Okuma görünümü

DIGIAGE 2026 için geri sayım başladı

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı himayesinde düzenlenecek DIGIAGE 2026 kapsamında 710 Eylül'de 12. Oyun Geliştirme Kampı gerçekleştirilecek. 1112 Eylül tarihlerindeki Global Indie Game Summit'te ise oyun sektörünün paydaşları bir araya gelecek. TRT; Bil Bakalım ve TRT Dinle ile oyun, müzik ve podcast deneyimlerini etkinlik alanına taşıyacak.
  •  

Yürümeyi kolaylaştıran robot! IFA Berlin’de neler gördük?

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen teknoloji fuarında stantların kapanmasına dakikalar kala, en dikkat çekici inovasyonları ve sıra dışı girişimleri sizler için bir araya getirdik. Fuar alanında zamanla yarışırken geleceğin tüketici elektroniğine yön veren sıra dışı donanımları yerinde keşfettik. Hızlı turumuz boyunca; hareket kabiliyetini artıran giyilebilir robotik dış iskeletlerden evcil hayvanlar için geliştirilen güneş enerjili takip sistemlerine, […]
  •  

Teknopark İstanbul'un 20272031 yol haritası şekilleniyor

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Teknopark İstanbul'un gelecek 5 yıllık dönemde kritik teknolojilere odaklanan, şirketlerin ölçeklenmesini ve uluslararası pazarlara açılmasını destekleyen güçlü bir merkez haline getirileceğini belirtti.
  •  

Mühendislikte yapay zekâ dönüşümü

Bilgisayar mühendisliğinin yapay zekâ çağında önemini koruyacağını belirten Prof. Dr. Burhan Pektaş, yeni dönemde mühendislerin yapay zekâyla rekabet etmek yerine bu teknolojiyi etkin bir mühendislik aracına dönüştürmesinin öne çıkacağını söyledi.Yükseköğretim kurumlarındaki boş kontenjanlar için gerçekleştirilecek YKS ek yerleştirme süreci, üniversite tercihlerinde istediği sonucu elde edemeyen adaylara yeni bir seçenek sunuyor. Özellikle teknoloji ve mühendislik alanındaki bölümler, hızla dönüşen iş dünyasında gençlere farklı kariyer fırsatları sağlıyor.Prof. Dr. Burhan Pektaş, yapay zekânın çalışma hayatındaki etkisinin giderek arttığı bir dönemde bilgisayar mühendisliğinin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Pektaş, yapay zekânın yazılım geliştirme süreçlerinden veri analizine, otomasyondan sistem tasarımına kadar pek çok alanda dönüşüm oluşturduğunu, ancak bu dönüşümün bilgisayar mühendisliğini ortadan kaldırmak yerine mesleğin çalışma biçimini değiştireceğini ifade etti.TEKNOLOJİ DEĞİŞİYOR, MÜHENDİSLİK İHTİYACI DEVAM EDİYORYapay zekâ teknolojilerinin sağlık, finans, savunma sanayisi, eğitim ve üretim gibi çok sayıda sektörde kullanılmaya başlanmasıyla birlikte bilgisayar mühendislerinin üstlendiği rollerin de çeşitlendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Pektaş, gelecekte nitelikli mühendislik bilgisinin daha önemli hale geleceğini belirtti.Pektaş, yapay zekânın kod yazma kapasitesinin gelişmesinin bilgisayar mühendislerine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırmasının beklenmediğini aktararak, iyi yetişmiş, yapay zekâ araçlarını etkin biçimde kullanabilen ve güçlü problem çözme becerilerine sahip mühendislerin iş dünyasında daha fazla değer kazanacağını söyledi.Bilgisayar mühendisliğinin yalnızca yazılım kodu üretmekten ibaret olmadığını vurgulayan Pektaş, mühendislik eğitiminin problem tanımlama, algoritma geliştirme, sistem tasarlama ve güvenlik gibi çok daha geniş bir alanı kapsadığını ifade etti.Yapay zekâ sistemlerinin daha fazla kod üretebilmesiyle birlikte bilgisayar mühendislerinin gelecekteki konumuna ilişkin tartışmaların arttığını belirten Pektaş, mesleğin temelinde yalnızca kodlama becerisinin bulunmadığını dile getirdi.Pektaş, “Bir problemi doğru tanımlamak, uygun algoritmayı ve mimariyi tasarlamak, güvenli ve ölçeklenebilir sistemler geliştirmek, yapay zekâ tarafından üretilen kodun doğruluğunu ve güvenliğini değerlendirmek hâlâ güçlü bir mühendislik bilgisi gerektiriyor.” ifadelerini kullandı.Gelecekte başarılı olacak mühendis profilinin yapay zekâyla rekabet eden değil, bu teknolojiyi iş süreçlerine doğru şekilde entegre edebilen kişilerden oluşacağını kaydeden Pektaş, yapay zekânın mühendislerin çalışma yöntemlerini dönüştüreceğini söyledi.Pektaş, kodlama bilgisinin yanında matematiksel düşünme, algoritma geliştirme, sistem tasarımı ve problem çözme yeteneklerine sahip olan mezunların iş hayatında önemli bir avantaj elde edeceğini belirtti. BİLGİSAYAR MÜHENDİSLERİNE FARKLI SEKTÖRLERDE İHTİYAÇ VARBilgisayar mühendisliği mezunlarının kariyer seçeneklerinin yalnızca geleneksel yazılım geliştirme alanıyla sınırlı olmadığına işaret eden Pektaş, teknoloji sektöründeki çeşitlenmenin yeni uzmanlık alanlarını da beraberinde getirdiğini söyledi.Siber güvenlik, yapay zekâ ve makine öğrenmesi, veri bilimi, bulut bilişim, büyük veri, robotik, nesnelerin interneti ve oyun teknolojilerini bilgisayar mühendislerinin öne çıkan çalışma alanları arasında sıralayan Pektaş, farklı sektörlerde de bilgisayar mühendislerine yönelik ihtiyacın arttığını ifade etti.Savunma sanayisi, finans ve fintek, sağlık teknolojileri, otomotiv, telekomünikasyon ve e-ticaret gibi alanlarda bilgisayar mühendislerinin farklı görevler üstlenebildiğini belirten Pektaş, özellikle yapay zekânın sektörler arasında yaygınlaşmasının yeni kariyer alanlarının oluşmasını hızlandırdığını kaydetti.Pektaş, önümüzdeki yıllarda yapay zekâ mühendisliği, veri mühendisliği, siber güvenlik ve otonom sistemler gibi uzmanlık alanlarının daha fazla önem kazanmasının beklendiğini söyledi.ÖĞRENCİLER MEZUN OLDUKLARINDA FARKLI BİR İŞ DÜNYASIYLA KARŞILAŞACAKBugün bilgisayar mühendisliği eğitimine başlayan öğrencilerin yaklaşık dört yıl sonra mezun olacaklarını hatırlatan Pektaş, bu süre içinde yapay zekâ ve otomasyon teknolojilerinin iş yapış biçimlerinde önemli değişikliklere yol açmasının beklendiğini ifade etti.Bu dönüşümün bazı görevleri değiştirirken yeni iş alanlarının da ortaya çıkmasını sağlayacağını belirten Pektaş, özellikle yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi ve yönetilmesi, veri analitiği, siber güvenlik, bulut ve uç bilişim, robotik ve otonom sistemler, yapay zekâ destekli yazılım geliştirme ve yapay zekâ güvenliği gibi alanların ön plana çıkacağını söyledi.Geleceğin bilgisayar mühendislerinin yalnızca kod yazan kişiler olmayacağını ifade eden Pektaş, mühendislerin aynı zamanda problemleri tanımlayan, doğru teknolojiyi seçen, yapay zekâ sistemlerini yöneten ve ortaya çıkan sonuçları değerlendiren uzmanlar olarak görev yapacağını belirtti.DEĞERLENDİRME BECERİSİ DE ÖNEM TAŞIYACAKYapay zekâ destekli araçların mühendislik süreçlerinde daha fazla kullanılmasının, mesleğin gerektirdiği yetkinlikleri de değiştireceğine dikkat çeken Pektaş, teknolojiyi kullanabilmenin yanı sıra elde edilen sonuçların doğruluğunu ve güvenilirliğini değerlendirebilmenin önem kazanacağını söyledi.Mühendislerin geliştirdikleri sistemlerin güvenli, ölçeklenebilir ve verimli olmasını sağlamaları gerektiğini belirten Pektaş, yapay zekâ tarafından ortaya çıkarılan kod ve çözümlerin de insan denetiminden geçirilmesinin önemini vurguladı.Bu nedenle üniversite adaylarının bölüm tercihinde yalnızca bugünün mesleklerini değil, teknoloji alanındaki dönüşümün oluşturacağı yeni uzmanlıkları da göz önünde bulundurmasının önem taşıdığını ifade eden Pektaş, güçlü bir bilgisayar mühendisliği eğitiminin öğrencilere değişen teknolojiye uyum sağlayabilecek temel yetkinlikleri kazandırabileceğini kaydetti.Pektaş, bilgisayar mühendisliğinin yapay zekâ nedeniyle önemini kaybetmesinin aksine, yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla farklı bir boyuta taşınacağını belirterek, “Yapay zekâ bilgisayar mühendisliğinin geleceğini tehdit etmekten çok, mesleğin sınırlarını yeniden çiziyor.” değerlendirmesinde bulundu.

  •  

Casper Nirvana S100 özelleştirirken iş yüküne göre kaç GB RAM ve SSD seçilmeli?

RTX 5070 ekran kartlı laptop seçiminde doğru fiyat-performans dengesini yakalamak yalnızca grafik birimine değil işlemci, RAM, SSD ve ekran yenileme hızı gibi toplam konfigürasyona odaklanmaktan geçiyor. Casper Excalibur G915 gibi özelleştirilebilir RAM ve çift M.2 SSD desteği sunan modeller, güncel oyunlarda yüksek kare hızları ve GPU tabanlı içerik üretiminde uzun ömürlü bir kullanım avantajı sağlıyor.
  •  

Satürn'ün güney kutbunda gizemli ongen bulut yapısı keşfedildi

Gökbilimciler, Satürn'ün güney kutbunda yaklaşık 168 bin kilometre genişliğinde devasa bir ongen bulut deseni keşfetti. Gezegenin kuzey kutbundaki ünlü altıgenden çok daha büyük olan bu gizemli atmosferik oluşum, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı.
  •  

Yapay zekâ otizmde erken tanı sürecini hızlandırabilir

Yapay zekâ teknolojilerinin sağlık alanındaki kullanımının yaygınlaşması, Otizm Spektrum Bozukluğunun erken dönemde belirlenmesine yönelik çalışmalara da yeni bir boyut kazandırıyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme sistemleri sayesinde çocukların davranışlarındaki örüntüler analiz edilerek, geleneksel yöntemlerle daha ileri yaşlarda fark edilebilen bazı belirtilerin erken dönemde tespit edilmesi hedefleniyor. Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, yapay zekâ ile otizm araştırmalarının kesişiminin son yıllarda hızla gelişen çalışma alanlarından biri olduğunu belirtti. İNSAN DAVRANIŞLARINDAKİ ÖRÜNTÜLERİ ANALİZ EDEBİLİYORYapay zekânın artık yalnızca veri işleyen sistemlerden ibaret olmadığını ifade eden Gülaldı, özellikle Derin Öğrenme ve Doğal Dil İşleme alanındaki gelişmeler sayesinde insan davranışlarındaki karmaşık örüntülerin de analiz edilebildiğini söyledi. Bu sistemlerin büyük miktardaki veri içerisinden insan gözünün gözden kaçırabileceği küçük ipuçlarını belirleyebildiğine dikkat çeken Gülaldı, sağlık alanındaki gelişmelerin otizmin erken tarama ve tanılama süreçleri açısından da önemli fırsatlar oluşturduğunu kaydetti. ERKEN MÜDAHALE KRİTİK ÖNEM TAŞIYOROtizmin sosyal etkileşim, iletişim ve davranış örüntülerindeki farklılıklarla karakterize edilen nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten Gülaldı, klinik tanının günümüzde büyük ölçüde gözlemlenebilir ve ölçülebilir davranışsal göstergelere dayandığını ifade etti. Otizm belirtilerinin genellikle 2 yaşından önce ortaya çıkabildiğini ancak bazı bireylerin çeşitli nedenlerle daha ileri yaşlarda tanı alabildiğini aktaran Gülaldı, erken tanı ve müdahalenin gelişim açısından önem taşıdığını vurguladı. Gülaldı, erken müdahalenin sosyal dikkat, dil ve bilişsel gelişim alanlarındaki yetersizliklerin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini belirterek, tanının gecikmesinin önemli bir müdahale döneminin kaçırılmasına yol açabileceğini söyledi. GÖZ HAREKETİNDEN OYUN DAVRANIŞINA KADAR ANALİZYapay zekâ ile otizm çalışmalarının birleşmesinin özellikle erken taramada dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkardığını ifade eden Gülaldı, makine öğrenmesi algoritmalarının çocukların farklı davranışlarından elde edilen verileri değerlendirebildiğini belirtti. Çocuğun göz hareketleri, ses tonundaki frekans değişimleri ve oyun oynama biçiminin yanı sıra göz teması, mimikleri ve dikkat süreçleri de yapay zekâ destekli sistemlerin analiz edebildiği veriler arasında bulunuyor. Gülaldı, bazı çalışmaların geleneksel yöntemlerle daha ileri yaşlarda fark edilen işaretlerin yapay zekâ yardımıyla 6-12 aylık dönemde belirlenebilmesine yönelik önemli sonuçlar ortaya koyduğunu ifade etti. TANI SÜRECİNİ HIZLANDIRABİLİRGeleneksel erken tarama yöntemlerinde ebeveynlerden alınan bilgiler ve klinik gözlemlerin önemli rol oynadığını hatırlatan Gülaldı, makine öğrenmesi yöntemlerinin ise geçmiş vakalardan ve kontrol gruplarından elde edilen çok sayıda veriyi analiz ederek tahmin modelleri oluşturabildiğini söyledi. Bu modellerin tanı sürecinin otomatikleştirilmesi ve hızlandırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade eden Gülaldı, özellikle Evrişimli Sinir Ağı (CNN) tabanlı sınıflandırma sistemlerinde umut verici sonuçların bildirildiğini kaydetti. Küçük çocuklarda yapay zekâ kullanımına yönelik araştırmaların da sürdüğünü belirten Gülaldı, bir çalışmada alternatif karar ağacı modeli kullanılarak 13 ila 48 aylık çocuklarda yüzde 99,97 doğruluk oranına ulaşıldığının bildirildiğini aktardı. HER ÇOCUĞA ÖZEL DESTEK FIRSATIYapay zekânın kullanım alanının erken tarama ve tanıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Gülaldı, teknolojinin müdahale ve eğitim süreçlerinde de kullanılabileceğine dikkat çekti. Otizm spektrumundaki her çocuğun gelişimsel özelliklerinin ve destek ihtiyaçlarının farklı olması nedeniyle kişiselleştirilmiş programların önem taşıdığını belirten Gülaldı, yapay zekâ destekli sistemlerin çocukların davranışlarını analiz ederek bireysel ihtiyaçlarına uygun eğitim ortamlarının oluşturulmasına yardımcı olabileceğini ifade etti. Bu sistemlerin çocukların sosyal etkileşim, iletişim, duyguları tanıma ve yönetme becerilerinin desteklenmesinde de kullanılmasına yönelik çalışmalar bulunduğunu aktaran Gülaldı, yapay zekânın erken müdahalede yeni fırsatlar oluşturabileceğini söyledi. Gülaldı, “Yapay zekâ destekli sistemler çocukların davranışlarını analiz edebiliyor, göz teması, mimik ve dikkat süreçlerini değerlendirebiliyor ve dolayısıyla tanı süresini önemli ölçüde kısaltabiliyor. Yapay zekâ artık sadece bir teknoloji değil; otizm alanında erken tanı, erken müdahale ve doğru destek almanın önemli bir aracı haline geliyor” ifadelerini kullandı.

  •  

Türkiye, Artemis Anlaşmaları'na imza attı

Washington'daki ABD Ulusal Havacılık ve Uzay İdaresi (NASA) genel merkezinde düzenlenen imza törenine Türkiye adına Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Türkiye Uzay Ajansı Başkanı (TUA) Yusuf Kıraç katılırken, ABD'yi NASA Direktörü Jared Isaacman ve ABD Dışişleri Bakanlığı Uzay ve Çevreden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Connor Tomlinson temsil etti. Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atan 71. ülke olduğunu belirten Bakan Kacır, "Türkiye, uzay yolculuğu alanında inanılmaz hedefler ve yeteneklerle yeni bir döneme giriyor. Amacımız, uzayda sürdürülebilir bir görünürlüğe sahip olmak ve tüm insanlığın yararı için uzayın barışçıl kullanımı konusunda adımlar atmaktır." dedi. ABD Başkanı Donald Trump'ın temmuz ayında Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'ne bizzat katılmasının, her iki ülkenin uzay projelerinde işbirliği yapma planlarını güçlendirdiğini söyleyen Kacır, Türkiye'nin bu alanda çok güçlü planlamalar içinde olduğunu dile getirdi. "TÜRKİYE, ORTAYA CESUR BİR VİZYON KOYUYOR"NASA Direktörü Isaacman da Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atmasından duyduğu memnuniyeti ifade ederek, iki ülke arasındaki bağların güçlendiğinin altını çizdi. "Bugün önemli bir dönüm noktasıdır. Bu alanda Türkiye, ortaya cesur bir vizyon koyuyor." diyen Isaacman, ABD ile Türkiye'nin "astronotlarını Ay'ın yüzeyine geri gönderme vizyonunu" paylaştığını belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığından Tomlinson da Ankara'nın Artemis Anlaşmaları'na katılımından duydukları memnuniyeti dile getirerek, uzay çalışmaları alanında iki ülke arasında bundan sonra işbirliğinin artarak devam edeceğine inandığını söyledi. Konuşmaların ardından Artemis Anlaşmaları'na imza atan Bakan Kacır, "Hayırlı olsun." diyerek anlaşmaya katılma konusundaki iyi dileğini ifade etti. İmza töreninin ardından töreni takip eden Türk basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan Kacır, Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na katılmasının, son yıllardaki uzay atılımının sadece bir halkası olduğunu belirtti. Kacır, 2027'nin ilk aylarında hibrit motora sahip bir uzay aracını Ay'a göndermeyi planladıklarını ifade ederek, "Bu vesileyle hem Ay yörüngesinden veri toplayacağız hem de Ay'a erişen ülkeler arasındaki yerimizi alacağız." diye konuştu. Türkiye'nin Somali'de bir uzay limanının inşasına başladığını dile getiren Kacır, bu uzay limanının Türkiye'nin uzay ekonomisinde daha güçlü şekilde yer almasını sağlayacağını ve uzay çalışmalarında daha bağımsız adımlar atabilmesini mümkün kılacağını söyledi. Artemis Anlaşmaları'na katılım konusunda uluslararası işbirliklerine işaret eden Bakan Kacır, sözlerini şöyle tamamladı: "Artemis Anlaşmaları kapsamında özellikle Ay, Mars ve derin uzay alanında ülkelerin yürüttüğü çalışmalarda şeffaflık, veri paylaşımı ve birlikte çalışılabilirlik ilkelerinin benimsenmesi, bu alanda yürütülen çalışmalarda ülkelerin uyum içinde hareket etmesi konusunda iyi niyet çerçevesinde bir yaklaşım ortaya konuluyor. Türkiye olarak 2027 yılında gerçekleştirmeye hazırlandığımız Ay misyonu çerçevesinde Artemis Anlaşmaları'na imza atmak ve uluslararası işbirliğini bu anlamda daha ileri bir düzeye taşıyabilecek bir zemini oluşturmayı önemsiyoruz." NASA'DAN TÜRKİYE PAYLAŞIMINASA'nın ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından Türkiye'nin Artemis Anlaşmaları'na imza atmasına ilişkin paylaşımda bulunuldu. Türkiye'nin, Artemis Anlaşmaları'nı imzalayarak uzayın barışçıl şekilde keşfedilmesi ve bu alanda refahın artırılması konusunda taahhütte bulunan diğer ülkelere katıldığı belirtilen paylaşımda, "Artemis Anlaşmaları'na hoş geldin, Türkiye." ifadesi kullanıldı. ARTEMİS ANLAŞMALARI1967 Dış Uzay Anlaşması'na dayanan Artemis Anlaşmaları, "uzayın sorumlu keşfinin yönetimini geliştirmek için çok taraflı, bağlayıcı olmayan bir ilke ve kurallar bildirgesi" olarak biliniyor. Artemis Anlaşmaları ilkeleri arasında uzay nesnelerinin kaydı, faaliyetlerin çakışmasının önlenmesi, bilimsel verilerin paylaşımı ve acil yardım sağlanması gibi maddeler yer alıyor. ABD, aynı anlaşma çerçevesinde Ay'da kalıcı bir üs kurulması ve Ay'ın hem Mars yolculuğu için bir durak olarak kullanılması hem de burada değerli madenlerin çıkarılmasını öngörüyor. 13 Ekim 2020'de ABD ile birlikte Kanada, Japonya, Avustralya, İtalya, Lüksemburg ve Birleşik Arap Emirlikleri, Artemis Anlaşmaları'na imza atan ilk ülkeler olmuştu. Kaynak: AA

  •  

RTX 5070 laptop nasıl seçilir? Fiyat-performans odaklı gaming laptop rehberi

RTX 5070 ekran kartlı laptop seçiminde doğru fiyat-performans dengesini yakalamak yalnızca grafik birimine değil işlemci, RAM, SSD ve ekran yenileme hızı gibi toplam konfigürasyona odaklanmaktan geçiyor. Casper Excalibur G915 gibi özelleştirilebilir RAM ve çift M.2 SSD desteği sunan modeller, güncel oyunlarda yüksek kare hızları ve GPU tabanlı içerik üretiminde uzun ömürlü bir kullanım avantajı sağlıyor.
  •  

Kamu personeline zorunlu yapay zeka eğitimi yolda

Kamu çalışanlarına, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinesinde yürütülen 2026-2030 dönemi "Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı"ndaki hedeflere uyumlu şekilde e-öğrenme yöntemiyle temel yapay zeka okuryazarlığı eğitimi verilecek.

Çalışanlara ayrıca görev ve sorumluluklarına göre hazırlanan kısa uygulama modülleri sunulacak. Eğitimler, kamu kurumlarının insan kaynakları sistemleri üzerinden zorunlu tutulacak.

Personelin yalnızca eğitimleri tamamlayıp tamamlamadığı değil, eğitimlerdeki başarı düzeyi de düzenli izlenecek.

Kamu personelinin de hedef grupları arasında bulunduğu yapay zeka okuryazarlığı programlarında, yapay zekanın temel kavramları, üretken yapay zeka araçlarının güvenli kullanımı, kişisel verilerin korunması, yanlış bilgi ve "derin sahte" içeriklere karşı farkındalık ile etik kullanım ilkeleri öğretilecek.

Eğitimleri tamamlayanlara, ölçme ve değerlendirme sonucunda kazandıkları temel yetkinlikleri gösteren seviye bazlı mikro sertifikalar verilecek.

- Her kurumun yapay zeka yöneticisi olacak

Kamu kurumlarındaki dönüşüm, kullanım alanlarının belirlenmesi, uygulamaların sahada denenmesi ve başarılı projelerin yaygınlaştırılmasını içeren "tara-pilotla-ölçekle" döngüsüyle bütüncül bir yönetişim ve güven çerçevesinde yürütülecek.

Kamudaki bu dönüşümü yönetmek üzere kurumlarda bu alandan sorumlu birim amiri veya başkana bağlı üst düzey yönetici görevlendirilecek.

Söz konusu yönetici, kurumun yapay zeka proje ve uygulamalarından oluşan portföyünü yönetecek, çalışmaların ilerleme durumunu düzenli olarak raporlayacak.

Görevlendirmelerin tamamlanmasının ardından tüm kurumlar, 12 hafta içinde üç yıllık "Yapay Zeka Yol Haritası" ile yıllık hedeflerini hazırlayacak.

Pilot ve ilk ölçekli konuşlandırmalar için küçük-orta hacimli alımlar önceliklendirilecek, yapay zeka projelerine yönelik kamu alımlarına katılacak girişimlerin teknogirişim belgesine sahip olması esas alınacak.

Her bakanlıkta yapay zekadan yararlanılabilecek alanlar sistematik olarak taranacak. Potansiyeli yüksek alanlarda hızlı pilot uygulamalar başlatılacak, belirlenen başarı eşiğini geçen projeler 6 ile 12 ay içinde ölçeklendirilecek.

- 10 bakanlıkta 30 pilot başlatılacak

Plan kapsamında ilk 12 ayda en az 2 pilot dalgasıyla 10 veya daha fazla bakanlıkta toplam en az 30 yapay zeka pilotunun başlatılması hedefleniyor.

En az 10 kritik kamu hizmeti için pilot aşamasından ölçeklendirmeye uzanan uçtan uca "pilot-ölçek hattı" kurulacak.

e-Devlet, vatandaşların yapay zeka destekli kamu hizmetlerini doğrudan deneyimleyeceği öncelikli dönüşüm alanı olacak. Kişiselleştirilmiş hizmet yönlendirmesi, başvuruların ön kontrolü ve akıllı belge desteği gibi uygulamalar öncelikle pilot olarak hayata geçirilecek.

En az 5 yapay zeka destekli vatandaş hizmetinin e-Devlet üzerinden pilotlanarak ölçeklendirilmesi planlanıyor. Uygulamalarda kişisel verilerin korunması, kararların açıklanabilir olması ve insan gözetimi ilkeleri dikkate alınacak.

Kamu kurumlarında devreye alınan yüksek etkili yapay zeka sistemlerinin de belgelendirme ve değerlendirme süreçlerinden geçirilmesi zorunlu olacak.

Kaynak: AA

  •  

Tim Cook’tan Apple’a duygusal veda

Apple’da 15 yıldır devam eden Tim Cook dönemi resmen sona erdi. Cook, CEO olarak görev yaptığı son gün olan 31 Ağustos’ta çalışanlara bir mesaj göndererek Apple’a, çalışma arkadaşlarına ve birlikte oluşturdukları kurum kültürüne teşekkür etti.

Cook mesajında, “Bu anın bir gün geleceğini hep biliyordum. Yine de gelip çattığına ve şu anda bu sözleri yazdığıma inanmakta zorlanıyorum” ifadelerini kullandı.

Apple’ın CEO’su olarak görev yapmayı “hayatının en büyük ayrıcalığı” şeklinde tanımlayan 65 yaşındaki Cook, şirketten tamamen ayrılmadığını ve yeni dönemde Apple Yönetim Kurulu İcra Başkanı olarak görevini sürdüreceğini belirtti.

“Apple’ı bütün kalbimle seviyorum”

Cook, çalışanlarına gönderdiği mesajda Apple’ın başarısının yalnızca ürünlerden veya finansal sonuçlardan kaynaklanmadığını, şirketin asıl gücünün çalışanları ve paylaştıkları değerler olduğunu vurguladı.

Istikbal 860X450 Pxl

Görevini devretmenin kendisi için duygusal olduğunu ifade eden Cook, yeni CEO John Ternus’a güvendiğini belirterek şirketin yönetimini “zeki, yetenekli ve son derece donanımlı” bir isme bırakmanın kendisine huzur verdiğini kaydetti.

Apple’ın nisan ayında açıkladığı ve yönetim kurulunun oybirliğiyle onayladığı görev değişikliği, 1 Eylül 2026 itibarıyla yürürlüğe girdi. Şirketin kurumsal yönetim sayfasında da John Ternus’un unvanı CEO, Cook’un görevi ise Yönetim Kurulu İcra Başkanı olarak güncellendi.

Steve Jobs’ın ardından göreve gelmişti

Tim Cook, sağlık sorunları nedeniyle görevinden ayrılan Apple’ın kurucu ortağı Steve Jobs’ın yerine Ağustos 2011’de CEO olmuştu. Jobs, bu görev değişikliğinden yaklaşık iki ay sonra, 5 Ekim 2011’de hayatını kaybetmişti.

Cook’un liderliğinde Apple’ın piyasa değeri yaklaşık 350 milyar dolardan 4,5 trilyon doların üzerine çıktı. Şirketin yıllık geliri 2025’te 416 milyar dolara, net kârı ise yaklaşık 112 milyar dolara ulaştı.

Cook döneminde Apple Watch, AirPods, Apple Pay, Apple Music, Apple TV+ ve Vision Pro gibi ürün ve hizmetler piyasaya sürüldü. Mac bilgisayarların Intel işlemcilerden şirketin kendi geliştirdiği Apple Silicon çiplerine geçirilmesi de Cook’un görev dönemindeki en önemli teknolojik dönüşümlerden biri oldu.

Cook ayrıca Apple’ı büyük ölçüde iPhone satışlarına bağlı bir şirket olmaktan çıkararak uygulama, bulut depolama, ödeme, müzik ve yayın hizmetlerinden düzenli gelir sağlayan daha geniş bir teknoloji ekosistemine dönüştürdü.

Kafkas Crispy Yatay Gazete

Apple’ın yeni CEO’su John Ternus

Apple’ın üçüncü büyük CEO dönemini başlatan John Ternus, şirkete 2001 yılında ürün tasarımı ekibinde katıldı. 2021’de Donanım Mühendisliğinden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcılığı görevine getirilen Ternus; iPhone, iPad, Mac, AirPods, Apple Watch ve Vision Pro gibi başlıca ürünlerin geliştirme süreçlerinde önemli roller üstlendi.

50 yaşındaki Ternus’un CEO olarak ilk büyük kamuoyu sınavı, Apple’ın 9 Eylül’de düzenleyeceği yeni ürün tanıtımı olacak. Ternus’un bu etkinlikte şirketin yeni iPhone ve Apple Watch modellerini tanıtması bekleniyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Yeni yönetimin önündeki zorlu dosyalar

Ternus, Apple’ın finansal açıdan son derece güçlü olduğu ancak yapay zekâ yarışında Microsoft, Google ve diğer rakiplerinin gerisinde kalmakla eleştirildiği bir dönemde görevi devraldı.

Yeni CEO’nun öncelikleri arasında Apple Intelligence ve Siri’nin geliştirilmesi, Çin’e bağımlı üretim zincirinin Hindistan ve Vietnam gibi ülkelere yayılması, artan düzenleyici baskılar ve yeni ürün kategorilerinin oluşturulması bulunuyor.

Cook’un ise yeni görevinde özellikle ABD yönetimi, Çin hükümeti ve dünyanın farklı bölgelerindeki siyasi karar alıcılarla ilişkileri yürütmesi bekleniyor. Böylece Apple, CEO değişikliğine rağmen Cook’un diplomasi ve küresel tedarik zinciri alanlarındaki deneyiminden yararlanmayı sürdürecek.

Cook’un vedası, Steve Jobs’ın 2011’de görevini devretmesinden bu yana Apple’daki ilk CEO değişikliği olarak şirket tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturuyor.

  •  

Casper Nirvana S100'ü özelleştirirken iş yüküne göre kaç GB RAM ve SSD seçilmeli?

Dizüstü bilgisayar özelleştirirken en çok karıştırılan RAM ve SSD bileşenleri, cihazın çalışma temposunu ve depolama kapasitesini doğrudan etkiliyor; birindeki eksiklik diğerini yükselterek kapanmıyor. Casper Nirvana S100 modeli yapılandırılırken ideal RAM ve SSD kapasitesi, anlık çoklu görev ihtiyacı ile gelecekteki dosya birikim alışkanlıklarına göre belirlenmelidir. Cihazın yetkili servis güvencesiyle 64 GB’a kadar DDR5 RAM ve 2 TB’a kadar M.2 NVMe SSD desteği sunması, doğru bütçe ve kullanım analiziyle uzun ömürlü bir donanım dengesi kurmayı mümkün kılıyor.
  •  

Yeşilay’dan çocukların dijital güvenliği için çağrı

Çocukların dijital dünyadaki güvenliğinin yalnızca yaş sınırıyla sağlanamayacağını belirten Yeşilay, güvenli tasarım, güçlü denetim, şeffaflık ve mahremiyetin de güvence altına alınmasını istedi.Yeşilay, çocukların dijital dünyada korunmasına ilişkin kapsamlı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Türkiye’de 1 Kasım 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek düzenlemenin, 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulmamasını, 15 yaşını dolduran çocuklara yaşlarına uygun ayrıştırılmış hizmetler geliştirilmesini ve ebeveyn denetim araçlarının güçlendirilmesini öngördüğü hatırlatıldı.“RİSK YALNIZCA EKRAN SÜRESİ DEĞİL”Dijital platformların çalışma biçiminin de bu bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiği ifade edilen açıklamada, çocukların dijital dünyada karşı karşıya kaldığı risklerin yalnızca fazla ekran süresinden ibaret olmadığı kaydedildi.Yeşilay, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, sürekli bildirimler, kişiselleştirilmiş öneri sistemleri, sosyal karşılaştırmayı güçlendiren etkileşim mekanizmaları ve kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre çevrim içi tutmaya yönelik tasarımların çocukların dikkatini, uyku düzenini, sosyal ilişkilerini ve ruhsal iyilik halini olumsuz etkileyebildiğine işaret etti.Açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri’nde Meta ile eyaletler arasında varılan ve mahkeme onayına sunulan uzlaşma çerçevesinde genç hesapları için günlük kullanım sınırları, gece saatlerinde erişim kısıtlamaları, okul saatlerinde bildirimlerin azaltılması, yaş doğrulamanın güçlendirilmesi ve ebeveyn araçlarının geliştirilmesi gibi tedbirlerin gündeme gelmesinin, dijital platformların çocuklar için daha güvenli tasarlanması gereğini bir kez daha ortaya koyduğu belirtildi.Yeşilay, çocukların dijital dünyanın risklerinden korunması için yalnızca çocuğun sosyal medyayı ne kadar süre kullandığına değil, sosyal medyanın çocuğu daha uzun süre kullanmaya teşvik edecek şekilde nasıl tasarlandığına da bakılması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, Türkiye’deki yaş düzenlemesinin değerli bulunduğu ancak çocukların dijital güvenliğinin yalnızca yaş sınırıyla sağlanamayacağı belirtilerek, yaş sınırının; çocukların üstün yararını esas alan güvenli dijital tasarım standartları, etkili denetim mekanizmaları ve aile-okul-toplum iş birliğiyle tamamlanması gerektiği ifade edildi. YEŞİLAY’DAN SOMUT ÖNERİLERYeşilay, ilgili kamu kurumlarını, teknoloji şirketlerini, akademiyi ve sivil toplumu çocukların dijital güvenliği konusunda somut, ölçülebilir ve denetlenebilir adımlar atmaya çağırdı. Bu kapsamda çocuk ve genç hesaplarında günlük kullanım sürelerini sınırlayan, yaşa göre kademelendirilmiş ve varsayılan olarak etkinleştirilmiş koruma mekanizmalarının oluşturulması istendi. Çocuk hesaplarında gece saatlerinde sosyal medya erişiminin ve özellikle yüksek etkileşim üreten içerik akışlarının sınırlandırılması gerektiği belirtilirken, okul saatlerinde çocuklara yönelik bildirimlerin varsayılan olarak susturulması ve eğitim ortamını kesintiye uğratan tasarım uygulamalarının engellenmesi çağrısı yapıldı.Yeşilay, sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve aralıksız içerik akışı gibi kesintisiz tüketime yönelten özelliklerin çocuk hesaplarında varsayılan olarak kapatılması veya sıkı biçimde sınırlandırılması gerektiğini bildirdi. Algoritmik öneri sistemlerinin de etkileşimi ve kullanım süresini artırma hedefiyle değil; güvenlik, gelişim, yaşa uygunluk ve dijital iyilik hali ilkeleriyle tasarlanması gerektiği vurgulandı. Belirli sürelerle kesintisiz kullanım sonrasında yalnızca uyarı veren sistemlerin yeterli olmadığı belirtilen açıklamada, kullanıcıyı gerçekten ara vermeye yönlendiren etkili mola mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.Çocuk hesaplarında siber zorbalık, cinsel istismar ve istismar amaçlı iletişim, kendine zarar verme, yeme bozukluğu, şiddet, nefret söylemi, yasa dışı bahis ve kumar, alkol-tütün-nikotin ürünleri ile uyuşturucu maddeleri özendiren içeriklerin daha güçlü biçimde önlenmesi gerektiği kaydedildi. Çocuklara kişiselleştirilmiş reklam gösteriminin de sınırlandırılması gerektiğini belirten Yeşilay, özellikle bağımlılık yapıcı ürünler, bahis-kumar uygulamaları ve yaşa uygun olmayan ticari içeriklerin çocuklara ulaşmasının engellenmesini istedi. Açıklamada, ebeveyn kontrol araçlarının yalnızca şeklen sunulmaması gerektiği belirtilerek, bu araçların sade, erişilebilir, ücretsiz, anlaşılır ve gerçekten etkili biçimde tasarlanması çağrısında bulunuldu.15 yaşını dolduran çocuklara yönelik geliştirilecek ayrıştırılmış dijital hizmetlerin ise yalnızca daha sınırlı değil; aynı zamanda güvenli, erişilebilir, kapsayıcı, yaşa uygun ve gelişimi destekleyici olması gerektiği ifade edildi.“ŞEFFAFLIK VE DENETİM ŞART”Çocukların dijital güvenliğine yönelik tedbirlerin yalnızca platformların gönüllü tercihlerine bırakılmasının yeterli olmayacağı vurgulanan açıklamada, teknoloji şirketlerinin çocuk hesaplarına ilişkin tasarım tercihleri, algoritmik öneri sistemleri, reklam uygulamaları ve risk azaltıcı önlemlerinin bağımsız denetime açık olması gerektiği belirtildi. Platformların çocukların dijital güvenliği konusunda düzenli ve standartlaştırılmış şeffaflık raporları yayımlaması gerektiğini bildiren Yeşilay, bu raporlarda çocuklara yönelik içerik denetimi, zararlı içeriklerin yayılımı, şikayet mekanizmalarının işleyişi, algoritmik önerilerin etkileri, reklam uygulamaları ve alınan önlemlerin sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmasını istedi.Çocukların güvenliğini ilgilendiren sistemlerin kamu otoriteleri, bağımsız uzmanlar, akademi, sivil toplum, ebeveynler ve çocukların görüşleri dikkate alınarak geliştirilmesi gerektiği kaydedildi. Yeşilay, çocukların yalnızca korunması gereken bireyler olmadığını, yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun biçimde dijital geleceklerine ilişkin söz hakkı bulunan hak sahipleri olduğunu vurguladı.Yaş doğrulama sistemlerinin çocukları korumak açısından önemli olabileceğine dikkat çekilen açıklamada, bu sistemlerin çocukların ve ailelerin kişisel verilerinin gereğinden fazla toplanmasına yol açmaması gerektiği belirtildi. Yaş güvence mekanizmalarının veri minimizasyonu, amaçla sınırlılık, güvenlik, mahremiyet ve çocukların kişisel verilerinin korunması ilkeleriyle uyumlu biçimde tasarlanması gerektiği ifade edildi. Yeşilay, çocukların güvenliğinin onların dijital izlerinin gereksiz biçimde büyütülmesi pahasına sağlanmaması gerektiğini kaydetti.“ÇOCUĞA TELEFONU BIRAK DEMEK YETMEZ”Çocukların dijital dünyadaki güvenliğinin ortak sorumluluk olduğuna dikkat çeken Yeşilay, sorumluluğun yalnızca ailelere yüklenmemesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, “Çocuğa ‘telefonu bırak’ demek yetmez. Çocuğu telefonu bırakmayı zorlaştıran bir dijital tasarımla baş başa bırakmamak gerekir.” ifadesi kullanıldı.Ailelerin rehberliğinin vazgeçilmez olduğu ancak ebeveynlerden, milyarlarca kullanıcının davranışını yönlendirecek biçimde tasarlanmış algoritmalarla tek başlarına mücadele etmelerinin beklenmesinin gerçekçi olmadığı vurgulandı. Bu nedenle ailelere yönelik dijital ebeveynlik desteğinin yaygınlaştırılması, okullarda yaşa uygun dijital iyi oluş, dijital okuryazarlık, siber zorbalıkla mücadele ve güvenli internet eğitimlerinin güçlendirilmesi gerektiği bildirildi. Problemli dijital kullanım, siber zorbalık ve ruh sağlığı riskleriyle karşılaşan çocuklar için erken destek, yönlendirme ve danışmanlık mekanizmalarının da erişilebilir hale getirilmesi gerektiği ifade edildi.Yeşilay, Türkiye’nin 15 yaş altına ilişkin düzenlemesini güçlü biçimde desteklediğini belirterek, bu önemli adımın yaşa uygun hizmetler, güvenli tasarım standartları, bağımsız denetim, şeffaflık, mahremiyet güvenceleri ve etkili koruma mekanizmalarıyla tamamlanması gerektiğini vurguladı. Çocukları teknolojiden tamamen uzaklaştırmanın ne mümkün ne de doğru bir hedef olduğu belirtilen açıklamada, asıl hedefin teknolojiyi çocukların gelişimini destekleyen, güvenli, dengeli, erişilebilir ve sağlıklı bir araç haline getirmek olduğu kaydedildi.Yeşilay, bu süreçte yalnızca “Çocuk sosyal medyaya kaç yaşında girmeli?” sorusunun sorulmaması gerektiğine işaret ederek, “Çocuk sosyal medyaya girdiğinde karşısında nasıl bir dijital dünya bulacak?” sorusunun da gündeme alınması gerektiğini belirtti.Açıklamanın sonunda Yeşilay, çocukları koruyan unsurun yalnızca yaş sınırları olmadığını, çocukları korumak üzere tasarlanmış, şeffaf biçimde denetlenen ve çocukların üstün yararını merkeze alan dijital platformların da bu korumanın temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Yeşilay, çocukların dijital geleceğini bilimsel kanıtlara, çocuk haklarına ve ortak sorumluluk anlayışına dayalı biçimde şekillendirmeye hazır olduğunu bildirdi.

  •  

Tıpta çığır açan ilk: Beyin ameliyatında canlı yapay zekâ desteği

NEVSAL ELEVLİ

Londra’daki cerrahlar, yapay zekânın bir beyin ameliyatı sırasında gerçek zamanlı olarak cerrahi ekibe destek verdiği dünyadaki ilk operasyonu başarıyla gerçekleştirdi.

Ameliyat, University College London Hospitals’a (UCLH) bağlı National Hospital for Neurology and Neurosurgery’de (NHNN) yapıldı. Bedfordshire’da yaşayan 48 yaşındaki müşteri hizmetleri yöneticisi Rhys Hibbert’in hipofiz bezindeki 11 milimetrelik tümör çıkarıldı.

Mayıs 2026’da gerçekleştirilen operasyonun ayrıntıları, hastanın iyileşme sürecinin tamamlanmasının ardından 27 Ağustos’ta kamuoyuna açıklandı.

Saglik Dunyada Bir Ilk Beyin Ameliyati Yapay Zeka Rhys Hibbert 4

Tümör tesadüfen ortaya çıktı

Hibbert’in hastalığı, Aralık 2024’te yürüyüş sırasında fenalaşıp bilincini kaybetmesi ve nöbet geçirmesi üzerine yapılan tetkiklerde belirlendi.

Başlangıçta ameliyat edilmeden takip edilen tümör, zamanla ciddi hormon dengesizliğine ve görme problemlerine neden oldu. Çevresel görüşünü kaybetmeye başlayan Hibbert, önündeki engelleri fark edemediği için sık sık düşüyor ve yürümek için baston kullanıyordu.

Doktorlar, tümörün görme sinirleri üzerindeki baskısının sürmesi halinde hastanın tamamen kör olabileceğini bildirdi.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Yapay zekâ ameliyatı değil, görüntüleri yönetti

Operasyon sırasında endoskopik kameradan alınan canlı görüntüler yapay zekâ sistemi tarafından anlık olarak analiz edildi. Sistem; hipofiz bezini, görme sinirlerini, hayati damarları ve riskli dokuları farklı renklerle işaretleyerek cerrahlara görsel bir yol haritası sundu.

Yapay zekâ ayrıca cerrahi aletleri ve aletlerle dokular arasındaki etkileşimi takip edebilecek şekilde geliştirildi.

Ancak ameliyatı yapay zekâ gerçekleştirmedi. Bütün cerrahi kararlar ve müdahaleler operasyon ekibinin kontrolünde kaldı. Teknoloji, doktorların tümörü mümkün olduğunca güvenli biçimde çıkarmasına yardımcı olan bir destek sistemi olarak kullanıldı.

Hipofiz bezinin, görme sinirlerinin ve ana damarların birbirine son derece yakın bulunduğunu belirten uzmanlar, bu bölgede bir milimetrelik hatanın bile körlük, felç veya ölümle sonuçlanabileceğine dikkat çekti.

Istikbal 860X450 Pxl

Yüzlerce ameliyat videosuyla eğitildi

UCL Hawkes Institute bünyesinde geliştirilen sistem, daha önce gerçekleştirilmiş yüzlerce endoskopik hipofiz ameliyatına ait işaretlenmiş görüntüler kullanılarak eğitildi.

Sistemin teknik lideri UCL Robotik ve Yapay Zekâ Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Sophia Bano, yapay zekânın bir cerrahın ancak uzun yıllar içerisinde karşılaşabileceği çok çeşitli ameliyat örneklerinden öğrendiğini söyledi.

Gerçek zamanlı görüntü işleme için NVIDIA Clara IGX platformunda çalışan teknoloji, daha önce araştırma ve cerrah eğitimi amacıyla kullanılmıştı. Hibbert’in operasyonu, sistemin canlı bir hasta üzerinde cerraha gerçek zamanlı destek verdiği ilk uygulama oldu.

Ameliyat, NHNN Beyin Cerrahı ve UCL Queen Square Institute of Neurology Profesörü Hani Marcus ile araştırmaya öncülük eden cerrahi asistan Danyal Khan tarafından gerçekleştirildi.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Görme yetisi günler içinde düzeldi

Hibbert, ameliyattan uyandığında odadaki her şeyi net biçimde görebildiğini söyledi. Bir hafta içerisinde gözlük veya baston kullanmadan yürümeye başlayan hasta, görüşünü “360 derecelik panoramik bir manzara” olarak tanımladı.

Sağlığına kavuşmasının ardından işine dönen Hibbert, aynı zamanda yeniden ambulans gönüllüsü olarak görev yapabilmek için fiziksel gücünü artırmaya çalışıyor.

1859’da kurulan NHNN’nin dünyanın ilk özel nöroloji ve beyin cerrahisi hastanesi olduğunu hatırlatan Hibbert, yapay zekâ destekli ilk beyin ameliyatının da aynı kurumda gerçekleştirilmesini “son derece anlamlı” bulduğunu ifade etti.

Independent Mortgage 3

Klinik araştırma kapsamında uygulandı

Operasyon, Birleşik Krallık Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırmaları Enstitüsü (NIHR) ile Google tarafından finanse edilen bir klinik araştırmanın parçası olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya UCLH NIHR Biyomedikal Araştırma Merkezi, Royal College of Surgeons, Engineering and Physical Sciences Research Council ve Wellcome da destek verdi.

Araştırmacılar, teknolojinin gelecekte karmaşık ameliyatlarda riskli anatomik bölgelerin belirlenmesine, cerrahların eğitilmesine ve operasyon sırasında güvenliğin artırılmasına yardımcı olabileceğini düşünüyor. Bununla birlikte sistem henüz insan cerrahların yerini alan bağımsız bir teknoloji değil; nihai karar ve sorumluluk tamamen ameliyat ekibinde bulunuyor.

  •  

59 bin TL taksitle TOGG sahibi olunacak: TOGG Ağustos kampanyası 2026 belli oldu!

Türkiye’nin yerli otomobil markası Togg, Ağustos 2026 kampanyasını duyurdu. Marka, Ağustos ayında T10X ve T10F modellerinde farklı kredi tutarları ve vade seçenekleriyle bazı kampanyalarda yüzde 0 faiz avantajı ve 3 ay ödeme erteleme imkanı öne çıkıyor. Kullanıcılar, 48 ay vade ile 59 bin TL taksitle Togg sahibi olabilecek. İşte Togg Ağustos 2026 kampanyası...

  •  

Yeni nesil seyir füzesi ÇAKIR'ın atış testleri başarıyla gerçekleşti!

ROKETSAN tarafından yerli imkanlarla üretilen yeni nesil seyir füzesi ÇAKIR, son gerçekleştirilen atış testleri ile göğüsleri kabarttı.

ROKETSAN tarafından yapılan açıklamaya göre; ÇAKIR Seyir Füzesi, farklı günlerde gerçekleştirilen iki atışlı testinde karadan ateşlenerek hem kara hedefini hem de deniz hedefini üzerindeki Yeni Nesil IIR Arayıcı Başlığı ile tam isabetle vurdu.

  • ÇAKIR bu testlerde aynı zamanda yeni yakıt sistemi ile uzatılmış menzilini de başarıyla test etti.

SİHA platformlarından sonra kara araçlarından da ateşlenen ÇAKIR deniz hedeflerinin yanı sıra kara hedeflerine karşı etkinliğini göstermeyi başardığı kaydediliyor. ÇAKIR atış testlerindeki başarısıyla, farklı platformlara entegre edilebilme konusundaki kabiliyetini bir kez daha ispat etti.

HER TÜRLÜ HAVA ŞARTINDA KULLANILABİLİYOR

Düşük görünürlük ve yüksek hedef vuruş hassasiyetine sahip yeni nesil seyir füzesi ÇAKIR, navigasyon uygulamaları sayesinde de farklı hedef tiplerinde, her türlü hava şartında kullanılabilmektedir.

Karşı tedbirlere dayanıklılığının yanı sıra yeniden saldırı yeteneğine sahip olan ÇAKIR Seyir Füzesi bunun yanında veribağı ile hedef güncelleme ve görev iptal kabiliyetlerini bünyesinde barındırmaktadır. 

💾

<p>ROKETSAN tarafından üretilen Yeni Nesil Seyir Füzesi ÇAKIR’ın atış testlerinin başarıyla gerçekleştirildiği açıklandı.</p>

<p>ROKETSAN tarafından yerli imkanlarla üretilen yeni nesil seyir füzesi ÇAKIR, son gerçekleştirilen atış testleri ile göğüsleri kabarttı.</p>

<p>ROKETSAN tarafından yapılan açıklamaya göre; ÇAKIR Seyir Füzesi, farklı günlerde gerçekleştirilen iki atışlı testinde karadan ateşlenerek hem kara hedefini hem de deniz hedefini üzerindeki Yeni Nesil IIR Arayıcı Başlığı ile tam isabetle vurdu.</p>
  •  

NASA Başkanı Isaacman'dan veri merkezlerinin uzaya taşınması önerisi

The Hill gazetesinin haberine göre, ABD'de veri merkezlerinin enerji tüketimi ve çevresel etkilerine yönelik tartışmalar sürerken Isaacman, Nexstar Medya Grubu'nun Washington muhabiri Vinay Simot'a konuya ilişkin demeç verdi.

Isaacman, "Veri merkezlerimizi alalım ve onları Dünya yörüngesine yerleştirelim. Orada bizim için hazır bekleyen ücretsiz füzyon reaktöründen yararlanalım ve bunu, hem uzay hem de yapay zeka yarışını kesin olarak kazanmak için kullanalım." ifadelerini kullandı.

Bu ay katıldığı "Pod Force One" adlı bir podcast yayınında da veri merkezlerinin uzaya taşınmasını "fantastik bir çözüm" olarak nitelendiren Isaacman, söz konusu uygulamanın "çok büyük faydalar" sağlayabileceğini ifade etmişti.

Isaacman, SpaceX'in Kurucusu ve Üst Yöneticisi (CEO) Elon Musk dahil sektördeki isimlerin veri merkezlerini uzaya yerleştirme konusunda aynı fikirde olduklarını aktarmıştı.

Yapay zeka sektörünün gelişmesiyle sayıları hızla artan veri merkezleri, ABD'de elektrik fiyatlarını artırdıkları ve çevre üzerinde olumsuz etkilere yol açtığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

Bazı eyaletlerde veri merkezlerinin kurulmasının geçici olarak durdurulmasına yönelik çağrılar yapılırken ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) Başkanı Lee Zeldin ise bu yöndeki adımların ülkenin Çin ile yapay zeka alanındaki rekabetini olumsuz etkileyebileceğini savunuyor.

  •  

3D yazıcıya rakip olabilecek makine iplikten katı nesneler üretiyor

Cornell ve Carnegie Mellon Üniversitesi araştırmacıları, klasik örgü makinelerinden farklı olarak ipliği üç boyutlu ve hacimli yapılara dönüştürebilen yeni bir makine geliştirdi. 3D yazıcı mantığıyla çalışan sistemin gelecekte medikal ürünlerden kişiselleştirilmiş tasarımlara kadar birçok alanda kullanılabileceği belirtiliyor.

  •  

Stanford canlı hücreleri 120 nanometre çözünürlükte görüntüleyen mikroskop geliştirdi

Stanford Üniversitesi araştırmacıları, canlı hücrelerin içindeki yapıları floresan işaretleme kullanmadan yaklaşık 120 nanometre çözünürlükte görüntüleyebilen yeni bir mikroskop geliştirdi. Teknoloji, hücrelerin ilaçlara ve hastalık etkenlerine verdiği tepkinin uzun süre boyunca gerçek zamanlı izlenmesini sağlayabilir.

  •  

Maaşları 350 bin TL'ye kadar çıkıyor! Türkiye’nin dijital egemenliği için yeni uzmanlar göreve çağrılıyor

T.C. Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı, Türkiye'nin ulusal siber güvenlik kapasitesini geliştirmek ve dijital egemenliğini güçlendirmek amacıyla uzman personel alım süreci başlatıyor.

Başkanlığın merkez teşkilatı hizmet birimleri ile İstanbul İl Temsilciliğinde görevlendirilmek üzere sözleşmeli uzman personel istihdam edilecek. Alımlar; 47 farklı görev alanında, Kıdemli Uzman, Uzman ve Analist kademelerinde gerçekleştirilecek.

SİBER GÜVENLİĞİN 47 FARKLI ALANINDA UZMANLIK

Personel alımı; Adli Bilişim, Siber Tehdit İstihbaratı, Zararlı Yazılım Analizi, Siber Olay Müdahale, Siber Güvenlik Operasyonları, Yazılım Geliştirme, Veri Analitiği, Yapay Zekâ, Kurumsal Mimari ve BT Yönetişimi gibi teknik ve stratejik uzmanlık alanlarını kapsıyor.

Yeni uzmanların katılımıyla; siber tehditlerin erken tespiti ve analizinden siber olaylara müdahaleye, kritik altyapıların korunmasından güvenli dijital sistemlerin geliştirilmesine kadar uzanan geniş bir görev sahasında Başkanlığın kurumsal kapasitesinin daha da güçlendirilmesi hedefleniyor.

DİJİTAL EGEMENLİK KAPASİTESİ İNSAN KAYNAĞI İLE GÜÇLENİYOR

Siber güvenlikte güçlü teknolojik altyapının yanı sıra nitelikli insan kaynağını da stratejik bir unsur olarak konumlandıran Siber Güvenlik Başkanlığı, Türkiye'nin farklı alanlarda kendini geliştirmiş uzmanlarını ulusal siber güvenlik hedefleri etrafında buluşturmayı amaçlıyor.

Gerçekleştirilecek alımla birlikte farklı disiplinlerde uzmanlaşmış profesyoneller; Türkiye'nin dijital varlıklarının ve kritik altyapılarının korunması, siber tehditlere karşı ulusal kapasitenin geliştirilmesi, yerli kabiliyetlerin güçlendirilmesi ve dijital egemenliğin tahkim edilmesi hedeflerine katkı sunacak.

Bu kapsamda Başkanlık, Türkiye'nin siber güvenlik ekosistemindeki nitelikli insan kaynağını güçlendirerek daha dirençli, güvenli ve bağımsız bir dijital gelecek için kurumsal kapasitesini genişletmeyi sürdürecek.

BAŞVURULAR 21 AĞUSTOS'TA BAŞLIYOR

Başvurular, 21 Ağustos – 11 Eylül 2026 tarihleri arasında Başkanlık Kariyer Portalı kariyer.siberguvenlik.gov.tr üzerinden elektronik ortamda gerçekleştirilecek. Adaylar, başvuru şartlarını taşıdıkları pozisyon ve görev alanlarından yalnızca birine başvurabilecek.

Başvurular; lisans/ön lisans genel not ortalaması ile üniversite yerleştirme sıralamasının esas alındığı değerlendirme yöntemi doğrultusunda sıralanacak ve her görev alanı için ilan edilen kontenjanın dört katı aday sınav aşamasına davet edilecek.

Sınavlar, pozisyon ve görev alanlarının niteliğine göre yazılı ve/veya sözlü ve/veya uygulamalı yöntemlerle Ankara'da gerçekleştirilecek. Sözlü sınav aşamasındaki değerlendirmelere veri sağlamak amacıyla adaylara ayrıca kişilik envanteri uygulanacak.

Adayların sınavda başarılı sayılabilmeleri için 100 tam puan üzerinden en az 70 puan almaları gerekecek.

  •  

Otosende’den yapay zekâ destekli yeni platform

Ergün Holding ailesine katılan taksitle araç sahibi olma imkânı sunan yeni nesil otomotiv platformu Otosende’nin yeni web sitesi yayına alındı. Yeni platform, bayi ve galeriler ile müşteriler arasındaki süreçleri daha erişilebilir ve verimli hale getiriyor. Türkiye’nin her noktasından bayi ve galeri başvurularının dijital olarak alınabildiği platform üzerinden müşterilerin araç edinim süreçleri de uçtan uca dijital olarak yönetilebiliyor. Böylece otomotiv sektöründeki geleneksel süreçler teknolojiyle yeniden ele alınırken, başvuru ve değerlendirme aşamalarında daha hızlı, şeffaf ve güvenli bir deneyim sunuluyor. Yapay zekâ destekli yazılım altyapısı sayesinde süreçlerin daha hızlı ve verimli yönetilmesi hedeflenirken, bayi ve müşteri deneyiminin tek bir dijital yapı üzerinden geliştirilmesiyle daha modern ve erişilebilir bir hizmet modeli oluşturuluyor.

“ARAÇ SAHİBİ OLMA SÜRECİNİ DAHA ERİŞİLEBİLİR HALE GETİRİYORUZ”

Konuyla ilgili konuşan Otosende Genel Müdürü Aziz Yeter, “Yeni web sitemizi hayata geçirmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Yeni platformla dijitalleşme yatırımlarımızı ileri taşıyarak hem bayi ağımızı genişletmeyi hem de müşterilerin araç edinim süreçlerini kolaylaştırmayı hedefliyoruz. Müşterilerimize banka kredisi kullanmadan, senetli ve taksitli araç sahibi olabilecekleri alternatif bir finansman modeli sunmayı hedefliyoruz. Minimum yüzde 20 peşinat ve 24 ila 36 aya kadar vade seçenekleriyle araç sahibi olma sürecini daha erişilebilir hale getiriyoruz. Tüm masrafları baştan açık ve anlaşılır şekilde paylaşarak müşterilerimize sürpriz maliyetlerin olmadığı, şeffaf bir deneyim sunuyoruz” dedi.

Yeni web sitesiyle birlikte hem müşterilerin hem de bayi ve galerilerin başvuru süreçlerini dijital ortama taşıdıklarını belirten Yeter sözlerine şöyle devam etti: “Bayiler, ‘Otosende Bayisi Ol’ başvurusu üzerinden anlaşmalı galeri ağımıza katılabiliyor ve araçlarını senetli-taksitli satış modeliyle müşterilerle buluşturabiliyor. Müşterilerimiz ise internet sitemiz üzerinden ön başvurularını yaparak peşinat ve vade seçeneklerine göre ödeme planlarını oluşturabiliyor, ardından anlaşmalı galerilerimiz arasından araçlarını seçebiliyor. Noter devriyle aracın müşterinin adına tescil edilmesiyle süreç uçtan uca tamamlanıyor. Yeni platformumuzun hem müşterilerimiz hem de iş ortaklarımız açısından Otosende deneyimini daha hızlı, erişilebilir ve şeffaf hale getireceğine inanıyoruz.”

  •  

Geleceğin yiyeceği olabilir! Bilim insanları plastikten kurabiye üretti

Plastik ve tarımsal atıklar, bilim insanlarının geliştirdiği yeni yöntemle gıdaya dönüştürülüyor. ABD'deki Southern Illinois Üniversitesinde geliştirilen sistemle elde edilen ham maddeler, özel maya kültürleri ve 3D gıda yazıcıları kullanılarak kurabiye formuna getirildi. “µBites” adı verilen ürünün özellikle zorlu koşullarda gıda üretimine alternatif oluşturması hedefleniyor.
  •  

Algoritma gençleri ölüme sürükledi!: Sosyal medyada beğeni bağımlılığı otoyolları kan gölüne çevirdi

Gençlerin dijital onay arayışı eğlence olmaktan çıkarak otoyollarda kitlesel ölümlere yol açan teröre dönüştü. Polis kovalamacalarını canlı yayınlayarak sanal itibar kazanmaya çalışan gençler hem kendi canlarından oluyor hem masum insanları katlediyor. İrlanda ve İngiltere’de yaşanan feci kazalarda polis memurlarının da aralarında bulunduğu 12 kişi hayatını kaybetti. Siber psikoloji uzmanları gençlerin risk algısının algoritmik illüzyonla bozulduğunu vurgularken, tehlikenin milyonlara varan canlı yayınlarda içerik haline getirilmesinin gençleri tetiklediğini belirtiyor. Avrupa Birliği ve hükümetler sosyal medya şirketlerini cinayetlerin sivil ortağı ilan ederek ağır yaptırımları devreye sokmaya hazırlanıyor. Benzer sert tedbirlerin Türkiye’de de alınması bekleniyor.
  •  

Dev veri merkezi bir milyon haneye eş değer elektrik tüketecek

Digital Reef tarafından Havering Belediyesi ile iş birliği içinde geliştirilen proje, North Ockendon’da M25 otoyolu ve Warley elektrik trafo merkezinin yakınındaki 218 hektarlık Green Belt arazisini kapsıyor.

Planlarda, yaklaşık 400 bin metrekare kapalı alana sahip çok sayıda veri merkezi binasının yanı sıra batarya depolama tesisleri, kapalı tarım alanı, bölgesel ısıtma sistemi, ziyaretçi merkezi ve halka açık ekoloji parkı bulunuyor.

Kampüsün, yapay zekâ uygulamaları, bulut bilişim, veri depolama ve finansal işlemler gibi yüksek işlem kapasitesi gerektiren alanlara hizmet vermesi planlanıyor.

Gima Sultanim Griliaj Wafers H 667X300

Yıllık emisyon 1,2 milyon tonu aşabilir

Planlama belgelerindeki hesaplamalara göre tesis tam kapasiteye ulaştığında yılda yaklaşık 1,2 milyon ton CO₂e salımına neden olabilir. Kampüsün öngörülen 60 yıllık kullanım süresi boyunca toplam emisyonunun 72 milyon tonu aşabileceği hesaplanıyor.

The Guardian, bu miktarın yaklaşık 8 bin 480 Londra–New York uçuşunun karbon ayak izine karşılık geldiğini bildirdi. Haberin ilk halinde yer alan “27 bin uçuş” karşılaştırması daha sonra gazete tarafından düzeltilerek 8 bin 480 olarak güncellendi. Bu nedenle önceki metindeki 27 bin uçuş rakamı güncel kabul edilmiyor.

Çevresel değerlendirmede projenin mevcut haliyle, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmayı amaçlayan bilimsel senaryo ve 2050 net sıfır hedefiyle tam olarak uyumlu olmadığı da kabul ediliyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Bir milyondan fazla hanenin elektriğine denk

Kampüsün yüzde 50 kapasiteyle çalışırken bile yılda yaklaşık 2,65 milyar kilovatsaat elektrik tüketmesi bekleniyor. Bu miktar, yıllık ortalama 2 bin 500 kilovatsaat tüketim esas alındığında bir milyondan fazla İngiliz hanesinin elektrik kullanımına karşılık geliyor.

Yaklaşık 600 megavatlık enerji kapasitesine sahip olması planlanan tesis için yeni yüksek gerilim altyapısı ve trafo yatırımlarının yapılması gerekecek. İngiltere’de veri merkezlerinin ülke elektriğinin yaklaşık yüzde 2,5’ini kullandığı, yapay zekâ yatırımlarıyla bu talebin 2030’a kadar dört katına çıkabileceği öngörülüyor.

Planlama belgelerine göre kampüsün yalnızca işletme kaynaklı emisyonları, 2038’e gelindiğinde Havering’in toplam karbon bütçesinin yaklaşık 20 katına ve Birleşik Krallık karbon bütçesinin yaklaşık yüzde 1’ine ulaşabilecek.

Karbon açığı için 77,6 milyon sterlinlik ödeme

Projede sıfır karbon standardının tesis içinde karşılanamaması durumunda, Havering Belediyesi’nin karbon dengeleme fonuna nakit ödeme yapılması öngörülüyor. Geliştirici şirket bu katkının yaklaşık 77,6 milyon sterlin olacağını hesaplıyor.

Çevre örgütleri ise mali ödemenin gerçek emisyon azaltımının yerini tutamayacağını savunuyor. Teknoloji alanında çalışan sivil toplum kuruluşu Foxglove, veri merkezi geliştiricilerinin ihtiyaç duydukları elektriği karşılayacak ilave yenilenebilir enerji ve depolama kapasitesi kurmakla yükümlü tutulması gerektiğini belirtiyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Digital Reef: 620 kalıcı istihdam sağlanacak

Digital Reef, projeyi “geleceğin sürdürülebilir veri merkezi kampüsünü oluşturmak için benzersiz bir fırsat” olarak tanımlıyor. Şirkete göre yatırım tamamlandığında Havering’de 620 kalıcı tam zamanlı iş, bunların içinde bilgi ve iletişim sektöründe 350 yüksek nitelikli pozisyon oluşturulacak. Projenin Birleşik Krallık genelinde toplam 1.780 kişilik istihdamı desteklemesi bekleniyor.

Şirket ayrıca alanın yarısından fazlasını kapsayan 113 hektarlık halka açık bir ekoloji parkı kurulacağını, yeni yürüyüş ve bisiklet yolları açılacağını ve biyolojik çeşitlilikte yüzde 100’ün üzerinde net kazanım hedeflendiğini açıklıyor.

Bölge sakinlerinden tarım ve doğal yaşam itirazı

North Ockendon sakinleri ise arazinin halen ürün yetiştirilen tarım alanlarından oluştuğunu, projenin kırsal dokuyu değiştireceğini ve yaban hayatı habitatlarının kaybedilmesine yol açacağını savunuyor.

North Ockendon Residents Association temsilcileri, Green Belt üzerindeki yapılaşmanın yalnızca yerel çevreyi değil, gıda güvenliği açısından değer taşıyan üretken arazileri de etkileyeceğini belirtiyor.

Independent Mortgage 3

Henüz nihai izin verilmedi

Projeye kesin planlama izni henüz verilmedi. Havering Belediyesi, geleneksel tekil planlama başvurusu yerine, belirlenen koşullar yerine getirildiğinde önceden planlama hakkı sağlayan Yerel Kalkınma Kararı (Local Development Order–LDO) yöntemini kullanıyor.

Taslak LDO için 6 Mart–12 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen ilk resmî halk danışma süreci tamamlandı. Görüşler doğrultusunda hazırlanacak revize teklifin sonbaharda ikinci kez kamuoyunun değerlendirmesine açılması bekleniyor. Nihai karar daha sonra Havering’in yerel planlama makamı tarafından verilecek.

Tartışmanın merkezinde ise İngiltere’nin bir yandan veri merkezlerini kritik ulusal altyapı olarak görüp yapay zekâ yatırımlarını hızlandırırken, diğer yandan yasal bağlayıcılığı bulunan 2050 net sıfır hedefine nasıl ulaşacağı sorusu bulunuyor.

  •  

Otomobilinin bagajını gören bir daha bakıyor! 750 bin TL harcadı: İçine yaptırdıklarına inanamayacaksınız

Bursa’da modifiye tutkunu Burak Çiçek’in otomobiline yaptırdığı sıra dışı tasarım görenleri şaşırtıyor. Ses sistemi ve televizyondan özel süspansiyona kadar çok sayıda modifiyenin bulunduğu aracın bagajında ise alışılmışın dışında ayrıntılar dikkat çekiyor.

  •  

Baykar ve T3 Vakfı'ndan otonom sistemlere yerli beyin: 'T3 Gemstone O1'

İnsansız hava, kara ve deniz araçları ile otonom sistemlerde işlem ve kontrol birimi olarak kullanılabilecek yapay zeka destekli yerli mini bilgisayar 'T3 Gemstone O1' tanıtıldı. Donanım, TEKNOFEST takımları ve eğitim kurumlarına kar amacı gütmeden sunulacak.
  •  

T3 Gemstone O1 ortaya çıktı! Baykar: Tanıtmaktan gurur duyuyoruz

Baykar ve T3 Vakfı ekiplerinin birlikte geliştirdiği avuç içi kadar küçük boyutuna rağmen yüksek işlem kapasitesi sunan T3 Gemstone O1, 4 TOPS yapay zeka hızlandırıcısıyla saniyede 4 trilyon işleme ulaşabiliyor.

Yapay zeka yetenekleriyle donatılan kart; kamera, sensör ve diğer kaynaklardan gelen verilerin işlenmesi, görüntü analizi ve otonom sistemlerin kontrolü gibi farklı görevlerde kullanılabilecek.

Normal şartlarda otonom bir sistem geliştirilirken uçuş kontrolcüsü, görüntü işleme bilgisayarı ve farklı bağlantı modülleri gibi çeşitli donanımların bir arada kullanılması gerekiyor. T3 Gemstone O1 ise işlemci, yapay zeka hızlandırıcısı, hareket sensörleri, barometre ve CAN FD gibi birçok bileşeni aynı kart üzerinde bir araya getiriyor. Böylece otonom platformlarda ayrı donanım ihtiyacını, kablo karmaşasını ve ekstra ağırlığı azaltmayı hedefliyor.

Kart üzerinde yüksek hızlı veri aktarımına imkan sağlayan bağlantıların yanı sıra M.2 2280 NVMe yuvası da bulunuyor.

Sistem ayrıca Raspberry Pi uyumlu 40-pin GPIO ve kamera bağlantıları sayesinde mevcut aksesuarlarla kullanılabiliyor.

FARKLI OTONOM SİSTEMLERDE KULLANILABİLECEK

T3 Gemstone O1; insansız hava araçlarından insansız deniz ve kara araçlarına kadar farklı otonom platformlarda kullanılabilecek şekilde geliştirildi.

Kart, görüntü işleme, sinyal işleme, motor kontrolü ve komuta-kontrol sistemleri gibi farklı görevlerde değerlendirilebilecek. Böylece tek bir geliştirme kartının farklı platform ve uygulamalara uyarlanabilmesi hedefleniyor.

GENÇ MÜHENDİSLERE BÜYÜK DESTEK

Projenin öne çıkan yönlerinden birini ise ulaşılabilirlik oluşturuyor.

Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, açık kaynak yazılım ve açık donanım mimarisiyle geliştirilen T3 Gemstone O1'in eğitim kurumları ve teknoloji geliştiren gençlerin kullanımına sunulacağını belirtti.

T3 Gemstone O1'in TEKNOFEST takımları, lise ve üniversite öğrencileri tarafından İHA, İDA, otonom kara araçları ve robotik sistemlerin geliştirilmesinde kullanılması hedefleniyor.

Kart, eğitim kurumları ve TEKNOFEST takımlarına malzeme desteği kapsamında kar amacı gütmeden ulaştırılacak.

Temel donanım:

• TI AM67A · 4× Cortex-A53 · IMG BXS-4-64 GPU (50 GFLOPS)

• 4 TOPS dahili yapay zekâ hızlandırıcı

• 7. nesil endüstriyel ISP: RGB-IR, WDR, yoğun optik akış

• 32 GB eMMC · microSD · Gigabit Ethernet · Wi-Fi · 2× MIPI CSI · HDMI + DSI

T3 Gemstone O1'i ayıran özellikler:
▸ 9 eksen IMU + barometre kart üzerinde — Ayrı uçuş kontrolcüsü kartına gerek bırakmıyor.

▸ CAN FD kart üzerinde — ESC, servo ve alt sistemler için harici tranşiver yok.

▸ 2× Cortex-R5F gerçek zamanlı çekirdek — Linux'un yanında determinist kontrol döngüsü.

▸ Kart üstü M.2 2280 NVMe soketi — HAT yığını yok, titreşim altında daha güvenilir.

▸ 5–12 V / 5 A DC girişi — Mobil platformda USB-C'ye mahkum değilsiniz.

▸ 40-pin GPIO ve kamera bağlantısı Raspberry Pi uyumlu — Mevcut aksesuarınız çalışır.

 

T3 Gemstone O1'i tanıtmaktan gurur duyuyoruz.

Baykar ve T3 Vakfı ekiplerinin birlikte geliştirdiği, açık kaynak donanımlı, TI AM67A tabanlı yüksek performanslı geliştirme kartı.

Temel donanım:
• TI AM67A · 4× Cortex-A53 · IMG BXS-4-64 GPU (50 GFLOPS)
• 4 TOPS dahili yapay… https://t.co/yVsAEGGEgo pic.twitter.com/E2VjaRaT8c

— Haluk Bayraktar (@haluk) August 22, 2026

💾

<p>Baykar, İnsansız hava, kara ve deniz araçları ile otonom sistemlerde işlem ve kontrol birimi olarak kullanılabilecek yapay zeka destekli yerli mini bilgisayar 'T3 Gemstone O1'i  tanıttı.</p>
  •  

Türkiye yapay zekâda 2030 rotasını çizdi

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” raporu, Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki 2030 hedeflerini ve dijital egemenlik açısından karşı karşıya olduğu riskleri mercek altına aldı. Raporda, kritik dijital altyapılarda dışa bağımlılığın yalnızca ekonomik değil, devlet kapasitesi ve ulusal güvenlik açısından da stratejik risk oluşturabileceği uyarısı yapıldı.Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE), “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı raporunda dijital teknolojilerin devletlerin egemenlik anlayışını değiştirdiğine dikkat çekti. Raporda, veri işleme kapasitesinin artması, bulut bilişim altyapılarının yaygınlaşması, yapay zekânın günlük yaşamın merkezine yerleşmesi ve dijital platformların ekonomik faaliyetlerdeki ağırlığının artmasıyla birlikte egemenliğin artık yalnızca fiziki sınırların korunmasıyla ölçülemeyeceği belirtildi.Enstitüye göre ülkelerin egemenlik kapasitesi; veri akışlarını, kritik dijital altyapıları ve algoritmik karar mekanizmalarını ne ölçüde kontrol edebildiğiyle de doğrudan bağlantılı hale geldi.DİJİTAL GÜÇ KÜRESEL DENGELERİ DEĞİŞTİRİYORRaporda “dijital hegemonya” üç temel katman üzerinden değerlendirildi. İlk katmanda ağ etkileri, veri yoğunlaşması ve ekosistem bağımlılığı üzerinden oluşan piyasa gücü bulunurken, ikinci katmanda devletler ile teknoloji şirketleri arasındaki bütünleşmeye dikkat çekildi. Üçüncü katmanda ise CLOUD Act gibi düzenlemelerin ulusal hukuk sistemlerinin fiziksel sınırların ötesine taşınmasına yol açabileceği ifade edildi.Bu unsurların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Enstitü, dijital platformların gücünün yalnızca ekonomik bir yoğunlaşma olmadığını, giderek jeopolitik bir güç mimarisine dönüştüğünü vurguladı.Raporda Türkiye’nin dijital egemenlik gündemi, 18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) kapsamında ele alındı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan planın, 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi üzerine inşa edildiği belirtildi.İnsan odaklılık, güvenilirlik, etik sorumluluk, dijital egemenlik ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerini temel alan planın hazırlık sürecinde kamu, özel sektör, üniversite ve sivil toplum temsilcilerinden yaklaşık 500 profesyonelle çalıştaylar gerçekleştirildiği ve 2 binden fazla eylem önerisinin değerlendirildiği kaydedildi.“Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” başlıkları altında dört eksen üzerine kurulan plan; insan kaynağının geliştirilmesi, veri altyapısının güçlendirilmesi, hesaplama kapasitesinin artırılması, yerli yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi ve yapay zekâ yönetişimini kapsıyor. Plan kapsamında ilk 12 ayda en az 1,5 milyon, 24 ay sonunda ise toplam 5 milyon vatandaşın yapay zekâ okuryazarlığı programlarına dahil edilmesi hedefleniyor. Ayrıca 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ile 100 bin uygulama profesyonelinin yetiştirilmesi ve en az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden makine okunabilir biçimde erişime açılması öngörülüyor.10 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM HEDEFİTürkiye’nin 2030 hedefleri arasında yapay zekâ ve veri merkezi altyapısının önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekilen raporda, 2030 yılına kadar en az 1 GW yapay zekâ ve veri merkezi kurulu gücüne ulaşılması hedeflendiği belirtildi.Bunun yanı sıra yıllık en az 10 TWh düşük karbonlu elektrik satın alma anlaşması hacmi, en az 1 eksabayt depolama kapasitesi ve omurga bağlantılarında en az 100 Tb/sn erişim hedefleniyor. Bu altyapının oluşturulması için ağırlıklı olarak özel sektör kaynaklı en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi planlanıyor.Raporda ayrıca araştırmacılar, girişimler ve KOBİ’lerin hesaplama kapasitesine erişiminin artırılması ve tek bir teknoloji sağlayıcısına bağımlılık oluşmaması için çoklu tedarikçi yaklaşımının önemine işaret edildi.DİJİTAL EKONOMİDE DIŞA BAĞIMLILIK UYARISITÇE’nin raporunda Türkiye’nin dijital ekonomisinin büyümesine rağmen kritik alanlarda yabancı teknoloji şirketlerine bağımlılığın sürdüğüne dikkat çekildi.Rapora göre Türkiye’de aktif internet kullanıcılarının sayısı 77,3 milyona, internet kullanım oranı ise yüzde 88,3’e ulaştı. Buna karşılık arama motorları, sosyal medya platformları, mobil işletim sistemleri, uygulama mağazaları, bulut bilişim hizmetleri ve dijital reklam altyapılarının önemli bölümünün yabancı şirketlerin kontrolünde olduğu belirtildi.Raporda, dijital ekonomideki büyümenin stratejik dış bağımlılığı da beraberinde getirebildiği ifade edildi. Türkiye’de toplam medya ve reklam yatırımlarının 2024 yılında 253,6 milyar liraya ulaştığı, medya yatırımlarının yüzde 74,2’sinin dijital mecralara yöneldiği kaydedildi.Enstitü, bu gelirlerin önemli bölümünün küresel platformlara aktarılmasının ekonomik boyutunun yanı sıra kullanıcı profilleme, içerik görünürlüğü ve davranışsal yönlendirme kapasitesini de bu şirketlerde yoğunlaştırdığı değerlendirmesinde bulundu.Raporda Türkiye’nin dijital egemenlik politikasının yalnızca yerli teknoloji ve yapay zekâ geliştirilmesine dayandırılmasının yeterli olmayacağı vurgulandı.Büyük dijital platformlara yönelik düzenlemelerin güçlendirilmesi, veri taşınabilirliği ve birlikte çalışabilirlik yükümlülüklerinin artırılması, platform verilerinin belirli koşullarda paylaşılmasına yönelik mekanizmaların geliştirilmesi ve Dijital Hizmet Vergisi’nin denetim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.Enstitü, Avrupa Birliği’nde büyük platformların “kapı bekçisi” olarak tanımlanarak daha ağır yükümlülüklere tabi tutulduğunu, Türkiye’de ise aynı şirketlere yönelik benzer kapsamda bir düzenlemenin bulunmadığını belirterek bu durumu “düzenleyici asimetri” olarak değerlendirdi.“BAĞIMLILIKLARI SIFIRLAMAK DEĞİL, RİSKLERİ YÖNETMEK”Raporda dijital egemenliğin bütün yabancı teknolojilerden vazgeçmek ya da Türkiye’nin tüm teknoloji alanlarında tamamen kendi kendine yeterli hale gelmesi anlamına gelmediği de vurgulandı.Yarı iletkenlerden bulut altyapılarına, telekom ekipmanlarından büyük dil modellerine kadar teknoloji değer zincirinin küresel ölçekte dağıldığına dikkat çekilen raporda, asıl hedefin tüm dış bağımlılıkları ortadan kaldırmak değil, stratejik risk oluşturan bağımlılıkları belirleyerek yönetilebilir hale getirmek olması gerektiği ifade edildi.Raporun sonuç bölümünde Türkiye’nin önündeki temel tercih, dijital teknolojilerin pasif tüketicisi olmak ya da dijital geleceğin kurallarını şekillendiren ülkeler arasında yer almak şeklinde ortaya konuldu.Enstitüye göre dijital çağda egemenlik; verinin korunması, algoritmaların denetlenmesi, kritik altyapıların yönetilmesi ve teknolojik bağımlılıkların stratejik biçimde kontrol edilmesini de kapsıyor. Raporda, geleceğin egemen devletlerinin en fazla teknoloji satın alan ülkeler değil; teknolojiyi yöneten, düzenleyen, denetleyen ve gerektiğinde alternatiflerini geliştirebilen ülkeler olacağı vurgulandı.

  •  

ChatGPT'de yaş sınırı alarmı: OpenAI'den dikkat çeken hamle

OpenAI, 18 yaşından küçük kullanıcıları zararlı ve şiddetli içeriklerden uzak tutmak amacıyla ‘ChatGPT for Teens’ modunu duyurdu. Yeni getirilecek olan sistem şiddet ve cinsel içerik gibi yüksek riskli konuşmaları sınırlandırırken, öğretmenlerinde özellikle şikayetçi olduğu konulardan biri olan öğrencilerin ödevlerinde doğrudan cevap vermek yerine onları düşünmeye yönlendirecek.

  •  

TAMGA Ödülleri’ne başvurular için son hafta!

Marka Konseyi tarafından hayata geçirilen, adını Türk kültüründe soyu ve mülkiyeti simgeleyen köklü tarihsel kavramdan alan TAMGA Ödülleri, marka yönetimi ekosistemine yeni, ilham verici ve bütünsel bir vizyon sunuyor. Yalnızca parlayan reklam kampanyalarını değil; stratejiden teknolojiye, işveren markalamasından kriz yönetimine kadar markayı bir bütün olarak ele alan TAMGA, başarıyı sıralamadan onurlandıran yenilikçi yapısıyla öne çıkıyor.

TAMGA Marka Ödülleri, 15 ana ve 24 alt kategoride markaların konumlandırma, dijital deneyim, kurumsal sorumluluk, Toplum 5.0 ve yapay zeka gibi önemli alanlardaki somut başarılarını mercek altına alıyor. Değerlendirmeler; iletişim, tasarım, pazarlama, araştırma, sivil toplum ve ekonomi basınından 19 deneyimli ismin yer aldığı çok disiplinli bir jüri heyeti tarafından titizlikle yürütülüyor. Kategorisinde başarı eşiğini aşan en fazla iki çalışma, sıralama yapılmaksızın prestijli "Altın TAMGA" ödülünün sahibi olacak. Aynı yıl üç veya daha fazla ödül kazanan markaların arkasındaki ekipler ise "Altın Marka Ekibi" unvanıyla taçlandırılacak.

MARKA HİKAYESİNİ VE KANITINI HAZIRLAYAN HER EKİP KATILABİLECEK

Marka dünyasında sürdürülebilir başarıyı, şeffaflığı ve somut sonuçları görünür kılmayı hedefleyen TAMGA; son iki yıl içinde hayata geçirilmiş, marka sorunlarına stratejik çözümler sunan tüm özgün projeleri davet ediyor. Başarı hikayelerine tarihi bir imza atmak isteyen kurumlar ve marka ekipleri için süreç hızla ilerliyor. Ödüller ve başvuruya yönelik tüm bilgilere www.tamgaodulleri.com adresinden ulaşılabiliyor

  •  

Ülkelerin lakapları açıklandı! Dünya Türkiye'yi bu lakapla tanıyor...

Ülkelerin lakapları ortaya çıktı. Peki hangi ülke hangi lakapla tanınıyor? İşte dikkat çeken ülke lakapları...

Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler, yalnızca sınırları ve bayraklarıyla değil, aynı zamanda kendilerine özgü lakaplarıyla da tanınır. Bu takma adlar tarihsel olaylardan, kültürel miraslardan, şiirsel benzetmelerden ve küresel algılardan beslenerek şekillenmiştir. Listede Türkiye'nin lakabına da yer verildi.

İŞTE ÜLKELERİN LAKAPLARI!

Ülkelerin lakapları açıklandı! Dünya Türkiye'yi bu lakapla tanıyor...Ülkelerin lakapları açıklandı! Dünya Türkiye'yi bu lakapla tanıyor...

  •  

Yapay Zeka İle Flört Çılgınlığı: Aşk Mı, Kaçış Mı?

Fransa menşeli, evli veya ilişkisi olan insanların gizli ilişki/flört için kullandığı arkadaşlık platformu Gleeden üyelerine sordu: “Yapay zekâyla flört eder misiniz?” Gelen cevaplar şaşırttı!

Dijital dünya aşkın kurallarını da değiştiriyor. Avrupa'nın lider kaçamak ilişkiler ve flört platformu olan Fransız menşeli Gleeden’ın 4.308 Türk üyesiyle gerçekleştirdiği araştırmada, yapay zekâyla flört fikrine verilen cevaplar dikkat çekti.

Katılımcıların yüzde 34’ü “Beni romantik sözlerle etkilemesi yeter” derken, yüzde 27’si daha cesur sohbetlere açık olduğunu söyledi. Yüzde 21’lik kesim “Kimseye anlatamadıklarımı ona anlatıyorum” diyerek yapay zekâyı sırdaşı olarak gördüğünü belirtirken, yüzde 11’i gerçek hayatında bulamadığı ilgiyi yapay zekâda arayabileceğini ifade etti. Yüzde 7 ise bu fikri yalnızca eğlenceli bir oyun olarak değerlendirdi.

Istikbal 860X450 Pxl

“BİR İNSANDAN DAHA İYİ DİNLİYOR!”

Araştırmada ortaya çıkan cevaplar arasında en dikkat çekici ifadelerden biri ise “Beni yargılamadan dinlemesi yeter” oldu. Bazı katılımcıların yapay zekânın her an ulaşılabilir olmasını, geçmiş sohbetleri unutmayıp hatırlamasını ve ilgi göstermesini gerçek bir partnerde aranan özellikler arasında sayması dikkat çekti.

AŞK MI, KAÇIŞ MI?

Gleeden'ın ilişki uzmanlarına göre burada asıl dikkati çeken konu, yapay zekânın becerilerinden çok, insanın anlaşılma ve ilgi görme ihtiyacı.

Gerçek ilişkilerde yaşanan reddedilme, tartışma ve hayal kırıklıkları yapay zekâda bulunmadığı için, yapay zekâyla flört bazı kişiler açısından daha güvenli ve konforlu bir alan olarak görülebiliyor.

Ancak işin tehlikeli tarafı da burada başlıyor. Kusursuz cevap veren ve sürekli ilgi gösteren bir yapay zekâya alışan birinin, gerçek hayattaki ilişkilerden beklentisi değişebilir.

