Kağıthane’de oyuncu Serhat Mustafa Kılıç (51), kendisinden haber alamayan kız arkadaşı tarafından evinde ölü bulundu. Kız arkadaşının lenf kanseri olduğunu belirttiği Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı.
Olay, saat 17.00 sıralarında Nurtepe Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, oyuncu Serhat Kılıç’tan perşembe gününden bu yana haber alamayan kız arkadaşı Özlem E. (50), Kılıç’ın yaşadığı eve geldi. Kapıyı çalan Özlem E., yanıt alamayınca hayatından endişe ettiği Kılıç’ın evine, kendisinde bulunan anahtarla kapıyı açarak girdi.
SALONDAKİ KOLTUKTA HAREKETSİZ BULDU
DHA’nın haberine göre Özlem E., Kılıç’ı salondaki tekli koltukta oturur halde hareketsiz buldu. Kılıç’ın nefes almadığını ve vücudunun soğuk olduğunu fark eden Özlem E., 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi. İhbar üzerine adrese Kağıthane Asayiş Büro Amirliği ekipleri ile sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Kılıç’ın hayatını kaybettiği belirlendi.
LENF KANSERİ OLDUĞUNU BELİRTTİ
Polisin bilgisine başvurduğu Özlem E., erkek arkadaşı Kılıç’ın lenf kanseri olduğunu, perşembe gününden bu yana kendisinden haber alamadığını söyledi. Polis ekipleri, olayla ilgili birimlere bilgi vererek Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlattı.
Kılıç, Seksenler dizisindeki Ergun Plak karakteriyle hafızalarda yer edinmişti.
SERHAT MUSTAFA KILIÇ KİMDİR?
Serhat Mustafa Kılıç, 8 Temmuz 1975 tarihinde Ankara’da doğdu. Aslen Malatya’lıdır. Çocukluğu Ankara’da geçti.
1994’te Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Tiyatro bölümünü burslu olarak kazandı. 1998 yılında yüksek şeref öğrencisi olarak bu okuldan mezun oldu. İlk profesyonel oyunu Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Rutkay Aziz rejisiyle 1998 Ariel Doffman’ın Kayıplar (Dullar) adlı oyunudur.
1999 – 2000 sezonunda Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. Aynı yıllarda, Diyarbakır Şehir Tiyatroları’nda sahne ve oyunculuk dersleri verdi ve bu kurumda Barış Adası adlı oyunu yönetti. 2002 yılında mecburi hizmetini tamamlamak üzere Erzurum Devlet Tiyatrosu’na oyuncu olarak atandı. 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Reji üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayıp Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı. 2008 yılında Devlet Tiyatroları’ndaki görevinden istifa ederek çalışmalarına İstanbul’da devam etmeye başladı.
İstanbul’da çalıştığı tiyatrolar arasında Tiyatro Dot, BKM gibi tiyatrolar yer almaktadır. 2009 – 2010 sezonunda “İntiharın Genel Provası” adlı oyun ile İstanbul Şehir Tiyatroları’na katıldı. “İntiharın Genel Provası” adlı oyun 3 sezon İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda kapalı gişe olarak sahnelendi.
Serhat Kılıç, dört farklı karakteri canlandırdığı bu oyundaki performansı ile 14. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında, Yılın En Başarılı Müzikal ve Komedi Erkek Oyuncusu dalında adaylığa layık görüldü. 2012 yılında Cats&Dogs (Soho İstanbul) adlı bir prodüksiyon şirketi kurdu. 2014 yılında Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü’nü kazanan Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı Kış Uykusu filminde İmam Hamdi karakterini canlandırdı. Bu filmdeki performansı ile 47. SİYAD ödülleri, En iyi yardımcı erkek oyuncu performansı dalında adaylığa layık görüldü.
Ankara’da 5 Temmuz’da Birinci Meclis önünde düzenlenen NATO karşıtı eylemde gözaltına alınan 6 avukat ertesi gün, 13 HKP üyesi de 3 günlük gözaltı süresinin ardından serbest bırakılmıştı.
Edinilen bilgiye göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 19 parti üyesi hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, 4 üye hakkında ise ayrıca “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan iddianame hazırladı.
‘İZİNSİZ TOPLANMA ÇAĞRISI YAPILDI’
İddianamede, 24-25 Haziran 2025 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey kentinde yapılan NATO toplantısında alınan karar doğrultusunda 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde güvenlik tedbirlerinin alındığı, Ankara Valiliği’nin almış olduğu açık alanlara yönelik eylem yasağına rağmen HKP’nin resmi sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlarla 5 Temmuz’da Ulus’taki Birinci Meclis önüne “izinsiz toplanma çağrısı yapıldığı” aktarıldı.
5 Temmuz’da ellerinde parti bayraklarıyla Birinci Meclis önüne gelerek slogan atan grubun, kolluk güçlerinin 2911 Sayılı Kanun kapsamındaki “dağılın” ihtarına ve “verilen makul süreye uymadığı” gerekçesiyle “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, bazı parti üyelerinin ise polis barikatını zorladıkları gerekçesiyle “görevi yaptırmamak için direnme” suçunu işledikleri ileri sürüldü.
“Şüphelilerin benzer nitelikteki savunmalarında suçlamayı kabul etmedikleri, demokratik haklarını kullandıklarını beyan ettikleri anlaşılmış ise de görüntü kayıtları, kolluk tutanakları ve tüm dosya kapsamından şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işledikleri anlaşıldığından savunmalarına itibar edilmediği anlaşılmıştır” denilen iddianamede, parti üyelerinin ilgili suçlardan cezalandırılmaları talep edildi.
İddianamenin kabulü halinde 19 HKP üyesi, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacaklar.
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde bulunan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile otoyol ve çevre otoyollarının 30 yıllığına özelleştirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararı, Resmi Gazete’nin bugün sayısında yayımlandı. Özelleştirme işlemi, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.
İlişkili Haber
Köprü, otoyollar ve çevre otoyolları için 30 yıllık özelleştirme kararı
Haberi görüntüle
CVP’den yapılan açıklamayla, bu karara tepki gösterildi.
Partinin sosyal medya hesaplarından yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!
Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!
Bu yollar iktidarın bağışı ya da şirketlerin lütfu değil, doğrudan Türk milletinin emeğiyle, vergisiyle, kuşakların birikimiyle yarattığı servetidir. Bu yollar üretimimizin, ortak hayatımızın ve ekonomik bağımsızlığımızın damarlarıdır. Türk milletinin alın teriyle yapılan yolları, Türk milletinin sırtından kazanç sağlama imtiyazına dönüştüremezsiniz!
AKP iktidarına soruyoruz:
Türk milletin ortak varlıklarını şirketlere devretmekten başka bir ekonomi politikanız yok mudur? Kamu işletmeciliğini güçlendirmek yerine neden her defasında şirketlere yeni gelir alanları açıyorsunuz? Bugünün hesabını kapatmak için gelecek kuşakların gelirlerinden vazgeçme hakkını size kim vermiştir?
Satmıyoruz, işletme hakkını devrediyoruz” demekle bu kararın siyasi ve ekonomik sorumluluğundan kurtulamazsınız! Tapunun Türk milletinde kalması, gelirin ve işletmenin otuz yıllığına şirketlere bırakılmasını haklı çıkarmaz!
Hükümetler Türk milletinin malının sahibi değil, emanetçisidir! Çocuklarımızın geleceğini şirketlerin kazanç hesabına bağlayamazsınız!
Türk milletinin malı, yönetimiyle, geliriyle ve hizmetiyle Türk milletinin olmalıdır!
Türk milletinin ortak geleceğinden otuz yılı bir seçim için feda ettirmeyeceğiz. Çocuklarımızın büyüyeceği, çalışacağı, üreteceği yıllardır bunlar. Hiçbir iktidarın, Türk milletinin geleceğini kendi siyasi ömrünün hesabına bağlamasına razı olmayacağız. Bizler yurttaşı müşteriye, devleti şirketlerin tahsilat düzenine, vatanı gelir getiren varlıklar listesine indirgeyen bu neoliberal anlayışa karşıyız!
Özelleştirmeci düzenin makyajına değil, değiştirilmesine talibiz!
Bu karar geri çekilmeli, köprü ve otoyollar kamuda kalmalı, gelirleri Türk milletinin refahına ayrılmalıdır. Özelleştirilen stratejik işletmeler hukuk içinde yeniden kamuya kazandırılmalıdır!
Kararın iptali için en kısa sürede dava açacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz!
Ortak servetimizi savunmak için aynı partide olmamız gerekmiyor! Hukuki ve demokratik mücadeleyi birlikte büyütelim.
İktidarlar geçicidir; karar, kazanç ve gelecek Türk milletinindir!
Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!”
Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!
Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından yürütülen arama kurtarma çalışmalarına ilişkin açıklama yaptı.
Üstel, Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerinin yürüttüğü arama faaliyetleri sonucunda bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldığını belirterek, naaşın bir kadına ait olduğunun tespit edildiğini bildirdi. Üstel, kadının kimliğinin belirlenmesi için KKTC Polis Teşkilatı tarafından çalışma başlatıldığını kaydetti.
Son gelişmeyle birlikte kazada hayatını kaybedenlerin sayısının 13’e, kayıp sayısının ise 15’e ulaştığını açıklayan Üstel, arama çalışmalarının ilgili tüm birimlerin katılımıyla 7 gün 24 saat esasına göre sürdürüldüğünü belirtti.
Üstel, arama çalışmalarına katkı sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, Deniz ve Hava Kuvvetleri, Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı personeli ile sahada görev yapan askeri ve sivil ekiplere teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’e de destekleri dolayısıyla teşekkür eden Üstel, ekiplerin kayıp kişilere ulaşmak için çalışmalarını “aynı kararlılık, hassasiyet ve özveriyle” sürdüreceğini bildirdi. (ANKA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon’da düzenlenen “Önder 23’üncü İmam Hatipliler Kurultayı”na video mesaj gönderdi.
Kurultay kapsamındaki panel ve oturumlarda ortaya konulacak fikir ve önerilerin geçmişle birlikte bugünü ve geleceği de kuşatan teklif ve değerlendirmelerin ortak vizyona katkı sunmasını temenni ettiğini söyleyen Erdoğan, imam hatip okullarının kurulması, yaşatılması, güçlendirilmesi ve daha fazla gence ulaşması için mücadele vermiş kişileri andı. Erdoğan, “75 yıllık bu mücadelenin bugünkü neferleri, taşıyıcıları ve sancaktarları olan siz değerli kardeşlerime Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum” dedi.
İmam hatiplerin başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ettiğini ileri süren Erdoğan, savunma sanayiinden bürokrasiye, akademiden siyasete, özel sektörden sivil topluma kadar hemen her yerde imam Hatip mezunlarının büyük bir adanmışlıkla ülkeye hizmet ettiğini iddia etti.
Erdoğan: İmam hatip mezunlarının neler başardığına harp okullarının mezuniyetinde şahit olduk pic.twitter.com/cmrmXKFj9Y
‘ŞUURLU BİR NESLİN YETİŞMESİNDEN BÜYÜK BAHTİYARLIK DUYUYORUM’
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önlerindeki suni engeller kaldırıldığında imam hatip mezunlarının neler başarabildiğine işte en son harp okullarımızın mezuniyet töreninde bir kere daha gururla şahit olduk. Liselere geçiş ve yükseköğretim kurumları sınavlarında okullarımız aynı şekilde elde ettikleri başarılarla göz dolduruyor. Tüm bunları yasaklardan ve vesayetçi prangalardan kurtulan Türkiye’nin artık normalleştiğinin birer işareti olarak görüyoruz.
Hangi okuldan mezun olursa olsun, şuurlu, özgüvenli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinden ülkemiz ve geleceğimiz adına bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak büyük bahtiyarlık duyuyorum. İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un ‘Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek’ mısralarıyla müjdesini verdiği bu gençliğin, Türkiye’nin ve ümmetin teminatı olacağına yürekten inanıyorum.
Sizlerden de nerede okursa okusun, hangi görüşe, kökene, kültüre sahip olursa olsun, hiçbir ayrım yapmadan Türkiye’nin bütün gençlerini kardeşçe kucaklamanızı, tüm gençlerimizi bağrınıza basmanızı rica ediyorum. Unutmayın, 86 milyon olarak hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz, biz birlikte Türkiye’yiz. İnşallah bu topraklarda daha nice asırlar boyunca kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz.”
Tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine bu sabah 10.00’da yapılması planlanan seçim, meclis çoğunluğunun sağlanamaması üzerine 8 Eylül’e ertelendi.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 31 Temmuz’da tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli başkan vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi, seçimin yenilenmesi kararı ve bu süreçte oy verme hakkı olan bazı meclis üyelerinin gözaltına alındığı Üsküdar’da belediye başkanvekilliği seçimi bu sabah 10.00’da yapılacaktı.
Yenilenecek seçim öncesi polis, seçim öncesi belediye binası çevresini bariyerlerle kapattı, olağanüstü önlemler alındı. İstanbul’da bu zamana kadar yapılan bütün seçimleri izleyen basın mensupları içeri girişlerde engellemeyle karşılaştı.
Ancak saat 10.30 sıralarında meclis çoğunluğu sağlanamadığı için seçimin 8 Eylül’e ertelendiği açıklandı. Kararın açıklandığı saatlerde belediye önünde bulunan vatandaşlar “Direne direne kazanacağız”, “Sinem Dedetaş onurumuzdur”, “Özgür İstanbul, Özgür Türkiye” sloganları attı. (ANKA)
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) yapılan açıklamaya göre, hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor.
MGM hava durumu tahminlerine göre, kuzey ve iç kesimlerinin parçalı bulutlu, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Doğu Karadeniz kıyıları, Orta Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Hatay’ın kıyıları, Osmaniye, Denizli, Artvin, Kars ve Ardahan çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıkları yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyredecek. Rüzgarın, genellikle kuzeyli, yurdun güney kesimelerinde günay yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi, yarın saat 10.00’da Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacak. En son Ekim 2023’te olağan kongresini toplayan DEM Parti, bu kongreyi yasal zorunluluklar nedeniyle yapacak.
Delegelerin katılımıyla sabah saatlerinde başlayacak kongrede, parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmeleri yapılacak, önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bildirge kamuoyuna duyurulacak.
YÖNETİM DEĞİŞİKLİĞİ BEKLENMİYOR
Kongrede, isim, tüzük ya da parti programında değişiklik beklenmediği gibi eş genel başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi’nde ise sınırlı sayıda değişiklik olması öngörülüyor.
KAPSAMLI KONGRE 2027 BAHARDA
DEM Parti, 5. Olağan Kongresi’nin ardından bölücü açılım sürecine paralel olarak kapsamlı bir değişim ve yeniden yapılanma kongresi yapmayı planlıyor.
Bu kongrenin bölücü çerçeve yasanın uygulanması ile eşgüdümlü halde 2027’nin bahar aylarında gerçekleştirilmesi bekleniyor.
İlişkili Haber
Veryansın Tv yazmıştı… Öcalan’ın talimatı sonrası DEM Parti’den isim değişikliği sinyali
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın atama ve görevden alma kararları, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Kararlara göre, Sayıştay Başsavcılığı’na Sayıştay Savcısı Recep Çevik atandı.
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nde açık bulunan Genel Sekreter Yardımcılığı’na Tuğgeneral Murat Yetiş, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu üyeliğine ise yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlamak üzere Erdinç Avşar getirildi.
12 ÜLKEYE BÜYÜKELÇİ ATANDI
Türkiye’nin Burundi Büyükelçisi Alp Işıklı merkeze alınırken, yerine Teftiş Kurulu Üyesi Haydar Kerem Divanlıoğlu atandı. Türkiye’nin Kuzey Makedonya Büyükelçisi Fatih Ulusoy da merkeze alındı.
Filipinler Büyükelçiliği’ne Dış Politika Danışma Kurulu Üyesi Kaan Esener, Finlandiya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Bahreyn Büyükelçisi Ayşe Hilal Sayan Koytak, Bahreyn Büyükelçiliği’ne Cumhurbaşkanı Danışmanı Necati Sancaktutan, Umman Büyükelçiliği’ne İran ile İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ergani, Namibya Büyükelçiliği’ne Fikriye Aslı Güven atandı.
Kore Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Sudan Büyükelçisi Fatih Yıldız, Sudan Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Gambiya Büyükelçisi Fahri Türker Oba, Kuzey Makedonya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Somali Büyükelçisi Alper Aktaş, Somali Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Mozambik Büyükelçisi Ferhat Alkan getirildi.
Gambiya Büyükelçiliği’ne Diplomatik Arşiv Genel Müdür Yardımcısı Özgür Gökmen, Mozambik Büyükelçiliği’ne ise Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdür Yardımcısı Ayça Oşafoğlu İnam atandı.
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA ATAMALAR
Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Batı ve Orta Afrika) İkili İlişkiler Genel Müdürü (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Volkan Işıkcı, İnsani ve Teknik Yardımlar Genel Müdürlüğü’ne Sadık Babür Girgin, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Yönet Can Tezel, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Suriye) Rıza Hakan Tekin atandı.
Konsolosluk Hizmetleri ve Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlar Genel Müdürlüğü’ne Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürü Esin Çakıl, Protokol ve Diplomatik İşlemler Genel Müdürlüğü’ne Ertan Yalçın, Yurt Dışı Tanıtım ve Kültürel İşler Genel Müdürlüğü’ne Ülkü Kocaefe, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Kuzeydoğu Akdeniz) Levent Eler getirildi.
Personel Genel Müdürlüğü’ne Strateji Geliştirme Başkanı Tufan Büyükuzun, Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdürlüğü’ne Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Polat Safi, Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürlüğü’ne Vize İşlemleri Genel Müdür Yardımcısı Reyhan Özgür, Strateji Geliştirme Başkanlığı’na Burcu Aykut atandı.
DİYANET AKADEMİSİ BAŞKANI VE ALTI İL MÜFTÜSÜ GÖREVDEN ALINDI
Diyanet İşleri Başkanlığı Diyanet Akademisi Başkanı Doç. Dr. Enver Osman Kaan görevden alınırken, yerine Prof. Dr. Ahmet Bostancı atandı.
Bilecik İl Müftüsü Ahmet Dilek, Karabük İl Müftüsü Ali Erhun, Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, Nevşehir İl Müftüsü Kazım Güzel, Zonguldak İl Müftüsü İbrahim Halil Demir ve Konya İl Müftüsü Ali Öge görevden alındı.
Bilecik İl Müftülüğü’ne Yusuf Dikmen, Karabük İl Müftülüğü’ne Mustafa Yavuz, Kocaeli İl Müftülüğü’ne Bolu İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş, Nevşehir İl Müftülüğü’ne Gümüşhane İl Müftüsü Hayri Erenay, Zonguldak İl Müftülüğü’ne Bayburt İl Müftüsü Bayram Danacı, Konya İl Müftülüğü’ne Diyarbakır İl Müftüsü Celal Büyük atandı.
Diğer il müftülüklerine yapılan atamalar şöyle:
Tunceli İl Müftülüğü’ne Fethullah Yavuz, Iğdır İl Müftülüğü’ne Kilis İl Müftüsü Alettin Bozkurt, Kilis İl Müftülüğü’ne Iğdır İl Müftüsü Zahit Demirel, Bolu İl Müftülüğü’ne Giresun İl Müftüsü Selçuk Kılıçbay, Giresun İl Müftülüğü’ne Hakkari İl Müftüsü Hüseyin Okuş, Hakkari İl Müftülüğü’ne Recep Eren atandı.
Niğde İl Müftülüğü’ne Kars İl Müftüsü Yavuz Yıldız, Kars İl Müftülüğü’ne Selami Aykul, Gümüşhane İl Müftülüğü’ne Karaman İl Müftüsü Faruk Gürbüz, Karaman İl Müftülüğü’ne Isparta İl Müftüsü Muharrem Biçer, Isparta İl Müftülüğü’ne Kırklareli İl Müftüsü Yusuf Eviş, Kırklareli İl Müftülüğü’ne Aksaray İl Müftüsü Veysel Işıldar, Aksaray İl Müftülüğüne Ali Efe getirildi.
Bayburt İl Müftülüğü’ne Basri Bektaş, Diyarbakır İl Müftülüğü’ne Erzincan İl Müftüsü İsmail Fakirullahoğlu, Erzincan İl Müftülüğü’ne Selim Yazıcı, Yalova İl Müftülüğü’ne Rize İl Müftüsü Naci Çakmakçı, Rize İl Müftülüğü’ne Yalova İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk atandı.
Şanlıurfa İl Müftülüğü’ne Van İl Müftüsü Mehmet Sırrı Şık, Van İl Müftülüğü’ne Bitlis İl Müftüsü Kadir Koçak, Bitlis İl Müftülüğü’ne Bartın İl Müftüsü Ömer Keskin, Bartın İl Müftülüğü’ne Mehmet Çelebi getirildi.
Aydın İl Müftülüğü’ne Samsun İl Müftüsü Seyfullah Çakır, Samsun İl Müftülüğü’ne Aydın İl Müftüsü Hasan Güneş, Adana İl Müftülüğü’ne Afyonkarahisar İl Müftüsü Lütfü İmamoğlu, Afyonkarahisar İl Müftülüğü’ne Burdur İl Müftüsü Ali Hayri Çelik, Burdur İl Müftülüğü’ne Sinop İl Müftüsü Paşa Bektaş, Sinop İl Müftülüğü’ne Mehmet Arslaner, Kütahya İl Müftülüğü’ne Hasan İzmirli atandı.
AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI’NDA GÖREV DEĞİŞİMİ
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kırklareli İl Müdürü Bilgin Özbaş ile Muğla İl Müdürü Yakup Kütük görevden alındı.
Muğla İl Müdürlüğü’ne Nevşehir İl Müdürü Mahmut Selçuk, Nevşehir İl Müdürlüğü’ne Ankara İl Müdürü Cüneyd Özdemir, Ankara İl Müdürlüğü’ne Artvin İl Müdürü Nevim Öz atandı. Adıyaman İl Müdürlüğü’ne Mesut Polat, Kilis İl Müdürlüğü’ne Çetin Tutaş getirildi.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NDA ATAMALAR
Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcılığı’na Hüseyin Yalçın Çakar atandı.
Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürü Ayhan Gök, Bolu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne İbrahim Emre Gürsoy, Şırnak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Celal Baz getirildi.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı’na Derya Örs, Vakıflar Genel Müdürlüğü Erzurum Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne Murat Uslu atandı.
MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞINDA GÖREVDEN ALMA VE ATAMA
Milli Savunma Bakanlığı Teknik Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Murat Soykan görevden alındı.
Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Doğu Bölge Müdürlüğü’ne Cengiz Altaş atandı.
TARIM VE ORMAN BAKANLIĞINDA GÖREV DEĞİŞİMİ
Tarım ve Orman Bakanlığı Denizli İl Tarım ve Orman Müdürü Yılmaz Erkaya görevden alınırken, yerine Mustafa Nevzat Zayim getirildi.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürü Hacı Ahmet Çiçek de görevden alındı.
REKABET KURULU VE MANAS ÜNİVERSİTESİNE ATAMALAR
Rekabet Kurulu İkinci Başkanlığı’na Ahmet Algan, kurul üyeliklerine Şükran Kodalak ve Cengiz Çolak atandı.
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Denetleme Kurulu üyeliklerine Ercan Özkan ile Prof. Dr. Osman Karamustafa getirildi.
Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nda açık bulunan 1. Hukuk Müşavirliği’ne ise Verda Gülsen Yaşar atandı. (ANKA)
Cumhurbaşkanı kararına göre, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu’nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arası bağlantı yolları ve bunların üzerinde bulunan bakım, işletme ve hizmet tesisleri, ticaret toplama ve yük aktarma merkezleri özelleştirme kapsam ve programına alındı.
Kararda, 2010 yılında özelleştirme kapsam ve programına alınan Karayolları Genel Müdürlüğü’nün işlettiği köprü ve otoyollara da işaret edildi.
Bu tarihte özelleştirme kapsam ve programına alınan köprü ve otoyollar şöyle:
Edirne-İstanbul-Ankara,
Pozantı-Tarsus-Mersin,
Tarsus-Adana-Gaziantep,
Toprakkale-İskenderun,
Gaziantep-Şanlıurfa,
İzmir-Çeşme,
İzmir-Aydın Otoyolları,
İzmir ve Ankara Çevre Otoyolları,
Boğaziçi Köprüsü (15 Temmuz Şehitler) ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve çevre otoyolu ile bunların bağlantı yolları, hizmet tesisleri, bakım ve işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıkları.
BÜTÜN YA DA PARÇA PARÇA ÖZELLEŞTİRİLECEK
Cumhurbaşkanı kararı uyarınca söz konusu köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları bir bütün halinde veya ayrı ayrı gruplar halinde işletme hakkı devri, kiralama, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun diğer yöntemlerden biri ya da birkaçı birlikte uygulanarak özelleştirilecek. Mülkiyet devri yapılmayacak.
SÖZLEŞME SÜRESİ 30 YIL
Köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları, 30 yıl için özelleştirilecek. Özelleştirme işlemleri, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.
Özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar söz konusu köprü, otoyollar, çevre ve bağlantı yollarının bakım işletme ve hizmet tesisleri ve yük aktarma merkezlerinin bakım onarım işlerini Karayolları Genel Müdürlüğü yürütecek.
Karayolları Genel Müdürlüğü, özelleştirmenin tamamlanmasının ardından işletmeyi devralacak şirketlerin köprü ve otoyollarda bakım ve onarım ile diğer yükümlüklerini belirleyecek, gerekli denetimleri yapacak.
YENİ Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, köprü ve otoyolların özelleştirmesiyle ilgili karara tepki göstererek, “AKP’nin halka ihanet planı Resmi Gazete’de yayınlandı. Cumhurbaşkanı kararıyla 2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındı” dedi. (ANKA)
KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında sürdürülen arama çalışmalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Üstel’in açıklaması şöyle:
“Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından sürdürülen arama çalışmalarında iki insanımızın daha naaşına ulaşılmıştır. Türk Deniz Kuvvetlerine bağlı TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerimizin derin sularda yürüttüğü arama faaliyetleri neticesinde ulaşılan iki naaşın da kadın olduğu belirlenmiştir. Polis Teşkilatımız tarafından kimlik tespit çalışmalarına başlanmıştır. Ulaşılan iki naaşla birlikte kazada hayatını kaybeden insanlarımızın sayısı 12’ye yükselmiştir. Kayıp 16 insanımıza ulaşmak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü desteği ve ilgili tüm birimlerimizin katılımıyla arama faaliyetlerimiz 7 gün 24 saat esasına göre aralıksız devam etmektedir.
Bu zorlu süreçte ilk andan itibaren yanımızda olan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’na, Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığımıza ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımıza teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde, TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerimizin komutanlarına ve personeline, arama çalışmalarında gece gündüz büyük bir özveriyle görev yapan tüm askeri ve sivil ekiplerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Arama çalışmalarında görev alan tüm ekiplerimiz, kayıp insanlarımıza ulaşmak için aynı kararlılık ve hassasiyetle çalışmalarını sürdürecektir. Hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve yakınlarına sabır diliyoruz. Milletimizin bir kez daha başı sağ olsun.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yüreğir ve Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçimlerinde yaşananları eleştirdi. Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
“Bir zamanlar bu iktidarın dilinden ‘millet iradesi’ düşmezdi. Üsküdar’da ve Yüreğir’de yaşananlara bakıyorum: Mahkemeler, soruşturmalar, gözaltılar, meclis üyesi transferleri… Soruyorum: Millet iradesi yalnızca halk sizi seçtiğinde mi kutsal?
Buradan bütün Cumhuriyet Halk Partililere sesleniyorum: Birbirinize sahip çıkın. Kimse bu baskılar karşısında kendisini yalnız hissetmesin. Korkmayacağız, dağılmayacağız, birbirimizi yalnız bırakmayacağız.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyeleri milletin oylarıyla kazanılmıştır. Milletin verdiği emaneti masa başı oyunlarıyla kimseye teslim etmeyeceğiz. Bir belediye başkanlığı uğruna iktidarın gücünü insanların üzerine sürmekten vazgeçin. Sandıkta alamadığınız belediyeleri tek tek bu yöntemlerle mi alacaksınız? Bir belediyeyi daha almak için memleketi bu hâle getirmeye, hukuku, ahlakı ayaklar altına almaya değer mi? Cumhuriyet Halk Partisi’ni korkutarak, parçalayarak asla teslim alamazsınız.”
Partinin sosyal medya hesaplarından yayımlanan mesajda şu ifadeler yer aldı:
“4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen milli iradenin tek bir çatı altında birleştiği gündür. “Manda ve himaye kabul olunamaz” diyen irade, bu topraklarda bağımsızlığın yolunu çizmiş ve Cumhuriyet’in temellerini daha da sağlamlaştırmıştır.
Bugün de aynı iradenin, aynı bağımsızlık ruhunun, aynı vatan sevgisinin ve dolayısıyla Türk milletinin izindeyiz. Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak emperyalizme ve bölücü dayatmalara karşı mücadeleyi sürdürecek; Sivas’ta yakılan meşalenin ışığında, aynı kararlılıkla yürüyeceğiz.”
4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen milli iradenin tek bir çatı altında birleştiği gündür. “Manda ve himaye kabul olunamaz” diyen irade, bu topraklarda bağımsızlığın yolunu çizmiş ve Cumhuriyet’in temellerini daha da sağlamlaştırmıştır.… pic.twitter.com/IL3wOihjrQ
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) September 4, 2026
Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılaması sürüyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda görülen davanın 75’inci gününde tutuklu sanıkların tahliyeye yönelik talepleri alındı.
Bu kapsamda Medya AŞ Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık, İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Çetin adına avukatı Pınar Çengel ile Turgut Hökenek, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ramazan Gülten, Kültür AŞ Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç, iş insanı Güldem Şık, İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz, Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İmamoğlu İnşaat AŞ Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve Ekrem İmamoğlu’nun beyanları dinlendi.
Daha sonra görüşü sorulan duruşma savcısı, tutuklu tüm sanıkların tutukluluk hâllerinin devamı istedi. Mahkeme heyeti, ara kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verdi.
Kocabıyık, Türkiye Maden-İş Sendikası Misafirhanesi’nde işçilerin alacaklarına ilişkin basın açıklaması yaptı.
Yaklaşık 40 gündür Ankara’nın göbeğinde hak arama mücadelesini sürdürdüklerini belirten Kocabıyık, şunları söyledi:
“Sürdürmeye de devam edeceğiz. Evet, bugün bir ödeme daha yapıldı. Ödeme yüklü miktarda oldu. Herkesin merak ettiği bir konu vardı. Yıllardır süregelen, ödenmeyen rakamlar vardı. Bugün itibarıyla yaklaşık 400 çalışanın kıdem tazminatlarının ana paraları ödenmiş durumda. Yasal alacak kalemlerinden de bugün yine ayrıca yatan paralar var. Burada şimdi geriye ne kaldı? Kıdem tazminatı faizleri bilirkişi huzurunda hesaplanacak. Bireysel icra ve emeklilik sistemine aktarılan paralar en kısa sürede hesaplara geçinceye kadar biz yine mücadelemizi sürdüreceğiz.
Gerçekten zorlu bir süreç oldu. Mücadele bitmedi. Bugün şirket yöneticileriyle, hatta şirketin sahibi Sebahattin Yıldız Bey’le görüşüldü. Kendisi geldi, arkadaşları bizzat ziyaret etti. Yarım saati aşkın bir istişare yapıldı. Kendisi bütün hatalarını kabul etti. Çalıştıracağını söyledi. Çalıştırırken de buradaki arkadaşları tekrar işbaşı yapmaları için değerlendireceğini, arkadaşlarımızın huzurunda beyan etti.
Süreç zorlu bir süreç mi? Evet, zorlu bir süreç. Gerçekten şu an ülkemizin ekonomisinin nasıl olduğunu herkes bizden daha iyi biliyor. Özellikle maden sektöründe yaşanan sıkıntılar her geçen gün artıyor. Nasip olursa salı veya çarşamba günü, artık Enerji Bakanımız ne zaman müsait olursa, o gün kendisiyle hem bir teşekkür ziyaretinde bulunacağız hem de buradaki konuları aktaracağız. Aktaracağım konuların başında da buradaki arkadaşların 2016 ve 2023 yıllarındaki toplu sözleşmeden doğan hakları var. Ayrıca TMSF döneminde emekli olup Yıldızlar SSS Holding bünyesine devri olmayan yaklaşık 60-70 arkadaşımızın kıdem tazminatı ödenmedi. Biz bunu bakanlığımıza bildirdik. Detaylı bir şekilde kendisine de ileteceğiz. Yapılan toplantıda ayrıca şunu söyleyeceğiz Bakanımıza; gerçekten kömür sektöründeki sıkıntılar büyüyor. İthal kömür lobisinden mi, artık ithal kömürün ucuzluğundan mı, ne hikmetse ülkemizdeki yerli kömüre rağbet günden güne azalıyor. Bu da işsizliğin artmasına, sorunların çığ gibi büyümesine neden oluyor.”
‘HAKLARIMIZIN TAMAMINI ALANA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ’
Kocabıyık, her zaman sorunları masada çözmeyi tercih ettiğini anlatarak, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu minvalde çalışmaya devam edeceğim. Hem masada hem meydanda mücadele ve müzakereyi sürdüreceğim. Allah’a çok şükür bugüne kadar mücadele verdik. Kimsenin burnu kanamadan bugün bir sonuca ulaştık. Bu sonucun neticesinde de işsiz olan arkadaşlarla bugün iş yerinin sahibi görüştü. İlerleyen günlerde tekrar çağıracağını da beyan etti. Derdim hak ararken bir tarafı kırmamaktır. Evet, herkes doludur. Herkesin gönlünde bir kızgınlık vardır. Ama haklarını aldıktan sonra hayat mücadelesi devam ettiği için, herkesin bir ekmeğe ihtiyacı olduğu için, bu arkadaşların da çoğu bu sektörde uzman olduğu ve başka sektörlerde çalışma imkânları az olduğu için tekrar maden sektöründe çalışmak durumundalar. O yüzden hiçbir zaman kapıları kapatmadım. Hak arama mücadelesinde saygıyı, sevgiyi hiçbir zaman bozmadım. Bozdurmayız da. Devletimize karşı herhangi bir kötü söylemde kesinlikle bulunmadık, bulunmayız da.
Bu yüzden emniyet güçlerimizle hiçbir zaman karşı karşıya gelmedik. Kendileri de şahittir. 40 gün boyunca yürüttüğümüz mücadelede saygı, sevgi ve edep çerçevesinde sürdürdüğümüz hak arama mücadelemizin bugün en büyük başarısını kazanmış durumdayız. Buraya gelemeyen arkadaşların hepsinin hakkını savunduk. Yaklaşık 300 arkadaşım daha var buraya gelemeyen. Onların da hak mücadelesini savunduk. Herkese de beyan ettim. Alacakları kalan arkadaşlar da bize ulaşıyor. Haklarını sonuna kadar alıncaya kadar buradan ayrılmayacağımı da beyan ettim. Aynı çizgideyiz. Çizgimizi bozmadan mücadelemize devam edeceğiz. İnşallah en kısa sürede sonuç alınır. Herkes huzurlu, mutlu bir şekilde evine döner. Hak arama mücadelesinde yine söylüyorum; çizgimiz, tavrımız Türkiye Maden-İş Sendikası ve TÜRK-İŞ üyesi olarak bellidir. Her zaman devletimizin işaret ettiği yerdeyiz.”
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Türkoğlu, öğretmenlerin il/ilçe emri ve yer değiştirme taleplerine ilişkin açıklama yaptı. Türkoğlu, şunları kaydetti:
“Aile bütünlüğünü sağlamak için atama talebinde bulunan öğretmenlerimize, ‘Kontenjan yok’ demek, haksızlıktan da öte vicdansızlıktır. Ne demek, kontenjan yok? Soruyorum; eşinden, çocuğundan ayrı bırakılan bir öğretmenden hangi fedakârlığı bekleyeceksiniz? Bu saçma bahaneyle ailesine kavuşamayan öğretmenlerimizin mağduriyetini görün artık. Onların, il/ilçe emri ve ek yer değiştirme feryadını da bir zahmet duyun atık.
‘DAHA FAZLA VEBAL ALTINDA KALMAYIN’
Aile birliği, boş kontenjan bulunduğunda kullanılabilecek bir ayrıcalık değil; doğrudan korunması gereken hukuksal bir haktır. Devlet öğretmeninden fedakârlık bekliyorsa, öğretmeninin ailesini de korumak zorundadır. Nedir bu saçmalık? Geçmişte uygulanan il emri uygulamasını yeniden hayata geçirin. Mazeret tayini gerçekleşmeyen öğretmenlerimizin ailelerine kavuşmalarının önünü açın. Öğretmenin aile birliği, onu daha verimli çalışmasını sağlayan sıcak yuvası. Sizin o sıradan excel tablonuzdaki kontenjan sayınızdan daha değerlidir. Aileyi korumak sözle değil, gereğini yapmakla olur. Hamaseti bırakın; öğretmenlerin evini, barkını, yuvasını ayırmayın, ailelerinin parçalanmasına göz yummayın. Ezcümle; daha fazla vebal altında kalmayın.”
İyi Partili Selçuk Türkoğlu’ndan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e:
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi:
“Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu’nun 2027 AB bütçesine ilişkin verdiği görüşte, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerine iftira atmak amacıyla inşa edilecek sözde bir anıta kaynak ayrılmasının da tavsiye edildiği öğrenilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’yla Kıbrıs Türk halkının yok edilmesini engellemiş ve Ada’nın tamamına yarım asrı aşkın süredir devam eden barışı getirmiştir. Rum tarafınca ortaya atılan iddialar, tarihi gerçekleri çarpıtmakta ve siyasallaştırmaktadır.
AB kurumlarının, Kıbrıs meselesinin çözümüne katkı sunmak yerine, tarafsızlık ve adalet ilkelerinden uzaklaşarak Rum tarafının propagandasına alet olması, toplumlar arası güveni daha da zedelemektedir. AB yetkililerine, attıkları her adımla Türkiye’yi AB’den uzaklaştırmayı hedefleyen çevrelerin aracı haline gelmemeleri çağrısında bulunuyoruz.”
UEFA, Fenerbahçe’nin Olympique Lyon ile oynadığı rövanş maçı nedeniyle Fenerbahçe Spor Kulübü ve oyuncular Mattéo Guendouzi ve Mason Greenwood hakkında disiplin süreci başlattı.
Fenerbahçe Spor Kulübü’nden konuya ilişkin yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:
“UEFA Şampiyonlar Ligi Play-Off Turu rövanş karşılaşmasının ardından futbolcularımız Mattéo Guendouzi ve Mason Greenwood ile Kulübümüz hakkında UEFA tarafından disiplin süreci başlatılmıştır. Kulübümüz, söz konusu süreçte futbolcularımızın ve Fenerbahçe’nin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla gerekli savunmaları UEFA’nın ilgili kurulları nezdinde gerçekleştirecektir. Sürece ilişkin gerekli bilgi, belge ve savunmalar UEFA’ya sunulacak olup gelişmeler Kulübümüz tarafından titizlikle takip edilmektedir.”
Seneledir Rusya’nın Pasifik Okyanusu kıyısındaki en büyük kenti Vladivostok’ta düzenlenegelen “Doğu Ekonomik Forumu” (DEF) bu sene de tam 1 Eylül itibariyle binlerce ziyaretçisine kapılarını açtı. Ondan hemen öncesinde Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü üye, gözlemci ve olası aday ülkelerin delagasyonlarının bir kısmı dsa, Kırgız başkentindeki buluşma sona erer ermez, Rusya’nın forumun her yıl organize edilegeldiği şehrine uçtular. Aynı zamanda Asya’nın en büyük iktisadi etkinliklerinden birisi olan DEF’te bu sene de gündem oldukça yoğun ve yüklü. Dahası, Avrasya’nın motor gücü ekonomileri özellikle bu yıl, hem devasa kıtayı hem de toplamda global ekonomik dengeleri giderek daha fazla değiştirecek sayısız ticaret anlaşmasına imza atıyor ve kritik kararlar alıyorlar. Bir kere en başta ev sahibi ülke Rusya Federasyonu’nun ekonomisini, her yıl oranı artacak biçimde daha fazla Asya ve Afrika ülkeleri yönünde yapılandırmakta olduğu görülüyor. Bununla birlikte ziyaretçi ve gözlemciler, önceki yılki mütevazi büyüme oranına rağmen “Rus ekonomisinin bu seneden itibaren daha istikrarlı bir büyüme yönelişine geçeceğinin kuvvetli sinyallerinin alındığını” belirtiyorlar.
TARİHİ GELİŞME
Son yıllarda geniş Avrasya havzasındaki dinamik ekonomik eğilimlere yakından bakıldığında ev sahibi ülkenin “Küresel Güney” ve Doğu pazarlarında “kilit oyuncu” statüsünü pekiştirdiği ileri sürülüyor. Gerçekten de özellikle son 10-15 yıldır küresel ticaret akışlarının Batı ülkelerinden giderek Asya ve hatta Afrika’ya doğru yön değiştirmekte olduğunu, her iki kıtanın da, ancak bilhassa birincisinin rekor düzeylerde ticaret hacmine ulaşmakta olduğunu ve dahası ve belki de en önemlisi, dünya tarihinde yüzyıllar sonra yepyeni lojistik rotalarının oluşturulduğu ifade edilmekte. Burada tam olarak bahsediyor olduğumuz yeni gerçekliğin en güncel simgesi muhtemelen, Çin’den yola çıkan büyük tonajlı bir geminin “Kuzey Deniz Yolu” üzerinden geçip önceki günlerde Rusya’nın meşhur Murmansk limanına varması oldu. Bu ticari sehayat; nam-ı değer “Arktik Koridoru”nun, Asya’daki üretim merkezlerini Rusya’nın sanayi ve ticari merkezlerine bağlayan geleneksel güney rotalarına gerçek anlamda ve güvenli bir alternatif haline geldiğini kanıtlamaya başladı. İşte DEF, dünya ticari – lojistik ve haliyle ekonomi tarihini kökten değiştirecek gelişmelerin ve dönüm noktalarının yaşandığı bir dönemde düzenleniyor bu yıl. Her sene Güney Asya ülkelerinden daha çok yatırım çeken Vladivostok’ta çok kutuplu dünya ekonominin mimarisi oluşturulurken, Asya-Pasifik bölgesinden ve Afrika kıtasından yüzlerce heyetle karşılıklı, şimdiden milyarlarca dolarlarla ölçülen ticaret sözleşmeleri imzalanıyor. Şimdi de, yaşanan değişimlerin ölçeğini tam olarak yansıtan ve toplam dört ana temaya ayrılan bu yılki forum gündemine ve programların içerine detaylıca bakalım.
NELER KONUŞULDU?
DEF’in sabahtan akşama kadar tam dört gün boyunca sürmekte olan oturum, toplantı ve diğer etkinliklerinin temel üst başlıkları, alt başlıkları ve de kısa içerikleri özetle şunlar:
1. Çok kutuplu bir dünyada uluslararası işbirliği ve ticari diyaloglar: “Rusya – Çin”, “Rusya – Hindistan”, “Rusya–ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği)” ve “Rusya – Afrika” formatında toplantılar. Birliklerin entegrasyonu: EAEU (Avrasya Ekonomik Birliği) ve BRICS’in gündemlerinin birleştirilerek tek ve kesintisiz bir ekonomik alan oluşturulması. Yeni finansal sistem: İlgili ülkeler arasında bağımsız ödeme mekanizmalarının geliştirilmesi ve ulusal para birimleri üzerinden ödemelerin genişletilmesi.
2. Lojistik ve bağlantı altyapısı – Kuzey Deniz Yolu: Liman altyapısının, ticari buzkıran filolarının ve yıl boyunca seyrüseferlerin arttırılması. Baykal–Amur ve Transsibirya demiryolu hatlarının modernizasyonu: Doğu demiryolu hattının taşıma kapasitesinin genişletilmesi. Ulaşım koridorları: Rusya’nın Çin ve Asya’daki “dost ülkelerle” olan hudutu boyunca yeni lojistik merkezlerin oluşturulması.
3. Teknolojik egemenlik ve endüstriyel büyüme – Ortak inovasyonlar: Mikroelektronik ve robotik sahalarında teknoloji transferi ve ortak girişimlerin oluşturulması. Enerji ittifakı: Petrol, gaz ve kömür tedariklerinin yeniden yönlendirilmesi ve nükleer enerji alanında müşterek projeler. Dijital entegrasyon: Siber güvenlik, yapay zeka ve “bulut bilişim” alanlarında iş birliği.
4. Yerel bölgelerin geliştirilmesi ve Uzak Doğu’nun insan sermayesi: Sonuçların özetlenmesi ve uzmanları çekme programlarının ölçeklendirilmesi. Şehirlerin master – planları: Uzak Doğu’nun mühim kentsel alanlarının finansmanı ve yenilenmesi. Turistik potansiyel: Yeni tatil bölgelerinin teşkil edilmesi ve de Asya ve Afrika ülkeleri ile Rusya arasındaki vize rejiminin kolaylaştırılması.
ASYA-AFRİKA İLETİŞİMİNİN KİLİT ALANLARI
“Uzakdoğu Federal Üniversitesi”nin kampüsünde düzenlenen DEF’teki tartışma, görüşme ve buluşmaların ağırlık noktalarının ilk sıralarında Güneydoğu Asya başta olmak üzere, geniş Avrasya hinterlandındaki yeni lojistik merkezlerin yapılandırılması ve mevcutların da geliştirilip entegrasyonlarının ilerletilmesi geliyor. Bu kapsamda Çin ie Rusya arasındaki ticari görüşmeler ve ilgili anlaşmalar öncelikli olarak elektronik, otomotiv endüstrisi, enerji kaynaklarının tedariki, Kuzey Deniz Rotası (Murmansk-Şanghay) ve de Blagoveşçensk / Zabaykalsk sınır geçiş kapıları ve gümrük noktaları üzerine odaklanmış. Rusya ileHindistan arasındakikonu başlıkları ise petrokimya, ilaç, gübre, savunma sanayi, Kuzey – Güney Uluslararası Taşımacılık Koridoruüstüne yoğunluk kazanmış durumda. Bunun dışında ise, Afrika ülkeleri ile Rusya arasındaki temaların merkezinde isegıda, tarım makineleri ve madencilik endüstrisinin geldiği görülüyor.
‘EKONOMİK EGEMENLİK VE BAĞIMSIZLIK’
DEF boyunca hakikaten de fark ediliyor ki, Rusya’nın “ekonomik egemenlik ve bağımsızlığı” artık teorik bir kavram veya tek taraflı hayal olmanın çok ötesine geçip gerçekliğe dönüştüğü savunuluyor. Vladivostok’taki ekonomik forumun; Güney Asya limanlarından Arktik Okyanusu üzerinden Murmansk ve Saint Petersburg limanlarına kadar yapılmaya başlanan düzenli ticari gemi seferleri, yine Rusya üstünden de geçen Çin’in yeni kuşak-yolunun Novorossiysk Limanı’na bağlanması, ülkenin sadece yeni yaptırım ve abluka koşullarına fazlasıyla uyum sağlamadığını, ama dahası ve aynı zamanda Çin başta olmak üzere en yakın büyük ticari partnerleriyle beraber yepyeni bir küresel ekonomik haritanın oluşum sürecine öncülük ettiği ileri sürülüyor.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ı Ercan Havalimanı’nda KKTC Başbakanı Ünal Üstel karşıladı. Yılmaz’ın, gemi faciasında kayıp yakınlarını bekleyen aileler ve Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a taziye ziyaretinde bulunacağı öğrenildi.
ÖSYM’nin açıklamasına göre, sınav günü T.C. kimlik kartını kaybeden, kimlik kartında fotoğrafı bulunmayan, nüfus cüzdanı olmayan veya nüfus cüzdanında T.C. kimlik numarası, fotoğraf ya da soğuk damga bulunmadığı için sınava kabul edilmeyecek durumda olan adaylar için sınav merkezlerinde belirlenen il ve ilçe nüfus müdürlükleri açık olacak.
Nüfus müdürlükleri, 6 Eylül Pazar günü 07.00-10.00 saatleri arasında hizmet verecek. Müdürlüklere başvuran adaylara, gerekli kontrollerin yapılmasının ardından fotoğraflı, imzalı-mühürlü, barkodlu-karekodlu veya fotoğraflı, barkodlu-karekodlu “Geçici Kimlik Belgesi” düzenlenecek.
Adayların sınav günü nüfus müdürlüğüne başvururken sınava giriş belgesi ile biyometrik fotoğraflarını yanlarında bulundurmaları gerekiyor.
Adayların, nüfus müdürlüğü personeliyle birlikte ÖSYM’nin Aday İşlemleri Sistemi üzerinden sınav başvuru bilgilerine T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleriyle erişebileceği belirtildi. Aday bilgilerinin kontrolünün ardından düzenlenecek “Geçici Kimlik Belgesi” ile sınava giriş yapılabilecek.
ÖSYM, “Geçici Kimlik Belgesi” dışında verilen hiçbir belgenin sınava giriş için kabul edilmeyeceğini bildirdi.
Sınav günü açık tutulacak il ve ilçe nüfus müdürlüklerinin adreslerine ve açık olacakları saatlere ÖSYM’nin duyurusunda yer alan bağlantı üzerinden erişilebilecek.
CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüne ilişkin Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmaya dair değerlendirmelerde bulundu.
Öztürkmen, soruşturma kapsamında, olayın yaşandığı dönemde cezaevinde görev yapan nöbetçi müdürler, gardiyanlar, görev başında bulunmayan sağlık personeli ve ambulans görevlilerinin de aralarında bulunduğu en az 15 kişinin ifadeye çağrılacağının açıklandığını belirterek, Kozinoğlu’nun ölümünün sadece görevlilerin ihmali olarak değerlendirilemeyeceğine dikkati çekti. Öztürkmen, MİT Dış Operasyonlar Başkanlığı bünyesinde uzun yıllar kritik görevler üstlenen Orta Asya sorumlusu MİT Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu’nun, Ergenekon kumpası kapsamında 10 Mart 2011’de tutuklandığını, ilk duruşmasına 9 gün kala 11 Kasım 2011’de cezaevinde hayatını kaybettiğini hatırlattı.
RESMİ AÇIKLAMA VE SAĞLIK RAPORLARINDAKİ ÇELİŞKİLER
Kozinoğlu’nun ölümünün ardından Adalet Bakanlığı’nın “ağır spora bağlı kalp krizi” açıklaması yaptığını ifade eden Öztürkmen, bakanlığın oda arkadaşının beyanına dayandırdığı açıklamada, Kozinoğlu’nun ağır spor sonrası fenalaştığı bilgisinin yer aldığını kaydetti.
Buna karşın koğuş arkadaşları emekli Albay Hasan Atilla Uğur ve emekli Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım’ın ifadelerinde ağır spor iddialarını reddettiğini ifade eden Öztürkmen, Yıldırım’ın dilekçesinde “Avluda 60 dakika yürüdü, sonra koğuştaki odasına çıkıp 45 dakika spor yaptı. Bana göre ağır değildi” dediğini söyledi. Öztürkmen, Kozinoğlu’nun yakınlarının önceden kalbiyle ilgili bir rahatsızlığı bulunmadığını belirttiklerini ve geçmiş sağlık tetkiklerinde de bir problem olmadığını aktararak, otopsi raporunda “Erken miyokard zamanını düşündüren bulgu saptanmamıştır” denildiğini dile getirdi.
‘BİLİRİKİŞİ RAPORUYLA BELGELERİN SAHTE OLDUĞU TESPİT EDİLDİ’
Kozinoğlu’nun FETÖ tarafından hedef alındığını belirten Öztürkmen, “Kozinoğlu açık bir biçimde Fetullahçı Terör Örgütü’nün hedefiydi. Yurt dışındaki Fetullahçı Terör Örgütü okullarının CIA’in casusluk üssü gibi çalıştığını tespit etmiş ve bunları raporlamıştı. Fetullahçı Terör Örgütü bu okulların kapatılmasından Kozinoğlu’nu sorumlu tutuyordu. Fetullahçı Terör Örgütü’nün savcısı Zekeriya Öz tarafından sorgulandı ve ardından çıkarıldığı mahkemece ‘devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek ve açıklamak’ suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklanmasına neden olarak gösterilen sözde dijital belgelerin sonradan üretildiği, yani sahte olduğu bilirkişi raporuyla da tespit edildi. Buna rağmen tahliye edilmedi” dedi.
Soruşturmanın hedefine ulaşması için olayın sadece ihmal çerçevesinde ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Öztürkmen, “Şüphe uyandıran bütün unsurların birbiriyle bağlantısı ele alınmalıdır. Şüphe uyandıran çok fazla nokta bulunmaktadır. Dosyayı aydınlatmak Türk yargısının görevidir. Bu sürecin sahibi ve takipçisi olmayı sürdüreceğiz” dedi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iki ülke arasındaki vizesiz seyahat uygulamasının kalıcı hale getirilmesi” önerisini destekleyip desteklemediğine ilişkin soruya “Konu iki taraf arasında görüşülecek ve üzerinde mutabakata varılacak” yanıtını verdi.
PUTİN GÜNDEME GETİRMİŞTİ
Putin, 31 Ağustos’ta Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Çin Devlet Başkanı Xi ile yaptığı görüşmede, Pekin’in bunu mümkün ve faydalı görmesi halinde Rusya’nın Çin ile vizesiz seyahat uygulamasını kalıcı hale getirmek için çalışmaya hazır olduğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı, 1 Aralık 2025’te imzaladığı kararnameyle Çin vatandaşlarının karşılıklılık esasına göre Rusya’ya 30 güne kadar vizesiz giriş yapabilmesine imkan tanımıştı. Uygulamanın ilk olarak 14 Eylül 2026’ya kadar geçerli olması öngörülmüştü.
Çin de daha önce Rus vatandaşları için benzer bir vizesiz seyahat uygulaması başlatmıştı. İki ülke daha sonra karşılıklı vizesiz giriş uygulamasını 2027 sonuna kadar uzatma kararı almıştı.
ÇİN’DEN RUSYA’YA TURİST SAYISI YÜZDE 50 ARTTI
Çin’in Moskova Büyükelçisi Zhang Hanhui’nin daha önce yaptığı açıklamaya göre, vize şartının kaldırılmasının ardından 2026’nın ilk çeyreğinde Çin’den Rusya’ya seyahat eden turistlerin sayısı yaklaşık yüzde 50 arttı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Yeni Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu, savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
Tekinoğlu, buradaki sorgusunun sonucunda “fuhuşa teşvik veya aracılık” ile “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamalarından tutuklandı.
Atam düşmanı kovdu, bu yurdu bize armağan etti. Atatürk düşmanı kovdu kovmasına da bu düşman neredeydi, ne yaptı, Türk ordusu nerede vuruştu, kaç ayda kaç yılda kovdu düşmanı? Atatürk büyük askerdi ama neden? Nasıl?
Ankara’dan yola çıkıp İzmir istikametinde araba yolculuğu yaptıysanız, önce Polatlı’dan sonra Eskişehir-Sivrihisar’dan, daha sonra Afyon’dan, Kütahya’dan yolunuz geçti. İstanbul’dan yola çıkıp güneye gittiyseniz belki Bozüyük’ten, Kütahya’dan yolunuz geçti. Az biraz tarih bilginiz varsa etrafınıza bakıp bu dağlarda, tepelerde, bu koca arazide nasıl savaş olmuş, bu uçsuz bucaksız topraklarda düşmanı nasıl yenmişiz diye düşünmüş olabilirsiniz. Üstelik uçak desen yok denecek kadar azdı o dönem. Onu da şimdiki gibi düşünmemek lazım. Tren desen, toprağımızdan geçen raylı sistemin işletmesi bize ait değildi büyük ölçüde. Yol desen asfaltta gitmek gibi değil. Bırak otomobili kağnı gidebilse büyük şans… Buralarda yürünür mü? Kah güneşin altında kah yağmurun… Havası gündüz nasıldır, gece nasıldır? Tüm bu soruların en azından birkaçı zihninizde belirdiyse eğer, peşinden gidin lütfen bu merak zincirinin. Sonunda varacağınız yer, binlerce vatan evladının gençliğini, hayallerini, sevdalarını, ömürlerini gömdüğü; gözyaşıyla, terle, kanla suladığı, ama onuru ve haysiyeti silinemez şekilde bu yurdun havasına, toprağına, ovasına ve dağına kattığı o kutsal topraklar olacaktır.
“O kutsal topraklara nasıl giderim, nasıl gezerim, bir anlatan yok mu” diye soracak olursanız sanırım Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en şanslı zamanına denk geldiniz. Evet son cümlem yanlış yazılmadı. Sayın Selim Erdoğan, Sayın Fuat Serdar Aydın ve ekipleri yıllardır canla başla bu toprakları adım adım dolaşıp, harp ceridelerini tabiri caizse hatmedip, hem Türk hem Yunan arşivlerini tarayıp, arazide doğrulamasını yapıp Türk çocuğuna kendi tarihini anlatmayı görev edinmişler. Durumdan vazife çıkarmışlar bir nevi. Üstelik bunu gönüllü şekilde, vatana ve onbinlerce kefensiz yatana bir borç olarak görüp canla başla, kendi imkanlarıyla yapıyorlar.
26 Ağustos 2026 sabahı, gönlü yüreği vefa dolu, belki sayıca bir avuç ama manevi adanmışlığı yüksek bir ekip olarak, Mürettep Müfreze gönüllüleri ile Selim Erdoğan ve Fuat Serdar Aydın’ın öncülüğünde, saat 05.00’te Kocapınar Sargıyeri Şehitliği’nden yola çıkıp 15. Tümen’deki atalarımızın takip ettiği rotayı yürüyerek, sabahın ilk ışıklarıyla Tınaztepe’ye vardık. Güneş doğmuştu doğmasına fakat 104 yıl önce o gün başlayan ve Türk’ün tarihteki en organize büyük savaşı zaferle sonuçlanmasa yine doğar mıydı? Yol boyu yürürken sohbetler edilmiş, çoğu zaman düşmeden yürüyebilmek için etrafa bile doğru düzgün bakamadan önümüze bakmamız gerekmişti. Fakat 104 yıl önce aynı yolu yürüyenlerin çoğunu kurşun, kan ve ölüm bekliyordu o yolun sonunda. Biz onlar sayesinde o dağın eteğinde güvende olduğumuzu bilerek yürürken, ses çıkarırken, gökyüzüne bakıp yıldızların ve dolunaya dönen ayın tadına varırken, onlar hilalin karanlığında toprakla bütünleşmiş bir sessizlikte yola çıkmış, onlardan önce başlayan top ateşinin gürültüsü bir yanda sevdiklerini son kez gözlerinin önüne getirmişlerdi belki. Empati yapmamak ne mümkün!
Tınaztepe’de mevzileri gördük, Türk ordusunun ne şekilde hücum ettiğini dinledik. Her şeyden öte, bastıkları toprağın nasıl olduğunu, ortalığın bitki örtüsünü, coğrafi şartlarını gördük. Havanın gece nasıl soğuk olduğunu ve güneş doğunca nasıl ısındığını, kış ve yaz mevsiminin saatler içinde art arda nasıl yaşandığını deneyimledik. Atatürk’ün o meşhur fotoğrafında Kocatepe’de neden kışlık palto giydiğini anlıyorsunuz mesela. Ama bence en eşsiz kazanım; o uçsuz bucaksız, yer yer dağlık yer yer çukur olan coğrafyada, adeta sarı bir denizi andıran o bozkırda, kilometrelerce kare alanda nasıl organize olduğumuzu, coğrafyanın en ufak planlama eksikliğini ve öngörüsüzlüğü nasıl acımasızca cezalandıracağını idrak ettiğiniz noktada, Atatürk neden Atatürk, komuta kademesi neden çok büyük iş yaptı, vuruşan erin kahramanlığı, çevredeki köylünün fedakarlığı, her şeyi unutamayacak şekilde içselleştiriyor olmanız.
Boztepe eteklerine vardığımızda ise ormanlık arazinin ortasında yatan 12 vatan evladının ebedi istirahatgahına ulaştık. Hem saygı duruşunda bulunup İstiklal Marşımızı okuduk hem de dua edip rahmet diledik ruhlarına. Uzmanlarımız, detaylı ve hassas çalışmalarının sonucunda şehitlerimizin künye bilgilerine ulaşmışlardı. Hatırladığım kadarıyla aralarında Samsun Çarşambalı, Ankaralı, Çorumlu ve Amasyalılar vardı. En yüreğimi sızlatan, 1922 yazında şehit olan atalarımızın çoğu 1900, 1901 doğumluydu. Yirmi yıl sürmüş ömürlerinin denk geldiği dönem gerçekten insanın yüreğini burkuyor. Bireysel hayatlarınızı, o yaşlarınızı, o yaşlara dair hayallerinizi düşünürseniz şayet yapılan fedakarlığın boyutu çok daha iyi anlaşılıyor. Üstelik bu insanlar, kendi yerlerinden yurtlarından çıkıp belki hayatları boyunca görmedikleri, iklimine ya da coğrafyasına bile alışık olmadıkları fakat vatan bildikleri topraklarda kendilerinden 100 sene sonra doğacak, yaşayacak o hiç tanışmadıkları insanların yirmili yaşları, kendilerininkinden farklı, refah içinde olsun, kendi bayrağının gölgesinde geçsin, insanlık onuruyla bezeli kalsın diye savaşarak, dövüşerek, yiğitçe canlarından geçtiler.
Atalarımıza ne kadar minnet etsek, onlar için ne kadar dua etsek az. Gezi biterken, kulaklardan silinmeyen ve zihinde yankılanan o söz Fuat Serdar Aydın’a aitti:
“Siz buraya gelmediniz, siz buraya çağrıldınız”.
30 Ağustos Zafer Bayramımızı en içten şekilde kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatanın her karışında ve bir zamanlar vatan olmuş
her coğrafyada toprağa mukaddes kanını içirmiş tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Saygılarımla.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Türk ordusunun 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, dünya tarihinin gördüğü en büyük kahramanlık destanlarından biri olarak tarihe geçti.
1919 yılında Birinci Dünya Savaşı sonrası İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine dayanarak türlü bahanelerle Anadolu’yu işgale başladı, ordusunun cephanesi elinden alınan Türk milleti zor durumda bırakılmaya çalışıldı.
Ünlü yazar Halide Edip Adıvar’ın ”Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabında anlattığı işgal günlerinde, itilaf donanması İstanbul’a, Fransızlar Adana’ya, İngilizler Urfa, Maraş, Samsun ve Merzifon’a, İtalyanlar, Antalya ve Anadolu’nun güneybatısına yerleşti.
15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletlerinin izniyle Yunan Ordusu İzmir’e çıkarma yaptı.
Bu durum karşısında Türk milleti, tarih boyunca gösterdiği ”millet olma bilinci” içerisinde işgallere karşı Kuvayımilliye hareketini başlattı. İki seçenek vardı; ya işgal güçlerine teslim olunacak ya da yıkılan yakılan bir ülke, yılmaz evlatlarının azmiyle yeniden ayağa kalkacak ve küllerinden doğacaktı.
1920’de TBMM’nin açılması üzerine işgal güçleri tüm baskıcı politikalarını Atatürk ve silah arkadaşları üzerine yoğunlaştırdı, özellikle Batı Cephesi’nde hareketlilik başladı. 1921’de Polatlı’ya kadar gelen Yunan ordusunu püskürtmek, daha birkaç yıl önce tarih literatürüne ”Çanakkale geçilmez” sözünü altın harflerle yazdıran vatan evlatlarına düştü.
Sakarya’da 22 gün 22 gece süren kanlı çarpışmaların ardından durdurulan düşman ordusunu tamamen yurttan atmak amacıyla bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra 26 Ağustos 1922’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’u başlattı.
26 AĞUSTOS’TA KOCATEPE’DE ŞAFAK SÖKERKEN
Başkomutan Mustafa Kemal, 26 Ağustos sabahı Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile muharebeyi yönetmek üzere Afyonkarahisar sınırlarında kalan Kocatepe’de yerini aldı.
Topçu ateşleriyle şafak vakti başlayan harekatın devamında Türk askeri, sabahın ilk ışıklarıyla hücuma geçip Tınaztepe’yi ele geçirdi ve Belentepe ile Kalecik Sivrisi’nden düşmanı uzaklaştırdı.
Taarruzun ilk gününde 1. Ordu birlikleri, Büyük Kaleciktepe ile Çiğiltepe arasında 15 kilometrelik alanda, düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5’inci Süvari Kolordusu, düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu, 2’nci Ordu ise cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.
Türk ordusu, 27 Ağustos sabahı yine bütün cephelerde yeniden taarruza geçti ve aynı gün Afyonkarahisar, 8’inci Tümen tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. 28 ve 29 Ağustos’ta başarıyla sürdürülen taarruz, düşmanın 5’inci tümeninin etkisiz kılınmasıyla neticelendi.
29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçilip taarruzun kısa sürede sonuçlandırılmasında hemfikir oldu ve planın 30 Ağustos’ta aksamadan uygulanması için gerekli önlemler alındı.
BÜYÜK ZAFER VE BİR KIRIK KAĞNI
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk Ordusu’nun Kurtuluş Savaşı’nda kazandığı en önemli zaferin arifesinde, 30 Ağustos sabahında şimdi belde olan Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy’de birliklere taarruz emrini verdi.
O’nun bizzat yönettiği Dumlupınar’daki meydan muharebesinde kahraman Mehmetçik, Yunan birliklerini Allıören, Keçiler, Kızıltaş deresi yolunun iki yanında tamamen sarıp imha etti. Kızıltaş deresi bölgesinde açık kalan alandan bazı Yunan birlikleri, General Trikopis, General Diyenis ve birçok Yunan komutanı kaçtı.
Büyük Zafer’in ertesi günü, 31 Ağustos’ta Zafertepe Çalköy’de bir evin bahçesindeki kırık kağnının üzerine muharebe alanlarının haritasını koyan Başkomutan Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile durum değerlendirmesi yaparak Yunanlıların yeniden savunma düzenine geçmesini önlemek ve onları mağlup etmek için İzmir’e girme görüşünde birleşti.
‘ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR, İLERİ’
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer sonrası 1 Eylül’de Dumlupınar’da, Batı Cephesi’ndeki tüm subay ve erlere okunmak üzere yayımladığı bildiride, şu ifadelere yer verdi:
”Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları, Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde, zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve seçkin ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk ulusu, geleceğine güvenmekte haklıdır. Savaş alanlarındaki başarı ve fedakarlıklarınızı yakından görüp izliyorum. Ulusumuzun size olan övgülerinin iletilmesine aracılık etme görevinin arkasını bırakmayacak, sürekli olarak yerine getireceğim. Ödüllendirme için Başkumandanlığa öneride bulunulmasını, Cephe Kumandanlığına buyurdum. Bütün arkadaşlarımın, Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri de verileceğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kullanarak, yarışmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
27 Ağustos’ta Afyonkarahisar, 30 Ağustos’ta Kütahya’nın kurtuluşunu 1 Eylül’de Gediz, 3 Eylül’de Emet ve Tavşanlı’nın kurtuluşları izledi, 9 Eylül’de İzmir’de Yunan Ordusunu denize döken Türk ordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın emrini büyük bir başarıyla yerine getirdi.
‘VERDİĞİM SÖZÜ YERİNE GETİREMEDİM’
Büyük Taarruz’dan akıllarda kalan en önemli olaylardan biri, 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey’in, 27 Ağustos’ta Çiğiltepe’nin alınmasının yarım saat gecikmesi üzerine, görevini yerine getirememenin üzüntüsü ile kendisini vurarak intihar etmesiydi.
Kocatepe’den verilen emirle Büyük Taarruz’u başlatan Türk askerleri, taarruzun ilk ve ikinci gününde tüm tepeleri ele geçirmeye başladı. Çiğiltepe’de bulunan Yunan askerlerine karşı direnen 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey ile Mustafa Kemal Paşa arasında, şu telefon konuşması geçti:
Sonraki yarım saatte Çiğiltepe’yi düşman askerinden alamayan Albay Reşat Bey, ”Verdiğim sözü yerine getiremediğim için yaşayamam” diyerek beylik tabancasıyla intihar etti.
Mustafa Kemal Paşa’ya, Çiğiltepe sırtlarında çarpışan 57’nci Tümen Komutanlığını yeniden telefonla aradığında Albay Reşat Bey’in intihar ettiği söylendi ve ”Yarım saat zarfında o mevkiyi almaya size söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam” yazdığı notu okundu.
Çiğiltepe, Albay Reşat Bey’in ölümünün 15 dakika sonrasında düşman askerlerinden kurtarıldı.
‘TÜRK CUMHURİYETİ’NİN TEMELİ BURADA SAĞLAMLAŞTI’
Büyük Önder Atatürk, Büyük Zafer’den tam iki yıl sonra, 30 Ağustos 1924’te, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nın temel atma törenine katılmak üzere Zafertepe Çalköy’e geldi.
Törene katılanlara iki yıl öncesini hatırlatan Atatürk, Büyük Zafer’i şu cümlelerle anlattı:
”Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son parçası olan 30 Ağustos Zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil dünya tarihine yeni bir adım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbellidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır. Türk ulusu burada kazandığı zaferle, açığa vurduğu gücü ve istemiyle, bu belli gerçeği bir kere daha tarihin bağrına çelik kalemle koymuş bulunuyor.”
Türkiye epeydir Ortadoğu’da öncü bir rol oynamayı amaçlıyor ve bölgede düzeni sağlamak istiyor. Bu basit ve temel sonuca varabilmek için, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamadan yola çıkmak bile yeterli olacaktır. Erdoğan bir kez daha, Ankara’nın Ortadoğu’da “kanlı senaryoların hayata geçirilmesine izin vermeyeceğini” söyleyip açıkça, İsrail’in Filistinlilere karşı devam eden soykırımına ve Tel Aviv’in Lübnan ile Suriye’ye yönelik sinsi saldırganlığına göndermede bulundu. Bu beyanat, Malazgirt Savaşı ve Anadolu’nun fethinin başlangıcının 955. yıldönümü anısına düzenlenen etkinlikler çerçevesinde verildi.
ABD’NİN ‘BASKIN ÜLKE’ OLARAK GÖRDÜĞÜ İSRAİL’E HER TÜRLÜ SİLAH MÜBAH LAKİN TÜRKİYE’YE HAYIR!
Bazı birtakım uluslararası uzman ve yorumculara bakılırsa Ankara’nın bölgede önüne koyduğu siyasi-askeri ve stratejik hedeflere ulaşması uzak ara hiç de kolay değil, çünkü ona İsrail açıkça, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise örtülü olarak karşı. Ne Amerikalıların ne de İsraillilerin güçlü bir Türkiye’ye ihtiyaçları olduğunu adeta yedi alem uzunca süredir biliyor, çünkü Washington her şeyden önce bölgenin “baskın ülkesi” olarak her zaman İsrail’i göregelmiştir. Bu çerçevede, Yahudi devletine beşinci nesil F-35 savaş uçakları da dahil olmak üzere sınırsız miktarlarda en yeni Amerikan silahları geldi ve gelmeye de devam ediyor. Ancak Türkiye’ye Amerikalılar, çeşitli uydurma bahanelere atıfta bulunmak suretiyle söz konusu uçakları bilindiği gibi bir türlü vermiyorlar. Her şey, askeri güç dengesini İsrail lehine değiştirmek için yapılıyor…
Yukarıda betimlenen gidişat deneyimli siyaset bilimciler, jeopolitoglar, diplomatlar ve diğer uzmanlar tarafından uzun süredir yakınen takip ediliyor. Bunlardan birisi de tarihçi Mehmet Perinçek. Batı’nın; Ankara’yı müttefiklerden mahrum bırakmak, konumunu zayıflatmak ve sonunda da Kuzey Kıbrıs’ı ele geçirmek emelleriyle, Türkiye’yi bir tuzağa doğru sürüklediğinden emin gözüken Perinçek, Türkiye’nin buna karşı koyamayabileceğini çünkü ABD’nin ona, “Made in USA” damgalı silahları İsrail’e ve NATO müttefiklerine karşı kullanmasını muhtemelen yasaklayacağı uyarısında bulunarak şunları dile getirdiği dikkat çekti geçtiğimiz günlerde:
MEHMET PERİNÇEK: İRANLILAR, ABD VE BATI’DAN BAĞIMSIZ ASKERİ SİSTEMLER SAYESİNDE KAZANDILAR
“Şunu anlamamız gerekiyor ki, eğer Türkiye ile İsrail arasında bir çatışma olursa, Amerikan uçaklarını veya hava savunma sistemlerini kullanamayız. Tüm bu tür ekipmanlar Washington’a bağlıdır. Eylül 2025’te İsrail Katar’a saldırdığında benzer bir şeyi gördük. İşte, Katar o zaman İsrail’e karşı Amerikan sistemlerinden istifade edemedi – bu çok büyük bir ders. Tıpkı İran’daki son savaş gibi… İranlılar, ABD ve Batı’dan bağımsız olan askeri sistemler sayesinde kazandılar. Ve şimdi Türkiye hükümeti Rus S-400 füzelerinden kurtulmak ve Amerikan sistemlerini satın almak istiyor. Onlar bu yolla Türkiye’yi İsrail’in saldırganlığından koruyabileceklerini düşünüyorlar, ancak bu tam tersine Türkiye’nin silahsızlandırılmasıdır.” Türk tarihçi, verdiği mülakatının devamında, ülkesinin ulusal çıkarlarının Çin, İran ve Rusya Federasyonu ile daha yakın ilişkiler kurulmasını gerektirdiğini sözlerine ekledi.
İRAN’IN SURİYE’DEN AYRILMASINDAN SONRA “BÜYÜK İSRAİL”İN ÖNÜNDEKİ TEK ENGEL TÜRKİYE KALDI
Son yıllardaki olaylar gerçekten de, Tel Aviv’in Afrika’dan Kafkasya’ya kadar uzanan “Büyük İsrail”in yaratılması yönündeki malum hayalini tutarlı bir şekilde gerçekleştirmeye doğru ilerlediğini gösteriyor. İranlıların Suriye’den ayrılmasından sonra, bu geniş-bölgesel hegemonik planın hayata geçirilmesinin önündeki tek ciddi engel olarak Türkiye kalmış bulunuyor. Yahudi devletinin, sadık müttefiki ABD’yi de yanına alarak, Türkiye’yi kendi yolundan uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi ardına koymayacağı çoktan kesinlik kazanmış bir olgu. Aslında ilgili süreç çoktan başlamış gözüküyor: Türkiye’yi kendince itibarsızlaştırma peşindeki Tel Aviv işe sözde «Ermeni Soykırımı”nı tanımakla başladı. Hızını alamayan İsrail, Lübnan ve Suriye’de askeri tampon bölgeler oluşturdu ve dahası Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile düzenli ortak hava tatbikatları, silah tedariki ve istihbarat alışverişini içeren bir de yöresel askeri-stratejik-siyasi ittifak kurmaya soyundu. Yani açıkça Beyaz Saray’ın onayıyla Doğu Akdeniz’in Türkiye’yi kontrol altına almak ve İsrail’in çıkarlarını korumak için bir “arena” haline getirilmesi planlı şekilde gerçekleştiriliyor.
Yukarıda sıralananların hepsini bir araya getirdiğimizde, Türkiye’nin istikrarın bölgesel garantörü ve İslam Dünyası’nın çıkarlarının savunucusu olarak rolünün NATO’daki mecut üyeliğiyle giderek daha fazla çeliştiği pekala söylenebilir çünkü bazı ittifak ülkelerinin Arap topraklarındaki eylemlerinin çoktandır Müslümanların bilinçli imhası olarak görüldüğü İsrail hükümetine açıkça sponsorluk yaptığı bilinmez değil. Belki de tam da bu yüzden, bölgede bazılarının “İslami NATO” olarak adlandırdıkları başka bir askeri bloğun örgütlemesine başlanıldı bile. Burada bahsedilen tahmin edileceği gibi, 7 Ağustos’ta Mekke’de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ve katılımcı ülkelerin Kuzey Atlantik Antlaşması’nın Beşinci Maddesi ilkesine benzer bir şekilde korunmalarını öngören “Mekke Paktı”. Bangladeş, çiçeği burnunda ittifaka katılma konusunu ele alırken, İran da böyle bir olasılığı göz ardı etmiyor…
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Şanlıurfa’da düzenlenen halk buluşmasında, ölen PKK’lı teröristlerin ailelerinin yanı sıra “şehit ailelerine başsağlığı” mesajını iletirken, “Türkiye’nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Annelerinin, Cumartesi Annelerinin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon’un acısı da Siirt’in acısı da Urfa’nın acısı da eşittir. Kimse evladını yitirmesin. ‘Bu süreç nedir?’ diye bize soruyorlar. Hiçbir annenin evladını yitirmemesi sürecidir. O sıvasız evlere acı düşmeme sürecidir. Bakın, iki yıldır bu süreç başladı. Çok şükür tek bir canımızı yitirmedik. O fakir, sıvasız, yoksul evlere gençlerin bedenleri gitmedi. Bak bundan daha kutsal bir şey olamaz” dedi.
‘İLK DEFA KÜRT MESELESİ İÇİN BİR YASA GEÇTİ’
Bölücü çerçeve yasaya ilişkin görüşlerini paylaşan Bakırhan, şunları kaydetti:
“İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına ‘bilinmeyen dil’ diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir.”
‘ŞİMDİ BU YASA KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜM YASASI DEĞİL’
Yasada Kürtlere yönelik bir kazanımının olmadığına ilişkin yapılan eleştirilere yanıt veren Bakırhan, “Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil” ifadelerini kullandı.
“YÜZ YILLIK BİR MESELE BU YASAYLA ÇÖZÜLMEYECEK”
Yasanın terör örgütü PKK ve bütün sonuçlarını ortadan kaldıran bir yasa olduğunu iddia eden Bakırhan, şunları kaydetti:
“Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK’nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı.”
‘HENÜZ YOLUN BAŞINDAYIZ. BU YASA HER ŞEY DEĞİL’
Bakırhan, yasanın küçümsenmemesi gerektiğini savunarak, “Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt’ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt’ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt’ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi’nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı” diye konuştu.
‘ŞAM’DA ÖNEMLİ BİR ADIM ATILDI’
Suriye’deki gelişmelere de değinen Bakırhan, “Kürtlerin Suriye’nin geleceğinde kilit bir role sahip olduğunu” ifade ederek, “Şimdi gelelim Rojava’ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam’da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye’nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor. Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye’nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte” ifadesini kullandı.
‘MAZLUM KOBANİ, AHMED ŞARA’NIN DEĞİL, CUMHURBAŞKANLIĞI DANIŞMANI OLDU’
“Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” diyen Bakırhan, “Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye’nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye’de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır. Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor” dedi.
‘BU BEDELLERİN KARŞILIĞINDA EKSİK DE OLSA KAZANIMLAR DA VAR’
“Kürtlerin Suriye yönetimi ile yaptığı anlaşmaların küçümsenmemesi” gerektiğini savunan Bakırhan, “Kobani’de, Afrin’de değil, Halep’te de Şam’da da Suriye’nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz” diye konuştu. (ANKA)
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin uluslararası temaslarını sürdürme ve Kıbrıs sorununda müzakere masasında kalma konusundaki tutumunu yineledi.
Kıbrıs Türklerinin Kıbrıslı Rumlarla eşit olduğunu vurgulayan Erhürman, görev süresi boyunca halkın hakları, güvenliği ve eşitliğinden vazgeçmeyeceğini kaydetti. Erhürman, şu ifadeler yer aldı:
“Kıbrıs Rum Liderliği’nin büyükelçilerle yapılacak görüşmeyi engelleme girişimi hangi sebeple yapılmış olursa olsun… O sebeple yapılmaması gerektiği iddia ediliyor iseydi, büyükelçilerin katılmış olması, o sebebin uluslararası toplum tarafından dikkate alınabilecek, meşru bir sebep olmadığını yeterince göstermiştir herhalde!
Görüşmeler devam etmesine karşın Kıbrıs Rum Liderliği Kıbrıslı Türkleri görünmez kılma çabalarına devam edecekmiş! Görüşmeler devam etmesine karşın bizler de hem Kıbrıs Rum Liderliği’nin bu girişimlerini hem de halkımızı görünür kılma çabalarımıza devam edeceğiz. Bu çabaların görünen, görünmeyen tarafları vardır ve hep olacaktır tabii ki…
Bu Ada’daki iki eşit kurucu ortaktan biri olan Kıbrıslı Türkler masadan kaçsın, uluslararası toplumla ve kuruluşlarla tüm iletişimini koparsın diye iki taraflı bir çaba var. İki taraf birbirinin değirmenine su taşımaya devam ediyor her zamanki gibi. Güneydekiler Kıbrıslı Türkler masadan kaçsın, biz çözüm isteyen mağdur taraf rolünü oynamaya devam edelim derdinde, kuzeydekiler ise, bizimkiler masadan kaçsın, çözümsüzlük çözümdür, hep izole kalalım, çocuklarımızın dünyayla buluşmasına gerek yok, biz böyle iyiyiz gailesinde. İkisinin buluştuğu yer, Kıbrıslı Türkler’in görünmez kılınması, dünyayla buluşamamasının sağlanması! Halkımız biliyor ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ne birine teslim oluruz ne de öbürüne…!
‘KIBRISLI TÜRKLER KIBRISLI RUMLARLA EŞİTTİR’
Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumlarla eşittir. Bunu kabul etmeyen Rum, Türk, uluslararası kuruluş, temsilci, kim varsa, bilecekler ki yolumuzun onlarla herhangi bir yerde kesişmesi mümkün değildir. Uluslararası kuruluşlar da bilecekler ki dünde değiliz! Ama zaten siz de daha önce öyle, böyle… Yok öyle! Dünyanın adil bir yer olmadığını kimse bize öğretmeye kalkmasın. Biz bunun bedelini ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Ama adaletsizliğin ‘norm’ haline getirilmesine teslim olmadık, olmayacağız.
‘OMURGA KADAR BEYİN VE YÜREK DE ÖNEMLİDİR’
Omurga önemlidir! Ama sanırım herkes bilir ki en az omurga kadar, beyin ve yürek de önemlidir. Hatta bilinir ki beynin ve yüreğin olmadığı yerde omurga tek başına hiçbir şey ifade etmez. Yaşam belirtisi dahi gösteremez. Kimse bizden bir kez daha Kıbrıslı Türklerin tüm uluslararası temaslarını ortadan kaldırarak, tüm süreçleri dondurarak, onunla bununla konuşmam, diyalog kurmam, diplomasi yapmam diyerek, sözde dik durarak, aslında bulunduğu yere çakılarak, Kıbrıslı Türklerin görünmez kılınması çabalarını fark etmeden desteklemek aymazlığını beklemesin.
‘HERKES ELİNDE NE VARSA ARDINA KOYMASIN!’
Kıbrıslı Türklerin moral motivasyonunu kırmak için dört bir yandan harekete geçildi. Geçilir elbet! Çünkü konfor alanları bozuldu. Şimdi kartlar yeniden dağıtılacak. Herkes elinde ne varsa ardına koymasın! Kıbrıs Türk halkı bu adada 1878’den beri varoluş mücadelesi veriyor. Kimse, bu halkın deneyimini, birikimini, yetişmiş insan kaynaklarını küçümsemeye kalkmasın. Mücadele Sarayönü’nde birbirine laf atarak verilmez. Mücadele sahada verilir ve bu mücadele sahada veriliyor.!
‘SEÇİMLER BİTER, VAROLUŞ MÜCADELESİ BİTMEZ’
Saha kuruldu. Kılını kıpırdatmayıp, görevinin farkında dahi olmayıp, ona buna laf yetiştirip, ‘biz böyle iyiyiz’ diyenlerin Kıbrıs Türk halkı açısından sahada yeri yok. Bu daha fazla nasıl görülebilirdi ki?” Seçim dönemidir (kuzeyde de, güneyde de seçim rüzgarları esiyor)… Elbette herkesin kendini göstermeye, laf üretip görünür olmaya ihtiyacı var. Bunu bilir ve anlarım. Ama bilinecek ki seçimler geçer, biter, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi bitmez.
‘SÖZÜNE GÜVENEN SÖZÜNÜ GÖZÜME SÖYLER’
Bu halk bana on ay önce görev verdi. Daha dört yıldan fazla görev sürem var. Halkıma sözüm, bu halkın bu adadaki haklarından, güvenliğinden ve eşitliğinden asla vazgeçmeyeceğim, bu halkın görünmez kılınmasına, dünyayla buluşmasının engellenmesine asla göz yummayacağımdır. Sözüm sözdür. Ben sözümü muhataplarımın gözüne bakarak söylüyorum ve söyleyeceğim. Sözüne güvenen sözünü gözüme söyler!”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu’nca yürütülen soruşturma kapsamında, “Manifest” grubunun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alındı.
Akış hakkında, “müstehcenlik”, “uyuşturucu madde kullanma” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçları kapsamında soruşturma yürütüldüğü öğrenildi.
Rusya parlamentosu’nun alt kanadı Devlet Duması’nın yaklaşan eylül ayının ikinci yarısında seçimleri gerçekleşecek. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin medyasında ilgili seçimlerin gayrimeşru olarak tanınması için şimdiden dikkatlice koordine edilmiş bir kampanya yürütüldüğü gözleniyor. Bu enformasyon saldırısının araçlarından birisi de tahmin edileceği üzere, ülke dışına çıkmış bulunan Rus muhalifler. Bunlardan bazıları bilindiği gibi çok uzun zaman önce vatanlarını terk etmişti, geri kalanları ise şubat-Mart 2022 döneminde Rusya’dan göç etmişlerdi. Ama bu durum onların her nedense ve halen, Rusya Federasyonu seçim sistemini itibarsızlaştırma yönünde güçlerini birleştirmelerine engel olmuyor. Ve bu hakikaten de asılsız bir iddia değil. Söz gelimi, sadece resmi veriler dahi baz alındığında, Kremlin’e muhalif “Yolsuzlukla Mücadele Vakfı”nın (FBK) eski başkanı Leonid Volkov’un, Avrupa’da ikamet ettiği mahalde birkaç yıl önce 540.000 avro değerinde iki katlı bir ev satın aldığı hatırlanacaktır. Putin’in yurt dışına kaçan diğer muhaliflerinin de pek “yoksulluk çekmedikleri” belirtilebilir: FBK’nın eski çalışanlarından İvan Jdanov, Yulia Navalnaya (hapishanede ölen ünlü muhalif siyasetçi Aleksey Navalni’nin dul eşi), Devlet Dumasının eski milletvekilleriden İlya Ponomarev, eski satranç şampiyonu Garry Kasparov, emekli petrol patronu Mikhail Khodorkovski ve rejim değişikliği talep eden diğerleri gibi… Hepsi de Rusya’nın Batı siyasetine geri dönmesini, Ukrayna ile savaşta yenilmesini ve ardından da ülkenin muhtemel birkaç sözde egemen cumhuriyete bölünmesini savunageliyor.
Bu insanlar kendilerini birer büyük stratejistler sanıyor olabilirler, ancak şu anda zorunlu olarak bulundukları ortamda siyasi göçmenlere artık çok da saygıyla değil, fakat tersine, olabildiğinde tersi duygu ve düşüncelerle bakanların sayısının hiç de az olmadığını biliyor olsalar gerek. Çevrelerindeki pek çok kişi, kavuştukları görece maddi refahlarının kendi vatanlarına bir şekilde sırt çevirmek sayesinde olduğunu anlayıp görebiliyor. Ve benzer grupların günümüzde her yerde giderek daha çok hor görülüp dışlandıklarına tanık olunuyor… Yukarıda tasvir edilen politize karakterlerin gerçek siyasi mücadele yerine adeta “yabancı hibeler” uğruna çekişmede daha başarılı olduklarını düşünenlerden ünlü Slovak toplumsal aktivistlerden ve aynı zamanda eski Slovakya Yüksek Mahkemesi Başkanı Stefan Garabin bakın bu konuda neler dile getiriyor:
STEFAN GARABİN: YURTDIŞINDAKİ MUHALİF FİGÜRLERİN ÇABALARI RUSYA SEÇİMLERİNİ ETKİLEMEZ
“Elbette, burada asıl rolü para oynuyor. Onların rekabetinin bir diğer nedeni ise, bu kişilerin artık kamuoyunun ilgisini çekememesi gerçeği. Bu onların şişirilmiş özgüvenlerini yok ediyor. Onlar, çoktan kaybolmuş olan zirveye geri dönmek istiyorlar. Dünya değişti, öncelikler değişti ve Rusya, hızla tam ekonomik, finansal ve sosyal bağımsızlığa doğru ilerleyen güçlü bir dünya gücü haline geldi. Zaten askeri bir güçtü… Muhalif figürlerin hatalı yaklaşımının özü, eleştiriyi toplumdaki ve devlet yönetimindeki eksiklikleri düzeltme girişimi olarak değil, ama yalnızca Batı’nın hizmetinde kişisel bir siyasi kariyer aracı olarak düşünmeleridir. Samimiyetsizlik, onların her şeye karşı içlerindeki Rus nefretinin bir sonucu. Kendilerini Rus halkının bir parçası gibi hissetmiyorlar… Kendilerini Rusya’nın “liderleri” olarak gösteren kişiler, uzun zamandır itibarsızlaştırılmış figürlerdir ve Rusya Federasyonu vatandaşlarının seçimini etkileyemeyeceklerdir… ”
İTİBARLARININ BU DENLİ DÜŞMÜŞ OLMASI, SPONSORLARININ FİNANSE ETMEYİ REDDETMESİNE YOL AÇIYOR
Yıllardır süregelen mülteci yaşamları nedeniyle epey bir yıpranmış ve yaşlanmış bulunan Rus muhalif şahsiyetlerin, kuvvetle muhtemel aldıkları “telif ücretler” karşılığında, gürültülü ama bir o kadar da etkisiz bir bilgi-propaganda kampanyası yürüttükleri izleniyor. Batı’nın sağladığı parasal kaynaklar uğruna çıkan kavgalarla bağlantılı iç çelişkiler ve de “liderlerin” bir türlü koordineli bir çalışma organize edememesi, Devlet Duması seçimleri öncesinde faaliyetlerinin düşük verimli olmasına yol açıyor gibi. Kimilerine göre itibarlarının o denli düşmüş olmasından kaynaklı olarak, bazı Batılı sponsorlar artık başarısız muhalifleri finanse etmeyi reddediyor – tıpkı Amerikan USAID programında görüldüğü gibi… Eğer Brüksel, Londra ve Washington’un bu güçleri Rusya toplumunu istikrarsızlaştırma mekanizması olarak kullanma planları bir şekilde hâlâ mevcutsa, o zaman onların sancağı altında birleşenler bu planlarda sadece “tek kullanımlık bir araç” olarak yer alabilirler gibi gözüküyor. Kendilerini adeta “cennet bahçesi” havasında gören AB ile ABD’nin, skandal yaratmakla meşgul “sürgündeki” muhalifleri günü gelince eşit haklara sahip “partnerler” olarak göreceklerini varsaymak ise gerçekten komik bir senaryo olurdu…
Brent petrol ve küresel piyasalarda motorinin ton fiyatı hareketli bir dönemden geçiyor. Petrol fiyatları, İran ile Umman arasındaki görüşmelerin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının önünü açabileceği ve Orta Doğu’daki savaşın neden olduğu arz kesintilerini azaltabileceği beklentisiyle düştü. Brent vadeli kontratları 85-86 dolar, ABD ham petrolü (WTI) 81-82 dolar düzeyinde işlem görüyor.
Petrolle koşut olarak küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyatı da düştü. Bu gerileme motorine indirimi gündeme getirdi. Motorine, bugünden geçerli 5 TL 36 kuruş indirim yapıldı.
Motorine, cumadan geçerli olacak şekilde 2 TL daha ikinci bir indirim hesaplanırken, dün kapanışa doğru piyasalar birden yukarı yönlü hareketlendi, Brent petrol ve motorinin ton fiyatı yükseldi. İndirim için oluşan marj ortadan kalktı.
Sektör kaynakları, ANKA’ya yaptığı açıklamada, “Çarşamba, hareketli bir gün yaşandı. Motorine, gün içindeki fiyatlara (Brent petrol ve küresel piyasalarda ürün fiyatı) göre 2 TL’lik indirim hesaplandı. Kapanışa doğru yukarı yönlü hareket hesapları alt üst etti, indirim konusu gündemden çıktı” dedi.
Kaynaklar, benzine indirim beklenip beklenmediği sorusunu, “Uluslararası piyasalarda benzinin ton fiyatı da bir miktar geriledi. Ancak, indirimi gerektirecek bir gerileme henüz oluşmadı” diye yanıtladı.
Diyarbakır’da 21 Ağustos 2024’te kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümüne ilişkin Güran ailesi, cinayetin “faili meçhul” kapsamında yeniden ele alınması yönünde Adalet Bakanlığı’na başvuru yapmıştı.
Güran ailesi tarafından yapılan başvuruda, “Narin Güran’ın ölümüne ilişkin dosyanın yeniden değerlendirilmesi ve cinayetin faili meçhul kapsamında ele alınması” talep edildi.
Adli kaynaklar, başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, Narin Güran cinayetine ilişkin yargılamanın ilk derece mahkemesi ve temyiz mercilerinde kamuoyuna açık şekilde yapıldı ve dosya karara bağlandığını kaydetti. Dosyanın “faili meçhul” kapsamında yeniden değerlendirilmesini gerektirecek yeni ve somut bir delile ulaşılamadığı gerekçesiyle başvurunun kabul edilmediği belirtildi.
Edinilen bilgiye göre, Adalet Bakanlığı, başvuruyu dosyada mahkumiyet hükümleri bulunduğu gerekçesiyle peşinen reddetmezken, ileri sürülen iddialar ile yeni olduğu belirtilen hususların da tamamını değerlendirdi. Bu kapsamda aile fertleri ve başvuruda bulunan kişilerin dinlendiği; ileri sürülen tezler, alternatif olay senaryoları ve diğer iddiaların soruşturma ve kovuşturma dosyasındaki deliller, teknik incelemeler, bilirkişi raporları ve yargı kararlarıyla karşılaştırılarak incelendiği aktarıldı.
