Antalya Kültür Yolu Festivali, kentimizin sahip olduğu eşsiz mirası ve kültürel çeşitliliği ulusal ve uluslararası ölçekte tanıtma fırsatı sunmaktadır. Festival; yerel sanatçıları, zanaatkârları ve kültürel oluşumları desteklerken, kentimizdeki ekonomik hareketliliği de artırmaktadır. Bu tür etkinlikler, Antalya’nın yalnızca yaz aylarında değil, yılın her döneminde ziyaret edilebilecek bir kültür ve turizm destinasyonu olarak güçlenmesine katkı sağlamaktadır. Hedefimiz, Antalya’yı kültür ve sanatın da merkezi haline getirerek, hem yerli hem yabancı turistlerin ilgisini çeken, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir turizm modelini hayata geçirmektir.” dedi.
Antalya Kültür Yolu Festivali, şehri yaşayan bir sanat galerisine dönüştürüyor
Türkiye Kültür Yolu Festivali boyunca Antalya’nın dört bir yanına yayılan sergiler, kenti adeta yaşayan bir sanat galerisine dönüştürecek. Antalya Kültür Sanat Sergi Salonu’nda dünyaca ünlü sanatçı René Magritte’in orijinal eserlerinin yer aldığı “Sürrealist Kıvılcım” sergisi sanatseverlerle buluşurken, aynı mekânda açılacak “Zamanın Katmanları” sergisi sanatçı Kenan Işık’ın gravür estetiğiyle şekillendirdiği eserler aracılığıyla İstanbul’un çok katmanlı belleğine duygusal, tarihsel ve eleştirel bir bakış sunacak. Antalya’nın somut olmayan kültürel miraslarından Barak Kilimi, el emeğiyle kültürel kimliğin iç içe geçtiği örnekleriyle Türkan Şoray Kültür Merkezi’ndeki “Yaşayan Miras: Barak Kilimi Sergisi” yeniden hayat bulacak. Hıdırlık Kulesi ise yapay zekâ destekli “Seyyah: Anadolu Medeniyetleri” dijital sanat uygulamasıyla izleyicilere etkileşimli bir deneyim yaşatacak. Tarihi Antalya Saat Kulesi’ne yansıtılacak “Zamanın Hüneri” adlı mapping gösterisi de kentin simge yapılarından birini görsel bir sanat şölenine dönüştürecek.
Festivalin sanat yelpazesi, şehrin farklı noktalarına yayılan zengin seçkilerle genişleyecek. Bülent Ecevit Kültür Merkezi “Gökyüzünden Türkiye”, “Yalnız Kalabalık Resim Sergisi” ve “Antik İzler Göbeklitepe Seramik Sergisi”; RuinAdalia Hotel “Harmoni Karma Sergisi”; Dokumapark Modern Sanatlar Galerisi “102 Eser Cumhuriyet Sergisi”; Hadrian Kapısı “Somut Olmayan Kültür Taşıyıcısı: Keçecilik”; Antalya Tekelioğlu İl Halk Kütüphanesi ise “Şems: Doğuma ve Ölüme Bir Şahit” sergisiyle sanatseverleri ağırlayacak. Bunun yanı sıra Casa Sur Antalya, Belmondo Suites Old Town, Himmet Öcal Khan Sanat Galerisi, Antalya Olgunlaşma Enstitüsü, Myra Antik Tiyatro ve Alanya Müzesi gibi birçok mekânda açılacak karma ve tematik sergilerle Antalya, festival süresince kültür ve sanatın tüm renkleriyle ışıldayacak.
Müziğin ve sahnenin ritmi Antalya'da yükselecek
Festival boyunca Antalya’nın dört bir yanında düzenlenecek konserlerle müziğin enerjisi kenti saracak. Şehrin dört bir yanında düzenlenecek konserlerde Bengü, Murat Dalkılıç, Merve Özbey, Aydilge, Soner Sarıkabadayı, Haktan, Sagopa Kajmer, Buray ve Derya Uluğ gibi ünlü isimler Konyaaltı Beach Park sahnesinde sevenleriyle buluşacak. Anjelika Akbar, Peter Theremin, Cameratalia, Cengiz Özkan, Yonca Evcimik, Muharrem Temiz, Umut Akyürek gibi sanatçıların performansları ise kente müziğin farklı tınılarını taşıyacak. Antalya Devlet Senfoni Orkestrası “Atatürk’ü Anma Konseri” ve Umut Akyürek’in “Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar” konseriyle Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ölüm yıl dönümü haftasında sanatın ışığında anılacak. Ayrıca Antalya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sanatçılarının vereceği konser, sanatı toplumun her kesimine ulaştırma vizyonunun anlamlı bir yansıması olacak.

-
Diriliş Postası
- UNESCO Konferansı'nın yapılacağı Semerkant, tarihindeki en büyük etkinliğe hazırlanıyor
UNESCO Konferansı'nın yapılacağı Semerkant, tarihindeki en büyük etkinliğe hazırlanıyor
Büyük Tarihi İpek Yolu güzergahında yer alan ve 3 bin yıllık köklü tarihiyle yüzden fazla tarihi ve kültürel yapıyı barındıran Semerkant’ta yarın, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) en yüksek karar alma organı olan Genel Konferans başlıyor.
1985 yılından beri ilk defa, UNESCO merkez ofisinin bulunduğu Fransa’nın başkenti Paris dışındaki bir şehirde gerçekleştirilecek olan bu etkinliğe, dünyanın 194 ülkesinden 5 binden fazla üst düzey yönetici, akademisyen ve sivil toplum örgütü temsilcisi katılacak.
Orta Asya'da ilk kez düzenlenen ve UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay'ın da yer alacağı konferansın açılışında, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'in bir konuşma yapması ve ülkesinin kültürel diplomasi vizyonunu ortaya koyması bekleniyor.
Semerkant, tarihindeki en büyük etkinliğe hazırlanıyor
Geçmişte bilim, eğitim, kültür ve sanatın merkezlerinden olan Semerkant, günümüzde de önemli etkinlik ve toplantılara ev sahipliği yapıyor.
2022’de Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları zirvelerine ev sahipliği yapan Semerkant’ta, Ekim 2023’te Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütünün 25’inci Genel Kurulu Toplantısı düzenlendi.
Bu yıl Orta Asya-Avrupa Birliği (AB) Zirvesi'nin tertip edildiği Semerkant, çeşitli dönemlerde ŞİÖ ve Orta Asya-ABD (C5+1) diyaloğu dışişleri bakanları, TDT Tarım ve Ekonomi bakanları toplantılarına ev sahipliği yaptı.
2022'deki Semerkant'ta düzenlenen TDT Zirvesi’nde, "Türk Dünyası Medeniyet Başkenti" ilan edilen bu tarihi şehir, 2023 yılında "Dünya Turizm Başkenti" unvanını aldı, 2024’te Bağımsız Devletler Teşkilatı (BDT) tarafından "BDT Kültür Başkenti", 2025'te ise İslam Dünyası Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (ISESCO) tarafından İslam Dünyası Kültür Başkenti seçildi.
Yarın tarihindeki en büyük etkinliğe ev sahipliği yapacak Semerkant, birçok ülkeden aralarında devlet ve hükümet başkanları, kültür bakanları ve diğer hükümet üyeleri ile sivil toplum örgütü temsilcilerinin de bulunduğu üst düzey katılımcıları bir araya getirecek.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’un da aralarında bulunduğu birçok ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile uluslararası kuruluşların üst düzey yöneticilerinin de yer alacağı konferansta, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de hazır bulunacak.
UNESCO 43. Genel Konferansı, şehir yakınlarındaki 400 hektarlık alanda yeni inşa edilen "İpek Yolu Semerkant" turizm merkezindeki Kongre Merkezi'nde düzenlenecek.
18 bin metrekare kapalı alana ve 3 bin 500 kişi kapasitesine sahip olan Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerindeki en büyük kongre merkezi, 13 toplantı salonundan oluşuyor.
Konferansta, 15 Aralık'ın "Dünya Türk Dili Ailesi Günü" ilan edilmesi kararlaştırılacak
İki hafta sürecek olan UNESCO 43. Genel Konferansı’nda önemli kararların alınması bekleniyor.
Konferans süresince, UNESCO’nun eğitimden bilime, kültürel mirastan dijital dönüşüme kadar birçok ana gündem maddesi ele alınacak. Ayrıca iklim değişikliği, gençlerin eğitime erişimi ve kültürel çeşitliliğin korunması gibi küresel sorunlara çözüm arayışları tartışılacak.
Genel Konferans kapsamında gençlik meseleleri ve iklim değişikliği konularının ele alınacağı 14. UNESCO Gençlik Forumu ile UNESCO Ulusal Komisyonlarının 12. Bölgelerarası Toplantısı düzenlenecek; konferans günlerinde ayrıca "Semerkant – 3000 Yıllık Tarihi Miras" konulu bilimsel konferans da tertip edilecek.
Konferans kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Aralık’ın "Dünya Türk Dili Ailesi Günü" ilan edilmesi önerisine ilişkin karar taslağının kabul edilmesi de öngörülüyor.
Semerkant, bu süreçte sadece diplomatik temaslara değil, aynı zamanda kültür ve sanat etkinliklerine de ev sahipliği yapacak. Özbek klasik müziğinden geleneksel el sanatlarına kadar birçok unsur, konuk heyetlere tanıtılacak.
UNESCO 43. Genel Konferansı katılımcıları ayrıca Semerkant şehrindeki beş hektarlık alanda yeni inşa edilen ve UNESCO Bahçesi adını alan alana fidan dikecek.
Geniş güvenlik önlemleri alınıyor
Semerkant’ta 30 Ekim’de başlayıp, 13 Kasım’a kadar sürecek konferansla ilgili hazırlıklar tamamlanırken, etkinlik dolayısıyla şehirde geniş güvenlik önlemleri alındı.
Güvenlik önlemleri kapsamında vatandaş ve araçların şehir genelinde hareket etmelerinde bazı kısıtlamaların getirilmesi öngörülürken, konferansın yapılacağı tarihlerde şehir merkezindeki bazı caddelerde araçların hareket etmesi geçici olarak yasaklanacak, toplu taşıtların hareketlerine ise kısıtlamalar getirilecek.
"Konferansın Semerkant'ta yapılıyor olması Özbek diplomasisinin önemli bir başarısı"
Kültürel miras uzmanı Gülnaz Usmanova, bu tarihi etkinliği Semerkant'ta yapılıyor olmasının Özbekistan'ın uluslararası alandaki prestijinin artması ve kültürel diplomasisinin güçlenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu kaydederek, "UNESCO Genel Konferansı'nın 40 yıl aradan sonra ilk defa Paris dışında yapılıyor olması Özbek diplomasisinin önemli bir başarısı ve uluslararası alanda Özbekistan'a duyulan saygı ve güvenin de bir göstergesidir." dedi.
Bu etkinliğin ülkenin ve bölgenin zengin kültürel ve tarihî mirasının dünya kamuoyuna anlatılması açısından da önemli olduğunu belirten Usmanova, "UNESCO’nun bu önemli zirvesini Semerkant’ta düzenlemesi, sadece Özbekistan için değil, tüm Orta Asya bölgesi için tarihî önem taşıyor. Bu konferansla birlikte Özbekistan'ın ve Orta Asya bölgesinin kültürel zenginliği uluslararası alanda daha fazla bilinir olacaktır." diye konuştu.
Usmanova, bu etkinliği yalnızca bir konferans olmadığını, aynı zamanda Özbekistan’ın dünyaya açılan kültürel penceresi olduğunu ifade ederken, 5 binden fazla katılımcının yer alacağı konferans aracılığıyla ülkenin hem tarihi mirasının hem de çağdaş sanatlarının tanıtılacağını dile getirdi.

Tarihe ışık tutan filmlerin dijitalleştirilmesi hedefleniyor
Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti tarihine ait önemli belgeleri içeren filmlerin tasniflenerek, gelişmiş altyapıyla korunduğu ve sonrasında dijitalleştirildiği Sinema Genel Müdürlüğü'ndeki film arşivi görüntülendi.
Sinema Genel Müdürlüğü Destek Hizmetleri ve Arşiv Daire Başkanı Nihat Değirmenci, Genel Müdürlük bünyesindeki filmlerin farklı kurumlardan bir araya getirilerek oluşturulduğunu söyledi.
Değirmenci, 1981'de Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun 100. yılı nedeniyle bütün ülkede bulunan belge filmlerin bir araya getirilmesi düşüncesiyle çalışmalara başladıklarını söyledi.
Bir araya getirilen filmleri 2014'ten sonra dijitalleştirmek için harekete geçtiklerini, ancak tasnif sürecinin zaman aldığını belirten Değirmenci, "Türkiye'nin en büyük belge film arşivine sahip kurumuz. 13 bin 500 kutu filmimiz var. Dijitalleşmeye önem veriyoruz ve halihazırda 4 bin 752 kutu film dijitalleştirildi ve bunun sonuçlanması 5-6 yıl daha alacak." açıklamasında bulundu
Belge filmler tarihe ışık tutuyor
Nihat Değirmenci, film kutularının üzerindeki isimleriyle içeriklerinin farklı olabildiği durumlarda sürpriz eserler görebildiklerini, bazen de bir kutunun içinden çok sayıda filmin çıkabildiğini belirtti.
Belge filmlerin yanı sıra kısa filmler, Türkiye tanıtım filmleri, yabancı ülkeler için hazırlanmış değişik filmler, deneysel filmlerin de bulunduğu bilgisini veren Değirmenci, sözlerine şöyle devam etti:
"Filmler içerisinde Osmanlı dönemi, Atatürk dönemine ait filmler, Kurtuluş Savaşı ile ilgili filmler en kıymetli filmler arasında. Çok nadir diyebileceğimiz, Türkiye Cumhuriyeti tarihine ışık tutan, Osmanlı Devleti'nin son dönemine ışık tutan belgeler ve tarihçilere, askeri tarihe yardımcı olabilecek Türkiye'nin coğrafi, ekonomik, sosyal yapısına ve Türk edebiyatına yardımcı olabilecek belge filmler bizde şu anda mevcut. Bunları taradıkça 'Film Mirasım' sitemize ve YouTube hesabımıza yüklüyoruz ve halkımıza açıyoruz, herhangi bir ücret ödemeden herkes görebiliyor."
1 yılda "Sine" YouTube'a 10 bin takipçi
Yaklaşık bir yıl önce "Sine" ismiyle YouTube kanalı kurduklarını ve bu platformdan da dijitale aktarılan filmlerin görülebileceğini belirten Değirmenci, kanalın 10 bin takipçisi olduğunu ve 12 milyon kez görüntülendiğini, bu sayının yaptıkları çalışmaların takip edildiğini göstermesi açısından iyi bir nokta olduğunu söyledi.
Nihat Değirmenci, "Film Mirasım" sitesinde "bilgi gönder" sekmesinden vatandaşların gönderdikleri belge ve bilgilere göre filmlerin içerik tahlillerini de güncellediklerini dile getirdi.
Belgenin büyüğünün, küçüğünün olmayacağını, bazen küçük bir belgenin çalışmalarda önemli boşluğu doldurabildiğine işaret eden Değirmenci, "Elimizdeki filmler baktığımız zaman kısa gibi gözüküyor. 10 dakika, 5 dakika hatta 1 dakikalık filmlerimiz bile var. Filmlerin içerisindeki bilgiler, içerikler tarih bölümündeki hocalarımızın çalışmalarında, yüksek lisans, doktora tezlerinde yer alıyor." dedi.
Çok aşamalı dijitalleşme
Değirmenci, tasnifi yapılmış filmleri belli periyoda göre taradıklarını ve bunların taranmadan önce temizlendiğini belirterek, süreci şu şekilde anlattı:
"Filmler temizlendikten sonra dijital ortamda tarama cihazına aktarılıyor. Tarama cihazında görüntü ile sesin ayrı olup olunmadığına bakılıyor ve ses ile görüntü senkronize ediliyor. Etiket içerikli tahlili yapıldıktan sonra tekrar bir gözden geçiriyoruz, ardından kamuoyuyla paylaşıyoruz. Heyecan duyduğumuz bir filmi paylaştığımızda, hızlı bir şekilde sosyal medyada yer buluyor.
Bu da mutlu ediyor. Bazen önemli filmler dikkati çekmezken, sıradan film diyoruz ama dikkati çekiyor. Taksim anıtını yapan İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'nın bir görüntüsü var mesela. Heykeltraş Roma Ateşeliği'nin açılış töreninde Hasan Ferit Alnar'ın bir resitalini dinliyor ve olumlu görüşlerini belirtiyor. Bu film mesela dikkat çekmedi. Ama çeker diye düşünmüştük yayınlarken."
Değirmenci, arşivlerinde Türk sinemasının bazı örneklerinin de olduğunu ifade ederek, "Türkiye'de sinema tarihi ve yapımcılarla ilgili duruma bakıldığında, filmlerin kişilerin kendi ellerinde olduğunu görüyoruz. Zaman zaman çağrıda bulunuyoruz. 'Elinizde belge filmi varsa, veyahut koruyamadığınız, muhafaza edemediğiniz filmler varsa bize getirebilirsiniz, biz muhafaza ederiz' diyoruz. Çağrımızla filmleri bize getirenler olabiliyor." diye konuştu.