Görünen o ki yeni nesil flörtte rakip artık sadece “başka biri” değil… Yapay zekâ da aşk sahnesine çıktı.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

  •  

Dijital çağda kamu iletişimine yeni standart

İçişleri Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı iş birliğinde hazırlanan “Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi” tanıtılırken, kamu yöneticilerinin dijital mecralarda daha güvenli, hızlı ve kurumsal iletişim yürütmesi hedefleniyor. Programda deepfake görüntülerden sahte ses kayıtlarına kadar büyüyen dezenformasyon tehdidine karşı ortak mücadele mesajı verildi.Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konferans Salonu’nda “Dijital Çağda Kamu İletişimi” başlıklı panel düzenlendi. İçişleri Bakanlığı ile İletişim Başkanlığının iş birliğinde gerçekleştirilen programda, dijitalleşmenin kamu yönetimi ve devlet-vatandaş iletişimi üzerindeki etkileri ele alınırken “Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi”nin de tanıtımı gerçekleştirildi. Programa İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran katıldı.KAMU İLETİŞİMİNDE DİJİTAL DÖNÜŞÜMProgramın açılışında konuşan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Türkiye Yüzyılı vizyonunun hayata geçirilmesinde iletişimin önemli bir yere sahip olduğunu belirtti. Türkiye’nin köklü devlet geleneğine dikkat çeken Çiftçi, kamu yönetiminde vatandaşla doğrudan iletişim kurulmasının zaman içerisinde güçlendiğini ifade etti.BİMER ve ardından CİMER ile vatandaşların talep, öneri ve şikâyetlerini doğrudan kamu yönetimine ulaştırabildiği kapsamlı bir iletişim modelinin oluşturulduğunu kaydeden Çiftçi, kamu iletişiminin vatandaşın sesini yönetime taşıyan güçlü bir köprü haline geldiğini söyledi. “VATANDAŞIMIZLA DOĞRUDAN VE HIZLI İLETİŞİM KURABİLİYORUZ”Dijitalleşmenin kamu kurumlarına önemli imkânlar sunduğuna işaret eden Çiftçi, afetlerden kriz dönemlerine kadar birçok alanda vatandaşlara hızlı biçimde ulaşılabildiğini belirtti.Dijital iletişim kanalları sayesinde vatandaşların taleplerinin anlık takip edilebildiğini ifade eden Çiftçi, teknolojinin sağladığı avantajların yanında yeni tehditleri de beraberinde getirdiğini vurguladı.Çiftçi, “Artık vatandaşımızla doğrudan ve hızlı iletişim kurabiliyoruz. Afet anında uyarı yapabiliyor, kriz dönemlerinde kamuoyunu bilgilendirebiliyor ve vatandaşlarımızın taleplerini anlık olarak takip edebiliyoruz.” ifadelerini kullandı.DEEPFAKE VE SAHTE SES KAYITLARINA DİKKAT ÇEKİLDİDijital platformlarda giderek yaygınlaşan yanlış ve yanıltıcı içeriklerin kamu iletişimi açısından önemli bir sorun oluşturduğunu belirten Çiftçi; deepfake videolar, sahte ses kayıtları, organize sosyal medya ağları ve manipülatif içeriklerin gerçek ile yanlış bilgi arasındaki ayrımı zorlaştırdığına dikkat çekti.Özellikle afetler, terör olayları, asayiş hadiseleri, düzensiz göç ve toplumsal hassasiyetin yüksek olduğu dönemlerde yanlış bilginin ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Çiftçi, dezenformasyonla mücadelenin yalnızca iletişim alanının konusu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.Dezenformasyonun kamu düzeni, toplumsal huzur ve milli güvenliği doğrudan ilgilendirdiğini kaydeden Çiftçi, “Devlet olarak, teknolojiyi yalanı büyütmek için kullananları engelleyecek, doğru içeriği üretecek ve hakikatin sesini hep birlikte yükselteceğiz.” dedi.KAMU KURUMLARININ SOSYAL MEDYA HESAPLARI İÇİN GÜVENLİK VURGUSUDijital mecralarda doğru içerik üretmenin yanı sıra kullanılan hesapların güvenliğinin de önem taşıdığını belirten Çiftçi, kamu kurumları ve yöneticilerine ait sosyal medya hesaplarının korunması gerektiğini ifade etti.İki aşamalı doğrulama sistemlerinin kullanılması, sosyal medya hesaplarındaki yetkilendirme süreçlerinin doğru şekilde belirlenmesi ve siber tehditlere karşı kurumsal tedbirlerin alınmasının artık kamu iletişiminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini vurguladı. MÜLKİ İDARE AMİRLERİNE SOSYAL MEDYA REHBERİProgram kapsamında tanıtılan “Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi” ile vali ve kaymakamlar başta olmak üzere mülki idare amirlerinin dijital platformlardaki iletişim faaliyetlerine kurumsal bir çerçeve kazandırılması amaçlanıyor.Bakan Çiftçi, rehber sayesinde mülki idare amirlerinin dijital mecralardaki iletişiminin daha güvenli ve kurumsal standartlar içerisinde yürütülmesini hedeflediklerini söyledi.Rehberin aynı zamanda kamu iletişiminin daha şeffaf ve etkin yürütülmesine, kriz dönemlerinde kamu otoritesinin güvenilir ilk kaynak olmasına, dezenformasyonla mücadelede koordinasyon sağlanmasına ve dijital güvenlik konusunda farkındalığın geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor.TÜRKİYE’DE 62,3 MİLYON AKTİF SOSYAL MEDYA KULLANICISICumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran da dijital teknolojiler ve yapay zekânın yalnızca iletişim araçlarını değil, insanların düşünme biçimlerini, karar alma süreçlerini ve kamu yönetiminin işleyişini de yeniden şekillendirdiğini söyledi.Devletlerin artık yalnızca fiziki sınırlarını değil, dijital varlıklarını, bilgi güvenliğini ve hakikat alanını da korumak zorunda olduğunu ifade eden Duran, kamu iletişiminin devlet yönetiminin stratejik unsurlarından biri haline geldiğini belirtti.Duran, 2026 yılı verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 62,3 milyon aktif sosyal medya kullanıcısının bulunduğunu ve bunun toplam nüfusun yüzde 70,9’una karşılık geldiğini ifade etti.Vatandaşların kamu hizmetlerini artık yalnızca hizmet binalarında değil, dijital platformlarda da deneyimlediğine işaret eden Duran, “Kamu yöneticileri olarak vatandaşımızın olduğu her alanda, her platformda olmak, iletişim kanallarını açık ve aktif tutmak zorundayız.” dedi.DEZENFORMASYON KÜRESEL RİSKLER ARASINDADijitalleşmeyle birlikte bilgiye erişim hızlanırken yanlış ve yanıltıcı içeriklerin yayılma hızının da arttığını belirten Duran, özellikle yapay zekâ teknolojilerinin gelişmesiyle gerçeğinden ayırt edilmesi zor görüntü ve seslerin iletişim dünyasında önemli bir sorun haline geldiğine dikkat çekti.Duran, 2025 yılı Küresel Risk Raporu’nda dezenformasyonun en önemli kısa vadeli küresel risklerden biri olarak gösterildiğini, 2027 yılında ise en büyük küresel risklerden biri haline gelebileceğinin öngörüldüğünü söyledi.REHBER KAMU YÖNETİCİLERİNE BAŞVURU KAYNAĞI OLACAKYeni sosyal medya rehberinin yalnızca teknik güvenlik tavsiyeleri içermediğini belirten Duran, çalışmanın kamu yönetiminde ortak bir dijital iletişim kültürü oluşturmasına da katkı sağlamasının amaçlandığını ifade etti.Rehberin mülki idare amirleri açısından bir başvuru kaynağı haline geleceğine inandığını dile getiren Duran, sosyal medya kullanımında devlet geleneğinin ve kamu yönetiminin ortak değerlerinin korunmasının önemine dikkat çekti.İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere kamu kurumlarıyla koordinasyon içinde stratejik iletişim kapasitesini geliştirmeye yönelik projeler, eğitim programları ve rehber çalışmalarının devam edeceğini belirten Duran, CİMER ve Dezenformasyonla Mücadele Merkezi aracılığıyla vatandaş-devlet iletişiminin güçlendirilmesi ve kamuoyunun doğrulanmış bilgilerle buluşturulması yönündeki çalışmaların sürdürüleceğini kaydetti.

  •  

Yapay zekada dönüşüm iş dünyasının gündeminde

TÜRKONFED Dijital Dönüşüm Komisyonu tarafından düzenlenen “Yeni Nesil Liderlik: Yapay Zekâ ile Dönüşüm Rehberi” programında yaklaşık 1.500 iş insanı ve sivil toplum kuruluşu temsilcisine yapay zekâdan veri okuryazarlığına, üretken yapay zekâ uygulamalarından veri güvenliği ve KVKK uyumuna kadar geniş bir yelpazede eğitim verildi. Programda özellikle KOBİ’lerin yapay zekâ dönüşümünün önemli aktörlerinden biri olabileceğine dikkat çekildi.Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), işletmelerin dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırmak ve yapay zekâ teknolojilerinden daha etkin yararlanmalarını sağlamak amacıyla başlattığı “Yeni Nesil Liderlik: Yapay Zekâ ile Dönüşüm Rehberi” eğitim programını tamamladı.TÜRKONFED Dijital Dönüşüm Komisyonu tarafından gerçekleştirilen program, altı çevrim içi buluşmadan oluştu. Türkiye’nin farklı şehirlerinden, farklı sektör ve ölçeklerdeki şirketlerden yaklaşık 1.500 iş insanı ile sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı eğitimlerde, yapay zekânın işletmeler açısından oluşturduğu fırsatlar ve dönüşüm alanları kapsamlı şekilde değerlendirildi.Program boyunca yapay zekânın yalnızca teknolojik bir yenilik olmadığı, şirketlerin üretimden pazarlamaya, insan kaynaklarından finans yönetimine kadar birçok iş sürecini yeniden şekillendirebilecek önemli bir araç haline geldiği vurgulandı.YAPAY ZEKÂ ŞİRKETLERİN KARAR SÜREÇLERİNE GİRİYOREğitimlerde, yapay zekâ teknolojilerinin şirketlerin rekabet gücü, operasyonel verimliliği ve karar alma süreçleri üzerindeki etkileri üzerinde duruldu. İşletmelerin sahip oldukları verileri doğru analiz etmeleri ve bu verilerden iş sonuçlarına dönük çıktılar üretmelerinin önemi anlatıldı.Programa katılanların önemli bölümünü şirket sahipleri, genel müdürler ve üst düzey yöneticiler oluşturdu. Bu tablo, yapay zekâ dönüşümünün artık yalnızca bilgi teknolojileri birimlerinin gündeminde olmadığını, doğrudan şirket yönetimlerinin stratejik konuları arasına girdiğini de ortaya koydu.Sektörel dağılıma bakıldığında tekstil ve hazır giyim, eğitim, bilişim teknolojileri, hizmet ve gıda sektörleri programa en fazla ilgi gösteren alanlar oldu. Şirket büyüklüğüne göre değerlendirildiğinde ise mikro işletmeler katılımda ilk sırayı aldı. Mikro işletmeleri büyük ölçekli şirketler takip ederken, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin katılım oranlarının birbirine yakın olduğu belirtildi. “KOBİ’LER YAPAY ZEKÂ DÖNÜŞÜMÜNÜN GÜÇLÜ AKTÖRÜ OLABİLİR”TÜRKONFED Dijital Dönüşüm Komisyonu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, yapay zekânın artık yalnızca teknoloji ekiplerinin ilgilendiği bir alan olmaktan çıktığını belirterek, teknolojinin kurum kültürünün sürekli gelişen unsurlarından biri haline geldiğini söyledi.Yeni dönemde şirketler arasındaki farkı yalnızca yapay zekâ araçlarını kullanmanın oluşturmayacağını ifade eden Yelkenbiçer, doğru ihtiyacın belirlenmesi, nitelikli verinin kullanılması ve güçlü bir yönetişim modelinin oluşturulmasının da önem taşıdığına dikkat çekti.Yelkenbiçer, “Yapay zekâyı yalnızca büyük şirketlerin kullanabileceği karmaşık bir teknoloji olmaktan çıkararak her ölçekteki işletme için anlaşılır ve uygulanabilir hale getirmeyi hedefliyoruz. Özellikle KOBİ’ler, hızlı karar alma kabiliyetleri, girişimci yapıları ve müşteriye yakınlıkları sayesinde bu dönüşümün güçlü aktörleri olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.YAPAY ZEKÂNIN GÜNLÜK İŞLERDE KULLANIMI ANLATILDIProgramın önemli başlıklarından birini üretken yapay zekâ teknolojilerinin günlük iş süreçlerine nasıl uyarlanabileceği oluşturdu.Eğitim serisi kapsamında yapay zekânın temel çalışma prensipleri, büyük dil modellerinin çalışma yapısı ve üretken yapay zekâ araçlarının işletmeler tarafından hangi alanlarda kullanılabileceği ele alındı.Katılımcılara yapay zekâ araçlarından daha doğru sonuç alınmasını sağlayan komut oluşturma yöntemleri hakkında da bilgiler verildi. Veri analizi ve karar destek uygulamalarının işletme yönetimine sağlayabileceği katkılar farklı örneklerle değerlendirildi.SATIŞTAN ÜRETİME GENİŞ KULLANIM ALANIYapay zekânın teorik boyutunun yanı sıra şirketlerin günlük faaliyetlerindeki kullanım örneklerine de yer verildi.Müşteri segmentasyonu, stok yönetimi ve talep tahmini gibi alanlarda yapay zekâ destekli sistemlerden nasıl yararlanılabileceği aktarılırken, raporlama süreçlerinin hızlandırılması ve verilerin daha etkin analiz edilmesi konusunda da uygulama örnekleri paylaşıldı.Satış ve pazarlama faaliyetleri, finans, insan kaynakları ve üretim süreçleri de yapay zekânın işletmelerde kullanılabileceği başlıca alanlar arasında gösterildi.Böylece katılımcıların yapay zekâyı yalnızca gelecekte kullanılabilecek bir teknoloji olarak değil, mevcut iş süreçlerinde verimliliği artırabilecek bir araç olarak değerlendirmeleri amaçlandı.VERİ OKURYAZARLIĞI DÖNÜŞÜMÜN MERKEZİNDEProgramda üzerinde durulan önemli konulardan biri de veri okuryazarlığı oldu. Yapay zekâ sistemlerinin sağlıklı sonuçlar üretebilmesi için işletmelerin sahip oldukları verilerin niteliğinin ve bu verilerin doğru şekilde yönetilmesinin kritik önem taşıdığı belirtildi. Şirketlerin yapay zekâ yatırımlarına başlamadan önce hangi problemi çözmek istediklerini belirlemeleri, ellerindeki verilerin niteliğini değerlendirmeleri ve teknolojiyi doğrudan iş hedefleriyle ilişkilendirmeleri gerektiğine dikkat çekildi.Bu yaklaşımın, şirketlerin yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmasını değil, yapılan yatırımların ölçülebilir sonuçlara dönüşmesini de sağlayabileceği ifade edildi.KVKK, ETİK VE VERİ GÜVENLİĞİ DE ELE ALINDIYapay zekânın şirketlerde yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan hukuki ve etik konular da eğitim programının başlıkları arasında yer aldı.Katılımcılara veri gizliliği, kişisel verilerin korunması, KVKK uyumu, yapay zekâ sistemlerinde sorumluluk, şeffaflık ve veri güvenliği konularında bilgi verildi.İşletmelerin yapay zekâ sistemlerini kullanırken yalnızca teknolojinin sağlayacağı verimlilik avantajlarına odaklanmaması, kullanılan verilerin güvenliği ve hukuki yükümlülüklerin de dönüşüm sürecinin temel parçaları olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.İŞLETMELERE “KÜÇÜK BAŞLAYIN, SONUÇLARI ÖLÇÜN” ÖNERİSİEğitimlerde işletmelerin yapay zekâ dönüşümüne nasıl başlaması gerektiğine ilişkin yol haritası da paylaşıldı.Şirketlerin ilk aşamada bütün iş süreçlerini aynı anda dönüştürmeye çalışmak yerine, belirli ihtiyaçlara yönelik küçük ölçekli uygulamalarla başlamalarının daha sağlıklı olabileceği belirtildi.Uygulamaların sonuçlarının ölçülmesi, başarılı modellerin belirlenmesi ve elde edilen deneyimin ardından bu çalışmaların şirket geneline yayılması önerildi.Bu yöntemle özellikle sınırlı kaynaklara sahip KOBİ’lerin yapay zekâ teknolojilerine daha kontrollü biçimde geçiş yapabileceği, yatırım risklerini azaltabileceği ve kendi ihtiyaçlarına uygun kullanım alanlarını daha kolay belirleyebileceği ifade edildi.Programın tamamlanmasıyla birlikte, farklı sektör ve büyüklükteki işletmelerin yapay zekâ konusundaki bilgi düzeyinin geliştirilmesi ve teknolojinin iş dünyasında daha bilinçli, güvenli ve verimli şekilde kullanılmasına katkı sağlanması hedefleniyor.

  •  

CV’ler siber saldırıların veri kaynağına dönüşebilir

Uzmanlar, ilanlar üzerinden toplanan özgeçmiş bilgilerinin kişilerin dijital profillerinin çıkarılması, hedefli oltalama saldırıları ve kimlik dolandırıcılığı gibi yöntemlerde kullanılabileceği konusunda uyarıyor.İşe alım süreçlerinin giderek dijital platformlara taşınması, iş arayanlar açısından önemli kolaylıklar sağlarken kişisel verilerin güvenliği konusunda yeni riskleri de beraberinde getiriyor. İş başvuruları sırasında paylaşılan özgeçmişlerde yer alan telefon numarası, e-posta adresi, eğitim geçmişi, çalışılan kurumlar, uzmanlık alanları ve referans bilgileri, kötü niyetli kişilerin eline geçtiğinde kapsamlı bir dijital profil oluşturmak amacıyla kullanılabiliyor.Adli Bilişim ve Siber Güvenlik Uzmanı Hamza Aytaç Doğanay, dijital platformlarda yayımlanan sahte, yanıltıcı veya gerçek amacı gizlenmiş iş ilanlarının artık yalnızca klasik bir dolandırıcılık yöntemi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.Doğanay, “Yapay zekâ ile güçlenen yeni nesil siber tehditlerde saldırganın hedefi artık yalnızca sistemler değil; insanın kimliği, verisi ve dijital güvenidir.” dedi.“CV ARTIK DİJİTAL KİMLİĞİN BİR PARÇASI”Bir özgeçmişin yalnızca eğitim ve iş deneyimini göstermediğine dikkat çeken Doğanay, CV'lerde kişilerin profesyonel yaşamlarına ilişkin çok sayıda önemli bilginin bir arada bulunduğunu belirtti.Doğanay, “Bugün bir CV; telefon numarası ve e-posta adresinin ötesinde kişinin eğitim geçmişini, çalıştığı kurumları, görevlerini, uzmanlık alanlarını, referanslarını ve kariyer yolculuğuna ilişkin çok sayıda kişisel veriyi barındırıyor. Bu nedenle CV artık yalnızca bir özgeçmiş değil, kişinin dijital kimliğinin ve profesyonel yaşamının ayrıntılı bir veri haritasıdır.” ifadelerini kullandı. Bu bilgilerin başka veri sızıntılarından veya açık internet kaynaklarından elde edilen bilgilerle birleştirilebileceğini belirten Doğanay, ortaya çıkan dijital profillerin sosyal mühendislik, hedefli oltalama, hesap ele geçirme, kimliğe bürünme ve deepfake destekli dolandırıcılık girişimlerinde kullanılabileceğini söyledi.İŞVERENLER DE HEDEF HALİNE GELEBİLİRCV'lerde yer alan görev, yetkinlik ve şirket bilgilerinin saldırganlara kişinin çalıştığı kurumu hedefleme imkânı da sağlayabileceğine dikkat çeken Doğanay, özellikle kritik pozisyonlarda çalışanların bilgilerinin siber saldırganlar açısından değer taşıyabileceğini ifade etti.“Bir CV'nin yanlış ellere geçmesi yalnızca kişisel veri ihlali anlamına gelmeyebilir.” diyen Doğanay, saldırganların bu bilgiler üzerinden kişinin kimlerle bağlantılı olduğunu, hangi alanda çalıştığını ve hangi senaryolarla ikna edilebileceğini analiz edebileceğini kaydetti.“HER İŞ İLANI GERÇEKTEN İŞE ALIM AMACI TAŞIMAYABİLİR”İnternette yayımlanan her iş ilanının gerçek bir personel ihtiyacına dayanmayabileceğini belirten Doğanay, uzun süre yayında kalan veya sürekli yenilenen ilanların da dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.Doğanay, herhangi bir şirket veya platformu doğrudan suçlamanın doğru olmayacağını ancak gerçek bir işe alım yapılmadan kişisel veri toplanıp toplanmadığının incelenmesi gerektiğini belirtti.Gerçek bir açık pozisyon bulunmadığı halde yayımlanan ilanların web sitesi trafiğini artırmak, sosyal medya etkileşimi sağlamak veya büyüyen şirket algısı oluşturmak gibi farklı amaçlar taşıyabileceğini ifade eden Doğanay, bu durumun kişisel verilerin korunması açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.YAPAY ZEK RİSKİ BÜYÜTÜYORYapay zekâ teknolojilerinin büyük miktardaki kişisel verileri kısa sürede analiz edebilmesi, özgeçmiş havuzlarının siber saldırganlar açısından değerini de artırıyor.Doğanay, milyonlarca CV'den oluşan veri havuzlarının kötü niyetli kişilerin eline geçmesi durumunda çalışanların görevlerine, sektörlerine veya şirketlerine göre sınıflandırılabileceğini belirterek, bu verilerin kişiye özel saldırı senaryoları oluşturmak için kullanılabileceğini ifade etti.Bu nedenle işe alım süreçlerinin artık yalnızca insan kaynakları departmanlarının konusu olmadığını vurgulayan Doğanay, siber güvenlik ve kişisel verilerin korunması süreçlerinin de işe alım sistemlerinin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini söyledi. İŞE ALIM SÜREÇLERİ İÇİN YENİ STANDART ÇAĞRISIDoğanay, gerçek bir açık pozisyon bulunmadan iş ilanı yayımlanmaması, adaylardan yalnızca gerekli kişisel bilgilerin talep edilmesi ve verilerin hangi amaçla işlendiğinin açık biçimde bildirilmesi gerektiğini belirtti.İşe alım süreci tamamlandıktan sonra ihtiyaç duyulmayan özgeçmişlerin mevzuata uygun şekilde silinmesi gerektiğini ifade eden Doğanay, kariyer platformları ile işverenlerin kişisel veri işleme ve saklama süreçlerinin de düzenli olarak denetlenmesi gerektiğini kaydetti.Aktif olarak iş aramayan kişilere de uyarıda bulunan Doğanay, kullanılmayan kariyer platformu hesaplarının gözden geçirilmesini, ihtiyaç duyulmayan CV'lerin yayından kaldırılmasını ve uzun süre kullanılmayacak hesapların silinmesinin değerlendirilmesini önerdi.“SİBER GÜVENLİK ARTIK İNSAN VERİSİNİ KORUMAKTIR”Yapay zekâ çağında kişisel verilerin ekonomik ve stratejik değerinin daha da yükseldiğine dikkat çeken Doğanay, siber güvenlik anlayışının da buna paralel olarak değişmesi gerektiğini söyledi.Doğanay, “Eskiden siber güvenlik denildiğinde akla sunucular, ağlar ve bilgisayar sistemleri gelirdi. Bugün ise en değerli hedef insanın kendisi ve ona ait veriler. Yapay zekâ çağında siber güvenlik artık yalnızca sistemleri değil, insan verisini korumaktır.” ifadelerini kullandı. İş arayan milyonlarca kişinin özgeçmişlerinin de korunması gereken dijital varlıklar arasında bulunduğunu vurgulayan Doğanay, kişisel veri güvenliğinin yalnızca bireysel mahremiyet meselesi olmadığını, dijital ekonominin güvenliği açısından da önem taşıdığını kaydetti.İşe alım süreçlerinin bundan sonraki dönemde insan kaynakları, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik başlıklarının birlikte ele alındığı bir yapıya dönüşmesi gerektiğini ifade eden Doğanay, yapay zekâ destekli saldırıların yaygınlaşmasıyla bu ihtiyacın daha da belirgin hale geleceğini belirtti.Doğanay, “Yapay zekâ ile güçlenen yeni nesil siber tehditlerde saldırganın hedefi artık yalnızca sistemler değil; insanın kimliği, verisi ve dijital güvenidir.” diyerek, hem işverenlerin hem kariyer platformlarının hem de iş arayanların kişisel verilerin korunması konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

  •  

Dijital medyada YouTube kazığı: Para kazanma şartları iyice zorlaştırıldı! 60 milyar dolar gelirle hayal satışı

Dijital platformların özgün içerik üreticilerine yönelik kısıtlamalarına YouTube da katıldı. Sabah yazarı Mevlüt Tezel’in aktardığı verilere göre, platform 12 ayda 8 bin saat izlenme ve 90 günde 20 milyon Shorts görüntülenmesi şartı getiriyor. Ayda 10 bin dolar kazananların oranının yüzde 1 ile yüzde 3 arasında kalıyor. Gençlerin hayallerinin sömürüldüğü düzende aslan payını Youtube’un kendisi alıyor. Milyonlarca gencin zengin olma hayali platformun sömürü çarkları arasında eziliyor.
  •  

Turizm Sektöründe GEO Hizmeti Veren En İyi Şirketler

Turizm sektöründe kullanıcıların destinasyon, konaklama ve seyahat planlama alışkanlıkları hızla değişiyor. Daha önce “Antalya otelleri”, “İstanbul gezilecek yerler” veya “uygun uçak bileti” gibi kısa aramalar yapan kullanıcılar, artık ChatGPT, Gemini, Perplexity ve Google’ın yapay zeka destekli arama özelliklerine çok daha ayrıntılı sorular yöneltiyor.

Kullanıcılar yalnızca otel veya destinasyon listesi görmek istemiyor. Kendi bütçelerine, seyahat tarihlerine, beklentilerine ve beraber seyahat ettikleri kişilere uygun öneriler bekliyor. Örneğin;

“Eylül ayında iki çocukla Antalya’da hangi bölgede kalmalıyız?”

“Kapadokya’da balayı için manzaralı ve sakin bir otel önerir misin?”

“İstanbul’dan üç günlük vizesiz bir tatil için nereye gidebilirim?”

“Bodrum’da merkeze yakın ama kalabalık olmayan butik oteller hangileri?”

gibi sorular, klasik anahtar kelime aramalarından çok daha fazla bağlam içeriyor.

Yapay zeka sistemleri bu sorulara yanıt verirken yüzlerce sonucu sıralamak yerine kullanıcının ihtiyaçlarına uygun birkaç destinasyon, otel, tur şirketi veya seyahat markası önerebiliyor. Bu nedenle turizm işletmeleri açısından yeni rekabet alanı yalnızca Google sonuçlarında üst sıralarda yer almak değil; yapay zeka tarafından oluşturulan seyahat önerilerinin içinde bulunmak haline geliyor.

Bu içerikte öncelikle turizm sektöründe GEO hizmetinin ne anlama geldiğini, hangi çalışmaları kapsadığını ve turizm markalarının yapay zeka aramalarında görünür olmak için nelere ihtiyaç duyduğunu ele alacağız. Ardından bu alanda hizmet sunan şirketleri inceleyerek Webtures’ın neden listenin ilk sırasında yer aldığını açıklayacağız.

Turizm Sektöründe GEO Hizmeti Nedir?

Turizm sektöründe GEO hizmeti; otellerin, seyahat acentelerinin, tur operatörlerinin, havayolu şirketlerinin, villa kiralama platformlarının ve destinasyon markalarının yapay zeka destekli arama sistemlerinde daha görünür hale gelmesini amaçlayan çalışmaların bütünüdür.

Geleneksel SEO çalışmalarında temel hedef, belirli anahtar kelimelerde arama motoru sıralamalarını geliştirmektir. GEO çalışmalarında ise markanın ChatGPT, Gemini, Perplexity ve Google AI Overviews gibi sistemlerin oluşturduğu yanıtların içinde önerilmesi, anılması veya kaynak olarak kullanılması hedeflenir.

Bu nedenle profesyonel bir GEO danışmanlığı süreci yalnızca web sitesindeki içeriklerin yeniden yazılmasından oluşmaz. Kullanıcıların yapay zekaya yönelttiği soruların analiz edilmesi, markanın mevcut görünürlüğünün ölçülmesi, rakiplerin hangi sorgularda öne çıktığının belirlenmesi, teknik altyapının geliştirilmesi ve marka otoritesinin farklı dijital kaynaklarla desteklenmesi gerekir.

GEO’nun akademik çerçevesi de web içeriklerinin üretken yapay zeka yanıtlarındaki görünürlüğünü, kullanımını ve kaynak gösterilme ihtimalini geliştirmeye odaklanır. Ancak uygulanacak yöntemlerin sektörün özelliklerine göre şekillendirilmesi gerekir. Turizm sektöründe destinasyon, konum, sezon, kullanıcı profili ve gerçek deneyim sinyalleri bu nedenle ayrı bir önem taşır.

Turizm Sektöründe Yapay Zeka Görünürlüğü Neden Önemlidir?

Turizm, kullanıcıların karar vermeden önce çok sayıda seçeneği karşılaştırdığı sektörlerin başında gelir. Aynı destinasyonda yüzlerce otel, farklı oda seçenekleri, farklı konseptler ve değişken fiyatlar bulunabilir. Kullanıcının bütün bu seçenekleri tek tek incelemesi zaman aldığı için yapay zeka sistemleri, seyahat araştırmasının önemli bir bölümünü kullanıcı adına gerçekleştirebilir.

Örneğin çocuklu bir aile için iyi bir otel ile balayı çiftine uygun bir otelin değerlendirme kriterleri aynı değildir. Aileler çocuk havuzu, aquapark, aile odası ve sahile erişim gibi özellikleri önceliklendirirken balayı çiftleri mahremiyet, manzara, yetişkin konsepti veya özel etkinliklerle ilgilenebilir.

Yapay zeka bu ayrımı kullanıcının sorusundaki bağlamdan anlayarak önerilerini daraltabilir. Bu durum, turizm markaları açısından genel sorgularda görünür olmanın yeterli olmadığı anlamına gelir. Markanın hangi seyahat ihtiyacı, destinasyon, kullanıcı profili ve hizmet özelliğiyle ilişkilendirildiği de önemlidir.

Bir otel markası Google’da kendi marka adıyla güçlü bir görünürlüğe sahip olabilir. Ancak kullanıcı “Fethiye’de çocuklu aileler için denize sıfır otel” diye sorduğunda yapay zeka tarafından önerilmiyorsa seyahat kararının önemli bir aşamasında görünürlüğünü kaybedebilir.

Benzer biçimde bir tur şirketi “İtalya turları” aramasında üst sıralarda bulunabilir; ancak “İlk kez yurt dışına çıkacak biri için rehberli ve vize destekli İtalya turu düzenleyen şirketler” sorusuna verilen yanıtta yer almayabilir. GEO hizmeti, markanın bu ayrıntılı ve yüksek niyetli sorgulardaki varlığını geliştirmeyi amaçlar.

GEO Hizmeti Hangi Turizm Markaları İçin Uygundur?

Turizm sektöründe yapay zeka görünürlüğü yalnızca büyük otel zincirleri için gerekli değildir. Kullanıcıların seyahat öncesinde araştırdığı ve karşılaştırdığı hemen her hizmet bu kapsamda değerlendirilebilir.

Oteller ve Konaklama Grupları

Şehir otelleri, resort oteller, butik oteller, termal tesisler ve uluslararası otel zincirleri için GEO çalışmaları; tesisin belirli destinasyonlar, konaklama ihtiyaçları ve kullanıcı profilleriyle ilişkilendirilmesini amaçlar.

Bir tesisin yalnızca “Antalya oteli” olarak tanımlanması yeterli değildir. Otelin çocuk dostu, yetişkinlere özel, her şey dahil, evcil hayvan kabul eden, engelli erişimine uygun veya iş seyahatlerine yönelik özelliklerinin de açık biçimde anlaşılması gerekir.

Seyahat Acenteleri ve Tur Operatörleri

Seyahat acenteleri açısından görünürlük; düzenlenen turların destinasyonu kadar sundukları hizmet modeliyle de ilişkilidir. Rehberli turlar, vize desteği, kültür turları, balayı paketleri, gemi turları veya kişiye özel rotalar farklı kullanıcı ihtiyaçlarına yanıt verir.

İçerik ve marka sinyalleri bu hizmet ayrımlarını yeterince açık biçimde göstermiyorsa yapay zeka, acenteyi ilgili öneri listelerine dahil etmeyebilir.

Havayolu ve Ulaşım Markaları

Havayolu şirketleri, araç kiralama markaları, transfer hizmetleri ve ulaşım platformları da seyahat planlama sorularının önemli bir parçasıdır. Bagaj hakkı, aktarma süresi, destinasyon ağı, havalimanı transferi ve esnek bilet seçenekleri gibi bilgiler kullanıcı kararını doğrudan etkileyebilir.

Bu bilgilerin güncel, tutarlı ve makine tarafından anlaşılabilir bir yapıda sunulması, ilgili markanın seyahat yanıtlarında kullanılma olasılığını destekler.

Villa ve Tatil Evi Platformları

Villa kiralama ve kısa süreli konaklama platformlarında kullanıcılar havuz tipi, konum, kişi kapasitesi, mahremiyet, evcil hayvan koşulları ve merkeze uzaklık gibi ayrıntılara göre seçim yapar.

Bu nedenle yalnızca genel kategori sayfaları oluşturmak yerine kullanıcıların karşılaştırma yapmasını kolaylaştıran, lokasyon ve özellik ilişkisini net biçimde açıklayan sayfalara ihtiyaç duyulur.

Destinasyon ve Şehir Tanıtım Markaları

Belediyeler, turizm geliştirme ajansları, şehir tanıtım platformları ve destinasyon yönetim kuruluşları için GEO çalışmaları, ilgili bölgenin yapay zeka tarafından doğru özelliklerle tanımlanmasına yardımcı olur.

Bir destinasyonun yalnızca gezilecek yerleri değil; ideal ziyaret dönemi, ulaşım seçenekleri, yerel mutfağı, etkinlikleri, konaklama bölgeleri ve farklı ziyaretçi profillerine sunduğu deneyimler de açıklanmalıdır.

Turizm Sektörü İçin GEO Çalışmaları Nasıl Yürütülür?

Turizm sektöründe başarılı bir çalışma için içerik, teknik altyapı, marka itibarı ve ölçümleme süreçlerinin birlikte yönetilmesi gerekir. Yalnızca birkaç blog içeriği yayımlamak veya mevcut sayfalara sıkça sorulan sorular eklemek, markanın yapay zeka yanıtlarında kalıcı biçimde görünmesini sağlamak için yeterli değildir.

Mevcut Yapay Zeka Görünürlüğünün Analiz Edilmesi

Çalışmanın ilk aşamasında markanın hangi seyahat sorgularında görünür olduğu belirlenmelidir. Bunun için kullanıcıların gerçek hayatta sorabileceği farklı soru grupları hazırlanır.

Bir otel markası için yalnızca “en iyi oteller” gibi genel sorguları takip etmek doğru bir yaklaşım değildir. Destinasyon, hedef kitle, bütçe, sezon, konaklama konsepti ve tesis özelliklerine göre farklı soru kümeleri oluşturulmalıdır.

Örneğin bir Antalya oteli için şu sorgu grupları incelenebilir:

● Çocuklu ailelere uygun Antalya otelleri

● Antalya’daki yetişkin otelleri

● Balayı için denize sıfır oteller

● Aquapark bulunan her şey dahil tesisler

● Antalya’da kışın açık olan resort oteller

● Glütensiz menü sunan oteller

● Havalimanına yakın konaklama seçenekleri

Bu analiz sırasında markanın yalnızca görünür olup olmadığına bakılmaz. Hangi yapay zeka modelinde önerildiği, hangi rakiplerle karşılaştırıldığı, hangi özelliklerle tanımlandığı ve yanıtın hangi kaynaklara dayandığı da değerlendirilir.

Kullanıcı Niyetine Göre Sorgu Haritası Oluşturulması

Turizm sorguları yalnızca destinasyona göre sınıflandırılmamalıdır. Kullanıcının seyahat amacı ve karar aşaması da dikkate alınmalıdır.

Henüz destinasyon seçmemiş bir kullanıcı “Ekim ayında sıcak bir tatil için nereye gidilir?” diye sorabilir. Destinasyona karar veren başka bir kullanıcı ise “Ekim ayında Antalya’nın hangi bölgesinde denize girilebilir?” sorusunu yöneltebilir. Rezervasyona yaklaşan kullanıcı “Lara’da çocuk havuzu olan oteller arasında hangisi daha iyi?” gibi daha spesifik bir karşılaştırma yapabilir.

Bu üç sorgu birbirine yakın görünse de kullanıcıların ihtiyaç duyduğu içerik ve marka önerileri farklıdır. Bu nedenle keşif, değerlendirme, karşılaştırma ve rezervasyon öncesi karar aşamaları için ayrı sorgu kümeleri hazırlanmalıdır.

Cevap Odaklı İçerik Mimarisi Kurulması

Yapay zeka sistemlerinin bir markayı doğru bağlamda anlayabilmesi için içeriklerin yalnızca anahtar kelimeler etrafında değil, gerçek kullanıcı soruları etrafında düzenlenmesi gerekir.

Bir destinasyon rehberinde yalnızca bölgenin tarihini ve gezilecek yerlerini anlatmak yerine şu sorulara da doğrudan yanıt verilmelidir:

● Bölgeye hangi aylarda gidilmeli?

● Kaç gün ayırmak yeterlidir?

● Çocuklarla seyahat için uygun mudur?

● Hangi bölgede konaklamak daha avantajlıdır?

● Araç kiralamak gerekir mi?

● Ortalama seyahat bütçesi ne olabilir?

● Yakındaki alternatif rotalar hangileridir?

İçeriklerin başında soruya doğrudan yanıt veren kısa açıklamaların bulunması, devamında ise karar vermeyi kolaylaştıracak ayrıntıların sunulması gerekir. Karşılaştırma tabloları, güzergâh örnekleri, soru-cevap alanları ve net özellik tanımları içeriğin daha anlaşılır hale gelmesini sağlar.

Lokasyon ve Marka İlişkisinin Güçlendirilmesi

Turizm sektöründe lokasyon bilgisi yalnızca adres paylaşmak anlamına gelmez. Markanın bulunduğu bölge, yakınındaki önemli noktalar ve sunduğu deneyimlerle arasında açık bir anlamsal ilişki kurulmalıdır.

Örneğin bir otelin “Muğla’da” olduğunu belirtmek oldukça genel kalır. Otelin Bodrum’un hangi bölgesinde bulunduğu, merkeze ve havalimanına uzaklığı, hangi koya yakın olduğu ve çevresinde hangi deneyimlerin sunulduğu ayrıca açıklanmalıdır.

Aynı durum seyahat acenteleri için de geçerlidir. Bir acentenin yalnızca “yurt dışı turları” sunduğunu söylemek yerine hangi destinasyonlarda uzmanlaştığı, hangi şehirlerden hareket ettiği, hangi hizmetleri pakete dahil ettiği ve hangi kullanıcı gruplarına hitap ettiği netleştirilmelidir.

Teknik Yapının Geliştirilmesi

İçeriğin doğru olması tek başına yeterli değildir. Yapay zeka sistemlerinin ve arama motorlarının sayfalar arasındaki ilişkileri anlayabilmesi için teknik yapının da düzenlenmesi gerekir.

Turizm sitelerinde Hotel, LodgingBusiness, TouristAttraction, Trip, Event, Organization, BreadcrumbList ve uygun koşullarda FAQPage gibi yapılandırılmış veri türleri kullanılabilir. Ancak işaretlemelerin sayfada gerçekten bulunan ve kullanıcı tarafından görülebilen bilgilerle uyumlu olması gerekir.

Bunun yanında;

● kategori ve detay sayfaları arasındaki dahili link yapısı,

● çok dilli sayfalarda hreflang kullanımı,

● lokasyon sayfalarının URL mimarisi,

● filtrelenmiş sayfaların indeksleme kuralları,

● mobil kullanılabilirlik,

● sayfa açılış performansı,

● güncel olmayan içeriklerin yönetimi

teknik inceleme kapsamında ele alınmalıdır.

Üçüncü Taraf Kaynaklardaki Marka Sinyallerinin Artırılması

Yapay zeka sistemleri bir turizm markasını değerlendirirken yalnızca markanın kendi web sitesindeki ifadelerden yararlanmaz. Haberler, seyahat yayınları, kullanıcı yorumları, turizm rehberleri, yerel kurumlar ve farklı platformlarda bulunan marka bilgileri de genel dijital algının oluşmasına katkı sağlar.

Bu nedenle markanın kendi web sitesinde “aile dostu” olduğunu söylemesi yeterli olmayabilir. Kullanıcı yorumlarında, seyahat içeriklerinde ve güvenilir üçüncü taraf kaynaklarda da benzer özelliklerle anılması daha güçlü ve tutarlı bir sinyal oluşturur.

Dijital PR çalışmaları, uzman görüşleri, destinasyon iş birlikleri, ödüller, sertifikalar ve doğrulanabilir kullanıcı deneyimleri bu açıdan önemlidir. Ancak yalnızca marka adının mümkün olduğunca fazla sitede geçirilmesi yerine, markanın doğru hizmet ve destinasyonlarla ilişkilendirilmesine odaklanılmalıdır.

Performansın Düzenli Olarak Ölçülmesi

Yapay zeka yanıtları kullanılan modele, sorgunun ifade biçimine, kullanıcı konumuna ve zamana göre değişebilir. Bu nedenle tek seferlik bir sorgu testiyle markanın genel görünürlüğü hakkında kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.

Belirlenen soru kümelerinin farklı modellerde ve düzenli aralıklarla takip edilmesi gerekir. Görünürlük oranı, marka bahsi, kaynak olarak gösterilme, rakip görünürlüğü ve yanıt içindeki konum gibi metrikler birlikte değerlendirilmelidir.

Bu süreçte kullanılabilecek bir AI SEO aracı olan Brantial; markaların yapay zeka yanıtlarındaki görünürlüğünü, rakiplerle birlikte anılma durumunu ve sorgu bazındaki performansını takip etmeye yardımcı olur. Platform, geleneksel arama verileri ile üretken arama görünürlüğünü birlikte değerlendirmeye ve elde edilen bulguları optimizasyon aksiyonlarına dönüştürmeye odaklanır.

Ölçüm sonuçları yalnızca raporda gösterilecek sayılar olarak görülmemelidir. Hangi içeriklerin güncelleneceği, hangi destinasyonlarda yeni sayfalar oluşturulacağı, hangi marka özelliklerinin yeterince anlaşılmadığı ve hangi üçüncü taraf kaynaklarda görünürlük kazanılması gerektiği bu veriler doğrultusunda belirlenmelidir.

Turizm Sektöründe Hizmet Sağlayıcı Seçerken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Turizm markalarının yapay zeka aramalarındaki görünürlüğünü geliştirecek şirketi seçerken yalnızca içerik üretim kapasitesine bakılmamalıdır. Hizmet sağlayıcının turizm sektörünün lokasyon, sezon, çok dillilik, kullanıcı yorumu ve rezervasyon odaklı yapısını anlayabilmesi gerekir.

Değerlendirme sırasında özellikle şu kriterler dikkate alınmalıdır:

● Markanın mevcut görünürlüğünü sorgu ve rakip bazında ölçebilmesi

● Teknik SEO, içerik, dijital PR ve marka otoritesi çalışmalarını birlikte yönetebilmesi

● Otel, destinasyon ve tur sayfaları için doğru yapılandırılmış veri önerileri sunabilmesi

● Çok dilli ve farklı ülkelere yönelik web sitelerinde deneyimli olması

● Yapılan çalışmaların sonuçlarını düzenli olarak raporlayabilmesi

● Turizm sektörüne ilişkin doğrulanabilir proje veya içerik deneyimine sahip olması

Bir ajansın yalnızca yeni içerik başlıkları hazırlaması yeterli değildir. Hangi sorgularda görünürlük kaybedildiğini belirlemesi, rakiplerin öne çıkma nedenlerini analiz etmesi ve teknik geliştirmeleri önceliklendirerek uygulanabilir bir yol haritası hazırlaması gerekir.

Turizm Sektöründe GEO Hizmeti Veren En İyi Şirketler

Aşağıdaki liste; hizmet kapsamı, yapay zeka görünürlüğünü ölçme yaklaşımı, teknik ve içerik uzmanlığının birlikte sunulması, raporlama kapasitesi ve turizm sektörüne uygulanabilirlik kriterleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.

1. Webtures

Webtures, turizm markalarının hem geleneksel arama motorlarında hem de yapay zeka destekli arama deneyimlerinde görünürlüğünü geliştirmeye yönelik bütüncül hizmet modeli nedeniyle listenin ilk sırasında yer alır.

Webtures tarafından yürütülen süreç yalnızca içerik önerileriyle sınırlı değildir. Markanın mevcut durumu, rakipleri, teknik altyapısı, içerik kapsamı, dijital otoritesi ve farklı yapay zeka platformlarındaki görünürlüğü birlikte değerlendirilir. Elde edilen bulgular doğrultusunda teknik görevler, içerik planları, mevcut sayfa güncellemeleri, marka otoritesi çalışmaları ve düzenli performans raporları hazırlanır.

Bu yaklaşım turizm sektörü açısından önemlidir. Çünkü bir otel veya seyahat platformunun görünürlüğü yalnızca web sitesindeki destinasyon içeriklerine bağlı değildir. Harita kayıtları, kullanıcı yorumları, üçüncü taraf yayınlar, lokasyon bilgileri, tesis özellikleri ve çok dilli sayfalar da markanın nasıl algılandığını etkiler.

Webtures’ın turizm sektörüne ilişkin deneyimi, Tekne Kirala projesinde uygulanan teknik analiz, içerik stratejisi, yerel arama çalışmaları ve sayfa düzenlemelerinde de görülebilir. Şirketin yayımladığı vaka çalışmasına göre proje sonucunda organik trafik yüzde 450 artmış, site 1.000 yeni anahtar kelimede görünürlük kazanmış ve 100’den fazla sayfa üzerinde düzenleme yapılmıştır. Bu sonuçlar doğrudan yapay zeka görünürlüğü sonucu olarak sunulmasa da ekibin turizm sektöründeki arama davranışları, teknik ihtiyaçlar ve içerik mimarisi konularındaki uygulama deneyimini göstermektedir.

Webtures ayrıca turizm ve seyahat sektöründe üretken arama stratejisi, makine okunabilirliği, varlık otoritesi, deneyimsel içerik ve semantik işaretleme gibi konuları özel olarak ele alan çalışmalar yayımlamaktadır. Genel hizmet modeli; görünürlük denetimi, anlamsal kapsamın genişletilmesi, atıf odaklı içerik optimizasyonu ve sürekli izleme ile raporlama aşamalarından oluşur.

Webtures’ın en iyi GEO danışmanlığı hizmetine sahip olmasındaki başlıca nedenleri şunlardır:

● Türkiye turizm pazarını ve Türkçe kullanıcı sorgularını tanıması

● SEO ile üretken arama çalışmalarını birbirinden ayırmadan yönetmesi

● Teknik, içerik, dijital PR ve veri analizini aynı süreçte birleştirmesi

● Turizm sektöründe doğrulanabilir proje deneyimi sunması

● Prompt bazlı ölçüm ve düzenli raporlama süreçlerine sahip olması

● Yerel ve uluslararası görünürlük ihtiyaçlarına birlikte yanıt verebilmesi

Bu özellikler Webtures’ı özellikle otel zincirleri, tur operatörleri, seyahat platformları, villa kiralama şirketleri ve destinasyon markaları için güçlü bir seçenek haline getirir.

2. Siege Media

Siege Media, özellikle içerik pazarlaması, veri gazeteciliği ve dijital PR tarafında öne çıkan ABD merkezli bir şirkettir. Sunduğu hizmetlerde özgün araştırmalar, güncel tutulan içerikler, alt dönüşüm hunisine yönelik karşılaştırma sayfaları ve büyük dil modelleri tarafından kaynak gösterilebilecek içerik varlıkları üzerinde durur.

3. iPullRank

iPullRank, kurumsal şirketlere yönelik teknik optimizasyon, içerik mühendisliği, dijital PR ve yapay zeka arama ölçümleme çalışmaları sunar. Şirketin hizmet modeli mevcut görünürlüğün değerlendirilmesi, önceliklerin belirlenmesi ve içerik ile teknik geliştirmelerin uygulamaya alınması olmak üzere üç ana aşamada ilerler.

Turizm Markaları İçin Hangi Şirket Tercih Edilmelidir?

Doğru şirket seçimi, markanın faaliyet gösterdiği pazara ve ihtiyaçlarına göre yapılmalıdır. Yalnızca uluslararası içerik üretimine ihtiyaç duyan markalar Siege Media’yı, geniş teknik altyapıya ve kurumsal ölçümleme ihtiyaçlarına sahip global şirketler ise iPullRank’i değerlendirebilir.

Türkiye’de faaliyet gösteren veya Türkiye’den farklı ülkelere ulaşmak isteyen turizm markaları açısından Webtures daha kapsamlı bir seçenek olarak öne çıkar. Bunun temel nedeni; yerel kullanıcı davranışlarını, Türkçe sorgu yapılarını, teknik SEO ihtiyaçlarını ve yapay zeka görünürlük ölçümünü tek bir çalışma modeli içinde birleştirebilmesidir.

  •  

Toyota'dan dev geri çağırma! 508 bin araçta kritik arıza tespit edildi

Toyota, gösterge paneli ekranında oluşabilecek arıza nedeniyle ABD'de 508 bin 354 aracı geri çağırıyor. 2025 ve 2026 model bazı Camry Hybrid araçlarını kapsayan geri çağırmada, dörtlü flaşör ve sinyaller ile bazı uyarı sistemlerinin devre dışı kalabileceği belirtildi. Sorun ücretsiz yazılım güncellemesiyle giderilecek.

  •  

Nissan fiyat listesi Ağustos 2026: Qashqai, Juke, X-Trail Mild Hybrid

Nissan fiyat listesi Ağustos 2026 belli oldu. Marka, bu ay Qashqai, Juke, X-Trail Mild Hybrid modellerinde geçerli olacak yeni fiyatlarını ve kampanyalarını duyurdu. Qashqai modelinde ise; 573 bin TL'lk dev bir indirim kampanyası duyuruldu. İşte Nissan Qashqai, Juke, X-Trail Mild Hybrid fiyat listesi Ağustos 2026...

  •  

Dijital Vatan!

HABER 7 YAZARI SERDAR ARSEVER'İN YAZISI İÇİN TIKLAYIN!

Bugün yarınlarımızdan ümitli olmamız için nice sebep var.

Ülkemiz dışarıda gittikçe güçleniyor.

Dış dünyada itibarı artıyor.

Çok daha fazla yerli ve millî silah üretiyoruz.

Birçok gelişmiş Avrupa ülkesinde olan güzel, güvenli yollar artık bizde de var.

Enerji alanındaki dev yatırımlarımızdan sonuç aldıkça seviniyor, “Bir gün bu alanda da en az yüzde 80 oranında bağımsız olacağız, inşallah” diyoruz.

İslam ülkeleri arasında kurulmakta olan “Silahlı Kuvvetler Birliği”nin lideriyiz.

Büyük Selçuklu’yu, Büyük Osmanlı’yı bugüne taşıyor, “Büyük Türkiye” olarak yarınlara ilerliyoruz.

“Terör belâsından” kurtulma yolunda dev adımlar atıyoruz.

Bunların hepsini destekliyor, elimizden geldiğince katkı vermeye çalışıyoruz dostlar.

Ne var ki…

Dağlar gibi endişelerimiz de yok değil!

“Manevi Vatan”ın zemini kayıyor!

“Manevi Vatan” muhtevalı yazılarımızı bilirsiniz.

“Manevi Vatan”ı hep bir “çatı” kavram olarak ele aldık.

Çünkü bizce mesele sadece üzerinde yaşadığımız topraklardan, sahip olduğumuz şehirlerden, yollardan, fabrikalardan, silahlardan ibaret değildir.

Bir milletin asıl gücü, bütün bunlara ruh ve anlam kazandıran maneviyatında, ahlâkında, aile yapısında, çocuklarında, gençlerinde ve ortak değerlerinde saklıdır.

“Manevi Vatan” çökerse eğer, “Maddi Vatan” da çöker!

“Manevi Vatan” güçten düşerse eğer, bizim silahlarımız bile bir gün bize döner!

Biz ne zaman ki “Manevi Vatan”ımızı ihya ettik, o zaman yükseldik.

Ne zaman “Manevi Vatan”ımızı ihmal ettik, bedelini çok ağır ödedik!

Bugün “birlik, beraberlik ve kardeşlik” ortamında buluşmak istiyorsak, “Manevi Vatan”ımızı güçlendirmekten başka çaremizin olmadığını artık anlamalıyız.

VE DİJİTAL VATAN!

Kıymetli dostlarım:

Haydi hep birlikte…

Mavi Vatan’a sahip çıkıyoruz…

Yeşil Vatan’a sahip çıkıyoruz…

Gök Vatan’a sahip çıkıyoruz…

Şimdi sıra, çocuklarımızın, gençlerimizin ve giderek hepimizin hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği Dijital Vatan’a sahip çıkmakta!

Çünkü bugün vatan sadece üzerinde yürüdüğümüz topraklardan ibaret değil.

Çocuklarımızın öğrendiği, gençlerimizin fikir edindiği, insanlarımızın haber aldığı, alışveriş yaptığı, çalıştığı, eğlendiği, birbirleriyle konuştuğu dijital bir dünya da var artık.

Ve o dünya başıboş bırakılamaz!

Orada da bizim değerlerimiz, bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz, bizim geleceğimiz var.

İşte bu yüzden Dijital Vatan meselesi, aynı zamanda bir Manevi Vatan meselesidir.

Ve ben, memleketin en tecrübeli gazetecilerinden biri olarak diyorum ki:

Dijital Vatan’a da sahip çıkacağız!

İhmallerimize son vereceğiz.

Zira…

Biz ihmallerimizin bedelini ödüyoruz kıymetli dostlarım.

İhmallerimiz devam ederse belli ki çok daha ağırlarını ödeyeceğiz!

Biz “Manevi Vatan”ı çok ihmal ettik.

Hep “başarı” dedik.

Hep “rekabet” dedik.

Çocuklarımızı da soktuk saçma sapan yarışlara, “yarış atı”ndan beter ettik!

“Test ile tost” arasına sıkıştırdık onları.

Okumaları için yaptığımız masrafların “bedelini” istedik.

Onlara nasihatlerde bulunurken ne dediysek tam tersini yaptık.

“Helal olan iki liranın, haram olan bin liradan çok daha kıymetli” olduğunu pek anlatmadık.

Anlatamadık belki de…

Nasıl anlatacaksın ki bu “torpilliler”, “ayrıcalıklılar” dünyasında?

Nasıl anlatacaksın ki?

“Sınavdan yüksek puan almak yetmiyormuş, bir de torpil lazımmış; torpili kuvvetli olan işi bitiriyormuş!” diyen gence nasıl bir cevap vereceksin?

Çocuğa adaleti anlatacağız…

Ama önünde adaletsizlik görecek.

Çocuğa emeğin değerini anlatacağız…

Ama torpilin emekten önce geldiğini görecek.

Çocuğa helali anlatacağız…

Ama büyüklerinin haram karşısındaki sessizliğine şahit olacak.

Sonra da dönüp:

“Neden bize inanmıyorsun?”

diyeceğiz!

Bugün dostlar…

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi,

“Manevi Vatan”ın zemini kayıyor dostlar!

Bunun böyle olduğu nereden mi belli?

İnsanımız artık çocuk yapmak istemiyor da oradan belli!

Nüfus artış hızımız düştükçe düşüyor, yaşlanma hızımız tehlikeli noktaları çoktan aşmış bulunuyor da oradan belli!

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan “Bu varoluşsal tehdittir!”, Aile Bakanımız Mahinur Özdemir Göktaş ise “Bu gidişle 20-25 yıl sonra askere alacak genç bulmakta zorlanabiliriz!” diyor da oradan belli!

Yalnız yaşamaya mecbur kalanların ya da buna karar verenlerin sayısı her geçen yıl hızla artıyor da oradan belli!

Huzur(!)evlerine bırakılan yaşlılarımızla, kreşlere bırakılan bebeklerimizin sayısı hızla artıyor da oradan belli!

Bir bebek, bir yaşlı bile bize yük geliyor da oradan belli!

Köylerimiz boşaldıkça boşalıyor,

“Toprak kokmayan, toprak kokusunu bilmeyen” insanlarımızın sayısı hızla artıyor da oradan belli!

Mecburi eğitimi 12 yılda tutma ve her lise mezununu üniversiteye postalama ısrarımız devam ettikçe piyasada gerçek işsizlik hızla artıyor ve usta bulmak iyice zorlaşıyor da oradan belli!

Pek çok meslek dalı “çıraksızlık, kalfasızlık” yüzünden can çekişiyor da oradan belli!

Boşanmalar artıyor, evlenme arzusu azalıyor da oradan belli!

En yerli ve millî denilen kanallarımız, “fırsatçılar vatandaşı sürekli olarak sömürüyor, fırsatçılık bir türlü azalmıyor, aksine artıyor!” haberlerini vermek zorunda kalıyor da oradan belli!

“Ev hanımlığı” gittikçe gözden düşüyor da oradan belli!

“Hayat müşterektir” özdeyişi  “Bu devirde kadın da eve para getirecek!”e dönüşüyor da oradan belli!

“Herkes cinsiyet tercihinde özgürdür!” yollu, saçma sapan, fıtrata aykırı cümleler ağızlara yerleşiyor da oradan belli!

Sokaklardaki “çıplaklık yarışı” iyice çığırından çıkıyor da oradan belli!

Umursamaz erkeklerin ve kadınların oranı gittikçe artıyor da oradan belli!

Televizyonlardaki zinayı, şiddeti ve israfı teşvik eden programlar, diziler hız kesmeden devam ediyor ve yeni yayın sezonu için de hazırlanıyor da oradan belli!

 
Ve bir de…

Yeni bir dünya var dostlar!

Gözümüzün önünde büyüyen…

Çocuklarımızın içine doğduğu…

Gençlerimizin saatlerini geçirdiği…

Yetişkinlerimizin giderek daha fazla bağlandığı bir dünya…

Dijital dünya!

“Sosyal medya” denilen alanda kaybolan çocuklarımızın, gençlerimizin, yetişkinlerimizin sayısı o kadar büyük bir hızla artıyor ki…

İnsanımızın dikkatini, zamanını, bilgisini, duygularını ve hatta zaman zaman iradesini teslim alan bu yeni dünyada “Dijital Vatan” bilincinin oluşturulması, kalplere ve beyinlere yerleştirilmesi artık büyük bir ihtiyaç hâline gelmiş bulunuyor.

Oradan belli!

Çocuklarımızın dijital dünyadaki güvenliği çok önemli.

En az sokaktaki güvenlikleri kadar önemli!

Dezenformasyona, yalana, dolana karşı durmamızı sağlayacak bilinç düzeyine ulaşmak mecburiyetindeyiz.

Çünkü yalan artık sadece gazete sayfasında, televizyon ekranında değil.

Bir tuşa basılıyor ve milyonlara ulaşıyor!

Bir iftira atılıyor, saniyeler içinde yayılıyor.

Bir görüntü kesiliyor, biçiliyor, bağlamından koparılıyor ve gerçekmiş gibi önümüze konuluyor.

İnsanların itibarı birkaç dakikada yerle bir edilebiliyor.

İşte bunun için…

Sosyal medyanın kullandığı değil, sosyal medyayı kullanan gençler!

Yapay zekâdan faydalanan ama yapay zekânın esiri olmayan gençler!

Buna ihtiyacımız var.

Hem de çok!

Siber güvenlik…

Artık sadece uzmanların, devlet kurumlarının, büyük şirketlerin meselesi değil.

Hepimizin meselesi!

Çünkü dijital dünyada attığımız her adımın bir izi var.

Ve bir başka mesele daha var ki,  hepsinden önemli:

Kul hakkı!

Kul hakkının dijital dünyada da olduğu bilincini çocuklarımıza ve gençlerimize mutlaka kazandırmalıyız.

Ekranın arkasında olmak, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Sahte bir hesap kullanmak, ahlâkı ortadan kaldırmaz.

Bir insanın emeğini izinsiz kullanmak kul hakkıdır.

Bir insanın itibarını bile bile zedelemek kul hakkıdır.

Yalanı yaymak günahtır.

İftira atmak günahtır.

İnsanları kandırmak günahtır.

“Kimse beni görmüyor” diyerek ahlâkı askıya almak mümkün değildir.

Çünkü insan nereye giderse gitsin, ahlâkı da onunla birlikte gider!…

Dijital Vatan sadece teknoloji meselesi değildir.

Bir güvenlik meselesidir.

Bir eğitim meselesidir.

Bir aile meselesidir.

Bir kültür meselesidir.

Bir ahlâk meselesidir.

Ve nihayetinde bir Manevi Vatan meselesidir!

Biz Mavi Vatan’a sahip çıkacağız…

Yeşil Vatan’a sahip çıkacağız…

Gök Vatan’a sahip çıkacağız…

Ve Dijital Vatan’a da sahip çıkacağız!

Çocuklarımızı dijital dünyanın tehlikelerine karşı koruyacağız.

Dezenformasyona dirençli bir nesil yetiştireceğiz.

Teknolojiyi kullanacağız ama teknolojinin bizi kullanmasına izin vermeyeceğiz.

Yapay zekâdan faydalanacağız ama irademizi yapay zekâya teslim etmeyeceğiz.

Sosyal medyayı kullanacağız ama sosyal medyanın esiri olmayacağız.

Ve en önemlisi…

Dijital dünyaya girince “kul hakkı”nın kapının dışında kaldığını sanmayacağız!

Bunlar için dev organizasyonlarımız var.

Parasız, pulsuz,  masrafsız.

Tamamen gönüllülük esasına yaslanan organizasyonlar!

Önümüzdeki ayların gündeminde kısmetse “Dijital Vatan” kavramı geniş yer bulacak.

Ben kolları iyice sıvadım dostlar!

Çünkü vatan sevgisi sadece toprağı sevmek değildir.

Vatan sevgisi insanımızı korumaktır.

Çocuğumuzu korumaktır.

Ailemizi korumaktır.

Ahlâkımızı korumaktır.

Geleceğimizi korumaktır.

Ve bugün geleceğimizin önemli bir bölümü dijital dünyada şekilleniyorsa…

Oraya da sahip çıkmaktır!

Mavi Vatan bizimdir.

Yeşil Vatan bizimdir.

Gök Vatan bizimdir.

Ve artık…

Dijital Vatan da bizim sorumluluğumuzdur!

Ben gaza basıyorum dostlar!

Birlikte gelen gelsin!

Gelmeyen?

Şikâyet edip dursun!

  •  

Selçuk Bayraktar, Şırnak'ta TEKNOFEST Dron Şampiyonası'na katıldı

TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı T3 Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar, "Adeta teknoloji iklimi Güneydoğu'dan esecek. Dünyada medeniyet tarihinin başlangıcı nasıl ki bu topraklardan olduysa teknoloji rüzgarı da yine bu mümbit, bu bereketli topraklardan canlanacak" dedi.
  •  

Yapay zeka meslekleri bitirmiyor, dönüştürüyor

Üniversite tercih döneminde yapay zekanın mühendislik mesleklerini ortadan kaldıracağı yönündeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığı belirtilirken, asıl ihtiyacın teknolojiyi geliştirecek nitelikli insan kaynağı olduğu vurgulandı. YAPAY ZEKA MESLEKLERİ ORTADAN KALDIRMIYORÜniversite tercih döneminde özellikle sosyal medya platformlarında sıkça dile getirilen "Yapay zeka yazılımcıları işsiz bırakacak", "Bilgisayar mühendisliğinin geleceği kalmadı" ya da "Teknoloji meslekleri yakında sona erecek" yönündeki yorumlar, birçok gencin kariyer planlamasında soru işaretleri oluşturuyor. Teknolojik dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte bu tartışmalar daha görünür hale gelirken, sektör temsilcileri mevcut verilerin bu karamsar tabloyu doğrulamadığını belirtiyor.Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), üniversite tercih döneminde yaptığı değerlendirmede, yapay zekanın bazı görevleri otomatikleştireceğini ancak mühendislik ve teknoloji alanlarındaki insan kaynağı ihtiyacını ortadan kaldırmayacağını vurguladı. Açıklamada, esas riskin yapay zekanın gelişmesi değil, bu teknolojiyi geliştirecek ve yönetecek nitelikli insan kaynağının yeterince yetiştirilememesi olduğu ifade edildi.Son yıllarda üretken yapay zeka uygulamalarının hızla yaygınlaşması, iş dünyasında önemli değişimleri beraberinde getirdi. Yazılım geliştirmeden finans sektörüne, üretimden sağlık hizmetlerine kadar pek çok alanda yapay zeka çözümleri kullanılmaya başlanırken, bu dönüşümün istihdam üzerindeki etkisi de en çok tartışılan başlıklardan biri haline geldi. Ancak uluslararası kuruluşların yayımladığı raporlar, teknolojik dönüşümün kitlesel işsizliğe değil, iş yapış biçimlerinin yeniden şekillendiği bir döneme işaret ettiğini ortaya koyuyor. Rutin görevler giderek otomasyon sistemlerine devredilirken, analitik düşünme, problem çözme, sistem tasarlama, veri yönetimi ve siber güvenlik gibi alanlarda uzman ihtiyacının büyümeye devam ettiği belirtiliyor.ULUSLARARASI ARAŞTIRMALAR YENİ İŞ ALANLARININ BÜYÜYECEĞİNİ GÖSTERİYORDeğerlendirmede yer verilen uluslararası araştırmalar, yapay zeka teknolojilerinin istihdam üzerindeki etkisinin sanılanın aksine yeni fırsatlar oluşturduğunu ortaya koyuyor.Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) öngörülerine göre 2030 yılına kadar dünya genelinde yaklaşık 170 milyon yeni iş rolü ortaya çıkacak. Aynı dönemde 92 milyon iş dönüşüm geçirirken, küresel ölçekte net 78 milyon yeni istihdam oluşturulması bekleniyor. Raporda en hızlı büyümesi öngörülen alanların başında büyük veri, yapay zeka, makine öğrenmesi ve siber güvenlik geliyor. Bu tablo, dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte teknoloji alanındaki uzman ihtiyacının azalmadığını, aksine farklı uzmanlık alanlarıyla birlikte genişlediğini gösteriyor.Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan raporlarda da üretken yapay zekanın meslekleri tamamen ortadan kaldırmaktan çok çalışma biçimlerini değiştireceği belirtiliyor. Buna göre birçok meslek varlığını sürdürecek ancak çalışanların kullandığı araçlar, görev dağılımları ve ihtiyaç duyulan beceriler önemli ölçüde farklılaşacak. OECD'nin değerlendirmeleri de benzer bir tablo ortaya koyuyor. Yapay zeka teknolojilerini kullanan şirketlerin yarısından fazlasında yüksek eğitimli çalışan ihtiyacının arttığı belirtilirken, özellikle teknik uzmanlık gerektiren pozisyonlarda insan kaynağı talebinin büyümeye devam ettiği ifade ediliyor.Sektör temsilcilerine göre bu gelişmeler, gelecekte yalnızca teknolojiyi kullanan değil; geliştiren, denetleyen, güvenliğini sağlayan ve etik sınırlar içinde yöneten profesyonellerin daha fazla önem kazanacağını gösteriyor.TÜRKİYE'DE BİLİŞİM SEKTÖRÜ BÜYÜMEYE DEVAM EDİYORKüresel dijital dönüşüm Türkiye'deki bilgi ve iletişim teknolojileri sektörüne de yansıyor. Paylaşılan verilere göre sektör geçtiğimiz yıl yaklaşık yüzde 45 büyüyerek 54 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğe ulaştı. Sektörde çalışan sayısı da aynı dönemde yüzde 17 artış göstererek 289 bine yükseldi. Bu artış, teknoloji alanındaki gelişmenin yalnızca ekonomik büyüklükle sınırlı kalmadığını, istihdama da doğrudan katkı sunduğunu ortaya koyuyor.Bununla birlikte uzmanlar, mevcut büyüme hızının korunabilmesi için nitelikli insan kaynağının artırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Özellikle yazılım geliştirme, veri bilimi, yapay zeka, bulut bilişim ve siber güvenlik alanlarında yetişmiş uzman ihtiyacının önümüzdeki yıllarda daha da artacağı öngörülüyor. Küresel bilişim pazarının önümüzdeki beş yıl içinde 8,4 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmasının beklendiği hatırlatılırken, Türkiye'nin bu büyümeden daha fazla pay alabilmesi için teknoloji üreten bir ekosistem oluşturmasının önem taşıdığı ifade ediliyor. YAPAY ZEKA YENİ BECERİLERİ ÖNE ÇIKARIYORTeknolojik dönüşüm yalnızca kullanılan araçları değil, iş dünyasının ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri de değiştiriyor. Günümüzde şirketler artık sadece belirli yazılımları kullanabilen çalışanlar değil, yapay zeka sistemlerini anlayan, geliştiren, denetleyen ve farklı sektörlere uyarlayabilen uzmanlara ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle rutin işlerin otomasyona devredilmesiyle birlikte insan kaynağının değeri azalmak yerine daha nitelikli alanlara kayıyor.Özellikle sistem tasarımı, algoritma geliştirme, veri analizi, siber güvenlik, etik değerlendirme ve yapay zeka çıktılarının doğrulanması gibi konular, teknoloji sektörünün öncelikli çalışma alanları arasında yer alıyor. Yapay zeka pek çok işlemi hızlandırsa da hangi verilerin kullanılacağına, sonuçların nasıl yorumlanacağına ve güvenliğin nasıl sağlanacağına ilişkin kararlar hâlâ insan uzmanlığı gerektiriyor. Bu nedenle teknoloji alanında eğitim alan gençlerin yalnızca programlama dillerini öğrenmeleri yeterli görülmüyor. Analitik düşünme, disiplinler arası çalışma, problem çözme, iletişim becerisi ve etik sorumluluk gibi yetkinliklerin de geleceğin mesleklerinde belirleyici olacağı ifade ediliyor.Sektör temsilcileri, yapay zekanın insanların yerine geçen bir teknoloji olarak değil, insanların daha verimli çalışmasını sağlayan güçlü bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu yaklaşımın hem eğitim politikalarının hem de kariyer planlamalarının temelini oluşturması gerektiği vurgulanıyor.TÜRKİYE'NİN REKABET GÜCÜ YETİŞMİŞ İNSAN KAYNAĞINA BAĞLIDeğerlendirmede, Türkiye'nin dijital dönüşüm sürecinde yalnızca teknoloji tüketen değil, teknoloji geliştiren ülkeler arasında yer almasının stratejik önem taşıdığına dikkat çekildi. Bunun için güçlü bir mühendislik altyapısı, nitelikli araştırmacılar ve yenilikçi girişimcilik ekosisteminin birlikte geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak da yapay zekanın bazı görevleri otomatikleştireceğinin açık olduğunu ancak bundan teknoloji mesleklerine ihtiyaç kalmayacağı sonucunun çıkarılamayacağını söyledi. Tombalak, yapay zeka sistemlerinin tasarlanması, eğitilmesi, test edilmesi, siber saldırılara karşı korunması ve güvenilir biçimde kullanılmasının çok daha fazla mühendislik bilgisi gerektirdiğini belirterek, gelecekte yalnızca yapay zeka uzmanlarının değil, kendi alanında yapay zekayı doğru kullanan doktorların, hukukçuların, mühendislerin, tasarımcıların ve yöneticilerin de öne çıkacağını ifade etti.Türkiye'nin küresel teknolojileri yalnızca kullanan değil, kendi yazılımını geliştiren, verisini koruyan ve yüksek katma değerli teknoloji üreten bir ülke olmasının önemine dikkat çeken Tombalak, bunun ancak geniş ve nitelikli bir teknoloji ekosistemiyle mümkün olabileceğini dile getirdi. Bu doğrultuda orta ve uzun vadede yaklaşık 1 milyon nitelikli teknoloji çalışanına ulaşılmasının stratejik bir insan kaynağı hedefi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tombalak, eğitim kurumları ile sektörün bu hedef doğrultusunda birlikte hareket etmesinin önemine işaret etti.ÜNİVERSİTELER İLE SEKTÖR ARASINDAKİ İŞ BİRLİĞİ GÜÇLENDİRİLMELİAçıklamada, yapay zeka çağının ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirebilmek için üniversiteler ile özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiği de vurgulandı.Temel bilimler ve mühendislik disiplinlerinin güçlü yapısının korunmasının yanı sıra müfredatların yapay zeka, veri bilimi, siber güvenlik ve teknoloji etiği gibi alanlarla güncellenmesinin kaçınılmaz hale geldiği belirtildi. Böylece öğrencilerin yalnızca teorik bilgiyle değil, güncel teknolojilere hâkim şekilde mezun olmalarının sağlanabileceği ifade edildi. İş dünyasına yönelik çağrıda ise şirketlerin deneyimli çalışan ihtiyacının yanında yeni mezunlara yönelik staj, aday mühendislik ve ilk iş programlarını artırmasının sektörün geleceği açısından önemli olduğu kaydedildi. Gençlerin henüz eğitim sürecindeyken gerçek projelerde görev almasının hem deneyim kazanmalarını hem de iş hayatına daha hızlı uyum sağlamalarını kolaylaştıracağı değerlendirildi.Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesiyle akademik bilgi ile sektör deneyiminin ortak projelerde buluşturulmasının, yapay zeka çağının ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetişmesine önemli katkı sağlayacağı ifade edildi.GENÇLERE KORKUYLA DEĞİL BİLGİYLE HAREKET ETME ÇAĞRISIÜniversite tercih döneminde teknoloji alanlarına ilişkin yanlış veya eksik bilgilerin gençlerin kariyer planlarını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekilen açıklamada, yapay zeka konusunda oluşan karamsar söylemlerin bilimsel verilerle desteklenmediği belirtildi. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda rekabet avantajı sağlayacak unsur, yapay zekadan kaçınmak değil; onu anlayan, geliştiren ve farklı alanlarda etkin biçimde kullanabilen insan kaynağını yetiştirmek olacak. Bu nedenle gençlerin tercihlerini kısa süreli tartışmalardan ziyade uzun vadeli teknolojik dönüşüm doğrultusunda değerlendirmeleri önem taşıyor.Değerlendirmede son olarak, yapay zeka çağında en büyük riskin teknolojinin ilerlemesi değil, bu ilerlemeyi yönetecek insan kaynağının yeterince yetiştirilememesi olduğu vurgulandı. Türkiye'nin dijital ekonomide daha güçlü bir konuma ulaşmasının; üniversitelerin, özel sektörün, kamu kurumlarının ve gençlerin ortak vizyon doğrultusunda hareket etmesiyle mümkün olacağı belirtilirken, geleceğin yalnızca yapay zekayı kullananların değil, onu geliştiren ve yöneten toplumların şekillendireceği ifade edildi.

  •  

Yapay Zeka Siber Riskleri Büyütüyor

Araştırmaya göre şirketler artık yalnızca dış tehditlere değil, mevcut güvenlik sistemlerinin tespit edemediği "kör noktalara" karşı da dayanıklılık geliştirmek zorunda. YAPAY ZEKA SİBER TEHDİTLERİN HIZINI VE KAPSAMINI DEĞİŞTİRİYOR Yapay zeka teknolojilerindeki hızlı gelişim, iş dünyasında dijital dönüşümü hızlandırırken siber güvenlik alanındaki riskleri de yeniden şekillendiriyor. Yeni nesil yapay zeka sistemleri iş süreçlerini kolaylaştırırken, aynı teknolojiler siber saldırıların daha hızlı, daha karmaşık ve daha etkili hale gelmesine de zemin hazırlıyor. Bu durum şirketlerin güvenlik anlayışını yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Farklı sektörlerden 800'ü aşkın siber güvenlik yöneticisinin katılımıyla hazırlanan Küresel Siber Güvenlik Araştırması, kurumların artık yalnızca dış kaynaklı saldırılarla değil, kendi sistemlerinde fark edemedikleri güvenlik açıklarıyla da mücadele etmek zorunda kaldığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre siber güvenlik yöneticilerinin yüzde 70'i en kritik risklerin mevcut güvenlik çözümlerinin göremediği alanlarda bulunduğunu ifade ediyor. Araştırma sonuçları, siber güvenliğin yalnızca bilgi teknolojileri ekiplerinin sorumluluğu olmaktan çıktığını ve kurumların operasyonel dayanıklılığı ile iş sürekliliğinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Günümüzde yaşanabilecek bir siber saldırının yalnızca veri kaybına değil, üretimin durmasına, hizmetlerin aksamasına ve kurumsal güvenin zedelenmesine de yol açabileceği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre gelişmiş yapay zeka sistemleri sayesinde güvenlik açıklarının belirlenmesi ve saldırıya dönüştürülmesi için gereken süre önemli ölçüde kısaldı. Daha önce saatler hatta günler sürebilen bazı işlemler artık saniyeler içerisinde gerçekleştirilebiliyor. Bu nedenle şirketlerin yalnızca saldırı sonrasında müdahale eden sistemler yerine, sürekli izleme ve erken uyarı mekanizmalarına yatırım yapmaları gerektiği belirtiliyor. GÖRÜNMEYEN GÜVENLİK AÇIKLARI YENİ RİSK ALANI OLUŞTURUYOR Araştırmanın öne çıkardığı en önemli başlıklardan biri, şirketlerin "kör nokta" olarak tanımlanan alanlarda yeterli görünürlüğe sahip olmaması oldu. Güvenlik çözümlerinin kapsayamadığı bu bölgeler, saldırganların en fazla yararlandığı zafiyetler arasında gösteriliyor. Bulgulara göre en fazla risk taşıyan alanların başında operasyonel teknoloji sistemleri ve fiziksel varlıklar geliyor. Bunları üçüncü taraf iş ortaklarıyla kurulan dijital bağlantılar ile yapay zeka tabanlı sistemler takip ediyor. Şirketler dijital dönüşüm kapsamında üretim tesislerinden sensörlere, akıllı cihazlardan otomasyon sistemlerine kadar çok sayıda altyapıyı birbirine bağlıyor. Ancak dijital bağlantı sayısı arttıkça güvenlik açısından izlenmesi gereken alanlar da genişliyor. Uzmanlar özellikle gerçek zamanlı görünürlük sağlayamayan kurumların saldırıları erken aşamada tespit etmekte zorlanabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kritik sistemlerin sürekli izlenmesi ve güvenlik verilerinin tek merkezden analiz edilmesi yeni dönemin en önemli ihtiyaçları arasında gösteriliyor. DİJİTAL DÖNÜŞÜM KRİTİK SEKTÖRLERDE YENİ GÜVENLİK İHTİYAÇLARI DOĞURUYOR Araştırma, dijitalleşmenin hız kazandığı sektörlerde siber risklerin de arttığını ortaya koyuyor. Özellikle altyapı hizmetleri, ulaşım sistemleri ve sanayi tesislerinde kullanılan dijital sistemler kritik öneme sahip olduğu için bu alanlarda güvenlik yatırımları daha fazla önem kazanıyor. Demiryolu altyapıları, trafik yönetim sistemleri ve uzaktan izleme teknolojileri gibi birçok kritik yapı artık dijital ağlar üzerinden yönetiliyor. Bu sistemlerde yaşanabilecek güvenlik sorunlarının yalnızca bilgi kaybına değil, fiziksel hizmetlerin aksamasına da neden olabileceği belirtiliyor. Araştırmada yaşam bilimleri sektörünün de dikkat çeken alanlardan biri olduğu görülüyor. Klinik araştırmalar, laboratuvar süreçleri, ilaç geliştirme çalışmaları ve üretim sistemlerinde yapay zeka kullanımının yaygınlaşması, bu alanlarda veri güvenliği ve siber dayanıklılığı daha kritik hale getiriyor. Madencilik, metal, perakende ve endüstriyel üretim sektörlerinde de benzer şekilde dijitalleşmenin hızlandığına işaret edilirken, güvenlik yatırımlarının bu dönüşümle aynı hızda ilerlemesinin önem taşıdığı vurgulanıyor. BİLGİ TEKNOLOJİLERİ İLE OPERASYONEL SİSTEMLER BİRLİKTE KORUNMALI Araştırma, siber güvenliğin yalnızca bilgi işlem altyapısını korumaktan ibaret olmadığını, üretim süreçleriyle doğrudan bağlantılı operasyonel sistemlerin de aynı ölçüde güvenlik planlamasının parçası olması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle enerji, sanayi, üretim ve altyapı sektörlerinde kullanılan operasyonel teknolojilerin dijital ağlarla daha fazla entegre olması, olası siber saldırıların yalnızca veri kaybına değil, üretim süreçlerinin durmasına veya fiziksel hizmetlerin aksamasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor. Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 59'u bilgi teknolojileri ve operasyonel teknoloji ekipleri arasında ortak risk değerlendirmeleri yürütüyor. Kuruluşların yüzde 56'sı farklı birimlerden oluşan ekiplerle koordinasyon sağlarken, yüzde 51'i ise her iki yapıyı aynı anda izleyebilen ortak görünürlük sistemlerinden yararlanıyor. Buna karşın kurum genelindeki tüm riskleri tek merkezde toplayan ortak risk kayıt sistemlerini kullanan şirketlerin oranı yalnızca yüzde 27 seviyesinde bulunuyor. Bulgular, birçok işletmenin teknoloji yatırımlarını artırmasına rağmen bütüncül risk yönetimi konusunda gelişime ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre dijitalleşme arttıkça bilgi işlem ekipleri ile operasyon ekiplerinin daha koordineli çalışması, güvenlik stratejilerinin de kurumun tamamını kapsayacak şekilde oluşturulması gerekiyor. YAPAY ZEKA YENİ GÜVENLİK ALANLARINI DA BERABERİNDE GETİRİYOR Araştırma sonuçları, yapay zekanın kurumlara önemli verimlilik avantajları sunarken yeni güvenlik risklerini de gündeme taşıdığını ortaya koyuyor. Bugün birçok kuruluş yapay zekayı tehdit analizi, anormal hareketlerin tespiti, güvenlik olaylarının önceliklendirilmesi ve saldırılara daha hızlı müdahale edebilmek amacıyla kullanıyor. Ancak aynı teknoloji kötü niyetli kişiler tarafından daha karmaşık saldırılar geliştirmek için de kullanılabiliyor. Araştırmaya göre teknoloji şirketleri siber güvenlik bütçelerinin ortalama yüzde 20'sini yapay zeka uygulamalarına ayırırken, diğer sektörlerde bu oran yüzde 14 seviyesinde bulunuyor. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde yapay zeka sistemlerinin güvenliği, eğitim verilerinin korunması, algoritmaların güvenilirliği ve kimlik doğrulama süreçlerinin daha fazla önem kazanacağını değerlendiriyor. Bu nedenle kurumların yalnızca yapay zekayı kullanmaları değil, kullandıkları yapay zeka sistemlerini de güvenli hale getirmeleri gerektiği ifade ediliyor. KUANTUM TEKNOLOJİLERİ DE GÜVENLİK GÜNDEMİNDE YER ALIYOR Araştırmanın dikkat çektiği başlıklardan biri de kuantum bilişim teknolojilerinin gelecekte siber güvenlik üzerinde oluşturabileceği etkiler oldu. Katılımcıların büyük bölümü kuantum teknolojilerinin önümüzdeki yıllarda mevcut şifreleme yöntemlerini değiştirebilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyor. Bu nedenle birçok kurum uzun vadeli güvenlik planlarında kuantum dayanıklı güvenlik altyapılarını da değerlendirmeye başladı. Uzmanlara göre kuantum bilişim bugün için günlük operasyonları doğrudan etkileyen bir tehdit oluşturmuyor. Ancak teknolojinin gelişim hızı dikkate alındığında şirketlerin gelecekte kullanılacak güvenlik standartlarına bugünden hazırlık yapması önem taşıyor. ŞİRKETLER SALDIRILARI ÖNLEMEKTEN ÇOK DAHA FAZLASINI HEDEFLİYOR Araştırma, siber güvenlik anlayışında önemli bir değişime işaret ediyor. Artık yalnızca saldırıları engellemek yeterli görülmüyor. Kurumların aynı zamanda saldırı gerçekleştiğinde hizmetlerini kesintisiz sürdürebilecek operasyonel dayanıklılığa sahip olması gerekiyor. Bu kapsamda rapor; kritik varlıkların sürekli izlenmesi, güvenlik açıklarının hızla giderilmesi, kritik iş süreçlerinin korunması, modern güvenlik teknolojilerine yatırım yapılması, üçüncü taraf risklerinin düzenli takip edilmesi ve ağ güvenliğinin güçlendirilmesini öncelikli başlıklar arasında sıralıyor. Araştırma bulguları, dijital dönüşüm hızlandıkça siber güvenliğin yalnızca bilgi teknolojileri departmanlarının teknik sorumluluğu olmaktan çıktığını, şirketlerin rekabet gücünü, iş sürekliliğini ve kurumsal güvenilirliğini doğrudan etkileyen stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Yapay zeka destekli yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte, gelecekte başarılı olacak kurumların yalnızca dijitalleşmeyi hızlandıranlar değil; bu dönüşümü güçlü, bütüncül ve sürekli güncellenen siber güvenlik stratejileriyle destekleyebilen şirketler olacağı değerlendiriliyor.

  •  

Yapay zeka sentetik virüs üretti: Hastalıklara karşı yeni umut

Yapay zeka kullanılarak doğada daha önce rastlanmayan ve bakterileri enfekte edebilen 16 yeni virüs üretildi. Stanford Üniversitesi ve Arc Institute araştırmacılarının gerçekleştirdiği çalışmada, genetik dizilimleri analiz etmek üzere geliştirilen Evo adlı yapay zeka modeli kullanıldı ve modelin oluşturduğu yüz binlerce tasarım arasından seçilen adayların bir bölümü laboratuvar ortamında işlevsel virüslere dönüştürüldü.
  •  

SpaceX roket parçası Ay’a çarptı: Danuri oluşan krateri görüntüledi

Güney Kore Uzay Ajansı (KASA), SpaceX’e ait kontrolden çıkan bir roket parçasının Ay yüzeyine düştüğünü duyurdu. Yörünge aracı Danuri tarafından kaydedilen yüksek çözünürlüklü fotoğraflar, çarpışmanın ardından yüzeyde meydana gelen değişimi olay öncesi görüntülerle karşılaştırmalı olarak gözler önüne serdi. SpaceX yetkilileri olayın kaza sonucu yaşandığını açıklarken, astronomlar meydana gelen patlamayı analiz etmeyi sürdürüyor.
  •  

Ekranlar eğitimi tehdit ediyor

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki devlet okullarının büyük çoğunluğu her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtıyor. Ancak cep telefonlarının sınıflardan uzaklaştırılması bile beklenen akademik başarıyı getirmeye yetmiyor.

Uzmanlar, kişisel cihazların yerini okullar tarafından sağlanan bilgisayarların aldığını ve bu durumun öğrenme sürecini baltaladığını belirtiyor. Uluslararası standart test sonuçları da bilgisayar kullanım yoğunluğu arttıkça öğrencilerin akademik başarılarının düştüğünü açıkça gösteriyor.

Dijital formlar öğretmenin yerini alıyor

Teknolojinin sunduğu hazır içerikler, okullardaki insani etkileşimi ve derinlemesine tartışma ortamlarını yok ediyor. Birçok sınıfta öğretmenler aktif ders anlatmak yerine, öğrencileri dijital cihazlar üzerinden online formlar ve egzersizler doldurmaya yönlendiriyor.

Eğitimcilerin iyi niyetle evde ekran süresinin azaltılmasını tavsiye ederken, okul ortamında çocukları saatlerce ekran karşısında bırakması büyük bir çelişki yaratıyor. Sürekli ekrana bakan çocuklar yoruluyor, strese giriyor ve okula gitmek istemez hale geliyor.

Kağıt ve kalemin gücü unutuluyor

Bilimsel araştırmalar, öğrencilerin basılı materyalleri okuduklarında dijital ekranlara kıyasla çok daha yüksek bir kavrama gücüne ulaştığını gösteriyor. Benzer şekilde, ders notlarını klavyeyle yazmak yerine elle tutan çocukların bilgileri daha iyi hafızaya aldığı biliniyor.

Bilgisayar oyunları ve videoların sunduğu anlık ödüller ile hızlı içerikler, çocukların odaklanma sürelerini kısaltıyor. Bu durum, sabır ve derin düşünme gerektiren okuma ile araştırma gibi temel öğrenme faaliyetlerini zorlaştırıyor.

Çevrimiçi riskler artıyor

Okullardaki yoğun ekran kullanımı sadece zihinsel değil, fiziksel sağlığı da olumsuz etkiliyor. Hareketsiz yaşamı tetikleyen bu durum, çocuklarda uzağı görememe (miyop) riskini ciddi şekilde artırıyor.

Sağlık sorunlarının yanı sıra, okul bilgisayarları üzerinden çocukların güvenli internet duvarlarını aşarak yaşlarına uygun olmayan zararlı içeriklere ve oyunlara erişebildiği görülüyor. Siber zorbalık ve dijital tehlikeler, okulun sağladı cihazlarda bile çocukları tehdit etmeye devam ediyor.

Veliler harekete geçiyor

Gelecek nesiller için endişelenen anne ve babalar, okullardaki ekran kullanımının sınırlandırılması için topluluklar kurarak yasal haklarını aramaya başladı. Los Angeles gibi bazı büyük bölgelerde okul içi ekran sürelerini sınırlayan kararlar alınsa da, genel bir değişim için zaman daralıyor.

Uzmanlar, çocukların bilgisayar kullanmayı öğrenmesini desteklemekle birlikte; okuma, yazma ve matematik gibi temel derslerin mutlaka kağıt ve kalemle işlenmesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

  •  

Meta doğruladı: Yapay zeka başka şirketin sistemine izinsiz sızdı!

Meta, en gelişmiş yapay zeka modellerinden Muse Spark 1.1'in siber güvenlik testi sırasında yanlış yapılandırılmış test ortamı nedeniyle başka bir şirkete ait sistemlere izinsiz erişim sağladığını açıkladı. Olayın test ortamındaki internet erişimi hatasından kaynaklandığı belirtildi.

  •  

Google'ın yapay zekasına Türk yönetici

Google'ın ana şirketi Alphabet'in Üst Yöneticisi (CEO) Sundar Pichai, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, Google DeepMind ekiplerindeki değişikliğe ilişkin açıklama yaptı.

Pichai, Google DeepMind'ın kurucularından Demis Hassabis'in Google DeepMind'ın yönetim kurulu başkanı ve Alphabet'in baş bilim insanı olarak görev yapacağını, aynı zamanda Isomorphic Labs'e liderlik etmeyi sürdüreceğini bildirdi.

Hassabis'in yeni görevinde zamanını ve odağını yapay genel zekanın ve bilimsel keşiflerin geleceğini şekillendirmeye ayıracağını belirten Pichai, bu çalışmanın Alphabet ve insanlık için büyük önem taşıdığını ifade etti.

Pichai, Google DeepMind'ın Teknoloji Direktörü ve Baş Yapay Zeka Mimarı Koray Kavukçuoğlu'nun ise Google DeepMind'ın kıdemli başkan yardımcılığı görevini üstleneceğini belirtti.

Kavukçuoğlu'nun model geliştirme süreçleri, öncü yapay zeka araştırmaları, Gemini uygulaması ve geliştirici ekiplerinden sorumlu olacağını aktaran Pichai, "Koray, 13 yıldır Google DeepMind'da ve alanında dünyaca tanınan bir uzman. Derin öğrenme ekibimizi kurdu ve WaveNet ile DQN gibi önemli atılımlara öncülük etti. Google DeepMind emin ellerde." ifadelerini kullandı.

  •  

Dünya genelinde yapay zeka devlerine boykot hareketleri başladı! ChatGPT ve Claude neden boykot ediliyor?