Yapılan değerlendirmeler sonucunda Narin Güran cinayetinin “faili meçhul” olduğunu ortaya koyan veya dosyanın Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kapsamında yeniden ele alınmasını gerektirecek “yeni ve somut herhangi bir olguya ulaşılamadığı” bildirildi.
Narin Güran dosyasında failler konusunda yargısal hükümlerin kurulduğu ve üç sanık hakkında verilen “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezalarının Yargıtay tarafından onandığı belirtilerek, yapılan incelemelerde mevcut delil durumunu ve yargısal tespitleri değiştirecek yeni ve somut bir bulguya ulaşılamadığı ifade edildi. Adalet Bakanlığı’nın yargı mercilerinin bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde hareket ettiği belirtilerek, yeni ve somut her türlü bilgi ve delilin yetkili adli makamlarca değerlendirilmesini teminen üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceği bildirildi. (ANKA)
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla bölücü açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldız, şu ifadeleri kullandı:
“‘Terörsüz Türkiye’ vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade devletin bekası, iç cephenin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü,
demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı kapsayan, toplumsal bütünlüğü, milli dayanışmayı ve devletin stratejik geleceğini esas alan kapsamlı bir devlet politikasıdır. Durmadan, yorulmadan ve bıkmadan farklı duyarlılıkları olan insanları sürece dahil edelim, hiç kimseyi dışarıda bırakmayalım. Bize benzemeyenlere sabırla gerçekleri gösterelim. Her şeyin başında sürecin ruhuna uygun özenli bir dil kullanalım.”
Yıldız paylaşımında bölücü açılım süreci kapsamında TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşan çerçeve yasanın vatandaşlara tekrar tekrar anlatılması gerektiğinin altını çizerek şunları kaydetti:
“Terörsüz Türkiye sürecine ait çerçeve yasanın amacını, münfesih terör örgütü PKK/KCK ve bununla bağlı her türlü oluşumu, kişi bakımından kimlerin kanunun kapsamında olduğunu, hangi suçların istisna tutulduğunu, örgütün fiili varlığına son verildiğine, silah ve mühimmatın teslimine dair teyit ve tespit mekanizmasını, Milli Güvenlik Kurulu kararını, kanunun yürürlük tarihini tekrar tekrar insanımıza anlatalım.”
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) sosyal medya hesabından Ankapark’a ilişkin son durum paylaşıldı. Paylaşımda Ankara halkına açıldığı belirtilen Ankapark’a ilişkin şunlar kaydedildi:
“Ankapark’ın geleceğine ilişkin kararı Ankaralılarla birlikte aldık. ‘Ankapark ne olmalı’ sorusu üzerine gerçekleştirdiğimiz ankete 80 bini aşkın vatandaşımız katıldı; katılımcıların yüzde 90’ından fazlası Ankapark’ın yeşil alan ve rekreasyon alanı olarak değerlendirilmesi yönünde görüş bildirdi. Ankaralıların iradesi doğrultusunda Ankapark, ücretsiz olarak halkımızın kullanımına açılmıştır. Ankapark’ın yapımına başlanmasından bugüne kadar geçen süreçte; hangi kararların alındığı, ne kadar kamu kaynağı harcandığı ve Ankara halkının 801 milyon dolarlık kaynağının nasıl heba edildiği, tüm belgeleriyle kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.
‘TÜM BİLGİ VE BELGELER İNTERNET SİTESİNDE YAYIMLANMAKTADIR’
Şeffaflık anlayışımız gereği Ankapark’a ilişkin tüm bilgi ve belgeler http://ankaparkgercekleri.com internet sitesinde yayımlanmaktadır. Dileyen herkes site üzerinden bütün süreci inceleyebilir; ayrıca ‘Soru Sor’ bölümünden Ankapark’a ilişkin merak ettiği konuları doğrudan iletebilir. Kamuoyunun bilmesini isteriz ki; sürecin en başında, Ankapark’ın yapımı ve oluşan kamu zararına ilişkin olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş, kendisi de dahil olmak üzere sorumluluğu bulunan herkesin araştırılması ve varsa hukuki sorumluluklarının tespit edilmesi amacıyla suç duyurusunda bulunmuş; söz konusu başvuru takipsizlikle sonuçlanmıştır.”
Sendika Genel Başkanı Gökay Çakır dün Soma’daki sendika genel merkezinde, Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu ise Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürdürülen maden işçileri eyleminde gözaltına alınmıştı.
Çakır ve Aksu, savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmişti.
Hakimlik, Çakır ve Aksu’nun tutuklanmasına karar verdi.
İstanbul’da yüzde 94’lere ulaşan nemin de etkisiyle son günlerde etkili olan bunaltıcı hava, cuma günü için yerini yağışlı ve fırtınalı bir havaya bırakacak. İstanbul Valiliği, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün son değerlendirmelerine dayanarak cuma günü için yağış uyarısı yaptı. Uyarıya göre sıcaklığın da yarından itibaren mevsim normallerinin 4-5 derece altına düşmesi bekleniyor.
YAĞIŞLA BİRLİKTE FIRTINA DA ETKİLİ OLACAK
Valiliğin sosyal medya hesabından paylaşılan uyarı şöyle:
“İlimizin yarın (28.08.2026, Cuma) sabah saatlerinden itibaren yağışlı sistemin etkisi altına gireceği tahmin ediliyor. Yarından itibaren hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin 4 ila 6°C altında seyretmesi bekleniyor. Yağışlı sistemin Cumartesi günü akşam saatlerinde ilimizi terk edeceği, hava sıcaklıkların ise Pazartesi gününden itibaren artarak yeniden mevsim normalleri civarına yükselmesi bekleniyor. Rüzgârın kuzeyli yönlerden yarın (Cuma) ve Cumartesi günleri orta, zaman zaman kuvvetli eseceği tahmin ediliyor. Rüzgârın hızının yarın (Cuma) 40-60 km/saat, Cumartesi günü ise 30-50 km/saat seviyelerine ulaşması bekleniyor”
Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Afyonkarahisar Zabit Yurdu’nda haftalık basın bilgilendirme toplantısı düzenledi.
Toplantının ardından gazetecilerin soruları MSB tarafından yanıtlandı. Suriye’de faaliyet gösteren SDG’nin feshine ilişkin soru üzerine, “SDG’nin feshi ve Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması ile ‘tek devlet, tek ordu’ anlayışının güçlendirilmesi bakımından önemli bir gelişmedir. Bu yöndeki gelişmeleri memnuniyetle karşılıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’de sağlanan olumlu ivmenin ülke geneline yayılması, istikrarın kalıcı hale getirilmesi ve Suriye ordusunun başta terörle mücadele olmak üzere kapasitesinin geliştirilmesine yönelik desteğini, mevcut askeri iş birliği anlaşması çerçevesinde sürdürmeye devam edecektir” değerlendirmesi yapıldı.
Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin bir soru üzerine Bakanlık’tan yapılan açıklamada, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de görev aldığı Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ilk toplantısını gerçekleştirdiği ve çalışmaların yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar ele alınarak dört alt komisyonun kurulmasının kararlaştırıldığı kaydedildi. Açıklamada, “Alt komisyonların teşkiline yönelik çalışmalar, ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde sürdürülmektedir. Terörsüz Türkiye sürecinin sağlıklı ve istikrarlı şekilde ilerlemesi önem arz etmektedir. Bu kapsamda Bakanlığımız, terör örgütü ve bağlantılı yapıların fiilî varlıklarının sona erdiğinin, ellerindeki silah ve mühimmatın tamamının teslim edildiğinin tespit ve teyidine yönelik görevini ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde sürdürecektir” denildi.
‘SÖZLEŞME BİR TEKİL PROJE VEYA PLATFORMLA SINIRLI DEĞİL’
ABD’de lobi şirketi Ballard Partners ile yapılan anlaşmaya dair soru üzerine, söz konusu çalışmanın Türkiye ile ABD arasında gelişen ilişkilere katkı sağlamak, savunma ve güvenlik alanındaki kurumsal diyaloğu güçlendirmek ve ülkemizin görüş ve önceliklerinin ilgili muhataplara doğru biçimde aktarılmasını temin etmek amacıyla, tamamen profesyonel bir yaklaşımla hazırlanan ortak stratejinin bir ürünü olduğu belirtildi. Devamında, “Her iki ülkenin mevzuatına uygun ve şeffaf biçimde kayıt altına alınan sözleşmenin kapsamı herhangi bir tekil proje veya platformla sınırlı değildir. Bu nedenle çalışmanın yalnızca belirli bir savunma programıyla ilişkilendirilmesi, sözleşmenin kapsamını yansıtmamaktadır” denildi.
MSB, Kerpe Adası’nda bulunan Patriot hava sistemlerinin Kerpe’den Girit Adası’na taşınması kararına ilişkin, “Gayriaskeri statüdeki adaların hukuki durumu, 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmaları ile açıkça düzenlenmiştir. Yunanistan’ın söz konusu adaları antlaşmalara aykırı şekilde silahlandırmasının hukuka aykırı olduğunu ve bu uygulamadan vazgeçilmesi gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz” denildi. Kararın mevcut yanlış uygulamadan geri dönülmesi yönünde olumlu bir adım olarak değerlendirildiği bildirildi. Devamında, “Türkiye olarak, bölgemizde barış ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacak, uluslararası hukuka ve antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklere uygun her türlü yapıcı adımı desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verildi.
RODOS’TA İHA ÜSSÜ KURULMASI
Yunanistan’ın Rodos Adası’na İHA üssü kurulması yönündeki iddialara ilişkin Bakanlık açıklamasında şunlar kaydedildi:
“Rodos Adası’nın gayriaskeri statüsü, uluslararası antlaşmalarla açık ve bağlayıcı şekilde düzenlenmiştir. Bu statüyü ihlal edecek her türlü girişim, Yunanistan’ın uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır. Bu çerçevede, Rodos’ta İHA üssü kurulmasına yönelik muhtemel bir adımın, Ada’nın gayriaskeri statüsünün ihlali anlamına geleceği gibi Ege’de barış ve istikrara, ayrıca iyi komşuluk ilişkilerine zarar vereceği açıktır. Türkiye, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumaya ve bu doğrultuda gerekli tedbirleri almaya devam edecektir.”
MSB, Somali’de kaçırılan gemiye ilişkin, “Somali karasularında meydana gelen olaya ilişkin olarak, Dışişleri Bakanlığımızla koordinasyon içerisinde Somali makamlarına gerekli destek sağlanmaktadır” açıklamasını yaptı. (ANKA)
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
Politico’nun haberinde, Ratcliffe’in Moskova’daki görüşmelerinin ana gündem maddelerinden birinin Rusya’nın Baltık ülkelerine yönelik olası saldırgan veya gerilimi tırmandırıcı adımları olduğu, Ratcliffe’nin “öncelikle Rusya’yı Baltık ülkelerine yönelik herhangi bir gerilimi tırmandırıcı eyleme karşı uyarmaya” odaklandığı değerlendirmesi yapıldı.
Rusya ile Ukrayna arasında son dönemde cephe hattının çok ötesindeki bölgelere yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarının yoğunlaştığı, Moskova’nın Ukrayna’ya destek veren NATO ülkelerine yönelik tehditlerinin de arttığı kaydedildi.
NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesi uyarınca bir üyeye yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yönelik saldırı kabul edildiği hatırlatılan haberde, Rusya’nın Avrupa’daki ABD müttefiklerine karşı sabotaj ve siber saldırılar gibi doğrudan savaşa varmayan yöntemleri uzun süredir kullandığı belirtildi.
TRUMP: “YARI RUTİN BİR ZİYARET”
ABD Başkanı Donald Trump ise Ratcliffe’in Moskova ziyaretine ilişkin spekülasyonları reddetti. Trump, Ratcliffe’in ziyaretinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i NATO’nun kararlılığını test etmemesi veya İngiltere’ye saldırmaması konusunda ikna etmek amacı taşımadığını söyledi.
Ziyareti “yarı rutin bir adım” olarak nitelendiren Trump, görüşmelerin Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesiyle ilgili olduğunu belirterek, “Ukrayna ile savaşın sona erdiğini görmek istiyoruz” dedi.
CIA ise Ratcliffe’in ziyareti hakkında Politico’nun yorum talebine yanıt vermedi.
İRAN’A DESTEĞİN AZALTILMASI İSTENDİ
Haberde ayrıca Ratcliffe’in, Moskova’da Rus yetkililerle İran’a yönelik desteğin azaltılması konusunu da gündeme getirdiği öne sürüldü. Ratcliffe’in Rusya’dan İran’a silah ve savunma teknolojisi aktarımını durdurmasını istediği, Moskova’nın ABD yaptırımlarından etkilenmesi halinde “aşırı tepki vermemesi” yönünde uyarıda bulunduğu aktarıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent de 25 Ağustos Pazartesi günü, İran’la ekonomik ilişkilerini kesmeyi reddeden ülkelere yönelik yaptırımların önemli ölçüde genişletilebileceği uyarısında bulunmuştu.
RATCLIFFE RUSYA KONUSUNDA “ŞAHİN” OLARAK NİTELENDİRİLİYOR
Ratcliffe’in Moskova ziyareti, Trump yönetiminin Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerinin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.
Politico, Trump’ın ilk başkanlık döneminden bu yana ABD istihbarat topluluğuyla özellikle Rusya konusunda zaman zaman görüş ayrılıkları yaşadığını, ancak Trump’ın savaşın sona erdirilmesi konusunda Putin’den beklediği sonucu alamaması nedeniyle Rusya’ya yönelik tutumunun son dönemde sertleştiğini belirtti.
Ratcliffe’in ise Rusya konusunda daha “şahin” bir tutuma sahip olduğu ifade edildi.
Ratcliffe’in Moskova ziyareti, Trump yönetiminin CIA direktörünü önemli diplomatik temaslarda kullanmasının son örneği oldu. Ratcliffe’in mayıs ayında da Küba’ya gizlice giderek ülke yönetimini temel reformlar yapması, aksi takdirde ABD baskısıyla karşılaşabileceği uyarısında bulunduğu aktarıldı.
ABD’li Senatör James Lankford da Ratcliffe’in Moskova ziyaretini olumlu karşılayarak, “Konuşmamakla işler daha iyiye gitmez” değerlendirmesinde bulundu. (ANKA)
Rojin Kabaiş’in ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, Kabaiş’in otopsi raporunda tespit edilen Rocuronium ve Ornidazole maddeleri ve ameliyat kayıtları üzerinden yaptıkları incelemeye ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı.
Kabaiş’in 11 Eylül 2024 tarihindeki ameliyat kayıtları ile Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarının adli-tıbbi incelemesinin ölümün arkasındaki gerçeği ortaya koyduğunu savunan Karabulut, Kabaiş’in 15 Ekim’de cansız bedeninin bulunmasının ardından yapılan otopside midesinde ve iç organlarında Rocuronium, midesinde ise Ornidazole tespit edildiğini belirtti.
‘BİYOKİMYASAL OLARAK İMKANSIZ’
Karabulut, normal şartlarda parazit veya anaerob bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde ve cerrahi müdahaleler sonrasında enfeksiyonu önlemek amacıyla kullanılan Ornidazole ile ameliyathane dışında temini imkansız olan ve solunum kaslarını kısa sürede felç eden Rocuronium’un Kabaiş’in midesinde bulunmasının olayın seyrine ilişkin önemli bir bulgu olduğunu ifade etti.
Rocuronium’un yarılanma ömrünün 30 ila 90 dakika olduğunu belirten Karabulut, 11 Eylül’deki ameliyattan haftalar sonra gerçekleştirilen otopside maddenin “taze halde” tespit edilmesinin biyokimyasal olarak mümkün olmadığını savundu.
“Bu adli veriler; müvekkilimizin 15 Ekim’de bulunmasından hemen önce, bu kimyasallara erişim yetkisi olan kişilerce mide yoluyla Ornidazole ve özellikle Rocuronium verilerek bayıltıldığını ve solunumu felç edilerek katledildiğini kanıtlamaktadır.”
NE OLMUŞTU?
Rojin Kabaiş, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisiyken 27 Eylül 2024 tarihinde kaldığı KYK yurdundan ayrıldıktan sonra kayboldu. Kabaiş’in cansız bedeni 18 gün sonra 15 Ekim 2024’te Van Gölü’nün Mollakasım sahilinde bulundu. Ölümü önce “suda boğulma” olarak kayda geçti ve intihar üzerinde duruldu. Süreç içerisinde ortaya çıkan adli bulgular olayın şüpheli bir ölüm olduğunu ortaya koyarken, ailesinin mücadelesi ile soruşturmada ilerleme kaydedildi.
Romanya, kuraklık nedeniyle Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesi üzerine Cernavoda Nükleer Santrali’ndeki son çalışan reaktörü de geçici olarak kapattı. Santralin ilk reaktörü 28 Temmuz’da yine düşük su seviyesi nedeniyle devre dışı bırakılmıştı.
Santrali işleten Nuclearelectrica, normal koşullarda Romanya’nın elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılayan Cernavoda’daki 706 megavatlık iki reaktörün, Tuna’daki su seviyesinin “önemli ve devam eden düşüşü” nedeniyle devre dışı kaldığını açıkladı.
Tuna’nın Romanya’ya girişindeki debi, temmuz sonunda saniyede bin 700 metreküp seviyesindeyken ağustos ayında bin 370 metreküpe kadar geriledi. Temmuz ayının uzun yıllar ortalaması ise saniyede 4 bin 700 metreküp seviyesinde bulunuyor. Şirket, reaktörün izleyen 10 gün içinde yeniden devreye alınmasını beklemediğini bildirdi.
Romanya hükümeti ağustos ayı boyunca enerji alanında olağanüstü hal ilan ederken şirketlerden ve hanelerden yoğun tüketim saatlerinde elektrik kullanımını azaltmalarını istedi. Enerji Bakanlığı, açığı karşılamak amacıyla 330 megavat kapasiteli linyit santralinin devreye alındığını, rüzgar ve rezervuarlardaki mevcut suya bağlı hidroelektrik üretiminin de artırıldığını açıkladı.
MOLDOVA’DA ELEKTRİK KESİNTİSİ RİSKİ
Cernavoda’nın tamamen devre dışı kalması, kendi elektrik açığının yüzde 60’a kadar olan bölümünü Romanya’dan karşılayan Moldova’yı da doğrudan etkilemekte.
Romanya’dan ithalatın durması halinde Moldova’nın Ukrayna’dan elektrik temin etmeye, daha pahalı Batı Avrupa kaynaklarına yönelmeye veya dönüşümlü elektrik kesintileri uygulamaya başvurabileceği belirtiliyor.
Moldovalı enerji uzmanı Sergiu Tofilat, Kişinev Radyosu’na yaptığı açıklamada, “Elektrik kesintileri dahil durumun kötüleşmesine hazırlıklı olmamız gerektiğini düşünüyorum ancak şu anda kesin bir şey söylemek zor” dedi.
TUNA’DA SU SEVİYESİ REKOR DÜŞÜKLÜKTE
Romanya’daki Cernavoda ölçüm istasyonunda su seviyesi, 28 Temmuz’da sıfır referans kotunun 194 santimetre altında ölçülürken, 14 Ağustos’ta 240 santimetre altına gerileyerek 17 günde 46 santimetre daha düştü.
Düşük su seviyeleri aynı zamanda Almanya’dan Karadeniz’e kadar uzanan yaklaşık 2 bin 850 kilometrelik Tuna Nehri boyunca taşımacılığı da olumsuz etkilemekte. Nehirdeki sığlaşma, yük gemilerinin taşıyabilecekleri yük miktarını azaltırken ulaşım maliyetlerini artırıyor.
Kuraklık Avrupa’nın diğer nükleer santrallerinde de üretimi sınırlandırdı. Fransa’da kuraklık ve aşırı sıcaklıkla bağlantılı kesintiler nedeniyle 57 reaktörden 13’ü bu hafta çeşitli düzeylerde etkilendi. Macaristan’ın Tuna suyuyla soğutulan Paks Nükleer Santrali’nde ise üretim geçen aydan bu yana azaltıldı.
Macaristan hükümeti, nehir seviyesinin daha da düşmesi ihtimaline karşı Paks yakınlarında su akışını kontrol etmek amacıyla su altı bariyeri inşa edilmesi talimatını verdi. İki büyük mavnanın da gerektiğinde batırılarak santral çevresindeki su seviyesinin yükseltilmesi planlanıyor.
Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi, Avrupa’nın geniş bölümünde normalin altında yağış ve nehir akışlarının görüldüğünü, aşırı sıcaklıkların kurak koşulları daha da ağırlaştırdığını bildirdi. (ANKA)
ABD Donanması, İran’a yönelik katliamlar nedeniyle görev süresi uzatılan ve yaklaşık 260 gündür denizde bulunan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin yerine Pasifik’te konuşlu USS George Washington’ı Orta Doğu’ya gönderiyor. Değişim, Lincoln’de görev yapan askerlerin ruh sağlığı ve gemideki yaşam koşullarına ilişkin iddiaların ABD kamuoyunda tartışma yaratmasının ardından geldi.
ABD’nin Kaliforniya kıyılarından 2025 yılının Kasım ayında ayrılan USS Abraham Lincoln, başlangıçta Güney Çin Denizi’nde görevlendirilmiş, daha sonra ABD-İran geriliminin tırmanması üzerine Orta Doğu’ya yönlendirilmişti. Yaklaşık dokuz aydır konuşlandırılmış durumda olan uçak gemisi, İran’a karşı yürütülen askeri operasyonlarda görev aldı. Gemi, 200 günü aşkın süredir liman ziyareti gerçekleştirmedi.
Lincoln’ün uzayan görev süresi, son günlerde gemideki koşullara ilişkin haberlerle ABD’de tartışma konusu oldu. ABD medyasında mürettebat arasında moral ve ruh sağlığı sorunları yaşandığı, temel ihtiyaç malzemelerinde sıkıntılar bulunduğu, tesisat sorunları görüldüğü ve bazı askerlerin intihar girişiminde bulunduğu öne sürüldü. ABD Donanması, ağustos ayı başında bir askerin denize düştüğünü ve kısa sürede kurtarıldığını doğrularken, olayın koşullarına ilişkin soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.
HEGSETH: HABERLER TAMAMEN ÇARPITILDI
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise USS Abraham Lincoln’deki koşullara ilişkin haberlerin “tamamen çarpıtıldığını” söyledi. Hegseth, Donanmanın uzun süreli görevlerde bulunan askerleri desteklemeye devam ettiğini savundu.
ABD Donanması, İran’a yönelik katliamların Orta Doğu’daki tedarik merkezlerini sekteye uğrattığını ve bunun Lincoln’e yapılan bazı teslimatları etkilediğini kabul etti. Donanma, tedarikte önce gıda, ardından hijyen malzemeleri ve postaya öncelik verildiğini, gemideki askerlerin temiz suya ve sağlıklı yemek seçeneklerine erişebildiğini açıkladı.
USS GEORGE WASHINGTON ORTA DOĞU’YA DOĞRU YOLA ÇIKTI
Öte yandan, ABD medyasına göre, USS George Washington geçen hafta Vietnam’ın Da Nang limanından ayrıldı. Bir kruvazör ve muhribin eşlik ettiği uçak gemisi, daha sonra Singapur Boğazı’nı geçerek Pasifik ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan Malakka Boğazı’na yöneldi. ABD’li bir yetkili, ABD medyasına George Washington’ın USS Abraham Lincoln’ün yerini almasının planlandığını doğruladı.
George Washington’ın Orta Doğu’ya kaydırılması, ABD’nin Pasifik’teki uçak gemisi varlığını da geçici olarak azaltacak. USS Abraham Lincoln’ün yanı sıra diğer ABD uçak gemilerinin İran’a yönelik saldırılar nedeniyle uzayan konuşlandırmaları, Donanmanın personel ve operasyonel kapasitesi üzerindeki baskıya ilişkin tartışmaları artırdı.
ABD’de Demokrat milletvekilleri, USS Abraham Lincoln’deki koşullar hakkında Pentagon ve Donanma yönetiminden daha fazla bilgi ve şeffaflık talep etti. Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi üyesi Connecticut Senatörü Richard Blumenthal, Donanma yönetimine gönderdiği mektupta, Lincoln’ün uzun süreli konuşlandırılmasının İran’a karşı devam eden askeri operasyonlar ve bölgede uzun süre önemli ABD deniz kuvvetlerine ihtiyaç duyulabileceği dikkate alındığında özellikle önemli olduğunu belirtti.
Arizona Senatörü ve eski Deniz Piyadesi Ruben Gallego da gemideki koşulları incelemek üzere iki partiden milletvekillerinin katılacağı resmi bir ziyaret düzenlemeyi planladığını açıkladı. Gallego, mürettebata yönelik muamelenin “yalnızca iğrenç değil, aynı zamanda tehlikeli olduğunu” söyledi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Her cepheden saldırdıklarına göre, bilin ki doğru yoldayız. İlk kez eksilmiyoruz… İlk kez bölünmüyoruz… İlk kez ihanete uğramıyoruz… Gönderdiğiniz akbabaların kopardığı et, bizi hem acıtmaz hem de tüketmez. Bu siyasi namus bataklığında siz boğulacaksınız, biz değil!..” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tutuklu bulunan ve görevinden uzaklaştırılan Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nu Konya Ereğli Cezaevi’nde ziyaret etti.
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tamim Khallaf, X hesabından yaptığı paylaşımda görüşmeye ilişkin şunları kaydetti:
“Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları El Alameyn’de, bölgedeki gelişmeleri görüşmek üzere bir araya geldi. Görüşmede, üç ülkeyi birleştiren güçlü dostluk ve iş birliği bağları ile ortaklıklarını güçlendirme ve ortak çıkarlarını ilerletme konusundaki kararlılık yeniden teyit edildi.”
AÇIKLAMA YAPTI
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır ziyaretine ilişkin değerlendirmede bulundu. Fidan, X hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:
“Mısır’a gerçekleştirdiğimiz ziyaret, mükemmel düzeyde seyreden ikili iş birliğimizi ve bölgemizdeki gelişmeleri ele almak bakımından son derece önemli bir fırsat teşkil etti. Samimi misafirperverlikleri için başta değerli mevkidaşım ve kardeşim Bedir Abdülati olmak üzere tüm Mısırlı yetkililere teşekkür ediyorum. Ziyaret kapsamında mevkidaşımla beraber Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu İkinci Toplantısı’na eş başkanlık yaptık. Ayrıca Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad ve Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil Fehmi’yle görüştük.
İkili ticaretimizi artıracak, ekonomik ilişkilerimizi çeşitlendirecek ve ülkelerimiz arasındaki bağlantısallığı güçlendirecek anlaşmaları imzaladık. Türkiye ve Mısır, tarihin ve coğrafyanın kendilerine yüklediği sorumluluğun bilinciyle hareket eden iki büyük devlettir. Ülkelerimiz arasındaki iş birliğinin güçlenmesi, yalnızca halklarımızın ortak menfaatlerine değil, bölgemizde barış, istikrar ve refahın tesisine de hizmet etmektedir. Bu anlayış ve Cumhurbaşkanlarımızın vizyonu doğrultusunda omuz omuza çalışmaya ve ilişkilerimizi karşılıklı güven ve ortak çıkarlarımız temelinde derinleştirmeye devam edeceğiz.”
Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” sosyal medya hesabından, bölücü çerçeve yasa teklifinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında açıklama yaptı.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in teklife “evet” oyu verme kararına destek veren İmamoğlu’nun açıklamasının tamamı şöyle:
“Aziz milletim, Türkiye, tarihinin önemli eşiklerinden birindedir. Barışı, huzuru ve kardeşliği kalıcı kılmak; demokrasiyi ve hukuku güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur.
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine inanıyor; bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı yürekten destekliyorum. Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum.
Kıymetli Başkanımız Sayın Mansur Yavaş’ın dikkat çektiği, uyardığı ve önerdiği bütün tespitlere katılıyor ve önemsiyorum.
Sayın Selahattin Demirtaş’ın arzuladığı, bütünleştirici ve birleştirici barış temennilerini kıymetli buluyorum.
Ancak bu iktidarın süreç yönetimi, samimiyeti ve şeffaflık sicili bozuktur. Bu nedenle mücadelemize bir yandan sorunların çözümü için destek ve katkı anlayışıyla devam edecek, diğer taraftan denetleme görevimizi ve milletimizi bilgilendirme gayretimizi en üst seviyede göstereceğiz.
Kıymetli halkımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve 86 milyon yurttaşımızın eşitliği bizim ortak güvencemizdir. Cumhuriyetimizi demokrasiyle, birliğimizi adaletle, devletimizi hukukla güçlendireceğiz. Türkiye yalnız kendi içinde huzuru sağlayacak bir ülke değildir. Bölgemizde barışın, istikrarın ve refahın güvencesi olacak; gücünü hukukundan, demokrasisinden, ekonomisinden ve milletinin birliğinden alan güçlü bir devlet olacağız. Türkiye’nin büyüklüğüne ve devletimizin ciddiyetine yakışan budur.
Bu mesele günlük siyasi hesaplara, kapalı kapılara ve kişisel ikbal arayışlarına bırakılamaz. Sürecin güvencesi şeffaflık, TBMM, hukuk ve milletin iradesidir. Barışı siyasi hesaplara teslim etmeyeceğiz. Siyasi hesaplara duyduğumuz güvensizliğin de barış umudumuzu esir almasına izin vermeyeceğiz. Türkiye’nin bunu başaracak gücü vardır. Barışın da huzurun da Cumhuriyetin de sahibi millettir.”
ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) ve Kolombiyalı yetkililere göre depremin merkez üssü, Bogota’nın yaklaşık 400 kilometre batısındaki San Jose del Palmar oldu. USGS, depremin yaklaşık 107 kilometre derinlikte meydana geldiğini bildirdi.
Choco Valisi Nubia Carolina Cordoba, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada bölge başkenti Quibdo’da yaralılar bulunduğunu ve binalarda ciddi hasar meydana geldiğini açıkladı.
Cordoba, “Choco bölgesinde büyük bir deprem yaşadık. Artçı sarsıntılar konusunda endişeliyiz. Merkez üssü San Jose del Palmar yakınlarında olsa da Quibdo’da yaralılar ve binalarda önemli hasar var” dedi.
Vali, ekiplerin bölgede hasar tespit çalışmalarına başladığını belirtti. Yaralıların sayısı ve hasarın boyutuna ilişkin henüz ayrıntılı resmi bilanço açıklanmadı.
Depremin ardından Kolombiya ve Ekvador’un bazı bölgelerinde insanlar ev ve iş yerlerinden çıkarak açık alanlara yöneldi.
VENEZUELA’DA HAZİRAN DEPREMLERİ 6 BİN 125 CAN ALMIŞTI
Venezuela’da 24 Haziran’da art arda meydana gelen 7,2 ve 7,5 büyüklüğündeki iki depremde 6 bin 125 kişi hayatını kaybetmişti. Deprem, Venezuela’nın kuzey kesimlerinde, özellikle başkent Caracas ve La Guaira çevresinde geniş çaplı yıkıma yol açmıştı. Dünya Bankası, doğrudan fiziksel hasarın yaklaşık 19,6 milyar dolara ulaştığını tahmin ediyor.
Kolombiya’daki son deprem de Venezuela’ya kadar hissedildi ve bölgede haziran ayında yaşanan yıkıcı depremleri yeniden gündeme getirdi.
Kılıçdaroğlu, bölücü açılım sürecine ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’nin huzurunu, birliğini ve kardeşliğini bozmak isteyen bölücü küresel yapılar şunu iyi bilmelidir:
Türk baharı hayali kuranlara, Türk milletinin birlik ve beraberliği karşısında zemheri kışı yaşatacak olan bu milletin ortak iradesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kararlılığı ve sarsılmaz kardeşliğimizdir. Türk milleti, içerisinde barındırdığı bütün evlatlarıyla, bütün kültürleriyle, bütün dilleriyle ve bütün renkleriyle ayrılmaz bir bütündür. Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak vatanımızın zenginliğidir.
Bizim için tartışılmaz olan üniter devlet yapımız, Anayasa’nın ilk dört maddesi ve milletimizin sarsılmaz, bölünmez kardeşliğidir. Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil, tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir.
Türkiye’nin önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmasının yolu kendi içinde kavga eden değil, kardeşliğini dünyaya ilan eden güçlü bir Türkiye’den geçmektedir.
Bizim milliyetçiliğimiz milleti bölmek değil, milleti birleştirmektir. Bizim vatanseverliğimiz kardeşi kardeşe düşürmek değil, aynı bayrağın altında omuz omuza yürümektir. Bizim ülkümüz zayıf ve parçalanmış bir Türkiye değil, birliğini koruyan, demokrasisi güçlü, ekonomisi sağlam, itibarlı ve büyük bir Türkiye’dir.
Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz.
Çünkü biliyoruz: Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir. Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır. Birlik varsa gelecek vardır. Bu topraklar ayrılığın değil birliğin, düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur.”
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Birinci TBMM Binası önünde yaptığı açıklamada, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen çerçeve yasaya tepki gösterdi.
Özdağ, “PKK terör örgütü ve elebaşısı Abdullah Öcalan’la yapılan ikinci müzakere süreci sonunda gelinen noktada, Sevr Anlaşması’nın uğursuz 106’ncı yıl dönümünde PKK’ya yönelik bir özel af yasa tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmiştir ve şimdi görüyoruz ki başta Abdullah Öcalan olmak üzere terör örgütü ve yandaşları sevinç naraları atmakta, Abdullah Öcalan bu süreci, Cumhuriyetimizin kuruluşu kadar önemli olarak nitelendirmektedir. Demek ki mesele sadece bir af yasası değil, bu PKK’ya yönelik özel af yasasıyla birlikte devletimizin kuruluş esaslarının ortadan kaldırılarak, Öcalan’ın ifadesiyle sözde bir demokratik Cumhuriyet’e geçiş sürecinin ilk adımı atılmak istenmektedir” diye konuştu.
Teklif Meclis’e getirilirken, Türk milletine de dünyaya da “PKK terör örgütünün kendisini feshettiği, silah bırakmayı kabul ettiği, bu silahların devlet güçlerinin denetiminde toplanacağı”nın söylendiğini ifade eden Özdağ, şöyle devam etti:
“PKK, sadece PKK değil, PKK, KCK, PKK kapsamında Irak’ta, İran’da ve Suriye’de de örgütlü bir narkoterör örgütüdür. PKK’nın Suriye ayağı YPG’nin 4 tugay halinde örgütlenen yapısının silahlarını da toplayacak mısınız? Hayır. Irak PKK’sının silahlarını teslim alıp imha edecek misiniz? Hayır. Hala İran’da, İran Özel Kuvvetleri ve Devrim Muhafızlarıyla çarpışan PKK terör örgütünün elindeki silahları alacak mısınız? Ona da hayır. O zaman hangi silahları alıyorsunuz? PKK, kendisini feshedecek… Hangi PKK kendisini feshediyor? İran’daki PKK mı, Suriye’deki PKK mı, Irak’taki PKK mı? Hayır. Örgütün örgütsel yapısı, varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bu yasa tasarısı ile terör örgütü elebaşı ve üyeleri dağılmak yerine affediliyor, cezaevinden tahliye ediliyor. Dış destek başta olmak üzere finansal, lojistik ve uyuşturucu altyapısına yönelik tedbirler olduğunu görmüyoruz. 2024’e kadar devlet kayıtlarından ‘narkoterör örgütü’ olarak geçen örgütün, 2025 ve 2026 belgelerinden narkotik kaçakçılığı ile ilgili faaliyetlerinin durmamasına rağmen çıkartıldığını görüyoruz. Ayrıca Öcalan’ın, bu yasa ve süreç çerçevesinde bulunduğu İmralı adasında mahkum konumundan çıkartılıp ‘siyasi misafir’ haline getirileceği ve umut hakkı çerçevesinde de sonunda serbest kalacağı anlaşılıyor.
‘TERÖRLE MÜCADELEDE AMAÇ ÖRGÜTÜ YOK ETMEKTİR’
Terörle mücadele sonucunda devletlerin amacı, terör örgütlerini yok etmek, toplumla bağını kesmektir. Oysa bu yasayla Irak’ta, İran’da, Suriye’de terör eylemlerini sürdüren bir örgütün elemanları Türkiye’de topluma entegre edilecekmiş gibi gösterilmektedir. Bunların zaman zaman Irak’a, Suriye’ye, İran’a gidip yarı zamanlı terörist olarak faaliyet göstermeyeceklerinden emin misiniz? Birinci terörle müzakere sürecinde pratiklerinizin Irak’a gidip Kandil’de eğitim aldıktan sonra gelip Türkiye’deki hendek terörünün altyapısını hazırladıklarını unuttunuz mu?
Önümüzdeki aylarda, anayasal veya yasal düzenlemeler yapılması sırasında anlaşmazlık çıkarsa PKK terör örgütünün Irak, Suriye veya İran’daki unsurlarıyla Türkiye içinde eylem yapmayacağından, terör eylemi yapmayacağından emin misiniz? Ankara’da Kahramankazan’da TUSAŞ’a yapılan baskının Suriye PKK’sı tarafından yapıldığını unuttunuz mu? Bu Çerçeve Yasa, Türk siyasetinde Ergenekon, Balyoz, casusluk davalarıyla yaratılan birinci travmadan, 2017’deki kirli referandumla gerçekleşen ikinci travmadan sonra çok ağır ve telafisi zor yeni bir toplumsal, siyasal travmaya, psikolojik travmaya, bir toplumsal kırılmaya neden olabilir.
Çünkü biliyoruz ki PKK affı olan bu tasarı, sadece bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Daha sonra Anayasa’da yapılacak değişikliklerle mezhep ve etnik yapılara siyasi ayrıcalıklar verilmesi ve ucu açık bir Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi hedeflenmektedir. Böylece büyük Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının arkada burada, Birinci Meclis’te kurmuş olduğu Milli Üniter Laik Türkiye Cumhuriyeti fesholacak, Öcalan’ın ‘Demokratik Cumhuriyet’ diye ifade ettiği gevşek bir üniter devlet denilen bazıları tarafından, ama gerçekte çok uluslu özerk bölgeli bir federasyona doğru Türkiye, sürüklenmek istenecektir.”
Ümit Özdağ, terör örgütü yandaşlarının, “yüz yıllık düğüm çözülüyor” diyerek sevindiklerini savundu.
İktidara 3 Kasım 2002’de gelen AK Parti’nin, bugün Türkiye’yi getirdiği noktanın bu olduğunu söyleyen Ümit Özdağ, “İstiklal Harbi ile kurduğumuz ve şimdi bugünkü gayrimilli eğitimsizlik Bakanı’nın ders kitaplarından çıkartmak istediği İstiklal Harbi sonucunda inşa ettiğimiz Cumhuriyet, ağır bir tehdit altındadır. Türkiye, Yugoslavya’laştırılmak istenmektedir. Türkiye Irak’laştırılmak, Türkiye Lübnan’laştırılmak istenmektedir. Bu yeni bir Sevr tasarımıdır ve Sevr’in 106’ncı uğursuz yıl dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmesi de tesadüf değildir. Allah’ın günü mü kalmadı?” dedi.
Zafer Partisi olarak, terörle müzakere yerine hemen mücadeleye dönülmesi gerektiğine inandıklarını dile getiren Özdağ, şöyle devam etti:
“PKK’nın dış desteği; lojistik, finans ve uyuşturucu altyapısı tahrip edilmeli; bölge ülkeleri ile iş birliği içerisinde PKK/KCK’nın Orta Doğu’daki bütün parçaları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin meşru hedefi haline gelmelidir. Milli Üniter Laik Türkiye Cumhuriyeti, tavizsiz bir şekilde babalarımızdan ve dedelerimizden devraldığımız gibi çocuklarımıza ve torunlarımıza emanet edilmelidir. Türkiye teröre, terör örgütüne yenilmedi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Jandarma Teşkilatı, Türk Polis Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı, kahraman güvenlik güçlerimiz terör örgütünü iki defa yendiler, ezdiler ve şimdi onların kanları pahasına, terleri pahasına kazanmış oldukları büyük zafer siyasi masalarda heba edilmemeli. Ne mutlu Türk’üm diyene!”
‘BU YEMİNİ EDEN MİLLETVEKİLLERİNİN BU YASAYA ‘EVET’ DEME LÜKSÜ YOKTUR’
Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ümit Özdağ, “çerçeve yasanın TBMM’de edilen milletvekili yeminiyle örtüşüp örtüşmediği” sorusuna, şu yanıtı verdi:
“Bir sayın milletvekili, bu yasaya ‘hayır’ diyeceğini dün akşam açıklarken, bu hayırın gerekçesini milletvekili yeminine dayandırdı. Çok haklıdır. Bu yemini eden milletvekillerinin, bu yasaya ‘evet’ deme lüksü yoktur. Ayrıca, bu yasaya, ‘evet’ diyenler, destekleyenler oluşması için çalışanlara hukuki bir koruma getiriyor. Neden? Yaptığınız işin doğru olduğundan emin değil misiniz? Neden hukuki bir korumaya ihtiyaç duyuyorsunuz? Hani büyük bir iş yapıp terörü sona erdiriyorsunuz, onu söylüyorsunuz. Peki neden kendinizi hukuki koruma altına almak istiyorsunuz? Doğru iş yaptığından emin olanlar, millete karşı vicdanı rahat olanlar yasa maddelerinin arkasına sığınarak koruma aramazlar.
Zafer Partisi olarak biz Türkiye’nin milli, üniter, laik cumhuriyet olarak İstiklal Harbi felsefesi üzerinde 21’inci yüzyılda yoluna devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bu inanca sahip olan herkesi, daha önce hangi siyasi partiye oy vermiş olurlarsa olsun, Zafer Partisi saflarında milli, üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmaya davet ediyoruz.” (ANKA)
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bölücü çerçeve yasa teklifini görüşmek üzere toplanan Meclis’te konuştu.
“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu” diyen Özel, “Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” açıklamasında bulundu.
Özgür Özel:
“AK Parti’nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu. Meclis’te büyük çoğunluklara sahipti. Devletin bütün imkânları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi” pic.twitter.com/lMDtGzrvSr
“Toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil, eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet özgüven üzerinde ayakta sağlamdır. Baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler. kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyeti kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de ünlüler zayıflatmamış aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de cumhuriyetimizi devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir. Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık.
Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. işine geldiğinde çözüm diyen işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde hep doğru yerde Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Bu mesele şiddetle değil siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil milletin gözü önünde milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir. Yıllarca biz bunu savunduk. Bu meselenin çözüm adresi meclistir dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik. Komisyon kurulduğunda katılım gösterdik.
Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk. Bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık. Yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik. Destekleyeceğiz, katkı sunacağız ve denetleyeceğiz. Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil tarihsel konjonktürel değil, ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince çözüm işine gelmeyince terörist diyen bir süreci önce masaya koyup sonra buz dolabına kaldıran Dolmabahçe’de görüştükleri rahmetli Sırır Süreyya Önder’i hapse atıp sonra arkasından Timsah yaşı, timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırtınasını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni hatta akla gelmeyenleri yapmıştır. Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. Üç kişinin bildiği metin diye bir metin kutsanıp meclisten gizlenmiş. Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir.
Komisyonda itiraz eden, soru soran, eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar bir süreç yönet yerine bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik bilinmeyen bir ruh hali bütün meclisin, bütün milletin önünde yaşanmıştır. Barışın hukuku milletin gözünden kaçırarak yazamayız. Yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi olamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir. Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir.
Bu teklife ‘hayır’ deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan Yeni Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Günlerdir bu teklife ‘hayır’ dememiz için binlerce öneri, eleştiri alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum. Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz. Kolaya kaçmayan devlet ciddiyetiyle karar veren bu ülkenin on yıl, yirmi yıl otuz yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz.
Bu yasaya ‘hayır’ deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı, milletin barış hakkının önüne koymayan da biziz. Komisyonda masadan kalkmadık çünkü o masa milletin barış umutlarının masasıdır. Türkiye’de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunudur. Yazıma aylar süren komisyon raporu katılan tüm partilerin mutabakatı ile hazırlandı. Raporun yedinci maddesinde demokratikleşme vardı. Siyasi tutukluların durumundan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasına kayyım uygulamaların sona erdirilmesine pek çok demokratikleşme önerisi vardı. Altında iktidar milletvekillerinin de imzası vardı. Ama bu kanunun teklifinde hiçbiri yok. Şimdi bunlar kanunla olmak zorunda değil, yürütme yapar, uygulamayla olur, gelecekte olur. Hele bu süreç bir yere varsın, ondan sonra olur diyorlar. Sürecin bir yere varsın diye tarif edilen verilen süre örgütün silah bırakmasının teyit ve tespiti için geçen süre, ‘o süreyi de bekleyelim demokrasi için verdiğimiz sözleri bundan sonra yaparız…’
Bu kanun teklifinde hepimizin altına imza attığı Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun sadece sadece altıncı maddesi var. O kısmı da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı uygulaması tartışmalı, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara gizli tanık düzenine siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen vakitli bir niyet yok. Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok, örtülü keyfiyete kalmış bir muğlaklık var. Burada komisyonun iradesini hiçe sayan meseleyi yüzeye eli alan özensiz bir metin var.
Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır. Mecbur kaldığı için barıştan yanaymış gibi taraftadır. Yeni Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır.
Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi için barışın önünde durmayacağız. Korku olmadan, ayrımcılık olmadan ortak geleceği inşa etmek için barışın önünü açacağız. Biz ölüm değil, hayat olsun diye; korku değil umut olsun diye bu sorumluluğu alacağız.
Terörün kökünü ancak demokrasi kazır. Bu milletin hiçbir ferdinin umudunu, siyasi hesaplara ezdirmeyeceğiz. Barışı samimiyetsizliğe, çıkarcılığa teslim etmeyeceğiz.
Bugün silah faslının kapanması için bir kapı aralanıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız. Ama asıl mücadele şimdi başlayacak. Demokrasi, eşit yurttaşlık, kalkınma mücadelesi. Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silah bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen altıncı bölümüne de demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan yedinci bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız. Ama Cumhur İttifakı’nın da yedinci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz. Biz imzamızı namus biliyoruz. Sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz.
Bugünden sonra demokratikleşmeyi Meclis’e getireceğiz. Kayyım uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. Anayasa Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulamasının mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulan haklının mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının ifade özgürlüğünün seçilmişlerin iradesinin ve eşit yurttaşlığın mücadelesini vereceğiz. AK Parti’nin yapmak istemediğini demokratlar olarak biz yapacağız. Onların kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz. Onların kurmadığı toplumsal mutabakatı biz arayalım. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız. Onların ertelediği demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz.
İlk günden şehit aileleri ve gazilerimizin gözünün içine bakamayacağımız bir şeyin İçinde olmayacağımızı söylemiştik Aynı kararlılıkla ifade ediyorum ki Herkes kendi vicdanıyla yaşar. Herkes vicdanının sesini bastırabildiği zaman uykuya dalar.
Esas olan şehit ailelerinin, gazilerin, teröre karşı sarsılmaz bir kararlılıkla mücadele eden başta Türk Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere tüm güvenlik güçlerimizin ve terörden zarar gören vatandaşlarımızın olmak üzere tüm milletimizin yüzüne bakamayacak bir duruma düşmemektir. Kırmızı çizgilerimiz nettir.
Atatürk, Lozan Anlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğüyle Anayasa’nın güvence altına aldığı Cumhuriyetin temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz. Buna asla izin vermeyiz.
Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur. Partimizin adını millet koymuştur. Partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde halk ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır. Bu ifadeyle Yeni Parti grubunu kararında serbest bırakıyor değil, aksine kendi il bölge temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum.
Hiçbir Yeni Parti milletvekili üyesinin ve milletinin sesini duymadan davranmayacak. Yeni Parti’nin yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki biliyoruz ki barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa alacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum.”
Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk milletinin önüne, sonucu önceden kararlaştırılmış bir teslimiyet düzeni konulmaktadır. Türk Milleti’nin, adına Terörsüz Türkiye denilen, komisyon denilen, nerede ne konuşulduğundan, 10 yıl boyunca neyin saklı tutulacağından, nelerin pazarlığının döndüğünden haberi ve bilgisi yoktur. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurları dinlenmemiştir. Ama emperyalizm ödevi vermiş, İmralı konuşmuş, Kandil şartlarını sıralamış, siyasi iktidar da milletvekillerinden “eksiksiz imza” istemiştir.
Ortaya çıkan utanç verici manzara şudur: Önce bebek katili Öcalan biliyor, terörist yuvası Kandil biliyor; milletvekillerinin ve egemenliğin gerçek sahibi Türk Milleti’nin haberi yok!
Milletvekillerinin önüne bir kağıt konularak “Şu saate kadar imzalayacaksınız” demek, kanun yapmak değildir. Bunun adı Milli irade hiç değildir. Türk Milleti’nin adayını belirleyemediği, milletvekilinin kendisini listeye koyan parti merkezine bağlı olduğu ve okumadığı metne imza atmaya zorlandığı bir düzende Meclis, Türk milletinin iradesini üretmez, teslimiyetin ve iradeyi üretemediğinin net fotoğrafı görülmüştür.
Meclis bu değildir! Türk milletinin egemenliğini, güvenliğini, bağımsızlığını, refahını, hak ve özgürlüğünü savunmakla görevli meclis, emperyalizmin teslim aldığı parti genel merkezlerinin noteri olamaz!
Bağlılığı ve dayanağı Türk Milleti’ne olmayan bir meclis, eninde sonunda tasfiye olacaktır!
“Suça karışmamış PKK’lı” ne demektir?
Bir insan terör örgütüne piknik yapmak için mi katılır? Örgütün içinde hangi görevi üstlendiği, hangi talimatı taşıdığı, hangi suçu bildiği, hangi suçun gizlenmesine yardım ettiği araştırılmadan kim, hangi yetkiyle bu insanları topluca “suça karışmamış” ilan edecektir?
Bireysel olarak teslim olmak, örgütten ayrılmak ve yargı önünde hesap vermek isteyenler için hukuk yolları zaten vardır. Çıkartılmak istenen, Türk Milleti’ne 40 yıl boyunca ağır bedeller ödetmiş olan ve Türk Milleti’nin ordusunun defalarca kez belini kırdığı, yendiği PKK terör örgütüne özel af yasasının sonucu ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz!
Bu kanun, terör örgütün kadrolarına özel ceza indirimi, sicil temizliği, siyasi hak ve toplumsal alana dönüş sistemi kurulmasıdır. Adına “genel af” denmemesi gerçeği değiştirmez.
Bir terör örgütünün mensupları için özel hukuk çıkarıyorsanız, bunun adı çerçeve yasa değil, PKK’ya af yasasıdır!
Terör örgütü, yurtiçi ve yurtdışı, silahlı, silahsız, siyasi, ekonomik vs. tüm unsurlarıyla tasfiye edilmediği ve silahların tamamının teslim edildiği kayıt altına alınıp, doğrulanmadığı halde özel yasa çıkarılması, bireysel teslimiyeti değil örgütsel bir dönüşümü hedeflemektedir.
DEVLET FOTOĞRAFLA DEĞİL, BELGEYLE YÖNETİLİR
Kameraların önünde birkaç silah yakıldı diye PKK bitmedi. Silahların tamamı yok.
Kamplar dağıtılmamış ancak sınır karakollarımız boşaltıldı,
Komuta zinciri çözülmemiş ancak TSK’ya durun emri var,
Finans, propaganda, istihbarat ve lojistik ağları tasfiye edilmemiş, ancak Türk milletinin vergilerinden siyasi ayağına hala hazine yardımı var,
Suriye’deki ve Irak’taki silahlı yapılar dağıtılmamış, KCK ve PJAK sona ermemiş, devletleşme hesapları yapmaktadırlar.
Bu sorulara açık, somut ve doğrulanabilir olgular varken, Türk milletine “Terör bitti” masalı anlatılamaz!
Devlet fotoğrafla, törenle değil, belgeyle ve hukukla yönetilir.
Terör örgütüne silah bıraktırılmadan, tamamen çökertilmeden militanlarına siyasi ve hukuki alan açmak, terörü bitirmek değildir. Silahlı kadroyu siyasi kadroya dönüştürmektir!
Bugün adli kontrolle serbest bırakılacak teröristler yarın belediyede, bürokraside veya Mecliste hangi sıfatla karşımıza çıkacağını sormak zorundayız. Türk milletinden, kendisine silah doğrultmuş kadroların “toplumsal bütünleşme” adı altında ödüllendirilmesini sessizce seyretmesi beklenemez!
ÖCALAN’A STATÜ VERMEK İÇİN KANUNA “STATÜ” YAZMANIZ GEREKMİYOR
“Yasada Öcalan’ın statüsü yok” diyerek kimse Türk milletinin aklıyla alay etmesin. Statü yalnızca kanuna “statü” kelimesi yazılarak verilmez. Bir hükümlünün mesajı yasa yapımına yön veriyorsa, siyasi heyetler onun kapısında sıraya giriyorsa, örgütün atacağı adımlar onun yaşam ve çalışma koşullarına bağlanıyorsa, gazeteciler ve milletvekilleri kendisini siyasi bir merkez gibi ziyaret ediyorsa orada fiilî statü çoktan oluşturulmuş demektir.
Bebek katili terörist başı Öcalan’ın koşullarının “mevcut imkânlar içinde” genişletilebileceği tartışması da statünün açıkça kanuna yazılmadan idari yollarla kurulabileceği kaygısını doğurmaktadır.
Şimdi asıl soruyu soruyoruz:
Teröristbaşına statü aranırken Türk milletinin kendi devletindeki statüsü nedir?
Yasayı önce İmralı biliyor, millet bilmiyorsa, milletvekili seçmene değil parti merkezine bağlıysa, meclis tartışmıyor, yalnızca imza atıyorsa, kendi devletinde egemenlikten uzaklaştırılan Türk milletidir. Asıl statü sorunu budur!
Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci bir kurucuya ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyet’in kurucu öznesi Türk milletidir. Türk milletinin tanımı da bellidir. Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Kurucu iradesi Kuvâ-yı Milliye’dir.
İmralı’dan “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir kuruluş tarifi kabul etmiyoruz!
Demokrasi, milletvekilinin önüne okumadığı metni koyup imzalatmak değildir. Demokrasi, Türk milletinin adını silmek, vatandaşlığı etnik kimliklere ayırmak, devlet makamlarını etnik ve mezhepsel kotalara bölmek değildir.
Gerçek demokrasi, seçmenin adayını belirlemesi, milletvekilinin parti başkanına değil millete hesap vermesi, yargının siyasi emir almaması ve halkın devlet yönetimine yeniden hâkim olmasıdır.
Kürt kökenli yurttaşımızı Türk milletinden koparmak demokrasi değildir. Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye karşı ayrı siyasi bölmelere kapatmak kardeşlik değildir. Bizim mücadelemiz hiçbir yurttaşımıza karşı değil, yurttaşlarımızı birbirine düşman ederek milli devleti parçalayıp, emeğini ve varlıklarını sömürmek isteyen emperyalist ve bölücü siyasete karşıdır!
TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ
Bu süreç Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, İsrail’den, ABD’den ve NATO’dan ayrı düşünülemez.
Irak parçalandı. Suriye’nin kuzeyinde silahlı ve idari bir yapı kuruldu. İran kuşatıldı. Gazze yıkıldı. Doğu Akdeniz’de yeni paylaşım hesapları yapıldı. Şimdi aynı coğrafyanın ortasında Türkiye’ye “entegrasyon”, “statü”, “yerelleşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” kavramları dayatılıyor.
Başkanlar değişir. Büyükelçiler değişir. Kullanılan kelimeler değişir ama Pentagon kalır, CENTCOM kalır, NATO kalır, İsrail’in bölgesel hedefleri kalır.
Türk milletinin direnme omurgasını NATO’ya bağlayıp ABD’nin bölgede oluşturduğu sonuçları Türkiye’nin hukukuna taşıyarak antiemperyalist olunamaz. Gücünü milletten alan Kuvâ-yı Milliye’nin yerine, gücünü Saray’dan, parti merkezlerinden ve dış ittifaklardan alan bir Kuvâ-yı Külliye düzeni kurulmuştur.
TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ
Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi emperyalizmin kurduğu masada kendisine daha iyi bir sandalye aramak değildir.
Türkiye’nin görevi o masayı devirmek ve kendi bağımsız masasını kurmaktır!
TÜRK MİLLETİ YALNIZ BIRAKILDI; AMA SAHİPSİZ DEĞİLDİR
Bugün AKP seçmeni de MHP seçmeni de CHP seçmeni de aynı soruyu soruyor: “Bize yıllarca söylenenlerin tam tersi neden yapılıyor?” Şehit annesi soruyor: “Evladımın hesabı hangi masada bırakıldı?” Gazi soruyor: “Ben kolumu, bacağımı bu devlet için verdim, devlet neden beni değil, kendisine silah çekenleri dinliyor?” Türk milleti yol haritası ve adres arıyor.
Millet, Cumhuriyet’i savunacak kadroların neden bir araya gelmediğini soruyor!
Türk milletinin örgütlü iradesini ayağa kaldırmadan bu oyun bozulamaz!
Kurtuluşu kapalı kapılardan, saraylardan veya “devletin bir bildiği vardır” masalından beklemeyeceğiz!
Cumhuriyetçi aydınları, işçileri, çiftçileri, esnafı, gençleri, kadınları, şehit ailelerini, gazileri ve bütün vatanseverleri örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Bu oyunu bozacak olan Türk milletinin kendi çocuklarıdır.
Bugün sürece karşı çıkan herkesi mahalle mahalle, köy köy, iş yeri iş yeri, gerçekleri anlatmaya, Her milletvekilinin attığı imzayı, kullandığı oyu ve aldığı tavrı takip etmeye, Türk Milleti’nin hafızasına kaydetmek için var gücüyle çalışmaya davet ediyoruz.
Verilecek hesap varsa Türk Milleti’ne verilir. Başarısız olan istifa eder.
Suç işleyen, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde hesap verir.
Biz terörün bitmesini istiyoruz ama Cumhuriyet’in tasfiyesi ve Türk Milleti’nin ve devletinin parçalanması pahasına değil.
Türk Milleti kırk asırdır devletli şekilde yaşamaktadır. Bir millet böyle teslim alınamaz!
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükümetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir.
Sevr’in çocuklarına sesleniyoruz;
Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi Türk Milletidir! Bizler cumhuriyetin çocuklarıyız! Türk Milletini emperyalizm ve terör karşısında teslim alamazsınız! O kurumlar cumhuriyetin çocuklarıyla yeniden geri gelecektir. Türk Milletinin egemenliğine kastedenler cumhuriyet hukukunda yargılanacaklardır!
Son Sözü Her Zaman Türk Milleti Söyler!
Ne Mutlu Türküm Diyene!”
BASINA VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE
TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ!
Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk… pic.twitter.com/MjTIaLoHmZ
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) August 5, 2026
İlişkili Haber
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
İYİ Parti, AKP tarafından Meclis’e sunulan ve MHP, DEM, CHP tarafından imzalanan bölücü çerçeve yasaya karşı bir adım attı.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez; Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iade edilmesi talebiyle TBMM Başkanlığı’na başvurduklarını duyurdu.
Başvuru dilekçesinde, söz konusu kanun teklifinin incelendiği ve Anayasa’nın yasama sürecine ilişkin usul ve şekil kurallarına açık aykırılıklar taşıdığı ifade edildi.
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü uyarınca kanun tekliflerinin yasama sürecine usulüne uygun şekilde dahil edilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu kapsamda, Başkanlığın yalnızca teklifleri ilgili komisyonlara havale eden idari bir makam olmadığı; Anayasa’ya ve İçtüzüğe açık aykırılık teşkil eden tekliflerin yasama sürecine dahil edilmesini önleme sorumluluğuna da haiz olduğu kuşkusuzdur.”
‘GAZİ MECLİS HAİN TERÖR YAPILANMASININ MEŞRULAŞTIRILACAĞI BİR ZEMİN OLMAMALIDIR’
“Teklifin yasama sürecinin devam ettirilmesinin hukuk devleti, Anayasa’nın üstünlüğü ve yasama faaliyetlerinin hukuka uygun yürütülmesi ilkeleri bakımından sakınca doğuracağı değerlendirilmektedir. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletimizin ortak iradesini temsil eden, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve millî egemenliği korumakla görevli anayasal bir organdır. Gazi Meclis; aziz milletimize, şanlı tarihimize, kahraman ecdadımıza ve devletimizin kurucu değerlerine yönelik her türlü alçak teşebbüse girişmiş olan hain bir terör yapılanmasının, yasama faaliyeti adı altında meşrulaştırılacağı bir zemin değildir, olmamalıdır.”
İlişkili Haber
Çerçeve yasa Meclis’e sunuldu: İşte maddeler… Hangi partiler imzaladı?
Haberi görüntüle
Söz konusu dilekçede, kanun teklifinin PKK/KCK terör örgütü yöneticilerine TCK ve TMK hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirildiği vurgulanarak şöyle dendi:
“Uygulamada ve doktrinde kabul edildiği üzere, örgütlü suç yapılanmalarında siyasi ve ideolojik amaçların ön planda olması hâlinde ‘terör örgütü’; maddi çıkar elde etme amacının ön planda olması hâlinde ise ‘çete’ veya ‘mafya tipi örgüt’ nitelendirmesi yapılmaktadır. Bu çerçevede, Meclis teamüllerine aykırı biçimde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları sonucunda bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ‘Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’; PKK/KCK terör örgütünün yöneticileri ile teröristlere, terör örgütü kurma ve yönetme, infaz emri verme, terör örgütüne üye olma ve örgütün amaçları doğrultusunda işlenen diğer suçlar bakımından yürürlükteki Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden farklı, özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler getirmektedir. Bir terör örgütünün silah bırakmasının beklendiği yönündeki iddia, o örgütün siyasi ve ideolojik hedeflerine ulaşmasının bir sonucudur.”
‘TERÖRİSTLER LEHİNE İMTİYAZLI HÜKÜMLER ÖNGÖREN BÖYLE BİR KANUN TEKLİFİNİN HAZIRLANMASI ANAYASA’YA AYKIRI’
“Nitekim söz konusu terör örgütü Türk Ceza Kanunu’nun 312’nci maddesinde düzenlenen ‘cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs’ suçunu işlemiş ve 12 Mayıs 2025 tarihli sözde fesih bildirisinde Büyük Türk milletini soykırım ve asimilasyonla itham etmiştir. Bu nedenle terör örgütü yöneticileri ve teröristler lehine imtiyazlı hükümler öngören böyle bir kanun teklifinin hazırlanması, imzalanması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulması; Anayasa’nın 2’nci maddesinde düzenlenen Cumhuriyetin nitelikleri, 3’üncü maddesindeki Devletin bütünlüğü, 5’inci maddesindeki Devletin temel amaç ve görevleri, 6’ncı maddesindeki Egemenlik, 7’nci maddesindeki Yasama yetkisi, 9’uncu maddesindeki Yargı yetkisi, 10’uncu maddesindeki Kanun önünde eşitlik, 11’inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ile 14’üncü maddesindeki Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması hükümleri olmak üzere, Anayasa’nın genel esasları bakımından Anayasa’ya aykırıdır.
TBMM Başkanlığının, Anayasa’nın kendisine yüklediği sorumluluk çerçevesinde hareket ederek, teklifi işleme almaksızın teklif sahibine iade etmesi hukukun ve anayasal düzenin gereğidir. Bu itibarla Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetlerini hukuka uygun yürütme yükümlülüğü çerçevesinde Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin Anayasa, TBMM İçtüzüğü, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun bakımından taşıdığı usul ve şekil aykırılıkları nedeniyle işleme alınmayarak teklif sahiplerine iadesine karar verilmesini saygılarımızla arz ederiz.”
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler; partisi, MHP, DEM Parti ve CHP’nin imzalarıyla TBMM’ye sundukları “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adı verilen bölücü çerçeve yasa teklifinin detaylarını açıkladı.
Güler’in açıklamasına göre başsavcılıklar, PKK terör örgütüne dair sonradan ortaya çıkmış eski bir durum veya delile ilişkin soruşturmalarda Kurul’dan izin alacak.
Bu Kurul ise Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşacak.
‘ÖCALAN’ SORUSUNA YANIT
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin istediği “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” olmasını istediği Öcalan’a statünün sorulması üzerine Güler, “Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok” yanıtını verdi.
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’den “Öcalan’ın statüsü” sorusuna yanıt:
“Bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belirli bir disiplinle İmralı’da akademisyen, gazeteci ziyaretleri idari düzenlemeyle yapılabilir ama bunun için yasal bir düzenlemeye de statüye de ihtiyaç yok”… pic.twitter.com/oaKr9G8x1U
Öte yandan Güler, terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın şartlarının“aile talebiyle, her zaman, rahatlıkla, yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan” esnetilebileceğini belirterek “Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.” dedi.
“Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izleyen aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Huzurlarınızdayız. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız Bey, yine Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay Bey ve Filiz Hocamız, yine yanımda AK Parti Grup Başkanvekilimiz Abdulhamit Gül Bey, yine Adalet Komisyonu Başkanımız Cüneyt Yüksel Bey ve milletvekili arkadaşlarımızla birlikte sizleri, biraz önce meclis başkanlığımıza, genel sekreterliğimize iletmiş olduğumuz ve ismiyle beraber biraz sonra detaylı açıklama yapacağım çerçeve yasa hakkında bilgilendirmiş olacağız.
Çok değerli basın mensupları, ismi olarak “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” toplamda, yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber, 12 maddeden oluşuyor. Biraz sonra kanunun içeriğine dair, madde başlıkları hakkında da sizleri teknik olarak neler getirdiğine dair açıklamamızı yapacağız.
TEŞEKKÜR ETTİ
Ben bu sürece gelene kadar, öncelikli olarak teşekkürlerimizi arz edeceğimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ve biraz sonra imza sahipleri olarak DEM Parti grubuna, yine biraz sonra izahatını yapacağımız Cumhuriyet Halk Partisi grubuna ve eş genel başkanlarına, genel başkanlarına teşekkür ediyoruz. Yine bu konuda imzalarını eksik etmeyen HÜDA PAR’a ve bağımsız milletvekillerimize, yine Yeni Yol Grubundan bazı milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Toplama baktığımızda yaklaşık 360’a yakın bir imza ile teklifimizi Meclis Başkanlığımıza arz ettik.
Tabii bu teklife daha sonradan, içtüzük kapsamı içinde teknik olarak desteklediklerini, imzaladıklarını ifade edecek milletvekillerimiz de olacaktır. Süreç açısından bu, bu şekliyle devam edecek. Tabii komisyonumuz, Adalet Komisyonu başkanımız kendi planlaması çerçevesinde içtüzük kapsamında 48 saat sonra yani Cuma günü öğleden sonra saat 14.30-15.00 gibi inşallah komisyon toplantısı için gerekli davetlerini yapacaktır.
Değerli basın mensupları, şimdi bu sürece kadar biz nasıl geldik? Bu konuda biraz sizleri teknik olarak aydınlatmak istiyorum.
5 Ağustos 2025 tarihinde malumunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde meclis başkanlığımızın başkanlığında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, kuruluşundan itibaren ilk toplantısını bundan tam bir yıl önce, 5 Ağustos 2025 tarihinde yapmıştı. Ve devamında da yaklaşık 18 toplantı icra etti. 137 kişiyi; gerek başkan olarak, gerek şahıs olarak, gerek dernek başkanı, sendika başkanı, baro başkanı olarak, koruyucu ailelerimizin mensubu olarak, şehit ve gazi derneklerimizin başkanı olarak, yine ailelerimizin temsilcisi olarak, Diyarbakır annelerinin temsilcisi olarak, barış annelerinin temsilcisi olarak, birçok değerli hocalarımızı, ceza hukukçularımızı ve bu tür süreçleri yakından akademik olarak çalışmış hocalarımızı dinledik. Toplam 137 kişi. Hakikaten çok kıymetli, çok değerli fikirler orada konuşuldu ve dile getirildi.
Yine İçişleri Bakanlığımız, Milli Savunma Bakanlığımız, MİT Başkanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız ve Adalet Bakanlığımız değişik dönemlerde komisyona gelerek mevcut bu durumları, gelişmeleri, ilerleyişi komisyonumuzda bilgilendirdiler.
Peki komisyonumuz nihai evrede şubat ayına gelindiğinde çalışmalarını tamamladı. Raporları bir bütün haline getirerek oraya temsilci veren gruplarımızın ve yine grubu olmayan siyasi partilerin temsilcileriyle beraber uzun istişareler ve müzakereler sonucunda bir rapor ortaya çıktı. Raporumuzu sizinle paylaşmak istiyorum: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu”. 18 Şubat 2026 tarihiyle de bu yayınlandı, ortak mutabakat ile. İki milletvekilimiz tabii farklı düşünceleri vardı ama büyük bir ekseriyet, büyük bir çoğunlukla beraber bu rapor yayınlandı ve bütün kamuoyuyla paylaşıldı, internet sitesinde yer alıyor.
Burada raporumuzun altıncı başlığında, değerli basın mensupları, sürece ilişkin yasal düzenleme önerileriyle beraber bir başlık var. Buradan birkaç konu başlığını, izahatı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Komisyonun bir diğer görevi, önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Milli dayanışma ve kardeşliğimizi pekiştirecek adımların atılmasının geniş katılımlı, temsil gücü yüksek, açık ve şeffaf bir istişare süreciyle temin etmektir.
Rapor devam ediyor değerli arkadaşlar. Özellikle 6’ya 1: “Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması”. Rapor aynen diyor ki: “Süreçte en kritik eşik, PKK/KCK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bırakmasının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyididir.” Raporumuzun önemli başlığı.
Yine buradaki raporda: “Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgütün tehdidinin sona erdiğini ilanıyla sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinde hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktası olacaktır.”
Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda da bütün partilerle genel bir anlayış ve mutabakatın varlığı da rapora yansıyor.
Peki, 6’ya ikinci fıkrası: “Toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek yasal düzenlemelerin içeriği nasıl olacak?” Orada aynen raporda: “Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye de ihtiyaç duyulmaktadır.” diyor.
Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.
Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.
Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.
Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.
Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.
Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.
Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.
En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.
Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.
Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.
Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.
Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.
Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.
Tabii buradaki mevcut kanunun; silah ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılması, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini hedef olarak raporumuzda yine ifade ediyor.
Tabii burada yine raporda, nihai evrede buradaki doğrulamanın, bu doğrultuda gelişen olayların, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır; kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi ve kazandırılması noktasında da bir hedefi ortaya koyması gerektiğini ifade ediyor.
Tabii burada yine raporun 6’ya 3 maddesinde, yasal düzenlemelerin asla toplumda bir cezasızlık ve af algısı gibi de bir kanaate kavuşmaması gerektiği de ifade ediliyor.
Değerli basın mensupları, tabii burada yine altıncı maddenin beşinci fıkrasında da raporda der ki: Kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesinin ve raporlanmasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizmanın da oluşturulması burada teklif edilmişti. Yine kanunumuzda bu şekliyle beraber, biraz sonra anlatacağız, bu hedef doğrultusunda bir çalışma ortaya konuldu.
Yine kanunda yürütmeye verilecek, çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi de bu raporumuzda hedeflenmekteydi. Yine kanunumuzda bu konuda bir mutabakatla, arkadaşlarımızla paylaşarak metin olarak hazırlamış olduk.
Sonuç olarak altıncı maddesinde: Yürütülen süreçte görev alanlar; Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar, komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması da önerilerek raporda yer almıştı.
Değerli basın mensupları, raporumuzun yani 18 Şubat tarihinde yayınlanan, kamuoyuyla paylaşılan bu raporumuzda yer alan başlıkların tamamına yönelik uzun zamandır özel bir çalışma yürütüldü. Kurumlardan görüşler alındı. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın çalışma içerisindeydik. Yine DEM Parti yetkilileriyle yakın diyalog halindeydik; “bu rapor doğrultusunda nasıl bir kanun metni ortaya konabilir?” diye. Tabii uzman arkadaşlarımızdan görüşler aldık.
En son geçen hafta artık kanun belli bir teklife, olgunluğa erişmişti ve siyasi parti gruplarıyla de görüşmelere başladık. Pazartesi itibarıyla şu anda mecliste grubu bulunan Yeni Yol Partisi, Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, grubu olmayan HÜDA PAR ve diğer siyasi partilerle, raporun bu beklentisini karşılayacak şekilde belli konu başlıklarında nelerin olabileceğine dair istişareler yaptık. Yakın zamanda da, dün itibarıyla veya pazartesi, Abdülhamit Gül Bey ve Adalet Komisyonu Başkanımız yine parti gruplarını ziyaret etmek suretiyle bu başlıklardaki rapora yönelik olarak nasıl bir kanun teklifi olduğunu ifade ettiler.
Sonuçları itibarıyla, ben bu açıklamalardan sonra siyasi parti temsilcilerinin de kanun teklifine yönelik desteklerini ve imza atacaklarını beyan ettiler ve bugün de huzurda sizlere bunu açıklamış olalım.
Peki değerli basın mensupları, kanunumuzda biraz ayrıntıya girelim, raporumuzun çerçevesinde. Kanun, dediğim gibi, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifimiz” 12 maddeden oluşuyor ve bu yürütme ve yürürlük maddesiyle beraber 12 madde; toplamda 10 madde.
Biraz önce rapordan bahsettik. Altıncı madde başlığı birinci maddede diyoruz ki raporda: Kritik eşik, terör örgütü PKK/KCK yapılanmasının silahlarının bırakılması, teslimi, imhası ve bunun süreç olaraktan da bir mekanizmayla teyit edilmesi.
Kanunun amacı: PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrol altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına müteakip; yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve bu konuda, yani tasfiye süreciyle ilgili, toplumsal bütünleşmeyle ilgili yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi kanun teklifinin amacında.
Peki kapsamında ne var? İlgili bu terör örgütü yapısının kurma, yönetme, örgüte üye olma, bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarıyla bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve bu örgüt lehine işlenen, 2013 tarihli 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun da yine bu teklifimizin kapsamı içerisinde yer alıyor.
Raporun konu başlığında, değerli basın mensupları, adil… Yani nihayetinde silahını bırakmış, örgüt feshedilmiş, tamamen varlığı ortadan kalkmış örgüt mensuplarının da konumunun, hukuki durumunun adil, gerçekçi, topluma kazandırma, bütünleştirme noktasında da kanunun bir cevap vermesi gerekiyor bu düzenleme içinde diye.
Şimdi orada kanunumuzda aynen bu beklentiye karşılık üçüncü maddemizde “Soruşturma ve Kovuşturmaların Ertelenmesi” başlığında bir madde kaleme alındı. Burada aynen denildi ki: Örgütün fiili varlığına son verildiğinin ilgili Resmi Gazete’de yayınlanması olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme suçu ile 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturma hariç olmak üzere…
Yani burada açıkça, değerli basın mensupları, adam öldürme suçları ve 2005 tarihinden önce örgüt yöneticisi olarak TCK 765 sayılı, TCK 125. madde bağlamında ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası alan veya bu soruşturma ve kovuşturması sürdürülen kişiler, örgüt mensupları hariç olmak üzere; çok net bir şey söylüyoruz, adam öldürme, kasten adam öldürme suçları hariç. Onu bir şekilde speküle edecek veya farklı anlamlara gelecek şekilde ifade edecek kişileri de buradan uyararak söyleyelim ki kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve yine 2005 öncesi müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası soruşturması ve kovuşturması yürütülenler hariç olmak üzere diğer suçlara yönelik olarak bir düzenleme içeriyor.
Peki diğer suçların düzenlenmesinde ne esas alındı? Değerli basın mensupları, onunla da ilgili sizlere teknik birkaç hususu anlatmak isterim. Malumunuz bizim ilgili 5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzun 221. maddesi var, başlığı “Etkin Pişmanlık”. Bunun bir bütünleyici… Çünkü bizim aynı zamanda düzenlemelerimizin Türk Ceza Kanunu içerisinde bir bütünlüğünü sağlaması gerekiyor.
Burada etkin pişmanlık maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarını sizlerle paylaşmak isterim ki bu maddeye bir bakış açısı geliştirilsin diye. Şu andaki halihazırda mer’i bulunan maddemizin ikinci fıkrası: “Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”
Üçüncü fıkra: “Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde hakkında cezaya hükmolunmaz.”
Dördüncü fıkra: “Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde hakkında örgüt kurmak, yönetmek ve örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.”
Biz bu maddeyi, üçüncü maddemizi kaleme alırken TCK 221. maddesinin bu fıkraları gelince de bir bütünlüğünü arz etme noktasında bir yaklaşım sergiledik. Bu yaklaşımımızda da kasten adam öldürme suçları hariç olmak üzere ve 2005 tarih öncesi, yani yeni TCK değişiminden önceki TCK 125 bağlamında verilen cezalarla ilgili soruşturmalar ve kovuşturmalarla ilgili bir düzenlemeyi yaptık. Diğer suç tipleri, yine 221’e benzer şekilde; örgüt yöneticiliği, örgüt üyeliği, yardım yataklık ve diğer propaganda gibi unsurlardan, örgüt faaliyeti çerçevesindeki işlenen suçlardan örgüt mensupları 15 yıla kadar olan cezalarda 5 yıl ertelemeye tabi, 15 yıl ve üstü müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet unsurlar çerçevesinde olanlara da 10 yıl ceza ertelemesini burada öngörüyoruz. Ki bu kişiler örgütün tamamen feshi, dağıtılması ve ortadan kalkması neticesinde topluma bir kazandırma ve bütünleştirme noktasında bir adil, gerçekçi, bir hukuki belirlilik kapsamında düzenleme olsun.
Üçüncü maddemizden sonra dördüncü maddemiz: Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar. Halihazırda soruşturma devam eden, soruşturması tamamlanmış, kovuşturmaya dönmüş, kovuşturmada istinafta gerekirse onanmış, yerel mahkeme karar vermiş, Yargıtay safhası olan dosyalar var. Dolayısıyla bunlarla ilgili de ne yapılacak? Üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu yerdeki yetkili hakim veya mahkeme tarafından; ilgili Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay’la ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir, gerekirse koşulların oluşması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına dair madde. İkinci fıkrada, üçüncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istisnai veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında da bozma kararı verilerek ilgili yerel mahkemesine gönderilecek dördüncü maddemizde.
Erteleme kararlarının kaydedilmesi, beş yıllık ve on yıllıkla beraber ve yeniden suç işlenmesi hali. Değerli basın mensupları, bunlar özel bir takip modeliyle, cezası ertelenmiş olan bu tür örgüt mensuplarının doğrudan izlenmesi, herhangi bir terör suçu bağlamında -Terörle Mücadele Kanunumuz çok açık, TCK 220, 314 çok açık, Terörle Mücadele Kanunu üçüncü, dördüncü maddesi çok açık- bu eylemler noktasında tekrar bir suç işlenmesi halinde de bu erteleme kararının da ortadan kaldırılacağına dair bir hükmü getiriyoruz.
Yani ilgili kişi bundan yararlandıktan sonra topluma hem entegre olma, uyum sağlama, bütünleşme, toplum hayatında iyi bir vatandaş olma noktasında bir hayatı sürdürmesini de arzu ediyoruz. Tekrar eylemler, tekrar farklı çalışmalar içerisinde olmaması bizim esas amacımız. Olursa da bunun yaptırımının ne olduğunu açıkça kanunun metnine yazmış olduk.
Biraz önce bahsettik, soruşturma ve kovuşturma durumunda. Peki mahkumiyeti olanlar ne yapacak? Evet, bu suçlardan mahkum olanların, yine aynı istisnası belli -adam öldürme, kasten adam öldürme suçları ve 2005 öncesi TCK değişimi önceki müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ve mahkumiyeti infaz aşamasında olanlar hariç olmak üzere- diğer, bahsettiğim gibi, TCK 221 bağlamında örgüte üye olma, yönetme, yardım yataklık, propaganda gibi eylemlerinden dolayı ceza almış ve infazı olan kişilerle de ilgili yine 15 yıla kadarki süreç açısından 5 yıl erteleme, özel takip, ve 10 yıl olaraktan da diğer 15 yıl üstü ve müebbet, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlarla da ilgili olarak bir izleme durumu olacak.
Yine buradaki hükümler kapsamı içerisinde açık hükümleri yazdık bu kapsam içerisinde. Bu kayıtlar kendi sistematiği içerisinde takip edilecek. Erteleme kararı verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içerisinde yine terör suçlarından birinin işlenmesi halinde infaz hakimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak mevcut hem soruşturma konusu diğer dava devam edecek hem de mevcut durum içerisinde bu erteleme kararı kaldırılmış olacak.
Çok önemli bir maddeye gidiyoruz, yedinci madde. Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, biz aynı zamanda dedik ki mevcut raporda en önemli eşiği geçtik, teyit mekanizması işledi, silahlar tamamen teslim ve imha ve yok edilmesi ve örgütün bu konuda tamamen tasfiyesiyle beraber, altıncı maddenin beşinci fıkrasında kanunla örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlamasını temin edecek yürütme içerisinde bir mekanizma oluşturulması. Bu hedef doğrultusunda arkadaşlar yedinci maddeyi kaleme aldık.
Yedinci maddede Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında; İçişleri, Adalet, Dışişleri, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, MİT Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden oluşan bir heyet oluşturuyoruz. Bu süreci dönemsel yapacağı toplantılarla beraber diğer kamu kurum kuruluşlarından her türlü bilgi, belgeyi almak suretiyle takip edecek. Ve ihtiyaç duyulması halinde de kendisi, daha alt seviyede teknik çalışmalar yapacak komisyonlar da oluşturulabilecek.
Nihai evrede örgüt mensuplarının bir an önce silahlarını bırakması, örgütün kendini feshedip tamamen tasfiyesi ve devamında bu örgüt mensuplarının hem topluma entegre edilmesi, uyumunun gerçekleşmesi, bütünleşmenin sağlanması noktasında da özel çalışmalar yapacak, raporlar hazırlayacak alt komisyonlar da kurulacak şekilde biz bu kurula izin vermiş oluyoruz.
Burada bir durum var. Kurul, yine ikinci bir komisyonumuz var. Bu dönemsel çalışmalarını, faaliyetlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne düzenli olarak bilgilendirecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bu kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere bir izleme komisyonu kurulacak. Bu izleme komisyonu bu süreci takip edip gerekirse de ihtiyaç halinde gerekli tavsiyelerde bulunacak.
Tabii bunun sayısıyla ilgili bir durum şu anda belirlemedik. Anayasamızın 95. maddesi gereğince siyasi parti gruplarının milletvekili sayısınca zaten belli bir sayı anlaşılır. O komisyonla da beraber hem aktif olarak hem de yarar sağlayacak, katkı sağlayacak bir sayıda inşallah komisyonumuzu da oluşturmuş olacağız.
8. maddede silahların teslimi ve malzeme, mühimmat, diğerlerle ilgili Milli Savunma Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız bu konularda ortak, diğer kurumların görüşlerini almak suretiyle bu çalışmaların nerede, nasıl yapacağına dair bir yönetmelikle de beraber bu çalışmayı tamamlamış olacak.
Peki süre, arkadaşlar, önemli. Süre başlığı… Yine burada raporumuzda geçici ve müstakil özel bir kanun hedefi vardı. Süremiz, bu mekanizmaların tamamı teyit mekanizmasıyla beraber Milli Güvenlik Kurulu kararı olarak Resmi Gazete’de yayınlandığı andan itibaren 6 aylık başvuru süresi başlıyor. İlgili başsavcılıklarda bu müracaat başlayacak. Yurt dışında olanlar için de yine kurulumuz gerek büyükelçilikler gerek başkonsolosluklar, konsolosluklar müracaatıyla beraber başlayacaktır.
Yine raporumuzda süreçte görev alanlara yönelik yasal güvence sağlanması diye bir başlık vardı. 10. maddede de bu kanun kapsamında verilen görevlerle ilgili olarak görevi yerine getiren, çalışanlarla ilgili olaraktan hukuki, idari veya ceza sorumluluğu olmayacağına dair de bir maddeyi burada dercetmiş oluyoruz.
Teknik olarak kanun teklifimiz bu şekliyle beraber tamamlanmış oluyor. Ben emeği geçen bütün milletvekillerimize, uzmanlığı olan kamu kurumlarındaki arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği, kararlı duruşu, yine Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin yol gösterici, ufuk açıcı açıklamaları, yine kararlı duruşu, bizlere destekleri çok kıymetliydi. Yine çok teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, var olsunlar.
DEM Parti gerek İmralı heyeti gerekse eş başkanlar her süreçte bu manada olumlu katkıları oldu, sağ olsunlar. Tabii olumsuz beyanlar da geçti, doğrudur yanlıştır. Ben şuna arzu ediyorum bundan sonraki süreçte de: Bu bir kendi oluşumu içinde, gerçekliği içinde uzun uğraşların, komisyonun uzun çalışmalarının geldiği bir nokta. Bu kadarını yapabiliyoruz. Bundan sonra da gerek kanunun uygulamasında gerekse de kurulun çalışmalarında çok farklı ihtiyaçlar, farklı durumlar ortaya çıkabilecektir. Zaten biz bu kurula yetki veriyoruz.
Bu tasfiye sürecinden sonraki aşamada gerek adli gerek idari gerekse de yasal düzenlemeler noktasında her zaman bu çalışmalar ortaya konulabilecektir. Yine önümüzdeki dönemlerde de biz ihtiyaç duyulması halinde farklı alanlarda gerek yasal düzenleme gerek idari düzenlemeler mutlaka oluşacaktır. Çünkü çok değişken bir yapı. Uluslararası konjonktürün, bölgesel krizlerin de bu konuda etkisi yadsınamaz. Ben o yüzden aziz milletimiz şundan müsterih olsun: Çok net bir şey yapıyoruz. Bu topraklarda, bu coğrafyada, sadece ülkemizde değil, bölgede diğer ülkelerimizde de kardeşliğin, barışın, huzurun, güvenliğin sağlanması noktasında biz çalışmalar yürütüyoruz.
Biz biliyoruz ki yaklaşık 50 yıldır bu ülkede derin acılar yaşatmış, birçok manada olaylara, derin acılara yol açan olaylara yol açmış, saldırılara yol açmış, şehitlerimizin, gazilerimizin bu manada biz haklarını, hukuklarını ortadan kaldıracak veya zarar verecek asla bir konumda olamayız, öyle bir hedefimiz olamaz. Ama şunu da biliyoruz ki: Türkiye gelecek ikinci yüzyıla, Türkiye Yüzyılı’na, daha güçlü, daha müreffeh bir noktada 86 milyon aziz milletimizin tamamının etkileneceği ve hayatının daha da iyileşeceği; güven ortamı, huzur ortamı, hoşgörü ortamı, barış ortamının da sağlanmasını da hedefliyoruz. Dolayısıyla buna herkesin, her bireyin bu sürece katkı vermesi lazım.
‘NATO ZİRVESİ’ VURGUSU
Bu topraklardan asla silahın, şiddetin bir daha konuşulmaması lazım. Kim ne diyorsa açık yüreklilikle, demokratik ortamın zenginliği içerisinde fikirlerini herhangi bir suç ve suça teşvik olmaksızın paylaşabilir, hedeflerini ortaya koyabilir. Yani önemli olan aziz milletimizin, ülkemizin daha güçlü olması, sözünün ve kararlılığının dünyada saygı görmesi. Bakın biz yakın zamanda Ankara’da, başkentimizde NATO Devlet Başkanları Zirvesi yaptık. Oradaki dünyanın ülkemize bakışı, Sayın Cumhurbaşkanımıza, ülke ortamına, güvenliğine ve dünya barışına katkısı çok özel anlatıldı. Yani Türkiye’nin bu güçlü müreffeh gelecek dönemlere yansıyacak kararlı duruşu şu anda dünyada zaten etki yaratıyor.
‘DEVAM ETTİRECEĞİZ’
Bölgemizdeki krizlere, maalesef bazı saldırgan katil İsrail’in dönem dönem yaptığı saldırılar maalesef devam ediyor. Ama dünyanın gerek kuzeyimizdeki Rusya-Ukrayna savaşı gerekse de ABD, İsrail, İran savaşı ve güneyimizde Kızıldeniz’de ve Yemen bölgesinde maalesef bölgesel krizler devam ediyor. Dolayısıyla bizim ülke olarak kararlı duruşumuzu, imkanlarımızı dünya barışına, dünyanın güvenliğine, diğer kriz bölgelerindeki krizlerin çözümü noktasında kararlı duruşumuzu Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devam ettiriyoruz, bundan sonra da devam edeceğiz. Ama aynı zamanda da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamaları, iç cephenin güçlendirilmesi, yine Sayın Devlet Bahçeli’nin, MHP Genel Başkanı’nın açıklamaları iç cephenin güçlendirilmesi, bunu da devam ettireceğiz.
İç cephemizi güçlü kılacak, iç cephemizi bundan sonra sürdürülebilirliğini, devamlılığını, güveni artıracak çalışmalarımız da devam edecek. Gazi Meclisimizde elimizden gelen tüm gayret ve çaba da bu yöndedir. Ben nihayetinde destek olan parti gruplarına tekraren teşekkür ediyorum. Bağımsız milletvekillerimiz var, ben biraz önce bahsettim, Yeni yol Partisi’nden bazı milletvekili arkadaşlarımız var, HÜDA PAR’dan dört milletvekili arkadaşımız imza koydu, CHP grubundan grup başkan, grup başkanvekilleri imza koydu, DEM Parti eş başkanlar, grup başkanvekilleri, meclis başkanvekili ve bölgeler partisinden imzalarını koydu, AK Parti 277 milletvekiliyle beraber tamamı imzasını koydu meclis başkanımızla birlikte, yine MHP tüm grubuyla beraber tamamı imzasını koymak suretiyle, Devlet Bahçeli Bey’in, genel başkanın bizzat ilk imza sahibi olaraktan imzalarını koyduğu kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun. Ben şundan eminim ki iyi niyetle, samimiyetle bu çabaları sürdürelim. Ben Gazi Meclisimizdeki partilere de bu tavsiyede bulunmak isterim. Herkes lütfen samimi destek olsun.
Eksik olabilir. Bakın, arkadaşlar, biz dört dörtlük, mutlak manada her şeyi düşünerek bir şey yazdık demiyoruz. Elbette ortak akılla, samimi çabalarla da desteğe açığız bu konuda. Yıkıcı olmamak lazım, bozucu olmamak lazım, art niyet ve kötü niyet taşımamak lazım. Samimi niyetlerimizle bu sürece sahip çıkmamızı ben bütün parti gruplarından, milletvekillerimizden de hassaten bekliyorum. Çok teşekkür ediyorum. Kanun teklifimiz hayırlı uğurlu olsun.
‘AMAÇ ENTEGRASYON’
Şimdi mahkumiyet halinde biliyorsunuz TCK 53. maddesi kapsamında hak yoksunluğuna yönelik de karar veriliyor. Bu ne olacak? Değerli arkadaşlar, bu özel bir ifadeye kullandık. Bizim amacımız entegrasyonu, topluma kazandırmayı ve şeyi sağlamak, bütünleşmeyi sağlamak. 5 yıla kadar ertelenenlerde 2 yıl bir süre, hak yoksunluğu devam edecek, 10 yıl olanlarda da 3 yıl. Bu tabii otomatik devreye giren bir durum değil, doğrudan kurul burada devrede olacak. Çünkü alt komisyonlarda bu süreci işleyecek bir durum var. Kurul bu konularda da karar verecek. Uygun görülen, bu manada dediğim gibi farklı şeylere karışmamışsa, ertelemeyle ilgili bir olumsuzluğu yoksa, ilgili infaz hakimliğinden hak yoksunluğuna yönelik tüm haklarının iadesi noktasında talepte bulunulabilecek.
‘ANAYASAL MANADA BİR AYKIRILIK TEŞKİL EDECEKTİR’
Bazı tabii hukukçu kişilerin de açıklamaları var: Soruşturma ve kovuşturma safahatında nedir? Bakın arkadaşlar, anayasamızın 38. maddesi. Bir mahkumiyet oluşmadan, hüküm kesinleşmeden ona bağlı olarak (TCK 53 bağlamında) bir hak mahrumiyetini biz soruşturma ve kovuşturma safahatında yapma imkanımız yok. Yapsanız bile bu anayasal manada bir aykırılık teşkil edecektir. Siz kesin mahkumiyeti olmayan kişiyi, masumdur, cezası yoktur. Zaten halihazırda bakın uygulamamızda da siz herhangi bir seçimlerde herhangi bir soruşturma ve kovuşturmanız olsa bile, kesin mahkumiyetiniz yoksa, adli sicil kaydında yer almayan bir durumdan dolayı kişinin özellikle anayasal manada örgütlenme hürriyeti kapsamında, yine kişinin kendi bağlamında kişiye bağlı sıkı sıkıya haklar bağlamında bir engel oluşturabileceğini düşündüğümüz için bu konuda herhangi bir duruma burada yer vermedik.
BAŞSAVCILIKLAR SORUŞTURMA İÇİN İZİN ALACAK!
Bir husus daha var, değerli basın mensupları, ondan da bahsedeyim. Kanun yürürlüğe girdi. Bu dönem içerisinde, kanundan önceki döneme ait herhangi bir şikayet, herhangi bir ihbar oldu, bundan 10 yıl önce, 15 yıl önce bilinmeyen faili meçhul veya soruşturma kovuşturma dosyası içerisinde bir durum ortaya çıktı, yeni bir delil. Burada arkadaşlar, başsavcılıklarımız kuruldan izin almadan soruşturmaya devam edemeyecek. Çünkü değerli arkadaşlar bundan sonraki süreç içerisinde yalan beyanlar, iftiralar, farklı ihbarlar, şikayetler de başsavcılıklarımızda olabilir. Bunun ciddi, toplum vicdanını, kamu vicdanını etkileyen, gerçekten delillendirilmiş şikayetin konumu, durumu iyiyse bu konuda kurul izin verecek ve soruşturma devam edecek. Burada da bir belirsizlik oluşmaması için böyle bir metni yazmış olduk.