Zeugma Mozaik Müzesi ziyaretçi rekoru kırdı
Kültür ve Turizm Bakanlığınca, tarihi İpek Yolu üzerinde 2011 yılında 30 bin metrekarelik alanda açılan Zeugma Mozaik Müzesi, Gaziantep'e gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin uğradığı alanların başında geliyor.
"Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü"ne sahip müzede başta "Çingene Kızı" mozaiği olmak üzere "Mars heykeli", Roma dönemine ait çeşmeler ve Fırat Nehri kenarındaki villalarda kurtarma kazıları sırasında çıkarılan eşsiz mozaikler sergileniyor.
Ramazan Bayramı'nda 23 bin 654 ziyaretçi ile 3 günlük, 17 Mayıs'ta 8 bin 167 ziyaretçiyle günlük en yüksek ziyaretçi sayısına ulaşarak çifte rekor kıran Zeugma, yılbaşından bu yana 482 bin 436 ziyaretçiyle 2024'te 466 bin olan yıllık ziyaretçi sayısını geride bırakarak rekor tazeledi.
![]()
"YIL SONUNDA DA ÇOK RAHAT 500 BİNLİ RAKAMLARIN ÜZERİNE ÇIKACAĞIZ"
Gaziantep Müze Müdürü Özgür Çomak, Kültür ve Turizm Bakanlığının çağdaş müzecilik anlayışıyla yaptığı ilk müzelerden biri olan Zeugma'nın açıldığı günden bu yana çok yoğun ilgi gördüğünü söyledi.
Müzenin ziyaretçi rekoru kırdığını dile getiren Çomak, "Açıldığı günden bu yana şu an 3,5 milyon rakamını geçtik. 2024 yılında 466 bin ziyaretçiyle tüm zamanların en yüksek ziyaretçi sayısına ulaşmıştık. Kendi rekorumuzu egale ettik. Yıl sonunda da çok rahat 500 binli rakamların üzerine çıkacağız" diye konuştu.
Çomak, Zeugma'nın bölge turizmine de katkı sağladığına dikkati çekerek, Gaziantep'in "gastronomi şehri" olmasının yanında "kültür ve turizm şehri" olduğunu vurguladı. Çomak "Aynı zamanda müzeler şehri olan Gaziantep, benliğini, kimliğini, geçmişini ziyaretçilere müzeleriyle anlatıyor" ifadelerini kullandı.
Özellikle Avrupa ve Asya ülkelerinden ziyaretçi gruplarının da müzeyi ziyaret ettiğine değinen Çomak, ziyaretçi sayısının önemli bir kısmını ise Güneydoğu Anadolu turlarına katılanların oluşturduğuna işaret etti.
![]()
RAKAMLAR 2026 İÇİN UMUT VERDİ
Ziyaretçi sayılarının salgın ve deprem dönemleri haricinde her yıl artış gösterdiğinin altını çizen Çomak, şunları söyledi:
"6 Şubat 2023 depremlerinde ziyaretçi düşüşleri oldu. Müzemizde herhangi bir hasar oluşmadı ancak tedbir amaçlı 74 gün kapalı tuttuk. Buna rağmen o yıl 200 binli rakamlara ulaşmıştık. Depremlerden sonra bu çok önemli bir rakamdı ama 2024 ve 2025 yılı bize gösteriyor ki 2026 yılı, bu yılın da üstüne koyarak çok yoğun bir ziyaretçi ağırlayacak. Gelen herkes aslında Gaziantep'e, ülkemize kültür ve turizm anlamında çok büyük katkılar sunuyor. Ziyaretçi yoğunluğuna tabii Bakanlığımızın çok önemli tanıtımları da katkı sağlıyor."
![]()

Çanakkale Savaşları Mobil Müzesi tırını yaklaşık 1 milyon kişi ziyaret etti
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, NSosyal hesabından, mobil müzenin Azerbaycan'daki durağına ilişkin paylaşım yaptı.
"Tarihin seyrini değiştiren milletimizin kahramanlık destanını dünyaya anlatıyoruz." ifadesini kullanan Ersoy, tarihe "Geçilmez" olarak kazınan, Çanakkale'de yükselen Azerbaycan Şehitleri Anıtı'ndan yola çıkan mobil müzenin, Gence'den Bakü'ye uzanarak ortak tarihin ve ebedi kardeşliğin izini sürdüğünü belirtti.
![]()
Bakan Ersoy, 2020'den bu yana Türkiye'nin dört bir yanını 3 kez dolaşan Çanakkale Savaşları Mobil Müzesi'nde Çanakkale ruhunu yaşattıklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Orijinal objeler, dijital gösterimler ve interaktif anlatımlarla hazırlanan Çanakkale Savaşları Mobil Müze Tırı büyük destanı sınırlarımızın ötesine taşıyor. Balkan ülkelerinin ardından şimdi de Can Azerbaycan'a ulaşan Mobil Müze, iki kardeş ülkenin ortak yüreğinde aynı duyguyu yaşattı. Balkanlar'daki 6 ülkede 42 bin 590 soydaşımızla buluşan müzemizde bugüne kadar yaklaşık 1 milyon ziyaretçi ağırladık. Ecdadımızın kahramanlık mirasını geleceğe taşımak, bizim için bir görevden öte gönül meselesidir."

İzmir Kültür Yolu Festivali başladı
Festivalin açılışı dolayısıyla İzmir Kültür Sanat Fabrikası'ndaki programda konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, festivalin yalnızca bir sanat etkinliği değil, Türkiye'nin kültür ve turizm vizyonunun en güçlü yansımalarından biri olduğunu söyledi.
İstanbul'da 5 yıl önce attıkları ilk adımın bugün 7 bölgede, 20 şehirde devam eden büyük bir kültür seferberliğine dönüştüğünü vurgulayan Yazgı, şunları kaydetti:
"Üçüncüsünü düzenlediğimiz İzmir Kültür Yolu Festivali'nde 64 noktada 602 etkinlik ile bu güzel kentimiz önümüzdeki 9 gün boyunca adeta bir açık hava sahnesine dönüşecek. 29 Ekim'de Cumhuriyet Bayramı coşkusunu da yine festivalimiz bünyesinde yaşayacağız. Gündoğdu Meydanı'nda birbirinden değerli sanatçılar sahne alacak. Çocuk Köyü, geleceğin sanatseverlerini kültürle buluşturacak etkinlikler ve İzmir'imizin gastronomisini öne çıkarmak maksadıyla 10 ayrı gastronomi durağında Ege mutfağını tanıtma imkanı bulacağız."
![]()
Yazgı, festivalde tamamı Filistinli sanatçılar tarafından yapılan, "Ben Yıkılmayacağım" ve "Filistin Benim Vatanım" sergileriyle birlikte, "Hala Yaşıyorum - Çağdaş Filistin Sanatından Bir Seçki" sergisinin de yer aldığını bildirdi.
İzmir Valisi Süleyman Elban da festivalin 9 gün boyunca çeşitli etkinliklerle süreceğini ifade etti.
İzmirlilerin sanata ve kültürel etkinliğe doyacaklarını aktaran Elban, "Kültür Yolu Festivali'yle hem ilimizin hem ülkemizin hem de dünyadaki birçok kültürel öğeler ve sanattan kaynaklanan örnekler burada İzmirli hemşehrilerimizle buluşacak." dedi.
Konuşmaların ardından festivalin açılışını yapan Yazgı, Elban ve protokol üyeleri sergileri gezdi.
Kentte 25 Ekim-2 Kasım'da gerçekleştirilecek İzmir Kültür Yolu Festivali'nde 64 noktada 602 etkinlik yapılacak.
Törene Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Ömer Faruk Belviranlı, AK Parti İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı, MHP İzmir İl Başkanı Veysel Şahin, Türkiye Kültür Yolu Festivali Genel Direktörü Selim Terzi, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Sadık Doğruer ve diğer ilgililer katıldı.
Öte yandan, ASELSAN tarafından Sıfır Atık Vakfı işbirliğiyle hayata geçirilen ve Kültür Sanat Fabrikası'nın bahçesinde yer alan "ASELSAN 50. Yıl İleri Dönüşen Bir Gelecek Vizyonu" sergisi de sanatseverlerden ilgi görüyor.

2. Uluslararası Kent Tiyatro Festivali perdelerini kapattı

Gümüşhane'nin gizli cenneti: Santa Harabeleri
Tarihi ve doğal güzellikleriyle en önemli kültürel miraslarından biri...
Karadeniz’in yüksek dağlarının eteklerinde bulunan Santa Harabeleri, geçmişin izlerini günümüze taşıyan nadir yerleşimlerden biri olarak dikkat çekiyor.
17. yüzyılda Rumlar tarafından kurulan bu madenci köyü, taş evleri, kiliseleri ve yemyeşil doğasıyla ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor.
Her adımda tarihi dokuyu hissedebileceğiniz bu bölge, hem doğa hem de tarih meraklıları için eşsiz bir gezi rotası oluşturuyor.
YEDİ MAHALLEDEN OLUŞUYOR
16. ve 18. yüzyıllar arası dönemde demir, kurşun ve gümüş madenleriyle ekonomik olarak önemli bir merkez olan Santa Harabeleri, Binatlı, Terzili, Zurnacılı, Piştovlu, İşhanlı, Çinganlı ve Çakallı olmak üzere yedi mahalleden oluşuyor.
Taş evler, mahallelerdeki çeşmeler ve kiliseler, bölgenin tarihi ve kültürel dokusunu gözler önüne seriyor.
![]()
ÜÇ AYRI YAMAÇTA YER ALIYOR
Santa Harabeleri, tarihi yapıları kadar doğal güzellikleriyle de öne çıkıyor.
Yanbolu Deresi’nin doğduğu üç ayrı yamaçta yer alan bölge, yemyeşil ormanlar, derin vadiler ve etkileyici dağ manzaralarıyla ziyaretçilere huzur dolu bir ortam sunuyor.
ARKEOLOJİK SİT ALANI OLARAK KORUNUYOR
Bölge, Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından birinci ve üçüncü derece arkeolojik sit alanı olarak korunuyor.
Bu koruma statüsü, Santa Harabeleri’nin hem günümüzde gezilebilmesini hem de gelecek nesillere aktarılmasını sağlıyor.
![]()
BÖLGEYE KOLAY ERİŞİLEBİLİYOR
Santa Harabeleri, Gümüşhane il merkezine yaklaşık 72 kilometre, Trabzon’un Arsin ilçesine ise 42 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
Ziyaretçiler, Dumanlı köyü üzerinden bölgeye ulaşabiliyor.
FOTOĞRAF MERAKLILARI İÇİN EŞSİZ BÖLGE
Son yıllarda yapılan altyapı iyileştirmeleri, ziyaretçilerin bölgeye kolay erişim sağlamasına yardımcı oluyor.
Eski taş yapılar ve kiliseler, fotoğraf meraklıları için de eşsiz kareler sunuyor.

Kolezyum'un altında gizli tünel keşfedildi
Antik Roma'nın görkemli Kolezyum'unun altında, imparatorların arenadan gizlice çıkmasını sağlayan bir tünel bulundu.
Yaklaşık 55 metre uzunluğundaki bu özel geçit, Kolezyum'un temelleri arasına oyulmuş ve halkın gözünden tamamen saklanmıştı. Uzmanlara göre tünel, amfitiyatronun M.S. 70'lerde inşasından birkaç on yıl sonra, 1. ve 2. yüzyıllar arasında yapıldı.
TÜNEL ZİYARETÇİLERE AÇILDI
Bugün restore edilip ışıklandırılan ve havalandırma delikleriyle desteklenen tünel, artık ziyaretçilere açık.
Roma Kolezyumu Arkeoloji Parkı yetkilileri, bu açılışı "olağanüstü bir gelişme" olarak nitelendirdi.
İMPARATORLARIN GİZLİ GÜZERGAHI
Tünel, imparatorun locasından başlıyor. Tribünlerin altından geçerek Kolezyum'un güney ucuna kadar uzanıyor.
Bu sayede imparatorlar, kalabalığın fark etmediği bir şekilde arenayı terk edebiliyordu. Ayrıca tünel, gladyatörlerin savaşa hazırlık yaptığı Ludus Magnus adlı antrenman okuluna da bağlantı sağlıyordu.
Arkeologlar, tüneli sık sık arenada dövüşen imparator Commodus'un (M.S. 180-192) adını vererek andı. Oxford Üniversitesi'nden Dr. Andrew Sillett'e göre Commodus, halk önünde dövüşerek büyük bir tabu yıkmıştı.
RESTORASYON VE SÜSLEMELER
Tünelin antik yüzeylerinde mermer kaplamalar, metal kıskaç izleri ve şarap tanrısı Dionysos ile eşi Ariadne'nin mitolojik sahnelerini betimleyen süslemeler bulunuyor.
Giriş kısmında ise domuz avları, ayı dövüşleri ve akrobatik gösterileri tasvir eden kabartmalar yer alıyor.
KOLEZYUM'UN KALICI İHTİŞAMI
M.S. 72'de İmparator Vespasian döneminde inşa edilen ve M.S. 80'de Titus tarafından tamamlanan Kolezyum, antik dünyanın en büyük amfitiyatrosu olarak biliniyor.
Binlerce gladyatör dövüşüne, vahşi hayvan avına ve infaza sahne olan yapı, bugün sadece üçte biriyle ayakta.
Yüzyıllar boyunca deprem ve taş hırsızlığı nedeniyle zarar gören Kolezyum, hala Roma İmparatorluğu'nun ihtişamını yansıtan en etkileyici kalıntılardan biri olmayı sürdürüyor.