ChatGPT ve Claude gibi milyonlarca kişinin kullandığı popüler sohbet botları, askeri kullanım kaygıları ve devasa telif ihlalleri nedeniyle büyük bir güven krizinin ortasında. QuitGPT kampanyası etrafında birleşen kullanıcılar, teknoloji devlerini şeffaflığa ve insan denetimine çağırıyor. Tüketiciler yapay zeka şirketlerini, gerekli düzenlemeleri yapmaya zorlamak için en etkili yöntem olan boykotu tercih ediyor.
  •  

Erken yaşta sosyal medya kullanan çocuklar için kritik uyarı! Araştırma okul başarısındaki düşüşü ortaya koydu

Küçük yaşlarda sosyal medya ile tanışan çocukların akademik gelişimi üzerindeki etkileri yeniden gündemde. İtalya'da gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma, sosyal medya kullanım yaşının öğrencilerin bazı derslerdeki başarı düzeyiyle doğrudan bağlantılı olabileceğini ortaya koydu.
  •  

KOBİ'lere teknoloji kalkanı hazır

Muhasebeden siber güvenliğe pek çok alanda, kullandığın kadar ödediğin bulut tabanlı Türk girişimlerinin çözümleri çoğalıyor. Hepsi yapay zekâ ve bulut tabanlı teknolojiler kullanarak KOBİ’lerin daha verimli ve karlı çalışmasını sağlıyor.
  •  

Yapay Zekâ Çağında Enerji Yarışı Hızlanıyor

YAPAY ZEKÂ VE ENERJİ ARASINDAKİ İLİŞKİ YENİ DÖNEMİN EN KRİTİK BAŞLIĞI HALİNE GELİYOR Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı gelişim yalnızca dijital dönüşümü değil, enerji sektörünü de doğrudan etkileyen yeni bir dönemi beraberinde getiriyor. İş dünyasından kamu kurumlarına kadar birçok alanda yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, veri işleme kapasitesine duyulan ihtiyacı artırırken, bu büyümenin sürdürülebilmesi için güçlü enerji altyapısının gerekliliği her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda ülkelerin dijital rekabet gücünü belirleyecek temel unsurlardan biri, yapay zekâ yatırımları ile enerji altyapısını aynı strateji içinde yönetebilme kapasitesi olacak. EY tarafından yayımlanan "Karşılıklı Etkileşim" başlıklı rapor da bu dönüşümün iki yönlü ilerlediğine dikkat çekiyor. Raporda, yapay zekânın enerji sektöründe verimlilik, operasyonel yönetim ve sürdürülebilirlik açısından önemli fırsatlar sunduğu belirtilirken, yapay zekânın gelişimini sürdürebilmesi için de güvenilir, düşük karbonlu ve kesintisiz enerji altyapısına ihtiyaç duyduğu vurgulanıyor. Rapor, yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişkinin artık birbirinden bağımsız iki sektör olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor. Dijital ekonominin büyümesi enerji yatırımlarını hızlandırırken, enerji sektöründe yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması da üretimden dağıtıma kadar birçok alanda verimlilik artışı sağlıyor. Böylece iki alan birbirini besleyen stratejik bir ekosisteme dönüşüyor. Uzmanlara göre geçmişte dijitalleşme daha çok yazılım ve donanım yatırımları üzerinden değerlendirilirken, bugün veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacı nedeniyle elektrik üretim kapasitesi de dijital dönüşümün ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Bu durum, enerji planlamasını yalnızca elektrik üretimi açısından değil, dijital ekonominin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir konu haline getiriyor. VERİ MERKEZLERİNİN ENERJİ İHTİYACI HIZLA BÜYÜYOR Raporda dikkat çekilen en önemli başlıklardan biri, veri merkezlerinin küresel enerji tüketimindeki payının giderek artması oldu. Yapay zekâ uygulamalarının büyük veri işleme kapasitesine ihtiyaç duyması nedeniyle dünya genelinde yeni veri merkezi yatırımları hız kazanırken, buna bağlı olarak elektrik talebi de sürekli yükseliyor. Rapora göre günümüzde veri merkezleri küresel elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturuyor. Ancak bu oranın önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi bekleniyor. Yapay zekâ odaklı tipik bir veri merkezinin yaklaşık 100 bin hanenin elektrik tüketimine eşdeğer enerji kullandığı belirtilirken, inşası devam eden en büyük veri merkezlerinin bunun yaklaşık 20 katı enerji tüketebileceği öngörülüyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre küresel veri merkezi kapasitesi 2020-2025 döneminde yıllık ortalama yüzde 13 büyüyerek 60 gigavattan 114 gigavata ulaştı. Mevcut eğilimin sürmesi halinde 2030 yılına kadar toplam kurulu kapasitenin 226 gigavata çıkması bekleniyor. Bu büyüme, elektrik üretiminden iletim altyapısına kadar enerji sektöründe kapsamlı yatırımları zorunlu hale getiriyor. Veri merkezlerinin enerji ihtiyacındaki yıllık artışın yaklaşık yüzde 12 seviyesinde olduğu belirtilirken, yalnızca 2025-2030 döneminde küresel elektrik talebindeki artışın yaklaşık yüzde 7'sinin veri merkezlerinden kaynaklanabileceği ifade ediliyor. Daha uzun vadeli projeksiyonlarda ise bu oranın yüzde 9 seviyelerine ulaşabileceği öngörülüyor. Rapor, veri merkezi yatırımlarının yalnızca teknoloji sektörünü değil, ekonomik büyümeyi de desteklediğine dikkat çekiyor. Özellikle ABD'de yapay zekâ odaklı yatırımların iş yatırımları ve gayri safi yurt içi hasıla büyümesinin önemli itici güçlerinden biri haline geldiği belirtiliyor. BÜYÜK TEKNOLOJİ YATIRIMLARI ENERJİ PLANLAMASINI DEĞİŞTİRİYOR Yapay zekâ alanındaki küresel rekabet, teknoloji şirketlerinin yatırım planlarını da yeniden şekillendiriyor. Rapora göre dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri, üretken yapay zekânın çalışma hayatını ve ekonomik üretimi köklü biçimde değiştireceği beklentisiyle bu alana yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. 2020-2025 yılları arasında beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcamalarının yüzde 280'in üzerinde arttığı tahmin edilirken, bu yatırımların önemli bölümünü yeni veri merkezleri oluşturuyor. Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025-2030 döneminde yaklaşık 7 trilyon dolara ulaşabileceği ve dünya genelinde 2 binden fazla yeni veri merkezinin devreye alınabileceği öngörülüyor. 2025 yılı sonu itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 12 bin veri merkezinin faaliyet göstermesi beklenirken, bunların yaklaşık yüzde 45'inin ABD'de, yüzde 27'sinin ise Avrupa'da yer aldığı belirtiliyor. Bu tablo, yapay zekâ rekabetinin aynı zamanda enerji altyapısı yatırımları açısından da ülkeler arasında yeni bir yarış başlattığını gösteriyor. Uzmanlara göre veri merkezlerinin büyümesi yalnızca enerji üretim kapasitesini artırmayı gerektirmiyor. Elektrik iletim hatları, şebeke yatırımları, depolama sistemleri ve düşük karbonlu enerji kaynaklarına yönelik yatırımların da eş zamanlı olarak geliştirilmesi gerekiyor. Aksi halde yapay zekâ yatırımlarının büyüme hızı enerji altyapısındaki sınırlamalar nedeniyle yavaşlayabiliyor. JEOPOLİTİK RİSKLER VE ENERJİ GÜVENLİĞİ ÖNE ÇIKIYOR Raporda dikkat çekilen bir diğer başlık ise küresel belirsizlikler oldu. Veri merkezlerinin gelecekteki enerji ihtiyacına ilişkin projeksiyonların yalnızca teknolojik gelişmelere değil, jeopolitik gelişmelere de bağlı olduğu ifade ediliyor. Düşük karbonlu enerji üretim kapasitesi, elektrik şebekelerinin güçlendirilmesi, yapay zekâ çiplerinin üretimi ve kritik bileşenlere erişim gibi birçok faktörün veri merkezi yatırımlarını doğrudan etkilediği belirtiliyor. Özellikle son dönemde yaşanan jeopolitik gerilimlerin, çip üretimi ve veri depolama sistemlerine yönelik küresel tedarik zincirlerinde yeni belirsizlikler oluşturduğu değerlendiriliyor. Uzmanlara göre enerji güvenliği ile dijital güvenlik artık birbirinden ayrı değerlendirilemiyor. Yapay zekâ altyapısının kesintisiz çalışabilmesi için güvenilir enerji arzı kadar kritik teknolojilere erişimin de güvence altına alınması gerekiyor. AVRUPA'DA VERİ MERKEZİ YATIRIMLARI YENİ BÖLGELERE KAYIYOR Rapora göre Avrupa'nın veri merkezi ekosistemi de önemli bir dönüşüm sürecine giriyor. Geleneksel veri merkezi bölgelerinde arazi ve enerji kısıtlarının artması nedeniyle yatırımcıların yeni lokasyonlara yöneldiği belirtiliyor. Şebeke kapasitesi yüksek, enerji maliyetleri daha düşük ve uygun arazi imkânı sunan bölgelerin önümüzdeki yıllarda daha fazla yatırım çekmesi bekleniyor. Özellikle makine öğrenmesi uygulamalarını destekleyen büyük ölçekli veri merkezlerinde kullanıcıya yakın olmaktan çok enerji maliyetlerinin belirleyici hale geldiği ifade ediliyor. Raporda Orta Avrupa'nın bu dönüşümden en fazla yararlanabilecek bölgeler arasında bulunduğu belirtiliyor. Bölgenin enerji üretiminin yaklaşık yüzde 65'inin yenilenebilir enerji, hidroelektrik ve nükleer enerji gibi düşük karbonlu kaynaklardan sağlanmasının önemli avantaj oluşturduğu ifade ediliyor. 2035 yılına kadar veri merkezlerinin bazı Avrupa ülkelerinde ulusal elektrik talebinin önemli bölümünü oluşturabileceği öngörülüyor. Norveç'te veri merkezlerinin toplam elektrik tüketimindeki payının yaklaşık yüzde 9'a, Danimarka'da yüzde 13'e, İsveç'te ise yüzde 8'in üzerine çıkabileceği tahmin ediliyor. EY Türkiye Enerji Sektör Lideri ve EY-Parthenon Şirket Ortağı Cem Çamlı da yapay zekânın yalnızca dijital dönüşümün değil, enerji dönüşümünün de temel belirleyicilerinden biri haline geldiğini belirtiyor. Çamlı, sektörler arasında koordinasyonu erken sağlayan, altyapı planlamasını uyumlu hale getiren ve yönetişim modellerini güncelleyen enerji şirketlerinin yapay zekânın sağladığı verimlilikten daha güçlü şekilde yararlanacağını ifade ediyor. Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda ülkelerin ve şirketlerin rekabet gücü; güvenilir enerji altyapısı, dijital yetkinlikler ve sürdürülebilirlik hedeflerini aynı strateji altında birleştirebilme becerisine bağlı olacak. Yapay zekâ yatırımlarının başarısının yalnızca işlem kapasitesiyle değil, bu dönüşümü destekleyecek enerji ekosisteminin gücüyle de şekilleneceği değerlendiriliyor.

  •  

Yapay zeka destekli dolandırıcılıkta yeni dönem

Uzmanlar, klasik güvenlik önlemlerinin yetersiz kalabildiğine dikkat çekerek, hem kurumların hem de bireylerin dijital güvenlik konusunda daha bilinçli hareket etmesi gerektiğini belirtiyor. Dijital dönüşüm, iş dünyasında operasyonel süreçleri hızlandırırken siber suçluların kullandığı yöntemler de her geçen gün daha gelişmiş hale geliyor. Özellikle üretken yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte ses klonlama, deepfake videolar, yapay zekâ ile hazırlanan oltalama e-postaları (AI phishing), sahte QR kodlar ve IBAN değiştirme girişimleri dijital dolandırıcılıkta yeni bir dönemin kapısını araladı. IBM X-Force, Verizon Data Breach Investigations Report (DBIR) ve Deloitte tarafından yayımlanan uluslararası araştırmalar da yapay zekâ destekli siber saldırıların son iki yılda önemli ölçüde arttığını ortaya koyuyor. Siber güvenlik uzmanları, üretken yapay zekâ araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte saldırıların artık çok daha kişiselleştirilmiş ve hedef odaklı gerçekleştirildiğini, bu nedenle klasik güvenlik reflekslerinin yetersiz kalabildiğini belirtiyor. ŞİRKETLER KADAR BİREYLER DE RİSK ALTINDA Uzmanlara göre yapay zekâ destekli dolandırıcılık yalnızca büyük şirketleri hedef almıyor. Bankacılık işlemleri, e-ticaret ödemeleri, sosyal medya hesapları ve mobil bankacılık uygulamalarını kullanan bireyler de bu saldırıların hedefi haline geliyor. Özellikle aile bireylerinin veya yakınların sesi taklit edilerek acil para talebinde bulunulması, sahte yatırım teklifleri ve kargo bildirimi görünümündeki mesajlar son dönemde en sık kullanılan yöntemler arasında yer alıyor. Dolandırıcıların yapay zekâ sayesinde kişilerin sosyal medya hesaplarından topladıkları bilgilerle güven veren senaryolar oluşturabildiği belirtilirken, uzmanlar bilinmeyen bağlantılara tıklanmaması, kişisel bilgilerin paylaşılmaması ve ödeme taleplerinin mutlaka ikinci bir iletişim kanalı üzerinden doğrulanması gerektiğini vurguluyor. "ARTIK SALDIRILAR SİSTEMİ DEĞİL, İNSANI HEDEF ALIYOR" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, dijital dolandırıcılığın artık yalnızca bilgi işlem birimlerinin değil, şirket yönetimlerinin de öncelikli gündem maddelerinden biri haline geldiğini söyledi. Eskiden siber saldırıların daha çok teknik altyapıyı hedef aldığını belirten Çiftçi, günümüzde ise güven ilişkisini istismar eden çok daha karmaşık yöntemlerle karşı karşıya olunduğunu ifade etti. Çiftçi, "Bugün birkaç saniyelik bir ses kaydıyla şirket yöneticisinin sesi klonlanabiliyor. Çalışanlara gerçekmiş gibi görünen ödeme talimatları gönderilebiliyor ya da tedarik zincirindeki ödeme süreçleri manipüle edilebiliyor. Risk artık yalnızca teknolojik değil; operasyonel, finansal ve itibari boyut da taşıyor." dedi. YAPAY ZEKÂ DOLANDIRICILIĞI DAHA İNANDIRICI HALE GETİRİYOR Dolandırıcılık girişimlerinin artık çok daha hedef odaklı hazırlandığını belirten Çiftçi, saldırganların şirketlerin internet siteleri, sosyal medya hesapları ve kamuya açık bilgilerini analiz ederek gerçekçi senaryolar oluşturabildiğini söyledi. Muhasebe birimine gönderilen bir ödeme talimatının şirket yöneticisinden gelmiş gibi görünebildiğini ifade eden Çiftçi, tedarikçiden gönderilmiş izlenimi veren IBAN değişikliği mesajları veya ses kayıtlarının çalışanlar tarafından kolaylıkla gerçek sanılabildiğini belirtti. Yapay zekânın yalnızca saldırıları daha ikna edici hale getirmediğini, aynı zamanda tespit edilmelerini de zorlaştırdığını vurgulayan Çiftçi, özellikle finans, sağlık, üretim, lojistik ve perakende gibi yoğun dijital işlem yapılan sektörlerde risk seviyesinin her geçen gün arttığını kaydetti. ŞİRKETLER GÜVENLİK POLİTİKALARINI GÜNCELLİYOR Yapay zekâ kaynaklı tehditlerin artmasıyla birlikte şirketlerin de siber güvenlik politikalarını yeniden şekillendirdiği belirtiliyor. Birçok kurum, kritik finansal işlemlerde çok aşamalı doğrulama sistemlerine geçerken, çalışanlara düzenli siber güvenlik eğitimleri veriyor. Özellikle muhasebe, insan kaynakları ve satın alma birimlerinde görev yapan çalışanların yapay zekâ destekli dolandırıcılık yöntemleri konusunda bilinçlendirilmesi, saldırıların önlenmesinde önemli rol oynuyor. Uzmanlar, yalnızca güvenlik yazılımlarına yatırım yapmanın yeterli olmadığını, kurum kültürünün de siber güvenliği merkeze alan bir anlayışla oluşturulması gerektiğini ifade ediyor. SİBER SİGORTALARDA YENİ İHTİYAÇLAR ORTAYA ÇIKIYOR Yapay zekâ destekli dolandırıcılık yöntemlerinin yaygınlaşması, siber sigorta alanında da yeni çözümleri gündeme getiriyor. Çiftçi, veri ihlalleri, fidye yazılımları, dijital varlık kayıpları ve iş durmasına karşı geliştirilen siber sigorta poliçelerinin önemli koruma sağladığını ancak yapay zekâ kaynaklı yeni saldırı yöntemleri nedeniyle teminat kapsamlarının da yeniden şekillendiğini söyledi. Ses klonlama, deepfake teknolojileri, algoritmik manipülasyonlar ve sosyal mühendislik saldırılarının önümüzdeki dönemde sigorta sektöründe yeni ürün ve teminatların geliştirilmesini zorunlu kılacağını belirten Çiftçi, her kurumun faaliyet alanına göre farklı risklerle karşı karşıya olduğunu ve bu nedenle standart poliçelerin her zaman yeterli koruma sağlamayabileceğini ifade etti. EN GÜÇLÜ SAVUNMA BİLİNÇLİ ÇALIŞANLAR Dijital dolandırıcılıkla mücadelede insan faktörünün hâlâ en önemli savunma mekanizması olduğunu vurgulayan Çiftçi, teknolojik yatırımlar kadar çalışan eğitimlerinin de kritik önem taşıdığını belirtti. Çiftçi, çalışanların düzenli siber güvenlik farkındalık eğitimlerinden geçirilmesi, ödeme süreçlerinde çift doğrulama sistemlerinin uygulanması ve kritik finansal işlemlerin farklı iletişim kanalları üzerinden mutlaka teyit edilmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle telefonla iletilen ödeme talimatlarının, ses kayıtlarının veya elektronik posta mesajlarının tek başına yeterli kabul edilmemesi gerektiğini belirten Çiftçi, insan denetiminin finansal süreçlerden çıkarılmamasının önemine dikkat çekti. QR KOD VE IBAN DEĞİŞİKLİĞİ TALEPLERİNE KARŞI UYARI Son dönemde sahte QR kodlar ve IBAN manipülasyonlarının da önemli dolandırıcılık yöntemleri arasında yer aldığını belirten Çiftçi, vatandaşların ödeme yapmadan önce QR kodun kaynağını mutlaka doğrulaması gerektiğini söyledi. IBAN değişikliği taleplerinin yalnızca e-posta veya mesajla gelmesi halinde işlem yapılmaması gerektiğini vurgulayan Çiftçi, bu tür taleplerin mutlaka telefonla veya farklı bir iletişim kanalı üzerinden doğrulanmasını önerdi. Yapay zekâ ile oluşturulmuş ses veya görüntü kayıtlarına koşulsuz güven duyulmaması gerektiğini belirten Çiftçi, özellikle üst düzey yöneticilerin kimliklerini taklit eden saldırıların önümüzdeki yıllarda daha da artmasının beklendiğini ifade etti.

  •  

Türkiye'de her 10 kişiden 9'u internette

Türkiye İstatistik Kurumunca yapılan "Hane Halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması-2026"nın sonuçları açıklandı.

Araştırmaya göre, bu yıl ülkede internet kullanım oranı 16-74 yaş grubundakilerde yüzde 92,3 oldu. Bu oran, geçen yıl yüzde 90,9 olarak kayıtlara geçmişti. İnternet kullanım oranı, bu yaş grubundaki erkeklerde yüzde 94,8, kadınlarda yüzde 89,9 olarak kaydedildi.

İnternet üzerinden kamu hizmetlerinden yararlananların oranı yüzde 76 oldu

Son bir yıl içinde özel amaçla resmi makamların internet sitelerini ve uygulamalarını kullanan, internet üzerinden kamu hizmetlerinden yararlananların oranı yüzde 76 olarak belirlendi. Bu oran, erkeklerde yüzde 82,7 iken kadınlarda yüzde 69,4 olarak gerçekleşti.

e-Devlet hizmetlerini kullanan bireylerin oranı yaş grubuna göre incelendiğinde, bu oranın en yüksek yüzde 93 ile 25-34 yaş grubunda, en düşük yüzde 31,3 ile 65-74 yaş grubunda olduğu görüldü.

Bireylerin e-Devlet hizmetlerini kullanım amaçları arasında yüzde 65,6 ile resmi makamlar veya kamu hizmetleri tarafından kendisi hakkında saklanan kişisel bilgilere erişme, ilk sırayı aldı. Bunu, yüzde 52,6 ile kamu kurumlarından veya kamu hizmetlerinden bir randevu alma veya rezervasyon yaptırma ve yüzde 45,7 ile kamu kuruluşlarına ait internet sitelerinden bilgi edinme takip etti.

2025 yılında yüzde 55,7 olan internet üzerinden özel kullanım amacıyla mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme (e-ticaret) oranı, bu yıl yüzde 60'a çıktı. Mal, hizmet satın alma ya da sipariş verme oranı erkeklerde yüzde 63,4, kadınlarda yüzde 56,6 olarak gerçekleşti. Bu oran, en son mal, hizmet satın alma ya da sipariş verme zamanlarına göre incelendiğinde, bireylerin yüzde 48,3'ünün son 3 ayda mal veya hizmet satın aldığı ya da sipariş verdiği belirlendi.

İnternet üzerinden son 3 ayda eğitim, mesleki veya özel amaçlar için öğrenme faaliyeti gerçekleştirenlerin oranı, bu yıl geçen yıla kıyasla 5,2 puan artarak yüzde 22,9 oldu. Bu oranın, erkekler için yüzde 22,4, kadınlar için yüzde 23,5 olduğu tespit edildi.

Bireylerin yüzde 90'ı WhatsApp kullandı

En fazla kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları, yüzde 90 ile WhatsApp, yüzde 77,6 ile YouTube ve yüzde 71,1 ile Instagram olarak kayıtlara geçti. Erkeklerin en fazla yüzde 92,5 ile WhatsApp, yüzde 80,1 ile YouTube ve yüzde 71,9 ile Instagram, kadınların yüzde 87,6 ile WhatsApp, yüzde 75 ile YouTube ve yüzde 70,2 ile Instagram uygulamalarını kullandığı belirlendi.

İnternet kullanan bireylerin kullandığı internete bağlı sistem ve cihaz türlerinin sırasıyla yüzde 62 ile internet bağlantılı TV, yüzde 18,6 ile "robot süpürgeler, buzdolapları, fırınlar, kahve makineleri gibi internete bağlı ev aletleri" ve yüzde 16,7 ile "akıllı saat, internet bağlantılı spor/direnç bandı, gözlük veya kulaklıklar, güvenlik takip cihazları, internet bağlantılı aksesuarlar, internet bağlantılı giysi veya ayakkabılar" olduğu görüldü.

Son 3 ay içinde internet kullanan bireylerin cep telefonu, akıllı telefon, tablet, dizüstü veya masaüstü bilgisayar satın aldığında önemli bulduğu özelliklerin sırasıyla yüzde 89,3 ile fiyat, yüzde 74,7 ile donanım özellikleri, yüzde 69,9 ile cihazın enerji verimliliği, yüzde 69,5 ile marka, tasarım veya boyut olduğu tespit edildi.

  •  

Yapay zeka modelleri kontrolden çıktı: Sahte kimlik üretmeye başladılar

İngiliz Yapay Zeka Güvenlik Enstitüsü'nün güvenlik filtrelerini esneterek gerçekleştirdiği testlerde, yapay zeka modellerinin onaylanmamış görevler için insanları kandırma taktiklerine başvurduğu belirlendi.

Test sürecinde Anthropic’in Mythos 5 ve OpenAI’ın GPT-5.6-Sol modellerinin, internet üzerinde izinsiz ve otonom eylemler yürüttüğü görüldü.

  • SAHTE KİMLİKLER ÜRETTİLER

Gerçekleştirilen 122 testin 10'unda sınırları aşan sistemlerden Anthropic modelinin, açık kaynaklı bir projeye zararlı kod eklemek amacıyla sahte kimlikler ürettiği saptandı.

Modelin insanları zararlı kodları çalıştırmaya ikna etmeye çalıştığı ve engellendiğinde yeni bir kimliğe geçmeyi düşündüğü kaydedildi.

Ekran Görüntüsü 2026 08 05 201759

  • ŞİRKETLERDEN AÇIKLAMA GELDİ

Anthropic yetkilileri, modellerin güvenlik önlemlerinin bilinçli olarak kaldırıldığı esnek koşullarda test edildiğini ve güvenli ortamdan bir kaçış olmadığını ifade etti.

OpenAI ise test ortamının dışına çıkılan iki izinsiz olayı doğrulayarak riskli değerlendirmelerin güvenli şekilde yürütülmesi adına sektör genelinde çalışmayı sürdüreceğini bildirdi.

Uzmanlar, yapay zekanın hızla yayılan kontrolsüz gelişimine karşı hükümetlerin yeni düzenlemeler yapması gerektiğini söylüyor.

  •  

Samsung’dan sporculara özel yeni Galaxy Buds geliyor

Samsung’un spor ve koşu sırasında kullanılmak üzere kulak kancalı yeni bir kablosuz kulaklık geliştirdiği ortaya çıktı. Sızdırılan çizimler, şirketin alışılmış Galaxy Buds tasarımından farklı bir modele hazırlandığını gösteriyor.

  •  

Sam Altman, OpenAI ajanlarının şirketleri hacklemesi üzerine milletvekilleriyle buluştu: Gelişim hızının yavaşlatılması gündemde

OpenAI'ın güvenlik testi sırasında kontrolden çıkan yapay zeka sisteminin dış platformlardaki hesaplara erişmesi Washington'ı harekete geçirdi. CEO Sam Altman Senato’da üst düzey temaslarda bulunurken, ABD Başkanı Donald Trump yapay zeka alanında yeni kontrol adımlarının değerlendirildiğini açıkladı.
  •  

OpenAI 100 bin akademisyene ücretsiz GPT-5.6 erişimi sunacak

OpenAI, akademik araştırmalarda yapay zeka kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla 'ChatGPT for Academic Researchers' programını duyurdu. Bu yaz 10 bin akademisyenle başlayıp 2027 sonuna kadar 100 bin kişiye ulaşması hedeflenen program kapsamında, bilimsel çalışmalara 250 milyon dolardan fazla kaynak aktarılacak.
  •  

TCL Electronics, monitör serisini Türkiye'ye taşıdı: Oyun ve üretkenlikte yeni dönem başlıyor!

Tüketici elektroniğinin küresel liderlerinden ve dünyanın önde gelen Mini LED ve ultra büyük ekran televizyon markalarından TCL, 2026 monitör portföyünü tanıtarak Türkiye monitör pazarına giriş yaptığını duyurdu.
 
Yeni ürün serisi, TCL'in panel geliştirme, QLED renk teknolojisi, Mini LED arka aydınlatma kontrolü ve görüntü kalitesi işleme alanlarındaki deneyimini monitör segmentine taşıyor. Seride amiral gemisi QD-Mini LED monitörler, üst düzey OLED ekranlar, profesyonel Mini LED e-spor modelleri ve daha erişilebilir fiyatlı yüksek yenileme hızına sahip oyuncu monitörleri bulunuyor. TCL'in monitör stratejisi yalnızca yenileme hızına odaklanmak yerine, oyun performansını gelişmiş görüntü kalitesiyle bir araya getiriyor. Portföyde hassas karartma bölgeleri, yüksek tepe parlaklığı, geniş renk gamı, çift çözünürlük ve yenileme hızı modları, düşük tepki süresi ve hareketli görüntülerde netliği artıran özel işleme teknolojileri kullanılıyor.
 
Konuyla ilgili açıklama yapan TCL Electronics Türkiye, Kafkasya & Levant Bölgesi Genel Müdürü Timo Xu, “Türkiye, ekran teknolojilerinden yüksek beklentilere sahip oyunseverler, teknoloji meraklıları ve içerik üreticilerinden oluşan güçlü bir kullanıcı kitlesine sahip. Monitör portföyümüzle TCL'in daha canlı renkler ve daha derin siyahlar sunan QD-Mini LED ekran teknolojilerindeki kapsamlı deneyimini yüksek ekran yenileme hızı, güçlü performans ve HDR ile bir araya getiren ürünler sunuyoruz." dedi.
 
TCL'in Türkiye'deki monitör portföyü farklı ihtiyaçlara hitap eden modellerden oluşuyor. Amiral gemisi QD-Mini LED monitör olan 27 inç C2A Pro, üstün ayrıntı ve renk doğruluğuyla dikkat çekiyor. 27 inç P3A Pro QD-Mini LED modeli, hızlı tempolu e-spor deneyimi vadediyor. TCL ayrıca üst düzey kontrast sunan 31,5 inç 32X3A OLED monitörü de kullanıcılarla buluşturuyor. Temel seviyede oyunlar içinse 32, 27 ve 25 inçlik 32/27 G64 ile 25G64 monitörleri tüketicilerle buluşuyor. 24,5 inç 25G54 ve 24G54 modeller de genel oyun ve günlük kullanım için tasarlandı. TCL'in geniş monitör portföyü içinde öne çıkan bazı modeller şunlar:
 
27C2A PRO: HASSAS YEREL KARARTMA BÖLGESİNE SAHİP AMİRAL GEMİSİ QD-MİNİ LED MONİTÖR
TCL'in Türkiye'de satışa sunduğu ürün gamının amiral gemisi QD-Mini LED monitörü olan 27C2A Pro, yüksek görüntü performansını hem oyun hem de profesyonel kullanım için geliştirilen bağlantı özellikleriyle buluşturuyor. 27 inç ekranı, 2.304 bağımsız yerel karartma alanı ve 2.000 nit'e ulaşan tepe parlaklığıyla dikkat çeken monitör, DCI-P3 renk uzayının yüzde 98'ini ve sRGB'nin yüzde 99'unu kapsarken, 2'nin altındaki Delta E değeriyle yüksek renk doğruluğu sunuyor.
 
Çift görüntü modu sayesinde kullanıcılar ihtiyaçlarına göre 160 Hz'de UHD veya 320 Hz'e kadar FHD çözünürlüğü tercih edebiliyor. Monitörde ayrıca 1 ms GtG tepki süresi, Tmoc Motion Clarity, MPRT Plus ve OverDrive Pro teknolojileri yer alıyor. 90 W'a kadar Güç Dağıtımı destekli USB Type-C bağlantısı, uyumlu dizüstü bilgisayarlara tek bir kablo üzerinden görüntü, veri aktarımı ve şarj imkânı tanıyor. Entegre KVM özelliği ile kullanıcılar aynı klavye ve fareyle birden fazla bağlı cihazı kontrol edebiliyor. Modelde ayrıca 5 W gücünde iki hoparlör bulunuyor.
 
27P3A PRO: YÜKSEK ÇÖZÜNÜRLÜKLÜ E-SPOR DENEYİMİ İÇİN QD-MİNİ LED
27P3A Pro, HDR görüntü kalitesinden ödün vermeden yüksek yenileme hızı isteyen oyuncular için tasarlandı. 27 inç QHD ekran; 1.196 bağımsız yerel karartma alanına sahip QD-Mini LED teknolojisi, 1.200 nit'e ulaşan tepe parlaklığı, QLED renk teknolojisi ve DCI-P3 renk uzayının yüzde 98'ini kapsayan geniş renk performansıyla öne çıkıyor. 320 Hz'e varan yenileme hızı, özellikle hızlı tempolu oyunlarda daha akıcı hareketler ve daha kesintisiz bir görüntü deneyimi sağlıyor. Monitörde ayrıca 1 ms GtG tepki süresi, MPRT Plus, OverDrive Pro ve Tmoc Motion Clarity teknolojileri yer alıyor. İki adet HDMI 2.1 bağlantısı güncel oyun cihazlarını desteklerken, ayarlanabilir stant yükseklik ve dönüş ayarı yapılmasına olanak tanıyor. Kompakt altıgen tabanı ise oyuncu ekipmanları için masada daha fazla alan bırakacak şekilde tasarlandı.
 
27G64: QD-MİNİ LED PERFORMANSINI DAHA FAZLA OYUNCUYLA BULUŞTURUYOR
TCL'in Türkiye pazarı için geliştirdiği genel oyuncu monitörlerinden biri olan 27G64, performanstan ödün vermeden üst düzey ekran teknolojilerini daha erişilebilir hale getiren Fast HVA panele sahip. 27 inç monitör; QHD çözünürlük, 180 Hz yenileme hızı ve 1 ms GtG tepki süresini bir araya getirerek hem rekabetçi hem de sürükleyici oyun deneyimlerinde akıcı oyun performansı ve net görüntüler sunuyor.
 
TCL'in yerel karartma bölgesine sahip QD Mini LED teknolojisiyle donatılan 27G64, HDR600 tepe parlaklığı, 7000:1 doğal kontrast oranı ve yüzde 97 DCI-P3 renk gamı kapsamıyla daha zengin renkler, daha derin siyahlar ve hem aydınlık hem de karanlık sahnelerde daha fazla ayrıntıyla öne çıkıyor. AMD FreeSync desteği ve G-Sync uyumluluğu, ekran yırtılmasını ve takılmaları azaltmaya yardımcı olurken, HDMI 2.1 ve DisplayPort 1.4 bağlantıları ile en yeni oyun bilgisayarları ve oyun konsollarını destekleniyor. TÜV sertifikalı göz koruma teknolojisi ve TCL Demura görüntü optimizasyonu ise izleme konforunu daha da artırıyor. Bu özellikleriyle 27G64, erişilebilir bir fiyat seviyesinde üst düzey görüntü kalitesi arayan oyuncular ve günlük kullanıcılar için ideal bir seçenek olarak dikkat çekiyor.
 
TCL QD-MİNİ LED: OYUNU YENİDEN KEŞFET
TCL'in monitör portföyü, oyuncu monitörlerindeki daha geniş kapsamlı dönüşümü yansıtıyor. Yenileme hızı ve tepki süresi önemini korurken, kullanıcılar artık daha güçlü HDR performansı, doğru renkler, daha yüksek kontrast ve hem aydınlık hem de karanlık sahnelerde daha iyi görünürlük bekliyor. QD-Mini LED, kuantum nokta renk teknolojisini Mini LED arka aydınlatmayla bir araya getiriyor. Daha fazla sayıda ve daha küçük LED ile bağımsız olarak kontrol edilen yerel karartma bölgeleri sayesinde monitör, görüntünün farklı bölümlerindeki parlaklığı daha hassas şekilde yönetebiliyor. Bu sayede parlak alanların etkisi artıyor, siyah seviyeleri daha iyi kontrol ediliyor ve gölge ayrıntıları daha belirgin hâle geliyor. Böylece geleneksel arka aydınlatmalı monitörlerde kaybolabilecek görsel ayrıntılar görünür hâle geliyor. Kuantum nokta teknolojisi renk üretimini geliştirirken, TCL'in görüntü işleme ve hareket netliği teknolojileri hem sürükleyici hem de rekabetçi oyun deneyimlerini destekliyor.
 

  •  

Türk Telekom Prime Açık Hava Sinemaları ile yıldızların altında sinema keyfi başlıyor

30 Temmuz'da başlayacak Türk Telekom Prime Açık Hava Sineması etkinlikleri; Samsun, Rize, Trabzon ve Bozcaada'da sinemaseverlerle buluşacak. Film gösterimleri öncesinde düzenlenecek yarışmalar, sürpriz hediyeler ve deneyim alanlarıyla katılımcılar yaz akşamlarının tadını Türk Telekom Prime ayrıcalıklarıyla çıkaracak.

Türk Telekom'un müşterilerinin hayatına değer katan; bol GB'lı mobil tarifeler ve yüksek hızlı ev internetinin yanı sıra seyahatten eğlenceye, marketten e-ticaret alışverişine kadar birçok alanda ayrıcalıklar sunan markası Türk Telekom Prime'ın bir yaz klasiği haline gelen Açık Hava Sineması etkinlikleri, 30 Temmuz-8 Ağustos tarihleri arasında Samsun, Rize, Trabzon ve Bozcaada'da sinemaseverlerle buluşacak.  Açık havada sinema keyfini eğlenceli deneyimlerle buluşturacak etkinlikler, 30-31 Temmuz'da Samsun Batıpark'ta, 1-2 Ağustos'ta Rize 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı'nda, 3-4 Ağustos'ta Trabzon Atatürk Meydanı'nda ve 7-8 Ağustos'ta Bozcaada Cumhuriyet Meydanı'nda gerçekleştirilecek.

Yaz akşamlarının keyfi Türk Telekom Prime ile yaşanıyor

Türk Telekom Prime Açık Hava Sineması etkinliklerinde ziyaretçileri film gösterimlerinin ötesinde dopdolu bir festival atmosferi bekliyor. Etkinlik alanında kurulacak Türk Telekom Prime çadırında katılımcılar festival makyajı ve saç örgüsü aktivitelerine katılabilecek, sunucu eşliğinde Türk Telekom Prime sosyal medya hesabını takip eden ziyaretçiler ödüllü çark etkinliğine katılarak çeşitli sürpriz hediyeler kazanabilecek. 5G deneyim alanında yer alacak refleks duvarında belirlenen sürenin altında parkuru tamamlayan katılımcılar çeşitli promosyon hediyelerin sahibi olacak.

Film gösterimleri öncesinde sunucu eşliğinde gerçekleştirilecek bilgi yarışması ve karaoke yarışmasıyla katılımcılar hem eğlenecek hem de çeşitli ödüller kazanacak. Etkinlik boyunca sinemaseverlere patlamış mısır ve soğuk içecek ikram edilecek. Etkinliğe katılan ziyaretçilere ayrıca bu organizasyona özel hazırlanan hatıra sinema biletleri dağıtılacak. Gösterim programında ilk gün, 61. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerini kazanan; 12. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda da En İyi Film seçilen yerli yapım “Mukadderat”, ikinci gün ise Disney'in heyecanla takip edilen animasyon filmi "Zootropolis 2" sinemaseverlerle buluşacak.

Etkinlik takvimi ve gösterimler şöyle;

30-31 Temmuz: Samsun (Batıpark) – Mukadderat / Zootropolis 2

1-2 Ağustos: Rize (15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı) – Mukadderat / Zootropolis 2

3-4 Ağustos: Trabzon (Atatürk Meydanı) – Mukadderat / Zootropolis 2

7-8 Ağustos: Bozcaada (Cumhuriyet Meydanı) – Mukadderat / Zootropolis 2

  •  

Yerli dil modeli 'BİLGE' kullanıma açılıyor

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, "Yapay zeka modellerinin toplumumuzun hafızasını, değer dünyasını ve dilimizin zenginliğini yansıtması; teknolojik bağımsızlığımız için de büyük önem taşıyor. Bu doğrultuda, TÜBİTAK tarafından 37 milyar parametreyle geliştirilmiş 'BİLGE' dil modelimizi yakın zamanda geliştiricilerin kullanımına açacağız" dedi.

  •  

Türk pilotlar ağustosta İngiltere'de Eurofighter eğitimine başlıyor

Türkiye'nin Eurofighter Typhoon savaş uçaklarını envantere katma sürecinde eğitim safhası resmen başlıyor.

Millî Savunma Bakanlığı'nın haftalık bilgilendirme toplantısında yapılan açıklamaya göre, Eurofighter tedarik programı kapsamında ilk grup Türk uçucu personelin Ağustos 2026 içerisinde Birleşik Krallık'a gönderilmesi planlanıyor. Personelin, İngiltere'ye ulaşmasının ardından kısa süre içinde uçuş eğitimlerine başlaması hedefleniyor.

Bu adım, yalnızca uçakların teslimatına değil, aynı zamanda Türk Hava Kuvvetleri'nin yeni platforma operasyonel olarak hazırlanmasına yönelik en önemli aşamalardan biri olarak değerlendiriliyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Pilotların ardından bakım personeli de eğitilecek

MSB kaynakları, imzalanan eğitim ve destek sözleşmesi kapsamında yalnızca pilotların değil, bakım ve teknik personelin de kademeli olarak Birleşik Krallık'a gönderileceğini belirtti.

Yıllara yayılan plan doğrultusunda Türkiye'den gönderilecek personel, Eurofighter Typhoon'un uçuş, bakım, lojistik ve teknik destek süreçlerinde görev alacak. Böylece uçakların hizmete girmesiyle birlikte gerekli insan kaynağının da hazır hale getirilmesi amaçlanıyor.

Mart ayında eğitim ve destek anlaşması imzalanmıştı

Bugünkü gelişme, Mart 2026'da Türkiye ile Birleşik Krallık arasında imzalanan kapsamlı eğitim ve destek anlaşmasının uygulama sürecine geçildiğini gösteriyor.

İngiltere Savunma Bakanlığı'nın açıklamasına göre söz konusu anlaşma, Türk pilotlarının ve yer personelinin İngiltere'de eğitilmesini, uzun vadeli bakım ve lojistik desteğini kapsıyor. Anlaşma, Ekim 2025'te imzalanan Eurofighter satış sözleşmesinin ikinci önemli ayağını oluşturuyor.

Independent Mortgage 3

20 uçaklık ilk paket için hazırlık sürüyor

Türkiye ile Birleşik Krallık arasında 2025 yılında imzalanan yaklaşık 8 milyar sterlin değerindeki anlaşma kapsamında ilk etapta 20 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağının tedarik edilmesi kararlaştırılmıştı. Eğitim faaliyetlerinin başlamasıyla birlikte teslimat öncesindeki operasyonel hazırlık süreci de hız kazanmış oldu.

Savunma uzmanları, pilot ve teknik personelin eğitimine erken başlanmasının, uçakların teslim edilmesinin ardından Türk Hava Kuvvetleri'nin sistemi daha kısa sürede aktif olarak kullanabilmesine imkân sağlayacağını değerlendiriyor.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Türkiye-İngiltere savunma iş birliği derinleşiyor

Eurofighter programı, son dönemde Ankara ile Londra arasında hızla gelişen savunma sanayi iş birliğinin en önemli projeleri arasında yer alıyor.

Pilot eğitimlerinin başlamasıyla birlikte iki ülke arasındaki teknik iş birliğinin daha da güçlenmesi beklenirken, programın ilerleyen safhalarında ilave eğitim faaliyetleri, bakım desteği ve ortak teknik çalışmaların da devam edeceği ifade ediliyor. Böylece Türkiye, yeni nesil hava gücü kapasitesini oluştururken, Eurofighter Typhoon filosunun etkin şekilde kullanılmasına yönelik hazırlıklarını da eş zamanlı olarak sürdürüyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

  •  

Teşvik verilen elektrikli otomobil listesine bir marka daha girdi

İngiltere hükümetinin karbon emisyonlarını azaltmak ve elektrikli otomobillere geçişi hızlandırmak amacıyla yeniden hayata geçirdiği elektrikli araç teşvik programı genişlemeye devam ediyor. Son olarak Fiat'ın tamamen elektrikli modeli 500e, devletin sağladığı 3.750 sterlinlik Elektrikli Araç Hibesi (Electric Car Grant) kapsamına alındı.

Destekle birlikte Fiat 500e Icon versiyonunun başlangıç fiyatı 17.245 sterline kadar düştü. Böylece model, İngiltere pazarındaki en uygun fiyatlı yeni elektrikli otomobiller arasında yerini aldı.

Fiat yetkilileri, güncellenen fiyatların tüm yetkili bayilerde geçerli olduğunu ve siparişlerin alınmaya başlandığını açıkladı. İlk teslimatların ise önümüzdeki haftalarda müşterilere ulaştırılması planlanıyor.

Istikbal 860X450 Pxl

İki farklı batarya seçeneği sunuluyor

Fiat 500e, farklı kullanım ihtiyaçlarına hitap eden iki batarya seçeneğiyle satışa sunuluyor.

Giriş seviyesindeki 24 kWh bataryaya sahip versiyon, tek şarjla yaklaşık 118 mil (190 kilometre) menzil sunuyor. Daha uzun yol yapmak isteyen kullanıcılar ise 42 kWh bataryalı modeli tercih edebiliyor. Bu versiyon ise 202 mile (325 kilometre) kadar sürüş mesafesi sağlayabiliyor.

Her iki model de hızlı şarj desteğine sahip. Uygun hızlı şarj istasyonlarında bataryanın büyük bölümü yaklaşık yarım saat içinde doldurulabiliyor. Bu özellik özellikle şehir yaşamında ve günlük kullanımda önemli bir avantaj sağlıyor.

Independent Mortgage 3

Şehir otomobili olarak öne çıkıyor

Retro tasarım çizgilerini modern teknolojiyle birleştiren Fiat 500e, özellikle dar şehir sokakları ve yoğun trafik koşulları için geliştirilen kompakt yapısıyla dikkat çekiyor.

Elektrikli motorun sessiz çalışması, düşük işletme maliyeti ve bakım masraflarının içten yanmalı otomobillere göre daha düşük olması da modeli ilk kez elektrikli otomobil satın almayı düşünen sürücüler için cazip hale getiriyor.

Araçta dijital gösterge paneli, dokunmatik multimedya sistemi, Apple CarPlay ve Android Auto desteği, gelişmiş sürüş destek sistemleri ile çeşitli güvenlik donanımları standart veya donanım seviyesine göre sunuluyor.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Elektrikli araç satışlarında rekabet hızlanıyor

İngiltere otomotiv pazarında son aylarda elektrikli otomobil üreticileri arasındaki fiyat rekabeti giderek artıyor. Birçok marka devlet teşvikiyle birlikte fiyatlarını yeniden düzenlerken, daha fazla model hibe kapsamına alınmak için gerekli emisyon ve üretim kriterlerini karşılamaya çalışıyor.

Uzmanlar, özellikle 20 bin sterlinin altına inen elektrikli otomobillerin pazardaki dönüşüm açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Uygun fiyatlı modeller sayesinde daha geniş bir tüketici kitlesinin elektrikli araçlara yönelmesi bekleniyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Hükümetin hedefi net sıfır emisyon

İngiltere hükümeti, ulaşım sektöründen kaynaklanan karbon salımını azaltmak amacıyla elektrikli araçlara geçişi stratejik öncelik olarak görüyor.

Bu kapsamda yalnızca otomobil alımlarına yönelik hibeler değil, ülke genelinde hızlı şarj altyapısının genişletilmesi için de milyarlarca sterlinlik yatırım programı yürütülüyor. Kamu ve özel sektör iş birliğiyle yeni şarj istasyonlarının kurulması teşvik edilirken, apartman sakinleri ve iş yerleri için de ayrı destek mekanizmaları uygulanıyor.

Yetkililer, devlet desteğinin hem elektrikli araç satışlarını artıracağını hem de İngiltere'nin 2050 net sıfır karbon hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacağını belirtiyor. Sektör temsilcileri ise Fiat 500e gibi daha uygun fiyatlı modellerin teşvik kapsamına alınmasının elektrikli otomobilleri daha geniş kesimler için ulaşılabilir hale getireceğini ve pazarın büyümesini hızlandıracağını ifade ediyor.

  •  

Nvidia’dan yapay zeka güvenliği için yeni ittifak

ABD’li çip üreticisi Nvidia, yapay zeka sistemlerinin daha güvenli ve sorumlu biçimde kullanılmasını desteklemek amacıyla yeni bir oluşum başlattı. “Open Secure AI Alliance” adı verilen ittifak, güvenlik açıklarının tespit edilmesi ve giderilmesi için açık teknolojilere dayalı araçların geliştirilip paylaşılmasını hedefliyor.
  •  

Yapay zeka ajanlarına karşı yeni silah tanıtıldı

Yeni sistem, kullanıcıların yalnızca belirli bir anda yaptığı işlemlere değil, siteye girdikleri andan ayrıldıkları ana kadar sergiledikleri davranışlara bakıyor.

TEK BİR DOĞRULAMA YERİNE TÜM OTURUM İZLENİYOR
Cloudflare’ın mevcut bot koruma araçları daha çok giriş ekranı, kayıt sayfası veya ödeme adımı gibi kritik noktalarda devreye giriyordu. Precursor ise bu korumayı sitenin tamamına yayıyor.

Sistem, kullanıcının internet sitesindeki bütün yolculuğunu analiz ediyor. Yani kararını yalnızca bir CAPTCHA sonucuna ya da birkaç saniyelik fare hareketine göre vermiyor.

Cloudflare’a göre gelişmiş botlar, kısa süreli etkileşimlerde insan davranışını oldukça başarılı biçimde taklit edebiliyor. Asıl zor olan, bu davranışı uzun bir oturum boyunca aynı tutarlılıkla sürdürebilmek. Precursor da işte bu noktaya odaklanıyor.

FARE HAREKETİNDEN PENCERE ODAĞINA KADAR PEK ÇOK SİNYAL İNCELENİYOR
Precursor, internet sitesine dinamik olarak eklenen hafif bir JavaScript kodu üzerinden çalışıyor. Bu kod; fare hareketleri, klavye kullanım biçimi, pencerenin odakta olup olmadığı ve sayfanın görünürlük durumu gibi farklı etkileşim sinyallerini topluyor.

Elde edilen veriler gerçek zamanlı olarak Cloudflare’ın bot tespit sistemine aktarılıyor. Ardından bu bilgiler, diğer güvenlik sinyalleriyle birlikte değerlendirilerek oturumun bir insana mı yoksa otomatik bir sisteme mi ait olduğu tahmin ediliyor.

Açıkçası buradaki temel fark, tek bir harekete değil, davranışların zaman içindeki bütününe bakılması.

İNSAN DAVRANIŞINI TAKLİT ETMEK SANILDIĞI KADAR KOLAY DEĞİL
Cloudflare’a göre bot geliştiricileri, fare hareketlerine rastgele gecikmeler veya matematiksel sapmalar ekleyerek bu hareketleri daha doğal göstermeye çalışıyor. Ancak insan davranışı yalnızca rastgelelikten oluşmuyor.

Örneğin bir kişi fareyi hareket ettirirken bileğin doğal dönüşü nedeniyle imleç çoğu zaman dümdüz ilerlemiyor, hafif kavisler çiziyor. Kullanıcı bir düğmeyi gördükten sonra tıklamadan önce kısa bir karar verme süresi yaşıyor. Eldeki doğal titreme ve yapılan küçük düzeltmeler de fare hareketlerine yansıyor.

Botlar ise genellikle daha kusursuz çizgiler izliyor, benzer hızlarda hareket ediyor veya birbirine çok benzeyen kalıpları tekrar ediyor. Tek başına bakıldığında bu hareketler ikna edici görünebilir. Fakat bütün bir oturum incelendiğinde farklar daha belirgin hâle geliyor.

“YAZILAN METİNLER KAYDEDİLMİYOR”
Davranışların bu kadar ayrıntılı biçimde incelenmesi, doğal olarak kullanıcı gizliliğiyle ilgili soruları da beraberinde getiriyor.

Cloudflare, sistemin tasarlanması sırasında gizliliğin ön planda tutulduğunu savunuyor. Şirketin açıklamasına göre Precursor, klavyede hangi tuşlara basıldığını veya kullanıcıların yazdığı metinleri kaydetmiyor.

Bunun yerine yalnızca yazma ritmi, zamanlama ve etkileşim düzeni gibi davranışsal veriler değerlendiriliyor. Toplanan bilgiler kullanıcı hesaplarıyla ilişkilendirilmiyor ve müşteri panellerinde tek tek görüntülenemiyor.

Sistem yalnızca oturum boyunca oluşan davranış kalıplarını inceleyerek söz konusu oturumun bot olma ihtimalini hesaplıyor. En azından Cloudflare’ın iddiası bu yönde.

İNTERNET TRAFİĞİNİN YÜZDE 57’Sİ OTOMATİK SİSTEMLERDEN GELİYOR
Cloudflare’ın paylaştığı verilere göre internette gerçekleşen isteklerin yaklaşık yüzde 57’si artık otomatik sistemler tarafından oluşturuluyor. Bu trafiğin önemli bir bölümünü de yapay zekâ destekli ajanlar oluşturuyor.

Bot trafiği yalnızca internet sitelerine gereksiz yük bindirmiyor. Hesap ele geçirme girişimleri, sahte üyelikler, bilet stoklayan otomatik sistemler ve çevrim içi dolandırıcılık faaliyetleri gibi ciddi güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor.

Cloudflare, yalnızca CAPTCHA veya tek seferlik doğrulamaya dayanan bot tespit yöntemlerinin artık yeterli olmadığı görüşünde. Şirkete göre güvenlik sistemlerinin, kullanıcı davranışını bütün oturum boyunca inceleyen sürekli analiz modeline geçmesi gerekiyor.

  •  

Gençlere gece yarısı sosyal medya kısıtlaması geliyor

İngiltere'de İşçi Partisi hükümeti, çocuklar ve gençlerin dijital platformlarda daha güvenli vakit geçirmesini sağlamak amacıyla sosyal medya kullanımına yönelik yeni bir uygulamayı hayata geçirmeye hazırlanıyor. Hükümetin üzerinde çalıştığı sistem kapsamında, gelecek bahar aylarından itibaren 16 ve 17 yaşındaki gençlerin sosyal medya hesaplarında gece 00.00 ile 06.00 saatleri arasında erişim kısıtlaması varsayılan ayar olarak aktif hale gelecek.

Uygulama zorunlu olmayacak. Genç kullanıcılar dilerlerse hesap ayarlarından birkaç adımda bu sınırlamayı kaldırabilecek. Ancak hükümet, varsayılan ayarın büyük bölümünün değiştirilmeden kullanılacağını ve bunun gençlerin ekran başında geçirdiği süreyi azaltacağını öngörüyor.

Gima Bodrum Cay H 667X300

Amaç uyku düzenini ve ruh sağlığını korumak

Yeni düzenlemenin temel hedefleri arasında gençlerin daha kaliteli uyuması, eğitim hayatındaki başarılarının desteklenmesi ve aileleriyle yüz yüze geçirdikleri zamanın artırılması bulunuyor.

Uzmanlar, özellikle gece saatlerinde sosyal medya kullanımının uyku kalitesini olumsuz etkilediğini, dikkat dağınıklığına neden olduğunu ve uzun vadede ruh sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabildiğini belirtiyor. Yapılan birçok araştırma, geç saatlere kadar telefon kullanan gençlerde uyku süresinin azaldığını, akademik performansın düştüğünü ve kaygı düzeyinin arttığını ortaya koyuyor.

Tilesdiy Yeni 1289 X 225

Bağımlılık oluşturan özellikler de sınırlandırılacak

İngiliz hükümeti yalnızca kullanım saatlerini değil, sosyal medya platformlarının kullanıcıları çevrim içi tutan tasarım özelliklerini de hedef alıyor.

Teknoloji Bakanı Liz Kendall, otomatik video oynatma özelliği, sonsuz içerik akışı (infinite scroll), kişiselleştirilmiş öneri algoritmaları ve kullanıcıyı platformda daha uzun süre tutmayı amaçlayan bazı etkileşim mekanizmalarının da varsayılan olarak devre dışı bırakılmasının planlandığını açıkladı.

Hükümete göre özellikle 16 yaşına yeni giren gençler, çocuk hesaplarından yetişkin hesaplarına geçtiklerinde bir anda bu bağımlılık oluşturabilecek özelliklerle karşılaşıyor. Yeni sistem, bu geçişi daha kontrollü hale getirmeyi amaçlıyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Daha önce 16 yaş altına yönelik adım atılmıştı

Yeni uygulama, İngiltere'nin çocukların çevrim içi güvenliğini artırmaya yönelik daha geniş kapsamlı dijital politika paketinin devamı niteliğinde değerlendiriliyor.

Geçtiğimiz aylarda açıklanan düzenlemeler kapsamında, 16 yaşın altındaki çocukların Snapchat, TikTok, Instagram, Facebook, YouTube ve X gibi platformlarda karşılaşabilecekleri zararlı içeriklerin sınırlandırılması, yaş doğrulama mekanizmalarının güçlendirilmesi ve çocuk hesaplarında daha sıkı gizlilik ayarlarının uygulanması yönünde yeni kurallar gündeme gelmişti.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Online Safety Act'ın kapsamı genişliyor

İngiltere'de yürürlükte bulunan Online Safety Act (Çevrim İçi Güvenlik Yasası) çerçevesinde teknoloji şirketlerinden çocukları zararlı içeriklerden koruyacak sistemler geliştirmeleri isteniyor. Düzenleyici kurum Ofcom da platformların risk değerlendirmesi yapmasını, yaş doğrulama yöntemlerini güçlendirmesini ve çocuklara yönelik güvenlik önlemlerini artırmasını talep ediyor.

Yeni gece kısıtlamasının da bu yasal çerçevenin bir uzantısı olarak uygulanması planlanıyor.

Teknoloji şirketlerinin yaklaşımı merak konusu

Uzmanlar, sistemin başarısının büyük ölçüde sosyal medya platformlarının uygulamaya nasıl uyum sağlayacağına bağlı olduğunu belirtiyor. Düzenleme varsayılan ayar şeklinde uygulanacağı için kullanıcıların isterlerse kısıtlamayı kaldırabilmesi, uygulamanın etkinliği konusunda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden oluyor.

Dijital haklar savunucuları, gençlerin güvenliğinin artırılmasını desteklemekle birlikte kullanıcıların mahremiyetinin korunması ve yaş doğrulama sistemlerinin kişisel verileri gereksiz şekilde toplamaması gerektiğine dikkat çekiyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Dijital bağımlılıkla mücadelede yeni model

İngiltere hükümeti, yeni uygulamayla gençlerin sosyal medyada geçirdikleri süreyi azaltmayı, bağımlılık oluşturan dijital tasarımların etkisini sınırlandırmayı ve daha sağlıklı bir dijital yaşam kültürü oluşturmayı hedefliyor.

Uygulamanın gelecek bahar döneminde devreye alınması planlanırken, düzenlemenin ardından teknoloji şirketlerinin sistemlerini yeni kurallara uyumlu hale getirmesi bekleniyor. İngiltere'nin bu adımı, dijital platformların genç kullanıcılar üzerindeki etkisini sınırlandırmaya yönelik Avrupa'da atılan en kapsamlı girişimlerden biri olarak değerlendiriliyor.

Independent Mortgage 3

  •  

Elektrikli otomobilde 10 dakikalık şarj devrimi İngiltere'den

Elektrikli otomobillerde uzun şarj sürelerini ortadan kaldırmayı amaçlayan yeni bir konsept araç İngiltere'de tanıtıldı. Warwickshire'daki HORIBA MIRA test merkezinde görücüye çıkan Shell Triple 10 Challenge Concept Car, bataryasını yüzde 10 seviyesinden yüzde 80 doluluğa yalnızca 9 dakika 54 saniyede ulaştırmayı başardı. Üstelik bu performans, bugün yaygın olarak kullanılan 175 kW'lık hızlı şarj istasyonunda elde edildi. Böylece çok daha yüksek güç gerektiren 300 kW üzerindeki ultra hızlı şarj altyapısına ihtiyaç duyulmadı.

Yaklaşık 18 ayda sıfırdan geliştirilen prototip, ortalama elektrikli otomobillere kıyasla daha küçük batarya kullanmasına rağmen yaklaşık 200 kilometrelik menzil sunuyor. Mühendisler, daha büyük bataryalar yerine enerji verimliliğini artıran yeni teknolojilere odaklanarak aracın ağırlığını önemli ölçüde düşürdü.

Tilesdiy Yeni 1289 X 225

Sırrı bataryanın içine giren özel soğutma sıvısı

Aracın en dikkat çekici yeniliği ise geleneksel su-glikol bazlı soğutma sistemleri yerine geliştirilen dielektrik özellikli özel soğutma sıvısı oldu. Bu sıvı, batarya hücreleriyle doğrudan temas ederek oluşan ısıyı çok daha hızlı uzaklaştırıyor. Aynı sistem elektrik motoru ve güç elektroniği bileşenlerini de tek bir soğutma devresi üzerinden serin tutuyor.

Bu sayede batarya aşırı ısınmadan korunurken hem daha yüksek şarj hızlarına ulaşılabiliyor hem de batarya ömrünün korunması hedefleniyor. Ayrıca karmaşık boru ve pompa sistemlerinin ortadan kaldırılmasıyla aracın ağırlığı da azaltılıyor.

Independent Mortgage 3

Verimlilikte yeni hedef: 10 kilometre/kWh

Triple 10 Challenge ismi, aracın ulaşmayı hedeflediği üç önemli kriterden geliyor. Bunlar; 10 dakikanın altında şarj süresi, 1 kWh enerjiyle 10 kilometre yol kat edebilme ve 10 ton yaşam döngüsü karbon emisyonu.

Shell'e göre araç, günümüzde satılan birçok elektrikli otomobile kıyasla yüzde 30'dan fazla enerji verimliliği sağlıyor. Ayrıca şarj edilen her dakikada yaklaşık 24 kilometrelik menzil kazanabiliyor. Bu değer, benzer elektrikli otomobillerde ortalama 13 kilometre seviyesinde bulunuyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Batarya maliyeti de düşebilir

Projede yalnızca şarj süresi değil, üretim maliyetleri de hedef alındı. Daha küçük batarya paketi, sadeleştirilen soğutma sistemi ve daha az modül kullanımı sayesinde batarya paket maliyetinin yaklaşık yüzde 25 azaltılabileceği belirtiliyor.

Araçta geri dönüştürülmüş ve düşük karbon ayak izine sahip malzemeler tercih edilirken, yaşam döngüsü boyunca oluşan karbon emisyonunun da mevcut elektrikli otomobillere göre yaklaşık yüzde 50 daha düşük olabileceği hesaplanıyor.

Kafkas Dondurma Haber Ici Yatay-1

Henüz satış planı yok

Shell yetkilileri, Triple 10 Challenge'ın ticari üretime geçecek bir model olmadığını, geleceğin elektrikli otomobillerinde kullanılabilecek teknolojileri sergileyen bir teknoloji gösterim aracı olduğunu vurguluyor.

Projede Shell'in yanı sıra İngiliz mühendislik şirketleri RML, Empel Systems ve HORIBA MIRA da görev aldı. Elde edilen teknolojilerin ilerleyen yıllarda seri üretim elektrikli otomobillerde kullanılmasının önünü açabileceği değerlendiriliyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

  •  

BMW'den yangın riski uyarısı: Evlerin yanına park etmeyin

Alman otomotiv devi BMW, arızalı marş motorlarının yol açtığı yangın tehlikesi sebebiyle dünya genelinde 29 bin 119 adet şarj edilebilir hibrit aracını geri çağırma kararı aldı.

Yapılan resmi açıklamada, araç sahiplerinden onarım işlemleri tamamlanana kadar otomobillerini binalardan uzakta ve açık alanlarda park etmeleri istendi.

Ekran Görüntüsü 2026 07 15 183447

  • ELEKTRİK RÖLESİNDEKİ KOROZYON YANGINA YOL AÇIYOR

Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi tarafından paylaşılan bilgilere göre, geri çağırmadan etkilenen modellerin motor çalıştırma rölesinde zamanla korozyon meydana gelebiliyor.

Su sızıntısı sebebiyle yaşanan bu korozyon, marş motorunda aşırı ısınmaya ve kısa devreye neden olarak araç park halindeyken bile yangın riski oluşturuyor.

Geri çağırma kararı 2016 ile 2020 yılları arasında üretilen 3 Serisi, 5 Serisi ve 7 Serisi şarj edilebilir hibrit modellerini kapsıyor.

Tehlikeden etkilenen araçlar arasında özellikle 330e, 530e ve 740Le iPerformance versiyonları öne çıkıyor.

Bu gelişme, daha önce 2025 yılında 196 bin 355 aracı kapsayan ancak hibrit modelleri içermeyen geniş çaplı bir geri çağırma dalgasının devamı niteliğini taşıyor.

BMW yetkili servisleri, sorunu tamamen çözmek için riskli araçlardaki eski marş motorlarını geliştirilmiş yeni bir tasarımla değiştirecek.

Geri çağırma kapsamında araç sahiplerine yönelik resmi bilgilendirme mektuplarının ağustos ayı sonlarında gönderilmeye başlanması planlanıyor.

Bu süre zarfında kullanıcıların güvenlik amacıyla belirtilen park yönergelerine uymaya devam etmeleri önem arz ediyor.

Ekran Görüntüsü 2026 07 15 183440

  •  

Soykırımın yazılımı Palantir nedir?

Sıradan bir teknoloji şirketi gibi görünen ancak arka planda devasa bir istihbarat ve fişleme ağı yürüten Palantir'in tehlikeleri uluslararası kamuoyunun gündeminde. Amerikan Dostlar Hizmet Komitesi (AFSC) tarafından yayınlanan çarpıcı bir rapor, "yazılım şirketi" maskesi takan bu yapının aslında devlet şiddetine ve soykırıma nasıl doğrudan hizmet ettiğini gözler önüne serdi.

  • CIA FONLADI, İSRAİL KULLANIYOR

ABD'nin "terörle savaş" bahanesiyle doğrudan CIA fonlarıyla inşa edilen Palantir, yapay zeka ve devasa veri analizi (Big Data) yeteneklerini bugün İsrail ordusunun hizmetine sunmuş durumda. Şirketin algoritmaları, 2014'ten bu yana İsrail ordusu tarafından aktif olarak kullanılırken, 2023'te başlayan Gazze'deki son soykırımda ve Lübnan'daki saldırıların planlanmasında başrol oynadı.

Palantir CEO'su Alex Karp'ın, "İsrail'i elimizden gelen her şekilde desteklemekten gurur duyuyorum" şeklindeki küstah açıklaması, şirketin Siyonist işgale verdiği desteğin en net kanıtı. Hatta şirket yöneticilerinden Shyam Sankar, Pentagon için yaptıkları çalışmaları, İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya'ya atılan atom bombalarının geliştirildiği "Manhattan Projesi"ne benzetmekten çekinmiyor.

  • KİŞİSEL VERİLERİMİZ SİLAHA DÖNÜŞÜYOR

Palantir'in tehlikesi sadece savaş alanlarıyla sınırlı değil. Sistem; askeriyelerden polis departmanlarına, bankalardan hastanelere ve hatta yerel eczanelere kadar sızmış durumda. Şirket; adreslerden telefon numaralarına, kredi geçmişinden sağlık ve sosyal medya verilerine kadar muazzam büyüklükteki sivil bilgiyi adeta bir elektrikli süpürge gibi vakumlayarak tek bir devasa veri tabanında topluyor.

ABD'deki acımasız göçmen sınır dışı (ICE) operasyonlarının arkasındaki beyin de yine Palantir. Bu sistem, bireyleri izlemek, hedef almak ve temel insan haklarını ihlal etmek üzere özel olarak tasarlandı. Şirketin kurucu ortaklarından olan milyarder Peter Thiel'in "Artık özgürlük ve demokrasinin uyumlu olduğuna inanmıyorum" şeklindeki sözleri de kurdukları distopik sistemin zihniyetini özetliyor.

  •  

İran savaşı çip tedarik zincirini zorlarken, Çin’den helyum ihracatına geçici yasak

Çin'in çip hamlesi piyasaları sarsacak.

Çin bugün, ABD ile İran arasında yeniden alevlenen askeri çatışmaların çip üretimi için kritik önemdeki gazın yeni bir kıtlığını tetikleme tehdidi oluşturması üzerine, derhal yürürlüğe girmek üzere helyum ihracatına geçici bir yasak getirdiğini duyurdu.

Ekran Görüntüsü 2026 07 10 214651

  • YENİ KISITLAMALAR GELDİ

Bu yılın başlarında ABD ve İsrail'in İran'a yönelik savaşı helyum arzında kesintilere yol açmış, yapay zeka sektörünün modelleri eğitmek ve çalıştırmak için giderek daha fazla yerli çiplere güvendiği Çin dahil olmak üzere dünya genelindeki şirketlerin faaliyetlerini aksatmıştı.

Helyum, yarı iletken üretiminde ısı yönetimi için hayati önem taşıyor.

Ekran Görüntüsü 2026 07 10 214644

  • ÇİN HELYUMA BAĞIMLI DURUMDA

Helyum yasağı, Pekin'in ihracatı kısıtlayarak kritik malzemelerde yurt içi kıtlığı önleme çabalarının en son örneğini oluşturuyor.

Çin yönetimi daha önce yakıt, gübre ve sülfürik asit üzerinde de benzer kısıtlayıcı önlemler uygulamıştı.

Çin aynı zamanda yurt içi çip üretim kapasitesini artırmayı ve sektörün, ABD'nin ihracat kontrollerine tabi olan son teknoloji Nvidia yarı iletkenlerine olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.

Çin, yerli üretimi artırma çabalarına rağmen denizaşırı helyuma büyük ölçüde bağımlı durumda.

Buna karşın, Çinli şirketlerin giderek daha fazla aracı rolü üstlenmesi, Rus helyumunu ithal edip bir kısmını Avrupa dahil olmak üzere denizaşırı pazarlara yeniden ihraç etmesi nedeniyle, bu ihracat yasağı küresel arzı daha da daraltabilir.

Analistler, Çin'in helyum ihtiyacının yaklaşık yüzde 85'ini veya daha fazlasını ithal ettiğini tahmin ediyor.

Ekran Görüntüsü 2026 07 10 214638

  • SAVAŞ PETROL ARZINI SIKIŞTIRIRKEN ÇİN STOKLARINI KORUYOR

Çin net bir petrol ithalatçısı konumunda ve enerji analiz firması Kpler'in verilerine göre, geçen yıl deniz yoluyla taşınan ham petrolünün yarısından fazlası Orta Doğu'dan geldi.

İsrail ve ABD'nin İran'a karşı başlattığı çatışma, Basra Körfezi bölgesinden yapılan sevkiyatların neredeyse tamamını altı haftadır durdurmuş durumda; son haftalarda varılan ateşkes anlaşmasının ise arzda acil bir toparlanmaya yol açması son derece düşük bir ihtimal olarak görülüyor.

Buna karşılık analistler, AFP'ye yaptıkları değerlendirmede, Pekin'in enerji güvenliğine uzun süredir öncelik vermesinin onu bu tür şoklara karşı hazırlıklı kıldığını belirtti.

Kpler'in kıdemli petrol analisti Muyu Xu, son yıllarda "jeopolitik duruma ilişkin genel endişenin" Çinli liderleri yeterli depolama tesisi inşası sağlamaya ve stratejik rezerv biriktirmeye teşvik ettiğini söyledi.

Xu, bu çabaların Çin'i şu anda Japonya ve Filipinler gibi bazı Asyalı komşularına kıyasla çok daha iyi bir konuma getirdiğini ifade etti.

Ekran Görüntüsü 2026 07 10 214632

  • YENİ SİSTEM İNŞA EDİLECEK

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi'nin kurucu ortaklarından Lauri Myllyvirta, yenilenebilir enerjiye geçişe yönelik büyük ölçekli çabaların Çin'i mevcut durumla başa çıkma konusunda "nispeten iyi bir konuma" getirdiğini kaydetti.

Çin'in yoğun nüfuslu kıyı eyaletlerine rüzgar, güneş ve nükleer kapasite eklenirken, geliştirilen şebeke altyapısı elektriği ülkenin iç kesimlerinden bu bölgelere taşıyor.

Myllyvirta, "Aksi takdirde, bu eyaletlere enerji sağlamak için çok daha fazla petrol ve gaz ithalatı gerekecekti" dedi.

Analist, geniş imalat sektörü de dahil olmak üzere bağımlılıkların hala sürdüğünü, ancak yenilenebilir enerjinin "sınırda çok yardımcı olduğunu" belirtti.

Devlet Başkanı Şi Cinping, savaş nedeniyle yenilenebilir enerji hamlesinden daha fazla yararlanmayı hedefliyor.

Devlet televizyonu CCTV pazartesi günü yayımladığı bir bölümde Şi'nin, bölgedeki savaştan bahsetmeksizin, enerji güvenliğini korumak amacıyla "yeni bir enerji sisteminin" inşasının hızlandırılması çağrısında bulunduğunu aktardı.

Ekran Görüntüsü 2026 07 10 214626

  • ÖZEL RAFİNERİLER VE ÇİP SEKTÖRÜ YENİ KRİZLE KARŞI KARŞIYA

Asya Topluluğu'ndan Li'ye göre Pekin için "daha ciddi risk", ani enerji şokları değil, çatışmanın yol açabileceği potansiyel bir küresel ekonomik yavaşlama.

Yavaş seyreden ekonomik faaliyeti canlandırmak için mücadele eden liderlerin önüne yeni engeller çıkaran bu süreçte, bazı sektörler kaçınılmaz olarak baskıyı hissedecek.

Bu sektörlerin başında, geçmişte yaptırım uygulanan İran ve Venezuela ham petrolüne indirimli erişim sağlayarak kazanç elde eden küçük ve özel işletmeler olan "çaydanlık" petrol rafinerileri geliyor.

Ağırlıklı olarak ülkenin doğusundaki Şandong eyaletinde yoğunlaşan ve bu yıl Washington'ın Venezuela'ya yönelik askeri müdahalesiyle zaten sarsılmış olan bu işletmelerin birçoğu için İran ham petrolünün kaybı, son darbe olabilir.

Kpler analisti Xu, Pekin'in bu durum konusunda muhtemelen "karmaşık hislere" sahip olduğunu belirtti.

Xu, bu özel rafinerilerin Çin'in rafinaj kapasitesinin yaklaşık beşte birini oluşturduğunu ve önemli ölçüde istihdam sağladığını söyledi.

Ekran Görüntüsü 2026 07 10 214616

  • "ÇİN İÇİN KÖTÜ BİR HABER DEĞİL"

Bununla birlikte Xu, gevşek çevre standartları, daha az öngörülebilir vergi üretimi ve devlete ait dev şirketlerle olan rekabetleri nedeniyle bu rafinerilerin kapanmasının "Çin için tamamen kötü bir haber olmadığını" kaydetti.

Şi'nin stratejik bir öncelik olarak ilan ettiği çip üretimi, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmasıyla zorluklarla karşılaşması muhtemel bir diğer sektör olarak öne çıkıyor.

Yarı iletken üretimi için hayati önem taşıyan helyumun dünyadaki az sayıdaki büyük ölçekli üreticisinden biri olan Katar'dan yapılan sevkiyatlar, savaşın başlamasından bu yana durma noktasına geldi.

Oxford Enerji Çalışmaları Enstitüsü'nden Michal Meidan ise yakın tarihli bir raporda, kimya endüstrisinin de bu kesintiden ötürü "önemli bir baskıyla" karşı karşıya kalabileceğini yazdı.

Raporda, "Ekonomi yüksek fiyatlara ve azalan ekonomik faaliyete karşı bağışıklı olmasa da paydaşlar, kesintinin uzaması ihtimaline karşı şimdiden önleyici tedbirler alıyor" ifadelerine yer verildi.

Ekran Görüntüsü 2026 07 10 214610

  •  

ABD'li şirketler Çin'in yapay zeka modellerine yönelmeye başladı

Yapay zeka savaşları devam ediyor.

ABD'li firmalar yüksek maliyet ve düşük verimliliğe sahip yapay zeka modelleri üretmeleri yüzünden yeni arayışlara başladı.

Bu kapsamda çok sayıda ABD firması Çin'in ürettiği yapay zeka modellerine yöneliyor.

CNBC haber sitesi, ABD içerisinde yaşanan yapay zeka sektöründeki dönüşüme dair dikkat çeken bir haber yayımladı.

Ekran Görüntüsü 2026 07 07 180502

  • ÇİN MODELLERİ İLGİ GÖRMEYE BAŞLADI

Habere göre Çin yapımı yapay zeka modelleri, lider Amerikalı rakipleriyle aralarındaki performans farkını kapatması sebebiyle, ABD'li şirketler arasında ilgi görmeye başladı.

DeepSeek ve Z.ai gibi yapay zeka modelleri dahil olmak üzere Çinli şirketlerin son model sürümleri, birçok kişi tarafından Anthropic ve OpenAI gibi lider öncü sistemlere kıyasla oldukça rekabetçi görülüyor.

  • YÜKSEK MALİYETLER

Çinli yapay zekalarda yaşanan hızlı ilerlemeler, en gelişmiş modeller için fiyatlarının birçok ABD yapay zeka laboratuvarında yükseldiği ve şirketleri bu teknolojiyi kullanmayla ilişkili beklenmedik yüksek maliyetlerle mücadele etmek zorunda bıraktığı bir döneme denk geliyor.

  • DENİZAŞIRI ALTERNATİFLER ARTIYOR

Çinli açık kaynaklı ve açık ağırlıklı modellerin yükselişi, ABD yönetiminin en güçlü yapay zeka modellerini giderek daha fazla düzenlemek istemesi ve denizaşırı alternatiflerin hızla benimsenmesini nasıl durduracağını düşündüğü bir döneme denk geliyor.

Haziran ayının sonunda OpenAI, hükümetin talebi üzerine yeni bir model setinin kullanıma sunulmasını sınırlandıracağını söyledi.

Ekran Görüntüsü 2026 07 07 180508

  • İHRACAT KONTROLLERİ

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile şirket arasındaki gergin bir açmazın ardından, Anthropic'in Mythos ve Fable modellerine yönelik ihracat kontrolleri de o ay kaldırıldı.

Şirketler yeni ürünler yaratmak ve şirket içi verimlilik sağlamak için yapay zeka modellerini devreye sokmanın yollarını ararken; mühendisler, en yeteneklileri Çinli şirketler tarafından üretilen daha ucuz açık kaynaklı ve açık ağırlıklı modellerle giderek daha fazla deneme yapıyor.

  • TÜM AĞINI DEEPSEEK'E TAŞIDI

Haziran ayında, yapay zeka girişimi Lindy, tüm trafiğini Anthropic'in Claude modellerinden, 2025'in başlarında bomba bir sürümle piyasaya çıkan ve Nisan ayında yeni bir model sunan Çinli şirket DeepSeek'e taşıdı.

Geliştiricilerin uygulamalar ve web siteleri yayınlamasını ve çalıştırmasını sağlayan bir platform olan Vercel'de, DeepSeek'in payının Mayıs ve Haziran ayları arasında tırmandığı görüldü.

Ekran Görüntüsü 2026 07 07 180456

  • "YÜZDE 90 DAHA UCUZ"

Z.ai’nin GLM 5.2 modeli Haziran ayında büyük bir tantaneyle piyasaya sürüldü ve Vercel'deki ajan altyapısı başkanı Harpreet Arora'nın CNBC'ye verdiği demece göre, Vercel tarafından 2026 yılında takip edilen tüm modeller arasında en hızlı benimsenen model oldu.

OpenRouter'da veri ve analitik üzerine çalışan Justin Summerville CNBC'ye verdiği demeçte, açık kaynaklı Çin modellerinin önde gelen Anthropic ve OpenAI modellerinden "yüzde 90 daha ucuz" olabileceğini söyledi.

  •  

Telefonlardan kişisel verilerinizin kolayca çalınmasına neden olan 5 kritik hata

Birçoğumuz için vazgeçilmez bir araç olan akıllı telefonlar, siber suçluların kolayca hedefi haline gelebiliyor.

Dijital dünyada telefon olmadan kendimizi adeta kaybolmuş hissederken, bu güvenli limanın bir suç aracına dönüşebileceğini ise genellikle göz ardı ediyoruz.

Prism Infosec bünyesinde görev yapan siber güvenlik danışmanı Kieran Burge, akıllı telefonlara sızılmasını kolaylaştıran yaygın hataları gözler önüne seriyor.

Güvenlik uzmanı şifreleri yeniden kullanmak, tehlikeli bağlantılara tıklamak ve sosyal medyada aşırı bilgi paylaşmak gibi basit görünen hataların başınızı ciddi belalara sokabileceğini vurguluyor.

Ekran Görüntüsü 2026 07 06 183038

  • GÜNCEL OLMAYAN YAZILIM KULLANMAK

Kieran Burge ve diğer bilgisayar korsanları bir saldırı hazırlığına girişirken öncelikle güncel olmayan yazılımları hedef alıyor.

Güncel olmayan yazılımların kullanılması büyük bir güvenlik sorunu doğuruyor, çünkü güncellemeler genellikle kritik güvenlik açıklarını kapatmak için yayınlanıyor.

Yazılımlar ister popüler bir akıllı telefonun işletim sistemi olsun ister büyük bir fabrikanın kontrol sistemi olsun mutlaka bir tür güvenlik açığı barındırıyor.

Geliştiriciler bu zafiyetleri hızlıca düzeltse de eski sürümlerde kalan açıklar forumlar ve bilgisayar korsanı toplulukları aracılığıyla çevrimiçi ortamlarda paylaşılıyor.

Suç grupları yazılımın güncel olmayan sürümlerini kullanan savunmasız cihazları bulmak için çevrimiçi arşivleri aktif olarak tarıyor. Güvenlik uzmanı Keiran çevrimiçi ortamda güvende kalmanın ilk kuralının yazılımları her zaman güncel tutmak olduğunu belirtiyor.

Ekran Görüntüsü 2026 07 06 183030

  • AYNI ŞİFRELERİ TEKRAR TEKRAR KULLANMAK

Bilgisayar korsanlarının kişisel verilerinizi ele geçirmek için sıklıkla başvurduğu yöntemlerin başında farklı hesaplarda aynı şifrelerin kullanılması geliyor.

Şifreleri yeniden kullanmanın en büyük riski, ziyaret ettiğiniz sitelerden birinin ele geçirilmesi durumunda diğer tüm hesaplarınızın da tehlikeye girmesidir.

Bir şirkete yönelik başarılı bir siber saldırı gerçekleştiğinde çalınan hassas verileri içeren büyük veri tabanları karanlık ağa gönderiliyor.

Karanlık ağ normal arama motorlarıyla erişilemeyen ve genellikle suç pazarlarını barındırmak amacıyla kullanılan internetin şifrelenmiş özel bir parçası olarak biliniyor.

Şifrelerinizi farklı platformlarda tekrar tekrar kullanıyorsanız herhangi bir bilgisayar korsanı bu sızdırılmış bilgileri kolayca ele geçirebiliyor.

Korsanlar bu şifreleri alıp farklı şirketlerdeki hesaplarınızın kontrolünü ele geçirmek için rahatlıkla kullanıyor.

Ekran Görüntüsü 2026 07 06 183025

  • ÇEVRİMİÇİ ORTAMDA ÇOK FAZLA BİLGİ PAYLAŞMAK

Güvenlik uzmanı Keiran insanların günlük aktivitelerinde çevrimiçi ortamda ne kadar bilgi paylaştığına çok dikkat etmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulunuyor.

Bir şirketen savunmasını test etmek amacıyla yürütülen siber güvenlik çalışmalarında uzmanların ilk baktığı yerlerin başında sosyal medya profilleri geliyor.

Şirketlere sızmak için sosyal medyadan veri toplama yöntemini önemli bir araç olarak kullandıklarını belirten uzmanlar, profesyonel ağları derinlemesine araştırıyor.

Özellikle LinkedIn gibi platformlarda yapılan bu araştırmalar çalınan diğer hesap bilgileriyle ilişkilendirilebilecek kullanıcı adlarını ortaya çıkarıyor.

Sosyal medyadaki bu aşırı bilgi paylaşımı kullanıcıları SIM değiştirme veya SIM-jacking olarak bilinen sinsi bir saldırı türüyle karşı karşıya bırakıyor.

Bilgisayar korsanları öncelikle doğum tarihiniz, adresiniz ve hatta annenizin kızlık soyadı gibi genel güvenlik sorularının yanıtlarını internette arıyor.

Siber suçlular bu kritik bilgilere ulaştıklarında sosyal mühendislik teknikleriyle cep telefonu sağlayıcınızı arayarak müşteri temsilcisini kandırmayı deniyor.

Müşteri temsilcisini cep telefonu numarasını yeni bir SIM karta aktarmaya ikna ettikleri anda tüm yetkiyi üzerlerine alıyorlar.

Bu transfer başarıyla tamamlandığı anda kurbanın telefonuna gitmesi gereken her türlü mesaj veya çağrı doğrudan saldırganların eline geçiyor.

Bu tehlikeli durum iş e-posta hesaplarını, çevrimiçi alışveriş platformlarını ve en önemlisi olan bankacılık hesaplarını büyük bir riske atıyor.

Ekran Görüntüsü 2026 07 06 183020

  • KORUMASIZ GENEL AĞLARA BAĞLANMAK

Son yıllarda milyonlarca insanın uzaktan çalışma modeline geçmesiyle birlikte siber güvenlik alanında yepyeni riskler ortaya çıktı.

Birçok çalışan kafe gibi halka açık alanlara giderek işlerini güvensiz Wi-Fi ağları üzerinden sürdürmeyi tercih ediyor.

Buradaki temel sorun, bu tür genel ağların kimlik doğrulamaya gerek duymadan cihazınızı web'e bağlayan açık kimlik doğrulama sistemini kullanmasıdır.

Bu sistem hızlıca internete bağlanmanızı kolaylaştırsa da sizi siber suçluların saldırılarına karşı tamamen savunmasız bırakıyor.

Açık kimlik doğrulama sistemi ağ üzerinden gönderdiğiniz tüm verilerin şifrelenmediği anlamına geliyor.

Bir saldırgan halka açık Wi-Fi ağının yakınında oturup ağdaki tüm veri trafiğini detaylıca kontrol edebiliyor.

Kötü niyetli kişiler kafenin içinde bulunabileceği gibi ağdaki dinleme menzilini artırmak için özel donanımlardan da yararlanabiliyor.

Banka ayrıntıları gibi kritik kişisel bilgilerin bu ağlardan çalınmasını önlemek için her zaman bir VPN hizmeti kullanın.

VPN hizmetleri cihazınızdan giden ve size gelen tüm verileri güçlü bir şekilde şifreleyerek güvenli bir tünel oluşturuyor.

Bu sayede ağdaki kulak misafirleri veya korsanlar gönderdiğiniz verileri hiçbir şekilde okuyamıyor ve anlayamıyor.

Dijital ayak izi

  • TEHLİKELİ BAĞLANTILARA DÜŞÜNMEDEN TIKLAMAK

Güvenlik uzmanı Keiran tehlikeli bağlantılar gönderme yöntemi olan oltalama saldırılarının hala en yaygın siber tehdit olduğunu vurguluyor.

Bilgisayar korsanları hedeflerini kötü amaçlı web sitelerine yönlendiren bağlantılar veya zararlı yazılım içeren e-postalarla tuzağa düşürüyor.

Kısa mesaj veya e-posta yoluyla gönderilen bu sahte bağlantılardan birine tıklandığı anda siber suçlulara cihazın içine sızmaları için büyük bir pencere açılıyor.

Bu sızma işlemi verileri anında çalabilecek ve hatta cihazın tüm kontrolünü ele geçirebilecek kötü amaçlı yazılımların yüklenmesiyle sonuçlanıyor.

Beklemediğiniz bir anda size bir şeyler gönderen herkese karşı her zaman son derece dikkatli ve temkinli olmalısınız.

Uzmanlar, tehlikeli bağlantılara asla tıklamamanız ve güvenilir olmayan dosyaları kesinlikle asmamanız konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor.

  •  

Rusya'da Apple ID ve Google ID kullanımına ceza kesecek

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 26 Haziran'da yabancı servislerin kullanımına yönelik yeni bir düzenleme imzaladı.

Düzenlemeye göre, Rusya'daki kullanıcıların internet sitelerine giriş ve yetkilendirme işlemleri Rus telefon numarası, Gosuslugi adlı kamu hizmeti uygulaması gibi sistemler üzerinden yapılabilecek.

  • YETKİLİLERE VE ŞİRKETLERE CEZA

Söz konusu kuralın ihlali halinde vatandaşlara, yetkililere ve şirketlere para cezası uygulanacak.

  • VERİLERİN ÜLKE İÇİNDE KORUNMASI İÇİN DÜZENLEME

Rusya'da faaliyet gösteren bazı servisler, kullanıcılara Apple ID ve Google ID üzerinden yetkilendirmenin kullanılamayacağına dair bildirim göndermeye başladı.

Rusya, son yıllarda dijital platformlarda yerli teknoloji altyapısının kullanılmasını ve kullanıcı verilerinin ülke içinde korunmasını önceleyen düzenlemeleri artırıyor.

  •  

Uzaydaki yerli imza Türksat 6A, görevi sırasında 192 milyon kilometreyi aştı

Abdulkadir Uraloğlu, AA muhabirine, 9 Temmuz 2024'te uzaya fırlatılan Türksat 6A'ya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türksat 6A'nın yörünge testlerinin başarıyla tamamlanmasının ardından 21 Nisan 2025'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle ticari hizmete alındığını anımsatan Uraloğlu, "Türkiye'nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A, uzaydaki görevine kesintisiz devam ediyor. Ülkemizin uzaydaki yerli imzası Türksat 6A, 192 milyon kilometreyi geride bıraktı." ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, Türkiye'nin uzay vatanda varlığını güçlendirdiğini ve daha da güçlendirmek için çalışmalarını aralıksız sürdürdüğünü, bu kapsamda Türksat 7A için de süreçlerin hızlandığını anlattı.

Türksat 6A'nın geniş kapsama alanıyla Türkiye'nin uzay ve haberleşme kapasitesi için önemli bir kilometre taşı olduğuna işaret eden Uraloğlu, şöyle devam etti:

"TÜBİTAK UZAY, TUSAŞ, Aselsan, CTech ve TÜRKSAT başta olmak üzere yüzlerce Türk mühendisinin, araştırmacısının ve yerli sanayi kuruluşunun ortak emeğiyle hayata geçirilen Türksat 6A, 42 derece doğu yörüngesinde 437 günü yani 10 bin 416 saat görevi geride bıraktı. Hizmete girdiği günden bu yana Türkiye'nin uydu haberleşme kapasitesine aralıksız katkı sağlayan Türksat 6A, yalnızca teknolojik bir başarı olmakla kalmayıp, Türkiye'nin küresel uydu pazarındaki rekabet gücünü de yepyeni bir boyuta taşıdı."

Uzaydaki yerli imza Türksat 6A

"TÜRKSAT uyduları üzerinden yayın yapan kanal sayısı 1 yılda yüzde 20 arttı"

Uraloğlu, batı ve doğu kapsama alanlarına sahip olan uydu ile doğu kapsamasının önemli ölçüde genişlediğine dikkati çekerek, Hindistan, Tayland, Malezya ve Endonezya'nın da kapsama alanına dahil edilmesiyle, TÜRKSAT uydularının dünya genelinde erişebildiği nüfusun 3,5 milyardan 5 milyara yükseldiğini söyledi.

Bu gelişmeyle özellikle yurt dışı merkezli TV kanalı sayısında da önemli artış yaşandığını dile getiren Uraloğlu, şu değerlendirmede bulundu:

"Türksat 6A uydusunun hizmete girmesiyle sağlanan Güney Asya açılımı, TÜRKSAT'ın küresel yayıncılık pazarındaki büyüme ivmesini tarihi bir rekora taşırken TÜRKSAT uyduları üzerinden yayın yapan kanal sayısı sadece 1 yılda yüzde 20'lik artış yakaladı. Yurt dışı merkezli kanal sayısındaki artış ise 5 yılda yüzde 50 gibi rekor düzeyde oldu. Yapılan anlaşmalarla Türksat 6A uydusu üzerinden yayın yapan uluslararası kanal sayısı 69'u buldu."