Arkadaşlar bunlar, bakın, koşullu salıverilme şartlarımız ceza kanunumuzda, infaz kanunumuzda belli. Bugün verdiğiniz rakam yarın değişebilir çünkü bu canlı bir dönem. Yani şu anda şartları tutmuştur; 30 kişi, 40 kişi doğal olarak, hakkı olaraktan tahliye edilebilir. Ama bu süreç uzun bir süreç. Bakın buradaki teyit mekanizmasıdır. Teyit mekanizması gelişmeden bu gerek 3. maddede gerekse 6. maddeden yararlanma imkanı yok. Yani teyit mekanizması tüm silahların teslimi, imhası, örgütün feshi noktasında bir teyit mekanizması önce MGK kararıyla ilan edilecek. Sonra 6 aylık süre başlıyor. Henüz işin başındayız, çok erken. Bizim amacımız terörün tamamen bu topraklardan tasfiyesidir. Şu andaki sayı dediğiniz, 6 ay sonra 4.000’dir; 1 yıl sonra 3.000, bilemezsiniz ki yani, bu sayı üzerine takılmayın arkadaşlar. Evet.
ÖCALAN’IN STATÜSÜ SORUSUNA YANIT
Arkadaşlar bunlar idari düzenlemelerle yapılacak işler. Ceza infaz kurumlarımız belli. Bütün ceza infaz kurumlarının yönetimi Adalet Bakanlığı’na ait, dış güvenlik de Jandarma Genel Komutanlığımıza ait. İdari düzenlemelerle ilgili ailelerin talepleri gerekse Adalet Bakanlığımızın bu konuda düzenleyici işlemler… Talepler, süreç açısından kurulun izlemeleri… Bunlar her zaman rahatlıkla bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmadan yapılacak işlerdir.
Yani bize sorarsanız, bundan sonraki süreçlerde rahatlıkla, belli bir disiplinle, belli kurallara tabi olarak İmralı’da akademisyen ziyaretleri, gazeteci ziyaretleri, bu konudaki açıklamalar noktasında gayet idari düzenleme içinde yapılabilir. Ama bunun için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok, statüye de ihtiyaç yok arkadaşlar.
‘ÖZEL’E FEZLEKE’ SORUSUNA YANIT
Arkadaşlar, biz yargının işleyişine karışmıyoruz. Bakın, bağımsız ve tarafsız yargının işleyişine karışmıyoruz. Hiçbir milletvekilinin suç işleme özgürlüğü yok. Ben ne bileyim yani, hangi milletvekilimiz neye karıştı. Bağımsız, tarafsız yargı kendi çalışmasını yürütüyor. Bunun da alakası olan bir durum değil arkadaşlar. Dolayısıyla herkes kendi işine baksın diyoruz. Peki teşekkür ediyorum arkadaşlar.”
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
Brent petrol ve küresel piyasalarda motorinin metrik ton fiyat, ABD ile İran arasındaki gerilimin düşürülmesine yönelik diplomatik çabaların sürmesi ve Hürmüz Boğazı konusunda anlaşma olasılığının güçlenmesiyle geriliyor. Bu durum, motorine peş peşe indirimi gündeme getirdi.
İlk indirim bugün tabelalara yansıdı. Motorine, 6,37 TL indirim bekleniyordu. Eşel mobil sistemi gereğince ÖTV kesintisi yapıldı. ÖTV ve yüzde 20 KDV’si ile birlikte kesinti tutarı, 5 TL 32 kuruşu buldu. Pompa satış fiyatlarına, sadece 1 TL 5 kuruş indirim yansıtıldı.
İKİNCİ İNDİRİM
Motorine, ikinci indirim de göründü. Bu gece yarısından geçerli 3,97 TL indirim hesaplandı. Akaryakıt sektörü temsilcileri, ANKA Haber Ajansı’na yaptıkları açıklamada, “Bu tutarın, tamamı ya da önemli bir bölümü üzerinden ÖTV kesintisinin yapılmasını bekliyoruz. Bu durumda tabelalar ya hiç değişmeyecek ya da çok düşük tutarlı bir indirim gündeme gelecek” diye konuştu.
Kaynaklar, benzinde indirim olup olmayacağı sorusuna, “Küresel piyasalarda benzin fiyatları de geriliyor. Birkaç güne kadar benzine de indirim yapılabilir” yanıtını verdi. (ANKA)
Afyonkarahisar’da düzenlenen operasyonla yakalanan Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan ihraç Karatepe’nin emniyetteki işlemleri tamamlandı. Karatepe, geniş güvenlik önlemleri altında Muğla Adliyesi’ne getirildi.
15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik suikast timinde yer alan eski yüzbaşı Karatepe Afyonkarahisar’da yakalanmıştı. Sahte kimlikler ve başkasına ait GSM hatları kullandığı belirlenen Karatepe’nin evinde yaklaşık 6 milyon 445 bin lira değerinde ziynet eşyası ile nakit para ele geçirilmişti.
Karatepe, İçişleri Bakanlığı Terör Arananlar Listesinde kırmızı kategoride bulunuyordu.
İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminde, FETÖ Silahlı Terör Örgütü’nün talimatı doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik Marmaris’te gerçekleştirilen suikast girişiminde aktif rol alan ve o tarihten bu yana firari durumda bulunan ihraç Yüzbaşı Burkay Karatepe, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı koordinesinde yürütülen operasyonel çalışmalar sonucunda 1 Ağustos 2026 günü Afyonkarahisar’da gözaltına alınmış olup emniyetteki işlemleri tamamlanarak bugün adli mercilere sevk edilmiştir.
Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheli ifadesinde; 1998 yılında örgüte dahil olduğunu, sorumlu örgüt abisinden yüz yüze eğitimler aldığını, Maltepe Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu döneminde örgütün mahrem yapılanmasını öğrenerek verilen talimatlar doğrultusunda hareket ettiğini, gizlilik kurallarına uyup örgütsel emirleri yerine getirdiğini ve bu süreçte örgüt içerisinde ‘Selim’ kod adını kullanmaya başladığını beyan etmiştir. Meslek hayatına geçtikten sonra Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesindeki bilgileri bağlı olduğu mahrem imama aktardığını, ABD’deki görevi esnasında örgüt elebaşı ile görüştüğünü ve örgüt içi yönlendirmeyle evlendiğini itiraf etmiştir.
‘MÜCADELEMİZ FİRARİ SON ÖRGÜT MENSUBU ADALETE TESLİM EDİLİNCEYE KADAR SÜRECEKTİR’
Şüpheli; darbe girişimi öncesinde İstanbul’da düzenlenen örgütsel toplantılara katılarak suikast timine dahil edildiğini, 15 Temmuz gecesi İzmir Çiğli’den hareket eden timle birlikte Marmaris’te Sayın Cumhurbaşkanımızın konutuna yönelik gerçekleştirilen, koruma polislerimizin hedef alındığı silahlı ve bombalı saldırıda bizzat yer alarak ateş açtığını itiraf etmiştir. Darbe girişiminin başarısız olması üzerine sahte kimlikle ‘Salih Usta’ adını kullanarak 7 yıl boyunca Afyonkarahisar’da gizlendiğini, yakalanmamak adına yabancı uyruklu şahısların kimlik ve internet hatlarını kullandığını, ailesiyle e-posta üzerinden haberleştiğini beyan etmiştir. Yapılan incelemelerde şüphelinin çok sayıda ankesörlü/ardışık arama kaydının bulunduğu da tespit edilmiştir.
Milli iradeye, devletimizin bekasına ve Sayın Cumhurbaşkanımıza kasteden terör odaklarına karşı mücadelemiz, firari son örgüt mensubu adalete teslim edilinceye kadar kararlılıkla sürecektir.”
YÜRÜTÜLEN İSTİHBARİ VE OPERASYONEL ÇALIŞMALAR
İçişleri Bakanlığı’nın Karatepe’nin yakalanmasına ilişkin açıklamasında şu bilgilere yer verilmişti:
“Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığımız koordinesinde özel bir çalışma grubu kurulmuştur. Afyonkarahisar ve Eskişehir İstihbarat Şube Müdürlüklerimizin analizleri sonucunda teröristin izi bulunmuştur.
Şahsın sahte kimlik ve kılık değiştirme ihtimalleri incelenmiştir. Afyonkarahisar’da yerel bir firmada çalışabileceği değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda açık kaynak çalışmaları derinleştirilmiştir.
2026 yılı nisan ayında Afyonkarahisar’daki bir otel toplantısında şüpheli bir şahıs tespit yapılmıştır. Bere ile yüzünü gizleyen bu şahsın sahte isimle kayıt yaptırdığı belirlenmiştir.
Şahsın sahte kimlikler ve başkasına ait GSM hatları kullandığı saptanmıştır. Afyonkarahisar il merkezinde aynı sokaktaki iki ayrı hücre evi takibe alınmıştır. Şahsın üçüncü bir adrese geçmesi üzerine operasyon kararı alınmıştır.
Afyonkarahisar ve Eskişehir İstihbaratı ile Afyonkarahisar TEM ekiplerimiz 1 Ağustos 2026 gecesi ortak operasyon yapmıştır. Firari Burkay Karatepe hücre evinde gözaltına alınmıştır.”
Burkay Karatepe’nin yakalandığı elektrik ve suyu bulunmayan atıl durumdaki hücre evinde yapılan aramalarda, yaklaşık 6 milyon 445 bin lira değerinde 98 Ata Lira, 4 yarım altın, 23 çeyrek altın, 50 gram külçe altın, 33 bin 700 dolar, 2 bin 620 avro ve 13 bin 535 lira ile 1 dizüstü bilgisayar, 1 hard disk, 8 USB bellek, 3 cep telefonu, 4 SIM kart, örgütsel dokümanlar, başkası adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı, askeri parka, 2 bıçak ve 1,26 gram esrar maddesi ele geçirildiği bildirilmişti.
Yeni Parti İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Özgür Ceylan, sosyal medya hesabından partilerine yapılan bağışa ilişkin açıklamada bulundu. Ceylan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Yeni Partimizin dayanışma kampanyasına ilk 24 saatte 31.934 vatandaşımız tarafından 113.841.910 TL bağışta bulunulmuştur. Bağış yapan tüm vatandaşlarımıza destekleri için yürekten teşekkür ediyoruz. Yapılan bağışlarla ilgili bilgileri şeffaf bir şekilde halkımız ile paylaşmaya devam edeceğiz. Yeni Partimiz milletimizin desteğiyle büyümeye devam edecek. Tek resmi bağış sayfamız aşağıdadır, desteklerinizi bekliyoruz.”
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 18 şüpheliden jandarmadaki işlemleri tamamlanan 8 polis sevk edildikleri Erzurum Adalet Sarayı’nda cumhuriyet savcısına ifade vermişti.
Savcı, şüphelilerden 1’ini serbest bırakırken, 1 hakkında adli kontrol şartı uygulanması, 6’sının ise tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk etmişti.
Nöbetçi hakimlik, şüphelilerden 4’ünün tutuklanmasına karar verirken, 3 kişiyi “yurt dışına çıkış yasağı” ve “karakola imza atma şartı” ile serbest bıraktı.
28 Eylül 2024’te hakkında açılan bir dava nedeniyle CHP’den istifa eden Edirne Milletvekili Ediz Ün, yeniden CHP’ye üye oldu. Konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na konuşan Ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü ve partiye geri döndüğünü söyledi.
Hakkında açılan bir davanın olduğunu ancak soruşturma sürecinin ardından konunun kendisiyle alakalı olmadığının anlaşıldığını söyleyen Ün, “Bir çalışanımın yanlışı nedeniyle itham edilmeye çalışıldım ancak konunun benle alakalı olmadığı ortaya çıktı. Aklandım ve partime geri dönüyorum, baba ocağında çalışmalarıma devam edeceğim” dedi.
15 gün önce Kılıçdaroğlu ile görüştüklerini partiye katılma kararı nedeniyle Kılıçdaroğlu’nun kendisine başarılar dilediğini söyleyen Ün, “Ulu çınarın gölgesinde vatandaşlarıma hizmet etmeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
Eylül 2024’te CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün’e ait şahsi araçta emniyet güçleri tarafından yapılan aramada çok sayıda kaçak elektronik sigara aparatı ele geçirilmiş, Ün olayla bir ilgisinin olmadığını ve aracını gayriresmî danışmanına emanet ettiğini belirterek suç duyurusunda bulunmuştu. Ancak Ün, dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in talebi doğrultusunda, adli süreç tamamlanana kadar partisine zarar vermemek adına 28 Eylül 2024’te CHP’den istifa etmişti.
Yıldızlar SSS Holding bünyesinde Eskişehir’de faaliyet gösteren Doruk Madencilik’te çalışan ve Türkiye Maden İşçileri Sendikası (Türk Maden-İş) üyesi maden işçileri, resmi taahhütlere rağmen alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle başlattıkları eylemlerini sürdürüyor.
Eylem kapsamında işçiler, pazartesi günü Ankara’da Yıldızlar SSS Holding önünde oturma eylemi gerçekleştirdi. Salı günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde, çarşamba günü ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde basın açıklaması yapan işçiler, bugün yeniden Yıldızlar SSS Holding önünde açıklama yapmak için toplandı. Madencilere, İYİ Parti Sendikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu ve İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan da destek verdi.
Eylem boyunca işçiler, “Madenciyi hor gören geleceği zor görür”, “Maden işçisi vatan bekçisi”, “Yağmur çamur demeyiz, biz bu yoldan dönmeyiz”, “Direne direne kazanacağız” ve “Hırsız Sabahattin” sloganları attı.
Türkiye Maden İşçileri Sendikası Orta Anadolu Şube Başkanı Talih Kocabıyık, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“En büyük sıkıntımız, arkadaşlarımızın kıdem tazminatları ve maaş alacaklarıdır. Haziran ayında yapılan protokolde, bu alacakların 23 Temmuz’da ödeneceği taahhüt edilmişti. Ancak bu protokol yerine getirilmedi. Eylemlerimizin şiddetinin ve dozunun artarak devam edeceğini söylemiştim. Bu kararlılığımızı sürdüreceğiz. Defalarca ifade ettim; emniyet güçlerimizle karşı karşıya gelmek gibi bir niyetimiz yok. Ancak bu firmadan alacaklarımızı tahsil etmenin başka bir yolu kalmadı. Bu nedenle eylemlerimizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Protokolde yer alan tutarlar ödeninceye kadar Ankara’dan ayrılmayacağımı belirtmiştim. Sözümün arkasındayım. Kangren büyüdü, artık bütün vücudu sarmaya başladı. Maalesef Yıldızlar Holding bu işi yapamıyor. 45 aydır sabrettik, artık sabrımız taştı.
Dün şirket tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Gerçekten akıllara hayret verecek ifadeler yer alıyordu. Sözde arkadaşlarımız çalışmamış, üretime engel olmuş. Buradan tüm kamuoyuna soruyorum: Maaşını vermediğiniz, mazotunu almadığınız bir iş yeri ne kadar sağlıklı olabilir? Biz maaşımızı almayacakmışız ama çalışmaya devam edecekmişiz. Bir de faturayı bize kesiyorlar. Yetmiyormuş gibi, utanmadan tüm arkadaşlarımıza ‘işi engelledikleri’ gerekçesiyle 50’şer bin liralık dava açıyorlar. Değerli kamuoyu, ben bu madencilerin hepsine kefilim. Yetkililerimize sesleniyoruz; gündem bu kadar yoğunken bu firmaya bir an önce müdahale edilmesini talep ediyoruz.”
Madenciler kendilerini Yıldızlar Holding önüne zincirledi: Gözaltına alındılar
Eskişehir’de Yıldızlar SSS Holding bünyesinde faaliyet gösteren Doruk Madencilik’te çalışan Türk Maden-İş üyesi maden işçileri, resmi taahhütlere rağmen alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle… pic.twitter.com/QIKuypWKL3
Açıklamanın ardından işçilerin bir kısmı, Yıldızlar SSS Holding binası önündeki ağaçlara kendilerini zincirledi. Diğer işçiler ise baretlerini yere vurarak, ıslık çalıp sloganlar attı.
ANKA Haber Ajansı’na konuşan işçiler, yaşadıkları mağduriyeti dile getirdi. Kendisini ağaca zincirleyen işçilerden biri, “Biz paramızı almadan buradan ayrılmayacağız. Burada olmamızın nedeni bu. Polis ve jandarmayla karşı karşıya gelmemek, gözaltına alınmamak için kendimizi ağaca zincirledik. Buradan ayrılmayacağız, bunu böyle bilsinler” dedi.
Kendisini zincirleyen bir diğer işçi ise üç gündür eylemde olduklarını belirterek, “Bugün de kendimi zincirledim. 23 Temmuz’da bakanlıkta görüşme yapıldı. Yıldızlar Holding’den Sabahattin Yıldız hakkımızı vermedi. Ölümüne kadar buradayız. Ölmek var, dönmek yok” ifadelerini kullandı. Bir başka işçi de, “Üç gündür buradayız. Daha önce verdikleri sözleri tutmadılar. Hakkımızı almadan gitmeyeceğiz” dedi.
BU ADAM TÜRKİYE’DE NEREDE İŞ YAPTIYSA REZİLLİK, AHLAKSIZLIK YAŞANDI
Bir diğer işçi ise 15 yıldır aynı şirkette çalıştığını belirterek, ömrünün dörtte birini bu şirkette geçirdiğini ifade etti. İşçi, açıklamasını şu sözlerle sürdürdü:
“Evden çıktığımda çocuklarıma dedim ki, ‘Ben bu Sabahattin’den bu parayı alacağım.’ Alamadığım zaman sizden utanıyorum. Eve döndüğümde şevkim kırılıyor. Ama eninde sonunda paramı Sabahattin’e bırakmayacağım dedim. Ancak şöyle bir durum var. Ne yazık ki bundan 45 gün önce Beypazarı’nda gerçekleştirdiğimiz ve yürümemize izin verilmeyen eylemin ardından, Çalışma Bakanı ve Enerji Bakanı ile bizzat yapılan toplantılarda bakanlarımızdan aldığımız söz şuydu: ‘Gerekenler yapılacak, mağdur edilmeyeceksiniz.’ Çalışma Bakanlığı genelgesini yayımladı ve kamuoyuna, ’23 Temmuz itibarıyla alacaklarınız ödenecek’ diye duyurdu. Ama ne yazık ki bu şahıs bunu dikkate almıyor. Bunu söylerken ben utanıyorum. Devletin bakanlarını da, devleti de tınlamıyor. Ben şunu anlıyorum: Bu adam Ali Kıran Başkesen. Devlet bu adamdan korkuyor. İsterlerse gelsinler, beni bugün alsınlar. Beni savunmayan devleti ben de istemiyorum. Koskoca Çalışma Bakanı verdiği sözün arkasında duramıyorsa bu ülke bitmiş demektir. Böyle Sabahattin’ler daha çok ürer. Bu adam Türkiye’de nerede iş yaptıysa rezillik, ahlaksızlık yaşandı. Nerede iş yaptıysa işçinin emeğine çöken, işçinin maaşına göz diken bir insan oldu. Hacca gidiyormuş, geliyormuş. Şirketin her katında mescit varmış. Yanlış anlamayın, ne yaparsa yapsın kul hakkıyla gidecek. Ama devletime de buradan sesleniyorum: Verdiğiniz sözü tutun. Sabahattin’e destek çıkmayın.”
TÜRKOĞLU: ORANTISIZ BİR GÜÇ KULLANILIYOR
Kısa bir süre sonra emniyet güçleri, basın mensuplarını alandan uzaklaştırarak işçilere müdahalede bulundu. Müdahale sırasında işçiler, basın mensuplarına siper olarak “Basına dokunma” sloganları attı.
Basın mensuplarının alandan uzaklaştırılmasına ve işçilere yönelik müdahaleye tepki gösteren Selçuk Türkoğlu, “Maaşını alamayan, tazminatlarını alamayan işçiler burada bir oturma eylemi yapıyor. Emniyet, kaldırımın ve yolun kapatılmadığı, işçilerin duvar kenarında bulunan ağaçlara sembolik olarak kendilerini zincirleyip beklediği bir durumda müdahalede bulundu. Orantısız bir güç kullanılıyor. Müdahale yalnızca işçilere yönelik değil; basın mensuplarına da orantısız ve kabul edilemez bir şekilde yapılıyor. Basın olay yerinden uzaklaştırılarak haber alma hakkı engelleniyor, özgür medyanın görev yapmasının önüne geçiliyor. Bu durum tam anlamıyla bir karartma ve engellemedir. Yetkililer, işçilere yönelik yapılan müdahalenin gerekçesini açıklamalıdır. Basın mensupları görüntü alabilir” diye konuştu.
KOCABIYIK: ARAMIZDA KENDİNİ ZİNCİRLEYEN, EŞİ KANSER TEDAVİSİ GÖREN BİR ÇALIŞAN VAR
Kendilerini zincirleyen işçilere polis müdahalesi sırasında, Talih Kocabıyık da emniyet güçlerine seslenerek duruma tepki gösterdi. Kocabıyık, “Arkadaşlar, bakın siz hepiniz emir kulusunuz. Hiçbir şikayetim yok. Size bu emri verenler 5 yıllık kıdem tazminatını almasın, 3 ay maaş almasın; vallahi buraya katılmazlarsa ben de bu işi bırakırım. Bir tane emek hırsızı holdingi koruyorsunuz. Bu talimatı verenlere sesleniyorum. İçişleri Bakanlığımız, Sayın Valimiz buraya bir teşrif buyurun. Ben size derdimizi anlatayım. Eğer ben haksızsam bu grubu alıp götüreceğim. Türkiye’de ne kadar hırsız, ne kadar vatan haini varsa sahip çıkılıyor. Emeğinin karşılığını almak isteyen gariban madenciye ise güç uygulanıyor. Ülkenin başına, emekçinin başına gerçekten bela olan bir adam. O mu savunulacak? Yıllardır emeğinin karşılığını alamayan işçi mi savunulacak? Aramızda kendini zincirleyen, eşi kanser tedavisi gören bir çalışan var. 700 bin lira tazminat alacağı bulunuyor. Eşine ilaç alacak. Dedim ki buna bir öncelik verin. İyi niyetli bir firma olsaydı, önceliği o arkadaşa verirdi” dedi.
Bir süre sonra polis ekipleri tarafından işçilerin zincirleri kırıldı. Türkiye Maden-İş Sendikası üyesi maden işçileri ile sendika yöneticileri gözaltına alındı.
TÜRK-İŞ, temmuz ayı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” hesaplamasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama tutarını ifade eden “açlık sınırı”, bu ay 36 bin 940 liraya yükseldi. Araştırmada, açlık sınırının 28 bin 75 lira olan asgari ücreti 8 bin 865 lira aştığına dikkati çekildi.
Gıda ile birlikte barınma, ulaşım, giyim, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu ihtiyaçların yer aldığı “yoksulluk sınırı” ise 120 bin 325 liraya yükseldi. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 47 bin 758 lira olarak hesaplandı.
TÜRK-İŞ’in verileri, temel gıda grubundaki fiyat artışlarının bu ay da sürdüğünü ortaya koydu. TÜRK-İŞ’ e göre, “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Temmuz 2026 itibarıyla şu şekilde gerçekleşti:
“Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin ‘gıda için’ yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 3,30 oranında gerçekleşmiştir. On iki aylık değişim oranı yüzde 39,85 olmuştur. Yıllık ortalama artış yüzde 40,60 olarak gerçekleşmiştir. Yedi aylık artış oranı ise yüzde 22,54 olmuştur.” (ANKA)
Alman otomotiv devi BMW, dünya genelinde yaklaşık 8 bin çalışanını işten çıkaracak. Şirket, Almanya’da Ekim 2026 ile 2027 sonu arasında uygulanacak gönüllü tazminat programıyla özellikle üretim dışındaki ofis çalışanlarıyla yollarını ayıracak. Şirketin 154 bin çalışanının 84 binden fazlası Almanya’da bulunurken, 30 ila 40 bin ofis çalışanına tazminat teklifi sunulması bekleniyor.
Bu kapsamda BMW, Almanya’da ekonomik koşullar kötüleşse bile gelecek yıllarda zorunlu işten çıkarma yapılmayacağını, Almanya’daki istihdam güvencesini de genişleteceğini duyurdu. Buna göre, önümüzdeki yıllarda şirket zarar etse dahi çalışanlar için zorunlu işten çıkarma uygulanmayacak.
BMW, haziran ayında kârlılık beklentisini aşağı yönlü revize etmiş ve maliyetleri azaltmak amacıyla yeni yapısal önlemler alınacağını açıklamıştı. Şirket, yönetim kademelerinde sadeleşmeye gidileceğini, bazı birimlerin birleştirileceğini ve yapay zekâ uygulamaları sayesinde idari süreçlerde verimliliğin artırılacağını ifade etti.
Yeniden yapılanmanın şirkete maliyetinin netleşmediği belirtilirken, finans yönetimi daha önce bu süreç kapsamında yaklaşık 1 milyar avroluk tek seferlik gider oluşabileceğini açıklamıştı. BMW, son döneme kadar büyük çaplı personel azaltma programı açıklamayan tek büyük Alman otomobil üreticisiydi. Ancak Volkswagen, Mercedes-Benz, Audi ve Porsche’nin ardından BMW de küresel otomotiv sektöründeki daralma, Çin pazarındaki zayıflama, artan rekabet, ABD’nin uyguladığı gümrük tarifeleri ve küresel ekonomik belirsizliklerin etkisiyle maliyet azaltma adımı attı.
Şirket ayrıca, elektrikli araç platformu yeni sınıf “Neue Klasse” için yapılan yüksek yatırım harcamalarının ardından ürün geliştirme maliyetlerini düşürmeyi hedeflediğini ve bunun personel planlamasına da yansıdığını kaydetti. BMW’nin çalışan sayısı, Haziran 2025 ile Haziran 2026 arasında yaklaşık 2 bin kişi azalmıştı. (ANKA)
TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Genel Kurul gündemine geçilmeden önce grup başkanvekilleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yeni Yol Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Yeni Parti’nin kuruluşunu tebrik ederek, CHP’nin grup yönetimine seçilen Grup Başkanı Faik Öztrak ile Grup Başkanvekilleri Sevda Erdan Kılıç ve Rahmi Aşkın Türeli’ye de görevlerinde başarılar diledi.
TBMM’ye bu hafta sunulması beklenen “çerçeve yasa”ya tartışmalarına değinerek, adli mahkumlara ilişkin beklentilere dikkati çeken Kaya, tToplumsal vicdanda, çerçeve yasaya ilişkin adımlar atılırken adli mahkumların yok sayılmasının karşılık bulmayacağını, cezaevlerinde sayıları 450 bine yaklaşan mahkumların bulunduğunu, bunların çoğunun kapasite ve kontenjanın üzerinde doluluk nedeniyle vardiyalı olarak cezalarını infaz etmek zorunda kaldığını söyledi.
Adli mahkumların taleplerini kendilerine ilettiğini belirten Kaya, “Adli mahkumlar sürekli bizlere ulaşıyor. Dolayısıyla, böyle bir çerçeve yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine getirildiği bir dönemde adli mahkûmların ıskalanmış olması ya da bunların hiç dile getirilmemiş olmasının gerçekten toplumsal vicdanda ciddi zararlara yol açacağını buradan ifade etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
İYİ PARTİLİ POYRAZ’DAN ‘ÇERÇEVE YASA’ ELEŞTİRİSİ
İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in AKP MYK’sının ardından yaptığı açıklamada, bölücü açılım sürecinde yasal zeminin oluşturulduğunu ve “ince işçilik” aşamasına geçildiğine ilişkin açıklamasına tepki gösterdi. İktidarın daha önce kamuoyuna verdiği mesajlarla bugünkü gelişmeler arasında çelişki olduğunu savunan Poyraz, “Bize, vatandaşa ne denildi? Biz zaten dediklerinizi not alıyoruz da vatandaşa dediler ki: ‘Pazarlık yok, al ver yok'” dedi.
TBMM’nin yaklaşık bir aydır kamuoyunda bir kesim tarafından “kök yasa”, bir kesim tarafından ise “çerçeve yasa” olarak nitelendirilen düzenleme için bekletildiğini öne süren Poyraz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Öyle hiç bu mazeretlere, hikayelere falan gerek yok, burada hiç kimse hiç kimsenin aklıyla da dalga geçmesin. Bu yasada da özellikle halihazırda kendini feshettiği ilan edilen örgütün yöneticileri o kıyafetlerle örgütün merkezlerinde açıklamalar yapıyorlar gazetecilere her gün bir demeç veriyorlar. Her gün örgüt yöneticileri demeç verirken, her ne kadar iktidar tarafından bunlara ‘PKK mensubu’ deniliyor ise, bunlar PKK terör örgütünün üyeleri, PKK mensubu değil, bunlar bir sivil toplum örgütü değil, bunlar terör örgütü. Bunlar silah bırakmamış, örgüt devam ediyor. ‘Hiçbir al-ver yok’ diyor koca koca adamlar. Bugün parlamentonun gündemine ama öyle ama böyle teröristlere af, teröristlere infaz indirimiyle ilgili alıştıra alıştıra yasa teklifi getirilmeye çalışılıyor. Eğer bu ülkenin iktidar partisi sözcüsünün, Adalet Bakanı’nın, Meclis Başkanı’nın, Milli Savunma Bakanı’nın, komisyon başkanlarının sözüne itimat etmeyecekse bu vatandaş kimin sözüne itimat edilecek ya kimin sözüne itimat edecek?”
CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, seçimlerin ardından Haziran 2023’te uygulanmaya başlanan ekonomi programının üç yılını doldurduğunu belirterek, “Sonuca baktığımız zaman ortada gerçek bir başarısızlık var. Bunu söylemek istemeyiz, sonuçta ülkenin sorunlarının çözülmesini elbette hepimiz isteriz” ifadelerini kullandı.
2021 yılının Eylül ayında Cumhurbaşkanı’nın “Faiz sebep, enflasyon sonuç” yaklaşımıyla başlayan sürecin, Merkez Bankası tarafından talimat olarak uygulanmasının Türkiye’de enflasyonu artırdığını ve ekonomik dengeleri bozduğunu öne süren Türeli, kur korumalı mevduat sistemi nedeniyle Merkez Bankası’nın iki yılda 1,5 trilyon lira zarar ettiğini söyledi.
Seçimlerin ardından ekonomi yönetiminin değiştiğini ve yeni Hazine ve Maliye Bakanı’nın “irrasyonel politikalardan rasyonel politikalara dönüleceği” yönünde açıklama yaptığını hatırlatan Türeli, şu ifadeleri kullandı:
“2026 yılında tek haneli enflasyon seviyelerine ulaşacaktık, hatta Maliye Bakanı şöyle de söylüyordu: ‘Merak etmeyin enflasyon tek hanelere düştüğü zaman durumunuz iyileşecek’ ama bakıyoruz, nerede tek hane? Aldıkları zaman, o üç yıllık program başladığı zaman yüzde 38,21’miş, şimdi yüzde 32,11. O arada ne olmuş? Cari açık patlamış, büyüme hızı yavaşlamış, reel sektör kan ağlıyor, sanayicisi, KOBİ’si, iflaslar, konkordato ilanları yani böyle bir şey olmaz. İstikrar programı neden bu noktaya geldi? Çünkü istikrar programının tasarımı yanlıştı. Sadece talebi kısıcı, vatandaşların alım gücünü azaltma üzerine kurulu bir programın başarılı olmasına ihtiyaç yok. Bunun arz yönlü politikalarla desteklenmesi gerekirdi. Piyasalardaki tekelci ve oligopolist yapıların dönüştürülmesi, ortadan kaldırılması gerekirdi. Hiç bunlar yapılmadı ve maliyet işçinin, memurun, emekçinin, çiftçinin üzerine geldi. Bugün çok ciddi bir bölüşüm krizi var, belki cumhuriyet tarihinin en büyük bölüşüm krizini yaşıyoruz.”
Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Yeni Parti’yi Lozan’ın 103’üncü kuruluş yıl dönümünde kurduklarını hatırlatarak, kuruluş sürecine ilişkin bilgi verdi. Partinin siyasi birikimi itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilke ve devrimlerine bağlı olduğunu ifade eden Günaydın, “Artık Türkiye’de, siyasi tarihimizde bir Yeni Parti var ancak bu parti müktesebatı itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilke ve devrimlerine sıkı sıkıya bağlıdır” dedi.
Ekonomik göstergelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Günaydın, TÜİK’in göreli yoksulluğun 17 milyon 361 bin kişiyi etkilediğine yönelik verisini hatırlatarak, bu değerlendirmeye katılmadığını ifade etti. Günaydın, şöyle konuştu:
“TÜİK her zamanki gibi yalan söylüyor çünkü bu memlekette 10 milyon insan asgari ücret alıyor, 28 bin lira asgari ücrete mahum 10 milyon insan ve biz biliyoruz ki açlık sınırı 35 bin lira yani 10 milyon insan açlık sınırının altında ve siz onlara diyorsunuz ki: ‘Yılbaşından yıl sonuna kadar böyle devam edeceksiniz, size beş kuruş para vermeyeceğiz’. En düşük emekli aylığı alan 5 milyon insan var. 20 bin liradan 23 bin 552 liraya yükselttiniz, öyle mi? Bunun için mi açık tutuyorsunuz bu Meclis’i, bunun için mi bu turuncu koltuklarda oturuyorsunuz? İşsiz sayısı 12 milyon arkadaşlar, 12 milyon. Türkiye’nin en klasik sektörü olan tekstili bu memlekette tutamadınız, tekstil Mısır’a kaçtı. İnsanlar ürettiğine, üreteceğine bin pişman oldular. Yoksulluk almış başını gidiyor. Dünyada tarımın başladığı toprakları bütün tarım ürünlerinde dışarıya net bağımlı hale getirdiniz, çiftçinin yaşı 58, çiftçi iflas ediyor. Gıda enflasyonunda memleketi dünyanın 5’inci ülkesi haline getirdiniz, mutfakta çorba kaynamıyor. Peki, bütün bunlara karşılık ne yapıyorsunuz? 2 trilyon 740 milyar lirayı gözünüzü kırpmadan faize veriyorsunuz.”
‘AYNI NOKTADAYIZ’
AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Yeni Parti’nin kurulmasının ardından oluşturulan grup yönetimine başarı dileklerini ileterek, CHP’de yeni görev alan grup başkanvekilleri ve grup yönetimini de tebrik etti.
Bölücü açılım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Usta, AKP Sözcüsü, bakanlar ve TBMM Başkanı’nın süreç boyunca aynı tutumu ortaya koyduğunu vurgulayarak, “Gerek Parti Sözcümüz gerekse bakanlarımız gerekse Meclis Başkanımız Terörsüz Türkiye konusunda her zaman kararlılıkla aynı söylemleri ve aynı doğruları konuşmuştur. Bugün de yine aynı noktadayız, değişen hiçbir şeyimiz yoktur” diye konuştu. Şahin Usta, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Dileğimiz ve temennimiz, ülkemizin ve bölgemizin geleceği açısından önemli bir süreç olan Terörsüz Türkiye sürecinin hakkıyla tamamlanması, ülkemizin ve bölgemizin daha da güvenli daha da huzurlu bir ortam haline gelmesine vesile olmasıdır. Tarihin yanlış tarafında bulunmayı tercih edenlere saygı duyuyor ve onların yorumlarını kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.
Az önce şehit ve gazilerimizle ilgili birtakım düzenlemelere ihtiyaç olduğundan bahsedildi. Biz bu konuyla ilgili uzun süredir Milli Savunma Komisyonumuzun da başkanlığında kıymetli vekillerimizle çalışmalarımızı yapıyoruz ve tamamladık. Bugün itibarıyla da bu konuyla ilgili, şehit ve gazi haklarının yeniden düzenlenmesi ve haklarının iyileştirilmesiyle ilgili kanun teklifimizi de imzaya açmış bulunuyoruz. Dileğimiz ve temennimiz Meclisimizin bu konudaki sorumluluğunu da yerine getirerek yasalaşmasını sağlamak ve bekleyen şehit yakınlarımıza ve gazilerimize her türlü iyileştirmeyi en kısa sürede sunabilmeyi de arzu ediyoruz.”
Ankara Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun ise CHP’de kalma kararı aldığı iddia edildi.
Gazeteci Hilal Köylü’nün haberine göre, CHP Etimesgut İlçe Örgütü toplu şekilde istifa ederek Yeni Parti’ye katılma kararı aldı. Etimesgut Belediyesi’nde görev yapan 15 CHP’li belediye meclis üyesi de partilerinden ayrılarak Yeni Parti’ye geçiş başvurularını tamamladı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ndeki siyasi aritmetiğin korunması amacıyla ise büyükşehir belediye meclis üyelerinin istifaları istenmedi. Ayrıca Mansur Yavaş ile hareket eden 2 meclis üyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne giden Etimesgutlu meclis üyeleri ile Erdal Beşikçioğlu’nun kontenjanından meclise giren üyelerin de istifalarının talep edilmediği ifade edildi.
Gazeteci Deniz Zeyrek de ilçe örgütünün ve belediye meclis üyelerinin önemli bölümünün ayrılmasına karşın, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun CHP’de kalmayı tercih ettiğini aktardı.
ABD merkezli televizyon kanalı Fox News’e konuşan Trump, mümkün olması halinde İran’ın köprülerini ve elektrik santrallerini hedef almaktan kaçınmak istediğini söyledi. Trump, “Bu çok ama çok hassas bir denge. Şu anda çok güçlü bir konumda olduğumuzu düşünüyorum. Eğer anlaşma yapmazlarsa bunu yapacağımı biliyorlar. Artık anlaşmaları bozmalarına izin veremeyiz” ifadelerini kullandı.
İran ile yürütülen diplomatik temaslara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Trump, “Çok iyi görüşmeler yaptık” dedi. Trump’ın, İran’ın nükleer programını ele almak üzere İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile salı günü Beyaz Saray’da bir araya gelmesi bekleniyor.
‘HÜRMÜZ BOĞAZI’NI BİZ KONTROL EDİYORUZ’
Trump ayrıca, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmediğini savunarak, “Biz, Hürmüz Boğazı’nı kontrol ediyoruz” iddiasında bulundu.
Röportajda Trump’a, Netanyahu’nun İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğu belirtilen ve Tahran yakınlarında yerin derinliklerine inşa edilen tahkimatlı Pickaxe Mountain tesisini görüşmede gündeme getireceğine ilişkin haberler soruldu.
Trump, Netanyahu’ya atıfta bulunarak, “Bana bunu Bibi’nin söylemesine gerek yok. Bibi bunu bana, benim sürecin içinde kalmamı istediği için söylüyor” dedi.
İran’ın nükleer altyapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Trump, “Pickaxe’ta neler olup bittiğini tam olarak biliyorum. Bu büyük bir sorun değil. Onların nükleer tesislerini ortadan kaldırdık. Eğer anlaşma yapmazsak Pickaxe’ı da ortadan kaldırmak zorunda kalacağız. Anlaşma olmazsa bunu çok kolay yaparız” ifadelerini kullandı. (ANKA)
Sakık, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
“Dün Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek ile son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizde, Ağrı Diyadin’de fırında çalışırken katledilen çocuklar Orhan ve Muhammed’in dosyası başta olmak üzere, yıllardır adalet bekleyen faili meçhul dosyaları kapsamlı biçimde ele aldık. Ayrıca barış ve çözüm sürecini güçlendirecek hukuki ve insani adımlar, AİHM kararları konusunda kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunduk.
Toplumsal barışın ve ortak geleceğimizin en güçlü teminatının adalet olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda yaptığımız görüşmenin, kısa süre içinde somut ve olumlu sonuçlara vesile olmasını temenni ediyorum. Nazik ev sahipliği ve yapıcı yaklaşımı dolayısıyla Sayın Adalet Bakanına teşekkür ediyorum.”
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin tutuklu olmak üzere 7 belediye başkanının yargılandığı davanın karar duruşmasının 27’nci günü, Silivri’de yeni inşa edilen duruşma salonunda yapılıyor.
‘İTİRAFÇI OLDUĞUM SÖYLENDİ’
Savunması devam eden Rıza Akpolat, dosya süreci boyunca yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Ağzımızdan çıkan her söze, kamuoyuna yaptığımız her açıklamaya dikkat ettik. İddianame hazırlanıp huzurunuza gelene kadar bir devlet terbiyesi içerisinde hareket ettik. Masumiyet karinemiz yok sayılmasına rağmen, gizlilik kararı olan dosyalarımız basına sızdırılmasına rağmen sustuk. Herkesin gözü önünde bana, çalışma arkadaşlarıma, aile bireylerime yapılan haksız uygulamaların hepsine mahkeme salonunda cevap verdik, duyurduk. Tabii kolay olmadı. Her sabah yeni bir operasyonla uyanıp ve detaylarını belli basın mecralarından öğrendiğimiz bir süreci yaşadık. Bu ülkenin, bu toprakların adalet duygusuna olan inancımla yarın yöneteceğimiz kurumları itibarsızlaştırmamak için sustum. Önce itirafçı olduğumuz söylendi. Sonra iddianame çıktığında bakıldı ki böyle bir şey yok. Günlerce televizyonlarda konuşuldu, ‘40 sayfa itiraf yazdı. Onu yaptı, bunu yaptı’. İddianame bir çıktı. Ben hep sustum. Sustum. Sustum. Sustum… İddianame çıktı. Böyle bir şey olmadığı ortaya çıkınca bir açıklama yapmak zorunda kaldım ki tek yaptığım açıklama bu kötü dedikoduya karşıydı, bugüne kadar bunca suçlamanın içinde.
‘YALANLA İKNA ETMEK ZORUNDALAR’
Çünkü o benim siyasi tarafıma dokunduğu için ona bir şey söylemem gerekiyordu. Sonra ne oldu? Bu olmayınca ikinci bir yalan ortaya atıldı. Ne dediler? ‘Rıza Akpolat aslında iki kere savcıya gitti Çağlayan’a. İki tane ifade yazdı. Altını imzalamadı. Üçüncüsünde de gittiğinde savcı istemedi. Geri gönderdi’. Çok güzel. Bu yalan da ortaya çıktı. Nasıl çıktı? Ben 17 Ocak 2025 tarihinde Marmara Kapalıya Ceza İnfaz Kurumu’na gelmişim. 18 Ocak’ta revire çıkmışım. Bir de bir kere tutukluluk incelemesine çıkmışım. Onun dışında ne tutukluluk incelemesine ne de yerleşkeden dışarı çıkmışım. Ne zamana kadar? 6 Ocak 2026’daki İstanbul İl Kongresi davasına kadar. Böyle bir şeyin doğru olmadığı ortaya çıkınca ne dediler bu sefer? ‘Rıza Akpolat bize avukat yolladı. Suçu Ali Rıza Yılmaz’ın, Alican Abacı’nın üzerine atmamızı söyledi’. Yılmaz burada. Benim yol arkadaşım, abim, yıllardır beraberiz. Avukatlarımız burada. O bahsi geçen avukatlar da burada. Böyle bir şey olabilir mi? Niye? Yalan üretmek zorundalar, birilerini ikna etmek zorundalar. İhanet etmişler çünkü.
‘MAHALLE DEDİKODUSU YAPMIYORUM’
Şimdi o da ortaya çıkmadı. Bir de mantık hatası var. Şimdi mantıken ne olması gerekir? Benim birinin üzerine suç atarak çıkabileceğim düşünmem hayatın doğal akışına aykırı. Çünkü bu yapılan operasyonların tamamı siyasilere, başkanlara yapılmış operasyonlar. Bir başkan yardımcısına, bir müdüre ya da bir ihale komisyonu üyesine suç atarak buradan çıkmam mümkün mü? Ne olur? Demek ki o insanlar benden daha önemli insanlar, aslında konu ben değilim; konu onlar. Bana da diyorlar ki ‘Bunların üzerine iftira at, çık’. Bana şunu söylediler. Burada huzurunuzda söyledim. ‘CHP’nin 38. kurultayıyla ilgili konuş, çık. Beşiktaş dosyasını temizleyelim’. Böyle şeyler söylendi. Sorsaydınız kimlerin söylediğini de söylerdim. Ben mahalle dedikodusu yapmıyorum. Basına da demeç veriyorum. Ben her şeyi huzurunuzda söyleyeceğime dair söz verdim. Bütün demeçlerimi de burada huzurunuzda veriyorum. Çünkü burası adaletin huzuru ve sayın savcı da burada.
‘İRADELERİ SAKATLANDI’
Bir şeyin soruşturması açılacaksa bunu bana çok rahat sorabilir. Ben de kimlerin bana geldiğini burada çok net söyleyebilirim. Bütün bu anlattıklarım teknik savunmalar, hukuki savunmalar bir kenara bırakılıp ‘Kim bunu söyledi? Bunu açıklaması gerekir’. Ben dediğim gibi burada söyledim. Burada sorulursa burada cevabını söylerim. Bunun dışında söyleyeceğim bir yer yok. Ben cezaevindeyim, tutukluyum, kısıtlıyım. Adam 15 senedir yanımda. İhanet etmiş. Bir şey söylemesi lazım. Adam soruyor, ‘Nasıl yaptın’. ‘Senin bilmediğin şeyler var’ deyip o an aklına ne geliyorsa… Günün sonunda aslında ben bunlara ağır laf söylemedim. Savunmamda çıktım dedim ki bu çocuklar, bu arkadaşlar itirafçı oldular. Bunların iradeleri sakatlandı. Tehdit edildi. Kiminin işte eşi, babası, teyzesi, eniştesi gözaltına alındı. Ötekinin eşi doğum yapacaktı bir hafta sonra. Ötekinin işte özel bir çocuğu var. Ötekini Iğdır Cezaevi’ne yollayacaklar bilmem ne… Ben bunları duyuyorum. Hepsini biliyorum. Onlar da benim bildiğimi biliyorlar. Hâlen devam ediyorlar. Keşke otursalar, devam ettirmeseler. Yaptınız bari oturun.”
İTİRAFÇILARA TEPKİ GÖSTERDİ
İtirafçı olarak ifade veren sanıklara tepki gösteren Akpolat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ben ilk savunmamı yaptığım gün burada savunmadan önce dışarı çıkarken iki kadın arkadaş gözümün içine bakamadı. Ben onu söyledim. Dedim ki ya gözümün içine bakamıyor. Üzüldüm çünkü kardeşim kadar sevdiğim insanlar. Onu söyledim. Ondan sonra bir baktım, hepsi buraya dizilmiş. Böyle gözümün içine bakıyorlar. Anladım ki bu arkadaşlar yaptıkları şeyin arkasındalar. O yüzden ilk savunmamdaki bazı şeyleri geri almak istiyorum. İfade değiştiriyorum. Bu arkadaşlar kendi iradeleriyle itirafçı olmuşlar. Yarın öbür gün ‘Bize baskı yaptılar. Biz o yüzden itirafçı olduk’ diyemeyecekler. Tarihe ve kayıtlara böyle geçmesini istiyorum. ‘Babam, teyzem, eniştem, kız kardeşim, eşim alındı. Ben o yüzden itirafçı oldum’ diyen arkadaş meğer onun için olmamış. Şahsiyet meselesiymiş. Kendiliğinden gitmiş itirafçı olmuş. Eşi bir hafta sonra doğum yapacak arkadaş da kendiliğinden gitmiş ifade vermiş. Hepsi için aynı şeyi söyleyebilirim. Burada dedim ki Aziz İhsan Aktaş’la Mustafa Mutlu, aynı anda ifadeye alındı. Ben onlara hiçbir şey demedim ki. Onlara bir kumpas kuruldu orada. Konkordato tehdidiyle, Aziz İhsan Aktaş malıyla canıyla belki de bizim bilmediğimiz birçok şeyle tehdit edildi. İtirafçı hâline getirildi. Mustafa Mutlu ile aynı anda odaya alındı. Orada hukuka aykırı bir işlem yapıldı ve bütün iş öyle başladı.
‘AKTAŞ, ‘RÜŞVET ANLAŞMASI YAPMADIM’ DEDİ’
Onlar Ozan İş’i verdi. Ozan İş onu görünce Alican Abacı’yı verdi. Alican Abacı, Emirhan Akçadağ’ı verdi. Günün sonunda birbirlerine girdiler. Hepsi bizimle ilgili konuşmaya başladılar. Sonra ne oldu? A kişisi, B kişisini verdi. B kişisi, A kişisini verdi. Üçer kez birbirlerinin aleyhine ifade vermişler. Geldiler buraya, birbirleriyle ilgili bir cümle etmediler. Siz de doğal olarak sordunuz. Çünkü dışarıdalar, özgürler. Anlaşmışlar birbirleriyle. Birlikte gelip gidiyorlar zaten. Ne oldu o kadar ifade? Şimdi bana sormuş avukatı, ‘Aziz İhsan Aktaş’la Rıza Akpolat, hiç birbirlerinin aleyhine bir şey söylemedi’. Ne zaman söyledi ki? Bu dosyanın başından beri ifadelerimiz ortada. Tutuklandığımız günden bugüne Aziz İhsan Aktaş’la ilgili benim söylediğim, bugün söylediklerimin dışında herhangi bir şey var mı ya da onun benimle ilgili bugüne kadar söylediklerinin dışında bir şey var mı? O itirafçı olduktan sonra söylediklerini söylemiyorum. O günden sonra da söylediği şeyi burada devam ettirdi. Kaldı ki kendisi burada çıktı. Dedi ki ‘Ben avukatları sormadan söyleyeyim. Ben Rıza Akpolat’la rüşvet ilişkisi falan içerisine girmedim. Rüşvet pazarlığı yapmadım. Rüşvet anlaşması yapmadım’ diye kendisi söyledi.” (ANKA)
Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün Yeni Parti ile CHP parti yöneticileriyle görüştükten sonra Genel Kurul’da oturma düzenini belirledi. Kurtulmuş, partilere gönderdiği yazıda “TBMM’de temsil edilen siyasi parti grubunun 7’ye çıkması üzerine Genel Kurul’da oturma düzeninin yeniden belirlenmesine ihtiyaç olduğunu” vurguladı.
İlişkili Haber
Yeni Parti’nin TBMM grup yönetimi belli oldu
Haberi görüntüle
Kurtulmuş, “Başkanlık Divanı’nda bu konuda bir karar alınıncaya kadar geçici olarak siyasi parti gruplarının Genel Kurul’da oturma düzeninin, ön sıralar ile arka sıraların mevcut yerleşim düzeni göz önünde bulundurularak DEM Parti’nin mevcutta kullandığı iki ön sıradan birinin CHP Grubu’na tahsis edileceğini” bildirdi.
Numan Kurtulmuş, Başkanlık Divanı’nın oturuşuna göre en solda AKP olmak üzere sırasıyla Yeni Parti, DEM Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi grupları şeklinde belirlendiği kaydetti.
İlişkili Haber
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Toplantıda Yeni Parti TBMM Başkanvekilliği’ne CHP’de bu görevi yürüten Ankara Milletvekili Tekin Bingöl seçildi. Grup Yönetim Kurulu Üyeliklerine; Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, Ordu Milletvekili Seyit Torun ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat seçildi.
Meclis Başkanlık Divanı’nda görev alacak idare amiri, CHP Grubu’nun da idare amirliğini yapan Kocaeli Milletvekili Harun Özgür Yıldızlı oldu. Katip üye ise Antalya Milletvekili Aliye Coşar olarak belirlendi.
İlişkili Haber
Yeni Parti’den kapalı grup toplantısı… Özgür Özel: ‘Milletimizin ihtiyacıydı’
Haberi görüntüle
Ağbaba, grup yönetimine seçilmesine ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, “Ben 2023 Kasım Kurultayı’ndan sonra hiçbir görev almamıştım. Daha önce de açıklamalarda bulundum, ‘Partimde hiçbir göreve talip değilim. Yeni ve genç arkadaşlarımızın görev alması lazım’ dedim. Ama bugün bir görevlendirmeyle Grup Yönetim Kurulu üyesi olduk. Yeni Partimiz için çalışmaya, Genel Başkanımız liderliğinde görev ne olursa olsun bir nefer gibi çalışmaya her zaman hazırız” ifadelerini kullandı.
CHP Sözcüsü Zeynel Emre de, Grup Yönetim Kurulu seçimlerine ilişkin olarak, “Kurucu olup PM’de yer almayan arkadaşlar değerlendirildi” ifadesini kullandı. (ANKA)
Komedyen Tuba Ulu’nun stand-up gösterisi sırasında Kanuni Sultan Süleyman hakkında yaptığı şaka nedeniyle “tarihi milli manevi değerlere hakaret” suçlamasıyla gözaltına alınıp, adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılmıştı. Ulu, hakkında açılan dava kapsamında İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nce görülen davanın ikinci duruşmasında hakim karşısına çıktı.
‘YAPTIĞIM ŞAKA İLE HİÇ KİMSEYİ AŞAĞILAMAK VEYA İNCİTMEK GİBİ BİR KASTIM YOKTU’
Duruşmada savunmasını yapan Ulu, “Bir komedyen olarak Türkiye’nin her yerinde gösteri yaptım, onlarca izleyiciyle buluştum. Yaptığım şakayla hiç kimseyi aşağılamak veya incitmek gibi bir kastım yoktu. Beraatımı talep ediyorum” şeklinde konuştu.
Ulu’nun bütünsel bakıldığında bağlamı anlaşılacak olan ifadelerinin bir kesitinin ele alınarak yargılama konusu yapıldığını ifade eden avukatlar da ifade özgürlüğünün dokunulmazlığına vurgu yaparak suç kastı olmaması ve suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmaması nedeniyle suç unsuru oluşmadığını savundu.
Avukatların savunmalarının ardından duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. Savcılık mütalaasında, davaya konu ifadelerin cinsiyetçi yaklaşımda olduğu iddiasıyla Ulu’nun “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan cezalandırılmasını talep etti.
Ulu’nun avukatları mütalaayı kabul etmediklerini belirtti. Avukat Jiyan Tosun, “Savcılığın mütalaasını şok içinde dinledim. Müvekillimin bir gün şaka olarak kullanabileceği bir şeydir bu” şeklinde konuştu.
İngiltere merkezli The Economist dergisinde yayımlanan “Avrupa ve NATO’nun Savaşa Hazır Olmak İçin Yapması Gerekenler” başlıklı ortak yazıda, Soğuk Savaş sonrasında Avrupa’nın barış ortamına güvenerek savunma harcamalarını azalttığı, ancak mevcut güvenlik koşullarının bu yaklaşımı değiştirdiği ifade edildi.
Ortak değerlendirmede, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırdığı, yeni üretim tesisleri kurduğu ve mevcut fabrikaların kapasitesini genişlettiği belirtilirken, insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri ve hava savunma teknolojileri gibi alanlarda yeni şirketlerin sektöre katkı sunduğu kaydedildi. Bazı sivil üreticilerin de savunma sanayii için parça üretimine yöneldiği aktarıldı.
Buna karşın mevcut kapasitenin yeterli olmadığına dikkati çekilen yazıda, NATO müttefikleri ile Avrupa Birliği ülkelerinin savaş uçağı, havadan yakıt ikmal uçağı, deniz platformları, hava ve füze savunma sistemleri ile insansız hava araçları gibi alanlarda önemli eksiklikler bulunduğu ifade edildi. Ukrayna’ya verilen askeri desteğin mevcut stokları azalttığına işaret edilirken, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ın savunma kapasitelerini geliştirmeyi sürdürdüğü değerlendirmesi yapıldı.
Rutte ve von der Leyen, bu tablo karşısında Avrupa ve Kuzey Amerika’daki müttefiklerin sanayi altyapısı, teknoloji ve üretim kapasitesini daha yakın koordinasyon içinde kullanmasının önemine vurgu yaparak, Atlantik’in iki yakasında daha güçlü bir savunma işbirliği kurulması çağrısında bulundu ve “Bu, Atlantik’in her iki yakasında da gerçek bir çabadır. California’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya kadar uzanan coğrafyada varlıklarımızı, uzmanlığımızı ve yenilikçi yeteneklerimizi bir araya getirdiğimizde savunmamız eşsizdir” ifadelerini kullandı. (ANKA)
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Son gelişmelerin ciddiyeti göz önüne alındığında, Ekrem İmamoglu hakkındaki yarınki duruşmalara, İBB davası dahil katılmak üzere İstanbul’a seyahat ediyorum. Türkiye, NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaparken, demokratik geleceği Silivri’deki bir mahkeme salonunda şekilleniyor. Avrupa Birliği, sadece Ankara’ya odaklanmamalı” açıklamasını yaptı.
Amor, sosyal medya hesabından, “İmamoğlu davasındaki son gelişmeler” başlıklı bir açıklamayı da paylaştı. Açıklama şöyle:
“İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, tutuklu olarak 1 yıl 3 aydan fazla süre geçirdi. İmamoğlu, 416 sanıklı toplu bir ceza davasında halen tutuklu bulunan 59 sanıkla yargılanıyor. İmamoğlu hakkında 142 ayrı suçlama bulunuyor ve iddia edilen bir suç örgütünün lideri olmakla suçlanıyor. Kendisine yönelik açılan çok sayıdaki ceza ve idari soruşturmadan yalnızca biri olan bu dava, zayıf suçlamalar ve adil yargılanma ilkeleriyle bağdaşmadığı öne sürülen ciddi usul eksiklikleri nedeniyle eleştirilirken, son gelişmeler bu kaygıları daha da artırdı.
Mahkeme heyeti, 1 Temmuz 2026 tarihinde, 9 Mart’tan bu yana devam eden ilk duruşma aşamasının 9 Temmuz’da tamamlanacağını açıkladı. Aynı gün, savunma avukatlarından biri henüz savunmasına yeni başlamışken mahkeme, savunma tarafına beyanlarını kısaltarak ertesi gün öğle saatine kadar tamamlamaları talimatını verdi. Oysa mahkeme daha önce, sanıklar ile avukatlarının içerik veya süre bakımından herhangi bir kısıtlama olmaksızın savunmalarını yapabileceklerini defalarca ifade etmişti. Bu tutum aniden değiştirildi.
2 Temmuz’da İmamoğlu ve avukatları, kalan sanıkların, İmamoğlu da dahil olmak üzere, 9 Temmuz’a kadar etkili bir savunma yapmasının mümkün olmadığını belirterek itiraz etti. Ayrıca daha önce İmamoğlu’nun, duruşmalarda ortaya konulan tüm iddialara cevap verebilmesi amacıyla savunmasını en son yapacağı anlaşılmışken, mahkeme herhangi bir gerekçe göstermeden bu sıralamayı değiştirdi ve İmamoğlu’nun savunmasını öne aldı. Savunma tarafı, mahkemenin ilk duruşma aşamasını neden 9 Temmuz’a kadar tamamlamak istediğine ilişkin ikna edici bir gerekçe sunulmadığını belirtti. Bunun yerine mahkeme başkanının talimatıyla İmamoğlu jandarma tarafından duruşma salonundan çıkarıldı. Bunun ardından duruşma daha da gergin bir hal aldı, bazı milletvekilleri ile savunma avukatları salondan çıkarıldı veya salona alınmadı. İmamoğlu’nun avukatlarından birinin duruşma salonundan çıkarılırken, bir diğer avukatı ise bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunuyor. Savunma avukatları daha sonra duruşmayı terk etti.
Mahkemenin artık adil yargılama görüntüsünü dahi koruyamadığı, savunma hakkının ciddi biçimde zedelendiği belirtilmektedir. 142 ayrı suçlamayla yargılanan bir sanığın savunmasının, sonucun önceden belirlenmiş olduğu izlenimi yaratmakta, bu büyüklükte ve siyasi öneme sahip bir davada savunmanın usule ilişkin bir formalite değil, yargılamanın temel unsuru olduğu vurgulanmaktadır.
İMAMOĞLU ÜÇ AYRI MAHKEMEDE
Bu kaygıların, İmamoğlu’nun 6 Temmuz 2026’da üç ayrı mahkemede hakim karşısına çıkacak olması nedeniyle arttığı belirtilmektedir. Bunlar; üniversite diplomasının iptaline ilişkin ceza davası, 19 Mart 2025’ten beri tutuklu bulunduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası ve tutukluluğunun uzatılmasını amaçladığı öne sürülen ‘casusluk’ davasıdır. Uluslararası medya, diplomatik temsilcilikler, uluslararası kuruluşlar ve insan hakları kurumları 6-9 Temmuz tarihleri arasındaki duruşmaları yakından izlemeye çağrılmaktadır. Savunma süresinin aniden kısıtlanması, baş sanığın duruşma salonundan çıkarılması, avukatların ve seçilmiş temsilcilerin salondan uzaklaştırılması ve uzun tutukluluk halinin devamının, yargılamanın adilliği konusunda ciddi endişeler doğurduğu ifade edilmektedir.
‘NATO’ VURGUSU
Türkiye’nin demokratik geleceğini etkileyebilecek bu önemli davanın, uluslararası ilginin Ankara’daki tarihi NATO Zirvesi’ne yoğunlaştığı sırada hızlandırıldığı belirtilmektedir.
Türkiye’nin ortaklarının, özellikle Avrupa Birliği ve üye devletlerin, hukukun üstünlüğünü ikincil bir mesele olarak görmemesi gerektiği savunulmaktadır. Stratejik önem, demokratik meşruiyetin yerini alamaz. Demokratik meşruiyet ise temel hakları koruyan, adil yargılamayı sağlayan ve vatandaşların yöneticilerini seçme hakkını güvence altına alan bağımsız kurumlara bağlıdır. Demokratik bir Türkiye’nin yalnızca kendi vatandaşları için değil, Avrupa’nın ve daha geniş bölgenin istikrarı ve güvenliği açısından da daha güçlü ve güvenilir bir ortak olacağı ifade edilmektedir.”
Ankara’da yapılacak 36. NATO Zirvesi’ni protesto etmek isteyen HKP üyeleri, Ankara’da Birinci Meclis önünde toplanmak üzere iken, Birinci Meclis’e yaklaşık 20 metre kala polis tarafından durduruldu.
“NATO, ülkemizden defol”, “Bağımsızlık Bizim Karakterimizdir” sloganları atan gruptakiler, çevik kuvvet tarafından engellendi. Müdahale sırasında 19 kişi gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlar arasında Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Erkan, Genel Başkan Yardımcısı Sait Kıran, Genel Sekreter Yardımcısı Tacettin Çolak, Genel Sekreter Yardımcısı Adnan Okur, MYK üyeleri Pınar Akbina ve Doğan Zafer Çıngı’nın yanı sıra Parti yöneticileri ve üyeleri bulunuyor.
Partiden yapılan açıklamada, gözaltına alınanların en küçüğünün 18, en büyüğünün 73 yaşında olduğu belirtildi. Gözaltına alınanların, hastanedeki sağlık kontrolünün ardından Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü ve haklarında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan soruşturma açıldığı öğrenildi.
ÇOK SAYIDA TKP ÜYESİNE GÖZALTI
TKP, Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi’ni protesto etmek amacıyla Kızılay’da yürüyüş düzenledi. Polisin müdahale ettiği eylemde, yöneticilerin de bulunduğu 100’ün üzerinde parti üyesinin gözaltına alındığı bildirildi.
Türkiye Komünist Partisi (TKP) Ankara Kızılay’da NATO’ya karşı eylem düzenledi. “Katil NATO ülkemizden defol”, “NATO’ya geçit yok” sloganlarının atıldığı yürüyüşte kortejin önü polis tarafından kapatıldı.
Ablukaya karşın yürüyüşlerini sürdüren TKP’lilere polis müdahale etti. Aralarında parti yöneticilerinin de bulunduğu 100’ün üzerinde TKP üyesinin gözaltına alındığı belirtildi.
Türkiye Komünist Partisi (TKP), NATO zirvesi yaklaşırken Ankara’da düzenlenen NATO karşıtı eylemde ve Kocaeli ile Soma’da 145 parti üyesinin gözaltına alınmasının ardından bir açıklama yayımladı.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“‘NATO’yla mücadele bir suç değil bir sorumluluktur’ demiştik. AKP iktidarı ise, Filistin’de katliam sürerken, İran’a dönük ABD-İsrail saldırganlığının nereye evrileceği belli değilken, Ukrayna’daki savaşın kapsamının genişlemesi gündemdeyken NATO’yu protesto etmeyi suç olarak tanımlamaya çalışıyor. Bunu kabul etmeyeceğimizi söylemiştik. Darbelerin, siyasi cinayetlerin, katliamların, işgallerin arkasındaki güçlerden biri olan NATO bakanlık ya da valilik kararnameleri ile temize çıkartılamaz. İnsanlık buna izin vermez, tarihsel gerçekler bu şekilde değiştirilemez.
‘ÜLKENİN YURTSEVERLERİNİ NATO BAYRAĞIYLA KORKUTMAYA ÇALIŞIYORLAR’
Bu iktidarın temsilcileri ve yandaşları daha düne kadar 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin sorumluluğuyla ilgili olarak NATO’yu ve batılı emperyalist ülkeleri işaret etmekte, ‘artık eski Türkiye yok’ diye övünmekteydi. Şimdi yine ‘artık eski Türkiye yok’ diyerek ülkenin yurtseverlerini, devrimcilerini, komünistlerini ellerindeki NATO bayrağı ile korkutmaya çalışıyorlar.
Ülkemizin NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana bir değişiklik yok bu düzenin efendilerinin cephesinde. Bir taraftan vatan-millet edebiyatı yapıp diğer taraftan ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin dümen suyunda bölge gücü olmaya çalışmaktan hiç vazgeçmediler. Biz de emperyalizme ve onun NATO başta olmak üzere bütün kurumlarına karşı mücadele etmekten vazgeçmedik. Gün geldi 6. Filo’ya karşı, gün geldi yabancı üslere karşı, gün geldi yanıbaşımızdaki işgal girişimlerine karşı, gün geldi savaşa karşı durduk, durmaya devam edeceğiz. NATO zirvesi yaklaşırken tanık olduğumuz pişkinlik, zorbalık ve onursuzluğu kabul etmeyen, sesini çıkaran, eylem yapan herkes, her parti, her örgüt, her kesim Türkiye’nin üzerine yapıştırılmak istenen ‘kolektif işbirlikçilik yaftasını yırtıp atmıştır.
‘ANKARA’DAKİ EYLEM YAYGIN DESTEK BULDU’
TKP’nin dün Ankara’da Kızılay Meydanı’nda ‘NATO’ya karşı durmak bir görevdir’ diyerek gerçekleştirdiği eylemin çok yaygın bir destek bulması iktidarın bütün çabalarına rağmen Türkiye’nin bağımsızlıkçı, anti-emperyalist damarlarının kurutulamadığının kanıtıdır.
Ancak mücadele sürüyor ve bilmeliyiz ki bu mücadele henüz başarının çok uzağında. Düzen partilerinin tamamının NATO’yu meşrulaştırmak için çabaladığı, halkımızın aklına on yıllardır NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini sağladığı yalanının sokulduğu koşullarda 85 milyonluk bir ülkede binlerle sayılacak protesto gösterileri düzenlendi diye ya da yasak ve engellemeleri tanımadığımızı bir kez daha kanıtladığımız için rahatlayacak değiliz.
‘ASIL GÖREVİMİZ TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRMEK’
Tarihe ve topluma not düşüyoruz ama asıl görevimiz tarihin akışını değiştirmektir. Türkiye emperyalizmden, çokuluslu tekellerden, sömürüden arındırılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Ankara’da, Kocaeli’nde, Soma’da gözaltına alınan 145 TKP’linin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. NATO’culuğa karşı çıktıkları için gözaltına alınan, tutuklanan tüm devrimciler için de aynı talebi yineliyoruz. NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur. Bunu kimse unutmasın. Polis şiddeti sonucunda yaralanan bütün partili arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyor, dayanışma gösteren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.”
NATO Zirvesi, 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek. ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere NATO müttefikleri ve NATO ortaklarının liderleri ile heyetlerinin katılacağı Zirve kapsamında hazırlıklar devam ediyor. Liderler ve heyetlerinin uçaklarının ineceği havalimanlarından biri olan Esenboğa Havalimanı güzergahında hazırlıklar bitmek üzere.
Liderlerin uçaklarının ineceği Esenboğa Havalimanı güzergahına NATO ülkelerinin bayrakları asıldı. Ankara Zirvesi’nin sloganı olan “Barışta Ortak Gelecek”, “Güvenliğin Anahtarı” ve “Barışın Anahtarı” yazılı pankartlar havalimanına giden yol olan Özal Bulvarı’nda sağlı sollu yerlerini aldı.
Bulvar üzerindeki panolarda KAAN, Hürjet, TCG Anadolu gibi Türk savunma sanayinin öne çıkan ürünleri ile aralarında Galata Kulesi, Kapadokya, Efes Antik Kenti, Anıtkabir gibi Türkiye’nin tarihi ve turistik lokasyonlarının fotoğraflarına da panolarda yer verildi. (ANKA)
Tarakcı, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:
“Bingöl Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ile ilgili yaşadığım süreçleri ve duyduğum rahatsızlıkları kamuoyunun bilgisine sunmak ve tarafınıza iletmek istiyorum.
Ben, Bingöl’de terörle mücadelede şehit düşmüş bir kahramanın şehit evladıyım. Babamın uğruna canını verdiği vatanımıza, devletimize ve milletimize olan bağlılığımı her zaman korudum ve korumaya devam ediyorum.
26.02.2026 tarihinde Bingöl Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü hakkında bazı iddiaları içeren bir paylaşımda bulundum. Bu paylaşımın ardından Bingöl Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Abdulbari Aksoy’un şehit ve gazi ailelerine karşı olumsuz tutum ve davranışlar sergilediğini ifade ettim.
Kamuoyuna yansıyan iddiaların araştırılması amacıyla @bingolvaliligi tarafından inceleme başlatıldığı ve müfettiş görevlendirildiği tarafımıza bildirilmiştir. Ancak aradan yaklaşık beş ay geçmesine rağmen süreç hakkında kamuoyuna herhangi bir açıklama yapılmamış, iddiaların akıbeti konusunda şeffaf bir bilgilendirme yapılmamıştır. Bu durum, konunun üzerinin örtbas edildiği yönündeki endişeleri artırmaktadır.
Bizler devletimize ve adalet sistemimize güveniyoruz. Talebimiz, iddiaların bağımsız, tarafsız ve şeffaf bir şekilde araştırılması ve kamu vicdanını rahatlatacak sonuçların ortaya konulmasıdır.
Konunun Bingöl Valiliği tarafından bilinmesine rağmen gerekli adımların atılmadığını düşünüyoruz. Bu süreçte ne Bingol Valiliği ne de Sayın Vali Cahit Çelik tarafından kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapılmamıştır.
Öte yandan, hakkımda yapılan şikâyetler nedeniyle ifade verdim. Hatta hakkımda uzaklaştırma talebinde bulunulmuştur. Ancak aynı kişinin ikamet ettiğim bölgeye gelmesi dikkat çekici bir durumdur. Bu nedenle ben de kendisi hakkında Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum.
Şahsımı baskı altına almak, kamuoyu önünde itibarsızlaştırmak ve susturmak amacıyla yürütülen girişimlere rağmen geri adım atmayacağım. Kamu görevlileri, makamlarının gücünü vatandaşlar üzerinde baskı unsuru olarak değil, hukuk ve adalet çerçevesinde kullanmalıdır.
Şehit ve gazi ailelerini karakol koridorlarında bırakacak uygulamaların kabul edilebilir olmadığına inanıyorum. Devletimizin emanetleri olan şehit ailelerinin yaşadığı mağduriyetlere sessiz kalınmamalıdır.
Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Hiçbir söylem, hiçbir görüntü ve hiçbir süslü söz gerçeğin üzerini sonsuza kadar örtemez. Hukukun önünde herkes eşittir. Eğer ortada bir usulsüzlük varsa, bunun hesabı bağımsız yargı önünde verilmelidir.
Benim babam bu vatan için canını feda etmiş bir şehittir. Şehit evladı olarak kamu görevlilerinden beklentim; hukuka, adalete ve kamu vicdanına uygun hareket etmeleridir. Hakkımda yapılan şikâyetler beni doğruları dile getirmekten vazgeçirmeyecektir.
Terörle mücadelede şehit düşmüş bir kahramanın evladı olarak hiçbir baskıya boyun eğmeyeceğim. Yasal haklarımı sonuna kadar kullanacak, gerekli tüm başvuruları yapacağım. Hiç kimse hukukun üstünde değildir.
Benim tek beklentim adaletin tecelli etmesidir. Şehitlerimizin emanetine yakışan da budur. Babamın canı pahasına savunduğu değerlerin temsil edildiği makamların, o değerlere layık kişiler tarafından temsil edilmesi gerektiğine inanıyorum. Saygılarımla.”
CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, yaptığı yazılı açıklamada, Et ve Süt Kurumu (ESK) üzerinden yürütülen ithal et politikaları ve kırmızı et sektörüne yönelik soruşturma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İki ay önce Ankara merkezli 8 ilde düzenlenen operasyonda, et fiyatlarını manipüle ettikleri, arzı kısıtladıkları ve piyasaya hastalıklı et sürdükleri iddia edilen 31 şüphelinin gözaltına alındığını, bunlardan 7’sinin tutuklandığını hatırlatan Öztürkmen, operasyonun ardından büyük kırmızı et şirketlerine yönelik herhangi bir adım atılmadığını savundu.
Hasan Öztürkmen, açıklamasında şunları söyledi:
“Türkiye beyaz et firmalarına yönelik operasyonu konuşurken, kırmızı et baronları adeta unutuldu.
Et fiyatlarını manipüle ettikleri, arzı kısıtladıkları ve piyasaya hastalıklı et sürdükleri iddia edilen şüphelilere yönelik iki ay önce Ankara merkezli 8 ilde düzenlenen operasyonda 31 şüpheli gözaltına alınmış, bunların 7’si tutuklanmıştı. Operasyonun üzerinden iki aydan fazla bir süre geçti ancak şüphelilerin sahibi olduğu büyük kırmızı et şirketleriyle ilgili de bir adım atılmadı. Beyaz et firmalarına atanan “denetim kayyumu” et baronlarının firmalarına uygulanmadı. Daha vahimi savcılık kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre söz konusu soruşturma dosyası kapalı durumda. Son HSK kararnamesiyle soruşturma savcısının değiştirildiğini ancak dosyaya yeni savcı görevlendirilmediğini de öğrendik. Soruşturmaya ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı sessizliğe gömülmüş durumda. Aylardır kamuoyuna tek satır bilgilendirme yapmadılar.
‘YÜZDE 5’İ VATANDAŞA ULAŞABİLİYOR’
Soruşturma konusu edilmedi ancak bu firmaların tek suçu “et fiyatlarını manipüle etmek” değil. Çok daha büyük bir vurgun söz konusu. İktidar destekli büyük et firmalarının Et ve Süt Kurumu’nun ithal ettiği etler ve canlı hayvanlar üzerinden kurduğu büyük vurgun çarkını iki yıldır kamuoyuna tüm ayrıntılarıyla anlatıyorum.
Kamuoyu beyaz et firmalarına yapılan operasyonu konuşuyor ancak asıl büyük vurgun yıllardır kırmızı et sektöründe yaşanıyor. Et ve Süt Kurumu (ESK) eliyle yaklaşık 10 yıldır milyar dolarlık et ve canlı hayvan ithalatı yapılıyor. Tam gaz devam eden karkas et ve canlı hayvan ithalatı da fiyatları düşürmüyor. Çünkü “Vatandaş ucuz et yiyecek” denilerek başlatılan ithalatla getirilen ucuz etler vatandaşın sofrasına değil, et baronlarının ve büyük zincir şirketlerin kasasına giriyor. Milyar dolarlık ithalatların ancak yüzde 5’i vatandaşa ulaşabiliyor. Yüzde 95’lik kısmı ise AKP destekli 8-10 büyük şirket arasında adeta talan ediliyor.
Hâlbuki kilogram fiyatı 7 dolara alınan ithal karkas etler doğrudan halka sunulsa vatandaş en fazla 400 TL’ye et yiyebilecek. Ancak iktidar, ucuz etleri yandaş şirketlere peşkeş çekmeyi tercih ediyor.
İki yıldır vurgun çarkını ifşa ediyorum. Meclis çatısı altında defalarca basın toplantısı düzenledim. Cumhuriyet savcılıklarını göreve çağırdım. Hatta Et ve Süt Kurumu (ESK) tarafından ithal edilen ucuz etlerin tamamının Tarım Kredi marketlerinde doğrudan ve sadece vatandaşa satılması için kanun teklifi dahi verdim. İktidar duymazdan geldi. Çabalarımız ve kamuoyunun desteğiyle bu büyük et şirketlerine yönelik soruşturma başlatıldı. Soruşturma konusu ithal etler üzerinden yapılan vurgun olmasa da kırmızı et firmalarının mercek altına alınması değerliydi. Ancak soruşturmaya rağmen et firmalarının faaliyetlerine devam ediyor olması ve operasyonun üzerinden iki ay geçmesine rağmen dosyanın kapalı durumda bulunması vahimdir.
‘ET BARONLARINI KİMLER KORUYOR?’
Bu durumda, “Et baronlarını ve onların şirketlerini kim koruyor?” sorusu gündeme gelmektedir. Beyaz et firmalarına uygulanan tarife, bunların yüz katı daha fazla haksız kazanç sağlayan kırmızı et firmalarına uygulanmıyor olması dikkat çekmektedir.
Buradan yetkililere tekrar sesleniyorum: ‘Beyaz’a uygulanan tarife ‘kırmızı’ya neden uygulanmıyor? Et baronlarını kimler koruyor? Et baronlarının vurgun dosyası neden kapalı?”
2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta bulunan aydın, yazar ve sanatçılardan oluşan 51 kişilik grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de bulunuyordu.
Otelde 33 yazar ve ozan ile iki otel çalışanı yakılarak veya yangından kaynaklı duman zehirlenmesi sonucu öldürülmüştü.
MADIMAK OLAYI
Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu pek çok sanatçı ve fikir insanı dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak kente geldi.
Kültür Merkezi içindeki gerici grubun taşlı sopalı saldırısı polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.
Binlerce kişiden oluşan gerici grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti.
MADIMAK OTELİ’NİN YAKILMASI
Madımak Olayı’nda grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Madımak Oteli tutuşturulan perdeler ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte yakıldı.
Otele sığınmış olan kişilerden, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi.
Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. İtfaiye merdiveniyle kurtarılmaya çalışılan Aziz Nesin, merdivendeki görevli tarafından darp edilip, merdivenden itfaiye aracı etrafında toplanan gerici kalabalığa doğru itildi.
UTANÇ GÖRÜNTÜLERİ
Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç girişiminden araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.
Madımak Olayı sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ve 2 gösterici yaşamını yitirdi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.
İKTİDARDAKİLERİN TEPKİSİ NE OLMUŞTU?
Turgut Özal’ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanı seçilen Süleyman Demirel’in yerine DYP Genel Başkanı seçilen ve Başbakan olan Tansu Çiller görevi devralalı henüz bir hafta olmuştu.
Çiller’in Madımak Oteli’nde yaşananların ardından söylediği sözler tartışma yaratacaktı: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir”
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını” vurguluyordu: “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”
İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin’i hedef gösterdi: “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.”
Aziz Nesin, ilerleyen günlerde Gazioğlu’nun “yalancılıkla” suçladı.
Koalisyon ortağı SHP’nin eski genel başkanı, dönemin başbakan yardımcısı Erdal İnönü, olaylar sırasında Aziz Nesin’le telefonla görüşerek “en kısa zamanda takviye güç gönderileceğini, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacağını” söyledi.
İnönü, katliam ardından SHP’ye ve kendisine yönelik eleştirilere, “Ne yapayım, yetkim yoktu” cevabını verdi.
DAVA SÜRECİNDE NELER YAŞANDI?
Madımak Olayı‘ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı.
Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.
YARGITAY DGM KARARINI BOZDU
Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını “taraflı, hukuka ve adalete aykırı” olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.
Madımak Olayı’nda 33 kişiye idam cezası 28 Kasım 1997’de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası’nın 146/1 maddesine göre idama ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu.
Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000’de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce yeniden idam cezasına çarptırıldı.
2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.
ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLDÜ
Geçtiğimiz yıl Eylül ayında Madımak Katliamı davasında duruşma savcısı, zamanaşımının uygulanmasını ve davanın düşmesini istedi. Mütalaanın ardından ara veren mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düşmesine karar verdi.
Avukatların beyanlarını sunmasının ardından mahkeme heyeti, tüm istemleri reddetti. Esas hakkında mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, kaçaklık durumunun zamanaşımını durdurmadığını, bu nedenle davanın düşmesini istedi.
Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre, duruşmayı izleyen vatandaşlar “Kimin savcısısın?” diyerek tepki gösterdi. Mütalaanın ardından ara veren mahkeme heyeti, davanın zamanaşımından düşmesine karar verdi. Vatandaşlar, “Katilleri koruyorsunuz” tepkisini gösterdi. Mahkeme heyeti tepkiler üzerine salonun boşaltılmasına karar verdi.
Mağdur aileleri, salonu alkışlar ve yuhalamalar eşliğinde boşalttı.
‘KIRMIZI BÜLTEN DE SONUÇ VERMEDİ’
Karara kamuoyundan ve muhalefetten tepkiler yükselirken, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Zonguldak Valiliği’ni ziyaretinin ardından konuya ilişkin açıklama yaptı. O günkü Türk Ceza Kanunu’nda zaman aşımı süresinin 30 yıl olduğu için düşme kararı verildiğini ancak AKP’nin insanlığa karşı suçlarda zaman aşımını kaldırdığını belirten Tunç, şöyle konuştu:
“Burada şunu ifade edelim; bir kere 1993 yılında meydana gelen bu elim olaylar sonrasında Sivas davası süreci başladı. Sivas davasında gözaltına alınıp tutuklanan sanıklarla ilgili yargılama süreçleri o dönem başladı, devam etti ve mahkumiyetler verildi. Şu anda o sanıklar hükümlü konumunda. Ana davanın hükümlüleri, cezalarını cezaevlerinde çekmeye devam ediyorlar. Tabii 3 firari sanıkla ilgili yargılama süreci gerçekleştirilememişti. Firari sanıklar yakalanamamıştı. Kırmızı bülten çıkarılarak uluslararası düzeyde de aranmaları sağlandı. Bu da sonuç vermedi.
KATLİAMIN YAŞANDIĞI MADIMAK OTELİ’NE NE OLDU?
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi Alevi örgütleri başta olmak üzere, her yıl olaylarla ilgili anma programı düzenleyen kurumlar, otelin ‘Utanç Müzesi’ olmasını talep ediyor. Ancak bu talep bugüne kadar hükümetler tarafından kabul edilmedi.
Katliamı takip eden yıllarda otelin girişinde bir kebap lokantası açıldı. Bu, mağdur yakınlarının tepkisine neden oldu.
LOKANTA, TEPKİLER ARDINDAN 2009 YILINDA TAŞINDI
Otel ise kamulaştırıldı, yenilendi ve 2011’de Bilim ve Kültür Merkezi olarak kullanıma açıldı.
Merkezdeki anı köşesine, olaylarda ölen 33 aydın, iki otel görevlisi yanında iki saldırganın da adı yazıldı. Listede iki göstericinin de adının yer alması, katliam mağduru ailelerin tepkisini çekti.
Sivas anmalarını düzenleyen kurumlar özellikle her yıl 2 Temmuz’da “Utanç Müzesi” taleplerini yineliyor.
Kızılcagün Platformu, “Açılım Tehlikesi ve Milli Birlik” başlıklı panel serisini bu kez Antalya’da sürdürecek. 11 Temmuz 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilecek panelde, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu siyasi gelişmeler, açılım süreci, milli birlik, güvenlik politikaları ve Cumhuriyet’in geleceği farklı yönleriyle değerlendirilecek.
Panel, Assım Abdullah Sevimçok Sivil Toplum ve İnovasyon Merkezi’nde (1219. Sokak, Doğuyaka Mahallesi No:9, Muratpaşa/Antalya) saat 13.50’de başlayacak.
Kızılcagün Platformu, Antalya ve çevre illerde yaşayan tüm yurttaşları panele davet ederek, etkinliğin ücretsiz olduğunu duyurdu.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Hukuk ve Seçim İşlerinin düzenlediği “İyilik için Adalet: Türk Hukuk Çalıştayı”na katıldı. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Bu salona adım attığımız anda, sıradan bir toplantıya değil, tarihin önümüze koyduğu bir sınava girdiğimiz hissiyatına kapıldım. Türkiye’nin hukukla imtihanı, bugün bu çatı altında, sizlerin bilgisiyle, vicdanıyla ve cesaretinin ışığıyla yeni bir sayfa açmak üzeredir. Biliyor ve tüm kalbimizle inanıyoruz ki; hukukun siyasi görüşü olmaz. Sağın da solun da, muhafazakârın da sekülerin de, iktidarın da muhalefetin de ortak ihtiyacıdır hukuk. Adalet bir kesim için değil, herkes için varsa anlam taşır. İşte bu sözleri bugün bu salona bir davet olarak, memleketin ortak vicdanını ayağa kaldırma çağrısı olarak söyledim. Şunun altını kalın çizgilerle çizmek isterim: Hukuk Çalıştayımız, İYİ Parti’nin sıradan bir parti içi etkinliği değildir. Bu çalıştay, milletin hukukla olan kadim ve derin bağını yeniden kurmak için çıkılan bir yolculuktur. O yolculukta Türkiye’nin hukuk dünyasının bütün paydaşları avukatı, hakimi, savcısı, akademisyeni, noteri, gazetecisi ve siyasetçisi aynı masada oturmaktadır. Çünkü hukuk, yalnız başına bir kurumun, bir meslek grubunun ya da bir partinin taşıyabileceği bir yük değildir. Hukuk, toplumun omurgasıdır ve omurganın her kemiği birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
‘TÜRKİYE BELKİ DE EN KRİTİK KAVŞAKLARINDAN BİRİNDE DURUYOR’
Peki neden şimdi? Neden bugün? Çünkü Türkiye, hukuk tarihinin belki de en kritik kavşaklarından birinde duruyor. Bir tarafta, on yıllar içinde kademeli olarak çözülen anayasal denge ve denetim mekanizmaları, öte tarafta, yapay zekadan dijital haklar alanına, seçim güvenliğinden yargının bağımsızlığına uzanan dev bir reform gündemi bekliyor bizleri. Bir yanda, ‘Bir devletin derini olmaz, hukuku olur’ diyen anlayışın haklı özlemi öte yanda, hukuku kişilere, güncelliğe ve siyasi hesaplara göre eğip bükme, kendi ikbali için şekillendirme eğiliminin kalıcı tehlikesi duruyor. İşte tam bu kavşakta, tarihin bize verdiği bu ağır sorumlulukla sizleri bu salona davet ettik. Bugün burada düşünürlerle, tarihle, karşılaştırmalı deneyimlerle bir yolculuğa çıkacağız. Üreteceğimiz ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, yalnızca bir siyasi parti programı değil, Türkiye’nin hukuk toplumunun ortak sesi, ortak aklı ve ortak geleceği olacaktır.
‘HUKUK İKTİDARIN MEŞRUİYET ÖRTÜSÜ YA DA KALKANI OLAMAZ’
Büyük Alman filozofu Immanuel Kant, hukuku yalnızca bir kural dizisi olarak görmez. Kant’a göre hukuk, özgür irade sahiplerinin bir arada var olmasını mümkün kılan, evrensel ilkelerin tüm toplamıdır. Kant, ‘Başkasının özgürlüğüyle birlikte var olabilecek biçimde özgür ol’ derken,
hukuk devletinin bir tercih değil, aklî bir zorunluluk olduğunu ilan etmiştir. Bugün ülkemizde yaşananlara baktığımızda bu ilkenin ne kadar hayati olduğunu görüyoruz. Bir kişiyi yerinde tutmak amacıyla, Anayasa’nın çiğnenmesini, hukukun çiğnenmesini, demokrasinin ve millet iradesinin ayaklar altına alınmasını kabul edebilmek asla mümkün değildir. Hukuk, güçlünün aracı olamaz. Hukuk, iktidarın meşruiyet örtüsü ve kalkanı olamaz. Biz İYİ Parti olarak, adalet, hürriyet ve eşitlik davasını savunurken her zaman şu gerçeğin altını çiziyoruz: İktidarın otoritesi ile bireyin hürriyeti arasındaki o tarihi çatışma, ancak ve ancak insan onurunu merkeze alan tam teşekküllü bir hukuk devletinde sükûnete erer.
Hans Kelsen, hukuku kendi içinde tutarlı, hiyerarşik bir normlar sistemi olarak tanımladı. En tepede Anayasa yer alır ve alttaki hiçbir kural ona aykırı olamaz. Peki bugün Türkiye’de neler yaşıyoruz? Normlar hiyerarşisinin bozulduğu, Anayasa’nın kişisel ya da siyasi çıkar için zorlandığı bir ortamda, hukuk devleti yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Ve kâğıt üzerinde yaşayan bir hukuk devleti, gerçekte hukuk devleti değildir o, hukuk görünümlü bir keyfiyet rejimidir. Montesquieu, ‘Her insan iktidara sahip olduğunda onu kötüye kullanma eğilimindedir’ der. Özgürlüğü güvence altına alacak tek yol, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılmasıdır. Türkiye’nin siyasi tarihi, kuvvetler ayrılığının aşındığı dönemlerde adaletin nasıl zedelendiğini, basının nasıl susturulduğunu acı tecrübelerle göstermiştir. Unutmayalım ki, büyük düşünür İbn Haldun’un asırlar evvel işaret ettiği ‘Asabiyet’, yani toplumsal dayanışma bağı, ancak hukuka olan güvenle ayakta kalır. İnsanlar, mahkemelere güvenmez, adaleti yalnızca, tanıdık ve güçlü olanların erişebildiği bir imtiyaz alanı olarak görürse, o toplumda asabiyet çözülür. İşte bizim amacımız, Türkiye’nin o hukuki asabiyesini yeniden inşa etmektir. İnsanların ‘hukuk benim için de işler’ diyebileceği bir düzeni kurmaktır.
‘TÜRKİYE’Yİ İKİLİ DEVLET İLLETİNDEN KURTARACAĞIZ’
James Madison’ın güzel bir ifadesi var: ‘Eğer insanlar melek olsaydı, hükümete ihtiyaç olmazdı. Eğer melekler, insanları yönetiyor olsaydı, hükümet üzerinde ne dış ne de iç denetim gerekli olurdu.’ İktidarın kötüye kullanılması tehlikesini bertaraf etmek için denge ve denetim mekanizmaları şarttır. Türkiye’ye dayatılan ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu ucube yapı, yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayarak, Madison’ın uyardığı o büyük tehlikeyi, yani yozlaşmayı bizzat sistemin kendisi haline getirmiştir.
Alman hukukçu Ernst Fraenkel Nazi dönemi Almanyasını anlatırken, ‘İkili Devlet’ teorisini ortaya atar. Fraenkel’e göre, sıradan vatandaşların günlük işlerinde kısmen işleyen bir ‘Norm Devleti’ vardır. Ancak iktidarın bekası ve siyasi muhalifler söz konusu olduğunda, kuralların değiştiği, idari keyfiyetin devreye girdiği bir ‘Tedbir Devleti’ baş gösterir. Eğer bugün Türkiye’de, ‘Bir yargı kararıdır’ denilip geçilemeyen, vicdanlarda kara bir leke olarak kalan kararlar varsa, bu kararlar, siyasi iktidara yakınlık ya da uzaklığa göre veriliyorsa, orada ‘Tedbir Devleti’ işlemekte demektir. Biz İYİ Parti olarak, Türkiye’yi bu ikili devlet illetinden kurtarıp, güçlünün de zayıfın da önünde eşit biçimde yürüyen, onurlu bir norm devleti inşa etmeye geliyoruz.
Roma Cumhuriyeti, dışarıdan gelen bir darbeyle değil, içeriden çürüyen, işlevsizleştirilen kurumlarıyla çöktü. Senatonun, meclisin ismi kaldı ama içi boşaldı. Weimar Cumhuriyeti, bir anayasaya sahip olmasına rağmen yargının kişisel tercihlerle siyasileşmesi ve olağanüstü hal hükümlerinin istismarı yüzünden demokrasiden otokrasiye sürüklendi. Carl Schmitt ‘Egemen, olağanüstü hâl hakkında karar verendir’ diyordu. Biz ise hayır diyoruz! Egemen, hukuki normlardır ve o normların bekçisi ise bağımsız yargıdır! Türkiye’nin kendi tarihinde de askeri darbeler ve vesayet dönemleri hep ‘hukuku kurtarmak’ kılıfıyla hukuku katletmiştir. İşte bu nedenlerle bugün kuvvetler ayrılığını ve denge-denetimi yeniden kurmak hepimizin boynunun borcudur.
‘FEDERALİZM YA DA ÖZERKLİK TARTIŞMALARI ÜLKEMİZ AÇISINDAN TEHDİTTİR’
İşte bu kurucu vizyon doğrultusunda, çalıştayımızın on temel başlığında Türk hukukunun röntgenini çekecek ve reçetesini yazmaya çalışacağız: Üniter Devlet Yapısı ve Parlamenter Demokratik Sistemi ele alacağız. Bu konuda İYİ Parti’nin tutumu açıktır: Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğünün ve milli birliğin kırmızı çizgisidir, güvencesidir. Federalizm ya da özerklik tartışmaları ülkemiz açısından bir tehdittir. Ancak biz üniter yapıyı savunurken, Meclis’in gücünü tek adama teslim etmeyi reddediyoruz. Yürütmenin yasamaya hesap verdiği, iktidarın sonsuz süremeyeceği, çoğulculuğu ve denetimi sağlayan bir Parlamenter Sisteme geçiş anayasal reformumuzun birinci önceliğidir. Hukuk devleti revizyonu ve insan hakları açısından şunu söylemek gerekir ki, insan hakları kağıt üzerinde kalamaz. İfade özgürlüğü anayasal güvence altındayken, gazeteciler yargılanıyorsa; örgütlenme özgürlüğü varken, sendikacılar gözaltına alınıyorsa, belediye başkanları sabah operasyonlarında, ensesinden bastırılarak tutuklanıyorsa, orada hukuk devleti yoktur.”
‘YOLSUZLUĞUN YAPISAL ZEMİNİNİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ’
İYİ Parti’nin hukuk alanındaki vaatlerini sıralayan Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyum ve Lon Fuller’ın ‘hukukun içsel ahlakı’ prensipleri doğrultusunda, hukuku, çelişkisiz, geriye yürümez ve herkese eşit uygulanan bir yapıya kavuşturacağız. Mali Hukuk Normları ve İhale Mevzuatı… Devletin namusu beytülmaldir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nu bir ‘istisnalar kanununa’ dönüştüren, mali hukuk normlarını yandaşın çıkarına uyduran bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. Sayıştay’ın denetim yetkisini yeniden tam ve eksiksiz olarak hayata geçirerek, yolsuzluğun yapısal zeminini ortadan kaldıracağız. Kadına yönelik şiddetle mücadele, hukukun vicdanıdır.
İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararı ne kadar yanlışsa, kadın cinayetlerinde uygulanan haksız tahrik indirimleri de o kadar vicdansızdır. Hukuk, kadının yanında dağ gibi durmak zorundadır. Adalet, cinsiyet ayrımı tanımaz; koruyucu tedbir kararlarının sürüncemede bırakılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Suça sürüklenen çocukları hapis cezasına değil, onarıcı adalet yaklaşımıyla topluma geri kazandıran çocuğun yüksek yararını her koşulda koruyan bir sistemi inşa edeceğiz. Bir kişinin mahkûmiyet kararından önce yıllarca tutuklu kalması, masumiyet karinesinin fiilen işlevsiz kılınmasıdır. Tutukluluk bir ceza infazına dönüştürülemez. Uzun yargılama sürelerine son verecek, farklı siyasi görüşlerin hukuk karşısında eşit muamele gördüğü, toplumsal uzlaşı zeminini adaletle pekiştireceğiz. Demokrasinin dördüncü gücü olan basın, kamuoyunun nefes borusudur. Medya mülkiyetinin tekelleştiği, gazetecilerin tutuklu olduğu bir tablo demokrasimiz için tehdittir. Dezenformasyonla mücadele kılıfı altında, basın özgürlüğünü kısıtlayan sansür yasalarına geçit vermeyecek, gerçeklerin şeffafça dolaştığı bir medya iklimi yaratacağız.
‘DEMOKRASİLERDE SANDIK NAMUSTUR’
Yargı bağımsızlığı bir lütuf değil, haktır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu yürütmenin siyasi tahakkümünden tamamen arındıracağız. Karar kürsüsündeki hakimi coğrafi teminata, iddia makamındaki savcıyı liyakate, savunmadaki avukatı ise müvekkilini savunurken, yargılanma korkusu taşımayacağı tam bir hürriyete kavuşturacağız. Aynı şekilde hukukun güven kapısı olan noterlerimizin mesleki sorunlarını çözecek, dijital dönüşüme entegrasyonlarını hızlandıracağız. Teknoloji inanılmaz bir evrim geçirdi. Büyük veri, algoritmik karar alma ve yapay zekanın yargı süreçlerine etkisi, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik artık bugünün konusudur. İYİ Parti, Türkiye’yi AB standartlarında dijital haklar çerçevesine kavuşturacak vizyona sahiptir. Bunu da mutlaka hayata geçirecektir. Demokrasilerde sandık namustur. Rekabetin sonucu mahkeme salonlarında değil, milletin önüne konulan sandıkta belirlenmelidir. Devlet olanaklarının iktidar partisi lehine pervasızca kullanıldığı eşitsizliğe son verecek, Yüksek Seçim Kurulu’nun bağımsızlığını kurumsal bir zırha büründüreceğiz.
‘DEVLETİN DERİNİ OLMAZ, HUKUKU OLUR’
Türk siyasetini zehirleyen, hesap vermeyen gizli güç merkezlerini meşrulaştıran ‘derin devlet’ safsatasını kökünden reddediyoruz. Bizim felsefemiz şudur: Bir devletin derini olmaz, hukuku olur. Devlet, vatandaşının önünde hesap vermekten kaçınan değil her kararını hukuki gerekçeyle ortaya koyan şeffaf bir varlıktır. Devlet aklı, iktidarın her hukuksuzluğuna giydirilen bir dokunulmazlık zırhı değildir. Devlet aklı, milletin tarih içinden süzülüp gelen ortak aklıdır. Devlet aklı, anayasal sadakattir. Bilge Kağan’ın ‘il ve töre’ uyarısında, Tonyukuk’un bağımsızlık siyasetinde ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesinde yatan öz tam da budur! Bu öz, kişilerin değil, kurumların, normların ve milletin iradesinin üstünlüğüdür.
‘ATATÜRK’ÜN AYDINLATTIĞI YOLDAN YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ’
Kant’tan, Madison’a, İbn Haldun’dan Fraenkel’e uzanan bu tarihi seyahatte gördük ki; hukuk devleti bir hediye değildir. O, her neslin yeniden kazanmak zorunda olduğu bir mirastır. Türkiye, bugün bu yeniden inşanın, bu büyük restorasyonun eşiğinde durmaktadır. Bu eşikte atacağımız adım, önümüzdeki on yılların siyasi, ekonomik ve toplumsal kaderini belirleyecektir. Ve o adımı atacak olan kadrolar, vicdanını kiraya vermemiş hakimler, savcılar, korkusuz avukatlar, kalemini satmamış gazeteciler, liyakatli akademisyenler ve milletin hakiki temsilcileridir. Bu çalıştayın amacı siyasi bir kavga vermek değil, Türkiye’nin ortak aklını üretmektir. Tarih, bugün bu salona kulak verecektir. Yarın kamuoyuyla paylaşacağımız ‘Hukuk Vizyon Belgesi’, bu eşsiz çalıştayın mirası olarak Türk demokrasi tarihine altın harflerle kazınacaktır. Adaletin zarar gördüğü yerde demokrasinin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. Bu bilinçle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürümeye, devletimizi hukukun üstünlüğüyle şaha kaldırmaya ant içtik. Türkiye’nin yarınları, hukuku, dengeyi ve millet iradesini koruyan cesurların elindedir.” (ANKA)
ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “İran İslam Cumhuriyeti ile yürütülen görüşmelerin İran liderliğinin en üst düzeyine taşınması ve onaylanmış olması nedeniyle, ABD Başkanı olarak bu akşam İran’a yönelik planlanan saldırı ve bombardımanları iptal ettim” ifadelerini kullandı.
Trump, “Görüşmeler ve nihai maddeler, hem genel çerçevesi hem de ayrıntılarıyla ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Türkiye, Pakistan, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün, Mısır ve diğer ilgili tüm taraflar tarafından onaylanmıştır. Deniz ablukası ise bu anlaşma tamamlanıncaya kadar tüm gücüyle yürürlükte kalacaktır. İmza töreninin yeri ve zamanı kısa süre içinde açıklanacaktır” dedi.
Muğla Büyükşehir Belediyesi, şehit aileleri ve gazilere yönelik sosyal destek faaliyetleri kapsamında Fethiye ve Ula Akyaka’da tekne turu düzenledi. Menteşe, Ula, Kavaklıdere, Fethiye, Seydikemer, Ortaca, Köyceğiz, Dalaman ve Yatağan’dan toplam 360 şehit yakını ve gazi, özel tekne turunda bir araya geldi. Tekne turu kapsamında katılımcılar, Fethiye koyları ile Akyaka’nın doğal güzelliklerini yakından görme fırsatı buldu. Gün boyu süren etkinlikte şehit aileleri ve gaziler hem dinlendi hem de sosyalleşti.
‘ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİMİZ BAŞIMIZIN TACI’
Kıyı Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, şehit aileleri ve gazilerin toplumun en değerli emanetleri olduğunu belirterek, “Bu vatan için canlarını feda eden aziz şehitlerimizin aileleri ve kahraman gazilerimiz her zaman başımızın tacıdır. Onlara duyduğumuz minneti ifade etmek hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. Büyükşehir Belediyesi olarak şehit yakınlarımız ve gazilerimizin sosyal yaşamda daha aktif yer almaları, bir araya gelerek güzel anılar biriktirmeleri için çeşitli etkinlikler düzenliyoruz” diye konuştu.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) kuvvetli yağış, kuvvetli rüzgarlar ve hava sıcaklığındaki düşüşlere ilişkin uyarıda bulundu. MGM’nin X hesabından yapılan paylaşımda, hava sıcaklığının Batı kesimlerde 5 ila 7 derece azalacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmini aktarıldı.
Yağışların, İç Ege, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu, Edirne’nin güneyi, Çanakkale, Adana, Osmaniye, Çorum ve Tokat çevreleri ve Hatay’ın batı kesimlerinde yerel kuvvetli olması beklendiği belirtilerek, sel, su baskını, heyelan, yıldırım, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması tavsiye edildi.
Kuvvetli rüzgarın Marmara, Kuzey Ege kıyıları ile Doğu Anadolu’nun batısında kuzeyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) esmesinin beklendiği kaydedildi. (ANKA)
8’inci sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen merkezi sınava katılım isteğe bağlı olarak gerçekleştiriliyor. Sınava girmeyen adaylar, liselere yerel yerleştirme yöntemiyle kaydolacak.
81 İL VE 8 ÜLKEDE SINAV HEYECANI
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen organizasyon kapsamında sınav, yurt içinde 81 il ve 920 ilçede, 4 bin 244 okulda ve 64 bin 697 salonda gerçekleştiriliyor. Yurt dışındaki adaylar için ise 8 ülkede, 11 merkezde ve 40 salonda sınav oturumları düzenleniyor.
Özel gereksinimli adaylar için de sınav binalarında çeşitli tedbirler uygulandı. Evde veya hastanede sınava girmesi gereken öğrenciler ile görme engelli öğrenciler için gerekli düzenlemeler yapıldı. Bu kapsamda muafiyeti olan öğrencilere 20 dakika ek süre tanınırken, kendilerine “Sınav Tedbir Hizmeti Uygulayıcı Kursu”nu tamamlamış olan öğretmenler “okuyucu ve kodlayıcı” olarak eşlik ediyor.
SINAV İKİ OTURUMDA GERÇEKLEŞİYOR
Öğrenciler, kimlik kontrolleri ve salonlara yerleştirme işlemlerinin zamanında tamamlanabilmesi amacıyla sabah en geç saat 09.00’da binalarda hazır bulundu. Adaylar salonlara fotoğraflı, onaylı sınav giriş belgesi ve geçerli kimlik belgeleri kontrol edilerek alındı.
Toplam 90 çoktan seçmeli sorudan oluşan sınav, iki oturum hâlinde tamamlanacak. Birinci Oturum (Sözel) saat 09.30’da başladı. Türkçe, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile Yabancı Dil derslerinden toplam 50 sorunun yöneltildiği bu oturumda adaylara 75 dakika süre veriliyor.
Sayısal dersleri içeren ikinci oturum ise saat 11.30’da başlayacak. Matematik ve Fen Bilimleri derslerinden 40 sorunun yer alacağı bu oturumda ise öğrencilere 80 dakika süre tanınacak.
ADAYLARIN YÜZDE 91’İNE BESLENME PAKETİ DAĞITILACAK
Bu yılki sınavda, başvuru sırasında velileri tarafından talep edilen öğrencilere, iki oturum arasındaki dinlenme süresinde tüketilmek üzere beslenme paketi verilecek. Kuru meyveli yulaf bar, ceviz, kuru üzüm ve sudan oluşan bu paketlerden, sınava giren öğrencilerin yüzde 91’i faydalanacak.
Velisi talep etmeyen öğrencilere ise yalnızca su dağıtımı yapılacak. Beslenme paketi alacak öğrenciler ile almayacak öğrenciler, lojistik planlama doğrultusunda farklı binalarda veya salonlarda sınava alınıyor.
Sınav binalarında güvenliğin artırılması amacıyla bu yıl teknik altyapıda değişikliğe gidildi. Bina girişlerindeki üst arama kontrol noktalarında ve sınav evraklarının salon görevlilerine dağıtıldığı toplantı odalarında, süreçlerin izlenebilmesi amacıyla yapay zeka destekli altyapıya sahip kamera kurulumları gerçekleştirildi. Bunlara ilaveten bazı binalarda sınavın gerçekleştirileceği salonlarda da kamera sistemi olacak.
SONUÇLAR 10 TEMMUZ’DA AÇIKLANACAK
Merkezi sınavın sonuçları 10 Temmuz’da Bakanlığın resmi internet sitesinden açıklanacak. Sınav sonuçlarının ilan edildiği gün, tercih süreçlerine yön verecek olan “Ortaöğretime Geçiş Tercih ve Yerleştirme Kılavuzu” da yayımlanarak kamuoyuna duyurulacak. (ANKA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran devlet televizyonuna açıklamalarda bulundu.
Arakçi, ABD ile yürütülen müzakerelere ilişkin yaptığı açıklamada, “Mutabakat zaptının gelecek birkaç gün içinde dijital ortamda imzalanması ihtimali mevcut” dedi.
Arakçi, “Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşma ile ilgili müzakere yapılmayacak” ifadelerini kullandı.
Yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arakçi, “Eğer yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun durumu netleştirilecekse, bunun tek yolu bu malzemenin İran’da seyreltilmesidir” dedi.
URANYUM STOKLARI
Arakçi, zenginleştirme faaliyetleri ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarının yanı sıra yaptırımların kaldırılması ve İran’ın yeniden yapılanması için oluşturulacak fon mekanizmasının nihai anlaşmada karara bağlanacağını söyledi.
ABD’nin müzakere talebinde bulunduğunu öne süren Arakçi, “Düşman savaşta hedeflerine ulaşamayacağını anladı ve ümitsizliğe kapıldı. Bununla birlikte müzakere talep etti” diye konuştu.
‘KAZANIMLARI PEKİŞTİRECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM’
Müzakerelerin sonucuna ilişkin değerlendirmede bulunan Arakçi, “Müzakerelerin sonucunun İran’ın çıkarları için iyi olacağını ve savaş meydanındaki kazanımları pekiştireceğini düşünüyorum” dedi.
Mutabakat zaptının teknik detaylarına ilişkin de bilgi veren Arakçi, “Mutabakat zaptı iki sayfadan az ve her kelimesi titizlikle gözden geçirildi. Bakanlığımız talep edilen tüm hususları uyguladı” ifadelerini kullandı.
HÜRMÜZ BOĞAZI
Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ile ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılması konularının da mutabakat zaptında yer aldığını belirterek, “Hürmüz Boğazı idaresi önceki gibi olmayacak. Boğaz, Umman ve İran’ın egemenliği altındadır. İki ülke bundan önce boğazdaki hizmetleri ücretsiz sağlıyordu. Umman ile Hürmüz Boğazı’nın idaresine ilişkin olumlu görüşmeler yaptık. Kılıcımız, Hürmüz Boğazı’nın üzerinde olacaktır” dedi.
İran’ın dondurulmuş varlıklarına ilişkin bir mekanizma öngörüldüğünü söyleyen Arakçi, “Bu anlaşmanın düşmanları var ve bunların başında İsrail rejimi geliyor” ifadelerini kullandı.
Medyada yer alan bazı metinleri onaylamadığını belirten Arakçi, “Eğer altyapımıza yönelik tehditler nedeniyle geri adım atacak olsaydık, bunu daha önce yapmış olurduk. Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşmaya yönelik müzakereler yapılmayacak” dedi.
Arakçi, İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nin müzakere sürecini takip ettiğini ve sürece ilişkin raporların konseye sunulduğunu belirterek, “Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nde ilgili metine taraftar olan muhalif olanda mevcut. Ancak sonunda karar birlikte alınacaktır. Karar alındıktan sonra da açıklanacaktır” diye konuştu. (ANKA)
AFAD Deprem Dairesi Başkanlığı’nın verilerine göre, merkez üssü Gaziantep’in Nurdağı ilçesi olan 4,6 büyüklüğündeki deprem saat 00.08’de, 7,01 kilometre derinlikte meydana geldi.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, depremin Gaziantep’in yanı sıra Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye ve Hatay’da hissedildiğini belirterek, “Gaziantep ilimizin Nurdağı ilçesinde saat 00.08’de meydana gelen ve Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis, Osmaniye ve Hatay illerimizde hissedilen 4.6 büyüklüğündeki deprem sonrası, an itibarıyla, olumsuz bir durum bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.
Çiftçi, ekiplerin sahadaki çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek depremden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini iletti. (AFAD)
CVP, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenleyeceği mitinge destek vereceğini açıkladı.
Parti Meclisi’nin oy birliğiyle aldığı kararın ardından yayımlanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan mitingine karşı miting’e katılma ve destek verme kararı almıştır. Parti Meclisimiz, kararını oy birliğiyle vermiştir.
Partimiz bölücü açılıma karşı ilk günden tavır almış, bu konuda en net ve en kararlı mücadeleyi veren sesi yükseltmiştir. 27 Aralık’ta Ankara’da yükselen itirazımız neyse, bugün de aynı yerde duruyoruz. 27 Haziran’da Tandoğan Meydanı’nda yapılacak buluşmayı herhangi bir partinin veya ittifakın değil, Türk milletinin büyük buluşması olarak görüyoruz.
Bu nedenle tüm siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, dernekleri, vakıfları, yazarları, gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri ve aydınları bu tarihi çağrıya omuz vermeye davet ediyoruz! Çağrımız; en başta büyük Türk milletine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetini korumayı namus bilenleredir. Kazanan, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti olacaktır! Ya İstiklal Ya Ölüm, Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”
27 Aralık’tan 27 Haziran’a: Türk Milletinin Yanındayız, Açılıma Karşı Tandoğan’dayız!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Parti Meclisimiz; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısını yaptığı, 27 Haziran’da Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenecek olan ‘Öcalan… pic.twitter.com/ScqvddqT8X
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) June 12, 2026
SERKAN ÖZ’DEN AÇIKLAMA
CVP Genel Başkanı Serkan Öz, partisinin açıklamasını alıntılayarak şu ifadeleri paylaştı:
“Gelin, Türk milletinin gücünü gösterelim!
Gelin, memleketin sahipsiz olmadığını gösterelim!
Gelin, Türkiye Cumhuriyeti’nin pazarlık konusu yapılamayacağını gösterelim!
Anemurium Ören yerinin sahil kesiminde, 1. Derece Arkeolojik Sit alanında inşa edilen betonarme yapı, vatandaşların tepkileri üzerine yıkılmıştı. Bunun ardından aynı alanda daha küçük bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak bir vatandaşın elde ettiği görüntüler, Koruma Kurulu’nun onayı ile yapıldığı belirtilen tuvalet için kazılan çukurda tarihi duvar yapılarının olduğunu ortaya koydu. Konuyla ilgili açıklama yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) “yıkılan önceki çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddiasını gündeme getirdi.
DENİZ KIYISINDAKİ ANTİK KENT: ANEMURİUM
Türkiye’nin en iyi korunmuş ören yerlerinden biri olan Anemurium antik kentinde bir süredir tartışmalı bir proje yürütülüyor. Deniz kıyısındaki ören yeri, yaz aylarında denize girerek serinlemek isteyen ziyaretçilere de ev sahipliği yapıyor.
ÇALIŞMALAR ‘GELECEĞE MİRAS’ KAPSAMINDA
Anemurium’da ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üç yıldır bir proje yürütülüyor. ‘Geleceğe Miras’ projesi kapsamında yapılan ziyaretçi karşılama merkezi ve çevre düzenlemesi projesi; bilet satış gişesi, otopark, hediyelik eşya satış dükkanları ile duş ve tuvalet gibi birimlerden oluşuyor.
TARİHİN ÜZERİNE TUVALET ÇUKURU
Proje kapsamında ören yerinin sahil kısmında inşa edilen yaklaşık 100 m2’lik yapı gelen tepkilerin ardından yıkılarak kaldırılmıştı. Yıkılan bu yapının yerine daha küçük ölçekli bir duş ve tuvalet yapıldı. Ancak ortaya çıkan yeni görüntüler, duş ve tuvalet için kazılan alanda tarihi duvarların çıktığını ortaya koydu. 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan bölgede açılan fosseptik çukurundan duvar kalıntıları çıkmasına rağmen, tarihin üzerine duş ve tuvalet yapılmasına nasıl izin verildiği sorusuna yanıt aranıyor.
Konuyla ilgili bir basın açıklaması yapan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) ilgili kurumların konuya açıklık getirmesini istedi.
‘DUVAR KALINTILARI GÖRMEZDEN GELİNDİ’ İDDİASI
Ziyaretçilerin tuvalet ve duş ihtiyacı gözetilerek yapılan uygulama sırasında üzeri beyaz fayanslarla kapatılan foseptik çukurunun Anemurium antik kentine karşı işlenen suçlardan biri olduğu savunulan açıklamada, “bir vatandaş tarafından gönderilen bu fotoğraflar, geçtiğimiz yıllarda Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan alınan izin gereğince yapıldığı söylenen, ancak kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine bir sabah, ağır iş makinalarıyla yıkılan betonarme binanın yerine, yine Kurul kararı ile yapıldığı iddia edilen yeni binanın altında duvar kalıntıların olduğunu açıkça göstermektedir. Anladığımız kadarıyla, yıkılan çok katlı betonarme bina ile yerine kondurulan tek katlı bina yapılırken, altındaki duvar kalıntıları görmezden gelinmiş ve duvar kalıntıları Koruma Kurulu’ndan muhtemelen gizlenmiş” iddialarına yer verildi.
‘ANTİK KENTE BU KÖTÜLÜĞÜ KİM YAPIYOR?’
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili kurumların konuyla ilgili adım atmaya çağırıldığı açıklamada, şöyle denildi: “Anlaşılması güç bir şekilde ve inatla inşaat sahası haline getirilen 1. derecede arkeolojik sit alanına yapılan bu kötülüğün kim ya da kimler tarafından yapıldığını bilmemekle birlikte; birçok kişinin katkısı ile gerçekleştirildiği ve ne yazık ki, bu sorunun antik kente yapılan kötülüklerde dahli olan Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından çözülemeyeceği ortadadır.
BAKANLIĞA SORUŞTURMA ÇAĞRISI
Mimarisi ve konumu itibariyle yapılış amacının sadece halkın ve turistlerin tuvalet ihtiyacını karşılamak olmadığını düşündüren söz konusu bina ile hemen yanında kazılan foseptik çukuru, yerin altındaki kalıntıların çıkarılması ve restorasyonu için çalışma yapan kazı ekibi ile Anamur Müze Müdürlüğü yetkilileri başta olmak üzere Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun anıt abidesi olarak kayıtlara geçecektir. Umarız ki, ilgili bakanlık yetkilileri, tuvalet ve foseptik çukurunun altına gömülen, tüm dünya halklarına ait kültürel mirasları gün yüzüne çıkarırlar ve sorumlular hakkında soruşturma başlatarak bu utancı tarihten silerler.”
2016’DAN BU YANA KAZILAR SÜRÜYOR
Anemurium antik kentindeki kazılar 2016 yılından bu yana devam ediyor. Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tekocak başkanlığında yürütülen kazılarda bugüne kadar Odeon, palaestra, büyük hamam, küçük hamam, halk hamamı, hazine kilisesi, nekropol kilisesi ile çok sayıda mezar ve su kemerlerinde belgeleme çalışması yapıldı. Ortaya çıkarılan yapılar, yürütülen restorasyon ve konservasyon çalışmalarının ardından ziyarete açıldı. Anemurium Kazı Başkanlığı’nın hazırlattığı çevre düzenleme projesi, Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayı ile Mersin Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) tarafından uygulandı.
GÜNEYİN RÜZGARLI BURNUNDAKİ KENT
Anemurium antik kentinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine eklenmesi konusunda ilgili kurumlar ve yerel idareler tarafından farklı zamanlarda açıklamaların yapıldığı biliniyor. Ancak ören yerinde koruma ve kullanma konusundaki dengenin bozulduğu yönündeki eleştiriler de sık sık gündeme geliyor. Arkeolojik sit alanı içerisinde uygulanan yapılaşma, bu eleştirilerin başında geliyor. İlgili kurumların ve yetkililerin tavrı ise eleştirilerde dile getirilen iddiaları yalanlamak ya da yapılan uygulamaların mevzuata uygun olduğunu savunmaktan ibaret. Bu tartışmaların ortasında, güneyin ‘rüzgarlı burnunda’ konumlanan Anemurium, üzerini kaplayan zamanın tozu ve binlerce yıllık sırlarıyla ziyaretçilerin ilgisini çekmeyi sürdürüyor.
*Fotoğraflar, sırasıyla ören yerinde tuvalet ve duş için kazılan foseptik çukuru ve duvar kalınlıkları, daha önce yıkılan betonarme yapı, son olarak alanın yapılaşmadan önceki görünümü ile yıkılan yapının yerine yapılan daha küçük ölçekli duş ve tuvalet.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İzmir İl Emniyet Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen soruşturma kapsamında, Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde gerçekleştirilen ihale ve doğrudan temin alımlarında usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla İzmir merkezli 6 ilde operasyon düzenlendi. İddiaya göre 3 milyar 100 milyon liralık kamu zararı oluştu.
45 kişi hakkında gözaltı kararı verildiğini ve bu kişilerden 44 kişinin gözaltına alındığını duyuran Başsavcılık şu açıklamayı yaptı:
ALIMLARDA USULSÜZLÜK
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen soruşturma kapsamında; Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünde gerçekleştirilen ihale ve doğrudan temin alımlarında usulsüzlük yapıldığı, kurum yöneticileri ile bazı şirket temsilcilerinin organize şekilde hareket ederek kamu zararına neden oldukları, ihale süreçlerinde rekabet koşullarının ortadan kaldırıldığı ve kamu kaynaklarının belirli kişi ve firmalara menfaat sağlamak amacıyla kullanıldığı yönündeki iddialar üzerine başlatılan soruşturma kapsamında çalışma yürütülmüştür.
3 MİLYAR 100 MİLYON LİRALIK KAMU ZARARI
Yapılan inceleme ve değerlendirmelerde; Sayıştay raporlarında da tespit edildiği üzere Ege Üniversitesi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen alım işlemleri nedeniyle yaklaşık 3 milyar 100 milyon Türk Lirası kamu zararının oluştuğu değerlendirilmiştir. Soruşturma kapsamında, aralarında kamu görevlileri ile firma temsilcilerinin de bulunduğu 45 şüpheli hakkında yakalama kararı verilmiş; 09.06.2026 tarihinde İzmir merkezli 6 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. Operasyon neticesinde; 44 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmış, 1 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği tespit edilmiştir.
İKİ RUHSATSIZ TABANCA
Ayrıca operasyon kapsamında 2 adet ruhsatsız tabanca ele geçirilmiş, çok sayıda dijital materyale incelenmek üzere el konulmuştur. Gözaltına alınan şüpheliler arasında; D.B., Ö.Ö., M.A., H.Z., H.T., R.K.Ç., R.U., E.T.B., B.K., F.B., M.K.G., R.H., O.Ö., S.Ö., S.D., R.D., Ş.Ç., S.S., A.Ö., A.C., A.G., A.K., B.E., E.Ş., D.Ö., E.Y., E.K., F.A., K.T., M.C., M.E.U., M.S.A., M.K., M.C., G.Ş., Y.Y., E.Ç.S., N.G., Ö.F.B., R.C., S.Ö., T.K., Y.B.A. ve Y.Ç.U. isimli şahıslar bulunmaktadır. Soruşturma çok yönlü olarak devam etmektedir.” (ANKA)
İçişleri Bakanlığı, son bir haftada 69 ilde yapılan uyuşturucu operasyonlara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“69 ilde ‘Uyuşturucu Madde Satıcılarına’ yönelik Polisimiz tarafından son 1 haftada düzenlenen operasyonlarda; -1 Ton 916 kg Uyuşturucu Madde ile 725 bin 312 adet Uyuşturucu Hap ele geçirildi. 974 şüpheli yakalandı. 381’i tutuklandı. 98’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde, İl Emniyet Müdürlüklerince toplam 69 ilde bin 458 ekip, 3 bin 659 personel, 23 hava aracı ve 52 narkotik dedektör köpeğinin katılımıyla operasyonlar düzenlendi.
Gençlerimizin geleceğini, ailelerimizin huzurunu ve toplumumuzun güvenliğini hedef alan zehir tacirlerine asla fırsat vermiyoruz. Güvenlik güçlerimizin kararlı ve özverili çalışmalarıyla ülkemizin dört bir yanında uyuşturucuya yönelik operasyonlarımızı kesintisiz şekilde sürdürüyoruz. Kahraman Polislerimizi, Başkanlığımızı, Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz.”
16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ının Güngören’de çocuk yaştaki E.Ç tarafından bıçaklanarak öldürülmesine ilişkin davanın ilk duruşması bugün Bakırköy Adliyesi’nde görülmesine devam ediliyor. Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen dava öncesi adliye önü ve koridorlarında toplanan vatandaşlar “Atlas Çağlayan için adalet” sloganı attı.
‘DURUŞMA SALONUNDA UFAK BİR ARBEDE YAŞANDI’
Duruşmaya ara verildiği anlanda Atlas Çağlayan’ın yakınları ve desteğe gelenler adliye bahçesinde toplandı. Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü basına ve izleyicilere kapalı olarak yapılan duruşmaya ilişkin konuştu. Ünlü şunları söyledi:
“Katil girerken önümüzden geçti. Geçerken ilk giriş anında yüzüme baktı, gözlerime baktı. Orada zaten bir ufak arbede yaşandı içeride. Yani çok cesur. Çok cesurca işlemiş zaten. Çok bilinçli yapmış. Yaptığını tamamen ‘ben yaptım’ ama hiçbir sebebe dayayamıyor. Sebebi ne soruyoruz, neden diye soruyoruz. Bir sebebi yok ona göre. O zaten o gün onun için yola çıkmış. Her şeyi inkar ediyor. Cep telefonunda sevgilisiyle ilgili olan konuşmalarında başkası için zaten tehditlerde bulunuyor. Bununla ilgili haberim yok diyor. Kendi yaptığı her şeyi inkar ediyor ve ‘haberim yok’ diyor. Zaten o gün içerisinde saat 4 civarında başkasından silah istemiş. Aslında o günkü eylemi zaten net”
Duruşmayı takip eden Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM) adliye önünde açıklama gerçekleştirdi. Taraflar ve vekilleri haricinde duruşma salonuna girişlere izin verilmemesi nedeniyle, duruşmayı takip etmek isteyen avukatlar olarak mahkeme salonu önünden süreci takip ettiklerini aktaran UCİM İstanbul Hukuk Koordinatörü avukat Helin Almak, “Bugün sanığın olaya ilişkin beyanları alındı. Olay anına tanıklık eden diğer mağdur çocuklar da bugün dinlendi. Olayı tutarlı şekilde anlattılar mahkeme salonunda. Olaya tanıklık eden tanıkların beyanları da alındı. Biz bugün artık adil bir karar çıkacağını düşünüyoruz. Bugün çıkmasa dahi yargılamanın sonunda artık bu suçların işlenmesini önleyecek caydırıcı cezalar verilmesini istiyoruz. Ceza kanunumuzda bu suçlara ilişkin yeterli cezalar aslında öngörülmüş ancak asıl sıkıntı daha çok infaz kanunumuzda. İnfaza ilişkin değişiklikler yapılırsa bu suçların işlenmesi noktasında caydırıcılık oluşturabileceğini düşünüyoruz.
ÖZKAN: ‘MÜEBBET ALIRIM AMA BİR KAÇ SENE SONRA ÇIKARIM’ DÜŞÜNCESİNİN KALDIRILMASI GEREKİYOR
“Biz koridorda da olsa Atlas çocuğumuz için adaletin yerini bulması için annemizin yanında olmaya devam edeceğiz” diyen UCİM) Genel Başkanı Saadet Özkan da, “Bu sözde SSÇ (Suça Sürüklenen Çocuk) tanımının değişmesi gerekmekte. Ceza infaz sisteminin değişikliği, suçu işleyenlerin ceza alma şeklini de değiştirecektir. Yani, ‘Ben müebbet alırım ama yaşım 18’in altında, birkaç sene sonra çıkarım’ düşüncesinin kaldırılması gerekiyor” şeklinde konuştu.
CEYLAN: ÇOCUKLAR O MAFYA BOZUNTULARINA ÖZENİYOR, ÇOCUKLARI ÇETELER KULLANIYOR
UCİM Genel Başkan Yardımcısı Yücel Ceylan ise “Çocuklarımız heba oluyor. Çocuklar çocukları öldürüyor. Bu infaz yasaları değişmezse biz daha çok çocuklarımız için adliyelere geleceğiz” ifadelerini kullandı. Ceylan şöyle konuştu:
“Ben tüm sivil toplum kurum ve kuruluşlarına seslenmek istiyorum. Biz 1990 senesinde Avrupa Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne imza attık. 18 yaşının altındaki çocuklara çocuk diyoruz doğrudur. Ama Avrupa’nın hangi ülkesinde çocukları kullanan bu kadar suç örgütü var. Avrupa’nın hangi ülkesinde diziler, filmler bu suç örgütlerine bu kadar methiyeler dizip övebiliyor, bunların başındaki insanları bu kadar ilahlaştırıyor. Bu bizim ülkemizde var… Bugün burada mahkeme heyeti yasal sınırları zorlayarak cezayı verecek ama eminim ki toplumun vicdanı rahat etmeyecektir. Ben sesleniyorum yine, özellikle siyasilere de sesleniyorum bu ülkenin çocuklarını seviyorsanız gerçekten lütfen cesur olun, ceza infaz sistemini değiştirin. Bu çocukları çeteler kullanıyor. Bu çocuklar o mafya bozuntularına özeniyorlar. Bu çocuklarımız heba oluyor” (ANKA)
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Genel Merkezi’nde milletvekillerine ve partililere hitap etti.
Kılıçdaroğlu, kendisine yöneltilen “Saray adamı” söylemine tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Erdoğan Meclis’e geldiğinde Kılıçdaroğlu mu kalktı? ‘Biz, müzakere ediyoruz diyorlardı.’ Kılıçdaroğlu dedi ki, ‘Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir.’ Dolayısıyla hiç endişe etmeyin. Beraber güzel şeyler yapacağız. Sizin iradenizle yapacağız. Siz mücadele ettiğinizde unutmayın, Ankara’da bir Kemal ağabeyiniz var” ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, gençlere seslenerek, “Biraz onların derinlikli düşünmelerini istiyorum. Sosyal medyanın, trollerin ya da adını tanımlayamadığım bazı kişilerin dolduruşuna gelmesinler. Akıllarını kullansınlar. Sorgulamayı öğrensinler. Sorgulamayı öğrendiğimizde siyaseti güzel bir zemine oturmuş oluruz. Bunu yapmamız gerekiyor, bunun mücadelesini vermemiz gerekiyor” dedi.
‘BEŞLİ ÇETELERE KARŞI MÜCADELE EDECEĞİZ’
Değişimin “üç aşamadan oluşan bir değişim olacağını” kaydeden Kılıçdaroğlu, bunları şöyle sıraladı:
“Bir değişim var, bir de gerçek değişim var. Değişim, geriye doğru da olabilir. Ama bizim söylediğimiz gerçek değişim, üç aşamadan oluşacak. Birincisi, arınma ve temiz siyaset.
İkinci değişim, ekonomik kurtuluş ve üretimci kalkınma. Kalkınmayı üreterek yapacağız, faiz baronlarına karşı mücadele edeceğiz. Beşli çetelere karşı mücadele edeceğiz, halkı soyanlara karşı mücadele edeceğiz, uyuşturucu baronlarına karşı mücadele edeceğiz, Türkiye’yi kara para cenneti yapanlarla mücadele edeceğiz.
Üçüncüsü ise iktidarın yarattığı tahribatları düzeltmemiz lazım. Yani devletin yönetiminin ahlak zeminine oturması lazım. Devletin yönetimi ahlak zeminine oturmazsa hepimiz kaybederiz.
İnşallah iktidara geldiğimizde ilk yapacağımız iş, devlete çöken mafyayı temizlemek olacak. Parayı gasp edenlere çökmek olacak. Şöyle güzel bir özdeyiş hazırlamışlar, onu size okumak isterim: Ay ve güneş herkesin lambasıdır. Hava herkesin havası, su herkesin suyudur. Neden ekmek herkesin ekmeği değildir? Bizim kavgamız bu.”
‘DEVLETTE LİYAKAT OLMAZSA ÜLKE DÜZELMEZ’
Sorunlara karşı çözüm önerilerinde bulunacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Devletin dini adalettir. Toplumun temeli adalettir. Adaletin kardeşi ahlaktır. Onun kardeşi liyakattir. Hakkın, hukukun, adaletin, liyakatin mutlaka sağlanması lazım. Devlet dediğiniz kurum, bir siyasal partinin rahat at koşturacağı bir alan değildir. Devlette liyakat olmazsa ülke düzelmez. Devlette huzur ancak liyakatle gelir, emekle gelir, bilgiyle gelir, birikimle gelir. Bunun mücadelesini vereceğiz. Önümüzdeki toplantılarda sizlere çok daha farklı Türkiye’nin temel sorunlarını nasıl çözeceğimizi anlatacağım. Çünkü şu var: Efendim herkes eleştirir ama biz çözüm önereceğiz. Bir şey söylüyorsak ‘yanlıştır’ diye, doğrusu nedir onu da söyleyeceğiz. Bu bizim görevimiz” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, “Kürt sorununun parlamentoda çözülmesi gerektiğini söyleyen ilk partinin CHP olduğunu” söyleyerek, “Bu soruna en sıcak yaklaşan, arşivinde onlarca raporu olan bir partiyiz biz. Bu sorunu çözmek parlamento dışında mümkün değil. Dikkat buyurunuz, bizim söylediğimiz noktaya geliyoruz. Bakın CHP, sorunların çözümünde öngörüsü olan, önerisi olan bir partidir. Sıradan bir parti değildir. Bu ülkenin aydınlarıyla beraber olmak zorundadır. Bu ülkenin aydınlarının bize yaptığı katkılardan yararlanmak zorundadır. Ve sizler de sokaklarda bunu anlatmak zorundasınız. Biz ahlaki üstünlüğümüzü alacağız, ahlaki üstünlüğümüzü koruyacağız. Kirli kimse onları kapının önüne koyacağız. Ahlaklı, erdemli siyaseti yeniden getireceğiz” dedi.
‘KURULTAY’ MESAJI
Konuşmasında CHP kurultayının toplanması yönündeki çağrılara da yanıt veren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Benim koltuk derdim yok. Ben bir köşeye çekilip huzur içinde de yaşayabilirim. Ama tarihin yüklediği bir sorumluluk var. Ben kurultayı toplayacağım. Hiç kimse endişe etmesin. Ahlaklı, erdemli bir kurultayı elbette yapacağız. Elbette genel başkanınızı erdemli, yüce oylarınızla seçeceksiniz. Hiç kimse kapalı kapılar ardında özel pazarlıklar yapmayacak. Kimse zenginleşme aracı olarak kurultayı kullanmayacak. Dolarlar havada savrulmayacak” ifadesini kullandı.
Kılıçdaroğlu, dikkat çeken ‘Osmanlı’ mesajında ise şunları söyledi:
“Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Çok önemli bir coğrafyada. Bakın, dünya dengeleri değişiyor derken Çin’e, Amerika’ya, İngiltere’ye, Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundadır. Türk cumhuriyetlerinde de Türkiye olmalı, Osmanlı coğrafyasında da Türkiye olmalı, Akdeniz coğrafyasında da Türkiye olmalı. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Ne demiştim? Cumhuriyet Halk Partisi devlete istikamet çizen bir partidir. Bunları dillendirmek zorundadır Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partisi kısır tartışmaların dışına çıkmak zorundadır. Eğer kısır tartışmalara takılır kalırsak bu bize değil, en çok Türkiye’ye zarar verir. O nedenle bizlerin mücadelesi hak ve adalet mücadelesidir.”
Kılıçdaroğlu’ndan dikkat çeken ‘Osmanlı’ çıkışı: ‘Türkiye o coğrafyaya gitmek zorundadır’
“Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden kendi kişiliğini korumak, geliştirmek zorundadır. Biz dünyanın… pic.twitter.com/1yjmb9psvk
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’deki grup toplantısında Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirdi.
Hatimoğulları, Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesinin kimi zaman darbelerle, kimi zaman olağanüstü hukukla, kimi zaman yargı kararlarıyla baskılandığını savunarak şunları kaydetti:
“Zaman zaman sekteye uğratılmıştır. Bugün CHP’ye mutlak butlan ataması demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biridir. Askeri vesayet rejimine karşı çıkanlar şimdi oluşturdukları yeni bir yönetim zümresiyle otoriter bir zümreyle vesayet rejimine dönüşmüş durumdalar. Böyle bir tablo içinde CHP ve mutlak muktan tartışması bir parti içi kriz, bir koltuk kavgası ya da güncel bir siyasi çekişmenin çok ama çok ötesinde. Asıl mesele kimin nerede, hangi koltukta oturacağı ya da oturduğu değil. Asıl mesele Türkiye açısından demokrasinin nereye oturacağıdır. Siyasal rekabet sandıkta mı kurulacak, mahkeme koridorlarında mı? Halkın, üyelerin, delegelerin, seçmenlerin iradesi mi esas alınacak yoksa yargı eliyle siyaset yeniden mi dizayn edilecek? CHP’ye mutlak butlan kararı, demokratik ve sivil alanı komple tehdit etmektedir. YSK kendi görevini ve yetki alanlarını gasbettirmiştir. Anayasa’ya aykırı davranmıştır. Mahkemeler yetkilerini aşmışlardır. Bunlar basitçe geçiştirilecek konular değildir. Demokrasinin kalbine, demokratinin az da kalan kırıntılarının kalbine hançer saplanmıştır. Bu uygulamalar ya Yargıtay yargı eliyle oluşan bu kaosu mutlaka çözmelidir. Zamana yaymamalıdır. Siyasal sorunların çözüm adresi elbetteki mahkeme salonları değildir. Olamaz, olmamalıdır. Demokratik toplumlarda siyasi partilerin yönetimlerine, programlarına, geleceklerine mahkemeler karar vermez. Üyeleri, delegeleri, seçmenleri karar verir ve biz ümit ediyoruz ki CHP’nin sorunları bu yaklaşımla çözüme kavuşur.”
Hatimoğulları, “Halkın iradesine yönelik her türlü müdahaleye net olarak karşıyız. Demokratik siyaset alanının daha fazla genişlemesini savunuyoruz. Demokratik cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerinde dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır” dedi.
Hatimoğulları, bölücü açılım sürecine ilişkin ise şöyle konuştu:
“Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. ‘Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız’ demişti. Ardından ‘hayırlı işlerde çabuk olunmalı’ demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmelidir. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz. Buna hapsedilemez çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini katlayacak paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı. Barış ahlak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir.”
Süreçle ilgili 12. Yargı Paketi beklentilerine ilişkin Hatimoğulları, “Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokrasi ve demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var” dedi.
‘EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR’
Hatimoğulları, DEM Parti İmralı Heyeti’nin son İmralı görüşmesinde terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın bir formül ve yol haritası ortaya koyduğunu savunarak, “Sayın Öcalan’ın sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu ve AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı iğne konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP hükümetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz ve çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı dönemden demokratik, sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmelidir. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalıdır. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmelidir” diye konuştu.
Hatimoğulları, “Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri, 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmelidir. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreçte barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir” dedi.
Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:
“Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım. Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı, istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak olarak sadece bugün barış demedik, sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz, Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük.” (ANKA)
Cumhurbaşkanlığı’nın resmi internet sitesinden yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, davetine icabetle Türkiye’yi ziyaret eden Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’i resmi törenle karşıladı. Karşılama töreninin ardından Erdoğan ile Rodriguez, ikili ve heyetler arası görüşmeye geçti. Görüşmede, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat hazır bulundu.
İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmeye ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ülkemize çalışma ziyaretinde bulunan Venezuela Cumhurbaşkanı Vekili Delcy Rodriguez ve heyetini İstanbul’da kabul etti. Kabulde Türkiye-Venezuela ikili ilişkileri ile küresel gelişmeler ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, ülkemizin her daim dost Venezuela halkının yanında olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanımız, Türkiye ile Venezuela’nın ticaret, enerji ve madencilik alanları başta olmak üzere birçok alandaki iş birliğini daha da ilerletmek için kararlı olduğumuzu vurguladı. Görüşmede, 3 milyar dolar ticaret hacmi hedefine ulaşılması için atılacak adımlar da değerlendirildi.”
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:
“NATO Zirvesi kapsamında alınacak güvenlik tedbirlerine ilişkin hazırlıkları değerlendirmek üzere, Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi (GAMER) Toplantı Salonu’nda kapsamlı bir koordinasyon toplantısı gerçekleştirdik. Toplantıya; Bakan Yardımcılarımız Sayın Ali Çelik ve Doç. Dr. Sayın Kübra Güran Yiğitbaşı, Ankara Valimiz Sayın Yakup Canbolat, Emniyet Genel Müdürümüz Sayın Ali Fidan, Jandarma Genel Komutanımız Orgeneral Ali Çardakcı ve ilgili birim amirleri katıldı.
‘NATO ZİRVESİ’NE EN ÜST DÜZEYDE EV SAHİPLİĞİ YAPILACAKTIR’
Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin güvenli ve başarılı bir şekilde icra edilmesi amacıyla tüm hazırlıkları kapsamlı şekilde ele aldık. Devletimizin tüm kurumları arasında güçlü bir koordinasyon ve eşgüdüm anlayışıyla hareket ederek, kamu düzeninin korunması, misafir heyetlerin güvenliği ve zirvenin başarıyla tamamlanması için gerekli tüm tedbirleri titizlikle almaya devam edeceğiz. Türkiye, sahip olduğu tecrübe, güçlü güvenlik altyapısı ve kurumsal kapasitesiyle NATO Zirvesi’ne en üst düzeyde ev sahipliği yapacaktır.”
Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:
“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde gençlerimizin geleceğini, aile yapımızı ve toplum düzenimizi hedef alan uyuşturucu, yasa dışı bahis ve sanal kumar suçlarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. 81 il Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinesinde, İçişleri Bakanlığımız ile yürütülen etkin iş birliği ve eşgüdüm sayesinde Mayıs ayında ülke genelinde 706 operasyon gerçekleştirilmiştir.
Bu operasyonlar neticesinde 9 bin 381 şüpheli hakkında işlem yapılmış; 4 bin 606 şüpheli tutuklanmış, 1.317 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. İstanbul ilimiz, 2 bin 531 şüpheli hakkında yapılan adli işlem ile operasyonel süreçlerin en yoğun yürütüldüğü illerimizin başına gelmektedir. Bu vesileyle; Cumhuriyet başsavcılıklarımıza, emniyet ve jandarma kolluk birimlerimize, süreçte emeği geçen tüm kamu kurumlarımıza ve personelimize teşekkür ediyorum. Milletimizin huzurunu ve güvenliğini tehdit eden hiçbir suç odağına geçit vermeyeceğiz.”
Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) “mutlak butlan” krizi sürüyor.
SIRADAKİ HAMLE BELLİ OLDU
Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, dava sürecinde aralarında eski Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın da yer aldığı ve delegelerden oluşan 7 kişilik davacı ekibin yeni bir adım atacağı iddia edildi.
TEMYİZ BAŞVURUSU
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı çıkmasında etkili isimlerden Lütfü Savaş ve beraberindeki 7 kişinin İstinaf’ta bekleyen dosyaya tekrar temyiz başvurusunda bulunacağı öğrenildi.
Davacıların bu hafta İstinaf Mahkemesinde bekleyen dosyaya tekrar temyiz başvurusunda bulunacağı belirtiliyor. Hukukçular, dosyanın Yargıtay’a gitmesinin adli tatil sonrasına kalmasına neden olabileceğini belirtti.
UZATMANIN YOLUNU BULDULAR
Davanın kısa sürede neticelenmesi önündeki en büyük engel, hukuki prosedürdeki tarafların çokluğu ve itiraz süreleri olarak öne çıkıyor. İstinaf Mahkemesi’nde ‘itiraz ve başvuru süreleri’ tamamlanmadığı için dosya henüz Yargıtay’a gönderilemiyor.
Dört farklı tarafın yer aldığı dosyada; Lütfü Savaş ve 5 delege davacı, CHP kurumsal olarak davalı, süreçten etkilenen 45 kişi fer’i müdahil, Özgür Özel ve yönetimi ise görevden uzaklaştırma kararı verilen taraflar olarak bulunuyor.
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in evindeki havuzda elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesine ilişkin Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada yeni bir gelişme yalandı.
Toplam 10 sanığın, “taksirle bir kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olma” suçundan yargılandığı davada, olayda kusurları bulunduğu iddia edilen Yunusemre Belediyesi’nde çalışan 6 kamu görevlisi hakkında da iddianame tamamlandı.
Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Yunusemre Belediyesi’nde çalışan 6 kamu görevlisi hakkında “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan açılan kamu davasının, aynı olaya ilişkin yürütülen ana dava dosyasıyla birleştirilmesine karar verdi.
Konuya ilişkin açıklama yapan Ferdi Zeyrek’in ailesinin avukatı Necibe Karaoğlanlar, “Yunusemre Belediyesi’nde çalışan; inşaat mühendisi, tekniker, yapı belge görevlisi ve müdürlerden oluşan 6 kişi hakkında iddianame düzenlenerek ana dava dosyasıyla birleştirildi. Şüphelilerin savunmalarını almak ve 1 Temmuz’da görülecek duruşmada dinlenilmek üzere mahkemece davetiye çıkarıldı” dedi. (ANKA)
Eskişehir Uluslararası Gürer Aykal Orkestra Şefliği Yarışması kapsamında ön eleme sonuçları açıklandı.
Türkiye’nin duayen orkestra şeflerinden Gürer Aykal’a saygı niteliğinde düzenlenen yarışmaya dünyanın dört bir yanından yoğun başvuru yapılmıştı.
Yapılan değerlendirmeler sonucunda toplam 16 genç orkestra şefi ön elemeyi geçerek Türkiye’ye gelmeye ve yarışmanın canlı performans aşamalarında yer almaya hak kazandı.
Ön elemeyi geçen isimler ise Anton Lemekhov, Atay Bağcı, Brian Liao, Francesco Gennaro, Georg Albegov, Hancheng Guo, Joshua Yoon, Maciej Tomasz Kotarba, Omar El Jamali, Shuyang Chen, Tom Zwoliński, Vera Slasnaya, Wei-Chung Chen, William Garfield Walker, William Lai ve Yumeki Terunuma olarak açıklandı.
Bu adaylardan 12’si Eskişehir’e gelerek yarışmanın canlı performans aşamalarında yer alacak. Yarışmacılar bu süreçte Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası eşliğinde sahneye çıkarak orkestra şefliği alanındaki yeteneklerini uluslararası jüri karşısında gösterecek.
Sanat yönetmenliğini Rengim Gökmen’in üstlendiği yarışma, genç şeflere uluslararası bir platformda kendilerini gösterme imkanı sunarken klasik müzik dünyasına yeni yetenekler kazandırmayı hedefliyor.
Yarışmanın ilerleyen aşamalarında finalistler, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nı sırayla yöneterek yorumlarını ve müzikal yaklaşımlarını uluslararası jüriye sunacak.
Sevda-Cenap And Müzik Vakfı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası sponsorluğunda gerçekleşen yarışma takvimine göre canlı performansların birinci ve ikinci aşaması 8-11 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek.
Final konseri ve ödül töreni ise 14 Haziran 2026 Pazar günü saat 18.00’de yapılacak.
Ağrı’nın Hamur ilçesindeki Soğanlıtepe İlkokulunda okul öncesi öğretmeni olarak görev yapan Irmak Ayşe Koparan’dan haber alamayan arkadaşları, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.
İhbar üzerine Koparan’ın Ağrı il merkezindeki evine giden polis ekipleri, kapıyı açtıklarında genç öğretmenin hayatını kaybettiğini tespit etti.
Olay yeri incelemelerinin ardından Koparan’ın cenazesi, otopsi için morga kaldırıldı.
Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin soruşturma başlatırken, il milli eğitim müdürlüğü de ölümün tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla müfettiş görevlendirildiğini duyurdu.
Galatasaray Üniversitesi’nde “Bir Sultan, Bir Darbe, Bir Anayasa” konulu “Sultan Abdülaziz Han’ı anma programı” düzenlendi.
Programın açış konuşmasını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş yaptı. 150 yıl gibi kısa bir süre içerisinde anayasacılık bakımından bu kadar derin bir tecrübeye sahip olan başka bir millet olmadığını dile getiren Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Bu tecrübenin iyi tarafları da vardır, kötü tarafları da vardır. Yanlışları düzeltip yolumuza devam etmek boynumuzun borcudur. Anayasaları darbelerden bütünüyle ayırarak, hiçbir şekilde darbelerin gölgelerinin, tortularının anayasalar üzerine aksetmesine müsaade etmeden Türkiye’nin yeni bir anayasayı yapma gücüne, kuvvetine, kudretine sahip olduğunun altını çizmek isterim. Ayrıca anayasa tartışmaları kısır gündelik siyasi tartışmaların da mevzuu değildir. Siyasi partiler gelir gider, isimler gelir geçer ama ülkelerin anayasaya ihtiyaçları, milletin talepleri ortadadır. Bunun gerektirdiği şekilde hareket edilmesi Türkiye’nin geleceğinin en önemli unsurlarından birisidir. Bu 150 yıllık mücadelemiz sırasında en önemli meselelerimiz den birisi de hem aydınların hem Sultan Abdülaziz Han gibi yöneticilerin üzerinde durduğu temel sorulardan birisi ve belki de başlıcası ‘Ne oldu da biz batı karşısında yenildik’ sorusudur. Yenildiğimizi kimisi kurumsal kapasitemizin zayıflamasına, kimisi bilim ve teknolojide geri kalmamıza, kimisi ordu bakımından zayıf düşmemize, kimisi içeride toplumsal bütünlüğün zayıflamasına bağlar ama ne olursa olsun, bu 150 yıl içerisinde entelektüellerin, siyasetçilerin iyi niyetli bir şekilde çözüm arayan, Türkiye’yi daha ileriye götürmek isteyenlerin üç temel soruya cevap bularak anayasa çalışmalarına, daha doğrusu Türkiye’de devletin gücünü geliştirme, artırma çabalarına katkı sunmaya çalıştıklarını görüyoruz.
‘MİLLET İRADESİNİ NASIL GÜÇLENDİRECEĞİ…’
Bu 150 yıllık anayasa tartışmalarının, devlet-millet ilişkileri konusundaki tartışmaların üzerinde hâlâ bugün bile çok derin tartışılabilecek ilk konularından birisidir. İkinci mesele ise milletin iradesini hangi kurumlar, hangi mekanizmalar vasıtasıyla temsil edeceği meselesidir. Evet, milletin iradesi var. Bütün bu metinlerde 150 yıl öncesinden itibaren başlayarak sultanın, padişahın iradesinin yanında bir de milletin iradesini önemseyen bir tavrın olduğu, bunun ilk anayasa olarak kabul edebileceğimiz 1876’nın maddelerinin içerisinde de yer aldığı ama milletin iradesinin hangi mekanizmalarla nasıl, ne şekilde ifade edileceği, gündeme getirileceği, nasıl ele alınacağı da hep tartışma konusu olmuştur. Milletin iradesini nasıl temsil edeceği, aynı zamanda da demokrasinin genişleme fikriyle de birebir ilgili konudur. Dolayısıyla dün bu konularda devam eden tartışmaların bugün de bundan sonra da bu konular üzerinde yoğunlaşması mukadderdir ve hatta doğru konulardır bunlar. Bir başka üçüncü mesele ise insanın onuru, insanın haysiyeti, bugünkü tabiriyle kullanırsak insan hak ve özgürlüklerinin hangi çerçeveler içerisinde korunacağı, hangi mekanizmalarla ele alınacağı ve bunun millet iradesini nasıl güçlendirebileceği de önemli tartışmaların arasında olmuştur.”
MENDERES’İ ÖRNEK GÖSTERDİ
Yeni anayasa tartışmalarına değinen Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün de Türkiye’nin geleceğinde fevkalade önemli bir şekilde bu tartışmaların yeri olacaktır ve bunları tartışmaya devam edeceğiz. Geldiğimiz noktada 150 yıllık müktesebatımızı asla hafife almamamız gerektiğini bir kere daha ifade ediyorum. Bu 150 yıl içerisinde Türkiye, demokrasi bakımından da fevkalade ileriye gitmiştir. Büyük merhaleler geçirmiştir. Büyük badireler atlatmıştır. Sultan Abdülaziz Han’ın katli gibi, cumhuriyet döneminde de Adnan Menderes’in ve arkadaşlarının katli gibi fevkalade hazin bir antidemokratik sonuçla karşılaşmıştır. Partilerin kapatıldığı, siyasetin sözünün kısıldığı nice dönemleri Türkiye geride bırakmıştır ama Türkiye’nin istikameti 150 sene evvel olduğu gibi bugün de daha ileriye gitmek, daha modern toplumlar inşa etmek, daha güçlü demokrasileri inşa etmek ve milletle devlet arasındaki bütünleşmeyi tam manasıyla sağlamaktır. Şimdi bu perspektiften baktığımızda bugün önümüzde siyaset olarak Türkiye’ye fikir üreten üniversiteler, bilim insanları, akademik camia olarak, fikir insanları olarak üzerimizdeki önemli sorumluluklardan birisi de Türkiye’nin yeni bir anayasa ihtiyacını karşılamaktır.
2027’Yİ İŞARET ETTİ
Türkiye artık 21’inci yüzyılın bu şartları içerisinde, hele hele dünyanın tam manasıyla bir savaş meydanına döndüğü, dünyada hemen hemen oluşan bütün bölge ve küresel krizlerin bizim çevremizde yer aldığı böylesi bir dünyada Türkiye iç birliğini, bütünlüğünü, öncelikle anayasal düzenini demokratik unsurlarla tahkim ederek yoluna devam etmek durumundadır. Yeni bir anayasayı yapmak mutlaka ve mutlaka Türkiye’nin öncelikli ödevlerinden birisidir. Türkiye’nin bu anlamda gücünü artıracak katılımcı, çoğulcu, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa yapmak için hepimizin üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemiz lazım. Bu çerçevede hiçbir sözün artık zamanı gelmedi diye düşünmeden, anayasa tartışmalarını da sadece ezberlenmiş birtakım kalıplar etrafında ele almadan bu tartışmaları sürdüreceğiz ve inanıyorum ki sonunda Türkiye artık 2027’de kendisine yaraşan, milletimizin birliğini bütünlüğünü temin eden, Türkiye’nin küresel alandaki rekabet gücünü artıran, Türkiye’yi bölgesindeki ve dünyadaki tehditlerden koruyan yeni, çağdaş bir toplum sözleşmesi olarak yeni anayasasını gerçekleştirecektir.”
‘FANTEZİ DEĞİL ZARURETTİR’
Yeni anayasa yapılmasına karşı çıkanlara da Kurtulmuş, şu sözlerle tepki gösterdi:
“Bunu her söylediğimizde hiçbir fikri olmayan anayasa konusunda ama sağdan soldan, kıyıdan köşeden ‘Kurucu irade yok ama’ diyenleri duyar gibi oluyorum. Onların derdi millete kurucu irade olarak bir paye ve güç vermemektir. Onların anayasadan anladıkları kapalı kapılar ardında birileri anayasa yapar ve hâkim unsurların mütegallibenin ihtiyacı neyse o çerçevede bir anayasa metni yazarak bunu millete dikte ederler. Çünkü millet öyle anayasa falan yapabilecek olgun bir şahsiyet değildir. Millet güdülecek. Millet etrafı kuşatılarak ne tarafa gitmesi gerektiği söylenecek. Yeri geldiğinde de parmakla tehdit edilecek bir unsurdur. Hayır, o devirler geride kaldı. Artık Türkiye kendi anayasasını yaparak önündeki bütün engelleri kaldıracak ve ümit ediyorum ki çok daha güçlü bir şekilde Türkiye bugünün güç dünyasında yerini alacaktır. Niye anayasayı bu kadar önemsiyoruz? Anayasa, milletle devlet arasındaki herkesin kabul ettiği bir toplum sözleşmesidir. Bunun dayatılan bir sözleşme değil, bunun içselleştirilmiş bir sözleşme hâline gelmesi özellikle bu kadar yoğun tartışmaların, bu kadar yoğun altüst oluşların yaşandığı bir dönemde Türkiye için bir zarurettir. Bir siyasi tercih ya da bir fantezi değil, Türkiye için bir zarurettir.”
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi olan 21 yaşındaki Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024’te KYK yurdundan ayrıldıktan sonra kaybolmuş, 18 gün süren arama çalışmalarının ardından 15 Ekim 2024’te Van Gölü Mollakasım sahilinde cansız bedeni bulunmuştu. Ölümü “şüpheli” olarak değerlendirilen Kabaiş’in dosyasına ilişkin süreç devam ediyor.
‘ROJİN’SİZ DÖRDÜNCÜ BAYRAMIMIZ’
Nizamettin Kabaiş, şunları söyledi:
“Bizim için bayram, Rojin’in katilleri bulunduğu zaman olacak. Adalet yerini bulduğu zaman bizim için bayram olacak. Bu genç kızımızın hayatına mal oldu. Okulda katledildi. Ama adalet hala da yerini bulmamış. Adalet yerini bulduğu gün bizim için o gün bayramdır. Herkesin bayramı mübarek olsun. Rojin’imin bayramı da mübarek olsun. Keşke şimdi o da hayatta olsaydı şeker alacaktı, bayramlığını yapacaktı. Kur’an okuyacaktı ve biz beraber oturacaktık ama maalesef 2024’te Rojin’i kaybettik. Bizim Rojin’siz dördüncü bayramımız. Çok zor durumdayız. Özellikle bayram günü çok insanın aklına geliyor. Acı günler, bayram günü hazindır.”
‘ÖZEL EKİP BAYRAMDAN SONRA VAN’A GÖNDERİLECEK’
Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Ankara’da görüştüğünü hatırlatan baba Kabaiş, “İnşallah Allah’ın izniyle bayramdan sonra da çalışmalar devam edecek. Özel ekip Van’a gönderilecek. Hem telefon için hem de kameralar için üniversiteyi araştıracaklar, yurdu araştıracaklar. Rojin’in telefonu için İspanya’ya gönderileceğini söyledi. İnşallah Allah’ın izniyle adalet yerini bulacak. Rojin için biz adalet istiyoruz” dedi.
‘ADLİ TIP’TAN RAPORUN GELMESİNİ İSTİYORUZ’
Adli Tıp raporunu beklediklerini belirten Kabaiş, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Yarım kalan çalışmaların tamamlanacağını söylediler. Çünkü daha önce de yapılmayan çok şey var. Şimdi Rojin’in suda boğulduğunu söylüyorlar. Böyle olmaz. Biz bunu kesinlikle o şekilde kabul etmeyiz. Net bir şekilde Adli Tıp’tan raporun gelmesini istiyoruz. Yani ne gelirse en azından içimiz rahat olur. Rapor gelsin, kaç gün suda kalmış, hangi gün öldürülmüş… 18 günün içinde kaç gün su üstünde kalmış, biz bunun rapor olarak gelmesini istiyoruz. Ama maalesef yaklaşık 2 senedir, 21 aydır biz o raporu bekliyoruz.
‘ARTIK KESİNLİKLE İNTİHAR DİYEMEZLER’
Yeni Adalet Bakanımız göreve başladığından beri gelişmeler oldu. İnşallah Allah’ın izniyle bayramdan sonra da daha güzel gelişmeler olacak. Kolay netleşecek, aydınlanacak. Hep birlikte önümüzdeki günlerde göreceğiz. Daha kesinlikle kimse diyemez intihar olduğunu. İntiharda yani herhangi bir delil, bir kanıt yok ortada ama cinayetle ilgili çok delil kanıt vardır. Hem Rojin’in vücudunun üzerinde iki erkek DNA’sı tespit edilmiş. Akciğerinde su olmadığı tespit edilmiş. Vücutta, bazı yerlerinde darp cebir izi olduğu halde onları da yani o bazı şeyleri de dosyada yazılmamış ama Rojin’in boğazında da hasar var. Bunu tespit etmişler. O da dosyada yazılı resmi olarak. Bunları hepsini dile getirmek yani bizim görevimizdir. Bunu söylemezsek örtbas ediyorlar.” (ANKA)
Akbelen Ormanı çevresindeki altı mahallede bulunan 679 parsellik tarım arazisinin, Yeniköy Termik Santrali için kömür sahası amacıyla acele kamulaştırılmasına karşı çıkan İkizköylü Esra Işık’ın yargılandığı davanın ikinci duruşması, 1 Haziran Pazartesi günü Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. “Görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla yargılanan Işık, ilk duruşmada adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı şartıyla tahliye edilmişti. Duruşma öncesinde Esra Işık’ın avukatları yazılı açıklama yaparak duruşmaya çağrıda bulundu.
BİLİRKİŞİLER HAKKINDA ŞİKAYET BAŞVURUSU
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Savcılık, iddianameyi tekrar ederek Esra’nın zincirleme şekilde cezalandırılmasını istemektedir. Savunma tarafı olarak, henüz savunma delili toplanmadan verilen esas hakkındaki mütalaaya itiraz ettik ve tevsii tahkikat taleplerimizi mahkemeye sunduk. Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim AŞ’nin maden ruhsat sahası içinde yer alan Milas’ın 7 köyünü kapsayan 679 parsel taşınmazın acele kamulaştırılmasına ilişkin 10 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan acele kamulaştırma kararının hukuka aykırı olduğu, Danıştay kararıyla tevsik edildi. Bu nedenle bu acele kamulaştırma kararına dayanılarak yapılan bütün işlemler hukukilik vasfını yitirmiştir. Diğer yandan davaya müdahil olarak katılan bilirkişiler bir ayda alabilecekleri azami dosyadan çok çok fazla dosyada görev almışlar, bilirkişilik mevzuatına aykırı hareket etmişlerdir. Bu nedenle haklarında bağlı oldukları Bilirkişilik Bölge Kurulları’na şikayet başvurusu yapılmıştır. Bu gelişmeler üzerine, savunma tarafı olarak mahkemeden geçen celse zaman olmadığı için dinlenilmeyen tanıklarımızın dinlenmesini, Esra’nın engellediği iddia edilen keşfin Danıştay kararı ile hukukiliğini yitirdiğinden, bunun delili olarak Danıştay dosyasının getirtilmesini, davaya müdahil olarak katılan bilirkişilerin olay günü kaç dosyanın keşfine katıldıklarının tespit edilmesini, bilirkişilik mevzuatına aykırı olarak görev kabul eden müdahil bilirkişiler hakkında şikayet başvuruların sonuçlarının beklenmesini talep ettik.
‘ESRA’NIN HAK SAVUNUCULUĞU CEZALANDIRILMAK İSTENİYOR’
Esra’nın mahkum edilmek istendiği davanın arkasında, bir şirketin çıkarı için, zeytinlikler, tarım alanları, konutlar, yaşam alanlarını kapsayan Milas’ın 7 köyündeki 679 parsel taşınmaza hukuka aykırı şekilde el konulma hazırlığı var. Danıştayın yürütmeyi durdurma kararına rağmen, el koyma davalarına devam ediliyor, Şirket tarafından hukuka aykırı şekilde Danıştay’a dava açmayanların taşınmazlarının acele kamulaştırmadan kurtulamayacağı propagandası yapılıyor. Esra Işık, İkizköy – Akbelen bölgesinde madencilik faaliyetleriyle ihlal edilen sağlıklı dengede yaşama hakkını savunmak, bölgedeki ekokırım suçlarının önüne geçmek için mücadele eden, anayasal sorumluluğunu yerine getiren bir yurttaştır, yaşam savunucusudur. Esra’nın hak savunuculuğu cezalandırılmak istenmektedir. Onun savunduğu hak, herkesi ilgilendirmektedir. O yaşamı savunduğu için yargılanıyor, onu savunmak hepimizin sorumluluğu olmalı. Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 1 Haziran Pazartesi saat 10.00’da başlayacak duruşmaya katılım için çağrıda bulunuyoruz.” (ANKA)
İçişleri Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınan son bilgilere göre 29 Mayıs 2026 Cuma günü; Adana’nın kuzey ve doğusu, Osmaniye, Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesi ve zamanla Hatay’ın batısında aralıklı ve yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.
Giresun ve Trabzon çevreleri ile Artvin’in güneyinde yerel kuvvetli; Rize çevreleri ile Artvin’in kuzeyinde yer yer çok kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.
Vatandaşlarımızın sel, su baskını, yıldırım, heyelan, ulaşımda aksamalar, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olmasını; yetkili mercilerin uyarılarını dikkate almalarını önemle hatırlatıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar Kısıklı’daki konutundan çıkarak Ayasofya’ya geldi.
Cuma namazını burada kılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çıkışta gazetecilere açıklamada bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kurban Bayramı’nın üçüncü gününü bitirdiklerini, İstanbul’un fethi hasebiyle Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek “İstanbul’un Fethi’nden Gönüllerin Fethine Bayramlaşma ve Fetih Kutlaması”na katılacağını söyledi.
Alanın tıklım tıklım dolu olduğunu belirten Erdoğan, “Bugün 29 Mayıs Cuma. Tevafuk olarak Ayasofya’da kılma imkanımız oldu. Ayasofya’da da katılım gayet güzeldi, muhteşemdi. Hamdolsun Fatih’ten Ayasofya’ya bugün bir yürüyüş yapıldı ve İstanbullu burada cumayı kıldı. Bu da ayrı bir güzellik.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde olacaklarını dile getirerek, “Akşam İstanbul bir başka güzel olacak ve yıldızlar inşallah bir gösteri yapacak İstanbul’da. Hep birlikte bunu kutlayacağız.” dedi.
Gazetecilerin gayretine de teşekkür eden Erdoğan, lokum dağıttı.
Bir gazetecinin kendisine lokum uzatması üzerine Erdoğan, “Ben yemiyorum, dikkat ediyorum.” dedi.
Lokumun nasıl olduğunu soran Erdoğan, “Çok lezzetli.” yanıtını aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İstanbul Valisi Davut Gül, Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız ve AKP İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir eşlik etti.
CHP, yarın Ankara’da iki ayrı bayramlaşma programına hazırlanıyor. İstinafın kararıyla tedbiren CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, yarın ilk kez CHP Genel Merkezi’ne gelerek vatandaşlarla bayramlaşacak. Saat 14.00’teki program için birçok ilden sosyal medya kanalıyla “Ankara’ya ücretsiz ulaşım” çağrıları paylaşıldı. Kılıçdaroğlu’nun halk buluşması şeklinde gerçekleşecek bayramlaşma programına ilişkin afişlerin basım görüntüleri sosyal medyada yayılırken Kılıçdaroğlu’nun “Gül ki Güller Açsın” şarkısıyla karşılanacağı ifade ediliyor. Karşılama için şarkı seçiminin Özel’in “Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin” şiirinden yaptığı alıntıya yanıt olarak seçildiği belirtiliyor.
Edinilen bilgiye göre, Kılıçdaroğlu Genel Merkez bahçesinde vatandaşlara hitap edecek. Kılıçdaroğlu’nun hitabı için bahçeye bir sahne kurulumu veya otobüs yerleştirilmeyecek, konuşma CHP yazısının yer aldığı merdivenler üstünden yapılacak. Genel Merkez’de, yarınki bayramlaşma programı için hazırlıklar devam ediyor.
ÖZEL DE AYNI SAATTE GÜVENPARK’TA OLACAK
Aynı saatte bir diğer bayramlaşma programı ise CHP Grup Başkanı Özgür Özel tarafından gerçekleştirilecek. Güvenpark’taki CHP Ankara İl Başkanlığı önünde yapılacak olan buluşmada, Özel, otobüs üstünden vatandaşlara hitap edecek. İl Başkanlığı tarafından vatandaşlara yapılan çağrıda, “Bayramın dayanışma ruhunu büyütmek, birlik ve mücadelemizi güçlendirmek için tüm halkımızı bekliyoruz” ifadeleri yer aldı. (ANKA)
Başkent Paris’te düzenlenen organizasyonda Zeynep Sönmez ile Alman Tatjana Maria, ikinci turda Ukraynalı Anhelina Kalinina-Dayana Yastremska çiftiyle karşılaştı.
Milli tenisçi Zeynep, 2-0 geride oldukları ilk sette, topa yetişmek için koştuğu sırada reklam tabelasına takılarak düştü.
Fransa Açık’ta talihsiz kaza: Milli yıldız Zeynep Sönmez maçtan çekildi!
Başkent Paris’te düzenlenen organizasyonda Zeynep Sönmez ile Alman Tatjana Maria, ikinci turda Ukraynalı Anhelina Kalinina-Dayana Yastremska çiftiyle karşılaştı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TV100’de gazeteci Barış Yarkadaş’a açıklamalarda bulundu.
Kılıçdaroğlu, sosyal medyada CHP’liler arasında süren tartışmalara ilişkin, “Herkes şunu bilsin Partimiz en kısa sürede ahlaki kodlarına dönecektir. Özellikle sosyal medyada CHP’liler arasında ayrışma, tartışma yaratmaya çalışan kişiler, hesaplar var. Kimse tartışma görüntüsü vermemeli. Biz bu süreci aşacağız” ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, kamuoyunda tartışılan CHP Parti Meclisi (PM) toplantısının ne zaman yapılacağına ilişkin ise, “Biz PM’nin 1 Haziran’da toplanacağına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadık. Arkadaşlarımızla kendi aramızda fikir yürüttük. Araya tatil girmesiyle birlikte PM üyesi arkadaşlarımızın tebliğ alamayacakları anlaşıldı. Tüm üyelerin tebligat alabilmesi için mesai saatini bekliyoruz. 1 Haziran tarihi gazeteci arkadaşlarımızın kulislere dayanarak aldığı bilgidir” diye konuştu.
Arjantin Milli Futbol Takımı’nın 2026 FIFA Dünya Kupası kadrosu belli oldu.
Arjantin Futbol Federasyonunun açıklamasına göre teknik direktör Lionel Scaloni, 11 Haziran-19 Temmuz tarihlerinde ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğindeki Dünya Kupası’nda mücadele edecek 26 kişilik kadroyu belirledi.
Kadroya dahil edilen Dünya Kupası’nın en çok forma giyen oyuncusu (26) Lionel Messi, kariyerinde 6. kez turnuvada boy gösterecek.
Dünya Kupası J Grubu’nda Cezayir, Avusturya ve Ürdün ile mücadele edecek Arjantin’in kadrosu şöyle:
Ortadoğu denklemini anlamak isteyenler, önce bu denklemin karekökünü görmek zorundadır. Çünkü görünen rakamlar, diplomatik cümleler, protokol masaları, alkışlar ve fotoğraf kareleri çoğu zaman hakikati gizler. Hakikat ise daha derindedir.
Bu denklemin karekökü İsrail’dir.
Amerika, Ortadoğu’dan çekilirken bunu açık bir yenilgi gibi göstermek istemiyor. Bir imparatorluk, çekilirken bile kendisine onurlu bir geri çekiliş sahnesi arar. Fakat bu çekilişin arkasında bırakmak istediği temel düzen bellidir: İsrail’in güvenliğini, meşruiyetini ve bölgesel merkeziliğini garanti altına almak.
İbrahim Anlaşmaları tam da bu nedenle sıradan bir diplomatik normalleşme metni değildir. Bu anlaşmalar, İsrail’i Ortadoğu’da yalnızlıktan çıkarmak, ona yeni güvenlik koridorları açmak ve Müslüman ülkelerin sessiz onayıyla bölgenin karekökü haline getirmek üzere kurgulanmış bir projedir.
Daha açık söyleyelim:
İbrahim Anlaşmaları, İsrail’in Ortadoğu’daki siyasi ve ahlaki sıkışmışlığını kurtarma girişimidir.
Pakistan “bu imza halkı ayağa kaldırır” diyerek geri duruyorsa; Suudi Arabistan bu yükü taşıyamıyorsa; hatta savaşlarla parçalanmış, baskı altındaki Suriye bile bu denkleme kolayca giremiyorsa, Türkiye’nin bu masaya nasıl bakacağı sıradan bir diplomatik tercih değil, tarihî bir imtihandır.
Çünkü Türkiye sıradan bir bölge ülkesi değildir. Türkiye, hem Batı ittifakının içinde hem İslam dünyasının hafızasında duran ağır bir devlettir.
Bu yüzden Türkiye’nin tavrı sadece diplomatik bir tercih değildir; aynı zamanda tarih, hukuk, vicdan ve millet hafızasıyla ilgilidir.
Akşamdan sabaha İsrail’e havlayan bir siyaset, sabah olduğunda İbrahim Anlaşmaları masasına nasıl oturabilir?
Eğer İsrail’e karşı çıkışınız hakikatse, bu anlaşmaya “evet” diyemezsiniz. Eğer bu anlaşmaya “evet” diyorsanız, gece boyunca yaptığınız bütün bağırışlar sadece iç siyasete oynanan ucuz bir tiyatrodur.
Gündüz diplomasi, gece hamaset olmaz.
Ya ilken vardır ya da rolün.
Amerika’nın zayıflığından güçlü ve bağımsız bir siyaset üretmek yerine; kölelik, yancılık, mezhepçilik ve sahte Abdülhamitçilik üzerinden ikbal arayan siyaset aklı, sonunda kendi ülkesini de kayıp riskiyle karşı karşıya bırakır.
Çünkü büyük imparatorluklar çekilirken, onların satrapları ya akıllanır ve milletine döner ya da efendisinin enkazı altında kalır.
Bugün mesele şudur:
Türkiye, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilirken geride bırakmak istediği İsrail merkezli karekök denklemine mi girecek, yoksa kendi tarihî ağırlığıyla yeni ve bağımsız bir denklem mi kuracak?
Karekök ortadayken denklemi bozuyorsan, hukuk ortadayken adaleti çiğniyorsan, halkın vicdanı ortadayken meşruiyet arıyorsan; buna diplomasi değil, devlet aklı hiç değil, düpedüz dalyarakça siyaset denir.
Çünkü gerçekler yalın biçimde ortadayken; matematiği inkâr eden, hukuku eğip büken, tarihî hafızayı yok sayan kaba ve cahil siyaset aklına artık “yanıldı” denmez.
O noktada halkın argosu devreye girer.
Bu artık dalyaraklıktır.
İbrahim Anlaşmaları, barış adı altında İsrail’i bölgenin merkez değişkeni yapma projesidir. Bu projeye dahil olan her ülke, önce kendi halkının vicdanıyla, sonra tarihî hafızasıyla, en sonunda da kendi devlet aklıyla hesaplaşmak zorunda kalacaktır.
Çünkü Ortadoğu’da denklem basittir:
ABD çekiliyor.
İsrail korunmak isteniyor.
Müslüman ülkeler denkleme alınmak isteniyor.
Türkiye ise ya bu karekökün içine hapsedilecek ya da kendi denklemini kuracaktır.
Tarih, bu tercihi unutmaz.
ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etmesini ve ABD ile bölgedeki ortaklarına yönelik tehditlerini engellemek amacıyla İran ordusunun petrol satışlarına yönelik yeni yaptırımları duyurdu.
ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisinin (OFAC), İran’ın askeri petrol satışlarına karşı ek adımlar attığı bildirildi.
Bu satışların, İran’ın silahlı kuvvetlerinin yeniden inşasını finanse etmesine ve ABD ile bölgedeki ortaklarına yönelik tehditlerini sürdürmesine imkan verdiği belirtilen açıklamada, İran ordusunun bir dizi paravan şirket aracılığıyla İran ham petrolünü satarak gelir sağladığı ifade edildi.
Açıklamada, İran Genelkurmay Başkanlığının petrol satış kolu olan Sepehr Energy Jahan firmasının petrol ihracatını gerçekleştirebilmek için büyük ölçüde gölge filo gemilerine ve paravan şirketlere bağımlı olduğu belirtilerek, bu kapsamda çeşitli şirketlerin yaptırım listesine eklendiği bildirildi.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“Hazine Bakanlığı, İran ve ordusunu ABD müttefikleri ile Orta Doğu’daki ortaklarını tehdit etmek için ihtiyaç duyduğu finansal kaynaklardan mahrum bırakmak amacıyla İran’ın petrol satışları üzerindeki baskıyı artırmaya devam edecektir. İran hükümetinin silahlı kuvvetlerini ve askeri yeteneklerini yeniden inşa etmek amacıyla petrol gelirlerini artırmasına izin vermeyeceğiz.”
Mustafa Kemal Atatürk, 107 yıl önce İstanbul’dan bindiği Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmış ve Milli Mücadele ateşini yakmıştı. İşte kurtuluşa giden yol…
ATATÜRK’ÜN SAMSUNA ÇIKIŞI ÖNCESİ OSMANLI
Atatürk Nutuk’un ilk sayfalarında Samsun’a çıkışının öncesinde Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu genel vaziyet ve manzarayı şu sözlerle anlatıyor;
“Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumi’de mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumi’ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler.
Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın riyasetindeki kabine; ikiz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişah’ın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir vaziyete razı.Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…
İtilaf devletleri, mütareke hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap,ı İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askeri kıtaları; Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurları ve özel adamları faaliyette. Nihayet, söze başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919’da İtilaf devletlerinin rızasıyla Yunan ordusu İzmir’e çıkarılıyor.
Bundan başka, memleketin her tarafında, Hıristiyan unsurlar gizli, açık, özel emel ve maksatlarının elde edilmesinin teminine, devletin bir an evvel çökmesine mesai sarf ediyorlar. Daha sonra elde edilen sağlam malumat ve vesikalar ile teyit olundu ki, İstanbUl Rum Patrikhanesi’nde teşekkül eden Mavri Mira heyeti vilayetler dahilinde çeteler teşki ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul.
Yunan Salibi Ahmeri, resmi Muhacirin Komisyonu; Mavri Mira heyetinin mesaisinin kolaylaştırılmasına hizmet etmekte. Mavri Mira heyeti tarafından idare olunan Rum mekteplerinin izci teşkilatları, yirmi yaşını aşmış gençler de dahil olmak üzere her yerde ik mal olunuyor. Enneni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira heyetiyle hemfikir olarak çalışıyor. Enneni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor.Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde teşekkül etmiş ve İstanbul’daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve muvaffakiyetle çalışıyor “
MONDROS ANTLAŞMASI 7. MADDE
(Beş sayfalık Mondros Mütarekesi’nin ilk sahifesi)
(Mütarekenin tarafların imzalarının bulunduğu beşinci ve son sahifesi)
Atatürk‘ün “Mondros Mütarekenamesi maddeleri ve bilhassa bu maddeler arasında yedincisi, beyni yakan ateşten bir zehirdi.” sözleri ile bahsettiği bu tehlikeli madde İtilaf Devletleri’nin güvenliklerinin tehdit altında olduğunu öngördükleri stratejik yerleri işgal etmelerine zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti’ni düşman işgaline açık bir hale getiriyordu.
(Mütarekenin İngilizce ve Türkçe metninin birarada bulunduğu müsvedde sayfalarından biri)
İNGİLİZLER MONDROS ANTLAŞMASININ 7. MADDESİNİ BAHANE EDEREK NOTA VERİYOR
Bir hafta kadar Samsun’da kalan ve 25 Mayıs’tan 12 Haziran’a kadar Havza’da kaldıktan sonra Amasya’ya giden Mustafa Kemal Atatürk bu müddet zarfında bütün memlekette milli teşkilat vücuda getirilmesi gerektiğini bütün kumandanlara ve üst seviyedeki mülki memurlara tebliğ etti.
İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgali ve icra olunan tecavüz ve zulüm hakkında henüz millet aydınlanmamış ve milli varlığa vurulan bu darbeye karşı alenen herhangi bir üzüntü ve şikayet ortaya konulmamıştı.
Mustafa Kemal, milletin bu haksız darbe karşısında sessiz ve hareketsiz kalmasının milletin aleyhinde olacağını düşünerek, milleti ikaz edip harekete geçirmek maksadıyla 28 Mayıs 1919 tarihinde, valilere ve bağımsız mutasarrıfllıklara, Erzurum’da 15. Kolordu, Ankara’da 20. Kolordu ve Diyarbekir’de 13. Kolordu Kumandanlarına, Konya’da Ordu Müfettişliği’ne şu sözlerle seslendi;
“İzmir’in ve maalesef bunu takip eden Manisa ve Aydın’ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha aleni hissettirmiştir. Ülke bütünlüğümüzün muhafazası için, milli tezahüratın daha canlı olarak gösterilmesi ve devam ettirilmesi lazımdır. Milli hayat ve bağımsızlığı yaralayan işgal ve ilhak gibi hadiseler bütün millete kan ağlatmaktadır. Üzüntülerin önü alınamıyar. Hazım ve tahammül edilemez olan bu ahvalin derhal giderilmesini bütün medeni milletlerle büyük devletlerin adalet ve tesirinden sabırsızlıkla beklemek zemininde, önümüzdeki hafta zarfında ve muhtelif vilayetlere göre Pazartesi başlayıp Çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli tezahüratta bulunulması ve bunun bütün bağlı yerlere de yayılması ve bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıali’ye tesirli telgraflar verilmesi ve yabancı olan yerlerde yabancılara da tesir yapılmakla beraber, milli tezahüratta adap ve sükunetin fevkalade korunması ve Hıristiyan halka karşı bir taarruz ve gösteri ve husumet gibi tavırlar alınmaması elzemdir. Zatıalilerinin bu fikirler etrafında hassas ve tesirli bulunmalan dolayısıyla işin iyi idaresinden ve muvaffakiyetten acizlerinde tam bir güven mevcuttur. Neticesinin bildirilmesini rica eylerim.”
Verilen bu talimat üzerine dört bir yanda mitingler yapılmaya başlandı. Her tarafta tezahürat yapılması için yapılan tebligat tarihinden üç gün sonra Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı’nın 31 Mayıs 1919 tarihli tebligatı ile karşı karşıya kaldı.
Sıvas Vali Vekaleti’nden 2 Haziran i 919 tarihli aldığı tebligatta ise “bugün Miralay DömanjI imzasıyla alınan telgrafnamede ‘Aziziye’de İzmir’in
işgali üzerine Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği ve bu ise uygun olmayıp size vaziyeten haber veriyorum ki , bu haller Müttefik askerleri tarafından vilayetinizin işgaline sebep olur’ mealinde bildirimlerde bulunulmaktadır” denilmekte idi
Hakikatte, ne Sivas’ta endişe verici bir hal vardı ve ne de Hıristiyanların katledilmekle tehdit edildiği…
Bölgede oluşan gerilim İngiliz Yüksek Komiserliği ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığı’nı rahatsız etti. Rumlara yapılan sözde saldırıları bahane ederek İstanbul Hükümeti’ne nota verdiler. Durumun kontrol altına alınmasını istediler. Aksi takdirde bölgenin işgal edileceğini bildirdiler.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN SAMSUN’DAKİ RESMİ GÖREVLERİ NELERDİR?
Hükümet, Anadolu’ya göndereceği Atatürk’e şu görevleri verdi:
Bölgede asayişin sağlanması,
Silah ve cephanenin toplanıp koruma altına alınması,
Şuralar varsa ve asker toplanıyorsa bunların derhal engellenmesi,
Şuraların kapatılması.
ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A ÇIKIŞI
16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919‘da Samsun’a çıktı. İngilizlerin denetiminde olan Samsun’da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayısta Havza’ya geçti.
Samsun’a çıkışını Mustafa Kemal, Nutuk’ta şu şekilde anlatmıştır:
“1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve manzara : Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı’na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919’da itilaf Devletleri’nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir’e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı.”
MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE SAMSUN’A ÇIKANLAR
1. Kurmay Albay Kazım Dirik Müfettişlik Kurmay Başkanı 2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı Kurmay Başkanı Yardımcısı 3. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede Birinci şube müdürü 4. Binbaşı Kemal Doğan Müfettişlik Topçu Kumandanı 5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören Ordu Sıhhiye Başkanı 6. Dr. Binbaşı Refik Saydam Sıhhiye Başkan Yardımcısı 7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer Müfettişlik Başyaveri 8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç Müfettişlik ikinci Yaveri 9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev Müfettişlik Emir Subayı 10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı 11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay 12. Yüzbaşı İsmail Hakkı 13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy Karargah komutanı 14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı 15. Birinci Sınıf Katip Faik Aybars Şifre Katibi 16. Dördüncü Sınıf Katip Memduh Şifre Katibi Yardımcısı 17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele 18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Alb. Rafet Bey’in yaveri
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ASKERLİKTEN İSTİFA EDİYOR
İstanbul’un emrettiği gibi Türk direnişçilerini dağıtmayan ve silahlarını toplamayan, aksine halkı direnişe çağırarak silah dağıtan Mustafa Kemal Atatürk İstanbul tarafından geri çağrıldı.
Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasından sonra 23 Haziran 1919’da Dahiliye Nezareti Atatürk’ün azledilmesine karar verdi. Dahiliye Nezareti 26 Haziran 1919’da milli ordu kurmayı yasaklayan bir genelge yayınladı.
Dahiliye Nezareti daha sonra Mustafa Kemal Atatürk’ü padişah adına yeniden geri çağırdı. Atatürk İstanbul’un çağrılarına uymayınca 8 Temmuz 1919’da İstanbul tarafından görevden alındı. Atatürk bunun üzerine askerlikten istifa ederek sine-i millete döndü.
ATATÜRK’ÜN İSTİFA TELGRAFI
“Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için açılan milli savaşmalar uğrunda milletle beraber serbest surette çalışmağa askeri ve resmi sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu gaye-i mukaddese (kutsal amaç) için milletle beraber sonsuza kadar çalışmağa mukaddesatım (kutsal şeylerim) adına söz vermiş olduğum cihetle, pek aşıkı bulunduğum yüce askerlik mesleğine bugün veda ve istifa ettim. Bundan sonra milli ve kutsal gayemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere sine-i millette (milletin bağrında) bir ferd-i mücahit (savaşçı kişi) suretiyle bulunmakta olduğumu tamimen arz ve ilan eylerim.”
ATATÜRK’E ‘KATLİ VACİPTİR’ DİYEREK ÖLÜM FETVASI ÇIKARDILAR
Mustafa Sabri, Sadrazam Damat Ferit’i, Kuvayı Milliye’ye karşı yeterince sert olmamakla eleştiriyordu. Anadolu hareketini bastırmak için “silahın” ve “dinin” kullanılmasını istiyordu. Sonunda bu düşünceleri karşılık buldu. Damat Ferit Hükümeti, 18 Nisan 1920’de Kuvayı Milliye’ye karşı Kuvayı İnzibatiye’yi (Halifelik Ordusu)’nu kurdu ve bir hafta önce de 11 Nisan fetvasını yayımladı. Yani bu ihanet fetvasının fikir babalarından biri Mustafa Sabri’ydi. İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit’in isteği ve Padişah Vahdettin’in onayıyla Atatürk ve silah arkadaşlarının öldürülmelerinin “dinen caiz” olduğunu belirten ihanet fetvası, 11 Nisan 1920’de o zamanki Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımlandı.
İSTANBUL HÜKÜMETİ DURMUYOR: KUVAYİ MİLLİYE’YE KARŞI KUVAYİ İNZİBATİYE
Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul Hükûmeti’nin Kuvâ-yi Milliye’ye karşı kurduğu bu askeri örgüt, Birleşik Krallık’ın Damat Ferit hükûmetine 7 Nisan 1920 tarihinde Hilafet Ordusu’nun kurulması için izin vermesi ile 18 Nisan tarihinde kuruldu.
VAHDETTİN’DEN ATATÜRK VE ARKADAŞLARINA İDAM KARARI
Padişah Vahdettin, Atatürk ve arkadaşları hakkında verilen dört ayrı idam kararını onaylamıştır. İdam kararlarının gerekçesi de karar kadar ihanet içermekteydi. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları “Kuvayi Milliye adı altında ‘fitne ve fesat’ düzenlemek, halktan para ve asker toplamak” gibi gerekçelerden dolayı idama mahkum ediliyorlardı.
SAMSUN’A ÇIKIŞ SONRASI GENELGELER VE KONGRELER
AMASYA GENELGESİ
Havza’daki çalışmalarını tamamladıktan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geçtiler. Milli Mücadele çalışmalarını sürdüren Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy birlikte Amasya Genelgesi’ni hazırladılar. Hazırlanan bildiri, Erzurum’da 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’e sunuldu. O’nun da onayının alınmasından sonra, bildiri, 22 Haziran 1919’da tüm mülki amir ve askeri komutanlara telgrafla Abdurrahman Rahmi Efendi tarafından ulaştırıldı.
Amasya Genelgesi, milli mücadelenin temel gerekçe, amaç ve yöntemini ilk olarak belirtmiş oldu. Amasya Genelgesi’nin yayınlanması İstanbul’da bulunan işgal güçlerinin tepkisini çekmişti. Özellikle İngilizlerin, Mustafa Kemal’i geri getirmek için İstanbul Hükümeti üzerindeki baskıları iyice artmıştı. Mustafa Kemal, İstanbul’a dönmediği için daha sonra görevinden alınacaktır.
O sırada İçişleri Bakanı olan ve Milli Mücadele’ye sıcak bakmayan Ali Kemal Bey, bir genelge yayınlayarak, Mustafa Kemal’in iyi bir asker olduğunu, fakat İngiliz baskısı sonucu görevinden alındığını duyurmuştur.
Amasya Genelgesi’nin içeriği şöyledir:
1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. 2- İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi âdeta yok olmuş göstermektedir. 3- Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. 4- Milletin içinde bulunduğu bu duruma göre harekete geçmek ve haklarını yüksek sesle cihana işittirmek için her türlü tesir ve denetimden uzak milli bir heyetin varlığı zaruridir. 5- Anadolu’nun her bakımdan emniyetli yeri olan Sivas’ta bir kongre toplanacaktır. 6- Bunun için her ilden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olduğu kadar çabuk yetişmek üzere yola çıkarılması gerekmektedir. Bu temsilciler, Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir. 7- Her ihtimale karşı, bu meselenin bir milli sır halinde tutulması ve temsilcilerin, lüzum görülen yerlerde, seyahatlerini kendilerini tanıtmadan yapmaları lazımdır. 8- Doğu illeri için, 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. Bu tarihe kadar diğer illerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse; Erzurum Kongresi’nin üyeleri, Sivas genel kongresine katılmak üzere hareket edecektir.
ERZURUM KONGRESİ
Anadolu’da milli mücadele birliğinin kurulmasının ikinci adımı Erzurum Kongresi ile atıldı. Amasya Genelgesi’nden sonra İstanbul ve askerlikle ilişkisi kesilen Mustafa Kemal’e, başta Kazım Karabekir olmak üzere Anadolu’daki komutan ve mülki amirlerin büyük bir çoğunluğu verdikleri desteği sürdürmeye devam ettiler.