-
Diriliş Postası
- Tavşanlı'da 4 bin yıllık nohut, Çatalhöyük'te 8 bin 600 yıllık ekmek kalıntıları gün yüzüne çıkarıldı
Tavşanlı'da 4 bin yıllık nohut, Çatalhöyük'te 8 bin 600 yıllık ekmek kalıntıları gün yüzüne çıkarıldı
Kültür ve Turizm Bakanlığının desteklediği arkeolojik kazılarda, Anadolu'nun binlerce yıllık sofra kültürünü belgeleyen yeni buluntular ortaya çıkarıldı.
Bakan Ersoy, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, kazıların Anadolu'nun sofra kültürüne ışık tuttuğunu ifade etti.
Ersoy, paylaşımında şunları kaydetti:
"Kütahya Tavşanlı Höyük'te 4 bin yıllık nohut, Konya Çatalhöyük'te 8 bin 600 yıllık, Eskişehir Küllüoba ve Karaman Topraktepe'de binlerce yıllık ekmek kalıntılarını gün yüzüne çıkardık. Bu buluntular, Anadolu'nun üretim geleneğini, inanç sistemlerini ve sofra kültürünü bir bütün olarak gözler önüne seriyor. Bugün nasıl gastronomide Türkiye konuşuluyorsa, binlerce yıl önce de Anadolu aynı bereketin ve kültürel zenginliğin merkeziydi. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak bu köklü mirasın izlerini sürmeye ve geçmişimize ışık tutmaya devam ediyoruz."
![]()
TAVŞANLI HÖYÜK'TE 4 BİN YILLIK NOHUT KALINTILARI
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre de bu yıl yapılan kazı sezonunda, Tavşanlı Höyük'te leblebinin ham maddesi olan nohut kalıntılarına ulaşıldı.
Tunç Çağı'nın ortalarına tarihlendirilen bu örnekler, buğday taneleri, pişmiş toprak kaplar ve gümüş bir saç halkasıyla birlikte bulundu. Tavşanlı Höyük ekip üyesi Dr. Doğa Karakaya tarafından yapılan mikroskobik incelemelerde, bu kalıntıların Anadolu'nun erken dönem tarım kültürüne ait olduğu belirlendi.
Ayrıca aynı höyükte 2022'de bulunan 4 bin 200 yıllık fındık kalıntıları üzerinde yapılan analizlerde, bunların bölgede doğal olarak yetişen çalı fındığı (Corylus) türüne ait olduğu tespit edildi.
![]()
TANELERDEN SOFRAYA: ANADOLU'NUN EKMEK GELENEĞİ
Tavşanlı'daki baklagil buluntuları, Anadolu'nun üretim kültürünün köklü geçmişini ortaya koyarken, farklı bölgelerde bulunan ekmek örnekleri bu üretimin sofralara ve ritüellere nasıl yansıdığını gösteriyor.
Konya'daki Çatalhöyük'te 8 bin 600 yıllık mayalanmış ekmek, Eskişehir Küllüoba Höyüğü'nde 5 bin yıllık ritüel amaçlı mayalanmış ve pişirilmiş ekmek, Karaman Topraktepe (Eirenepolis) Antik Kenti'nde ise 1300 yıllık bezemeli arpa ekmekleri bulundu.
Küllüoba ekmeği üzerinde yapılan analizlerde gernik buğdayı ve mercimek tespit edildi. Ekmeğin yaklaşık 140 derecede pişirildiği, bir parçasının koparıldığı ve ardından bir bereket ritüeli kapsamında yakılarak evin arka odasında, eşik kenarına gömüldüğü anlaşıldı.
Bu ritüel, dönemin toplumsal yaşamında üretim ve inanç pratiklerinin birbirine ne kadar iç içe geçtiğini gösteriyor.
Bakanlığın bilimsel kazı ve koruma çalışmaları, Anadolu'nun üretim kültürünü, inanç sistemlerini ve sofra geleneklerini bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymayı sürdürüyor.
Ekmek, nohut ve fındık gibi temel gıdalar yalnızca beslenme alışkanlıklarının değil, tarımsal üretimin, toplumsal ritüellerin ve inanç dünyasının da izlerini taşıyor. Buluntular, Türkiye'nin bilimsel alt yapısı ve koruma vizyonu sayesinde insanlık tarihine kazandırıldı, müzelerde sergilenen örneklerle geçmişle bugün arasında anlamlı bir köprü kuruldu.

Diyarbakır'daki parmak izi kubbeli kiliseye 35 bin ziyaretçi
Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki tarihi İçkale Müze Kompleksi içinde yer alan 1800 yıllık Saint George Kilisesi, 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerde hasar görmüştü.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen restorasyon çalışmasının ardından yapı, 10 Ağustos 2024’te yeniden ziyarete açıldı.
KUBBESİNE CAM TAVAN EKLENDİ, TUĞLA TAVAN GÜÇLENDİRİLDİ
Restorasyon sürecinde kilisenin ön kısmındaki kubbeye cam tavan yapıldı, iç bölümdeki tuğla örülü tavan ise güçlendirilerek daha belirgin hale getirildi.
Mimarının, tuğla örgüye parmak izini simgeleyen bir desen işlediği düşünülen kubbe, ziyaretçilerin büyük ilgisini çekti.
35 BİN KİŞİ PARMAK İZİ KUBBESİNİ GÖRMEYE GELDİ
10 Ağustos’taki açılıştan bu yana kiliseyi 35 binden fazla kişi ziyaret etti.
Ziyaretçilerin büyük bölümü, “dünyanın en büyük parmak izi” olarak anılan bu eşsiz mimari detayı görmek için yapıyı tercih ediyor.
"PARMAK İZİ GÖRÜNÜMÜ, RESTORASYONLA DAHA BELİRGİNLEŞTİ
Diyarbakır Müze Müdür Vekili Müjdat Gizligöl, müzenin Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri olduğunu belirterek, Saint George Kilisesi’nin müze kompleksi içinde önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı.
Deprem sonrası yaklaşık iki yıl süren restorasyonun ardından yapının güvenli hale getirildiğini söyleyen Gizligöl, “Restorasyonla kubbedeki parmak izi görünümü daha belirgin hale geldi.” dedi.
"MİMARIN KENDİ PARMAK İZİNİ NAKŞETTİĞİ DÜŞÜNÜLÜYOR"
Kilisede iki kubbe bulunduğunu belirten Gizligöl, iç kısımdaki kubbenin en dikkat çekici bölüm olduğunu ifade etti:
Burası bir başparmak izini andırıyor. Ziyaretçiler özellikle bu deseni görmek için geliyor. Mimarı, esere kendi parmak izini yansıtmış olabilir. 10 Ağustos’tan bu yana 35 bin ziyaretçimiz sadece bu detayı görmek için geldi.
Gizligöl ayrıca, Diyarbakır Kültür Yolu Festivali kapsamında kilisede Pablo Picasso’nun eserlerinin sergileneceğini de duyurdu.
ZİYARETÇİLERDEN "MİMARİ OLARAK İNANILMAZ" YORUMU
Tarihi yapıyı gezmek için Mardin’den gelen fotoğrafçı Osman Haşlamacıer, kubbedeki parmak izinin mimari açıdan olağanüstü olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Gerçekten çok ilginç, mimarı bilinçli olarak bu izi oluşturmuş. Böyle bir detay başka yapılarda görülmüyor.”
İstanbul’dan gelen ziyaretçiler Esra Aslantepe ve Seda Budak da yapının büyüleyici olduğunu ifade etti.
Aslantepe, “Kubbede mimarın parmak izi olduğunu öğrendik, çok etkilendik.” derken, Budak ise, “Parmak izinin kubbeye işlenmesi inanılır gibi değil. Herkesin gelip görmesini tavsiye ederim.” diye konuştu.

Göbeklitepe'de konut olduğu değerlendirilen yeni yapıların izleri tespit edildi
Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda, Taş Tepeler Projesi kapsamında yürütülen çalışmalara İstanbul Üniversitesinin başkanlığında, Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Berlin Freie Üniversitesinden uzmanlar katılıyor.
Bu kapsamda alanda jeomanyetik, jeoradar ve lidar ölçümleri gerçekleştirildi.
Taramalar sonucunda Göbeklitepe'den bilinen yuvarlak planlı anıtsal yapıların yanı sıra dörtgen planlı ve konut olarak kullanıldığı düşünülen yeni yapıların izine rastlandı.
Aynı çalışmalar kapsamında, höyüğün büyüklüğünü ve sınırlarını belirlemeye yönelik ölçümler de sürüyor.
Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, Kültür ve Turizm Bakanlığının "Geleceğe Miras" projesiyle birlikte yeni bir döneme girdiklerini ve bu kapsamda henüz kazısı yapılmamış alanlarda belgeleme çalışmalarına ağırlık verdiklerini söyledi.
İş birliklerinin arttığını belirten Karul, Avusturya Arkeoloji Enstitüsünün jeoarkeolojik çalışmalar yürüttüğünü ve elde edilen verilerin gelecekteki kazı stratejilerinde yol gösterici olacağını aktardı.
![]()
YAPILAR HÖYÜĞÜN DOĞU VE GÜNEYİNDE YOĞUNLAŞIYOR
Bölgede kısa sürede önemli sonuçlar elde etmenin mutluluğunu yaşadıklarını dile getiren Karul, şöyle devam etti:
"Bugüne kadar Göbeklitepe'de sekiz anıtsal yapı açığa çıkarıldı. Yine jeomanyetik ölçümlerle varlığından haberdar olduğumuz alanlar vardı. Biliyorsunuz, bu yılın başında höyüğün neredeyse tamamını kaplayan zeytin ağaçlarını taşımıştık. Bu sayede hem ölçüm yapma olanağı bulduk hem de ileriki yıllar için kazı hazırlığı yapmış olduk. İlk sonuçlarda, Göbeklitepe'den bildiğimiz büyük anıtsal yapıların benzerlerinin yanı sıra daha önce çok az bildiğimiz konut niteliğinde olabilecek dörtgen planlı yapıların varlığını tespit ettik. Bu yapılar özellikle höyüğün, yani kazısı yapılmış alanların doğu ve güney bölgelerinde yoğunlaşıyor."
Çalışmayla höyüğün sınırlarını belirlemeye yönelik stratejinin belirlendiğini anlatan Karul, "Bu sayede ileriki yılları daha iyi planlayabiliriz. Sadece birkaç haftalık bir çalışmada bile büyük anıtsal bina ve kamusal yapıların yanı sıra konutların varlığını, yerlerini ve yoğunluklarını tespit etmiş olduk" dedi.
![]()
PROJE GELECEK YIL DA DEVAM EDECEK
Göbeklitepe'deki jeoarkeolojik çalışmaları yürüten Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Barbara Horejs da yapılan ölçümlerle çok sayıda yeni yapının izine rastladıklarını belirterek, "Çalışmalarda büyük bir bina ve çok sayıda konut yapısı tespit ettik. Bulgular oldukça heyecan verici. Projeye gelecek yıl da devam edeceğiz" ifadesini kullandı.

Devlet tiyatroları tarih yazdı
Gecenin en dikkat çeken yapımı ise Ankara ve İstanbul Devlet Tiyatroları ortak prodüksiyonu “Medea Material” oldu.
Toplam 16 dalda aday gösterilen oyun, 5 dalda ödül kazanarak hem geceye hem de Devlet Tiyatroları tarihine damga vurdu.
AYNI OYUNLA 5 ÖDÜL: DEVLET TİYATROLARI'NDAN TARİHİ BAŞARI
“Medea Material”, Yılın En Başarılı Oyunu başta olmak üzere beş dalda ödül alarak Devlet Tiyatroları tarihinde bir ilke imza attı. Bu sonuç, kurumun bugüne kadar elde ettiği en yüksek ödül sayısı olarak kayda geçti.
ÖDÜL KAZANANLAR
Yılın En Başarılı Oyunu: Medea Material
Yılın En Başarılı Yönetmeni: Ayşe Emel Mesci
Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu: Sükûn Işıtan
Yılın En Başarılı Dekor Tasarımı: Murat Gülmez
Yılın En Başarılı Işık Tasarımı: Yakup Çartık
“TİYATRO SANATINA ADANMIŞ BİR EKİP ÇALIŞMASI”
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, elde edilen başarının tiyatro sanatına gönül vermiş bir ekibin ortak emeği olduğunu vurguladı:
“Bu ödüller yalnızca bir oyunun değil, Türk tiyatrosunun üretkenliğinin ve gücünün bir yansımasıdır. Medea Material, sahne estetiği, oyunculuk gücü ve reji başarısıyla Devlet Tiyatroları’nın vizyonunu ulusal ölçekte bir kez daha kanıtlamıştır.”
TİYATRODA NİTELİKLİ ÜRETİMİN GÜCÜ
“Medea Material”, aldığı ödüllerle Devlet Tiyatroları’nın sanatsal üretimindeki nitelik, disiplin ve estetik anlayışını bir kez daha gözler önüne serdi.

Topkapı Sarayı'nın tarihi saat koleksiyonu ilk kez ziyaretçilerle buluşacak
Topkapı Sarayı'nın ikinci avlusunda yer alan Has Ahırlar bölümü, "Topkapı Sarayı'nda Zaman ve Sanat" temasıyla saat müzesine dönüştürüldü.
Milli Saraylar Başkanlığının yürüttüğü titiz belgeleme, restorasyon ve konservasyon çalışmaları sonucunda bu özel koleksiyon, modern ve estetik sergileme düzeniyle yeniden hayat buldu.
![]()
"ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE UYGUN BİR TARİHTE ZİYARETÇİYLE BULUŞTURACAĞIZ"
Basın mensuplarına açıklamada bulunan Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız, Topkapı Sarayı'nın saat koleksiyonunun dünyada sayılı koleksiyonlardan biri olduğunu söyledi.
Yıldız, saatlerin önemli bir kısmının dünyada tek örnek olduğunu belirterek, "Bu da zaten bu koleksiyonu çok seçkin, dünyada sayılı kılan hususlardan bir tanesi. Koleksiyonumuzun içinde bazı saatleri yakından gördüğümüzde, bunların sadece saat olarak değil aksamıyla da son derece kıymetli doneleri barındırdığını görüyoruz. Koleksiyonumuzu bir arada görmek suretiyle yerli ve yabancı ziyaretçilerimizi Topkapı Sarayı'nın bir hazinesiyle daha buluşturmuş olacağız. Hazırlıklarda sona geldik. Önümüzdeki günlerde, uygun bir tarihte ziyaretçiyle buluşturacağız." dedi.
Daha önceki koleksiyonda yaklaşık 100'e yakın saat gösterildiğine değinen Yıldız, "Koleksiyonumuzun tamamı 380 civarında. Bu müzemizde de 300 parça saati ziyaretçimizle buluşturacağız. Bunun yanında koleksiyonu tamamlayıcı bazı unsurlar, usturlaplar, saat tamirinde kullanılan bazı araç gereçler var." ifadelerini kullandı.
![]()
Yıldız, saatçiliğin mihenk taşını teşkil eden, Türkiye'de üretilmiş en eski saatlerden, 16. yüzyıldan kalma bir saatin de sergide görülebileceğinin altını çizdi.
Osmanlı döneminde önemli saatçiler olduğuna işaret eden Yıldız, şu bilgileri verdi:
"Ülkemizin tasavvuf tarihinde de çok önemli yerleri var. Bu noktada Ahmet Eflaki Dede çok önemli bir mutasavvıf ve aynı zamanda da bir saat ustası. Ürettiği en önemli saatler bu koleksiyonun bir parçası. Hediyelere baktığımız zaman da Osmanlı sultanlarına hediye edilmiş Fransa, Almanya, İngiltere gibi çok önemli ülkelerden gelmiş saatler de var. Dünyada çok nadir olarak adlandırılan saatler bu koleksiyonun içerisinde."
![]()
TÜRK SAATÇİLİĞİNDEN AVRUPA'NIN ZARİF ÖRNEKLERİNE
Osmanlı hanedanlığına dört asır boyunca ev sahipliği yapan Topkapı Sarayı'nın en değerli hazinelerinden saat koleksiyonu, mekanik ustalığı ve sanatsal zenginliğiyle dünya saatçilik tarihinde özel bir konuma sahip.
Koleksiyonun yüzde 80'ini oluşturan 300'ü aşkın eser, ilk kez geniş kapsam ve bütünlük içinde sanatseverlerin dikkatine sunuluyor.
Osmanlı dönemi saat ustalarından Ahmed Eflaki Dede ve Süleyman Leziz'in imzasını taşıyan eserlerin yanı sıra Sultan 2. Abdülhamit'e armağan edilen Rus yapımı "grifon" figürlü masa saati, duvar saatleri, dönemin teknolojik yeniliklerini temsil eden oturtma saatler ve dünyada benzeri bulunmayan cep saatleri gibi nadide örnekler yer alıyor.
Topkapı Sarayı Saat Müzesi'nde bir araya getirilen eserler Türk saatleri, boy saatleri, duvar saatleri, cep saatleri, masa saatleri, oturtma saatler, dekoratif formlu saatler, ölçüm aletleri ile atölye ve tamir aletleri gibi tematik başlıklar altında sınıflandırılıyor.
![]()
Türk saatçiliğine adanmış özel bölümde Osmanlı ustalarının tüm eserleri ilk kez ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.
Müzede yer alan eserler, mekanik yapıları ve estetik detaylarına göre özel olarak tasarlanmış vitrinlerde sergileniyor. Yaklaşık 3,5 metre yüksekliğindeki boy saatleri için özel teşhir alanları üretildi.
Müzenin bir diğer dikkat çekici alanı, canlandırmalı saat atölyesi. Bu bölümde koleksiyondaki etütlük eserler, tamir aletleri ve kurma anahtarları yer alıyor. Böylece geçmişte saat üretim ve bakım süreçlerinin nasıl yürütüldüğü ziyaretçilere uygulamalı olarak anlatılıyor. Onarım, fotoğraf çekimi ve nakil süreçlerine dair belgeleme çalışmaları da müzede belgesel içerik olarak yer buluyor.
Milli Saraylar Başkanlığı tarafından yürütülen kapsamlı çalışma, Topkapı Sarayı Saat Koleksiyonu'nu adeta yeniden canlandırdı. İlk kez bu kadar kapsamlı bir yaklaşımla sergilenen eserler, teknik özellikleri, tarihi bağlamları ve sanatsal detaylarıyla bütünlüklü bir anlatım içeriyor.