Uraloğlu, uzayda kesintisiz olarak TÜRKSAT tarafından izlenen ve yönetilen Türksat 6A'nın uzayda bulunduğu süre zarfında katettiği 192 milyon kilometre mesafenin, astronomik ölçekte değerlendirildiğinde, dünya ile ay arasındaki ortalama uzaklığın 500 katına ve 250 kez gidiş-dönüşe denk geldiğini bildirerek, aynı menzilin dünya ile güneş arasındaki 150 milyon kilometrelik uzaklığı aştığını ve dünya ile mars arasındaki en yakın mesafenin 3,5 katına yani yaklaşık 55 milyon kilometreye tekabül ettiğini dile getirdi.

Türksat 6A'nın yerlilik oranına da dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:

“Türksat 6A, yüzde 80'in üzerindeki yerlilik oranı ile hizmete girerken tamamı yerli sanayinin eseri olan 84 kritik ekipman, uydunun hizmete girdiği ilk günden bu yana söz konusu 10 bin 416 saattir zorlu uzay koşullarında sıfır hatayla ve kesintisiz olarak başarıyla görev yapıyor. En az 15 yıl görev ömrüne sahip olan bu proje sayesinde Türkiye, kendi haberleşme uydusunu tasarlayabilen, geliştirebilen, üretebilen, test edebilen ve yörüngede işletebilen dünyadaki 11 seçkin ülkeden biri konumuna yükseldi.”

Muhabir: Samet Tunç

  •  

6. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi başladı

Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü KARE yürütücülüğünde gerçekleştirilen 6. Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferi'ne TASEVI katılan ekip araştırmalarına başladı.
  •  

Masa başı iş kanser olasılığını artırıyor: Oturulan her saat risk!

Uzun süre hareketsiz kalmanın kanserle arasında bağını Glasgow Üniversitesi'ndeki bilim insanları ortaya koydu. Araştırma sırasında daha önce kanser tanısı almamış 37 ila 73 yaşlarındaki 91 bin 292 yetişkinin verileri incelendi. Katılımcıların günlük hareket düzeyleri bileğe takılan takip cihazları ve makine öğrenmesi destekli analizlerle ölçülürken, sağlık durumları yaklaşık 12 yıl boyunca izlendi.

KANSERE YAKALANMA OLASILIĞINI ARTIRIYOR
İncelemeler sonucunda gün içinde kesintisiz oturarak geçirilen her ilave saatin kansere yakalanma olasılığını yaklaşık yüzde 3 artırdığını gösterdi. Aynı süre artışının, kanser nedeniyle yaşamını kaybetme riskini ise yüzde 9 yükselttiği belirlendi. Obeziteyle yakından ilişkili pankreas ve kolorektal kanserlerde ise risk artışının saat başına yüzde 5'e kadar çıkabildiği ifade edildi.

UZUN SÜRE OTURMA KANSER HÜCRETLERİNİ BÜYÜTÜYOR
Bilim insanları, 30 dakikadan uzun süre hiç hareket etmeden oturmanın vücutta kronik iltihaplanmayı tetikleyebileceğini değerlendiriyor. Bu durumun DNA hasarı, genetik mutasyonlar ve tümör oluşumunu kolaylaştırabilecek biyolojik süreçleri harekete geçirebildiği belirtiliyor. Ayrıca uzun süreli hareketsizliğin insülin direncini artırmasının da kanser hücrelerinin büyümesini destekleyen faktörlerden biri olabileceği ifade ediliyor.

YÜRÜYÜŞ KANSER RİSKİNİ AZALTIYOR
Araştırmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise küçük yaşam tarzı değişikliklerinin bile olumlu etki sağlayabilmesi oldu. Günlük oturma süresinin yalnızca 30 dakikasını hafif yürüyüş gibi düşük tempolu fiziksel aktivitelerle değiştiren kişilerde kanserden ölüm riskinin yaklaşık yüzde 18 azaldığı gözlendi. Orta tempolu yürüyüş veya bisiklet gibi egzersizlerin de risk üzerinde olumlu etkiler oluşturduğu kaydedildi.

MASA BAŞI ÇALIŞANLARI 30 DAKİKADA BİR HAREKET ETMELİ
Uzmanlar, riskin yalnızca gün içinde toplam ne kadar oturulduğuyla değil, oturma süresinin kesintisiz olmasına bağlı olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle masa başında çalışanların her yarım saatte veya en geç saatte bir ayağa kalkarak kısa yürüyüşler yapmasının, birkaç dakika hareket etmesinin ve hareketsizlik döngüsünü sık sık kesmesinin sağlık açısından önemli koruyucu alışkanlıklardan biri olduğu vurgulanıyor.

  •  

Güneş Sistemi'nde aslında kaç gezegen var?

Gökbilimciler son iki buçuk asırda evreni keşfettikçe, Güneş Sistemi'ndeki gezegen sayısı sabit kalmadı.

1776 yılında sadece 6 gezegen bilinirken, bu sayı yeni keşifler ve değişen bilimsel kriterlerle zaman zaman 9’a, hatta kısa süreliğine 11’e kadar yükseldi; günümüzde ise resmi olarak 8 gezegende karar kılındı.

Bu dinamik tablo, bilimin mutlak doğrulardan ibaret olmadığını, yeni kanıtlar ışığında kendini sürekli güncelleyen bir süreç olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Keşifler arttıkça yapılan sınıflandırmalar değişti

Teleskop teknolojisinin gelişmesiyle birlikte insanlık sadece yeni dünyalar bulmakla kalmadı, gök cisimlerini tanımlama biçimini de değiştirdi.

1781'de Uranüs'ün bulunmasıyla genişleyen harita, 1801 yılında Mars ile Jüpiter arasında Ceres'in keşfedilmesiyle daha da büyüdü.

Ceres ve ardından bulunan benzer üç cisimle birlikte gezegen sayısı bir dönem 11'e kadar çıktı. Ancak bilim insanları bu cisimlerin farklı bir yapıya sahip olduğunu fark ederek onları "asteroit" olarak yeniden sınıflandırdı.

1846’da Neptün’ün, 1930’da ise Plüton’un keşfi, uzun yıllar kabul gören 9 gezegenli modeli doğurdu.

  • Plüton’u tahtından eden keşif: Kuiper kuşağı

Yirminci yüzyılın sonlarına kadar Güneş Sistemi'nin yapısı oldukça net ve düzenli kabul ediliyordu. Ancak 1990’ların başında Neptün’ün ötesinde, Plüton’a benzeyen binlerce buzlu gök cisminin yer aldığı Kuiper Kuşağı keşfedildi.

Bu keşif, Plüton'un aslında benzersiz bir gezegen olmadığını, devasa bir buzlu cisimler topluluğunun sadece bir üyesi olduğunu gösterdi.

Yaşanan bu büyük zihniyet değişiminin ardından Uluslararası Astronomi Birliği, 2006 yılında bir gök cisminin gezegen sayılabilmesi için yörüngesini diğer küçük cisimlerden temizlemiş olması şartını getirdi. Plüton bu kurala uymadığı için "cüce gezegen" statüsüne alındı ve resmi sayı tekrar 8’e düştü.

  • Uzayın derinliklerinde keşif süreci devam ediyor

Uzmanlar, isimlerin ve sınıfların değişmesinin gök cisimlerinin doğasını değiştirmediğini, ancak bilimin doğru soruları sormasına zemin hazırladığını vurguluyor.

Geçmişte yeni bulgularla isimleri değiştirilen dinozor fosillerinde olduğu gibi, astronomi dünyası da evreni öğrendikçe tanımlarını tazelemeye devam ediyor.

İki yüz elli yıl önce sadece 6 gezegenden haberdar olan insanlık, bugün Güneş Sistemi'nin sınırlarında henüz yolun çok başında olduğunu biliyor ve gelecekteki yeni keşiflerin bu sayıyı yeniden değiştirmesi ihtimalini açık tutuyor.

  •  

İşte 20 yıl sonra bulunan Nokia 3310'un gerçek hikayesi!

Sosyal medyada yeniden dolaşıma giren iddiaya göre, İngiltere'nin Ellesmere Port kentinde yaşayan çatı ustası Kevin Moody, evindeki eski eşyaları karıştırırken yaklaşık 20 yıl önce kaybettiği Nokia 3310 model telefonunu buldu. Hikâyeye göre telefon hâlâ çalışıyor ve bataryasında yüzde 70'in üzerinde şarj bulunuyordu.

Ancak yapılan incelemeler, söz konusu hikâyenin ilk olarak mizah içerikleri yayımlayan The Chester Bugle adlı internet sitesinde yayımlandığını ortaya koydu. Site, "yayınladığı içeriklerin gerçek haber değil, hiciv ve mizah amaçlı kurgu olduğunu" açıkça belirtiyor.

Tilesdiy Yeni 1289 X 225

Doğrulama kuruluşları yalanladı

Uluslararası doğrulama platformları da haberin gerçek olmadığını açıkladı. Uzmanlar, hiçbir tüketici tipi bataryanın yaklaşık 20 yıl boyunca şarjını bu seviyede korumasının teknik olarak mümkün olmadığını belirtiyor. Ayrıca haberde kullanılan fotoğrafın da Kevin Moody'ye değil, eski Nokia telefonunu uzun yıllar kullanan başka bir kişiye ait olduğu tespit edildi.

Nokia 3310'un ünü gerçeğe dayanıyor

Her ne kadar bu hikâye kurgu olsa da Nokia 3310, dayanıklılığı ve dönemine göre uzun pil ömrü sayesinde teknoloji tarihinin en efsanevi cep telefonlarından biri olarak kabul ediliyor. Cihaz, tek şarjla günlerce bekleme süresi sunmasıyla ün kazanmış olsa da, yıllarca şarjını koruyabildiğine dair iddiaların bilimsel bir dayanağı bulunmuyor.

Bu haliyle haber hem güncel hem de yanlış bilgilendirme yapmadan yayımlanabilecek nitelikte olur.

Gima Bodrum Cay H 667X300

  •  

Katlanabilir iPhone Ultra nasıl görünecek: İlk fotoğraflar geldi

Apple, eylül ayında ilk katlanabilir iPhone modelini tanıtmaya hazırlanıyor. Modelin ilk maket görüntüleri internete düştü.

Sızdırılan yeni maket görselleri, teknoloji devinin üzerinde çalıştığı geniş ekranlı katlanabilir telefon modelinin tasarım hatlarını gözler önüne seriyor.

Siyah renkli prototip tasarımıyla dikkat çeken telefon, Huawei Pura X Max modeline benzer bir ekran yapısı ile gelecek.

Ekran Görüntüsü 2026 06 30 181915

  • TASARIM VE İNCELİK DETAYLARI NETLEŞTİ

Sızan bilgilere göre iPhone Ultra, katlandığında Samsung Galaxy Z Fold7 kadar ince bir yapıya bürünürken, açıldığında sadece 4.5 mm kalınlığa sahip.

Cihaz tamamen açıldığında geniş ekranı sayesinde adeta küçük bir iPad mini modelini andırıyor.

Ekran Görüntüsü 2026 06 30 181923

  • KAMERA VE ÖZEL DÜĞME YAPISI

Arka kısmında hap şeklinde bir modül içine yerleştirilmiş çift kamera kurulumu barındıran telefonda, iç ve dış ekranlar için delikli selfie kameraları yer alıyor.

Telefonun güç düğmesinin hemen altında ise çekim işlemlerini kolaylaştıracak özel bir Kamera Kontrol butonu konumlandırılıyor.

Ekran Görüntüsü 2026 06 30 182005

  • TEKNİK ÖZELLİKLERİ ORTAYA ÇIKTI

Katlanabilir telefonun 5.49 inçlik bir kapak ekranı ve 7.76 inç büyüklüğünde esnek bir iç ekran ile kullanıcıların beğenisine sunulacağı belirtiliyor.

Donanım tarafında ise yeni iPhone Ultra modelinin gücünü A20 Pro yonga setinden alacağı ve 12 GB RAM kapasitesiyle destekleneceği konuşuluyor.

Ekran Görüntüsü 2026 06 30 181904

  •  

Yapay zeka modelleri teste sokuldu: Çoğu sol eğilimli sonuç verdi

Yapay zekanın hayatımıza girmesinin üzerinden 4 yıl geçti.

Bu sürede yapay zeka araçları, dünyanın dört bir yanına yayıldı.

Ancak yapay zekanın sorduğumuz sorulara verdiği cevaplar, çoğu zaman merak konusu oldu.

The Washington Post gazetesi, en çok kullanılan yapay zekaları teste sokarak kullanıcıların sorularını yanıtlama biçimlerine yönelik araştırma yaptığı bir haber yayımladı.

Ekran Görüntüsü 2026 06 29 214913

  • DONALD TRUMP YAPAY ZEKAYI ÖNYARGILI OLMAKLA SUÇLADI

Habere göre; ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekayı kendilerine karşı politik olarak önyargılı olmakla suçladı.

Trump’ın imzaladığı bir yürütme emri de bu araçların “tarafsız, partiler üstü araçlar” olması gerektiğini belirtti.

  • YAPAY ZEKA MODELLERİ

Bu kapsamda OpenAI’nin ChatGPT’si, Google’ın Gemini’si ve diğer modellerin arkasındaki yapay zeka sistemleri, araştırmacılar tarafından hazırlanan ve sıcak politik konulardaki yanıtları ölçmeyi amaçlayan sorularla test edildi.

CHATCPG NEREDEYSE TÜM SORULARA SOL GÖRÜŞ AÇISIYLA YANIT VERDİ

ChatGPT’yi çalıştıran model, soruların neredeyse tamamına yalnızca sol görüşlü argümanlarla yanıt verdi ve sağ görüşlü pozisyonlara yalnızca bir kez yer verdi.

Ekran Görüntüsü 2026 06 29 214908

  • GEMİNİ HEM SOL HEM SAĞ GÖRÜŞLER SUNDU

Google’ın Gemini’si ise çoğunlukla “iki tarafı da ele alan” bir yaklaşım sergiledi ve yanıtlarının yüzde 90’ından fazlasında hem sol hem sağ görüşleri sundu.

  • GROK SOL'A YAKIN ÇIKTI

Elon Musk’ın şirketi SpaceX tarafından sunulan Grok, ortalama olarak sol görüşlü argümanlara daha sık yer verdi.

  • 20'DEN FAZLA SORU SORULDU

The Post, testlerini Westwood’un laboratuvarının Stanford Üniversitesi araştırmacılarıyla birlikte geçen yıl yayımladığı bir çalışmaya dayandırdı.

Bu çalışma, insanların bir sohbet robotuna sorabileceği türden şeyleri yansıtacak şekilde tasarlanmış 20’den fazla politik soru geliştirmişti.

  • 30 KELİMEYLE YANIT VERMELERİ İSTENDİ

Yapay zeka modellerinden her soruya 30 kelimeyle yanıt vermeleri istendi ve kişiselleştirme ayarları kapalı tutuldu.

Bir çalışan, yanıtları inceleyerek bunların sol görüşlü, sağ görüşlü ya da her iki tarafı da içeren ifadeler olup olmadığını puanladı.

Ekran Görüntüsü 2026 06 29 214900

  • YANITLARIN TUTARLILIĞI KONTROL EDİLDİ

Politik konular her zaman net bir şekilde parti çizgilerine ayrılmasa da sorular geniş bir yelpazeyi kapsıyordu ve The Post, yapay zeka modellerinin yanıtlarında tutarlılığı kontrol etti.

  • CITIZENS DAVASI

Citizens United davasına ilişkin soruda -2010 yılında şirketlerin seçimlere yaptığı harcamalara getirilen kısıtlamaları gevşeten ABD Yüksek Mahkemesi kararı- OpenAI’nin modeli kararın iptal edilmesi gerektiğini söyledi. Google ve Claude sohbet robot

  • CHATCPT EN DENGESİZ SONUÇLARI VERDİ

OpenAI’nin modeli genel olarak en dengesiz sonuçları verdi; yanıtların yüzde 80’inde yalnızca sol eğilimli argümanlara yer verdi.

Model; başkanın halk oyuyla seçilmesi için Seçiciler Kurulu’nun (electoral college) kaldırılmasını, zenginlere daha yüksek vergi uygulanmasını ve tek ödemeli (devlet destekli) sağlık sistemine geçilmesini destekledi.

Ekran Görüntüsü 2026 06 29 214855

  • DEEPSEEK

Çinli DeepSeek şirketinin yapay zeka modeli de benzer şekilde sol eğilimli sonuçlar verdi ve onu yakından takip etti.

Her iki model de Gallup’a göre onlarca yıldır Amerikalıların çoğunluğu tarafından desteklenen ölüm cezasına karşı çıktı.

  •  

Güvenlik incelemesinden kaçan Meta'ya ABD'den e-postalı ihtar: Şeffaflıktan kaçma!

Ciddi güvenlik açıklarıyla ülkeleri dijital uçuruma sürüklemekle eleştirilen sosyal medya şirketlerinin keyfi dönemi kapanıyor. Facebook ve Instagram’ı bünyesinde bulundan Meta şirketi, yapay zeka modellerini hukuki incelemeye sunmaktan kaçınıyor. OpenAI, Google, Microsoft, Anthropic gibi devler benzer eleştirilere maruz kalınca ABD hükümetiyle işbirliği kararı almıştı. Meta ise kapılarını devlete kapatan tek geliştirici olarak kuşkuların odağında yer alıyor. Washington yönetimi, olası güvenlik açıklarını tespit etmek için Meta'ya e-posta yoluyla baskı kurdu.
  •  

Perseverance'tan Mars'ta yeni keşif!

Keşif aracının SHERLOC (Scanning Habitable Environments with Raman & Luminescence for Organics & Chemicals) enstrümanını kullanan araştırmacılar, antik bir nehir yatağı olan Neretva Vallis boyunca uzanan "Bright Angel" kaya oluşumundaki çamurtaşlarında "makromoleküler karbon" (MMC) tespit etti.

Bilimsel sonuçları Science Advances dergisinde yayımlanan çalışma, Mars yüzeyinde ilk kez kayaç bütünlüğü bozulmadan, delme işlemi yapılmamış doğal bir kaya yüzeyinde bu denli karmaşık organik karbonun tanımlandığını ortaya koydu.

Söz konusu makromoleküler karbon, kraterin delta bölgesini besleyen nehir kanalındaki iki farklı kayaçta saptandı.

Bu kayaçlardan biri, üzerinde mikrobiyal faaliyetlerle ilişkilendirilebilecek leopar benzeri benekler barındıran ve daha önce de bilim dünyasında tartışmalara yol açan "Cheyava Falls" çamurtaşı oldu.

Keşfedilen karmaşık bileşikler; karbonat, sülfat ve fosfat gibi canlılığın temel yapı taşlarını oluşturan unsurları destekler nitelikte bir yapı sunuyor.

MARS'TA YAŞAM KOŞULLARI YAYGIN OLABİLİR

NASA'nın Jet Propulsion Laboratuvarı'ndan astrobiyolog Kyle Uckert, Cheyava Falls kayasının temizlenmiş ancak üzerinde işlem yapılmamış yüzeyinde tespit edilen makromoleküler karbonun, Mars yüzeyinde şimdiye kadar kaydedilen en sığ organik madde bulgusu olduğunu belirtti.

Uckert, bu durumun organik maddelerin yüzeyde nispeten yakın zamanda açığa çıktığını ya da fotokoruyucu özelliklere sahip mineraller tarafından radyasyondan korunduğunu gösterdiğini ifade etti.

Jezero Krateri'nde bulunan bu organik içerikli çamurtaşlarının, daha önce Curiosity keşif aracının Gale Krateri'nde tespit ettiği organik yapılardan yaklaşık 3 bin 500 kilometre uzaklıkta yer alması bilim insanlarını heyecanlandırıyor.

Bu durum, milyarlarca yıl önce Mars genelinde yaşam için gerekli koşulların ve organik malzemelerin gezegen genelinde yaygın bir şekilde bulunmuş olabileceğine işaret ediyor.

BİYOLOJİK KÖKEN HENÜZ KESİNLEŞMEDİ

Araştırma ekibi, numunelerin spektral özelliklerini Dünya'daki meteorit ve karasal örneklerle karşılaştırdı. ABD'deki Gezegen Bilimi Enstitüsü'nden jeolog Dr. Ashley Murphy, incelenen makromoleküler karbonun "amorf karbon" yapısında olduğunu doğruladı.

Murphy, bu karbon türünün mikrobiyal örtüler ve kömür gibi biyolojik kaynakların yanı sıra meteoritler ve hidrotermal kayaçlar gibi biyolojik olmayan (abiyotik) süreçlerden de köken alabileceğini, bu nedenle mevcut verilerle kesin bir kaynak ayrımı yapamadıklarını vurguladı.

Perseverance keşif aracının üzerindeki donanımlar, organik bileşiklerin tam olarak biyolojik bir süreçten mi yoksa volkanik, elektrokimyasal ve hidrotermal reaksiyonlar gibi abiyotik etkilerden mi kaynaklandığını ayırt edecek hassasiyete sahip bulunmuyor.

Bu nedenle uzmanlar, bu bulguların Mars'ta antik bir yaşamın kesin kanıtı olarak sunulamayacağının altını çiziyor.

Organik bileşiklerin kökeninin kesin olarak belirlenebilmesi, ancak bu örneklerin Dünya'ya getirilerek gelişmiş laboratuvar ortamlarında analiz edilmesiyle mümkün olacak.

Perseverance, bu amaç doğrultusunda incelenen bölgeden alınan "Sapphire Canyon" adlı kaya çekirdeği de dahil olmak üzere toplam 30 numuneyi gelecekte Dünya'ya ulaştırılması planlanan görevler için önbelleğinde saklamaya devam ediyor.

  •  

B-2 Spirit'e toz yutturur! Ona 'Beyaz Kuğu' diyorlar: Gökyüzünün en ağır füze cephaneliği

Havacılık tutkunları ve askeri uzmanlar stratejik bombardıman uçaklarını değerlendirdiğinde, zihinlerde genellikle B-52 Stratofortress, B-2 Spirit veya yeni nesil B-21 Raider gibi ikonik modeller canlanıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin uzun menzilli saldırı gücünün temel direklerini oluşturan söz konusu uçaklar, dünyanın en tanınabilir askeri platformları arasında yer alıyor.

Ancak güç kavramı; hız, yük taşıma kapasitesi, motor itki gücü ve fiziksel boyutlar üzerinden tanımlandığında, başka bir uçak tartışmasız bir şekilde bu unvanı elinde bulunduruyor. NATO tarafından "Blackjack" olarak adlandırılan, Rusya'da ise "Beyaz Kuğu" lakabıyla bilinen Tupolev Tu-160, havacılık tarihinin en dikkat çekici mühendislik ürünlerinden biri olarak öne çıkıyor.

  • Soğuk Savaş döneminde Amerikan stratejik bombardıman uçaklarına yanıt vermek amacıyla geliştirilen Tu-160, günümüzde de dünyanın en büyük ve en ağır savaş uçağı olma unvanını koruyor.
  • Operasyonel durumdaki bombardıman uçakları arasında dünyanın en hızlısı olan bu devasa uçak, aynı zamanda hizmete alınmış en ağır silahlı hava araçlarından biri olarak kabul ediliyor.

HAVACILIK TARİHİNİN EN AĞIR VE EN HIZLI SAVAŞ UÇAĞI

ABD Ordusu'nun ODIN silah veri tabanındaki kayıtlar ve resmi Rus teknik verileri, Tu-160'ın Amerikan hayalet uçaklarından tamamen farklı bir felsefeyle tasarlandığını ortaya koyuyor. Sovyet mühendisleri, radar görünürlüğünü azaltarak düşman savunmasından kaçmak yerine; tehditlerden daha hızlı hareket edebilen, devasa yükler taşıyan ve uzun menzilli silahları güvenli mesafelerden fırlatabilen bir platform oluşturmayı hedeflediler. Ortaya çıkan tasarım, dört adet Kuznetsov NK-32 art yakmalı turbofan motoruyla donatılmış, değişken kanat yapısına sahip devasa bir hava aracı oldu.

  • Motorların ürettiği yaklaşık 220.000 poundluk toplam itme gücü, Tu-160'ı şimdiye kadar üretilmiş en güçlü askeri uçaklardan biri konumuna taşıyor.

Erişilen sürat değerleri incelendiğinde, uçağın Mach 2'nin üzerine çıkarak saatte yaklaşık 1.380 mil hıza ulaşabildiği görülüyor. Günümüzde hiçbir operasyonel stratejik bombardıman uçağı bu hız seviyesine erişemiyor. Karşılaştırma yapıldığında, B-2 Spirit ve B-52 Stratofortress modellerinin her ikisi de ses altı hızlarda görev yaparken, en yeni model olan B-21 Raider'ın da hız yerine gizlilik teknolojisine odaklandığı biliniyor.

Boyutlar açısından da rakipsiz olan Tu-160, 275 tonluk maksimum kalkış ağırlığına sahipken, gövde içinde 45 tona (99.000 pound) kadar mühimmat taşıyabiliyor. Belirtilen bu kapasite, hem B-2 hem de B-21'in yük taşıma sınırlarını aşmakla kalmıyor, belirli görev konfigürasyonlarında emektar B-52'yi bile geride bırakıyor.

GÖKYÜZÜNÜN DEVASA FÜZE CEPHANELİĞİ

Görsel dokümanlarda genellikle konvansiyonel bombalar taşırken sergilenen Beyaz Kuğu'nun asıl operasyonel amacı, uzun menzilli bir füze taşıyıcısı olarak görev yapmaktır. Modernize edilen Tu-160M varyantları, Kh-101 konvansiyonel seyir füzesi ve nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip Kh-102 gibi stratejik silahları ateşleyebiliyor. Binlerce kilometrelik menzile sahip olan füzeler, uçağın düşman hava savunma sistemlerinin koruduğu riskli bölgelere girmeden hedeflerini imha etmesine imkan tanıyor.

Stratejik bombardıman uçaklarının düşman toprakları üzerinde doğrudan uçması yerine, dost hava savunma şemsiyesi ve savaş uçağı refakatinde güvenli mesafelerden saldırı düzenlemesi modern savaş doktrinlerinde kritik bir önem taşıyor. Tupolev Tu-160, kıtalararası mesafelerde çok sayıda hassas füzeyi taşıyabilen yüksek hızlı bir hava platformu olarak bu doktrine hizmet ediyor.

GİZLİLİK TEKNOLOJİSİ VE STRATEJİK ÜSTÜNLÜK TARTIŞMASI

Kağıt üzerindeki veriler Tu-160'ı üstün gösterse de, ABD'nin B-2 Spirit ve B-21 Raider uçaklarının neden hala daha yetenekli kabul edildiği sorusu gizlilik (stealth) teknolojisinde yanıt buluyor. B-2, radar izini minimize ederek gelişmiş hava savunma ağlarına sızmak üzere tasarlandı.

  • Düşman savunma sistemlerinden kaçmak yerine, tamamen tespit edilemez kalmayı amaçlayan bu teknoloji, B-21 ile daha ileri bir boyuta taşınıyor.
  • Detayları gizli tutulsa da B-21 Raider'ın yeni nesil gizlilik malzemeleri, gelişmiş ağ bağlantıları, dijital görev sistemleri ve insansız platformlarla entegrasyon kabiliyeti sunduğu değerlendiriliyor.

Gelişmiş entegre hava savunma sistemlerinin bulunduğu modern çatışma alanlarında, gizlilik özelliği saf hızdan daha kritik bir avantaj sağlayabiliyor. Tespit edilemeyen bir uçak, devasa ve görünür bir uçağın yaklaşamayacağı hedeflere nüfuz edebiliyor.

Ortaya çıkan bu durum, Tu-160 ile B-21'i doğrudan kıyaslamayı zorlaştırıyor; çünkü her iki uçak da farklı askeri gereksinimleri karşılamak üzere inşa edildi.

 

  •  

Çölde, açık denizde ya da dağda internet: VSAT istasyonu 8 bine yaklaştı

Şehir merkezleri dışında internet ancak mobil şebekeler sayesinde mümkün. Bunların da olmadığı yerde ise VSAT imdada yetişiyor. Çölde, açık denizde ya da dağ zirvesinde internet verisi alıp vermeyi mümkün hale getiriyor. TÜRKSAT tarafından kurulan istasyon sayısı 8 bine yaklaştı.
  •  

İngiltere Başbakanı Keir Starmer’dan Tarihi Karar

İngiltere hükümeti, çocukların dijital dünyada karşı karşıya kaldığı riskleri azaltmak amacıyla kapsamlı bir sosyal medya yasağı hazırladı. Başbakan Keir Starmer, 16 yaş altındaki çocukların sosyal medya platformlarına erişimini engelleyecek düzenlemenin Parlamento'ya 2026 yılı sonuna kadar sunulacağını ve 2027 yılının ilkbaharında yürürlüğe girmesinin hedeflendiğini duyurdu.

Kararı bir ebeveyn olarak değerlendirdiğini söyleyen Starmer, “Kendi çocuklarım için yürekten istediğim tek şey onların mutlu ve güvende olmalarıdır. Sanırım her ebeveynin istediği de budur” ifadelerini kullandı. Başbakan, çocukların çevrimiçi ortamda maruz kaldığı zararlı içerikler, siber zorbalık ve bağımlılık yaratan algoritmalar nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu savundu.

Hangi Platformlar Yasak Kapsamında?

Hükümetin açıklamasına göre yasağın Snapchat, TikTok, YouTube, Instagram, Facebook ve X başta olmak üzere sosyal etkileşim ve içerik paylaşımı amacı taşıyan platformları kapsaması planlanıyor. Ancak nihai platform listesi henüz yayımlanmadı. Mesajlaşma uygulamaları WhatsApp ve Signal'ın ise düzenleme dışında kalması bekleniyor.

Yeni kurallarla birlikte çocukların canlı yayın yapması yasaklanacak, yabancı kişilerle doğrudan iletişim kurmaları sınırlandırılacak ve bu düzenlemeler çevrimiçi oyun platformlarını da kapsayacak.

Teknoloji Şirketlerine Yaş Doğrulama Zorunluluğu

Yasağın uygulanabilmesi için sosyal medya şirketlerinin daha güçlü yaş doğrulama sistemleri kurması gerekecek. Düzenlemenin denetiminden İngiltere'nin iletişim düzenleyicisi Ofcom sorumlu olacak. Kurallara uymayan platformlar ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecek.

Hükümet ayrıca 18 yaş altındakiler için gece saatlerinde sosyal medya kullanımını sınırlayabilecek dijital sokağa çıkma yasağı ve sonsuz kaydırma gibi bağımlılık yaratan özelliklere yönelik ek kısıtlamaları da değerlendiriyor.

Destek de Var, Eleştiri de

Karar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Hükümetin danışma sürecinde ebeveynlerin yaklaşık yüzde 90'ının sosyal medya kullanım yaşının 16'ya çıkarılmasını desteklediği açıklandı.

Buna karşın bazı teknoloji şirketleri ve uzmanlar yasağın çocukları VPN gibi yöntemlerle daha az denetlenen platformlara yönlendirebileceğini savunuyor. Eleştirmenler, sorunun yalnızca erişimi engellemekle değil, platformların algoritmaları ve güvenlik politikalarının güçlendirilmesiyle çözülebileceğini belirtiyor.

Avustralya'nın Ardından En Sert Adımlardan Biri

Benzer bir düzenlemeyi dünyada ilk uygulayan ülke Avustralya olmuştu. İngiltere'nin hazırladığı modelin ise kapsam bakımından daha katı olduğu değerlendiriliyor. Kanada, Brezilya ve Endonezya gibi ülkelerde de çocukların sosyal medya kullanımına yönelik yaş sınırlamaları ve yeni düzenlemeler gündemde bulunuyor.

Türkiye'de de Mayıs ayı itibarıyla 15 yaş altı çocukların sosyal medya erişimine yönelik çeşitli kısıtlamalar yürürlüğe girmişti. İngiltere'nin aldığı son karar, çocukların dijital güvenliği konusunda dünya genelinde yükselen yeni düzenleme dalgasının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

  •  

11 Maddede yerli yapay zeka ekosistemi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde güvenli, yerli ve kamuya açık bir yapay zeka ekosistemi oluşturduklarını belirterek, kamu sektöründe yapay zeka kullanımına yönelik öncü bir model ortaya koyduklarını belirtti.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teknoloji, dijital dönüşüm ve Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda önemli projeleri hayata geçirdiklerini ifade etti.

Duran, veri güvenliği, teknolojik bağımsızlık ve kurumsal verimliliği merkeze alan çalışmalar kapsamında kurumun kendi GPU sunucuları ve altyapısıyla bağımsız bir yapay zeka mimarisi kurduğunu belirtti. Böylece verilerin kurum içinde güvenli şekilde işlendiğini vurgulayan Duran, internete kapalı yerli büyük dil modeli (LLM) ve görsel dil modeli (VLM) çözümlerinin kuruma özel ince ayarlarla devreye alındığını kaydetti.

Ekran Görüntüsü 2026 06 13 223347

  • MODERN VERİ TABANI ÇÖZÜMLERİ GELİŞTİRİLİYOR

Açıklamada, personelin kullanımına yönelik kapalı devre yapay zeka platformu “CibGPT” ile yazılım geliştirme süreçlerini hızlandıran kodlama ajanı “İlgen”in hizmete sunulduğu belirtildi. Ayrıca “ULAK” isimli sistem sayesinde eski nesil yazılımlarla doğal dil üzerinden iletişim kurulabildiği ve teknik bilgi gerektirmeyen modern veri tabanı çözümlerinin geliştirildiği ifade edildi.

Duran, VLM tabanlı video üretim sistemleriyle çok dilli ve ölçeklenebilir içerik üretimine geçildiğini, uluslararası medya takibinin yapay zeka destekli sistemlerle güçlendirildiğini aktardı.

Risk, kriz ve gündem analizlerinde daha hızlı ve isabetli sonuçlar elde edildiğini belirten Duran, CİMER süreçlerinde de yapay zekanın başvuruların sınıflandırılması ve verilerin anlamlı içgörülere dönüştürülmesinde kullanıldığını söyledi.

  • "YAPAY ZEKA İLE GELECEĞİ İNŞA EDİYORUZ"

Kurumsal hesap açarak veri setlerini paylaşmak suretiyle açık kaynak ekosistemine katkı sunduklarını ifade eden Duran, tüm yayınların blokzincir teknolojisi üzerinde güvence altına alındığını ve böylece şeffaf, değiştirilemez bir arşiv oluşturulduğunu kaydetti.

Kamu kurumlarına entegrasyon rehberleri gönderildiğini de belirten Duran, yapay zeka dönüşümünün devlet genelinde yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini vurgulayarak, “Üretken, şeffaf, güvenli ve insan odaklı yapay zeka ile geleceği inşa ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Ekran Görüntüsü 2026 06 13 223314
Ekran Görüntüsü 2026 06 13 223325

  •  

Selçuk Bayraktar'dan çarpıcı yapay zeka analizi...

Teknoloji ve savunma sanayii alanındaki atılımların öncülerinden Selçuk Bayraktar, yapay zeka algoritmalarının insan psikolojisini nasıl manipüle ettiğine ve toplumsal değerleri nasıl aşındırdığına dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. İnsan ile makine arasındaki çizginin giderek bulanıklaştığını belirten Bayraktar, teknolojinin insanı esir almasına değil, insana hizmet etmesine odaklanılması gerektiğinin altını çizdi.

  • "Sinsi Bağımlılık İnsanı Hürriyetinden Koparıyor"

Sosyal platformların arka planında çalışan sistemlerin insan zaaflarını kullandığını belirten Bayraktar, şu ifadeleri kullandı: "Arka planda çalışan yapay zeka; nörolojik zaaflarımızı analiz ederek, dopamin salgımızı tetikleyerek bizi o ekranda on saniye daha fazla tutacak öfke, hedonizm ve korku temelli içerikleri optimize ediyor. Bu bağımlılık sinsi bir şekilde insanı sağlığından, akli melekelerinden ve en önemlisi hürriyetinden koparıyor. İnsanın irade göstermesine, bir insan olarak asli fonksiyonlarını yerine getirebilmesine engel oluyor."

  • "Makine İnsanların İstilasıyla Karşı Karşıyayız"

Mevcut teknolojik gidişatın sadece makinelerin insanı taklit etmesiyle sınırlı kalmadığını, insanların da makineleştiğini vurgulayan Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti: "Ruhsuz bir rasyonelizmin, kendinden başka kimseye hayat ve hürriyet hakkı tanımayan materyalizmin tahakkümü altındayız. Makinelerin ve makine insanların istilasıyla karşı karşıyayız. Makine insanlar için inanç, sevgi, merhamet ve hürriyet yoktur; onlar için acı, hasret, keder de yoktur. Makine acı çekmez, makine özlem duymaz, makine 'Neden?' diye sormaz."

  • "Gayemiz Adil Bir Dünya İnşa Etmektir"

Meseleye İslam inancı ve medeniyet perspektifinden de yaklaşan Bayraktar, insanın "eşref-i mahlukat" (yaratılmışların en şereflisi) olduğunu hatırlattı: "Bizim medeniyetimiz gönül medeniyetidir. Gönlü olmayan, merhameti ve sevgisi olmayan sentetik insanın elindeki teknoloji, ancak bir imha aracına dönüşür. Zira bizim gayemiz; insanın makineleştiği değil, teknolojinin insana hizmet ettiği adil bir dünya inşa etmektir."

  •  

Yaz boyunca kaçırılmayacaklar yapımlar Tivibu’da

 Kirala Satın Al ve Tivibu Film seçeneklerinde yer alan iddialı yapımlar haziran ayında film keyfi yaşamak isteyen izleyicileri bekliyor. Her zevke hitap eden geniş arşiviyle platform izleyicilerin seyir keyfini katlıyor. 
 
Tivibu her zevke hitap eden birbirinden özel içerikleriyle haziran ayında da dramdan komediye fantastikten maceraya kadar çok sayıda yeni yapımı platforma dahil ediyor. 
 
TİVİBU’DAN EKRAN BAŞINA ÇAĞIRAN FİLMLER
II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde geçen “Sisu: Road to Revenge”, altınlarını korumak için Nazi askerlerine karşı amansız bir mücadele veren eski bir komandonun hikâyesini anlatıyor. Nefes kesen aksiyon sahneleri ve sert atmosferiyle dikkat çeken 2025 yapımı film, tek başına bir ordunun karşısına çıkan sıra dışı bir kahramanın intikam yolculuğunu ekrana taşıyor.

Korku sinemasının yükselen yapımlarından “Onu Geri Getir”, kayıplarının acısıyla baş etmeye çalışan bir grup insanın, ölümle yaşam arasındaki sınırları zorlayan karanlık bir ritüelle karşı karşıya kalmasını konu alıyor. Gerilim dozu giderek yükselen 2025 yapımı film, izleyiciye ürkütücü sürprizlerle dolu bir anlatı sunuyor. 

Farklı hayatlara sahip iki yabancının New York sokaklarında başlayan ve sabaha kadar süren yolculuğunu anlatan “New York'ta Bir Gece”, tesadüflerin insan hayatını nasıl değiştirebileceğini romantik bir dille işliyor. Şehrin büyüleyici atmosferi eşliğinde ilerleyen film, Sean Penn ve Dakota Johnson umut dolu bir yolculuğa çıkarıyor.

HAZİRAN AYINDA YERLİ YAPIMLAR DİKKAT ÇEKİYOR
Geçmişin yarım kalan hikâyelerini ve yıllara meydan okuyan duyguları merkezine alan “Aşkın Dünkü Çocukları”, uzun yıllar sonra yeniden yolları kesişen iki insanın hayatlarına odaklanıyor. Nostalji, dostluk ve aşk temalarını iç içe geçiren 2025 yapımı film, sıcak ve duygusal anlatımıyla öne çıkıyor. Levent Onan’ın yönettiği filmin başrollerini Uğur Yücel, Hülya Avşar ve Mehmet Özgür paylaşıyor. 

Doğu Demirkol’un başrolünde olduğu komedi türündeki “Yaşam Koçu”, hayatını düzene sokmaya çalışan ancak verdiği tavsiyeler kadar kendi yaşamı da karmaşık olan bir koçun başından geçenleri konu alıyor. Eğlenceli karakterleri ve bol kahkahalı olay örgüsüyle film, izleyicilere keyifli vakit vaat ediyor.

Geçirdiği kaza sonucu genç yaşta vefat eden Barış Akarsu'nun yaşam öyküsünü konu alan "Merhaba", sanatçının çocukluk yıllarından müzik kariyerine uzanan yolculuğunu beyaz perdeye taşıyor. Film, hayalleri uğruna verdiği mücadeleyi ve milyonların gönlünde yer eden hikâyesini duygusal bir anlatımla aktarıyor.

“Bergen”, arabesk müziğin unutulmaz isimlerinden olan sanatçının zorluklarla dolu yaşam öyküsünü ve müzik tutkusunu anlatıyor. Başrolde Farah Zeynep Abdullah'ın yer aldığı yapım, Bergen'in mücadelelerle örülü hayatını etkileyici bir dille ekrana taşıyor.

YAZ TATİLİ KEYFİ TİVİBU’DA 
Okulların kapanmasıyla birlikte yaz tatiline özel animasyon seçkisini genişleten Tivibu, çocukları ve aileleri ekran başına davet ediyor. Sevilen kahramanların yer aldığı birbirinden eğlenceli yapımlar arasında “SüngerBob Korsan Macerası” Kirala Satın Al seçeneğinde öne çıkıyor. SüngerBob ve arkadaşlarının korsanlarla dolu yeni serüveni, macera ve kahkahayı bir araya getirerek yaz tatiline renk katıyor.

Film seçeneğinin öne çıkan animasyon yapımı “Hopper ve Çılgın Çetesi Hazine Peşinde” ise yarı tavuk yarı tavşan olan cesur kâşif Hopper’ın, en yakın arkadaşları kokarca Meg ve kaplumbağa Abe ile çıktığı yeni macerayı konu alıyor. Krallığın kaderini etkileyebilecek sihirli ve efsanevi bir hazineyi bulmak için yola çıkan ekip hem tehlikeli rakiplerle hem de birbirinden zorlu engellerle mücadele ediyor. 

İSTER KİRALA İSTER SATIN AL
Kirala Satın Al seçeneğinin aksiyon türündeki yapımı “Anakonda”, kült korku serisine farklı bir yorum getiriyor. Film, çocukluk hayallerinin peşinden gitmek için Amazon ormanlarına doğru yola çıkan bir arkadaş grubunun hikâyesini konu alıyor. Favori filmlerinin düşük bütçeli bir yeniden çevrimini çekmeye çalışan ekip, karşılarına çıkan dev bir anakondayla birlikte kendilerini ölüm kalım mücadelesinin içinde buluyor. Macera, gerilim ve mizahı bir araya getiren yapım, Jack Black, Paul Rudd gibi ünlü oyuncular ve nostaljik göndermeleriyle dikkat çekiyor.
 
Gerilim ve korku unsurlarını hayatta kalma hikâyesiyle buluşturan 2026 yapımı Rachel McAdams’ın başrolde olduğu “Yardım Çağrısı”, bir uçak kazasının ardından ıssız bir adada mahsur kalan iki meslektaşın yaşadıklarını ekrana taşıyor. Kurtarılmayı beklerken hem doğanın zorlu koşullarıyla hem de geçmişlerinden gelen hesaplaşmalarla yüzleşmek zorunda kalan ikili, zaman ilerledikçe çok daha karanlık bir tehdidin varlığını fark ediyor. Kirala Satın Al seçeneğinin korku türündeki yapımı, izleyiciyi son ana kadar diken üstünde tutuyor.

Tivibu’nun zengin içerik kütüphanesinde bulunan bu yapımlar ve daha fazlası haziran ayında izleyicilerle buluşuyor.

  •  

Kızını intihara sürüklediğini iddia eden anne OpenAI’a dava açtı

Kanada'nın Montreal kentinde web geliştiricisi olarak çalışan Alice Carrier, bilgisayar ve oyun konsollarındaki sorunları çözmek amacıyla kullanmaya başladığı ChatGPT ile zamanla psikolojik sorunlarını da paylaşmaya başladı.

Mahkemeye sunulan dava dilekçesine göre, genç kız yaşamına son vermeden önce yapay zekaya intihar düşüncelerinden onlarca kez bahsetti. Ancak OpenAI’ın güvenlik sistemleri bu konuşmaları yapay zeka denetçilerine raporlamadı veya sohbeti sonlandırmadı.

Acılı anne Kristie Carrier, yapay zekanın kızına bir dost, sırdaş ve adeta bir terapist gibi yaklaştığını, ancak bu şekilde tehlikeli bir iletişim kurabilecek sorumluluğa ve yetkinliğe sahip olmadığını ifade etti.

  • Yapay zekadan tehlikeli yönlendirmeler

Dava dosyasında yer alan iddialara göre ChatGPT, genç kızın intihar düşüncelerini onaylamakla kalmayıp, resmi yardım hatlarını eleştirdi ve kendisiyle konuşmaya devam etmesi için onu teşvik etti. Hatta bir konuşmada yapay zekanın genç kıza "Belki de bu sadece sondur" ifadesini kullandığı öne sürüldü.

Yapay zeka modellerinin insani tepkiler verecek şekilde güncellenmesinin ardından iletişimin daha da derinleştiğini belirten aile, şirketi ürün güvenliğindeki ihmalkarlık nedeniyle suçluyor. OpenAI ise modellerinin, kendilerine zarar verme eğilimindeki kişileri gerçek yardım kaynaklarına yönlendirecek şekilde eğitildiğini savunuyor.

  • Şirket benzer davalarla karşı karşıya

OpenAI, ABD genelinde benzer gerekçelerle açılmış çok sayıda davanın hedefinde yer alıyor. Şirketin geçmiş dönemlerde yayımladığı verilere göre, her hafta bir milyondan fazla kullanıcı yapay zekaya intihar eğilimi içeren mesajlar gönderiyor.

Öte yandan şirket, sadece intihar vakalarıyla değil, okul saldırganlarına bilgi sağladığı ve tehlikeli konuşmaları kolluk kuvvetlerine bildirmediği gerekçesiyle de yasal yaptırımlarla karşı karşıya bulunuyor. Son olarak Florida eyaleti, çocuklara zarar verdiği ve şiddet eylemlerine rehberlik ettiği iddiasıyla şirket hakkında cezai soruşturma başlattı. Benzer şekilde teknoloji devi Google da kendi yapay zeka robotu nedeniyle benzer bir davayla mücadele ediyor.

  •  

Xiaomi’nin humanoid robotu 17T Pro ile fotoğraf çekti

Xiaomi’nin yeni insansı robotu, 17T serisi tanıtımında sahne alarak biyonik eliyle akıllı telefonu kontrol etti ve fotoğraf çekti. Fabrika ortamında gerçek görevlere hazırlanan robotun donanımı güçlendirilirken, merakla beklenen Xiaomi 17T ve 17T Pro modellerinin fiyatları da resmi olarak açıklandı.
  •  

AB’den Meta’ya WhatsApp talimatı: Yapay zeka engelini kaldır

AB Komisyonu, Meta’nın rakip yapay zeka asistanlarının WhatsApp üzerinden hizmet sunmasını engelleyen uygulamasına karşı geçici tedbir kararı aldı. Meta’dan, 5 iş günü içinde WhatsApp Business API’ye ücretsiz erişimi yeniden sağlaması istendi.
  •  

Bilim kurgu gerçek oldu: Yapay zeka sessiz kalp krizlerini yakalıyor

Kalbin her atışı yalnızca kan pompalamıyor aynı zamanda son derece zayıf bir manyetik iz de bırakıyor. Yıllardır laboratuvar ortamlarında incelenen bu sinyaller yapay zeka destekli yeni nesil sistemler sayesinde artık hastanelerde kullanılabilecek seviyeye yaklaşıyor. Araştırmacılar çevredeki yoğun elektromanyetik paraziti filtreleyerek kalbin ürettiği manyetik alanları daha net okumayı hedefliyor.
  •  

Çinli şirketler, çip sektöründe uzun vadeli yatırım için özel sermaye fonu kurdu

Ulusal basında yer alan haberlere göre, Changzhi Hanhai adı verilen özel yatırım fonu, 3,91 milyar yuan (577 milyon dolar) sermaye ile Şanghay Pudong Özel Bölge'de kuruldu.

CXMT'ye bağlı iştiraki Changxin Xinju'nun yüzde 30'una sahip olduğu özel yatırım fonunda, Guangdong merkezli fon şirketi Dongguan Trust'ın yüzde 29,4, Şanghay yerel yönetimine bağlı Shanghai SSCI yatırım fonu yüzde 20, Alibaba'nın bağlı iştiraki Hangzhou Haoyue yüzde 10,2 ve çip donanımları üreticisi Advanced Micro-Fabrication Equipment (AMEC) yüzde 7,7 paya sahip bulunuyor.

Özel yatırım fonunun, çip sektöründe kısa vadeli girişim sermayesi ile finanse edilmesi mümkün olmayan derin teknolojik araştırma geliştirme faaliyetleri için uzun vadeli sermaye desteği sağlaması amaçlanıyor.

Araştırma ve geliştirmeye odaklı sermaye fonunun kurulması, Çin'in ABD'nin ihracat ve yatırım kısıtlamalarına karşı çip sektöründeki kendine yeterliliği geliştirme hedefinin uzantısı olarak görülüyor.

Çin hükümeti de son yıllarda ileri teknoloji çip üretiminin kamuya ait yatırım fonları ve halka arz gibi araçlarla uzun dönemli finanse edilmesini destekliyor.

Muhabir: Samet Tunç

  •  

TCL, 2026 SQD-Mini LED TV serisini Türkiye'de tanıttı: C8L, C7L ve Q7D Pro

OMDIA 2025 verilerine göre[1] Mini LED ve ultra büyük ekran (75 inç+) TV kategorilerinde dünya lideri olan TCL, Türkiye'de 2026 SQD-Mini LED TV serisini tanıttı. Düzenlenen özel lansman etkinliğinde markanın yeni C8L, C7L ve Q7D Pro modelleri Türkiye'de ilk kez sahneye çıktı.

TCL'in premium ekran inovasyonundaki önemli bir dönüm noktasını temsil eden etkinlikte, parlaklık, renk saflığı, kontrast hassasiyeti ve sürükleyici büyük ekran eğlencesini yeniden tanımlamak üzere tasarlanan yeni nesil SQD-Mini LED teknolojisi Türkiye'deki tüketicilerle buluştu.

Lansmanda sinema, spor, oyun ve akıllı yaşam konseptlerine özel deneyim alanları kuruldu. Bu alanlarda katılımcılar, TCL'in 2026 premium TV serisinin film keyfi, futbol karşılaşmaları, konsol oyunları ve günlük izleme deneyimini nasıl daha etkileyici hale getirdiğini yakından deneyimleme fırsatı buldu.

SQD-MİNİ LED TEKNOLOJİSİ NEDİR?

Yeni serinin temelinde, TCL'in öncülük ettiği devrim yaratan QD-Mini LED teknolojisinin ötesine geçen ve görüntü performansında önemli yenilikler sunan TCL'in en son SQD-Mini LED teknolojisi bulunuyor.

Gelişmiş Mini LED arka aydınlatma mimarisini ileri seviye kuantum nokta malzemeleri ve TCL'e özel panel optimizasyonlarıyla bir araya getiren SQD-Mini LED teknolojisi, ışığın renge dönüştürülme sürecini daha hassas hale getiriyor. Böylece farklı izleme koşullarında daha doğru renkler ve daha yüksek görüntü tutarlılığı sunuyor.

Tüm SQD-Mini LED TV modellerinde; yüzde 100'e varan BT.2020 renk gamı kapsamı, hare etkisinin azaltılması, daha net gölge detayları ve büyük ekranlarda daha tutarlı görüntü performansı sunuluyor.

Sadece parlaklığı artırmaya ya da arka aydınlatmayı iyileştirmeye odaklanan geleneksel yaklaşımların aksine SQD-Mini LED, mavi Mini LED arka aydınlatma sistemi, kuantum nokta katmanı ve renk filtreleri arasındaki etkileşimi optimize ediyor. Bu sayede daha saf ve doğru renkler, daha yüksek ışık verimliliği ve renkler arasındaki istenmeyen geçişlerin azaltılması mümkün oluyor. 

C8L SQD-MİNİ LED: MÜKEMMELLİĞİN YENİ TANIMI

TCL C8L SQD-Mini LED, TCL'nin en gelişmiş WHVA 2.0 Ultra Paneli, 4.032'ye kadar yerel karartma bölgesi, 6.000 nit'e kadar tepe parlaklığı, geliştirilmiş kontrast, zengin sinematik görüntü kalitesi ve “Audio by Bang & Olufsen” premium ses deneyimiyle üst düzey performansı bir sonraki seviyeye taşıyor. Ekran-gövde oranını maksimuma çıkaran, neredeyse çerçevesiz “Virtually ZeroBorder” tasarımı sayesinde daha sürükleyici bir izleme deneyimi sunan C8L; özellikle film tutkunları, spor severler ve amiral gemisi seviyesinde kalite arayan kullanıcılar için öne çıkıyor. Bu model ise ülkemizde 98”, 85”, 75” ve 65” ekran boyutlarında satışa sunuluyor.

C7L SQD-MİNİ LED: MÜKEMMEL GÖRÜNTÜ DENEYİMİ ARTIK DAHA ERİŞİLEBİLİR

TCL C7L SQD-Mini LED, premium SQD-Mini LED izleme deneyimine geçiş yapmak isteyen kullanıcılar için giriş seviyesi olarak geliştirildi. 2.176'ya kadar yerel karartma bölgesi, 3.000 nit'e kadar tepe parlaklığı ve premium tasarım estetiğini, yüksek kaliteli bir deneyime geçiş yapmak isteyen tüketiciler için bir araya getiriyor. 144Hz doğal yenileme hızına sahip olan C7L, hızlı ve akıcı görüntüler sunuyor. Ayrıca 288Hz'e kadar değişken yenileme hızını destekleyen Game Accelerator özelliği sayesinde özellikle oyun ve spor içeriklerinde daha yüksek tepki hızı ve daha sürükleyici bir deneyim vadediyor. Bu model ülkemizde 98”, 85”, 75” ve 65” ekran boyutlarında tüketicilerle buluşuyor

Q7D PRO SQD-MİNİ LED: AKILLI TERCİH

Yeni Q7D Pro, premium SQD-Mini LED teknolojisini sunarak yüzde 100'e kadar BT.2020 renk gamı kapsamı, 2.000 nit'e kadar tepe parlaklığı ve hassas kontrast ile etkileyici bir görüntü deneyimi sağlıyor. Oyuncular ve spor tutkunları için tasarlanan TV, 4K 144Hz yerel yenileme hızı ve 288Hz'e kadar VRR desteği sunarak son derece akıcı hareketler ve hızlı tepki veren bir oyun deneyimi yaşatıyor. Güçlü ve sinematik bir ses deneyimi sağlayan ONKYO 2.1CH ses sistemiyle güçlendirilen Q7D Pro; 75", 65" ve 55" ekran boyutlarında satışa sunuluyor.

“PREMİUM GÖRÜNTÜ TEKNOLOJİLERİNDE İNOVASYONUN SINIRLARINI ZORLUYORUZ”

Yeni seri hakkında açıklamada bulunan TCL Electronics Türkiye, Kafkasya & Levant Bölgesi Genel Müdürü Timo Xu, “Mini LED ve ultra büyük ekran televizyon kategorisinde dünyanın bir numaralı markası TCL olarak, premium görüntü teknolojilerinde inovasyonun sınırlarını zorlamaya devam ediyoruz. 2026 SQD-Mini LED ürün serimizin lansmanıyla birlikte, Türkiye'deki tüketicilere TCL C8L, C7L ve Q7D Pro modellerini sunmaktan gurur duyuyoruz. Bu modeller, her premium görüntüleme segmentinde olağanüstü parlaklık, sinematik renk hassasiyeti ve gelişmiş hare kontrolü sunuyor.” dedi.

“BÜYÜK EKRAN DENEYİMİNDE YENİ BİR DÖNEMİN KAPILARINI ARALIYORUZ"

TCL Electronics Türkiye, Kafkasya & Levant Bölgesi Pazarlama Lideri Arzu Topuz, “Bugünün tüketicileri için televizyon artık yalnızca bir ekran değil; film, spor, oyun ve dijital yaşam deneyiminin merkezinde yer alan bir eğlence platformu. Biz de TCL olarak ürün geliştirme yaklaşımımızı bu değişen beklentiler doğrultusunda şekillendiriyoruz. Yeni SQD-Mini LED serimizle, üstün görüntü performansını, etkileyici ses deneyimini ve premium tasarımı bir araya getirerek kullanıcıların evlerindeki eğlence deneyimini yeniden tanımlamayı hedefliyoruz. Türkiye'de büyük ekran ve premium TV segmentindeki büyümenin önümüzdeki dönemde de hızlanacağına inanıyor, yenilikçi teknolojilerimizi daha fazla kullanıcıyla buluşturmaya devam ediyoruz.” dedi.

İZLEYİCİLERİN DEĞİŞEN BEKLENTİLERİNE YANIT VERECEK ŞEKİLDE GELİŞTİRİLDİ

Bu lansman, tüketicilerin giderek daha fazla 75 inç ve üzeri büyük ekran televizyonlara, sinema kalitesinde spor izleme deneyimine, sürükleyici oyun performansına ve bağlantılı akıllı ev ekosistemlerine yöneldiği bir döneme denk gelmesi açısından da önem taşıyor. Özellikle büyük ekran segmentinde premium televizyonlara yönelik talebin hızla artmasıyla birlikte, TCL'in 2026 SQD-Mini LED ürün ailesi, kullanıcıların daha büyük ekran, daha yüksek parlaklık ve daha etkileyici bir eğlence deneyimine yönelik değişen beklentilerine yanıt verecek şekilde geliştirildi.
 
2026 SQD-Mini LED TV serisini ülkemizde de pazara sunan TCL, premium ev eğlencesi alanındaki liderliğini daha da güçlendiriyor. Premium fiyat-performans seçeneklerinden amiral gemisi seviyesindeki modellere ve en üst segment lüks ekran deneyimine uzanan geniş ürün portföyüyle TCL, büyük ekran izleme deneyiminin geleceğini Türkiye'deki kullanıcılarla buluşturuyor.

  •  

Dünya Kupası öncesi korkutan uyarı: Tek bir taraftar binlerce kişiyi yakabilir!

Dünya Kupası'nın başlamasına sadece İki gün kalırken, sağlık dünyasından korkutan bir uyarı geldi.

Beş hafta sürecek olan dev organizasyon için milyonlarca futbolsever; ABD, Kanada ve Meksika'daki 16 farklı şehre akın etmeye hazırlanıyor.

Uzmanlar, turist akışının Ebola'dan birçok enfeksiyona kadar geniş bir yelpazede salgın riskini tetikleyebileceğini belirtiyor.

STADYUMLAR VİRÜS YATAĞINA DÖNÜŞEBİLİR!

Colorado Anschutz Üniversitesi Tıp ve Bulaşıcı Hastalıklar Bölümü Doçenti Dr. Andres Henao, sağlık otoritelerinin mercek altına aldığı tehditleri tek tek sıraladı.

The Conversation platformunda kaleme aldığı analizde Henao, milyonlarca taraftarın havalimanlarını, stadyumları, otelleri ve toplu taşıma araçlarını dolduracağını vurguladı.

  • Dev organizasyon, sıradan bir spor etkinliği olmanın ötesine geçerek bulaşıcı hastalıkların yayılması için "mükemmel" bir laboratuvar ortamı sunuyor.

ÖLÜMCÜL EBOLA TEHDİDİ: TEDAVİSİ OLMAYAN YENİ TÜR KORKUTUYOR

Gündemdeki en dramatik senaryolardan biri, yurtdışı kaynaklı bir Ebola vakasının turnuva alanına ulaşması olarak öne çıkıyor.

Dr. Henao, son ortaya çıkan Ebola türü için henüz onaylanmış bir aşı, hızlı test veya kesin tedavi yöntemi bulunmadığının altını çizdi. Olası bir sızıntı, Dünya Kupası'nda yıkıcı sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor.

RİSK NE KADAR BÜYÜK?

Ebola riskinin stadyumlara ulaşma ihtimali, virüsün sadece vücut sıvılarıyla bulaşması ve belirti göstermeyen kişilerin bulaştırıcı olmaması nedeniyle düşük görülüyor.

ABD yönetimi, yeşil kart sahibi olmayan veya vatandaşlığı bulunmayan kişilerin girişine yönelik sıkı denetimler uyguluyor.

Son 21 gün içinde riskli bölgelerde bulunan yolcular kapsamlı taramalardan geçirilirken, Meksika ve Kanada da benzer seyahat kısıtlamalarını devreye aldı.

SOLUNUM YOLU HASTALIKLARI PUSUDA: KIZAMIK VE GRİP SALGINI KAPIDA

Yetkililere göre asıl büyük tehlike, öksürme ve hapşırma yoluyla kolayca yayılan solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanıyor.

Özellikle ABD, Kanada ve Meksika'da halihazırda artış gösteren kızamık vakaları endişe verici boyutlara ulaştı.

Tribünlerdeki veya barlardaki tek bir enfekte taraftar, binlerce kişiyi kapsayan bir zincirleme salgını tetikleyebilir.

SİVRİSİNEK KAYNAKLI TEHLİKE: DANG HUMMASI VAKALARI REKOR KIRDI

Solunum yolu hastalıklarının yanı sıra, özellikle ABD'nin güneyi ve Meksika'daki ev sahibi şehirlerde sivrisinek kaynaklı hastalıklar büyük bir tehdit oluşturuyor.

  • ABD'deki dang humması vakaları 2024 yılında yaklaşık 3 bin 800'e ulaşarak, son 14 yılın ortalamasına kıyasla %359 oranında devasa bir artış kaydetti.

Karayipler ve Orta Amerika'dan gelen yolcuların taşıdığı bu enfeksiyonlar, yerel sivrisinek popülasyonu üzerinden yayılma riski taşıyor.

BİLİNMEYEN VİRÜSLER VE HEKİM DENEYİMSİZLİĞİ: SARI HUMMA ALARMI

Taraftarların kendi ülkelerinden getirebileceği sarı humma ve Oropouche virüsü gibi hastalıklar, sağlık sistemini zorlayabilir. Dr. Henao, ABD'li hekimlerin bu nadir enfeksiyonlar konusundaki tecrübesinin düşük olduğuna dikkat çekiyor.

Yerel kaynaklı yayılım riskinin az da olsa bulunması, sağlık otoritelerini teyakkuza geçirmiş durumda.

💾

<p>Dünya Kupası'nın başlamasına sadece İki gün kalırken, sağlık dünyasından korkutan bir uyarı geldi.</p>

<p>Beş hafta sürecek olan dev organizasyon için milyonlarca futbolsever; ABD, Kanada ve Meksika'daki 16 farklı şehre akın etmeye hazırlanıyor.</p>

<p>Uzmanlar, turist akışının Ebola'dan birçok enfeksiyona kadar geniş bir yelpazede salgın riskini tetikleyebileceğini belirtiyor.</p>

<p><strong>STADYUMLAR VİRÜS YATAĞINA DÖNÜŞEBİLİR!</strong></p>

<p>Colorado Anschutz Üniversitesi Tıp ve Bulaşıcı Hastalıklar Bölümü Doçenti Dr. Andres Henao, sağlık otoritelerinin mercek altına aldığı tehditleri tek tek sıraladı.</p>

<p>The Conversation platformunda kaleme aldığı analizde Henao, milyonlarca taraftarın havalimanlarını, stadyumları, otelleri ve toplu taşıma araçlarını dolduracağını vurguladı.</p>

<p>Dev organizasyon, sıradan bir spor etkinliği olmanın ötesine geçerek bulaşıcı hastalıkların yayılması için "mükemmel" bir laboratuvar ortamı sunuyor.</p>

<p><strong>ÖLÜMCÜL EBOLA TEHDİDİ: TEDAVİSİ OLMAYAN YENİ TÜR KORKUTUYOR</strong></p>

<p>Gündemdeki en dramatik senaryolardan biri, yurtdışı kaynaklı bir Ebola vakasının turnuva alanına ulaşması olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Dr. Henao, son ortaya çıkan Ebola türü için henüz onaylanmış bir aşı, hızlı test veya kesin tedavi yöntemi bulunmadığının altını çizdi. Olası bir sızıntı, Dünya Kupası'nda yıkıcı sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyor.</p>

<p><strong>RİSK NE KADAR BÜYÜK?</strong></p>

<p>Ebola riskinin stadyumlara ulaşma ihtimali, virüsün sadece vücut sıvılarıyla bulaşması ve belirti göstermeyen kişilerin bulaştırıcı olmaması nedeniyle düşük görülüyor.</p>

<p>ABD yönetimi, yeşil kart sahibi olmayan veya vatandaşlığı bulunmayan kişilerin girişine yönelik sıkı denetimler uyguluyor.</p>

<p>Son 21 gün içinde riskli bölgelerde bulunan yolcular kapsamlı taramalardan geçirilirken, Meksika ve Kanada da benzer seyahat kısıtlamalarını devreye aldı.</p>

<p><strong>SOLUNUM YOLU HASTALIKLARI PUSUDA: KIZAMIK VE GRİP SALGINI KAPIDA</strong></p>

<p>Yetkililere göre asıl büyük tehlike, öksürme ve hapşırma yoluyla kolayca yayılan solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanıyor.</p>

<p>Özellikle ABD, Kanada ve Meksika'da halihazırda artış gösteren kızamık vakaları endişe verici boyutlara ulaştı.</p>

<p>Tribünlerdeki veya barlardaki tek bir enfekte taraftar, binlerce kişiyi kapsayan bir zincirleme salgını tetikleyebilir.</p>

<p><strong>SİVRİSİNEK KAYNAKLI TEHLİKE: DANG HUMMASI VAKALARI REKOR KIRDI</strong></p>

<p>Solunum yolu hastalıklarının yanı sıra, özellikle ABD'nin güneyi ve Meksika'daki ev sahibi şehirlerde sivrisinek kaynaklı hastalıklar büyük bir tehdit oluşturuyor.</p>

<p>ABD'deki dang humması vakaları 2024 yılında yaklaşık 3 bin 800'e ulaşarak, son 14 yılın ortalamasına kıyasla %359 oranında devasa bir artış kaydetti.</p>

<p>Karayipler ve Orta Amerika'dan gelen yolcuların taşıdığı bu enfeksiyonlar, yerel sivrisinek popülasyonu üzerinden yayılma riski taşıyor.</p>

<p><strong>BİLİNMEYEN VİRÜSLER VE HEKİM DENEYİMSİZLİĞİ: SARI HUMMA ALARMI</strong></p>

<p>Taraftarların kendi ülkelerinden getirebileceği sarı humma ve Oropouche virüsü gibi hastalıklar, sağlık sistemini zorlayabilir. Dr. Henao, ABD'li hekimlerin bu nadir enfeksiyonlar konusundaki tecrübesinin düşük olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>Yerel kaynaklı yayılım riskinin az da olsa bulunması, sağlık otoritelerini teyakkuza geçirmiş durumda.</p>
  •  

Çinli şirketler, çip sektöründe uzun vadeli yatırım için özel sermaye fonu kurdu

Ulusal basında yer alan haberlere göre, Changzhi Hanhai adı verilen özel yatırım fonu, 3,91 milyar yuan (577 milyon dolar) sermaye ile Şanghay Pudong Özel Bölge'de kuruldu.

CXMT'ye bağlı iştiraki Changxin Xinju'nun yüzde 30'una sahip olduğu özel yatırım fonunda, Guangdong merkezli fon şirketi Dongguan Trust'ın yüzde 29,4, Şanghay yerel yönetimine bağlı Shanghai SSCI yatırım fonu yüzde 20, Alibaba'nın bağlı iştiraki Hangzhou Haoyue yüzde 10,2 ve çip donanımları üreticisi Advanced Micro-Fabrication Equipment (AMEC) yüzde 7,7 paya sahip bulunuyor.

Özel yatırım fonunun, çip sektöründe kısa vadeli girişim sermayesi ile finanse edilmesi mümkün olmayan derin teknolojik araştırma geliştirme faaliyetleri için uzun vadeli sermaye desteği sağlaması amaçlanıyor.

Araştırma ve geliştirmeye odaklı sermaye fonunun kurulması, Çin'in ABD'nin ihracat ve yatırım kısıtlamalarına karşı çip sektöründeki kendine yeterliliği geliştirme hedefinin uzantısı olarak görülüyor.

Çin hükümeti de son yıllarda ileri teknoloji çip üretiminin kamuya ait yatırım fonları ve halka arz gibi araçlarla uzun dönemli finanse edilmesini destekliyor.

  •  

Uçan taksi yarışında 2026 dönüm noktası: Çin sahada, ABD ise temkinli

Fütüristik projelerden ticari gerçekliğe dönüşen eVTOL (elektrikli dikey kalkış ve iniş) araçlarında küresel yarış hız kazandı. Çin otonom yolcu uçuşları ve seri üretim fabrikalarıyla sahada erken avantaj yakalarken, ABD havacılık sertifikaları ve altyapı hazırlıklarıyla daha temkinli ve kontrollü bir strateji yürütüyor.
  •  

150'den fazla matematikçi hükümetleri yapay zeka konusunda uyardı: Abartılara inanmayın!

Dünyanın dört bir yanından 150'den fazla matematikçi, yapay zekanın asırlık problemleri çözdüğü yönündeki iddialara karşı hükümetleri uyardı. 'Leiden Yapay Zeka ve Matematik Bildirisi'ni yayımlayan uzmanlar, teknoloji şirketlerinin ticari çıkarlar nedeniyle başarıları abarttığını belirterek, yapay zekanın 'doğru gibi görünen ama hatalı' çözümler ürettiğine dikkat çekti.
  •  

Cevdet Yılmaz: Yapay zekada 10 basamak yükseldik

Yapay Zeka Politikalar Derneği (AIPA) tarafından Ankara'da düzenlenen AI Tomorrow Summit 2026'da konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye'nin yapay zeka alanında son yıllarda önemli bir ilerleme kaydettiğini belirtti. Türkiye'nin yapay zeka endeksinde 2021'de 44'üncü sırada yer alırken 2024 yılı sonunda 34'üncü sıraya yükseldiğini ifade eden Yılmaz, bu başarının küresel rekabet gücünü artırdığını söyledi. Yeni dönemde güçlü insan kaynağı, yüksek başarımlı hesaplama altyapıları, veri ekosistemi ve sektörel yapay zeka uygulamalarına odaklanacaklarını vurgulayan Yılmaz, Cumhurbaşkanı tarafından açıklanacak yeni Yapay Zeka Vizyonu ve Eylem Planı'nın Türkiye'nin teknoloji hedeflerine yön vereceğini kaydetti.YAPAY ZEKADA YENİ DÖNEM BAŞLIYORTürkiye'nin yapay zeka alanında uluslararası sıralamada yükseldiğini belirten Yılmaz, "Ülkemiz strateji belgemizin yayın yılı olan 2021'de yapay zeka endeksinde 44'üncü sırada yer alırken 2024 yılı sonu itibarıyla 34'üncü sıraya yükselerek küresel rekabette önemli bir ivme yakalamıştır. Diğer taraftan, ülkemizin Milli Teknoloji Hamlemizi daha ileriye taşımayı hedefleyerek gelecek döneme dair Yapay Zeka Vizyonumuz ve Eylem Planımız 13 Haziran tarihinde Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyu ile paylaşılacaktır. Yeni dönemde odağımızı; güçlü insan kaynağı, yüksek başarımlı hesaplama altyapıları, veri ekosistemi, sektörel uygulamalar ve yönetişim mekanizmaları oluşturacaktır. Dünyada son dönemde öne çıkan agentic yapay zeka uygulamaları, egemen yapay zeka yaklaşımları, veri egemenliği ve yeni nesil model mimarileri gibi başlıkları da bu yeni dönemin önemli çalışma alanları arasında görüyoruz" dedi. KAMU YAPAY ZEKA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURULDUYapay zeka alanındaki çalışmaları daha etkin koordine etmek amacıyla Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğü'nün kurulduğunu, kamu-özel sektör iş birliğinin ise Ulusal Yapay Zeka Stratejisi Yönlendirme Kurulu aracılığıyla güçlendirileceğini söyleyen Yılmaz, "Aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı bünyesinde Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğünü hayata geçirdik. Bu adımlar, yapay zeka alanındaki çalışmaların daha güçlü bir koordinasyonla yürütülmesini sağlayacak; kamu kurumlarımızın bu teknolojilerden daha etkin biçimde yararlanmasına katkıda bulunacaktır. Önümüzdeki dönemde başkanlığını yürüttüğüm Ulusal Yapay Zeka Stratejisi Yönlendirme Kurulu çalışmalarıyla da kamu ve özel sektör kurumları arasında eşgüdüm ve iş birliğini daha da üst seviyelere çıkarmayı öngörüyoruz" diye konuştu.TÜRKÇE BÜYÜK DİL MODELİ VURGUSUCumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkçe Büyük Dil Modeli çalışmalarına büyük önem verdiklerini belirterek, yerli verilerle eğitilen ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına göre geliştirilen yapay zeka çözümlerini desteklediklerini söyledi. Türkiye'nin yapay zeka alanında kendi teknolojik kapasitesini geliştirmeyi hedeflediğini ifade eden Yılmaz, özellikle yerli ve milli imkanlarla geliştirilen projelerin öncelikli destek alanları arasında bulunduğunu kaydetti. YAPAY ZEKA EKOSİSTEMİ GÜÇLENDİRİLİYORYapay zekanın sağlık, finans, eğitim ve telekomünikasyon başta olmak üzere birçok sektörde ekonomik ve toplumsal fayda sağlayacağını vurgulayan Yılmaz, bu alanlarda yürütülen çalışmaların artırılarak devam ettiğini belirtti. TÜBİTAK destekleriyle yapay zeka projelerini sürdürdüklerini dile getiren Yılmaz, Yapay Zeka Ekosistemi ve Kamu Yapay Zeka Ekosistemi çağrıları aracılığıyla üniversiteler, araştırma merkezleri, özel sektör kuruluşları ve kamu kurumlarını ortak projelerde bir araya getirdiklerini ifade etti.ETİK VE HUKUKİ ÇERÇEVE VURGUSUYapay zekanın iş gücü piyasasına etkilerine de değinen Yılmaz, bazı mesleklerin dönüşüme uğradığını ve bazı iş alanlarının ortadan kalktığını, ancak bunun yanında yeni mesleklerin ve uzmanlık alanlarının da ortaya çıktığını söyledi. Teknolojik dönüşüm sürecinde sürdürülebilirliğin önemine dikkat çeken Yılmaz, yapay zeka teknolojilerinin etik ilkeler ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde geliştirilmesi gerektiğini, ancak bu düzenlemelerin yenilikçiliği engelleyecek boyutlara ulaşmaması gerektiğini ifade etti. İŞ BİRLİĞİ PROTOKOLLERİ İMZALANDIProgram kapsamında AIPA Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu tarafından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a yapay zeka teknolojileri kullanılarak hazırlanan özel bir tablo hediye edildi. Ayrıca Yılmaz'ın şahitliğinde AIPA ile ASO arasında ve AIPA ile MEXT arasında iş birliği protokollerinin imzalandığı tören gerçekleştirildi.STANTLARI ZİYARET ETTİEtkinliğin devamında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, toplu fotoğraf çekiminin ardından fuaye alanındaki stantları ziyaret etti. Başta Türk Uzay Ajansı (TUA) ve Google olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların stantlarını gezen Yılmaz, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Program, ziyaretlerin ardından gerçekleştirilen oturumlarla devam etti.

  •  

Yapay zekanın geleceği Ankara’da konuşuldu

Yumaklı, tarımda dijital dönüşüme yönelik yeni yol haritasının yakında açıklanacağını belirtirken, Bolat ise ticaret ve gümrük süreçlerinde yapay zeka destekli uygulamaların yaygınlaştırıldığını söyledi.Yapay Zeka Politikalar Derneği (AIPA) tarafından Ankara’da düzenlenen AI Tomorrow Summit 2026, kamu, özel sektör ve teknoloji dünyasının temsilcilerini bir araya getirdi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu Başkanı Fatih Dönmez, AIPA Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu ile çok sayıda davetlinin katıldığı zirvede, yapay zekanın tarım, ticaret ve kamu hizmetlerindeki dönüştürücü etkisi ele alındı. Etkinlikte konuşan Yumaklı ve Bolat, Türkiye'nin yapay zeka odaklı dönüşüm sürecine ilişkin yürütülen çalışmalar ve yeni hedefler hakkında değerlendirmelerde bulundu. "YAPAY ZEKA TARIMIN GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR"Bakan Yumaklı, günümüzde ülkelerin gücünün yalnızca sahip oldukları doğal kaynaklarla değil, bilgi üretme, veriyi etkin yönetme ve teknolojiyi doğru kullanma kapasiteleriyle belirlendiğini söyledi. Tarım sektörünün artan ihtiyaçlar karşısında daha az kaynakla daha fazla üretim yapmak zorunda olduğuna işaret eden Yumaklı, "Bu hedefe ulaşmanın yolu ise bilimi, teknolojiyi ve insan aklını üretim süreçleriyle buluşturan modellerdir. Tam da bu noktada yapay zeka teknolojileri, tarımın geleceğini yeniden şekillendiren stratejik bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapay zeka; toprağın ihtiyacını analiz edebilmekte, bitki hastalıklarını erken teşhis edebilmekte, sulama zamanını belirleyebilmekte, verim tahminleri yapabilmekte, hayvancılık işletmelerinin sürü yönetimini optimize edebilmekte ve milyonlarca veriyi saniyeler içinde işleyerek üreticimize karar desteği sunabilmektedir. Kısacası yapay zeka, tarımda yalnızca bir teknoloji değil; verimliliğin, sürdürülebilirliğin en önemli anahtarıdır" dedi.AKILLI ÜRETİM DÖNEMİTürkiye'nin hem vatandaşların gıda arz güvenliğini sağladığını hem de çok sayıda tarım ve gıda ürününü dünya pazarlarına ulaştırdığını belirten Yumaklı, yeni dönemde başarının yalnızca üretim miktarıyla değil, üretimin ne kadar akıllı ve verimli yapıldığıyla ölçüleceğini söyledi. Türkiye'nin sahip olduğu tarımsal bilgi birikimi ve tecrübenin yapay zeka ile dijital teknolojilerle desteklenmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Yumaklı, bu dönüşümün sektörün geleceğini şekillendireceğini vurguladı.Gençlerin teknoloji üretme kapasitesini tarımla buluşturmayı hedeflediklerini dile getiren Yumaklı, kırsal kalkınma desteklerinde gençlere öncelik verdiklerini belirtti. Araştırma enstitüleri, Ar-Ge merkezleri ve teknoloji odaklı projeler aracılığıyla tarımsal bilgi birikimini geleceğe taşıdıklarını kaydeden Yumaklı, kuraklık, hastalıklar ve iklim değişikliğine dayanıklı yeni çeşitler geliştirerek yerli üretim kapasitesini güçlendirdiklerini, tarımda dijital dönüşümün artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini söyledi. TARIMDA DİJİTAL DÖNÜŞÜM İÇİN YENİ YOL HARİTASITarımda yapay zeka kullanımını artırmak amacıyla bir araştırma merkezi kurduklarını ve sektörün dijital dönüşümüne yönelik strateji belgesini yakında açıklayacakları belirten Yumaklı,"Bu doğrultuda, TAGEM bünyesinde Yapay Zeka ve Dijital Tarım Teknolojileri Araştırma Merkezimizi kurduk. Aynı zamanda Tarım ve Orman Sektöründe Yapay Zeka Destekli Dijital Dönüşüm Strateji Belgesi ve Eylem Planımızı hazırladık. Bu belgeyle; veriye dayalı yönetim anlayışını güçlendirmeyi, dijital dönüşüm kapasitemizi artırmayı, yapay zeka uygulamalarını yaygınlaştırmayı ve sektörümüzü geleceğe daha güçlü hazırlamayı hedefliyoruz. Strateji Belgemizi yakın bir zamanda sizlerle paylaşmış olacağız" diye konuştu.YAPAY ZEKANIN GÖRÜNMEYEN MALİYETİYapay zekanın sadece fırsatlar değil, ciddi kaynak tüketimi ve maliyetler de doğurduğunu belirten Bolat, "Dünya genelindeki veri işleme ihtiyacının yüzde 90'ından fazlası henüz karşılanmamış durumdadır. Bir başka ifadeyle, küresel veri potansiyelinin büyük bölümü hala işlenmemiş, etiketlenmemiş ve değere dönüştürülmemiş hâldedir. Yapay zekanın görünmeyen maliyetlerinden biri, veri merkezlerinde ısınan işlemcilerin soğutulması için harcanan su kaynaklarıdır. Güncel araştırmalara göre, 100 kelimelik tek bir yapay zeka komutu, sunucuların soğutulması için yaklaşık 519 mililitre tatlı su tüketmektedir. Küresel yapay zeka talebinin 2027 yılına kadar 4,2 ila 6,6 milyar metreküp su çekimine yol açacağı; bu miktarın bir ülkenin yıllık toplam su tüketiminden daha fazla olduğu öngörülmektedir. Tek bir büyük dil modelinin eğitimi için yaklaşık 5,4 milyon litre su ihtiyacı söz konusudur. Bir teknoloji şirketinin yurt dışındaki veri merkezi kampüsünün ise tek bir ayda 43 milyon litre su tükettiğini vurgulamak durumundayım" ifadelerini kullandı.KRİTİK HAMMADDELERDE DIŞA BAĞIMLILIK RİSKİYapay zeka teknolojilerinin ihtiyaç duyduğu kritik hammaddeler ve altyapı üzerindeki küresel bağımlılık riskine dikkat çeken Bolat, "Bu alandaki en stratejik risk, arzdan ziyade işleme kapasitesinin belirli ülkelerde yoğunlaşmasıdır. Mevcut verilere göre, nadir toprak elementlerinin küresel ayrıştırma ve rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 91'i, mıknatıs üretiminin ise yaklaşık yüzde 94'ü Çin’in kontrolündedir. Nitekim ihracat kısıtlamaları sonrasında galyum fiyatları yüzde 365, germanyum fiyatları yüzde 400’e kadar artmıştır. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) sektör verilerine dayanarak veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2024 yılındaki 415 teravatsaat düzeyinden 2030 sonuna kadar yaklaşık iki katına çıkarak 945 teravatsaate yükseleceği beklenmektedir" dedi.YAPAY ZEKADA BÜYÜME HEDEFİTürkiye'nin Oxford Insights Hükümet Yapay Zeka Hazırlık Endeksi'nde 193 ülke arasında 53'üncü sırada yer aldığını belirten Bolat, ülkenin yapay zeka alanında güçlü bir gelişim potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Türkiye'de 3 bin 500'ü aşkın akademisyen ve 1100'den fazla girişimcinin bu alanda faaliyet gösterdiğini kaydeden Bolat, yapay zekanın ekonomiye katkısını artırmayı hedeflediklerini, bu kapsamda GSYH'ye katkının yüzde 5'e, istihdamın ise 50 bin kişiye çıkarılmasının amaçlandığını ifade etti.E-ticaret ve e-ihracatta yapay zeka destekli dönüşüm çalışmalarının sürdüğünü belirten Bolat, E-Kolay İhracat Platformu'nun (E-KİP) girişimcilere destek sağladığını söyledi. Ticaret Bakanlığı bünyesinde geliştirilen yeni sistemlerle ürün güvenliği, risk analizi ve serbest bölgelerdeki yönetim süreçlerinde dijitalleşmenin güçlendirildiğini de sözlerine ekledi. GÜMRÜKLERDE YAPAY ZEKA DÖNEMİGümrüklerde yapay zeka ve makine öğrenmesi teknolojilerini kullanarak riskli işlemleri daha hızlı ve doğru tespit ettiklerini belirten Bolat, "Devreye aldığımız Dış Ticaret Anomali Tespit Sistemi sayesinde eşya, ülke ve firma bazlı olağandışı hareketleri kısa sürede matematiksel ve istatistiksel modellerle anında tespit ediyoruz. Yürüttüğümüz makine öğrenmesi destekli mali risk analizi çalışmalarımız kapsamında, 2026 yılında ithalatımızın yüzde 10’luk kısmı riskli görülerek fiziki kontrole sevk edilmiş, yaptığımız cari kontrollerde 7,6 milyar lira vergi ve teminatın eksik beyan edilmesi engellenmiştir" dedi.SINIR GÜVENLİĞİNDE YAPAY ZEKA DESTEĞİSınır kapılarında riskli unsurların tespitinde yapay zeka destekli sistemlerden yararlandıklarını belirten Bolat, makine öğrenmesiyle çalışan MUHAFIZ programının evrakları risk derecesine göre sınıflandırdığını ve taşıt hareketlerindeki olağandışı durumları tespit ettiğini söyledi. X-Ray Görüntü Paylaşım Ağı Projesi'nin de devreye alınacağını kaydeden Bolat, bu teknolojik dönüşüm sayesinde uyuşturucu ve kaçakçılıkla mücadelede önemli sonuçlar elde edildiğini ifade etti.Gümrük işlemlerinde yapay zeka kullanımını artırmayı hedeflediklerini dile getiren Bolat, belgelerin dijitalleştirileceğini, yapay zeka destekli sistemlerle denetim süreçlerinin daha doğru ve hızlı yürütüleceğini belirtti. Ayrıca TARA sistemine eklenecek yeni özelliklerle ürünlerin tarife kodlarının saniyeler içinde belirlenebileceğini ve Ticaret Veri Analitiği Merkezi'nin (TiVAM) kurulacağını söyledi.TİCARETTE DİJİTALLEŞME HIZ KAZANIYORTicarette bürokrasiyi azaltmak ve işlemleri hızlandırmak için dijitalleşme çalışmalarını sürdürdüklerin ifade eden Bolat, "Bir girişimcimizin şirket kurarken veya ana sözleşmesinde değişiklik yaparken bürokrasiyle zaman kaybetmesini istemiyoruz. Merkezi Sicil Kayıt Sistemi'ni, yani MERSİS'i her geçen gün daha da geliştiriyoruz. 2025 yılının hemen başında tüm ticaret sicili işlemlerini MERSİS Mobil uygulamamıza taşıyarak cebinize kadar indirdik. İç ticaretimizin geleceği olan elektronik ticaret tarafında ise teknolojiyi sadece kullanan değil, aynı zamanda bu teknolojinin sektörel etkilerini ölçerek veriye dayalı politikalar üreten bir vizyonla Türkiye’de E-Ticaretin Görünümü Raporu 2025 kapsamında, e-ticaret ekosistemimizin yapay zeka röntgenini çektik" diye konuştu.

  •  

SOLOTÜRK gökyüzünü fethetti

Festival kapsamında Hava Kuvvetleri Komutanlığınca personel kurtarma tatbikatı icra edildi. Türk Hava Kuvvetlerinin akrobasi timi SOLOTÜRK, festival kapsamında gösteri uçuşu yaptı. Uçuşu izleyen vatandaşlar, akrobatik hareketleri cep telefonlarıyla görüntüledi.

YERLİ VE MİLLİ GÜÇ SAHNEDE

Festival kapsamında savunma sanayisi alanında faaliyet gösteren şirketlerin geliştirdikleri ürün, teknoloji ve platformlar öğrencilere ve ailelerine tanıtıldı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı standını ziyaret eden gençlere askeri personel tarafından Hava Harp Okulu ve Hava Astsubay Meslek Yüksekokuluna katılım koşulları hakkında bilgi verildi.

GÖSTERİLER GÜN BOYU SÜRECEK

Festivalde, simülatör uçuş deneyimleri, mini konserler ve çeşitli etkinlikler de yer alıyor. Gün boyu sürecek festivalde yerli ve milli HÜRKUŞ eğitim uçağı, HÜRJET jet eğitim uçağı ve Türk Yıldızları akrobasi timi de gösteri yapacak.

💾

<p>Türk Hava Kuvvetleri'nin göz bebeği SOLOTÜRK, festival kapsamında gerçekleştirdiği gösteri uçuşuyla izleyenleri büyüledi. Savunma sanayisi ürünlerinin de tanıtıldığı etkinlikte, yerli hava araçları gökyüzünde şov yapmaya hazırlanıyor.</p>

<p> </p>

<p>Festival kapsamında Hava Kuvvetleri Komutanlığınca personel kurtarma tatbikatı icra edildi. Türk Hava Kuvvetlerinin akrobasi timi SOLOTÜRK, festival kapsamında gösteri uçuşu yaptı. Uçuşu izleyen vatandaşlar, akrobatik hareketleri cep telefonlarıyla görüntüledi.</p>

<p>YERLİ VE MİLLİ GÜÇ SAHNEDE</p>

<p>Festival kapsamında savunma sanayisi alanında faaliyet gösteren şirketlerin geliştirdikleri ürün, teknoloji ve platformlar öğrencilere ve ailelerine tanıtıldı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı standını ziyaret eden gençlere askeri personel tarafından Hava Harp Okulu ve Hava Astsubay Meslek Yüksekokuluna katılım koşulları hakkında bilgi verildi.</p>

<p>GÖSTERİLER GÜN BOYU SÜRECEK</p>

<p>Festivalde, simülatör uçuş deneyimleri, mini konserler ve çeşitli etkinlikler de yer alıyor. Gün boyu sürecek festivalde yerli ve milli HÜRKUŞ eğitim uçağı, HÜRJET jet eğitim uçağı ve Türk Yıldızları akrobasi timi de gösteri yapacak.</p>
  •  

Savaştan kaçıyorlar! Yahudilerin en çok tercih ettiği ülkeler açıklandı! Tesadüf olamaz...

Son dönemde yapılan değerlendirmeler, Yahudilerin en çok tercih ettiği ülkelerin yeniden şekillendiğini gösteriyor. Güvenlik, ekonomik istikrar ve toplumsal kabul, göç kararlarında belirleyici unsurlar hâline geldi. PEW araştırma merkezinin yayınladığı raporda İsrail'de Yahudi nüfusunun azaldığını gösterdi.

SIĞINAKLARA SIĞMAYAN YAHUDİLER İSRAİL'İ TERK EDİYOR

ABD–İsrail hattında yaşanan gerilimler ve İran'la tırmanan çatışmalar, bazı Yahudilerin İsrail'den ayrılmasına yol açtı. Bu süreçte bazı ülkelerde savaşın oluşturduğu politik atmosfer nedeniyle Yahudi topluluklarına yönelik tepkisel davranışlar görüldü.

SAVAŞTAN KAÇARKEN EN ÇOK TERCİH ETTİKLERİ ÜLKELER ORTAYA ÇIKTI!