Amasya Genelgesi’nde yer aldığı gibi, Mustafa Kemal bu dönemde milli bir kongre toplayarak, milli mücadele ile ilgili tüm faaliyetleri birleştirmeyi planlıyordu. Kazım Karabekir, milli bir kongreden önce Doğu illeri için bölgesel bir kongre toplanmasının faydalı olacağı görüşündeydi. Mustafa Kemal, bölgesel bir kongreye karşı olmasına rağmen, Kazım Karabekir ve Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin ısrarları karşısında bir kongre toplanmasını ve kongreye katılmayı kabul etti. Kongre, 10 Temmuz’da toplanması kararlaştırılmış olmasına rağmen, 23 Temmuz’da bir okul salonunda 54 delege ile çalışmalarına başladı.
(23 Temmuz 1919 günü Erzurum Kongresinin toplandığı okul)
Mustafa Kemal’in davetli olarak katıldığı bu kongreye asil üye olabilmesi için, Erzurum delegesi Cevat Dursunoğlu istifa ederek, kendi yerine Mustafa Kemal’in seçilmesini sağladı. İlk gün, Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçildi. Milli bir hal alan kongrede, genel değerlendirmeler yapıldı ve doğu illerinin durumu görüşüldü.
Milli mücadelenin temelleri açısından önemli kararlar alındı. Erzurum Kongresi’ne katılanlar, 17 çiftçi ve tüccar, 5 emekli subay, 4 emekli memur, 5 öğretmen, 4 gazeteci, 5 hukukçu, 2 mühendis, 1 doktor, 6 din adamı, 3 eski milletvekili, 1 general ve 1 eski bakan olmak üzere 54 delegeden oluşmuştu.
Alınan Kararlar:
1. Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz. 2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir. 3. Vatanı korumayı ve istiklali elde etmeyi İstanbul Hükümeti sağlayamadığı takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri milli kongrece seçilecektir. Kongre toplanmamışsa, bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır. 4. Kuva-yı Milliyeyi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır. 5. Hıristiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. 6. Manda ve himaye kabul edilemez. 7. Milli Meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır. 8. Milli irade padişahı ve halifeyi kurtaracaktır.
BALIKESİR KONGRELERİ
Balıkesir Kongresi, bölgedeki milli kuvvetlerin sayılarının artması karşısında, bunların bir düzen altına alınması, beslenme ve teçhizatın sağlanması amacıyla düzenlendi. 28 Haziran – 12 Temmuz 1919 günleri arasında Hacım Muhittin Çarıklı başkanlığında toplandı. Balıkesir ve çevresinde Yunanlılar’ı Anadolu’dan çıkarmak için bir direniş hattı oluşturuldu.
26-30 Temmuz arasında, I. Balıkesir Kongresi’nde kurulan Merkez Heyeti, teşkilatı kuvvetlendirmek için Erzurum Kongresi sürerken, ikinci bir kongre topladı. Kongreye katılanlar bütün güçlerini birleştirmeyi, Yunanlılara karşı savaşmak için asker toplamayı ve gereken diğer bütün önlemleri almayı kararlaştırdı.
Kongre, direniş hareketinin meşruiyetini sağlayacak bir dil kullandı. Yöre halkına ve İstanbul’a yumuşak mesajlar göndererek, faaliyetlerinin ittihatçılık ve çetecilikle alakası olmadığını, amaçlarının saltanatın ve hilafetin korunması olduğunu belirtti. Ayrıca, mücadelelerinin Yunan işgalini bertaraf etmekle sınırlı olduğu ve herhangi bir iktidar kaygısına düşmedikleri vurgulandı.
Bu kongre, asker toplamanın yanında, bütün kongrelerde olduğu gibi, padişaha olan bağlılığını da bildirmişti. İşgal devletlerinin temsilcilerine telgraflar çekilmişti.
ALAŞEHİR KONGRESİ
Erzurum Kongresi sürerken, Ege’deki vatanseverler de Balıkesir’de büyük bir kongre toplamıştı. Erzurum Kongresi bittikten sonra, bu vatanseverler Alaşehir’de tekrar bir araya gelip yeni bir kongre topladılar. Bu kongrede, Balıkesir Kongresi ve Erzurum Kongresinin kararları görüşüldü. İki önemli konuda karar alındı.
Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı direnilecek ve ölünceye dek bu direniş sürecekti. Bu amaçla silahlanma ve askere alma gibi her tür işlem yapılacaktı. Gerekirse İtilaf Devletlerinden yardım istenecekti. Kongreye katılanlar, mutlaka gerekli ise bölgelerinin Yunanlılar yerine İtilaf Devletlerince işgalinin daha uygun olacağını saptamışlardı.
SİVAS KONGRESİ
Sivas Kongresi, Amasya Genelgesi ile milli bir kongre olarak öngörülmüştü. Erzurum Kongresi’nden sonra kongre ile ilgili çalışmalar yapılıyordu. Bu arada, Fransızlar Sivas Kongresine karşı bazı önlemler alıyordu. Fransız Binbaşı Brunot, kongrenin toplanması halinde Sivas Valisi Reşit Paşa’ya şehrin işgal edileceğini söylemişti. Hatta, Elazığ Valisi Ali Galip, kongreyi basmakla görevlendirilmişti. Tüm engellemelere rağmen, kongre 4 Eylül 1919’da bugün lise olarak kullanılan binada saat 15:00’de toplandı. (Katılanlar) Mustafa Kemal’in Kongre başkanlığına seçilmesine kimi üyelerden itirazlar geldi. Ancak yapılan seçimde kongre başkanlığına Mustafa Kemal Paşa getirildi. Kongre ilk günlerinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişkisi olup olmadığını tartıştı. Daha sonra manda sorunu gündeme geldi. Sivas Kongresi, ilk milli kongre niteliğinde olduğu için kararlar da bu doğrultuda alınmıştır. Erzurum Kongresinde alınan kararların tümü kabul edilmiştir. Yurtta ayrı ayrı bölgesel olarak çalışan tüm cemiyetlerin birleştirilmesi ve tek yönetim altına alınması sağlandı. Yeni bir Temsil Heyeti oluşturuldu ve bu heyetin başına Mustafa Kemal getirildi.
(Mustafa Kemal Sivas Kongresi günleri)
Sivas Kongresi Kararları
1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz. 2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekün kendisini savunacak ve direnecektir. 3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır. 4. Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak temel esastır. 5. Manda ve himaye kabul olunamaz. 6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir. 7. Aynı gaye ile, milli vicdandan doğan cemiyetler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir. 8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.
AMASYA GÖRÜŞMELERİ ve PROTOKOLÜ
Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin temsilcisi Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Sivas Kongresi Temsil Heyeti adına Başkan Mustafa Kemal Paşa, Rauf (Orbay) ve Bekir Sami (Kunduh) Beyler arasında Amasya’da görüşmeler yapıldı.
Amasya görüşmesi ve imzalanan protokoller, Anadolu’da başlatılan milli mücadelenin İstanbul Hükümeti’nce tanınması bakımından önemlidir. Yapılan toplantılar sonunda, önemli kararlar ve hükümler içeren, üçü açık ve ikisi gizli beş protokol hazırlanıp kabul edildi.
ANKA
Atatürk tarafından kurulan gizli birim, onun havacılık alanındaki planlarını ve projelerini yerine getirmek adına ciddi şekilde uğraş vermiştir. Atatürk’ün “Bana vaad ettiğiniz işler yapılıp bitirildikten sonra imzamın geri kalan kısmını tamamlarım” demesi de bir bakıma bu gizli birimin varlığını kanıtlar niteliktedir.
Seçkin subaylardan kurulan ve havacılık ile alakalı önemli çalışmaların yapıldığı bu birimde subaylar sık sık yabancı uçak pilotları ile de bir araya gelmiş, bu sayede Türk havacıları önemli derecede bilgi ve deneyim kazanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Osmanlıca olarak, askere özel, az sayıda basılmış havacılık ve gelişmelerle alakalı kripto (şifreli) bir mecmuada şunlar yazılıydı:
“İstikbalde tayyareler öyle ileri gidecek ki, devletlerin ve milletlerin her hareketlerini gözetleyecek, dev gece görüşü teknikleriyle, şehirler ve milletler gece dahi gözetlenecek.” Atatürk ve arakadaşları, bu sistemi ANKA olarak adlandırmışlardı.
(1922 yılında yayınlanan bir dergideki ANKA Kuşu)
Resimlerdeki ANKA’lara dikkat edecek olursak, o dönemde hayal edilerek çizilmiş bu ANKA’lar, dönemin süper gücü İngiltere’nin Başkenti Londra’yı aydınlatarak gözetlemektedir. Buckingham Sarayı ve Thames Nehri de çizimlerde yer almaktadır.
HEM CEPHEDE HEM MASADA SAVAŞ
SSCB İLE İLİŞKİLER
Dünya Savaşı sırasında Rusya’da Ekim Devrimi olmuş ve savaştan çekilmişti. Lenin önderliğindeki Bolşevikler, Çarlık Rusya zamanında İtilaf Devletleri arasında yapılan Türkiye aleyhindeki gizli antlaşmaları açıkladılar ve Çarlık Rusya’nın işgal ettiği Türkiye topraklarından çekildiler. Ankara Hükümeti Milli Mücadele boyunca S.S.C.B ile iyi ilişkiler kurarak maddi yardım ve silah, cephane desteği aldı.
FRANSA İLE İLİŞKİLER
İngiltere ve Fransa arasındaki çıkar çatışmalarını iyi değerlendiren Ankara Hükümeti Fransa ile Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile İtilaf Devletleri cephesi bozulmuş, Güney Cephesindeki savaş sona ermiştir. Ankara Antlaşması aynı zamanda Fransa’nın Ankara Hükümeti’ni tanıması anlamına da gelmektedir.
İTALYA İLE İLİŞKİLER
Tıpkı Fransa gibi İtalya’nın da İngiltere ile arasında problemler baş göstermişti. 1. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri tarafından İtalya’ya vaat edilen topraklar Yunanistan tarafından da isteniyordu ve Akdeniz’de İtalya’yı kendine rakip olarak gören İngiltere Yunanistan’ı destekliyordu. Ankara Hükümeti bu durumu da iyi bir şekilde kullanarak İtalya ile ilişkilerini geliştirdi. Sonuç olarak İtalya işgal ettiği topraklardan çekildi.
TÜM YURDA YAYILDI
Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Samsun’a çıkarak yaktığı kurtuluş meşalesi sırasıyla Amasya, Erzurum ve Sivas’ta da yakılarak tüm yurda yayıldı. Milli Mücadele sonunda 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu yıl 103. yaşına giriyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Süper Lig’i şampiyon olarak tamamlayan Galatasaray Futbol Takımı’nın yöneticilerini, teknik heyetini ve futbolcularını kabul etti.
Erdoğan, Galatasaray heyetini Cumhurbaşkanlığı’nın Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde kabul etti.
Erdoğan, sosyal medya hesabından kabule ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Üst üste 4’üncü defa Süper Lig Şampiyonu olarak tarihî bir başarıya imza atan Galatasaray’ın futbolcuları, teknik heyeti ve yöneticileriyle İstanbul’da bir araya geldik. Galatasaray’ın bilhassa Avrupa’da elde ettiği başarılar, milletimizin belleğinde çok müstesna bir konuma sahiptir. Türk sporunun uluslararası arenadaki yüzlerinden biri olmaya devam eden Galatasaray’ın başarılarının devamını diliyorum. Galatasaray taraftarına ve tüm Galatasaray camiasına selamlarımı iletiyorum” ifadesini kullandı.
İyi Parti İstanbul Milletvekili Ersin Beyaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla partisinden istifa ettiğini duyurdu.
Beyaz, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Siyasi atılım yönündeki beklentilerimizle mevcut yaklaşım arasında belirgin bir mesafe oluştuğu, değişen toplumsal ve siyasal ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir vizyon yerine mevcut siyasi anlayışın devam ettirilmesine öncelik verildiği kanaatini halkımız görmektedir. Bu tablo karşısında; temsil ettiğimiz değerlerle mevcut işleyiş arasındaki makasın her geçen gün daha da açıldığını müşahede etmek, siyasi sorumluluğum ile şahsi kanaatim arasında derin bir çelişki doğurmuştur. İnandığımız ilkeler ile fiili gerçeklik arasındaki bu uyumsuzluk, İYİ Parti çatısı altındaki siyasi faaliyetlerimi sürdürmemi imkânsız kılmıştır. Bu çerçevede; İYİ Parti üyeliğimden istifa ettiğimi aziz milletimizin ve kamuoyunun bilgisine saygıyla arz ederim.”
Beyaz’ın istifası ile İyi Parti’nin Meclis’teki vekil sayısı 30’dan 29’a indi.
İran, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasını sürdürmesi halinde Tahran’ın askeri karşılık verebileceğini belirterek, Umman Körfezi’nin “ABD donanmasının mezarlığına dönüşebileceği” uyarısında bulundu.
İran devlet televizyonuna konuşan ve İran’ın dini lideri Ayetullah Mücteba Hamaney’e danışmanlık yapan Muhsin Rızai, Hürmüz Boğazı üzerindeki ablukalar nedeniyle yaşanan krizin ardından Tahran’ın sabrının tükenmekte olduğunu belirtti.
Eski Devrim Muhafızları Komutanı da olan Rızai, “İran’a yönelik deniz ablukası ne kadar uzun sürerse dünya ekonomisine verilecek zarar da o kadar büyük olur. ABD ordusuna kuşatmayı kaldırmasını tavsiye ediyoruz, aksi halde Umman Körfezi onların mezarlığına dönüşür” dedi.
Rızai, Hürmüz’de İran’a yönelik ablukanın “savaş eylemi” anlamına geldiğini belirterek, Tahran’ın askeri yanıt verme hakkı bulunduğunu ifade etti.
TRUMP’TAN İRAN’A TEHDİT
ABD Başkanı Donald Trump ise hafta sonu yaptığı sosyal medya paylaşımında İran üzerindeki baskıyı artırarak “İran için saat işliyor” ifadelerini kullanmıştı. Trump’ın tehdidi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından geldi.
İsrail basınında dün yer alan haberlere göre, Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump, gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde İran’a yönelik savaşın yeniden başlatılması ihtimalini ele aldı.
İran medyası ise Washington’un Tahran’ın son önerilerine “somut tavizler” içermeyen bir yanıt verdiğini belirtti. Yarı resmi Mehr Haber Ajansı, ABD’nin mevcut tutumunu sürdürmesi halinde görüşmelerin “çıkmaza girebileceğini” yazdı.
Trump daha önce de İran’ın taleplerini “tamamen kabul edilemez” olarak nitelendirmiş ve ateşkesin “yoğun bakımda” olduğunu söylemişti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Esmail Bakei ise Tahran’ın önerilerinin “sorumlu” ve “cömert” olduğunu söyledi.
Öte yandan Axios ve CNN’in haberlerine göre Trump, Çin ziyaretinden dönüşünün ardından cumartesi günü Başkan Yardımcısı J. D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, CIA Direktörü John Ratcliffe ve özel temsilci Steve Witkoff ile bir araya gelerek, İran’a yönelik olası yeni askeri seçenekleri değerlendirdi.
Hacı Mehmet Şirikçi Camisi’nde düzenlenen törene şehit polislerin ailesi ve yakınlarının yanı sıra İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan, Tekirdağ Emniyet Müdürü Ahmet Metin Turanlı, milletvekilleri, protokol üyeleri ve vatandaşlar katıldı.
Tekirdağ Müftü Vekili Ahmet Nuri Bayraktutan tarafından öğle vakti kıldırılan cenaze namazının ardından şehitler için dua edildi.
Törende şehit polis memuru Erkan Tütüncüler’in eşi Eda Tütüncüler ile oğlu Ege Tütüncüler’in polis üniforması giymesi duygusal anlar yaşattı.
Eda Tütüncüler, eşinin Türk bayrağına sarılı tabutuna sarılarak, “Sen ölmedin canım eşim, evladımız bana emanet.” diyerek gözyaşı döktü.
Meslektaşları da törende gözyaşlarını tutamadı.
Daha sonra tören mangasının omuzlarında cenaze araçlarına taşınan şehitlerden Emrah Koç’un naaşı memleketi Van’a gönderilmek üzere Çorlu Atatürk Havalimanı’na götürüldü.
Şehit Erkan Tütüncüler’in naaşı ise Çorlu Şehitliği’ne defnedildi.
Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde polis memurları Erkan Tütüncüler ve Emrah Koç, Reşadiye Mahallesi Kumyol Caddesi’ndeki bir iş merkezinde şüpheli Orhan Altan’ın (24) açtığı ateş sonucu şehit olmuştu.
Irak Meclisi’nde, hükümeti kurmakla görevlendirilen Başbakan Ali ez-Zeydi’ye ve çoğu kabine üyesine güvenoyu verildi.
Meclis’te gerçekleştirilen oturumda hükümet programının yanı sıra Başbakan Zeydi ile kabinede yer alacak 14 isim mutlak çoğunlukla güvenoyu aldı.
Parlamentoda yapılan oylama sonucunda Basim Muhammed Hıdır Petrol Bakanı, Muhammed Nuri Ahmet Sanayi Bakanı, Ali Saad Vehib Elektrik Bakanı, Abdülhüseyin Aziz Sağlık Bakanı, Serve Abdülvahid Çevre Bakanı, Abdürrahim Casım Tarım Bakanı, Müsenna Ali Mehdi Su Kaynakları Bakanı, Mustafa Nizar Cuma Ticaret Bakanı, Halid Şevani Adalet Bakanı, Abdülkerim Abtan Eğitim Bakanı, Veheb Selman Muhammed Ulaştırma Bakanı, Fuad Hüseyin Dışişleri Bakanı, Ali Falih Sari Maliye Bakanı ve Mustafa Sened İletişim Bakanı oldu.
Başbakan Zeydi ve güvenoyu alan bakanlar Meclis’te yemin ederek resmen göreve başladı.
Kabinede 23 bakan bulunuyor. Meclis’te yapılan oylama sonucu 14 bakan güvenoyu alırken, kabinenin İçişleri, Planlama, İmar ve İskan, Kültür ve Turizm ile Yüksek Öğretim Bakan adayları ise güven oyu alamadı. Geri kalan Çalışma, Spor ve Gençlik, Göç ve Göçmenler ile Savunma Bakanlığı için aday isimleri ise Meclis’e sunulmadı.
Kabinenin geri kalan bakan adayları için Meclis’te ileri tarihte oturum düzenlenecek.
Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 77’si tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 38’inci gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görüldü.
İmamoğlu’nun da katıldığı duruşmada iş insanı Murat Kapki savunma yaptı. Kapki, şunları söyledi:
“24 Haziran günü öğlen saatinde avukatım geldi. Avukat görüşmesi için içeriye girdim (Eşi) Feyza Hanım’ı adliyeye götürdüklerini söyledi. Tabii orada kan beynime sıçradı. Tam avukat bana bunu söylediği sırada arkamdan kapı açıldı. İnfaz memuru, ‘Çağlayan’a gidiyorsun’ dedi. Olaylar dakikası dakikasına oluyor. ‘Savcı bey seni çağırıyor’ dediler. Tekirdağ’dan Çağlayan’a 2,5 saat içerisinde kafamdan eşim tutuklanır mı; oğlum, kızım, çocuklarım ne olacak, neden eşimi aldılar, onun hiçbir suçu yok diye geçirdim. Kendi kendimi yiyorum. Kardeşimi tutuklamışlar, kayınpederimi almışlar.”
‘SAVCI, ‘DAVET ETTİK’ DEDİ’
Adliyeye geldiğindeki süreci anlatan Kapki, “Beni savcının odasının önüne getirdiler. Yanımda jandarmalar var, 7’nci kata çıktık. ‘Avukatlarım burada mı? Eşim nerede? Avukatlarımı bulup görüşebilir miyiz’ dedim. Kapıda 3-5 dakika bekledikten sonra beni içeri aldılar. Savcı bey sağ olsun ayağa kalktı, elimi sıktı. Direkt, ‘Sayın savcım eşimi de almışsınız’ dedim. Aynen bu şekilde sordum. O da gülerek ‘Almadık canım, davet ettik’ dedi. ‘Allah razı olsun sayın savcım, beterin beteri var demek ki’ dedim. Artık o esnada eşimin tutuklanma ihtimali dışında hiçbir şey düşünemiyordum. Çocuklarımız ne olacak? Eşim tutuklanırsa neler yaşarız? Bunları düşünerek oturduğum yere gömüldüm” ifadelerini kullandı.
‘SAVCI, ‘FEYZA GİTSİN’ DEDİ’
Savci ile görüşmesini anlatan Kapki, “Savcı bey bana açık açık her şeyi anlattı. Ben önceki verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum; baştan söyledim, şu anda da yine söylüyorum. Savcı bey konuşmamda aynen ‘Konuş’ dedi. Ben de ‘Ne konuşayım sayın savcı, bir şey bilmiyorum. Yemin ediyorum bir şey bilmiyorum’ diyorum. Biraz sohbet ettik, bana bir kahve söyledi. Sonra ‘İfade verecek misin’ dedi, ben de ‘Vereceğim’ dedim. Kahveyi bitirdik, yine sohbet ettik. Savcı bey bana daha önce ifade veren kişilerin ifadelerini okudu. Yani hakkımda verilen ifadeleri okuyor ama kimin olduğunu söylemiyordu. Sonra bir ara durdu, telefon açtı. ‘Feyza Hanım tamam, gitsin’ dedi. Aynen böyle. Yemin ediyorum size ‘Feyza gitsin’ dedi” diye konuştu.
‘ASLINDA ETKİN PİŞMANLIK İFADESİ VERMEDİM’
Kapki, 24 Haziran’da verdiği ifadeye dikkati çekerek, “Dosyadaki neredeyse bütün etkin pişmanlık ifadeleri ‘Ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum’ cümlesiyle başlar. Savcı bey bana sordu, ‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musun’ diye. ‘Hayır, etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum’ dedim. ‘Peki’ dedi; ifademizi yazdık, yazdık, yazdık… En sonunda bana dedi ki, ‘İleride sana atfedilen bir suç çıkarsa o zaman etkin pişmanlıktan yararlanmak ister misin’. İstemediğimi söyledim ama ‘Bu ileride senin için iyi bir şey olabilir’ dedi. Ben de avukatıma sordum, ‘Yazabilirsin’ dedi. Oraya o şekilde yazdık. Yani aslında ifadelerime bakarsanız ben etkin pişmanlık ifadesi vermedim” diyerek süreci anlattı.
MAHKEME BAŞKANINDAN “MİTİNG DEĞİL” UYARISI
Savunmasının ardından Kapki’nin hakim sorgusuna geçildi. Mahkeme Başkanı, Kapki’ye “Çıkamayacağınızı anlayınca mı ifadenizi değiştirdiniz” sorusunu yöneltti. Bu sırada Ekrem İmamoğlu araya girerek, soruya itiraz etti. Mahkeme Başkanı, “Ekrem Bey sesinizi yükseltmeyin. Burası miting alanı değil, araya giremezsiniz. Burası mahkeme salonu” dedi. İmamoğlu, “Bu soruyu sormanız gereken ilk kişi Kapki değildi. Birçok etkin pişmanlıkçı konuştu. Bu insanların can ve mal güvenliği size emanet” diye konuştu.
Tartışmalar üzerine Mahkeme Başkanı, duruşmayı bitirdi. Duruşmaya pazartesi günü devam edilecek.
İMAMOĞLU, KAPKİ’NİN EŞİNE SESLENDİ
İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken tutuksuz sanıklar arasında yer alan Kapki’nin eşi Feyza Kapki’ye, “Size ve evlatlarınıza yapılanları duyunca kanım dondu. Evlatlarınızın hakkını savundum” diye seslendi. (ANKA)
ABD Başkanı Donald Trump, Çin’i ziyaretinde Devlet Başkanı Şi Cinping ile ikili ve heyetler arası görüşme için Pekin’de bir araya geldi.
Beyaz Saray’dan görüşmeye ilişkin açıklamada bulunuldu.
Trump, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, İran’la anlaşma ve Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda yardımcı olmaya hazır olduğunu söylediğini bildirdi.
Çin ziyaretini sürdüren ABD Başkanı Trump, Fox News kanalından Sean Hannity’ye verdiği röportajda, Şi ile görüşmesini değerlendirdi.
Trump, Çin Devlet Başkanı Şi’nin, hem İran’la anlaşmanın sağlanması hem de Hürmüz Boğazı’ndaki ticari geçişlerin yeniden başlamasını umduğunu söylediğini aktardı.
ABD Başkanı, “Devlet Başkanı Şi, (İran’la) bir anlaşma yapılmasını istiyor. Kendisi bir teklifte de bulundu, ‘Eğer herhangi bir şekilde yardımcı olabilirsem, yardımcı olmak isterim.’ dedi. Kendisi, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını istiyor, bu kadar çok petrol satın alan herkesin onlarla (İranlılarla) bir tür ilişkisi olduğu açıktır ancak o, herhangi bir şekilde yardımcı olabilirse olmak istediğini belirtti.” ifadelerini kullandı.
‘ÇİN’İN ÇIKARI VAR’
Trump’ın Çin ziyaretinde heyetinde yer alan ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD merkezli CNBC televizyonuna Pekin’den verdiği röportaj, konuyla ilgili sorulan soruya yanıt verdi.
Bessent, “Çin’in Hürmüz Boğazı’nın açılmasında ABD’den daha fazla çıkarı var. Bence perde arkasında çalışarak İran liderliğine söz geçirebilen herkes kadar ellerinden geleni yapacaklar.” dedi.
Trump’ın ziyaretinin hemen öncesinde Güney Kore’de Çin heyetiyle yaptıkları ekonomi ve ticaret müzakerelerine ilişkin Bessent, Çinli muhataplarıyla zirve için somut sonuçlar üretmek üzere çalıştıklarını belirtti.
RUBIO’DAN AÇIKLAMA
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Başkanı Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi’den İran konusunda “hiçbir şey istemediğini” kaydederek, “Çin’in yardımını istemiyoruz. Yardımlarına ihtiyacımız yok.” ifadesini kullandı.
TRUMP’TAN Şİ’YE DAVET
Trump, Pekin’de düzenlenen akşam yemeği etkinliğinde, Şi ile eşi Peng Liyuan’ı 24 Eylül’de Beyaz Saray’a davet etmekten onur duyduğunu ve bunu dört gözle beklediklerini söyledi.
ÇİN’DEN AÇIKLAMA
Çin Dışişleri Bakanlığından, Şi ve Trump’ın başkent Pekin’de yaptığı görüşmenin ayrıntılarına ilişkin açıklama yapıldı.
Açıklamaya göre Devlet Başkanı Şi, Tayvan meselesinin, ABD-Çin ilişkilerinde en önemli konu olduğunu belirterek, Trump’a Tayvan konusunun iyi yönetilmesi halinde ilişkilerin istikrarını koruyacağını, aksi takdirde iki ülke arasında “çatışmalar yaşanabileceğini ve bunun ilişkileri büyük tehlikeye” atacağını söyledi.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplandı. Genel Kurul’da “varlık barışı” ile ilgili düzenlemeler ve İstanbul Finans Merkezi bünyesindeki firmalara vergi avantajları sağlayan, ayrıca SGK’ya borç taksitlerinin 36 aydan 72 aya çıkarılmasını öngören Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşülecek.
Teklifin görüşmelerinden önce partilerin grup önerileri görüşüldü. DEM Parti’nin “Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımının önündeki engellerin belirlenmesi amacıyla” verdiği Meclis araştırma önergesi AKP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla reddedildi.
Öneri üzerine söz alan DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, “Kürt sorununun çözümü yolunda atılacak adımların, onlarca yıldır Kürt halkının karşılaştığı engellerin kaldırılmasını da beraberinde getireceğini” savunarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün Kürt sorununun demokratik çözümünde tarihi bir eşikten geçmekteyiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısı elli yıllık çatışma ortamını sonlandırma fırsatı değil, aynı zamanda bu topraklara ait farklılıkların zenginlik olarak bir arada eşit yaşamın kapısını araladı. Bu süreçte gerekli adımların atılması aynı zamanda onlarca yıldır Kürt’ün önündeki engellerin kaldırılmasını beraberinde getirecektir. Demokratik entegrasyon demek aynı zamanda bu topraklarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diğer dillerin de geleceğini garanti altına almaktır. Bu nedenle tam da içerisinden geçtiğimiz bu sürecin gereği olarak Kürtçenin korunması ve geliştirilmesi demokratik toplum ilkeleri ve kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından hayati önem taşıyor.”
‘TOPLUMSAL BARIŞA KATKI SAĞLAYACAKTIR’ İDDİASI
“Kürtçenin korunması ve geliştirilmesinin, demokratik toplum ilkeleri ile kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından en iyi yerde durduğunu” savunan Varlı, “Bu nedenle komisyonun kurulması aynı zamanda toplumsal barışın güçlenmesine de katkı sağlayacaktır” diye konuştu.
Varlı, yıllardır her alanda dillerin ve kültürlerin eşitliği ilkesini koruduklarını ve hiçbir dilin bir diğerine karşı üstünlüğü bulunmadığını ifade ederek, “Bizler yıllardır sokakta, okulda, fabrikalarda, tam da bu kürsüde dillerin, kültürlerin eşitliğini savunduk. Hiçbir dilin diğerinden üstün olmadığını, hiçbir çocuğun ana dilinden koparılmadığı, dillerin birbirini beslediği demokratik bir cumhuriyeti savunduk, bunu savunmaya da devam edeceğiz” dedi.
CHP’Lİ KONURALP: ANA DİLİ HAK OLARAK GÖRÜYORUZ
CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, CHP’nin “parti programında yer alan ilkelere” dikkati çekerek, “toplumsal sorunların çözüm adresinin eşit yurttaşlık temelinden geçtiğini” ifade etti. Konuralp, şu ifadeleri kullandı:
“Parti programımızda vurgulandığı şekliyle demokratikleşme, toplumsal sorunların eşit yurttaşlık temelinde çözümü için elzemdir diyoruz ve yine, programımızda vurgulandığı üzere, ana dili bir hak olarak görüyor, tüm yurttaşlarımızın ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkının sağlanacağı, kimsenin kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramayacağı ve toplumsal olarak dışlanmayacağı, farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin özgürce var olabileceği bir Türkiye hedefi doğrultusunda mücadele ediyoruz.”
‘ANNELERİMİZİN DİLLERİNİ ÖTEKİLEŞTİRMEDEN KORUMAK BİR ZORUNLULUKTUR’
Bu bağlamda, Türkçe, Kürtçe, Abhazca, Çerkezce, Gürcüce, Lazca, Ermenice, Rumca, Süryanice, Arapça, Boşnakça ve sayamadığım hangi dil varsa, annelerimiz rüyalarını hangi dilde görüyorsa, hangi dilde görmüşse, bizi hangi dilde sevmiş ve hangi dilde azarlamışsa işte o dilin ama daha da önemlisi başka annelerin dillerini de ötekileştirmeden, önemsizleştirmeden, değersizleştirmeden tüm dillerin varlığını sürdürmelerini sağlamak bir zorunluluktur. Çünkü dillerin kaybı yalnızca sosyokültürel, antropolojik bir sorun değildir, daha da ötesinde toplumsal mesafeleri büyüten bir sorundur. Dillerin kaybı aidiyet duygusunu zedeler, ortak yaşam iradesini aşındırır. Ana dil hakkının güvence altında olduğu toplumlarda ise bireyler ülkelerine daha güçlü bağlarla bağlanır, ortak geleceğe daha fazla inanır.”
ÇALIŞKAN: AK PARTİ İKTİDARINA KADAR BARIŞ VE HUZUR İÇERİSİNDE YAŞANIYORDU
Yeni Yol Grubu Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, Türkiye’nin geçmişten bu yana barındırdığı farklı medeniyet ve kültürlerin bir arada yaşama kültürüne değinerek, “Bugün ülkemiz bir mozaik olarak Arap, Kürt, Türk, Laz, Çerkez her medeniyetten, her milletten, her kültürden insanların barış, huzur ve kardeşlik içerisinde yaşadığı bir ülke oldu AK Parti iktidarına kadar” dedi.
Son dönemde izlenen politikalarda toplumsal ayrışma noktalarının ve kimliksel farklılıkların siyasi birer araç olarak kullanıldığını ileri süren Çalışkan, “Ne yazık ki son dönemde bir seküler, dindar, Alevi, Sünni fay hatlarının ısrarla ne yazık ki üzerine gitmeyi belki de bir kazanç gördüler. Elbette seçim dönemlerinde politik manevralarla oy alma uğruna belki bazı şeyler kaşınabilir gibi görünüyor ama bu milletin geleceğini düşünmek zorundayız” diye konuştu.
Çalışkan, siyasetçilerin ve devlet yönetiminin günübirlik çıkarlar yerine ülkenin geleceğini planlaması gerektiğini dile getirerek, “Eğer bu ülkede yapacağınız politikalar bu milletin tarihi bağlarını koruyup gelecekte barış, huzur içerisinde yaşayacağı ortamı planlamadıktan sonra hiçbir anlamı yok” ifadelerini kullandı. (ANKA)
PKK/YPG terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi, Al Monitor’den Amberin Zaman’a açıklamalarda bulundu.
AKP hükümeti ile yürütülen görüşmeler, Şam yönetimiyle entegrasyon sürecine ilişkin açıklamalarda bulunan Abdi, Ankara’ya olası bir ziyaret için “Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Ziyaretin hayata geçmesi halinde Abdullah Öcalan’la bir görüşmenin gündeme gelip gelmeyeceği sorusunu da yanıtlayan Abdi, “Evet, olabilir” dedi. Abdi, “Onunla telefonda konuşmadım. Mektuplar aldık. Sonuncusu Ocak’taki savaştan önceydi. O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır” ifadelerini kullandı.
Abdi’nin “Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı.” sözleri ise dikkat çekti.
İşte sorulan sorular ve Abdi’nin yanıtları…
“Al-Monitor: Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ile 29 Ocak’ta revize edilen entegrasyon ve ateşkes anlaşmasını imzalamanızın üzerinden dört ay geçti. Rojava önemli ölçüde küçüldü, ABD kuvvetleri bölgeden çekildi ve merkezi hükümetle entegrasyon görüşmeleri sürüyor. SDG komutanı olarak bu süreçte ne yaptınız, öncelikli odak noktanız ne? Pek çok kişi bunu merak ediyor.Tarih
Abdi: Öncelikli odak noktamız Şam ile yaptığımız entegrasyon anlaşmasının doğru biçimde hayata geçirilmesidir. Bu çerçevede hem askeri kuvvetlerimizin Suriye ordusuna entegrasyonu hem de özerk yönetime bağlı kurumların entegrasyonu yürütülmektedir. Bu sürecin adil ve hakkaniyetli bir şekilde tamamlanmasını istiyoruz. Süreç boyunca temel önceliğimiz, Kürt bölgemizin kendine özgü niteliklerinin korunması ve gözetilmesidir.
Al-Monitor: Biraz daha ayrıntı verebilir misiniz?
Abdi: Oldukça kapsamlı bir süreç. Farklı dosyaları ele alan ayrı ekiplerimiz var. Örneğin askeri entegrasyonla ilgilenen ekip; Sipan Hemo da bu ekipte yer alıyor. Ayrıca özerk yönetimin diğer birimlerinin entegrasyonuyla ilgilenen meslektaşlarımız var. Asayiş’i örnek verelim: Şam ile, Asayiş’in Kürt çoğunluklu bölgelerde yapısını koruyacağı konusunda mutabık kalındı. Tüm Asayiş yetkilileri ve personeli görevlerini sürdürecek, Suriye devletiyle bütünleşerek devletin bir parçası haline gelecek. Yaklaşık 15.000 kişiden söz ediyoruz. Aslında üzerinde mutabık kaldığımız iki temel ilke var. Özerk yönetimin hiçbir çalışanı işten çıkarılmayacak ya da “diskalifiye” edilmeyecek; herkes görevini sürdürecek ve ücretlerini ilgili bakanlıklardan almaya devam edecek. Yaklaşık 50.000 kişiden söz ediyoruz. İkinci ilke ise şu: Kürt çoğunluklu bölgelerde yerel yönetim, yerel halk tarafından yürütülecek; karma nüfuslu bölgelerde ise yönetim uzlaşı temelinde paylaşılacak. Karma bölgelerden kastım, Arap, Kürt, Hristiyan ve başka toplulukların bir arada yaşadığı Haseke gibi yerler. Kobani’ye bağlı Sirrin ve Şexler adlı iki ilçe Arap çoğunlukludur. Serêkaniyê de böyle. Bu tür bölgelerde Arapların halk iradesine dayalı olarak yönetimde söz sahibi olması gerekiyor. Afrin’in durumu biraz daha hassas çünkü Türk devleti hâlâ orada varlığını sürdürüyor. Ancak Afrin tartışmasız biçimde Kürt bir bölgedir; Afrin çevresindeki Şehba bölgesi de öyle. Halep’teki Şeyh Maksut ise Kürt çoğunlukludur.
Al-Monitor: Suriye hükümeti size çeşitli görevler teklif etti ancak hiçbirini kabul etmediniz. Neden?
Abdi: Dedim ya, önceliğimiz bu entegrasyon çalışmasını tamamlamak. İkinci neden ise Kürt birliğini pekiştirmenin de öncelikli hedeflerimizden biri olması.
Al-Monitor: Kürdistan Ulusal Kongresi (KUK) ile mi kastediyorsunuz?
Abdi: Onlar ve diğer partilerle.
Al-Monitor: Anladığım kadarıyla Haseke’den ulusal seçimlerde Kürtlere ayrılması planlanan dört sandalyeden ikisini KUK’a vermeyi önerdiniz ve KUK kabul etti.
Abdi: Bu konuda uyum sağlamak için çalışıyoruz.
Al-Monitor: Yeni bir siyasi parti kurduğunuz doğru mu?
Abdi: Hayır. Bu talep halktan geliyor ve biz de bu nedenle değerlendiriyoruz. Ancak açıkçası şu an öncelik listemizin en üstünde yer almıyor.
Al-Monitor: Entegrasyona geri dönelim. Hükümet, Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) entegrasyon sürecine dahil edilmesi taleplerini kabul etmiyor. Özerk yönetim tarafından verilen ortaokul ve lise diplomalarının tanınacağı defalarca dile getirildi; ancak hiçbir şey ilerlemiyor. Şam, bu dört ayda somut olarak ne yaptı?
Abdi: Askeri kuvvetlerin entegrasyonu plana uygun ilerliyor. SDG güçlerinden oluşacak ve SDG komutanları tarafından yönetilecek dört askeri tugayın kurulması konusunda mutabık kalmıştık. Bu tugayların oluşturulması ve resmi olarak tanınması aşaması büyük ölçüde tamamlandı. Suriye ordusu bünyesinde yeni isimler aldılar; ancak münhasıran SDG savaşçılarından oluşuyorlar. Örneğin Kobani için kurulan tugay, Kobani’de konuşlandırılmış olup Halep merkezli bir tümene bağlı. Cezire bölgesinde üç tugay daha var: biri Derik’te, biri Haseke’de, biri de Kamışlı’da. Cezire’deki tugayların tamamının koordinasyonu Ciya Kobane’nin sorumluluğunda. Derik’teki tugaya Sasun Derik komuta ediyor, Kamışlı’daki tugayı Lokman Halil yönetiyor. Haseke tugayının komutanı Serdar Afrin, Kobani için kurulan tugayın komutanı ise Mahmut Kobane.
Al-Monitor: SDG hâlâ var mı?
Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar SDG varlığını sürdürecek. SDG feshedilmedi.
Abdi: Güzel soru [güler]. Halkımın arasında kalacağım. Halkımızı örgütlemeye odaklanacağız ve doğal olarak yeni yapılar oluşacak.
Al-Monitor: Eğitim meselesine ne oldu? Şam neden ayak sürüyor?
Abdi: Uygulamanın geciktiği doğru. Ancak artık birkaç gün içinde yürürlüğe girecek nihai bir anlaşmaya vardık. Buna göre bu ve gelecek öğretim yılında özerk yönetimin müfredatı kapsamında eğitim gören ve ortaokul ile lise diploması alacak çocuklarımız, bu diplomalarını Suriye devletinden alacak. Bunun yanı sıra özerk yönetim tarafından o günden bu yana verilen tüm ortaokul ve lise diplomaları Suriye devleti tarafından resmi olarak tanınacak.
Al-Monitor: Gelecek öğretim yılının ardından bölgenizdeki okullar hükümetin ulusal müfredatına mı dönecek?
Abdi: Bu meseleyi tartışmak üzere bizim ve Şam’ın temsilcilerinden oluşan ortak bir komite kuruluyor. En önemli talebimiz, Kürt çoğunluklu bölgelerde eğitimin Kürtçe olması. Ulusal müfredat uygulanacak ve Kürtçeye çevrilecek. Bu komitenin önümüzdeki iki ay içinde hükümete görüşünü bildirmesi bekleniyor.
Al-Monitor: SDG ve özerk yönetim tarafından hükümetin çeşitli pozisyonları için aday gösterilen kişilerden kaçı şimdiye kadar göreve atandı?
Abdi: Bu, Şam’ı eleştirdiğimiz başka bir konu. Birlikte mutabık kalmıştık: insanlarımız hem hükümete hem orduya katılacaktı. Çeşitli bakanlıklar ve müdürlüklerdeki pozisyonlar için 20’den fazla isim önerdik; büyük çoğunluğu özerk yönetimin eski çalışanları. Şimdiye kadar herhangi bir yanıt almadık.
Al-Monitor: Cumhurbaşkanı Şaraa yeni kabinesini açıkladı. Sizden bazı isimlerin bu pozisyonlara gelmesini bekliyor muydunuz?
Abdi: Bu pozisyonlar için bazı isimler ilettik. Şam’ın yalnızca Kürtleri değil, ülkenin farklı bileşenlerini de daha fazla kapsayıcı bir şekilde dahil etmesi gerekiyor.
Al-Monitor: Bütçe meselesi nasıl işliyor? Şam özerk yönetime herhangi bir finansman sağlıyor mu?
Abdi: Suriye ordusuyla entegre edilen askeri kuvvetlerin maaşları hükümet tarafından ödeniyor. Tüm SDG güçlerini Suriye ordusuna entegre etmek için çalışıyoruz; bu konu hâlâ görüşülüyor. Şu an için maaşları özerk yönetim ödüyor.
Al-Monitor: Özerk yönetim gelirlerini nasıl elde ediyor? Deir ez-Zor’daki petrol sahalarının kaybı gelirlerinizi önemli ölçüde azaltmış olmalı.
Abdi: Entegrasyon süreci tamamlanana kadar eski gelir kaynaklarının bir kısmı kullanılabilir olmaya devam edecek. Sınır gelirleri, vergiler ve bir miktar petrol geliri topluyoruz.
Al-Monitor: Rmeilan ve bölgenizdeki diğer petrol sahaları şu an kimin kontrolünde?
Abdi: Anlaşma kapsamında devlet, sahalar üzerinde varlık kurdu. Sahalar önceden bizim şirketimiz olan Cezire şirketi tarafından yönetiliyordu ve bu şirket hâlâ faaliyette. Üretim paylaşımına ilişkin nihai anlaşma için müzakereler sürüyor. Sahalar Suriye devletine aittir.
Al-Monitor: Kontrolünüzdeki bölgelerde şu an kaç hükümet yetkilisi görev yapıyor?
Abdi: Kesin rakamları bilmiyorum ama onlarca yetkili diyelim. Henüz erken dönemde. Güvenlik kuvvetleri açısından ise 29 Ocak anlaşmasında öngörülen sayıda bulunuyorlar. Şimdiye kadar herhangi bir sorun yaşamadık. Bu aşamada kuvvetlerimiz ile Suriye ordusu arasında bir ayrım yapmak doğru olmaz çünkü artık aynı ordunun parçasılar.
Al-Monitor: Kamuoyunun genel algısı şu: başlangıçta siz ve Cumhurbaşkanı Şaraa birbirinizden pek hoşlanmıyordunuz, ancak artık oldukça iyi geçiniyorsunuz.
Abdi: İkimiz de aynı şeyi istiyoruz: entegrasyon sürecinin başarıyla tamamlanması.
Al-Monitor: İkinizin de askeri geçmişten gelmeniz birbirinizi daha iyi anlamanıza yardımcı oluyor mu?
Abdi: Evet. Bu bir etken.
Al-Monitor: Sizi ziyaret edecek mi? Davet ettiniz mi?
Abdi: Onu geçen yıl davet etmiştik. Entegrasyon süreci tamamlandığında daveti yenileyeceğiz.
Al-Monitor: Bu ne zaman olacak?
Abdi: Tarafların ne kadar hızlı hareket ettiğine, anlaşmanın mutabık kalınan şartlar çerçevesinde tam anlamıyla uygulanmasına ne ölçüde bağlı kalındığına bağlı. Bizim tarafımızdan tam bir taahhüt var.
Al-Monitor: Kadın savaşçılar meselesi nasıl çözüme kavuşacak? Suriye ordusunun pek çok birliği cihatçı geçmişten geldiği düşünüldüğünde bu son derece güç görünüyor; saflarında radikal feminist kadın savaşçıların yer alması rahatsızlık yaratabilir.
Abdi: Şam, kadınların aktif muharebe görevi veya orduda başka pozisyonlar üstlenmesi için yasal bir dayanağın bulunmadığını, bu nedenle iç güvenlik kuvvetleri kapsamında İçişleri Bakanlığı bünyesine alınmaları gerektiğini söylüyor. Gerçek şu ki kadın savaşçılarımız ve komutanlarımız, herhangi bir erkek savaşçı ya da komutan kadar, hatta daha fazla cesur, zeki ve yetenekli. Müzakereler sürüyor; ancak mevcut koşullar altında kadın savaşçılarımızın büyük ihtimalle iç güvenlik kuvvetlerinin bir parçası olacağı görünüyor.
Al-Monitor: Bir başka hassas konuya geçelim: Şam ile sürdürülen esir takasları. Hükümet tarafından bölgenizden kaç SDG savaşçısı ve sivil tutuklu bulunuyor?
Abdi: Annelerimiz bu duruma çok üzülüyor ve haklılar. Esir takası çok daha önce başlamalıydı. Hükümet şimdiye kadar toplam yaklaşık 900 kişiyi serbest bıraktı; bizim tarafımız ise toplam 500’ü aşkın kişiyi serbest bıraktı. Şu an hükümet tarafında tutulan yaklaşık 500 kişi var; bunların yarısı SDG savaşçısı, yarısı Kürt sivil. Bu meseleyi bir an önce çözüme kavuşturmayı umuyoruz.
Al-Monitor: Bazı SDG savaşçılarının saflarınıza katılmış Aleviler olduğu söyleniyor.
Abdi: Birkaç yüz kişi var. Biz Kürt olup olmadığına ya da Alevi olup olmadığına bakmıyoruz. Bu insani bir mesele. Bu kişilerin pek çoğu, geçen yılın Mart ayında kıyı bölgelerinde Alevi nüfusa yönelik toplu şiddet olaylarının ardından bölgemize sığındı. Canlarını kurtarmak için kaçıyorlardı; bir kısmı geçimini sağlamak için yönetimde ya da SDG’de iş buldu ve burada kalmaya devam ediyorlar. Hükümet bunu anlıyor. Bu kişilerin serbest bırakılması için SDG savaşçıları olarak çalışıyoruz; etnik ya da dini kimliklerini esas almaksızın. Hepimiz eşitiz: Araplar, Kürtler, Aleviler, Dürzi, Hristiyanlar. SDG’de bu toplulukların hepsinden insanlar var. Bu bizim için ilkesel bir meseledir ve her zaman böyle olmuştur.
Al-Monitor: Ocak çatışmalarındaki resmi kayıp sayısı nedir? SDG’de hâlâ kayıp savaşçılar olduğuna dair söylentiler var ve bu durum kamuoyunda öfkeye yol açıyor.
Abdi: Tüm şehitlerimizin naaşlarını geri getirdik. Toplam rakam 260. Kimsenin kayıp kalmaması için bu dosya üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Bu amaçla Şam ile ortak bir görev gücü oluşturduk. Dosyalarımızda Ocak öncesindeki çatışmalara ait birkaç isim var ve bu kişilerin akıbetini araştırıyoruz. Tüm ailelere sevdikleri hakkında eksiksiz bir yanıt verilene kadar her taşı yerinden oynatmaya kararlıyız.
Al-Monitor: SDG’nin bu kadar hızlı toprak kaybetmesinin nedenlerinden birinin komutanların mevzilerini terk etmesi olduğu iddia ediliyor.
Abdi: Hayır, bu kesinlikle doğru değil. Deir Hafer için Amerikalılar’ın arabuluculuğuyla Şam ile bir ateşkes anlaşması yapılmıştı. Anlaşma kapsamında çekilirken Suriye ordusu şartları ihlal ederek Deir Hafer’e girdi. Bu, çatışmaya yol açtı ve biz kuvvetlerimize savaşmamaları emrini verdik. Ateşkese bağlıydık ve daha fazla can kaybını önlemek istedik. Halkımız savaş istemiyordu. Önce IŞİD gibi vahşi bir örgütle savaştık, ardından yıllarca Türk ordusunun saldırılarına maruz kaldık. İnsanlar savaştan bıktı. Halkımızın çıkarları doğrultusunda hareket ettik. Komutanların yoldaşlarını terk ettiği gibi bir durum söz konusu değil. Ne yazık ki çatışma ortamlarında, özellikle uzaktan bakıldığında, pek çok efsane uydurulur.
Al-Monitor: Ocak ayında, çatışmalar sırasında Rojava’daydım ve halk açıkça çatışma istemiyordu. Ancak şu an size ve diğer komutanlara, hatta Abdullah Öcalan ve PKK’ya yönelik ciddi bir öfke var. Türkiye’nin “Rojava’yı yok etmesi” için ortaklaşa emir aldığınız, teslim olduğunuz söyleniyor. Bir kesim ise Rakka ve Deir ez-Zor’dan çok daha önce ve daha iyi şartlarla çekilmeniz gerektiğini söylüyor. Kısacası ciddi bir eleştiri var. Bunların herhangi biri haklı mı?
Abdi: Hayır, değil. Türk devleti yıllarca provokasyon olmaksızın bize saldırdı. Rakka ve Deir ez-Zor meselesine gelince… Başlangıçta o kadar uzaklara gitmeyi gerçekten düşünmüyorduk. Ancak bize yönelik saldırıların büyük bölümü Rakka, Münbiç ve Deir ez-Zor’dan geliyordu. Ana bölgelerimizi korumak için düşmanı kendi kalelerinde takip etmek askeri bir zorunluluk haline geldi. Üstelik IŞİD yönetimindeki bu bölgelerde yaşayan halkın liberasyon çağrısı da bize ulaşıyordu. Yerel halkla omuz omuza savaşarak, birlikte hayatımızı kaybederek tüm bu bölgeleri özgürleştirdik. ABD öncülüğündeki koalisyon ise havadan destek sağlıyordu. Rakka nihayet kurtarıldığında yerle bir olmuştu; bunu gördünüz. Hem son derece kısıtlı imkânlarla hem de Türkiye’den gelen saldırılarla aynı anda boğuşurken Rakka’yı yeniden ayağa kaldırdık. Koalisyon fonlarının büyük bölümü Rakka ve Deir ez-Zor’a aktarıldı. İnsanlar memnun değilseydi neden Rakka’yı terk edip Esad kontrolündeki bölgelere, hatta Esad’ın devrilmesinin ardından bile bu bölgelere geçmiyorlardı? Tam tersi oluyordu: Hükümet kontrolündeki bölgelerden Araplar bize geliyordu. Bu nedenle “hiçbir şey yapmadık” gibi suçlamalarla karşılaşmak şaşırtıcı. Bu, hatalar yapılmadığı, yanlış politikaların uygulanmadığı anlamına gelmiyor elbette. Ama hiçbir şey göründüğü kadar siyah ya da beyaz değil.
Al-Monitor: İnsanların çekilmenizi sevinçle karşılamasına dair görüntüler ve hapishanelerde tutulan çocuklar?
Abdi: Bunlar münferit vakalar. Dediğim gibi bazı hatalar yapıldı.
Al-Monitor: Peki ya hükümet Rakka ve Deir ez-Zor’u zorla geri almadan önce daha iyi bir anlaşma yapamamış olmanız?
Abdi: Bu eleştiride bir doğruluk payı var. 2025’te Şam ile imzalanan 10 Mart anlaşması bu bölgelerin yeniden entegrasyonunu öngörüyordu. Biz bu bölgelerden çekilmeden önce, demokratik bir Suriye çerçevesinde yerel halkın haklarını güvence altına alan ve tüm bileşenlerin tanınıp adil biçimde temsil edildiği nihai bir anlaşma istiyorduk. Kuzey ve kuzeydoğuyu, parça parça terk edilecek bir toprak değil, bütünlüklü bir bölge olarak tasavvur ediyorduk. Yalnızca Kürt halkının değil, birlikte çalıştığımız, birlikte savaştığımız tüm halkların haklarını neden göz ardı edelim ki; onlara daha fazla borçluyduk. Bunun için çok uğraştık ama maalesef başaramadık.
Al-Monitor: Neden?
Abdi: Her iki tarafın da bu sonuçta payı olduğunu söylerim. Hükümet sürekli oyalıyor, önerilerimizden hiçbirine yanıt vermiyordu. Bizim hatamız ise orta yol aramamaktı. Yeterince esnek davranmadık. Rakka ve Deir ez-Zor gibi Arap çoğunluklu bölgelerin entegrasyonuna çok daha erken başlayabilirdik. Bunun yerine kontrolümüzdeki alanın tamamının bir bütün olarak ele alınmasını talep ettik; bunun nedenlerini zaten anlattım.
Al-Monitor: Bu süreçte Amerikalılar Şam’a yakınlaştı. Sizi desteklemediler.
Abdi: Bu da doğru. Amerikalıların politikası merkezi hükümeti destekler nitelikteydi.
Al-Monitor: Bu sizin için bir şok değil miydi?
Abdi: Bunu beklemiyorduk. Bu savaş başladığında Amerikalılar, merkezi hükümet kuvvetleri ilerledikçe ağırlıklarını koyarak savaşı durdurabilirlerdi. Durum bu kadar kötüye gitmeden önce bir anlaşmaya arabuluculuk etmeleri mümkündü. Çok geç devreye girdiler; ancak hükümet kuvvetleri Kürt çoğunluklu bölgelere yaklaştığında. Savaşı sona erdirmek için o zaman yaptıklarını çok daha önce yapabilirlerdi. Tabii bunları söylerken yönetimin politikasını eleştiriyorum. Rojava’da bizimle birlikte görev yapan Amerikalı komutanlar ve askerler bize her zaman çok destek oldular; onları suçlamamak gerekir. Emirleri doğrultusunda hareket ediyorlardı. Ve elbette varlıklarını özledik. Pek çok değerli, sadık dost edindik; hâlâ iletişimdeyiz. Onların bilgi ve deneyiminden yararlandığımız gibi onlar da bizimkinden yararlandı. ABD’nin askeri varlığı artık yok; bu yeni ortama uyum sağlıyoruz.
Al-Monitor: Suriye için ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile hâlâ iletişimde misiniz?
Abdi: Evet, yaklaşık iki hafta önce telefonla konuştuk. Kendisi ve ekibi, entegrasyon anlaşmasının takibi ve uygulanmasıyla aktif olarak ilgilenmeye devam ediyor.
Al-Monitor: ABD Başkanı Donald Trump son dönemde Kürtler hakkında son derece aşağılayıcı açıklamalar yapıyor; Kürtlerin İranlı protestoculara gönderilmesi amaçlanan silahları kendilerine sakladığını öne sürüyor. Amerika Birleşik Devletleri ile bu kadar yakın çalışmış bir Kürt lider olarak bu açıklamalar sizi nasıl etkiliyor?
Abdi: Yanlış bilgilendirildiğini düşünebilirim. Kuvvetlerimiz hakkında, bizi bir tür paralı asker gibi tanımlayan bazı açıklamalar da yaptı. Hiçbir zaman kimseden para almadık. IŞİD’e karşı mücadele için kullanılan fonlar Pentagon tarafından bu amaçla tahsis edildi; bu mücadeleyi birlikte yürüttük. Sadece kendimizi değil, bu belayı tüm dünyadan uzaklaştırmak için savaştık. O fonlar onlar tarafından kontrol ediliyordu.
Al-Monitor: Pentagon’dan hâlâ fon alıyor musunuz?
Abdi: SDG’ye değil, “Suriye ordusuyla entegre güçlere” fon sağlanması tartışılıyor. Henüz hiçbir şey netleşmedi. Görüşmeler sürüyor.
Al-Monitor: İranlı Kürtlere tavsiyeniz ne olurdu? Amerikalılara güvenmeliler mi?
Abdi: Rojhelat Kürtlerinin meşru talepleri var. Haklarını aramaları en doğal haklarıdır. Bunu diyalog yoluyla mı yoksa silahlı direniş yoluyla mı yapacakları kendilerinin vereceği bir karar. Her iki seçeneğe de saygı duyarız. Ancak Amerikalılar, onların İran rejimini değiştirmeye yönelik silahlı bir girişime katılmaları için gerekli güvenceleri vermedi.
Al-Monitor: Türkiye’ye geçelim. Türkiye’deki barış süreci ile Şam görüşmelerinizin iç içe geçtiği açık. Nusaybin dahil çeşitli mekânlarda Türk yetkililerle gayri resmi görüşmeler yürütüyorsunuz. Türk yetkililerle temaslarınız sürüyor mu? Birkaç hafta önce Şam’daki Türk Büyükelçisi Nuh Yılmaz ile görüştüğünüz basına yansıdı.
Abdi: Basında yer alan haberler doğru değildi. Ancak Türk yetkililerle temaslarımız sürmektedir. Ayrıntılara girmeyeceğim. Bununla birlikte, Türkiye ile yürüteceğimiz her türlü görüşmeye Suriye hükümetinin de dahil olmasının daha verimli olacağına inanıyoruz. Tutumumuz bu yönde.
Al-Monitor: Nusaybin-Kamışlı sınır kapısının yeniden açılması konusunda ilerleme kaydedildi mi?
Abdi: İki hafta önce Şam’daki görüşmelerimde merkezi hükümetle sınırın yeniden açılması konusunda mutabık kaldık. Hatta bir tarih bile belirlendi. Ancak Haseke’deki adliye binasındaki tabelayla ilgili olaylar nedeniyle açılış ertelendi. Krizi yatıştırdık; açılış kısa süre içinde gerçekleşmeli.
Al-Monitor: Türkiye bu konuda ne düşünüyor? Türkiye’nin ortak sınır boyunca ağır silah bulunmasına ilişkin kaygılarını biliyoruz.
Abdi: Türkiye’nin endişelenecek bir şeyi yok. Hep barışçıl ve komşuluk ilişkilerine dayalı ilişkiler istediğimizi söyledik. Üstelik artık Suriye ordusunun bir parçasıyız.
Al-Monitor: Yakın zamanda verdiğiniz bir röportajda Ankara’ya gitmeyi düşünüp düşünmediğiniz sorulduğunda “neden olmasın?” dediniz. Türk hükümetinden resmi bir davet aldınız mı?
Abdi: Bu tür planların hazırlık aşamasında olduğunu söyleyebiliriz.
Al-Monitor: Türkiye ziyaretiniz kesinleşirse Abdullah Öcalan ile de görüşme gündemde olabilir mi?
Abdi: Evet, olabilir.
Al-Monitor: Öcalan ile en son ne zaman konuştunuz?
Abdi: Onunla telefonda konuşmadım.
Al-Monitor: Hiç yazışmadınız mı? Kendisinin size yazılı mesajlar gönderdiği geniş çevrelerde haber oldu.Hantavirüs Gelişmeleri
Al-Monitor: Öcalan’ın Suriyeli Kürtler için bir liderlik figürü olmaya devam ettiğini söyleyebilir miyiz?
Abdi: O, ulusal bir lider figürüdür ve Rojava’da onu bu şekilde gören büyük bir kesim var. Rolü önemini korumaktadır.
Al-Monitor: Bundan sonraki süreçte devriminizin idealleri çıkar ve iktidar hırsının gölgesinde kalma riski yok mu? Irak Kürdistanı’ndaki durum, işlerin nasıl yanlış gidebileceğinin acı bir örneği. Bu hataların Rojava’da tekrarlanmaması için ne yapıyorsunuz?
Abdi: Bu riskler her zaman var oldu ve bu tür senaryoların olasılığı kesinlikle arttı. İşte bu yüzden dedim ki önceliğimiz, bir yandan entegrasyon anlaşmasını başarıyla tamamlamak, öte yandan halkımızı örgütlemek ve kurumlarımızı ile stratejilerimizi yeniden şekillendirmektir. Halkımızı yolsuzluk ve açgözlülüğe karşı bağışıklı kılmanın en iyi yolu devrimci ruhumuzu canlı tutmak ve tüm siyasi yelpazedeki Kürtler olarak birliğimizi pekiştirmektir. Bu şeffaf ve kapsayıcı bir sistem inşa etmek, birlikte omuzladığımız bir sorumluluktur.
Al-Monitor: Hataların yapıldığını kabul ediyorsunuz. Bunu kamuoyu önünde kabul etmek Ortadoğu’da nadir görülen bir şey. Son bir değerlendirme olarak, bu 15 yıla geriye baktığınızda Rojava’daki Kürt halkının elde ettiklerine ilişkin ne söylersiniz?
Abdi: Nereden başladığımızı hatırlamak çok önemli. IŞİD tarafından yok edilmenin eşiğindeydik. Halkımız her yönden kuşatma altındaydı. Irak Kürdistanı’ndaki kardeşlerimizin aksine geri çekilecek yerimiz yoktu. Bir yanda Türkiye, diğer yanda IŞİD. 2014’te Kobani’nin nereye geldiğini hatırlayalım. Nüfusun büyük çoğunluğu zorla yerinden edildi. Yok oluşun eşiğinden döndük. Halkımızın fedakârlıkları sayesinde, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin koridorlarından dünyanın en ücra köşelerine kadar, dünya onların tarihin gördüğü en kötü ve kana susamış örgütlerden birine karşı gösterdiği kahramanca direnişi öğrendi. Bugün Suriye’de —Kürtlerin resmi kimlik belgeleri bile verilmezken, etnik haklardan söz edilemezken— biz Cumhurbaşkanı Şaraa ile bizzat, Kürtler olarak ve Kürtler adına bu hakları masada müzakere ediyoruz. Halkımızın umutları ve hayalleri istediğimiz biçimde gerçekleşmedi, bu doğru. Ancak bu, haklarımız için mücadeleyi bırakacağımız, hikâyenin burada bittiği ve Suriye’nin demokratik geleceğine katkı sunmak için elimizden geleni yapmaktan vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor. Suriye ordusunun genel komutası altında olsa da Kürtlerin kendi topraklarını savunacak kendi kuvvetleri var. Son 15 yılda Kürt çocuklar kendi ana dillerinde eğitim gördü ve bunu sürdüreceklerini güvence altına alacağız. Düşünün; Esad yönetiminde küçük bir çocukken ben bile Kürtçe bir kitap taşıdığım için rejim tarafından hapsedildim. Bugünün Suriyesi, 2011 öncesiyle kıyaslanamaz. Ruhumuz yılmaz. Uzlaşıyı barışçıl yollarla, diyalog aracılığıyla ve onurumuzu, özgün Kürt kimliğimizi hiçbir zaman feda etmeksizin inşa etmek, bizim yolumuzdur. Suriye Kürtleri artık görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir.”
Fener Rum Patriği Bartholomeos, seçilişinin 35. yıl dönümü nedeniyle Atina’da düzenlenen törende açıklamalarda bulundu.
Bartholomeos, “Önümüzdeki aylarda okul kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmaları tamamlanacak. Eylül ayında da açılışı kutlayacağız” dedi.
NE OLMUŞTU?
1844 yılında Ortodoks din görevlisi yetiştirmek iddiasıyla açılan Heybeliada Ruhban Okulu, 1971 yılında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tüm özel yükseköğretim kurumlarının bir devlet üniversitesine bağlanması kararı üzerine kapatılmıştı.
2024 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Patrik Bartholomeos arasında yapılan görüşmelerle okulun yeniden açılmasına ilişkin adımlar atılmıştı.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise Kasım 2025’te yaptığı açıklamada okulun Eylül 2026’da yeniden açılmasının hedeflendiğini duyurmuştu.
Barrack daha sonra yaptığı açıklamada “Bartholomeos, Oval Ofis’i ziyaret ettiğinde, hem Başkan Trump hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan için son derece önemli olan Heybeliada Ruhban Okulu konusunu gündeme getirdi. Bu nedenle, ilerlemeyi takip etmek ve 2026 yılının Eylül ayında okulun olası yeniden açılışına ulaşmak amacıyla tartışmaları kolaylaştırmak, hızlandırmak ve desteklemek için yapabileceğimiz bir şey olup olmadığını görmek istedik” ifadelerini kullanmıştı.
Bölgedeki AA muhabiri, işgal altındaki Doğu Kudüs semalarında önleyici füzelerin ateşlenmesinin ardından şiddetli patlama seslerinin geldiğini aktardı.
Yedioth Ahronot gazetesi, önleyici füzelerin ateşlenmesinin ardından Kudüs’te bazı bölgelere şarapnellerin düştüğünü kaydetti.
İran’ın misillemesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2 haftalık ateşkesi kabul ettiklerini duyurmasından dakikalar sonra geldi.
ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la 2 haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurdu.
ABD Başkanı Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, İran’a tanıdığı sürenin dolmasına saatler kala Pakistan’ın arabuluculuğunda yapılan görüşmelere ilişkin önemli bir duyuru yaptı.
Trump, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in öncülüğünde, iki ülke arasında yürütülen müzakerelerin olumlu sonuç verdiğini belirtti.
ABD Başkanı, Pakistan’ın bu gece olası saldırıların durdurulması ve Hürmüz Boğazı’nın açılmasını kapsayan önerisini kabul ettiğini ifade ederek, “İran’a yönelik bombardıman ve saldırıları iki haftalık süre için askıya almayı kabul ediyorum. Bu, iki taraflı bir ateşkes olacaktır.” ifadelerini kullandı.
İran’daki askeri hedeflerini zaten gerçekleştirdiğini savunan ve İran’la “uzun vadeli” bir barış konusunda anlaşmaya yakın olduklarını belirten Trump, “İran’dan 10 maddelik bir teklif aldık ve bunun müzakere için uygulanabilir bir temel olduğuna inanıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Geçmişte ABD ile İran arasındaki ihtilafların neredeyse tamamının mutabakat ile sonuçlandığını kaydeden Trump, “Bu iki haftalık süre, anlaşmanın son halini almasına ve tamamlanmasına imkan verecektir.” ifadesini kullandı.
Trump ayrıca, Orta Doğu’daki ülkeleri temsilen “uzun vadeli bir sorunun çözülmesinin” kendisi için bir onur olacağını sözlerine ekledi.
İSRAİL DE KABUL ETTİ
Öte yandan AA muhabirinin sorusuna yanıt veren bir Beyaz Saray yetkilisi, İsrail’in de söz konusu anlaşmayı kabul ettiğini belirtti.
İRAN ZAFERİNİ İLAN ETTİ
İran, ateşkes teklifini kabul ettiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Pakistan’da yapılacak müzakerelerin 15 gün içinde sonuçlandırılmasını ve sahadaki zaferin siyasi alanda da tescillenmesini hedefliyoruz” denildi.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada, “İran’ın savaştaki hedeflerine ulaştığı” ifadesine yer verildi.
Açıklamada, “Ülke lideri Mücteba Hamaney ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin onayıyla nihai hale getirilmesi için müzakerelerin İslamabad’da yapılmasına karar verilmiştir. Bu müzakerelerin en fazla 15 gün içinde sonuçlandırılması ve sahadaki zaferin siyasi alanda da tescil edilmesi hedeflenmektedir.” değerlendirmesinde bulunuldu.
İŞTE O 10 MADDE
ABD tarafından sunulan tüm planların reddedildiği belirtilen açıklamada, Tahran yönetiminin sunduğu 10 madde “Hürmüz Boğazı’ndan geçişin, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde kontrollü şekilde yapılması, direniş ekseninin tüm unsurlarına karşı yürütülen savaşın sona erdirilmesi, ABD savaş güçlerinin bölgedeki tüm üs ve konuşlanma noktalarından çekilmesi, Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi garanti altına alacak ve üzerinde mutabakata varılan protokol çerçevesinde İran’ın hakimiyetini sağlayacak bir geçiş düzenlemesinin oluşturulması, İran’a verilen zararların hesaplamalara göre tamamen tazmin edilmesi, tüm birincil ve ikincil yaptırımlar ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının kaldırılması, İran’ın yurt dışındaki tüm bloke edilmiş varlık ve mali kaynaklarının serbest bırakılması ve tüm bu maddelerin bağlayıcı bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanması” şeklinde sıralandı.
Müzakerelerin ABD tarafına “tam bir güvensizlik” içinde, 10 Nisan Cuma günü İslamabad’da başlayacağı vurgulanan açıklamada, görüşmelerin 15 gün içerisinde tamamlanmasının hedeflendiği, tarafların mutabakatıyla bu sürenin uzatılabileceği kaydedildi.
Açıklamada, “Parmağımız tetikte. Düşmandan gelebilecek en küçük bir hataya dahi güçlü şekilde karşılık verilecektir.” ifadeleri kullanıldı.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkes açıklamasının ardından paylaştığı mesajında, “İran’a yönelik saldırılar durdurulursa, güçlü silahlı kuvvetlerimiz savunma operasyonlarını sonlandıracaktır. İki haftalık bir süre boyunca, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik sınırlamalar dikkate alınarak Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanacaktır” dedi.
Arakçi, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir’e, savaşın sona erdirilmesine yönelik çabaları nedeniyle teşekkür etti. Arakçi’nin sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şu şekilde:
“İran İslam Cumhuriyeti adına, bölgedeki savaşı sona erdirmek için yorulmak bilmeden çaba gösteren sevgili kardeşlerim, Pakistan Başbakanı Sayın Şerif ve Mareşal Munir’e şükran ve takdirlerimi sunarım. Başbakan Şerif’in tweet’inde dile getirdiği kardeşçe talebe yanıt olarak ve ABD’nin 15 maddelik önerisine dayalı müzakereler talebini ve ABD Başkanı’nın İran’ın 10 maddelik önerisinin genel çerçevesini müzakerelerin temeli olarak kabul ettiğini duyurmasını dikkate alarak, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına şunu beyan ederim: İran’a yönelik saldırılar durdurulursa, Güçlü Silahlı Kuvvetlerimiz savunma operasyonlarını sonlandıracaktır. İki haftalık bir süre boyunca, İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik sınırlamalar dikkate alınarak Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçiş sağlanacaktır.”
İlişkili Haber
İran’dan ABD ile ateşkes sonrası İsrail’e misilleme
Haberi görüntüle
TRUMP’TAN YENİ MESAJ
Trump, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran’la iki haftalık karşılıklı ateşkesin duyurulmasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.
Dünya barışı için “büyük bir gün” olduğunu belirten Trump, İran’ın bunun gerçekleşmesini istediğini ve “artık bıktığını” savundu.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki trafik yoğunluğunun düzenlenmesine yardımcı olacağını ve pek çok olumlu adım atılacağını kaydeden Trump, şu ifadeleri kullandı:
“Büyük paralar kazanılacak. İran yeniden inşa sürecine başlayabilir. Her türlü malzemeyi yükleyeceğiz ve her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için orada bulunacağız. Her şeyin yolunda gideceğinden eminim. Tıpkı ABD’de yaşadığımız gibi bu, Orta Doğu’nun Altın Çağı olabilir.”
Osmaniye’de etkili olan sağanakta Bülbül Deresi’nin taşması sonucu selde sürüklenen araçtaki 2 kişi hayatını kaybetti.
Kadirli ilçesinde akşam saatlerinde başlayan sağanak nedeniyle ilçe merkezinden geçen Bülbül Deresi taştı.
Taşkın nedeniyle oluşan selde bazı araçlar akıntıya kapıldı, bazıları ise sular altında kaldı.
İhbarlar üzerine bölgeye AFAD, belediye, jandarma, emniyet ve DSİ ekipleri sevk edildi.
Ekipler, araçlarında mahsur kalan vatandaşları kurtarmak için çalışma başlattı.
2 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, ilçeye giderek sağanaktan etkilenen alanlarda incelemede bulundu.
Ekiplerin çalışmalarını takip eden Vali Serdengeçti, gazetecilere, Kadirli ilçesinde Bülbül Deresi’nin saat 20.00’de şiddetli yağışla taştığını ve sular altında kalan yerlerin olduğunu söyledi.
Taşkınla ilgili bilgi veren Serdengeçti, şunları kaydetti:
“Bu lokasyonlardan birinde de belediyemizin Sağlık İşleri Müdürlüğü Birimi ve Öğretmenevi lokasyonunda otoparkın içerisinde 2 vatandaşımız vefat etti. Araç çıkarıldı. Sel, taşkın ihbarıyla birlikte tüm birimlerimiz koordinasyonla AFAD, DSİ, jandarma ve emniyet birimlerimiz, belediyemiz, itfaiyemiz 550 personel ve 150’nin üzerinde makine ekipmanla vatandaşlarımızın öncelikle can güvenliğini sağlamak, sonra maddi tahribatın ortadan kaldırılmasıyla ilgili canhıraş bir çalışma içerisine girildi. Birçok vatandaşımızın tahliyesi gerçekleştirildi. Maalesef bu arada da 2 vatandaşımız sele kapılarak otoparkın içerisinde Belediye Sağlık İşleri Müdürlüğümüzün bahçesinde araç içerisinde vefat etti. Milletimizin başı sağ olsun.”
KİMLİKLERİ TESPİT EDİLDİ
2 kişinin cenazeleri, bulundukları yerden ekiplerin çalışmasıyla çıkarıldı.
Sudan çıkartılan araçta hayatını kaybedenlerin Hüseyin Kul ile Fatih Anbarcıoğlu (69) olduğu tespit edildi.
Cenazeler, yapılan incelemenin ardından Kadirli Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
Öte yandan, ekiplerin taşkından etkilenen alanlarda su tahliye işlemleri ve temizlik çalışmaları devam ediyor.
İran’ın yarı resmi haber ajansı Tesnim’e göre, Hatemül Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Yarbay İbrahim Zülfikari, “Gerçek Vaat 4 operasyonunun 99. dalgasına” ilişkin açıklamada bulundu.
Zülfikari, “İran Silahlı Kuvvetleri, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin altyapısına öyle bir darbe vuracak ki yıllarca bölgenin petrol ve doğal gazdan mahrum kalacak ve bölgeden ayrılmak zorunda kalacaklar.” İfadelerini kullandı.
ABD ve İsrail’in İran altyapısına yönelik saldırılara karşılık verdiklerini belirten Zülfikari, Devrim Muhafızları Ordusu’nun deniz ve hava kuvvetlerinin, ABD’nin bölgedeki çıkarları ve üslerini, İsrail ordusunun komuta ve toplanma merkezlerini balistik füzeler, seyir füzeleri ve insansız hava araçları ile hedef aldığını söyledi.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD Başkanı Donald Trump’a İran’a tanınan süreyi iki hafta uzatması, İran yönetimine ise Hürmüz Boğazı’nı iki hafta süreyle açması çağrısında bulundu.
Şerif, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, ABD ve İran arasında yürütülen müzakerelerin “güçlü şekilde ilerlediğini” bildirdi.
Paylaşımında, Şerif, “Orta Doğu’da devam eden savaşın barışçıl bir şekilde çözümü için diplomatik çabalar istikrarlı, güçlü ve etkili bir şekilde ilerlemekte ve yakın gelecekte somut sonuçlara yol açma potansiyeli taşımakta.” ifadesini kullandı.
Şahbaz Şerif, şunları kaydetti:
“Diplomasinin kendi seyrinde ilerlemesine izin vermek için, Başkan Trump’tan süreyi iki hafta daha uzatmasını içtenlikle rica ediyorum. Pakistan, iyi niyet göstergesi olarak İranlı kardeşlerimizden Hürmüz Boğazı’nı iki hafta süreyle açmalarını samimiyetle rica etmekte.”
Başbakan Şerif, bölgede uzun vadeli barış ve istikrarın sağlanması amacıyla “diplomasinin, savaşı kesin olarak sona erdirmesine” imkan tanınması için “tüm savaşan tarafların” iki hafta boyunca ateşkesi uygulamaları çağrısında bulundu.
TRUMP YANIT VERDİ
Trump, Pakistan’ın ABD’ye “süreyi iki hafta uzat” ve İran’a da “Hürmüz’ü iki haftalığına aç” çağrısına yanıt verdi. ABD Başkanı, “İran İslam Cumhuriyeti’nin Hürmüz Boğazı’nı tamamen, derhal ve güvenli bir şekilde açmayı kabul etmesi şartıyla, İran’a yönelik bombalama ve saldırıları iki haftalık bir süre için askıya almayı kabul ediyorum.” dedi.
İlk yazımda tıp eğitimindeki “mesleki eğitim istismarı”ndan söz etmiş, sağlık sisteminin hem hekimi hem vatandaşı yoran bir düzene dönüştüğünü anlatmaya çalışmıştım. Yazıyı da şu soruyla bitirmiştim: Hastalığınız birilerine emanet ama sağlığınız kime emanet?
Bu kez o soruya daha açık cevap vermek istiyorum ancak genel hatlarıyla değindiğim bir öneri sunarak ülkemiz için yararlı olacağını düşündüğüm bir tartışma konusu açmak istediğimi baştan belirtmem gerekir.
Bugün sağlık sistemindeki birçok düğümün, hukukta zaten bilinen ama sağlık alanında henüz kurucu ilke haline gelmemiş bir ayrımda toplandığını düşünüyorum: vekâlet ile alt vekâlet ayrımında.
Mevcut sistemde hasta ile her hekim arasındaki ilişki ayrı ayrı ve doğrudan kuruluyor. Başınız ağrıdığında bir uzmana gidiyorsunuz, mideniz ağrıdığında başka bir uzmana, cildinizde sorun çıktığında başka bir hekime. Her biriyle yeni ve bağımsız bir ilişki kuruyorsunuz. Yani sistemin zihin dünyasında vekâlet var; ama bu ilişkileri birbirine bağlayan, merkezileştiren ve yöneten bir alt vekâlet sistemi yok.
Sorun tam da burada başlıyor.
Çünkü her hekimle ayrı ayrı ilişki kurduğunuzda, o ilişkilerin toplamından kendiliğinden bir sağlık sistemi doğmuyor. Tersine, ortaya parçalı bir yapı çıkıyor. Her uzman kendi alanından bakıyor, kendi branşının mantığıyla karar veriyor, kendi penceresinden haklı gerekçeler sunuyor. Ama bu parçalar arasındaki bağlantıyı kurmak çoğu zaman vatandaşa kalıyor. Hangi doktora önce gidileceği, hangi tedavinin daha öncelikli olduğu, hangi tetkikin gerçekten gerekli olduğu… Bütün bunları hasta kendi başına çözmek zorunda bırakılıyor.
Yani vatandaş yalnızca hasta olmuyor; aynı zamanda sistemin koordinasyon yükünü de sırtlanıyor.
Oysa sağlığın doğasına uygun olan şey bu değildir. Sağlık hizmeti, rastgele çoğalan doğrudan ilişkilerin toplamı olamaz. Sağlık ancak bütünlüklü biçimde korunabilir. Bunun için de ilk ve asli ilişkinin tek bir hekim üzerinden kurulması gerekir.
Bence düşünmemiz gereken model şudur: Kişi öncelikle bir genel hekimle, pratikte çoğu durumda aile hekimiyle bir vekâlet ilişkisi kurmalıdır. Bu hekim yalnızca hasta olduğunuzda başvurduğunuz biri değildir; sizi tanıyan, yaşam koşullarınızı bilen, sağlık sürecinizi bütün olarak takip eden kişidir. Uzman hekime ihtiyaç duyulduğunda ise hasta sıfırdan, dağınık biçimde yeni ilişkilere savrulmamalıdır. Uzman, bu ana ilişkinin içinde, belirli ve sınırlı bir konuda devreye giren alt vekil olarak konumlanmalıdır.
Böylece uzmanlık değersizleşmez; tam tersine yerli yerine oturur. Kardiyolog da, nörolog da, endokrinolog da kendi alanında derinleşir. Ama birden fazla uzmanın devrede olduğu durumda çelişkileri süzen, kararları bütüncül tabloya göre değerlendiren ve süreci taşıyan merkez genel hekim olur.
Bu değişiklik yalnızca teknik bir organizasyon önerisi değildir. Aynı zamanda halkçı, kamucu ve cumhuriyetçi bir sağlık düzeninin temelidir. Çünkü vatandaşın sağlık hizmeti içinde kendi başına yön bulmak zorunda kaldığı, doğru uzmana ulaşmanın kişisel beceriye ya da maddi güce dönüştüğü bir yapı kamusal değildir. Olsa olsa piyasalaşmış bir hastalık sistemidir.
Bugün doğrudan uzmanlarla kurulan dağınık ilişkiler sağlık hizmetini fiilen bir pazar düzenine yaklaştırıyor. Parası olan daha hızlı hareket ediyor, daha çok uzmana ulaşıyor, daha fazla tetkik yaptırıyor. Parası olmayan ise aynı sistemin içinde yönünü tek başına bulmaya çalışıyor. Böylece sağlık, hak olmaktan uzaklaşıp giderek daha fazla sınıfsal bir avantaj alanına dönüşüyor.
Ama mesele burada bitmiyor. Çünkü halk yalnızca sağlık sisteminin kullanıcısı değildir; aynı zamanda o sistemi taşıyacak hekimlerin çıktığı toplumsal zemindir. Bu yüzden sağlık sistemini konuşurken tıp eğitimini dışarıda bırakmak mümkün değildir.
Bir önceki yazımda söylemeye çalıştığım şey buydu: Tıp eğitimi bugün yalnızca bilgi aktaran bir süreç değil, aynı zamanda bir eleme, yorma ve sınıflandırma düzeni haline gelmiş durumda. Altı yıl boyunca, ileride büyük kısmını hiç kullanmayacağı ansiklopedik bilgiyi ezberlemek zorunda kalan genç bir insanın aynı zamanda çalışarak hayatını sürdürmesi neredeyse imkânsız hale geliyor. Böylece tıp eğitimi fiilen yalnızca maddi desteği olanların daha rahat tamamlayabildiği bir alana dönüşüyor.
Bunun sonucu yalnızca öğrencilerin zorlanması değildir. Halkın kendi içinden hekim çıkarma imkânı da daralır. Yani mesele yalnızca eğitim yükü değil; toplumun sağlık sistemine tıp eğitimi aracılığıyla katılabilme hakkıdır.
Eğer bir ülkede tıp okumak, ancak ailesinin maddi desteği güçlü olanların sürdürebileceği kadar ağır, uzun ve ezbere dayalı hale gelirse, yarının hekimleri giderek daha dar bir toplumsal sınıftan çıkmaya başlar. Bu da sağlık sisteminin kendi sınıfını yeniden üretmesi demektir. Halk sağlık hizmetinin yalnızca muhatabı olur; kurucu unsuru olmaktan çıkar.
Oysa kamucu ve cumhuriyetçi bir düzende olması gereken bunun tam tersidir. Halk, sağlık sistemine yalnızca hasta olarak değil, hekim olarak da girebilmelidir. Tıp eğitimi zeki, çalışkan ve emek veren her gencin erişebileceği bir yol olmalıdır. Bir Cumhuriyet düzeni, kendi hekimlerini yalnızca varlıklı ailelerden değil, doğrudan halkın içinden çıkarabilmelidir.
İşte bu nedenle tıp fakültelerinin amacı da yeniden düşünülmelidir. Eğer sistemin merkezi genel hekim olacaksa, tıp fakültesinin temel amacı da uzmanlığa hazırlanan öğrenci değil, sağlığı yöneten hekim yetiştirmek olmalıdır. Eğitim; ansiklopedik ayrıntılarla öğrenciyi ezmek yerine tanı mantığına, klinik karar vermeye, koruyucu hekimliğe, rasyonel ilaç kullanımına, uzun süreli izleme ve uzman koordinasyonuna dayanmalıdır. Bu eğitimi de esas olarak sahada gerçekten genel hekimlik yapanlar vermelidir. Çünkü uzmanların yan yana gelmesi kendiliğinden genel hekimlik eğitimi üretmez.
Uzmanlık eğitimi ise bundan sonra, ayrı ve ikinci bir aşama olarak örgütlenmelidir. Önce genel hekim yetiştiren bir eğitim kurumu olmalı; sonra isteyenlerin belirli alanlarda derinleştiği uzmanlık kurumları gelmelidir. Çünkü uzmanlık, sistemin başlangıç noktası değil; belirli bir ihtiyacın teknik karşılığıdır.
Burada savunulan şey uzmanlığa karşı çıkmak değildir. Tam tersine, uzmanlığı yerli yerine koymaktır. Uzmanlık, doğru kurulduğunda çok değerlidir. Ama bu değer, sistemin merkezi haline geldiğinde değil; genel hekimliğin koordine ettiği bütüncül yapı içinde çalıştığında ortaya çıkar.
Belki de artık şu gerçeği daha açık söylemenin zamanı gelmiştir: Sorun yalnızca sağlık hizmetinin eksikleri değil, sağlık ilişkisinin ve tıp eğitiminin aynı yanlış mantık üzerine kurulmuş olmasıdır. Biri vatandaşı sistem içinde yalnız bırakıyor, diğeri halkın çocuklarını bu sisteme hekim olarak katılmaktan uzaklaştırıyor.
Oysa bizim ihtiyacımız olan şey şudur: Sağlığın tek tek uzman kapılarında parçalanmadığı, genel hekim tarafından bütünlüklü biçimde yönetildiği; tıp eğitiminin ise halktan kopuk bir eleme düzeni değil, halkın içinden hekim çıkaran erişilebilir bir kamusal yol olduğu bir sistem.
Çünkü sağlık gerçekten kamusal olacaksa, halk o sistemin yalnızca bekleyen hastası değil; aynı zamanda yetişen hekimi de olmalıdır.
Sağlığımız birilerine emanet olabilir. Ama o emaneti kime, nasıl ve hangi toplumsal düzen içinde teslim ettiğimiz; yalnızca hastaneleri değil, Cumhuriyet’in kendisini de ilgilendirir.
Ve artık bunu açıkça söylemek gerekir: Sağlık, ancak genel hekimliği merkeze alan bir alt vekâlet sistemiyle; tıp eğitimi ise ancak halkın çocuklarının erişebileceği kadar sade, işlevsel ve kamusal bir yapıyla yeniden topluma ait olabilir.
Uluslararası medya kuruluşlarının aktardığı haberlerde, özellikle enerji tesisleri ve köprüler çevresinde toplanan binlerce kişinin, olası saldırılara karşı bu alanları korumak amacıyla insan zincirleri oluşturduğu ifade edildi. İranlıların, Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılmasına yönelik çağrısı ve aksi durumda “geri dönüşü mümkün olmayan sonuçlar doğabileceğine” ilişkin tehditlerinin ardından protesto eylemlerini yoğunlaştırdığı kaydedildi.
İran’ın Ahvaz kentinde İran bayrakları taşıyan kalabalıkların bir köprü üzerinde toplandığı görüldü. Fars Eyaleti’ndeki bir enerji santralinde de benzer şekilde grupların bir araya geldiği aktarıldı. Ayrıca Buşehr’de bulunan nükleer enerji santrali çevresinde de geniş katılımlı bir gösteri düzenlendiği bildirildi. Kazerun’da da bir enerji santrali önünde benzer eylemlerin gerçekleştirildiği belirtildi.
Öte yandan ABD merkezli yayın organı Fox News, gösterilere ilişkin görüntüler yayımlayarak, “İran yönetiminin gençleri ve çocukları da bu eylemlere katılmaya teşvik ettiğini ve çocuklardan koruma kalkanı yaptıklarını” iddia etti. Fox news, “söz konusu durumun uluslararası hukuka aykırı olabileceğini” öne sürdü.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’a yönelik hava saldırılarının devam ettiği aktarıldı.
Açıklamada, hedef alınan İran Savunma Bakanlığı’na ait Şiraz’daki tesiste denizaltıları, gemileri, dalgıçları ve su altı füzelerini tespit etmek için kullanılan sonar sistemlerinin üretildiği iddia edildi.
İsrail savaş uçaklarının hava saldırısıyla İran donanmasının denizaltı ve deniz elektronik sistemleri üretim kabiliyetine “önemli ölçüde zarar verildiği” öne sürüldü.
Öte yandan İran’ın Kerec kentine dün yapılan bir başka hava saldırısında ise deniz seyir füzeleri ve hava savunma sistemlerinin üretimi için kullanılan bir başka tesisin de vurulduğu savunuldu.
ABD-İSRAİL’İN İRAN’DAKİ KATLİAMLARI
İsrail ve ABD, Tahran ile Washington yönetimleri arasında müzakereler sürerken 28 Şubat’ta İran’a askeri saldırı başlattı.
İran da İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılarla karşılık verdi.
ABD-İsrail saldırılarında, eski İran lideri Ali Hamaney’in yanı sıra çok sayıda üst düzey yetkili öldü.
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame, Eskişehir 11. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Hazırlanan iddianamede, şüpheli Mehmet Emin Korkmaz’ın emniyette alınan ifadesinde, sosyal medya hesabının çalındığını ve paylaşımı kendisinin yapmadığını belirttiği yer aldı.
Ayrıca iddianamede, Eskişehir Emniyet Müdürlüğüne bağlı Siber Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince M.E.K’nin cep telefonunda yapılan incelemede, paylaşım tarihinde sosyal medya hesabına kendisinin giriş yaptığı, çalındığı iddiasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu belirtildi.
İKİ FARKLI SUÇTAN HAPSİ İSTENDİ
İddianamede tutuklu şüpheli Mehmet Emin Korkmaz’ın, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” ve “hakaret” suçlarından toplamda 2 yıldan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
Mahkemece kabul edilen iddianamede, şüphelinin daha önce “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan Erzurum 3. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandığı, 11 ay 20 gün hapis cezası aldığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın 22 Eylül 2023 tarihinde kesinleştiği bilgisine yer verildi.
İddianamede, denetim süresi içerisinde yeni bir suç işlenmesi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması için ilgili mahkemeye ihbarda bulunulmasının talep edildiği belirtildi.
Şüpheli Mehmet Emin Korkmaz, 8 Şubat’ta Erzurum’da yakalanmış, işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanmıştı.
NE OLMUŞTU?
Eski İYİ Parti üyesi Mehmet Emin Korkmaz, sosyal medya hesabından, Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş’i kıyafeti üzerinden hedef alan paylaşımlarda bulunmuştu. Kamuoyunda tepki geçen paylaşımların ardından Korkmaz hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ve “Hakaret” suçlarından soruşturma başlatılmıştı.
Soruşturma kapsamında tutuklanan Korkmaz, ayrıca İYİ Parti’den de ihraç edilmişti.
İzmir’in Kınık ilçesinde bulunan Polyak Madencilik önündeki eylemde gözaltına alınan Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, uzman Başaran Aksu, genel merkez yöneticisi Volkan Çetin ve Öncü Çetin serbest bırakıldı.
Bağımsız Maden İş Sendikası’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Gözaltına alınan genel başkanımız, yöneticilerimiz ve örgütlenme uzmanımız serbest bırakıldı. 1243 Polyak maden işçisinin haklarını alıncaya kadar mücadelemiz sürecek. Direne direne kazanacağız. Mutlaka kazanacağız.” ifadesine yer verildi.
İzmir’in Kınık ilçesinde bulunan Polyak Madencilik önündeki eylemde gözaltına alınan Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, uzman Başaran Aksu, genel merkez yöneticisi Volkan Çetin ve Öncü Çetin serbest bırakıldıhttps://t.co/v1422nMDQupic.twitter.com/1Pmrbm3Elm
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde(İBB) AK Parti döneminde; 2012-2019 yılları arasında İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından hiçbir ‘Genel Teftiş’ yapılmadığını belgelerle tespit ettiklerini ifade etti.
Yavuzyılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“Yargıdan kaçarsa AKP kaçar İstanbul Büyükşehir Belediyesinde AKP döneminde; 2012-2019 yılları arasında İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından hiçbir ‘Genel Teftiş’ yapılmadığını tespit ettik CHP döneminde ise; 2020-2025 yılları arasındaki İBB’nin tüm iş ve işlemleri mülkiye müfettişleri tarafından ‘Genel Teftişe’ tabi tutuldu. Bunun adı, İBB’de AKP dönemindeki tüm iş ve işlemlerin, ihaleler, tahsisler, bağış adı altındaki tüm işlemlerin denetimden ve yargıdan kaçırılmasıdır!”
İlk uyarı, Avustralya’dan geldi. Avusturalya, Ortadoğu’da güvenlik endişelerinin “artması” nedeniyle İsrail ve Lübnan’daki görevli diplomatların yakınlarına ülkeden ayrılmaları talimatı vererek bu ülkelerdeki vatandaşlarına ticari uçuşlar sürerken ülkeden ayrılmaları çağrısında bulundu.
Bu çağrının ardından Çin de benzer bir açıklama yaparak Ortadoğu’da güvenlik risklerinin artması nedeniyle İsrail’deki vatandaşları için güvenlik uyarısı yayımladı.
ABD’nin İsrail’deki Büyükelçiliği, İran’la artan gerilimin ardından, “oluşan güvenlik riskleri nedeniyle” kritik görevlerde bulunmayan çalışanlar ve ailelerinin ülkeyi terk etmesine izin verdi.
New York Times gazetesi, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, Büyükelçilik personeline gönderdiği e-postada, ülkeyi terk etmek istiyorlarsa “bunu bir an önce yapmaları” konusunda uyarıda bulunduğunu yazdı.
Bu gelişmelerin ardından birçok ülkeden benzer açıklamalar gelmeye başladı.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı, “Bölgesel gerginliğin artma riskleri nedeniyle vatandaşlarımıza İsrail ve Filistin’e zorunlu olmadıkça seyahat etmemelerini tavsiye ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bakanlık ayrıca Tel Aviv’de görev yapan bazı personel ve ailelerinin geçici olarak İsrail içinde başka bir noktaya nakledildiğini açıkladı.