-
Diriliş Postası
- Arslantepe Höyüğü'nde bulunan iki eser ilk kez Kültür Yolu Festivali'nde sergileniyor
Arslantepe Höyüğü'nde bulunan iki eser ilk kez Kültür Yolu Festivali'nde sergileniyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen festival kapsamında, Arslantepe Karşılama Merkezi'nde, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet'in 102. yılına özel hazırlanan "Cumhuriyet'in 102. Yılında 102 Eser Sergisi" açıldı.
Sergide, yaklaşık 5 bin 500 yıllık "silindir mühür" ile 3 bin yıllık "alev ve yaprak motifli fildişi plaket" ilk kez ziyaretçilerin beğenisine sunuldu.
![]()
Malatya Müzesi Müdürü Murat Ata, serginin özel bir önem taşıdığını belirtti.
Kentte farklı tarihlerde yürütülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan 29 eserin sergide yer aldığını ifade eden Ata, ziyaretçilerin sergiye ilgi gösterdiğini belirtti.
![]()
Arslantepe Höyüğü'nün Anadolu'da kurulan ilk şehir devleti olma özelliğini taşıdığına dikkati çeken Ata, şu bilgileri verdi:
"Sergide Arslantepe Höyüğü'nden çıkan iki eser öne çıkıyor. Bunlardan biri silindir mühür, diğeri ise alev ve yaprak motifli fildişi plaket. Yönetici sınıfına ait olduğunu düşündüğümüz mühür, bu yıl ilk kez sergileniyor. Alev ve yaprak motifli fildişi plaketin ise büyük olasılıkla mobilya aksesuarı olarak kullanıldığı değerlendiriliyor. Eserin fildişinden yapıldığı biliniyor. Benzer örneklerin Mezopotamya ve Filistin'de yaygın şekilde görüldüğü, buraya da ticaret yoluyla ulaştığı tahmin ediliyor. 4 Ekim'de açılışı yapılan sergimize yoğun bir ilgi var. Vatandaşlar, özellikle bu iki eseri görmek için burayı ziyaret ediyor."

-
Diriliş Postası
- Bakan Ersoy: Son 8 yılda 9 binden fazla kültür varlığımızın iade edilmesini sağladık
Bakan Ersoy: Son 8 yılda 9 binden fazla kültür varlığımızın iade edilmesini sağladık
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Muğla'nın Bodrum ilçesindeki bir otelde düzenlenen "Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) Risk Altındaki Kültür Varlıkları Kırmızı Listesi: Türkiye" çalışmasının tanıtım programına katıldı.
Programın açılışında konuşan Bakan Ersoy, kültür varlığı kaçakçılığının, eserleri bağlamından koparan ve bilimsel verilerin yok olmasına sebep olan organize bir suç olduğunu aktardı.
Kültür varlığı kaçakçılığının ulusal güvenlik ile ilişkilendirildiğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından da terörün finansmanında kullanılan bir enstrüman olarak tanımlandığının altını çizen Bakan Ersoy, şöyle devam etti:
"Türkiye bu suçla mücadeleyi hem emniyet, jandarma ve gümrük birimlerimiz eliyle ulusal düzeyde hem de uluslararası işbirlikleri aracılığıyla küresel ölçekte kararlılıkla sürdürmektedir. Bu mücadelenin farklı cepheleri var. Yurt dışına kaçırılmış eserlerin iadesini sağlamak bunlardan bir tanesi ve Türkiye olarak bu cephede çok ciddi başarılar elde ettik. Son 8 yılda 9 binden fazla kültür varlığımızın iade edilmesini sağladık. Bu alanda, farklı ülkelerle imzaladığımız anlaşmalar ciddi fark yaratmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ile yürüttüğümüz yakın işbirliği sayesinde, Marcus Aurelius heykeli de dahil olmak üzere pek çok eserimiz ülkemize dönmüştür. Yine bu yıl haziran ayında, İsviçre makamlarının titiz çalışmaları ve işbirliği sayesinde bu ülkede ele geçirilen 7 tarihi eserimizin iadesini sağladık. İnşallah bugün bu eserlerin tanıtımını da gerçekleştireceğiz."
Ersoy, bir yandan ülkenin eserleri için mücadele verirken bir yandan da Türkiye'de ele geçirilen ve bilimsel verilerle kökeni belirlenen eserlerin ait oldukları topraklara dönmesi için güçlü ve yapıcı bir işbirliği yürütüldüğünü dile getirdi.
İran, Irak, Kazakistan, Mısır, Peru ve Çin'e çok kıymetli eserlerin iade edildiğini anlatan Ersoy, şunları kaydetti:
"Şüphesiz bu işbirlikleri ve elde edilen kazanımlar çok önemli, çok değerli. İdeal olan bizim ve diğer ülkelerin bu mücadeleyi vermesine hiç gerek kalmamasını sağlamaktır. Bunun da yolu, eserleri köken ülke sınırları dışına çıkmadan koruyabilmekten geçiyor. İşte bu noktada ICOM Kırmızı Liste uygulaması büyük bir önem taşımaktadır. Öncelikle Kırmızı Liste'ye dair şu yanlış kanıyı düzeltmek isterim. Bu liste kaybolmuş eserlerin bir envanteri, iş işten geçtikten sonra hazırlanan bir kayıp listesi kesinlikle değildir. Kırmızı Liste, kaçakçılık riski yüksek eser türlerini tanımlayan ve kolluk kuvvetleri, gümrük birimleri, müze profesyonelleri ile sanat piyasası aktörleri için rehber görevi gören bir farkındalık aracıdır. 2000 yılından bugüne pek çok ülke için yayımlanmış ve kültür varlığı kaçakçılığını önlemede etkili sonuçlar doğurmuştur."
Bakan Ersoy, Türkiye için hazırlanan Kırmızı Liste'nin ICOM uzmanları ile müzecilerin birlikte yürüttüğü titiz bir çalışmanın ürünü olduğunu belirtti.
"HANGİ ESERLERİN DAHA FAZLA RİSK ALTINDA OLDUĞU ORTAYA KONDU"
Kaçakçılıkla Mücadele Dairesinin pek çok müzeyle yakın iş birliği içinde çalıştığını, doğru eserlerin listeye alındığından emin olmak için çeşitli kriterlerin gözetildiğini belirten Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kolluk kuvvetlerince en çok hangi eser tiplerinin yakalandığına, yurt dışında en sık hangi eserlerimizin tespit edildiğine dair analizler dikkate alınmış, böylece hangi eserlerin daha fazla risk altında olduğu ortaya konmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, Afyonkarahisar, Antalya, Çorum, Edirne, Erzurum Tunceli ve Van müzelerimiz ile İstanbul Türkiye Yazma Eserler Kurumumuz bu süreçte çok ciddi bir mesai ve emek sarf etmişlerdir. Görev alan değerli çalışma arkadaşlarımın her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Söz konusu müzelerimiz, Türkiye'nin bütün bölgelerini temsil eden ve kültürel çeşitliliğimizin en büyük güvencesi olan kurumlardır. Onların titiz çalışmaları sayesinde ICOM Kırmızı Liste-Türkiye yalnızca risk altındaki eser tiplerini ortaya koymakla kalmamış, aynı zamanda ülkemizin kültürel zenginliğini ve bölgesel çeşitliliğini de yansıtmıştır."
Ersoy, 2020 yılında kurulan Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi Başkanlığının uzman kadrolarıyla yalnızca operasyonel düzeyde değil, aynı zamanda halka yönelik farkındalık çalışmalarıyla da öne çıktığını ifade etti.
"SON BEŞ YILDA 900 BİNİ AŞKIN ESER, YURT DIŞINA ÇIKARILMADAN MÜZELERİMİZE KAZANDIRILDI"
Kültürel mirasın korunmasında her bireyin katkısının değerli olduğunu söyleyen Ersoy, şunları ifade etti:
"Mücadelemizde güvenlik güçlerimizin başarılı operasyonları da vazgeçilmez bir yer tutmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğümüzün Anadolu, Miras ve Define operasyonları, Jandarma Genel Komutanlığımızın kaçak kazılara karşı caydırıcı tedbirleri ve Gümrük Muhafaza Genel Müdürlüğümüzün sınır kapılarındaki etkin çalışmaları sayesinde son 5 yılda 900 bini aşkın eser, yurt dışına çıkarılmadan müzelerimize kazandırılmıştır. Kültür varlığı kaçakçılığı, doğası gereği uluslararası ve organize bir suçtur. Dolayısıyla bu suça karşı mücadelenin başarıya ulaşması için uluslararası işbirliğinin ve dayanışmanın tesis edilmesi şarttır. Bakanlığımız, ICOM, uluslararası meslektaşlarımız, kolluk kuvvetlerimiz ve kültür profesyonellerimiz olmak üzere bu ortak bilinçle bugün burada bir araya gelmiş olan bizler, kültür varlıklarının ait oldukları topraklarda korunması yönündeki ortak irademizi bir kez daha tüm dünyaya ilan ediyoruz. Birlikte bu mücadeleyi kazanacağımızdan şüphem yoktur."
Bakan Ersoy, finansmanı Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği tarafından sağlanan ve Amerikan Araştırma Enstitüsü Türkiye Ofisi aracılığıyla Bakanlığa aktarılan desteğin, bu projenin gerçekleşmesinde büyük rol oynadığını dile getirdi.
"ONLARI KORUMAK, İNSANLIĞIN ORTAK DEĞERLERİNİ KORUMAKTIR"
Kırmızı Liste'nin, kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede ülkeye olduğu kadar uluslararası topluma da ciddi katkılar sunacağını bildiren Ersoy, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Yürüttüğümüz işbirliklerinin herkese örnek olmasını temenni ediyorum. ICOM Kırmızı Liste-Türkiye'nin tanıtımı vesilesiyle bir aradayız ancak birlikteliğimiz bununla sınırlı kalmayacak. Bu toplantımızı da kapsayan ve iki gün sürecek olan zengin bir programa ev sahipliği yapıyoruz. İnanıyorum ki bu yoğun ve zengin içerik, hepimiz için hem teorik hem de pratik açıdan değerli bir öğrenme ve paylaşma fırsatı olacaktır. Kültür varlıklarının yalnızca geçmişimizin değil, kimliğimizin ve geleceğimizin de taşıyıcıları olduğunu hatırlatmak isterim. Farklı coğrafyalarda ve çağlarda üretilmiş olsalar da bizlere ortak bir hikayeyi hatırlatırlar. Onları korumak, insanlığın ortak değerlerini korumaktır."

Karahantepe'de 12 bin yık öncesine ait insan yüzlü dikili taş bulundu
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen Taş Tepeler Projesi kapsamında 2025 yılı kazı çalışmaları 10 ayrı alanda sürüyor. Bu alanlardan biri olan Karahantepe’de gerçekleştirilen son kazılarda, ilk kez insan yüzü betimli bir T biçimli dikilitaş gün yüzüne çıkarıldı.
12 bin yıl öncesinden gelen yüz
Göbeklitepe ve çevresinde bulunan T biçimli dikilitaşların üzerlerindeki kol ve el kabartmaları, uzun süredir bu taşların insanı sembolize ettiği düşüncesini güçlendiriyordu. Karahantepe’de ortaya çıkarılan bu yeni buluntu ise, ilk kez bir T biçimli dikilitaş üzerinde insan yüzünün işlenmiş olmasıyla Neolitik dönem araştırmalarında yeni bir dönüm noktası olarak nitelendiriliyor.
Dikilitaşın üst kısmında yer alan yüz betimi; keskin hatları, derin göz çukurları ve küt biçimli burnuyla Karahantepe’de daha önce bulunan insan heykelleriyle benzer bir üslup taşıyor. Bu keşif, Neolitik insanın yalnızca teknik ustalığını değil, kendini ifade etme biçimini ve soyut düşünme gücünü de ortaya koyuyor.
İnsanı sembolleştiren ilk anlatım
T biçimli dikilitaşların çatı taşıyıcısı olmanın ötesinde sembolik bir anlam taşıdığı uzun süredir kabul ediliyordu. Ancak bu keşifle birlikte, bu taşların yalnızca insanı temsil etmediği, ilk kez yüz hatlarıyla insanın kendisini doğrudan betimlediği de anlaşıldı.
Taş tepeler: İnsanlık tarihine açılan kapı
Yaklaşık 12 bin yıl öncesine uzanan Taş Tepeler Projesi, insanlığın yerleşik yaşama geçiş sürecini ve inanç dünyasındaki dönüşümünü belgeleyen en kapsamlı arkeolojik girişimlerden biri. Anadolu’nun güneydoğusunda yürütülen çalışmalar, insanlık tarihinin bilinen en erken dönemlerine dair yeni bilgiler sunmaya devam ediyor.