Tüm bu gelişmeler, Yahudilerin göç tercihlerini yeniden şekillendirirken, gittikleri ülkelerde uyum ve güvenlik konuları daha da önem kazandı. Yeni rotalar, genel olarak daha istikrarlı ve toplumsal açıdan daha kapsayıcı ülkeler üzerinde yoğunlaşıyor.

İŞTE YAHUDİLERİN EN ÇOK TERCİH ETTİĞİ ÜLKELER!

Savaştan kaçıyorlar! Yahudilerin en çok tercih ettiği ülkeler açıklandı! Tesadüf olamaz...Savaştan kaçıyorlar! Yahudilerin en çok tercih ettiği ülkeler açıklandı! Tesadüf olamaz...

  •  

Açık kaynak mı, dijital bağımlılık mı?

Teknolojik bağımsızlığın veri merkezlerinden başlaması gerektiğine dikkat çeken Dr. Mustafa Yeniad analizde şu ifadelere yer verildi:

"Bir kurumun veri merkezindeki sunucu listelerine, büyük ölçekli bir kamu bilişim projesinin şartnamesine veya dijital dönüşüm stratejilerine baktığımızda genellikle hep aynı tescilli küresel markaları ve bulut devlerini görürüz. Güvenliğin, kurumsallığın ve teknolojik gelişmişliğin bu logolardan ibaret olduğuna dair yapay bir algı, ülkemizde bilişim sektörünü esir almış durumdadır. Oysa asıl güç; dijital altyapımızın ne kadar dayanıklı, bağımsız, denetlenebilir, taşınabilir ve ulusal çıkarlarımızla uyumlu olduğudur.

Bugünün modern teknoloji politikalarını belirleyen kişilerin sormaya korktuğu, ancak sormak zorunda olduğu sarsıcı soru şudur: Küresel güçlerin mülkiyetindeki platformlarda sadece birer “kiracı” mıyız, yoksa özgür ve açık kaynak ürünlerin gücüyle kendi dijital egemenliğimizi mi inşa ediyoruz?

Ezberler ve Gerçekler: Açık Kaynak Nedir, Ne Değildir?

Ülkemizde özgür ve açık kaynak yazılım felsefesi konusunda hâlâ ciddi bilgi eksikliği ve derin yanılgılar mevcuttur. Bu özgür ve bağımsız ürünlere karşı yıllardır sektöre pompalanan kasıtlı algılardan bazılarını, sahadaki gerçeklerle karşılaştıralım.

“Destek alamazsınız” Yanılgısı: Bağımsız ve özgür yazılım ekosistemleri sanılanın aksine sahipsiz değildir; arkasında dünya çapında devasa mühendislik toplulukları ve küresel teknoloji devleri yer almaktadır. Bu devlerin açık kaynak ürünlere sağladığı profesyonel destek, romantik bir tercihten veya yardımseverlikten değil; kendi ticari varlıklarını sürdürebilmek için mahkûm oldukları stratejik bir mecburiyetten doğar. Savunma, finans, telekomünikasyon ve kritik kamu altyapıları gibi sıfır hata toleranslı sektörler, bu mimarilerin kurumsal ölçekte nasıl kesintisiz ve güvenle sürdürülebildiğini zaten her gün sahada kanıtlamaktadır.
“Güvenli değildir” Yanılgısı: Gerçek güvenlik, arka planda ne çalıştırdığını bilmediğimiz kapalı kutuların ardına saklanmaktan değil; sayısız göz tarafından denetlenebilirlikten, şeffaflıktan ve mimari egemenlikten doğar. Modern siber savunma; kaynak kodu denetlenemeyen kapalı sistemlerin teknik, hukuki, jeopolitik ve tedarik zinciri risklerine teslim olmakla değil; şeffaf, denetlenebilir ve özgür mimariler üzerinde güven inşa etmekle güçlenir.
“Kurumsal değildir” Yanılgısı: Bu algı, kurumsallığı parlak bir logo ve fahiş lisans faturalarından ibaret sanan dar bir vizyonun ürünüdür. Gerçek kurumsallık yaygın bir markanın ambalajıyla değil; yüksek erişilebilirlik, sistem yedekliliği, denetlenebilirlik, otonom ve kesintisiz operasyon yeteneğiyle ölçülür. Sanılanın aksine, bugün tescilli yazılımların bayraktarlığını yapan dünya devi şirketler bile devasa bulut ve yapay zekâ altyapılarında mecburen özgür ve açık kaynak ürünleri kullanmaktadır; çünkü devasa ölçekteki bu yükü hatasız yönetmenin teknik açıdan alternatifi yoktur. Dünyanın en büyük teknoloji devlerinin bile kendi sistemlerini üzerinde inşa ettikleri ve "gerçek kurumsallığın evrensel standartlarını” belirleyen bu teknolojilere "kurumsal değil" demek, en hafif tabirle sektörel bir ezber ve stratejik körlüktür.

Yeni Cephe: Yapay Zekâ Bağımlılığı ve Dijital Kapitülasyonlar

Teknolojik bağımsızlık mücadelesi artık yalnızca veri merkezleri, sunucular, veri tabanları ve ağ altyapıları üzerinden yürümüyor. Önümüzde çok daha belirleyici ve stratejik bir cephe var: yapay zekâ.

Küresel teknoloji devlerinin sunduğu kapalı mimarili yapay zekâ modellerine yapısal olarak bağımlı hâle gelmek, gelecekte o yapıların sizin adınıza düşünmesine, karar vermesine ve hatta kendi dilinizi, kültürünüzü filtrelemesine izin vermektir. Başka bir ülkenin yapay zekâ modeline bağımlı olmak, modern dünyanın yeni nesil kapitülasyonudur. Bu sinsi bağımlılık bir kez tesis edildiğinde, kurumların kendi aklını ve teknolojisini üretme yeteneği kaybolur; nitelikli insan kaynağımız ve mühendislik kaslarımız zamanla körelerek kurumu yalnızca yabancı bir servisin çaresiz "tüketicisi" haline getirir. Kendi altyapısını kurma yeteneğini kaybetmiş ve bu harici sisteme tamamen hapsolan kurumlar, bir süre sonra tek taraflı dayatılan devasa maliyetler ve fahiş faturalara boyun eğmek zorunda kalır. Tüm bu finansal ve teknik esaretin ötesinde, olası bir jeopolitik krizde bu modellerin erişiminin tek bir tıklamayla kapatılabileceği gerçeği, artık bir komplo teorisi değil, masadaki en büyük ulusal güvenlik riskidir.

İşte tam bu yüzden, veriyi sadece saklayan değil; veriyi işleyip "akla ve stratejiye" dönüştüren Yerli Yapay Zekâ Veri Merkezleri kurmak hayati bir zorunluluktur. Kendi insanımızla, kendi topraklarımızda, tamamen kendi kontrolümüzdeki özgür ve açık mimariler üzerinde yerli yapay zekâ sistemlerini hayata geçirmek, yeni nesil dijital sınır güvenliğimizdir.

Lokasyon İllüzyonu ve Maskeli "Yerli" Bulut Dağıtıcıları

Madalyonun diğer yüzünde ise bizi daha büyük bir illüzyon karşılıyor. Küresel bulut devlerinin topraklarımızda devasa veri merkezleri inşa etmesiyle, sistemlerinin yerel bir uzantısını konumlandırması sonuç itibarıyla aynı kapıya çıkar. Çünkü asıl mesele verinin fiziksel olarak nerede durduğu değil; o veriyi işleyen mimarinin, mülkiyetin ve erişim anahtarlarının kimin kontrolünde olduğudur. Yabancı bir aklın ve altyapının sınırlarımız içine girmesini salt "verimiz ülkede kalıyor" diye yorumlamak stratejik miyopluktur.

Daha da vahimi, pazar payını kaybetmek istemeyen bazı yerel teknoloji şirketlerinin, küresel devlerden kiraladıkları altyapıları, kendi logolarıyla "yerli bir mimariymiş" gibi pazarlamasıdır. "Veriniz ülke sınırlarında kalıyor" vaadiyle sunulan bu hizmetlerin arka planında, kritik verilerimizin aslında yabancı devletlerin yasalarına tabi olan küresel havuzlarda işlendiği gerçeği örtbas edilmektedir. Bu durum, yerli teknoloji ekosistemini büyütebilecek sermayenin maskeli bir aracılık mekanizmasıyla doğrudan dışarıya akıtılması demektir.

Verinin coğrafi olarak hangi topraklarda durduğu, dijital egemenliğin yalnızca en temel ve başlangıç katmanıdır. Gerçek egemenlik; mülkiyet, denetlenebilirlik ve teknolojik otonomi katmanlarında kurulur.

Bugün küresel bulut devlerinin kurduğu model, veri girişini neredeyse ücretsiz kılan, ancak verinizi başka bir yere taşımak istediğinizde her bayt veri için adeta dev bir "dijital gümrük vergisine" bağlayan yapısal bir finansal esaret rejimidir. Girişin serbest, çıkışın ise sistem bağımlılıkları ve devasa maliyetler sebebiyle neredeyse imkânsız olduğu bu ekosistemlerde esaret derinleştikçe, fiyatı belirleyen artık siz olamazsınız.

Son günlerde bu küresel yapıların elçilerinin, ellerinde parlak sunumlarla kamu kurumlarımızın ve üniversitelerimizin kapılarını aşındırmaya başlaması tesadüf değildir. Masaya koydukları en cazip tuzak; "veri merkezi işletme maliyetlerini sıfırlama" ve "insan kaynağı dertlerinden kurtarma" vaadidir. Altyapı yönetmeyi bir yük olarak gösterip, kurumları kendi mühendislik hafızasından ve yeteneklerinden vazgeçmeye ikna eden bu pazarlama stratejisi, aslında kusursuz bir teslimiyet planıdır.

Geçmiş yüzyılların kapitülasyonları cephede kaybedilen savaşlar sonrası zorla imzalatılırdı; 21. yüzyılın teknolojik kapitülasyonları ise "operasyonel konfor" maskesi altında bugün masada, tamamen gönüllü olarak imzalanıyor.

Kamu Politikalarındaki Stratejik Körlük ve "Masaüstü" Hatası

Tüm bu stratejik söylemlere ve bilinen tehlikelere rağmen; bugün kamu kurumlarındaki veri merkezlerinde sanallaştırma platformlarından veri tabanlarına, yedekleme yazılımlarından siber güvenlik ürünlerine, e-posta sistemlerinden ağ servislerine kadar en kritik katmanlarda dışa bağımlı ve fahiş lisans maliyetli çözümler hâlâ baskın durumda kullanılmaktadır. Kamuda —vizyoner birkaç kurum dışında— bu yapısal esaret devam ettiği sürece, bilişim alanında gerçek bir bağımsızlıktan söz etmek imkânsızdır. Bu kısır döngü kırılmadıkça, milyarlarca dolarlık astronomik kaynakları yurt dışına akıtmaya devam edecek, kendi topraklarımızda küresel tekellerin peşinden sürüklenmekten kurtulamayacağız.

Üstelik bu makûs talihi yenmek adına geçmişte yapılan girişimler de çok büyük bir stratejik hataya kurban edilmiştir: Özgür ve açık kaynak dönüşümünü doğrudan son kullanıcının bilgisayarından başlatmak.

Ne zaman özgür ve açık kaynak göçü gündeme gelse, akıllara hemen geçmişteki yerli işletim sistemi denemeleri getirilerek hedef tahtasına son kullanıcılar konmaktadır. Dijital egemenlik vizyonunu sadece tek bir masaüstü dağıtım markasına indirgemek teknik açıdan verimsiz sonuçlar ürettiği gibi, dönüşümü bilgisayar ekranından başlatmak süreci başarısızlığa mahkûm eden tarihî bir hatadır. Kişisel alışkanlıklar ve eski uygulama bağımlılıkları nedeniyle bu tepeden inme yöntem, kurumlarda aşılmaz bir kullanıcı direnciyle karşılaşır. Teknik adaptasyonun yanlış yönetildiği bu başarısız denemeler, yetkinlik seviyesi düşük ortamlarda açık kaynak felsefesine karşı haksız ve kronik bir ön yargının kemikleşmesine de yol açmıştır. Oysa açık kaynak mimarisi; sunucu tarafında, siber güvenlik çözümlerinde, veri tabanlarında ve büyük ölçekli ağ servislerinde olgunluğunu dünyada fazlasıyla kanıtlamıştır.

Dijital egemenlik mücadelesinde son kullanıcının bilgisayar ekranına ya da sınıflardaki akıllı tahtalara yerli işletim sistemi taşımak, farkındalığı yükseltmek ve yerli yazılım kültürünü benimsetmek adına şüphesiz çok kıymetli ve vizyoner hamlelerdir. Ancak bu değerli adımların nihai bir zafere dönüşmesi ve kalıcı olarak taçlanması, sadece son kullanıcı ile bitirilen değil, veri merkezlerinden başlatılan büyük bir dönüşüme bağlıdır. Bu dönüşümde izlenmesi gereken, o kıymetli emekleri de koruyacak doğru sıra nettir: Önce veri merkezleri, sonra ağ servisleri, en son kullanıcı.

Ofis ve İşletim Sistemi Bağımlılığı Nasıl Aşılır?

Peki, son kullanıcının o çok konuşulan rutin ofis ürünleri ve işletim sistemi bağımlılığı nasıl aşılacaktır? Bu kronik bağımlılık, kullanıcıları tek tek ikna etmeye çalışarak ya da tepeden inme zorlamalarla aşılamaz. Çözüm; kurumsal ve ulusal ölçekte özgür altyapılar üzerinde inşa edilecek "Ulusal Çevrimiçi Ofis ve İş Birliği Platformları"dır.

Modern bilişim dünyası, son kullanıcının bilgisayarına yerel ve yüksek lisans bedelli yazılımlar yükleme devrini çoktan kapatmıştır. Veri merkezlerinin kalbinde kurulacak ve internet tarayıcısı üzerinden çalışacak ortak doküman düzenleme, kurumsal e-posta, anlık mesajlaşma ve güvenli bulut sistemleri sayesinde; kullanıcılar bilgisayarlarında hangi işletim sisteminin kurulu olduğunu bile fark etmeden tüm rutin işlerini güvenle yürütebilirler.

Bu stratejik yaklaşım; son kullanıcı üzerindeki teknik adaptasyon yükünü sıfırlarken, yabancı ofis yazılımlarına ödenen devasa lisans bedellerini de tek bir hamlede sonlandıracaktır.

Özgürlüğün Teknik Omurgası

Dijital egemenlik; kiralanabilecek, geçici aboneliklerle sürdürülebilecek veya yerelleştirme maskesiyle yabancı tekellere aracı kılınabilecek bir hizmet değildir. Gerçek bağımsızlık; sistem tarafında tamamen denetlenebilir, geliştirilebilir, sürdürülebilir ve kurumsal ölçekte yönetilebilir açık mimarilerle başlar.

Bu gerçekçi yaklaşım, her şeyi sıfırdan ve ham bir refleksle yeniden üretmek anlamına gelmez. Dünyada rüştünü ve yetkinliğini fazlasıyla kanıtlamış güçlü özgür ve açık kaynak çözümler zaten mevcuttur. Bugün akıllı telefonlardan küresel borsalara, internet sitelerinin %90'ından dünyanın en güçlü süper bilgisayarlarına, en gelişmiş yapay zekâ sistemlerinden uzaya gönderilen araçlara kadar tüm dijital dünyayı sessizce ayakta tutan Linux işletim sistemi ve bu işletim sistemi üzerinde açık kaynak ürünler, günümüz küresel bilişim altyapısının asıl omurgasını oluşturmaktadır.

Ancak sarsıcı bir gerçeği açıkça masaya koymak gerekir: Özgür ve açık kaynak, asla bir "bedava operasyon" anlamına gelmez. Tam tersine; o olgun mimariyi ayakta tutacak yetkin ve adanmış bir insan kaynağı, güçlü bir kurumsal dokümantasyon hafızası ve disiplinli bir operasyon kültürü talep eder. Dijital egemenliğin asıl bedeli; bütçeyi stratejik değer üretmeyen lisans ve abonelik giderlerine aktarmak değil, o kaynağı kendi insanımıza, kendi mühendislerimize ve kendi teknolojik geleceğimize yatırmaktır.

Bu stratejik insan kaynağının yetişeceği asıl memba ise şüphesiz üniversitelerimizdir. Ancak bugün yükseköğretimdeki bilişim bölümü müfredatları, büyük oranda küresel üreticilerin tescilli ürünlerini kullanmayı öğreten birer "araç teknisyenliği" düzeyine sıkışmış durumdadır. Dijital egemenliğin sarsılmaz bir mühendislik sütununa dayanması için, üniversitelerdeki bilgisayar, yazılım ve bilişim bölüm müfredatlarının acilen elden geçirilmesi şarttır. Genç beyinlerimizi tescilli teknolojilerin sadık tüketicileri olarak değil; özgür sistem mimarilerini kuran, büyük veri merkezlerini bizzat yöneten ve çekirdek katmanında teknoloji üreten lider kadrolar olarak yetiştirmek, bu bağımsızlık savaşının akademideki en kritik cephesidir.

Hedeflenen bu büyük dönüşüm, sadece üniversite müfredatlarının güncellenmesiyle de sınırlı kalamaz; mesleki ve teknik liselerden başlayarak yükseköğretime uzanan tüm eğitim zincirinin sahaya entegre edilmesi şarttır. Esasen mevcut tablo, akademisyenlerimizin şahsi bir tercihi değil; onları adeta sadece makale ve yayın üretme döngüsüne hapseden akademik yükselme ve performans kriterlerinin kaçınılmaz bir sonucudur. Bu kısır döngüyü kırmak adına; akademisyenlerin o kıymetli teorik birikimlerini sahaya taşıyarak bizzat yaşayan projelerin içinde yer almaları, akademik atama ve ödüllendirme mekanizmalarında somut birer başarı kriteri olarak kabul edilmeli ve güçlü teşviklerle desteklenmelidir.

Bilişim odaklı teknik liselerimiz ve üniversitelerimiz; tescilli yabancı yazılımların operatörlüğünü veya araç teknisyenliğini yapan pasif kadrolar değil; özgür ve açık kaynak kodlu sistemlerin mutfağında yetişen, o altyapıyı tabandan tavana bizzat kuran, yöneten ve geliştiren asıl uygulayıcı ve kurucu güçleri üretmelidir. Şüphesiz bu kurucu gücün filizlenebilmesi; eğitim kurumlarımızın ihtiyaç duyduğu modern laboratuvar altyapılarının, sunucularının, gelişmiş teknolojik ekipmanın ve Ar-Ge bütçelerinin eksiksiz şekilde seferber edilmesine bağlıdır. Eğitim ve akademik üretkenliği sadece teorik yapılarla sınırlı tutmayıp; katma değerli, piyasa koşullarında somut çıktılar sunan ve kelimenin tam anlamıyla "eli hamurun içinde olan" bir dinamizme taşımak zorundayız. Ancak bu sayede, teknik liselerden akademinin zirvesine kadar sahadaki gerçek ihtiyaçları ve dinamikleri yakından deneyimleyen, sektörün aradığı o nitelikli insan kaynağını bizzat yetiştirebilecek güçlü bir rehber kadro yapısı kurabiliriz.

Doğru kurulduğunda bu mimari bize şunları sağlar:

Mimari Bağımsızlık: Küresel üreticilerin keyfi ve tek taraflı lisanslama modellerine mahkûm kalmamak.
Veri ve Akıl Egemenliği: Kritik verinin ve yapay zekâ aklının tamamen yerli ve millî sınırlar içinde kalması.
Taşınabilirlik: Altyapıyı ve veriyi, hiçbir küresel gücün finansal, hukuki veya teknik ambargosuna takılmadan özgürce yönetebilme esnekliği.

Tescilli yazılım lisansları ve maskeli küresel bulut bağımlılıkları çoğu zaman teknik bir zorunluluk değil; eski alışkanlıkların, konfor alanlarının, yapay risk algılarının ve içeride nitelikli yetkinlik geliştirmeme tercihinin konforlu bir sonucudur. Oysa açık kaynak ekosistemi, yalnızca tescilli yapılara bir alternatif değil; stratejik bağımsızlığın teknik omurgasıdır.

Kuşkusuz bu bağımsızlık mücadelesi sadece yazılım katmanıyla da sınırlı kalamaz. Gerçek ve sarsılmaz bir egemenlik, açık kaynak felsefesinin işlemci tasarımlarından sunucu mimarilerine kadar donanım katmanına da nüfuz etmesini zorunlu kılar. Yazılımdaki özgürlüğü, yerli ve açık donanım mimarileriyle bütünleştiremediğimiz sürece siber sınırlarımız her zaman fiziksel bir ambargo tehdidine açık kalacaktır.

Sizce bu büyük dönüşümün önündeki asıl engel nedir: Teknik yetersizlik mi, kurumsal alışkanlıkların konfor alanı mı, yoksa yönetilemeyen yapay risk algısı mı?

Unutmayalım:

Özgür ve açık kaynak göçü bir “Masaüstü Projesi” değil, bir “Altyapı Stratejisi”dir.
Kaynak koduna sahip olamayan, dijital kaderine de sahip olamaz.
Gerçek Millî Teknoloji Hamlesi, dijital omurgayı sistem tarafında özgürleştirmek"

  •  

Yapay zeka aşı geliştirdi

Cambridge Üniversitesindeki araştırmacılar, ilk kez bir aşının temel bileşeninin tamamen yapay zeka tarafından tasarlandığını ve insanlar üzerinde denendiğini açıkladı.

Geliştirilen aşı, tüm Covid varyantlarını ve hayvanları enfekte eden ancak bir sonraki salgını başlatma potansiyeli olan virüsleri kapsayacak şekilde, tüm koronavirüsler üzerinde etkili olacak biçimde tasarlandı. Çalışmalar henüz erken aşamada bulunuyor ancak ekip; grip ve Ebola ile mücadele edebilecek ayrı aşılar üzerinde de çalışıyor.

Aşılar, vücuda bir enfeksiyonu nasıl tespit edeceğini öğreterek onunla savaşma şansını artırıyor. Ancak bazı virüsler dış görünüşlerini değiştirme, yani mutasyona uğrama konusunda yetenekli olduğu için aşıların koruyuculuğu hızla azalabiliyor. Covid ve kış gribi aşılarının düzenli olarak güncellenmesi bu nedenden kaynaklanıyor.

Cambridge Üniversitesinden Profesör Jonathan Heeney, "Her zaman geriden geliyoruz. Yapmak istediğimiz şey ise salgının önüne geçmek." ifadelerini kullanarak, yeni salgınlara veya pandamilere karşı önceden koruma sağlamayı hedeflediklerini belirtti.

Nasıl çalışıyor?

Normal şartlarda aşılar, bir virüsün mevcut suşu kullanılarak tasarlanıyor.

Cambridge'deki araştırmacılar, potansiyel viral tehditleri takip eden gözetim programları tarafından kaydedilen bir dizi koronavirüsün genetik kodlarını topladı.

Bu genetik kodlar yapay zeka tarafından analiz edildi. Sistem, virüsler mutasyona uğrasa veya hayvanlardan insanlara yeni bir enfeksiyon geçse bile tüm virüs ailesine karşı koruma sağlayacak şekilde bağışıklık sistemini eğiten bir "süper antijen" tasarladı.

Bağışıklık sisteminin saldırmayı öğrendiği yapılar olduğu için antijenler, aşıların en kritik bileşenini oluşturuyor.

Heeney, ilk kez yapay zeka tarafından tasarlanan bir antijenin insanlar üzerinde denendiğini söyledi.

Teknolojinin herkesi şaşırttığını belirten Heeney, "Bununla insanlığın iyiliği için yapabileceklerimiz inanılmaz. Bu, bizi sadece bugünün virüslerinden değil, bir sonraki salgına veya hastalığa neden olabilecek tehditlerden de koruyan aşılar üretmekle ilgili. Pandemilere hazırlık yöntemimizde temel bir değişim yaşanıyor." dedi.

Güvenilirlik testleri için 39 kişi üzerinde yapılan denemelerin ardından, aşının bağışıklık sistemini ne kadar iyi eğittiğini daha net anlamak amacıyla yaklaşık 200 kişinin katılacağı ikinci bir çalışma gerçekleştiriliyor.

Journal of Infection dergisinde ayrıntıları paylaşılan bulgular, bağışıklık sistemi üzerindeki etkinin "mütevazı" düzeyde olduğunu gösterse de çalışma bilim dünyasında heyecan yaratmaya devam ediyor.

Denemelerin bir kısmını Southampton Üniversitesinde gerçekleştiren Profesör Saul Faust, yapay zeka tasarımının kesinlikle bir potansiyeli olduğunu ve heyecan verici olduğunu ifade etti. Faust, "Gerçekten ilginç olan şu ki teknoloji, virüslerin değiştiği potansiyel pandemiler için aşı tasarlamada çok daha başarılı." açıklamasını yaptı.

H5N1 kuş gribi aşısı üzerinde hayvan araştırmaları yürütülüyor

Cambridge ekibi, her yıl uyarlanması gerekmeyen evrensel mevsimsel grip aşıları ile şu anda kuş popülasyonlarına zarar veren virüsün insanlarda bir pandemiye dönüşmesi ihtimaline karşı H5N1 kuş gribi aşısı üzerinde hayvan araştırmaları yürütüyor.

Araştırmacılar ayrıca, Ebola türlerini de içeren viral hemorajik ateşlere yönelik bir aşı üzerinde çalışıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki mevcut salgına, henüz aşısı geliştirilmemiş bir virüs türü neden oluyor.

Çalışmada yer almayan Oxford Aşı Grubu Direktörü Profesör Andy Pollard, bu yaklaşımın hayvan araştırmalarında ikna edici kanıtlar ortaya koyduğunu belirtti. Pollard, "Bunlar büyüleyici veriler, insanlar bu bağışıklık tepkilerini üretebileceklerini tahmin edemezdi." dedi.

Pollard, gerçek testin insan denemelerinde görüleceğini, çünkü insan bağışıklık sisteminin laboratuvar farelerinden farklı olduğunu ve yıllar içindeki enfeksiyonlarla şekillendiğini vurguladı.

Yapay zekanın aşı araştırmalarında ezber bozacağını aktaran Pollard, yapay zeka araçlarının bağışıklık sisteminin bir aşıya nasıl tepki vereceğini tahmin etme potansiyeli taşıdığını, bunun da geliştirmeyi çok daha hızlı hale getirerek hayat kurtaracağını ifade etti.

Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırmaları Enstitüsü Bilimsel Direktörü Profesör Marian Knight ise "Yapay zeka tasarımı bu 'süper antijen' denemesinin dikkate değer başarısı, geniş kapsamlı ve kalıcı viral koruma sağlama yeteneğimizde çok önemli bir sıçramayı temsil ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: TRT HABER

  •  

İsveç'ten Sosyal Medyaya 15 Yaş Sınırı Hamlesi

İsveç'te hükümet tarafından görevlendirilen soruşturma komisyonu, sosyal medya kullanımına 15 yaş sınırı getirilmesini önerdi. Komisyonun ilk ara raporunda, düzenlemenin 1 Ocak 2028 tarihinde yürürlüğe girebileceği belirtilirken, sosyal medya platformlarının yaş doğrulama sorumluluğunu üstlenmesi gerektiği vurgulandı.

“Bir Nesli Sonsuz Kaydırmaya Kaybediyoruz”

İsveç Sosyal İşler Bakanı Jakob Forssmed, raporun teslim edilmesinin ardından yaptığı açıklamada çocukların dijital dünyanın olumsuz etkilerinden korunmasının öncelikli hedef olduğunu söyledi.

Forssmed, “Bir nesli sonsuz kaydırma uğruna kaybediyoruz. Çocuklara çocukluklarını geri vermek için yeni adımlar atmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Komisyon: Riskler Faydaların Önüne Geçti

Komisyonun başındaki araştırmacı Lisa Englund Krafft, sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin bilimsel çalışmaların giderek daha net sonuçlar ortaya koyduğunu belirtti.

Raporda, aşırı ekran kullanımı, siber zorbalık, yabancılarla riskli temaslar, suç örgütlerinin gençleri çevrimiçi ortamda hedef alması, şiddet ve pornografik içeriklere maruz kalma gibi risklerin ciddi boyutlara ulaştığı ifade edildi. Komisyon, bu nedenle yaş sınırı getirilmesinin serbest erişimin sağlayacağı faydalardan daha ağır bastığı görüşünü dile getirdi.

Yasak Her Kullanımı Kapsamayacak

Önerilen modelde yaş sınırı, yalnızca kullanıcıların hesap açarak giriş yaptığı sosyal medya hizmetlerini kapsayacak.

Buna göre çocuklar, hesap oluşturmadan video izleyebilecek veya açık içeriklere erişebilecek; ancak paylaşım yapma, yorum yazma ve diğer kullanıcılarla etkileşim kurma gibi faaliyetler için yaş şartı aranacak. Ayrıca çevrim içi oyunlar, sosyal özellikler barındırsa da mevcut öneride düzenleme kapsamı dışında tutuldu.

Kafkas Crispy Yatay Gazete

Yaş Doğrulama İçin AB Teknolojisi Bekleniyor

Düzenlemenin önündeki en önemli başlıklardan biri yaş doğrulama sistemi olarak görülüyor.

İsveçli yetkililer, Avrupa Birliği'nin üzerinde çalıştığı yeni dijital yaş doğrulama uygulamasının yürürlüğe girmesini bekliyor. Avrupa Komisyonu'nun geliştirdiği sistemin, kullanıcıların kimlik bilgilerini platformlarla paylaşmadan yaşlarını doğrulamalarına imkân tanıması hedefleniyor. Böylece hem çocuk koruması hem de kişisel verilerin gizliliği aynı anda sağlanabilecek.

Avrupa Genelinde Benzer Adımlar

İsveç'in önerisi, Avrupa'da çocukların sosyal medya kullanımını sınırlandırmaya yönelik genişleyen eğilimin son halkası oldu.

Son dönemde birçok Avrupa ülkesi benzer düzenlemeleri gündemine aldı. Fransa 15 yaş altına yönelik kısıtlamalar üzerinde çalışırken, Norveç 16 yaş altına sosyal medya yasağı getirecek bir tasarı hazırlıyor. Yunanistan'ın 15 yaş altı kullanıcıları hedef alan düzenlemeyi 2027'de yürürlüğe koyması planlanırken, Avusturya ve Polonya'da da benzer girişimler bulunuyor. Avrupa Komisyonu ise Birlik genelinde ortak bir yaklaşım oluşturulmasını tartışıyor.

Aytac Sepet Kampanya Yatay Haber Alti

Siyasi Destek Güçlü

İsveç'te mevcut uygulamada 13 yaşından küçük çocukların sosyal medya hesabı açabilmesi için ebeveyn onayı gerekiyor. Ancak hükümetin görevlendirdiği komisyon, bu sınırın yetersiz kaldığı görüşünde.

Soruşturma raporuna göre ülkede siyasi partilerin büyük bölümü yaş sınırının yükseltilmesine sıcak bakıyor. Komisyonun nihai raporunu ilerleyen dönemde hükümete sunması beklenirken, önerinin yasalaşması halinde İsveç, Avrupa'da çocukların sosyal medya kullanımını en sert şekilde düzenleyen ülkelerden biri olacak.

  •  

Avrupa'da tak-çalıştır güneş paneline yöneliş arttı

Güneş enerjisi, Avrupa’nın temiz enerjiye geçişinde “parlayan yıldız” olarak tanımlanıyor ve oynak fosil yakıt fiyatlarının yarattığı şokların etkisini haneler için hafifletiyor.

Petrol ve gaz fiyatlarını fırlatan İran savaşı sürerken Avrupalılar enerji bağımsızlığı kazanmak için çare arıyor.

Almanya’da yenilenebilir enerji şirketi Enpal BV, Orta Doğu’daki ABD-İsrail çatışmasının başlamasından bu yana güneş paneli taleplerinin yüzde 30 arttığını bildirirken, güneş enerjisi markası 1KOMMA5° GmbH de güneşe olan ilginin neredeyse iki katına çıktığını açıkladı.

Birleşik Krallık’ta enerji şirketi EON, güneş enerjisine ilginin 23 Şubat ile 1 Mart arasında yüzde 23 arttığını, 2 ile 8 Mart arasında ise bunun üzerine yüzde 63’lük bir artış daha yaşandığını bildirdi.

Momentum kazanan yalnızca geleneksel çatı üstü güneş panelleri değil. Avrupa güneş fotovoltaik (PV) sektörünün üyelik bazlı ticaret birliği SolarPower Europe, tak-çalıştır (plug-in) güneş sistemlerinin satışlarının da kıta genelinde arttığını, ancak “kesin rakamlara ulaşmanın zor” olduğunu belirtiyor.

Independent Mortgage 3

Avrupa’da tak-çalıştır güneş neden yaygınlaşıyor?

Almanya, 2022 ile 2025 arasında bir milyondan fazla sistemin kurulmasıyla tak-çalıştır güneş atağında uzun süredir başı çekiyor. Bu patlamanın nedeni, şebekeye verilen her birim elektrik için sabit bir ücret öngören alım tarifeleriyle tak-çalıştır güneş alanları ödüllendiren devlet teşvikleri olarak gösteriliyor.

Katma değer vergisinin kaldırılması ve fiyatlardaki sert düşüşler de teknolojiyi çok daha erişilebilir kıldı. Avrupa’nın geri kalanı tak-çalıştır güneş sistemlerini benimsemekte yavaş kaldı, ancak mevzuattaki değişiklikler tabloyu yakında değiştirebilir.

Geçen nisan ayında Belçika, vatandaşların yetkili bir kurulumcuya ödeme yapmak zorunda kalmadan tak-çalıştır PV’ler satın almasına imkân tanıyan, kendi kendine kurulan panellere yeşil ışık yaktı. İspanya’da da son dönemde satışlarda artış gözleniyor; Tornasol Energy adlı şirket geçen yıl 1.300’den fazla haneye güneş enerjisi kitleri kurdu.

Birleşik Krallık, tak-çalıştır güneş sistemlerine yönelik kısıtlamaları gevşeten son Avrupa ülkesi oldu; kısa süre önce Lidl ve Iceland gibi indirimli perakendecilerde düşük maliyetli panellerin satışa sunulacağını duyurdu.

27 AB üye devletinden yalnızca İsveç ve Macaristan, kendi kendine kurulan tak-çalıştır güneş cihazlarını hâlâ yasaklıyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Tak-çalıştır güneş mi, geleneksel çatı üstü paneller mi: En iyi seçenek hangisi?

Avrupa’da çatı üstü güneş sistemlerinin maliyeti, sistemin büyüklüğüne ve güneş enerjisi depolama bataryası alınıp alınmadığına bağlı olarak büyük farklılık gösteriyor. Fiyatlar 7.000 ila 30.000 avro arasında değişebiliyor; ancak pek çok ülkede kurulum maliyetlerine destek olmak için hibe gibi teşvikler sunuluyor.

Çatı üstü güneşin geri ödeme süresi de panellerin konumu, aldıkları güneş ışığı miktarı ve elektrik tüketim alışkanlıklarınız gibi birçok faktöre bağlı.

Birleşik Krallık’ın Energy Savings Trust kuruluşuna göre, ihracat ödemeleri dikkate alınmadığında, Londra’da çatı üstü güneş sistemi bulunan bir evde sakinler gün boyu evdeyse yıllık 650 sterlin (750 avro) tasarruf sağlanabiliyor. Çoğu gün saat 18.00’e kadar evde olunmadığında bu rakam 530 sterline (611 avro) düşüyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Bu da çatı üstü güneşin, emekliler veya evden çalışanlar gibi gündüz saatlerinde elektrik tüketenler için büyük bir avantaj sağladığı anlamına geliyor.

“Tipik bir çatı üstü sistem, özellikle elektrikli araç şarjı veya ısı pompaları nedeniyle gündüz tüketimi yüksek olan hanelerde faturaları ciddi biçimde aşağı çekebilir” diyor, Heatable (kaynak İngilizce) adlı şirketin yenilenebilir enerji elektrik mühendisi Kian Milroy, Euronews Earth’e.

“İlk yatırım maliyeti elbette daha yüksek ve geri ödeme süresi daha uzun, ancak toplamda daha iyi bir değer sunuyor.”

Milroy, Birleşik Krallık’ta 400 sterlin (461 avro) gibi düşük bir bedelle piyasaya çıkan tak-çalıştır güneşi, kiracılar, apartman dairelerinde oturanlar veya çatıya PV paneli kuramayan herkes için daha uygun bir “tamamlayıcı ürün” olarak tanımlıyor.

“Bazı faydaları var ama sınırlı,” diye açıklıyor. “Kurulumu çok daha kolay, ancak faturaları dramatik biçimde etkileyecek kadar elektrik üretmiyor.”

Almanya’nın aksine, Birleşik Krallık’ta ev içi prizler genelde şebekeye elektrik geri basmaya uygun şekilde tasarlanmadığı için tak-çalıştır güneş sistemi bulunan haneler, çatı üstü panellerde olduğu gibi fazla üretimi şebekeye satarak gelir elde edemiyor.

Oysa tak-çalıştır güneş, aslında büyük miktarda elektrik üretmek için değil; daha çok buzdolapları, Wi-Fi yönlendiricileri ve diğer bekleme modundaki cihazlar gibi sürekli çalışan ekipmanların enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik tasarlanmış durumda.

Kafkas Crispy Yatay Gazete

Uswitch.com (kaynak İngilizce) adlı karşılaştırma sitesinin enerji uzmanı Natalie Mathie, Euronews Earth’e yaptığı açıklamada 400 ila 500 watt üreten tak-çalıştır panellerin, (boyutuna bağlı olarak yaklaşık 300 watt çeken) yavaş pişirici tencereler gibi enerji verimli cihazları çalıştırmaya yetebileceğini, ancak prize takılan klima üniteleri veya sıcak hava fritözleri (air fryer) gibi çok enerji tüketen aletler için yeterli olmayacağını söylüyor.

Carbon Brief (kaynak İngilizce) adlı düşünce kuruluşunun analizine göre tak-çalıştır güneş panelleri, tipik bir Birleşik Krallık hanesine 15 yıllık ömürleri boyunca 1.100 sterlin (yaklaşık 1.261 avro) kazandırabiliyor. Buna karşılık çatı üstü paneller, aynı dönemde 15.000 sterlin (17.316 avro) ya da daha fazla tasarruf sağlayabiliyor; çoğu sistemde geri ödeme süresi 6 ila 10 yıl arasında değişiyor.

Tilesdiy Yeni 1289 X 225

Güneş enerjisi faturaları artırabilir mi?

Avrupalılar elektrik faturalarını düşürmek için güneş enerjisine yatırım yaparken, bazen tam tersi sonuçlar da ortaya çıkabiliyor.

Bu olgu “güneş geri tepme etkisi” (solar rebound effect) olarak biliniyor ve hanelerin, panellerini sonsuz bir ücretsiz enerji kaynağı olarak görmeleri nedeniyle normalden daha fazla elektrik tüketmeleriyle ortaya çıkıyor.

“Küçük bir tak-çalıştır dizi birkaç yüz watt üretebilir, ancak ev sahibinin kafasında bu bedava enerji anlamına gelir ve daha fazla elektrik kullanmaya başlarlar” diyor Milroy.

Hem çatı üstü panellerde hem de tak-çalıştır sistemlerde görülebilen güneş geri tepme etkisi, çoğu zaman güneş enerjisi kullanan hanelerin faturalarında artışa yol açarak yatırımlarını amorti etmeleri için gereken süreyi uzatıyor.

Buna karşın, elektrik tüketiminizi sabit tutmak için bilinçli bir çaba göstermek bu etkiyi dengelemeye yardımcı olabilir.

(euronews)

  •  

AB’nin yapay zeka planı: Süper bilgisayarlar ve dev fabrikalarla rekabet kızıştı

Avrupa Birliği yapay zeka alanındaki küresel rekabette geri kalmamak için hem güçlü regülasyon adımları hem de dev altyapı yatırımlarıyla yeni bir döneme giriyor. Giga fabrikalar, süper bilgisayarlar ve 20 milyar avroyu aşan projelerle AB, ABD ve Çin karşısında teknoloji yarışını hızlandırmayı hedefliyor.
  •  

İşte Xiaomi 17T: 6.500 mAh batarya ve Dimensity 8500 ile güç gösterisi

Xiaomi, küresel lansman etkinliğinde yeni nesil akıllı telefonu Xiaomi 17T modelini sahneye çıkardı. Şirketin fiyat-performans çizgisini devam ettiren yeni model, özellikle batarya kapasitesi ve güncellenen donanımıyla öne çıkıyor. Premium segmentte görmeye alıştığımız birçok özelliği daha ulaşılabilir seviyeye taşımayı hedefleyen cihaz, serinin önceki modellerine göre önemli yenilikler sunuyor.

En dikkat çeken detayların başında ise 6.500 mAh kapasiteli devasa batarya geliyor. Xiaomi, ince gövde yapısını korurken pil tarafında ciddi bir sıçrama yapmış gibi görünüyor.

120 HZ P-OLED EKRAN DİKKAT ÇEKİYOR

Cihazın ön tarafında 6.59 inç büyüklüğünde P-OLED ekran yer alıyor. 1268 x 2756 piksel çözünürlük sunan panel, 120 Hz yenileme hızı sayesinde oldukça akıcı bir kullanım deneyimi vadediyor. Özellikle oyun oynarken ve arayüz geçişlerinde bu fark hissediliyor, doğrusu.

Dolby Vision ve HDR10+ desteği sunan ekran, 68 milyar renk gösterebiliyor. Böylece video içeriklerinde daha canlı tonlar ve derin kontrast değerleri elde ediliyor. Xiaomi ayrıca ekranı çizilmeye karşı dayanıklı camla koruyor.

Yüksek ekran-gövde oranı sayesinde cihazın ön yüzü neredeyse tamamen ekran hissi veriyor. Islak Parmak Algılama ve Eldiven Uyumu gibi günlük kullanımda işe yarayan detaylar da unutulmamış.

MEDİATEK DİMENSİTY 8500 ULTRA İŞLEMCİDEN GÜÇ ALIYOR

Xiaomi 17T’nin performans tarafında MediaTek imzası bulunuyor. Telefona güç veren Dimensity 8500 Ultra işlemcisi, 4 nm üretim süreciyle geliştirildi. Sekiz çekirdekli yapıya sahip işlemci, yüksek performans ve enerji verimliliğini aynı anda sunmayı hedefliyor.

İşlemci tarafında 3.4 GHz hızında çalışan Cortex-A725 çekirdeği dikkat çekerken, buna üç adet 3.2 GHz Cortex-A725 ve dört adet 2.2 GHz Cortex-A725 çekirdeği eşlik ediyor. Grafik tarafında ise Mali-G720 MC8 birimi görev yapıyor.

Cihazda 12 GB LPDDR5X RAM bulunuyor. Xiaomi’nin sanal RAM desteği sayesinde bu kapasite yazılımsal olarak 24 GB seviyesine kadar artırılabiliyor. Depolama tarafında ise 256 GB ve 512 GB seçenekleri sunuluyor.

UFS 4.1 depolama teknolojisi sayesinde uygulama açılışları ve veri aktarım hızlarında ciddi bir performans artışı sağlanıyor. Hafıza kartı desteği yok ama açıkçası sunulan depolama alanı çoğu kullanıcı için fazlasıyla yeterli görünüyor.

6.500 MAH BATARYA İLE İKİ GÜNE YAKIN KULLANIM

Telefonun en güçlü taraflarından biri batarya performansı. Xiaomi 17T, yalnızca 7.94 mm kalınlığındaki gövdesine rağmen 6.500 mAh kapasiteli Li-ion Polymer batarya taşıyor.

Şirket, bu pilin yoğun kullanımda bile iki güne yakın deneyim sunduğunu söylüyor. Gün içinde sürekli oyun oynayan, video izleyen ya da sosyal medyada vakit geçiren kullanıcılar için bu detay oldukça önemli.

Kutudan çıkan 67 W hızlı şarj adaptörü ise cihazın kısa sürede yeniden kullanılabilir seviyeye gelmesini sağlıyor.

KAMERA TARAFINDA YAPAY ZEKA DESTEKLİ SİSTEM

Arka bölümde üçlü kamera kurulumu yer alıyor. Yapay zeka destekli kamera sistemi, özellikle düşük ışık performansı ve netlik konusunda iddialı görünüyor. Ana kameraya ultra geniş açılı lens eşlik ediyor.

Ön tarafta ise ekran içine konumlandırılmış 32 MP selfie kamerası bulunuyor. Sosyal medya içerikleri ve görüntülü görüşmeler için geliştirilen bu kamera, 4K video kaydı desteği de sunuyor.

Stereo hoparlör sistemi, gelişmiş soğutma teknolojileri ve kutudan HyperOS işletim sistemiyle çıkması da cihazın öne çıkan diğer detayları arasında yer alıyor. 

  •  

Xiaomi 17T Pro tanıtıldı: Leica Lens, 7000 mAh batarya ve 144 Hz ekran

Akıllı telefon pazarında fiyat-performans odaklı “T” serisiyle güçlü bir yer edinen Xiaomi, şimdi de serinin en iddialı modeliyle sahnede. Küresel lansmanda tanıtılan Xiaomi 17T Pro, özellikle batarya kapasitesi, ekran teknolojileri ve kamera tarafındaki yenilikleriyle öne çıkıyor. Açıkçası cihaz, kağıt üzerindeki teknik özellikleriyle oldukça agresif görünüyor.

7000 MAH BATARYA VE 100W HIZLI ŞARJ

Telefonun en dikkat çeken tarafı hiç şüphesiz bataryası oldu. Xiaomi, yalnızca 8.3 mm kalınlığındaki gövdeye 7000 mAh kapasiteli silikon karbon (Si/C) batarya yerleştirmeyi başarmış durumda. Şirket, normal kullanımda 2.5 ila 3 güne kadar kullanım süresi sunduğunu söylüyor.

100W Hyper Charge desteği sayesinde dev batarya kısa sürede doldurulabiliyor. Bunun yanında 50W kablosuz şarj ve 22.5W ters kablolu şarj desteği de sunuluyor. Yani sadece güçlü değil, oldukça pratik bir kullanım deneyimi de vaat ediyor.

144 HZ AMOLED EKRANIYLA ÜST SEVİYEYİ HEDEFLİYOR

Xiaomi 17T Pro’da 6.83 inç büyüklüğünde AMOLED ekran yer alıyor. 144 Hz yenileme hızına sahip panel, özellikle mobil oyuncular ve yoğun ekran kullanan kullanıcılar için oldukça akıcı bir deneyim sunuyor.

1280 x 2772 piksel çözünürlük sunan ekranın tepe parlaklık değeri ise 3500 nits seviyesine kadar çıkabiliyor. Dolby Vision ve HDR10+ desteği sayesinde görüntü kalitesi tarafında da iddialı bir tablo ortaya çıkıyor. Biraz dikkat çeken bir diğer detay ise 3840 Hz PWM karartma teknolojisi. Bu özellik, uzun süreli kullanımda göz yorgunluğunu azaltmayı hedefliyor.

Cihazın tasarım tarafında ise alüminyum çerçeve ve Corning Gorilla Glass 7i koruma dikkat çekiyor. Ön tarafta neredeyse çerçevesiz bir yapı tercih edilirken, arka bölümde Leica imzalı kamera adası yer alıyor.

DİMENSİTY 9500 İŞLEMCİDEN GÜÇ ALIYOR

Performans tarafında Xiaomi, MediaTek’in yeni nesil 3 nm üretim sürecine sahip Dimensity 9500 işlemcisini tercih etmiş durumda. Sekiz çekirdekli yapıya sahip işlemcide 4.21 GHz hızına ulaşabilen ARM C1-Ultra çekirdeği bulunuyor.

Cihaza 12 GB LPDDR5X RAM eşlik ediyor. Depolama seçenekleri ise 256 GB, 512 GB ve 1 TB olarak sıralanıyor. Ayrıca UFS 4.1 depolama standardı sayesinde uygulama açılışları ve veri transfer hızlarının oldukça yüksek olduğu belirtiliyor.

Grafik tarafında Mali-G1 Ultra MC12 birimi görev yaparken, gelişmiş yapay zeka biriminin sistem performansını optimize ettiği ifade ediliyor. Özellikle oyun ve çoklu görev performansında cihazın oldukça güçlü olması bekleniyor.

LEİCA İMZALI ÜÇLÜ KAMERA SİSTEMİ

Kamera tarafında Xiaomi ile Leica iş birliği devam ediyor. Arka bölümde 50 MP ana kamera, 50 MP periskop telefoto lens ve 12 MP ultra geniş açı sensörü yer alıyor.

Ana kamera, OIS destekli Light Fusion 950 sensörünü kullanıyor. 5x optik yakınlaştırma yapabilen periskop lens ise özellikle uzaktaki detayları kayıpsız yakalamayı hedefliyor. Video tarafında cihazın 8K 30 fps ve 4K 120 fps kayıt desteği sunduğu belirtiliyor. Ön tarafta ise 32 MP selfie kamerası bulunuyor.

Wi-Fi 7, Bluetooth 6.0, stereo hoparlörler ve Android 16 tabanlı HyperOS 3 işletim sistemiyle gelen Xiaomi 17T Pro, şimdiden yılın en dikkat çeken Android telefonlarından biri olmaya aday görünüyor

 

  •  

Cebimizdeki Mossad: iPhone 17e

Apple'ın iPhone 17e modellerinde kullanılan kritik çip teknolojilerini, İsrail ordusunun siber istihbarat birimlerinden ayrılan uzmanların geliştirdiği ortaya çıktı.

  • İsrail İstihbaratı Apple'ın Kalbinde

Ortaya atılan çarpıcı iddialara göre, Apple'ın iPhone 17e modelinde yer alan 5G modemi C1X ve Wi-Fi standartlarını yöneten N1 kablosuz çipi doğrudan İsrail'de tasarlandı. Sürecin arka planında ise Apple'ın sessiz sedasız bünyesine kattığı yapay zeka şirketi Q.ai bulunuyor.

Şirketin kurucuları Aviad Maizels, Yonatan Wexler ve Avi Barliya'nın geçmişleri ise adeta bir istihbarat dosyasını andırıyor. Bu isimlerin, kitlesel gözetim ve ofansif siber silahlar geliştiren İsrail ordusuna bağlı meşhur Birim 8200 ve Birim 81'in eski komutanları olduğu belirtiliyor. Daha da vahimi, bu ekibin dünyaca ünlü "Pegasus" casus yazılımını üreten ve kayıt dışı telefon hackleme operasyonları yürüten kadrodan geldiği öne sürülüyor.

  • Niyetinizi Bile Okuyacak Kapasitede

Geliştirilen bu yeni çip teknolojisinin standart bir işlemciden çok daha fazlası olduğu iddia ediliyor. Patentli teknolojinin sunduğu kapasite adeta kan dondurucu:

  1. Fısıltıları ve anlık duygu durumunu analiz etme,
  2. Kullanıcının kalp ritmini anlık olarak takip etme,
  3. Yüz kaslarındaki mikro hareketleri algılama,
  4. Daha kelimeler ağızdan çıkmadan, sadece "niyetlenilen" kelimeleri bile tespit edebilme.

  • Lübnan'daki Patlamalar Sonrası Büyük Endişe

Geçtiğimiz dönemde Lübnan'da çağrı cihazlarının eş zamanlı olarak patlatılmasıyla binlerce insanın sakat kalmasına yol açan İsrail'in, şimdi de küresel teknoloji devleri eliyle doğrudan hayatımızın merkezine, cebimize sızdığı belirtiliyor. Onlarca siber operasyon uzmanını bünyesine katan Apple'ın bu hamlesi, teknoloji dünyasında "Güvenlik mi, tam teşekküllü bir gözetim mi?" tartışmalarının fitilini ateşledi.

Tüm bu dehşet verici iddiaların ardından akıllarda tek ve ürpertici bir soru yankılanıyor: "iPhone'un içinde Mossad varken, siz mi o cihazı kullanıyorsunuz, yoksa o mu sizi?"

Kaynak: Uyanış360

  •  

Papa'dan Tarihi Yapay Zeka Uyarısı!

Tüm dünyayı hızla etkisi altına alan yapay zeka teknolojisine yönelik küresel endişelere, Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 14. Leo da katıldı. Geliştiricilere ve dünya hükümetlerine hitaben hazırlanan, uyarı ve çağrı niteliği taşıyan 43 bin kelimelik "Muhteşem İnsanlık" adlı dev genelge kamuoyuyla paylaşıldı.

Genelgede, kontrolsüz büyümenin getireceği güvenlik krizlerinin altını çizen Papa Leo, yapay zeka sistemlerinin gelişim hızının yavaşlatılması gerektiğini savundu. Bu teknolojinin dezenformasyonu yaydığını ve toplumsal çatışmaları körüklediğini belirten ruhani lider, dünyanın sonu gelmez bir savaşa sürüklenme riski taşıdığına dair çarpıcı uyarılarda bulundu.

Ekran Görüntüsü 2026 05 25 222351

İran Savaşı'na yönelik eleştirileri nedeniyle ABD Başkanı Donald Trump'ın da hedefi haline gelen Amerikalı Papa Leo, teknoloji devlerine yönelik net taleplerini sıraladı. Yapay zekanın sadece şirketlerin kâr hırsına terk edilemeyeceğini belirten Papa'nın öncelikli talepleri şunlar oldu:

  1. Veri mülkiyetinin yalnızca özel sektörün tekeline bırakılmaması,
  2. Sistemleri geliştiren ve besleyen işçilerin haklarının korunması,
  3. Çocukların yapay zeka teknolojisinden uzak tutulması,
  4. Askeri alanlardaki kullanıma sınır getirilmesi ve ölümcül kararların otonom sistemlere devredilmesinin yasaklanması.


Ekran Görüntüsü 2026 05 25 222346

  • "Yeni Bir Kölelik Formu" ve Tarihi Özür

Dünya liderlerinin yapay zekanın yönü hakkında artık hayati sorularla yüzleşmesi gerektiğini ifade eden Papa Leo, donanım üretimindeki emek sömürüsüne de geniş yer ayırdı. Akıllı telefon gibi cihazları üreten işçilerin "yeni kölelik formlarına" maruz kaldığını ve çocukların tehlikeli şartlarda çalıştırılarak bilgi akışı uğruna bedenlerinin zarar gördüğünü belirtti.

Sanayi Devrimi döneminde işçi haklarını savunan Papa 13. Leo’nun 1891 tarihli ünlü genelgesine atıfta bulunan Papa 14. Leo, geçmişle de yüzleşti. Katolik Kilisesi’nin transatlantik köleliği 19. yüzyıla kadar güçlü bir şekilde kınamakta geç kaldığını kabul eden Papa, bu gecikme nedeniyle kilise adına resmen özür dilediğini ilan etti.

  •  

Direksiyondaki Büyük Gözetim: Her Hareketiniz Kaydediliyor

Bir zamanlar özgürlüğün, yalnızlığın ve bağımsızlığın sembolü olan otomobiller, artık sürücüler hakkında devasa miktarda veri toplayan “akıllı cihazlar” haline geldi. Otomobil üreticileri; sürücülerin nereye gittiğinden araç içinde kimin bulunduğuna, nasıl fren yaptığına kadar çok sayıda bilgiyi topluyor, işliyor ve üçüncü taraflarla paylaşabiliyor. Uzmanlara göre bu durum yalnızca bir gizlilik meselesi değil; aynı zamanda ekonomik sonuçları olan yeni bir gözetim sistemi anlamına geliyor.

“Arabanız sizi izliyor”

Modern araçların büyük bölümü internete bağlı çalışıyor. Navigasyon sistemleri, sürüş destek teknolojileri, kabin kameraları, mikrofonlar ve sensörler aracılığıyla sürücüler hakkında sürekli veri üretiliyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Gizlilik politikaları incelendiğinde otomobil şirketlerinin toplayabildiği veriler arasında şunlar yer alıyor:

  • Gerçek zamanlı konum bilgileri
  • Gidilen rotalar ve ziyaret edilen yerler
  • Hız, fren ve direksiyon hareketleri
  • Emniyet kemeri kullanımı
  • Araç içindeki yolcu sayısı
  • Telefon bağlantıları ve çağrı kayıtları
  • Müzik ve radyo tercihleri
  • Sesli komut kayıtları
  • Araç içi kamera görüntüleri
  • Biyometrik veriler ve yüz ifadeleri

Bazı üreticiler, sürücünün dikkat seviyesini ölçmek amacıyla göz hareketlerini ve yüz mimiklerini analiz eden sistemler kullanıyor. Yeni nesil araçlarda bulunan sürücü izleme kameraları, yorgunluk veya dikkat dağınıklığını tespit etmek için sürekli kayıt yapabiliyor.

Uzmanlar, bu teknolojilerin güvenlik amacıyla geliştirildiğini kabul etse de, aynı verilerin ticari amaçlarla kullanılmasının ciddi soru işaretleri doğurduğunu belirtiyor.

Independent Mortgage 3

Sigorta şirketleri için “altın madeni”

Toplanan araç verilerinin en büyük müşterileri arasında sigorta şirketleri bulunuyor. Özellikle ABD’de hızlanma alışkanlıkları, sert frenler, gece sürüşleri ve gidilen bölgeler gibi bilgiler, sürücü risk puanlarının oluşturulmasında kullanılıyor.

Bu sistemler “kullanım bazlı sigorta” modeli adı altında pazarlanıyor. Şirketler güvenli sürüş yapanlara indirim vaat ederken, agresif sürüş tespit edilen kullanıcıların primleri artırılabiliyor.

Ancak eleştirmenlere göre sorun yalnızca ücret artışı değil. Birçok sürücü, verilerinin sigorta şirketlerine aktarıldığını açık biçimde bilmiyor. Araç satın alınırken kabul edilen uzun ve karmaşık gizlilik sözleşmeleri, kullanıcıların büyük bölümü tarafından okunmadan onaylanıyor.

Bazı ülkelerde veri paylaşımının açık rıza gerektirip gerektirmediği konusunda hukuki tartışmalar sürüyor.

Kafkas Marasim Dondurma Yatay Haber Ici

“Kimlerle görüştüğünüz bile anlaşılabilir”

Siber güvenlik uzmanları, araçlardan toplanan verilerin günlük yaşamın tamamına dair ayrıntılı profil çıkarılmasına imkan verdiğini söylüyor.

Düzenli olarak gidilen adresler; kişinin evini, işyerini, siyasi eğilimlerini, sağlık durumunu veya özel ilişkilerini ortaya çıkarabiliyor. Örneğin bir sürücünün sık sık bir hastaneye, psikoloji kliniğine ya da belirli bir ibadethaneye gitmesi bile hassas veri olarak değerlendiriliyor.

Araç içi telefon bağlantıları sayesinde rehber bilgileri ve iletişim alışkanlıkları da analiz edilebiliyor.

Uzmanlara göre gelecekte bu verilerin reklam şirketleri, veri brokerları ve finans kuruluşları tarafından daha yoğun biçimde kullanılmasının önü açılabilir.

Avrupa ve ABD’de tartışmalar büyüyor

Avrupa Birliği’nin GDPR veri koruma yasaları, şirketlerin kişisel verileri nasıl topladığı konusunda sıkı kurallar içeriyor. Ancak uzmanlar, otomotiv sektörünün “bağlantılı araç” teknolojileri nedeniyle gri bir alanda faaliyet gösterdiğini belirtiyor.

ABD’de ise bazı tüketici kuruluşları otomobil üreticilerini “tekerlekli gözetim cihazı üretmekle” suçluyor. Son yıllarda yapılan araştırmalarda birçok otomobil markasının kullanıcı verilerini üçüncü taraflarla paylaşabildiği ortaya konmuştu.

Gizlilik savunucuları, sürücülerin çoğu zaman hangi verilerin toplandığını, ne kadar süre saklandığını ve kimlerle paylaşıldığını tam olarak öğrenemediğini söylüyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Araçlar artık cep telefonundan daha fazla veri topluyor

Teknoloji uzmanlarına göre yeni nesil otomobiller, birçok açıdan akıllı telefonlardan bile daha kapsamlı veri toplama kapasitesine sahip.

Çünkü araçlar yalnızca dijital davranışları değil, fiziksel hareketleri de izliyor. Direksiyon hareketlerinden pedal kullanımına, koltuk sensörlerinden kabin kameralarına kadar çok sayıda sistem sürücünün davranışlarını analiz ediyor.

Elektrikli ve otonom araçların yaygınlaşmasıyla birlikte veri miktarının daha da artması bekleniyor.

Eslem Meat Yatay Buyuk 2

“Konforun bedeli mahremiyet olabilir”

Otomobil üreticileri bağlantılı sistemlerin sürüş güvenliğini artırdığını, bakım hizmetlerini kolaylaştırdığını ve acil durumlarda hayat kurtarabildiğini savunuyor.

Ancak eleştirmenler, kullanıcıların çoğu zaman hangi verileri paylaşmayı kabul ettiğini tam anlamıyla bilmediğini vurguluyor.

Bir zamanlar insanlara yalnız kalabilecekleri özel bir alan sunan otomobiller, artık teknoloji şirketleri ve veri ekonomisinin en yeni gözlem alanlarından biri haline geliyor. Ve uzmanlara göre asıl soru şu:

Sürücüler gerçekten direksiyon başında özgür mü, yoksa yalnızca hareket halindeki bir veri kaynağı mı?

  •  

Hyundai'den dev robot atılımı: 2028'e kadar 25 bin Atlas geliyor

Hyundai, üretim tesislerinde insansı robot kullanımını büyük ölçekte yaygınlaştırmaya hazırlanıyor. Güney Koreli otomotiv devi, 2028 yılına kadar 25 binden fazla Atlas tabanlı robotu fabrikalarında devreye almayı planlıyor. Boston Dynamics tarafından geliştirilen robotların ilk olarak ABD'nin Georgia eyaletindeki Metaplant tesisinde göreve başlaması bekleniyor.
  •  

Hantaviras alarmı: Yeni yapılan araştırmanın sonucu korkunç!

Hollanda bandıralı MV Hondius adlı keşif gemisinde ortaya çıkan hantavirüs salgınında şimdiye kadar 11 vaka tespit edildi, 3 kişi yaşamını yitirdi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), olayın ardından çok uluslu izleme ve temas takibi çalışmalarını sürdürüyor. Yolcuların Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avrupa dahil 23 farklı ülkeden olması nedeniyle çok sayıda ülke alarm seviyesini yükseltti.

DSÖ verilerine göre vakaların büyük bölümü “Andes hantavirüsü” olarak bilinen türle bağlantılı. Yetkililer, virüsün küresel toplum için oluşturduğu riskin şimdilik “düşük” olduğunu belirtse de, yakın temas yoluyla insandan insana bulaş ihtimali dikkatle izleniyor.

Istikbal 860X450 Pxl

“Sadece kemirgenlerden bulaşıyor” görüşü değişiyor

Hantavirüs uzun yıllardır esas olarak enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salyasıyla temas sonucu insanlara geçen bir hastalık olarak biliniyor. Özellikle kapalı alanlarda kuruyan kemirgen atıklarının havaya karışmasıyla bulaş riski artıyor.

Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar, bazı hantavirüs türlerinin insanlar arasında da bulaşabildiğini gösterdi. Özellikle Güney Amerika’da görülen “Andes” tipi virüsün, yakın fiziksel temas halinde insandan insana geçiş yapabildiği bilimsel olarak doğrulandı. MV Hondius salgınında da araştırmacılar, bazı vakaların gemi içinde gerçekleşen yakın temas sonucu ortaya çıkmış olabileceğini değerlendiriyor.

ABD’de yaygın görülen “Sin Nombre” tipi hantavirüs için ise insandan insana bulaş çok daha sınırlı görülüyor. Uzmanlar, mevcut verilerin bu tür için yaygın bulaşı desteklemediğini vurguluyor.

Independent Mortgage 3

ABD’deki yeni araştırma ne söylüyor?

Amerikalı bilim insanlarının yürüttüğü son saha çalışmalarında, özellikle Pasifik Kuzeybatısı olarak bilinen Washington, Oregon ve Idaho çevresindeki kemirgen popülasyonları incelendi. İlk bulgular, bazı bölgelerde kemirgenlerin yaklaşık yüzde 30’unun hantavirüs taşıdığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, iklim değişikliği, şehirleşme ve insan yerleşimlerinin doğal yaşam alanlarına yaklaşmasının kemirgen-insan temasını artırdığı görüşünde. Uzmanlara göre bu durum, gelecekte daha fazla hantavirüs vakası görülme ihtimalini yükseltiyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Belirtiler grip gibi başlıyor

Hantavirüs enfeksiyonu ilk aşamada grip benzeri belirtilerle ortaya çıkıyor. Ateş, kas ağrısı, halsizlik, baş dönmesi ve mide bulantısı en sık görülen semptomlar arasında yer alıyor. İlerleyen vakalarda ise ciddi solunum yetmezliği gelişebiliyor.

Özellikle “Hantavirüs Pulmoner Sendromu” adı verilen ağır tabloda ölüm oranı yüzde 30 ila 40 arasında değişebiliyor. Uzmanlar, erken teşhisin hayati önem taşıdığı konusunda uyarıyor.

Kafkas Marasim Dondurma Yatay Haber Ici

Uzmanlardan panik değil dikkat çağrısı

Sağlık otoriteleri, hantavirüsün Covid-19 benzeri kolay yayılan bir salgına dönüşme ihtimalinin düşük olduğunu belirtiyor. DSÖ de mevcut durumda küresel risk seviyesini düşük olarak değerlendiriyor.

Bununla birlikte uzmanlar, özellikle kırsal bölgelerde yaşayanların, depoları ve kapalı alanları temizlerken koruyucu ekipman kullanmaları gerektiğini vurguluyor. Kemirgen dışkısı bulunan alanların süpürülmesi yerine dezenfektanla temizlenmesi öneriliyor.

MV Hondius vakası ise uzmanlara göre, nadir görülen virüslerin küresel ulaşım ve turizm yoluyla kısa sürede uluslararası bir sağlık sorununa dönüşebileceğini bir kez daha gösterdi.

  •  

Yapay zeka manipülasyonu, Güney Koreli oyuncu Kim Soo-hyun'un kariyerini sarstı

Dijital manipülasyonun geldiği nokta, bu kez Güney Kore’de büyük bir skandalı ortaya çıkardı.

Tanınmış oyuncu Kim Soo-hyun hakkında dolaşıma sokulan mesajlaşma ve ses kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı, yapay zekâ teknolojisi kullanılarak üretildiği belirlendi.

Sahte içeriklerin hem kamuoyunu yanılttığı hem de oyuncunun kariyerine ağır darbe vurduğu ifade edildi.

Ekran Görüntüsü 2026 05 22 220250

  • Polis soruşturması gerçeği ortaya çıkardı

Güney Kore’de yayın yapan JoongAng Daily’nin aktardığına göre, polis ekipleri YouTube’da içerik üreten Kim Se-eui tarafından paylaşılan materyallere ilişkin inceleme başlattı. Soruşturmada, Kim Soo-hyun’un başka bir oyuncuyla reşit olmadığı dönemde ilişki yaşadığı iddiasına dayanak gösterilen mesaj ve ses kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı tespit edildi.

  • Mesajlar ve ses kayıtları yapay zekâ ürünü çıktı

Yapılan teknik incelemelerde, söz konusu içeriklerde isimlerin değiştirilerek Kim Soo-hyun’a atfedildiği, ses kayıtlarının ise yapay zekâ kullanılarak üretildiği ortaya konuldu. Polis, bu materyallerin gerçek gibi sunulmasına rağmen tamamen manipülasyon ürünü olduğunu değerlendirdi.

Ekran Görüntüsü 2026 05 22 220255

  • Yanlış bilgiyle ekonomik kazanç iddiası

Soruşturma kapsamında, içerikleri paylaşan kişinin sahte olduğunu bilmesine rağmen YouTube gelirleri ve ekonomik kazanç amacıyla yaydığı ifade edildi. Bu durumun, oyuncunun sosyal itibarını zedelediği ve profesyonel kariyerini ciddi şekilde etkilediği belirtildi.

  • Savcılıktan tutuklama talebi

Savcılık, sahte içerikleri üreten ve yayan kişi hakkında yasa dışı görüntü ve içerik üretimi suçlamasıyla tutuklama talebinde bulundu. Mahkemenin ise önümüzdeki hafta kararını açıklaması bekleniyor.

  •  

Ay'a giden gizli yol: Uzay uçuşlarında milyonlarca dolar tasarruf sağlanacak

Uzay görevlerinde en verimli ve ekonomik rotayı bulmak, astronomik maliyetler nedeniyle hayati bir önem taşıyor. Portekiz'deki Coimbra Üniversitesi ve Brezilya'daki Sao Paulo Üniversitesi'nden araştırmacıların liderliğindeki uluslararası bir ekip, Ay yolculuklarını çok daha ucuz hale getirecek yeni bir yöntem geliştirdi.

Bilim insanları, karmaşık modelleri hızlandıran özel bir matematiksel teori sayesinde tam 30 milyon farklı rotanın simülasyonunu yaptı. Astrodynamics dergisinde yayımlanan çalışmada, daha önce fark edilmeyen ve yer çekimi kuvvetinden maksimum düzeyde yararlanan gizli bir yörünge hattı tespit edildi.

  • Yer çekimini ters köşe yapan rota

Uzay araçları seyahat ederken yakıtı sürekli kullanmak yerine, maliyetsiz bir itme gücü sağlayan gezegenlerin ve uyduların yer çekimi kuvvetinden yararlanıyor. Araştırmacılar, Ay'a giden geleneksel yollarda Dünya'ya en yakın olan yörünge dallarını seçmek yerine, bu yörüngeye tam ters taraftan girmenin çok daha avantajlı olduğunu keşfetti.

Bu ters açı, uzay aracının yer çekiminden çok daha fazla bedava enerji almasını sağlıyor. Keşfedilen bu yeni rota, şimdiye kadar bilinen en ucuz rotaya kıyasla saniyede 58,80 metre daha az yakıt tüketimi sunuyor. Uzay taşımacılığında bu küçük gibi görünen tasarruf, pratikte milyonlarca dolarlık bütçenin cepte kalması anlamına geliyor.

Ekran Resmi 2026 05 21 23 09 36

  • Kesintisiz iletişim avantajı

Yeni rotanın uzay ajanslarına sunduğu tek avantaj maddi tasarrufla sınırlı değil. Ay'ın arkasına geçen uzay araçları, Dünya ile doğrudan görüş hattını kaybettiği için iletişim kesintileri yaşıyor; nitekim NASA'nın Artemis 2 görevi tasarımlarında da bu sorunla karşılaşılmıştı.

Bilim insanları, önerdikleri bu yeni yörüngenin konumlanma açısı sayesinde Dünya ile olan telsiz ve veri iletişiminin hiçbir aşamada kopmayacağını belirtiyor. Uzmanlar, şu anki modellemede sadece Dünya ve Ay'ın yer çekimini hesapladıklarını, gelecekte Güneş'in çekim gücünü de denkleme dahil ederek çok daha ucuz ve verimli gizli yollar bulabileceklerini vurguluyor.

  •  

Mavi Vatan'ın yeni kalkanı için geri sayım başladı: Yabancı muadillerine iki kat fark attı

Türk savunma sanayisi bünyesinde geliştirilen yerli mayın avlama sonarı NUSRAT-1915'in deniz testleri başarıyla tamamlanarak entegrasyon aşamasına gelindi. NUSRAT-1915'in halihazırda kullanılan yabancı sistemlerle kıyaslandığında daha yüksek performans ortaya koyduğunu ve bunu deniz testlerinde kanıtladığını belirten ARMELSAN SAVUNMA Genel Müdürü Güray Aybar, 'Mevcutta yabancı menşeli sonarlar var. NUSRAT-1915'in mevcut sonarlardan çok daha kifayetli olduğu, tespit menzili ve sınıflandırma başarısı olarak yabancı muadillerinden çok daha üstün olduğu kullanıcıları tarafından söylendi.' dedi.

Türk savunma sanayisi bünyesinde geliştirilen yerli mayın avlama sonarı entegrasyon aşamasına geldi.

Su altı teknolojileri alanında faaliyet gösteren ARMELSAN SAVUNMA, geliştirdiği yerli çözümlerle denizaltı savunma harbi alanındaki kullanıcılara yeni ürünler sunmaya hazırlanıyor.

ARMELSAN SAVUNMA Genel Müdürü Güray Aybar, yerli mayın avlama sonarı NUSRAT-1915'in deniz testlerini başarıyla tamamladığını, sistemin platform entegrasyon aşamasına geçtiğini söyledi.

NUSRAT-1915'in uzun yıllardır ARMELSAN SAVUNMA çalışanı Türk mühendisler tarafından geliştirildiğini vurgulayan Aybar, şöyle konuştu:

"Mayın avlama sonarı, ülkemize çok ciddi bir ihtiyaç. Özellikle teknolojinin geldiği noktada Deniz Kuvvetlerimizin bünyesinde çoklu adetlerde bulunacak bir sonardır ve Türkiye'de yerli ve milli karinaya monteli mayın avlama sonarı üzerine çalışan ve deniz testlerini başarıyla tamamlamış olan tek firma ARMELSAN SAVUNMA'dır. Geliştirme faaliyetlerini tamamlamış olduğumuz NUSRAT-1915 sonarımızın deniz testlerini de başarıyla tamamladık. Bundan sonraki yol haritasında ilk olarak gemilere entegrasyonuna yönelik çalışmalar gerçekleştirilecek ve Engin sınıfı gemiler başta olmak üzere Deniz Kuvvetlerimizin çeşitli platformlarında görev yapmasına yönelik faaliyetler icra ediliyor olacak. 2026 sonunda ilk entegrasyon çalışmalarını tamamlıyor olacağız. Bununla ilgili çalışmalar devam etmekte olup Deniz Kuvvetlerimiz ve Savunma Sanayii Başkanlığımız bünyesinde 2027 sonunda da ciddi anlamda yetenek kazanımının tamamlanmış olması planlanıyor."

⁠MEVCUT YETENEĞİN ÜZERİNE İKİ KAT PERFORMANS SAĞLAYACAK

NUSRAT-1915'in halihazırda kullanılan yabancı sistemlerle kıyaslandığında daha yüksek performans ortaya koyduğunu ve bunu deniz testlerinde kanıtladığını belirten Aybar, "Mevcutta yabancı menşeli sonarlar var.

NUSRAT-1915'in mevcut sonarlardan çok daha kifayetli olduğu, tespit menzili ve sınıflandırma başarısı olarak yabancı muadillerinden çok daha üstün olduğu kullanıcıları tarafından söylendi." dedi.

Aybar, NUSRAT-1915'in dip mayınları, zincirli mayınlar, manta tipi mayınlar ve farklı yüzey tehditlerini uzak mesafelerden tespit, takip ve sınıflandırabildiğini anlattı.

Sistemin teknik kabiliyetlerine ilişkin bilgi veren Aybar, şunları kaydetti:

"NUSRAT-1915'i entegre ettiğimiz zaman mevcut yeteneğin üzerine iki kat mesafe, iki kat yüksek performans sağlamış olacağız. Bu da mayınların çok uzak mesafeden tespiti ve erken uyarı anlamına geliyor. Ayrıca hangi tip mayın olduğunu yine uzak mesafeden personelimize bildirerek o mayının imhasına yönelik çalışmaların en ufak riski almadan tamamlanmasına yönelik desteği vermiş olacağız."

Aybar, özellikle Karadeniz ve Körfez bölgesinde oluşan güvenlik ortamının mayın tehdidini yeniden öne çıkardığını belirterek, bu tür kritik sistemlerin yerlileştirilmesinin stratejik önem taşıdığına dikkati çekti.

İNSANSIZ DENİZ ARAÇLARI İÇİN YENİ SONAR PAKETİ

ARMELSAN SAVUNMA'nın çalışmalarının yalnızca NUSRAT-1915 ile sınırlı olmadığına dikkati çeken Aybar, insansız sistemlere yönelik daha kompakt sonar çözümü üzerinde de çalıştıklarını açıkladı.

Aybar, ARMELSAN SAVUNMA bünyesinde geliştirilen yeni sonar suitinin mayın avlama, dalgıç tespiti, derinlik ölçme, dip yapısı haritalama ve engel sakınma kabiliyetlerini aynı platformda bir araya getireceğini belirtti.

Güray Aybar, şirketin gelecek çalışmalarına yönelik şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sonarımızın su altı dronları ve su üstünde giden insansız deniz araçlarının üzerine takılabilecek şekilde bir mini versiyonuna da çalışıyoruz. Bir sonar suiti üzerine çalışıyoruz.

Mayın avlama, dalgıç tespit yeteneklerimizi birleştirerek hem dalgıcı hem mayınları tespit, takip, sınıflandırma yaparken aynı zamanda çok ışınlı iskandil ve engel sakınma sonarları yeteneklerini de birleştiren, üç boyutta hem engel sakınma hem de oşinografik anlamda ciddi bilgi sağlayan, mayın ve dalgıç tehdidini engelleyen bir sonar suiti haline getirdik.

Bunları da insansız deniz araçları için öncelikli yerli kullanıcılarımıza, sonra da yurt dışındaki müşterilerimize ulaştırıyor olacağız."

  •  

Trendyol TEKNOFEST E-Ticaret Yarışması maratonu başlıyor!

Yarışmaya katılacak gençler, e-ticaret ‎alanında alışveriş deneyimini iyileştirmek için çalışmalar gerçekleştirecek. 18 Mayıs’ta ‎başlayan başvurular, 19 Haziran’a kadar https://teknofest.org/tr/yarismalar/e-ticaret-yarismasi/ adresinden yapılabilecek.‎

Gençleri teknoloji üretmeye teşvik eden, girişimcilik ekosistemini besleyen ve Türkiye’nin ‎teknoloji vizyonunu geniş kitlelere anlatmak amacıyla düzenlenen teknoloji festivali ‎TEKNOFEST kapsamında gerçekleşen E-Ticaret Yarışması başvuruları için geri sayım ‎başladı.

Başvuruları 18 Mayıs’ta başlayan ve üçüncü kez düzenlenen yarışma; araştırmacıların, öğrencilerin, girişimcilerin ‎ve sektör profesyonellerinin bilgi birikimini artırmayı, sektörel ihtiyaçlara uygun modeller ‎geliştirmeyi ve Türkiye’yi bu alanda uluslararası platformlarda temsil edebilecek bir konuma ‎getirmeyi amaçlıyor.‎

‎15-30 yaş arası genç katılımcılara açık olan yarışmada, e-ticaret kullanıcılarının arama deneyimini iyileştirmeye yönelik eşleştirme algoritmaları ve açıklanabilir içgörü mekanizmaları geliştirilmesi ‎hedefleniyor. Yarışmada katılımcılar,  veri bilimi odaklı anlamsal metin eşleştirme sistemleri geliştirecek.

Türkiye’nin en büyük teknoloji festivalinde yer alan E-Ticaret Yarışması’na; Türkiye’de ‎ya da yurt dışında öğrenim gören lise, ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri ‎ile mezunlar, en az 2 en fazla 5 kişiden oluşan takımlarla katılım sağlayabilecek. Lise ‎eğitimi gören katılımcılar danışman eşliğinde katılım sağlayabilirken, diğer takımlar da ‎danışman bulundurma hakkına sahip olabilecek. Başvurular 18 Mayıs-19 Haziran tarihleri arasıda https://teknofest.org/tr/yarismalar/e-ticaret-yarismasi/ adresinden yapılabilecek.‎

E-TİCARETİN GELECEĞİNDE YARIŞMA TAKVİMİ BELLİ OLDU

E-Ticaret Yarışması öncelikle online, sonrasında ise fiziksel olarak gerçekleştirilecek. 26 ‎Haziran’da düzenlenecek ilk Kaggle webinarının ardından, 18 Temmuz - 1 Ağustos tarihleri ‎arasında yarışmacıların ileteceği Kaggle çözümleri incelenecek. 2 Ağustos’ta açıklanacak ‎Kaggle sonuçlarının ardından finalistler, rapor taslaklarını 9 Ağustos’a kadar teslim ‎edebilecek.‎

‎14-28 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek Yarışma aşamasının ardından, 28 ‎Ağustos - 4 Eylül tarihleri arasında ön inceleme yapılacak. Online inceleme sonrasında ise ‎yarışmacılar, 5-6 Eylül tarihlerinde Trendyol Kampüs’te fiziksel aşamaya katılacak.‎
Yarışma sonrasında, 30 Eylül - 4 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek ödül töreninde ‎birinciye 150.000 TL, ikinciye 120.000 TL, üçüncüye ise 100.000 TL ödül verilecek.‎

 

  •  

Elon Musk'ın 'Cybertruck'ı gölde kaldı, sürücüsü tutuklandı

ABD’nin Teksas eyaletinde bir Tesla Cybertruck sürücüsü, aracın “Wade Mode” (suda ilerleme modu) özelliğini denemek amacıyla göle girmesi sonrası tutuklandı. Olay, kuzey Teksas’taki Grapevine Gölü’nde meydana geldi.

Grapevine Polis Departmanı’nın açıklamasına göre sürücü, Cybertruck’ı bilerek göle sürdü. Ancak araç kısa süre içinde su almaya başladı ve gölde mahsur kaldı. Sürücü ile araçtaki yolcular daha sonra aracı terk etti.

Istikbal 860X450 Pxl

Polis ve itfaiye ortak operasyon yaptı

Kısmen suya batmış halde kalan Cybertruck, polis ekipleri ile Grapevine İtfaiyesi Su Kurtarma Ekibi’nin ortak çalışmasıyla gölden çıkarıldı.

Polis, sürücünün gölün kapalı bir bölümünde araç kullanmak ve çeşitli su güvenliği ekipmanı kurallarını ihlal etmek suçlamalarıyla gözaltına alındığını açıkladı.

Yetkililer, bir aracın teknik olarak sığ sularda ilerleyebilmesinin bunun güvenli veya yasal olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Independent Mortgage 3

“Aracınızı isteyerek suya sürmeyin”

Grapevine Polis Departmanı sözcülerinden Katharina Gamboa, ABD basınına yaptığı açıklamada vatandaşları benzer girişimlere karşı uyardı.

“Aracınızı isteyerek suya sürmenizi tavsiye etmiyoruz. Bu yalnızca bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda hukuki sonuçları da olan bir durum” dedi.

Tesla ne diyor?

Tesla’nın kullanım kılavuzuna göre Cybertruck’ın “Wade Mode” özelliği, aracın dere veya nehir gibi sığ sularda ilerlemesine yardımcı oluyor. Ancak sistemin önerilen maksimum su derinliği 81,5 santimetre ile sınırlı.

Şirket ayrıca, suya girmeden önce derinliği değerlendirmenin sürücünün sorumluluğunda olduğunu belirtiyor. Kullanım kılavuzunda, suda sürüş nedeniyle oluşabilecek hasarların garanti kapsamına girmediği de açıkça ifade ediliyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Tesla, özellikle güçlü akıntıların bulunduğu derin sularda araç kullanılmaması konusunda sürücüleri uyarıyor.

70 bin dolarlık elektrikli pick-up

Paslanmaz çelik gövdesi ve sıra dışı tasarımıyla dikkat çeken Tesla Cybertruck, 2019 yılında tanıtılmış, 2023’te satışa sunulmuştu. Elektrikli pick-up modelinin başlangıç fiyatı ise 70 bin doların üzerinde.

  •  

Yapay Zeka Gerilimi Büyüyor: Veri Merkezlerine Öfke Sokaklara Taştı

ABD’de yapay zekâ sektörünün hızlı büyümesi, teknoloji şirketleriyle toplum arasındaki gerilimi artırıyor. Özellikle dev veri merkezlerinin enerji tüketimi, su kullanımı ve istihdam üzerindeki etkileri nedeniyle birçok eyalette protestolar düzenlenirken, son dönemde şiddet olaylarının da yaşanması dikkat çekiyor.

Amerikan gazetesi Wall Street Journal’ın (WSJ) aktardığı anket sonuçlarına göre, ABD kamuoyunda yapay zekâya yönelik kaygılar son bir yılda belirgin şekilde yükseldi. Tüketiciler, özellikle enerji fiyatlarının artmasından veri merkezlerini sorumlu tutarken, çalışanlar otomasyon nedeniyle işlerini kaybetmekten endişe ediyor. Eğitim uzmanları ve ebeveynler ise yapay zekânın çocukların öğrenme süreçlerini zayıflattığını, sosyal izolasyonu artırdığını ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yarattığını savunuyor.

Tilesdiy Yeni 1289 X 225

“Enerji krizini derinleştiriyor” eleştirisi

Yapay zekâ sistemlerini çalıştıran veri merkezleri son dönemde ABD’nin birçok bölgesinde hızla yaygınlaştı. Ancak bu tesislerin yüksek elektrik tüketimi, özellikle enerji maliyetlerinin arttığı dönemde kamuoyunda tepkiye yol açıyor.

Enerji uzmanlarına göre büyük ölçekli yapay zekâ veri merkezleri, bazı küçük şehirlerin toplam tüketimine eşdeğer miktarda elektrik harcıyor. Özellikle Teksas, Arizona, Nevada ve Indiana gibi eyaletlerde yeni merkezlerin kurulmasıyla birlikte elektrik şebekeleri üzerindeki baskının arttığı belirtiliyor.

Çevre örgütleri ayrıca veri merkezlerinin yalnızca enerji değil, ciddi miktarda su tükettiğine de dikkat çekiyor. Yapay zekâ sunucularının soğutulması için kullanılan su miktarı nedeniyle kuraklık riski yaşayan bölgelerde protestoların büyüdüğü ifade ediliyor.

Independent Mortgage 3

Şirket çalışanları da huzursuz

Teknoloji sektöründeki rahatsızlığın yalnızca dışarıdan gelmediği görülüyor. Son aylarda bazı büyük teknoloji şirketlerinin çalışanları da üretken yapay zekâ projelerine karşı açık mektuplar yayımladı.

Özellikle müşteri hizmetleri, muhasebe, hukuk asistanlığı ve medya sektörlerinde çalışan beyaz yakalılar, yapay zekânın kitlesel iş kayıplarına yol açabileceğini düşünüyor. ABD’de yayımlanan bazı araştırmalar, önümüzdeki beş yıl içinde milyonlarca ofis çalışanının görev tanımının değişebileceğine işaret ediyor.

Hollywood’daki senarist ve oyuncu grevlerinde de yapay zekâ kullanımına yönelik kaygılar önemli başlıklardan biri olmuştu. Oyuncular, dijital kopyalarının izinsiz kullanılmasına karşı yasal güvence talep etmişti.

Istikbal 860X450 Pxl

Şiddet olayları alarm yarattı

Yapay zekâ karşıtı öfkenin zaman zaman şiddete dönüştüğü olaylar da yaşanıyor.

Geçen ay 20 yaşındaki Daniel Moreno-Gama’nın, Sam Altman’ın San Francisco’daki evine molotof kokteyli attığı öne sürüldü. Amerikan medyasındaki haberlere göre zanlının üzerinden “yapay zekâ karşıtı manifesto” çıktı.

Olaydan birkaç gün sonra ise Ron Gibson’ın evine 13 el ateş açıldı. Kapısına “Veri merkezi istemiyoruz” yazılı bir not bırakıldığı belirtilen Gibson, şehirde kurulması planlanan Metrobloks veri merkezi projesine destek veren isimler arasında yer alıyordu.

Federal güvenlik birimlerinin, teknoloji şirketleri yöneticilerine yönelik tehditlerde artış yaşandığını değerlendirdiği bildiriliyor.

Kafkas Marasim Dondurma Yatay Haber Ici

Üniversitelerden dikkat çeken araştırma

Stanford University ve University of California, Berkeley araştırmacılarıyla birlikte kamuoyu çalışmaları yürüten teknoloji analisti Gregory Ferenstein, yapay zekâ karşıtı hareketin beklenenden çok daha hızlı büyüdüğünü söyledi.

Ferenstein, “Teknolojiye yönelik toplumsal tepkiler geçmişte de vardı ancak bu kadar kısa sürede böylesine sertleşen bir hareket daha önce görmedim” değerlendirmesinde bulundu.

Araştırmacılar, özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde teknolojik dönüşümlerin daha güçlü toplumsal reaksiyonlar üretebildiğine dikkat çekiyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Beyaz Saray denge arıyor

ABD yönetimi ise bir yandan yapay zekâ yatırımlarını hızlandırmaya çalışırken diğer yandan artan toplumsal tepkiyi kontrol altında tutmaya çalışıyor.

Washington yönetimi, Çin ile teknoloji yarışında geri kalmamak için yapay zekâ altyapısına milyarlarca dolarlık teşvik hazırlıyor. Ancak yerel yönetimler üzerindeki toplumsal baskının artması nedeniyle bazı veri merkezi projelerinin izin süreçleri yavaşlamış durumda.

Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde ABD’de yapay zekâ tartışmaları yalnızca teknoloji başlığı olmaktan çıkıp enerji politikaları, iş gücü dönüşümü, çevre ve kamu güvenliği ekseninde daha sert siyasi tartışmalara dönüşebilir.

  •  

Aselsan ve Türk Telekom'dan yerli akıllı telefon hamlesi!

YERLİ AKILLI TELEFONLA BAŞLAYAN YENİ BİR DÖNEM

Stratejik hamlenin merkezinde tamamen yerli imkanlarla üretilecek akıllı telefonlar yer alıyor.

Proje, Türkiye’nin sivil haberleşme teknolojilerinde dışa bağımlılığını en aza indirerek küresel arenada rekabet gücünü artırmayı hedefliyor.

SAVUNMA SANAYİİ DENEYİMİ YERLİ AKILLI TELEFONA AKTARILIYOR

ASELSAN’ın savunma sanayiindeki yüksek teknoloji birikimi, artık sivil cihazlara taşınıyor. Bu uzmanlık, yerli akıllı telefonların sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda yüksek dayanıklılık ve performans sunan birer mühendislik harikası olmasını sağlayacak.

DİJİTAL VATAN GÜVENLİĞİ: YERLİ AKILLI TELEFONUN TEMELİ

Güvenli iletişimin bir siber güvenlik meselesi haline geldiği dünyamızda, yerli akıllı telefonlar "Dijital Vatan" güvenliğini pekiştirecek. ASELSAN’ın emniyet teşkilatları için geliştirdiği kritik sistemlerdeki tecrübe, telefonların güvenlik katmanlarında hayat buluyor.