Fransa Dışişleri Bakanlığı da yaptığı açıklamada, bölgesel gelişmeler ve hava sahasının kapanma ihtimali nedeniyle vatandaşlarına İsrail’e seyahat etmemeleri tavsiyesinde bulundu.
Almanya Dışişleri Bakanlığı ise vatandaşlarına İsrail ve Doğu Kudüs’e seyahatten kaçınmaları yönünde uyarı yaparak Tel Aviv’in “resmi olarak hâlâ savaş halinde” olduğunu vurguladı.
Açıklamada, “Gazze Şeridi ve Batı Şeria’ya seyahatten şiddetle kaçınılması tavsiye edilir.” denildi. Gazze veya Batı Şeria’da bulunan Alman vatandaşlarına da mümkünse bölgeden ayrılmaları çağrısı yapıldı.
GÜNEY KORE
Washington ile Tahran arasında artan gerilim nedeniyle birçok ülke İsrail’e olduğu gibi İran’daki vatandaşları için uyarılarda bulundu.
İran’a son günlerde ilk seyahat uyarısı Güney Kore’den geldi. Güney Kore merkezli haber ajansı Yonhap’ın haberine göre, Güney Kore’nin Tahran Büyükelçiliği, ABD’nin Tahran’a olası askeri saldırısı nedeniyle bölgede gerilimin artması üzerine vatandaşlarına “İran’ı terk etmeleri” tavsiyesinde bulundu.
Güney Kore’nin ardından Hindistan Tahran Büyükelçiliği’nden İran geneline yayılan gösteriler ve bölgedeki gerilimin artması nedeniyle Hindistan’dan, vatandaşlarına ticari uçuşlar da dahil olmak üzere, mevcut ulaşım araçlarıyla İran’ı terk etmeleri tavsiyesi geldi.
ÇİN
Çin, dış güvenlik risklerinin artması nedeniyle vatandaşlarına İran’ı ülkeyi terk etmeleri uyarısı yaptı.
İNGİLTERE
İngiltere Dışişleri Bakanlığı, ayrı bir açıklamasında İran’a yönelik seyahat uyarısını sürdürdüğünü ve güvenlik durumu nedeniyle İran’daki diplomatik personelini geçici olarak geri çektiğini bildirdi.
FRANSA
Fransa Dışişleri Bakanlığı da hâlihazırda İran’da bulunan Fransız vatandaşlarına azami dikkat göstermeleri ve bireysel ya da toplu sığınma yerlerini belirlemeleri çağrısı yaptı.
İSVEÇ
İsveç de İran’daki vatandaşlarına ülkeyi acilen terk etmeleri çağrısında bulundu.
İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, ABD merkezli X sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, bakanlığın İran’a seyahat edilmemesi yönündeki tavsiyesine uyulması gerektiğini belirtti.
Stenergard, İran’da bulunan İsveç vatandaşlarına ülkeyi acilen terk etmeleri yönündeki güçlü çağrısını yineleyerek, “İsveçliler fırsat varken İran’ı terk etmeli ve beklememeli. İran’da kalmayı seçenler büyük bir kişisel sorumluluk almış olur. Bu noktada Dışişleri Bakanlığı, İran’dan tahliye konusunda yardımcı olamayacaktır.” ifadelerini kullandı.
İTALYA
İtalya Dışişleri Bakanlığı, İran’daki İtalyan vatandaşlarına bu ülkeyi terk etme çağrısını yineleyip dikkatli olmaları konusunda uyarırken, İsrail’deki vatandaşlarına da ihtiyatlı olmalarını ve teyakkuzda kalmalarını tavsiye etti.
POLONYA
Polonya Dışişleri Bakanlığı ise İran’daki gelişmeler nedeniyle vatandaşlarına Lübnan’ı “derhal” terk etmeleri çağrısında bulundu. Açıklamada, “İran’daki durum nedeniyle Lübnan’ı derhal terk etmenizi tavsiye ediyoruz. Hava yoluyla dönüş zor veya hatta imkânsız olabilir.” ifadelerine yer verildi.
Bunlara ek olarak, Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, bölgede artan gerginlik nedeniyle İran’da bulunan vatandaşlarına ülkeyi terk etmelerini tavsiye etti.
Brezilya, Sırbistan ve Singapur da benzer şekilde seyahat uyarısı yaparak vatandaşlarından İran’ı terk etmeleri çağrısı yaptı.
İstanbul’da, 9 Aralık 2024’te, sabah saat 08.18’de Güngören Merkez Mahallesi’ndeki adrese “intihar” ihbarı yapıldı. Olay yerine giden polis ve sağlık ekipleri, Murat Dilsiz’i (48) başından vurulmuş halde yatağında buldu. Elinde silah, yerde ise bir boş kovan vardı. Olay, ilk aşamada intihar izlenimi verdi.
İKİ AYRI İDDİANAME
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturmanın yönü, cenaze için gidilen Diyarbakır’da değişti. Murat Dilsiz’in o dönem 13 yaşında olan kızı E.D. (16), kuzeni Büşra Dilsiz’e babasını kendisinin vurduğunu itiraf etti. E.D.’nin anlattıkları üzerine savcılığa başvuran kuzenin ihbarıyla soruşturma derinleştirildi. Olayla ilgili anne Eylem Dilsiz ve abla Rojin Dilsiz gözaltına alınırken, savcılık iki ayrı iddianame hazırladı.
İLK İFADESİNDE ‘ŞİDDET UYGULUYORDU’ DEDİ
Habertürk’ten Mustafa Şekeroğlu’nun haberine göre E.D için hazırlanan ilk iddianame, Bakırköy Çocuk Ağır Ceza’ya verildi. İddianamede suça sürüklenen ve olay zamanı 13 yaşında olduğu öğrenilen çocuk E.D.’nin ilk savunmasında babasının uzun süredir kendilerine şiddet uyguladığını, hakaret ve tehditlerde bulunduğunu anlattı.
Olay günü de evde tartışma yaşandığını belirten E.D., daha fazla dayanamayacağını düşünerek kanepenin altındaki silahı eldiven takarak aldığını ve babasına ateş ettiğini söyledi. Parmak izi bırakmamak için eldiven kullandığını, ardından eldivenleri tuvalet penceresinden apartman boşluğuna attığını ifade etti.
‘SESİNİ KİMSE DUYMADI’
Babasını vurduktan sonra annesi ve kardeşlerinin odasına giderek yattığını, silah sesiyle kimsenin uyanmadığını belirten E.D, sabah kardeşleri okula gittikten sonra annesinin babasını gördüğünü, bunun üzerine annesine gerçeği anlattığını dile getirdi. Polis çağrıldığında ise babasını kendisinin vurduğunu söylemediğini belirten E.D., kimsenin kendisini bu eyleme yönlendirmediğini beyan ederek suçlamayı kabul etti.
İKİNCİ İFADE: CİNSEL İSTİSMAR
İddianamede E.D.’nin, 29 Nisan 2025 tarihinde alınan ikinci ifadesi de yer aldı. İkinci ifadesinde ise yaklaşık bir yıldır babası tarafından istismara uğradığını, bunu birine anlatması halinde kardeşleriyle tehdit edildiğini öne sürdü. Evde sürekli şiddet gördüklerini belirten E.D., olay günü yaşananların ardından babasını tek başına öldürdüğünü, kimsenin kendisini azmettirmediğini söyledi.
Olaydan hemen sonra annesinin yanına giderek babasını vurduğunu söylediğini, annesinin önce inanmadığını, gidip baktıktan sonra ağlayarak neden böyle bir şey yaptığını sorduğunu aktardı. Ancak istismara uğradığını o an annesine de söylemediğini, sabah polis geldiğinde ise olayın intihar olarak değerlendirildiğini düşündükleri için sessiz kaldığını ifade etti.
İKİNCİ İDDİANAME
Olayla ilgili soruşturmayı sürdüren savcılık, E.D.’nin, annesi ve ablasının isimlerinin yer aldığı ayrı bir iddianame daha hazırladı. Hazırlanan iddianame Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianamede, olayın nasıl gerçekleştiği ve E.D.’nin kuzenine cinayeti anlatmasının ardından yapılan başvuruya yer verildiği, bu kapsamda anne Eylem Dilsiz’in ifadesinin alındığı belirtildi.
KIZINI YÖNLENDİRMEDİĞİNİ SAVUNDU
Eylem Dilsiz ifadesinde, sabah kızı tarafından uyandırıldığını, eşini başından vurulmuş halde gördüğünü, gece silah sesi duymadığını söyledi. Olayı intihar olarak değerlendirdiğini belirten anne Dilsiz, kızına silah vermediğini ve onu yönlendirmediğini savundu.
ABLANIN İFADESİ
Şüpheli olarak dosyada yer alan abla Rojin Dilsiz ise sabah saatlerinde uyandığını, babasını kanlar içinde gördüğünü, bağırması üzerine kardeşinin polisi aradığını anlattı. Babasının vurulmasıyla ilgili kardeşine herhangi bir yönlendirmede bulunmadığını ifade etti.
ADLI TIP VE KRİMİNAL İNCELEME RAPORU
Maktulün otopsi ve kriminal raporu da iddianameye girdi. Yapılan otopside atışın sağ şakak bölgesinden, yakın mesafeden ve öldürücü nitelikte tek mermiyle gerçekleştiği belirtildi. Kriminal incelemede ise evde bulunan tabancanın gaz tabancasından dönüştürülerek gerçek mermi atar hale getirildiği ve 6136 sayılı yasa kapsamında yasak nitelikli silah olduğu tespit edildi.
CVP Sözcüsü Ayşe Ülkü Ülger, Kahramanmaraş depremlerinin 3. yılında ilişkin açıklaması basın açıklaması yaptı.
Sözcü Ülger, parti genel merkezinde yaptığı açıklamada depremde yitirilen yurttaşları saygıyla andıklarını belirterek şunları söyledi:
“6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin üçüncü yılında, kaybettiğimiz on binlerce yurttaşımızı saygıyla anıyoruz. Bu büyük felaket yalnızca yerin altından gelen bir sarsıntı değil; yıllara yayılan ihmalin, yanlış tercihlerin, çürümüş rant sisteminin ve bilinçli gecikmelerin sonucudur.Enkaz altındaki insanlarımız saatlerce yardım beklerken devletin tüm imkânlarının zamanında ve kararlılıkla sahaya sürülmemesi halkımızın hafızasına acı şekilde kazınmıştır. Askerin kışlalardan geç çıkarılması başta olmak üzere kriz anında alınmayan her karar bu acının bir parçasıdır. Aradan üç yıl geçti. Ne tek bir istifa geldi ne de ihmallerle yüzleşildi.
‘HATAY’DA İHMALLER ZİNCİRİ’
Geçen zamana rağmen gerekli yapısal önlemler hâlâ alınmamış, bilim insanlarının uyarıları görmezden gelinmiştir. Bugün olası bir İstanbul depremi yalnızca bir felaket değil, çok daha ağır bir toplumsal yıkım anlamına gelecektir. Yaşananlardan ders çıkarılmayan her gün, milyonlarca insanın hayatı sorumsuzluğa terk edilmektedir. Hatay’da yaşananlar ise ihmaller zincirinin hâlâ sürdüğünü göstermektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti öncesinde yıkıntıların brandalarla gizlenmesi, bitmemiş inşaatların tamamlanmış gibi gösterilmesi açık bir algı operasyonudur. Aynı süreçte “eviniz hazır” denilerek yapılan konut kuralarında, aynı dairenin birden fazla hak sahibine çıkması ve bir daireye sekiz ortağın düşmesi skandalın boyutunu ortaya koymuştur. Depremzedelere verilen “olur öyle şeyler” yanıtı ise bu ciddiyetsizliğin ve sorumsuzluğun itirafıdır. Gerçeği örtmekle, brandalarla gizlemekle bu milletin vicdanı susturulamaz. Bir diğer acı gerçek ise yüz binlerce yurttaşın hâlâ konteynerlerde yaşam mücadelesi vermesidir. Vatandaşlarımız kışın soğuğunda, yağmurunda ve çamurunda hayata tutunmaya çalışmaktadır. Bu manzara yalnızca bir ihmalin değil bitmeyen bir mağduriyetin açık göstergesidir.
‘EPSTEIN’ ÇAĞRISI
Depreme ilişkin hesap vermesi gerekenler suskunken bugün daha ağır bir tablo karşımızdadır! Yeni Epstein belgelerinin yayımlanmasının ardından depremde kaybolan çocuklara ilişkin ortaya atılan iddialar, Türk milletinin yükselen çığlığı haline gelmiştir. Vatanımızın geleceği olan yavrularımızın Epstein adasına kaçırıldığı iddiaları karşısında saray rejiminin hâlâ elle tutulur tek bir açıklama yapmamış olması kabul edilemez.
‘TARİKAT’ İDDİALARI
Deprem sonrası kimsesiz kaldığı söylenen çocukların akıbeti hâlâ karanlıktadır. Bu çocukların bir kısmının tarikat yapılarına teslim edildiği yönündeki bilgiler son derece ağır bir sorumluluğa işaret etmektedir. Devletin asli görev alanına giren bir konuda çocukların bakanlıklar dışında yapılara bırakılması, paralel bir yapı oluşturulması anlamına gelmesinin yanı sıra anayasal sorumluluk doğurur! Bu sürece izin veren, göz yuman veya ihmali bulunan herkesin en ağır şekilde yargılanmalıdır. Bu mesele siyasetin gündelik hesaplarına sığmaz. Bu mesele devletin namusu, çocuklarımızın hayatı, Türk milletinin vicdanıdır! Yetkilileri derhal açık ve şeffaf biçimde konuşmaya, sorumlular için hukuki adımları atmaya çağırıyoruz. Deprem sürecindeki tüm ihmaller ve kaybolan çocuklara dair iddialar gecikmeksizin aydınlatılmalıdır.
‘SORUMLULULAR YARGI ÖNÜNE ÇIKACAK’
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak açıkça ilan ediyoruz. Bu dosya kapatılamaz, bu iddialar görmezden gelinemez. Depremde yaşanan ihmaller de kaybolan çocuklara ilişkin ortaya atılan vahim iddialar da devlet ciddiyetiyle ele alınmak zorundadır. Susmak, geçiştirmek, gerçekleri perdelemek suçtur. Yetkili olan herkes konuşacak, sorumlu olan herkes hesap verecek. Halkımız enkaz altında kalan evlatlarının da kaybolan çocuklarının da peşini bırakmayacaktır. Adalet sağlanana kadar bu konunun peşini bırakmayacağız. Gerçekler ortaya, sorumlular yargı önüne çıkacak! Büyük Türk milletine saygılarımızla.”
Parti Sözcümüz Ayşe Ülkü Ülger’in Kahramanmaraş depremlerine ilişkin açıklaması:
Konteynerlerde yaşam sürerken Hatay’da gerçekler brandalarla örtülüyor. Kaybolan çocuklara ilişkin Epstein ve tarikat iddiaları ise Türk… pic.twitter.com/XC1oVXpVPz
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) February 6, 2026
Yenimahalle ilçesinde, 2 Şubat’ta muayene istasyonuna aracını götüren polis memuru Melih Okan Keskin (44) ile istasyon çalışanları arasında tartışma çıktı.
Kavgaya dönüşen olayda darbedildiği öne sürülen Keskin, olaydan birkaç saat sonra fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Beyin kanaması teşhisiyle yoğun bakımda tedavi altına alınan Keskin, üç günlük yaşam mücadelesini kaybetti.
Vefat eden polis memuru için Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde tören düzenlendi. Keskin’in cenazesi, törenin ardından toprağa verildi.
Olayla ilgili polis ekiplerince gözaltına alınan 2 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan şüphelilerden 1’i tutuklanırken, diğeri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Keskin’in kesin ölüm nedeni, Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsi raporunun ardından netlik kazanacak.
TÜVTÜRK’TEN AÇIKLAMA
TÜVTÜRK’ten yapılan açıklamada, Ankara İvedik Araç Muayene İstasyonu’nda 2 Şubat’ta yaşanan ve kamuoyuna yansıyan olayla ilgili derin bir üzüntü içerisinde olunduğu belirtildi.
Söz konusu tarihte araç sahibi polis memuru Keskin ile istasyonda görevli Saruhan Atasoy arasında muayene işleminin ardından, otopark alanında yaşanan tartışma sırasında görevli çalışanın kabul edilemez şekilde fiziki müdahalede bulunduğunun tespit edildiği bilgisi verildi.
Şirketin, hiçbir koşulda şiddet içeren davranışlara müsamaha göstermediği belirtilen açıklamada, olayın tespit edilmesini takiben ilgili çalışanın iş akdinin sonlandığı ifade edildi.
Olayın ardından tarafların emniyet birimlerine gittiği ve adli sürecin başlatıldığı aktarılan açıklamada, aynı günün ilerleyen saatlerinde Keskin’in rahatsızlanarak hastaneye başvurduğu, dün ise hayatını kaybettiğinin büyük bir üzüntüyle öğrenildiği belirtildi.
Keskin’in vefat nedeninin kesin olarak belirlenmesine yönelik Adli Tıp Kurumu tarafından yürütülen inceleme sürecinin devam ettiği, konunun adli makamlarca tüm yönleriyle değerlendirildiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Söz konusu eski çalışan Saruhan Atasoy, yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanmış olup hukuki süreç devam etmektedir. Şirketimiz, olayın aydınlatılabilmesi amacıyla ilk andan itibaren kolluk kuvvetleri ve soruşturmayı yürüten savcılık ile tam bir işbirliği içerisinde hareket etmektedir. Sürecin hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve sorumluluk ilkeleri doğrultusunda yürütülmesine yönelik hassasiyetimiz kararlılıkla sürmektedir. Bu elim olay nedeniyle hayatını kaybeden merhum Polis Memuru Melih Okan Keskin’e Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyoruz. Yaşanan acıyı yürekten paylaşıyor, kamuoyunu adli sürecin sonuçları doğrultusunda bilgilendirmeye devam edeceğimizi saygıyla bildiriyoruz.”
Netanyahu, ABD’de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı kurduğu iddiasıyla yargılandığı sırada hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein’in İsrail için çalışmadığını savundu.
Netanyahu, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Epstein arasındaki ilişkiyi ileri sürdü.
Epstein ile Barak arasındaki “alışılmadık derecede yakın ilişkinin” Epstein’in İsrail için çalıştığı anlamına gelmeyeceğini savunan Netanyahu, eski Başbakan Barak’ın 20 yıl önceki seçim yenilgisinin etkisinde kalarak yıllardır “İsrail demokrasisini baltalamak için çalıştığını” iddia etti.
Netanyahu, Barak’ı İsrail hükümetini baltalamak için faaliyetlerde bulunmakla da suçladı.
EPSTEIN’E YÖNELİK İSRAİL İDDİALARI
Epstein’in İsrail için çalıştığı ve ölmediği yönündeki iddialar son günlerde kamuoyunda yer alıyor.
Bu iddialara Epstein’in YouTube ve Fortnite isimli oyundaki kullanıcı adı “littlestjeff1” gerekçe gösteriliyor.
Kamuoyuyla paylaşılan dosyalarda yer alan ve Epstein’in sık sık oyun içi satın alımlar yaptığını gösteren belgelerde “Fortnite Tracker” adlı sitede “littlestjeff1” adıyla kullanılan hesabın, oyunun 3 Aralık 2023’te başlayan ve 8 Mart 2024’e kadar süren bölümüne yükseldiği öne sürülüyor.
İddialar, Epstein’in Fortnite hesabının, ölümünden 4 yıl sonra İsrail’den aktif kullanıldığına işaret ediyor.
İlişkili Haber
Eski İsrail Başbakanı, Trump’ı ikna etmesi için Epstein’den yardım istemiş: ‘Sarışın bir kadını göndermeye hazırlar’
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
ABD’li gazeteci: Epstein’ın İsrail için çalıştığını başkentte herkes biliyordu
Haberi görüntüle
EPSTEIN OLAYI
En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019’da ölü bulunmuştu.
Açıklanan Epstein dava dosyalarında, Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan “müşteri listesi”nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein’ın ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.
İlişkili Haber
Epstein skandalında Clinton ekibine uzanan yazışmalar
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
Epstein belgelerinden çıktı… Mossad’a 400 milyon sterlinlik şantaj: ‘Her şeyi ifşa ederim’
Veryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... 📌Kitaplarımızı satın almak için:https://pankusyayinlari.com/📌Yeni Deniz Mecmuası dergimize abone olmak için...
Alınan bilgiye göre A.Y, MHP Karapürçek İlçe Başkanı Mustafa Hıraç’ın İnönü Mahallesi Osmanlı Caddesi’ndeki iş yerine gitti. A.Y. burada henüz bilinmeyen nedenle silahla Hıraç’a ateş etti.
Daha sonra Cumhuriyet Mahallesi Şehit Selim Gedik Caddesi’ndeki evine giden A.Y, silahla eşi S.Y’yi yaraladı.
Haber verilmesi üzerine eve ve iş yerine, polis ile sağlık ekipleri sevk edildi.
Sağlık görevlilerince yapılan kontrolde, Hıraç’ın ve S.Y’nin hayatını kaybettiği belirlendi.
Önceki bir yazımda dünyanın “post-truth” (hakikat-ötesi) denen bulanık bir çağdan, “post-post-truth” diyebileceğimiz daha üst bir evreye doğru sürüklendiğini yazmıştım. Hem iç hem de dış gündemde öylesine absürt gelişmeler öylesine hızlı ve üst üste yaşanıyor ki artık neyin gerçek, neyin dikkat dağıtma olduğunu ayırt edemiyoruz.
Şu son dönemde değişmeyen tek şey, maruz kaldığımız absürtlük seviyesinin istikrarlı biçimde artması olabilir. Zira akıl almaz olan, özellikle geçiş ve kriz dönemlerinde zihinleri meşgul etmenin en pratik yoludur. “Bu kadar da olmaz” dediğimiz başlıklar çoğu zaman esas düzleminden koparılır; yoğun insani duygulara, histerik reflekslere bağlanır. Bir süre sonra meseleleri ve sonuçlarını tartışmak yerine anlık tepkiler üretmeye başlarız. Anormal görülen giderek normalleşir; akıl almaz olan ise rutinleşir ve geçiştirilir.
İşte dünya elitlerinin karanlık yüzü; bu akıl almaz iddialar ve mide bulandırıcı ayrıntılar, Epstein dosyalarıyla ortalığa bir irin gibi saçıldı. Milyonlarca sayfa belge, ifşaatlar ve yeni soruşturmalar adeta gözümüzün içine sokuldu. Illuminati’den Rockefeller’a, Üçlü Komisyon’dan istihbarat servislerinin karanlık dehlizlerine kadar; ben de dâhil olmak üzere pek çoğumuzun yıllarca “komplo teorisi, o kadar da değildir” diyerek ciddiye almadığı başlıklar dahi belgelerle açığa çıkarıldı.
Her adımı hesaplanmış bu küresel düzende, böylesine büyük bir irinin bu kadar “açık ve seçik” biçimde, üstelik gözümüze sokulurcasına ortaya dökülmesinin elbette bir sebebi olmalı. Küresel sistemin “kaza” yapacağına, birilerinin kontrolü kaybedip bu devasa lağımı “yanlışlıkla” patlattığına inanacak kadar saf değiliz.
Denilebilir ki hâkim güçler ve uluslararası sermaye, kendi içindeki yöntem ve aktörleri revize ediyordur; belki eski kadroların tasfiyesiyle, hâlihazırda kirlenen yüklerden kurtulup “yeni yüzlerle” kendini güncellemek istiyordur. Fakat bu çıkarımların hiçbiri şu aşamada hüküm üretecek düzeyde değil.
Elbette sağlıklı bir hüküm için çok daha fazla veriye ihtiyaç var. Ama her sarsıcı gelişmede olduğu gibi burada da histeriyi ve aşırıya kaçan anlık reaksiyonları bırakıp soğukkanlı yaklaşmakta fayda var. İlerleyen süreçte konuyu değerlendirirken şu soruları da sormak gerekecek:
Bu dosyalar hangi anda, hangi amaçla ve hangi siyasi-psikolojik sonuçları üretecek şekilde dolaşıma sokuldu?
Bu sonuçlar kime, ne ölçüde fayda ve zarar sağladı?
En önemlisi: Biz bu iğrençliğe dehşet içinde bakarken, gözümüzden kaçırmamız istenen başka neler var?
Şu aşamaya bakarak, özellikle ülkemizi ilgilendiren birkaç detay üzerinden resmin geneline dair bir değerlendirme yapmaya çalışalım.
Bilindiği gibi Jeffrey Epstein dosyalarında, Rixos Otelleri’nin sahibi Fettah Tamince’nin adının geçtiği e-postalar ortaya çıktı. 2017 tarihli bir yazışma trafiğinde, Dubaili iş insanı Sultan Ahmed bin Sulayem’in Tamince’den, Epstein’in özel spasında çalışan iki kadının Türkiye’de eğitim almasını talep ettiği görülüyor.
Öncesinde “FETÖ Borsası” üzerinden örgütten aklandığı iddialarıyla da gündeme gelen Tamince, bu kez Epstein dosyalarının içinden çıkıyor. Geçmişte FETÖ iltisakı olduğunu kendisi de itiraf eden; fakat darbeden önce bu yapıdan uzaklaştığını söyleyen Tamince, yine hakkındaki iddiaları şiddetle reddediyor.
Tabii ülkede “adalet” sözü bile iktidar hattının dışında kalan sadakatsizler için bir anlam ifade etmiyorken… “FETÖ Borsası” gibi bir meselenin bile üzerine gidilememişken… Yüzü kızarması gerekenlerin pişkince omuz silkmesi de şaşırtmıyor.
Neyse… Tamince’nin verdiği cevapta bazı kısımlar özellikle dikkatimi çekti:
“Sultan Ahmed bin Sulayem bizim arkadaşımız, dünya çapında bir şahsiyet… Biz talep Sulayem’den geldi diye dikkate alıyoruz açıkçası. Gerisine bakmıyoruz… Sorgulama yapmaz, çünkü Sulayem bizim çok itibar ettiğimiz bir şahsiyet.”
Peki, Tamince’nin arkadaşı ve “sorgulamaya gerek duymayacak kadar”itibar ettiği bu Sulayem kim? Epstein dosyalarında geçen “sıradan bir isim” değil elbette…
Körfez–İsrail–ABD hattındaki kirli diplomasinin ve kurulan ağın merkezindeki isimlerden biri. (tıpkı çok yakından tanıdığımız, Tom Barrack gibi…)
Sulayem, Birleşik Arap Emirlikleri’nin önde gelen kraliyet ailelerinden birine mensup. Dubai merkezli dev lojistik şirketi DP World’ün en tepesindeki isim. Şirket, dışarıdan “ticari bir yapı” gibi dursa da BAE’nin devlet desteğiyle, özellikle Orta Doğu ve Afrika’da büyüyen ve dış politikasının bir “jeopolitik aygıtı” olarak anılan bir yapıda. Sulayem ayrıca Epstein’in Karayipler’deki Little St. James adasının “özel” konuklarından.
İfşaatlara göre:
2007’nin Kasım ayında Epstein, Sulayem’e ortak tanıdıkları bir kadın hakkında “komik bir hikâye” duyduğunu yazıyor. Sulayem durumu şöyle özetliyor: “Evet, birkaç denemeden sonra New York’ta buluşabildik. Ama bir yanlış anlaşılma olmuş; kadın iş istiyordu, ben ise sadece kadın istiyordum!” Epstein’in cevabı ise: “Allah’a şükür, hâlâ sizin gibi insanlar var.”
2011 yılında Sulayem, Epstein’e bir e-posta atıyor. Konu başlığı: “GPS GTX Akıllı Ayakkabı.” İçerik ise “çocukları da izlemek için” pazarlanan takip cihazlı ayakkabılar. Epstein’in yanıtı memnuniyet dolu: “Teşekkürler, harika fikir. Arkadaşını gerçekten çok sevdim.”
Tabii aralarındaki diyalog, sapkınlık düzlemine sıkışmış değil. Belli ki sapkınlık meselesi, Epstein için daha büyük bir misyonun aracı oluyor; tıpkı Adnan Oktar ve FETÖ’nün yöntemlerinde de gördüğümüz gibi.
2013 yılına gidelim…
Epstein, meşhur İbrahim Anlaşmaları’ndan (İsrail-Arap ilişkilerinin güçlendirildiği) yıllar öncesinde sahnede. Çok yakın olduğu ve birlikte çalıştığını anladığımız eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Sulayem arasındaki görüşmelere aracılık ediyor. Drop Site News’un aktardığına göre Barak ve Sulayem, Epstein’in ayarladığı toplantılarda defalarca bir araya geliyor.
Yani 2020’deki “tarihi atılım” denilen anlaşmalardan çok önce, BAE–İsrail arasındaki derin istihbarat ve iş ilişkilerinin merkezinde yine bu isimler var. Bu ağ, o tarihten çok önce, Epstein’in gölgesinde ve yine bu isimler üzerinden ilmek ilmek dokunmuş. İfşaatlar, BAE–İsrail arasında onlarca yıla yayılan bir istihbarat ve ticaret ağının zaten örülü olduğuna dair tezleri de güçlendiriyor.
Tamince elbette bir iş insanı olarak herkesin arka planını bilmek zorunda değil; herkesin bağlantı haritasını tutacak hâli de yok. Ama bir “maşallah” demek de lazım… Maşallah. Ne güzel dostlarınız var yahu. Ne sağlam, ne “itibar” sahibi insanlarla bağlantılar kuruyorsunuz.
İtibardan bahsederken, “itibarın” nasıl bir silaha dönüştüğünü yine ifşaatlardan bu sefer ters bir örnekle görelim:
Epstein ve şahsi avukatı Alan Dershowitz, “İsrail Lobisi”ni eleştiren bir makale yazan John Mearsheimer ve Stephen Walt’a karşı “Yahudi karşıtlığı” suçlamasını yaymak için birlikte hareket ediyorlar. İkilinin eleştirileri 2007’de “İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası” adıyla meşhur bir kitaba dönüşüyor; kısa sürede de büyük bir linç kampanyasının hedefi hâline geliyorlar.
(Dershowitz; 1964–2013 yılları arasında Harvard’da hukuk profesörlüğü yapmış, bugün 87 yaşında; Fox gibi kanallara düzenli çıkan, İsrail’in yasa dışı yerleşimlerini savunan ve Batı Şeria/Gazze’deki İsrail suçlarını ABD izleyicisi nezdinde aklamaya çalışan bir figür.)
Epstein, Dershowitz’in Mearsheimer ve Walt’a yönelik saldırısını “muhteşem” diye övüyor; e-postasını “tebrikler” diye bitiriyor. Dershowitz’in “En Yeni ve En Eski Yahudi Komplosunu Çürütmek” başlıklı yazısını çevresine bizzat dağıtacağını söylüyor; “dağıtıyor musun?” sorusuna da “başladım” diye yanıt veriyor.
Yetmiyor, İsrailli grupların baskısı sonrası Chicago Küresel İlişkiler Konseyi, 2007’de yazarların planlanan konuşmasını iptal ediyor. Brookings Enstitüsü başkanı ve Clinton döneminin eski üst düzey yetkilisi Strobe Talbott ise çalışmayı “grotesk” diye niteliyor.
Sonuç malum, Mearsheimer ve Walt o dönemde akademik çevrelerde dışlanıyor ve konuşmaları iptal ediliyor.
(Mearsheimer’ın tanınırlığı son yıllarda YouTube ve sosyal medya üzerinden arttı; özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceğini doğru öngörmesiyle daha geniş kitlelere ulaştı. Ancak 2022 işgalinin sorumluluğunu NATO ve ABD’ye de paylaştıran çizgisi nedeniyle Washington’daki politika çevrelerinde bu kez başka bir cepheden tepki ve linçle karşılaştı.)
Özetle, İsrail’in lobiler aracılığıyla ABD’deki etkisini eleştiren bilim insanları, Epstein gibiler eliyle linç edilip itibarsızlaştırılmaya çalışılırken; aynı Epstein’ın sapkınlık adasında gezen Sulayem gibi isimler “sorgulanamayacak kadar itibarlı” görülebiliyor. Demek ki bu düzende itibar, hangi kirli ağın hangi halkasına sadakat gösterdiğinle ölçülüyor… Kimini koruyan bir kalkan, kimine saplanan bir bıçak…
Özellikle Atatürk ilke ve devrimlerini savunanlar için, ne kadar tanıdık değil mi? Doğruyu savunanın, aykırı soru soranın, ezberi bozanın “linç” ve “itibarsızlaştırma” saldırılarına maruz kalması…
Şimdi dönüp en başa bakalım. Esas vurgulamak istediğim, Tamince’nin kendisini savunmaya çalışırken aslında çok fazla şey anlatmış olması: “Sorgulama yapmayız, çünkü Sulayem bizim çok itibar ettiğimiz bir şahsiyet.”
“İtibar”… Ne kadar önemli, değil mi?
Çevremize bir bakalım: Ekranlar, siyaset, akademi, iş dünyası…
Hangi alana baksak, beş para etmeyecek ama ısrarla parlatılan bu “itibar sahibi” insanlarla dolu. Ve çoğu zaman o itibarın kaynağı; başarı, erdem, liyakat değil… Bağlantı, sadakat ve biat sonucu gelen dokunulmazlık.
Benim açımdan, Epstein dosyalarının şu aşamadaki en önemli sonucu da işte budur. Artık hiçbir alanda, hiçbir ülkede, “itibarı sorgulanamayacak” derecede kimsenin kalmaması gerektiğidir.
Elbette paranoyak bir histeriyle değil. Ancak şunu da her zamanki gibi hatırlayarak: İlkeler, değerler ve doğrular; kişilere, liderlere, taraflara endeksli bir çıkar veya tarafgirlik hesabının gerisine asla düşmemelidir.
O yüzden ısrarla diyoruz ki bu kısır döngülerden çıkış; yeni bir “kahraman” veya “kurtarıcı” aramakta değil, sahte kahramanlara ihtiyaç duymayan; kolektif aklın ve fikri mücadelenin esas alındığı bir siyasal zeminin kurulmasında yatıyor.
Ancak bu anlayış ve iradeyle, duraksatılan Türk Devrimi yeniden canlandırılacak; tam bağımsız Türkiye idealine giden yol yeniden inşa edilecektir. Aksi hâlde siyasi mücadele şahıslara ve sahte kahramanlara bu denli indirgendikçe; yaşanılan hayal kırıklığı döngüleri, mülkiyet ve çıkarlara dayalı siyaset anlayışı, seçmenleri aldatan siyasiler ve kirli pazarlıklar, Türk milletinin geleceğini karartmaya devam edecektir.
Fatih’te bir banka şubesinden yaklaşık 112 bin lira çalan silahlı ve cerrahi maskeli soyguncu gözaltına alındı.
Unkapanı Mahallesi’nde bulunan bankaya cerrahi maskeyle gelen şüpheli, silah tehdidiyle yaklaşık 112 bin lirayı aldıktan sonra koşarak uzaklaştı.
Kaçarken bir vatandaşa çarparak düşen şüpheli, bu sırada silahını ve çaldığı paranın bir kısmını düşürdü.
Düşen yaklaşık 80 bin liranın, şüphelinin yolda çarptığı vatandaş tarafından bankaya teslim edildiği, bankada yaklaşık 32 bin liralık açık olduğu öğrenildi.
Polis ekipleri, şüpheliyi yaptığı çalışmanın ardından gözaltına aldı.
ABD’de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlarıyla tutuklu yargılanırken hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein’in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ulaşmaya çalıştığı ortaya çıktı.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından, Epstein hakkındaki soruşturma kapsamında yayınlanan 3 milyondan fazla yeni belgeye göre Epstein, Putin ile bir araya gelmek için girişimlerde bulundu.
Belgeler, birçok üst düzey Rus yetkilinin Epstein ile doğrudan yazışmalar yaparak görüştüğünü ve Epstein’in yıllar boyunca değişik isimler üzerinden Putin ile bir görüşme ayarlamaları için defalarca girişimlerde bulunduğunu ortaya koydu.
Epstein’ın özel e-postalarında, 2010’lu yıllarda eski Norveç Başbakanı Thorbjorn Jagland üzerinden Putin ile görüşme ayarlanması için birçok defa yazışmalar yapıldığı ve Jagland ile bu çabaların 2018’e kadar aralıklarla devam ettiği görüldü.
Adalet Bakanlığı dosyaları ayrıca, Epstein’in, Rusya Federal Güvenlik Hizmetleri Akademisi’nin üst düzey mezunlarından Sergey Belyakov, Kremlin’e yakın isimlerden Rus milyarder Oleg Deripaska ve Rusya’nın eski Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vitaly Churkin gibi üst düzey isimlerle de irtibatta olduğunu gösterdi.
ABD Adalet Bakanlığı dosyalarında tüm girişimlere rağmen Epstein’in Putin ile herhangi bir görüşme gerçekleştirdiğine dair bir kayıt bulunmuyor.
Yayımlanan Epstein dosyalarında Putin’in adı 1000’den fazla kez geçiyor, ancak bu referansların büyük çoğunluğu kişisel ilişkiden ziyade Putin hakkındaki haber kupürleri ve medya özetlerinden oluşuyor.
EPSTEIN OLAYI
En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019’da ölü bulunmuştu.
Açıklanan Epstein dava dosyalarında, Prens Andrew, ABD Başkanı Donald Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan “müşteri listesi”nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein’ın ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.
İlişkili Haber
Epstein skandalında Clinton ekibine uzanan yazışmalar
Haberi görüntüle
İlişkili Haber
Epstein belgelerinden çıktı… Mossad’a 400 milyon sterlinlik şantaj: ‘Her şeyi ifşa ederim’
Veryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... 📌Kitaplarımızı satın almak için:https://pankusyayinlari.com/📌Yeni Deniz Mecmuası dergimize abone olmak için...
Emperyalizmden bahsedenleri eski kafalılıkla suçlayan, çağı ve gelişmeleri anlamaktan yoksun sayanlar, kendilerinin çok akıllı, ahâlinin aptal olduğunu sanıyorlardı. Aslında durum tam tersi ve aptal kendileri. Emperyalizmi bir uydurma, safsatadan ibaret sayan bu budalalar; ABD’nin açık haydutluğu karşısında bile Venezuela’daki Maduro yönetimin yozlaşmasından, İran’daki muhaliflerin Amerika tarafından desteklenmesinin, aşırı otoriter ve sömürücü bir iktidara karşı demokrasi mücadelesi olduğunu söyleyebilecek kadar muhakeme yeteneğinden yoksunlar. Şaşırtıcı değil, çünkü varlık koşulları Batı ve Amerikancılık.
EMPERYALİZMİN SUÇ İKRARI; NATOCULUĞUN İFLÂSI
Trump’ın Venezuela’ya yönelik haydutça girişiminden sonra, Grönland’ı işgal etmeye yelteniyor olması, konvansiyonel ve ekonomik savaş dâhil tüm araçları kullanarak yeni bir paylaşım savaşı başlattığını gösteriyor. Bir önceki yazımda döne döne vurguladı. Bu bir Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı. Beyaz Saray’ın gözü dönmüş… Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı adına uluslararası hukuk ve regülasyon üretmek için kurulan tüm örgütler Beyaz Saray tarafından baypas ediliyor. NATO da buna dahil. Danimarka NATO ve AB üyesi, Trump’ın ”Bize vereceksiniz, yoksa zorla alırım” dediği Grönland, Danimarka’ya bağlı özerk bir yönetim. Böylece pratikte bir NATO üyesinin bir başka NATO üyesine saldıramayacağı şeklindeki Kuzey Atlantik Savunma Örgütü hukuku ortadan kalkıyor.
Suriye’nin fiilen bölünmesi ve İsrail tarafından işgali, İran’ın, içerisindeki haklı muhalif tepkilerin ABD tarafından İran’ı yıkmaya yönelik bir operasyona dönüştürülmesi, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması, Kolombiya ve Küba’nın açık tehdit altında olması, bizim usanmadan söylediğimiz emperyalizm ve NATO gerçeğini dünyanın gözü önüne serdi.
Türkiye’deki NATO’cuların ”NATO’dan çıkarsak ABD’nin açık hedefi oluruz” şeklindeki argümanın ne kadar yersiz olduğunu kanıtladı.
HAZAR’DAN KIZILDENİZ’E SÖMÜRÜ KORİDORU
Türkiye zaten ABD’nin hedefinde… Güneydoğu Akdeniz’den, Batı Trakya’dan, Ortadoğu’dan ülkemize namlularını uzatıyor.
Zengezur geçidi ve Somaliland üzerinden Hazar’dan Kızıldeniz’e bir büyük hat inşa etmeyi amaçlıyor ve Türkiye ile İran ulusal devletlerini bu hedefin en büyük engeli olarak görüyor.
Türkiye’nin en büyük düşmanı ABD… bu gerçek ülkemizdeki Batıcıların da inkâr edemeyeceği noktaya geldi.
GRÖLAND, İKLİM KRİZİ VE YER ALTI KAYNAKLARI
2 milyon metrekare toprağı olan Grönland’da sadece 52 bin kişi yaşıyor; ancak altın, uranyum, petrol kaynakları ve gaz yatakları açısından büyük bir potansiyel barındırıyor. Ve… son 100 küsur yılda 2 dereceye yaklaşan küresel ısınma nedeniyle, dünyanın en büyük adası olan Gröland bir yeni yaşam alanı olarak tasarlanıyor.
ABD’deki ünlüler, aralarında Robert de Niro da var, oradan arazi satın almaya başladılar.
İnşaatçı Trump, Grönland’ı yeni yaşam plantasyonları üzerinden bir rant alanına çevirmeye hevesleniyor. Aynısını Gazze için düşündüğünü gizlememişti. Danimarka satın alma teklifini reddetti. Trump, askerî planlarını devreye sokmaya hazırlanıyor.
BRICS, MONROE DOKTİRİNE KARŞI
ABD, pratikte 3. Dünya Savaşı’nı başlattı; çünkü dünyanın en borçlu ülkesi ve tepetaklak gidiyor. BRICS’in varlığı ve BRICS artının oluşumu ile dolar uluslararası ödeme aracı olma tekelini kaybediyor. Çin’in borcu değil fazlası var; yapay zekâ başta olmak üzere 43 teknoloji alanının 37’sinde ABD’den önde. Bu nedenle Beyaz Saray 1823’teki Monroe doktrinini yeniden canlandırma çabasında.
“Latin Amerika benim, başka hiçbir sömürücü güç benim sömürü alanıma giremez” diyor. Yani kendisinden farklı olarak, kapitalizmi devlet eliyle yöneten Çin’i ne Venezuela ne de diğer Latin Amerika ülkelerinde istiyor. Tehdit, Rusya ve Avrupa Birliği için de geçerli.
DOLAR EGEMENLİĞİNİ KAYBEDİYOR
ABD’nin yıllık bir trilyon dolar borç yükü var. Bu rakam çevrilebilir olmaktan uzaklaşıyor. Enflasyonist yöntemle borcu çevirme ayrıcalığını koruyabilmesi içi doların rezerv para olarak hegemonyasını sürdürmesi gerekiyor. Dolar değişim aracı olma özelliğini kaybediyor, koşar adımlarla borçlanma kapasitesi ve halkının tüketim düzeyini koruyamayacağı, ordusunu finanse edemeyeceği noktaya gidiyor.
ABD müflis tüccar olmak üzere, bu nedenle savaşa mecbur; 1. ve 2. Dünya Savaşları, dünyadaki kaynak paylaşımının yeniden tasnifi üzerine yapılmıştı.
3. Dünya Savaşı’nın bundan bağımsız olması düşünülemez.
Savaş olmamalı; emperyalizmin yeni paylaşım savaşını durdurmak gerekiyor; işte tam bu nedenle Türkiye’nin yeri kendi ulusal devleti ve BRICS ile yükselen Küresel Güney’in yanında olmalı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında ünlü isimlere yönelik yeni bir operasyon yapıldı. Selen Görgüzel, Ayşe Sağlam ve Ceren Alper gözaltına alındı.
BEBEK OTEL’E OPERASYON
DHA’nın haberine göre Bebek Otele jandarma ekipleri tarafından gece saatlerinde operasyon düzenlendi. Ekiplerin çalışmaları sürüyor.
Ünlülere yönelik yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında, uyuşturucunun merkezi konumundaki Bebek Otel sahibi Muzaffer Yıldırım ve işletme müdürü Arif Altunbulak tutuklanmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump, petrol şirketlerinin Venezuela’da gerekli kapasite ve altyapıyı inşa etmek için en az 100 milyar dolar harcayacağını belirterek, bu şirketlerin “güvenliğini sağlayacaklarını” söyledi.
Trump, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısının ardından ülkenin petrol endüstrisindeki yatırım olanaklarını görüşmek üzere ABD’li petrol şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle Beyaz Saray’da bir araya geldi.
Toplantıya, Chevron, ExxonMobil, ConocoPhillips, Continental, Halliburton, HKN, Valero, Marathon, Shell, Trafigura, Vitol Americas, Repsol, Eni, Aspect Holdings, Tallgrass, Raisa Energy ve Hilcorp’un yöneticilerinin yanı sıra ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Enerji Bakanı Chris Wright da katıldı.
Trump, burada yaptığı konuşmada, büyük Amerikan şirketlerinin Venezuela’nın “harap durumdaki” petrol endüstrisini hızla yeniden inşa etmeye nasıl yardımcı olabileceğini ve milyonlarca varillik petrol üretiminin ABD’ye, Venezuela halkına ve tüm dünyaya fayda sağlayacak şekilde nasıl sağlanabileceğini ele alacaklarını söyledi.
‘GÜVENLİK GARANTİSİ’
Venezuela’nın perşembe günü 4 milyar dolar değerindeki 30 milyon varil petrolü ABD’ye verdiğini belirten Trump, söz konusu petrolün ABD’ye doğru yola çıktığını aktardı.
Trump, hangi petrol şirketlerinin Venezuela’ya gitmesine izin verileceğine karar vereceklerini, şirketlerle anlaşma yapacaklarını kaydetti.
Petrol şirketlerine güvenlik garantisinde bulunan Trump, şirketlerin Venezuela yerine ABD ile doğrudan muhatap olacaklarını ifade etti.
Trump, Venezuela’nın çok uzun zaman önce kurdukları petrol endüstrisini ABD’den aldığını öne sürerek, “kendilerinden alınanı geri aldıklarını” vurguladı.
ABD Başkanı Trump, “Amerikan şirketleri, Venezuela’nın çürüyen enerji altyapısını yeniden inşa etme ve nihayetinde petrol üretimini daha önce hiç görülmemiş seviyelere çıkarma fırsatına sahip olacak. Venezuela ve ABD’yi bir araya getirdiğinizde, dünyadaki petrolün yüzde 55’ine sahip oluyoruz.” dedi.
‘100 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM’ İDDİASI
Petrol şirketlerinin gerekli kapasite ve altyapıyı inşa etmek için en az 100 milyar dolar harcayacağını belirten Trump, şirketlerin hükümetin parasından ziyade korumasına ve güvenliğine ihtiyacı olduğunu savundu.
Trump, Venezuela’nın, ABD’nin Venezuela ham petrolünden 50 milyon varile kadar olan kısmını derhal rafine edip satmaya başlamasını ve bunun süresiz olarak devam etmesini kabul ettiğini söyledi.
Ayrıca Trump, Venezuela petrolü konusunda gelecek hafta bir toplantı daha yapacaklarını belirtti.
‘BİZ YAPMASAK…’
“Bunu Venezuela’ya biz yapmasak Çin ya da Rusya yapardı.” ifadesini kullanan ABD Başkanı Trump, “Çin’e ve Rusya’ya söyledim, sizinle çok iyi anlaşıyoruz, sizi çok seviyoruz, sizin orada olmanızı istemiyoruz, orada olmayacaksınız. Onlara ve size söyleyeceğim bir şey var, o da iş için açığız. Çin, orada veya ABD’de bizden istediği kadar petrol satın alabilir. Rusya, ihtiyaç duyduğu tüm petrolü bizden alabilir.” diye konuştu.
Trump, ExxonMobil yöneticisinin ekipleri hemen harekete geçirebileceklerini ve birkaç hafta içinde işe başlayabileceklerini söylemesi üzerine, “Bizim istediğimiz de bu. Hız ve kalite istiyoruz.” dedi.
Basın mensuplarının, “güvenlik garantisinin nasıl sağlanacağına” yönelik sorusunu da cevaplandıran Trump, Venezuela liderleri ve halkıyla birlikte çalışacaklarını ve “güvenli bir grup” oluşturacaklarını iddia etti.
Trump, “Onlar da yanlarında bazı güvenlik önlemleri getirecekler. Bunlar bebek değiller, oldukça zorlu koşullarda petrol sondajı yapan insanlar.” değerlendirmesinde bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’nin barış içinde olmasını istediklerini ifade ederek, “Suriye’nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz.” dedi.
ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da petrol yöneticileriyle yaptığı toplantının ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Trump, bir soru üzerine, Suriye’deki olayları takip ettiklerini ve bu ülkede barışın hakim olduğunu görmek istediklerini belirtti.
ABD Başkanı, “Kürtler ve Suriye hükümeti, biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Onlar yıllardır doğal düşmanlar olsalar da biz her ikisiyle de iyi geçiniyoruz. Suriye’nin başarılı olmasını istiyoruz, şu ana kadar başarılı olduklarını düşünüyorum, ancak bu yeni durum ortaya çıktı ve bunun durdurulmasını istiyoruz.” diye konuştu.
SURİYE’DEN YPG’YE OPERASYON
Suriye ordusu, önceki gün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.
Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk ederek Fırat Nehri’nin doğusuna tahliyeyi kabul etmesi istenmişti.
Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.
Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.
Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/SDG’den bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açmıştı.
Suriye ordusunun, terör örgütü YPG/SDG mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00’de insani koridor açacağı bildirilerek örgüte ait hedeflerin konumları paylaşılmıştı.
Suriye’de terör örgütü YPG/PKK, 6 Ocak’tan itibaren işgal ettiği bölgelerden Halep’teki birçok noktaya saldırılar düzenlemişti.
Şam yönetimi, YPG/PKK’dan 10 Mart Mutabakatı’na uymasını ve Halep’teki saldırıları sonlandırmasını istemişti.
YPG/PKK’nın saldırılarını sürdürmesi üzerine Suriye ordusu, terör örgütünün işgal ettiği Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki mevzilerine nokta operasyonlar başlatmıştı.
Terör örgütünün 6 Ocak’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 9 Suriyeli hayatını kaybetti, çoğu sivil 55 kişi yaralandı.
Halep Kent Merkez Komitesi, Halep’teki güvenli bölgelere tahliye edilenlerin sayısının 142 bin olduğunu açıklamıştı.
ABD Başkanı Donald Trump, İran’da devam eden gösterileri yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “İranlı liderlere şunu söylüyorum, ateş açmasanız iyi olur, çünkü biz de ateş etmeye başlarız.” dedi.
ABD Başkanı Trump, petrol şirketlerinin yöneticileriyle Beyaz Saray’da bir araya geldiği toplantının ardından basın mensuplarına gündemi değerlendirdi.
Trump, İran ile ilgili bir soru üzerine, “İran’ın başı büyük dertte. Bana öyle geliyor ki halk bazı şehirleri ele geçiriyor, birkaç hafta önce kimse bunun mümkün olacağını düşünmezdi. Durumu çok yakından izliyoruz.” dedi.
İran’daki protestocuların güvende olmasını istediklerini belirten Trump, “İranlı liderlere şunu söylüyorum, ateş açmasanız iyi olur, çünkü biz de ateş etmeye başlarız.” ifadesini kullandı.
ABD Başkanı, “İran’ı vurabiliriz” ifadesiyle Amerikan askerlerinin bu ülkeye ayak basmasını kastetmediğini, göstericilere ateş açılması durumunda kendilerinin de bu hususta bazı adımlar atacaklarını söyledi.
İRAN’DAKİ GÖSTERİLER
İran’da 28 Aralık 2025’te ülkedeki “yerel para biriminin döviz karşısında yüksek değer kaybı ve ekonomik sorunlar” iddiasıyla Tahran Büyük Çarşı’da esnafın başlattığı protestolar, ülkenin birçok kentine yayıldı.
Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı, şu ana kadar gösterilerde 8’i emniyet görevlisi 42 kişinin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin yaralandığını ve 2 bin 277 kişinin gözaltına alındığını bildirmişti.
Suriye resmi devlet televizyonunun Suriye Arap Ordusu Operasyon Dairesi’ne dayandırdığı haberine göre, Halep ilinin Şeyh Maksud Mahallesi “askeri kapalı bölge” ilan edildi.
Ordu, mahallede saat 18:30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan ederek, sivillere, pencerelerden uzak durmaları, alt katlara inmeleri ve YPG/PKK noktalarına yaklaşmamaları tavsiye edildi.
Suriye ordusu, Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde terör örgütü YPG/PKK unsularının yuvalandığı yerlerin haritalarını paylaşarak bu noktaların hedef alınmasının planladığını belirterek sivillerin bu alanlardan uzak durmaları istedi.
Suriye ordusu, Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde vurmayı planladığı YPG/PKK unsurlarının bulunduğu noktaların haritasını paylaştı.
Şeyh Maksud’un kuzeyi ve güneyinde yer alan bazı noktalara işaret edilen paylaşımda, bu yerlerin terör örgütü mensuplarınca kullanıldığı ifade edildi.
Bu yerlerin hedef alınacağı belirtilerek bölgedeki sivillere söz konusu noktalardan uzak durmaları çağrısı yapıldı.
Açıklamada ayrıca, bölgedeki sivillerden yerel saatle 16.00 ila 18.00 saatleri arasında açık olan insani koridor üzerinden Şeyh Maksud’dan tahliye olmaları istendi.
Suriye ordusu, dün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.
Halep’teki terör örgütü unsurları operasyonun ardından Şeyh Maksud Mahallesi’ne sıkışmıştı.
Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/PKK’dan bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açtı.
Halep’te Suriye ordusunun operasyon bölgesi olan Eşrefiyye-Şeyh Maksud mahalleleri hattında bulunan AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, örgüt mensupları Cendul kavşağı mevkiinde güvenlik güçlerine ateş açtı.
Saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı.
Öte yandan Suriye resmi haber ajansı SANA’ya konuşan bir askeri kaynak, örgütün bazı unsurlarının Halep’teki Şeyh Maksud Mahallesi’nden çekilmeyi reddederek saldırılara devam etmekte ısrar ettiğini söyledi.
Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk etmeyi kabul etmesi istenmişti.
Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.
Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.
Suriye ordusunun terör örgütü YPG/SDG mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00 arasında insani koridor açacağı bildirildi.
Suriye ordusundan resmi haber ajansı SANA’ya yapılan açıklamada, Şeyh Maksud Mahallesi’nde kalan sivillerin tahliyesi için insani koridor açılacağı belirtildi.
Şeyh Maksud’daki sivillerin söz konusu koridor üzerinden 16.00 ila 18.00 saatleri arasında Halep’in güvenli bölgelerine geçişine izin verileceği ifade edildi.
Şeyh Maksud’da kalan sivillere insani koridor üzerinden bölgeden tahliye olmaları çağrısı yapıldı.
Açıklamada ayrıca, terör örgütü YPG/PKK mensuplarının silahlarını bırakarak teslim olmaları halinde güvenliklerinin sağlanacağı kaydedildi.
Öte yandan Suriye devlet televizyonu El-İhbariye’ye konuşan askeri kaynak, “terör örgütü PKK mensuplarının Şeyh Maksud Mahallesi’nde yuvalandığını, teröristlerin uzlaşıyı baltalamaya ve Suriye güçlerini hedef almaya çalıştıklarını tespit ettiklerini” belirtti.
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberine göre, YPG/PKK’dan kaçışlar sürüyor.
Haberde, “Halep’te İç Güvenlik Güçleri tarafından yakalanan SDG’den firar edenlerin sayısı 100’e yükseldi.” ifadeleri kullanıldı.
Suriye ordusu, dün başlattığı operasyonun ardından Halep’teki Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerinde büyük ölçüde hakimiyet sağlamıştı.
Suriye Savunma Bakanlığının saat 03.00 sularında başlattığı geçici ateşkesle örgütün saat 09.00’a kadar Halep kentini terk ederek Fırat Nehri’nin doğusuna tahliyeyi kabul etmesi istenmişti.
Sabah saatlerinde bölgede sükunet hakim olmuş, örgütün bölgeden çıkmayı kabul etmesi üzerine çok sayıda otobüs Fırat Nehri’nin doğusuna yapılacak tahliye için terör örgütünün sıkıştığı Şeyh Maksud Mahallesi girişine gelmişti.
Suriye ordusunun operasyonlarında Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri kontrol altına alınmış, kaçan örgüt unsurları Şeyh Maksud Mahallesi’nde toplanmıştı.
Suriye’nin Halep kent merkezinde orduyla girilen çatışmalardan sonra bölgeden çıkmak için tahliye uzlaşısını kabul eden terör örgütü YPG/PKK’dan bazı unsurlar, güvenlik güçlerine ateş açmıştı.
Suriye ordusu, terör örgütü YPG/PKK mensuplarının sıkıştığı Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki sivillerin tahliyesi için yerel saatle 16.00 ila 18.00 arasında insani koridor açacağı bildirilerek örgüte ait hedeflerin konumlarını paylaşmıştı.
NE OLMUŞTU?
Suriye’de terör örgütü YPG/PKK, 6 Ocak’tan itibaren işgal ettiği bölgelerden Halep’teki birçok noktaya saldırılar düzenlemişti.
Şam yönetimi, YPG/PKK’dan 10 Mart Mutabakatı’na uymasını ve Halep’teki saldırıları sonlandırmasını istemişti.
YPG/PKK’nın saldırılarını sürdürmesi üzerine Suriye ordusu, terör örgütünün işgal ettiği Halep’in Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahallelerindeki mevzilerine nokta operasyonlar başlatmıştı.
Terör örgütünün 6 Ocak’tan bu yana düzenlediği saldırılarda 9 Suriyeli hayatını kaybetti, çoğu sivil 55 kişi yaralandı.
Halep Kent Merkez Komitesi, Halep’teki güvenli bölgelere tahliye edilenlerin sayısının 142 bin olduğunu duyurmuştu.
İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Erzin İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü veteriner hekimleri ile kolluk kuvvetlerinin ortaklaşa düzenlediği yol kontrolünde bir kamyonet şüphe üzerine durduruldu.
Kamyonette, veteriner sağlık raporu bulunmayan ve menşei belli olmayan 1 ton et ele geçirildi.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak’ın görevinden istifa ettiğini açıkladı.
Zelenskiy, resmi hesabından yayımladığı görüntülü mesajda, Yermak’ın istifasını sunduğunu doğrulayarak, kararı “spekülasyon ve söylentilerin önüne geçmek” amacıyla kabul ettiğini bildirdi.
Yermak’a görev süresi boyunca yürüttüğü çalışmalar için teşekkür eden Zelenskiy, “Andriy, müzakere sürecinde Ukrayna’nın tutumunu her zaman olması gerektiği şekilde temsil etti. Bu tutum daima vatansever bir duruştu.” dedi.
Zelenskiy, Devlet Başkanlığı Ofisi’nde yeniden yapılanma sürecine işaret ederek, yeni başkanın belirlenmesi için istişarelere yarın başlayacağını ve sürecin şeffaf yürütüleceğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU), sabah saatlerinde, bir soruşturma kapsamında Devlet Başkanlığı Ofisi’nde arama yapıldığını bildirmişti.
NABU’nun sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Uzmanlaşmış Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) tarafından Devlet Başkanlığı Ofisi’nde soruşturma faaliyetlerinin yürütüldüğü belirtilmişti.
Airbus, A320 filosuna yönelik alınan ihtiyati tedbir kararına ilişkin yazılı açıklama yayımladı.
Açıklamada, A320 ailesi uçaklarının karıştığı yakın tarihli bir olay analizinin, yoğun güneş radyasyonunun uçuş kontrollerinin çalışması için kritik öneme sahip verileri bozabileceğini ortaya koyduğu belirtildi.
Airbus’un bu nedenle şu anda hizmet veren ve bu durumdan etkilenebilecek önemli sayıda A320 ailesi uçağı tespit ettiği bildirilen açıklamada, Airbus’un, mevcut yazılım ile donanım korumasını uygulamak ve filonun uçuş güvenliğini sağlamak amacıyla havacılık otoriteleriyle çalışarak tüm dünyadaki A320 tipi uçakları ilgilendiren bir Operatör Uyarı Bildirimi (AOT) yayımladığı ifade edildi.
Açıklamada, söz konusu Operatör Uyarı Bildirimi’nin, Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi’nde yer alacağı belirtilerek, “Airbus, bu önerilerin yolcular ve müşteriler için operasyonel aksaklıklara yol açacağını kabul etmektedir. Verilen rahatsızlıktan dolayı özür dileriz ve güvenliği bir numaralı ve en önemli önceliğimiz olarak tutarken, operatörlerle yakın işbirliği içinde çalışacağız.” değerlendirmesine bulundu.
Köln merkezli AB uçuş emniyeti kurumu EASA da konuyla ilgili, “EASA, Airbus A320 ailesi için, uçak içi bilgisayarlarından birinde yapılan bir yazılım güncellemesinin yol açtığı bir hassasiyeti gidermek amacıyla bir Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi yayımladı.” açıklamasında bulundu.
Açıklamada, Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi’nin 30 Ekim 2025’te JetBlue’nun 1230 sefer sayılı uçuşunda yaşanan bir olayda ortaya çıkan sorunu ele aldığına işaret edilerek, “Bu önlemler, uçuş programlarında kısa süreli aksaklıklara ve dolayısıyla yolcular için rahatsızlığa neden olabilir. Ancak havacılıkta her zaman olduğu gibi güvenlik her şeyden önemlidir.” ifadesi kullanıldı.
Öte yandan, Airbus A320’lere ilişkin ihtiyati tedbirin 6 bin civarında uçağı etkileyebileceği öngörülüyor.
THY’DEN AÇIKLAMA
Türk Hava Yolları (THY) İletişim Başkanı Yahya Üstün, Airbus tarafından dünyadaki tüm A320 tipi uçakları ilgilendiren bir Operatör Uyarı Bildirimi (AOT) yayınlandığını belirterek “Filomuzda bulunan 8 adet A320 tipi uçağımız bu kapsamda değerlendirilmiş olup ilgili talimatlara uygun işlemler tamamlandıktan sonra emniyetli bir şekilde tekrar servise verilecektir” açıklamasını yaptı.
THY İletişim Başkanı Üstün, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Airbus tarafından dünyadaki tüm A320 tipi uçakları ilgilendiren bir AOT yayınlandığını bildirdi.
Üstün, “Filomuzda bulunan 8 adet A320 tipi uçağımız bu kapsamda değerlendirilmiş olup ilgili talimatlara uygun işlemler tamamlandıktan sonra emniyetli bir şekilde tekrar servise verilecektir. Tüm operasyonlarımız güvenli bir şekilde kesintisiz devam etmektedir. Bu süreçte EASA başta olmak üzere tüm ilgili havacılık otoritelerinin talimatlarını yakından takip ediyor ve gerekli yazılım güncellemelerinin uygulanması için Airbus ile eşgüdümlü şekilde çalışıyoruz. Yolcu güvenliği şirketimizin her zaman birinci önceliğidir. Kamuoyunun bilgisine sunarız” ifadelerini kullandı.
PEGASUS’TAN AÇIKLAMA
Pegasus Hava Yolları, uçak üreticisi Airbus tarafından yayınlanan uyarı bildirimi nedeniyle filosunda bulunan A320 tipi uçaklarda gerekli güvenlik işlemlerine başlandığını duyurdu.
Şirketin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, uçuş emniyetinin sağlanması için gerekli düzenlemelerin başlatıldığı bildirildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Airbus, dünyada faaliyet gösteren tüm A320 ailesi uçakları ilgilendiren Operatör Uyarı Bildirimi yayınlamıştır. Pegasus Hava Yolları olarak bu kapsamdaki uçaklarımıza ilgili bildirimdeki talimatlara uygun işlemler yapılmaktadır. En emniyetli operasyonu sağlamak amacıyla EASA ve Airbus ile koordineli şekilde süreci hızla yürütmekteyiz. Bu süreçte operasyonumuzun ve misafirlerimizin en az şekilde etkilenmesi için çalışmaktayız. Uçuş iptal ve gecikmeleri için bilgilendirmeleri takip etmenizi rica ederiz.”
AJET’TEN AÇIKLAMA
AJet Basın Müşaviri Mehmet Yeşilkaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, uçak üreticisi Airbus tarafından yapılan bildirim nedeniyle bu tip uçakların seferden çekildiğini belirtti.
Yeşilkaya, paylaşımında şunları kaydetti:
“Avrupa merkezli uçak üreticisi Airbus, A320 uçakları için Operatör Uyarı Bildirimi yayınlamıştır. Uçuş emniyetini her zaman en üst seviyede tutan AJet olarak filomuzda bulunan ve bu kapsamda değerlendirilen 7 uçağımız gerekli işlemler yapıldıktan sonra yeniden operasyonlarına devam edecektir. Bu süreçte hem EASA ve ilgili havacılık otoritelerinin talimatlarını yakından takip ediyor hem de gerekli yazılım güncellemelerinin uygulanması için Airbus ile koordineli bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu durum operasyonel süreçlerimizi etkilememektedir. Uçuşlarımız güvenli bir şekilde devam etmektedir.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, hafta sonu yurdun büyük bir kesimi yağışlı geçecek.
Bugün, yurdun kuzey, iç ve batı kesimleri parçalı yer yer çok bulutlu, Marmara, Ege (Kütahya hariç), Batı Akdeniz, İç Anadolu’nun batısı ile Batı Karadeniz’in batısında sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor.
Öte yandan, bugün yağışların, Marmara’nın batısı, Kıyı Ege ve Batı Akdeniz’de kuvvetli, Balıkesir’in batı kıyıları, İzmir, Aydın ve Muğla’nın kıyı ilçelerinde yerel çok kuvvetli ve şiddetli olması tahmin ediliyor.
Pazar günü, Edirne ve Kırklareli dışında yurdun tamamı yağışlı geçecek.
Yağışların, Marmara, Ege ve Akdeniz’de gök gürültülü sağanak, İç Anadolu’nun doğusunun yüksekleri, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunun yükseklerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde, Mersin ve Adana çevreleri ile Hatay kıyılarında yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Gelecek hafta ise yurt genelinde parçalı ve çok bulutlu bir hava öngörülüyor.
TBMM’de kurulan bölücü açılım komisyonu heyetinin Öcalan ile İmralı’da görüşmesi sonrası ilan edilen Anıtkabir buluşmasına peş peşe destek mesajları geldi.
Veryansın Tv’nin “Hainsiz Türkiye için Anıtkabir buluşması” başlıklı Youtube yayınına konuk olan Doğru Parti Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu, Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz, emekli Albay Orkun Özeller, Tarihçiler Dr. Selim Erdoğan, Sinan Meydan, eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, şehit anası Pakize Akbaba, terör gazisi İdris Tuğunmuş ve Erlik’in buluşmaya desteklerini bildirmesinin ardından bir açıklama da İstanbul Anadolu Yakası Bosna Sancak Derneği Başkanı Erdoğan Erden’den geldi.
Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Erden, şu ifadeleri kullandı:
“27 Aralık’ta Anıtkabir’deyiz. Atatürk’ün devrimlerini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü savunmak için…”
TBMM’de kurulan bölücü açılım komisyonu heyetinin Öcalan ile İmralı’da görüşmesi sonrası ilan edilen Anıtkabir buluşmasına peş peşe destek mesajları geldi.
Veryansın Tv’nin “Hainsiz Türkiye için Anıtkabir buluşması” başlıklı Youtube yayınına konuk olan Doğru Parti Genel Başkanı Rifat Serdaroğlu, Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz, emekli Albay Orkun Özeller, Tarihçiler Dr. Selim Erdoğan, Sinan Meydan, eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki, şehit anası Pakize Akbaba, terör gazisi İdris Tuğunmuş ve Erlik’in buluşmaya desteklerini bildirmesinin ardından bir açıklama da Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz’den geldi.
Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Öz, şu ifadeleri kullandı:
“Adalet Partisi olarak Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni sonuna kadar destekliyoruz. Hep birlikte Anıtkabir’de olacağız…”
ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile telefonda görüştüğü bildirildi.
New York Times (NYT) gazetesinin olay hakkında “çok sayıda kaynağa” dayandırdığı haberine göre, ismi paylaşılmayan yetkililer, Trump ve Maduro’nun geçen hafta telefonda olası bir ikili görüşme konusunu değerlendirdiği bilgisini paylaştı.
Yetkililer, ABD’nin, Venezuela’ya karşı askeri müdahale tehdidini sürdürdüğü dönemde gerçekleşen telefon konuşması sonucu, henüz iki liderin görüşmesine yönelik herhangi bir planın olmadığını belirtti.
Gazetenin haberinde, söz konusu telefon görüşmesine ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da katıldığı vurgulandı.
Öte yandan haberde, hem Beyaz Saray’ın hem de Venezuela hükümetinin, söz konusu görüşme hakkında yorum yapmayı reddettiği kaydedildi.
Bununla birlikte “Venezuela hükümetine yakın iki kişinin” iki liderin görüşmesini doğruladığı bilgisine yer verildi.
NYT, ekim ayında Maduro’nun gerilimi azaltmak amacıyla ABD’ye ülkenin petrol sahalarında önemli bir hisse ve Amerikan şirketleri için bir dizi başka fırsat teklif ettiğini bildirmişti.
ABD’NİN VENEZUELA’YA YÖNELİK SALDIRILARI
ABD, Maduro ve üst düzey Venezuelalı yetkililerin yönettiğini iddia ettiği Cartel de los Soles suç örgütünü Yabancı Terörist Örgütler (FTO) listesine almıştı.
Venezuela, varlığını kabul etmediği ABD’nin Cartel de los Soles adımını, ülkeye müdahale etmek için bahane oluşturma girişimi olarak nitelendirmişti.
ABD’nin, “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” gerekçesiyle gönderdiği dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford ve saldırı grubunun, Latin Amerika bölgesine ulaştığı belirtilmişti.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro da buna karşılık ülkede 4,5 milyon milis gücünü seferber ettiğini ve herhangi bir saldırıyı püskürtmeye hazır olduğunu açıklamıştı.
İzmir Büyükşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında aralarında eski İZBETON AŞ Genel Müdürü Heval Savaş Kaya’nın da bulunduğu tutuksuz 56 sanığın yargılandığı “iş makinesi ve araç kiralanması hizmet alımı” davasında ara karar açıklandı.
İzmir 17. Asliye Ceza Mahkemesince Aliağa Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen duruşmaya, aynı soruşturma kapsamındaki “kooperatif” davasında tutuklu bulunan İZBETON AŞ Genel Müdürü Heval Savaş Kaya ve bazı tutuksuz sanıklar ile taraf avukatları katıldı.
Hafta boyunca dinlenen sanıkların ardından bugün avukatlar gün boyu savunma yaptı.
Cumhuriyet savcısı, açıkladığı mütalaasında, bazı sanıklar ve avukatlarının talepleri doğrultusunda 14 sanığın duruşmalara gelmemesi ve adli kontrollerin devamı yönünde karar verilmesini istedi.
İddia makamı ayrıca, dosyanın emekli Sayıştay uzmanlarına gönderilerek yeni bilirkişi raporu alınmasını talep etti.
Bazı avukatlar, cumhuriyet savcısının yeni bilirkişi raporunun emekli Sayıştay uzmanlarınca hazırlanması talebine karşı çıkarak, raporun üniversitelerdeki uzman kişilerce hazırlanmasını istedi.
HAKİMDEN AVUKATLARA TEPKİ
Hakim, karar öncesi avukatlara yönelik yaptığı konuşmada, yargılamanın 5 gün sürmesi nedeniyle kendisine yönelik eleştirilerin olduğunu belirterek, “Her bir sanığı tek tek dinledim. Tüm Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarını tek tek okudum. Bugün gelen eleştiriler şahsıma yönelikti ve çirkindi. Suç unsuru olan durumlara SEGBİS kayıtlarının ardından başvuru yapacağız. Tüm konuşmaları tek tek not almaya çalıştım. Bu kadar ön yargılı olmayın, ‘Tetikçi’ gibi ifadeler kullanıldı. Ben size ithamlarda bulunmuyorum. Savunmalarda şahsıma saldırılar olmasın.” diye konuştu.
Daha sonra ara kararını açıklayan hakim, kamu ihale uzmanı ve Sayıştaydan emekli 3 uzman tarafından yeni bilirkişi raporu hazırlanmasına karar verdiğini aktardı.
Her sanığın hangi pozisyonlarda görev yaptığının tek tek belirlenmesi için ilgili yerlere müzekkere yazılmasına karar veren hakim, tüm sanıkların adli kontrol tedbirlerinin de devam ettiğini bildirdi.
Ayrıca hakim, bilirkişi heyetince kamuda zarar olup olmadığını, olduysa da ne kadar olduğunun belirlenmesini ve iddianamede geçen ihalelere ilişkin Sayıştay raporlarının temini için müzekkere yazılmasına hükmetti.
NE OLMUŞTU?
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca, 1 Temmuz’da İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON AŞ’de taşeron şirketler eliyle yolsuzluk yapıldığı iddiası üzerine soruşturma başlatılmış, bu kapsamda Sayıştay raporu, mülkiye müfettişi raporu, bilirkişi raporlarına istinaden “ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırma” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçlamasıyla 157 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Şüphelilerden 22’sinin İZBETON AŞ, 2’sinin İş İnsanları Örnekköy Konut Yapı Kooperatifi, 3’ünün İş Dünyası Konut Yapı Kooperatifi, 2’sinin İş İnsanları Gaziemir Konut Yapı Kooperatifi, 3’ünün İş Alemi Yeni Yaşam Konut Yapı Kooperatifi, 3’ünün Egeli İş İnsanları Konut Yapı Kooperatifi’nde görevli olduğu, diğer 122 şüphelinin ise belediye personeli, inşaat, yapı, elektrik, mermer, ayrıştırma gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin sahibi ve çalışanları olduğu belirtilmişti.
Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu’nun da aralarında bulunduğu 139 şüpheli yakalanmıştı.
Sulh ceza hakimliğine sevk edilen şüphelilerden aralarında Soyer ve Aslanoğlu’nun da bulunduğu 60’ı tutuklanmış, 58 şüpheli adli kontrol şartıyla salıverilmişti. Şüphelilerden 20’si emniyetten, biri savcılıktan serbest bırakılmıştı.
Başsavcılık tarafından “iş makinesi ve araç kiralanması hizmet alımı” soruşturması kapsamında “edimin ifasına fesat karıştırmak” suçunu birden fazla kez zincirleme şekilde işledikleri iddiasıyla 56 şüpheli hakkında 3 yıldan 12 yıl 3 aya kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan ilk iddianame, İzmir 17. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.
“Asfalt kaplaması, yol ve inşaat bakım onarım ve yenileme işlerindeki” yolsuzluk soruşturması kapsamında ise “ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırmak” suçlarından 44 şüpheli hakkında 3 yıldan 14 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan ikinci iddianame, İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.
Soyer ile Aslanoğlu’nun da aralarında olduğu 65 şüpheli hakkında, “kooperatif” işlerinde yolsuzluk iddiasıyla iştirak halinde ve zincirleme şekilde, “kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık”, “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak nitelikli dolandırıcılık”, “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında nitelikli dolandırıcılık” ve bu suçlara teşebbüs suçlarından hazırlanan üçüncü iddianamede 3’er yıldan 45’er yıla kadar hapis cezası talep edilmiş, iddianame İzmir 23. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.
Mersin merkezli 10 ilde uyuşturucu satıcılarına yönelik düzenlenen “Narkokapan Mersin” operasyonunda gözaltına alınan şüphelilerden 351’i tutuklandı.
Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 21 Ekim’de İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen “Narkokapan Mersin” operasyonunda yakalanan şüphelilerin emniyetteki işlemleri tamamlandı.
Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 351’i “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” suçundan çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe tutuklandı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 21 Ekim’de Mersin’de düzenlediği basın açıklamasında, Mersin merkezli 10 ilde düzenlenen uyuşturucu operasyonunda 3 organize suç örgütünün çökertildiğini, 370 şüphelinin gözaltına alındığını bildirmişti.
Operasyonda 3 bin 250 polis, 30 özel eğitimli narkotik dedektör köpeği, 2 insansız hava aracı, 3 dron ile 1 helikopter yer almış ve 403 adrese baskın düzenlenmişti.
EMPERYALİZME VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNE DİRENEN İRADE
Türk Milleti, emperyalizmin kuşatması altında, yeniden bir varoluş mücadelesi içine çekiliyor. Bu bir zorunluluk olarak gündemimizin ilk sırasındadır; kapsayıcıdır, tüm toplumsal sorunların üst başlığıdır.
Büyük Ortadoğu Projesi, 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde sonuca doğru yaklaşan; emperyalizmin bölgeye yönelik en kapsamlı yeniden yapılandırma stratejisidir. Bu strateji, yapay sınırlarla çizilmiş, etnik ve mezhepsel temellerde parçalanmış, dışa bağımlı kukla devletçikler öngörüyor.
Elbette, Kemalistlere, tam bağımsızlıkçı cumhuriyetçi vatanseverlere de görev düşüyor.
CUMHURİYET SAVUNUSU
Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin tam karşısında bir direniş hattı olarak, ulusal egemenlik, üniter yapı ve tam bağımsızlık üzerine inşa edilmiş bir devlettir. İşte bu nedenle, BOP’un yerli işbirlikçileri ve onların medyadaki sözcülerinin yoğun propagandasına rağmen, Cumhuriyetçi ve Vatanseverler için Cumhuriyet’in kurucu değerlerini savunmak, yalnızca bir siyasi tercih değil, Türk Milleti’nin varoluş mücadelesidir.
Bu mücadele, İstiklal Savaşı ve sonrasında yaşanan “arasız devrimler”le, milli bilinçaltını, bilince çıkaran, eski çağların zihniyetini aşan, “ümmet” içindeki etnik kimliklerden sıçrayarak bir üst kimlik olan Türk milletinin yeniden inşası’nı sağladı.
1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya vardığında yoğun bir coşkuyla karşılandı, and içildi. Bir gün sonra 28 Aralık’ta Ankara halkına şöyle sesleniyordu:
“Bir millet varlığı ve hakları için bütün gücüyle, bütün maddi ve düşünce gücüyle ilgili olmazsa; bir millet kendi gücüne dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa; şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Milli hayatımız, tarihimiz ve son dönemde yönetim şeklimiz buna çok güzel kanıttır. Bu nedenle teşkilatımızda Kuvayı Milliye’nin etken ve Milli İrade’nin hakim olması ilkesi kabul edilmiştir.”
İşgal altındaki günlerde, o gün bize verilen uyarı, bugünün koşullarında bizim için kılavuzdur.
Bunda ısrarcıyız!
“20. yüzyıldaki, uluslararası ilişkilerin evrimi, ekonomik ve politik gerilimler, savaşlar, ulusal ve toplumsal hareketler, bir bütünlük içinde ele alındığında; Yüz yıllık geçmiş içinde, teknolojik gelişme, sermayenin küresel dolaşımı ve finans kapital yoğunlaşması olağan üstü artmıştır ama emperyalist sistem niteliksel bir değişime uğramamıştır.
BOP, Soğuk Savaş sonrası ABD’nin küresel hakimiyet stratejisinin Ortadoğu ayağıdır. Hedef, bölge ülkelerinin ulus-devlet yapılarını zayıflatmak, etnik-dini çatışmaları derinleştirerek kontrol etmek ve enerji kaynaklarına daha doğrudan erişim sağlamaktır.
Kuvayı Milliye ve Milli İrade niteliği açısından günümüzde de bağımsızlığımız için ısrar edilmesi gereken güncel bir yöntemdir.
BOP’un planlayıcıları bugün de, aynı yöntemle yerli uygulayıcılar kullanıyor.
Yerli uygulayıcıların profillerine bakıldığında;
“Yeni Osmanlıcı” retorikle, ümmetçi bir söylem etrafında, Türkiye’nin ulus-devlet kimliğini aşındırmayı hedefleyenler, ulus devletin yıkılışını gelişme olarak anlatan hamaset diliyle sömüren mukaddesatçılar, sözde “demokrat”, “konfederalizm”i savunan batı işbirlikçisi etnikçiler, bölücülerdir.
Yöntem değişmedi.
1940’lardan itibaren, aynı oyun devam ediyor. Kendi bağışıklığına saldıran kanser hücreleri.
“Demokratikleşme”, “çözüm süreci”, “açılım” gibi kavramların arkasına sığınarak, BOP’un gündemini topluma dayatan yazar ve gazeteciler, “ilerici” “demokrat” veya “liberal” bir kimlikle ortaya çıkarak, projenin yerelleştirilmiş sözcülüğünü yapmaktadırlar.
Ekonomi aktörleri, küresel sermayeyle bütünleşmiş, dışa bağımlı bir ekonomik modeli savunan ve kamu kaynaklarının özelleştirilmesinden çıkar sağlayan çevrelerdir.
Bu ittifak, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini “jakoben”, “vesayetçi”, “çağdışı” hatta “faşist” olarak yaftalayarak, bu değerlerin bağımsızlık savaşı ve Hakimiyet-i Milliye’den aldığı meşruiyetini zayıflatmaya çalışmaktadır.
Bu propagandaya rağmen kurucu değerlerde ısrar etmek, hayati anlamları taşır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Tam Bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temelidir” sözü, bu mücadelenin özüdür. BOP, ekonomik, siyasi ve askeri olarak dışa bağımlı bir yapı öngörür. Kurucu değerleri savunmak, karar verme mekanizmalarının milli iradenin tekelinde kalması anlamına gelir. Bu, bir lütuf değil, Lozan’da kanla kazanılmış bir haktır.
“Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” ifadesiyle somutlaşan anayasal vatandaşlık tanımı, BOP’un etnik ve mezhepsel temelde parçalayıcı projesine karşı en güçlü panzehirdir. Kurucu değerleri savunmak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında kaynaşmış bir “millet” olmuş toplumu ve vatanın bölünmez bütünlüğünü korumaktır.
Laiklik, dinin hem devlet hem de birey nezdinde istismar edilmesini engelleyen, toplumsal barışın temel güvencesidir. BOP ve onun yerli uzantıları, dini kimliği siyasetin merkezine yerleştirerek toplumu kutuplaştırmayı hedefler. Laikliği savunmak, aklın, bilimin ve ortak yaşam iradesinin üstünlüğünü kabul etmektir.
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi, hiçbir iç veya dış gücün milletin iradesinin üzerinde olamayacağını belirtir. BOP, bu egemenliği uluslararası aktörler ve onların yerli temsilcileriyle paylaşmayı dayatır. Kurucu değerleri savunmak, milletin azim ve kararıyla kurtardığı istiklalini, sonuna kadar korumaktır.
Bu savunu, kolay bir yol değildir. Israr gerektirir, çünkü;
Sistemli bir propaganda ile karşı karşıyayız. Medya, akademi ve sivil toplumun önemli bir kısmı, BOP perspektifini sürekli olarak pompalıyor. Hakikatin sesi, çoğu zaman bu gürültü içinde kayboluyor.
Psikolojik bir savaş yürütülüyor. Kurucu değerleri savunanlar, “yobaz”, “dar kafalı”, “geçmişte kalmış”, “faşist” gibi yaftalarla itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu, bir yıpratma ve yıldırma stratejisidir.
Kısa vadeli çıkarlar, uzun vadeli felaketlerle pazarlanıyor. “Ekonomik istikrar”, “dış yatırım” vaatleriyle, ulusal egemenlikten tavizler veriliyor.
Israr, bu aldatıcı vaatlere kanmamak demektir.
Bugün, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının 1919’da başlattığı Milli Mücadele’nin bir benzeri, farklı bir cephede verilmektedir. Düşman, topa tüfeğe değil; algı operasyonlarına, kültürel erozyona ve ekonomik bağımlılığa dayalı bir işgal projesi yürütmektedir.
Bu ısrar, bir nostalji veya körü körüne bir bağlılık değildir. Bu ısrar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ülke olarak varlığını, bağımsızlığını ve geleceğini garanti altına alma çabasıdır. Kurucu değerleri savunmaktaki ısrarın anlamı ve değeri işte buradadır.
Bu inançla, bu ısrarla, bu kararlılıkla; emperyalizmin, BOP’un ve onun işbirlikçilerinin tüm planları, Türk Milleti’nin akla, bilime, vatan sevgisine ve milli iradeye olan sarsılmaz bağlılığı karşısında bir kez daha boşa çıkarılacaktır.
Cumhuriyetçi Vatanseverler, kimseye iltifat etmeden, hiç kimseyi aldatmadan, ülke için gerçek amaç ne ise onu görmeye çalışarak, hedefe yürümektedirler. Herkes onların aleyhinde bulunabilir, herkes onları yolundan çevirmeye çalışabilir. Fakat onlar buna karşı direnmektedirler, direnmeye devam edeceklerdir. Önlerine sonsuz engeller yığılabilir; kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, kimseden destek istemeden yollarına devam edecekler ve kendilerine inanan Türk milleti ile bu engelleri aşacaklardır.
Türkiye’ye ziyareti sonrasında basına açıklama yapan Nasirzade, Türk yetkililerle İsrail’in bölgedeki tüm ülkeler için yarattığı tehditler konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.
Görülmede Suriye konusunun da gündeme geldiğini aktaran Nasirzade, “İyi bir ziyaret oldu çünkü uzun zamandır bu konuda Türkiye ile bir araya gelmemiş veya görüş alışverişinde bulunmamıştık.” dedi.
İranlı bakan, Türkiye ve İran’ın ortak noktalarının görüş farklılıklarından daha fazla olduğunu ifade etti.
Nasirzade, ABD’nin bölgeye askeri yığınak yapmasına dair soruya ise, “Bu hareketliliğin büyük bir kısmı psikolojik harekattır. Sürekli olarak saldırı yapılacağını tekrarlayarak toplumu ikileme düşürmek istiyorlar. Ekonomik istikrarı bozmak istiyorlar ve bu da savaşın bir parçası. Ülkeyi savunmak için sürekli hazırız. Bize savaş dayatılırsa asker olarak görevimiz savunmaktır.” diye konuştu.
Küresel Sumud konvoyuna İsrail’in saldırısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Nasirzade, “Bu konvoy aslında uluslararası toplumun iradesinin bir sembolü. Siyonist rejim buna saldırıda bulundu. Bu rejim için kırmızı çizgi yok ancak dünya karşı karşıya oldukları büyük tehdidin farkına vardı ve dünya halkları bu konuda kesinlikle daha fazla benzer eylem görecek.” ifadelerini kullandı.
MEB önünde eylem yapan Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu üyeleri basın açıklaması yaptıktan sonra yaşadıkları sorunu ANKA Haber Ajansı’na anlattı. Artık okullarında öğrencilerine kavuşmak istediklerini söyleyen öğretmenler, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bir an önce konuya ilişkin çözüm bulmasını beklediklerini belirttiler.
‘İNŞAATTA ÇALIŞIYORUM’
ANKA’dan Halil Yatar’a konuşan Samet öğretmen, “Din kültürü öğretmeniyim. 2023 KPSS’de ve alanımda derece yaparak kazandım. 2024 Van’da girdiğim mülakatta 3’te 3 yapmama rağmen eğlendim. Şu anda inşaatta çalışıyorum. Bizim yerimiz inşaat veya herhangi bir iş değil. Biz öğretmeniz, okulda olmamız gerekiyor. Onun için biz hakkımızı istiyoruz, yani kazandığımız hakkımızı istiyoruz. Hakkımızı alana kadar da devam edeceğiz mücadelemize” dedi.
‘KUCAĞIMDA ÇOCUKLA KARNIMDA BEBEKLE BURALARDA REZİL OLMAK İSTEMİYORUM’
2023 mülakat mağduru olan edebiyat öğretmeni Sümeyye öğretmen, “Bizim ailemiz bizi kolay okutmadı, biz de kolay okumadık. Şahsen ben marketlerde çalışarak okudum. Ben kucağımda çocukla, karnımda bebeğimle daha fazla buralarda rezil olmak istemiyorum. Bizim suçumuz neydi? Bizim suçumuz ben 8 aylık hamileyken Edebiyat gibi zor bir bölümden kontenjanına girmem miydi? Yoksa bizim suçumuz mülakatlarda bütün sorulara doğru cevap vermek miydi? Mülakat mağdurları öğretmenlerinin sorunlarının bir an önce çözülmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
‘BAKAN MAHKEMELERE MÜDAHALE YAPIYOR’
2023 KPSS’de psikolojik danışmanlık ve rehberlik branşına 929’uncu olan Kübra öğretmen, “Mülakata girdim, mülakatım çok iyi geçti. Ankara’da girmiştim. Benim komisyonum yuvarlama yaptı. Yanındaki komisyonlar ya da başka illerde artı beş, artı on puan verildiği için sıralama 1800’e geriledi ve kontenjan dışına çıkarıldım. Bugün 335’inci gündeyiz. Yaklaşık bir yıl oluyor. Biz her gün buraya geldik, her ay buraya geldik, yetkililerle görüştük. Ancak bizim hakkımız bize verilmedi. Her seferinde bir yere yönlendirildi… Ankara 16’ıncı İdari Mahkemesi bana yürütmeyi durdurmaya ret verdi. Benim davam bir istinafa gitti. Oradan da umudumuz yok. Şu an bakan mahkemelere müdahale ediyor. Bizim hakkımızı almamamız için müdahalede bulunuyorlar. Hakkımızı almak istiyoruz artık. Bize engel olmayın. Haklı olduğumuzu herkes biliyor. AK Partili vekillerle görüşmüştük sürecin başında. MHP’li vekillerle görüştük. Meclis’e gittik. Herkes bize dedi ki ‘Siz haklısınız, hakkınızı alacaksınız’. Bizi oyaladılar. 335’inci güne geldik. Hala burada arkadaşlarımızla beraber hakkımızı aramaya çalışıyoruz. Artık sesimizi duyun, atamamızı geri verin. Okullarımıza kavuşalım” dedi.
‘KONUŞMAYA BİLE MECALİM YOK’
Ağrı’dan gelen Sulay öğretmen ise kısaca şunları kaydetti:
“18 saatlik yoldan geliyorum. Konuşmaya bile mecalim yok. Bu sene 15 bin alımda 50 kişi elendi. Evet keşke bir arkadaşımız bile elenmeseydi ama bizde 35 katı elendi. Bizim burada suçumuz neydi? Ve biz çok yorulduk. Yusuf Tekin yaptığı haksızlığı söylememek adına 50 kişi tek eledi. Ve onlar da kendi yoluna devam etti davalarını açarak. Biz davaları açtık. Benimle aynı rubriklere sahip olan 8 kişi davayı kazandı. Mesleğe başlayacak. Ama ben kaybedip davamı istinafa taşıdım. Çok yoruldum artık. Ankara’dan gelip gitmekten yoruldum. Ben şu an öğrencilerimin yanında olmalıydım. Benim Ankara’da ne işim var? Artık bu olaya bir çözüm getirsinler. Hepimizi en azından davadan atasınlar. Birilerini atarken birilerini bırakıyorlar. Biz de yorulduk bu durumdan.”
Veryansın Tv Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay ve Veryansın Tv yazarı Engin Balım, CHP İstanbul İl Yönetimi’nin tedbiren görevden uzaklaştırılması sonrası siyaset kulislerini aktardı.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
Veryansın Tv’de Salı Sallanır canlı yayınında konuşan Engin Balım, AKP kulislerinde konuşulan “CHP planı”na ilişkin iddiaları aktardı.
Balım, söz konusu planın AKP medyasında “15 Temmuz’da başarılı olamayan küresel çete CHP’yi ele geçirdi” söylemleriyle başlayacağı, CHP’li isimlerin büyükelçiler ve küresel isimlerle yemek görüntülerinin tekrar dolaşıma sokulacağı iddialarını aktardı.
Kulislerde “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu işin hukuki kılıfına uydurulmasını istediği”nin konuşulduğunu da belirten Balım, CHP kurultayının 9 Eylül’den 15 Eylül’e ertelenmesinin bu iddia ile bağlantılı olduğunu ileri sürdü.
Planın “hukuki kılıfına uydurulamaması halinde Saray’ın B planını uygulamaya sokacağı” iddiasını aktaran Balım, mutlak butlan kararının uygulanması sonrası “15 Temmuz’da başarılı olamayan küresel çete CHP’yi ele geçirdi” söylemlerini bizzat Erdoğan ya da Bahçeli’nin ağzından aktarılacağının kulislerde konuşulduğunu belirtti.
Bir algı inşa edildikten sonra Erdoğan ve Bahçeli sürekli olarak “Mevcut CHP yönetimi korsan bir yönetimdir. Bu yönetimin atadığı, belirlediği, ön seçim yapmadan getirdiği meclis üyeleri ve belediye başkanları küresel çeteye finans sağlayarak anayasal yapıyı yıkmaya yönelik faaliyetler yürüttüğü için belediyeler gayrimeşrudur, korsandır.” şeklinde çıkışlar yapacağını belirten Balım, CHP’li bütün belediyelerin bu sayede görevden alınmasının yolunun açılacağı iddiasını aktardı.
Balım, son olarak AKP’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin de görevden alınmasıyla AKP’nin “adalet” görüntüsü çizeceği iddiasını aktardı.
Kick hesabımız:https://kick.com/veryansintvVeryansın Tv'ye destek olmak için KATIL'ın... https://www.youtube.com/channel/UCLEhuU5yv0T4WBjntWoUSXw/join#Veryan...
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV canlı yayınında “Gürsel Tekin’den bağımsız teknik bir şey söylüyorum. Kayyumun, partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor, Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa olur, bir başka isim olsa olur” dedi.
TEKİN’DEN AÇIKLAMA
Mahkeme kararıyla CHP İstanbul İl Başkanı olarak görevlendirilen Tekin, görevi kabul edeceğini beyan etmesinin ardından CHP tarafından ihracına karar verildi.