Ahmet Vefik Paşa Bursa Devlet Tiyatrosu binası 85 yıldır ayakta
Bursa'da 1937'de halkevi binası için düzenlenen mimarlık yarışmasını kazanan Türkiye'nin ilk kadın mimarlarından Münevver Belen'in 1940'ta tamamlanan eseri, 85 yıldır hizmet veriyor.
Kentin simge yapılarından olan bina, 12 yıl boyunca halkevi, halkevlerinin kapatılmasından sonra da halkın kültürel ihtiyaçlarına hizmet etmesi adına 1957'den bu yana Ahmet Vefik Paşa Bursa Devlet Tiyatrosu olarak kullanılıyor.
Cumhuriyet'in ilanından sonra Anadolu'da açılan ilk bölge tiyatrosu olan Bursa Devlet Tiyatrosu, hiç ara vermeden yüzlerce oyun ve binlerce temsille seyircilerini ağırlamaya devam ediyor.
Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tülin Vural Arslan, Bursa'nın merkezi olarak kabul edilen Heykel bölgesinin kültür mirası açısından oldukça önemli olduğunu söyledi.
Cumhuriyet'in ilanından sonra kentin merkezine hükümet konağı, halkevi binası ile Atatürk heykeli yapılmasına karar verildiğini belirten Arslan, yeni yönetim biçiminin yansımalarının mimari yapılarda da görüldüğünü dile getirdi.
Bursa'daki halkevi binası için 1937'de bir mimarlık yarışması düzenlendiğini ifade eden Arslan, şöyle konuştu:
"Avrupa'nın bugün çok daha medeni olarak bildiğimiz ülkelerinde daha kadınların seçme ve seçilme hakkı olmadan ülkemizde bir kadın mimarın yapısının inşası, son derece önemli. O dönemin en önemli mimarlık dergisi Arkitekt'te 5 mimarın yarışmaya katıldığı belirtiliyor. Yarışmada, Abidin Mortaş ve Münevver Belen'in projeleri birinci seçiliyor. Belen'in projesi uygulamaya geçiriliyor."
"Bu az sayıda kalmış yapılara hikayelerini bilerek sahip çıkmak önemlidir"
Yapının mimari özelliklerine değinen Arslan, şöyle devam etti:
"Bugün bu dış cephede gördüğümüz gibi bir mimarisi yok. Çok daha keskin geometrik hatlar. Yani dikdörtgenler prizmalarından oluşan çok daha keskin geometrik hatlı modernist yapısı var. O dönemin mimari akımlarına bakıldığında 'Bauhaus' oldukça etkili bir akım. Geleneksel motiflerin kullanılmıyor olması, aslında o yeni doğuşun, Cumhuriyet'in, yeni doğuşunun, yeni ideolojinin ortaya çıkışının, yeni kültürel iklimin ortaya çıkışının da aslında bir mimari yansıması o dönemde."
Yapının bir süre halkevi olarak kullanıldıktan sonra 1957'de Ahmet Vefik Paşa Bursa Devlet Tiyatrosu olarak hizmet vermeye başladığını anlatan Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Binanın halen ayakta olması ve ilk işlevine uygun yine bir kültürel mekan olarak kullanılması Bursa için çok önemli bir kazanım. Bir kadın mimar tarafından yapılmış olması, son derece gurur verici bir şey ve bu yapının korunması, son derece önemli. Nasıl insanların kimliklerini oluşturan unsurlar, geçmişten getirdikleri anılar ve onlarla birlikte kurdukları ilişkilerse kentler için de aynı şey geçerli. Kentlerin kimliklerini oluşturan, kentlerin kendilerine ait ruhu oluşturan tarihi ve kültürel yapılardır. İçlerinde anıların biriktiği, geçmişin izlerinin olduğu, hikayelerinin olduğu yapılardır. Onların gelecek kuşaklara aktarılması, kentin ruhunun aktarılmasının da ve kentlere sahip çıkılmasının da temel koşuludur. O yüzden Bursa'daki bu az sayıda kalmış yapılara hikayelerini bilerek, önemini bilerek sahip çıkmak, oldukça önemlidir."
"Türk tiyatrosuna dünya çapında birçok sanatçı yetiştirdi"
Bursa Devlet Tiyatrosu Müdürü Sezai Yılmaz da tiyatro binasında 2 sahne bulunduğunu ve binanın devlet tiyatrolarına tahsis edildiği günden bugüne hiç ara vermeden yüzlerce oyun sergilendiğini söyledi.
Devlet Tiyatroları kurulduktan sonra ilk hedefin Ankara'dan sonra Anadolu'ya yayılma politikası olduğunu dile getiren Yılmaz, "Burası Devlet Tiyatroları'nın Ankara'dan sonra açılan ilk bölge tiyatrosu. Anadolu'ya yayılma politikasıyla beraber ilk bölgesel tiyatro, Bursa'da açılıyor. Bursa Devlet Tiyatrosu, o günden bugüne kadar Türk tiyatrosuna dünya çapında birçok sanatçı yetiştirdi." ifadesini kullandı.
Yılmaz, binanın ilk açıldığı tarihlerde müdürlük için bir makam odası gerektiğini ve tiyatro yönetmeni Muhsin Ertuğrul'un dönemin müdürüne, kendi oturma grubunu hediye ettiğini dile getirerek, bu eşyaların odada özenle saklandığını anlattı.
Bursa Devlet Tiyatrosu'nda oyuncu olarak, ilk sahneye çıktığı zaman çok mutlu olduğunu belirten Yılmaz, şunları kaydetti:
"Burada oyun oynamak, her sanatçıyı çok mutlu eder. Her sanatçı geldiği zaman 70 yıla yakın süredir o repliklerin bir yerlerde sıkıştığını hisseder ve o ruhla oynar. Sahneye çıktığınızda sadece oynadığınız oyunu değil, geçmişe dair o yaşanmışlıkları, o ustaların kokularını, repliklerin fısıltılarını halen duyarsınız. Bu yüzden Ahmet Vefik Paşa Sahnesi'nde sahneye çıkıp oyunlar oynamak, ayrıcalıktır. Biz, bu bayrağı aldık, bugüne kadar getirdik. Bugünden sonrası için de büyük bir gurur ve onurla taşıyacağız. Türkiye'nin dört bir yanında hemen hemen her ilinde oyun oynamış biri olarak söyleyebilirim, buranın ruhu birçok sahnemizde maalesef yok. O da yaşanmışlıkla alakalı olsa gerek diye düşünüyorum."

Göbeklitepe'deki kazı çalışmalarında sona gelindi
Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda Taş Tepeler Projesi kapsamında bu yıl yapılan çalışmalarda, özellikle koruma çatısı altındaki alanlarda kazıların yanı sıra geniş kapsamlı bakım ve restorasyon faaliyetleri yürütüldü.
Geçmişi 12 bin yıl öncesine uzanan Göbeklitepe'de her yıl ortaya çıkarılan yeni buluntular, Neolitik Çağ'a dair yeni bilgiler veriyor.
İki yıl önce D yapısında bulunan gerçek boyutlu yaban domuzu heykelinin ardından bu sene de B ve D yapısı arasında baş ve gövdesi net şekilde ayırt edilen bir insan heykelinin keşfi, arkeoloji dünyasında ses getirdi.
Tarihi alanda bu sezon ayrıca C yapısındaki "T" şeklindeki sütunların yer aldığı bölgeyi çevreleyen yapı, kapsamlı şekilde onarıldı.
Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, bu yıl yaklaşık 5 ay süren kazılarda özellikle koruma çatısı altındaki alanlara yoğunlaştıklarını belirtti.
Özellikle koruma çatısı altında bulunan alanda yapılacak çok işlerinin olduğunu ifade eden Karul, arkeoloji dünyasının bölgeyi yakından takip ettiğini dile getirdi.
"C yapısına yoğunlaştık"
Bu yıl kazıların yılan, boğa, domuz gibi güçlü hayvan motiflerinin olduğu C yapısında yoğunlaştığını belirten Karul, şunları kaydetti:
"Göbeklitepe'de bu yıl çok kapsamlı kazı ve onarım çalışması gerçekleştirdik. Özellikle koruma çatısı altındaki kazılara devam ettik. Kuzey yamaçta daha önce kısmen açığa çıkarılmış kulübelerin bulunduğu yerde ve çevresinde kazılar yaptık. Göbeklitepe'deki yerleşimin farklı birimlerinin anlaşılmasına yönelik çalışmamız oldu. Koruma çatısı altındaki en büyük ve en gösterişli yapılardan birisi olan C yapısına yoğunlaştık. Bu yapının büyük oranda onarımını yaptık. Hem duvarlarının sağlamlaştırılmasını hem de dikili taşların birleştirilerek ayağa kaldırılması uygulamasını gerçekleştirdik. Bunun için önceki yıllarda da denemelerimiz vardı. Özellikle geçtiğimiz yıl aslanlı yapıda benzer bir çalışmayı yapmıştık. Bu yıl da C yapısı ile bu çalışmamızı sürdürdük. İleriki yıllarda da benzer çalışmalarımızı, öncelikle açığa çıkarılan yapılarda, bu tür sağlamlaştırma uygulamalarıyla sürdüreceğiz."

Balıkesir'de 3 bin yıllık tarih yeniden canlanıyor
Balıkesir’in Bandırma ilçesi sınırlarında, Manyas Gölü kıyısında yer alan Daskyleion Antik Kenti’nde yürütülen kazılarda, Lidyalılar tarafından inşa edilen 157 metrelik sur duvarı ortaya çıkarıldı.
Anadolu’nun farklı uygarlıklarının izlerini taşıyan antik kentteki bu bulgunun, bölge turizmine önemli katkı sağlaması bekleniyor.
KAZILAR 1954'TEN BERİ SÜRÜYOR
Geçmişi 3 bin yıl öncesine dayanan Daskyleion’da kazı çalışmaları ilk kez 1954 yılında başlatıldı.
Son yıllarda çalışmalar, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kaan İren başkanlığında yürütülüyor.
Bu yıl mart ayında başlayan kazılar, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Balıkesir Valiliği, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, Manyas Belediyesi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi desteğiyle devam ediyor.
LİDYA UYGARLIĞINDAN 2 BİN 700 YILLIK DUVAR
Geçen yıl yapılan kazılarda, Frig surunun doğusunda Lidyalılar tarafından andezit ve kireç taşından yapılmış yeni bir sur duvarı tespit edildi.
2 bin 700 yıllık bu savunma yapısının, kenti düşman saldırılarından koruma amacıyla inşa edildiği belirlendi.
Bu yılki kazılar da, 20 kişilik uzman ekibin çalışmalarıyla söz konusu alanda yoğunlaştırıldı.
BENZERİ GORDION'DA
Kazı ekibinin titizlikle yürüttüğü çalışmalarda ortaya çıkarılan surun, Ankara’nın Polatlı ilçesindeki Gordion Antik Kenti’nde görülen örneklere benzerlik gösterdiği belirtildi.
Görsel olarak oldukça etkileyici olduğu ifade edilen surun, bölge turizmine yeni bir değer kazandırması hedefleniyor.
"SURUN 72 METRESİ GÜN YÜZÜNE ÇIKARILDI"
Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Kaan İren, Lidya surunun 6,5 metre derinlikte korunduğunu ve 157 metreye kadar uzanma potansiyeli bulunduğunu açıkladı.
İren, “Geçen yıldan bu yana surun 72 metrelik bölümünü ortaya çıkardık. Şu anda Lidya suruna ait büyük bir kuleyi açığa çıkarma aşamasındayız. Çalışmalar bütçemiz el verdiği sürece devam edecek.” dedi.
"HEM SAVUNMA HEM DE DESTEK DUVARI
Surun yapısal özelliklerine de değinen İren, şu bilgileri paylaştı:
Bu sur, andezit ve kireç taşı bloklardan oluşuyor ve M.Ö. 7. yüzyıla tarihleniyor. Daskyleion bir Frig kenti olmasına rağmen o dönem Lidya kültürünün etkisi altındaydı.
Duvar, hem höyüğü çevreleyen bir savunma hattı hem de toprağın kaymasını önleyen bir destek yapısı görevi görüyor.
İren, surun 6,5 metrelik yüksekliğiyle sergileneceğini belirterek, “Ziyaretçiler Daskyleion’a geldiklerinde görkemli bir sur duvarıyla karşılaşacak. Bu hem görsel hem de turistik açıdan çok değerli bir manzara oluşturacak.” diye konuştu.
Prof. Dr. İren, Frig, Misya, Lidya, Pers, Makedonya, Doğu Roma ve Türk dönemlerine ait izlerin bulunduğu antik kentte çalışmaların süreceğini belirterek, “Her yeni kazı sezonunda Daskyleion’un geçmişine dair yeni sırları çözmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Van'da Garibin Tepe'de bulunan surlar, arkeologları heyecanlandırdı
Van kent merkezine 30, Ayanis Kalesi’ne ise 3 kilometre uzaklıkta bulunan Garibin Tepe’de bu yıl da arkeolojik kazı çalışmaları devam etti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle yürütülen kazılar, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı başkanlığında sürdürülüyor.
URARTU DÖNEMİNE AİT DUVARLAR GÜN YÜZÜNE ÇIKARILDI
2022 yılında bölgede yapılan izinsiz kazılar sırasında tespit edilen ve yerin 6–7 metre altında Urartu dönemine ait yapı kalıntılarının bulunduğu alanda çalışmalar bu yıl da yoğunlaştırıldı.
Kazı ekibi, alanın güney kesiminde iki ayrı noktada duvar kalıntılarına ulaştı.
İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince koruma altına alınan bölgede, geçen yıl aslan heykelinin bulunduğu noktanın yakınlarında ortaya çıkarılan bu duvarların, yerleşim alanının karakterine dair önemli ipuçları sunması bekleniyor.
"DUVAR RESİMLERİNİ KORUYACAĞIZ, KAZILAR ÇADIR ALTINDA SÜRECEK"
Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Işıklı, kaçak kazı sonrası başlatılan Garibin Tepe kazı ve koruma çalışmalarının devam ettiğini belirtti.
Işıklı, önceki yıllarda bölgede Urartu dönemine ait, dünyada eşi görülmemiş duvar resimleri bulduklarını hatırlatarak şunları söyledi:
Kuzey ve güney olmak üzere iki tepe alanı var. Kuzey tepede duvar resimlerinin bulunduğu mekanları, anıtsal kerpiç yapıları ve 20 büyük depolama pitosunun yer aldığı alanı ortaya çıkardık. Bu alanın üzerine büyük bir koruma çadırı kurulacak. Çadır altında kazı çalışmalarına devam edeceğiz çünkü duvar resimleri çok hassas; açık havada bırakmamız mümkün değil.
"GARİBİN TEPE, BİZİ SÜREKLİ ŞAŞIRTIYOR"
Geçen yıl bölgede Urartu sanatında benzeri bulunmayan aslan heykelleriyle karşılaştıklarını aktaran Işıklı, yeni bulguların heyecan verici olduğunu vurguladı:
Heykellerin bulunduğu tepelerin çevresinde devasa duvarlar var. Bu duvarların işlevini anlamak için kazıları genişlettik. Alanın kale mi, dini yapı mı, yoksa farklı bir yerleşim formu mu olduğunu çözmeye çalışıyoruz.
Büyük anıtsal teras duvarları veya bölgeyi çevreleyen güçlü surlar olabilir. Arkeoloji camiasında ve bölgedeki sanatseverlerde büyük bir merak uyandı. Biz de her gün yeni bir sürprizle karşılaşıyoruz.
"URARTU'NUN BÜYÜK YATIRIMININ SIRRINI ARIYORUZ"
Garibin Tepe’nin hala birçok gizemi barındırdığını söyleyen Prof. Dr. Işıklı, bölgenin Urartu krallığındaki önemine dikkat çekti:
Buradan Van Kalesi ve Van Gölü açıkça görülebiliyor. Başkente çok uzak değil ama bu kadar büyük sanatsal ve mimari yatırımın neden yapıldığını hâlâ bilmiyoruz. Dev pitoslar, aslan heykelleri, süslemeler ve duvar resimleriyle burası adeta krali bir merkez gibi görünüyor.
Ayanis Kalesi’ne bu kadar yakın mesafede ikinci bir yerleşim alanı yapılmasının nedeni ise henüz net değil. Kazılar ilerledikçe bu gizemi yavaş yavaş çözmeyi umuyoruz.

Söz ve Kalem Dergisi 13 yaşında
Dergi, Aksa Tufanı'nın ikinci yılına denk gelen 13'üncü yaşında "Siyonizmin Sefaleti: Aksa Tufanı Harekâtı" dosyası ile okurlarıyla buluştu.
Aksa Tufanı dosyası kapsamında; Gazze direnişini 7 Ekim'e hazırlayan süreçte neler oldu? Aksa Tufanı Harekâtının Müslüman toplumlar üzerindeki etkisi, Aksa Tufanı Harekâtının Batı toplumları üzerindeki etkisi, İslam'da galibiyetin ölçüsü, dünü, bugünü ve yarını ile Filistin direnişinin pusulası, Aksa Tufanı Harekâtının şehit liderlerinin özetle biyografisi, Gazze halkının sarsılmaz direnci, direnişi ve dirilişi ile bir insanlık dışı ideoloji: soykırımcı siyonist düşünce başlıkları ele alındı.
![]()
Dosya konusu olan Aksa Tufanı'nın yanı sıra dergide; tarihten kareler, biyografi, bilim-teknoloji, soru-cevap, kütüphaneden notlar, makale, şiir ve denemeye dair önemli yazılar yer alıyor.
Dergi ile birlikte bu ay okuyuculara Aksa Tufanı Harekâtında şehid olan liderlerin fotoğraflarının basılı olduğu bir poster de hediye ediliyor.