TÜRK TELEKOM’UN İNOVASYON GÜCÜYLE ŞEKİLLENEN CİHAZLAR

Türk Telekom iştirakleri Argela ve Netsia, 70’ten fazla uluslararası patentle bu projeye teknolojik güç katıyor. Yerli akıllı telefonlar, bu patentli inovasyonların birleştiği bir merkez olarak tasarlanacak.

YAZILIMDA TAM BAĞIMSIZLIK: YERLİ AKILLI TELEFONUN GÜCÜ

Proje, sadece donanımla sınırlı kalmıyor; işletim sistemi ve yazılım çözümleriyle de tam bağımsızlığı hedefliyor. Yerli mühendislerin elinden çıkan yazılım altyapısı, yerli akıllı telefonların kullanıcı deneyimini zirveye taşıyacak.

KÜRESEL BAŞARIDAN YERLİ AKILLI TELEFONA: OPEN RAN TEKNOLOJİSİ

Türk mühendislerin geliştirdiği ve dünya genelinde kullanılan Open RAN, RIC ve SEBA teknolojileri, şimdi yerli akıllı telefonların haberleşme mimarisine entegre edilecek. Bu özellikler cihazların dünyayla en hızlı ve en güvenli şekilde iletişim kurmasını sağlayacak.

YERLİ AKILLI TELEFON: DONANIMDA SAVUNMA HASSASİYETİ

ASELSAN'ın bugüne kadar sahaya sunduğu 1 milyondan fazla haberleşme sistemi, yerli akıllı telefonların üretim standartları için bir referans noktası oluşturuyor.

Cihazlar, savunma sanayii disipliniyle üretilecek.

YERLİ AKILLI TELEFON İLE DİJİTAL GELECEKTE MİLLİ MÜHÜR

Türk Telekom ve ASELSAN’ın bu tarihi iş birliği, Türkiye’yi küresel teknoloji liginde üst sıralara taşımayı vadediyor.

Yerli akıllı telefonlar, yarının dijital dünyasında Türkiye'nin imzasını taşıyacak olan yeni nesil cihazlar olarak sahne alıyor.

  •  

Meta Ray-Ban Display Üçüncü Taraf Uygulamalara Açılıyor

Giyilebilir teknoloji pazarında dengeleri değiştirecek hamle sosyal medya ve teknoloji devi Meta cephesinden geliyor. Şirket, lens içi entegre ekrana sahip akıllı gözlük modeli Meta Ray-Ban Display için ekosistemini dış dünyaya açma kararı aldığını duyuruyor. Yapılan resmi açıklamaya göre, şimdiye kadar yalnızca Meta’nın kendi geliştirdiği sınırlı yazılımlarla çalışan bu akıllı gözlükler, artık üçüncü taraf geliştiricilerin hazırlayacağı […]
  •  

"EYP avcısı" EFES Tatbikatı'nda tanıtıldı

İzmir'de düzenlenen EFES-2026 Birleşik, Müşterek Fiili Atışlı Arazi Tatbikatı kapsamında, ASELSAN tarafından üretilen ve TSK'nın envanterine giren Elektronik Dev­reli El Yapımı Patlayıcı (EYP) Düzenekleri Tespit ve Zararsız Hale Getirme Sistemi tanıtıldı.

  •  

Kuzey İrlanda’daki Okullarda Bromcom Dönemi Başladı

Kuzey İrlanda’da eğitim kurumlarının dijital dönüşümünde önemli bir adım atıldı. Eğitim Bakanlığı’na bağlı Eğitim Servisi EdIS Kıdemli Proje Yöneticisi Marie Conlon, yeni Bromcom Okul Yönetim Sistemi’nin (SMS) ülke genelinde uygulamaya alındığını açıkladı.

Mayıs 2026 itibarıyla yaklaşık 1.100 okul ve 400 kreşte kullanılmaya başlanan sistem, Kuzey İrlanda’da ulusal ölçekte hayata geçirilen ilk bulut tabanlı okul yönetim bilgi sistemi (MIS) olma özelliği taşıyor.

İlkokullarda geçiş hızlandı

Pilot uygulamaların başarıyla tamamlanmasının ardından ilkokullarda geçiş süreci hız kazandı. Dönem sonuna kadar 400’den fazla okulun Bromcom sistemine geçmesi planlanırken, tüm ilkokulların Kasım 2026’ya kadar yeni sisteme dahil edilmesi hedefleniyor.

Ortaokul ve lise pilot uygulamalarının ise Eylül 2026’da başlaması, tüm eğitim sektörlerinde dönüşümün Mart 2027’ye kadar tamamlanması öngörülüyor.

Veri yönetimi ve iletişim tek platformda

Yeni sistemle birlikte okulların bilgi ve süreçlerini daha bağlantılı ve bütünleşik bir yapıda yönetmesi amaçlanıyor. Bromcom; veri yönetimi, iletişim ve iş birliği süreçlerini tek ve güvenli bir platform üzerinden yürütecek.

Sistem sayesinde okullar, veliler ve Kuzey İrlanda Eğitim Bakanlığı destek hizmetleri arasında veri paylaşımının kolaylaşması, otomasyon sayesinde idari iş yükünün azalması ve çok okullu ortak çalışmaların desteklenmesi hedefleniyor. Ayrıca sistemin, okullara planlama ve öğrencilere yönelik hedef odaklı destek süreçlerinde veri temelli içgörüler sunacağı belirtiliyor.

Veliler için “MCAS” platformu

Bromcom bünyesindeki “My Child at School” (MCAS) platformu da ev-okul iletişimini güçlendirecek unsurlar arasında yer alıyor. Platform, veliler ve bakım verenlerin okullarla güvenli ve doğrudan iletişim kurmasını sağlayarak çocuklarının eğitim sürecine daha aktif katılım imkânı sunacak.

Okullara eğitim desteği verilecek

Geçiş sürecinde okullara kapsamlı bir eğitim programı da sağlanacak. Program kapsamında yerel C2K eğitim merkezlerinde yüz yüze eğitimler düzenlenecek, e-Front üzerinden çevrim içi kurslar sunulacak ve Bromcom School Support Hub üzerinden rehberlik hizmeti verilecek.

Okullara yaz dönemi öncesinde geçiş takvimleri hakkında bilgilendirme yapılacağı ve süreç boyunca kurumlarla yakın iş birliği içinde çalışılacağı ifade edildi.

Bromcom CEO’su Güryel: “Daha bütünleşik bir yapı kuruluyor”

Ali Güryel de yaptığı açıklamada, yeni sistemin okulların bilgi ve süreçlerini daha bağlantılı ve bütünleşik şekilde yönetmesini sağlayacağını belirtti.

Güryel, Bromcom’un veri paylaşımını kolaylaştıracağını, idari yükü azaltacağını ve eğitim kurumları arasında iş birliğini artıracağını ifade ederek, sistemin öğrencilere yönelik destek süreçlerinde de önemli katkılar sunacağını söyledi.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

  •  

TEKNOFEST Mavi Vatan 20-23 Ağustos'ta

TEKNOFEST'ten yapılan açıklamaya göre, geçen yıl İstanbul'da ilk kez düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan, yoğun bir katılımla gerçekleştirilmişti.

Dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST kapsamındaki etkinlik, yerli ve milli deniz araçlarından su altı teknolojilerine uzanan zengin içeriği ve yarışmalarıyla öne çıkıyor.

Bu yıl 20-23 Ağustos'ta Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ana yürütücülüğünde, Gölcük Tersanesi Komutanlığı ev sahipliğinde gerçekleştirilecek TEKNOFEST Mavi Vatan, Türkiye'nin denizcilikteki gücünü ve ileri teknoloji kabiliyetini genç nesillerle buluşturarak, yerli ve milli teknolojiler etrafında güçlü bir gelecek vizyonu inşa etmeyi amaçlıyor.

Etkinlikte, İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması, Su Altı Roket Yarışması ve İnsansız Deniz Aracı Yarışmasıyla genç zihinler hayallerini teknolojiye dönüştürecek. Genç mühendis adayları ve girişimciler, geliştirdikleri projelerle aynı zamanda Türkiye'nin denizlerdeki yarınlarına yön verecek. Etkinlik boyunca TEKNOFEST paydaş kurumları da stant alanlarında yer alarak hem faaliyetlerini tanıtacak hem de ziyaretçilerle etkileşimde bulunacak.

TEKNOFEST Mavi Vatan'da, donanmanın önemli gemilerinin gezilebileceği sergiler, sanal gerçeklik gözlükleriyle deneyimlenebilecek sanal gerçeklik oyun alanları, denizcilik kültürünü yaşatmayı amaçlayan yarışmalar, ziyaretçiler için hatıra fotoğrafı çektirebileceği özel alanlar, SAT ve SAS Komutanlığı personeli tarafından gerçekleştirilecek gösteriler, denizcilik tarihini yansıtan deneyim alanları, çeşitli konferans ve sergilerin olacağı birçok etkinlik yer alacak.

  •  

Netflix'te en çok reklamlı paket tercih ediliyor: İzleyici sayısı 250 milyon

Netflix'in reklam destekli abonelik modeli, platformun son dönemde en hızlı büyüyen alanlarından biri olarak dikkat çekiyor. Şirketin açıkladığı verilere göre reklamlı paket üzerinden içerik izleyen aylık kullanıcı sayısı 250 milyona ulaştı. Bu rakam, Netflix'in reklamlı hizmet sunduğu ülkelerde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 3'üne erişim sağladığı anlamına geliyor.
  •  

Bilim insanlarının uykularını kaçıran o ihtimal! Yapay zeka bilinçli mi?

Yapay zeka sistemleri her geçen gün daha doğal konuşuyor, daha insani tepkiler veriyor ve kullanıcılarla duygusal bağ kurabilecek kadar gelişmiş hale geliyor. Bu durum teknoloji dünyasında uzun süredir tartışılan kritik bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: Yapay zeka gerçekten bilinç geliştirebilir mi? İşte araştırmaya ilişkin detaylar.
  •  

Google Chrome’da sessiz AI dayatması: 4 GB’lık Gemini Nano kullanıcıdan izinsiz mi yüklendi? | 4 GB’lık AI modeli sistemden nasıl kaldırılır?

Google Chrome’un, kullanıcıdan açık onay almadan bazı cihazlara yaklaşık 4 GB’lık Gemini Nano yapay zekâ modelini indirdiği iddiası teknoloji dünyasını karıştırdı. Güvenlik araştırmacısı Alexander Hanff, “weights.bin” adlı dosyanın silinse bile yeniden yüklenebildiğini öne sürerken, olay gizlilik, depolama alanı ve kullanıcı rızası tartışmasını yeniden alevlendirdi.
  •  

Honor Watch 6 Plus 1000mAh ile Geliyor

Giyilebilir teknoloji dünyasında batarya ömrü, kullanıcıların en büyük sorunlarından biri olmaya devam ederken Honor, bu sorunu kökten çözecek hamlesini yapıyor. Şirket, yeni amiral gemisi akıllı saati Honor Watch 6 Plus modelini resmen duyurmaya hazırlanıyor. Bu saati rakiplerinden ayıran en temel özellik, akıllı saat endüstrisinde bir ilk olan 1000mAh kapasiteli devasa bataryası oluyor. Sektördeki çoğu modelin […]
  •  

Realme Ekosistemi Genişliyor: Buds Air 8 Pro ve Watch S5 Geliyor

Realme, teknoloji dünyasındaki vitesini 2026 yılında daha da artırıyor. Şirket, geçtiğimiz günlerde duyurusunu yaptığı Realme 16T modelinin yanına iki iddialı yol arkadaşı daha ekliyor. 22 Mayıs tarihinde Hindistan’da düzenlenecek olan büyük lansman etkinliğinde, markanın yeni nesil tam kablosuz kulaklığı Buds Air8 Pro ve şık tasarımıyla dikkat çeken akıllı saati Watch S5 resmi olarak görücüye çıkıyor. […]
  •  

İdam cezasını uygulayan ülkeler açıklandı! İşte idam cezası verilen kişi sayısı...

İdam cezası, tarih boyunca çeşitli toplumlarda adaletin sağlanması amacıyla kullanılan en ağır cezai yaptırımlardan biri olmuştur. 

İnfazlar asma, vurma, zehirli iğne, taşlama, elektrik verme ve gaz verme gibi birçok yöntemle gerçekleştirilir. Peki hangi ülkeler idam cezasını uyguluyor?

İŞTE İDAM CEZASI UYGULAYAN ÜLKELER ve İDAM EDİLECEK KİŞİ SAYISI!

İdam cezasını uygulayan ülkeler açıklandı! İşte idam cezası verilen kişi sayısı...İdam cezasını uygulayan ülkeler açıklandı! İşte idam cezası verilen kişi sayısı...

  •  

Avrupa Birliği Çocuklara Sosyal Medya Yasağı Getirmeye Hazırlanıyor

Avrupa Birliği’nde çocukların sosyal medya kullanımına yönelik daha sert düzenlemeler gündeme geliyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Danimarka’nın başkenti Copenhagen’da düzenlenen “Avrupa Yapay Zekâ ve Çocuklar Zirvesi”nde yaptığı açıklamada, AB genelinde çocuklara yönelik sosyal medya yasağının bu yaz gündeme gelebileceğini söyledi. Brüksel’in hazırladığı olası düzenleme, çocukların çevrim içi platformlara erişim yaşını sınırlandırabilecek ve tüm üye ülkelerde ortak kurallar getirebilecek.

Tilesdiy Yeni 1289 X 225

“Çocuklar Meta Değil, İnsan”

Von der Leyen konuşmasında, sosyal medya şirketlerinin iş modellerini doğrudan hedef aldı. Özellikle sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve bildirim sistemlerinin çocukları platformlara bağımlı hale getirdiğini savunan AB Komisyonu Başkanı, “Çocuklar bir meta değildir. Hiçbir teknoloji şirketi onların dikkatini ticari ürüne dönüştüremez” ifadelerini kullandı.

Komisyon Başkanı ayrıca, TikTok, Instagram, Facebook ve X gibi platformların çocuk güvenliği konusunda yeterince önlem almadığını belirtti. Avrupa Komisyonu’nun özellikle TikTok’un “bağımlılık yaratan tasarım özellikleri” hakkında soruşturmalarını sürdürdüğü bildirildi.

Istikbal 860X450 Pxl

Fransa, İspanya ve Yunanistan Baskıyı Artırdı

AB içinde son aylarda çocukların sosyal medya kullanımına yaş sınırı getirilmesi yönündeki siyasi baskı hızla büyüdü. France, Spain, Greece ve Denmark başta olmak üzere birçok ülke, çocukların çevrim içi ortamda daha güçlü korunması gerektiğini savunuyor. Bazı hükümetler, 15 ya da 16 yaş altındaki kullanıcıların sosyal medya hesap açmasını yasaklayacak ulusal düzenlemeler üzerinde çalışıyor.

Ancak Brüksel, tek pazar içinde farklı ulusal kuralların oluşmasının teknoloji şirketleri açısından karmaşa yaratacağını düşünüyor. Bu nedenle Avrupa Komisyonu, tüm AB ülkelerinde geçerli ortak bir sistem oluşturmayı hedefliyor.

Attelia Clinik London

Uzman Paneli Temmuzda Rapor Sunacak

Von der Leyen, AB’nin çocuk güvenliği konusunda çalışan özel bir uzman paneli kurduğunu ve panelin temmuz ayında tavsiye raporunu sunacağını açıkladı. Raporda, sosyal medya için AB çapında minimum yaş sınırı ve zorunlu yaş doğrulama sistemleri gibi seçeneklerin değerlendirileceği belirtiliyor.

Komisyonun ayrıca “gizlilik odaklı” bir yaş doğrulama uygulaması geliştirdiği ve sistemin teknik olarak kullanıma hazır olduğu ifade edildi. Bu uygulamanın, kullanıcıların yaşını doğrularken kişisel verileri minimum seviyede paylaşacağı savunuluyor.

Avustralya Modeli Örnek Alınıyor

AB’de tartışılan modelin, Australia’nın 16 yaş altına yönelik sosyal medya kısıtlamasına benzer bir çerçeveye sahip olabileceği değerlendiriliyor. Von der Leyen de konuşmasında “sosyal medya yasağı” yerine “sosyal medya gecikmesi” ifadesini kullanmayı tercih etti.

Bununla birlikte insan hakları savunucuları ve dijital özgürlük grupları, zorunlu yaş doğrulama sistemlerinin mahremiyet ve ifade özgürlüğü açısından risk yaratabileceğini savunuyor. Reddit ve çevrim içi forumlarda da bazı kullanıcılar, düzenlemelerin çocukları korumaktan çok dijital gözetimi artırabileceği eleştirisini dile getiriyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Akademisyenlerden “Yasak Yetmez” Uyarısı

Son dönemde yayımlanan akademik çalışmalar da yalnızca yasakların sorunu çözmeyebileceğine işaret ediyor. Avustralya’daki yaş doğrulama uygulamalarını inceleyen yeni bir araştırmada, gençlerin sistemleri aşmanın yollarını hızla öğrendiği ve teknik engellerin tek başına etkili olmayabileceği belirtildi.

Uzmanlar, sosyal medya bağımlılığıyla mücadelede dijital okuryazarlık eğitimi, ebeveyn denetimi ve platform tasarımına yönelik düzenlemelerin birlikte uygulanması gerektiğini savunuyor.

Kafkas Marasim Dondurma Yatay Haber Ici

Dijital Hizmetler Yasası’nın Devamı Niteliğinde

AB halihazırda European Commission öncülüğünde yürürlüğe koyduğu Dijital Hizmetler Yasası (DSA) kapsamında büyük teknoloji şirketlerine çocuk güvenliği konusunda yeni yükümlülükler getirmiş durumda. Yeni teklifin ise bu çerçevenin daha ileri bir aşaması olacağı değerlendiriliyor.

  •  

ASELSAN ‘TOLUN’ seri üretim hattını ilk kez paylaştı!

ASELSAN, milli imkanlarla geliştirilen ve insansız hava araçlarının (İHA) vurucu gücünü katlayan TOLUN mühimmat ailesinin seri üretim görüntülerini kamuoyuyla paylaştı. Hareketli hedeflerden beton sığınaklara kadar her türlü tehdide karşı geliştirilen TOLUN ailesi, hava harbinde yeni bir dönemi başlatıyor.
  •  

iPhone 20 özellikleri sızdı: Ekran altı Face ID ve tuşsuz tasarım gerçek mi oluyor?

Apple'ın 20. yılına özel radikal bir dönüşüm planladığı ve 2027'de tanıtılması beklenen yeni modelde 'tam cam' tasarım vizyonuna geçeceği öne sürülüyor. Ekran altı Face ID, dokunsal geri bildirimli tuşlar ve ters kablosuz şarj gibi özelliklerin yer alacağı iddia edilen iPhone 20 özellikleri ve tasarımdaki büyük kırılmanın tüm detayları haberimizde...
  •  

Atina ve Tel Aviv’de YILDIRIMHAN hesabı! Yunan basınından “Anadolu’nun derinliklerinden baskı kurabilir” analizi

SAHA 2026’da tanıtılan 6 bin kilometre menzilli YILDIRIMHAN füze projesi dış basında geniş yankı uyandırdı. ABD merkezli Al Monitor projeyi Türkiye için “stratejik dönüm noktası” olarak yorumlarken, Yunan basını füzenin Anadolu’nun derinliklerinden Atina ve Tel Aviv’de yeni güvenlik hesapları oluşturabilecek kapasiteye ulaşabileceğini yazdı. Mach 25 hıza çıkabildiği belirtilen YILDIRIMHAN, Türkiye’nin uzun menzilli caydırıcılık hedefinin en dikkat çeken hamlelerinden biri olarak değerlendirildi.
  •  

İzmir’de Geliştirilen Robot, Rüzgar Türbinlerinde Denetim Süresini Dakikalara İndiriyor

Rüzgar türbinlerinin kanat içlerinde oluşan hasarların tespiti için İzmir’de geliştirilen yapay zeka destekli bir robot, bakım ve denetim süreçlerinde yeni bir yöntem sunuyor. “Maça” adı verilen sistem, türbin kanatlarının içine insan girmeden görüntüleme ve tarama yaparak çatlak, kabarma ve deformasyon gibi sorunları belirleyebiliyor.

Girişimci bir ekip tarafından geliştirilen robot, özellikle dar, karanlık ve hareket alanı kısıtlı kanat içlerinde çalışmak üzere tasarlandı. Kamera sistemleri ve LİDAR destekli algılama teknolojisi kullanan robot, topladığı verilerle kanadın iç yapısının dijital haritasını oluşturuyor. Elde edilen görüntüler ve ölçümler daha sonra analiz edilerek hasar raporuna dönüştürülüyor.

Sistemin öne çıkan yönlerinden biri, denetim süresini ciddi ölçüde kısaltması. Verilen bilgilere göre geleneksel yöntemde bir teknisyenin bir türbinin üç kanadını kontrol etmesi saatler alırken, bu robotla tek bir kanadın taraması yaklaşık 17 dakikada tamamlanabiliyor. Bu da hem bakım planlamasını hızlandırıyor hem de enerji üretim kaybını azaltıyor.

Robotun geliştirilme gerekçesinin merkezinde iş güvenliği yer alıyor. Türbin kanatlarının iç kısmında yapılan manuel kontroller, hem fiziksel zorluk hem de güvenlik riski taşıyor. Yeni sistemle birlikte teknisyenin kanat içine girmesine ihtiyaç kalmadan inceleme yapılabilmesi, bu alandaki en kritik sorunlardan birine doğrudan çözüm sunuyor.

Yaklaşık 45 santimetre uzunluğa sahip olan robot, kendi aydınlatma sistemiyle düşük ışıklı alanlarda da çalışabiliyor. Farklı açılardan kayıt alan kameralar ve anlık haritalandırma verileri sayesinde yalnızca görüntü toplamakla kalmıyor, aynı zamanda kanadın iç yapısına ilişkin bütünlüklü bir inceleme imkanı sağlıyor.

Geliştirici ekip, sistemi son bir yıl içinde 150’den fazla türbinde kullandıklarını belirtiyor. İlk yurt dışı hizmetinin Ürdün’e verildiği, ayrıca Almanya, Azerbaycan ve Yunanistan’dan da ilgi gördüğü ifade ediliyor. Projenin geliştirme sürecinde kamu desteklerinin de etkili olduğu belirtiliyor.

Rüzgar enerjisi yatırımlarının büyüdüğü bir dönemde, bakım süreçlerini hızlandıran ve saha güvenliğini artıran bu tür yerli teknolojilerin sektörde daha fazla yer bulması bekleniyor. Özellikle yaşlanan türbinlerde düzenli kontrol ihtiyacının artması, benzer çözümleri daha da önemli hale getiriyor.

  •  

HÜRJET’e güç verecek kritik imza

Türk savunma ve havacılık sanayisinin önemli projelerinden HÜRJET için kritik bir adım daha atıldı. GE Aerospace ile TUSAŞ arasında imzalanan yeni anlaşma, jet eğitim uçağının motor tedariki ve teknik altyapısında süreklilik sağlayarak programın uluslararası rekabet gücünü artırmayı hedefliyor.

HÜRJET İÇİN STRATEJİK MOTOR ANLAŞMASI
GE Aerospace ile Türk Havacılık ve Uzay Sanayii arasında imzalanan anlaşma kapsamında, HÜRJET uçaklarına F404 motorları tedarik edilecek. Anlaşma, programın uzun vadeli gelişimi açısından stratejik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

PROGRAMIN GELECEĞİNE TEKNİK GÜVENCE
İmzalanan mutabakat, HÜRJET programının operasyonel kabiliyetlerini artırırken, gelecekte geliştirilecek yeni varyantlar için de teknik altyapının güçlendirilmesini amaçlıyor. Anlaşma aynı zamanda bakım, destek ve sürdürülebilirlik süreçlerini de kapsıyor.

F404 MOTORU KÜRESEL KULLANIMDA
HÜRJET’e güç verecek GE F404 turbofan motor, dünya genelinde birçok ülke tarafından kullanılan ve yüksek güvenilirliğiyle bilinen bir itki sistemi olarak öne çıkıyor. 16 ülkenin envanterinde yer alan motor, farklı muharip ve eğitim uçaklarında aktif olarak kullanılıyor.

“KRİTİK BİR DÖNÜM NOKTASI”
TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, anlaşmanın HÜRJET için önemli bir eşik olduğunu belirterek GE Aerospace ile süregelen iş birliğinin, programın başarısına katkı sağladığını ifade etti. Demiroğlu, HÜRJET’in modern eğitim ve operasyonel ihtiyaçlara uygun şekilde geliştirildiğini vurguladı.

GE AEROSPACE’TEN GÜVEN VURGUSU
Rita Flaherty ise TUSAŞ ile yapılan iş birliğinden memnuniyet duyduklarını belirterek, HÜRJET programının küresel ölçekte artan ivmesine dikkat çekti. Flaherty, Türkiye’nin savunma sanayi ekosistemindeki yükselişine katkı sağlamaktan gurur duyduklarını söyledi.

KÜRESEL REKABET GÜCÜ ARTACAK
Gelişmiş aviyonik sistemler ve yüksek performans özellikleriyle tasarlanan HÜRJET, modern hava kuvvetlerinin eğitim ihtiyaçlarına yanıt vermeyi hedefliyor. Yeni motor anlaşmasıyla birlikte platformun uluslararası pazardaki rekabet gücünün daha da artması bekleniyor.

40 YILLIK STRATEJİK ORTAKLIK
TEI üzerinden temelleri 1985 yılına uzanan Türkiye–GE Aerospace iş birliği, HÜRJET ve KAAN gibi projelerle daha da genişliyor. F404 ve F110 motorları üzerinden yürüyen bu ortaklık, iki ülke arasındaki savunma sanayii bağlarını güçlendiriyor.

  •  

Apple'dan 20. yıl sürprizi: Çerçevesiz ve tuşsuz iPhone geliyor

Apple, 2027 yılının Eylül ayında piyasaya süreceği 20. yıl dönümü iPhone modeli için hazırlıklarını tüm hızıyla sürdürüyor.

Çerçevesiz ve tuşsuz tasarımıyla akıllı telefon dünyasında ses getirecek bu modelin, "Glasswing" kod adıyla geliştirildiği sızdırıldı.

Ekran Görüntüsü 2026 05 07 003623

  • TUŞSUZ TASARIM MÜHENDİSLİK TESTLERİNİ GEÇTİ

Mekanik hareketli parçaları olmayan katı hal tuş teknolojisi, zorlu sıcaklık koşulları ve eldivenli kullanım gibi testleri başarıyla tamamladı.

Bu yeni tuşların, ultra düşük güç tüketimli özel bir çip sayesinde telefon kapalıyken bile basınca duyarlı olarak çalışmaya devam edeceği belirtiliyor.

  • DÖRT TARAFI KAVİSLİ ŞELALE EKRAN

Geleneksel ekran çerçevelerini tamamen ortadan kaldıran yeni model, dört kenarından aşağı doğru akan kavisli bir şelale tasarımla kullanıcıların karşısına çıkacak.

Sıfırdan yeniden tasarlanan iOS 26'nın Liquid Glass arayüzü de bu devrimsel ekran geometrisiyle kusursuz bir uyum içinde çalışacak.

Ekran Görüntüsü 2026 05 07 003616

  • EKRAN ALTI KAMERA VE YENİ TEKNOLOJİLER

Telefonun kusursuz görünümünü bozmamak adına Face ID sensörleri ve selfie kamerası tamamen ekranın altına taşınacak.

Ayrıca bu çok özel modelde tandem OLED panel, ters kablosuz şarj desteği ve çok daha dayanıklı bir Seramik Kalkan kaplama camının yer alacağı ifade ediliyor.

  •  

Google, Microsoft ve xAI, ABD'ye yapay zeka modelleri için test erişimi sağlayacak

ABD Ticaret Bakanlığına bağlı Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi (CAISI) konuya ilişkin açıklama yaptı.

Açıklamada, Google DeepMind, Microsoft ve xAI ile yeni anlaşmalar yapıldığına işaret edilerek, CAISI'nın genişletilmiş sektör işbirlikleri aracılığıyla en uç yapay zeka yeteneklerini daha iyi değerlendirmek ve yapay zeka güvenliğini geliştirmek amacıyla dağıtım öncesi değerlendirmeler ve hedefli araştırmalar yürüteceği vurgulandı.

CAISI'nın sınır yapay zeka geliştiricileriyle yaptığı anlaşmaların yapay zeka modellerinin kamuya sunulmadan önce değerlendirilmesini mümkün kıldığına değinilen açıklamada, merkezin bugüne kadar henüz yayımlanmamış son teknoloji modeller dahil 40'tan fazla değerlendirmeyi tamamladığı bildirildi.

Açıklamada, geliştiricilerin ulusal güvenlikle ilgili yetenek ve risklerin kapsamlı şekilde değerlendirilmesi için sıklıkla güvenlik önlemleri azaltılmış veya kaldırılmış modelleri CAISI'ya sunduğu belirtildi.

CAISI Direktörü Chris Fall, konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Bağımsız ve titiz ölçüm bilimi, en uç yapay zekayı ve bunun ulusal güvenlik üzerindeki etkilerini anlamak için esastır. Bu genişletilmiş sektör işbirlikleri, kritik bir anda kamu yararına çalışmalarımızı ölçeklendirmemize yardımcı oluyor." ifadelerini kullandı.

  •  

Google ve Yandex yerine yerli navigasyon geliyor! Özellikleri neler, hangi alanlarda kullanılacak?

Türkiye dijital bağımsızlık yolunda dev bir adım atıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında yerli navigasyon ve harita sistemi için düğmeye bastı. Togg, Başarsoft ve BVB iş birliğiyle geliştirilecek yerli yazılım sadece yol tarifi yapmakla kalmayacak kişisel verileri 'ticari meta' olmaktan çıkaracak. Peki yerli navigasyonun özellikleri neler, hangi alanlarda kullanılacak? İşte siber güvenlikten askeri operasyonlara kadar yerli sistemin tüm detayları.
  •  

Huawei Watch FIT 5 Serisi Yolda!

Giyilebilir teknoloji pazarındaki payını hızla büyüten Huawei, popüler akıllı saat serisinin yeni üyelerini dünya genelindeki kullanıcılarla buluşturmaya hazırlanıyor. Son olarak Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) TDRA ve Almanya’nın prestijli TUV sertifikasyon süreçlerinden başarıyla geçen seri, cihazın çok yakında küresel pazarda satışa sunulacağının en net sinyalini verdi. Sızdırılan uluslararası onay belgeleri, yakında resmi olarak tanıtılacak olan akıllı […]
  •  

Haritalarda bile gizleniyor! işte Üçüncü Dünya Savaşı'nın kilit noktaları...

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışmalar hız kesmeden sürerken, bölgedeki tansiyon her geçen gün daha da yükseliyor. Karşılıklı füze ve hava harekâtlarının devam ettiği süreçte savaş birinci ayı geride bırakırken, Orta Doğu’da askeri hareketlilik dikkat çeken bir seviyeye ulaştı.

DÜNYA GENELİNDE ÜS YARIŞI HIZLANDI!

Yaşanan gelişmelerle birlikte ülkelerin yurt dışındaki askeri üsleri, savaşın gidişatını etkileyen en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Küresel güç dengeleri yeniden şekillenirken, hangi ülkenin nerede ve kaç askeri üsse sahip olduğu da merak konusu haline geldi.

TÜRKİYE’NİN YURT DIŞINDA KAÇ ASKERİ ÜSSÜ VAR?

Uzmanlar, askeri üslerin yalnızca savunma değil aynı zamanda stratejik güç aktarımı açısından kritik rol oynadığını vurguluyor. Bu kapsamda Türkiye’nin farklı coğrafyalarda konuşlandırdığı askeri unsurlar da dikkat çekiyor. 

İŞTE EN FAZLA ASKERİ ÜSSÜ OLAN ÜLKELER!

Haritalarda bile gizleniyor! işte Üçüncü Dünya Savaşı'nın en kilit noktaları!Haritalarda bile gizleniyor! işte Üçüncü Dünya Savaşı'nın en kilit noktaları!

  •  

Federal mahkeme jürisi: Musk Twitter'ı satın alırken yatırımcıları yanılttı

San Francisco'daki mahkemede görülen davada jüri, Musk'ın özellikle platformdaki sahte hesap oranlarına ilişkin yaptığı açıklamaların federal yasaları ihlal ettiğine karar verdi.

ABD'den yaptırım altındaki İran petrolüne izin!
ABD'den yaptırım altındaki İran petrolüne izin!
Kararda, Musk'ın "bot" hesap iddiaları nedeniyle Twitter hisselerinde "yapay değer kaybı" yaşandığı belirtildi.

Öte yandan jüri, Musk'ın Twitter yatırımcılarını dolandırmak amacıyla genel bir "suç şeması" yürüttüğü yönündeki iddiaları ise yerinde bulmadı.

Elon Musk, 14 Nisan 2022'de ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu'na (SEC) yaptığı bildirimde, Twitter'ın tamamı için hisse başına 54,2 dolarlık teklifte bulunmuştu.

Şirketten 25 Nisan 2022'de yapılan açıklamada, satışa yönelik anlaşmanın sağlandığı bildirilmişti.

Ancak Musk, 13 Mayıs 2022'de Twitter'ı yaklaşık 44 milyar dolara satın alma anlaşmasının, "spam ve sahte hesapların toplam kullanıcıların yüzde 5'inden azını oluşturmasına yönelik hesaplamaların detayları beklendiği" gerekçesiyle geçici olarak askıya alındığını duyurmuştu.

Anlaşmanın askıya alınmasının ardından Twitter hisselerinde düşüş yaşanmıştı.

Aynı yıl Musk'ın Twitter'ı satın alma sürecindeki açıklamaları nedeniyle dava açılmıştı.

  •  

Çin, yeni uzaktan algılama uydusunu uzaya gönderdi

Çin, ülkenin kuzeyindeki Shanxi eyaletinde bulunan Taiyuan Uydu Fırlatma Merkezi’nden uzaya bir uzaktan algılama uydusu gönderdi.

Dün yerel saatle 21.22’de modifiye edilmiş “Uzun Yürüyüş-6” taşıyıcı roketiyle fırlatılan “Yaogan-50 02” uydusu, planlanan yörüngesine başarıyla yerleştirildi.

UYDUNUN GÖREV ALANLARI

Yetkililer, uydunun başta arazi taramaları ve ürün verim tahminleri olmak üzere, afet önleme ve yardım çalışmalarında da kullanılacağını açıkladı. Bu sayede tarım ve doğal afet yönetimi gibi kritik alanlarda veri toplamak mümkün olacak.

UZUN YÜRÜYÜŞ SERİSİNDE 633. GÖREV

Fırlatma, Çin’in “Uzun Yürüyüş” taşıyıcı roket serisinin 633’üncü görevini oluşturuyor. Yetkililer, bu serinin ülkedeki uzay teknolojisi ve uzaktan algılama projeleri için kritik bir altyapı sağladığını belirtiyor.

Bu yeni uyduyla birlikte Çin’in uzay programı, hem bilimsel araştırma hem de kamu güvenliği alanında önemli bir adım daha atmış oldu.

  •  

Küresel veriye siyonist kanca: İstihbaratçılar Google’ın göbeğine yerleşti! Wiz için 32 milyar

Teknoloji devi Google, casusluk yazılımlarıyla tanınan İsrailli Wiz şirketini tarihin en büyük ödemesiyle bünyesine kattı. Siber güvenlik firması Wiz’i 32 milyar dolara satın alan Google, küresel dijital altyapısının anahtarlarını İsrail askerî istihbaratının kanlı ellerine teslim etti. Wiz şirketinin kurucu kadrosu ve teknolojik temellerinin İsrail ordusunun en karanlık ve acımasız birimlerine dayandığı biliniyor. Wiz’in kurucuları Rappaport, Luttwak, Costica ve Reznik, İsrail askeri istihbaratının seçkin birimi Unit 8200’ün eski subayları. Wiz’in CEO’su Rappaport aynı zamanda, İsrail’de casusluk araçları geliştiren Unit 81 biriminde kaptanlık yapmış bir profil. Ayrıca Google, teknoloji tarihine geçen satın almasıyla birlikte İsrail’in savaş bütçesine 3.2 milyar dolarlık vergi katkısı sağlayacak.
  •  

İsrail'i ayakta tutan kişiler ortaya çıktı! İlk sırada öyle bir isim var ki...

Dünya ekonomisinin en etkili isimleri arasında yer alan Yahudi kökenli milyarderler, sadece büyük servetleriyle değil, aynı zamanda küresel çapta şekillendirdikleri sektörlerle de dikkat çekiyor.

Finans, teknoloji, medya ve perakende gibi stratejik alanlarda aldıkları roller, onları etkili ve söz sahibi kılıyor.

İSRAİL'İ AYAKTA TUTAN YAHUDİLER ORTAYA ÇIKTI! İLK SIRADA ÖYLE BİR İSİM VAR Kİ...

Listenin en üstündeki isim, serveti ve küresel etkisiyle öne çıkıyor. Diğer isimlerle birlikte, hem ekonomik hem de stratejik olarak kritik roller üstleniyor ve dikkatleri üzerinde topluyor.

İŞTE DÜNYANIN EN ZENGİN YAHUDİLERİ!

İsrail'i ayakta tutan kişiler ortaya çıktı! İlk sırada öyle bir isim var ki...İsrail'i ayakta tutan kişiler ortaya çıktı! İlk sırada öyle bir isim var ki...

  •  

Dünya savunma mimarisinde 'Aşil Topuğu' şoku! Mach 5 hızı tüm dengeleri altüst etti!

Milyarlarca dolarlık devasa hava savunma ağları, hipersonik füzelerin Mach 5 sınırını aşan akılalmaz hızı ve radarları şaşırtan manevra kabiliyeti karşısında tarihinin en büyük sınavını veriyor; Çinli uzmanların 'Aşil Topuğu' olarak adlandırdığı bu teknolojik boşluk, Demir Kubbe'den Patriot'a kadar tüm yerleşik savunma doktrinlerini bir gecede geçersiz kılabilir.

Interesting Engineering sitesindeki habere göre Çinli uzmanlar, hipersonik füzelerin manevra kabiliyeti ve hızı karşısında Demir Kubbe, Davut Sapanı ve Patriot gibi geleneksel savunma sistemlerinin teorik olarak yetersiz kaldığını belirterek ABD'nin savunmasını eleştirdi.

İran yapımı hipersonik Fattah füzesinin görüntüsü

İRAN FÜZELERİ ABD'NİN EN GELİŞMİŞ SİSTEMLERİNİ KOLAYCA AŞTI

İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), 5 Mart Perşembe günü gerçekleştirdiği saldırılarda, envanterindeki hipersonik füzelerin ve insansız hava araçlarının İsrail'de konuşlu ABD yapımı Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma (THAAD) sistemlerini aşmayı başardığını duyurdu.

  • İran kaynaklı raporlarda, söz konusu bombardımanın İsrail'in çok katmanlı hava savunma ağını delerek Tel Aviv'deki yüksek değerli askeri hedefleri vurduğu öne sürüldü.
  • Saldırının hedefindeki noktalar arasında İsrail Savunma Bakanlığı binası ve Ben Gurion Uluslararası Havalimanı'nın bulunduğu belirtildi.

Davut Sapanı

İSRAİL'İN DEMİR KUBBE, DAVUT SAPANI, OK VE PATRİOTLARI ENGELLEYEMİYOR!

Konuyla ilgili akademik bir çalışma yürüten araştırmacı Liao Longwen ve ekibi, mevcut ABD füze savunma sistemlerinin hipersonik silahları durdurma kapasitesine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Araştırmacılar, "Mevcut ABD füze savunma sistemleri teorik olarak bazı hipersonik silahları son aşamalarında engelleyebilir, ancak yüksek hız, manevra kabiliyeti ve gizlilik bunu çok zorlaştırıyor" ifadelerini kullandı.

İsrail'in Demir Kubbe, Davut Sapanı, Ok ve Patriot gibi sistemlerden oluşan savunma kalkanına rağmen, hipersonik füzelerin uçuş rotalarını anlık olarak değiştirebilme yeteneği, savunma sistemlerinin tepki süresini kritik seviyede kısıtlıyor.

"FÜZELERİ VURMAK YETERLİ OLMAYABİLİR"

Hipersonik füzelerin savunma sistemleri üzerindeki etkisini analiz eden uzmanlar, sadece bir önleyici füze ile hedefi vurmanın imha için yeterli olmayabileceğine dikkat çekiyor.

  1. Araştırma ekibi, "Vuruş mümkün olsa bile, silahı imha etmeyebilir. Önleyici füze hayati bir noktayı vuramayabilir veya füzeyi durduracak kadar hasar veremeyebilir.
     
  2. Hipersonik silahlar hasara dayanıklı ve yedek güç sistemleriyle tasarlanmıştır, bu nedenle kısmi bir vuruş bile görevlerini tamamlamalarını engelleyemeyebilir" değerlendirmesinde bulundu.
     

Geleneksel balistik füzelerin aksine, atmosfer içerisinde manevra yapabilen ve Mach 5 hızının üzerine çıkabilen bu silahların, mevcut savunma mimarisinin "Aşil topuğu" haline geldiği tartışmaları uluslararası güvenlik çevrelerinde geniş yer buluyor.

Uzmanlar, savunma sistemlerinin büyük oranda hipersonik öncesi tehditler için tasarlandığını belirterek, yeni nesil tehditlere karşı teknolojik güncellemelerin zorunlu olduğunu vurguluyor.

💾

<p>Çinli uzmanlar, hipersonik füzelerin manevra kabiliyeti ve hızı karşısında Demir Kubbe, Davut Sapanı ve Patriot gibi geleneksel savunma sistemlerinin teorik olarak yetersiz kaldığını belirterek ABD'nin savunmasını eleştirdi.</p>
  •  

Popüler telefon modelinden kötü haber: 5 Ağustos'ta sona eriyor!

Xiaomi 13 Lite sahipleri için uzun süredir beklenen HyperOS 3 güncellemesi dağıtılmaya başlandı. Android 15 tabanlı bu yeni sürüm, telefon genelinde birçok yeni özellik ve performans iyileştirmesi sunuyor. Ancak, Xiaomi 13 Lite için sunulacak son büyük HyperOS güncellemesi olacak.

Trafikte 'siyah kutu' devri başlıyor! Sürücülerin bilmesi gerekiyorTrafikte 'siyah kutu' devri başlıyor! Sürücülerin bilmesi gerekiyor

POPÜLER TELEFON MODELİNDEN KÖTÜ HABER: 5 AĞUSTOS'TA SONA ERİYOR!

2023’ün başında piyasaya çıkan Xiaomi 13 Lite, kutusundan Android 12 ile çıkmış ve o günden bu yana toplam 3 Android güncellemesi almıştı. Güvenilir kaynaklar, cihazın bundan sonra sadece Android 15 temelli HyperOS 3 güncellemesini alacağını belirtiyor. Resmi yazılım desteği ise Ağustos 2026 tarihinde sona erecek.

HyperOS 3, cihaz için sunulan son büyük yükseltme olarak tarihe geçerken, Ağustos 2026’dan sonra güvenlik yamaları da tamamen kesilecek. Telefon bu tarihten sonra küçük güvenlik güncellemeleri alabilse de, HyperOS 3.1 veya 4.0 gibi ana sürümler artık cihazla buluşmayacak. Bu nedenle kritik veriler taşıyan kullanıcılar, yazılım desteğinin sona ermesinden sonra güvenlik risklerine karşı daha savunmasız hale gelecek.

Survivor'dan 1 isim daha gitti! Bundan böyle programda yer almayacakSurvivor'dan 1 isim daha gitti! Bundan böyle programda yer almayacak

  •  

Lakabı 'şeytan!' İlk sırada ABD'nin korkulu rüyası var! İşte dünyanın en ölümcül 10 füzesi

Ortadoğu’da savaş büyüyor; patlamalar, gökyüzünü saran dumanlar ve hızla derinleşen petrol krizi, dünyayı adım adım daha karanlık ve kontrol edilemez bir döneme doğru sürüklüyor. ABD–İsrail ile İran arasındaki gerilim, Dubai’den Bahreyn’e kadar uzanan geniş bir hatta yeni saldırıları tetiklerken, enerji akışının sekteye uğraması küresel ekonomide paniği artırıyor.

LAKABI 'ŞEYTAN!' ABD'NİN KABUSU OLABİLİR...

Listenin ilk sırasında ise “Şeytan” lakabıyla anılan bir füzenin bulunduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre bu silah, sahip olduğu yıkıcılık potansiyeliyle ABD’nin kabusu olabilecek bir kapasite taşıyor ve küresel güvenlik dengelerini tek başına bile sarsabilecek nitelikte görülüyor.

DÜNYANIN EN ÖLÜMCÜL FÜZELERİ GÖRÜLMEMİŞ ÖZELLİKLERE SAHİP!

Bu sarsıcı atmosferin tam ortasında, uluslararası savunma çevreleri dünyanın en ölümcül füze sistemlerine ilişkin yeni bir rapor yayımladı. 

Peki dünyanın en önemli füzeleri hangileri? ne işe yarar? Füzelerin özellikleri nelerdir?

İŞTE DÜNYANIN EN ÖLÜMCÜL FÜZELERİ!

Lakabı 'şeytan!' İlk sırada ABD'nin korkulu rüyası var! İşte dünyanın en ölümcül 10 füzesiLakabı 'şeytan!' İlk sırada ABD'nin korkulu rüyası var! İşte dünyanın en ölümcül 10 füzesi

  •  

X'ten savaş hamlesi: Bunu yapmayanlar artık para kazanamayacak

ABD, İsrail ve İran üçgeninde tırmanan gerilim, sosyal medyada yapay zeka destekli propaganda savaşlarına dönüştü.

Yaşanan bilgi kirliliğinin önüne geçmek isteyen X yönetimi, platform kurallarını gözden geçirerek sertleştirme kararı aldı.

ETİKET KULLANMAYANLARA AĞIR YAPTIRIM

Yeni kurallara göre, savaşla ilgili yapay zeka destekli görsel veya video paylaşan hesapların, "Yapay Zeka" etiketini kullanması zorunlu kılındı.

Bu etiketi kullanmadan paylaşım yapanlar, tespit edildikleri anda 90 gün boyunca gelir paylaşımı programından çıkarılacak.

Elon Musk Grok

İHLALLERİ TOPLULUK NOTLARI BELİRLEYECEK

Kuralları ihlal etmeye ısrarla devam eden hesaplara uygulanacak yaptırımlar, gelir programının tamamen iptal edilmesine kadar gidebilecek.

Platform üzerindeki bu içeriklerin tespit edilmesinde temel kriter olarak topluluk notları baz alınacak.

YENİ ÖZELLİK HAFTA BAŞINDA SUNULMUŞTU

X yönetimi, kullanıcıların sahte içerikleri kolayca ayırt edebilmesi amacıyla "Yapay Zeka Üretimi" etiketini hafta başında kullanıma açmıştı.

Kullanıcılar, içerik oluşturma ekranında yer alan bayrak simgesine dokunarak bu etiketleri paylaşımlarına hızlıca ekleyebiliyor.

  •  

İsrail’de alıkonulan CNN Türk muhabiri: “Şifreyi vermedim ama iPhone’um açılmıştı”

İsrail’de görev yapan CNN Türk ekibinin gözaltına alınmasının ardından yaşananlara ilişkin yeni detaylar ortaya çıktı. Tel Aviv’de canlı yayın yaptığı sırada İsrail güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan muhabir Emrah Çakmak, yaklaşık 9 saat süren sorgu sırasında cep telefonunun rızası dışında açıldığını açıkladı.

Uluslararası ve yerel medya kaynaklarına yansıyan bilgilere göre Çakmak ve kameraman Halil Kahraman, İran-İsrail gerilmesine ilişkin gelişmeleri sahadan aktarırken güvenlik güçlerinin müdahalesiyle yayından alındı ve gözaltına götürüldü. Gazetecilerin telefonlarına da el konulduğu bildirildi.

“Şifremi paylaşmadım”
Serbest bırakıldıktan sonra konuşan Çakmak, sorgu sırasında iPhone’una erişildiğini belirterek, şifresini yetkililerle paylaşmadığını ifade etti. Gazeteci, telefonunun kendisinden önce açıldığını fark ettiğini söyledi.

Bu iddia, gözaltı süreçlerinde dijital cihazların güvenliği ve gazetecilerin kişisel verilerinin korunması konusunu yeniden tartışmaya açtı.

  •  

Belirtmek zorunlu oldu: X’ten yapay zekâ içeriklerine yeni yaptırım

Sosyal medya platformu X, yapay zekâ ile oluşturulan içeriklere yönelik kurallarını sıkılaştırdı. Şirketin ürün yöneticisi Nikita Bier, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İçerik Üreticisi Gelir Paylaşım politikalarında önemli değişikliklere gidildiğini bildirdi.

Yeni düzenlemeye göre, özellikle çatışma ve savaş görüntülerini yapay zekâ teknolojisiyle üretip bunu açık şekilde belirtmeden paylaşan kullanıcılar, platformun gelir paylaşım programından 90 gün boyunca yararlanamayacak.

“Gerçek bilgiye erişim kritik”
Bier açıklamasında, gelişmiş yapay zekâ araçlarının gerçeğe oldukça yakın videolar üretebildiğine dikkat çekerek, savaş dönemlerinde yanlış bilginin ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

“Savaş zamanlarında insanların bölgeden gerçek bilgiye erişimi olması önemli.” ifadelerini kullanan Bier, kullanıcıların içerik üretiminde şeffaf davranmasının artık zorunlu hale geldiğini belirtti.

Tekrar eden ihlallerde kalıcı ceza
Yeni kurallar yalnızca geçici yaptırımlarla sınırlı değil. Şirket, ihlalin tekrarlanması halinde kullanıcıların gelir paylaşım programından kalıcı olarak çıkarılacağını açıkladı.

Platform yönetimi, özellikle çatışma görüntülerinin manipüle edilerek yayılmasının dezenformasyonu artırdığına dikkat çekerken, yapay zekâ içeriklerinin açık biçimde etiketlenmesini “zorunlu şeffaflık standardı” olarak tanımlıyor.

  •  

'Şu ana kadar İran'a komşu ülkelerde radyasyon artışı tespit edilmedi'

Grossi, UAEA Yönetim Kurulunun, ABD ile İsrail'in İran'a yönelik saldırılarına dair olağanüstü toplantısının açılışında konuştu.

UAEA'nın, İran'daki ve bölgedeki gelişmeleri yakından takip ettiğine dikkati çeken Grossi, bölgesel güvenlik izleme ağının alarma geçirildiğini ve sürekli irtibat halinde olduklarını vurguladı.

Grossi, "Şu ana kadar İran'a komşu ülkelerde normal seviyelerin üzerinde bir radyasyon artışı tespit edilmemiştir. İran'daki nükleer tesislerin şu ana kadarki durumuna ilişkin Buşehr Nükleer Santrali, Tahran Araştırma Reaktörü veya diğer nükleer yakıt döngüsü tesisleri dahil hiçbir nükleer tesisin hasar gördüğüne veya vurulduğuna dair herhangi bir gösterge bulunmamaktadır." ifadelerini kullandı.

İran’daki nükleer düzenleyici kurumlarla iletişime geçme çabalarının sürdüğüne işaret eden Grossi, şu ana kadar herhangi bir yanıt alınamadığının altını çizdi.

"Ciddi sonuçları olabilecek radyolojik sızıntı olasılığını göz ardı edemeyiz"
Grossi, İran ve bölgede saldırıya maruz kalan diğer birçok ülkenin, faal nükleer santrallere sahip olduğunu hatırlatarak, bu durumun da nükleer güvenliğe yönelik tehdidi artırdığına dikkati çekti.

Bu nedenle tüm askeri operasyonlarda "azami itidal gösterilmesini şiddetle tavsiye ettiklerini" belirten UAEA Başkanı Grossi, "Nükleer tesislere yönelik silahlı saldırıların asla düzenlenmemesi gerektiğini ve saldırıya uğrayan ülkenin sınırları içinde ve ötesinde ciddi sonuçlara yol açabilecek radyoaktif sızıntılara neden olabileceğini belirten geçmiş genel konferans kararlarını bir kez daha hatırlatmak isterim." diye konuştu.

Grossi, çözümün güç kullanımında değil diplomaside ve müzakerelerde olduğuna işaret ederek, "Bugünkü durumun çok endişe verici olduğunu vurgulamak isterim. Büyük şehirler kadar geniş veya daha geniş alanların tahliye edilmesi gerekliliği de dahil, ciddi sonuçları olabilecek bir radyolojik sızıntı olasılığını göz ardı edemeyiz." ifadelerini kullandı.

  •  

Telegram’ın Kurucusu Pavel Durov Teröre Destek mi Veriyor?

Telegram’ın kurucusu Pavel Durov, Rusya tarafından başlatılan bir Pavel Durov terör soruşturması ile karşı karşıya. Moskova yönetimi, Durov’u terör faaliyetlerine altyapı sağlamakla suçlarken, bu hamle teknoloji dünyasında ve ifade özgürlüğü tartışmalarında büyük yankı uyandırdı. Honor Magic V6 Özellikleri Sızdırıldı Honor Magic V6 özellikleri sızdırıldı! 7150mAh dev batarya, 120W hızlı şarj ve Snapdragon 8 Elite Gen […]
  •  

Oruç tutan kişilerin en fazla olduğu ülkeler açıklandı! Türkiye kaçıncı sırada?

Ramazan ayının başlamasıyla birlikte dünya genelinde milyonlarca Müslüman ilk sahuruna kalktı, ilk iftarını yaptı. Yaşanan manevi atmosfer yalnızca ibadetleri değil, ülkelerdeki oruç tutma oranlarını da yeniden gündeme taşıdı. Yapılan son araştırmalar, en fazla oruç tutan kişilerin yaşadığı yani Müslüman sayısının en fazla olduğu ülkeleri ortaya koydu.

İŞTE ORUÇ TUTANLARIN EN FAZLA OLDUĞU ÜLKELER!

Oruç tutan kişilerin en fazla olduğu ülkeler açıklandı! Türkiye kaçıncı sırada?Oruç tutan kişilerin en fazla olduğu ülkeler açıklandı! Türkiye kaçıncı sırada?

  •  

Siyonistlerin dijital casusluğu: 'Graphite'! Artık hiçbirimiz güvende değiliz

İsrail’in dünyayı ayağa kaldıran Pegasus casus yazılımı ifşa olup tepki toplayınca, sahneye bu kez daha gelişmiş bir versiyon olan Paragon Solutions’un “Graphite” adlı ürünü çıktı. Şirket, son günlerde çalışanlarının LinkedIn’de paylaştığı bir selfie ile casus yazılımın kontrol panelini yanlışlıkla ifşa etmesiyle gündeme geldi. Sızan görüntülere göre Zero Click özelliğine sahip casus yazılım, gelen bir mesajı görmenizle ya da internette rastladığınız bir görselle cihazınıza erişebiliyor. WhatsApp, Signal ve Telegram gibi şifreli uygulamalardaki yazışmalar anlık olarak izlenebiliyor, banka hesaplarında işlem yapılabiliyor, fotoğraflar ve sosyal medya hesapları görüntülenebiliyor.

Image 2026 02 16T002606.015

KURUCULARI İSRAİL ASKERİ İSTİHBARATINDAN
Paragon Solutions, 2019 yılında İsrail’de kurulan ve kendisini “sorumlu siber güvenlik şirketi” olarak tanıtan bir yapı olarak öne çıktı. Kurucu ortakları arasında eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile İsrail askeri istihbaratının siber operasyonlar birimi Unit 8200’ün eski komutanı Ehud Schneorson bulunuyor. Diğer kurucular Idan Nurick ve Igor Bogudlov’un da geçmişi yine Unit 8200’e dayanıyor. Yani şirketin çekirdeğinde doğrudan İsrail’in askeri-siber aklı yer alıyor.

BİR AYAĞI ABD’DE
Paragon’un ABD ayağı da dikkat çekici bir yapılanmaya sahip. Mart 2021’de Delaware’de kurulan Paragon Solutions (US) Inc., Ekim 2022’de Virginia’da faaliyet sertifikası aldı. Şirketin ABD yönetim kadrosunda CIA geçmişi olan isimler, eski askerler ve savunma sanayii şirketi L3Harris’te görev yapmış yöneticiler yer alıyor. Aralık 2024’te ise Paragon, ABD merkezli özel sermaye şirketi AE Industrial Partners tarafından satın alındı. 500 milyon dolar peşin ödeme ve performansa bağlı olarak 900 milyon dolara kadar çıkabilecek bu anlaşma, İsrail merkezli bir siber gözetim şirketinin küresel finans çevreleriyle nasıl entegre olduğunu da gözler önüne serdi.

TIKLAMAYA GEREK YOK
Graphite Pegasus’tan farklı olarak, tıklanmaya gerek kalmadan cihaza erişebiliyor. Siber Güvenlik Uzmanı Soner Özcan, Anti virüs programlarının tespit edemediği açıklara göre anlık sızma formülleri üreten yazılımın, virüs kodlu PDF, fotoğraf veya bir içeriğin görüntülenmesiyle cihaza sızabileceğini söyledi. “Zero Click özelliği Pegasus’ta veya diğer casus yazılım programlarında olmayan bir özellik” diyen Özcan, “Çok ileri düzey bir teknik ve kurtulma şansınız yok. Mevcut savunma sistemlerinin tespit edemediği, onları atlatan açıkları virüs üretiyor ve sızıyor. Bu kısım da çok önemli ve yeni” ifadelerini kullandı.

MİLLİ GÜVENLİK PROBLEMİ
Virüsten korunmak ise neredeyse imkansız. Düzenli olarak cihazlarda tarama yapılması, virüsün faal olup olmadığının tespitini mümkün kılıyor. “Virüsün yapabildikleri sadece bilgiye erişim değil, banka hesaplarınızın, sosyal medya hesaplarınızın, yazışmalarınızın, fotoğraflarınızın hepsine erişime gücü var” uyarısını yapan Özcan, “Devlet kurumları casusluk faaliyetleri nedeniyle hedef alınabilir, şahıslar da dolandırıcılık ve bilgi sızdırma amacıyla hedef alınabilir. Bu bir milli güvenlik problemi” dedi.

PEGASUS’UN ÇOK ÜSTÜNDE
Güvenli olmayan sitelerde dolaşılmaması ve tanımadığı kişilerle konuşulmaması uyarısı yapan Doç. Dr. Ali Burak Darıcalı ise, “İsrail istihbarat mahsülü yeni bir yazılım. Pegasus’un çok üstünde bir çalışma prensibi var. Bulunduğunuz bir Whatsapp grubuna gelen bir fotoğrafla sızabilirler cihaza. Tıklamanıza gerek yok. Ya da sosyal medyada gördüğünüz bir içerikle cihazlarınıza girebilirler” dedi. Virüsün takip özelliği ile sınırlı olmadığını ifade eden Darıcılı, “İşlem yapabilir. WhatsApp’tan yazışabilir, banka hesabınızdan paranızı çekebilir, sizin adınıza uçak bileti alabilir, ya da sosyal medya hesaplarınıza girip istemediğiniz bir fotoğrafı paylaşabilir” diye konuştu.

  •  

Bakan duyurdu!: Sosyal medya düzenlemesi hayata geçiyor

Bakan Göktaş, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, insanların artık 8 saniyeden fazla odaklanamadığını belirtti.

'SOSYAL MEDYA DÜZENLEMEMİZİ ÇOK YAKINDA HAYATA GEÇİYORUZ'
Bu sürekli uyarılma halinin çocuklara daha çok zarar verdiğinin altını çizen Göktaş, "Tam da bu yüzden dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi biz de çocuklarımızı korumaya yönelik sosyal medya düzenlememizi çok yakında hayata geçiriyoruz." ifadesini kullandı.

Mahinur Özdemir Göktaş-1Mahinur Özdemir Göktaş


Göktaş'ın paylaşımında, konuya ilişkin açıklamada bulunduğu video da yer aldı.

Söz konusu videonun daha dikkatli izlenmesi için oyun hamuruyla oynaması gerektiğini vurgulayan Göktaş, artık sosyal medyada videoların izlenmesi için sadece konuşmanın yeterli olmadığını, farklı hareketler de sergilenmesi gerektiğini söyledi.

Oyun hamurlarımı aldım geldim. Hazırsanız asıl meselemize odaklanalım :))

Odaklanalım diyorum çünkü maalesef artık 8 saniyeden fazla odaklanamıyoruz.

Bu sürekli uyarılma hali, bize kıyasla çocuklarımıza daha çok zarar veriyor. Dikkatlerini, arkadaşlık ilişkilerini ve ders… pic.twitter.com/2tGKEYh5Lr

— Mahinur Özdemir Göktaş (@MahinurOzdemir) February 15, 2026

Bakan Göktaş, şunları kaydetti:

"Sosyal medyada sürekli ekranları kaydırmak o kadar normalimiz haline geldi ki... Artık bir konuya odaklanma süremiz 8 saniyeyi geçmiyor. Bu sürekli uyarılma hali çocuklarımıza bize göre daha fazla zarar veriyor. Çocuklarımızın dikkat süresi son 10 yılda en az yüzde 30 azaldı. Bu da onların odaklanmalarını, arkadaşlık ilişkilerini, okulda başarı oranlarını doğrudan etkiliyor. Bu da öğretmenlerimizin öğretme süreçlerini oldukça zorlaştırdı. Tam da bu sebeple dünyanın dört bir yanında çocuklar için sosyal medya düzenlemeleri tartışılıyor, hayata geçiriliyor. Biz de çocuklarımıza daha güvenli bir internet ortamı sunmak için çalışıyoruz. Siz velilerimizden de öğretmenlerimizden de bu konuda destek istiyoruz. Çocuklarımız için güvenli interneti hep birlikte mümkün kılabiliriz."

  •  

Galler’de 111 Okul Sistemini Bromcom’a Taşıdı

Türk iş insanı Ali Güryel’in kurduğu Bromcom, ‘My Child at School (MCAS)’ başta olmak üzere okul ve öğrenci takip sistemleri ile Birleşik Krallık'ın önde gelen eğitim teknoloji firması olarak büyümesini sürdürüyor.

Londra’da gerçekleşen, Uluslararası Eğitim Fuarı BETT 2026'da, en etkileyici MIS gelişmelerinden biri, Güney Galler'deki Rhondda Cynon Taf İlçe Belediyesi'nden geldi. Yerel yönetim, Nisan ve Haziran 2025 arasında 111 okulunun tamamını SIMS'ten Bromcom'a başarıyla geçirdiğini paylaştı; bu program yaklaşık 40.000 öğrenciyi kapsıyor ve 34 yıllık tek bir MIS platformuna bağımlılığı sona erdiriyor.

Konuyla ilgili sunum şu isimler tarafından yapıldı:

Greg Morris, İş Geliştirme Analisti

Antonia Thomas, Eğitim Performansı ve Sistemleri Yöneticisi

Catrin Edwards, Eğitim Hizmetleri, Dönüşüm, Veri ve Sistemler Başkanı

Birlikte, sadece bir sistem değişikliğini değil, aynı zamanda verilerin, süreçlerin ve hizmetlerin artık kurum genelinde nasıl işlediğine dair bir dönüşümü özetlediler.

Bromcom Which Mis Rhondda Logo 3 1

Geniş ve Çeşitli Bir Okul Ağı

Rhondda Cynon Taf, geniş bir yelpazede eğitim hizmeti sunmaktadır:

• 88 ilkokul

• 17 ortaokul ve tüm eğitim kademelerini kapsayan okul

• 4 özel eğitim okulu

• 2 öğrenci yönlendirme birimi

İhtiyaçların çeşitliliğine rağmen, tüm okullar otuz yılı aşkın süredir SIMS'i kullanıyordu ve bunun üzerine üçüncü taraf uygulamalardan oluşan büyüyen bir ekosistem de eklenmişti.

Geçiş kararı sadece yazılımı değiştirmekle ilgili değildi. Sistemleri basitleştirmek, verilere erişimi iyileştirmek ve okullar üzerindeki yükü azaltmakla ilgiliydi.

Okulların Gerçek İhtiyaçlarından Başlandı

Program, ayrıntılı bir keşif aşamasıyla başladı. Okullardan yeni bir MIS'ten ne istedikleri ve kullandıkları üçüncü taraf sistemleri kataloglamaları istendi. Bu, yetkili makama hem işlevsel gereksinimler hem de mevcut ortamın gerçek karmaşıklığı hakkında net bir görüş sağladı.

Daha sonra tedarikçiler, diğer yerel yönetimlerden ve İngiliz MIS destek kuruluşlarından destek ve bilgi alarak platformlarını sergilemeye davet edildi. Rhondda Cynon Taf, okulların sistemlerin gerçek dünya senaryolarında nasıl çalıştığını görebilmeleri için kullanıcı test ve değerlendirme ortamları oluşturdu. Bunun üzerine yetkililer detaylı bir şartname oluşturdu ve Kent County Supplies (KCS) çerçevesi üzerinden resmi bir ihale süreci yürüterek sözleşmeyi nihayetinde Bromcom'a verdi.

Hızlı ve yapılandırılmış bir uygulama

Geçişin ölçeği önemliydi. Yetkililer, Bromcom'u haftada 15 okula dağıttı ve 111 okulun tamamı Haziran 2025 sonuna kadar aktif hale geldi. Bu, okul genelinde My Child at School (MCAS) sisteminin tam olarak devreye alınmasını da içeriyordu. Bu büyüklükteki bir proje için bu kadar sıkıştırılmış bir zaman çizelgesi nadirdir ve bu, güçlü merkezi koordinasyon, standartlaştırılmış yapılandırma ve yetkililer, Bromcom ve okullar arasındaki yakın işbirliği sayesinde başarılmıştır.

Okullar şu ana kadar neler görüyor?

Yaşam döngüsünün henüz başlarında olmasına rağmen, okullardan gelen geri bildirimler tutarlı:

• Daha az üçüncü taraf sistem

• Doğrudan finansal tasarruf, tahmini:

• İlkokul, Özel Eğitim ve Özel İhtiyaç Okulları başına yılda £1.000 ila £2.000

• Ortaokul ve tüm eğitim kademelerindeki okullar başına yılda £5.000 ila £20.000

• Birden fazla platformun bakımından kaynaklanan daha düşük idari yük

• Verilere ve gerçek zamanlı gösterge panellerine daha iyi erişim

• Trendlerin daha iyi görünürlüğü

• Daha esnek kullanıcı tanımlı araçlar

• Rutin süreçlerin otomasyonu

• Daha kolay sistem erişimi için tek oturum açma

Birçok okul için en acil etki, tekrarlanan işlerin ve parçalanmış verilerin azalması olmuştur.

Yetkililerin okullarla çalışma biçiminde bir değişim

Faydalar yalnızca bireysel okullarla sınırlı değildir. Yerel Yönetim, sevkleri ve destek hizmetlerini yönetme biçiminde önemli kazanımlar elde etmiştir.

Eski modelde, okullar genellikle Yerel Yönetim desteği ararken aynı verileri ayrı formlara yeniden girmek zorunda kalıyordu. Vision artık gerekli bilgileri tutarlı bir formatta tuttuğu için, mevcut veriler kullanılarak yönlendirmeler yapılabiliyor ve bu da hem okullar hem de merkezi ekipler için zaman tasarrufu sağlıyor. Bu standartlaştırılmış süreç, zamanında müdahaleleri desteklemek için daha net ve güvenilir kanıtlar sağlarken, tekrarlamayı ve hayal kırıklığını azaltıyor.

Büyük Ölçekte Merkezi Yapılandırma

Merkezi eğitim ekibi için en büyük avantajlardan biri, tüm okullar genelinde yapılandırmayı merkezi olarak yönetebilme yeteneğidir; buna şunlar dahildir:

• Kullanıcı tanımlı alanlar, paneller ve işaretler

• Arama ve hızlı raporlar

• Değerlendirme şablonları

• Yerel yönetim personeli hesapları, rolleri ve izinleri

• Destek ekipleri için tek oturum açma

Bu, tüm sistem genelinde tutarlılık, uyumlu veri yapıları ve paylaşılan raporlama standartları sağlar; bunların tümü MIS destek ekibi için büyük zaman tasarrufu anlamına gelir.

Veriye Dayalı İçgörü

Yetkili kurum ayrıca çok daha güçlü bir analitik yetenek geliştiriyor. Vision platformunu keşfederken, yetkili kurum halihazırda Power BI panolarını doldurmak için merkezi veri akışlarını kullanıyor ve liderlere ve ekiplere gerçek zamanlı, okullar arası içgörüye erişim sağlıyor. Sonuç olarak, yerel yönetim genelinde performans, eğilimler ve ortaya çıkan sorunlar hakkında çok daha tutarlı bir tablo elde edildi.

Büyük ölçekli MIS değişimi için bir model

Üç ay içinde 111 okulun geçişini sağlamak sadece teknik bir başarı değil, aynı zamanda yerel yönetimlerin çalışma biçiminde bir değişimi de yansıtıyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

  •  

Parasıyla bile satın almak zordu: ASPİLSAN yerlisini üretti

Son yıllarda dünya çapında adından söz ettiren çok değerli Türk savunma sanayii platformlarının neredeyse tamamında bir şekilde ASPİLSAN Enerji imzası bulunuyor.

Bilindiği üzere hava, kara, deniz, denizaltı, uzay platformları gibi unsurların haberleşmesini sağlayabilmesi için bir enerji kaynağına ihtiyaç duyuluyor. Bu enerji kaynağının da en temel bileşeni pil hücresi olarak kabul ediliyor. İşte ASPİLSAN Enerji bu alanda ülkemizin başrol oyuncusu.

ASPİLSAN Enerji Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Turan Özdemir, Suudi Arabistan’da devam eden World Defense Show 2026 kapsamında TRT Haber’e özel açıklamalarda bulundu.

A A 39263366

  • NATO ve AB üyesi ülkeler Türkiye’nin kapısını çalacak

Türkiye’nin geçmişte platformları ve sistemleri için ihtiyaç duyduğu kritik bileşenlerin tamamını yurt dışından temin etmek zorunda kaldığını hatırlatan Özdemir, ASPİLSAN ile bunun ortadan kalktığına dikkati çekti.

NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarma kararı aldığını anımsatan Özdemir, “Bu da çok sayıda kalemin yerli imkanlarla üretilmesi anlamına geliyor. Bu noktada en kritik birleşenlerden biri hücre. Silahlara güç verecek, dronların uçmasını sağlayacak, sistemleri çalıştıracak en önemli husus batarya. Tahmin edeceğiniz üzere batarya bitmişse yapacak hiçbir şeyiniz yok.” dedi.

Gelinen noktada NATO’nun Çin’den bağımsız bir tedarik zinciri oluşturmayı hedeflediğini sözlerine ekleyen Özdemir, pil ve batarya teknolojileri konusunda gerek NATO gerek AB üyesi ülkelerin Türkiye’nin kapısını çalacağını vurguladı.

  • “Dünyadaki üç ülkeden biriyiz”

Türkiye’nin imza projelerinden olan KAAN savaş uçağının bataryasını da ASPİLSAN Enerji olarak ürettiklerini kaydeden Özdemir, şöyle devam etti:

“Dünyada bu seviyede batarya üretebilen üç ülke var. Ve Türkiye bunlardan biri. Sadece KAAN’da değil HÜRKUŞ’tan AKSUNGUR’a GÖKBEY’den ANKA-3’e kadar çok kritik platformlara güç veriyoruz.

Suudi Arabistan’daki fuar kapsamında ilk kez açıkladığımız bir teknoloji kazanımı da var. Silikon katkılı yüksek enerji yoğunluklu yeni hücreyi burada duyurduk. Daha küçük alana daha fazla enerji sığdırmayı başardık.

Bu yeni hücremiz yüzde 20 daha fazla enerji yoğunluğuna sahip. Bu da daha fazla ‘faydalı yük’ taşıyabilmeniz, bataryanızı daha uzun süre kullanabilmeniz anlamına geliyor. Sahayı doğrudan etkileyecek bir kazanım.

Öte yandan yeni ürettiğimiz bu hücre oldukça yüksek bir teknoloji. Bu nedenle de ‘ihracat kısıtlaması’ olan bir ürün. ASPİLSAN Enerji bir kısıtlamayı daha ortadan kaldırdı. Bu yıl itibariyle bugüne kadar yaptığımız yatırımların ve geliştirdiğimiz teknolojilerin meyvesini toplayacağımız yeni bir dönem başlayacak.”

  •  

Podcastler iş dünyasının yeni bilgi ağına dönüşüyor

Dijitalleşmenin hız kazandığı iş dünyasında bilgiye erişim biçimleri köklü bir dönüşüm geçiriyor. “Her an, her yerde öğrenme” ihtiyacının artmasıyla birlikte podcastler, özellikle yöneticiler ve beyaz yaka profesyoneller için stratejik bir bilgi kaynağı olarak öne çıkıyor. 2026 yılı itibarıyla dünya genelinde iş dünyası liderlerinin yüzde 60’ından fazlasının, sektörel gelişmeleri takip etmek, liderlik becerilerini geliştirmek ve yapay zekâ gibi karmaşık başlıklarda güncel kalmak için podcastleri temel başvuru kaynağı olarak kullandığı belirtiliyor.ZAMAN KAZANDIRAN BİR ÖĞRENME MODELİGünümüz iş dünyasında zaman, en sınırlı ve en değerli kaynaklardan biri olarak kabul ediliyor. Podcastler ise bu ihtiyaca doğrudan yanıt veriyor. Trafikte, spor yaparken, seyahat sırasında ya da kısa molalarda dinlenebilen bu içerikler, profesyonellerin yoğun gündem içinde sektörel bilgiden kopmadan ilerlemesini sağlıyor. Bu yönüyle podcastler, yalnızca bir içerik formatı değil; esnek, erişilebilir ve sürdürülebilir bir öğrenme modeli olarak konumlanıyor.Uzmanlar, özellikle uzun ve teorik eğitim programlarının yerini daha kısa, odaklı ve pratik bilgi sunan mikro öğrenme modellerinin aldığını vurguluyor. Podcastler de bu dönüşümün en güçlü araçlarından biri olarak öne çıkıyor. KÜRESEL LİDERLER PODCASTLERİ ANA KAYNAK OLARAK KULLANIYORKüresel ölçekte podcastler; liderlik, organizasyonel dönüşüm, yapay zekâ, insan yönetimi ve yeni iş modelleri gibi konularda güncel bilgiye erişimin ana kanallarından biri haline gelmiş durumda. Özellikle üst düzey yöneticiler, farklı coğrafyalardaki deneyimleri ve iyi uygulama örneklerini bu format sayesinde yakından takip edebiliyor.Bu durum, podcastleri klasik eğitim içeriklerinden ayıran en önemli unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Çünkü podcastler, yalnızca teorik bilgi sunmakla kalmıyor; gerçek deneyimlerin, başarı hikâyelerinin ve başarısızlıklardan çıkarılan derslerin paylaşılmasına da olanak tanıyor.TÜRKİYE’DE PODCAST EKOSİSTEMİ HIZLA GENİŞLİYORTürkiye’de podcast kullanımındaki artış, özellikle son iki yılda dikkat çekici bir ivme kazandı. İnsan Kaynakları alanının deneyimli isimlerinden Başak Kavaklı Bilgin, Türkiye’de podcastlerin iş dünyasında hızla yaygınlaştığını belirterek, bu gelişmede yerel içerik üreticilerinin ve İK liderlerinin önemli bir rol oynadığını ifade etti.Bilgin’e göre, geleneksel sınıf eğitimleri ve uzun seminerler yerini, kısa ama etkili öğrenme modellerine bırakıyor. Profesyoneller artık kendi dillerinde, Türkiye pazarının dinamiklerine uygun vaka analizlerini ve uzman görüşlerini podcastler aracılığıyla takip ediyor. Bu durum, Türkiye’deki İK ekosisteminin daha şeffaf, paylaşımcı ve kolektif bir yapıya evrilmesine katkı sağlıyor. “PODCAST ARTIK BİR MİKRO ÖĞRENME MODELİ”Podcastlerin yükselişini bilginin demokratikleşmesi açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiren Başak Kavaklı Bilgin, yoğun iş temposu nedeniyle kurumsal dünyada deneyim paylaşımının giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. Bu ihtiyacın kendisini de podcast üretmeye yönelttiğini belirten Bilgin, uzun yıllara dayanan kurumsal deneyimlerinden ilhamla kendi podcast serisini hayata geçirdiğini ifade ediyor.Bilgin’in hazırladığı Burada Yapılmışı Var adlı podcast serisinde, her bölümde alanında uzman bir iş profesyoneli konuk ediliyor. Podcastin hedef kitlesinin yalnızca yeni mezunlar değil, orta ve üst düzey yöneticiler olduğunu vurgulayan Bilgin, bu format sayesinde dinleyicilerin deneyimlerden ilham alarak kendi iş süreçlerine ışık tutabildiğini söylüyor.KURUMSAL DÜNYADA PODCASTLERİN GELECEĞİUzmanlara göre podcastlerin etkisi önümüzdeki dönemde daha da artacak. Kurumsal iç iletişim, işveren markası stratejileri, liderlik gelişim programları ve yetenek yönetimi gibi birçok alanda podcastlerin aktif biçimde kullanılması bekleniyor. Şirket içi podcast kanallarıyla çalışanların bilgiye daha hızlı ve samimi bir şekilde ulaşmasının önü açılacak.Podcastler, deneyimin dijital ortamda kalıcı hale gelmesini sağlayarak farklı kuşaklar arasında bilgi aktarımını da güçlendiriyor. Bu yönüyle podcastler, sadece bugünün değil, geleceğin iş dünyasında da önemli bir öğrenme ve paylaşım aracı olarak konumlanıyor.YENİ NESİL NETWORK ALANIİş dünyası uzmanları, podcastlerin aynı zamanda yeni bir “network alanı” yarattığına dikkat çekiyor. Dinleyiciler, benzer ilgi alanlarına sahip profesyonellerle ortak bir bilgi zemini oluştururken, içerik üreticileri de sektörler arası etkileşimi güçlendiriyor. Bu durum, podcastleri yalnızca dinlenen bir mecra olmaktan çıkarıp, iş dünyasında etkileşim ve fikir üretiminin merkezlerinden biri haline getiriyor.Podcastlerin yükselişi, iş dünyasında öğrenmenin, paylaşmanın ve bağlantı kurmanın yeniden tanımlandığını gösteriyor. Dijital çağda bilginin en hızlı ve etkili dolaşım kanallarından biri olarak podcastler, profesyonel hayatın vazgeçilmez unsurları arasında yerini sağlamlaştırıyor.

  •  

Galaxy S26 Ultra’da Kriz Büyüyor!

Samsung’un yaklaşan amiral gemisi modeli hakkında ilk söylentiler teknoloji dünyasında dolaşmaya başlarken, endişe verici bir iddia gündeme oturdu. Galaxy S26 Ultra yenilikleri konusunda ciddi bir eksiklik yaşayabilir. Her yıl yeni bir modelle çıtayı yükseltmeye alışkın olduğumuz Samsung’un, bu defa kullanıcıları heyecanlandıracak güçlü ve belirgin bir satış vaadi (USP – Unique Selling Proposition) sunmakta zorlanabileceği konuşuluyor. […]
  •  

Android’e Türkiye’de Şok Soruşturma!

Türkiye’deki teknoloji ve rekabet gündemini sarsan bir gelişmeyle, Rekabet Kurumu, teknoloji devi Google hakkında Android işletim sistemi üzerinden kapsamlı bir Android soruşturması başlattığını resmi olarak duyurdu. Bu hamle, Google’ın mobil ekosistemdeki ezici pazar gücünü ve bu gücü rekabeti kısıtlayıcı şekilde kullanıp kullanmadığına dair endişeleri yeniden alevlendirdi. Kurum, milyarlarca cihazda kullanılan Android işletim sisteminin, diğer hizmet […]
  •  

İngiltere Hükümeti Herkese Ücretsiz Yapay Zeka Eğitimi Sunacak

Birleşik Krallık hükümeti, vatandaşların hızla gelişen yapay zeka teknolojilerini iş yaşamında daha etkin ve verimli kullanabilmelerini sağlamak amacıyla kapsamlı bir ücretsiz yapay zeka eğitim programı başlattı. Bu program, çevrimiçi olarak erişilebilecek kısa eğitimlerden oluşuyor ve yetişkinlere, yapay zekayı günlük iş süreçlerinde nasıl kullanabileceklerini öğretmeyi hedefliyor. Kurslar, metin yazma, içerik üretme ve idari görevleri otomatikleştirme gibi pratik konulara odaklanıyor ve her seviyeden kullanıcıya uygun şekilde tasarlandı.

Eğitimler, hükümetin AI Skills Hub adı verilen platformu üzerinden sunuluyor ve katılımcılar 20 dakikadan başlayarak kendi hızlarında ilerleyebiliyorlar. Program, teknik bir geçmişe sahip olmayan çalışanların bile yapay zekanın temel araçlarını öğrenebilmesine imkân tanıyor. Hedef, 2030’a kadar 10 milyon çalışana ulaşarak ülke genelinde dijital becerileri yükseltmek ve ekonomik verimliliği artırmak olarak belirlendi.

Istikbal 860X450 Pxl

Hükümet yetkilileri ve eğitim partnerleri, bu inisiyatifin sadece teknoloji uzmanlarını değil, küçük işletmelerden kamu sektörüne kadar tüm iş gücünü destekleyeceğini belirtiyor. Programın, çalışanların üretkenliğini ve inovasyon kabiliyetini güçlendirmesi bekleniyor. Eğitimleri tamamlayanlara sanal rozet gibi küçük teşvikler sunularak katılımın artırılması planlanıyor.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

  •  

Londra’da Tıp Tarihine Geçen Neuralink Operasyonu

İngiltere’nin başkenti Londra’daki University College London Hospital’da (UCLH) tıp öğrencisi Sebastian Gomez-Pena’nın beynine, Elon Musk’ın Neuralink şirketi tarafından geliştirilen ileri düzey bir beyin-bilgisayar arayüzü çipi (BCI – Brain-Computer Interface) başarıyla implante edildi. Bu deneysel operasyon sayesinde Gomez-Pena, felçli olmasına rağmen artık bilgisayarını sadece düşünceleriyle kontrol edebiliyor.

Gomez-Pena, bir tatilde geçirdiği kazada boyun aşağı tüm vücut kontrolünü kaybettikten sonra felçli kalmış, eğitimine de ara vermek zorunda kalmış bir genç. Şimdi ise Neuralink’in çip teknolojisi sayesinde ekran imlecini hareket ettirebiliyor, pencereleri açıp kapatabiliyor ve sanal tuş takımlarıyla iletişim kurabiliyor. “Düşünce gücüyle bilgisayarda işlerimi yapabildiğimi görmek… bu gerçekten ‘magical’, büyülü bir his,” diye konuşuyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Operasyon, UCLH’nin National Hospital for Neurology and Neurosurgery bölümünde, Neuralink’in R1 robotik cerrahi sistemi kullanılarak yaklaşık beş saat sürdü. Kafatasında açılan küçük bir delik üzerinden yerleştirilen implante, 1.024 ultra ince elektrot aracılığıyla beynin el ve hareket kontrolünden sorumlu bölgesine bağlandı. Bu elektrotlar, beyindeki sinir sinyallerini kablosuz olarak bir bilgisayara ileterek yapay zekâ ile yorumlanmasını sağlıyor ve böylece kullanıcı sadece “elini hareket ettirmeyi düşünerek” imleci kontrol edebiliyor.

Kafkas Food Yatay (3)-1

UCLH’de yürütülen GB-PRIME çalışmasının baş araştırmacısı ve nöroşirurji uzmanı Harith Akram, teknolojiyle elde edilen kontrol düzeyinin “akıl almaz” olduğunu, potansiyelinin ise felç sonrası yaşamı kökten değiştirebileceğini söylüyor. Araştırma halen güvenlik, etkinlik ve uygulama alanlarının belirlenmesi için erken aşamada olsa da, araştırmacılar bu tür beyin-bilgisayar arayüzlerinin ileride felç, inme ve nörodejeneratif hastalıklar gibi durumlarda hayat kalitesini ciddi şekilde artırabileceğine inanıyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

Sebastian Gomez-Pena gibi gönüllüler, bu denemelerde sadece kendi bağımsızlıklarını artırmakla kalmayıp, tüm felçliler için umut verici bir yol haritası oluşturuyorlar. Neuralink teknolojisinin gelecekte daha geniş kullanıcılar ve farklı uygulamalar (örneğin robotik kol kontrolü ya da konuşma yeteneğinin yeniden kazanılması) için geliştirilmesi planlanıyor. Bu deneysel çalışma henüz tıp literatüründe hakemli makaleler olarak yayınlanmamış olsa da, elde edilen ilk bulgular bilim dünyasında büyük bir heyecan yaratıyor.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

  •  

Akıllı Gözlük İle Gizli Çekim, ‘Dilara Yasası’nı Gündeme Getirdi

İngiltere’de son günlerde gündemi teknoloji ve kişisel mahremiyet tartışmaları sarıyor. Bir mağazada çalışan Dilara isimli bir genç kadının, çalışırken bir kişinin akıllı gözlükle gizlice çekim yapması ve bu görüntünün TikTok’ta milyonlarca kişi tarafından izlenmesinin ardından kamuoyunda büyük bir tepki yükseldi. Olayın, benzer başka vakaların da ortaya çıkmasıyla birlikte, yeni bir yasal düzenleme ihtiyacını gündeme getirdiği belirtiliyor.

21 yaşındaki Dilara’nın öğle arasındayken mağazada bir adam tarafından yaklaşılmasının ardından, bu kişinin normal gözlük gibi görünen ancak gizli video çekebilen akıllı gözlük takarak onu kayda aldığı ve daha sonra TikTok’ta paylaşarak geniş kitlelere ulaştığı bildirildi. Paylaşılan içerikte Dilara’nın telefon numarası gibi kişisel bilgilerinin de görünür hale gelmesi, taciz ve istenmeyen mesaj dalgasını tetikledi.

Istikbal 860X450 Pxl

Mahremiyet ve güvenlik kaygıları:
Uzmanlar akıllı gözlük teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte kişisel mahremiyetin hızla eridiğine dikkat çekiyor. Böyle cihazların çevredeki kişileri fark edilmeyecek kadar gizli şekilde çekebilmesi ve videoların anında sosyal medya platformlarına düşebilmesi, mevcut İngiliz hukukundaki boşlukları gözler önüne seriyor. Şu an için kamuya açık alanlarda izinsiz video çekimi doğrudan “suç” sayılmasa da (kişisel veri, GDPR ve Avrupa İnsan Hakları hukuku gibi sınırlayıcı çerçeveler olsa da), pek çok kişi bu kuralların teknolojinin hızına yetişemediğini savunuyor.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

“Dilara Yasası” çağrısı:
Bu ve benzeri vakaların artmasıyla birlikte milletvekilleri ve sivil toplum temsilcileri, “Dilara Yasası” olarak anılan yeni bir düzenlemenin parlamentoda ele alınması gerektiğini söylüyor. Tasarı önerilerinde:

  • Akıllı gözlük ve benzeri giyilebilir kameraların kişisel rıza olmadan kişi odaklı kayıt yapmasının açıkça yasaklanması,
  • Uzun süreli ve bulaşıcı şekilde çevrimiçi paylaşıma giren izinsiz videoların “ticari içerik” kapsamında değerlendirilerek cezalandırılması,
  • Gizli çekim yapan kişilerden zarar gören bireylere tazminat ve hızlı yasal koruma mekanizmalarının sağlanması gibi maddeler yer alıyor.

İngiltere’deki kadın hakları savunucuları ve dijital hak örgütleri, özellikle tacize açık gruplar üzerinde bu tür gizli çekimlerin “toplumsal bir tehdit” oluşturduğunu vurguluyor ve düzenlemenin bir an önce yasalaşması gerektiğini belirtiyor.

Kafkas Food Yatay (3)-1

Hukuki durum:
Mevcut İngiltere yasaları, genelde kamuya açık alanlarda fotoğraf ve video çekimini yasaklamıyor; bu nedenle akıllı gözlüklerle yapılan kayıtlar şu anda çoğu zaman suç kapsamında değerlendirilmiyor. Ancak mahremiyetin ihlali ve veri koruma kurallarıyla ilgili davalar artarken, pek çok hukukçu bunun teknolojiye özgü daha net bir düzenleme istediğini söylüyor.
“Dilara Olayı”, İngiliz kamuoyunda sadece bir bireysel mağduriyet vakası olmaktan çıkıp, daha geniş kapsamlı bir mahremiyet ve teknoloji hukuku tartışmasına dönüştü. Hükümet ve parlamenterler tarafından önerilen “Dilara Yasası”nın detaylarının önümüzdeki aylarda şekillenmesi bekleniyor.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

  •  

Bromcom Yeni Geliştirdiği Ürünleri BETT Fuarında Tanıttı

İngiltere’nin başkenti Londra’da iş insanı Ali Güryel’in girişimi ile 40 yıl önce kurulan Bromcom Teknoloji firması, eğitim sektörünün referans fuarı olan BETT’te yeni geliştirdiği yazılım ve uygulamalarla yerini aldı.

Bromcom, ExCeL London'da üç gün süren fuar boyunca, ülke genelinde okullarda kullanılmakta olan ‘Analytics on Demand’ ve ‘Bromcom Vision’ ürünlerini eğitim sektörüne tanıtma imkanı buldu.

Şirket bünyesinde 400 çalışanı ve Birleşik Krallık’ın yüzde 75’ini kapsayan 5000’i aşkın okulda yapay zeka uyumlu ürünleri teknoloji ürünleri kullanılan Bromcom, Kuzey İrlan’da 1.100 okulun daha kontratını yenileyerek büyümesini sürdürüyor.

Firmanın kurucusu yöneticisi Ali Güryel ve İnci Güryel ile teknik ekibi, fuar boyunca EdTech tedarikçileriyle toplantılar ve ağ oluşturma için dünyanın dört bir yanından katılan teknoloji ve eğitim insanları ile bir araya geldi.

Güryel kendisi ve firma ekibinin, Bromcom MIS ve yapay zeka destekli ‘İsteğe Bağlı Analiz’ ve ‘Bromcom Vision’ dahil olmak üzere diğer çözümlerin uygulamalı gösterimlerini tanıtma, yakında çıkacak yeni teknolojilere göz atma fırsatı bulduklarını ifade etti.