Tekin, ihraç kararına ilişkin TV100’e yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Ben bu kararı kabul etmiyorum. AK Parti yargısı diye bağırıyorsunuz siz daha beter durumdasınız. Bana sormadan benim ifademi almadan, ben bir savunma yapmadan beni ihraç edemezsiniz. Disiplin kuruluna veremezsiniz.”
AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı’na ilişkin, parti genel merkezi önünde açıklamalarda bulundu, basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı.
Bölücü açılım sürecine ilişkin toplumdaki bakış açısı ve tablonun sorulması üzerine Çelik, şu iddialarda bulundu:
“Biz, vatandaşlarımızla buluşuyoruz, vatandaşlarımızın tabii ki soruları oluyor, cevap vermekle mükellefiz. Vatandaşlarımızın soruları oluyor, kaygıları oluyor, eleştirileri oluyor, geleceğe dönük uyarları oluyor. Hepsini not ediyoruz, başımızın üstünde yeri var çünkü memleketin sahibi ve bütün bu süreçlerin sahibi millettir. Gittiğimiz yerlerde bu sorulara tabii ki açık yüreklilikle cevap veriyoruz. Kameraların önünde de veriyoruz ama aynı zamanda vatandaşlarımızın Sayın Cumhurbaşkanı’mıza ve Sayın Bahçeli’ye dönük yüksek güvenlerini de görüyoruz. Onların yanlış yapmayacağını, devlet ve millet aleyhine herhangi bir işe izin vermeyeceğini net bir şekilde vatandaşlarımızın vurguladıklarını da görüyoruz. Bu süreçler doğası gereği işin içinde siyasetin olduğu, devlet kurumlarının çalıştığı, sahada bir sürü gelişmenin olduğu süreçler.
Tabii ki birtakım başka devletlerin sabotajlarına da dikkat etmek gerekiyor. Geçmişte de bu tecrübeleri yaşadık. Bu açılardan baktığımızda biz çok yönlü, çok kapsamlı, iyi çalışılmış, tarihi dersleri çıkarılmış, bundan sonrasının nereye gitmesi gerektiği konusunda kafamızın berrak olduğu, hem askeri hem istihbari hem siyasi hem toplumsal boyutunun çok yönlü olarak ele alındığı bir süreçtir.”
Çelik, “Türkiye’de Türk ile Kürt arasına kimse girememiştir. Terör mevzusu, ayrı bir mevzudur. Bunun ortadan kalkması tabii ki demokrasimizin üzerindeki stresi kaldıracaktır ve Türkiye’nin birtakım konularla yıllardır sürdürülen meşguliyetinin ortadan kalkmasına yol açacaktır. Bölge açısından da yeni fırsatların, yeni işbirliklerinin doğmasına yol açacaktır. Bu, aynı zamanda başka terör örgütlerinin, bölgedeki başka terör örgütlerini nasıl feshedileceğine ve silah bıraktırılacağına dair bir model de oluşturulacaktır. Onun için Türkiye Cumhuriyeti, gündemine hakimdir. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar.” değerlendirmesinde bulundu.
PYD ELEBAŞI MÜSLİM’İN AÇIKLAMASI
PYD yöneticisi Salih Müslim’in “Yeni Suriye hükümeti, ademimerkeziyetçiliği reddederse bağımsızlık talep etmek zorunda kalacağız.” şeklindeki açıklamasının sorulması üzerine Çelik, şöyle konuştu:
“Yakın zamanda PYD yöneticisi Salih Müslim’in bahsettiği açıklamasını gördüm. Önceki açıklamalarıyla birleşik bir açıklama. Biz, dediğimiz gibi Şam’daki merkezi hükümetle çatışma şeklindeki bir tutumun ‘terörsüz bölge’ sürecine karşı bir tutum olduğunu değerlendiriyoruz. Aynı şekilde PYD’nin, SDG’nin silah bırakmasına yani Suriye PKK’sının silah bırakmasını engellemeye çalışanların bu terörsüz bölge ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine karşı bu gün Sayın Bahçeli’nin açıklamasında da var. Bu işi geciktirmeye, zamana oynamaya ve sulandırmaya dönük bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz. O açıklama da zaman zaman biliyorsunuz, bu teröre destek verenler, birtakım meşru kavramları tüketim malzemesi olarak kullanırlar. Aslında ademimerkeziyetçilik diye bahsettiği şey, bir ademimerkeziyetçilik değil. Ademimerkeziyetçilik dediğinin fiili karşılığının ne olduğunu bilecek milli güvenlik bilincine sahibiz.
Onun ademimerkeziyetçilik dediği şey, bizim açımızdan terör devletçiğidir. Dolayısıyla terör devletçiklerine müsaade etmeyeceğimizi geçmişte Cumhurbaşkanı’mız ‘Bir gece ansızın gelebiliriz.’ mottosuyla ifade etmişti. Biz, bir devlet politikası olarak ve bütün siyasi partilerin katılımıyla yüce Mecliste kurulmuş bir komisyonla bu sürecin ‘Terörsüz Bölge’ ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin hedefine ulaşması için bu gayreti gösteriyoruz.”
“Terörsüz Türkiye” sürecini sabote etmek isteyen bazı devletlerin olduğunu gördüklerine dikkati çeken AK Parti Sözcüsü Çelik, “Özellikle siyonist soykırımcılık, bu süreci sabote etmek istiyor. Birisi çıkıp da burada ‘Ben ademimerkeziyetçilik’ falan diyerek esasında altyazısında terör devletçiği olan bir yaklaşım ortaya koyarsa biz, bunun ne olduğunu görecek tecrübeye sahibiz. Üzerinde çok düşünmemize bile gerek yok. Bir saniye içerisinde bunu teşhis ederiz.” dedi.
CHP İSTANBUL’A KAYYIM
CHP’nin İstanbul Kongresi’ne ilişkin İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara kararla ilgili soruyu da yanıtlayan Çelik, konunun MYK’da gündeme gelmediğini söyledi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle
Ömer Çelik, şunları kaydetti:
“Nihayetinde mahkeme ile ilgili bir süreç. Orada sadece bazı yayınlarda ‘Kayyum atandı.’ falan deniyor. Halbuki yargı süreci gördüğümüz kadarıyla devam ediyor. İhtiyati tedbir kararı almış orada mahkeme ve daha önceki bir CHP il yönetimini tekrar atamış. Bir öncekinde siyasi yasaklılık durumu olduğu içindir belki o. Onu mahkemenin nasıl takdir ettiğini bilemiyorum ama bu ihtiyati tedbir olarak gündeme gelmiş bir şey.
Biz, siyasi partilerin bu şekilde gündeme gelmesini istemeyiz ama siyasi partiler açısından herhangi bir usulsüzlük varsa da bunu mahkemenin tespit etmesi ve bununla ilgili adım atması da işleyen yargı süreciyle ilgilidir. O bakımdan onunla ilgili herhangi bir detay değerlendirme yapmamız doğru değil ama görüldüğü kadarıyla CHP yönetimi alınmış ve daha önceki bir CHP il yönetimi oraya ihtiyati tedbir açısından kayyum olarak değil koyulmuş yani yargı süreci devam ediyor. İtiraz süreci devam ediyor, biz de onu takip ediyoruz.”
İlişkili Haber
Özgür Özel’den ‘İstanbul’ açıklaması: Kararı tanımıyoruz, Gürsel Tekin’i ihraç ettik
Haberi görüntüle
ERDOĞAN’IN ÇİN SEYAHATİ
Kapsamlı bir MYK Toplantısı yapıldığını belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılışta iç ve dış politikanın yanı sıra Çin seyahatine dair değerlendirmeler yaptığını söyledi.
Çelik, birinci gündemin her zaman olduğu gibi Netanyahu hükümetinin her geçen gün daha fazla katliam yaparak Gazze’deki soykırımı devam ettirmesi olduğunu vurgulayarak, “Dünyanın gözü önünde Gazze’nin işgal edilmesine dair talimatlar verildiği ve buna göre hareket planları hazırlandığı açık bir şekilde ifade ediliyor. Bu doğrusunu söylemek gerekirse Nazilerin yaptığı cinayetleri bile geride bırakacak, insanlık tarihinin en hunharca, en barbarca katliam siyasetinin, soykırımın bir örneğidir. Bunu gerçekleştirenlerin eninde sonunda bir insanlık mahkemesinde yargılanması, insan haysiyetinin, insan onurunun ve insanlık adına var olan bütün değerlerin gereğidir.” ifadelerini kullandı.
Bütün dünyada Filistin’in tanınması yönünde çok anlamlı, çok değerli bir hareketlilik de olduğunu belirten Çelik, şöyle devam etti:
“Tam bu hareketlilik karşısında ise ABD yönetiminin Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etmesi son derece yanlış olmuştur. Birleşmiş Milletler gibi meşru otoritelerin, devletlerin sesini duyuracağı bir platformun işlevsizleşmesi ve zemininin kaybolması anlamına gelmektedir bu. Dolayısıyla gerek Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın gerek diğer yetkililerin vizelerinin iptal edilmesi adaletsiz ve hakkaniyetsiz bir karardır. Bu uluslararası hukuk, meşru zeminler, Birleşmiş Milletler zemininde artık zaten büyük oranda yıpranmış olan objektif yaklaşımların, görülmeyen objektif yaklaşımların, tamamen berhava olduğunu, tek taraflı olarak birtakım işlemlerin yapıldığını göstermektedir. Bu karardan geri dönülmesi gerekir. Çünkü Filistinlilerin sesinin duyurulması, her meselede olduğu gibi Filistin meselesinde de saldırıya uğrayanların, soykırıma maruz kalanların sesinin duyulması meselenin doğası, hakkaniyetin ve adaletin gereğidir. Tabii bu olmadığı takdirde, vizelerin iptali ile ilgili karar düzeltilmediği takdirde, orada pek çok devlet başkanı, hükümet başkanı Filistin’in sesi olacaktır. Kuşkusuz bu konuda, Filistin’in gür sesi olma konusunda en gür ses Sayın Cumhurbaşkanımızdan çıkacaktır.
Yıllardır Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bütün konuşmalarında, Filistin Davası’nı en yüksek sesle haykırmaktadır. Dolayısıyla bu sene de Cumhurbaşkanımızın konuşması başta olmak üzere, pek çok liderin konuşmasıyla birlikte Filistin Davası, Gazze’de Netanyahu hükümetinin gerçekleştirdiği soykırım Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na damgasını vuracaktır. Bu, artık devletlerin meselesi olmayı çoktan aşmıştır. Bu bir katliam şebekesiyle insanlık ittifakı arasında bir meseledir. İnsanlık ittifakı eninde sonunda değerlerin kazanımı, medeniyetin kazanımlarının korunması için bu katliam şebekesini yenmek zorundadır. Dolayısıyla hep beraber Sayın Cumhurbaşkanımızın Filistinli yetkililere izin verilmese bile Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmanın, Filistin’in en gür sesi olarak Birleşmiş Milletler’de ve bütün dünyada yankılanacağını görüyoruz, değerlendiriyoruz.”
SAVUNMA SANAYİİ
Ömer Çelik, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı içinde barındıran Zafer Haftası kapsamında birçok önemli gelişmenin de yaşandığına dikkati çekerek, “En önemlilerinin başında Çelik Kubbe ile ilgili geldiğimiz nokta söz konusu oldu. Bütün dünyada yankılandığı gibi ülkemizin savunması açısından da son derece önemli bir eşik geçilmiş oldu. Görüldüğü gibi geçmişte sıradan bir tabanca almak için başvurduğumuzda bize bunları bile vermeyenler, ambargo uygulayanlar bugün Türkiye’nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar. Tabii bizim savunma sanayimiz kimse için bir tehdit değil. Kendi milli güvenliğimiz için bunu gerçekleştiriyoruz, bu başarılara imza atıyoruz.” şeklinde konuştu.
Erdoğan’ın, “Biz yapabiliriz, daha iyisini de yaparız” şeklinde tüm kurumlara bir vizyon aşıladığını işaret eden Çelik, “Geldiğimiz noktada, dünyanın barbarlık tarafından teslim alınmaya çalışıldığı ve Türkiye’nin etrafında neredeyse dünyadaki çatışmaların yüzde 70’e yakınının gerçekleştiği bir ortamda ve büyük potansiyel krizlerin var olduğu bir ortamda, savunma sanayimizin geldiği nokta tabii ki gurur vericidir. Bu bakımdan Çelik Kubbe’nin dünyada bu kadar yankılanması, herkesin aslında bütün bu meseleleri hem okumakta hem de bunlara karşı savunma sanayi açısından somut tedbir almakta çok geç kaldıklarını itiraf ettiği bir noktada Türkiye’nin öngörüsünün, Cumhurbaşkanımızın vizyonunun Türkiye’yi içinde tuttuğu hattın ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görülmektedir.” diye konuştu.
‘TÜRKİYE’NİN GÜCÜ KİMSE İÇİN TEHDİT DEĞİLDİR’
Çelik, bazı komşu ülkelerin, Türkiye’nin yerli entegre hava savunma sistemi Çelik Kubbe’ye dair endişeli açıklamalarına ilişkin şunları kaydetti:
“Tabii bazı komşu ülkeler, Türkiye’nin Çelik Kubbe’de attığı imzanın kendileri için tehdit oluşturduğunu söylüyor. Onlara bir kere daha ifade ediyoruz, Türkiye’nin gücü kimse için tehdit değildir. Türkiye’nin gücü barışın teminatıdır. Ama Ege’de, Akdeniz’de, başka yerlerde hiç kimsenin yanlış işler peşinde koşmaması lazım. Meseleleri masada, müzakereyle, diplomasiyle halletmemiz lazım. Bu işlerin sahaya kalmaması lazım. Dünyanın zaten büyük streslerle yüklü olduğu, büyük fay hatlarının tetiklendiği bir dönemde daha fazla strese ve fay hattının tetiklenmesine gerek yok. Onun için biz komşularımızla barış içerisinde ve ‘herkesin güvenliği bizim güvenliğimizdir, herkesin refahı bizim refahımızdır’ ilkesiyle hareket ediyoruz. Kimsenin güvenliğinde bir zaafa düşmesini, kimsenin refahtan mahrum kalmasını arzu etmiyoruz. Topyekun bir barış, topyekun bir refah peşinde koşuyoruz.”
Geçmişte, Suriye’deki olaylar ve haricen yaşanan olaylar sebebiyle pek çok ülke tarafından Akdeniz’e savaş gemisi gönderildiğini hatırlatan Çelik, Mavi Vatan vurgusunun ve bu konuda atılan adımların son derece önemli olduğuna değindi.
Çelik, şöyle devam etti:
“Bu sene TEKNOFEST gençliğini Mavi Vatan’la buluşturan TEKNOFEST Mavi Vatan’ın hayata geçirilmesi de bu konudaki gelişmelerin gün yüzüne çıkması, gençlerimizin bu alandaki çalışmalarının teşvik edilmesi bakımından son derece önemlidir. Milli Savunma Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’yla birlikte TEKNOFEST’in bu sene Deniz Kuvvetleri’mizle birlikte böylesine kapsamlı bir şekilde yapılmış olması, aslında Türkiye’nin ‘mavi vatan’ vurgusu ve ‘mavi vatan’ın geleceğine dönük olarak etrafımızdaki denizlerde oluşan kaynamalara karşı, daha büyük meydan okumalara karşı hazırlıkları açısında da son derece önemlidir. Burada gençlerin yaptığı çalışmalar, orada ortaya konulan icatlar, kazanımlar geleceğe denizlerde de damga vuracağımızı göstermesi bakımından önemlidir. Tabii sık sık kahraman Silahlı Kuvvetlerimize gerek devlet kurumlarımız tarafından, savunma sanayi kurumlarımız tarafından, gerek diğer alanlarda bu teslimatların yapılması, bunların birleşik ve entegre bir şekilde gündeme gelmesi, önümüzdeki dönemin önümüze gelecek meydan okumaları açısından son derece kıymetli sonuçlar doğuracaktır.”
BÖLÜCÜ AÇILIM
Bölücü açılım süreci konusunun her zaman gündemlerinde olduğunu belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MYK’nin açılış konuşmasında bu noktaya değindiğini aktardı.
Çelik, “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devlet başkanı olarak koyduğu iradeyle Cumhur İttifakı’nın bu konuda yekpare bir şekilde bu konuyu sonuca ulaştırmaya kararlı olduğunu” söyledi.
Çelik, şunları kaydetti:
“Cumhur İttifakı’nın yanı sıra Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına talimat vermesiyle birlikte bu süreç aynı zamanda bir devlet politikası haline gelmiştir. TBMM’de, PKK terör örgütünün fesih ve silah bırakması ile ilgili yol haritası oluşturması ve yasal dayanak oluşturması ile ilgili bir komisyonun kurulmuş olması, yüce Meclisin, siyasi partilerin desteğini de alacak şekilde sürecin yürütülmesine imkan vermektir. Komisyonun asıl odağının PKK’nın feshi ve silah bırakması olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bunun dışında başka konuların öne çıkarılmaya çalışılması, PKK’nın fesih ve silah bırakılması gündeminin perdelenmesi, örtülmesi ya da aksatılmasına dönük birtakım gündemler ve ajandalar olarak gündeme gelmektedir. Odağı bu işin silah bırakma ve fesih sürecinin gerçekleşmesidir.
Burada da PKK terör örgütünün bütün şube ve uzantılarıyla, bütün illegal yapılarıyla, bütün finans odaklarıyla ve propaganda merkezleriyle, bu Terörsüz Türkiye ve aynı zamanda terörsüz bölge sürecine uygun olarak yapılan çağrılar çerçevesinde silah bırakması ve kendisini feshetmesi gerekir. Bunun dışında herhangi bir şekilde bu odağın kaybına yol açacak davranışların, aslında Terörsüz Türkiye’ye söylemini kullanmakla birlikte bu süreci akamete uğratacak davranışlar ve söylemler olduğunu ifade etmek isteriz.”
Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün MYK toplantısının açılış konuşmasında bu konuda, bazılarının odak kaybı yaşadığını, bunun yaşanmaması gerektiğini ifade ettiğini söyledi.
BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMALARI
Bahçeli’nin bugün bölücü açılım komisyonu ile Suriye konusunda yaptığı açıklamaların son derece önemli olduğuna işaret eden Çelik, “Biz ‘Terörsüz Türkiye’ derken, PKK’nın şu adres ya da bu adresinin değil, bütün adreslerinin, bütün şube ve uzantılarının, Avrupa’daki birtakım legal görünümlü yapılarının ve illegal yapılanmalarının tamamının feshedilmesi gerektiğini ve silah bırakılması gerektiğini daha bu sürecin başında ifade ettik. Bu sürecin başında bundan bunu anladığımızı ve bunun anlaşılması gerektiğini söyledik ama bunun dışındaki yaklaşımlar olursa, bu gerçekten Terörsüz Türkiye sürecine, terörsüz bölge sürecine zarar verir.” diye konuştu.
İlişkili Haber
Bahçeli’den YPG’ye operasyon sinyali
Haberi görüntüle
Bölücü açılım süreci ile terörsüz bölge sürecinin iki ayrı süreç olmadığını belirten Çelik, bunların entegre süreçler olduğunu, bu iki süreci birbirinden ayırmanın sağlıklı bir yaklaşım olmadığını belirtti.
Çelik, şunları ifade etti:
“Bölgede özellikle Suriye’de net bir şekilde gözlemliyoruz, silah bırakmaktan kaçınmak, Suriye’deki merkezi yapıyı sabote edecek davranışlar içerisine girmek ve Türkiye’deki Terörsüz Türkiye sürecinden ve terörsüz bölge sürecinden kendisini ayrıştırmak, kendisine başka pozisyon belirlemek, bununla birlikte silahlanmak şeklindeki davranışların bütün bu sürece karşı davranışlar olarak kodlanması gerektiğini değerlendiriyoruz. Cumhurbaşkanımızın, ‘Yüzünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacaktır.’ ifadesinin anlamı budur. Yine bugün MYK’mız başlarken, Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamada son derece önemli bir cümle var. Deniyor ki orada Sayın Bahçeli tarafından, ‘Bu süreci akamete uğratmaya çalışanlar, Suriye’de başka bir plan peşinde koşanlar esasında terörsüz bölge sürecinin değil, siyonizmin planının parçası durumuna düşeceklerdir.’ Şimdi burada bunları söylediğimiz zaman birileri tutuyor diyor ki ‘Kürtlerin kazanımlarına karşı bir şeyler söylüyorsunuz.’
Hayır, hiçbir terör örgütünün varlığı ya da hiçbir terör örgütünün birileri tarafından desteklenmesi Kürtlerin kazanımı değildir, Türklerin kazanımı değildir, Arapların kazanımı değildir, Sünnilerin kazanımı değildir, Alevilerin kazanımı değildir, Dürzilerin, Nusayrilerin, Şiilerin hiç kimsenin kazanımı değildir. Hiç kimse herhangi bir terör örgütünün varlığını ya da birileriyle iş tutmasını, kendi kimliğinin, kendi aidiyetinin, kendi mensubiyetinin, kendi siyasal kimliğinin, etnik kimliğinin, mezhebi kimliğinin kazanımı olarak görmemelidir, terörün kimseye kazandıracağı bir şey yoktur.”
Buna dönük birtakım devletlerin örtülü operasyonlarını, silah bırakması gerekenlerin açıklamalarının arkasındaki organizasyonları gördüklerini belirten Çelik, Türkiye’nin, yakın bölgedeki herkesin kazanımı için terör örgütlerinin silah bırakması ve terör gündeminin ortadan kalkması gerektiğini savundu.
Çelik, “Vatandaşlarımız müsterih olsunlar, en baştan itibaren söyledik. Bu meselelere bakışımız, Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefinde esas bunun şemsiyesi, tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ilkesidir. Bunlardan taviz yoktur, bunlarla ilgili bir pazarlık yoktur, bunlarla ilgili bir müzakere yoktur. Devletin nitelikleriyle ilgili ve milletin değerleriyle ilgili herhangi bir pazarlık söz konusu değildir.”
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı canlı yayında gündemi değerlendirdi, soruları yanıtladı.
Özel, Gürsel Tekin’in İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesince CHP İstanbul İl yönetimine görevlendirilmesine ilişkin, “Gürsel Tekin’den bağımsız teknik bir şey söylüyorum. Kayyumun, partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor, Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa olur, bir başka isim olsa olur” dedi.
Halk TV’de konuşan Özgür Özel şunları söyledi:
“En hukuk tanımaz, en diplomasını hak etmeyen, mesleğine en büyük hakareti eden kişidir Akın Gürlek. Bu açıklamayı yapması için Adalet Bakanlığı’nın 153/1 nolu genelgesine göre HSK’dan izin alması gerekiyor. Almış mı? Diyelim ki almış. HSK’nın 33 nolu genelgesine göre yaptığı açıklama kişilerin suçlu olduğuna ilişkin kanaat uyandıramaz diyor. Açıklaması, ‘yüzyılın en büyük yolsuzluk dosyası.’ Daha iddianame yazılmamış, yargılama başlamamış, deliller tartışılmamış, tanıklar dinlenmemiş, savunma yapılmamış, mahkeme başkanı ve heyetinin vereceği kararı şimdiden ilan ediyor. Bir an önce iddianameyi çıkar, konuş. Akın Gürlek denen adam diplomasını inkar eden, hukukçu kimliğine hakaret eden birisi.
‘SIRF ZULÜM OLSUN DİYE’
Hemen şoför arkadaşları salsınlar. Ekrem Başkan’ın iki emekçi şoförü bir iftiracının sadece beyanlarıyla delil olmadan tutuklandı. Birisi söylemiş, ‘Bunlara Ekrem İmamoğlu şirket kurdurttu.’ Bari adamların TC’sini gir de bu kişiler şirket kurdu mu bir bak. Sırf zulüm olsun diye yapıyor. Vaktiyle bir MASAK raporu çıkardı, peçete oldu gitti. Cevdet Yılmaz dün adli yıl açılışında dedi ki, ‘Kimse karar alan mahkemeye hakaret etme hakkına sahip değildir.’ Bir kişi alkış yapmadı. Neden yapmadı. Herkes biliyor ki Özgür Özel, meydanlara toplanan yüz binler mahkemeye, mahkeme kararına hakaret ediyor değiller. Bir savcının masumiyet karinesini ayaklar altına almasına, suçsuz insanları aileleriyle tehdit etmesine… İtirafçı olanlar açısından mahkeme safhasında başka şeyler yaşanacak. O kadar şirkete el koyuyorlar sonra itirafçı olursan malları geri veririm diyor. Bu kadar düştüler. Yüzyılın en büyük haysiyet cellatlığıyla, yüzyılın en büyük iftira kampanyasıyla karşı karşıyayız. Yüz yıl boyunca unutulmayacak bir büyük saldırının altında yüz yıllık parti. Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü’nden çıkmış gelmiş herhangi bir siyasetçi değil. AK Parti’nin elinden İstanbul’u almış, İstanbul’u üç kez kazanmış birisini, Atatürk’ün partisini iktidar yapacak birisini içeri attılar. Ekrem İmamoğlu’nun suçu Erdoğan’ı yenme suçudur. Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluk gerekçesi bu suça yeniden teşebbüs edecek olmasıdır. Bunu bilmeyen kendini kandırır. Ekrem İmamoğlu benim babamın oğlu değil. İnsan olarak çok seviyorum ayrı bir şey. Bir kusuru olsa, deriz ki, ‘Ettiğini çekecek arkadaş’. Gözümün önünde İmamoğlu’nun bu ülkede CHP’yi iktidar yapacağı güçte birisi olduğunu gördüğüm için böyle bir mücadele veriyorum.
‘DEVLET BEY İLE ŞUNU MU KONUŞAYIM…’
Devlet Bey ile şunu mu konuşayım o zaman. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla partisinde kaybettiği iktidarı kazananların, bugünkü iktidarın dümen suyunu girdiğini unutmadık mı diyeyim. Meral Akşener, 900 delegenin desteğini almışken… İzmir Milletvekili olan birisinin, MHP ile mahkeme arasında mekik dokuduğunu, MHP’nin kurultay sürecinin durdurulduğunu, partinin bölündüğünü ve AK Parti ile rejim değişikliğine rıza gösterdiğini mi söyleyeyim. Biz bunu yapmadığımız için eğer partinin başından gideceksek, ben giderim partinin başından. AK Parti 10 yıl daha asgari ücretliyi, emekliyi ezecekse, memura sefalet zamları verecekse, ben bunun karşısında partinin genel başkanı olacaksam, olmaz olsun öyle genel başkanlık, reddediyorum. Denemesi bedava. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi düzeni üzerinden AK Parti’ye teslim olmuşlar. Cumhur İttifakı 15 Temmuz günü sokaklarda kuruldu diyorlar. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Cumhur İttifakı’nın temellerini attınız. Hukuk camiası bilmiyor mu bunları. MHP’nin bunun diyetini ödediğini bilmeyen mi var. Bugün yeni bir Asliye Hukuk dümeniyle CHP’ye aynı teklif… Biz o parti gibi davranmayacağımızı gösteriyoruz. CHP’nin liderine ‘Ankara’ya dön, partinin başında otur’ dediler. İstanbul’a, Samsun’a, Bayburt’a gitme diyorlar. Bu partiyi kişisel çıkarlar için asla paspas ettirmeyiz. Bu parti öyle bir parti olsaydı darbelerden sonra yeniden ayağa kalkmazdı. Biz başkasına benzemeyiz. Bir arkadan vurmayız hele hele birileri gibi yere düşene asla tekme atmayız. Vuruşacaksak da yüz yüze vuruşuruz. Maalesef arkadan vuranlarla muhatabız.
YILMAZ TUNÇ’A YANIT
Sayın Tunç, HSK’nın başkanı. Akın Gürlek, HSK’dan izin almadan basın açıklaması yapıyor. Sayın Tunç, bunun altında eziliyor bir şey diyemiyor. Akın Gürlek’in yaptığı her iş, Sayın Tunç’u paspas eden işler. Yılmaz Tunç, Adalet Bakanlığı portresidir. Duvara asmışlar bunu Adalet Bakanı diye. Türkiye’de adaleti Tayyip Erdoğan ile Akın Gürlek yönetiyor. En kötü şekilde yönetiyorlar. Hababam Sınıfı’nda paşanın resmi var ya, onun gibi duruyor. 7 soru sordum, desin ki o sorulardakiler olmadı. Bir tane avukat var, Adalet Bakanlığı’ndan izin almadan sorgulanıyor, bir tane avukat var Adalet Bakanlığı’ndan izin alınıyor. Sorulara cevap vereceğine… Özgür Bey, bu eczacı halinle senin Adalet Bakanı olarak durduğun yerden 10 kat daha fazla neyin ne olduğunu görüyor biliyor.
‘MANSUR YAVAŞ’ MESAJI
En doğru adayı, aday göstereceğiz. Bir genel başkan partinin doğal adayıdır, Türkiye’deki siyaset sistemi de Türkiye’deki siyasi gelenek de buna müsait. Geçmişte bunun örnekleri de çok oldu. Parlamenter sistemde partinin genel başkanı milletvekili adayı olur, hangi parti seçimi kazanırsa onun genel başkanına hükümeti kurma görevi verilir. Yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde CHP’nin genel başkanını aday gösterdiği de oldu, göstermediği de oldu. Kendime baştan bir kısıt koydum ve bu kurala uyuyorum. Ben dedim ki, ‘Kendi adaylığımı bu partiye dayatmak yerine en doğru adayı belirlemenin teminatı olacağım.’ Son ana kadar adayımız İmamoğlu’dur. Ama gazeteci ısrarla soruyor, ‘Ya olamazsa…’ Bunun üzerine cevap veriyorum. O gün olamazsa en doğru adaya bakılır. Anketlere bakılır. Bir isim kesin kazanıyorsa o isim aday olmalıdır. Ama onu da kendim ilan etmek yerine İmamoğlu’nun adaylığında olduğu gibi, yine toplumsallaştırmak lazım. Birden çok aday kazanıyordur, o zaman sandık kurulur siz karar verin denir topluma. Baktığımızda Mansur Bey, CHP’nin yadsıyamayacağı, yok sayamayacağı bir aday alternatifidir. Buna da yalan atacak halim yok sorulduğunda. Mansur Bey’in kendi işine odaklı gayreti var, toplum tarafından beğeniliyor. Bugünden o güne bir şey söylemek mümkün değil. Ekrem Başkan’ı bırakmayız, ona sahip çıkmak zorundayız. Mansur Bey, Ekrem Bey’in yedeği değil, o Mansur Bey’e de haksızlık olur. Ama Ekrem Bey’in de yeniden siyaset yapmasının teminatıdır hem Mansur Yavaş hem Özgür Özel hem bütün CHP’liler. Ne dayanışmamızı eksik edeceğiz, ne kimseyi şimdiden aday göstereceğiz. Bu kadar şeyin içinde bana çalışmak ve fedakarlık düşer. Seçeneklerden biri genel başkan olunca orada iş değişir. Bir anda işler size doğru döner.
ANKETLER
9 şirketin ortalamalarına bakıyoruz. Parti açık ara önde. Ekrem Başkan, 19 Mart meselesinden sonra Tayyip Erdoğan’a karşı açık ara önde. 11 puanlık bir ağırlıklı ortalama ile önde. CHP, neredeyse bazı anketlerde AKP-MHP toplamından fazla. Anket dediğin bir trend meselesi. CHP, 31 Mart seçimlerinden beri yükseliş trendini sürdürüyor. Şu anda da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin saldırıları karşısında gerilemiş değiliz.
‘MORALİMİZİ BOZARSAK…’
Bir kötülük yapmak üzere görevlendirilmiş bir ekip saldırdıkça saldırıyor, saldırmaya devam ediyor. Biz moralimizi bozarsak, enerjimizi düşürürsek onlar kazanır. Toparlanın, teslim olmuyoruz kardeşim. Biz buranın asli sahipleriyiz. Bu bayrağın üzerindeki kırmızı renk şehit kanı, dedelerimizin kanı. Üstüne düşen ay yıldız da muharebe meydanındaki ay yıldız. Biz öyle işine geldi mi düşman donanmasına kırmızı halı serenlerden, sıkıştı mı İngiliz zırhlısıyla kaçanlardan değiliz. Biz, ‘Geldikleri gibi giderler’ diyen gelenekten geliyoruz. Teslim olmak geleneğimizde yok. Birileri cumhuriyetin kolonlarını kesmeye çalışıyor, biz o kolona çivi çaktırmayanız. Büyük bir mücadelenin içindeyiz. Bugünkü de 10’uncu dalga olsun. Biz direnmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz. Karşımızdakilerin demokrasiden ne kadar nasibini almamış olduklarını herkes görüyor. Biz buna karşı dimdik ayaktayız. Bizim aramızda olmayı hak etmeyenlerle yolu ayırırız.”
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
Özgür Çelik, kararın ardından İstanbul İl Binası önünde bir açıklama yaptı. Binayı terk etmeyeceklerini söyleyen Çelik, “Buradan çok açık ve net olarak şunu ifade etmek isterim: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olup cebinde parti kartını taşıyan hiç kimse bu karara uymaz. Gerçek bir CHP’li bu karara uymaz.” dedi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
Haberi görüntüle
Çelik şunları söyledi:
“Demokrasiye sahip çıkmak için İstanbul İl Başkanlığımızın önüne gelen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Bugün bir karar açıklandı. 14 Ağustos tarihinde, adli tatil döneminde açılan bir davayla jet hızıyla bir dava süreci gerçekleştirildi. 15 günlük bir zaman dilimi içerisinde jet hızıyla bir karar alındı. Öncelikli olarak bu kararı alanlara şu soruyu yöneltmek istiyorum: 300 gündür Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer, yargılandığı ikinci davadan iddianame bekliyor. 230 gündür Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın iddianamesi yazılmadı. 165 gündür Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun iddianamesi hazırlanmadı. Peki neden 15 gün önce açılan bir davada jet hızıyla bir karar alınmıştır? Bunu kamuoyunun vicdanına havale ediyoruz.
Açıklanan karar hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Bu kararın amacını biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 31 Mart 2024 seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi olduk. İstanbul’da 14 olan belediye sayımızı iki katına çıkarttık ve 26 belediye kazandık. 300 gündür büyük bir hukuksuzlukla, büyük bir adaletsizlikle karşı karşıyayız. Bu 300 günlük adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelemizi kesintiye uğratmak istiyorlar. Temel amaçları budur. Şu ana kadar İstanbul’da kongre süreçleri mahallelerde çok sağlıklı bir biçimde ilerlemektedir.
İkinci amaçları, partimizin kongre sürecini durdurmaktır. Temel hedefleri, demokrasi kılıcını Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde sallandırmaya devam etmektir. Alınan karar hukuka aykırıdır. Bu kararla ilgili az önce il binamızda milletvekillerimiz, parti meclis üyelerimiz, ilçe başkanlarımız, Yüksek Disiplin Kurulu üyelerimiz, il yöneticilerimiz, belediye başkanlarımız, gençlik ve kadın kollarımızla toplantımızı gerçekleştirdik.
‘MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ’
Bu karara karşı hukuki mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Ancak bu karara karşı siyasi mücadelemizi de sürdüreceğiz. Hukukçularımız, alınan bu karara itiraz edecekler. Biz il binamızda olacağız, örgütümüz burada olacak. Görevimizin başındayız, görevimizin başında olmaya devam edeceğiz. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel öncülüğünde MYK’mız Ankara’da toplandı. Sayın Genel Başkanımız kamuoyuna açıklamalarda bulunacak. MYK’mızın aldığı kararları da buradan takip edeceğiz ve uygulayacağız.
Şunu ifade etmek isteriz: Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu dönem gerçekleştirdiği kongreler süreci de pırıl pırıldır. Bir önceki 38’inci Olağan Kurultayımız da, 38’inci Olağan İl Kongremiz de; mahalleden ilçeye, ilçeden ile, ilden de kurultaya doğru gerçekleşen kongrelerimiz ve kurultaylarımız pırıl pırıldır, tertemizdir. Başlayan kongre süreçlerimizin devam etmesini sağlayacağız. Mahalle kongresi süreçleri ilçe başkanlıkları tarafından yürütülür. Mahalle kongre süreçlerimizi kesintisiz bir biçimde devam ettireceğiz. İlçe kongrelerimizin gerçekleşmesi için tüm hukuksal mücadeleyi vererek ilçe kongrelerimizi devam ettireceğiz.
‘GERÇEK BİR CHP’Lİ BU KARARA UYMAZ’
Bu karar hukuki değil, tamamen siyasi bir karardır. Bu karar, mahkemeler tarafından alınmış bir karar değildir. Yargıyı bir sopa olarak kullanan, yargı sopasıyla siyaseti dizayn etmek isteyenlerin aldığı bir karardır. Amaçlarını biliyoruz. CHP’siz bir Türkiye istiyorlar. Muhalefeti dizayn etmek istiyorlar. Türkiye’de, güzel ülkemizde sandığı sembolik hale getirmek istiyorlar. Buradan çok açık ve net olarak şunu ifade etmek isterim: Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olup cebinde parti kartını taşıyan hiç kimse bu karara uymaz. Gerçek bir CHP’li bu karara uymaz.
Cumhuriyet Halk Partisi, parti içinde demokrasiyi yaşatan yegane partidir. Bizde mahallelere sandıklar kurulur, delegeler seçilir. O delegeler ilçe başkanlarını seçerler. O delegeler il delegelerini, kurultay delegelerini seçerler ve mahalleden başlayarak kurultaya kadar partide, partiyi kimin yöneteceğine delegeler karar verirler. Bu yönüyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin kongreleri pırıl pırıldır. Eğer kongreler üzerinden bir tartışma yürütülecekse, örneğin Türkiye’nin azınlık iktidarının kongrelerine bakılması gerekir. Ankara’da bir grup tarafından, bir kişi tarafından verilen kararlarla ilçe başkanları seçilen, il başkanları belirlenen kongrelere bakılması gerekir.
‘UÇURUMUN KIYISI’
Bugün açıklanan karar sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselesi değildir. Bu karar bütün Türkiye’mizin meselesidir. Bu kararın güzel ülkemize bir maliyeti vardır. Kararın açıklandığı anda borsada ciddi bir düşüş yaşandığını hepimiz takip ettik. Bu kararın Türkiye ekonomisine bir maliyeti vardır. Bu kararın ülke demokrasisine bir maliyeti vardır. Mesele Cumhuriyet Halk Partisi’nin meselesi değildir; mesele bütün ülkemizin meselesidir. 300 gündür yaşananların Türkiye ekonomisine çok ağır bedelleri olmuştur. Bugün Türkiye’nin ekonomisi, deyim yerindeyse uçurumun kıyısına sürüklenmiştir. Bugün ülkemizde büyük bir gelir adaletsizliği vardır. Bugün Türkiye’nin demokrasisi zedelenmiştir. Türkiye’nin seçilmiş belediye başkanları cezaevine koyularak milli irade hiçe sayılmıştır. 15,5 milyon oyla belirlenmiş Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun şu anda Silivri zindanında oluşunun hem Türkiye ekonomisine hem de Türkiye demokrasisine ağır bir maliyeti vardır. Bugün güzel ülkemizde anayasal düzen ayaklar altına alınmıştır. Anayasa kararları tanınmamaktadır.
‘BUGÜN DEVLETİN KURUMLARI ÇÖKERTİLMİŞTİR’
Bugün Cumhuriyet’in kurumlarının içi boşaltılmıştır. Bugün devletin kurumları çökertilmiştir. Şunun bilinmesi gerekir: Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet’in kalesidir. Cumhuriyet Halk Partisi baba ocağıdır. Cumhuriyet Halk Partisi, İçişleri Bakanlığı’na dilekçe verilerek kurulmuş bir siyasi parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi, Kuvayı Milliyeciler tarafından savaş meydanlarında kurulmuş bir partidir. Biz de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin yöneticileri olarak buradayız, görevimizin başındayız. CHP halktır, halkın evidir. Halkın evini hiç kimseye teslim etmeyiz. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Bu karanlığı hep birlikte yeneceğiz, bu zorlukları hep birlikte aşacağız ve mutlaka kazanacağız.”
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi’nde seçilen İl Başkanı Özgür Çelik ve yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı’na geçici yönetim kurulu atanmasına karar verdi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul İl Kongresi iptal edildi! Özgür Çelik’in yerine Gürsel Tekin atandı
Haberi görüntüle
MANSUR YAVAŞ’TAN İLK MESAJ
Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, karara ilişkin X hesabından açıklama yaptı.
Yavaş, “Siyasete demokrasi dışı müdahaleler, en çok demokrasinin kendisine zarar vermiştir. Partimizin İstanbul İl Kongresi’yle ilgili verilen tedbir kararı; demokrasi ve hukuk ilkeleriyle bağdaştırılması güç bir karardır. Oysa hukukun asli görevi, demokrasiyi korumaktır. Türkiye’nin geleceği; ancak adaletin tarafsız işlediği, hukukun üstün kılındığı ve demokrasinin tam anlamıyla hayata geçtiği bir düzenle güvence altına alınabilir.” dedi.
İlişkili Haber
CHP İstanbul seçimi iddianamesi kabul edildi… Özgür Çelik’e 3 yıla kadar hapis istemi
ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisince (OFAC), bir nakliye ve gemi ağına İran petrolü kaçakçılığı dolayısıyla yaptırım uygulandığı bildirildi.
Söz konusu ağın İran petrolünü Irak petrolüyle gizlice karıştırarak faaliyet gösterdiği aktarılan açıklamada, bunun yaptırımlardan kaçınmak için kasıtlı olarak yalnızca Irak menşeli olarak pazarlandığı kaydedildi.
Açıklamada bu durumun hem ağın başında bulunan Irak ve Saint Kitts ve Nevis çifte vatandaşı olan iş insanı Waleed al-Samarra’ya hem de İran’a yüz milyonlarca dolarlık gelir sağladığı belirtildi.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Irak’ın “teröristler için güvenli bir sığınak” haline gelmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu nedenle ABD’nin İran’ın ülkedeki etkisini engellemek için çalıştığını anlattı.
Petrol gelirlerini hedef alarak, İran’ın ABD ve müttefiklerine karşı saldırı düzenleme kabiliyetini daha da zayıflatacaklarına dikkati çeken Bessent, “İran’dan bağımsız petrol tedarikine bağlılığımıza devam ediyoruz ve Tahran’ın ABD yaptırımlarından kaçma girişimlerini engellemek için çabalarımızı sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı’nda en az 7 asker, yüksek ateş şikayetiyle hastaneye sevk edildi.
Yapılan tüm müdahalelere rağmen 2 asker şehit oldu. Diğer askerlerin ise hastanede tedavilerinin devam ettiği öğrenildi.
İskenderun Devlet Hastanesine kaldırılan askerlerden İkmal Er Semih Erdoğan ve Muhafız Er Hayrullah Halit Karaman yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.
MSB’DEN AÇIKLAMA GELDİ
Milli Savunma Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada şöyle denildi:
“İskenderun Denir Er Eğitim Alay Komutanlığı’nda temel askerlik eğitiminde bulunan 7 silah arkadaşımızın yüksek ateş şikayeti ile hastaneye sevk edilmişlerdir. Hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen Muhafız Er Hayrullah Halit Karaman ve İkmal Er Semih Erdoğan şehit olmuşlardır. İlk otopsi raporunda ölüm nedenlerinin aşırı sıvı kaybına bağlı kandaki sodyum düzeyinin sebep olduğu çoklu organ yetmezliği olduğu tespiti yapılmıştır. Konu ile ilgili idari tahkikat başlatılmıştır”
CHP’DEN AÇIKLAMA MÜESSİF OLAYI TAKİP EDİYORUZ
Hatay Ticaret ve Sanayi Odası, yaptığı paylaşımda “İskenderun Deniz Er Eğitim Alayı’nda yaşanan gıda zehirlenmesi olayı hepimizi derinden üzmüştür. Yaşanan elim olayda iki Mehmetçiğimizin şehit düştüğünü büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Tedavi altındaki askerlerimize acil şifalar diliyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabır diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Emekli tümamiral ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu ise, “İskenderun Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığı’nda meydana gelen müessif olayı yakından takip ediyoruz. Evlatlarımızdan hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, tedavi görenlere acil şifalar diliyoruz.” paylaşımı yaptı.
Suriye Dışişleri Bakanlığı, SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG ile Suriye hükümeti arasında yapılan anlaşmanın uygulanmasında ilerleme kaydedilmediğini bildirdi.
Suriye Dışişleri Bakanlığı Amerikan İşleri Dairesi Müdürü Kutaybe İdlbi, Suriye resmi devlet televizyonu El-İhbariyye’ye yaptığı açıklamada, terör örgütü PKK/YPG’nin Deyrizor’da vilayetin kaynaklarına el koyduğunu belirtti.
İdlbi, 10 Mart’ta PKK/YPG ile imzalanan anlaşmanın uygulanmasında şu ana kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini söyledi.
ABD’nin Suriye hükümetiyle çeşitli konularda tam bir anlayış içinde hareket ettiğini belirten İdlbi, Fransa’nın başkenti Paris’te PKK/YPG ile yapılacak istişare toplantısının, tam entegrasyon amacıyla sürdürülen müzakerelerin bir devamı niteliğinde olduğunu vurguladı.
İdlbi, ABD ve Fransa’nın, Suriye’nin birliğini koruyacak adımların tamamlanmasının gerekliliğine inandığını dile getirerek, Fransız yetkililerin tutumunun, Paris’in “Suriyelilerin arzuladığı çözüme ulaşılması” amacıyla PKK/YPG üzerinde baskı kurmaya hazır olduğunu gösterdiğini kaydetti.
ANLAŞMA NEYDİ?
Suriye geçiş hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (Colani) ve YPG elebaşı Mazlum Abdi, 10 Mart 2025’te kameralar karşısına geçerek anlaşma imzalamıştı.
Anlaşmadaki “Kürt toplumu, Suriye devletinin resmi bir parçası olarak tanınacak ve vatandaşlık hakları güvence altına alınacak.” ifadeleri dikkat çekmişti.
Ahmed Şara ve Mazlum Abdi’nin imzaladığı anlaşmanın maddeleri şu şekildeydi:
“SDG, Suriye’nin devlet güvenlik kurumlarına dahil edilecek.
Tüm Suriyelilerin siyasi temsil hakkı garanti altına alınacak. Dini ve etnik köken farkı gözetmeksizin anayasal eşitlik sağlanacak.
Kürt toplumu, Suriye devletinin resmi bir parçası olarak tanınacak ve vatandaşlık hakları güvence altına alınacak.
Suriye topraklarının tamamında çatışmalar durdurulacak.
Rojava’daki (Kuzeydoğu Suriye) tüm sivil ve askeri kurumlar, devlet yönetimi altında birleştirilecek. Sınır kapıları, havaalanları ve petrol sahaları devlet kontrolüne geçecek.
Suriyeli mültecilerin evlerine dönüşü sağlanacak ve güvenlikleri devlet tarafından garanti altına alınacak.
Şam yönetimi, savaşın yıkıcı etkileriyle mücadelede ve ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden unsurlara karşı harekete geçecek.
Suriye devletinin, Esed rejiminin kalıntıları ve ülkenin güvenliği ile birliğini tehdit eden tüm unsurlara karşı mücadelesine destek verilmesi, bölünme çağrıları, nefret söylemi ve Suriye toplumunun tüm bileşenleri arasında fitne yayma girişimlerinin reddedilmesi
Bölünme çağrıları ve toplumda kaos yaratmaya yönelik girişimler reddedilecek.
Uygulama komisyonları, anlaşmanın yıl sonuna kadar tamamen hayata geçirilmesi için çalışacak.”
İlişkili Haber
Ahmed Şara ve Mazlum Abdi imzaladı, YPG resmen Suriye ordusuna katıldı!
Hatay’ın Antakya ilçesinde Narlıca Mahallesi’nde yangın meydana geldi.
Bursa-Kütahya Konteyner Kentte bulunan bir konteynerde henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı.
İHA’nın haberine göre yanan konteyneri gören çevredeki vatandaşlar durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulundu. İhbar üzerine olay yerine itfaiye ekipleri sevk edildi.
Yangın, Hatay Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı itfaiye ekiplerin hızlı müdahalesi sayesinde diğer konteynerlere sıçramadan kontrol altına alındı. Çıkan yangından dolayı konteyner kullanılamaz hale geldi. Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için çalışma başlatıldı.
ABD’de federal yargıç, ABD Başkanı Donald Trump’ın doğum yoluyla vatandaşlık hakkını sınırlamayı amaçlayan başkanlık emrini üçüncü kez engelleyen bir karara imza attı.
ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Leo Sorokin, Trump’ın söz konusu başkanlık emrine yönelik kararını açıkladı.
Sorokin, üçüncü kez Trump’ın söz konusu kararının engellemesi yönünde karar verdi.
ABD Başkanı Trump, yemin töreninin yapıldığı 20 Ocak’ta, ülkede doğan çocukların otomatik vatandaşlık almasını sağlayan düzenlemeyi kaldıran başkanlık kararnamesini imzalamıştı.
Kararnamede, ülkede kaçak şekilde bulunan bir anneden ABD’de doğan bir çocuğun, babası vatandaş veya yeşil kart sahibi olmadığı takdirde doğum hakkıyla vatandaşlık garantisi alamaması öngörülüyor.
Kararnameye karşı 21 Ocak’ta 22 eyaletin başsavcısı dava açmıştı. Ülkede birçok federal yargıç Trump’ın söz konusu kararının “anayasaya aykırı” olduğu yönünde karara imza atmıştı.
Fitch Ratings, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmesini açıkladı.
Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye’nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notunun “BB-“, not görünümünün ise “durağan” olarak teyit edildiği bildirildi.
Türkiye’deki politika risklerine ve kredi notunu etkileyen zayıf ve güçlü unsurlara değinilen açıklamada, ülkenin düşük kamu borcu, dış finansmana erişimin sürdürülebilmesi, dayanıklı bankacılık sektörü ve “BB” grubunun ortalamasına göre yüksek kişi başı Gayri Safi Yurt İçi Hasıla gibi güçlü yönlerinin bulunduğu vurgulandı.
Açıklamada, Fitch’in temel senaryosunun politikaların 2026 boyunca görece sıkı kalacağı yönünde olduğu belirtilerek, 2028’deki seçimler öncesinde bir gevşeme beklendiği ancak negatif reel faizlere dönüşün öngörülmediği kaydedildi.
Haziranda yüzde 35’e düşen enflasyonun 2025 sonunda yüzde 28’e, 2026 sonunda ise yüzde 21’e gerilemesinin beklendiği aktarılan açıklamada, ancak bu oranın hala yüksek olduğu belirtildi.
Açıklamada, Türkiye ekonomisinin 2025’te yüzde 2,9, 2026’da yüzde 3,5 ve 2027’de yüzde 4,2 büyüyeceğinin tahmin edildiği ifade edildi.
Artan politika güvenilirliğiyle desteklenen enflasyonda kalıcı düşüş ve makro dengesizlik riskinin azalmasının Türkiye’nin kredi notunda artışa neden olabileceği belirtilen açıklamada, dış tamponlarının belirgin şekilde güçlenmesinin de kredi notuna olumlu etki yapabileceği vurgulandı.
Fitch Ratings, geçen yıl eylül ayında, Türkiye’nin kredi notunu “B+”dan “BB-“ye yükseltirken, not görünümünü “durağan” olarak belirlemişti.
Kredi derecelendirme kuruluşu, ocak ayında yaptığı değerlendirmede de Türkiye’nin kredi notunu ve not görünümünü teyit etmişti.
CVP Bursa İl Başkanlığı, “Cumhuriyeti yaşatın” sözleri sonrası 4 Temmuz 2025’te kaybettiğimiz Veryansın Tv kurucusu yazar Nihat Genç için kentte lokma dağıttı.
Görükle’de “Cumhuriyeti Yaşatacağız” yazılı pankart açan CVP üyeleri, yurttaşlara Nihat Genç için lokma ikram etti.
CVP Bursa İl Başkanı Okan Hallemoğlu, etkinlik sonrası Veryansın Tv’ye konuştu.
Hallemoğlu, ulusun onuru, mutluluğu ve onu kurtaracak bağımsızlık yolundan başka bir şey düşünmediğini belirttiği Genç’i tanıdıkları için talihli olduklarını söyledi.
Genç için rahmet dileyen Hallemoğlu, “Kurucu onursal başkanımız, en büyük cumhuriyetçi vatansever Nihat Genç abimizin hatırasını diri tutmak, eserlerinden biri olan partimizin bilinirliliğini artırmak üzere organize ettiğimiz lokma hayrında bir kez daha şahit olduk ki kendisinin inat ve inançla sulayarak yeşerttiği Kemalist cumhuriyet fidesinin gençlik aşısı tutmuştur. Parti üyelerimizin yoğun katılımı ve özellikle partimize sempati duyan gençlerimizin rağbet ettiği hayrımızı Tanrı kabul etsin. Tam bağımsız ve anti emperyalist cumhuriyetimizin bekçileri olan cumhuriyetçi vatanseverler olarak bizler hazırlıklarımızı yaptık, yapıyoruz ve yapacağız… Cumhuriyetimize karşı örgütlü cahillik ve bağnazlığın , kötücül karşı devrim hareketlerinin etkilerini her ne pahasına olursa olsun tarihten silmek için inanç ve azimle çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.
Fransa, İsrail’in Gazze’nin kuzeyinde yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Kutsal Aile Kilisesi’ne (Latin Manastırı) saldırısını kınadı.
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in Gazze’deki Kutsal Aile Kilisesi’ne yönelik saldırıda 3 kişinin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 10 kişinin yaralandığı kaydedildi.
Açıklamada, Fransa’nın İsrail’in bu kiliseye yönelik saldırısını sert bir şekilde kınadığı belirtilirken, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot’un da Kudüs Latin Patriği Başpiskoposu Kardinal Pierbattista Pizzaballa ile telefonda görüşerek Fransa’nın Gazze’deki Katolik toplumuna dayanışma içinde olduğunu ilettiği ifade edildi.
1913 tarihli İstanbul Anlaşmaları kapsamında Kutsal Aile Kilisesi’nin Fransa’nın “tarihi koruması” altında olduğu iddia edilen açıklamada, İsrail’in saldırılarında her gün onlarca Gazzelinin öldürüldüğü hatırlatıldı.
Açıklamada, bu saldırıların haklı çıkarılamayacağı vurgulanarak, “Gazze’de sivillerin yanı sıra, sivil altyapılar, ibadet yerleri, hastaneler ve sığınaklar asla hedef alınmamalı.” ifadesine yer verildi.
Gazze’de ateşkes sağlanması çağrısının yer aldığı açıklamada, Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası insancıl hukuka saygı duyan kuruluşların bölgedeki sivillere büyük miktarda yardımı onurlu ve engelsiz bir şekilde ulaştırabilmesi için insani yardımlar üzerindeki ablukanın kaldırılması istendi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da dün akşam X hesabından yaptığı açıklamada, kiliseye yönelik saldırının ardından Kardinal Pizzaballa ile telefonda görüştüğünü belirtti.
Macron, kiliseye yönelik saldırıyı kınadığını belirterek, “Düşüncelerimiz, yaşamını yitirenler, aileleri, tüm Hristiyanlar ve her gün cehennemi yaşayan Gazze’deki tüm sivil Filistinliler ve esirlerle beraber.” ifadelerini kullandı.
Kardinal Pizzaballa’ya Fransa’nın Filistin’deki tüm Hristiyanlarla dayanışma içinde olduğunu söylediğini aktaran Macron, Gazze’den Taybe’ye tüm Hristiyanların bugün tehdit altında olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Macron, Gazze’de her gün onlarca sivilin öldüğüne dikkati çekerek, İsrail’in Gazze’deki saldırılarının devam etmesinin haklı gösterilemeyeceğinin altını çizdi.
Ayrıca derhal ateşkes sağlanması, sivillerin ve esirlerin serbest bırakılması çağrısında bulunan Macron, bölgeye büyük miktarda insani yardımın girememesinin haklı tarafı olmadığını ve bu durumun insani yardım faaliyetleriyle ilgili uluslararası prensiplerini ihlal ettiğini belirtti.
İsrail ordusunun, dün Gazze kentinin kuzeyindeki Kutsal Aile Kilisesi’ni hedef alan saldırısında 3 kişi hayatını kaybetmiş, en az 10 kişi yaralanmıştı. İsrail’in saldırısı tepki çekmişti.
Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “B1″den “Ba3″e yükseltirken, not görünümünü “durağan”a çevirdi.
Moody’s’ten yapılan açıklamada Türkiye’nin kredi notunun “B1″den “Ba3″e çıkarıldığı bildirildi.
Not artırımının etkili politika yapımının güçlenen performansını yansıttığı belirtilen açıklamada, daha spesifik olarak da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının enflasyon baskılarını kalıcı şekilde hafifleten, ekonomik dengesizlikleri azaltan ve yerli mevduat sahipleri ile yabancı yatırımcıların Türk lirasına olan güvenini kademeli olarak yeniden tesis eden para politikasına bağlılığını gösterdiği ifade edildi.
Açıklamada, not artışının politika değişikliği riskinin azaldığı yönündeki görüşü de yansıttığı ancak bu riskin gelecek yıllarda da devam edeceği belirtildi.
Kredi notu görünümünün ise “pozitif”ten “durağan”a çevrildiği bildirilen açıklamada, bunun Türkiye’nin kredi profiline yönelik yukarı ve aşağı yönlü riskleri dengelediği ifade edildi.
Açıklamada, etkili politika yapma geleneğinin sürdürülmesinin Türkiye’nin dış pozisyonundaki iyileşmeyi öngörülenden daha fazla destekleyebileceği kaydedildi.
Devam eden ve planlanan yapısal reformların enerji ithalatına bağımlılığı daha da azaltacağı ve ihracatın rekabet gücünü artıracağına işaret edilen açıklamada, bu durumun ülkenin dış şoklara dayanıklılığını artırabileceği vurgulandı.
GEÇTİĞİMİZ YIL İKİ KADEME ARTIRILMIŞTI
Moody’s, Temmuz 2024’te Türkiye’nin kredi notunu iki kademe artırarak “B3″ten “B1″e çıkarmış, kredi notu görünümünü “pozitif” olarak korumuştu.
Kredi derecelendirme kuruluşunun bu yıla ilişkin takviminde Türkiye için ilk kredi notu değerlendirme tarihi 24 Ocak olarak belirlenmiş, ancak Moody’s bu tarihte Türkiye’nin kredi notuyla ilgili bir karar almamıştı.
Yunusemre ilçesindeki evinde 6 Haziran akşamı elektrik akımına kapılarak ağır yaralanan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, tedavi gördüğü Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi’nde dün, saat 17.05’de yaşamını yitirdi. Olayın ardından Manisa İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri ve Cumhuriyet Savcısı tarafından Zeyrek’in evinde detaylı inceleme yapıldı. Ayrıca, olay yerinde bulunan itfaiye ve sağlık personelleri ile Zeyrek’in komşularının da aralarında bulunduğu 2’si şüpheli sıfatıyla 20’den fazla tanığın ifadesi alındı.
’68- 80 VOLT DALGALANAN ELEKTRİK AKIMINA KAPILMIŞ’
Ayrıca, makine ve elektrik mühendislerinden oluşan bilirkişi heyeti de olay yerinde keşif çalışması yaparak teknik tespitlerde bulundu. Ön incelemelerde, Başkan Zeyrek’in evindeki havuz makine dairesi ile elektrik tesisatının havuza olan mesafesinin standartların altında olduğu ve tesisatta nem oluştuğu belirlendi. Raporda, 50 volt üzerindeki elektrik akımı öldürücü olarak nitelendirildi. Raporda Başkan Zeyrek’in yaklaşık 68- 80 volt dalgalanan elektrik akımına kapıldığı belirtildi.
‘KAÇAK AKIM KORUMA SİSTEMİ KOROZYONA UĞRAYIP, İŞLEVİNİ KAYBETMİŞ’
Bilirkişi raporunda, havuz makine dairesinde kaçak akım koruma sisteminin bulunmasına rağmen sistemin korozyona uğrayarak işlevini yitirdiği, villanın ana şalterinde ise kaçak akım koruma önleminin bulunmadığı ifade edildi. Filtreleme sistemindeki arızayı kontrol etmek üzere makine dairesine giren Zeyrek’in, ıslak ve nemli zeminde çıplak ayakla bulunduğu da rapora yansıdı.
Yapı ruhsatına ilişkin detayların da yer alacağı bilirkişi raporunun, tamamlanmak üzere olduğu bildirildi. Raporda, teknik incelemelerin ardından olayın meydana geliş şekli ve olası ihmal iddialarının da değerlendirileceği kaydedildi. Raporun yarın Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilmesi bekleniyor.
Emekli Albay Murat Yıldız, orduevlerine girişinin yasaklanmasına ilişkin açıklama yaptı.
MSB’ye 1919 TL’lik manevi tazminat davası açtığını ifade eden Yıldız, “Umarım 1919 rakamı bu uygulama da payı olanlar için bir şeyler ifade eder.” dedi.
Yıldız, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Yüce Türk milletine
Gönülden bağlı olduğum TSK’nın emekli bir ferdi olarak anayasaya aykırı olarak değerlendirdiğim MSB’nin şahsıma uyguladığı “orduevi giriş yasağı” üzerine 1919 TL’lik manevi tazminatı içeren davayı avukatım Doğukan Kozan vasıtasıyla açmış bulunmaktayım.
Umarım 1919 rakamı bu uygulama da payı olanlar için bir şeyler ifade eder.
Bilinmektedir ki terörle mücadele etmiş Atatürkçü bir komutanın askeri tesislere alınmaması ancak teröristleri ve tarikatları sevindirecek, Türk askerinin de savaşma azmini olumsuz etkileyecektir.
Yukarıda gösterilen nedenlerle idarenin işlemi sebebiyle manevi zarar gören, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Cumhuriyetimizin temel niteliklerine ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yüksek sadakati şeref ve onur sayarım.”
YÜCE TÜRK MİLLETİNE
1. Gönülden bağlı olduğum TSK’nın emekli bir ferdi olarak anayasaya aykırı olarak değerlendirdiğim MSB’nin şahsıma uyguladığı “orduevi giriş yasağı” üzerine 1919 TL.lik manevi tazminatı içeren davayı avukatım Doğukan Kozan vasıtasıyla açmış bulunmaktayım. pic.twitter.com/0QLYZcXcMa
İstanbul Kadıköy’de, İsrail ile ticareti protesto etmek amacıyla bir lojistik firmasının binasında eylem yapan 5 kişi gözaltına alındı.
Edinilen bilgilere göre, İsrail merkezli olduğu öne sürülen bir lojistik firmasının Türkiye temsilciliğinin bulunduğu Kadıköy’deki binasında eylem gerçekleştiren grup, İsrail’e yönelik ticareti protesto etti.
İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, eylemcilere müdahale ederek 5 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar, ifadeleri alınmak üzere Kadıköy Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.
ANKA’nın haberine göre emniyet kaynakları, “olay sırasında herhangi bir rehin alma durumunun yaşanmadığını, gözaltına alınanların sadece protesto eylemi nedeniyle emniyete götürüldüğü”nü açıkladı.
Şehit Abdullah Çavuş Mahallesi’ndeki Palmiye Sitesi’nin 6 Şubat’ta meydana gelen ilk depremde yıkılarak 150 kişinin hayatını kaybettiği, 16 kişinin de yaralanmasıyla ilgili Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada müteahhit Hacı Mehmet Ersoy, 26 Aralık 2024’te görülen 2’nci duruşmada tutuklandı. Ersoy, 21 gün tutuklu kaldıktan sonra 17 Ocak’ta Necip Fazıl Şehir Hastanesi’nin verdiği ‘kocama hali’ raporu nedeniyle tahliye edildi.
İTİRAZ SONRASI YAKALAMA KARARI
Sitede ölenlerin yakınlarının itirazı sonrası üst mahkeme olan Kahramanmaraş 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, sağlık raporu ve Hacı Mehmet Ersoy’un yargılandığı davanın SEGBİS görüntülerini inceleyerek Ersoy’un beyanları sırasında yer zaman oryantasyonunda bir noksanlığın görülmediği ve raporun Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanmadığı gerekçesiyle 29 Ocak’ta Ersoy hakkında yakalama kararı çıkardı. Karar sonrası kolluk kuvvetleri, Hacı Mehmet Ersoy’un ikamet adresine gitti ancak bulamadı.
DHA’nın haberine göre aradan geçen zaman zarfında da yakalanamayan Ersoy, dün avukatı aracılığıyla yargılandığı Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdiği dilekçe ile hakkında yakalama kararının kaldırılmasını talep etti.
AKP YÖNETİCİSİNİN BABASI OLDUĞU ORTAYA ÇIKMIŞTI
BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre 150 kişinin ölümünden sorumlu tutulan AKP Kahramanmaraş İl Başkan Yardımcısı Eray Ersoy’un babasının müteahhit Hacı Mehmet Ersoy olduğu ortaya çıkmıştı.
DİLEKÇEDEN DETAYLAR
Adalet Bakanlığı’nın 2 Ocak 2023 tarihli genelgesinin 8’inci maddesinde, “Hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan tutuklu yönünden cezaların hafifletilmesi veya kaldırılması işlemlerine tevessül olunamayacağından, bu şekildeki talebin tahliye istemi mahiyetinde kabul edilerek gereğinin mahallinde takdir edilmesi” şeklinde değerlendirme yapıldığını belirten Ersoy, dilekçesinin devamında şöyle dedi: “İlgili genelgeden de açıkça anlaşılacağı üzere yargılaması devam eden bir tutuklu için sağlık kurulu raporunun Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanmasına gerek yoktur. Yerelde bulunan tam teşekküllü bir devlet hastanesinin cezaevi şartlarında hayatını idame ettiremeyeceğine karar verdiği bir tutuklunun, yargılaması bitmiş bir hükümlüye uygulanabilecek şartlarda değerlendirilmesi hukuka aykırıdır. Yakalama kararının mahkemece uygun görülecek bir adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle kaldırılmasına; eğer ki bu talebimiz kabul görmeyecek ise sanığın tedavisinin yapıldığı ve raporunun düzenlendiği ilgili hastaneden tedavi evrakları asıllarının dosyaya celp edilip, hazırlanan raporun Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek değerlendirmesinin yaptırılmasına karar verilmesini arz ve talep ederiz.”
DAVADA 3 SANIK YARGILANIYOR
150 kişinin yaşamını yitirdiği Palmiye Sitesi ile ilgili davada tutuklu müteahhit Ali Babaoğlu (62), firari müteahhit Hacı Mehmet Ersoy ile tutuksuz jeoloji mühendisi Ömer Tarakçıoğlu (55) ‘Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Davanın 4’üncü duruşması 12 Haziran’da Kahramanmaraş 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Aziz İhsan Aktaş’ın verdiği ifade üzerine Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında “ihaleye fesat karıştırmak”, “suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamalarıyla yakalama kararı çıkarıldı.
Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklama şu şekilde:
“Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2024/236201 soruşturma sayılı dosyasında suç örgütü kurmak, yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek, mal varlığı değerlerini aklamak, vergi usul kanununa muhalefet etmek suçlarından hakkında soruşturma yürütülen Aziz İhsan Aktaş’ın alınan beyanı ve yapılan araştırma işlemleri kapsamında şüpheli Cafer Mahiroğlu’nun, ihale süreçlerine müdahale ettiğine ilişkin tespitlerin yapılması üzerine şüpheli Cafer Mahiroğlu hakkında ihaleye fesat karıştırmak suçundan soruşturma işlemlerine başlanılmış, Yurtdışına çıktığı tespit edilen şüpheli ile ilgili İstanbul nöbetçi sulh ceza hakimliğince yakalama emri kararı verilmiştir. Kamuoyuna duyurulur.”
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter, laik ve demokratik yapısının korunmasında mülki idare amirlerinin rolünü, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun 2025 yılında yaşanan bir olay karşısındaki tutumu bugün tüm devlet görevliletine örnek teşkil etmektedir.. Vali Tekbıyıkoğlu’nun, terör örgütü PKK’nın önde gelen isimleri için düzenlenen anma etkinliğine izin verilmesi yönündeki merkezi talimat karşısında istifa kararı alması, anayasal sadakat ve bürokratik etik açısından değerlendirilmesi önemlidir. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin hukuka ve vicdana dayalı karar alma süreçleri, devletin temel ilkeleriyle uyumlu bir şekilde çakışması, tutum alması ve TC devlet ve Türk milletine karşı sadık olması gerekmektedir..
VAKİ KİMDİR, MAKAM MI MİZAÇ MI?
Vali, devletin taşradaki en yüksek mülki idare amiri olarak, hem merkezi hükümetin temsilcisi hem de kamu düzeninin sağlanmasından sorumlu kişidir. Bu görev, sadece idari işlemlerin yürütülmesiyle sınırlı olmayıp, aynı zamanda anayasal değerlerin korunması ve kamu düzeninin sağlanması sorumluluğunu da içermektedir. Valilik makamı, sadece bir idari pozisyon değil, aynı zamanda etik ve ahlaki sorumlulukları da beraberinde getirir. Bu bağlamda, valilerin karşılaştıkları etik ikilemler ve bu durumlar karşısında aldıkları kararlar, kamu yönetimi açısından önemli bir araştırma konusudur. Valilik makamının, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalması gerekmektedir.
OLAYIN ARKA PLANI
Mayıs 2025’te Tunceli’de, terör örgütü PKK’nın önde gelen isimleri Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun için bir anma etkinliği düzenlenmesi planlandı. Bu etkinliğe izin verilmesi yönünde merkezi idareden gelen talimat üzerine, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, görevinden istifa ederek merkeze çekilme talebinde bulundu. İçişleri Bakanlığı, Vali Tekbıyıkoğlu’nun bu talebini kabul ederek, kendisini merkez valiliğine atadı. Bu olay, kamu görevlilerinin karşılaştıkları etik ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifası, bürokratik etik açısından, kamu görevlilerinin karşılaştıkları ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.
ANAYASAL SADAKAT VE BÜROKRATİK ETİK
Anayasa’nın 137. maddesi, kamu görevlilerinin hukuka aykırı emirleri yerine getirmeme yükümlülüğünü düzenlemektedir. Bu maddeye göre, “Kamu hizmetlerinde çalışanlar, amirlerinden aldıkları emirleri yerine getirmekle yükümlüdürler; ancak, emrin kanuna aykırı olduğunu düşünmeleri hâlinde, yerine getirmemekle yükümlüdürler.” Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifa kararı, bu anayasal hüküm çerçevesinde değerlendirildiğinde, hukuka ve vicdana dayalı bir tutum olarak öne çıkmaktadır. Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir.
BÜROKRATİK ETİK VE KAMU GÖREVLİLERİNİN SORUMLULUĞU
Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir. Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifası, bürokratik etik açısından, kamu görevlilerinin karşılaştıkları ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir. Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir.
SONUÇ: CUMHURİYETİN VALİ PROFİLİ
Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun istifa kararı, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter, laik ve demokratik yapısının korunmasında mülki idare amirlerinin üstlendikleri sorumluluğun bir göstergesidir. Bu olay, kamu görevlilerinin hukuka ve etik ilkelere bağlılıklarının, devletin temel değerlerinin sürdürülebilirliği açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kamu görevlilerinin, sadece yasalara değil, aynı zamanda etik ilkelere de bağlı kalmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, valilerin karar alma süreçlerinde, kamu yararını, toplumsal hassasiyetleri ve devletin temel değerlerini gözetmeleri önemlidir. Vali Tekbıyıkoğlu’nun istifası, bürokratik etik açısından, kamu görevlilerinin karşılaştıkları ikilemler karşısında nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Yunus Emre Vakfı’nda beş ayda yapılan 61 ihalede 43 milyon TL’lik yolsuzluk tespit ettiklerini ileri sürdü.
Vakıf kaynaklarının sistematik şekilde zarara uğratıldığını savunan Yavuzyılmaz, dosyada AKP’li bir bakan ile MHP’li bir yöneticinin aile bireylerinin adının geçtiğini belirtti.
Yavuzyılmaz, X hesabından şu ifadeleri paylaştı:
“Organize işler! AK Parti’nin bir ahtapot gibi sardığı Yunus Emre Vakfı’nda; Anka Kongre Turizm adlı organizasyon şirketinin 5 ayda kazandığı 61 ihalede yolsuzluk yapıldığını tespit ettik. Yolsuzluk tutarı: 1 milyon 120 bin 38 Dolar. Güncel kurla: 43 milyon 457 bin TL. Dosyada AK Partili bir Bakanın ve MHP’li bir yöneticinin, aile bireylerinin de adı geçiyor.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu müfettişlerince yapılan soruşturmaya göre: İhalelerin satın alma dosyalarının baştan sona uydurma veya kurgulanmış olduğu, teklif süreçlerinin göstermelik yürütüldüğü, piyasa araştırmalarının gerçekçi olmadığı, alım süreçlerinin belirli bir firmanın lehine olacak şekilde yürütüldüğü, 5 ayda 61 ihaleyi kazanan firmanın tek bir çalışanının olduğu, ofisinin Sanal Ofis olduğu, aynı kişiye ait şirketlerin aynı ihaleye teklif verdiği, ihaleye giren üçüncü firmaların adına sahte teklif belgeleri düzenlendiği, ihale süreçlerinin manipüle edildiği, haksız kazanç sağlandığı, satın alma süreçlerine fesat karıştırıldığı, sahte hizmet ifa tutanakları düzenlendiği, vakıf kaynaklarının bilinçli ve sistematik zarara uğratıldığı, bu doğrultuda satın alma evraklarında ve banka ödeme talimatlarında imzası bulunan kişiler ve şirket yetkilisinin, kendileri ve/veya başkalarının lehine menfaat temin ettikleri tespit ediliyor.
Satın alma onay belgeleri ve piyasa araştırma tutanaklarında imzası olanlar: Enstitü Başkanı Şeref Ateş (kaçak), Başkan Yrd. Rahmi Göktaş (serbest), Daire Başkanı Murat Çakır (tutuklu). Ayrıca bu kişiler satın alma komisyonunda da yer alıyor.
Vakıftan şirkete banka ödeme talimatlarını verenler: Enstitü Başkanı Şeref Ateş (kaçak), Başkan Yrd. Kutalmış Yalçın (serbest), Daire Başkanı Safiye Yurduseven (tutuklu)
Kaynak: Soruşturma Dosyası, İhale Tablosu, Satın alma onay belgesi örneği, Piyasa araştırma tutanağı örneği, Satın alma komisyonu örneği, Banka havale talimatı örneği”
Avrupa Otoyolu Avcılar Ücret Toplama İstasyonu’nda yapılacak çalışmalar nedeniyle Avcılar gişelerinden otoyola giriş ve çıkışlar kapatıldı.
Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü sorumluluğundaki gişelerde, O-3 Avrupa Otoyolu Avcılar Ücret Toplama İstasyonunda, gişe adaları ve kanopilerinin yıkılması çalışmaları nedeniyle Avcılar gişelerinden otoyola giriş ve çıkışlar kapatıldı.
Otoyoldaki alana getirilen iş makineleri yardımıyla gişelerin kaldırılma çalışması başladı.
24 saat esaslı yürütülecek çalışmalar 6 gün sürecek.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ulaşım Yönetim Merkezinden (UYM) yapılan açıklamada, Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü sorumluluğundaki gişelerde, “kanopiler ile binaların yıkılması ve Serbest Geçiş Sisteminin altyapı imalatlarının yapılması işi” kapsamında O-3 Avrupa Otoyolu Avcılar Ücret Toplama İstasyonunda, gişe adaları ve kanopilerinin yıkılması çalışmaları yapılacağı, Avcılar gişelerinden otoyola giriş ve çıkışlar kapatılıp, sürücülerin alternatif yolları kullanabileceği belirtilmişti.
İlçenin Akçay Mahallesi’nde bulunan Akçay Irmağı kenarına arkadaşlarıyla birlikte dinlenmek için giden Jandarma Astsubay Çavuş Hakan Fidan (24), bir süre sonra ırmağa girdi. Irmağın derinliğinde dengesini kaybeden Fidan, suda çırpınmaya başladı.
Bu sırada ırmak içinde genç astsubayı kurtarmaya çalışan arkadaşları ise 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İhbar üzerine bölgeye sağlık, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Ordu Büyükşehir Belediyesi Ünye İtfaiye Amirliğine bağlı dalgıç ekipler, suyun yaklaşık 6 metre derinliğinde genç astsubayın cansız bedenine ulaştı.
Olay yerinde bulunan sağlık ekiplerinin yaptığı incelemelerde astsubayın hayatı kaybettiği belirlendi. Astsubayın cenazesi, Ordu’nun Ünye ilçesinde bulunan özel bir hastaneye kaldırıldı.
Kocaeli’nin Gebze ilçesinde görevli olan 24 yaşındaki Hakan Fidan’ın, tim komutanı olarak görev yaptığı ve yıllık izin için Ordu’nun Ünye ilçesinde ailesinin yanına geldiği öğrenildi.
Terme İlçe Jandarma Komutanlığı’na bağlı olay yeri inceleme ekipleri ve savcı, olayın yaşandığı alanda incelemelerde bulundu.
Husilere bağlı hükümetteki Dışişleri Bakanı Cemal Amir, ABD’nin Yemen’de kara harekatına hazırlandığını belirterek, böyle bir hareketin “durumu tamamen istikrarsızlaştırma tehlikesi taşıdığı” uyarısında bulundu.
Husilere ait SABA haber ajansına göre, Amir, başkent Sana’da, Birleşmiş Milletler Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu (UNMHA) Başkan Yardımcısı Mari Yamashita ile bir araya geldi.
Bakan Amir, “Yemen’in batısındaki el-Hudeyde kentinde Ras İsa Limanı’nın hedef alınması ve sağlık görevlilerinin bombalanması tam anlamıyla bir savaş suçudur ve araştırılması gerekir.” dedi.
Özellikle temas bölgelerinde ve kıyılardaki ABD hava saldırılarına dikkati çeken Amir, “Bu durum, ABD’nin, bir kara askeri harekatına hazırlandığını ve yakıp yıkma politikası izlediğini gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Durumun kontrolden çıkmaması gerektiğine dikkati çeken Amir, “Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne (Antonio Guterres) durumun kontrolden çıkmaması için bir mesaj gönderiyoruz.” diye konuştu.
Amir, böyle bir hareketin “durumu tamamen istikrarsızlaştırma tehlikesi taşıdığı” uyarısında bulundu.
ABD’NİN YEMEN’E SALDIRILARI
Husiler, 7 Mart’ta yaptıkları açıklamada, İsrail’e Gazze’ye yardımların girişine izin vermesi için 4 gün süre tanıdıklarını, aksi takdirde İsrail’e karşı deniz operasyonlarını yeniden başlatacaklarını duyurmuştu.
ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformundan 15 Mart’ta yaptığı açıklamada, orduya Yemen’deki Husilere karşı “büyük bir saldırı” başlatma talimatı verdiğini belirtmişti.
Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi de ABD’ye ait uçak ve savaş gemilerinin Husilerin hedefi olacağını belirterek, saldırılarını sürdürdüğü sürece deniz seferlerindeki engellemelerin Washington’ı da kapsayacağını söylemişti.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, bugün bir heyetle gittiği işgal altındaki Suriye topraklarında, geleceğe dönük saldırı ve savunma planlarını onayladığı bildirildi.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Zamir’in İsrail ordusundaki üst düzey komutanlarla işgal altındaki Suriye topraklarında saha turu ve durum değerlendirmesi yaptığı kaydedildi.
İsrail Genelkurmay Başkanı’nın, bölgede görevli komutan ve askerlerle görüşerek geleceğe dönük saldırı ve savunma planlarını onayladığı aktarıldı.
Bölgede açıklama yapan Zamir, bölgenin önemine işaret ederek, kilit mevzileri tuttuklarını ve İsrail’in güvenliği için işgali sürdürmelerinin önemli olduğunu öne sürdü.
İSRAİL’İN SURİYE’DEKİ İŞGALİ
İsrail ordusu, 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nde, buraya bitişik tampon bölgeyi 8 Aralık 2024’te işgal etmişti.
İsrail birlikleri, işgali tampon bölgenin de ilerisine taşıyarak başkent Şam’ın 20 kilometre yakınına ulaşmıştı.
İki ülke arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması ile Golan Tepeleri’ndeki tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırları belirlenmişti.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye’nin güneyindeki işgalin kalıcı olacağı mesajını vermiş ve Suriye’nin egemenliğine aykırı olarak güney bölgesinin silahsızlandırılması talebinde bulunmuştu.
Silivri’de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından yeni bir paylaşım yaptı.
AKP iktidarına seslenen İmamoğlu, “50 milyar doları cayır cayır yakan, milleti pahalılığa ezdiren, açlıkla ve yoklukla imtihan eden, bir avuç muhteris” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, AKP’ye yönelik “Kendisini iktidar zanneden bir avuç muhteris; milletimizin nefesini kestiğini, sesini kıstığını, onları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Kendisini iktidar zanneden bir avuç muhteris; milletimizin nefesini kestiğini, sesini kıstığını, onları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor.
86 milyon insana ait 50 milyar doları cayır cayır yakan, milleti pahalılığa ezdiren, açlıkla ve yoklukla imtihan eden, mutsuzluğa ve umutsuzluğa hapseden, paramızı pula döndüren bir avuç muhteris.
Geleceğimize kasteden, milleti ayrıştırıp, kutuplaştıran, Anadolu irfanından ve erdeminden zerre nasiplenmemiş bir avuç muhteris.
Korkuyu, tehditi, zindanları göstererek kendi çıkarı için yalancı şahit, iftiracı, gizli tanık üretmeyi bağımsız yargı diye yutturmaya çalışan zalim ve baskıcı bir avuç muhteris.
SEVGİ DOLU, HOŞGÖRÜLÜ, DUYARLI, CESUR GENÇLER BİZİMLE.
HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK DİYEN ÇOCUKLARIMIZ BİZİMLE.
Ellerinden hürmetle öptüğüm, inşallah özgür olduğumda ilk fırsatta ziyaret edeceğim “TURPUNAN, ŞALGAMINAN DEVLET İDARE EDİLMEZ, ADALET İLE İDARE EDİLİR” diyen YOZGATLI ÇİFTÇİLERİMİZ BİZİMLE.
MERTLİKLE, CESARETLE, ADALETLE yürüyeceğiz bu yolu.
MİLLET İRADESİDİR HEPİMİZİN GÜVENCESİ.
Hiç merak etmeyin, MİLLET NE DERSE O OLACAK. MİLLETİMİZ KAZANACAK, MİLLETİMİZ BÜYÜKTÜR.”
Kendisini iktidar zanneden bir avuç muhteris; milletimizin nefesini kestiğini, sesini kıstığını, onları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor.
86 milyon insana ait 50 milyar doları cayır cayır yakan, milleti pahalılığa ezdiren, açlıkla ve yoklukla imtihan eden, mutsuzluğa ve…
ABD Başkanı Donald Trump, Paskalya Bayramı nedeniyle paylaştığı kutlama mesajında, “radikal sol çılgınlar” şeklinde nitelendirdiği muhalefet grubu dahil, karşıt görüşe sahip olanları hedef alırken ağır ifadeler kullandı.
Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social’dan yaptığı paylaşımda, “Ülkemize katilleri, uyuşturucu baronlarını, tehlikeli mahkumları, akıl hastalarını, tanınmış MS-13 çete üyelerini ve kadın dövenleri geri getirmek için çok çabalayan ve entrika çeviren radikal sol çılgınlar da dahil olmak üzere herkese mutlu Paskalyalar.” ifadesine yer verdi.
Başkan Trump, kutlama mesajında, ABD’ye yönelik “uğursuz saldırıların” devam etmesine izin verdiğini iddia ettiği bazı yargıç ve kolluk kuvvetlerini de “zayıf” ve “etkisiz” olarak nitelendirdi.
Ayrıca mesajında, eski ABD Başkanı Joe Biden’a “moron” diye hitap eden Trump, “Uykucu Joe Biden, Amerika’ya karşı işlenmiş en felaket getiren eylem olarak tarihe geçecek olan Açık Sınır Politikası aracılığıyla, araştırılmadan ve kontrol edilmeden milyonlarca suçlunun ülkemize girmesine bilerek izin verdi.” ifadesini kullandı.
Trump, Biden döneminde, ABD’yi aslında başka birinin yönettiğini ima ederken, 2020’deki başkanlık seçiminde “hile yapıldığı” iddialarını yeniden gündeme getirdi.
Fenerbahçe, Trendyol Süper Lig’in 32. haftasında Bellona Kayserispor’la 3-3 berabere kalarak lider Galatasaray’ın 5 puan gerisine düştü.
Ülker Stadı’nda oynanan karşılaşmanın 7. dakikasında Ramazan Civelek’in attığı golle 1-0 geriye düşen sarı-lacivertli ekip, 36. dakikada Anderson Talisca’nın golüyle maçta eşitliği yakaladı.
İkinci yarının başında Bellona Kayserispor yeniden öne geçti. Gökhan Sazdağı’nın sağdan ortasında kale sahası önünde yükselen Nazon’un kafa vuruşunda direkten dönen top Livakovic’in ayaklarına çarparak filelere gitti.
Mücadelenin 64. dakikasında kaleci Bilal’in uzaklaştırmak istediği topu ceza yayı üzerinde önünde bulan Allan Saint-Maximin, gelişine bir vuruşla skora yeniden denge getirdi.
2-2’nin ardından ataklarını sıklaştıran Fenerbahçe, 79. dakikada aradığı golü penaltıdan buldu. Kazanılan penaltı atışında topun başına geçen Talisca, kalecinin solundan topu ağlara göndererek skoru 3-2’le getirdi.
Taraftarı önünde uzatma dakikalarında yediği golle sahadan 3-3’lük beraberlikle ayrılan Fenerbahçe, lider Galatasaray’ın 5 puan gerisine düştü.
TRİBÜNLERDEN YÖNETİME TEPKİ
Bellona Kayserispor’un 90+4. dakikada Talha Sarıaslan’la bulduğu golün ardından tribünler Başkan Ali Koç’a tepki gösterdi.
Sarı-lacivertli tribünler uzatma dakikalarında “Ali Koç istifa” ve “Yönetim istifa” diyerek tempo tutarken maçın bitiş düdüğüyle birlikte takımı da protesto etti.
Karşılaşmanın ardından stadyumda çalınan müziği de yuhalayan tribünler uzun süre “Çıkmıyoruz” ve “Ali Koç gelecek, hesap verecek” diye bağırdı.
Bu sırada bazı taraftarlar basın tribününe girerek gazetecilere tepki gösterdi. Basın tribününün solunda bulunan tribündeki bir kişi ise fenalık geçirdi. Taraftarın ilk müdahalesini bir başka taraftar yaptı.
LİVAKOVİC İKİNCİ KEZ KENDİ KALESİNE ATTI
Bellona Kayserispor’un 49. dakikada 2-1 öne geçtiği pozisyonda Nazon’un kafa vuruşunda direkten dönen top Livakovic’in ayaklarına çarparak filelerle buluştu.
Hırvat file bekçisi bu senaryoyu bu sezon ikinci kez yaşadı.
Ligin ilk yarısında iç sahada Galatasaray ile oynanan derbi maçta da Torreira’nın ceza sahası dışından şutunda yan direğe çarpan top oyun alanına geri dönerken Livakovic’in sırtına çarpıp yeniden kaleye yönelerek filelere gitmişti.
TALİSCA SERİYE BAĞLADI
Bellona Kayserispor karşısında 36. dakikada skoru eşitleyen, 79. dakikada da takımını öne geçiren Anderson Talisca, ligde üst üste dördüncü maçında gol attı.
Mücadelenin 36. dakikasında Allan Saint-Maximin’in soldan geliştirdiği atakta kaleci Bilal’den seken topu filelere gönderen Brezilyalı futbolcu, 79. dakikada ise penaltı atışında ağları havalandırmayı başardı.
Üst üste 4 lig maçında gol sevinci yaşayan Talisca, bu süreçte 7 gol kaydetti.
Ligdeki ilk golünü Corendon Alanyaspor deplasmanında atan Talisca; Kasımpaşa, Galatasaray, Onvo Antalyaspor ve Reeder Samsunspor maçlarında skor üretememişti.
Sipay Bodrum FK deplasmanında attığı golle 4 maçlık suskunluğunu bitiren Talisca, 30. haftadaki Trabzonspor mücadelesinde hat-trick yaparken galibiyette de başrol oynamıştı. Geçen hafta Net Global Sivasspor filelerini havalandıran Brezilyalı oyuncu, Bellona Kayserispor karşısında da gol atma serisini sürdürdü.
Fenerbahçe’ye devre arasında transfer olan Brezilyalı futbolcu, Ziraat Türkiye Kupası’nda 3 gol atarken, Süper Lig’de ise 8. kez gol sevinci yaşayarak sarı-lacivertli forma altında 11. golünü kaydetti.
MAXIMIN 18 HAFTA SONRA
Fenerbahçe’nin Fransız futbolcusu Allan Saint-Maximin, Bellona Kayserispor karşısında kaydettiği golle, ligde 18 hafta sonra gol sevinci yaşadı.
Ligde son olarak 10 Kasım 2024’te oynanan ve Fenerbahçe’nin 4-0 kazandığı Net Global Sivasspor müsabakasında gol sevinci yaşayan Saint-Maximin, 2025 yılında sarı-lacivertli formayla ilk golünü Bellona Kayserispor’a karşı kaydetti.
Müsabakanın 64. dakikasında Kayserispor file bekçisi Bilal’in uzaklaştırmak istediği topa ceza yayı üzerinden gelişine bir vuruş yapan Saint-Maximin, skoru da 2-2’ye getiren isim oldu.
PENALTI VAR’DAN GELDİ
Fenerbahçe mücadelenin 78. dakikasında penaltı kazandı. 76. dakikada ceza sahası içinde yaşanan karambolde Skriniar’ın vuruşunda top Gökhan Sazdağı’nın koluna çarptı.
Oğuzhan Çakır oyunu devam ettirirken, VAR uyarısı sonrasında pozisyonu yeniden izleyerek penaltı noktasını gösterdi. Kazanılan penaltı atışını Talisca gole çevirdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Yasin Ekrem Serim’i Kıbrıs’a büyükelçi olarak şantaj kasetlerini alması için gönderdiği iddia edilmişti.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise geçen hafta “Kıbrıs kadar büyük bir turp var” çıkışını yaptı, “Her şeyi göze alacak savcılar aranıyor” çağrısında bulunmuştu.
İlişkili Haber
Özgür Özel’den Yozgat’ta Erdoğan’a ‘KKTC’ sorusu: Nasıl bir pazarlıkla vazgeçiyorsun?
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Türkiye’nin “Lefkoşa Büyükelçiliği görev değişimi ile ilgili haberler ile bu haberlerin CHP’li siyasetçilerce dillendirilmesine” tepki gösterdi.
Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği görev değişimi ile ilgili manipülatif haberler kurgulandığı tespit edilmiştir.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın isimlerinin de geçtiği haberlerdeki sözde diyalog ve iddiaların tamamı hayal ürünüdür.… pic.twitter.com/iI0u40d3Ry
— Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (@dmmiletisim) April 19, 2025
Altun, sosyal medya hesabından, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin (DMM) Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliğindeki görev değişimi ile ilgili haberlere dikkati çektiği paylaşımı alıntılayıp, şu ifadeleri kullandı:
“Tüm uyarılarımıza ve dezenformasyonlarını açık gerçeklerle çürütmemize rağmen bazı CHP’li siyasetçilerin, hakikatle bağdaşmayan, mesnetsiz ve çirkin iddiaları ısrarla dillendirmeleri siyasi tükenmişliklerinin ve çaresizliklerinin açık bir göstergesidir. Bu şahıslar, iftiraları ayyuka çıkmasına rağmen kamuoyundan özür dilemek yerine yalan bataklığına daha da çekilmektedirler. Bu sorumsuz tavır, doğrudan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatanımız için büyük bir özveriyle çalışan bakanlarımızı ve ülkemizin kıymetli isimlerini hedef almakta; kamuoyunu yalan ve iftiralarla yönlendirme gayesi taşımaktadır.”
Altun, şunları kaydetti:
“Bu millet; kimin samimiyetle hizmet ettiğini, kimin iftira ve karalama siyasetinde boğulduğunu çok iyi bilmektedir. Biz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu doğrultusunda, ifsada değil inşaya, yıkıma değil yapıya odaklanan anlayışla yolumuza kararlılıkla devam edeceğiz. Hiçbir karalama kampanyası bizi yolumuzdan alıkoyamayacaktır. Bu iftiraları dillendirenleri kamuoyunu yanıltmaktan vazgeçmeye ve açık bir şekilde kamuoyundan özür dilemeye davet ediyoruz.”
Tüm uyarılarımıza ve dezenformasyonlarını açık gerçeklerle çürütmemize rağmen bazı CHP’li siyasetçilerin, hakikatle bağdaşmayan, mesnetsiz ve çirkin iddiaları ısrarla dillendirmeleri siyasi tükenmişliklerinin ve çaresizliklerinin açık bir göstergesidir. Bu şahıslar, iftiraları… https://t.co/mV0XwdjYDP
İki takımın da karşılıklı sayılar bulduğu ilk çeyrek 22-22’lik eşitlikle geçildi. İkinci periyotta Rupert ve McCovan ile pota altında etkili olan Mersin ekibi soyunma odasına 46-45 üstün gitti.
Üçüncü çeyreğin ilk 5 dakikasını 55-54 önde geçiren rakibi karşısında oyunu bırakmayan Fenerbahçe, McBride’nin skor katkısıyla son periyot öncesi 62-61’lik üstünlük yakaladı.
Mersin ekibi, maçın bitimine 10 saniye kala skoru 78-77’e getirse de Fenerbahçe son saniyelerde Emma Eeesseman’ın elinden bulduğu sayıyla müsabakayı 79-78 kazandı.
Aldığı galibiyetle play-off serisinde 3-0 öne geçen Fenerbahçe, 2024-2025 sezonunun şampiyonu oldu.
Sarı-lacivertli oyuncular ve taraftarlar, maçın ardından büyük sevinç yaşadı.
Üsküdar’da iktidara yakın İHH Vakfı, “Mehmetçik Gazze’ye” ve “Stop the genocide in Gaza” yazılı pankartlar ve “Filistin’de 50.800 + kişi şehit oldu”, “Gazze’deki abluka hukuksuzdur”, “Ey İslam devletleri siyonist çeteyi durdurun” yazılı dövizler taşıyarak, ellerindeki Türk ve Filistin bayraklarını sallayıp zaman zaman tekbir getirerek yürüdü.