Van’da Urartulara ait 76 küp gün yüzüne çıkarıldı
Van’ın İpekyolu ilçesindeki Erek Dağı eteklerinde bulunan Kevenli Kalesi’nde geçen yıl başlatılan arkeolojik kazılar, bu yıl da devam etti. Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle, Van Müzesi başkanlığında ve Iğdır Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Rıfat Kuvanç’ın bilimsel danışmanlığında yürütülen çalışmalara arkeolog, sanat tarihçisi ve restoratörlerden oluşan uzman ekip katıldı.
ÇİVİ YAZILI 76 PİTHOS BULUNDU
Kale kalıntısının güney kısmında yoğunlaştırılan çalışmalarda, Urartular döneminde yağ, tahıl ve içeceklerin depolandığı çivi yazılı 76 pithos (küp) ortaya çıkarıldı. Alanın, dönemin tahıl ve içecek ambarı olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca kaleye sıvı iletimi sağlamak için kullanılan pişmiş toprak künk sistemine ait parçalar da bulundu.
"VAN'DAKİ EN BÜYÜK DEPO MERKEZİ"
Doç. Dr. Rıfat Kuvanç, bu yıl depo alanında çok sayıda yeni pithosla karşılaştıklarını belirterek şunları söyledi:
Şimdiye kadar 76 pithos tespit ettik. Kevenli Kalesi küçük bir kale olmasına rağmen depolama kapasitesi oldukça yüksek. Van Ovası’ndaki tarımsal ürünlerin depolandığı bir merkez gibi görünüyor. Burası Van için şu ana kadarki en büyük depo merkezi diyebiliriz.
ANTİK DNA ÇALIŞMALARI: SINIRLI SAYIDA TOHUM BULUNDU
Kazı ekibi, bu yıl özellikle arkeobotanik incelemelere ağırlık verdi. Deneme amaçlı açılan bir pithosta sınırlı sayıda tohum bulundu. Diğer pithoslarda da tarımsal kalıntıların araştırılacağı belirtildi. Pithosların üzerinde yer alan çivi yazılı işaretler, depolanan ürünlerin hacimleri hakkında bilgi veriyor.
DUVAR RESİMLERİ VE KÜNK SİSTEMİ
Kazılarda, kerpiç blokların üzerinde siyah ve kırmızı renkte duvar resimleri de ortaya çıkarıldı. Bu buluntular, Kevenli Kalesi’nin renkli duvarlarla süslenmiş önemli bir merkez olduğunu gösteriyor. Ayrıca Ayanis Kalesi’nde görülen künk sistemine benzer bir yapıya ait izlere rastlandı. Ağzı kırılmış bir künk bulundu ancak hattın nasıl devam ettiği henüz belirlenemedi.
URARTU SERAMİKLERİ ARASINDA ASLAN FİGÜRÜ
Kazı çalışmalarında Urartular dönemine ait saray seramikleri de bulundu. Kırmızı renkli bir seramik üzerinde aslan figürü işlendiği tespit edildi.

Ankara Devlet Tiyatrosu çocuk oyunu "Kış"ın prömiyerini yapacak
Devlet Tiyatroları Akün Sahnesi'nde sahnelenecek oyun, çocuklara mevsimlerin değişimini ve doğanın döngüsünü ilgi çekici bir dille aktarmayı amaçlıyor.
Mevsim geçişleri, kışın gelişi ve bu sürecin insanların hayatına kattığı anlamlar, sahnede görsel ve müzikal ögelerle zenginleştirilerek çocukların hayal gücüne hitap eden bir biçimde sunuluyor.
Geçen yıl Devlet Tiyatroları sahnesinde ilk kez "Yaşam Döngüsü" adlı oyunu sahneleyen İspanyol yönetmen Anna Ros, prova öncesi değerlendirmelerde bulundu.
"Kış, insanın içine döndüğü bir zaman"
Ros, ikinci kez Ankara'da çalıştığını belirterek, "Bu defa çalışma süreci benim için çok daha rahat geçti. Ankara Devlet Tiyatrosunun çalışma düzenini artık biliyorum. İlk gelişimde her şey yeniydi ama şimdi çok daha konforlu hissettim." dedi.
Bu oyunun mevsimleri konu alan "Mini Dört Mevsim" adlı projenin ilk parçası olduğunu dile getiren Ros, şunları kaydetti:
"Proje 6 yıl sürecek ve 4 oyundan oluşacak. İlk oyunu kıştan başlattım çünkü benim en sevdiğim mevsim. Sonra, 'Çocuklara kışı nasıl anlatabilirim, her mevsimin ruhu nedir, bunu nasıl ifade edebilirim?' diye düşündüm. İşte bu, projeye başlarken çıkış noktam oldu. Ben hep böyle çalışırım. Önce oyunun yapısını, en önemli noktasının ne olduğunu ve kışın ruhunu nerede bulabileceğimi düşündüm."
Kış mevsiminin insan hayatında içe dönme ve yenilenme dönemi olduğunu belirten Ros, kışın, insanların kendilerini dinleyip düşüncelerini toparladığını, yaratıcılıklarını beslediğini ve baharla birlikte yeniden doğarak dış dünyaya açıldıklarını ifade etti.
Ros, sonbahar ve kışın yavaşlama ve içe dönme, ilkbahar ve yazın ise dışa açılma mevsimleri olarak hayatın farklı döngülerini temsil ettiğini söyledi.
"Seyirci için boş bir sayfa gibi"
Anna Ros, prova sürecine ilişkin de "Yaratıcı süreçlerde her zaman bir koşuşturma olur ama genel olarak provalar iyiydi." dedi.
Seyirciyle buluşacak olmanın heyecanını da paylaşan Ros, "Geçen yıl sahnelediğimiz 'Yaşam Döngüsü' çok beğenildi. Seyircinin neleri sevdiğini artık biraz daha biliyorum. Bu yüzden daha sakinim. Eminim 'Kış' da böyle olacak. Çünkü bu oyun, seyircinin kendi hayal gücüne göre şekillendirebileceği bir alan sunuyor. Seyirci için boş bir sayfa gibi. Herkes kendi hayal gücüne göre o sayfayı doldurabilir, sahnede gördüklerinden istediği anlamı çıkarabilir." ifadelerini kullandı.
İkinci kez Ankara'da çalışmaktan mutluluk duyduğunu belirten Ros, ilerleyen yıllarda projenin "İlkbahar" oyununu da sahnelemeyi umduğunu sözlerine ekledi.
"Kış" oyunu, bugün saat 13.00'te Akün Sahnesi'nde minik izleyicilerle buluşacak.

Müze ve ören yerleri 9 milyar 432 milyon lira kazandırdı
Farklı illerde yeni müzelerin açılması, "MüzeKart" uygulaması ve diğer teknolojilerin hayata geçirilmesi, gece müzeciliğinin yaygınlaşması ve yurt dışına kaçırılan birçok eserin ülkeye getirilmesiyle Türkiye'de müze ve ören yerlerinde hareketlilik her geçen yıl artıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden derlediği bilgilere göre, geçen yıl ülkedeki müze sayısı 636'ya, müze ve ören yeri ziyaretçi sayısı ise 61 milyon 687 bin 726'ya ulaştı.
Artan müze ve müze ziyaretçi sayılarına paralel olarak Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı ücretli müze ve ören yerleri ziyaretlerinden elde edilen gelir son 5 yılda toplam 9 milyar lirayı aştı.
Salgının etkileri aşıldı, gelirler arttı
Kovid-19 salgının yaşandığı 2020 ve 2021 yıllarında müze ve ören yerleri ziyaretlerinden elde edilen gelir önceki yılların altında kaldı.
Söz konusu ziyaretlerde 2019'da 744 milyon 235 bin 981 lira olarak hesaplanan gelirler, ülkeler ve şehirlerarası seyahatlerinin sınırlandırılmasıyla 2020'de 169 milyon 308 bin 387 liraya geriledi.
Gelirler 2021'de bir önceki yıla göre artarak 362 milyon 270 bin 93 liraya ulaşsa da salgın öncesi dönemin altında kaldı.
Kovid-19 salgınının ulaşım üzerindeki etkilerinin kalkmasıyla 2022'de gelirler, 1 milyar 76 milyon 7 bin 587 liraya ulaştı.
Bir sonraki yıl 2 milyar 666 milyon 691 bin 663 lira olan Bakanlığa bağlı ücretli müze ve ören yerleri ziyaretlerinden elde edilen gelir toplamı, geçen yıl ise 5 milyar 158 milyon 308 bin 599 lirayı buldu.
Böylece 2020-2024 dönemini kapsayan 5 yılda gelirler 9 milyar 432 milyon 586 bin 329 lira oldu.
"MüzeKart" satışları da arttı
Bakanlık tarafından satılan "MüzeKart" sayısı da bu dönemde büyük bir artış gösterdi.
Salgın etkisinin yaşandığı 2020'de 758 bin 509 kart satılırken, bu sayı geçen yıl 5 milyon 964 bin 575'e çıktı. 2020-2024'ü kapsayan 5 yıllık dönemde satılan kart sayısı ise 15 milyon 667 bin 7 oldu.

Fırtına, Pterosaurların sonunu getirdi! 150 milyon yıl sonra gün yüzüne çıktı
Milyonlarca yıl boyunca kayalara hapsolan küçücük kemikler, sonunda trajik hikâyelerini açığa çıkardı. Almanya’nın güneyindeki Solnhofen kireçtaşlarında bulunan 150 milyon yıllık iki pterosaur yavrusunun, şiddetli bir fırtına sırasında hayatını kaybettiği anlaşıldı.
Leicester Üniversitesi’nden paleontolog Rab Smyth, “Pterosaur kemikleri son derece ince ve hafifti. Uçuş için mükemmel ama fosilleşme için neredeyse imkânsız bir yapı. Böylesine narin kemiklerin korunması zaten mucizeyken, ölüm şekillerinin de anlaşılabilmesi olağanüstü bir durum” dedi.
Araştırmaya göre, “Lucky I” ve “Lucky II” olarak adlandırılan bu iki yavru, fırtınanın sert rüzgârlarıyla kanat kemikleri kırıldıktan sonra lagüne sürüklendi. Çalkalanan sularda dibe çöken minik bedenleri hızla tortularla örtüldü ve milyonlarca yıl boyunca neredeyse hiç bozulmadan günümüze ulaştı.
![]()
Fosillerin bulunduğu bölgede daha çok yavru pterosaur kalıntılarının görülmesi de bu senaryoyu destekliyor. Uzmanlara göre yetişkinler güçlü oldukları için fırtınalardan sağ çıkabiliyordu, ancak yavrular hayatta kalamıyordu. Bu durum, Solnhofen’de neden çoğunlukla genç bireylerin fosillerine rastlandığını da açıklıyor.
Smyth, “Uzun yıllar boyunca bu lagünlerin küçük pterosaurlarla dolu olduğu düşünülüyordu. Oysa gerçek çok farklı: Bunların çoğu yakın adalarda yaşayan deneyimsiz yavrulardı ve şiddetli fırtınalara yakalanarak trajik bir sonla karşılaştılar” diye ekledi.

Altın Portakal’da ustalara saygı

Arslantepe Höyüğü'nde 3 bin yıllık fırın bulundu
Malatya'da yer alan Arslantepe Höyüğü Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Francesca Balossi Restelli, bu yılki çalışmaların ağustos ayında başladığını ve höyüğün kuzeyinde yoğunlaştığını söyledi.
Kazılarda et pişirmek için yüzeyin altında tandıra benzer fırın bulduklarını ifade eden Restelli, 2022'de de aynı bölgede benzer yapılarla karşılaştıklarını dile getirdi.
Yemek tarihine ışık tutacak önemli bulgular ortaya çıkardıkları için heyecanlı olduklarını belirten Restelli, şunları ifade etti:
"Geç Hitit dönemine ait bir binanın içinde 2 tandır benzeri yapı bulduk ancak bunların normal tandır olmadığını fark ettik çünkü zeminin altına yerleştirilmişlerdi. İçlerinde pişmiş toprakla yapılmış ocak ayakları ve çok sayıda hayvan kemiği bulduk. Bu bize bu fırınların ekmek için değil, yemek pişirmek için kullanıldığını gösterdi. Bu yıl üçüncü bir örneği ortaya çıkardık. Milattan önce 1100-1000 yıllarına tarihleniyor."
Kağıt kebabına benzer yöntem
Restelli, söz konusu fırınların et yemekleri pişirmek için kullanıldığını dile getirerek, "Bence tam kağıt kebabına benzer bir yöntemdi. Eti içine koyuyor, pişmiş toprak kapakla kapatıyor, saatlerce hatta tüm gece pişiriyorlardı." dedi.
O dönemle bugünün yemek kültürü arasında dikkati çekici benzerlikler bulunduğunu söyleyen Restelli, "Malatyalı şefleri buraya davet ediyorum. Çünkü burada çok yakın bir yemek kültürü var. Kazı yaptığımız yerle bugünkü hayat arasında net bağlantılar bulunuyor. Bu da oldukça önemli." diye konuştu.

Kayseri ilk kez Kültür Yolu'nda! Sanat müzik ve lezzet şöleni
İnsanlık tarihinde kanlı sayfa! 6.000 yıl önce halka açık işkenceler
Fransa’nın Alsace bölgesinde, Achenheim ve Bergheim’deki iki çukurda bulunan 14 iskelet ve çok sayıda kesilmiş sol kol, Neolitik dönemde savaş sonrası işkencelerin halka açık gösterilerle yapıldığını ortaya çıkardı.
KOLLAR SAVAŞ GANİMETİ, İSKELETLER RİTÜEL KURBAN
Yaklaşık MÖ 4300–4150’e tarihlenen kalıntılar, bölgedeki savaş ve istilalar sırasında düşmanların kollarının ganimet olarak alındığını, esirlerin ise köy merkezinde işkence edilerek öldürüldüğünü gösteriyor. Araştırmacılara göre, bu vahşet “düşmanı aşağılamak” ve “toplumsal birliği güçlendirmek” amacıyla gerçekleştirilmiş olabilir.
Arkeolog Teresa Fernández-Crespo, bazı iskeletlerde kaçmayı engellemek için bacakların kırıldığını, vücutların darbe izleriyle dolu olduğunu, hatta bazılarında delik izleri bulunduğunu belirtti. Bu deliklerin, cesetlerin işkence sonrası sergilenmek üzere yapıya asıldığını gösterdiği düşünülüyor.
KESİLEN KOLLAR SAKLANMIŞ OLABİLİR
İzotop analizleri, kesilmiş kolların kuzey Alsace’den gelen istilacılara ait olduğunu, tüm iskeletlerin ise muhtemelen güney Alsace kökenli olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmacılar, kesilmiş kolların “kurutulmuş ya da tütsülenmiş” şekilde uzun süre sergilenmiş olabileceğini öne sürüyor.
KURBAN MI, TANRILARA SUNU MU?
Bu toplu işkenceler, hem düşmanı aşağılamanın hem de “atalara ya da tanrılara sunulan adak” ritüelinin parçası olabilir. Alternatif olarak, hayatta kalanların köle olarak tutulduğu ya da ölenlerin yerine ailelere evlatlık verildiği de düşünülüyor.
Oxford Üniversitesi’nden arkeolog Rick Schulting, “Bu bulgular, şiddetin sadece savaş değil; aynı zamanda bir gösteri, hafıza ve üstünlük ifadesi olarak kullanıldığını kanıtlıyor,” dedi.
TARİHİN TEKRARI
Araştırmacılar, bu uygulamaların sonunda ironik bir döngü yaşandığını da belirtiyor: Zamanla işkenceyi yapanlar da başka topluluklar tarafından aynı kaderi paylaşarak tarihten silindi.