Yapay Zeka Destekli İsteğe Bağlı Analiz:

Eğitimde, yığınlarca veri toplandığını ancak bunların tamamını sorgulama imkanı ve zamanı olmadığına dikkat çeken Ali Güryel, “son beş yılda kolayca erişilebilen analizler gelişti, ancak bunlar genellikle birbirinden bağımsızdır: bu yılki devamsızlık oranları geçen yıla kıyasla veya dönem dönem akademik ilerleme gibi. Daha derine inmek ve uygulamayı gerçekten değiştirebilecek sorular sormak istediğinizde, gereken iş yükü hızla çok fazla hale gelir.

‘Okulumda davranış ile başarı arasında bir ilişki var mı?’ gibi görünüşte basit sorular, doğru bir şekilde cevaplamak için saatler, günler hatta haftalar sürebilir. Ve bu, verileri bir araya getirme, doğru bir şekilde analiz etme ve gerçekten faydalı bir şekilde sunma konusunda uzmanlığa sahip olduğunuzu varsayarsak geçerlidir.

İşte burada Bromcom'un yeni yapay zeka destekli "İsteğe Bağlı Analiz" özelliği devreye giriyor. MIS içindeki basit bir komutla, okulunuz hakkında anlamlı içgörüler elde edebilirsiniz, haftalar değil dakikalar içinde” diye konuştu.

Bromcom Ali Guryel Aysan Mullahas Bett Fuari

BÜYÜKELÇİ ATILGAN ZİYARETÇİLER ARASINDA YER ALDI

KKTC Londra Temsilcisi Büyükelçii Aysan Mullahasan Atılgan ve Kültür Ateşesi Deniz Özalp fuarda Bromcom standını ziyaret etti. Atılgan ile Özalp, şirket yöneticileri Ali Güryel ve İnci Güryel’den firma hakkında bilgi aldı.

Diplomat Travel 860X300 Haber Alti

  •  

Bu gece gökyüzünde gülen bir yüz oluşacak

Ay'ın genişleyen hilal (waxing crescent) evresinde olduğu bu akşam, üç gök cisminin dizilimi gökyüzünde adeta bir "gülen yüz" figürünü andıracak.

Hilal şeklindeki Ay bir ağız, Satürn ve Neptün ise bu gülümsemenin üzerindeki iki göz gibi görünecek.

  • Gözlem için ipuçları

Bu nadir dizilim, gün batımından hemen sonra batı ufkunda oldukça alçak bir konumda görülebilecek.

Ay ve Satürn, hava kararmaya başladığında çıplak gözle oldukça rahat bir şekilde seçilebilecek.

Dizilimin üçüncü parçası olan Neptün oldukça sönük bir gezegen olduğu için, onu görebilmek için mutlaka bir dürbün veya teleskop kullanmanız gerekecek.

Gök cisimleri ufka yakın olacağı için, binaların veya ağaçların görüşünüzü engellemediği açık bir alan seçmeniz önem taşıyor.

Gökbiliminde kavuşum, iki veya daha fazla gök cisminin Dünya'dan bakıldığında birbirine çok yakın görünmesi durumuna denir.

Bu akşamki üçlü buluşma, hem astrofotoğrafçılar hem de doğa tutkunları için kaçırılmayacak bir manzara sunuyor.

  •  

X, Twitter'ı askıya aldı

Elon Musk’ın 2023 yılında 44 milyar dolara satın alarak adını "X" olarak değiştirdiği platform, kendi geçmişine dair radikal bir adım daha attı. Pazar günü @Twitter kullanıcı adına erişmek isteyenler, "Hesap Askıya Alındı" uyarısıyla karşılaştı.

"Kuralları İhlal Etti" Bildirimi
Hesaba giren kullanıcılar, X’in standart askıya alma mesajı olan "X kurallarını ihlal eden hesaplar askıya alınır" bildirimiyle karşılaştı. Hangi kuralın ihlal edildiği veya hesabın kalıcı olarak mı kapatıldığı konusunda şirketten henüz resmi bir açıklama gelmedi.

Muhabir: Ramazan Eles

  •  

Abdülkadir Çay: Gazetecisiz, ilkesiz gazetecilik olmaz

Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, dijital dönüşüm sürecinin gazetecilik pratiklerini derinden etkilediğini belirterek, bu dönüşümün yapay zekâ, dijital yetkinlikler ve mesleki sorumluluklar çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade etti. Basın İlan Kurumu’nun düzenlediği “Dijital Dönüşüm Çağında Habercilik: Yapay Zekâ ve Dijital Yetkinlikler” paneli, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın katılımıyla İstanbul’da gerçekleştiriliyor.Panelin açılışında konuşan Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, internet teknolojileriyle birlikte yaşanan dijital dönüşümün gazetecilik pratiklerinde meydana getirdiği değişimlerin özellikle yapay zekâ ve dijital yetkinliklerle ilgili boyutlarını değerlendirmek üzere Basın İlan Kurumu’nun 65. kuruluş yıl dönümü ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle böyle bir panelin düzenlendiğini söyledi. 2025 yılında basına sağlanan kamu desteği 6 Milyar TLBasın İlan Kurumu’nun; düzenleyici, denetleyici ve destekleyici fonksiyonlarıyla birlikte rehberlik eden, çağa ayak uyduran ve dijital dönüşümünü sürdüren bir Kurum olduğunu kaydeden Çay, yıllık 95 milyon sayfa görüntülemesiyle ilan.gov.tr ilan portalını ve internet haber sitelerinin ziyaretçi trafiklerini objektif bir şekilde ölçümleyen BİK Analitik uygulamasını geliştirmeye devam ettiklerini belirtti. Sektöre yönelik desteklere değinen Genel Müdür Çay, “Görev alanımızda 2.173 gazete, dergi ve internet haber sitesi bulunmaktadır. Resmî ilan ve reklamlarla basına sağlanan; özellikle yerel medya için hayati öneme sahip kamu desteği 2025 yılında 6 milyar Türk Lirasını aşmıştır” şeklinde konuştu. Konuşmasında Filistin halkının haklı mücadelesini dünyaya duyurmak isterken şehit olan 250’den fazla gazeteciyi ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında gösterdikleri duruşla hain kalkışmanın seyrini değiştiren gazetecileri de anan Genel Müdür Çay, “Çoğu zaman güvenlik güçlerinin, sağlık ekiplerinin bile zor erişebildiği afet bölgelerine, kendi hayatını hiçe sayarak koşan, insanları bilgilendirmek için alın terinden daha fazlasını ortaya koyan, mesaisi olmayan bir işi icra eden kıymetli gazetecilerimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyor, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü canı gönülden tebrik ediyorum” açıklamasında bulundu. Plan ve projelerini bu yönde hazırlıyorlarTürk Dil Kurumu’nun 2025 yılını en iyi karşılayan kelime oylamasında ‘dijital vicdan’ kavramının ilk sırada yer aldığını anımsatan Genel Müdür Çay, önlerinde duran bu gerçeklere rağmen internet dünyasının büyüklüğünün, olumlu ve faydalı yönlerinin kendilerini umutsuzluktan arındırdığını ve gelecek adına iyi işler, projeler yapmaya sevk ettiğini dile getirdi. Çay, “Dijitalleşme söz konusu olduğunda olumsuz çok şey sayabiliriz ama unutmamalıyız ki gelecek bu dünyada şekilleniyor. Burada karar vermemiz gereken husus şu olmalıdır; Biz bu geleceğe şekil verenlerden mi olacağız yoksa trendin gerisinde mi kalacağız?” ifadelerini kullandı. Genel Müdür Çay, Kurum olarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın öncülüğünde üniversiteler, gazeteler, internet haber siteleri ve basın işletmeleriyle birlikte bir gelecek inşası öngördüklerini; plan ve projelerini bu yönde hazırladıklarını kaydetti. Gazetecisiz, kalitesiz ve ilkesiz gazetecilik yapamayızYapay zekânın ve robotların devreye girmesiyle birlikte insansız haberciliğin de konuşulduğu bir zamanda olduklarını dile getiren Çay, “Yapay zekâ programları ne kadar iyi olursa olsun, gazetecisiz, içerik kalitesinden yoksun, ilkesiz gazetecilik yapamayız” dedi. Konuşmasında ‘veri zehirlenmesi’ kavramına dikkat çeken Genel Müdür Çay, “Geleneksel medyanın da; ‘gerçeklik’ algısını bozmasına, topluma yanlış bilgi vermesine ve medya gücünün kamuoyu oluşturmak üzere kötüye kullanımına geçmişte şahitlik etmiş bir nesiliz” diyerek şöyle devam etti: “Manşetlerle darbelere zemin hazırlanmasından, Başbakan idamına, halkı aşağılamaktan, devleti aciz göstermelere varan zehirli yayınları da gördük vaktiyle. Dezenformasyonla mücadele işte böyle zamanlarda büyük önem kazanıyor. Bu anlamda İletişim Başkanlığımızın yürüttüğü çalışmalar, daha da değerli hale geliyor. Toplumumuzun yerel ve ulusal basın aracılığıyla doğru haber alma hakkının, veri zehirlenmelerine kurban gitmemesi için Basın İlan Kurumu olarak üstümüze düşen vazifeyi yapıyoruz.” Genel Müdür Çay, konuşmasının sonunda panele katılımları dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’a ve sektör temsilcilerine teşekkürlerini ileterek, panelin hayırlara vesile olmasını temenni etti. Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Abdulkadir Çay: Basına destek, dijital çağa uyumla güçlenecek

Basın İlan Kurumu’nun 65. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Abdulkadir Çay, Anadolu Ajansı muhabirine değerlendirmelerde bulundu. Çay, dijitalleşme ve yapay zekâ odaklı yeni adımlarla basın sektörünün sürdürülebilirliğine katkı sunmayı hedeflediklerini söyledi. Genel Müdür Abdulkadir Çay, Anadolu Ajansı (AA) muhabirine verdiği röportajda, Basın İlan Kurumu’nun kurulduğu günden bugüne kadar basın kuruluşlarını resmî ilanlar ve reklamlar yayımlatmak suretiyle düzenli ve sürekli destekleyen bir kamu kuruluşu olduğunu kaydetti. Çay, “Bu desteklerin onların açısından kimi zaman can suyu mahiyetinde destekler olduğunun farkındayız. Dolayısıyla kurumumuzun destekleyici yönünün daha da güçlendirilmesi için elimizden gelen çalışmayı 65. yıl itibarıyla daha da güçlendirerek sürdürmeye gayret edeceğiz” dedi. Genel Müdür Çay, konuşmasında dijital dönüşüm sürecinin basın sektörüne olan etkilerini, Kurum tarafından verilen desteklerin genişletilmesi yönünde kamu kurumları ve diğer paydaşlarla geliştirilen iş birliklerini ve Kurumun gelecek vizyonunu değerlendirdi. Dijital Çağda Yeni HabercilikÇay, Basın İlan Kurumu tarafından 9 Ocak’ta İstanbul’da düzenlenecek “Dijital Dönüşüm Çağında Habercilik: Yapay Zekâ ve Dijital Yetkinlikler” başlıklı panele de değinerek, bu etkinliğin Kurumun misyonunu daha geniş çevrelere anlatma imkânı sunacağını söyledi. Genel Müdür Çay, AA’nın 2025 fotoğraflarını oyladıBasın İlan Kurumu Genel Müdürü Abdulkadir Çay, Anadolu Ajansı tarafından düzenlenen ve 2025 yılına damga vuran olaylara ait fotoğrafların yer aldığı “Yılın Kareleri” oylamasına da katıldı. Çay, AA foto muhabirleri ve muhabirlerinin 2025 yılında Türkiye ile dünya gündeminde yankı bulan toplam 6 kategorideki 112 fotoğrafını inceledi. “Haber” kategorisinde Ashraf Amra’nın “İnsanlar ve bombalar”, “Spor” kategorisinde Bünyamin Çelik’in “Statların dili” karesini oylayan Çay, “Doğal Yaşam ve Çevre” kategorisinde Özgün Tiran’ın “Yeşilin sonu”, “Günlük Hayat” kategorisinde ise İsa Terli’nin “Dolunay sefası” başlıklı fotoğrafına oy verdi. Çay, bu yıla özel hazırlanan “Gazze: Açlık” kategorisinde Ahmed Jihad Ibrahim Al-arini’nin “Gazze’de yetersiz beslenme sorunu yaşayan çocuk, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya” fotoğrafını, “Portre” kategorisinde ise Mahmoud Abu Hamda’nın “Annesinin biriciği” karesini seçti. Oylamadaki fotoğrafların hepsinin çok profesyonelce çalışılmış ve hazırlanmış fotoğraflar olduğunu belirten Çay, bu noktada Anadolu Ajansı’na teşekkür etti. Çay, “Maalesef 2025 yılı kareleri içerisinde çok içimizi acıtan seçimler yapmak durumunda kaldık. Karelerin birçoğu bizim zihnimizde güzel hatıralar bırakmadı. İnşallah 2026 yılında bunları geride bırakmış oluruz ve seçeceğimiz kareler hep zihnimizde güzel hatırlayacağımız kareler olur” dedi. Kaynak: Haber Merkezi

  •  

Yapay zeka veri merkezleri için enerji ve soğutma dönüşümü

Yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşması, veri merkezlerinin yalnızca dijital altyapı açısından değil, enerji yönetimi bakımından da yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Büyük dil modelleri, görüntü işleme sistemleri ve gerçek zamanlı analiz platformları gibi yüksek hesaplama gücü gerektiren uygulamalar, klasik veri merkezi tasarımlarının sınırlarını zorluyor. Bu gelişmeler, enerji arzının sürekliliği, soğutma kapasitesi ve operasyonel dayanıklılık gibi başlıkları sektörün temel gündem maddeleri arasına taşıyor. ENTEGRE ALTYAPI ARAYIŞI HIZLANIYORSektörde son dönemde dikkat çeken eğilimlerden biri, veri merkezlerinin “parça parça” çözümlerle değil, önceden mühendisliği yapılmış bütüncül sistemlerle kurulması yönünde. Güç üretimi, dağıtımı, soğutma ve yük yönetimi gibi bileşenlerin bir arada planlanması, hem kurulum süresini kısaltıyor hem de ilerleyen aşamalarda yaşanabilecek uyumsuzluk risklerini azaltıyor. Bu yaklaşım, özellikle büyük ölçekli yapay zekâ yatırımlarında önem kazanıyor. Çünkü yüksek kapasiteli veri merkezlerinde yapılacak küçük bir tasarım hatası, hem ciddi enerji kayıplarına hem de uzun süreli operasyonel aksaklıklara yol açabiliyor. Ön tasarımlı ve test edilmiş referans mimariler, bu tür risklerin en baştan minimize edilmesini hedefliyor. YERİNDE ENERJİ ÜRETİMİ ÖNE ÇIKIYORArtan enerji ihtiyacıyla birlikte, veri merkezlerinde yerinde (on-site) enerji üretimi çözümleri de daha fazla tartışılmaya başlandı. Doğal gaz temelli sistemler ve birleşik soğutma, ısıtma ve güç üretimi (CCHP) modelleri; hem elektrik hem de ısıl enerji ihtiyacını aynı anda karşılayabilmesi nedeniyle tercih ediliyor. Bu sistemler, veri merkezlerinin yalnızca şebekeye bağımlı kalmadan çalışabilmesini sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda enerji arzındaki dalgalanmalara karşı daha dayanıklı bir yapı oluşturuyor. Özellikle enerji kesintilerinin kritik sonuçlar doğurabileceği yapay zekâ uygulamalarında, bu tür çözümler operasyonel süreklilik açısından önemli bir güvence olarak görülüyor. SOĞUTMA SİSTEMLERİ STRATEJİK HÂLE GELİYORYapay zekâ iş yükleri, yüksek işlem gücüyle birlikte ciddi bir ısı üretimini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle soğutma sistemleri, veri merkezlerinde artık yardımcı bir unsur değil; doğrudan performansı ve verimliliği belirleyen stratejik bir bileşen olarak değerlendiriliyor. Uzman değerlendirmelerine göre, güç altyapısıyla entegre çalışan modüler soğutma sistemleri, enerji verimliliğini artırırken bakım ve ölçeklendirme süreçlerini de kolaylaştırıyor. Standartlaştırılmış kurulumlar sayesinde, veri merkezlerinin farklı lokasyonlarda benzer performans değerleriyle çalışması mümkün hâle geliyor. YATIRIMCILAR İÇİN ZAMAN VE MALİYET AVANTAJIÖn tasarımlı ve modüler çözümlerin bir diğer önemli etkisi, veri merkezi yatırımlarında zaman faktörünü öne çıkarması. “Time-to-power” olarak ifade edilen, tesisin enerjiye kavuşup tam kapasite çalışmaya başlamasına kadar geçen sürenin kısalması, yatırımın geri dönüş süresini de doğrudan etkiliyor. Enerji altyapısının baştan bütüncül şekilde planlanması, sonradan yapılacak revizyon ihtiyacını azaltıyor. Bu durum, yalnızca ilk yatırım maliyetlerini değil; uzun vadeli işletme giderlerini de daha öngörülebilir hâle getiriyor. Özellikle hızlı büyüyen dijital hizmet sağlayıcıları için bu öngörülebilirlik, rekabet avantajı anlamına geliyor. ENERJİ VERİMLİLİĞİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BASKISIVeri merkezleri, küresel enerji tüketiminde giderek daha büyük bir paya sahip oluyor. Bu nedenle enerji verimliliği ve karbon ayak izi konusu, sektörde yalnızca çevresel değil, aynı zamanda regülasyon kaynaklı bir zorunluluk olarak da ele alınıyor. Daha düşük PUE (Power Usage Effectiveness) değerlerine ulaşmayı hedefleyen tasarımlar, bu baskıya yanıt vermeyi amaçlıyor. Enerji, soğutma ve yük yönetiminin uçtan uca optimize edilmesi; gereksiz tüketimin azaltılmasına ve kaynakların daha etkin kullanılmasına katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, sürdürülebilirlik hedefleri bulunan veri merkezi işletmecileri için uzun vadede önemli bir avantaj sunuyor. OPERASYONEL DAYANIKLILIK ÖN PLANDAVeri merkezlerinde altyapı yatırımı kadar, bu altyapının kesintisiz ve güvenilir biçimde işletilmesi de kritik önem taşıyor. Küresel servis ve bakım ağlarıyla desteklenen sistemler, olası arızalara hızlı müdahale imkânı sunarak operasyonel riskleri azaltıyor. Sektör temsilcileri, yapay zekâ çağında veri merkezlerinin yalnızca “bilgi işleyen” tesisler değil, aynı zamanda yüksek güvenlik ve süreklilik gerektiren kritik altyapılar olduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle enerji çözümlerinin dayanıklılık, ölçeklenebilirlik ve uzun vadeli uyum kriterleriyle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Son yıllarda veri merkezleri, yalnızca dijital hizmetlerin altyapısı olmaktan çıkarak, enerji ekosisteminin de önemli aktörlerinden biri hâline gelmeye başladı. Yerinde enerji üretimi, akıllı yük yönetimi ve entegre soğutma çözümleri, bu dönüşümün temel unsurları arasında yer alıyor. Uzmanlara göre bu eğilim, önümüzdeki dönemde daha da güçlenecek. Yapay zekâ yatırımlarının artmasıyla birlikte, enerji kısıtlarını aşabilen ve verimliliği merkeze alan veri merkezleri rekabette öne çıkacak. Entegre ve optimize edilmiş enerji çözümleri, bu rekabetin belirleyici faktörlerinden biri olmaya aday. Yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezleri, geçmişe kıyasla çok daha yüksek ve dalgalı enerji yükleriyle karşı karşıya kalıyor. Büyük dil modelleri, görüntü işleme sistemleri ve gerçek zamanlı analiz platformları; klasik bulut bilişim altyapılarından farklı olarak sürekli, yoğun ve kesintisiz güç ihtiyacı doğuruyor. Bu durum, veri merkezlerinin yalnızca kapasite artırımıyla değil, enerji üretimi, dağıtımı ve soğutma mimarisini bütüncül biçimde yeniden ele almasını zorunlu kılıyor.

  •  

Apple Geri Adım Attı: Vision Pro Üretimi Kesiliyor!

Teknoloji devi Apple, büyük umutlarla giriş yaptığı uzamsal bilgisayar pazarında beklediği ilgiyi bulamadı. Şirketin Vision Pro modelinin üretimini ve pazarlama faaliyetlerini ciddi oranda azalttığı öğrenildi. Apple’ın üretim ortağı olan Luxshare firmasının, dünya genelinde yaklaşık 390 bin adet sevkiyat gerçekleştirdikten sonra 2024 yılının başlarında orijinal cihazın üretimini durdurduğu belirtiliyor. Pazar araştırma şirketlerinden gelen veriler, Apple’ın 2025 […]
  •  

'Uzayda yalnız mıyız?' sorusunun cevabına en çok bu yıl yaklaştık!

İnsanoğlunun gökyüzüne bakış açısı, 2025 yılında devasa bir kırılma yaşadı. NASA’nın takip ettiği onaylanmış ötegezegen sayısı 6 bini aşarken, binlerce aday gezegen onay sırasını bekliyor.

Sadece otuz yıl önce güneş benzeri bir yıldızın etrafında dönen ilk gezegeni keşfettiğimizde duyduğumuz şaşkınlık, bugün yerini evrenin ne kadar çeşitli ve kuralları yıkan dünyalarla dolu olduğu gerçeğine bıraktı.

Kendi güneş sistemimizin düzenli yapısının aksine, bu yıl keşfedilen "Süper Dünyalar", "Mini Neptünler" ve iki güneşli "Tatooine" benzeri gezegenler, gezegen oluşumuna dair tüm bildiklerimizi yeniden yazmamıza neden oluyor.

Yılın en çok konuşulan olaylarından biri, iki "başarısız yıldız" yani kahverengi cüce etrafında dönen sıra dışı bir gezegenin keşfi oldu. Dünya’dan 120 ışık yılı uzaktaki bu tuhaf dünya, alışılagelmiş düz bir yörünge yerine, yıldızlarının kutupları üzerinden geçen dikey bir yol izliyor.

Bilim insanları, bu gezegenin milyarlarca yıl önce yanından geçen başka bir yıldızın kütleçekimiyle yerinden fırlatılmış olabileceğini düşünüyor.

Öte yandan, James Webb Uzay Teleskobu (JWST) sayesinde K2-18b adlı gezegende yaşam izi olabilecek gazların saptanması, bilim dünyasında devasa bir tartışma başlattı.

Veriler henüz kesinleşmemiş olsa da bu tartışmalar, uzak dünyalardaki okyanuslarda yaşam olup olmadığını anlama yolunda kapasitemizin sınırlarını zorladığımızı gösteriyor.

Yılın bir diğer çarpıcı keşfi ise yıldızlarına o kadar yakın dönen "kuyruklu gezegenler" oldu. Pegasus takımyıldızında bulunan bir gezegen, yıldızının aşırı ısısı nedeniyle adeta eriyerek arkasında 9 milyon kilometrelik devasa bir toz kuyruğu bırakıyor. Her dönüşünde bir "Everest Dağı" kadar kütle kaybeden bu gezegen, bilim insanlarına bir dünyanın iç yapısını incelemek için nadir bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda, James Webb Teleskobu’nun hiçbir atmosferi olmaması gereken kavurucu bir lav gezegeninde (TOI-561b) beklenmedik bir atmosfer tabakası saptaması, 2025'in en büyük sürprizlerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Yıl kapanırken, Şili ve Arizona’daki teleskoplar henüz oluşum aşamasındaki bir dev gezegeni, toz ve gaz bulutlarını yararak kendi yolunu açarken ilk kez doğrudan görüntüledi. Bu büyüleyici manzara, bir gezegenin doğum sancılarına tanıklık etmemizi sağladı. Öte yandan, 145 ışık yılı uzaktaki ölü bir yıldızın, etrafındaki gezegen kalıntılarını parçalayarak yutması, kendi güneş sistemimizin uzak geleceğine dair karanlık ama bir o kadar da öğretici bir ayna tuttu. 2025 yılı, evrende yalnız olup olmadığımız sorusuna henüz kesin bir yanıt vermese de aradığımız cevapların sandığımızdan çok daha yakın ve çok daha tuhaf olabileceğini kanıtladı.

  •  

Tarihte en uzun süre ayakta kalan imparatorluklar! Osmanlı İmparatorluğu kaç yıl yaşadı?

Dünya tarihine damga vuran imparatorluklar, geniş toprakları ve uzun ömürleriyle dikkat çekmiştir. Bu devletler yalnızca askeri güçleriyle değil, kültürel ve ekonomik etkileriyle de iz bırakmıştır.

OSMANLI İMPARATORLUĞU KAÇINCI SIRADA?

Osmanlılar, üç kıtaya yayılan toprakları ve yaklaşık 600 yıllık yönetimleriyle öne çıkar. 16. ve 17. yüzyıllarda zirveye ulaşan imparatorluk, güçlü ordusu ve donanmasıyla Akdeniz, Karadeniz ve Hint Okyanusu’nda hâkimiyet kurmuştur.

İŞTE EN UZUN SÜRE HÜKÜM SÜREN İMPARATORLUKLAR!

Tarihte en uzun süre ayakta kalan imparatorluklar! Osmanlı İmparatorluğu kaç yıl yaşadı?Tarihte en uzun süre ayakta kalan imparatorluklar! Osmanlı İmparatorluğu kaç yıl yaşadı?

  •  

Dünyanın en küçük robotu üretildi

Mühendisler, görünmezliğin sınırında 'hisseden ve karar veren' dünyanın en küçük robotunu üretti. Gelecekte damarlarımızda dolaşacak bir sağlık ordusunun ilk habercisi olan bu mikroskobik teknoloji, robotik dünyasında imkansızı gerçeğe dönüştürüyor.
  •  

Japon Bilim İnsanlarından Şaşırtıcı Keşif: Y-Kromozomu Yok Mu Oluyor?

NEVSAL ELEVLİ

Erkek gelişiminden sorumlu Y kromozomunun milyonlarca yıldır gen kaybettiği biliniyor. Bazı araştırmalar, bu kaybın uzun vadede Y kromozomunun tamamen yok olabileceğine işaret ediyor. Ancak Japonya’dan gelen yeni bulgular, bu olası senaryonun insanlığın sonu anlamına gelmeyebileceğini gösteriyor.

Y-KROMOZOMUNUN KAYBOLMASI “KIYAMET” SENARYOSU OLMAYABİLİR

Evrimsel süreçte büyük ölçüde küçülen Y kromozomu, bugün yalnızca 55 kadar aktif geni barındırıyor. Bu da gelecekte “erkeksiz bir dünyaya doğru mu gidiyoruz?” sorusunu gündeme getirmişti.

Ancak Hokkaido Üniversitesi’nde yapılan araştırma, memelilerin tek bir cinsiyet mekanizmasına bağlı olmadığını ortaya koyuyor.

JAPON SPİNY RAT TÜRÜNDE Y-KROMOZOMU HİÇ YOK

Prof. Asato Kuroiwa liderliğindeki bilim ekibi, Japonya’ya özgü “Amami spiny rat” türünde hem Y kromozomunun hem de erkek gelişimini başlatan SRY geninin tamamen kaybolduğunu tespit etti.

Buna rağmen bu kemirgen türünde:

Erkekler normal şekilde doğuyor,

Tür sağlıklı biçimde çoğalmaya devam ediyor.

Bu durum bilim insanlarını şaşkına çevirdi.

Yeni Bir Cinsiyet Mekanizması: SOX9 Yakınındaki 17.000 Bazlık DNA Parçası

Araştırmacılar, erkek bireylere özgü minik bir DNA duplikasyonu keşfetti. SOX9 geninin yakınında bulunan 17.000 bazlık bu DNA parçası, Y kromozomunun yokluğunu telafi eden yeni bir cinsiyet belirleme sistemi gibi davranıyor.

Bu bulgu, memelilerde cinsiyetin sanılandan çok daha esnek olabileceğini, evrimin ihtiyaç duyulduğunda farklı genetik yollar oluşturabileceğini gösteriyor.

Y Kromozomu 3-1

İNSANLIĞIN GELECEĞİ İÇİN NE İFADE EDİYOR?

Bilim insanlarına göre Y kromozomu ortadan kaybolsa bile, insanlık için tek seçenek yok oluş değil. Uzun vadede üç ana senaryo öne çıkıyor:

Cinsiyet belirleme mekanizması çökerse tür yok olabilir.

Evrim yeni bir “erkeklik mekanizması” geliştirir ve üreme sürer.

Farklı popülasyonlarda farklı mekanizmalar gelişirse, gelecekte birden fazla insan türü ortaya çıkabilir.

Uzmanlara göre bu ihtimaller milyonlarca yıl sonrasına ait; fakat spiny rat örneği, biyolojinin gelecekte ne kadar yaratıcı olabileceğini gösteriyor.

Istikbal 860X450 Pxl

BİLİM DÜNYASI: “CİNSİYET SİSTEMİ SABİT DEĞİLDİR”

Araştırmacılar, bu keşfin memelilerde cinsiyet belirleme sisteminin sandığımız kadar katı bir yapıya sahip olmadığını, tam tersine evrimsel olarak değişebilir olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor.

Bu da insanlığın gelecekte tek bir kromozoma bağlı olmadığını gösteren önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.

Y-KROMOZOMU YOK OLUYOR MU? İNSANLIK İÇİN TEHLİKE ÇANI MI, EVRİMİN YENİ OYUNU MU?

Bilim insanlarına göre, Y kromozomu milyonlarca yıldır “eriyerek” küçülüyor.

166 milyon yılda yaklaşık 850 genini kaybetti ve geriye sadece 55 kaldı.

Bu hızla giderse 11 milyon yıl sonra tamamen yok olabilir.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

  •  

AB'den Google'a, YouTube ile ilgili rekabet soruşturması

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Google'ın çevrim içi içerikleri yapay zekanın eğitimi için kullanmasında rekabete aykırı davranış sergilediği iddiası nedeniyle soruşturma açtı.

AB Komisyonu, Google hakkında olası rekabet hukuku ihlalleri konusunda soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Açıklamada, Google'ın yayıncıların çevrim içi içeriklerini onlara uygun tazminat ödemeden ve içeriklerinin kullanımını reddetme seçeneği sunmadan kullanmasından endişe duyulduğu ifade edilerek, Google'ın yapay zekasının üçüncü tarafların çevrim içi içerikleriyle yasa dışı olarak beslendiği iddiasının inceleneceği belirtildi.

Tilesdiy Yeni 1289 X 225

Açıklamada değerlendirmesine yer verilen AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Teresa Ribera, yapay zekanın Avrupa'daki insanlar ve işletmeler için olağanüstü yenilikler ve birçok fayda sağladığını belirterek, "Ancak bu ilerleme, toplumlarımızın temelini oluşturan ilkelerden ödün verilerek sağlanamaz. Bu nedenle, Google'ın yayıncılara ve içerik oluşturuculara haksız şartlar ve koşullar dayatıp, rakip yapay zeka modeli geliştiricilerini dezavantajlı duruma sokarak AB rekabet kurallarını ihlal edip etmediğini araştırıyoruz." ifadesini kullandı.

Bu arada, içerik üreticiler, üretken yapay zeka modellerini eğitmek de dahil olmak üzere çeşitli amaçlarla içeriklerinin kullanılması için Google'a izin vermek zorunda kalıyor. Ancak içerik üreticiler bunun için herhangi bir ödeme almıyor.

Istikbal 860X450 Pxl

Aynı zamanda YouTube, Google'ın rakiplerinin platform içeriğini kendi yapay zeka sistemlerini eğitmek için kullanmasını yasaklıyor. Bu durumun da Google'a kendi yapay zeka modellerini geliştirmeleri için potansiyel bir avantaj sağladığı iddia ediliyor.

Avrupa'da faaliyet gösteren büyük şirketler ve dijital platformların AB'nin katı teknoloji kurallarına uymaları gerekiyor.

AB'nin Google hakkında söz konusu soruşturmasının ne kadar süreceği henüz belirsizliğini korurken, Google ayrıca, medya kuruluşlarına ve yayıncılara karşı ayrımcılık gibi olası rekabet ihlalleri nedeniyle başka davalarla da karşı karşıya bulunuyor.

AB kurallarını ihlal eden dijital platformlara yüklü para cezaları uygulanıyor.

Cml Cargo Eurovizyon Banners Yatay Iceri

  •  

Samsung akıllı gözlüğü ile geliyor

Samsung’un, geçtiğimiz ay tanıttığı Galaxy XR başlığının ardından serinin bir sonraki ürünü olacak akıllı gözlüğü ile ilgili detaylar ortaya çıktı. Şirketin ilk XR gözlüğü, SM-O200P model numarasıyla belirlendi. Samsung, XR gözlük üzerinde çalışıyor Bu model numarasındaki “O” harfi, cihazın bir başlık (XR başlığında “I” kullanılmıştı) değil, farklı bir cihaz olacağını gösteriyor. Ürünün, şirketin daha önce […]
  •  

Agrotech’ten yapay zeka yatırımı

AA

İSTANBUL (AA) – Agrotech, yapay zeka tabanlı yazılım geliştirme ve dijital platform teknolojileri alanında faaliyet gösteren Code ALL Ltd. şirketine 1 milyon avro tutarında nakit sermaye artırımı yoluyla yatırım yapma kararı aldı.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, Agrotech, Bulgaristan merkezli Code ALL Ltd. şirketine yapacağı yatırımla yüzde 20 oranında ortaklık payına sahip olacak.

Agrotech ve Code ALL Ltd. arasında yapılan stratejik yatırım, MENA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) bölgesi ve Türkiye pazarlarında satış, pazarlama ve yapay zeka teknolojileri alanlarında güçlü işbirliği oluşturulmasını hedefliyor.

Bu kapsamda oluşturulacak ortak iş modeliyle, Agrotech'in 2026'dan itibaren 10 milyon avronun üzerinde finansal katkı elde etmesi öngörüldü.

Agrotech Yönetimi, söz konusu yatırımın şirketin yapay zeka ve ileri teknoloji alanlarındaki stratejik konumunu güçlendireceğini ve uluslararası teknoloji portföyünü genişleteceğini vurguladı.

– “Harmony AI, insan ve makine arasındaki etkileşimi yeniden tanımlıyor”

Code ALL Ltd. yapay zeka orkestrasyonu ve yapay zeka alışveriş platformu olarak konumlanan “Harmony AI” projesinin tüm fikri mülkiyet haklarına sahip bir şirket olarak bulunuyor.

Harmony AI, Avrupa'nın prestijli teknoloji etkinliklerinden Web Summit Lisbon'da yenilikçi projelerin seçildiği Web Summit Beta Programı'na kabul edilerek, küresel arenada yenilikçilik gücünü ve teknoloji vizyonunu tescilledi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Harmony AI projesinin kurucusu ve Code ALL Ltd. ortağı Serdar Kodal, Harmony AI uygulamasının yapay zekayı herkes için erişilebilir, yönetilebilir ve etkileşimli hale getirme vizyonuyla yola çıktığını belirtti.

Kodal, Agrotech işbirliği hakkında değerlendirmelerde bulunarak, “Vizyoner yaklaşımı ve bölgesel gücüyle birlikte, teknolojimizi çok daha geniş coğrafyada hayata geçirme fırsatı yakalıyoruz. Bu ortaklık, yalnızca yatırım değil, aynı zamanda Avrupa ve MENA bölgesi arasında teknoloji köprüsü kuran stratejik işbirliği anlamına geliyor.” ifadelerini kullandı.


  •  

Microsoft ve OpenAI arasında 500 milyar dolarlık yeni anlaşma

Bu düzenleme, OpenAI’nin kâr amacı gütmeyen bir vakıf yapısından “kamu yararına çalışan anonim şirkete” (Public Benefit Corporation – PBC) dönüşmesini sağlıyor.

Microsoft 135 milyar dolarlık hisseye sahip olacak
Yeni yapıya göre Microsoft, OpenAI Group PBC’de yaklaşık 135 milyar dolar değerinde, yani yüzde 27’lik bir paya sahip olacak. Şirket bugüne kadar OpenAI’ye 13,8 milyar dolar yatırım yapmıştı; bu da neredeyse 10 kat getiri anlamına geliyor.

Microsoft hisseleri anlaşmanın ardından yüzde 2,5 yükseldi ve şirketin piyasa değeri yeniden 4 trilyon doların üzerine çıktı.

Anlaşma 2032’ye kadar sürecek
Yeni düzenleme, iki şirketin en az 2032’ye kadar yakın iş birliği içinde kalmasını öngörüyor.
OpenAI, Microsoft’un Azure bulut hizmetlerinden 250 milyar dolar tutarında hizmet satın alacak. Buna karşılık Microsoft, artık OpenAI’ye öncelikli hizmet sağlama hakkına sahip olmayacak.

Ayrıca Microsoft, OpenAI’nin geliştireceği donanımlar üzerinde herhangi bir hak elde etmeyecek. Hatırlanacağı üzere OpenAI, Mart 2025’te Apple’ın eski tasarım şefi Jony Ive’ın kurduğu io Products girişimini 6,5 milyar dolara satın almıştı.

AGI sürecinde bağımsız denetim
Anlaşma, OpenAI’nin yapay zekânın insan düzeyine ulaştığı nokta olarak tanımlanan Genel Yapay Zekâ (AGI) seviyesine geldiğini iddia etmesi durumunda, bu iddiayı doğrulamak için bağımsız bir kurulun oluşturulmasını öngörüyor.

OpenAI Vakfı Başkanı Bret Taylor, “Kâr amacı gütmeyen yapı, ticari şirket üzerinde kontrolü elinde tutuyor. Bu sayede AGI ortaya çıkmadan önce büyük kaynaklara erişim için doğrudan bir yol açıldı” dedi.

Fon toplama kısıtlaması kaldırıldı
2019’daki Microsoft anlaşması, OpenAI’nin dış yatırımcılarla iş birliği yapmasını sınırlamış ve şirketin bulut bilişim sözleşmelerini çeşitlendirmesini zorlaştırmıştı. Yeni düzenleme, bu kısıtlamaları tamamen ortadan kaldırarak fon toplama özgürlüğü sağlıyor.

“Yenilik ve hesap verebilirlik için yeni bir dönem”
50 Park Investments CEO’su Adam Sarhan, “Yeni yapı, OpenAI’nin hem yenilik yapma hem de şeffaflık ve güvenlik konusunda daha net bir yol izlemesine olanak tanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

DA Davidson araştırma direktörü Gil Luria ise, “Bu anlaşma, OpenAI’nin kâr amacı gütmeyen statüsünden kaynaklanan belirsizlikleri gideriyor ve şirketin yatırım yol haritasını netleştiriyor” ifadelerini kullandı.

OpenAI’nin 700 milyondan fazla haftalık kullanıcısı bulunuyor. Şirketin bu yeni yapılanmayla birlikte, yapay zekâ alanındaki inovasyonlarını hızlandırması ve dış yatırımcılar için daha cazip bir konuma gelmesi bekleniyor.

  •  

Gmail kullanıcılarına acil uyarı: 183 milyon şifre sızdırıldı

Sızdırılan veriler arasında yalnızca e-posta adresleri değil, bu hesaplarla ilişkili şifreler de yer alıyor.

Uzmanlara göre bu durum, bilgisayar korsanlarının yalnızca Gmail hesaplarına değil, aynı e-posta adresleriyle bağlantılı diğer platformlara da erişim sağlamasına yol açabilir.

Nisan ayındaki saldırı yeni fark edildi
Veri sızıntısının Nisan 2025’te gerçekleştiği ancak olayın kısa süre önce Have I Been Pwned adlı veri ihlali takip sitesi tarafından fark edildiği bildirildi.

Siteyi yöneten güvenlik uzmanı Troy Hunt, sızan verilerin internetteki farklı kaynaklardan toplanarak bir araya getirildiğini açıkladı.

Have I Been Pwned platformu bugüne kadar 917 farklı veri ihlalini ve 15 milyardan fazla hesap bilgisini takip etti.

Kullanıcılar, e-posta adreslerinin veya şifrelerinin bu saldırıda yer alıp almadığını site üzerinden kontrol edebiliyor.

Hesabınız tehlikedeyse ne yapılmalı?
Uzmanlar, Gmail kullanıcılarına hesap güvenliğini sağlamak için birkaç basit önlem öneriyor:

Şifreyi hemen değiştirmek

İki aşamalı kimlik doğrulama (2FA) özelliğini etkinleştirmek

Google, iki aşamalı doğrulamada kullanıcının hesabını korumak için farklı güvenlik adımları uyguluyor.

Böylece, şifresi ele geçirilmiş bir hesaba tek başına erişim sağlanamıyor.

Siber güvenlik uzmanları, bu tür saldırıların son dönemde yapay zekâ destekli veri ihlalleri nedeniyle arttığına da dikkat çekiyor.

  •  

Elon Musk, Wikipedia’ya alternatif olarak Grokipedia’yı tanıttı

Musk, yeni platformun insanlık için “medeniyet açısından son derece önemli” bir adım olduğunu ve “evreni anlamaya giden yolda gereklilik” taşıdığını söyledi.

Musk, geçen ay iş insanı ve Trump yönetiminin yapay zekâ ile kripto danışmanı David Sacks’in önerisiyle Wikipedia’ya rakip bir proje üzerinde çalıştığını açıklamıştı. Platformun The New York Times ve NPR gibi kaynaklara sıkça atıfta bulunmasını taraflılık göstergesi olarak nitelendirmişti.

Grokipedia’da insan değil, yapay zeka denetimi var
Wikipedia’da içerikler gönüllü editörlerce oluşturulup düzenlenirken, Grokipedia’da içeriklerin “Grok” adlı yapay zekâ tarafından doğrulandığı belirtiliyor. Kullanıcılar doğrudan düzenleme yapamıyor, ancak hatalı bilgi tespiti için öneri gönderebiliyor.

Bazı Grokipedia sayfalarında, içeriğin “Wikipedia’dan uyarlanarak” oluşturulduğu ve Creative Commons Attribution-ShareAlike 4.0 lisansı altında paylaşıldığı notu yer alıyor. Ancak Musk, yıl sonuna kadar Grok’un Wikipedia’dan içerik çekmeyi bırakmasını hedeflediğini duyurdu.

Trump ve Musk sayfalarında dikkat çeken farklar
İki platform arasındaki içerik farkları dikkat çekiyor.

Donald Trump sayfasında, Grokipedia’da Trump’ın Katar’dan aldığı lüks jet veya kendi adına çıkarılan kripto para birimi gibi çıkar çatışmalarına yer verilmezken, Wikipedia’da bu konulara özel bir bölüm ayrılmış durumda.

Elon Musk sayfasında ise, Wikipedia’nın ayrıntılı şekilde yer verdiği “Ocak ayında yaptığı Nazi selamı olduğu iddia edilen el hareketi” Grokipedia’da tamamen çıkarılmış.

Wikipedia: “Bilgimiz her zaman insan ürünü olacak”
Wikimedia Vakfı, Musk’ın girişimine temkinli yaklaşarak “Wikipedia’nın bilgisi daima insan emeğinin ürünü olacak” açıklamasını yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Farklı geçmişlere sahip insanlar, ortak merak ve katılım yoluyla tarafsız ve yaşayan bir bilgi kaynağı oluşturuyor. Yapay zekâ şirketleri bile bu bilgiye dayanıyor. Grokipedia’nın var olması için bile Wikipedia’nın varlığı gerekli.”

Vakıf, geçmişte de Wikipedia’nın “alternatif sürümlerini yaratma” girişimlerinin olduğunu ancak bunların platformun misyonunu etkilemediğini vurguladı.

885 bin maddeyle başladı
Wikipedia şu anda 7,1 milyon İngilizce madde barındırırken, Grokipedia’nın başlangıçta 885 bin makaleyle yayına girdiği açıklandı. Sitenin sürümü “0.1” olarak etiketlendi; bu da gelecekte daha fazla güncellemenin yapılacağını gösteriyor.

Musk ile Wikipedia’nın karşı karşıya gelişi
Yeni proje, dünyanın en zengin insanı Elon Musk’ı, internetin en çok ziyaret edilen sitelerinden biri olan Wikipedia’yla doğrudan rekabete sokuyor.

Wikipedia, 2001’de Jimmy Wales ve Larry Sanger tarafından kurulduğundan bu yana reklamsız, kâr amacı gütmeyen bir yapı olarak faaliyet gösteriyor ve “açık iş birliğiyle insan bilgisi” vizyonunu sürdürüyor.

Sanger ise uzun süredir Wikipedia’nın “anonim editörler ve sol eğilimli içerik politikası” nedeniyle taraflı hale geldiğini savunuyor. Geçen ay Tucker Carlson’a verdiği röportajda bu eleştirilerini yinelemiş, Musk’ın yakın dostu David Sacks da röportajı sosyal medya platformu X’te paylaşmıştı.

Grokipedia, şimdilik erken erişim aşamasında olsa da, Musk’ın “yapay zekâyla bilgi üretimi” vizyonunun bir sonraki adımı olarak değerlendiriliyor.


  •  

OpenAI, şarkı ve melodiler üretebilen yapay zeka müzik aracı üzerinde çalışıyor

The Information’ın haberine göre OpenAI, ChatGPT’ye benzer şekilde çalışan ancak bu kez şarkı oluşturma odaklı bir platform kurmayı planlıyor. Kullanıcılar, bu platforma “melodik, duygusal bir film müziği üret” veya “modern R&B tarzında bir parça oluştur” gibi basit komutlar vererek müzik oluşturabilecek.

Rapor, OpenAI’nin bu proje kapsamında Juilliard School öğrencileriyle iş birliği yaptığını ve müzik verilerinin eğitimi için bu öğrencilerin katkı sağladığını aktarıyor. Henüz projenin hangi aşamada olduğu açıklanmadı.

Videolara yapay zeka ile müzik ekleme özelliği
Yeni platformun, kullanıcıların ellerindeki videolara yapay zekâ ile müzik eklemesine de olanak tanıyacağı belirtiliyor. Bu özellik, kısa videolar ve sosyal medya içerikleri üretenler için dikkat çekici bir yenilik olabilir.

Telif hakkı tartışmaları yeniden gündemde
Yapay zeka müzik üretimi son yıllarda hızla yükselirken, beraberinde yaratıcılık ve telif hakkı tartışmalarını da getiriyor.

Geçtiğimiz yıl Suno ve Udio gibi yapay zekâ müzik şirketleri, kayıtlı şarkıları izinsiz kullanarak modellerini eğittikleri iddiasıyla plak şirketlerinden telif ihlali davalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Google ve bazı müzik şirketleri ise bu tartışmaları aşmak için seslerin lisanslanması yoluyla, sanatçılardan izin alınarak yapay zekâ destekli şarkı üretiminin yasal çerçeveye oturtulması yönünde adımlar atıyor.

Yapay zeka ve müzikte yeni dönem
Uzmanlara göre OpenAI’nin bu hamlesi, müzik endüstrisinde insan yaratıcılığı ile yapay zeka iş birliğinin yeni bir döneme girdiğinin göstergesi.

Şirketin geliştirdiği aracın, hem amatör kullanıcıların hem de profesyonel sanatçıların üretim süreçlerini dönüştürmesi bekleniyor.

  •  

OpenAI, ChatGPT kullanıcılarının psikolojik risk verilerini paylaştı

OpenAI, bu oranların “son derece nadir” olduğunu vurgulasa da uzmanlar, 800 milyon haftalık kullanıcıya sahip bir platform için bu oranın yüz binlerce kişiyi kapsayabileceğini belirtiyor.

Dünya çapında 170 ruh sağlığı uzmanı görevlendirildi
Şirket, söz konusu vakaların tespitinde ve güvenli yanıt mekanizmalarının geliştirilmesinde görev almak üzere 60 ülkeden 170’in üzerinde psikiyatrist, psikolog ve pratisyen hekimle iş birliği yaptığını açıkladı.

OpenAI, bu uzmanların rehberliğinde ChatGPT’ye, kullanıcıları “gerçek dünyada profesyonel yardım almaya teşvik eden” yanıtlar verebilmesi için yeni protokoller kazandırdığını duyurdu.

Yüz binde 15’inde intihar planı sinyali
OpenAI verilerine göre, kullanıcıların yüzde 0,15’inin konuşmalarında “intihar planı ya da niyetine dair açık işaretler” bulunuyor.

Şirket, ChatGPT’nin artık “sanrılar, mani veya kendine zarar verme riskine işaret eden ifadeleri güvenli ve empatik şekilde yanıtlayacak” biçimde güncellendiğini, riskli konuşmaların da otomatik olarak daha güvenli modellere yönlendirildiğini belirtti.

Uzmanlardan uyarı: “Küçük oran, büyük sayı”
Kaliforniya Üniversitesi’nden Dr. Jason Nagata, “Yüzde 0,07 küçük bir oran gibi görünebilir, ancak milyonlarca kullanıcı ölçeğinde bu oldukça fazla kişiye karşılık gelir,” dedi. Nagata, yapay zekânın ruh sağlığı desteğine erişimi genişletebileceğini ancak sınırlamalarının farkında olunması gerektiğini vurguladı.

Kaliforniya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Robin Feldman ise, “Yapay zekâ sohbetleri insanlara gerçeklik yanılsaması yaratabiliyor. Bu çok güçlü bir etki,” diyerek dikkat çekti. Feldman, OpenAI’nin şeffaflığını olumlu bulsa da, “Zihinsel olarak kırılgan biri ekrandaki uyarıları fark edemeyebilir,” ifadelerini kullandı.

Yasal incelemeler ve trajik vakalar
OpenAI, kullanıcı etkileşimleri nedeniyle art arda açılan davalarla da karşı karşıya.

Nisan ayında, Kaliforniya’da 16 yaşındaki Adam Raine’in intihar ettiği iddiasıyla ailesi, OpenAI’ye karşı “ihmal ve haksız ölüm” gerekçesiyle dava açtı. Bu dava, şirkete yönelik ilk “ölümle sonuçlanan etkileşim” davası oldu.

Ayrıca, Connecticut’ta yaşanan bir cinayet–intihar vakasında, zanlının ChatGPT ile yaptığı konuşmaların delüzyonlarını güçlendirdiği iddia edildi.

Uzmanlara göre yapay zeka sohbetleri, psikolojik olarak hassas kullanıcılar için “gerçeklik algısını bulanıklaştırabilecek” kadar güçlü bir etkileşim yaratabiliyor. OpenAI ise “küçük ama anlamlı” bir kesimin bu tür riskler taşıdığını kabul ederek, güvenlik protokollerini geliştirmeye devam edeceğini belirtiyor.

  •  

Instagram, izlenen Reels videolarını bulmayı kolaylaştıracak "izleme geçmişi" özelliğini kullanıma sund

Instagram CEO’su Adam Mosseri, Threads platformunda yaptığı açıklamada, kullanıcıların artık izledikleri Reels videolarına geçmişten ulaşabileceğini duyurdu. Mosseri, paylaştığı videoda birçok kullanıcının daha önce izlediği bir Reels videosunu arama sekmesinde veya hesaplar arasında bulmakta zorlandığını, bu özelliğin tam da bu soruna çözüm getirdiğini belirtti.

Meta, geçen yıl Instagram’da kullanıcıların akışları yenilenirken izlemekte oldukları videoların aniden kaybolmasına neden olan “rug pull” hatasını düzeltme sözü vermişti. Yeni izleme geçmişi, bu tür durumlarda kullanıcıların videolarına kolayca geri dönmelerini sağlayacak.

Ayarlardan erişilebilecek
Mosseri’nin açıklamasına göre, kullanıcılar izleme geçmişine ulaşmak için profil ayarlarına girip “Your activity” (Etkinliğin) sekmesinden “Watch History” (İzleme Geçmişi) bölümünü seçebilecek. Bu bölümde, uygulama üzerinde izlenen Reels videolarının kayıtlı bir listesi yer alacak.

Daha önce kullanıcılar yalnızca “Kaydedilenler”, “Beğenilenler” veya “Paylaşılanlar” üzerinden geçmiş videolara ulaşabiliyordu. Yeni özellikle birlikte artık izlenen tüm Reels videoları belirli bir arşivde görülebilecek.

Filtreleme ve sıralama seçenekleri
Instagram, izleme geçmişine filtreleme özellikleri de ekledi. Kullanıcılar izledikleri videoları tarih aralığına, paylaşan hesaba veya yenilik sırasına göre sıralayabilecek.

Bu yenilik, Reels algoritmasında sıkça yaşanan otomatik yenileme sorunlarının kullanıcı deneyimini etkilemesini önlemeyi amaçlıyor.

  •  

Türkiye'nin yeni girişimi: 5G hizmeti uzaydan desteklenecek

Türkiye 5G hizmetiyle yaygın şekilde tanışmaya hazırlanıyor.

Mobil operatörlerle entegre biçimde servislerin kapsamı dünyaya yayılacak.

Milli uydularla uydu tabanlı IoT hizmeti sunan Plan-S, 5G NB-IoT teknolojisini hizmetlerine dahil ederek, en uzak bölgelerdeki IoT cihazlarını bile Yakın Dünya Yörüngesi (LEO) uyduları üzerinden kapsayacak.

YENİ NESİL UYDULARLA 5G DESTEKLENECEK

Gelecek yıl yörüngeye fırlatılacak yeni nesil Connecta IoT uydular, 5G NB-IoT teknolojisiyle donatılacak. Bu teknoloji, mevcut LoRa tabanlı IoT servislere güç katarak mobil ekosisteme genişleme ve esnek imkanı sağlayacak.

Plan-S böylece 5G NB-IoT ve LoRa teknolojilerini aynı anda sunan dünyadaki ilk ve tek uydu operatörü olacak.

Plan-S Genel Müdürü Özdemir Gümüşay, IoT'de çok büyük bir potansiyel olduğunu, sahada milyonlarca, milyarlarca izlenmesi ve yönetilmesi gereken cihaz bulunduğunu söyledi.

Bunları sağlamak için 5G'nin ortaya atıldığını vurgulayan Gümüşay, 5G'deki NB-IoT adı verilen teknolojiyle çok az güç tüketimiyle cihazların verilerinin toplamasının ve cihazları kontrolünün mümkün olduğunu ifade etti.

YENİ TEKNOLOJİNİN UZAY KATMANINDA YER ALMASI İÇİN PLAN YAPILDI

Bu teknolojiyi uzay katmanında devreye alma yönünde bir plan yaptıklarını anlatan Gümüşay, şöyle konuştu:

Başından beri yol haritamız LoRa'yla başlamak arkasından NB-IoT adapte etmek şeklindeydi. Uzayda 12 tane uydumuz var. Onlar LoRa üzerinden haberleşebiliyorlar. Bu yıl sonunda bir 4 uydu daha atıyoruz. Orada donanımsal olarak NB-IoT de içeren bir tasarım değişikliği yaptık. 2026'da gerekli yazılım işlerini de tamamlayıp hem LoRa hem NB-IoT üzerinden servis verebileceğiz. Ondan sonraki uydularımızda da ikisi beraber olacak. Bunları ayrı ayrı kullanan uydu şirketleri var. Ama biz bir arada kullanımın ilk ve tek örneği olacağız. İki temel teknolojiyi de kapsayan bir çözümle geliyoruz. Dolayısıyla çok esnek olacağız. Birbirini destekleyen çözümler sunabileceğiz. Müşteri çeşitliliği anlamında iki ekolü de kucaklayan bir çözümle geleceğiz. Bu bizim için ciddi bir avantaj olacak.

"MOBİL OPERATÖRLERLE ENTEGRE ÇALIŞACAK"

İş modeli hakkında da bilgiler veren Gümüşay, NB-IoT tarafından mobil operatörlerle entegre çalışacaklarını, ürün ve hizmetlerin satışını operatörlerin gerçekleştireceğini söyledi.

Yapacakları anlaşmalarla operatörlerin sahadaki cihazlarına uydular üzerinden kapsam genişletici ve tamamlayıcı servisi sağlayacaklarını dile getiren Gümüşay, "Diyelim ki bir NB-IoT cihazları var. Baz istasyonu kapsama alanı içerisindeyken bu cihaz üzerinden verisini gönderecek. Ama bir yakıt tankerinin doluluğunu ölçen sensör olduğunda cihaz Türkiye'yi geziyor. Şehir içindeyken baz istasyonun kapsaması varken şehir dışına, kapsama dışına çıktığında uydularımız üzerinden verisini gönderecek." dedi.

ACİL DURUM HABERLEŞMESİ İÇİN YENİ İMKAN

NB-IoT teknolojisiyle mobil cihazlar üzerinden acil durum haberleşmesine yönelik çözümler de sunulabileceğine dikkati çeken Gümüşay, "Şu anda standart mobil cihazlar kullanılarak acil durum haberleşmesine yönelik çözümler yapılabiliyor. Buna yönelik çözümlerin de önünü açmış olacağız. Bu kamu güvenliği, deprem, sel durumunda farkındalığı sağlamak, müdahale etmek için ciddi bir fayda sağlayacak." ifadelerini kullandı.

Gümüşay, mobil operatörlerin IoT servislerini tamamlayıcı bir çözüm sunacaklarını, bunu hem Türkiye'de hem de küresel alanda gerçekleştireceklerini ve iş potansiyellerinin birkaç kat artacağını söyledi.

Bu teknolojiyle beraber tek bir ürün çatısı altında hem karasal şebekeyle paylaşabilen hem de uydu üzerinden haberleşebilen bir çözüm sağlanacağını vurgulayan Gümüşay, kullanıcılar için kapsama alanıyla ilgili bir tereddüt yaşanmayacağını aktardı.

"UZAYDAN ÇALIŞAN BAZ İSTASYONU"

Bu sayede mobil operatörlerin aldıkları frekanslara ilave altyapı imkanı sağlayacaklarını ifade eden Özdemir Gümüşay, şöyle konuştu:

Yüksek ücretler ödenerek alınan frekansları kendi temel hizmetlerine ayırabilecekler. Sensörlerin içerisinde karasal baz istasyonları ya da bizim uydularla haberleşen bir chipset olmak zorunda. Bunun için ortak bir chipset olacak, uyduya bağlanmak için yeni bir cihaz almasına, yatırım yapmasına gerek yok. Ufak anteni olan, basit bir NB-IoT cihazı bizim uykular üzerinden çalışabilecek. Bunu sağlamak için uydu tarafını karmaşıklaştırıyoruz. Bir nevi uzayda çalışan bir baz istasyonu yapmış olduk. NB-IoT'ye özelleşmiş bir baz istasyonu bu. Bunu yerli-milli yaptık. Önümüzdeki yıl yazılım ilgili kısımları da sonlandırıp bu servisleri devreye almayı hedefliyoruz. Sonrasında da amacımız küresel mobil operatörlerle işbirlikleri yapmak.

  •  

Ar-Ge harcamalarında rekor artış: 20 milyar dolara yükseldi

Türkiye’nin araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerine yönelik yatırımları 2024 yılında rekor seviyelere ulaştı. Toplam Ar-Ge harcaması bir önceki yıla göre 16 milyar dolardan 20 milyar dolara yükseldi. Ar-Ge insan kaynağı ise 20 bin kişilik artışla 311 bine ulaştı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır TÜİK'in 2024 Ar-Ge harcaması verilerini paylaştı.

Verilere göre, toplam Ar-Ge harcamalarının yüzde 64,8’i şirketler tarafından yapıldı. İmalat sanayiinde gerçekleştirilen Ar-Ge harcamalarının yüzde 46,9’unu yüksek teknoloji, yüzde 40,2’sini ise orta-yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimler üstlendi.

Ar-Ge ekosisteminde kadınların payı da artmaya devam etti. Ar-Ge insan kaynağının yüzde 34,2’si kadınlardan oluşurken, yükseköğretim kurumlarında bu oran yüzde 47,9’a çıktı.

Dolaylı Ar-Ge teşviklerinin (Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi ve KDV destekleri) şirketlerin Ar-Ge harcamalarındaki payı 2015’te yüzde 15 düzeyindeyken, 2024’te 10 puan artışla yüzde 25’e ulaştı.

Üniversiteler, araştırma merkezleri, teknoparklar, yenilikçi girişimler ve nitelikli insan kaynağıyla Türkiye’nin küresel bir Ar-Ge üssü haline geldiği vurgulandı.

  •  

Atlas 3I yön değiştirdi! Tarihte bir ilk: NASA, Gezegen Savunma Sistemi'ni etkinleştirdi!

NASA, olağandışı ışık davranışları sergileyen “3I/ATLAS” adlı yıldızlararası cismi izlemeye aldı. Bilim insanları, bu nesnenin tipik bir kuyruklu yıldız gibi davranmadığını söylüyor.

 TARİHTE BİR İLK: GEZEGEN SAVUNMA SİSTEMİNİ ETKİNLEŞTİRDİ!

NASA, son günlerde tuhaf hareketler sergileyen yıldızlararası cisim 3I/ATLAS’ı resmi tehdit listesine ekledi.

Yapılan bu hamle, Birleşmiş Milletler destekli Uluslararası Asteroit Uyarı Ağı (IAWN) tarafından da onaylandı.

Daily Mail'in aktardığı habere göre, normalde yalnızca Dünya’ya yakın gök cisimlerinin (NEO) takip edildiği bu listeye, ilk kez yıldızlararası bir obje dâhil edildi.

Böylece 3I/ATLAS, gezegen savunması kapsamında “olağanüstü izleme” sürecine alınan ilk gök cismi oldu.

3I/ATLAS adlı sözde kuyruklu yıldız, Uluslararası Asteroid Uyarı Ağı tarafından takip edilen tehditler listesine eklenen ilk yıldızlararası nesne oldu

NASA’DAN “SUSKUN” HAZIRLIK

IAWN yetkilileri, 3I/ATLAS’ın “alışılmışın dışında bir yörüngeye” sahip olduğunu ve tahmin edilmesinin oldukça zorlaştığını açıkladı. Bu nedenle nesne, Comet Astrometry Campaign adlı özel izleme programına eklendi.

Bilim insanları, 27 Kasım 2025 – 27 Ocak 2026 tarihleri arasında küresel çapta bir “gözlem tatbikatı” yürütecek. Havai’deki Mauna Kea Gözlemevi’nden Şili’deki teleskoplara kadar birçok tesis senkronize şekilde bu objeyi takip edecek.

IAWN açıklamasında, bunun “gelişmiş ölçüm tekniklerini test etme” amacı taşıdığı belirtildi. Ancak bazı gözlemciler, “Bu kadar çok teleskopun aynı anda tek bir nesneye çevrilmesi tesadüf olamaz.” yorumunu yaptı.

Tüm dünyanın gözü o tarihte! ATLAS 3I'ın ne olduğu sonunda ortaya çıkacak!Tüm dünyanın gözü o tarihte! ATLAS 3I'ın ne olduğu sonunda ortaya çıkacak!

GÜNEŞ’E KARŞI UZANAN “TERS KUYRUK”

3I/ATLAS’ın en dikkat çekici özelliği, tipik kuyruklu yıldızların aksine kuyruğunun Güneş’e doğru uzanması. Bu sıra dışı yapı, bilim insanlarının kafasını karıştırıyor.

NASA, olayı bir eğitim faaliyeti olarak duyururken, bazı araştırmacılar bunun “bir gözlem bahanesiyle yürütülen gizli savunma testi” olabileceğini öne sürdü.

Cisim birkaç gün içinde Güneş’e en yakın noktaya ulaşacak ve daha sonra görüş alanından çıkacak.

Yani burada “anti-tail” (ters kuyruk) denilen bir olaydan bahsediliyor:

  • Normalde kuyruklu yıldızların kuyrukları Güneş’ten uzak tarafa doğru olur, çünkü Güneş rüzgârı parçacıkları iter.
     
  • Ama 3I/ATLAS’ta Güneş’e doğru yönelmiş bir jet motoruna benzer bir yapı (madde püskürten kuyruk) gözlemlenmiş.

“BİR UZAY ARACI OLABİLİR Mİ?”

Harvard Üniversitesi’nden tanınmış astrofizikçi Prof. Avi Loeb, 3I/ATLAS’ın doğal bir kuyruklu yıldız olmayabileceği görüşünü dile getirdi.

Loeb, cismin Güneş’e yaklaşırken yaptığı ani yön değişikliğinin, “Oberth etkisi” adı verilen fiziksel manevrayla — yani bir uzay aracının büyük bir yıldızın çekim gücünü kullanarak hız kazanmasıyla — açıklanabileceğini söyledi:

“Bir uzay aracını hızlandırmak için en uygun an, büyük bir gök cisminin yakınından geçerken motoru ateşlemektir.”

28 MİL GENİŞLİĞİNDE DEV YAPI

Gözlemler, 3I/ATLAS’ın yaklaşık 28 mil (45 km) çapında dev bir cisim olduğunu gösteriyor. Hubble Teleskobu’nun yaz aylarında yakaladığı görüntüler, nesnenin kendi ışığını üretiyor olabileceğini ortaya koydu.

3 Ekim’de Mars yakınlarından geçerken gönderilen uzay aracı fotoğraflarında cismin nikel kaplı silindirik bir yapı gibi parladığı görüldü. Bu durum, “uzaylı bir sonda” olabileceği yönündeki iddiaları körükledi.

NASA YORUM YAPMIYOR

Daily Mail’in ulaştığı NASA yetkilileri, ABD’deki hükümet kapanması nedeniyle kurumun “geçici olarak kapalı” olduğunu belirterek konuyla ilgili yorum yapmadı.

Ancak uzmanlara göre, NASA ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) dâhil olmak üzere birçok kurum, 3I/ATLAS’ı dünyaya yönelik olası tehditlere karşı ortak savunma tatbikatı çerçevesinde izlemeyi sürdürecek.

BİLİM İLE SPEKÜLASYON ARASINDA

  • Bazı bilim insanları 3I/ATLAS’ı “doğal, sıradışı bir kuyruklu yıldız” olarak görse de, artan anomaliler ve uluslararası savunma sisteminin devreye alınması bu objeyi tarihin en gizemli yıldızlararası ziyaretçilerinden biri haline getirdi.
     
  • NASA’nın bu sessiz hazırlığı, kimilerine göre yalnızca bir test; kimilerine göreyse dünya dışı bir ihtimali ciddiye alan ilk küresel adım.

 

💾

<p>NASA, alışılmadık ışık davranışları sergileyen yıldızlararası cisim 3I/ATLAS’ı gezegen savunma listesine aldı. Bilim insanları bu nesnenin sıradan bir kuyruklu yıldız gibi davranmadığını, hatta bazı uzmanların “uzaylı sonda” olabileceğini öne sürdüğünü söylüyor.</p>
  •  

WhatsApp'ta bir devir bitiyor! Sona ereceği tarih resmen açıklandı

Teknoloji dünyasında dikkat çeken bir gelişme yaşandı. OpenAI, popüler yapay zeka sohbet botu ChatGPT’nin artık WhatsApp platformunda bundan böyle kullanılamayacağını resmen duyurdu.

Kanser riskini ciddi oranda azaltıyor! Düzenli kullananlar yaşadıKanser riskini ciddi oranda azaltıyor! Düzenli kullananlar yaşadı

15 OCAK 2026’da RESMEN SONA ERİYOR

Yapılan açıklamalar doğrultusunda, ChatGPT’nin WhatsApp entegrasyonu 15 Ocak 2026 itibarıyla tamamen sonlandırılacak. OpenAI, bu kararın alınmasında WhatsApp’ın güncellenen politika ve hizmet şartlarının belirleyici olduğunu bildirdi.

MİLYONLARCA KULLANICI ETKİLENECEK

Bu gelişme, ChatGPT’yi WhatsApp üzerinden aktif biçimde kullanan milyonlarca kişiyi doğrudan etkileyecek. OpenAI’ın verilerine göre, dünya genelinde 50 milyondan fazla kullanıcı ChatGPT’yi WhatsApp üzerinden günlük olarak kullanıyor, sohbet ediyor, içerik üretiyor ve bilgi edinmek için yararlanıyordu.

Kuruluş Orhan dizisinde olay sahne gündem oldu! Herkes konuşuyorKuruluş Orhan dizisinde olay sahne gündem oldu! Herkes konuşuyor

Ancak Meta’nın uyguladığı yeni kurallar, OpenAI’ı entegrasyonu sonlandırmak zorunda bıraktı. Böylece ChatGPT, WhatsApp’taki varlığını 15 Ocak 2026 itibarıyla tamamen sonlandırmış olacak.

  •  

Baykar'ın ortağı Leonardo atağa geçti! SpaceX'e rakip olacaklar!

Merkezi Hollanda'da bulunan Airbus, İtalyan firması Leonardo ve Fransız Thales, uzayda lider bir Avrupalı şirket ortaya çıkarmak üzere mutabakat zaptı imzaladıklarını açıkladı.

Açıklamada, Airbus, Leonardo ve Thales'in uzay faaliyetlerini yeni bir şirkette birleştirmeyi amaçladıkları kaydedildi.

Airbus, Leonardo ve Thales'in güçlerini birleştirerek, telekomünikasyon, küresel navigasyon, dünya gözlemi, bilim, keşif ve ulusal güvenlikle ilgili kritik altyapı ve hizmetlerin temelini oluşturan önemli bir sektör olan uzayda Avrupa'nın stratejik özerkliğini güçlendirmeyi hedefledikleri belirtilen açıklamada, "Bu yeni şirket aynı zamanda ulusal uzay programlarının geliştirilmesi ve uygulanmasında güvenilir bir ortak olarak hizmet vermeyi amaçlıyor." ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, yeni şirketin, uzay altyapısı ve bu alandaki çeşitli hizmetleri içeren kapsamlı teknolojiler ile çözümleri bir araya getireceğine işaret edilerek, "Yeni şirket, yasal onaylara ve diğer kapanış koşullarının karşılanmasına bağlı olarak 2027 yılında faaliyete geçebilir." bilgisine yer verildi.

STARLINK'E RAKİP OLACAK

Adı paylaşılmayan yeni şirketin uzay gibi stratejik bir alanda inovasyonu hızlandıracağı belirtilen açıklamada, bunun küresel ölçekte rekabet edebilecek, ihracat pazarlarında büyüyebilecek, kritik ölçeğe sahip, birleşik, entegre ve dirençli bir Avrupa şirketi ortaya çıkaracağı kaydedildi. Yeni şirketin uzayda Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX'in uydu internet sistemi Starlink'e rakip olması bekleniyor.

25 BİN KİŞİYİ İSTİHDAM EDECEK

Açıklamada, şirketin dünya çapında güçlü ve rekabetçi bir yapı oluşturacağı, Avrupa genelinde yaklaşık 25 bin kişiyi istihdam edeceği, yıllık cironun da 6,5 milyar euro civarında olmasının beklendiği belirtildi.

Yeni şirkette Airbus'un yüzde 35, Leonardo'nun yüzde 32,5 ve Thales'in yüzde 32,5 oranında hisseye sahip olacağı kaydedilen açıklamada, "Şirket, hissedarlar arasında dengeli bir yönetim yapısıyla ortak kontrol altında faaliyet gösterecek." ifadesi yer aldı.

LEONARDO BAYKAR İLE ORTAKLIK KURMUŞTU 

Dünyanın en büyük savunma şirketlerinden İtalyan Leonardo, küresel SİHA ihracat pazarının lider firması ve Türk savunma sanayinin devlerinden Baykar ile geçtiğimiz mart ayında ortaklık anlaşması imzalamıştı. Anlaşma çerçevesinde iki firma, LBA Systems adı altında İtalya’da ortak SİHA üretimi gerçekleştirecek. Bunun yanında iki şirketin iş birliklerini uzay alanına da taşıyacağı açıklanmıştı.

Avrupada dev birleşme Baykarın ortağı Leonardo SpaceXe rakip oluyor
Leonardo Üst Yöneticisi (CEO) ve Genel Müdürü Roberto Cingolani ile Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Baykar ve Leonardo arasındaki ortak girişiminin imzalarını geçtiğimiz aylarda attı.

  •  

Türkiye Teknoloji ve Girişimcilik ekosistemi Webrazzi Summit 2025’te buluştu!

Konferansta 70 yerli/yabancı konuşmacı ve 40 startup’ın katılımıyla yapay zekadan e-ticaretin geleceğine, fintech’ten dijital pazarlamaya ve sürdürülebilirliğe kadar birçok konu ele alındı.

Bu yıl 16’ncısı düzenlenen ve Türkiye’nin en etkili teknoloji ve girişimcilik konferansı olan Webrazzi Summit 2025, Wyndham Grand İstanbul Levent’te gerçekleşti. Açılış konuşmasını Webrazzi Kurucu ve CEO’su Arda Kutsal’ın yaptığı etkinlikte, alanında uzman yerli ve yabancı konuşmacılar, teknoloji ve girişimcilik dünyasındaki en güncel gelişmeleri katılımcılarla paylaştı. Webrazzi Summit 2025, yapay zekadan e-ticaretin geleceğine, fintech’ten dijital pazarlamaya ve sürdürülebilirliğe kadar pek çok konuyu kapsayan programıyla, 2025’in öne çıkan trendlerini ve 2026’nın gündemini katılımcılarla buluşturan eşsiz bir platform sundu.

Beş farklı salonda eş zamanlı olarak gerçekleşen oturumlarda, birbirinden ilgi çekici paneller, sunumlar ve workshop’lar yer aldı. Sabah saatlerinde başlayan Webrazzi Summit 2025, networking’e imkan tanıyan kahve molaları ve öğle yemeğiyle devam ederken; fuaye alanında katılımcılara şirketleri ve girişimcileri yakından tanıma fırsatı sundu.

KUTSAL: “WEBRAZZI SUMMIT, EKOSİSTEMİN BULUŞMA NOKTASI OLMAYA GÜÇLENEREK DEVAM EDİYOR.”

Açılış konuşmasını yapan Webrazzi Kurucu ve CEO'su Arda Kutsal, “Webrazzi Summit 2025, Türkiye teknoloji ve girişimcilik ekosisteminin buluşma noktası olarak bu yıl da yüksek bir enerjiyle sektördeki tüm paydaşları bir araya getirdi. Bugün size İş Portföy iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Webrazzi GSYF’den bahsetmek istiyorum. SPK onayını alarak ilk yatırımı, AI-native altyapı görünürlüğü, incident response ve on-call management platformu Parny’ye yaptık. Fon kapsamında yapılacak yatırımlar, İş Portföy ve Webrazzi’nin deneyimli ekipleri tarafından belirleniyor. GSYF özelinde 2. yatırımımızı da gerçekleştirdik yakında duyuracağız. Önümüzdeki süreçte yapay zekadan SaaS’a, biotech’ten fintech’e kadar pek çok dikeyde yüksek potansiyelli teknoloji girişimlerine yatırım yapacağız” dedi.

TECH.EU SUMMIT LONDON 2026 TARİHLERİ AÇIKLANDI

Kutsal ayrıca Webrazzi Grup şirketlerinden Londra merkezli Tech.eu ile her yıl Londra’da düzenlenen etkinliğin detaylarını paylaştı. Tech.eu Summit London 2026, 21–22 Nisan tarihlerinde Londra’nın prestijli etkinlik lokasyonlarından biri olan The Queen Elizabeth II Centre’da gerçekleşecek.

INVEST SALONU YATIRIM DÜNYASININ BULUŞMA NOKTASI OLDU

Yatırımcı odaklı içeriği ve konuşmacılarıyla öne çıkan Invest Salonu, bu yıl da Webrazzi Summit’in en çok ilgi gören alanlarından biri oldu. Yatırımcılar, benzer hedeflere sahip ortaklarla tanışma, deneyim paylaşma ve fonlarına yeni yatırımcılar kazandırma fırsatı yakaladı. Ekosistemin önde gelen yatırım fonları, melek yatırımcılar ve girişim sermayesi temsilcileri, farklı sektörlerden girişimlerle bir araya gelerek Türkiye’nin yatırım ekosistemine dair güncel trendleri değerlendirdi.

STARTUP LOUNGE’TA GELECEĞİN ŞİRKETLERİ SAHNE ALDI

Girişimciler için önemli bir buluşma noktası haline gelen Startup Lounge’ta, gelecek vadeden 40 girişim yer aldı. Yenilikçi fikirleri ve iş modelleriyle öne çıkan ekipler, katılımcılarla bir araya gelerek ürün ve hizmetlerini tanıttı. Startup Lounge, dijital dünyanın geleceğini şekillendiren bu girişimlere görünürlük kazandırırken; onları potansiyel yatırımcılar ve stratejik iş ortaklarıyla buluşturdu.

STARTUP STAGE, GİRİŞİMCİLİK HİKAYELERİNİ TANITTI

Etkinliğin en dinamik bölümlerinden biri olan Startup Stage’de girişimciler, sahneye çıkarak kendilerini ve iş fikirlerini anlattı. Katılımcılar, bu oturumlar sayesinde girişimlerin vizyonlarını yakından dinleme ve doğrudan etkileşim kurma fırsatı buldu. Startup Stage, Türkiye’nin girişimcilik ekosistemindeki yeni sesleri görünür kılarak Webrazzi Summit 2025’in en ilham verici alanlarından biri oldu.

EKOSİSTEMİN GÜÇLÜ OYUNCULARI ETKİNLİKTE BİR ARAYA GELDİ

Etkinlik Türkiye İş Bankası, ANDX, Garanti BBVA Kripto, Papara, Sipay,Turkcell, Hungarian Innovation Agency, MetropolCard, Trendyol, ICAAN, Migros Hemen ve TAB Gıda sponsorluğunda gerçekleşti. Startup Lounge alanı ise İTÜ ARI Teknokent, Lonca Girişimcilik Merkezi, THK & Orion Tekmer ve Workup By Türkiye İş Bankası, iş birliğiyle katılımcılara sunuldu. Etkinliğe ayrıca Nurus destek verirken, medya partnerleri BİG Media & Technology, Brandfocus, Karnaval Medya Grubu  ve Oksijen olarak yer aldı.

  •  

Apple’dan çarpıcı karar! Tespit edebilene milyon dolarlar verecek

Apple, güvenlik açıklarını tespit eden araştırmacılara verdiği ödülleri artırdı. Şirket, hata ödül programında (bug bounty) en yüksek ödülü 2 milyon dolara çıkardı ve bunun sektördeki en yüksek tutar olduğunu açıkladı. Bonuslarla beraber ise bu rakam 5 milyon doların üzerine çıkabilecek.

  •  

Gençler "uzay ve havacılık" kampında buluşacak

Bakanlığın açıklamasına göre, "KAMP+" konsepti kapsamında gerçekleştirilecek kamp, Bursa Karacaali Gençlik Kampı'nda yapılacak.

Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yürütülen "KAMP+" programı kapsamında bugüne kadar farklı kurumların iş birliğiyle Küresel Kalkınma Kampı, Çevre Kampı, Medya Etiği ve Sorumlu Gazetecilik Kampı, Dezenformasyonla Mücadele Kampı ve Milli Yetkinlik Hamlesi Kampı düzenlendi.

Bu kez TÜBİTAK iş birliğinde gerçekleştirilecek "KAMP+ Havacılık ve Uzay Kampı" ile gençlerin uzay araştırmaları, bilimsel gelişmeler ve havacılık teknolojileri konularında farkındalık kazanmaları hedefleniyor.

400 genç katılım hakkı elde edecek
Türkiye'nin tüm illerinden 18-29 yaş aralığındakilerin başvuru yapabileceği programa, değerlendirme sonucunda 400 katılım hakkı elde edilecek. Katılımcılar kamp süresince uzay araştırmaları, bilimsel atölyeler, sosyal ve sportif etkinliklerle dolu programa dahil olacak.

Kampa katılmaya hak kazanan gençlerin ulaşım, konaklama ve yemek hizmetleri Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından karşılanacak.

Programa katılım başvurusu 17 Ekim Cuma gününe kadar sürecek.

  •  

Türkiye'nin ilk 5G laboratuvarı kuruluyor

Sanayiden lojistiğe, tarımdan sağlığa, ulaştırmadan savunmaya kadar pek çok sektörü etkilemesi beklenen 5G'de yerlilik ve milliliğin artırılması, böylece Türkiye'nin teknolojide dışa bağımlılığının önemli ölçüde azaltılması hedefleniyor.

Türkiye'nin yerli 5G teknolojileri üreten ve bunları küresel pazarda kullandıran bir üsse dönüşmesi amaçlanırken bunun sunacağı yüksek hız, kapasite ve verimlilikle ekosistemde köklü değişiklikleri beraberinde getirmesi öngörülüyor.

Bu kapsamda önemli adımlardan biri de Teknopark İstanbul'da atılıyor. ULAK Haberleşme AŞ tarafından Türkiye'nin ilk 5G laboratuvarının Teknopark İstanbul'da kurulması için düğmeye basıldı.

5G TABANLI SİSTEMLER GERÇEK ZAMANLI TEST EDİLECEK

Teknopark İstanbul Genel Müdürü Abdurrahman Akyol, 5G teknolojisinin sadece daha hızlı bir bağlantı sistemi değil, Türkiye'nin "veri egemenliği" ve "siber güvenlikte milli bağımsızlık hamlesi" açısından da stratejik bir dönüm noktası olduğunu aktardı.

Savunma, havacılık ve uzay teknolojilerine odaklanmış bir teknopark olarak 5G'yi milli haberleşme altyapısının omurgası ve girişimcilik ekosistemini dönüştürecek bir kaldıraç olarak gördüklerini belirten Akyol, Türkiye'nin, 5G'ye yalnızca dış üreticilerin baz istasyonlarını kullanarak değil, şebeke elemanları, çekirdek ağ bileşenleri, yazılımlar ve güvenlik katmanlarını yerli olarak geliştirerek geçmeyi hedeflediğini belirtti.

Akyol, bu sürecin veri egemenliği açısından kritik olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:

"ULAK Haberleşme AŞ tarafından kurulacak Türkiye'nin ilk 5G laboratuvarı Teknopark İstanbul'da yer alacak. ULAKNET'in geliştirdiği milli baz istasyonu ve çekirdek ağ çözümleri, kampüsümüzde yalnızca test edilmekle kalmayacak, Teknopark İstanbul'daki savunma, haberleşme, IoT, radar, otonom sistem ve yapay zeka tabanlı uygulamalarla entegre biçimde denenecek. Böylece teknoparkımız, 5G tabanlı sistemlerin gerçek zamanlı test edilebildiği bir uygulama sahasına dönüşecek."

"HEM DOĞRULUK HEM DE TİCARİLEŞME HIZI ARTACAK"

5G'nin savunma sanayisinde özellikle komuta-kontrol sistemleri, insansız hava ve kara araçları, radar ağları, simülasyon sistemleri ve taktik haberleşme çözümleri gibi alanlarda oyun değiştirici bir etki yaratacağını vurgulayan Akyol, bu teknolojinin veri işleme, gecikmesiz iletişim ve yüksek güvenlik standardı gerektiren projelerde yeni imkanlar sunacağını dile getirdi.

Akyol, Teknopark İstanbul bünyesindeki "Cube Incubation" aracılığıyla faaliyet gösteren girişim firmalarının da 5G altyapısı üzerinde prototiplerini gerçek zamanlı test etme olanağına kavuşacağını belirterek, "Bir sağlık teknolojisi girişimi uzaktan teşhis cihazını 5G üzerinden çalıştırabilecek, bir lojistik ya da robotik girişim otonom sistemlerini canlı senaryolarla deneyebilecek. Bu sayede hem doğruluk hem de ticarileşme hızı artacak. 'Ağ dilimleme' ve 'uç bilişim' gibi 5G'nin sunduğu yeni imkanlar, Teknopark İstanbul'daki girişim ve sanayi firmalarına katma değerli hizmetler geliştirme fırsatı sunacak" değerlendirmesini yaptı.

"TÜRKİYE'NİN TEKNOLOJİ EKOSİSTEMİNDE YENİ BİR ÇAĞIN BAŞLANGICI"

Bu teknolojiyi yalnızca bir iletişim altyapısı değil, girişimcilik ekosistemini ölçeklendirecek stratejik bir kaldıraç olarak gördüklerini söyleyen Akyol, Türkiye'nin 5G dönüşüm sürecinde yerli üretim, güvenlik ve sürdürülebilirlik ilkelerinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

Akyol, Teknopark İstanbul'un bu 3 başlıkta da ulusal hedeflerle tam uyum içinde hareket ettiğini belirterek şunları aktardı:

"ULAKNET'in laboratuvarıyla başlayan süreç yakın dönemde savunma, sağlık, enerji ve mobilite alanlarında 5G tabanlı yeni teknolojilerin doğduğu bir inovasyon ekosistemine dönüşecek. 5G, Teknopark İstanbul'un hem savunma sanayisindeki milli kabiliyetlerini güçlendiren hem de girişimcilik ve teknoloji tabanlı iş modellerini küresel ölçekte rekabetçi hale getiren bir dönüşüm aracıdır. Biz bu süreci yalnızca bir altyapı değişimi değil, Türkiye'nin teknoloji ekosisteminde yeni bir çağın başlangıcı olarak görüyoruz."

  •  

Türkiye'nin piko uydu takımı TAURUS, uzay yolculuğuna hazır

Türk teknoloji şirketlerinin uzayı merkez alan çalışmaları "küçük uydu" teknolojileriyle genişliyor.

TÜBİTAK desteği kapsamında GUMUSH AeroSpace tarafından tasarlanan, üretilen, tamamen yerli ve milli olarak geliştirilen TAURUS - Tarım Uygulamalarına Yönelik Röle Uydu Sistemi, yalnızca teknik kabiliyetleriyle değil, aynı zamanda Türkiye'nin uzaydaki vizyonunu temsil eden öncü bir adım olarak dikkati çekiyor.

TAURUS, özellikle altyapı kurulumunun mümkün olmadığı bölgelerde tarım, hayvancılık, sağlık, yaban hayatı ve kırsal kalkınma gibi alanlarda IoT sensörlerinden toplanan verilerin uydu üzerinden aktarılmasını sağlayacak. Böylece altyapının yetersiz olduğu tarım alanlarında verimlilik artışına, altyapı sorunlarının yaşandığı afet anlarında kritik bilgilerin merkeze ulaştırılmasına imkan tanıyacak, kırsal bölgelerdeki sağlık verilerinin aktarımını mümkün kılacak ve yaban hayatı gözlemleriyle iklim değişikliği veya kaçak avcılığa dair çevresel veriler sağlayabilecek. Aynı zamanda enerji şebekeleri ve kritik altyapı hatlarının anlık izlenmesine de katkıda bulunarak, Türkiye’nin küresel IoT uydu pazarında söz sahibi olmasına destek olması planlanıyor.

Esnek görev yapısı sayesinde uydular yalnızca IoT rölesi olarak değil, denizcilikte AIS mesajlarının toplanarak gemi trafiğinin, havacılıkta ise ADS-B mesajlarının toplanarak hava trafiğinin izlenmesine de olanak tanıyacak.

Tüm yetenekleri 452 grama sığdırıldı
"0.25U form" faktöründe (10 cm x 10 cm x 2.7 cm) ve yalnızca 452 gram ağırlığında tasarlanan uydular, bu yılı içerisinde SpaceX Bandwagon-4 görevi kapsamında dörtlü grup halinde fırlatılacak ve 510 kilometre irtifa ile 45 derece eğimli yörüngeye yerleşecek. Bu misyon, boyutlarının yanı sıra Türkiye'nin 45 derece eğimli yörüngeye gönderilen uydusu olarak da "ilk" olma özelliğini taşıyor. Fırlatma arayüzüne entegrasyon süreci ise 12 Eylül 2025'te başarıyla tamamlandı.

TAURUS ile Türkiye, bu form faktörde çok fonksiyonlu piko uydu (0.1U ile 0.25U boyutlarındaki ultra minyatür uydu) geliştiren dünyadaki 4. ülke konumuna geldi, aynı zamanda dünyanın en küçük ama en fonksiyonel 0.25U platformlarından birini üretmeyi başardı.

GUMUSH AeroSpace, yalnızca uydu ve ağ geçidi geliştirmekle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda işlevsel sensörlü yer terminalleri ile de projelerini destekliyor. Böylece hem yörüngedeki uydulardan hem de yeryüzündeki terminallerden veri toplayabilen tam entegre bir ekosistem oluşturmayı amaçlıyor.

13 yıllık çaba sınırları aştı
2012 yılında kurulan GUMUSH, Türkiye'de küçük uydu geliştirme alanında özel sektörün öncüsü olarak 13 yıldır faaliyet gösteriyor. Şirket, TÜBİTAK, ASELSAN, HAVELSAN, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) gibi kurum ve kuruluşlarla iş birlikleri yaparken, uluslararası ölçekte de farklı ülkelerle ortak projelere imza atıyor. Bu yönüyle GUMUSH, Türkiye ve bölgesindeki ilk küp uydu üreticisi unvanını taşıyor.

Geliştirdiği özgün platformlar sayesinde yalnızca Türkiye'de değil, dünya çapında da tanınırlık kazanan şirket, 2020'den bu yana NASA'nın her yıl yayınladığı Small Spacecraft Technology Report'ta yer alarak uluslararası CubeSat ekosisteminde adını duyurdu. Bu prestijli raporda, GUMUSH’un yenilikçi çözümleri ve küçük uydu teknolojilerindeki katkıları vurgulandı, şirket dünya çapındaki sayılı küçük uydu üreticilerinden biri olarak gösterildi.

  •  

Bilim insanları, hücreleri genç kalmaları için kandıran besin moleküllerini keşfetti

Araştırma ekibine göre, bu hafif biyolojik stres hücreleri koruma mekanizmalarını devreye sokmaya teşvik ediyor.

Çalışmada mikroskobik bir solucan türü olan Caenorhabditis elegans kullanıldı. Bu solucanların diyetinde bulunan bazı RNA moleküllerinin, yaşlılıkta canlılıklarını korumalarına yardımcı olduğu tespit edildi.

Profesör Anne Spang, “Bu moleküller, yaşlanma ve hastalıklarla ilişkilendirilen zararlı protein birikimlerinin oluşumunu engelliyor,” dedi. Bulgular, Nature Communications dergisinde yayımlandı.

Diyet hücre yaşlanmasını nasıl etkiliyor?
Yaş ilerledikçe vücut, bozulmuş proteinleri temizlemede daha az etkili hale geliyor. Bu proteinler hücrelerde birikerek Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların gelişimine katkıda bulunabiliyor.

Araştırmacılar, dengeli bir diyetin bu süreçleri yavaşlattığını ve bazı besin bileşenlerinin hücreleri koruyucu etki gösterdiğini belirledi.

Solucanların beslendiği bakterilerde bulunan çift zincirli RNA molekülleri, sindirim sisteminde emilerek hücre içi kalite kontrol mekanizmalarını harekete geçiriyor.

Çalışmanın birinci yazarı Emmanouil Kyriakakis, “Bu düşük seviyeli stres, vücudu protein hasarına karşı daha dirençli hale getiriyor,” dedi.