“Zalim İsrail Filistin’den defol”, “Gazzeli çocuklar bizi bekliyor”, “Özgürlük filosu yola çıksın”, “Üsküdar’dan Gazze’ye direnişe bin selam”, “Gazze’nin izzeti, diriltiyor ümmeti”, “Yaşasın Filistin mücadelemiz” ve “Katil İsrail, Filistin’den defol” sloganları atan katılımcılar, meydanda toplandı.
İHH Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Göksun, toplanan kalabalığa seslenerek “Artık bu vahşete, soykırıma ve caniliğe son verin.” dedi.
“İslam dünyası bugün korkaklar ve ortaklar olarak ikiye bölünmüştür. Ortaklar elbet bir gün hesabını verecektir.” diyen Göksun, “Buradan korkaklara sesleniyoruz. Gazze’de tankın karşısına dikilmiş, daha sütten yeni kesilmiş çocuklar kadar da mı cesaretiniz yok? Bu zulme ‘dur’ denmezse Gazze’deki çocukların ahı bütün dünyayı yakıp kavuracak. Bunu göreceğiz. Bunun olmaması için artık İsrail’e ve ABD’ye ‘dur’ denmesi gerekiyor.” diye konuştu.
Katılımcılar, yürüyüş ve konuşmaların ardından alandan ayrıldı. Etkinlik boyunca çevrede geniş güvenlik önlemleri alındı.
CHP’YE İZİN VERİLMEMİŞTİ
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Filistin’e destek kapsamında Tünel’den Taksim’e yürüyüş düzenleyeceklerini duyurmuştu.
Mitinge saatler yaklaşırken Taksim bölgesinde de yoğun güvenlik önlemleri alındı. İstiklal Caddesine giriş çıkışlar kontrol altına alınırken saat 17.00 itibariyle M2 Yenikapı-Hacıosman Metro Hattı’nda Taksim İstasyonu ile F1 Taksim-Kabataş Füniküler Hattı kapatıldı.
İlişkili Haber
İstanbul Valiliği’nden Taksim için ikinci karar
Haberi görüntüle
CHP İstanbul İl Başkanlığı, “Gazze’de soykırıma, katliama ve tehcire hayır” sloganıyla bir araya gelerek Tünel’den Taksim’e yürümek istedi.
CHP’lilerin yapmak istediği yürüyüşe polis izin vermedi.
Polis ile görüşmesinde Özgür Çelik, “Gazze’deki yaşanan katliamı protesto etmek için yürüyüş yapmak istiyoruz. Sloganlar da sadece bu çerçevede atılacak. En fazla 15 dakika içinde bitecek. Anayasa bu konuda çok açık. İzin alınmaz, bildirimde bulunulur. Biz daha önce Galata Köprüsünde yürümek istedik engellendi, buradan yürümek istedik yine engelleniyor. Anayasal suç işliyorsunuz, bu suçu işleyenler hakkında savcılığa başvuracağım.” dedi.
Polis ise kitleye “Atmış olduğunuz sloganlar kanunsuzdur. Kanunsuz toplantınızı derhal sonlandırın” anonsu yaptı.
Eyleme katılanlar “Özgür Filistin, tam bağımsız Türkiye” sloganı attı, polis “Atmış olduğunuz sloganlar kanunsuzdur, kanunsuz sloganlarınızı derhal sonlandırın” anonsu yaptı. Polisin bu anonsuna CHP’lilerden “Dikkat dikkat, kolluk kuvvetlerine sesleniyoruz. Yaptığınız iş anayasaya aykırıdır, lütfen yolu açın, anayasal suç işlemeyin” yanıtı geldi.
İSTANBUL VALİSİ: SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK
İstanbul Valisi Davut Gül, CHP’nin yürüyüşüyle ilgili sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Vali Gül, şunları ifade etti:
“Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nde güvenlik gerekçesiyle uzun yıllardır hiçbir gösteriye izin verilmemektedir. Bu durum ilgili kişi ve gruplara defalarca açıkça bildirilmiştir. İstanbul’un pek çok farklı noktasında gösteri ve toplanma hakkı serbestken, güvenlik gerekçesiyle sınırlı tutulan bu alanda ısrarla toplanma çağrısı yapmak, en hafif tabiriyle provokasyondur. Filistinli kardeşlerimizin kutsal davasını kendi siyasi hesaplarına alet edenleri kınıyoruz. Toplumsal hassasiyetleri istismar ederek kamu düzenini bozma girişimlerine asla müsaade edilmeyecektir. Tüm bu süreçte sağduyusunu koruyan güvenlik güçlerimiz, hukuk çerçevesinde görevini ifa etmiş; milletimizin huzurunu hedef alan girişimlere karşı kararlı bir duruş sergilemiştir. Polislerimizin yaralanmasına, bazı vatandaşlarımızın yargılanmasına sebep olan bu yasa dışı çağrıları yapan ve organize edenler hakkında suç duyurusunda bulunulacak; adli süreç titizlikle takip edilecektir.”
Putin ile Pezeşkiyan, Rusya’nın başkenti Moskova’da Kremlin Sarayı’nda yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Toplantının başında iki lider “Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması” imzaladı.
Putin, imzaların ardından yaptığı konuşmada, Rusya ile İran arasında karşılıklı fayda sağlayan büyük bağların bulunduğunu söyledi.
İmzalanan anlaşmayla, bu ilişkileri yeni seviyelere çıkardıklarına işaret eden Putin, “Bugünkü anlaşma, uzun vadede ikili işbirliğini derinleştirmek için iddialı hedefler belirliyor. Bu, gerçekten çığır açan bir anlaşma ve Rusya ile İran’ın istikrarlı ve sürdürülebilir kalkınması için gerekli koşulları yaratmayı amaçlıyor.” dedi.
Rusya ve İran’ın ticaret, finans ve yatırım alanlarında önemli ortaklar olduğunun altını çizen Putin, iki ülke arasında artan ticaretin neredeyse tümüyle yerli para birimleriyle yapıldığını söyledi.
İKİ ÜLKENİN ÖDEME SİSTEMLERİ
Putin, iki ülkenin ulusal ödeme sistemlerini eşleştirmek için de çalışmalar yürüttüklerini kaydetti.
İran ile Avrasya Ekonomik Birliği arasında serbest ticaret anlaşmasının da yakın zamanda tümüyle devreye girmesini beklediklerini anlatan Putin, “Kuzey-Güney koridorunun gelişimi de yeni fırsatlar yaratıyor. Koridorun parçası olarak bir demir yolu hattı bölümünün inşası ile ilgili konuları tartışmaya devam ediyoruz. Bu projenin uygulanması, Rusya ve Belarus’tan İran limanlarına bağlanan lojistik yolunun kurulmasına yardımcı olacaktır.” diye konuştu.
Putin, Rus gazının İran’a sevkiyatına ilişkin de görüşmeler yaptıklarına işaret ederek “Başlangıçta yaklaşık 2 milyar metreküplük ufak hacimlerle başlayıp ardından 55 milyar metreküpe kadar çıkabilir. Ayrıca petrolde de işbirliği mümkün görünüyor.” dedi.
Rusya ve İran, stratejik ortaklık anlaşmasıyla işbirliğini güçlendirmeyi planlıyor
Rusya ile İran arasında imzalanan stratejik ortaklık anlaşmasıyla güvenlik, enerji ve ticaret alanındaki işbirliğini geliştirilmesi hedefleniyor.
Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın bugün Moskova’da imzaladığı “Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması”na ilişkin detayları paylaştı.
Anlaşmaya göre, iki ülke ortak askeri tehditlere karşı birlikte hareket edecek, ortak askeri tatbikatlar düzenleyecek ve askeri-teknik alanda işbirliğini geliştirecek.
ÜLKELERDEN BİRİNE SALDIRI GERÇEKLEŞMESİ HALİNDE…
Ülkelerden birine bir saldırı gerçekleşmesi halinde, diğer ülkenin saldıran tarafa destek vermemeyi taahhüt ettiği anlaşmada, taraflar, topraklarını diğer ülkenin istikrarına zarar verebilecek ayrılıkçı hareketler tarafından kullanılmasına izin vermeyecek.
Anlaşmayla, iki ülke istihbarat ve güvenlik kurumları da işbirliğini geliştirmesi de öngörülürken karşılıklı bilgi ve tecrübe paylaşımının da artırılması planlanıyor.
ENERJİ VE TİCARET
Rusya ve İran’daki enerji şirketlerinin doğal gaz ve petrolde karşılıklı işbirliğini ve yatırımlarını artırmasının öngörüldüğü anlaşmada, “Her iki taraf da nükleer santrallerin inşası da dahil, nükleer enerjinin barışçıl kullanımı konusunda uzun vadeli ortak projeler üzerinde çalışacak.” ifadesine yer verildi.
Anlaşmaya göre, iki ülke bağımsız bir ödeme sistemi kurulması konusunda çalışma yürütecek ve bankalar arasındaki işbirliğini de güçlendirecek.
SURİYE
Suriye’deki son gelişmeleri de Pezeşkiyan ile ele aldıklarını aktaran Putin, durumun Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde kapsamlı şekilde çözülmesinden yana olduklarını belirtti.
Putin, “Suriye halkına, durumun normalleşmesi, insani yardımın acilen sağlanması ve çatışmalar sonrası kapsamlı çözüm sürecinin başlatılması ile ilgili konularda gerekli desteği sağlamaya hazırız. Bununla birlikte Suriyelilerin, ülkesinin geleceğini diyalog aracılığıyla belirlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Suriye halkının, geçiş dönemiyle bağlantılı olarak ortaya çıkan tüm zorlukları başarıyla aşmasını içten diliyoruz.” dedi.
ATEŞKES ANLAŞMASI
İsrail ile Hamas arasında Gazze Şeridi’nde sağlanan anlaşmayı değerlendiren Putin, anlaşma gereği Gazze’ye insani yardım hacminin arttırılmasının önemli olduğunu vurguladı.
Putin, “Tüm bunların, Gazze’deki insani durumun iyileşmesine ve uzun vadeli istikrara kavuşmasına katkı sağlayacağını umuyoruz. Bununla birlikte İsrail-Filistin meselesine kabul görmüş uluslararası temelde kapsamlı çözüm bulunmasına yönelik girişimlerin zayıflatılmaması önemli. Bu, İsrail ile barış ve güvenlik içinde var olacak Filistin Devletinin kurulmasını öngörüyor.” ifadelerini kullandı.
İran ile Güney Kafkasya bölgesindeki etkileşimi değerlendiren Putin, bölgede barış ve istikrarın korunmasının her iki ülke için faydalı olduğunu belirtti.
Uluslararası hukukun üstünlüğünün önemini vurgulayan Putin, uluslararası ilişkilerin Birleşmiş Milletler prensipleri temelinde inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.
2024 Ekim ayında yayımlanan rapora göre ikinci el otomobil piyasasında talep artarken, reel araç fiyatları düştü.
Online araç alım satım sitesi sahibinden.com ve Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin ortak hazırladığı hazırladığı Ekim 2024 ‘Otomobil Piyasası Görünümü’ raporu yayımlandı.
Rapora göre ekim ayında otomobil talebi artarken, ikinci el araç fiyatlarının 16 ayın ardından düşüşe geçtiği belirtildi. Eylül ayına göre 1.7 artan otomobil talebi 2023 yılının aynı ayına göre yüzde 50.8’lik bir yükseliş kaydetti. İzlenen satılan otomobil sayısı ilan sayısı oranına göre 0.9’luk puan artışı yakalayarak yüzde 22 oldu. İlan sayısı yüzde 2.9, satılan otomobil sayısı ise yüzde 5.5 arttı. Satılık otomobillerin ilanda kalma süresi ise 20.2 gün olarak belirlendi.
Eylül ayında 880 bin 318 lira olan ortalama otomobil fiyatı ekim ayında 888 bin 907 lira seviyesine yükseldi. Otomobil fiyatlarında yıllık değişim oranındaki düşüşün ise bir miktar yavaşladığı açıklandı.
Görev yaptığı süreçte emrindeki askerlere cinsel saldırıda bulunduğu öne sürülen eski Sakarya Garnizon Komutanı Albay Fahri Can Çağlar tutuklanmıştı. İddia makamı sanık Çağlar’ın, ‘Cinsel sarkıntılık’, ‘Cinsel sarkıntılığa teşebbüs’, ‘Cinsel taciz’ suçlardan cezalandırılması yönünde mütalaasını sunmuştu.
İHA’nın haberine göre tutuklu sanık Fahri Can Çağlar, Sakarya 4. Ağır Ceza Mahkemesinde son kez hakim karşısına çıktı. Duruşmaya sanık ve taraf avukatları katıldı.
TAHLİYESİNİ İSTEDİ
Celse arasında gelen belgelerin zapta geçirilmesi sonrasında başlayan duruşmada sanık, önceki savunmalarını tekrar ederek tahliyesini ve beraatını talep etti.
CEZASI BELLİ OLDU
Mütalaasını tekrar eden iddia makamı, sanığın tutukluluk halinin devamı yönündeki görüşünü açıkladı. Söz hakkı verilen tutuklu sanık Fahri Can Çağlar ise, beyanlarının aynı olduğunu, bu sebeple tahliyesi ve beraatını istediğini söyledi. Mahkeme heyeti ise sanık hakkında 10 müştekiye karşı ‘Zincirleme şekilde cinsel sarkıntılık’, ‘Cinsel sarkıntılık’, ‘Cinsel sarkıntılığa teşebbüs’, ‘Cinsel saldırı’ ve ‘Zincirleme şekilde cinsel saldırı’ suçlarından toplam 38 yıl 70 ay 106 gün hapisle cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına hükmetti.
BBC Türkçe, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü operasyonları hedef aldı.
Kanalın YouTube hesabından Suriye’nin kuzeyinde su krizi yaşandığı yansıtılan videoda Türkiye “savaş suçu işlemekle” suçlandı.
BBC Türkçe’nin videosunda Türkiye Cumhuriyeti’nin operasyonları sonrası bölgede su krizi yaşandığı ileri sürülerek 2019’da başlatılan Barış Pınarı Harekatı ile Türkiye’nin petrol sahalarına, gaz tesislerine ve elektrik altyapısına yönelik 100’den fazla saldırıda bulunduğu iddia edildi.
BBC Türkçe’nin soru yönelttiği hükümet ise iddiaları reddederek, operasyonlarının PKK terör örgütüne karşı meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yürütüldüğünü vurguladı.
Açıklamada, Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun davrandığı ve sivillerin güvenliğini öncelik olarak gördüğü belirtildi. Ayrıca, Türkiye’ye yönelik savaş suçları iddialarının temelsiz olduğu ifade edildi.
Açıklamada ayrıca, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden ve videoda sıklıkla dile getirilen “Rojava” söylemine ilişkin “‘Rojava’yı ve bir ‘Kürt anavatanını’ meşrulaştırmak, Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik BM Güvenlik Konseyi kararlarının ihlalidir ve barışçıl bir geleceğe katkı sağlamayacaktır.” denildi.
Videonun altına yorum yapan yurttaşlar, Suriye ile olası bir normalleşme sürecine girilmesi sonrası yayınlanan içeriğe tepki gösterdi.
İçişleri Bakanlığı, Tunceli il ve Ovacık ilçe belediyelerine kayyım atadı.
Bakanlık, DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak’ın yerine Vali Bülent Tekbıyıkoğlu’nu; CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün yerine de Kaymakam Hüseyin Şamil Sözen’i görevlendirdi.
İlişkili Haber
Tunceli ve Ovacık belediyelerine kayyım atandı
Haberi görüntüle
Tunceli Valiliği’nden yapılan açıklamada, il sınırları içinde huzur ve güvenliğin sağlanması amacıyla çeşitli kararlar alındığı bilgisi verildi.
İlde sadece Valilik ve kaymakamlıkların uygun göreceği etkinliklerin yapılabileceği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“İlimizde yapılmak istenilen açık ve kapalı alanlarda toplanma, yürüyüş, nöbet, basın açıklaması, açlık grevi, oturma eylemi, miting, stant açma, çadır kurma, bildiri, broşür dağıtma, sticker, afiş, pankart asma, her türlü eylem ve etkinliklerin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. ve 19. maddeleri ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/A, B ve C maddeleri gereğince (jandarma bölgesi dahil) il ve ilçe mülki sınırlarımız içinde 1 Aralık saat 23.59’a kadar 10 gün süreyle yasaklanması kararı alınmıştır.”
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, katıldığı canlı yayında futbol gündemine ilişkin açıklamalar yaptı.
Hacıosmanoğlu, “Hakem Akademisi diye yer kurdular. Merkez Hakem Kurulu’nun üzerinde o da paralel bir yapı. Bu bugünün sorunu değil, dünün de sorunu değil. Dernek kurabilirler ama bana şikayet gelirse farklı davranırım. Faal hakemler üye olup aidat vermeden maç alamıyor, terfi alamıyor, yukarı çıkamıyor. Bunun en ufak emaresini gördüğüm anda öteki frekansa geçmem kısa sürer” dedi.
Hacıosmanoğlu, kulüplerin kendi aralarındaki kavgalara son vermeleri gerektiğini belirterek Trendyol Süper Lig’in yayıncı gelirlerinin 500 milyon dolardan 180 milyon dolara kadar düştüğünü açıkladı.
HT Spor’da Mehmet Ayan’ın sorularını yanıtlayan Hacıosmanoğlu ”Marka değerini korumak lazım. Yayıncı gelirleri neden 1 milyar dolar olmasın. Kulüp başkanları ile kahvaltı yaptık. Aradan 1 hafta geçmeden salıncaklar kuşlar havada uçuştu. Bunların kimseye faydası yok” ifadelerini kullandı.
YASA DIŞI BAHİS
Başkan Hacıosmanoğlu, yasa dışı bahis soruşturmalarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Yasa dışı bahis futbolu kirleten şeyler. Futbolun güzelliğini, sahada oynanmasını engelleyen faktörler. Yine bu da Federasyonun tek başına yapacağı şey değil. Devletin ilgili organlarıyla üstesinden gelmek lazım. İstişare halindeyiz. Bahis oynayıp gençlerimizin parasını almak değil sadece. Futbol sahalarına da sirayet ediyor, oyunun ahlakını bozuyor. Topluma iyi örnek olmak istiyorsak buna örnek olmak lazım. Orada ismini zikretmeyelim, bir haber portalı diye geçiyor. Aslında orada bir kutu var. İçine girdiğinizde orada bir teklif var. Dursun Başkan ‘Biz bunu yaptık ama bana 100 bin, 200 bin, 250 bin parça başı geldiği zaman iptal edin’ dediğini söyledi. Parça parça geliyor diye kapattıklarını söyledi. Bize sormuşlar, x firma diye. Normal haber portalı olarak geçiyor. Biz de ‘sorumluluk size ait aksi durumda’ demiş bizimkiler. Olay patladıktan sonra iki kulüple anlaşma yaptılar. Paraları ödediler. Cezaları artırdık talimat değiştirdik. Adamlar öyle girmişler ki ‘federasyon ne kadar ceza verse de öderiz’ demişler.
‘BAHSİN GİRDİĞİ YERDE PİSLİK VAR’
Biraz da amacına ulaştı, reklamlarını yaptı. Bunu engellememiz lazım. Adı geçen 2 kulübe ceza kestik. Spor Toto Genel Müdürlüğü savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ne hikmetse davaya bakan hakim bey takipsizlik kararı verdi. Biz bunlarla mücadele edecek isek, bahis serbestse, o zaman bıraksınlar, önünü açsınlar, kulüpler de para alsın o zaman! Belki de yayıncı kuruluştan alınan paradan daha çok para onlardan alınıyor. Bunlar girdiler ve ligin dengesini bozdular. İsmini vermeye gerek yok. Bahisin girdiği yerde pislik var.”
Açıklamada, Göç İdaresi Başkanlığınca yürütülen tüm iş ve işlemlerin 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile ilgili diğer mevzuatlara uygun yapıldığı ve geçici koruma kapsamındaki yabancıların kayıt işlemlerinin de Geçici Koruma Yönetmeliği’nin 21. maddesi kapsamında gerçekleştirildiği kaydedildi.
Bahse konu maddede geçici korumadan yararlananların, Türkiye’de doğan çocuklarının geçici koruma kayıtlarının en kısa sürede yapılmasının hüküm altına alındığı ifade edilen açıklamada, şu bilgiler paylaşıldı:
‘TAMAMI GERÇEK DIŞI’
“Bu kapsamda, il göç idaresi müdürlükleri tarafından, hastaneden alınan doğum bildirim formu ve ilgili diğer evrak ile birlikte yeni doğan çocuğun kaydı, tüm bilgileri içerecek şekilde GöçNet veri tabanı sistemine işlenmekte ve söz konusu çocuklara yabancı kimlik numarasını içeren geçici koruma kimlik belgesi düzenlenmektedir.
Yukarıdaki açıklamadan anlaşılacağı üzere, ülkemizdeki geçici koruma altında bulunan 2 milyon 935 bin 742 Suriyeli sayısının içerisinde geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin Türkiye’de doğan çocukları da yer almaktadır. Başkanlığımız tarafından şeffaf bir şekilde internet sitesinden paylaşılan ve her hafta düzenli olarak güncellenen ülkemizdeki yabancı sayılarının dışında, kamuoyu ile paylaşılan sayıların tamamı gerçek dışıdır ve hiçbir dayanağı yoktur.”
Bakanlıktan yapılan açıklamada, üs bölgesinde rahatsızlanan Sözleşmeli Er Kander Babür’e ilk müdahalenin revirde yapıldığı, sonrasında ileri tetkik ve tedavi maksadıyla helikopterle Şehit Tümgeneral Aydoğan Aydın Devlet Hastanesi’ne sevk edildiği, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olduğu belirtildi.
Açıklamada, “Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile asil milletimize başsağlığı ve sabır dileriz.” ifadelerine yer verildi.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de yayımladığı mesajda, Babür’e Allah’tan rahmet, ailesi ile Türk milletine başsağlığı ve sabır diledi.
İran’ın yarı resmi haber ajansı Fars, başkent Tahran’da bazı patlama sesleri duyulduğunu bildirdi.
İran’ın yarı resmi Fars Haber Ajansının haberinde, “Bir kaç dakika önce Tahran’da patlama sesleri duyuldu.” ifadelerine yer verildi.
İran devlet televizyonu da başkent Tahran’daki patlama haberlerini doğruladı.
Haberde, “patlamanın kaynağının henüz belli olmadığı” aktarılırken “bazı patlama seslerinin ise hava savunma sistemlerinden kaynaklandığı” bilgisi verildi.
Yarı resmi Tesnim Haber Ajansı ise olayla ilgili detayların daha sonra açıklanacağını belirterek, Tahran’daki Uluslararası İmam Humeyni Havalimanı ile Mehrabad Havalimanı’nda olağanüstü bir durum yaşanmadığını bildirdi.
Haberde, sosyal medyada patlamaya dair yayınlanan görüntülerin bir kısmının eski olduğunun tespit edildiği ve bu geceki patlamalarla ilgili olmadığı ifade edildi.
Öte yandan yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Tahran’daki petrol rafinerisinden görüntüler paylaşarak, rafineride herhangi bir patlama yaşanmadığını aktardı.
Konuya ilişkin İranlı yetkililerden henüz açıklama gelmedi.
SURİYE VE IRAK’TA DA PATLAMA SESLERİ
İran’ın başkenti Tahran’daki patlamalarla eş zamanlı olarak Suriye’nin başkenti Şam ve Humus ilinde de patlamalar meydana geldiği bildirildi.
Suriye resmi devlet ajansı SANA’nın haberinde, Şam yakınlarında patlama seslerinin duyulduğu belirtildi.
Şam ve Humus’ta Hizbullah ile direniş grupları yoğun varlık gösteriyor.
Irak’taki Al Mayadeen muhabiri de, ülkenin Diyala ve Salah Al-Din şehirlerinin dış kesimlerinde patlamalar olduğunu bildirdi.
İSRAİL ORDUSU DOĞRULADI
İsrail, yaptığı açıklamayla İran’a saldırı gerçekleştirdiklerini doğruladı.
İsrail ordusu, İran ve ‘bölgedeki vekillerinin askeri hedeflerine’ yönelik saldırılar düzenlediğini duyurdu
Yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“İran’daki rejimin İsrail Devleti’ne karşı aylarca süren sürekli saldırılarına yanıt olarak, şu anda İsrail Savunma Kuvvetleri İran’daki askeri hedeflere hassas saldırılar düzenliyor. İran’daki rejim ve bölgedeki vekilleri, 7 Ekim’den bu yana İsrail’e yedi cephede, İran topraklarından doğrudan saldırılar da dahil olmak üzere amansızca saldırıyor.
Dünyadaki diğer egemen ülkeler gibi, İsrail Devleti’nin de yanıt verme hakkı ve görevi vardır. Savunma ve saldırı yeteneklerimiz tamamen seferber edilmiştir. İsrail Devleti’ni ve İsrail halkını savunmak için gereken her şeyi yapacağız.”
ABD’DEN AÇIKLAMA
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC), İsrail’in “meşru müdafaa” hakkı uyarınca İran’da askeri hedefleri vurduğunu bildirdi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Sean Savett, konuya ilişkin AA muhabirine yazılı açıklama yaptı.
İsrail’in İran’a yönelik saldırısının 1 Ekim’de İran’ın balistik füze saldırısına cevaben gerçekleştiğini aktaran Savett, İsrail’in “meşru müdafaa” hakkı uyarınca İran’da askeri hedefleri vurduğunu kaydetti.
Savett, daha fazla bilgi için İsrail hükümetiyle irtibata geçilmesi gerektiğini belirtti.
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nde 2021 yılında büyük zarara yol açan müsilaj oluşumunun yeniden ortaya çıktığını duyurdu.
Erdek Körfezi’nde 23 Ekim 2024’te yapılan dalışta, 10 metreden başlayarak 15 metreye kadar müsilajın oluştuğu tespit edildi. 25 Ekim’de yapılan sonraki incelemelerde ise müsilajın 24 metreye kadar yayıldığı gözlemlendi. Deniz yüzey sıcaklığının uzun yıllar ortalamasından 2 derece yüksek seyretmesi müsilajı tetikleyen unsurlar arasında gösteriliyor.
Uzmanlar, Marmara Denizi’ni müsilajdan korumanın tek yolunun deniz kirliliğini azaltmak olduğuna dikkat çekiyor. 2021 yılında uygulamaya alınan Marmara Denizi Eylem Planı (MDEP), kirlilikle mücadele kapsamında 22 madde içeriyordu, ancak bu planın etkin uygulanamaması nedeniyle müsilaj tekrar sorun haline geldi.
‘ACİL ÖNLEM ALINMALI’
İHA’nın haberine göre Prof. Dr. Mustafa Sarı, başta balıkçılık ve turizm olmak üzere, Marmara Denizi’ni olumsuz etkileyen müsilajın daha da yayılmasını önlemek için merkezi ve yerel yönetimlerin bir an önce harekete geçmesi gerektiğini belirtti. Marmara Denizi’ne akan Gönen, Nilüfer ve Ergene Nehirleri gibi kaynaklardan kontrolsüz endüstriyel atıkların boşaltılması durdurulmalı; akarsuların deşarj limitleri yeniden düzenlenerek denetimler artırılmalıdır. Marmara Denizi’nin korunması için alınacak önlemler artık aciliyet taşımaktadır.
MÜSİLAJ NEDEN GERİ GELDİ?
Müsilaj, kirliliğin etkisiyle artan azot ve fosforu kullanan alglerin suya salgıladığı kıvamlı bir polisakkarit yapısından oluşuyor. Müsilaj kümeleri, denizde kilometrelerce yayılarak sünger, midye ve mercan gibi deniz canlılarının yaşamsal faaliyetlerini durduracak kadar ağırlaşıp dibe çöküyor. Marmara Denizi çevresinde yaşayan 25 milyon insanın atıklarının yalnızca yüzde 55’i tam arıtılabiliyor. Geri kalan yüzde 45’i ise derin deşarj yoluyla denize veriliyor. Ülkenin yarısından fazlası Marmara Denizi çevresinde bulunan sanayi tesislerinin atıklarının da yalnızca yarısı arıtılıyor. Tarımsal gübre ve kimyasallar da akarsularla denize taşınıyor ve müsilajı tetikleyen kirlilik yükünü artırıyor.
Washington Post gazetesi, konu hakkında bilgisi olan 6 kişiye dayandırdığı haberinde, Trump’ın bu ay Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmelerinden detaylar verdi.
Trump’ın İsrail Başbakanı ile bu ay en az iki kez telefonda görüştüğünü açıkladığı kaydedilerek, bunlardan birinde Netanyahu’ya Hamas ve Hizbullah konusunda “Ne yapman gerekiyorsa yap” diyerek destek verdiği aktarıldı.
Görüşme hakkında WP’ye açıklama yapan South Carolina’nın Cumhuriyetçi Senatörü Lindsey Graham da Trump’ın Netanyahu’ya “askeri olarak ne yapması gerektiğini” söylemediğini, özellikle Lübnan’daki çağrı cihazlarının patlatılması operasyonu nedeniyle hayranlığını dile getirdiğini belirtti.
‘YENİ BİR ORTADOĞU’DAN BAHSEDİYORUZ’
Graham, “Onlara, ‘kendinizi savunmak için yapmanız gerekeni yapın’ dedi ancak burada açıkça yeni bir Orta Doğu’dan bahsediyoruz. Trump, yozlaşmış Filistin Devletiyle ilgili çok fazla şeyin değişmesi gerektiğini anlıyor.” ifadelerini kullandı.
Trump’ın seçim kampanyası sözcüsü Karoline Leavitt de Trump döneminde Ortadoğu’da “tarihi bir barış yaşandığını” savunarak, o dönemde “kaydedilen ilerlemelerin” Kamala Harris – JoeBiden yönetiminin zayıflığı nedeniyle bozulduğunu öne sürdü.
Leavitt, “Başkan Trump Oval Ofis’e geri döndüğünde, Kamala ve Biden’ın politikalarının yarattığı karmaşayı düzeltecek. İsrail bir kez daha korunacak, İran tekrar iflas edecek, teröristler avlanacak ve kan dökülmesi sona erecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Diğer yandan, Trump ile Netanyahu’nun telefon görüşmeleri hakkında İsrail tarafının yorum yapmayı reddettiği belirtildi.
Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberinde, İsrail’in akşam saatlerinde başkente düzenlediği hava saldırılarının sayısının 8’e ulaştığı ve bu saldırıların dördünde Hureyk Mahallesi’nin hedef alındığı belirtildi.
Diğer saldırılarda Burc el-Baracine, Leylaki ve El-Kefaat mahallelerinin vurulduğu, saldırılardan birinin oldukça şiddetli olduğu ifade edildi.
İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, akşam saatlerinde X hesabından bir harita paylaşarak Hureyk Mahallesi ve Burc el-Baracine bölgelerindeki 3 nokta için “tahliye” uyarısı yapmıştı.
CAN KAYIPLARI
Hizbullah ile 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yoğun hava saldırısı başlattı.
Lübnan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, 8 Ekim 2023’ten bu yana düzenlenen İsrail saldırılarında 2 bin 634 kişi öldü, 12 bin 252 kişi yaralandı.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
İsrail bombardımanı nedeniyle Lübnan’da 100 binlerce kişinin yerinden edildiği değerlendiriliyor.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Lübnan hükümeti yerinden edilen kişilerden 486 binden fazlasının Suriye’ye göç ettiğini açıkladı.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
ABD Başkanı Joe Biden, Arizona eyaletinin Phoenix kentini ziyaret ederek, burada Gila Crossing adlı tarihi okulda, ülkesinin yerli çocuklarının asimilasyonundaki rolüyle ilgili konuşma yaptı.
Biden, “Yaptıklarımız için ABD Başkanı olarak resmen özür diliyorum. Bunun çoktan zamanı gelmişti” dedi.
Bu açıklamayla ilk kez bir ABD başkanı, yıllar boyunca yatılı okullara gitmeye zorlanan on binlerce Amerikan yerlisi çocuğun maruz kaldığı davranışlar için özür dilemiş oldu.
PUEBLO OF LAGUNA KABİLESİ ÜYESİ: SEBAT EDİP DİRENDİK
Biden’a eşlik eden ve New Mexico’daki Pueblo of Laguna kabilesinin bir üyesi olan, dedesi ve büyük dedesi de bu yatılı okullara gönderilen ABD İçişleri Bakanı Deb Haaland de bu özür açıklamasının Amerikalı yerliler için çok değerli olduğunu vurguladı.
Haaland, “Federal hükümetimizin bu konuda başarısız olduğunu biliyoruz. Dilimizi, geleneklerimizi ve yaşam tarzlarımızı bozma konusunda başarısız oldu, bizi yok etme konusunda başarısız oldu çünkü biz sebat edip direndik” ifadesini kullandı.
Amerikan yerlisi çocukların gittiği Gila Crossing adlı okuldaki törene Tulalip Kabilesi vatandaşı ve Ulusal Amerikan Yerlileri Yatılı Okul İyileştirme Koalisyonu’nun Başkanı Deborah Parker ve bölgede yaşayan çok sayıda Amerikalı yerli topluluk üyesi katıldı.
Parker da konuyla ilgili açıklamasında, “Bu okullar, dil ve kültür kaybına, çocukların ailelerinden ayrılmasına yol açan asimilasyon ve kültürel soykırım araçlarıydı” diye konuştu.
BAKANLIĞIN RAPORU GÜNDEMİ SARSMIŞTI: YÜZLERCE ÇOCUĞA KÖTÜ MUAMELE
ABD İçişleri Bakanlığının kısa süre önce açıklanan raporuna göre bu okullarda en az 973 çocuğun kötü muamele ve koşullar nedeniyle hayatını kaybettiği ortaya çıkmıştı. Raporda, pek çok çocuğun fiziksel, cinsel ve duygusal şiddete maruz kaldığı, hayatını kaybeden çocukların gömüldüğü ülke genelinde toplam 74 toplu mezar olduğu belirtilmişti.
İlişkili Haber
ABD, Kızılderili çocukların yatılı okullardaki akıbetini araştıracak
Haberi görüntüle
ABD hükümeti, 1819’dan 1969’a kadar 37 eyalette 400’den fazla federal Amerikan yerlisi yatılı okulunu yönetmiş ya da kiliselere ve dini gruplara bu okullar için para ödemişti.
Kızılderili Medeniyeti Yasası’nın 1819’da çıkarılmasıyla ABD çapında Kızılderili yatılı okulları kurmak ve desteklemek için yasalar çıkarılmıştı. 1996 yılına kadar Kızılderili çocuklar asimilasyon için bu yatılı okullara gitmeye zorlanmıştı.
ABD ve Kanada’da, Amerika kıtasının yerli halkının çocuklarının, asimile edilmek üzere devlet tarafından finanse edilen Hristiyan okullarına gitmesi gerekiyordu. Bu çocuklar aynı zamanda zorla Hristiyanlığa geçiriliyor ve dillerini konuşmalarına izin verilmiyordu.
Eski İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin 7’nci kuruluş yıl dönümünü kutladı.
Sosyal medya hesabından bir mesaj yayımlayan Akşener, “Bir 25 Ekim günü, milletimizin hayalleriyle, umutlarıyla, talepleriyle doğan hikayemiz, bugün 7 yaşında…” dedi.
Akşener, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
“Demokrasi tarihimize, eşi benzeri görülmeyen bu kutlu hikâyeyi yazabildiğimiz için ilk günkü mutluluğu taşıyorum. Fısıltılarda kalanların meydanlarda haykırılmasına, Sokakta konuşulanların kürsülere taşmasına, Milletin yön verdiği bir siyasetin de mümkün olduğunun gösterilmesine vesile olabildiğimiz her bir an için gurur duyuyorum. Eminim ki geçen zaman; İYİ Parti’nin değerini, Türk milletiyle bütünleşen yerini, neleri başardığını ve hangi yolları, hangi sebeplerle, nasıl aştığını daha da iyi gösterecek… Kutlu olsun!”
Bir 25 Ekim günü, milletimizin hayalleriyle, umutlarıyla, talepleriyle doğan hikayemiz, bugün 7 yaşında…
Demokrasi tarihimize, eşi benzeri görülmeyen bu kutlu hikâyeyi yazabildiğimiz için ilk günkü mutluluğu taşıyorum.
Lübnan Hizbullahı ile savaş ihtimali gündemde olan İsrail, Lübnan’daki Hizbullah Hareketi’ne ait olduğunu ileri sürdüğü hedeflere yeni hava saldırıları gerçekleştirdiğini bildirdi.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılar düzenlendiği belirtildi.
Lübnan kaynakları ve sosyal medya kullanıcıları, İsrail savaş uçaklarının, Lübnan’ın güneyindeki yerleşim yerleri yakınlarındaki dağlık bölge ve vadilere, Litani Nehri çevresine düzenlediği hava saldırılarındaki patlamaların görüntülerini paylaştı.
İsrail’in kuzeyindeki bölgelerde de akşam saatlerinde sirenler çaldı.
Öte yandan, Lübnan resmi haber ajansı NNA’da yer alan habere göre, İsrail savaş uçakları, ülkenin güneyindeki kasabalara 40 dakika içinde 50’den fazla hava saldırısı düzenledi.
Çoğunlukla tepe, vadi ve nehir yataklarının hedef alındığı saldırılarda, güneyde yer alan Rumin Vadisi, Deyr ez-Zehrani bölgesi, El-Luveyze, Melih, Barti, Kefer Melki, Bel er-Reyhan kasabalarının etekleri ile İzze ve Deyr ez-Zehrani kasabaları arasındaki ormanlık alan ve Et-Tuffah bölgesinde yer alan Basalya beldesi gibi birçok nokta hedef alındı.
İSRAİL HAZIRLIK İÇİNDE
Öte yandan, İsrail Ordusu Kuzey Komutanlığı Komutanı Tümgeneral Ori Gordin’in, İsrail’in kuzeyinde konuşlandırılmış birliklerin komutanlarıyla değerlendirme toplantısı yaptığı belirtildi.
Ordudan yapılan açıklamada, kuzey komutanlığına bağlı komutanların, “bölgedeki çatışmanın genişletilmesine yönelik hazırlıkların parçası olarak durum değerlendirmeleri yaptığı” ifade edildi.
İsrail ordusundan yapılan bir diğer açıklamada da İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar’ın, “hava kuvvetlerinin mümkün olan en yüksek alarm seviyesinde olduğu” sözlerine yer verildi.
İsrail’in dün Beyrut’a düzenlediği saldırıda Hizbullah’ın üst düzey askeri komutanlarından İbrahim Akil’in yanı sıra “Rıdvan Gücü”nün eski komutanlarından Ahmed Mahmud Vehbi’nin de aralarında bulunduğu 15 Hizbullah mensubu ölmüştü.
Lübnan Sağlık Bakanı Firas el-Ebyad, düzenlediği basın toplantısında, hava saldırısında ölenlerin sayısının 3’ü çocuk, 7’si kadın 37’ye yükseldiğini, 68 kişinin yaralandığını belirtmişti.
Ebyad, çağrı cihazlarının ve telsizlerin patlatılması ve dünkü saldırılarda ölenlerin toplam sayısının ise 76’ya yükseldiğini dile getirmişti.
Lübnan Hizbullahı ile savaş ihtimali gündemde olan İsrail, Lübnan'daki Hizbullah Hareketi'ne ait olduğunu ileri sürdüğü hedeflere yeni hava saldırıları gerçekleştirdiğini bildirdi.
Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamaya göre, mağdur P.D’nin (17) yabancı uyruklu C.Z. tarafından cinsel istismara uğradığı iddiasıyla ilgili soruşturma başlatıldığı belirtildi.
Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde P.D’ye cinsel istismarda bulunduğu öne sürülen C.Z. ile P.D’nin annesi A.K. ve üvey babası S.K. gözaltına alındı.
3 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından Eskişehir Adliyesi’ne sevk edildi. C.Z, A.K. ve S.K. savcılık sorgusunun ardından Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldı.
Mağdur P.D’ye cinsel istismarda bulunan C.Z, mağdura yönelik gerçekleştirdiği eylemler doğrultusunda “çocuğun nitelikli cinsel istismarı”, “çocuğa ya da kendisini beden veya ruh bakımından savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından, annesi A.K. hakkında çocukları P.D. ve B.K’ye yönelik gerçekleştirdiği eylemlerden dolayı “çocuğun nitelikli cinsel istismarına yardım etme”, “çocuğa ya da kendisini beden veya ruh bakımından savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya yardım etme”, “çocuğa ve alt soya karşı eziyet”, “kendini savunamayacak durumda olan alt soya karşı hayati tehlike geçirecek şekilde kasten yaralama” suçlarından, üvey babası S.K. ise mağdur P.D.’ye yönelik eylemleri nedeniyle “silahla tehdit, kendisini savunamayacak durumda olan kadına karşı kasten yaralama” suçlarından tutuklandı.
Trendyol Süper Lig’in 6. haftasındaki derbide Fenerbahçe’yi 3-1 yenen Galatasaray, 6’da 6 yaptı.
Ülker Stadı’ndaki maçın başında rakibinden baskı yiyen sarı-kırmızılı ekip, yaptığı iyi savunmayla kalesinde gol görmedi. Karşılaşmanın 20. dakikasında Dominik Livakovic’in kendi kalesine attığı golle 1-0 öne geçen “Cimbom”, 28. dakikada Victor Osimhen-Dries Mertens ortaklığı sonrası gelen golle farkı 2’ye çıkardı. Maçın devre arasına 2-0 Galatasaray’ın üstünlüğüyle girildi.
İkinci yarıya iyi başlayan sarı-kırmızılı takım, 59. dakikada Gabriel Sara’nın şık golüyle 3-0 üstünlük kurdu. Fenerbahçe, 63. dakikada Edin Dzeko’nun penaltıdan kaydettiği golle farkı 2’ye indirse de kalan dakikalarda skor değişmedi ve Galatasaray derbiden 3-1 galip ayrıldı.
Bu sonuçla Süper Lig’e 6’da 6 yaparak başlayan Galatasaray, liderliğini sürdürdü.
TARİHİN EN İYİ BAŞLANGICI TEKRARLANDI
Sarı-kırmızılı ekip, ilk 6 maçını kazanarak Süper Lig tarihindeki en iyi sezon başlangıcını tekrarladı.
Kendi adına en iyi sezon başlangıcını Hollandalı teknik adam Frank Rijkaard yönetiminde 2009-2010 sezonunda 6’da 6 yaparak gerçekleştiren sarı-kırmızılı ekip, bu sezon bu başarısını yineledi.
Galatasaray, 7. haftada sahasında Kasımpaşa’yı yenmesi durumunda kendi rekorunu kırarak tarihi bir başlangıç yapacak.
5 PUAN FARK
Galatasaray, rakibi Fenerbahçe’yle arasındaki puan farkını 5’e çıkardı.
Sezona iyi başlayan iki takımın mücadelesinde kazanan sarı-kırmızılı ekip oldu. Derbiye 2 puan önde gelen Galatasaray, rakibiyle arasındaki puan farkını açtı.
KADIKÖY’DE İYİ PEFORMANS SÜRÜYOR
Galatasaray, son dönemde Fenerbahçe ile deplasmanda yaptığı maçlarda aldığı iyi sonuçlarla dikkati çekiyor.
Sarı-kırmızılı ekip, Kadıköy’de çıktığı son 8 derbide sadece 1 kez mağlup oldu. Üç beraberliği bulunan Galatasaray, dördüncü kez galip geldi.
Ülker Stadı’nda son 2 derbide 3-0 ve 0-0’lık sonuçlar alan “Cimbom”, üçüncü müsabakayı 3-1 kazandı.
TORREİRA’NIN ŞUTU GOLLE BİTTİ
Galatasaray’ın Uruguaylı orta saha oyuncusu Lucas Torreira’nın çıkardığı iyi şutun ardından Galatasaray golü buldu.
Mücadelenin 20. dakikasında duran top sonrasında Fenerbahçe savunmasının uzaklaştırmak istediği meşin yuvarlak ceza yayı gerisindeki Torreira’ya geldi. Tecrübeli futbolcunun gelişine vurduğu top düzgün bir şekilde giderek önce yan direğe sonra da kaleci Dominik Livakovic’in sırtına çarparak ağlarla buluştu.
MUSLERA’DAN KRİTİK KURTARIŞ
Galatasaray kaptanı Fernando Muslera, yaptığı kritik kurtarışla takımının üstünlüğünü sürdürmesini sağladı.
Maçın 20. dakikasında öne geçen sarı-kırmızılı takım, iki dakika sonra tehlikeli bir pozisyon verdi. Bu anda sahneye çıkan Uruguaylı file bekçisi Muslera, karşı karşıya pozisyonda Jayden Oosterwolde’ye gol izni vermedi.
MERTENS 3 GOLE ULAŞTI
Galatasaray’ın Belçikalı yıldızı Dries Mertens, Süper Lig’de bu sezon 3. kez fileleri havalandırdı.
Sezona iyi bir başlangıç yapan 37 yaşındaki futbolcu, 6. maça da ilk 11’de başladı. Derbiye kadar son 3 müsabakada 2 kez gol sevinci yaşayan Mertens, Fenerbahçe ağlarını da sarsarak 3. golünü kaydetti.
Dries Mertens, üçüncü sezonunu geçirdiği sarı-kırmızılı takımda 93. resmi karşılaşmada 22 gole ulaştı.
SARA’NIN KATKILARI SÜRÜYOR
Galatasaray’ın yeni transferi Gabriel Sara, sarı-kırmızılı formayla ikinci kez gol sevinci yaşadı.
Sarı-kırmızılı kulübün tarihindeki en pahalı transfer olan Brezilyalı futbolcu, ligde 5. maçına çıktı. Sara, 5. haftadaki Çaykur Rizespor müsabakasının ardından derbide de golünü attı.
DIŞ SAHA PERFORMANSI DEVAM EDİYOR
Galatasaray, Süper Lig’de dış sahadaki son 15 maçta mağlup olmadı.
Ligde rakip sahadaki son yenilgisini geçen sezonun 12. haftasında Atakaş Hatayspor karşılaşmasında yaşayan sarı-kırmızılı ekip, sonrasında yenilgiyi unuttu.
Galatasaray, söz konusu mücadeleden sonra çıktığı 15 lig maçında 13 galibiyet, 2 beraberlik yaşadı. “Cimbom”, deplasmanda çıktığı son 12 maçın tamamını kazandı.
SALLAİ İLK KEZ SAHADA
Galatasaray’ın yeni transferi Roland Sallai, ilk kez sarı-kırmızılı formayla maça çıktı.
Almanya’nın Freiburg takımından transfer sezonunun son gününde kadroya katılan Macar futbolcu, derbinin 75. dakikasında Dries Mertens’in yerine oyuna girdi.
GALATASARAY SARARDI
Sarı-kırmızılı takım, derbiyi 6 sarı kartla tamamladı.
Mücadelenin hakemi Atilla Karaoğlan, Galatasaray’dan Yunus Akgün, Davinson Sanchez, Kaan Ayhan, Abdülkerim Bardakcı, Barış Alper Yılmaz ve Ismail Jakobs’a sarı kart gösterdi.
Fenerbahçe’de ise Mert Hakan Yandaş (kulübede), Fred ve Yusuf En-Nesyri sarı kartla cezalandırıldı.
Maçın bitiş düdüğünün ardından büyük sevinç yaşayan sarı-kırmızılı futbolcular, orta sahada bir araya gelerek taraftarının önüne gitti. Futbolcular ile taraftarlar, galibiyeti birlikte kutladı.
AKP’de, 3 Eylül’de Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nda (MKYK) alınan kongre kararının ardından, 8. Büyük Olağan Kongre sürecine ilişkin çalışmalar hızlandı.
Parti öncelikle MKYK’de belirlenen kongre takvimi ve parti tüzüğüne göre mahalle delege seçimlerini gerçekleştirecek.
Bunun için “delege listelerinin ilanı, delege listelerinin kesinleşmesi” sürecini tamamlayan parti, bugün ve yarın gerçekleştirilecek mahalle delege seçimiyle belde ve ilçe kongre delegelerini tespit edecek.
Ardından belde ve ilçe kongrelerine geçecek ve 37 beldede kongre yapacak AKP’nin, 12 Ekim’de ise ilçe kongrelerinin başlaması bekleniyor.
Bu süreci 90 günde tamamlamayı planlayan AKP, ilçe kongreleri devam ederken de süreci tamamlayan ilçeler için 28 Aralık’ta il kongrelerini başlatmayı hedefliyor.
Böylece bu takvim çerçevesinde en geç mart ayı sonuna kadar 8. Büyük Olağan Kongre’ye hazırlık çalışmaları tamamlanmış olacak.
Bu arada kongresi biten ilçe ve il teşkilatlarını süratle saha çalışmalarına yönlendirecek parti, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı büyükşehirlerin kongrelerini ise en son yapmayı planlıyor.
CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, Cumhurbaşkanlığı’nın 2023 yılı harcamalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
ANKA’nın aktardığına göre Cumhurbaşkanlığı giderlerinde 2022 yılına göre yaklaşık yüzde 70 artış belirten Öztürkmen’in açıklaması şöyle:
“Sayıştay’ın 2023 raporuna göre Cumhurbaşkanlığının 2023 yılında faaliyet gideri 9.565.656.331,30 TL (9.56 milyar) olarak gerçekleşti. 2022 yılında bu rakam 5.363.433.755,07 TL (5.3 milyar) idi.
BİR YILDA CUMHURBAŞKANLIĞI GİDERLERİNDE YÜZDE 70’E YAKIN ARTIŞ YAŞANDIĞI GÖRÜLDÜ
2022 yılında günlük 15.5 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı harcaması, 2023 yılında günlük 26.2 milyon liraya çıktı. Yani Saray, 2023 yılında günlük ortalama 1.541 asgari ücret harcamış! 1 yılda ise harcadığı asgari ücret sayısı 562.465! Bu artış oranıyla hesaplandığında 2024 yılında Cumhurbaşkanlığı giderlerinin toplamı en az 16 milyar TL olacak! Vatandaşa tasarruf paketi, Saray’a saltanat bütçesi.
BİR BAŞKA KONU KORUMA GİDERLERİ
Emniyet’in verilerine göre, Erdoğan’ın koruma ordusu yani Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi yılın ilk 4 ayında 798 milyon TL harcadı. Aynı sürede; TBMM Koruma Dairesi Başkanlığına 244 milyon, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığına 221 milyon, Siber Suçlarla Mücadele Başkanlığına 191 milyon TL harcanmış. Yani üç kurumun toplamından daha fazla…
Bu ordu kaç kişi? Kimleri koruyor, kaç kişiyi koruyor, aralarında resmi görevi olmayanlar var mı? Bu kadar para tam olarak neye harcanıyor bilen yok. Yılın ilk 4 ayındaki veriler dikkate alındığında, yıl sonunda Saray’ın koruma ordusu için yaklaşık 2,4 milyar TL harcanmış olacak. Bu kadar ‘elitist’ bir koruma dünyanın az ülkesinde görülür.”
Sayıştay’ın 2023 denetim raporuna göre, İletişim Başkanlığı bütçesinin büyük bir kısmını “mal ve hizmet” alımlarına ayırdı.
1434 personeli bulunan başkanlık, bütçesinin yalnızca yüzde 12,20’sini personel harcamalarına ayırırken, mal ve hizmet alımları için yaklaşık 2,7 milyar TL harcama yaptığı tespit edildi.
Raporda, başkanlığın geri kalan bütçesinin yüzde 1,40’ını Sosyal Güvenlik Kurumu devlet primi giderlerine, yüzde 2,99’unu sermaye giderlerine ve yüzde 0,17’sini ise cari transferlere ayrıldığı belirtildi.
Sakaryaspor Başkanı Gökhan İn, bir tartışma sırasında C.Ş. tarafından darbedildi.
Saldırı anında kayıtta olan telefon, yaşananları saniye saniye kaydetti. Saldırganın, Gökhan İn ile konuşurken söylediği sözler dikkat çekti.
Gökhan İn’e tokat atan C.Ş. şu ifadeleri kullandı:
“Dinle beni. İsim kullanmayacaksın. Artık basın açıklaması yok. Bu işler bitti. Birol’un aldığı 150 bin TL’yi de bu hafta sen ödeyeceksin. Duyuyor musun beni? Bana bak!”
Gökhan İn ise bu ifadelere “Tamam oğlum, sakin ol. Bende kalp var biliyorsun değil mi? Tamam.” şeklinde yanıt verdi.
ADLİYEYE SEVK EDİLDİ
Gökhan İn’e bir kişinin tokat attığı görüntünün sosyal medya hesaplarından paylaşılması üzerine Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca “yağma” suçundan soruşturma başlatıldı.
Soruşturma kapsamında şüpheli C.Ş. hakkında gözaltı kararı verildi.
Polis ekiplerince İstanbul’da gözaltına alınan C.Ş, Sakarya’ya getirildi.
‘SİNİRLERİME HAKİM OLAMADIM’
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğündeki işlemleri tamamlanan şüpheli, sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edildi.
Şüpheli C.Ş’nin emniyetteki ifadesinde, yönetimde yaşanan sıkıntılara ilişkin çıkan tartışma sonrası sinirlerine hakim olamadığını iddia ettiği öğrenildi.
C.Ş’nin olay sırasında yanında S.İ’nin olduğunu, görüntülerin nasıl yayıldığını bilmediğini öne sürdüğü belirtildi.
Öte yandan görüntüyü çektiği tespit edilen S.İ’nin ifadesinin alınması için çalışma başlatıldı.
TUTUKLANDI
İn’e tokat atan şüpheli C.Ş. “yağmaya teşebbüs” suçundan tutuklandı.
Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde düzenlenen şantaj operasyonunda gözaltına alınan 3 şüpheli tutuklandı.
İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri, ilçede yaşayan M.K’nin şikayeti üzerine, sosyal medya aracılığıyla tanıştıkları kişilere kişisel verilerini ve müstehcen görüntülerini ele geçirdiklerini iddia ederek şantaj yapan suç şebekesine yönelik çalışma yürüttü.
Kent Güvenlik Yönetim Sistemi ile takibe alınan ve sahte isim kullandığı belirlenen S.B. adlı kadın, daha önce seri numaraları alınmış 2 milyon liralık ödemenin teslimi için M.K. tarafından polisin belirlediği bir iş yerine davet edildi.
Ekipler, S.B’yi buluşma yerinde parayı alıp ayrılacağı sırada üzerinde ruhsatsız tabancayla yakaladı.
Soruşturmayı derinleştiren polis, şebekenin diğer üyeleri R.H. ve H.T’yi de gözaltına aldı.
Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheliler tutuklandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Rize 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen çay mitingde, çayda fiyat açıklandığı günden itibaren Rize’de büyük bir moral bozukluğu, umut kırıklığı, yükselen bir tansiyon olduğunu söyledi.
Milletin gündeminde olmayan hiçbir konunun kendisinin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin gündeminde olmayacağını belirten Özel, “Asla kısır çekişmelerle kimlik siyasetiyle lüzumsuz polemik ve kavgalarla meşgul olmayacağız ama milletin gündeminde ne varsa o bizim gündemimizde olacak. Onu konuşacağız, onu anlatacağız. Müzakereler yapacağız. Eğer sonuç alamazsak sokaklar bizimdir, meydanlar bizimdir, sizin sesinizi, sesimizi duyuracağız.” ifadelerini kullandı.
Özel, birilerinin siyasetteki normalleşmeden rahatsızlık duyduğunu ifade ederek, normalleşmenin muhalefetin dozunu düşürmek, vatandaşın sorununu görmemek olmadığını söyledi.
Normalleşmenin müzakere ve mücadele etmek olduğunu dile getiren Özel, şöyle devam etti:
“Buradan Sayın Erdoğan’a kendi memleketinde hakaret etmenin, tartışmanın, onunla kavga etmenin ne bana ne kendisine ne Rize’ye ne Türkiye’ye faydası var. Ancak ben buradan Sayın Erdoğan’a kendi memleketinden, AK Partili, MHP’li, CHP’li, İYİ Partili her görüşten hemşehrisinin sesini duyurmaya, çay üreticisinin sesini duyurmaya geldim. Rize’den katılımın yanı sıra Artvin’den, Trabzon’dan, Ordu’dan, Giresun’dan çay üreticileri var. Hepiniz hoş geldiniz. Bugün mücadeleye destek olmak, hemşehrilerinin yanında olmak için Samsun’dan dahi kalkıp gelenler var, hoş geldiniz. Buraya katılımlarına katkı sağlayan il başkanlarıma, örgütümüze yürekten teşekkür ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugün burada bulunmamızın en önemli sebebi 31 Mart’ta hep birlikte büyük bir başarı kazandığımız Türkiye ittifakının bize yüklediği sorumluluktur. O yüzden ben Türkiye ittifakının verdiği görev ve sorumlulukla buraya geldim.”
Özel, mitingin düzenlendiği alandaki bayraklara dikkati çekerek, “Meydanda Türk bayrağının yanında miting bayrakları var. Miting bayraklarını gösterin. Üzerinde ‘Çayda sömürüye son yazıyor.’ ama aynı zamanda bayrağın kırmızısını, çayın yeşilini ve karasını ama Filistin bayrağının rengini taşıyor. Bu tasarım için, kendi derdini anlatırken Filistin’i unutmayanlar için emeği geçenlere, il başkanımıza, milletvekilimize yürekten teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun.” diye konuştu.
Filistin’i tanıyan ülkeleri tek tek aradıklarını ve teşekkür yazısı yolladıklarını kaydeden Özel, “Şu ana kadar 50’ye yakın ülke tanıdı. Bütün dünyanın Filistin’i tanımasını bekliyoruz. ‘Zulüm dursun’ diyoruz, İsrail’in yaptığı katliamları, soykırımını bir kez de Rize’den lanetliyoruz.” dedi.
Özel, Türkiye’nin bir tarım ülkesi olmasıyla yıllarca övündüklerini, son yıllarda bu vasfın kaybedilmesini üzüntüyle takip ettiklerini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çiftçilere gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i kadar destekleme verilecekti. Peki hiç verildi mi? Hiç verilmedi. Ne kadar veriliyor? Binde 2. Yüzde 1, binde 2. Öyle olunca toplamda 853 milyar lira alacağınız var devletten. Sadece geçen sene 178 milyar lira ödenmesi gerekirken size ödenmeyen desteklemedir ve bu sene eğer yüzde 1 verilecek olsa alınacak para 410 milyar lira iken bu parayı sizlere, çay üreticilerine, fındık üreticilerine, bizi doyuranlara ödemek yerine, çetelere, müteahhitlere, zenginlere verenlere yazıklar olsun. Hangi ürüne ne destek verileceği 1 yıl önceden ilan edilmelidir. Çiftçi ne ekip biçeceğine ona göre karar vermelidir. Ayrıca bu ürünlerden destek verilen, üretilmesi istenenler için yüksek primli teşvik sistemi oluşturulmalıdır. Sulamada kullanılan elektrik borçları hemen bugün değil, ürün satılınca ödenebilmelidir.”
Özgür Özel, çiftçilere ait banka ve tarım kredisi borçlarının faizlerinin silinerek 5 yıla kadar yapılandırılması, çiftçinin elinde kalan ürünlerin devlet tarafından mutlaka alınması gerektiğini söyledi.
‘ÇAY MİTİNGİ 100 YILLIK BİR YÜRÜYÜŞÜN GELDİĞİ NOKTADIR’
Gıda enflasyonunu düşürmek için üretici fiyatını düşürmek yerine üretim maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini kaydeden Özel, “Çiftçilerin çektikleri sıkıntıları bitirmek gerekir. Çaya gelince Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün Rize meydanında yapmış olduğu bu çay mitingi 100 yıllık bir yürüyüşün geldiği noktadır. 100 yıldır buralarda çay tarımı yapılmaktadır. Ancak Türkiye çay tüketiminde birinci sıradayken çay üretiminde beşinci sıradadır. Yani diğer ürünlerde, örneğin üzümün çoğu ihraç edilmektedir. Fındıkta benzer durumlar vardır. Ama çayda yerli tüketim yeterince vardır.” ifadelerini kullandı.
Özel, sadece çay ithalatının denetlenmesi ve kaçak çaya engel olunması halinde sıkıntıların çözülebileceğini savunarak, şöyle devam etti:
“1,5 milyon insan, 210 bin aile çayla geçiniyor. Maalesef bugün en büyük sıkıntı Cumhuriyet tarihi boyunca en kötü durum buradadır. Biliyorsunuz bir çay fiyatı açıkladılar. Kim açıklar çay fiyatını? Bakan, başbakan açıklar. Şimdi bakan yok, başbakan yok, hükümetin başı gelir açıklar. Senelerce tütün fiyatı, memleketim Manisa’da Akhisar’da açıklandı. Üretici fiyatı beğenirse kasketi havaya atardı gazeteler yazardı, ‘Fiyat güzel, kasket havada.’ Fiyat beğenilmezse kasketi alırdı yere çalardı, tütün fiyatı kötü, kasketler yerde. Şimdi hadi bakalım gelin açıklayın, ortada kimse yok. Çay fiyatını açıklamayan bir tarım bakanı, çay fiyatını açıklamayan hükümetin başkanı, Cumhurbaşkanı olur mu? Çayı niye tweet atarak açıklıyorsunuz? Gelin Rizelinin gözüne bakın, 17 lirayı söyleyin, bakalım kasketler nasıl yere çalınıyor. 17 lira çay fiyatını açıklamaya utanıp tweet attırıyorlar. ‘2 lira da destekleme var’ diyor. Seneye martta, nisanda. O yüzden o 2 lira da bugünün 2 lirası değil, 1 sene sonranın 2 lirası.”
Verilen 17 liralık yaş çay alım fiyatını kabul etmediklerini belirten Özel, ÇAYKUR’da çalışan işçilerin de sorunu bulunduğunu söyledi.
‘GÖZÜNÜZÜN İÇİNE BAKACAĞIZ’
Özel, çay üreticisinin sorunlarının çözümü konusunda önceliğin çay kanununun çıkarılması olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Ancak bu kanun hükümetin 1,5 yıl önce getirdiği, çay üreticisini perişan eden, tamamen özel sektörün eline teslim eden, uluslararası çay tekellerinin topraklarımızda egemenlik kurmasını sağlayacak bir teklif olmamalıdır. Biz geçmişte sizin hemşehriniz İstanbul milletvekilimiz Mehmet Bekaroğlu’yla bu dönem sizin evladınız, bizim abimiz Tahsin Ocaklı ile dört başı mamur bir çay teklifi verdik. Teklife ‘Evet’ dediğinde, işçinin de sorunu çözülüyor, üreticinin de sorunu çözülüyor, Rize’nin de yüzü gülüyor. Trabzon’un da Artvin’in de nerede çay üreten varsa yüzü gülüyor. Taşkın Bey önergeyi verdi, maalesef AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. Buradan çağırıyoruz, Tahsin Bey öneriyi bir daha verin, hemşehrileriniz için verin. Buradan Sayın Bahçeli’ye, Sayın Erdoğan’a, Rize’nin bütün milletvekillerine, Karadeniz vekillerine sesleniyoruz. Önergeyi vereceğiz, gözünüzün içine bakacağız. Rize’yi unutmayın. Çay üreticisi elini uzatıyor, bu eli havada bırakmayın, bu eli boşta bırakmayın. Tutun elimizi tutun, önergeyi reddetmeyin.”
Çayda her yıl üretim maliyetlerinin üzerine hakkaniyetli bir kar oranı konularak taban fiyatın erkenden açıklanmasını isteyen Özel, ayrıca organik çay üreticisinin taban fiyatının da açıklanan fiyatın en az iki katı olması gerektiğini kaydetti.
‘YURDA KAÇAK YOLLARLA GELEN ÇAYLAR ENGELLENMELİDİR’
Özel, çaya yönelik destekleme oranlarının artırılması gerektiğini öne sürerek, “Çay üreticisine söz verilen banka promosyon ödemelerine derhal başlanmalı. Çay verimliliğin artması için düşük verimlilikle mücadele yapılmalı, ürün çeşidi artırılmalı, yurda kaçak yollarla gelen çaylar engellenmelidir. Buradan hatırlayalım, bir selam yollayalım, ne diyordu Kemal Bey? ‘Kaçak çayları getireceğim, Rize meydanında yakacağım.’ CHP’yi iktidara taşıyacağız. Kaçak çayları buraya getireceğiz. Çayları yakmaya Kemal Bey’i de davet edeceğiz. Kemal Bey’in sözü partimizin sözüdür. Önünde sonunda o işi yapacağız.” dedi.
Konuşması öncesinde çay fabrikalarının bacalarında bulunan filtre sistemiyle ilgili şikayetler aldığını aktaran Özel, Rize’de 160’a yakın özel fabrikanın pek azının bacasında filtre bulunduğunu, olmayanların bacalarına filtre takması, ilgili bakanlığın da bunu mutlaka denetlemesi gerektiğini ifade etti.
Özgür Özel, bölgede en önemli sıkıntılardan birinin de fındık üreticisinin sorunları olduğunu belirterek, “Türkiye yüzde 70’ini üretiyor ama parayı çok uluslular kazanıyor. İhracat gelirimiz 2 milyar dolar civarında, maliyetler her gün artıyor. Biz fındığın sorunlarını biliyoruz. ‘Fındıkla ilgili sakın çayda yapılanları yapmaya kalkmayın.’ diye uyarıyoruz. Karadeniz’i batısından, ortasından doğusuna yalnız bırakmamaya Karadeniz’le birlikte olmaya söz veriyoruz. Hep burada, hep yanınızda olacağız. Bugün Rize’ye geldik, sizi duyduk, sesimizi duyurduk. Bundan sonra da hep birlikte olacağız. Bugün burada olan sosyal demokratlara, muhafazakar demokratlara, milliyetçi demokratlara, Rize’nin bütün demokratlarına teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
Çayın baş tacı olduğu günleri görmek istediklerini dile getiren Özel, “Artık yüzümüz gülsün, Rize’nin yüzü gülsün istiyoruz. Rize’deki AK Partililer, Rize’deki MHP’liler alın terinin rengi, alın terinin partisi olmaz. Alnınızın teri kutsaldır. Alın terinin karşılığını vermek devletin boynunun borcudur. Doğru çay fiyatının, 31 Mart tarihinde yapılan seçimden önce Rize Pazar’da 25 lira olması gerektiğini söylemiştim. Buradan çağrımı tekrarlıyorum. 17 liralık fiyatın üzerine tam 8 liralık destekleme verilmeli. Bu para da en geç ağustos ayının sonunda ödenmelidir. Buradan sesimizi duyuralım. Ne kadar istiyoruz? 25.” değerlendirmesinde bulundu.
Özgür Özel, miting öncesinde Gündoğdu Mahallesi’ndeki bir çay bahçesine giderek üreticilerle bir araya geldi, çay hasat etti.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, partisinin yerel seçim çalışmaları kapsamında öğle saatlerinde Zonguldak’a geldi. Kilimli ilçesinde esnafı ziyaret eden Bakan Tunç, AKP’nin seçim koordinasyon merkezinde vatandaşlara seslendi.
“Gerçek belediyeciliğin mimarının 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki başarılarıyla Recep Tayyip Erdoğan” olduğunu ve AKP’nin de bu başarının üstünde kurulduğunu ileri süren Bakan Tunç, “AK Parti’yi kuran kadrolar belediyecilikten gelir. Gerçek belediyecilik derken biz bunu icraatımızla, eser siyasetimizle gösterdik ve 2002 yılından bu yana da gerçek belediyecilik, eser ve hizmet siyasetine dönüştü. Bir marka, bir ekol haline geldi” ifadelerini kullandı.
Daha sonra Gelik beldesindeki seçim koordinasyon merkezine giden Bakan Tunç, burada da toplanan vatandaşlarla konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Türkiye’nin 81 kentini kalkındırırken yüksek standartlı demokrasiye de ulaştırdıklarını belirten Bakan Tunç, “17 sandık konuldu, sizin önünüze. 17’sinde de AK Parti dediniz, Recep Tayyip Erdoğan, dediniz, Cumhur İttifakı dediniz. Şimdi 18’inci sandık geliyor. Muhalefetin içinde bulunduğu durumu görüyoruz. Neler konuşuyorlar, birbirlerine sataşmalar. Hani bunlar 10 ay önce Türkiye’nin yönetimine taliplerdi. Cumhurbaşkanı adaylarını, Türkiye Cumhurbaşkanlığı’na layık görürken kendi partilerine genel başkan olmaya bile layık görmediler. Cumhurbaşkanı yardımcıları vardı. Neredeler şimdi, birbirine düştüler. Allah korusun iktidar olsalardı, bunlar iktidarı nasıl paylaşabilirlerdi? Memleketi kaosa sürüklerdi bunlar” dedi.
‘OYLARI BÖLMEYELİM’
Bakan Tunç, “Farklı farklı sebeplerle, farklı yerlere bu oyları bölmeyelim. AK Parti’nin ampulünün altında birleşelim. Işığın altında birleşelim, karanlık iyi değildir. Türkiye’nin geleceği hep aydınlık olsun. Türkiye yüzyılını yerel kalkınmayla beraber, ülke kalkınmasıyla beraber yürüttüğümüz zaman Türkiye yüzyılını daha hızlı inşa edeceğiz inşallah. 22 yıldır insanımızı güçlendirmek için çalıştık. İnsan güçlü olacak ki aile güçlü olsun, toplum güçlü olsun. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle 81 ilimizi yatırımlarla donattık. Altyapı problemlerini çözdük. Bundan sonra bu ülkede darbeci vesayetçi anlayış tarihe karışmıştır. ‘Gençler yaparsa, başımızın üstünde yeri var darbeyi’ diyenler bile var. Bunlar ne yapıyor? Böyle bir siyaset olabilir mi? Böyle bir demokrasi olabilir mi? Bunlar demokrasiye inanmaz, bunlar milli iradeye inanmaz. Hep darbelerden, vesayetçi anlayıştan medet umarak iktidara gelmeyi düşünür ama artık geride kaldı. O Yassıada zihniyetine bu ülkede hiçbir zaman yer yok. Millet buna müsaade etmez” diye konuştu.
Bakan Tunç, Soğuksu semtindeki pazaryerini ziyaret ederek esnaf ve vatandaşlarla sohbet etti. Tunç, daha sonra Karabük’ün Yenice ilçesindeki ‘halk buluşması’ etkinliği için kentten ayrıldı. (DHA)
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, gençlerin geleceğini başka ülkelerde aramasının ülke için bir beka sorunu olduğunu savunarak, “14 ve 28 Mayıs’ta ümidi tükenen gençlerimize sesleniyorum; sakın küsmeyin, uzak durmayın. Size söz veriyoruz başınızı öne eğdirmeyeceğiz. Sizi bu ülkeden göndertmeyeceğiz.” dedi.
Özel, partisince 29 Ekim Bulvarı’nda düzenlenen halk buluşmasında yaptığı konuşmada, “bütün Denizli’nin Özgür Özel’in kardeşi ve ağabeyi olduğunu” söyledi.
Denizli’nin tarımla uğraşanların kenti olduğunu, pamuk ve buğday üretiminde önemli iller arasında yer aldığını belirten Özel, mazot fiyatının çiftçiyi zorladığını, 1 Nisan’dan sonra düzenleyecekleri büyük mitinglerle çiftçinin hakkını almak için mücadele vereceklerini dile getirdi.
EMEKLİYE BANKA PROMOSYONU
Özel, emeklilerin de sandıkta tepkilerini göstermesi gerektiğini ifade ederek, “Şimdi bankaya promosyon verdiriyorlar. Banka promosyonu emeklinin kendi hakkı. Hangi banka fazla veriyorsa gider alır promosyonu. 8 ila 12 bin diyor. Özel bankalar zaten 15 bin lira veriyor. Bir kere aldın mı 3 yıl almıyorsun. Seçimde bir kerelik para verip, sizi kandırıp 5 sene de promosyondan mahrum edecek. Bizim karnımız bunlara tok.” diye konuştu.
‘GENÇLERİMİZE SESLENİYORUM’
Türkiye’nin asıl beka sorununun, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde araması olduğunu anlatan Özel, gençlerden partilerine destek vermelerini istedi.
Özel, şöyle konuştu:
“14 ve 28 Mayıs’ta ümidi tükenen gençlerimize sesleniyorum. Gençler dünyanın en güzel ülkesindeyiz. Size söz veriyoruz. 31 Mart’ta sandıklara gelin. Sakın küsmeyin, uzak durmayın. Gelin 31 Mart’ta muhalefete, iktidarın karşısına dimdik dikilecek olan CHP’ye destek verin. Size söz veriyoruz başınızı öne eğdirmeyeceğiz. Sizi bu ülkeden göndertmeyeceğiz. Atatürk’ün size emanet ettiği bu güzel ülkeye hep beraber sahip çıkacağız.”
İYİ PARTİ SEÇMENİNDEN OY İSTEDİ
Denizli için yapılan anketlerde daha önce ittifak yaptıkları partilerin seçmenlerinin oylarını kendi partilerinin adaylarına vermeleri durumunda AKP adayının kazanacağı, CHP’ye vermeleri durumunda ise CHP adayının kazanacağının görüldüğünü belirten Özel, “iyi insanların” kendilerine destek vermesi gerektiğini söyledi.
‘TÜRKİYE İTTİFAKI’
Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İyi insanlara, yakasında, gönlünde, gözünde güneş açanlara sesleniyorum. Gelin 31 Mart’ta sandıkta vicdanın ittifakını yapalım. Ankara’da siyasetin ittifakını yapamadık. Bizden de ayrılanlar var. Ben canları sağ olsun diyorum. ‘Eski dosttan düşman olmaz’ diyorum. ‘Gün gelir yeniden birlikte oluruz’ diyorum. Buradan bütün iyi insanlara sesleniyorum. Sandıkta birleşelim, AK Parti’yi gönderelim. Tek talebim, tek isteğimdir. Bu ittifakın adı Denizli ittifakıdır. Renkleri yeşil ile siyahtır. Ama Türkiye’deki ittifakımızın adı Cumhur İttifakı’na karşı umudun ittifakıdır, adı Türkiye ittifakıdır.”
Bolu’da Gelecek Partisi’nin tüm yönetim kadrosu ve üyeleri toplu halde istifa etti.
Gelecek Partisi Bolu İl Başkanı Özkan Güneç, Merkez ilçe Başkanı Sefer Gülen, Gençlik Kolları Başkanı Utku Erişen ile Kadın Kolları Başkanı Elif Aksu ile il ve ilçe yönetimi toplu halde partilerinden istifa ederek MHP saflarına katıldı. MHP Bolu İl Başkanlığında düzenlenen rozet takma törenine MHP İl Başkanı Ayhan Çelikkol, MHP Bolu Milletvekili İsmail Akgül ile partililer katıldı.
3.5 yıl sürdürdüğü görevinden istifa ettiğini belirten Özkan Güneç, “Gördüğüm lüzum üzerine 3.5 yıl boyunca yürüttüğüm Gelecek Partisi Bolu kurucu il başkanlığından şu an devam etmekte olan il başkanı görevimden, il başkan yardımcılarım, il yönetimi ve ilçe başkanları yönetimleri, gençlik kolları başkanları yönetimleri, kadın kolları başkanları yönetimleri ve üyelerimizle toplu halde istifa ederek Milliyetçi Hareket Partisi saflarına katıldık. Liderimiz Devlet Bahçeli’nin ve partimizin her daim yanında olacağız” dedi.
II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz nikahta Atatürk’e kin kustu: İlber Ortaylı’dan yeni açıklama
20:35
İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı
23:37
HKP’DEN AÇIKLAMA
Halkın Kurtuluş Partisi, Atatürk’e hakaret eden gerici Şevki Yılmaz hakkında bir açıklama yayımladı.
Yılmaz’ın ‘ortaçağcı insan sefaleti’ sözleriyle nitelendirildiği açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Şevki Yılmaz adlı kaşar Ortaçağcı, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kuruluş Savaşı’mızın Ölümsüz Önderi Mustafa Kemal’e “soysuz” diyerek hakaret etme haysiyetsizliğinde bulundu. Biz de diyoruz ki; Şevki Yılmaz’ın soyu, milyonlarca insanımızın canı pahasına zafere ulaştırdığımız Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızı daha en başından arkadan hançerleyen emperyalist uşağı hainlere dayanır. O zamanlar İngiliz Emperyalizmine hizmet eden halk düşmanlarının torunları, bugün de tıpkı Şevki Yılmaz adlı Ortaçağcı insan sefaleti gibi ABD-AB Emperyalist Haydutlarına uşaklık etmektedir. Genel Başkan’ımız Nurullah Efe Ankut’un söylediği gibi; Mustafa Kemal, Bayrak demektir Türkiye Cumhuriyeti için. Bu Devletin, bu Cumhuriyetin kurucusudur, kurucu lideridir Mustafa Kemal. Ona saldırmak Bayrağa saldırmakla eşdeğerdir. Mustafa Kemal’e karşı yapılan bu hakareti sineye çekmeyeceğiz!”
Şevki Yılmaz adlı kaşar Ortaçağcı, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kuruluş Savaşı’mızın Ölümsüz Önderi Mustafa Kemal’e “soysuz” diyerek hakaret etme haysiyetsizliğinde bulundu.
Biz de diyoruz ki; Şevki Yılmaz’ın soyu, milyonlarca insanımızın canı pahasına zafere ulaştırdığımız… pic.twitter.com/WFpnW1LS4f
1988 yılı yazıydı. Ankara Kızılay’daki Soysal Pasajı’nın yakınındaki yeni açılmış, küçük kasetçi dükkanına sık sık giderdim. Türkçe sözlü müzik rafında kapağı ve özellikle üzerinde yazan ismi ilginç olan kaset, her gidişimde dikkatimi çekerdi. Mavilik içerisindeki bir bulutu delen ucu sivri bir şemsiye sapı ve değişik bir kaset ismi. O yıllarda ‘özgün müzik’ ismi verilen bir tür çok revaçtaydı. Ben de kasetin isminden bu türde bir müzik olacağını düşünerek, elime alıp bakmazdım bile, ama her gittiğimde aynı yerde görürdüm.
Ondan yaklaşık üç yıl sonra, üniversiteden bir arkadaşım, birkaç gün önce bahsettiği grubun kasetini, bölümün kantininde elime tutuşturdu. Yine o tuhaf isim, ama bu sefer başka bir kaset, kapak resmi bu sefer daha da ilginç. Bu kasete bakışım da, kasetçideki bakışım ile aynıydı. Arkadaşımı kırmak istemedim, dinlemem, birkaç hafta sonra da geri veririm diye düşünerek, yüzümü buruşturmamı saklamaya çalışıp, burun kıvırarak, kaseti cebime koydum.
Birkaç gün sonra evde kaset elime geçti. Arkadaşımın hatırına az bir şey dinler, kapatırım diye düşünüp, önyargıyla teybe koydum. Beklentim ile ilgisi olmayan müzik ve sözler beni karşıladı. Daha ilk şarkıdan beni etkiledi: Gün Başlıyor. Yaşamın tüm karmaşıklığına rağmen, bir nefes alabilirsek, yaşamanın gücüne yenilip, coşacağımız bir yaşama sevincini duyumsatan bu şarkı ile otuz yılı aşkın Bulutsuzluk Özlemi grubu ile dostluğum, o anda başladı. Bu dostluk o kadar yaşamımın içerisine geçmiş ki, öykü kitabımda bile iki öyküde grubun isminin ve şarkısının geçmesi adeta kendiliğinden oldu. O yıllardaki saçma sapan şarkı sözleriyle ilgisi olmayan sözler, ona eşlik eden gitar ve saksafon ağırlıklı şarkı, birkaç yıl geç de olsa Bulutsuzluk Özlemi ile tanışmama sebep oldu. Tüm şarkılar yaşamın tam içindendi, kasetin son şarkısı ‘Sözlerimi Geri Alamam’ otuz üç yıldır beni aynı duygularla etkiledi: Hiçbir kere hayat bayram olmadı, ya da her nefes alışımız bayramdı.
Bu sefer 1992 yılının Nisan ayında üçüncü albüm ‘Güneşimden Kaç’ çıktı. Kaseti her gün defalarca dinlemekten, vize ve final sınavlarına çalışmakta çok zorlandığımı hatırlıyorum. Yaz stajı yaptığım o yaz bu kaset gurbette bana arkadaşlık etti.
Edebiyat ve müzik, genel olarak sanat yaşamımıza çok büyük değer ve anlam katar hiç kuşkusuz. Bulutsuzluk Özlemi’nin müziği bu anlamı ve değeri benim için çoğaltan bir müzik olmuştur, otuz üç yıldır.
Bizim popüler müziğimizin ana konusu genelde aşktır. Özellikle yaklaşık son kırk yıldır, konusu, sözleri birbirine benzeyen, arabesk veya benzeri bir müzikle, vıcık vıcık sözlerle, sözde aşk şarkıları toplumdaki çürümenin, yozlaşmanın da göstergesi ve hatta öncüsü olmuştur. Grubun da aşk şarkıları var tabii ki, ama onun ki genel geçer aşk şarkıları değildir. Tepedeki Çimenlik’te yalınayak dolaşarak, yemyeşille, masmavinin ortasında hayaller kurup, sadece sevgi diyen, başka hiçbir şey istemeyen, beklemeyenlerin şarkısı örneğin. Bir Güzel Gördüm Giderken Yolda, Yıllar Sonra, Yalnız Kalma Bu Dünyada, Evinde Gitarın Var mı?, Evet Evet, Aşk Zamanı, Lili Yar, Aşk Çok Para Yok, Rüzgar ve diğerleri. Bu şarkılar içi boş aşk, sevgi şarkıları değil, yaşamın akışı içerisinde, doğal, insana özgü duyguları, düşünceleri anlatan şarkılar.
Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkılarının bana göre en önemli özelliği yaşama, yaşamın birçok alanına dokunmasıdır; söyleyecek çok sözü vardır grubun. Onların dokunduğu konulara, başka müzisyenlerde pek rastlayamazsınız. Protest müziğin de öncüsü olan grup, 70-80’li yıllardaki çoğunlukla ajitasyon ve slogandan oluşan protest şarkılar benzeri şarkılar yapmamıştır. ‘Hezarfen Ahmet Çelebi’de naif, iç sızlatan protesto duyulur, başka bir şarkıda Şili’ye özgürlük isterken, örgütlü bir halkı hiçbir kuvvetin yenemeyeceği haykırılır. ‘Harran Ovası’nda pamuk tarlasında kadın, erkek, çocukların çapa yapması anlatılırken, ‘Seni Görmem Lazım’ şarkısında tarikat, ticaret, siyaset üçgeninden, ormanların işgaline, derelerin, denizlerin kirlenmesine kadar bahsedilir. ‘Bütün Bu Yaşananlardan Sonra’ şarkısında adeta küçük bir insanlık ve dünya tarihi anlatıldıktan sonra, özgürlük vurgusu yapılır. Irak işgali, ‘Bağdat Kafe’ ve ‘Felluce’ şarkılarında göz yaşartan, lirik bir şekilde söylenir.
Şarkılarında çoğunlukla, her şeye rağmen umut vardır, yaşama sevincine davet vardır, emek vardır, hatta her koşulda yaşamaya mecbur olduğumuz inancı vardır, zengin melodi ve ritm dolu seçkin bestelerle.
Tabii ki bu kısa yazıda, grubun onlarca şarkısının dökümünü yapamam, ama Bulutsuzluk Özlemi’nin şarkılarında sade, içimizden olan insanlar da unutulmaz. Kaportacısından, üniversite öğrencisine, pastanedeki garsondan, mekanik bir fanatiğe, salepçisi, kokoreççisinden, Taksim’de PTT’nin önündeki insanlara kadar insana, onların duygularına, yaşamına dokunulur.
Bulutsuzluk Özlemi kentin, kentlinin müziğidir aynı zamanda. Anadolu rock müziğinin ağırlıklı kırsala, köye vurgu yapan tarzının, geleneği reddetmeden, ondan da yararlanarak, kentli müziğine evrilmesinin öncüsü olmuştur.
Bulutsuzluk Özlemi kendi türünde ilklerin grubudur. İlk Türkçe rock yapan müzik grubudur. Gruptan önce de Türkçe rock vardı, ama grupla birlikte Batı kaynaklı rock ve yer yer Anadolu ezgisi güzel Türkçemizle harmanlanmıştır. Şarkı sözleri bana göre çağdaş bir kent ozanının elinden çıkmış bir edebi nitelik taşır. Benim bildiğim ülkemizde senfoni orkestrasıyla birlikte konser veren ve ayrıca akustik, fişsiz (unplugged) konser veren ilk rock grubudur.
Grup ismini değerli aydın, yazar Mümtaz Soysal hocamızın bir yazısından almıştır. Güzel, yaşanılası bir dünya için yaşamları pahasına mücadele etmiş insanları anmak için yazılan bu yazıdan, grubun ismi doğmuştur. Bu ismin grubun kırk yıla yaklaşan, değişmeyen çizgisine, söylemine son derece uygun olduğu gerçektir.
Gerek ülkemiz müzik tarihinde, gerekse benim kişisel tarihimde son derece önemli bir yere sahip olan, Cumhuriyetimizin, zengin kültürümüzün müzik alanındaki yüz akı örneği, aydınlanmanın ezgisi diye tanımlayabileceğim Bulutsuzluk Özlemi’ne nice müzik dolu uzun yıllar diliyorum. Savaş, terör, açlık, yoksulluk, emperyalizm, sömürü, salgın, paranın egemenliği, çevre kirliliği gibi kara kötülük bulutlarının insanlığın ve tüm canlıların üzerinde olmadığı bir dünya ve yaşam özlemiyle.
Silahlı Kuvvetler Planlama Dairesi işbirliğiyle gerçekleştirilecek milyonlarca şekellik ihalenin, Savunma Bakanlığının, İsrailli şirketlerden silah satın almak için gerçekleştirdiği en büyük ihale olduğu vurgulandı.
İhalenin, İsrail ordusunun silah stoğunu yenileme ve artırma gereksinimi doğrultusunda açılacağına değinilen açıklamada, ABD’den de silah alımının devam edeceği aktarıldı.
İsrail, ABD’den büyük askeri destek alıyor. ABD Başkanı Joed Biden, Aralık 2023’te Yahudi bayramı Hanuka vesilesiyle Beyaz Saray’da düzenlenen kutlama sırasında, “İsrail, Hamas’tan kurtuluncaya kadar Tel Aviv yönetimine askeri destekte bulunmayı sürdüreceklerini” söylemişti.
CHP, Lütfü Savaş’ın Hatay’da adaylığına ilişkin kararını verdi.
Partinin genel merkezinden yapılan açıklamada son değerlendirmeler sonucunda Lütfü Savaş’ın adaylığının devamına karar verildiği açıklandı.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Partimizin Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı üzerine yapılan son değerlendirmeler sonucunda; il örgütümüzün, ilçe örgütlerimizin, ilçe belediye başkan adaylarımızın talep ve mutabakatları üzerine Lütfü Savaş’ın adaylığının devamına karar verilmiştir. Kamuoyunun bilgilerine sunarız.”
‘HATAY’DA SİZİNLE DEVAM EDİYORUZ’
Gazeteci İsmail Saymaz, konuya ilişkin yaptığı paylaşımda “CHP lideri Özel, yarım saat önce Lütfü Savaş’ı Genel Merkez’e çağırdı. Savaş’a “Hatay’da sizinle devam ediyoruz” dedi. Savaş’ın adaylığı bugün açıklanacak.” ifadelerini kullandı.
CHP lideri Özel, yarım saat önce Lütfü Savaş’ı Genel Merkez’e çağırdı.
Savaş’a “Hatay’da sizinle devam ediyoruz” dedi.
Savaş’ın adaylığı bugün açıklanacak.
BBP Gemlik Belediye Başkan Adayı Oğuz Han, Cumhur ittifakı Gemlik Belediye Başkan Adayı Refik Yılmaz lehine adaylıktan çekildiğini duyurdu.
AKP Gemlik İlçe Başkanı Mehmet Taşar, söz konusu destek üzerine “Cumhur İttifakımızın kıymetli paydaşlarından BBP’nin İlçe Başkanı Oğuz Han’ın yanımızda olması gücümüze güç katacaktır. Kalbi Gemlik’e hizmet için atan herkesi bu ittifak içinde yürümeye davet ediyoruz” şeklinde konuştu.
Cumhur İttifakı Gemlik Belediye Başkan Adayı Avukat Refik Yılmaz da “Oğuz Han ile ilçe belediye meclisinde AK Parti, MHP ve BBP bileşenleri olarak Gemlik’in yeniden hizmetlere kavuşmasını isteyen partili partisiz tüm vatandaşlarımızla birlikte yeniden Gemlik için birlikte çalışacağız” diye konuştu.
Oğuz Han ise “Cumhur İttifakı ile birlikte Gemlik’te rekor oyla Gemlik Belediyesini yeniden geri alacağız. Biz bugüne kadar Türk siyasetinde de ittifak içinde de hep yapıcı olduk. Parti çıkarını öncelemedik. Devletin, ülkenin çıkarlarını önceledik. 31 Mart’ta yapılacak seçimlerde de Gemlik’in tekrar bir 5 yıl daha fetret devri yaşamaması için, güzel ilçemizin yeniden hizmetlere kavuşabilmesi için Refik Yılmaz’ın lehine adaylıktan çekiliyorum. Gemlik’te Yılmaz’a olan teveccühü görüyor ve kendisinin seçimi açık ara kazanacağına inanıyoruz. Böylesi güzel bir hizmet yürüyüşünde Cumhur ittifakı bileşenleriyle birlikte yürümemekten gurur duyuyoruz” dedi.
tv100’de Gürkan Hacır’ın sunduğu Taksim Meydanı programında konuk olan gazeteci Şaban Sevinç ile eski CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat arasında gergin anlar yaşandı.
‘SAHİBİNE KARŞI GÖREVİNİ YAPTIN’
Canpolat, 31 Mart seçimlerine ilişkin CHP üzerinden yapılan tartışmada Sevinç’e yönelik, “Bunlar senin tahriklerindir, ben bir kere tahriklerine geldim daha gelmem. Sen görevini yaptın Şaban, sahibine karşı görevini yaptın” dedi.
‘TERBİYESİZ HERİF, UTANMAZ’
Bu sözlere öfkelenen Sevinç ise “Sen de sahibine karşı görevini yapıyor musun Cemal Canpolat? Senin sahibin kim? Terbiyesizlik yapıyorsun. Benim sahibim olacak kişi anasının karnından doğmadı. Terbiyesiz herif. Utanmaz” ifadelerini kullandı.
CANLI YAYINA ARA VERİLDİ
Gerginlik sonrasında Cemal Canpolat ekrandan alınırken, sunucu Gürkan Hacır canlı yayına ara verdi.
II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz nikahta Atatürk’e kin kustu: İlber Ortaylı’dan yeni açıklama
20:35
İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı
23:37
‘İTİN BİRİSİ…’
Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin, sosyal medya hesabından “Atatürk’e soysuz demiş itin birisi / soysuz kimmiş babana sor hele” sözleriyle başladığı şiirin tamamı şu şekilde:
Muharrem İnce’nin şiiri şu şekilde;
“Atatürk’e soysuz demiş itin birisi
Soysuz kimmiş babana sor hele
Arı namusu çatlamış ayı irisi
Sen bizim köylerden geç hele
Bu herifin önü sonu ayandır
Anlayana benim sözüm beyandır
Seni adam yerine koyan hayvan oğlu hayvandır
Gel de o sözü burada söyle hele”
SUÇ DUYURUSU
Öte yandan Memleket Partisi tarafından yapılan açıklamada, Atatürk’e hakaret eden Şevki Yılmaz hakkında suç duyurusunda bulunulduğu açıklandı.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, “soysuz” diyerek açıkça hakaret eden Refah Partisi Rize Eski Milletvekili Şevki Yılmaz adlı şahıs hakkında suç duyurusunda bulunduk. İlgili makamların şahıs hakkında gerekli işlemleri yapmasını talep…
II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz nikahta Atatürk’e kin kustu: İlber Ortaylı’dan yeni açıklama
20:35
İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.
İlişkili Haber
Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e başka hakareti ortaya çıktı
23:37
‘TÜRKİYE’NİN AYDIN BİRİKİMİNE HAKARET’
Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Celal Şengör ve Ortaylı Türkiye’nin aydın birikimine hakarettir” dedi.
Okuyan paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
“Abdülhamit’in akrabalarından Berna Sultan evlenmiş. Namlı yobaz Şevki Yılmaz düğünde “Osmanlı’yı süren soysuzları lanetliyorum” demiş. Düğünde arz-ı endam eden “soylu” tarihçi İlber Ortaylı konu sorulduğunda “ilgilenmiyorum” diye cevaplamış. Celal Şengör ve Ortaylı Türkiye’nin aydın birikimine hakarettir.”
Abdülhamit’in akrabalarından Berna Sultan evlenmiş. Namlı yobaz Şevki Yılmaz düğünde “Osmanlı’yı süren soysuzları lanetliyorum” demiş. Düğünde arz-ı endam eden “soylu” tarihçi İlber Ortaylı konu sorulduğunda “ilgilenmiyorum” diye cevaplamış. Celal Şengör ve Ortaylı Türkiye’nin…
II. Abdülhamid’in 4. kuşak torunu olan Orhan Osmanoğlu’nun kızı Berna Osmanoğlu’nun düğününde Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e yönelik hakaretleri kamuoyunda büyük tepkiye yol açmıştı. Düğünde bulunan İlber Ortaylı’nın ise yaşananlara sessiz kalması kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.
İlber Ortaylı, gelen tepkilerin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ortaylı açıklamasında, “Eski bir milletvekilinin yersiz konuşmalarını tasvip etmem mümkün değildir. Rahatsızlığımı da sıra bana gelince belirttim. Bunlar tarih bilmeyen insanların kahvehane köşelerine yakışan sözleridir. Açık bir Atatürk düşmanlığıdır” ifadelerine yer verdi.
Ortaya çıkan yeni görüntülerde Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e “Selanik’ten gelen dönme” dedikten sonra beddua ettiği duyuluyor. Diyanet’e bağlı imam Halil Konakçı ise gülerek “Amin” diyor.