-
Diriliş Postası
- Dilde, Fikirde, İşte Birlik Türk Dünyası Edebiyat Ödülleri 26 Eylül'de sahiplerini bulacak
Dilde, Fikirde, İşte Birlik Türk Dünyası Edebiyat Ödülleri 26 Eylül'de sahiplerini bulacak
Türk Dil Kurumu, İsmail Gaspıralı'nın “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” ülküsü etrafında Türkçeyi korumak, geliştirmek ve daha yaygın hâle getirmek için Türk dili üzerindeki araştırmalarını sürdürüyor.
“Ortak Türk Alfabesi”nin geliştirilmesi, Türk halkları arasında karşılıklı anlayış ve iş birliğinin teşvik edilmesi için de çok yönlü çalışmalar yürüten Türk Dil Kurumu, Türk dünyası ortak alfabesinin uygulamaya geçirilmesi yönündeki tarihî adımlarda her zaman yer aldı.
Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk Dil Kurumu iş birliği ile 2022 yılından bu yana gelenek hâline getirilerek Türk dünyasının edebiyat vasıtasıyla bir araya gelmesine vesile olan “Dilde, Fikirde, İşte Birlik Türk Dünyası Edebiyat (Çocuk Edebiyatı) Ödülleri” bu yıl, 26 Eylül 2025 tarihinde Dil Bayramı’nın 93. yıl dönümünde sahiplerine takdim edilecek.
Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım’ın riyasetleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı BE Prof. Dr. Derya Örs’ün katılımları ve Türk Dil Kurumunun öncülüğünde düzenlenen ödül töreni, Atatürk Kültür, Dil ve Yüksek Kurumunun Bilkent Yerleşkesi’nde gerçekleşecek.
Törenin açış konuşmaları, Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı BE Prof. Dr. Derya Örs ile Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Osman Mert tarafından yapılacak.
Türkiye’den ve yurt dışından ilgili kurum ve kuruluşlarca önerilen aday isimler, Türk Dil Kurumu Bilim Kurulu Üyesi, Türk Dil Kurumu Haberleşme Üyesi ve alanında temayüz etmiş bilim adamlarından oluşan seçici kurullar tarafından değerlendirildi.
“Dilde, Fikirde, İşte Birlik Türk Dünyası Edebiyat (Çocuk Edebiyatı) Ödülleri”nin; Azerbaycan’dan Prof. Dr. Zahid Halil’e, Kazakistan’dan Saule Dosjan’a, Kırgızistan’dan Prof. Dr. Sulayman Rısbayev’a, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Şirin Zaferyıldızı Zaimağaoğlu ve Özbekistan’dan Mir’aziz Azam

İki büyük sinema koleksiyonu koruma altına alındı
Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Atatürk dönemine uzanan nitrat tabanlı film koleksiyonu ile Prof. Dr. Sami Şekeroğlu tarafından kurulan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Sinema-TV Merkezi Koleksiyonu, artık uluslararası standartlara sahip özel arşivlerde muhafaza ediliyor.
MSGSÜ'nün Beşiktaş Balmumcu yerleşkesinde uzun yıllardır saklanan Prof. Sami Şekeroğlu Koleksiyonu'nun, yapılan incelemelerde içinde bulunduğu yapının yüksek deprem riski taşıdığının saptanması üzerine taşınmasına karar verildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile MSGSÜ işbirliğinde gerçekleştirilen çalışmayla yaklaşık 10 bin film, üniversitenin Bomonti Kampüsü'nde inşa edilen, iklimlendirme sistemleriyle donatılmış modern arşiv merkezine taşındı.
![]()
BAKANLIK KOLEKSİYONU ÖZEL ARŞİV MERKEZİNDE
Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığına ait Osmanlı, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk döneminden kalan nitrat tabanlı film koleksiyonu, Atatürk'ün doğumunun 100. yılı kutlamaları kapsamında bir araya getirilen Osmanlı, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk dönemi filmleri ile Türk sinema tarihine ait filmleri de kapsıyor.
Bu değerli arşivin de Genelkurmay Başkanlığı Görsel Yapım ve Foto Film Merkezi Komutanlığı bünyesinde Bakanlık tarafından kurulan özel arşiv merkezine taşınma işlemleri gerçekleştirildi.
Bu filmler hem nitrat tabanlı olarak korunuyor hem de dijitalleştirilerek çağın gerektirdiği biçimde geleceğe taşınıyor. Bakanlık, eserleri düzenli olarak denetleyerek "filmmirasim.ktb.gov.tr" adresi ve "YouTube/Sine_Resmi" kanalı üzerinden kamuoyunun erişimine sunuyor.
Türk sinema tarihinin en değerli filmleri, bugün güvenli arşivlerde, yarın ise gelecek kuşakların kültürel mirası olarak varlığını sürdürecek.

Pasifik’in dibinde dev bir şehir! Kunlun keşfedildi
Pasifik Okyanusu’nun derinliklerinde insanlı bir araçla yapılan keşif, bilim dünyasını şaşkına çevirdi. Papua Yeni Gine’nin kuzeydoğusunda bulunan ve “Kunlun Hidrotermal Alanı” adı verilen bu devasa oluşum, Atlantik Okyanusu’ndaki ünlü “Kayıp Şehir”i gölgede bırakıyor. Yaklaşık 11,1 kilometrekarelik alana yayılan Kunlun, şimdiye dek bilinen en büyük hidrotermal alan olarak kayıtlara geçti.
KAYIP ŞEHİR’DEN DAHA BÜYÜK
2000 yılında Atlantik’te keşfedilen “Kayıp Şehir”, uzun yıllar boyunca bilinen en büyük hidrotermal alan olarak kabul ediliyordu. Ancak Laoshan Laboratuvarı ve Çin Bilimler Akademisi araştırmacıları tarafından keşfedilen Kunlun, büyüklüğüyle bu unvanı elinden aldı.
Kunlun, 20’den fazla hidrotermal bacadan çıkan hidrojen açısından zengin sıvılarla çevrili. Sıcaklığı 40°C’nin altında seyreden bu akış, yaşamın milyarlarca yıl önce Dünya’da başladığı “ilkel çorbalara” benzetiliyor.
YAŞAMIN KÖKENİNE AÇILAN PENCERE
Araştırmayı yürüten jeokimyacı Weidong Sun, Kunlun’un ekolojik açıdan büyüleyici olduğunu belirtiyor:
“Karidesler, ıstakozlar, deniz anemonları ve tüp kurtları gibi zengin bir derin deniz yaşamı gözlemledik. Bu türlerin çoğu hidrojen temelli kemosenteze dayanıyor olabilir.”
Bilim insanlarına göre Kunlun’un sunduğu istikrarlı jeolojik yapı, yaşamın evrimleşmesi için Kayıp Şehir’den bile daha uygun bir ortam sağlıyor olabilir.
JEOLOJİK MEKANİZMA VE ENERJİ POTANSİYELİ
Kunlun’daki oluşumlar, deniz suyunun Dünya’nın mantosuna sızarak kayaçlarla etkileşime girmesiyle ortaya çıkıyor. Bu süreçte açığa çıkan hidrojen, zamanla birikerek patlamalara ve dev kraterlerin oluşmasına yol açıyor.
Araştırmacılar Kunlun’un, Dünya’daki hidrojen akışının %8’ine kadarını tek başına sağlayabileceğini hesaplıyor. Bu oran, burayı sadece bilimsel değil, aynı zamanda enerji kaynağı araştırmaları için de “ideal bir hedef” haline getiriyor.
GELECEĞİN KEŞİFLERİ İÇİN BİR İŞARET
Kunlun, sıradışı büyüklüğü ve konumuyla mevcut jeolojik teorilere de meydan okuyor. Şimdiye kadar hidrojen açısından zengin bacalar genellikle levha sınırlarında keşfedilmişti. Ancak Kunlun, bu sınırların 80 kilometre batısında, Carolina Plakası içinde yer alıyor.
Bilim insanları, Kunlun gibi daha birçok “denizaltı metropolünün” okyanusların karanlık derinliklerinde keşfedilmeyi beklediğini düşünüyor.

Muğla Phoenix Antik Kenti'ndeki kazılarda yeni keşifler
Muğla'nın Marmaris ilçesindeki Phoenix Antik Kenti'nde 2025 yılı kazı çalışmalarının tamamlandığı bildirildi.
Söğüt Mahallesi sınırlarındaki antik Thyssanous'ta yürütülmesi planlanan yüzey araştırmaları ve Phoenix'te yapılacak sistematik kazılarla sürmesi planlanan çalışmalar için Proje Başkanı Dr. Asil Yaman ve ekibi aktif rol oynadı.
Marmaris Ticaret Odasından (MTO) yapılan açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle MTO'nun katkıları ile Tarihi Phoenix Arkeoloji Derneği ve SÖKTAŞ'ın destekleriyle sürdürülen arkeolojik araştırma ve belgeleme çalışmaları bu yıl antik kentin kuzey ve batı kırsalında sürdürüldü.
YÖREYE AİT ÖLÜ GÖMME GELENEKLERİ HAKKINDA BİLGİ EDİNİLDİ
Çalışmalar kapsamında, Bozburun Yarımadası'na özgü basamaklı piramidal mezarlar ve ilk kez tespit edilen Erken Demir Çağ tümülüsü ile yöreye ait ölü gömme gelenekleri hakkında bilgiler elde edildi.
MİLATTAN ÖNCE DÖRDÜNCÜ YÜZYILA AİT ZEYTİNYAĞI YAPIMININ İZLERİ
Milattan önce 4. yüzyıla ait çiftlikler ve zeytinyağı işlikleri bölgenin tarımsal yaşamını ortaya çıkardı.
ANITSAL ÇEŞME BULUNDU
Ayrıca bu yıl belgelenen su kaynağı kıyısındaki Nymphaion (anıtsal çeşme) ile Bizans dönemine ait yeni kilise ve şapeller Phoenix'in çok katmanlı kültürel mirasına dair önemli bulgular arasında yer alıyor.

Göbeklitepe'den daha eskisi çıktı: Bakın neler bulundu
Eyyübiye ilçesi kırsalındaki Payamlı Mahallesi'nde bulunan Mendik Tepe, Çakmak Tepe Kazı Başkanı Fatma Şahin tarafından keşfedildi.
Liverpool Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Douglas Baird başkanlığında, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi işbirliği ve İngiliz Arkeoloji Enstitüsü desteğiyle 2024'te başlatılan kazılar bu yıl da sürüyor.
Prof. Dr. Douglas Baird, alanda farklı boyutlarda yapılar ortaya çıkarıldığını belirterek, bunların işlevlerini anlamaya çalıştıklarını söyledi.
![]()
Bölgede kazıların titizlikle yürütüldüğünü belirten Baird, şunları kaydetti:
"Geçen yıl açtığımız kazılarda birçok bina ortaya çıktı. Bunların bazıları büyük, bazıları küçük. Bu yıl, bu farklılıkların nedenlerini anlamaya çalışacağız. Küçük yapılar depolama ya da yemek hazırlama gibi özel işler için mi kullanıldı? Dört-beş metrelik olanlar konut olabilir mi? Daha büyük olanlar ise konut mu yoksa ritüellerin düzenlendiği özel yapılar mıydı? Özellikle bir açmadaki büyük binanın sağlam ve özenli taş işçiliği dikkat çekiyor. Bu da yapının ritüel amaçlı olma ihtimalini güçlendiriyor."
![]()
Mendik Tepe'nin Neolotik Dönemin en başlarına tarihlendiğini düşündüklerine dikkati çeken Baird, şöyle devam etti:
"Burası Göbeklitepe ve Karahantepe gibi Taş Tepeler Projesi'nde olan diğer yerleşmelerle ilişkili ama onlardan biraz daha eski bir yerleşme olma ihtimali var. Neolotik dönemin en başlarına tarihlendiğini düşünüyoruz. Bu çalışmalar, hem Taş Tepeler Projesi'nin gelişimini hem de Neolitik dönemin nasıl başladığını ve geliştiğini anlamaya katkı sağlıyor. İnsanların yerleşik yaşama geçiş süreciyle ilgili veriler değerlendirilecek. Proje kapsamında, Fatma Şahin'in kazdığı ve buraya yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta bulunan Çakmak Tepe'de de benzer tarihlere rastlanıyor ve her iki alanın, diğer taş tepe yerleşimlerinden biraz daha eski olabileceği görülüyor. Göbeklitepe ve Karahantepe'deki gibi büyük "T" biçimli dikili taşlar yerine, burada "T" biçimli olmayan ancak dikili taşlara rastlanması, yerleşime özgü farklı bir özellik sunuyor."

Keçiören'de müzik şöleni: KEÇMEK yıl sonu konseri!

İstanbul’da bu hafta birçok etkinlik sanatseverlerle buluşacak
AA
İSTANBUL (AA) – Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) 13 Haziran’da “Bir Taşın Hafızası” tiyatrosu ve “Destanların Dansı” dans gösterisi, 15 Haziran’da ise “Bulaşıkçılar” oyunu izleyiciye sunulacak.
“Kel Diva” oyunu 11 Haziran’da Zorlu PSM’de tiyatroseverlerle buluşacak.
İstanbul Dijital Sanat Festivali 11-15 Haziran’da yapılacak
Teknolojinin dönüştürücü gücüyle sanatın ilham verici dünyasını buluşturan İstanbul Dijital Sanat Festivali (IDAF), 11-15 Haziran’da sanatseverlerle buluşacak.
Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle düzenlenen festival, dijital sanatlar alanında yurt içinden ve dışından önemli isimleri sanatseverlerle bir araya getirecek.
Ön gösterimini Paris’te yapan ve Türkiye’nin uluslararası düzenlenen ilk ve tek dijital sanat festivali olan IDAF, “Connecting” (Bağlanıyor) temasıyla gerçekleştirilecek.
Festivalde, dijital sanatlar alanında ulusal ve uluslararası 80 sanatçının eserleri sergilenecek, ayrıca çocuk ve gençlik atölyeleri, tiyatrolar, dijital şovlar, robot gösterileri, paneller, görsel ve işitsel performanslar düzenlenecek.
Konserler
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda (CRR) 13 Haziran’da “Orbi”, 15 Haziran’da “CRR Türk Müziği Topluluğu” konserleri gerçekleşecek.
AKM’de 11 Haziran’da “Tekfen Filarmoni Orkestrası & Bulgaristan Ulusal Filarmoni Korosu”, 14 Haziran’da “Camerata Salzburg & Fazıl Say” ve “Yurdal Tokcan’ın Hicaz Meydan Faslı”, 15 Haziran’da ise Milli Kurtuluş Gününde Azerbaycan’a Armağan Karcığar Faslı ve Azeri Türküler” konserleri müzikseverlerin beğenisine sunulacak.
Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde bugün Serdar Ortaç, 11 Haziran’da Alan Parsons, 12 Haziran’da Ajda Pekkan, 13 Haziran’da Erdal Erzincan, Erkan Oğur, İsmail Hakkı Demircioğlu ve Tolga Sağ, 14-15 Haziran’da Semicenk konser verecek.
“Pera Klasikleri: Viyana’dan Ezgiler-Der Wiener Kontrabass” konseri 14 Haziran’da Pera Müzesi’nde düzenlenecek.
“Gökhan Özen 25. Yıl Konseri” 14 Haziran’da BtcTurk Vadi Açıkhava’da izleyiciyle buluşacak.
Sergiler
Sanatçı Aylin Eskinazi’nin “Saklambaç Oynarken” adlı kişisel sergisi 12 Haziran’da Yapı Kredi bomontiada Galeri’de açılacak.
Ressam Ömer Onay’ın “Yitik Alemler”, “Zamandan Önce” ve “Noktrün” serilerini bir araya getirdiği “Bilinç Akışı” sergisi, 19 Haziran’da Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Çok Amaçlı Salon’da sanatseverlerle buluşacak.
Tapu ve Kadastro Arşiv Dairesinin zengin koleksiyonlarından uzmanlarca derlenen “Toprağın Hafızası” sergisi, Büyük Çamlıca Camisi Sergi Salonu’nda sanatseverleri ağırlıyor.
Akademisyen ve fotoğraf sanatçısı Dr. Nevzat Yıldırım’ın, şehrin ikonik özellikli tarihi yapılarına odaklanan “İstanbul’u Sevmek” sergisi izlenime sunuldu.
Hattat Savaş Çevik’in öğrencilerinin Ma’kıli türünde hat eserlerine yer verilen “Mizan” sergisi, İstanbul Tasarım Merkezi’nde görülebiliyor.
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Bilim Tarihi Bölümü, Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Enstitüsü ve Science and Innovation Platformunun katkılarıyla hazırlanan “İslam Bilim Tarihi” sergisi, FSMVÜ Fatih Yerleşkesi’nde açıldı.
Rauf Tuncer’in resim, serigrafi ve gravür sergisi “Otağ”, Fatih Belediyesi Nusret Çolpan Sanat Galerisi’nde kapılarını açtı.
Pera Müzesi’nin kuruluşunun 20. yılına özel hazırlanan “Sıradışı Minas: Kütahya Çini ve Seramiklerinde Esin ve Yeniliğin Hikayesi” sergisi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde sanatseverlerle buluştu.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Silahtarağa Arşiv ve Paribu işbirliğinde hazırlanan “İstanbul’un Aydınlık 100’ü” sergisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi’nde ziyarete açıldı. Sergi 21 Kasım’a kadar devam edecek.
Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı işbirliğiyle bu yıl “Gölge Varsa Işık da Var” temasıyla düzenlenen “3. Uluslararası Yeditepe Bienali”, 18 Haziran’a kadar İstanbul’da Yedikule Hisarı, Sirkeci Garı Ambarları ve Nuruosmaniye Camisi Mahzeni’nde sanatseverleri ağırlayacak.
Sanatçı Seyed Davoud’un son dönem resimlerinden oluşan sergisi “HAY-AT”, 12 Haziran’a kadar Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Ebru ile minyatür sanatçılarını bir araya getiren “Zuhurat” sergisi, Dolmabahçe’de Milli Saraylar Resim Müzesi Hüseyin Zekai Paşa Sergi Salonu’nda 15 Haziran’a kadar ziyaret edilebilecek.
Botanik illüstrasyon aracılığıyla Anadolu’daki bitki çeşitliliğini görünür kılmayı amaçlayan “Anadolu’nun Bitki Mirası” sergisi, 10 Ağustos’a kadar Salt Beyoğlu’nda görülebilecek.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığınca (TÜYEK) düzenlenen “Yol ve Yad: Hac Yolculuğunun Yazılı Hafızası” sergisi, 11 Temmuz’a kadar Rami Kütüphanesi’nde ziyarete açık olacak.
İstanbul Modern, Ömer Uluç’un sanatsal yolculuğunu mercek altına alan kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sanatçının Türkiye’deki en geniş seçkilerinden birine yer veren “Ufuk Çizgisinden Öteye” başlıklı sergi, 12 Aralık’a kadar ziyaret edilebilecek.
Muhabir: Ömer Mirza Şeker
Trakya’nın taş mezarları yeni turizm rotası oluşturacak
AA
EDIRNE (AA) – Trakya kültür mirasının önemli yapıları arasında yer alan ve 3 bin 500 yıl öncesine kadar tarihlenen dolmen ve menhirlerden 60’ı Edirne’de, 40’ı Kırklareli’nde bulunuyor.
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü programına katılmak üzere kente gelen İRO Yönetim Kurulu Başkanı Eracun, AA muhabirine, kentte bilinenin dışında bir rota oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.
Edirne’ye sık sık gezi programları düzenlediklerini ve turistlerin kente büyük ilgi gösterdiğini belirten Eracun, “Burada yapılacak olan gezilerde ben daha çok bilinenin haricinde bilinmeyen ve yorumlarla zenginleştirilecek olan programların peşindeyim. Edirne’ye her geldiğimizde yeni bir detayı keşfetmekteyiz. Bölgeye sık sık gelip burada zaman harcamak gerekiyor.” dedi.
Eracun, kentin daha fazla tanıtılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Edirne’nin stratejik önemini biliyoruz, aynı zamanda bu bölgenin kültürel mirasının da daha iyi tanıtılması gerektiğine inanıyorum. Özellikle yıllardır yaptığım çalışmalarda buradaki dolmenlerin ve menhirlerin tarihi açıdan turistlere daha iyi anlatılması, yerlerinin tespit edilmesi ve bu konuda yapılacak arkeolojik çalışmaların da başlaması için bir an önce sabırsızlanmaktayım. Bu eserler binlerce yıllık hikayesiyle Edirne’den Kırklareli’ne ve Bulgaristan’a kadar yayılmaktadır. Dolmen ve menhirlerin keşfi ve turizme tanıtılması, yeni rotanın oluşmasını sağlayacaktır.”
Muhabir: Cihan Demirci
“Mahallemde Hayat Var” ile Mamak’ta yaz sezonu açılıyor!

Yenimahalle Belediyesi’nden YKS ve LGS öğrencilerine tam destek!

Mamak Belediyesi’nden çocuklara halk oyunları eğitimi!

Miras albümüyle doğanın sesi müziğe dönüştü

-
Balkan Günlüğü Gazetesi
- Dünyaca ünlü isimler İstanbul’un yanı sıra çeşitli şehirlerde konserler verecek
Dünyaca ünlü isimler İstanbul’un yanı sıra çeşitli şehirlerde konserler verecek
AA
İSTANBUL (AA) – AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Guns N’ Roses’tan Morrissey’e, Wardruna’dan Sami Yusuf’a, Alessandro Safina’dan Robbie Williams’a, müzik dünyasının önemli isimleri Türkiye’de hayranlarıyla bir araya gelecek.
Gitarıyla müziğe yeni bir boyut kazandıran Polonyalı genç virtüöz Marcin Patrzałek, Piu Entertainment organizasyonuyla ilk defa Türkiye turnesine çıkacak.
Klasik, pop ve rock müziği ustalıkla harmanlayan, perküsyon teknikleriyle tek kişilik dev bir orkestraya dönüşen sanatçı, 14 Mayıs’ta Ankara’da Yenimahalle Nazım Hikmet Kültür Merkezi, 15 Mayıs’ta İzmir’de Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi, 16 Mayıs’ta ise İstanbul’da Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde hayranlarının karşısında olacak.
Latino ve flamenko müziğinin eşsiz sesi Yasmin Levy, 17 Mayıs’ta İstanbul Kongre Merkezi’nde sahne alacak.
Latin ve Sefarad müziğinden, Endülüs flamenkosuna, Türk müziğinden, Arap ezgilerine kadar birçok farklı müziği harmanlayan sanatçı, Sidney Opera House, Londra Barbican Center ve New York Carnegie Hall gibi dünyanın en prestijli salonlarında konserler verdi.
İme Georgian Eagles Dans Gösterisi ilk kez Türkiye’de
Gürcistan’ın en iyi dansçılarından oluşan İme Georgian Eagles, İstanbul, Ankara ve Antalya’da dans gösterileri sahneleyecek.
Türkiye’de ilk kez performans sergileyecek grupta 50 dansçı ile 12 müzisyen bulunuyor. Grup, 18 Mayıs’ta Antalya Açıkhava, 23 Mayıs’ta Ankara’da MEB Şura Salonu, 24 Mayıs’ta Bostancı Gösteri Merkezi, 25 Mayıs’ta ise Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde sahnede olacak.
Kings Of Convenience 28 Mayıs’ta konser verecek
Akustik indie pop’un öncü grubu Kings Of Convenience, 28 Mayıs’ta KüçükÇiftlik Park’ta Epifoni ve URU organizasyonuyla müzikseverlerle buluşacak. Konser öncesi genç sanatçı Sena Şener sahnede olacak.
Akustik gitar, piyano, yaylılar, sakin ve pürüzsüz vokallerle yarattıkları bossa-nova etkileşimli naif ve melankolik pop ile türünün en başarılı örnekleri arasında gösterilen Norveçli topluluk, “Know How”, “Misread”, “I’d Rather Dance with You” ve “Mrs Cold” adlı şarkılarıyla hayranlarının gönlünde yer edindi.
Glass Beams, 29 Mayıs’ta sahnede
Müzikal ilhamını Hint mirasından alan Avustralyalı üçlü Glass Beams, 29 Mayıs’ta Epifoni Organizasyonu ve All Things Live Middle East iş birliğinde KüçükÇiftlik Park’ta konser verecek.
Maskeleriyle kimliklerini saklayan, mistik ve sakin bir sound’a sahip olan, döngüsel ve ritimsel melodilerle saykedelik müziği bir araya getirdikleri şarkılara imza atan topluluk, “Taurus”, “Kong” ve “Rattlesnake” adlı şarkılarıyla tanınıyor.
Guns N’ Roses 32 yıl sonra yeniden Türkiye’de
Rock müziğin efsane gruplarından Guns N’ Roses, Avrupa turnesi kapsamında, 32 yıl aradan sonra yeniden İstanbul’da hayranlarıyla buluşacak. BKM organizasyonuyla gelecek grup 2 Haziran’da Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda konser verecek.
Vokal ve piyanoda Axl Rose, basta Duff McKagan ve lead gitar ile klavyede Slash’ten oluşan grup, konserde tam kadro sahne alacak.
Guns N’ Roses’ın hemen öncesinde Rival Sons grubu sahnede olacak.
Morrissey, Harbiye’de sahneye çıkacak
Yunanistan’ın sevilen sanatçılarından Konstantinos Argiros, 9 Temmuz’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda müzikseverlerle buluşacak. Türkiye’deki ilk konserini verecek sanatçı, sevilen şarkılarını müzikseverler için seslendirecek.
The Smiths grubunun unutulmaz solisti, şarkıcı ve söz yazarı Morrissey, 12 Temmuz’da Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda konser verecek.
İngiliz müziğine katkılarıyla Ivor Novello Ödülü’ne layık görülen ve Britanya popunun önemli isimleri arasında yer alan sanatçı, çıkardığı albümlerle listelerde bir numaraya yükselen sayısız şarkıya imza attı.
The Smiths’in solisti olarak dört albümle müzik tarihinde yer edinen başarılı sanatçı, solo kariyeriyle ise müzikte son 40 yılın önemli isimleri arasına girdi.
Sanatçı, “This Charming Man”, “How Soon Is Now?”, “There Is A Light That Never Goes Out”, “Suedehead, Everyday Is Like Sunday” ve “First of the Gang to Die” ile efsaneleşmiş birçok şarkıya imza attı.
İrlandalı sanatçı Roisin Murphy 18 Temmuz’da sahnede
Dünyaca ünlü DJ ve prodüktör Martin Garrix, 10 yıl aradan sonra yeniden İstanbul’da sahne alacak. Garrix, Bayhan Müzik organizasyonuyla 12 Temmuz’da Festival Park Yenikapı’da bir araya gelecek.
Elektronik, dans ve pop müziği harmanlayan İrlandalı sanatçı Roisin Murphy,19 Temmuz’da konser verecek. Özgün tarzı ve sahne performansıyla dikkati çeken sanatçı Atlantis Yapım ve Contrapol organizasyonuyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda izlenebilecek.
ABD’li şarkıcı Jennifer Lopez, “Jennifer Lopez Up All Night Live In” etkinliği kapsamında 23 Temmuz’da Belek Turizm Merkezi’ndeki Regnum Pearl Event Area’da konser verecek.
– Norveçli grup Wardruna, Viking çağını sahneye taşıyacak
Nordik folk müziğinin güçlü temsilcilerinden Wardruna, 9 Ağustos’ta Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak.
Norveçli topluluk, Epifoni ve Stagepass ortak organizasyonuyla müzikseverlerle buluşacak.
Viking çağının mistisizmini sahneye taşıyan Wardruna, “Vikings”, “Game of Thrones” ve “Assassin’s Creed: Valhalla” adlı yapımlardaki ezgileriyle tanınırlığını artırdı.
Sami Yusuf “Ecstasy”nin dünya prömiyerini yapacak
Sanatçı Sami Yusuf, 23 Ağustos’ta Yenikapı’da hayranlarıyla bir araya gelecek. Sahnede ilk kez yeni albümü “Ecstasy”yi seslendirecek sanatçı, eserin dünya prömiyerini yapacak.
İstanbul’a özel hazırlanan “Ecstasy: İki Deniz Arasında” konseptiyle sahneye çıkacak Yusuf’a, konserde 83 sanatçıdan oluşan kadrosu eşlik edecek.
Gitarda Mark Speer, davulda DJ Johnson ve bas gitarda Laura Lee’den oluşan Khruangbin, 26 ve 27 Ağustos’ta Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda konser verecek.
Alessandro Safina konseri 5 Ekim’de gerçekleşecek
Belçikalı sanatçı Jasper Steverlinck, 19 Eylül’de Zorlu PSM %100 Studio’da müzikseverlerle buluşacak.
Dünyaca ünlü İtalyan tenor Alessandro Safina, 5 Ekim’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda konser verecek.
Klasik müziği pop ve rock dokunuşlarıyla harmanladığı eşsiz tarzıyla dünya çapında milyonların kalbine dokunan usta sanatçı, “Luna” ve “Incanto” adlı unutulmaz eserleriyle sevilen şarkıları yorumlayacak.
Robbie Williams turne kapsamında geliyor
İngiliz şarkıcı Robbie Williams, Live 2025 turnesi kapsamında 7 Ekim’de DBL Entertainment organizasyonuyla Festival Park Yenikapı’da müzikseverlerle buluşacak.
“Angels”, “Feel” ve “Let Me Entertain You” adlı şarkıların da arasında olduğu hit parçalarıyla müzik dünyasında başarı yakalayan sanatçı, 1997’de solo kariyerine adım attı ve “Angels”, “Feel” ve “Let Me Entertain You” gibi hit şarkılarıyla hayranlarının kalbini kazandı.
Muhabir: Hilal Uştuk
Ada görünümlü tarihi Pertek Kalesi’nin cazibesi tekne cinsleriyle artıyor
AA
TUNCELI (AA) – Pertek, tarihi yerleri, kültürel alanları ve doğal güzellikleriyle turizme büyük katkı sağlıyor.
İlçede en çok dikkati çeken yerlerin başında ise Keban Baraj Gölü’nün turkuaz renkli sularının ortasında bulunan ada görünümlü Pertek Kalesi geliyor.
Birçok medeniyetten izler taşıyan kalede savunma maksatlı taş surlar, su muhtaçlığının giderilmesi için sarnıçlar ve gözetleme kuleleri yer alıyor.
Binlerce yıllık olduğu bedellendirilen kale, bu yaz başından itibaren düzenlenen tekne çeşitleri sayesinde de turistlerin uğrak yeri oldu.
Haftanın belli günlerinde ilçeye gelen ziyaretçiler, feribot iskelesinden çeşit teknesine binerek kaleye yanlışsız seyahat yapıyor.
Yaklaşık 5 kilometrelik rotada seyahat eden konuklar, bölgedeki kuş tiplerini görme ve fotoğraflarını çekme imkanı buluyor.
Baraj gölünde bir müddet vakit geçiren ziyaretçiler, daha sonra rehber eşliğinde ayak bastıkları kalede gezinti yaparak tarihi hakkında bilgi alıyor.
Müzik aktifliğiyle eğlenceli anlar yaşıyorlar
Genellikle etraf vilayetlerden tiplere katılan ziyaretçiler, teknede düzenlenen müzik aktifliğiyle de eğlenceli anlar yaşıyor.
Teknenin sahibi ve kaptanı Kağan Tunç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, etrafı sularla çevrili Pertek Kalesi’ne ulaşımı daha da kolaylaştırmak için 50 kişilik tekneyi hizmete sunduklarını belirterek, “Pertek hem Elazığ hem de Tunceli kültürünü yansıttığı için teknemizde kürsübaşı programları da yapılıyor.” dedi.
Tunç, hizmete sundukları küçük bir tekneyle de vatandaşların basitçe kaleyi ziyaret edebildiğini anlattı.
“Turizm açısından daha da ileriye gideceğiz”
Kalenin eşsiz bir görünümünün olduğunu söz eden Tunç, “Gelen müşteriler pek mutlu ve beklentimizin üzerinde bir talep aldık. İnşallah ilerleyen vakitlerde yatırımlarımız bu tarafta devam edecek. Önümüzdeki yıl Pertek Kalesi’ndeki restoranımız da faaliyete girdikten sonra tekne sayımız artacak ve turizm açısından daha da ileriye gideceğiz.” diye konuştu.
Müzisyen Oğuz Buruç da tekne tiplerine katılanları müzik etkinlikleriyle eğlendirdiklerini söyledi.
Tunceli ve Elazığ yöresine ilişkin türküleri seslendirdiklerini lisana getiren Buruç, “Adıyaman, Malatya, Tunceli ve Elazığ’dan çeşitlere katılan konuklarımız oluyor. Seneye inşallah kaledeki birtakım çalışmalar tamamlanacak ve konuklarımız daha hoş bir tabiatta eğlenecek.” sözlerini kullandı.
Ziyaretçilerden Mehmet Zülfü Yolga ise Pertek’in kıymetli bir turizm merkezi olduğuna işaret ederek, “Pertek’in içme ve sıcak su olarak termal tesisleri var, ayrıyeten ilçemizde Singeç Çayı üzere gezilebilecek birçok vadi bulunuyor.” diye konuştu.
Elazığ’dan gelen Gökhan Galiç de tekne tipine katıldığını ve Pertek Kalesi ile etrafını keşfetme fırsatı bulduğunu anlattı.
Muhabir: Sidar Can Eren,Özgür Şahin
The post Ada görünümlü tarihi Pertek Kalesi’nin cazibesi tekne cinsleriyle artıyor appeared first on Balkan Günlüğü Gazetesi.