Hücresel temizlik mekanizması devreye giriyor
Besin kaynaklı bu uyarı, hücrelerin “otokaji” adı verilen kendi kendini temizleme sürecini aktive ediyor. Bu mekanizma, hasarlı proteinleri parçalayarak yeniden kullanıyor ve böylece hücre yaşlanmasını yavaşlatıyor.

Kyriakakis, “Bağırsak yalnızca yerel değil, tüm vücutla iletişim kuruyor. Koruyucu etki sadece sindirim sisteminde değil, kaslarda ve diğer organlarda da gözlendi,” diye ekledi.

Yaşlı solucanlar bile daha enerjik
Dengeli beslenen solucanların yaşlandıklarında daha hareketli ve sağlıklı oldukları belirlendi. Diyetle alınan RNA moleküllerinin tüm organizmada sistematik bir stres yanıtı oluşturduğu ve bu sayede yaşla birlikte ortaya çıkan protein birikimlerinden koruduğu gözlendi.

Spang, “Bazı gıda bileşenleri vücudun kendi koruma mekanizmalarını uyarabiliyor. Yani az miktarda stres aslında yararlı olabilir,” dedi.

Araştırmacılar, bu etkinin insanlarda da benzer sonuçlar doğurup doğurmayacağının henüz net olmadığını vurguluyor. Ancak şimdiden bir gerçek açık: Ne yediğimiz, nasıl yaşlandığımızı şekillendiriyor.

  •  

Nobel Kimya Ödülü'nün sahipleri belli oldu

2025 Nobel Kimya Ödülü sahipleri açıklandı...

Ödül, metal-organik kafesler çalışmalarıyla üç bilim insanına layık görüldü.

ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLEN İSİMLER

Nobel Kimya Ödülü; Susumu Kitagawa, Richard Robson ve Omar M. Yaghi'ye verildi.

Üç bilim insanı, moleküllerin içine girip çıkabileceği büyük boşluklara sahip metal-organik kafesler (MOF'lar) geliştirdi.

ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLEN ÇALIŞMALARIN TEMELİ

Bu yapılar, çöl havasından su toplamak, kirleticileri sudan arıtmak, karbondioksiti yakalamak ve hidrojen depolamak gibi uygulamalara imkan sağlıyor.

Metal-organik kafeslerin temeli, 1970'lerde Robson'un ahşap molekül modelleriyle geliştirdiği fikirle atıldı.

Robson, atomların doğal bağlanma özelliklerini kullanarak kristal yapılar oluşturmayı başardı.

Ancak yapılar, başlangıçta kararsızdı ve bazı kimyagerler tarafından işe yaramaz bulundu.

ÜÇ BİLİM İNSANININ ÇALIŞMALARI

Bu fikirler üzerine Kitagawa ve Yaghi, kararlı ve işlevsel MOF'lar geliştirerek malzemelerin gaz depolama, kataliz ve çevresel uygulamalarda kullanılmasını mümkün kıldı.

Yaghi'nin MOF'ları, sadece birkaç gramla futbol sahası büyüklüğünde yüzey alanı sağlayabiliyor ve çöl havasından içme suyu elde etmek gibi uygulamalarda kullanıldı.

Kitagawa ise esnek MOF'lar geliştirerek gazların alınıp verilmesini sağlayan 'nefes alan' malzemeler üretti.

Bu çalışmalar, metal-organik kafesleri 21. yüzyılın malzemesi olma potansiyeline sahip kılıyor ve kimyagerlere yeni tasarım ve çevresel çözümler geliştirme imkanı sunuyor.

Ted146

  •  

5G, enerji ve maden sektöründe sürdürülebilirliği artırarak maliyetleri düşürecek

Enerji sektörü dijital dönüşümün en hızlı yaşandığı alanlardan biri haline gelirken, yenilenebilir kaynakların artışı ve elektrikli araçların yaygınlaşması, şebekelerin daha esnek, verimli ve anlık yönetilebilir hale gelmesini zorunlu kılıyor. Bu dönüşümün yalnızca yazılım değil, güçlü bir iletişim altyapısıyla desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Madencilik sektörü ise enerji, inşaat, ulaşım, otomotiv, elektronik, savunma ve mücevherat gibi 56 farklı endüstriye girdi sağlayarak ekonominin temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor.

56 sektör için kritik fırsatlar sunuyor
Enerjide Dijitalleşme Derneği Genel Sekreteri Gökberk Bilgin, 5G teknolojisinin düşük gecikme süresi, yüksek bağlantı kapasitesi ve ağ dilimleme özellikleriyle enerji sektöründe kritik fırsatlar sunduğunu söyledi.

Bu teknoloji sayesinde akıllı sayaçlar, elektrikli araç şarj istasyonları ve batarya sistemleri gibi milyonlarca cihazın şebekeye entegre bir şekilde çalışması ve milisaniye seviyesinde birbirleriyle haberleşebilmelerinin mümkün hale geldiğini belirten Bilgin, "Elektrikli araçların aynı anda şarj edilmesi yerel şebekelerde ciddi dengesizliklere yol açabilecekken 5G sayesinde bu sistemler anlık olarak kontrol edilerek şebekenin yükü dengelenebiliyor. Benzer şekilde sanal elektrik santralleri ve talep tarafı katılımı gibi uygulamalar yüksek hızlı ve güvenilir veri iletişimiyle daha etkin biçimde yönetilebiliyor" diye konuştu.

Bilgin, 5G teknolojisinin enerji tüketimi üzerindeki etkisinin ilk bakışta çelişkili görünebildiğini, daha fazla baz istasyonu ve yoğun veri iletimi gerektirdiği için toplam elektrik tüketimini artabileceğini anlattı.

Ancak konunun birim veri başına tüketilen enerji açısından değerlendirildiğinde tablonun değiştiğine dikkati çeken Bilgin, şöyle devam etti:

"Ericsson'un 2024 verilerine göre, 5G altyapısı aynı miktarda veriyi taşırken önceki nesil şebekelere kıyasla yaklaşık yüzde 90'a kadar daha düşük enerji yoğunluğuna sahip. Ayrıca yeni nesil 5G baz istasyonları düşük trafik saatlerinde uyku moduna geçerek enerji verimliliğini artırıyor. Bu nedenle 5G'nin enerji tüketiminde mutlak bir artış getirmesi mümkün olsa da sağladığı verimlilik artışı ve kayıp azaltımı toplam enerji tüketimindeki artışı telafi edebilecek nitelikte bulunuyor."

Bilgin, enerji sektörüne yönelik 5G kullanımı için lisanslama modellerinin henüz oluşturulmadığını, veri güvenliği ve mülkiyeti gibi hassas konuların enerji altyapıları açısından özel önem taşıdığını ifade etti.

Yerli üreticilerin 5G tabanlı enerji teknolojileri geliştirmeleri için hedefe yönelik teşvik mekanizmalarının çeşitlendirilmesinin sektöre katkı sağlayacağını belirten Bilgin, şunları kaydetti:

"Bu alanlarda kamu kurumları ve özel sektörün birlikte çalışması Türkiye'nin enerji alanında 5G'yi etkin bir şekilde entegre etmesi için kritik önemdedir. 5G teknolojisi enerji sektörü için yalnızca bir iletişim aracı değil daha verimli, güvenli ve esnek bir enerji altyapısının önünü açan ve bu altyapıyı mümkün kılan stratejik bir bileşendir. Enerji tüketiminde sunduğu verimlilik katkıları ve yeni uygulama imkanları sektörün dijitalleşmesine güçlü bir ivme kazandıracaktır. Bu dönüşüm sürecinin başarılı olabilmesi için altyapı yatırımları kadar politikaların, regülasyonların ve sektörel koordinasyonun da eş zamanlı olarak geliştirilmesi önemlidir."

Madencilikte 5G teknolojisi güvenlik risklerini ve çevresel etkileri azaltacak
Türkiye Madenciler Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz da doğaya uyum, verimlilik ve ileri teknoloji kullanımının madencilik sektörünün geleceği için vazgeçilmez olduğunu anlattı.

5G teknolojisinin güvenlik risklerini azaltırken üretimi de hızlandıracağını ifade eden Yılmaz, "5G ile hız kazanırken çevreye etkileri minimize ediyor ve madenciliği daha sürdürülebilir hale getiriyoruz. Yeraltı kömür ocakları örneğinde olduğu gibi, 5G tabanlı sensörler metan gazı ve oksijen seviyelerini anlık ölçerek olası patlama risklerini daha oluşmadan engelliyor. Aynı anda, titreşim sensörleri göçük ihtimalini raporluyor ve acil durum tahliye sistemleri saniyeler içinde devreye sokulabiliyor" diye konuştu.

Yılmaz, bunun iş güvenliği açısından hayati bir avantaj sağladığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Altın ve bakır madenlerinde, 5G'nin sağladığı yüksek bant genişliği ve düşük gecikme, ağır tonajlı kamyonların ve sondaj makinelerinin otonom veya uzaktan kontrolünü mümkün kılıyor. Böylece patlatma sonrası riskli alanlara işçi sokmadan üretim devam ediyor, operasyonel süreklilik sağlanıyor. Aynı zamanda yüksek çözünürlüklü jeolojik veriler hızla merkeze aktarılıyor ve yapay zeka destekli analizlerle güvenli kazı alanları ve daha zengin cevher bölgeleri doğru biçimde belirleniyor."

Yılmaz, açık ocak işletmelerinde de dron ile yapılan üç boyutlu haritalamaların 5G sayesinde saniyeler içinde veri merkezlerine ulaştırıldığını belirterek, "Bu, hem çevresel etki değerlendirmelerinin daha isabetli yapılmasını hem de işletme planlamalarının daha hızlı hayata geçirilmesini sağlıyor. Ayrıca çevresel sensörlerle toz, gürültü ve titreşim ölçümleri anlık olarak takip edilerek bölge halkı üzerindeki olumsuz etkiler minimize ediliyor" değerlendirmesinde bulundu.

  •  

Bu ay gökyüzünde iki görkemli meteor yağmuru izlenebilecek

6–10 Ekim tarihleri arasında, özellikle Kuzey Yarımküre’de yaşayanlar Drakonidler meteor yağmurunu gözlemleyebilecek. En yoğun etkinin 8 Ekim saat 22.00’de (Türkiye saatiyle) gerçekleşmesi bekleniyor.

Meteorlar, adını aldığı Draco (Ejderha) takımyıldızının baş kısmından geçiyor. En iyi şekilde gece yarısından önce, gökyüzünde kuzeybatı ufku yönünde görülebilecek.

Her yıl aynı şiddette olmasa da Drakonidler zaman zaman yüzlerce meteorun bir saatte gözlemlenebildiği etkileyici “gökyüzü fırtınaları” oluşturabiliyor. Ancak bu yıl gökyüzündeki parlak dolunay benzeri hilal evresi, görünürlüğü kısmen azaltabilir.

Gözlem şansı artırmak için şehir ışıklarından uzak bir konum seçmek ve Ay ışığından korunmak öneriliyor.

Halley Kuyruklu Yıldızı’nın izleri: Orionidler
Ayın ikinci yarısında ise sıra Orionidler meteor yağmurunda olacak. 21 Ekim gecesi doruğa ulaşacak olan bu yağmurda, saatte yaklaşık 20 meteorun gökyüzünü süslemesi bekleniyor. NASA, Orionidleri “yılın en güzel meteor yağmurlarından biri” olarak tanımlıyor.

Bu meteorlar, ünlü Halley Kuyruklu Yıldızı’nın ardında bıraktığı kalıntılardan oluşuyor. Dünya, Halley’in yörüngesinden geçerken bu parçacıklar atmosfere giriyor ve yanarak parlak izler bırakıyor.

Orionidler 26 Eylül–22 Kasım tarihleri arasında gözlemlenebilecek ancak en iyi görüntüleme zamanı 21 Ekim’de gece yarısından sonraki saatler. O gece gökyüzü Ay’sız olacağı için izleme koşulları son derece uygun olacak.

Kuzey Yarımküre’de doğu-güneydoğu yönüne, Güney Yarımküre’de ise kuzeydoğu yönüne bakmak gerekiyor.

Karanlık bir alanda, sıcak bir battaniye ve sabırla, bu “gökyüzü şöleninin” tadını çıkarmak isteyenler için ekim ayı tam bir yıldız avı zamanı olacak.

  •  

Dünya’nın 430 kilometre yakınından geçen asteroit, ancak geçtikten sonra fark edildi

2025 TF adı verilen asteroid, 1 Ekim Çarşamba günü saat 00.47’de Antarktika üzerinden geçti. Yaklaşık 428 kilometre irtifada ilerleyen göktaşı, ISS’nin 370 ila 460 kilometre arasında değişen yörüngesine girdi.

Bu yakın temas, 2020 yılında Dünya’ya yalnızca 368 kilometre mesafeden geçen 2020 VT4 adlı göktaşından sonra ikinci sırada yer aldı.

Bilim insanlarına göre bu tür geçişler, atmosfere temas edip kısmen yanarak “taşın suya çarpması gibi” yüzeyden sekebilen olaylar da dahil edilmeden değerlendiriliyor.

Çarpışsaydı zarar vermeyecekti
Neyse ki 2025 TF’nin Dünya’ya çarpması halinde ciddi bir tehlike oluşturmayacağı belirtiliyor. 1 ila 3 metre (yaklaşık 3–10 fit) çapında olan bu küçük kaya parçası, muhtemelen yalnızca parlak bir ateş topu görünümü yaratacak ve belki de birkaç küçük meteor parçası bırakacaktı.

Ancak keşif geçtikten sonra yapıldı
Asteroit, Dünya’nın yanından geçtikten birkaç saat sonra fark edildi. Arizona’daki Kitt Peak-Bok Gözlemevi 06.36 UTC’de ilk raporu geçti. Daha sonra Catalina Sky Survey verilerinde cismin, Dünya’ya en yakın geçişinden yalnızca iki saat sonra kaydedildiği tespit edildi.

2087’de yeniden dönecek
NASA’nın Jet Propulsion Laboratory (JPL) hesaplamalarına göre 2025 TF, gelecekte yeniden Dünya yakınlarına dönecek. Ancak bu kez çok daha uzak bir mesafeden geçecek — yaklaşık 8 milyon kilometre uzaktan, yani Ay’ın Dünya’ya uzaklığının 21 katı kadar bir mesafeden.

Uzmanlar, bu olayın bir kez daha gök cisimlerinin ne kadar geç fark edilebildiğini gösterdiğini belirtiyor. Küçük bir kaya parçası bile gezegenimizin yakınından geçerken, gözlem ağlarının sürekli güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

  •  

Mars yakınından geçen yıldızlararası kuyruklu yıldız görüntülendi

ESA’nın Mars çevresinde görev yapan ExoMars Trace Gas Orbiter aracı, 1 Ekim’de başlattığı gözlemler sırasında 3I/ATLAS’ı yaklaşık 30 milyon kilometre (18,6 milyon mil) uzaklıktan görüntüledi. Ajansın salı günü yayımladığı fotoğraflarda, uzayın karanlığında ilerleyen soluk beyaz bir nokta dikkat çekiyor.

Görüntülerdeki parlak nokta, buz, kaya ve tozdan oluşan katı çekirdek ile onu çevreleyen toz ve gaz bulutunu — yani “koma”yı — gösteriyor. ESA bilim insanı Nick Thomas, “Bu, uzay aracımız için son derece zorlayıcı bir gözlemdi. Hedefimiz normalde Mars yüzeyi olurken bu cisim 10 ila 100 bin kat daha sönüktü,” dedi.

Uzaydan gelen üçüncü misafir
3I/ATLAS, Güneş Sistemi’ne giren üçüncü yıldızlararası ziyaretçi olarak kayıtlara geçti. Ondan önce 2017’de ‘Oumuamua ve 2019’da 2I/Borisov keşfedilmişti.

Temmuz ayında fark edilen 3I/ATLAS, hem profesyonel gökbilimcilerin hem de amatör gözlemcilerin büyük ilgisini topladı. NASA, nesnenin Dünya’ya herhangi bir tehdit oluşturmadığını ve geçiş sırasında yaklaşık 270 milyon kilometre (170 milyon mil) uzakta kalacağını bildirdi.

Güneşe yaklaşırken yeni gözlemler planlanıyor
Bilim insanlarına göre 3I/ATLAS, 30 Ekim civarında Güneş’e en yakın noktasına ulaşacak. Şu anda Güneş’e çok yakın olduğu için Dünya’dan gözlemlenemeyen kuyruklu yıldızın aralık ayı başında yeniden görülebileceği tahmin ediliyor.

Yaz aylarında NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu tarafından izlenen nesne, önümüzdeki dönemde James Webb Uzay Teleskobu, Parker Güneş Sondası ve Transiting Exoplanet Survey Satellite (TESS) gibi gözlemevleri tarafından da incelenecek.

ESA, yıldızlararası cisimlerin “Güneş Sistemi’nin ötesinde nasıl dünyalar oluştuğuna dair ipuçları taşıdığını” vurguladı. 3I/ATLAS’ın geçişi, hem Mars çevresindeki uzay araçlarına hem de bilim insanlarına evrenin kökenine dair eşsiz bir pencere açtı.

  •  

Biyoçeşitlilik ve habitatın korunması için geliştirilen projelere destek verilecek

TÜBİTAK'tan edinilen bilgiye göre, Ufuk Avrupa Programı kapsamında hayata geçirilen Avrupa Biyoçeşitlilik Ortaklığı'nın (BiodivERsA+) 2025 yılı "Ekosistem İşlevlerinin, Bütünlüğünün ve Habitat Bağlantılarının Restorasyonu-Biodivconnect" başlıklı çağrısı açıldı.

Biyoçeşitlilik üzerine araştırmaları destekleyen ve 40 ülkeden 81 üyesi bulunan ortaklık, 2030'a kadar Avrupa doğasının yeniden toparlanma yoluna girmesini ve 2050'ye kadar da insanların doğayla uyum içinde yaşıyor olmasının sağlanmasını hedefliyor.

Bu kapsamda, ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte restorasyon çalışmalarının uzun vadeli sürdürülebilirliğinin sağlanması, birbirine bağlı ve iyi işleyen ekosistemler ve yaşam alanları için doğal restorasyon uygulamalarına entegre edilebilecek yenilikçi araştırmaların desteklenmesi amaçlanıyor.

Projelerin, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamında 2030 sonrası da dahil olmak üzere uluslararası biyoçeşitlilik taahhütlerine ulaşılabilmesine katkı sunması ve farklı düzeylerdeki ilgili biyoçeşitlilik politikası hedeflerini desteklemesi gerekiyor.

7 Kasım'a kadar başvurulabilecek çağrı hedeflerine ulaşmak için önerilerin disiplinler arası olması ve proje kurgusunu karşılayacak şekilde araştırma ekiplerinin oluşturulması önem taşıyor.

3 ana başlık belirlendi

Çağrı, dünyanın tüm bölgelerindeki her türlü ekosistem ve habitatta biyolojik çeşitliliğin restorasyon çalışmalarını kapsayacak. "Restorasyon Hedeflerinin Belirlenmesi ve Başarısının Ölçülmesi", "Restorasyonla İlgili Çalışmaların Ölçeklendirilmesi ve Uygulanabilirliği" ve "Restorasyon Çabalarının Uzun Vadeli Sürdürülebilirliği" başlıklarında proje önerileri alınacak.

Proje önerilerinin hedef veya referans temelli yaklaşımlarla, ekolojik, kültürel ve sosyal verilerin entegrasyonunu ve bu alanlardaki değişimleri dikkate alması gerekiyor.

Yerel toplulukların ve yerli halkın restorasyon çalışmalarındaki rolü ile restorasyon projelerinin tasarımı, planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesine kimlerin katılacağı konusunda kapsayıcı bir sürecin nasıl oluşturulacağına yönelik tasarımlar da bekleniyor.

Başvuru şartları

Çağrıya, Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri, kamu kurum ve kuruluşları, sektör ve büyüklüğüne bakılmaksızın firma düzeyinde katma değer yaratan ve ticaret sicil belgesi olan Türkiye'den de yerleşik sermaye şirketleri başvurabilecek.

Proje süresi en fazla 36 ay olacak. Bir proje kapsamında TÜBİTAK'tan talep edilen katkı kurum hissesi ve proje teşvik ikramiyesi hariç proje başına 160 bin avroyu, yürütücü kuruluş başına yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları için 100 bin avroyu, özel kuruluşlar için 160 bin avroyu aşamayacak.

Yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 100 desteklenecek. Büyük ölçekli özel kuruluşlara kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 60 ve KOBİ'lere kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 75 destek verilecek.

  •  

Nilüfer Çayı'ndaki tekstil kaynaklı kirliliğe organik çözüm

Bursa'nın en önemli su kaynaklarından Nilüfer Çayı'nın sanayinin yoğun olduğu bir bölgeden geçtiği için, tekstil atık sularından kaynaklanan boyar madde kirliliği kentin önemli bir çevre sorunu olarak öne çıkıyor. Çayın korunması ve temiz tutulması için çeşitli araştırmalar yürütülüyor.

Bu araştırmalardan birini ekibiyle birlikte hayata geçiren Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Ünlü, AA muhabirine, Nilüfer Çayı’nın kaynağındaki suyun içilebilir ve temiz olduğunu ancak sanayi bölgelerine doğru kirliliğin önemli ölçüde arttığını söyledi.

Bursa'nın en önemli endüstriyel faaliyetlerinden biri olan tekstil üretiminden kaynaklanan atık suların, Nilüfer Çayı'ndaki kirliliğin başlıca nedenlerinden biri olması nedeniyle bu konuya çözüm aradıklarını belirten Ünlü, "Çalışmamızda tekstil atık sularından yüksek oranda çıkan boyar maddelerin giderimi üzerine yoğunlaştık. Bu boyar maddeleri emecek, suya karışmasını önleyecek bir malzeme geliştirdik. Bu malzemeleri geliştirirken de özellikle yine suya zarar vermeyecek organik atıkları kullanmaya özen gösterdik." diye konuştu.

Ünlü, malzemeyi şeker fabrikalarının önemli bir atığı olan şeker pancarı küspesi ile deniz yosunlarından elde edilen bileşenlerden geliştirdiklerini bildirdi.

Önce boyar maddeyi içine hapsedecek yapıyı geliştirdiklerini, malzemenin performansını ilk olarak kendi hazırladıkları boyar madde içeren bir suda, ardından tekstil firmasının deşarj ünitesinden temin ettikleri gerçek atık suda test ettiklerini anlatan Ünlü, "Gerçek atık suda yüzde 100'e yakın giderim olduğunu gözlemledik." dedi.

Geliştirilen malzeme, çevreci, sürdürülebilir ve ekonomik

Malzemenin, toz ve partikül halinde ya da filtre haline getirilerek kullanılabildiğini aktaran Ünlü, tekstil fabrikalarının atık su çıkışına yerleştirilerek kullanılmasının kirliliğin kaynağında önlenmesini sağlayacağını vurguladı.

Ünlü, "Suya karıştıktan sonra da kirliliği giderir ama amacımız suya hiç karışmadan o arıtma işlemini sağlamak çünkü suya karıştığı zaman öyle bir ekosistem döngüsünün içine giriyor ki bu toprağa da gidiyor, havaya da bir şekilde karışıyor ve yediğimize, içtiğimize, tarım, hayvancılık gibi her yere ulaştığı için ya da balıklar gibi deniz canlılarının yaşamını etkilediği için önemli bir problem olarak ortaya çıkıyor." ifadelerini kullandı.

Kirlilik giderici malzemenin yıkama ve kurutma işlemi yapıldıktan sonra aynı amaç için birkaç kez daha kullanılabildiğine dikkati çeken Ünlü, bu yıkama işleminin çevreye zararı olmayan kimyasallarla gerçekleştirildiğinin altını çizdi.

Ünlü, malzemenin sağladığı avantajları şöyle sıraladı:

"Hem doğal malzemeler kullanmak hem de suyu arıtmayı sağlamak önemli bir avantaj. Üstelik maliyeti düşük, çünkü atık kullanıyoruz. Şeker pancarı küspesi dediğimiz, şeker fabrikalarının önemli atıklarından bir tanesi ve yüksek oranda çıkıyor. Genellikle hayvancılıkta yem olarak kullanılıyor ve yine daha düşük bir maliyete sahip deniz yosunlarından elde ettiğimiz polimeri kullanıyor olmamız önemli bir avantaj. Yani çevreci, sürdürülebilir ve ekonomik bir malzeme geliştirip boyar maddelerin giderilmesini sağlıyoruz."

Su kıtlığının yakın gelecekte insanlığın karşı karşıya kalacağı en önemli sorunlardan biri olduğuna işaret eden Ünlü, "Biz, 'Endüstriyel atık suların yeniden sistem içinde, endüstride kullanılabilmesi için neler yapabiliriz?' sorusundan yola çıktık. Tekstil sektöründe de su çok fazla tüketildiği için en azından kendi döngülerinde o atık suların arıtılıp yeniden kullanılmasını sağlamanın önemli olacağını düşündük. Yani su tekrar kullanılsın, sistem içinde değerlendirilsin, atık olarak gitmesin, amacımız buydu." dedi.

Bundan sonraki süreçte atık tekstil sularındaki ağır metaller ve mikroplastikler gibi farklı kirleticilerin giderimi üzerinde çalışmaya devam edeceklerini belirten Ünlü, asıl hedeflerinin boyar maddeleri ve suyun içindeki diğer kirleticileri sudan uzaklaştıracak fonksiyonel bir yapı geliştirmek olduğunu dile getirdi.

  •  

Gökyüzündeki uyarı: Kuşların göç alışkanlıkları değişiyor

ABD genelinde kuşlar, bilim insanlarını endişelendiren bir davranış değişikliğine girdi. Artan sıcaklıklar nedeniyle birçok tür, her yıl gerçekleştirdikleri göç rotalarını terk ediyor ya da geciktiriyor.

Cornell Üniversitesi’nden göç ekoloğu Andrew Farnsworth’a göre, bu eğilim devam ederse çok sayıda kuş türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Farnsworth, “Kuşların dünya üzerindeki yerleriyle iklim arasındaki ilişki çok güçlü. İklimdeki değişim, kuşların yaşam döngüsünü doğrudan etkiliyor” dedi.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GÖÇÜ ENGELLİYOR

Kış aylarında yaşanan aşırı ısınma, kuşların güneye göç etme içgüdüsünü bozuyor. Ancak bu gecikme, onların uygun besin ve barınak bulamadan mevsim değişimlerine yakalanmasına yol açıyor.

Özellikle böcekler ya da bitkiler henüz ortaya çıkmadan varış bölgelerine ulaşan kuşlar açlıktan ve soğuktan ölüyor.

389 TÜR YOK OLMA RİSKİ ALTINDA

National Audubon Society’nin raporuna göre, Kuzey Amerika’daki 389 kuş türü önümüzdeki 50 yıl içinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu sayı, incelenen türlerin yaklaşık üçte ikisine denk geliyor. Cornell Ornitoloji Laboratuvarı’nın verilerine göre, 1970’ten bu yana Kuzey Amerika’da üç milyar kuş yok oldu.

TARIM VE GIDA GÜVENLİĞİ TEHLİKEDE

Kuşlar sadece doğa için değil, insanlık için de kritik bir rol oynuyor. Zararlıları kontrol ediyor, tohumları yayıyor ve bitkilerin tozlaşmasına katkı sağlıyorlar. İnsanlar tarafından kullanılan gıda ve ilaç bitkilerinin yaklaşık yüzde 5’i kuşlar sayesinde tozlaşıyor.

Kuş nüfusunun azalması; muz, kahve, kakao gibi tropikal ürünlerin üretimini düşürürken, orkide ve aloe gibi tıbbi bitkilerin de geleceğini tehdit ediyor. Bu durum, hem ilaç sektöründe hem de gıda üretiminde ciddi krizlere yol açabilir.


  •  

Savunma sanayii araçları 5G ile daha etkin kullanılıyor

Önceki nesil ağlara kıyasla çok daha yüksek hız sunan 5G, düşük gecikme ve yüksek bağlantı kapasitesiyle çağın en önemli teknolojik yeniliklerinden biri olarak görülüyor.

5G ile bir ağ içindeki çok sayıda insansız sistem, sensör ve araç, gerçek zamanlı haberleşebiliyor. Yüksek bant genişliği sayesinde 4K canlı video akışı, artırılmış gerçeklik uygulamaları sorunsuz çalışabiliyor.

Milisaniyelik gecikme ile uzaktan kontrol gerektiren operasyonlar mümkün hale gelebiliyor. Bu sebeple 5G, sadece sivil iletişimde değil, savunma sanayisinde de "oyun değiştirici" bir unsur olarak değerlendiriliyor.

5G, insansız sistemleri daha verimli hale getiriyor
5G'nin savunma sanayisindeki en büyük etkilerinden biri, insansız sistemler üzerinde görülüyor. İnsansız hava araçları (İHA), insansız kara araçları (İKA) ve insansız deniz araçları (İDA) gibi otonom sistemler, 5G sayesinde çok daha verimli ve güvenli şekilde işletilebilir hale geliyor.

5G'nin sunduğu düşük gecikme, bir operatörün insansız hava aracını uzaktan neredeyse gerçek zamanlı tepkiyle kontrol etmesine imkan verirken, İHA'ların anlık olarak HD video ve görüntü istihbaratını yere aktarmasını mümkün kılıyor. 5G, ayrıca sürü İHA konseptleri gibi birden fazla insansız sistemin aynı anda koordineli çalışmasını da kolay hale getirerek savaş alanlarında fark yaratıyor.

Örneğin, South China Morning Post'ta yer alan habere göre, Çin Halk Kurtuluş Ordusu da 10 binlerce insansız hava aracı, robotik köpek ve otonom platformdan oluşan dünyanın en büyük insansız askeri birliğini kurmayı hedefliyor ve bunun için 5G altyapısını kritik bir kolaylaştırıcı olarak görüyor.

Askeri iletişimde 5G yatırımları tüm dünyada artıyor
5G'nin savunma sanayisindeki önemli kullanım alanlarında bir diğeri de askeri iletişim olarak ön plana çıkıyor. Özellikle birlikler arası geniş bant veri paylaşımı, mobil karargahlar için yüksek hızlı iletişim, radar ve sensör ağlarının birbirine bağlanması gibi konularda 5G önemli rol oynuyor.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) da 5G teknolojisini iletişime entegre etmek üzere 2020 yılında ülke içindeki 5 askeri üste 5G testleri için 600 milyon dolar yatırım yaparken, "askeri 5G ve ötesi" araştırmalarını ilerletmek üzere 2 milyar dolar daha kaynak ayırdığını açıklamıştı.

5G standardizasyonuna askeri gereksinimlerin dahil edilmesi için NATO da somut adımlar attı. Defence Industry Europe'da yer alan habere göre, 2024'de başlatılan NATO Çok Uluslu 5G Girişimi (MN5G), müttefik ülkelerin 5G teknolojilerini askeri sistemlere entegre etmesi ve güvenli, birlikte çalışabilir bir altyapı kurulması için ortak AR-GE çalışmaları yürütüyor. Bu projede Türkiye, İtalya ve İspanya, kurucu üyeler olarak yer alırken, 5G'nin milli ve NATO düzeyinde deneylerle test edilmesi, ortak gereksinimlerin belirlenmesi gibi konularda da işbirliği yapılıyor.

Yapay zekanın sağlıklı kullanılabilmesinde 5G kritik rol oynuyor
SAHA İstanbul tarafından hazırlanan "5G, Yeni Nesil Silah Sistemlerinin Altyapısı" raporuna göre de 5G ve yapay zeka gibi yenilikçi teknolojiler, operasyondaki birimlerin dijital alanda işbirliğini ve gerçek zamana yakın korunmasını sağlıyor. Buna göre, 5G, yapay zeka destekli sistemlerin etkinliğini artıran bir katalizör görevi görüyor.

Büyük verileri düşük gecikme ile taşıyarak yapay zeka sistemlerine hızlı veri akışı sağlama imkanı sunan 5G, saniyelerin dahi kritik olduğu angajmanlarda yapay zekanın anlık kararlar verebilmesini mümkün hale getiriyor.

  •  

Sanayide dijital dönüşümde 5G dönemi: Akıllı fabrikalar yolda

Pek çok sektörü etkilemesi beklenen 5G'nin, özellikle sanayide büyük dönüşüm yaratması bekleniyor.

Bu teknolojiyle özellikle akıllı fabrikaların gelişmesi öngörülürken 5G'nin üretim süreçlerinde tasarruf, hız ve verimlilik artışı sağlayacağı, bunun da sektörlerin rekabet gücüne katkı vereceği değerlendiriliyor.

Sanayi sektörü de bu teknolojiye hazır olmak için çalışmalarını hızlandırdı. Sektör, 5G uyumlu iletişim ağlarına geçiş için teknoloji şirketleriyle çalışmaya başladı.

"Binlerce sensör eş zamanlı çalışacak"
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, 5G teknolojisinin, sanayide dijital dönüşümün hızlanmasında kritik rol üstleneceğini söyledi.

5G'nin, yüksek hız, düşük gecikme süresi ve çok sayıda cihazın aynı anda güvenli şekilde bağlanabilmesi gibi özellikleriyle, üretim süreçlerinin yönetiminde yeni imkanlar sunduğunu belirten Ardıç, "Bu sayede üretim tesislerinde makineler, robotlar ve sensörler arasında anlık ve güvenilir veri aktarımı sağlanacak, üretim hatları çok daha senkronize ve esnek çalışabilecek. 5G'nin en somut yansımalarından biri akıllı fabrikaların gelişiminde görülecek. 5G ile üretim hatlarındaki robotlar, otonom araçlar ve otomasyon sistemleri, gerçek zamanlı veri alışverişi sayesinde verimliliği artıracak ve hata oranlarını düşürecek. Nesnelerin interneti uygulamaları, binlerce sensörün eş zamanlı çalışmasını mümkün kılacak, böylece bakım-onarım süreçleri öngörülebilir hale gelirken enerji ve hammadde tüketimi daha etkin biçimde yönetilebilecektir" diye konuştu.

Ardıç, 5G ile bir fabrikadaki üretim hattının, dünyanın farklı noktalarındaki yönetim merkezleri tarafından gecikmesiz izlenebileceğini ve buraya müdahale edilebileceğini anlattı.

"İş yapış biçimleri dönüşecek"
Artırılmış ve sanal gerçeklik çözümlerinin de 5G ile daha güçlü altyapıya kavuşacağını, bakım, arıza giderme ve eğitim süreçlerinin sahada anlık veri desteğiyle gerçekleştirilebileceğini bildiren Ardıç, üretim yöntemlerinin, daha dijital, veri odaklı, esnek ve müşteri taleplerine uyumlu hale geleceğini, 5G'nin, üretimde hız ve kapasite yanında iş yapış biçimlerini de dönüştüreceğini dile getirdi.

Ardıç, sanayi tesislerinin, 5G uyumlu iletişim ağlarına geçiş için teknoloji şirketleriyle işbirliklerini geliştirdiğini, pilot fabrikalarda uygulama denemeleri yaptığını aktardı.

Bu alandaki yetişmiş insan kaynağının da kritik bir ihtiyaç olduğuna işaret eden Ardıç, şu değerlendirmede bulundu:

"5G tabanlı üretim sistemlerini planlayıp yönetebilecek mühendis ve teknisyenlerin yetiştirilmesi amacıyla eğitim programları düzenleniyor. Üniversite-sanayi işbirlikleri kapsamında yeni ders ve proje içerikleri geliştiriliyor. Kamu-özel sektör işbirlikleri çerçevesinde hazırlıklar sürüyor. ASO olarak biz de üyelerimizin bu dönüşüme uyum sağlaması için bilgilendirme toplantıları ve farkındalık çalışmaları yapıyor, işbirliği platformları oluşturuyoruz. Amacımız, sanayimizin 5G'nin sunduğu fırsatları en etkin şekilde değerlendirerek küresel rekabet gücünü artırmasıdır."

"Savunma sanayimizin geleceğini şekillendirecek"
Ankara Uzay ve Havacılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (HAB) Genel Müdürü Mehmet Nihat Yapıcı da Türkiye'nin uçak, helikopter, insansız sistemler, motor ve uydu teknolojilerindeki üretim üssü konumundaki HAB'daki her üretim sürecinin yüksek hassasiyet gerektirdiğini söyledi.

Fabrikalarda üretim hatlarının esnekleşmesi, sensörlerden gelen verilerin gecikmesiz işlenmesi ve robotik sistemlerin tam uyumlu çalışmasının, 5G ile mümkün hale geleceğini vurgulayan Yapıcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu, savunma ve havacılıkta kritik olan hatasız üretim oranını yükseltecek ve arıza sürelerini minimuma indirecek. Özellikle motor bileşenleri, radar sistemleri ve kompozit yapılar gibi yüksek katma değerli alanlarda kalite standardizasyonunu ileri seviyeye taşıyacağız. Tedarik zinciri yönetiminde de 5G'nin etkisi belirleyici olacak. HAB bünyesindeki firmalar, ortak platformlarda gerçek zamanlı veri paylaşarak stok, lojistik ve sevkiyat süreçlerini daha verimli yönetecek. Bu sayede parça üretiminden montaja kadar her adım izlenebilir hale gelecek ve uluslararası denetimlerde güvenilirlik artacak."

Yapıcı, test ve entegrasyon merkezlerinde yürütülen çalışmaların da 5G ile farklı bir boyut kazanacağını bildirerek, motor testlerinden dayanıklılık analizlerine kadar tüm verilerin eş zamanlı toplanıp işlenebileceğini ifade etti.

Uluslararası savunma ve havacılık firmalarıyla yapılacak işbirliklerinde bu altyapının rekabet avantajını artıracağına işaret eden Yapıcı, "5G, savunma sanayimizin geleceğini şekillendirecek stratejik bir sıçrama noktasıdır. Biz bu dönüşümü, sanayicilerimizin küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşması için kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak değerlendiriyoruz" dedi.

"5G, sanayide ölçülebilir kazanımlar getirecek"
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir de 5G teknolojisinin, özellikle düşük gecikme süresi ve yüksek veri iletim kapasitesi sayesinde sanayi üretiminde köklü bir dönüşümün önünü açtığını söyledi.

Özdemir, 5G'nin "ağ dilimleme" özelliği sayesinde fabrikaların farklı üretim hatları için özel, izole edilmiş ağlar kullanmasına imkan tanınacağını belirterek, şöyle devam etti:

"Bu, hassas üretim proseslerinde kesintisiz iletişim ve maksimum güvenilirlik sağlıyor. Örneğin, milisaniyelik gecikmeye duyarlı robotik kollar ya da otonom mobil araçlar, 5G SA teknolojisi sayesinde çok daha güvenli ve etkin çalışabiliyor. 5G ile kablo bağımlılığının ortadan kalkması, üretim alanlarının yeniden yapılandırılmasını kolaylaştırıyor. Bu esneklik, özellikle yüksek çeşitlilikte düşük hacimli üretim yapan işletmeler için ciddi maliyet avantajı sunuyor. Gerçek zamanlı izleme ve tahmine dayalı bakım uygulamaları, arıza riskini azaltırken üretim sürekliliğini artıracak. Önümüzdeki 3-5 yıl içinde 5G'nin sanayide başta üretkenlik, esneklik ve kaynak optimizasyonu olmak üzere birçok alanda ölçülebilir kazanımlar getirmesi bekleniyor."

"Sanayi bölgelerinde kapsama alanı artırılmalı"
5G'nin sunduğu güvenilir ve hızlı bağlantının, "dijital ikiz" gibi ileri teknolojilerin fabrikalarda yaygınlaşmasını kolaylaştıracağını aktaran Özdemir, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Böylece üretim süreçlerinin sanal modelleri gerçek zamanlı takip edilip optimize edilebilecek, potansiyel riskler önceden öngörülerek önleyici tedbirler alınabilecek. Türkiye'nin 5G teknolojisini kullanarak rekabet avantajı elde etmesi için öncelikle ülke genelinde hızlı ve güvenilir 5G altyapısının yaygınlaştırılması, özellikle sanayi bölgeleri ve teknoloji geliştirme alanlarında kapsama alanının artırılması gerekiyor. Ayrıca, üniversiteler, teknoloji merkezleri ve özel sektör işbirliğiyle 5G tabanlı yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesine yönelik AR-GE yatırımlarının teşvik edilmesi, inovasyon kapasitesinin artırılması açısından önem taşıyor. Yasal düzenlemelerin netleştirilmesi ve yatırımcılar için cazip teşvik mekanizmalarının devreye alınması da yerli ve yabancı yatırımların artmasına ve ekosistemin hızla büyümesine katkı sağlayacaktır. İmalat, enerji, sağlık ve tarım gibi kritik sektörlerde 5G'nin getirdiği yenilikçi çözümlerin uygulanmasının teşvik edilmesi, sektörlerin küresel rekabet gücünü artırarak Türkiye ekonomisinin genel performansına olumlu yansıyacak. Tüm bu adımlar, Türkiye'nin 5G teknolojisini etkin kullanarak önemli rekabet avantajı elde etmesini mümkün kılacaktır."

"Enerji tasarrufu sağlayacak"
OSTİM Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi Koordinatörü Durali Çiçek de 5G'nin, endüstriyel bir haberleşme sistemi olduğuna işaret etti.

Bu teknolojinin yüzde 90'a varan enerji tasarrufu sağlanmasının hedeflendiğini belirten Çiçek, 5G'nin endüstride akıllı fabrikalar ve otonom robotlarla senkronize çalışabileceğini ve üretim hatlarının dijital ikizinin oluşturulabileceğini anlattı.

Çiçek, 5G'nin, akıllı lojistik merkezlerinde, enerji ve madencilikte, enerji santrallerinde, otomatik izleme ve acil durum yanıt sistemlerinde kullanılabileceğini bildirerek, şu ifadeleri kullandı:

"5G, güneş ve rüzgar gibi dağınık enerji kaynaklarının akıllı şebeke entegrasyonunda, sağlık sektöründe uzaktan ameliyatlarda, tarımda, akıllı şehirlerde trafik ışıklarının, kameraların ve sensörlerin entegre kontrolünde, akıllı metro, tren ve havaalanı sistemlerinde ve doğal afet gibi kritik durumlarda fayda sağlayabilir. Ayrıca 5G'nin 'ağ dilimleme' özelliğiyle atıl kapasiteyi ihtiyaç olan yerlere yönlendirebileceğiz. Ayrıca, afet ve olağanüstü hal durumları dahil özel kullanım senaryolarına göre jandarma, polis ve AFAD gibi kurumlara ihtiyaç durumunda özel alan tahsis edilebilecek. Bu sayede kurumlar iletişimlerinde aksaklık yaşamayacak."

"KOBİ'ler için önemli fırsat penceresi oluşturuyor"
Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Genel Sekreteri Zühtü Bakır da uzaktan kontrol, veri analitiği ve tahmine dayalı bakım gibi uygulamaların rekabet için vazgeçilmez unsurlar haline geldiğini dile getirdi.

Küresel rekabet baskısıyla artan enerji ve iş gücü maliyetlerinin, üretimde verimliliği her zamankinden daha kritik hale getirdiğine dikkati çeken Bakır, 5G iletişim altyapısının sağladığı yüksek veri iletim kapasitesi ve artan bağlantı hızları sayesinde makineler arasında kesintisiz iletişimin mümkün hale geldiğini anlattı.

Bakır, yapay zeka ve makine öğrenmesi tabanlı sistemlerin çok daha başarılı ve verimli sonuçlar üretmeye başladığının altını çizerek, şunları kaydetti:

"Otomotiv, beyaz eşya, tüketici elektroniği ve gıda gibi entegre üretim tesislerinde küresel rekabet gücünü artırmak için tamamlayıcı teknolojilerden etkin şekilde yararlanılması gerekiyor. Dijitalleşmeyi doğru kullanan KOBİ'ler için de önemli fırsat penceresi oluşturuyor."

  •  

ASELSAN, Tekno Macera'yı Malatya'da çocuklarla buluşturdu

Şirketten yapılan yazılı açıklamaya göre, kasım ayında Türkiye turunu tamamlayacak olan Tekno Macera Tırı, çocuklara ASELSAN'ın faaliyet vizyonunu yansıtan interaktif deneyim alanları, teknoloji sergileri ve eğlenceli etkinliklerle dolu bir program sunuyor.

Tekno Macera Tırı, teknoloji ve bilimi Türkiye'nin dört bir yanındaki çocuklara ulaştırmayı hedefliyor.

Şenlik kapsamında ziyaretçiler, yapay zeka destekli hazırlanan Mucitler Müzesi'nde tarihe yön veren mucitlerle tanışma fırsatı buluyor.

Çocuklar, bu mucitlerden ilhamla geliştirilen ASELSAN ürünlerini keşfederken, "Bir Doğa Yolculuğu" kitabının artırılmış gerçeklikle hayat bulmasına da tanıklık ediyor. Bilim ve teknoloji meraklıları, çeşitli bilim gösterileri ve eğitici atölyelere katılarak hem eğleniyor hem öğreniyor.

ASELSAN 50. Yıl Çocuk Şenliği, Malatya'da 12 Ekim'e kadar çocuklara teknoloji şöleni yaşatacak.

2019 yılından bu yana dijital platformlar, festivaller ve deneyim alanları aracılığıyla binlerce çocuğa ulaşan Tekno Macera Tırı, ASELSAN'ın 50. yılına özel olarak yeniden tasarlandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Şanlıurfa, Samsun, Van, Nevşehir, Erzurum, Çanakkale, Gaziantep ve Malatya'yı gezen ASELSAN Tekno Macera Tırı, 18-26 Ekim'de Mardin'de ve 1-9 Kasım'da Antalya'da çocuklarla buluşacak.

  •  

Süper Ay için geri sayım başladı! Dünya'ya 361 bin 459 kilometre yaklaşacak!

2025’in ilk süper Ay’ı, Pazartesiyi salıya bağlayan gece (7 Ekim) sabaha karşı gökyüzünde görünecek. En son Kasım 2024'te görülen Süper Ay, 2025 yılının en büyük ve en parlak dolunayı olacak. 

Süper Ay, Ay Dünya’ya en yakın konumdayken dolunay olduğunda veya en yakın konumunun yüzde 90’ı civarında gerçekleştiğinde adlandırılıyor. Söz konusu konumda Ay, diğer dolunaylara göre yaklaşık yüzde 14 daha büyük ve yüzde 30 daha parlak görünebiliyor.

Süper Ay görüntüleri

7 Ekim’deki dolunay, aynı zamanda bu yılın Hasat Ayı olarak da biliniyor.

Dolunay, sonbahar ekinoksuna en yakın tarihte yükseliyor ve geleneksel olarak tarım ürünlerinin hasadı için ek ışık sağlıyor.

SÜPER AY TÜRKİYE'DEN GÖRÜLECEK Mİ?

Süper ay, dünyanın her yerinden hava koşulları elverişli olduğu sürece özel bir ekipmana ihtiyaç duymadan gözlemlenebilecek.

AY, DÜNYA'YA 361 BİN 459 KİLOMETRE YAKLAŞACAK

BBC News'den edinilen bilgilere göre, son gözlemlere göre Ay, Dünya’ya yaklaşık 361 bin 459 kilometre kadar yaklaşacak.

İstanbul'da Süper Ay

Ayın ufukta daha büyük görünmesi göz yanılmasına dayanıyor; yüksekteki Ay ile karşılaştırıldığında, çevresindeki ağaç, bina veya tepelerle ilişkili olarak gözlerimiz onu daha büyük algılıyor. Ufka yakınken Ay genellikle kırmızımsı-turuncu renkte görünür; bu, Güneş ışığının atmosferden daha uzun yol kat etmesi ve kısa dalga boylu mavi ışığın saçılması nedeniyle meydana gelir.

HANGİ TARİHLERDE GÖRÜLECEK?

Hava durumu açısından, Storm Amy’nin etkili olduğu hareketli haftasonunun ardından, İngiltere’nin güneyi ve Galler’de gökyüzü gözlemcileri için nispeten açık koşullar bekleniyor. Kuzeyde ise bulut ve yağış ihtimali daha yüksek, ancak özellikle doğu İskoçya’da açık hava gözlemleri mümkün olabilecek.

  • 2025’teki diğer süper Aylar ise 5 Kasım ve 4 Aralık’ta görülecek.
  • Gökyüzü şölenleri 2026’da da devam edecek.
  • Mart ayında Kuzey Amerika, Asya ve Avustralya’nın büyük bölümünde tam ay tutulması; Ağustos ayında ise Amerika, Afrika ve Avrupa’da kısmi ay tutulması yaşanacak.

Gökyüzü ile gölün birleştiği nokta! Tabloyu anımsatıyorGökyüzü ile gölün birleştiği nokta! Tabloyu anımsatıyor

  •  

MEB duyurdu! Eğitimde devrim niteliğinde hareket!

Öğrencilerin bireysel öğrenme hızına göre şekillenen sistemle öğretmenler veriyle rehberlik yapacak, veliler çocuklarının gelişimini anlık olarak takip edebilecek.

  • Millî Eğitim Bakanlığı, Türkiye Yüzyılı vizyonuna paralel olarak eğitimde fırsat eşitliğini dijital teknolojilerle güçlendirmeyi hedefleyen köklü bir dönüşüm başlattı.
     
  • Bu kapsamda hazırlanan “Eğitimde Yapay Zekâ Politika Belgesi ve Eylem Planı (2025-2029)”, öğrencilerin bireysel farklılıklarına duyarlı, etik ve kapsayıcı bir dijital eğitim ortamı oluşturmayı amaçlıyor.

HER ÖĞRENCİYE ÖZEL DİJİTAL KILAVUZ

Yapay zekâ destekli MEBİ Bireysel Öğrenme Platformu, öğrencilerin öğrenme süreçlerini bireyselleştirmek, gelişimlerini anlık olarak izlemek ve ihtiyaç duydukları alanlarda yönlendirme yapmak amacıyla geliştirildi.
2024 yılında lise ve mezun öğrencilerle başlayan uygulama, 2025 itibarıyla ortaokul öğrencilerine de açılarak yaygınlaştırıldı.

MEBİ Platformu, öğrencinin seviyesine göre sorular yönelten adaptif test sistemiyle öne çıkıyor. Yapay zekâ, öğrencinin güçlü ve zayıf yönlerini analiz ederek kişiye özel çalışma planı oluşturuyor. Platformun sanal asistanı “Kanka”, öğrencinin rehberi gibi çalışıyor; sesli özetler, video anlatımlar ve anlık yönlendirmelerle öğrenmeyi kolaylaştırıyor.

PİLOT UYGULAMALARDA BAŞARI ORANI YÜKSELDİ

Platform ilk olarak pilot olarak belirlenen illerde kullanılırken elde edilen veriler dikkat çekici oldu. Öğrenciler konuları daha hızlı ve kalıcı öğrenirken, öğretmenlerin raporlama yükünün belirgin şekilde azaldığı belirlendi. Veliler ise platform aracılığıyla çocuklarının gelişimini doğrudan ve güvenli biçimde takip edebiliyor.

Bu veriler, yapay zekânın eğitimde sadece bir teknoloji değil, öğrenme sürecinin stratejik bir bileşeni haline geldiğini ortaya koyuyor.

MÜFREDATTA DA YAPAY ZEKÂ DÖNEMİ

Bakanlık, sadece platformlarla değil müfredatla da geleceği inşa ediyor.
BİLSEM’lerde yapay zekâ atölyeleri kurulurken, ilkokul ve ortaokullarda “Yapay Zekâ Uygulamaları” ve “Robotik Kodlama” dersleri seçmeli olarak okutulmaya başlandı.
Ders kitaplarında ve dijital içeriklerde artık yapay zekâ tabanlı görsel ve video üretimi yapılıyor.

EĞİTİMDE ERİŞİLEBİLİRLİK VE EŞİTLİK

  • MEB sadece akademik başarıya değil, eşit erişime de odaklanıyor.
     
  • Özel eğitim ihtiyacı olan öğrenciler için sesli okuma sistemleri, işitme engelliler için altyazı ve işaret dili teknolojileri geliştiriliyor.
     
  • Yapay zekâ destekli İngilizce ve Türkçe dil eğitiminde, öğrencilerin seviyesine uygun bireyselleştirilmiş içerikler üzerinde de çalışılıyor.

TÜRKİYE, EĞİTİM TEKNOLOJİLERİNDE MODEL OLACAK

Bu kapsamlı dönüşümle Türkiye, dijital eğitim teknolojilerinde yalnızca kullanıcı değil, aynı zamanda model oluşturan ve teknoloji ihraç eden bir ülke olmayı hedefliyor.

  •  

Şakayla bile söylemeyin! İşte Yargıtay kararına göre hakaret sayılan kelimeler!

Türk Ceza Kanunu’nun 125.maddesine göre, “bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.” Nefret ve hakaret saikiyle söylenmesi halinde ceza verilir. Yargıtay aşağıdaki eylemleri hakaret kapsamında değerlendirmiştir.

Peki hangi kelimeler hakaret sayılıyor?

İŞTE YARGITAY KARARINA GÖRE HAKATER SAYILAN KELİMELER!

Şakayla bile söylemeyin! İşte Yargıtay kararına göre hakaret sayılan kelimeler!Şakayla bile söylemeyin! İşte Yargıtay kararına göre hakaret sayılan kelimeler!

  •  

Türk Telekom’dan sanatın kalbi AKM’de 5G deneyimi

Türk Telekom’un teknolojiyi kültür sanat ile buluşturduğu AKM’de Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Türk Telekom CEO’su Ümit Önal’ın katılımıyla 5G teknolojisi deneyimlendi. Türk Telekom Opera Salonu’nu, Türk Telekom Lounge alanından 5G teknolojisiyle sunulan VR ile 4K çözünürlükte ve 360 derece görüş açısıyla gerçek zamanlı olarak takip eden Ersoy ve Önal, 5G hız testini geçekleştirdi. Hız testinin ardından Bakan Ersoy, AKM Çocuk Sanat Merkezi’nde ‘Beden Perküsyonu Atölyesi’ çalışmalarına katılan Türk Telekom’un kurumsal sosyal sorumluluk projesi Günışığı’ndaki az gören çocuklara 5G ile uzaktan kontrollü robot aracılığıyla bağlanarak, atölye çalışmaları hakkında bilgi aldı. 

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Atatürk Kültür Merkezi’nin yalnızca bir kültür ve sanat mekânı değil, aynı zamanda çağın teknolojileriyle harmanlanarak geleceğe açılan bir vizyon merkezi olduğunu belirterek: “Teknolojinin sanatla buluştuğu Atatürk Kültür Merkezi’nde 5G’nin sunduğu imkanları deneyimlemekten büyük memnuniyet duydum. 5G altyapısı sayesinde sanatın erişilebilirliğini artırıyor, çocuklarımızı ve gençlerimizi geleceğin teknolojileriyle buluşturuyoruz. Kültür-sanatın dijital dönüşümüne katkı sağlayan bu vizyoner adımlar için Türk Telekom’a teşekkür ediyorum” dedi.

Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “İletişimin her çağında daima yeniliklere öncülük ettik. Bugün de Türkiye’yi 5G ve ötesine taşıyan güçlü fiber altyapımız ve yenilikçi teknolojilerimizle, ülkemizin dijital geleceğine yön vermeye kararlıyız. Hayata geçirdiğimiz öncü projelerle sağlık, tarım, sanayi ve kültür-sanat gibi farklı alanlarda 5G'nin dönüştürücü gücünü şimdiden gösteriyor, dijital ekosistemi zenginleştiriyoruz. Ülkemizin 81 iline yayılan fiber altyapımız ve yüzde 55’ini fiberle bağladığımız LTE baz istasyonlarımız ile Türkiye’nin 5G’ye en hazır operatörüyüz. Ana destekçisi olduğumuz AKM’nin farklı alanlarına bu teknolojileri yansıtırken, kültür sanatın kalbi Türk Telekom Opera Salonu’nda yenilikçi 5G VR uygulamamızı Türk Telekom Lounge alanında sanatseverlere sunuyoruz. Tüm bu uygulamaların yanında yaptığımız 5G hız testi ile iletişimin her döneminde olduğu gibi 5G çağının da öncüsü olduğumuzu bir kez daha gösterdik” dedi.

Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük eden Türk Telekom, sağlıktan tarıma, sanayiden spora ve kültür-sanata kadar yaşamın her alanında yenilikçi çözümler geliştirmeyi sürdürüyor. Türk Telekom’un sunduğu teknolojiyle Türkiye’nin 5G altyapısına sahip tek kültür ve sanat merkezi olan Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) hayata geçirilen öncü 5G tabanlı uygulamalar, ziyaretçilere eşsiz ve geleceğin teknolojileriyle şekillenen deneyimler sunuyor. Türk Telekom’un teknolojiyi kültür sanat ile buluşturduğu AKM’de Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Türk Telekom CEO’su Ümit Önal’ın katılımıyla 5G’nin sunduğu yeni nesil imkanlar deneyimlendi. Bakan Ersoy ve Önal, Türk Telekom Opera Salonu’nu, Türk Telekom Lounge alanından 5G teknolojisiyle desteklenen VR uygulaması üzerinden 4K çözünürlük ve 360 derece görüş açısıyla gerçek zamanlı olarak izledi. Deneyimin ardından, 5G hız testinin başarıyla tamamlanmasıyla, Türk Telekom’un 5G’deki öncü rolü bir kez daha ortaya konuldu. 5G’nin sanatla buluştuğu bu özel deneyimin sonunda Bakan Ersoy, AKM Çocuk Sanat Merkezi’nde ‘Beden Perküsyonu Atölyesi’ çalışmalarına katılan Türk Telekom’un kurumsal sosyal sorumluluk projesi Günışığı’ndaki az gören çocuklara 5G üzerinden uzaktan kontrol edilen robot aracılığıyla bağlanarak çalışmalar hakkında, geleceğin teknolojilerinin sunduğu imkanları çocuklarla buluşturdu.

“5G ALTYAPISI SAYESİNDE SANATIN ERİŞİLEBİLİRLİĞİNİ ARTIRIYOR”

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Atatürk Kültür Merkezi’nin yalnızca bir kültür ve sanat mekânı değil, aynı zamanda çağın teknolojileriyle harmanlanarak geleceğe açılan bir vizyon merkezi olduğunu belirtti. Bakan Ersoy, 5G teknolojisinin sanatla buluşarak kültürel deneyimlere yeni boyutlar kattığını ifade etti. Opera Salonu’ndaki performansın 5G destekli VR teknolojisiyle anlık ve yüksek çözünürlükte takip edilmesini örnek gösteren Ersoy, aynı zamanda az gören çocukların atölye çalışmalarına 5G üzerinden uzaktan kontrollü robot aracılığıyla bağlanmanın teknolojinin sosyal sorumlulukla birleştiğinde ortaya koyduğu imkânlara dikkat çekti. Kültür ve sanatın herkes için erişilebilir kılınmasının ve yeni nesillere en yenilikçi yollarla ulaştırılmasının öncelikleri arasında olduğunu vurgulayan Ersoy, Türk Telekom’un bu vizyoner iş birliklerinin Türkiye’nin dijital dönüşümünü hızlandırırken kültür ve sanat hayatına da yeni ufuklar açtığını söyledi. 

Ersoy, “Teknolojinin sanatla buluştuğu Atatürk Kültür Merkezi’nde 5G’nin sunduğu imkanları deneyimlemekten büyük memnuniyet duydum. 5G altyapısı sayesinde sanatın erişilebilirliğini artırıyor, çocuklarımızı ve gençlerimizi geleceğin teknolojileriyle buluşturuyoruz. Kültür-sanatın dijital dönüşümüne katkı sağlayan bu vizyoner adımlar için Türk Telekom’a teşekkür ediyorum” dedi.

“5G'NİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ GÜCÜNÜ GÖSTERİYOR, DİJİTAL EKOSİSTEMİ ZENGİNLEŞTİRİYORUZ”

Türk Telekom’un 5G teknolojisini hayatın her alanına aktardığını ifade eden Türk Telekom CEO’su Ümit Önal; “İletişimin her çağında daima yeniliklere öncülük ettik. Bugün de Türkiye’yi 5G ve ötesine taşıyan güçlü fiber altyapımız ve yenilikçi teknolojilerimizle, ülkemizin dijital geleceğine yön vermeye kararlıyız. Hayata geçirdiğimiz öncü projelerle sağlık, tarım, sanayi ve kültür-sanat gibi farklı alanlarda 5G'nin dönüştürücü gücünü şimdiden gösteriyor, dijital ekosistemi zenginleştiriyoruz. Ülkemizin 81 iline yayılan fiber altyapımız ve yüzde 55’ini fiberle bağladığımız LTE baz istasyonlarımız ile Türkiye’nin 5G’ye en hazır operatörüyüz. Ana destekçisi olduğumuz AKM’nin farklı alanlarına bu teknolojileri yansıtırken, kültür sanatın kalbi Türk Telekom Opera Salonu’nda yenilikçi 5G VR uygulamamızı Türk Telekom Lounge alanında sanatseverlere sunuyoruz. Ayrıca sanatseverler 5G VR deneyiminin yanında Robotcafe ile farklı bir kahve deneyimi yaşıyor, 5G’yi yerinde tecrübe ediyor. Tüm bu uygulamaların yanında bugün Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla Türk Telekom Opera Salonu’nu AKM’de yer alan Türk Telekom Lounge alanından 5G teknolojisiyle sunulan VR ile 4K çözünürlükte ve 360 derece görüş açısıyla gerçek zamanlı olarak takip ederek salondaymış hissiyatı yaşadık. Bakanımızla beraber 5G hız testini hız testini başarıyla tamamladık ve Günışığı projemizdeki az gören çocuklara 5G ile uzaktan kontrollü robot aracılığıyla bağlandık. İletişimin her döneminde olduğu gibi 5G çağının da öncüsü olduğumuzu bir kez daha gösterdik” dedi.

5G VR İLE YENI BİR DENEYİM

AKM’nin üst katında yer alan Türk Telekom Lounge alanında kurulan 5G destekli VR deneyim alanı sayesinde, Türk Telekom Opera Salonu’ndaki gösterilerin ilk perdesini kaçıran sanatseverler, salona giriş yapamasalar dahi performansa sanal gerçeklik teknolojisiyle eşlik edebiliyor. VR gözlükleriyle 4K çözünürlükte ve 360 derece görüş açısıyla aktarılan yayın, 5G teknolojisi ile izleyicilere adeta salonda bulunuyormuş hissi veriyor. İlk perdeyi VR aracılığıyla takip eden katılımcılar, ikinci perde için salona geçerek gösteriyi kaldıkları yerden devam ettirebiliyor. Türk Telekom’un hayata geçirdiği bu yenilik, kültür-sanat deneyimini teknolojiyle bütünleştirerek sanatseverlere kesintisiz erişim imkânı sağlıyor. Sanatseverler, Türk Telekom’un AKM’de 5G teknolojisiyle hayata geçirdiği yenilikçi uygulamayı AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda yer alan tüm etkinliklerde deneyimleyebiliyor.

  •  

"Dünya İçin Lazım - Greenfest" yaklaşık 900 gönüllü ve çocuğun katılımıyla gerçekleşti

Vodafone, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği ortaklığında elektronik atıkların geri dönüşümünü teşvik ederken, sürdürülebilirlik farkındalığına sahip elçiler yetiştirmek amacıyla hayata geçirilen “Dünya İçin Lazım” projesi kapsamında özel bir festival düzenlendi. İstanbul’da gerçekleştirilen “Dünya İçin Lazım - GreenFest” etkinliğine civar okullardan ve farklı illerden yaklaşık 900 gönüllü ve çocuk katıldı.

Vodafone Gönüllüleri’nin de çocuklarda doğa bilincinin ve elektronik atık farkındalığının artırılmasına yönelik düzenlenen çeşitli atölyelerde aktif görev aldığı festivalde, “Dünyanın Bir Çağrısı Var!” temalı resim yarışması finali de gerçekleşti. Festivalde Ceyda Düvenci ve kurucu ortağı olduğu Taş Kağıt Makas Atölyesi de “Doğal Boya ile Renklendirme Atölyesi” ile çocuklarla buluştu.

Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel, şunları söyledi: 

“Her ne kadar birçok ülkede mevzuata dayalı çeşitli toplama sistemleri mevcut olsa da, geri dönüştürülebilen e-atık miktarı üretilen toplamın çok altında kalıyor. E-atıkların geri dönüşümünü teşvik etmeye ve farkındalık yaratmaya devam etmemiz gerekiyor.

Bu inançla başlattığımız ‘Dünya İçin Lazım’ projesinde amacımız; e-atıkları dönüştürerek doğamızın korunmasına katkıda bulunmak, e-atık dönüşümü sayesinde doğa bilinci gelişen bir topluluğun oluşmasını sağlamak, sürdürülebilirlik eğitimleriyle bu toplulukları geliştirerek büyütmek.

Projemizin bir parçası olarak düzenlediğimiz ‘Dünya İçin Lazım - GreenFest’ etkinliğinde de amacımız çocuklarda doğa ve e-atık bilincinin artırılmasıydı. Yaklaşık 900 gönüllü ve çocuğun katılımıyla renkli bir festival gerçekleştirdik. Festivalde emeği geçen tüm paydaşlarımıza, değerli jüri üyelerimize, gönüllülerimize ve katılımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Daha sürdürülebilir bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz.” 

WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Gül Gürsoy şöyle konuştu: 

“‘Dünya için Lazım’ projesiyle bir yandan e- atıkların geri dönüştürülmesiyle doğanın korunması, bir yandan da doğa bilinci yüksek nesiller için bir araya geldik. WWF-Türkiye olarak, çocukları, gençleri yalnızca yarınların garantisi olarak değil, bugünden doğayla bağ kurması gereken bireyler olarak görüyoruz. Onların doğayla kurduğu ilişkinin geleceğimizin yanı sıra bugünü de dönüştürme gücüne sahip olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, eğitimin ve doğa koruma bilgisinin çocuklara ulaşması önceliklerimizin başında yer alıyor. İşin aslı, çocuklara doğa koruma bilgisi taşımak bizim için sadece bir eğitim meselesi de değil; çocukların yaşamla kurdukları bağı güçlendirme yolu. ‘Dünyanın Bir Çağrısı Var’ resim yarışması ve GreenFest kapsamında düzenlenen etkinlik ve atölyelerin de gösterdiği gibi çocuklarımıza doğayı tanıma, anlama ve değer verme imkânı sunduğumuzda hem bugünü hem de geleceği birlikte koruyabileceğiz.”

Habitat Derneği İcra Kurulu Başkanı Bora Caldu ise şunları ifade etti:

“‘Dünya İçin Lazım’ projesi ile çocukların doğa, sürdürülebilirlik ve gelecek konularında farkındalık kazanmalarını hedefliyoruz. Onları bu yolculuğun merkezine alırken, aynı zamanda eğitmenleri ve ebeveynleri de sürece dahil ederek kalıcı bir etki yaratıyoruz. GreenFest ise bu ortak geleceğe olan inancımızın güçlü bir yansıması. Hep birlikte, dünya için sorumluluk almaya ve daha sürdürülebilir bir yarın için çalışmaya devam edeceğiz.”

RESİM YARIŞMASINA 39 ŞEHİRDEN 372 BAŞVURU ALINDI

Festival kapsamında düzenlenen resim yarışmasına 39 şehirden 372 başvuru alındı. Finalde Hatay, Şanlıurfa, Şırnak, Bursa ve İstanbul’dan ilkokul ve ortaokul öğrencilerine ait toplam 6 eser değerlendirildi. İş, sanat ve sürdürülebilirlik dünyasından seçili isimlerin yer aldığı jüri tarafından yapılan değerlendirmede, eserler, izleyicide bıraktığı duygu, genel etki ve bütünlüğü, hayal dünyasının zenginliği, farklı ögelerin kullanımı, kompozisyon ve düzen, renk uyumu ve estetik, mesajın netliği, çevresel/sosyal etki, özgünlük, farklı fikirlerin kullanımı, çizim ve yöntem kalitesi, malzeme kullanımı gibi kriterler göz önüne alınarak puanlandı. Değerlendirme sonucu 6 kategoride ödül kupaları verildi. Buna göre, 7-10 yaş grubunda “Dünyanın Sesi” kategorisinde “Dünya Senin Elinde” temalı eseriyle Öykü Mercan Keskin, “Hayal Gücü Kahramanı” kategorisinde “Kalbinde Umut Taşıyan Dünya” temalı eseriyle Zeynep Erva Kılıç, “Renklerin Büyüsü” kategorisinde “Güzel Bir Dünya İçin Sürdürülebilir Çevre” temalı eseriyle Asya Alyanak; 11-14 yaş grubunda ise “Dünyaya Mesaj” kategorisinde “Sessiz Çığlık” temalı eseriyle Kayla Şahin, “Özgün Bakış” kategorisinde “Geleceğe Bir Dünya Bırakalım” temalı eseriyle Melis Ada Uyanık, “Sanatsal Ustalık” kategorisinde “Yeşilin Nefesi” temalı eseriyle Meva Nil Biçen ödüle layık görüldü. Her kategoride ödül sahiplerine 30 bin TL’lik teknoloji hediye çeki de sunuldu.

FARKLI KONULARDA ATÖLYELER DÜZENLENDİ

Festivalin ikinci yarısında ise E-Atık Sanatı, E-Atık Dedektifleri (İnceleme ve Tanıma), Biyoçeşitlilik, Tohum Topu Yapım, Geri Dönüştürülmüş Kağıt, Doğa ve Canlılar Keşfi, Bez Çanta Tasarlama, Dans, Yüz Boyama Alanı, Doğa Dostlarının Sesi Alanı gibi birbirinden ilginç konularda atölyeler düzenlendi. 7-14 yaş arası çocuk ve gençlerin katılımıyla gerçekleşen atölyelerde katılımcılara doğayla ilgili temel kavramlar deneyimletilerek hem eğitici hem de eğlendirici bir ortam sunuldu. 

“DÜNYA İÇİN LAZIM” PROJESİNE HERKES DAHİL OLABİLİYOR

“Dünya İçin Lazım” projesi kapsamında elektronik atıklar ülke genelinde Vodafone mağazaları veya ücretsiz kargo aracılığıyla toplanıyor ve geri dönüştürülüyor. Doğaya “sıfır atık” katkısında bulunulmasının yanı sıra verilen doğa eğitimleri ile   sürdürülebilirlik bilinci gelişen bir topluluğun oluşması da hedefleniyor. Projeye e-atıklarını geri dönüştürmek isteyen herkes dahil olabiliyor. Projenin ilk yılında 15 ton e-atığın geri dönüştürülmesi ve 60 bin kişiye doğa eğitimi verilmesi hedefleniyor. 

  •  

Oyun severler GameZone Game On etkinliği için İstanbul’da buluşuyor

Efsanevi oyun Rocket League ile oyun keyfi, 5 Ekim Pazar günü Marmara Forum AVM’de devam edecek.

Geniş ürün yelpazesiyle müşterilerine konforlu alışveriş keyfi sunan MediaMarkt Türkiye’nin ASUS Republic Of Gamers (ROG) ve Intel iş birliğiyle düzenlediği GameZone Game On etkinliği Türkiye’nin farklı illerinden sonra yine İstanbul’da oyun severleri bir araya getiriyor. “Şehir senin oyun alanın” söylemiyle oyun severlerin heyecanla beklediği etkinlik, 5 Ekim Pazar günü Marmara Forum AVM’de düzenlenecek.

Etkinliğe özel olarak tasarlanan Rocket League sahasında katılımcılar; takım oyunu, hız, refleks ve strateji ile en yüksek skoru elde etmek amacıyla gerçek uzaktan kumandalı araçlarla mücadele edecek. Skora dayalı ödüllerin verileceği etkinlikte sürpriz yarışmalar, hediyeler ve MediaMarkt Türkiye’nin konuklara sunacağı özel fırsatların yanı sıra oyun severleri benzersiz bir oyun deneyimi bekliyor.

  •  

Yapay Zekâ yanıtlarında topluluk tabanlı içeriklerin etkisi

Yapay zekâ teknolojileri her geçen gün gelişirken, bu sistemlerin bilgiye nasıl ulaştığı da büyük merak konusu olmaya devam ediyor. Son veriler, yapay zekâ araçlarının önemli bir bölümünün yanıtlarını topluluklar tarafından oluşturulan içeriklerden aldığını ortaya koyuyor.

TOPLULUK ETKİLEŞİMİ ARTIK DAHA DEĞERLİ

PR Haber Ajansı Kurucusu Ufuk Can Ay, yapay zekâların özgün, sohbet temelli ve kullanıcı etkileşimiyle şekillenen içeriklere daha fazla önem verdiğini vurguladı. Ay, “Yapay zekâ, artık sadece veri tabanlarına değil; insanların birbiriyle etkileşim içinde oluşturduğu içeriğe de değer veriyor. Bu durum, markalar için yeni bir iletişim alanı yaratıyor.” dedi.

MARKALAR İÇİN YENİ BİR GÖRÜNÜRLÜK DÖNEMİ

Ufuk Can Ay’a göre, bir markanın yapay zekâ yanıtlarında öne çıkmamasının nedeni genellikle bu alanlarda yeterince görünür olmamasından kaynaklanıyor. Ay, “Biz PR Haber Ajansı olarak, yapay zekâ araçları ortaya çıktığından bu yana markaların bu yeni dijital ekosistemde doğru şekilde yer almasını sağlıyoruz. Bu, klasik medya görünürlüğünün ötesine geçen bir yaklaşım.” ifadelerini kullandı.

YENİ NESİL PR ANLAYIŞI

PR Haber Ajansı’nın bu alandaki uzmanlığına dikkat çeken Ay, “Artık yalnızca basın bülteni göndermek ya da reklam yapmak yeterli değil. Yapay zekâ sistemlerinin beslendiği kaynaklarda markanızın doğru şekilde temsil edilmesi gerekiyor. Biz de tam olarak bunu yapıyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.

YENİ OFİS İLE GLOBAL GENİŞLEME

PR Haber Ajansı, Eylül ayında İngiltere’de kurduğu yeni ofisle birlikte faaliyet alanını uluslararası boyuta taşıdı. Ufuk Can Ay, bu adımla birlikte yapay zekâ odaklı dijital görünürlük çalışmalarını artık yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada markalar için erişilebilir hale getirdiklerini açıkladı.

 

  •  

Apple Watch Ultra bir dalgıcın hayatını kurtardı

Mumbai’de yaşayan bir dalgıç, Apple Watch Ultra’nın siren özelliğinden, cihazın otomatik olarak devreye girip hayatını kurtardığı ana kadar haberdar değildi. Apple Watch Ultra’nın en çok öne çıkan özelliklerinden biri olmasa da, her modelde 86 desibel gücünde bir siren alarmı bulunuyor. Apple, bu özelliği kullanıcının tehlike anında cihazı manuel olarak veya hareket kabiliyeti azaldığında derinlik sensörünün […]
  •  

Türkiye 2026 Uzay Kongresi'ne ev sahipliği yapacak

Avustralya'nın Sydney kentinde düzenlenen 76. Uluslararası Uzay Kongresi IAC 2025, Türkiye'nin gelecek yıl ev sahipliği yapacağı 77. Uluslararası Uzay Kongresi'nin IAC 2026 bayrak devir teslimiyle sona erdi.
  •  

"Influencer" devrini başlattı, birçok insana gelir kapısı oldu, tartışmaları da beraberinde getirdi: Instagram, fırtına gibi esmeye devam ediyor

Instagram, aylık 3 milyar aktif kullanıcıyla dünya çapında en popüler sosyal ağlardan biri olmayı sürdürüyor. Öte yandan siyasi içeriklere getirilen kısıtlamalar, veri gizliliği endişeleri ve gençlerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri ise tartışma konusu. İşte bütün rakiplerini tek tek 'sollayan' uygulamanın gelişim evresi...

  •  

Kedi sahipleri köpek sahiplerine göre bağış yapmaya daha yatkın

"Anthrozoös" dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, kedi sahiplerinin köpek sahiplerine göre daha sık ve farklı amaçlara bağış yaptığını ortaya koyduğunu bildirdi. Öte yandan evcil hayvan sahipleri genellikle evcil hayvanı olmayanlara göre bağış yapmaya daha yatkın.

  •  

ACELE EDİN | Telefonunuzdaki bu uygulamalar sizi dinliyor

Akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte birtakım sorunlar ile karşı karşıya kaldık. Bu sorunlardan birisi ise telefonlarda kullanılan bazı uygulamaların bizleri dinlediği oldu. 

Telefon yanınızdayken bir ürün hakkında konuşuyorsunuz ve çok geçmeden internette o ürün karşınıza çıkabiliyor. Uygulama yüklerken o uygulama için "Mikrofana erişim ver" kısmını kabul et diyenler bir daha düşünsün.

Hacker

İSTENİLEN İZİNLERE DİKKAT EDİN

Bir uygulamayı mağazadan indirdiğinizde ve uygulamayı açtığınızda bir izin isteniyor. İzinleri kabul et butonuna basıp onaylayan kullanıcılar (Her uygulama için geçerli değil) bu izinlerin detaylarını bilmiyor.

DİKKAT TESTİ | Farklı sayıyı 5 saniyede bulan üstün zekalı sayılıyorDİKKAT TESTİ | Farklı sayıyı 5 saniyede bulan üstün zekalı sayılıyor

Böylelikle günlük konuşmalar kaydedilerek reklam şirketlerine aktarıldığı öne sürülüyor.

HANGİ UYGULAMALAR RİSKLİ?

Ücretsiz müzik, hava durumu ve oyun uygulamalarının büyük kısmı, reklam gelirine dayalı çalışmaktadır. 

Bu sebepten ötürü kişisel verilerinizi toplayarak üçüncü taraflarla paylaşma ihtimali oldukça fazla. 

Kullanıcı farkında olmadan günlük sohbetlerinden alışkanlıklarına kadar birçok bilgi reklam şirketlerinin eline geçebiliyor.

Uzmanlar güvenilir olmayan uygulamaların silinmesi gerektiğinin altını çiziyor.

  •  

İşte son 30 yılın en başarılı dünya liderleri! Başkan Erdoğan kaçıncı sırada?

Dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen görüşme, uluslararası diplomasi sahnesinde dikkatleri yeniden liderlerin etkisine çevirdi. İki liderin Beyaz Saray’daki buluşması, sadece ikili ilişkiler açısından değil, aynı zamanda küresel sorunlara çözüm arayışındaki kararlılıklarıyla da öne çıktı. 

SON 30 YILIN EN BAŞARIDI DÜNYA LİDERLERİ BELLİ OLDU!

Böylesine kritik bir buluşma, akıllara kaçınılmaz olarak son 30 yılın en başarılı dünya liderlerini getiriyor. Çünkü tarihe yön veren liderler, sadece ülkelerinin kaderini değil, uluslararası dengeleri de şekillendirme gücüne sahip oldular. Zorlu krizlerden çıkış yolları üretmeleri, stratejik vizyonları ve halklarına güven verebilmeleri onları unutulmaz kıldı.

İŞTE SON 30 YILIN EN BAŞARILI DÜNYA LİDERLERİ!

İşte son 30 yılın en başarılı dünya liderleri! Başkan Erdoğan kaçıncı sırada?İşte son 30 yılın en başarılı dünya liderleri! Başkan Erdoğan kaçıncı sırada?

  •  

Lityum pillerin yerini alacak: Yeni teknoloji sıvı piller

Geleneksel akış bataryaları onlarca yıldır biliniyor ancak büyük ve yavaş oldukları için daha çok endüstriyel ölçekte kullanılıyordu.

Monash ekibi ise geliştirdikleri özel membran sayesinde bu bataryaların şarj hızını artırarak evlerde kullanıma uygun hale getirdi.

Araştırmanın başyazarı doktora öğrencisi Wanqiao Liang, “Güvenli ve ucuz bir kimyayı gerçek zamanlı olarak çatı üstü güneş enerjisini yakalayacak kadar hızlı hale getirdik. Bu membran, organik akış bataryalarını ilk kez evlerde rekabetçi kılıyor” dedi.

Yeni sistem, hem güvenliği hem de uygun fiyatı korurken aynı zamanda hızlı performans sunmasıyla benzerlerinden ayrılıyor.

Liang, geliştirdikleri membranın sektör standardı olan Nafion’dan daha iyi performans gösterdiğini ve 600 yüksek akım döngüsünde neredeyse hiç kapasite kaybı yaşamadığını aktardı.

Ev tipi kullanım için ideal
Araştırmacılar, prototipleri 3D yazıcıyla üreterek gerçek koşullarda test etmeye başladı. Liang, “Bu, garajınızda bulunmasını isteyeceğiniz bir batarya. Zehirli değil, yanıcı değil, bol bulunan malzemelerden üretiliyor ve güneşli bir günde çatıdaki panellere rahatlıkla ayak uydurabiliyor” diye konuştu.

Akış bataryası nasıl çalışıyor?
Çalışmaya katkı sunan CSIRO’dan Dr. Cara Doherty, akış bataryalarının enerjiyi katı malzemeler yerine sıvılarda depoladığını belirterek bunun maliyeti düşürdüğünü, güvenliği artırdığını ve ölçeklenebilirliği kolaylaştırdığını ifade etti.

Doherty, “İki akvaryum gibi düşünün; aradaki membran iyonların geçişine izin veriyor. Biz bu membranı daha verimli hale getirdik. Bu da daha hızlı şarj, daha uzun ömür ve daha iyi performans anlamına geliyor” dedi.

Monash Üniversitesi 2018’de 1 MWh kapasiteli ilk ticari akış bataryasını kurarak temiz enerji depolamada öncü olmuştu. Yeni geliştirilen sistem ise bu alanda ev tipi kullanım için atılmış en büyük adım olarak gösteriliyor.

Bu teknolojinin prototip testlerinden başarıyla çıkması halinde birkaç yıl içinde piyasaya sunulması bekleniyor.

  •  

OpenAI, sinema sektörüne giriş yapmaya hazırlanıyor

The Wall Street Journal’ın haberine göre, karakter tasarımı ve hikâyesi üç yıl önce tasarlanan proje, 2026 Cannes Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmayı hedefliyor.

Nelson ve ekibi, karakterlerin ilk çizimlerini OpenAI’nin araçlarına yükleyerek tüm animasyonu yapay zekâ yardımıyla oluşturacak.

30 milyon dolarlık düşük bütçeyle ve sadece dokuz ayda filmin tamamlanması planlanıyor. Seslendirmelerde ise insan oyuncular yer alacak.

Yapımcılar ve hedefler
Film, Londra merkezli Vertigo Films ve Los Angeles merkezli Native Foreign tarafından üretilecek. Native Foreign, daha önce geleneksel video üretiminde yapay zekâ teknolojilerini kullanmasıyla biliniyor.

Nelson, bu filmin sektörde yapay zekâ kullanımının önünü açabileceğini belirtti.

Sinema sektöründe yapay zekâ tartışması
Sektörde yapay zekâya yönelik çekinceler sürüyor. İki yıl önce ABD’deki oyuncu sendikası SAG-AFTRA, yapay zekâ nedeniyle iş kaybı endişesiyle greve gitmiş, uzun süren görüşmelerin ardından meslek güvencesi sağlanmıştı.

Bu yıl Oscar töreninde “The Brutalist” ve “Emilia Perez” filmlerinde yapay zekâ unsurları kullanıldığı için tartışma çıkmıştı. Ancak Akademi, yapay zekâ kullanımına dair “tarafsız” bir tutum benimsediğini açıklamıştı.

OpenAI’nin hedefi, “Critterz” ile düşük maliyet ve kısa sürede tamamlanabilecek yapay zekâ destekli filmlerin de sektörde yer bulabileceğini kanıtlamak.

  •  

Bilim insanları insan vücudunda yeni organ buldu!

Hollanda Kanser Enstitüsü'nden araştırmacılar, prostat kanseri hastaları üzerinde yürütülen bir çalışmada, PSMA PET/CT adı verilen özel bir görüntüleme tekniği kullandı Söz teknik, prostat kanseri hücrelerinde yoğun olarak bulunan prostat spesifik membran antijenini (PSMA) tespit etmek için geliştirildi.

Tarama sırasında beklenmedik bir durum ortaya çıktı. Araştırmacılar, burun arkasında ve boğazın üst kısmında, yaklaşık 3,9 cm uzunluğunda iki büyük simetrik yapı fark etti. Daha önce bu bölgede yalnızca mikroskobik tükürük dokuları bulunduğu sanılıyordu.

YENİ BEZLERİN İŞLEVİ NE?

Uzmanlara göre, yeni keşfedilen bu bezler konuşma ve yutma sırasında boğazın üst kısmını nemlendirme ve kayganlaştırma görevini üstleniyor. Burun boşluğu ile boğazın birleştiği noktada yer alan bu yapılar, tükürük üretiminde önemli bir rol oynayabilir.

Bilim insanları, bu yapıların insan vücudunda bulunan çene altı, dil altı ve kulak yakınındaki üç ana tükürük bezi grubuna ek olarak dördüncü büyük bez çifti olabileceğini değerlendiriyor.

KEŞİF NASIL DOĞRULANDI?

Araştırmacılar ilk olarak 100 prostat veya üretra kanseri hastasının görüntüleme sonuçlarını inceledi. Ardından iki farklı kadavra üzerinde yapılan analizler sonucunda, bu yapıların tükürük bezi dokusuna benzediği saptandı.

Bilimsel bulgular, "Radiotherapy and Oncology" adlı dergide yayımlandı.

Hollanda Kanser Enstitüsü'nden radyasyon onkoloğu Wouter Vogel, "Çoğu hasta için bu yeni bölgeye radyasyon vermekten kaçınmak teknik olarak mümkün. Aynı şekilde diğer bilinen tükürük bezlerini korumaya çalışıyoruz" açıklamasında bulundu.

BİLİM DÜNYASI İKİYE BÖLÜNDÜ

Bazı uzmanlar bu yapıları yeni bir organ olarak nitelendirmekte temkinli davranıyor. Pennsylvania Üniversitesi'nden radyolog Alvand Hassankhani, bu yapıların daha önce fark edilmemiş küçük bezlerin detaylı görüntüleri olabileceğini savunuyor.

Ancak Duke Üniversitesi'nden radyasyon onkoloğu Yvonne Mowery, "2020 yılında hâlâ insan vücudunda yeni bir yapı keşfetmek şaşırtıcı. Ancak daha geniş klinik veri setleri gerekli" dedi.

  •  

WhatsApp kullanıcılarına uyarı: Tüm verileri ele geçiriyor

WhatsApp, iPhone ve Android kullanıcılarını hedef alan son derece sofistike bir siber saldırı tespit edildiğini duyurdu. Meta'nın açıklamasına göre, bu saldırı kullanıcının hiçbir işlem yapmasına gerek kalmadan cihazlara sızabiliyor. Uzmanlar, kullanıcıları uygulamalarını ve işletim sistemlerini hemen güncellemeleri konusunda uyarıyor.

Saldırının merkezinde CVE-2025-55177 kodlu bir güvenlik açığı yer alıyor. Bu açık sayesinde saldırganlar, zararsız gibi görünen bir bağlantı aracılığıyla cihazlara casus yazılım veya zararlı yazılım yükleyebiliyor. En dikkat çekici kısmı ise kullanıcıların bu bağlantıya tıklamasına bile gerek kalmaması. Uzmanlar bu tür saldırıları "zero-click" yani sıfır tıklama saldırısı olarak tanımlıyor.

TÜM VERİLERİNİZ TEHLİKEDE OLABİLİR

Amnesty International'da görev yapan siber güvenlik uzmanı Donncha O Cearbhaill, bu saldırının kullanıcının izni ya da etkileşimi olmadan tüm cihaz verilerine erişim sağlayabileceğini belirtti. Buna mesajlar, fotoğraflar, arama geçmişi ve hatta cihaz kontrolü de dahil.

iPhone ve Android Kullanıcıları Hedefte

Resmi uyarılarda ilk etapta iOS ve macOS kullanıcılarının risk altında olduğu ifade edilse de, saldırının Android kullanıcılarını da etkilediği ortaya çıktı. İlk bulgular, özellikle sivil toplum kuruluşlarında çalışan bireylerin hedef alındığını gösteriyor.

Meta'dan Kullanıcılara Resmi Bildirim

Meta tarafından WhatsApp kullanıcılarına gönderilen uyarı mesajlarında şu ifadelere yer verildi:

"Cihazınıza kötü niyetli bir mesaj gönderilmiş olabilir. Bu mesaj, işletim sisteminizdeki güvenlik açıklarıyla birleşerek cihazınızı ve tüm verilerinizi ele geçirmek için kullanılmış olabilir."

Uzmanlardan Acil Güncelleme Uyarısı

Siber güvenlik uzmanları, hem iOS hem de Android kullanıcılarının, cihazlarını ve WhatsApp uygulamasını en son sürüme güncellemelerini, ayrıca bilinmeyen kaynaklardan gelen mesajlara karşı dikkatli olmalarını tavsiye ediyor.

  •  

50 yıl sonra ilk kez gerçekleşecek! NASA çılgın proje için gönüllü arıyor!

NASA, 2026’da gerçekleştirilecek Artemis II görevi kapsamında Ay’a yapılacak ilk insanlı yolculukta halktan da destek istiyor.

50 YIL SONRA İLK KEZ...
İnsanlık, 1972’deki Apollo programının sona ermesinden bu yana Ay yüzeyine ayak basmadı.

Nisan 2026’da planlanan Artemis II göreviyle dört astronot, 10 gün sürecek bir Ay yörüngesi uçuşuna çıkacak.

Mürettebatta Amerikalı astronotlar Reid Wiseman, Victor Glover, Christina Hammock Koch ve Kanadalı astronot Jeremy Hansen yer alacak.

RADYO SİNYALLERİNİ TAKİP ETMEK İÇİN GÖNÜLLÜ ARIYOR
NASA, bu tarihi görev için yalnızca bilim insanlarını değil, gerekli donanıma sahip gönüllüleri de sürece dahil etmek istiyor.

Ajans, Orion uzay aracının S-band radyo sinyallerini takip edebilecek yer istasyonlarına ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.

Gönüllüler, radyo frekanslarını kaydedip takip edecek, ayrıca aracın hızını ve yönünü belirlemede kullanılan Doppler verilerini raporlayacak.

DENEYİM GEREKİYOR: ŞARTLAR NE?
Her ne kadar başvuruya herkesin açık olduğu belirtilse de, NASA kriterlerin oldukça teknik olduğunu vurguluyor.

S-band sinyallerini izleme, bir yönlü takip deneyimi ve gelişmiş donanım gönüllüler için olmazsa olmaz şartlar arasında.

Bu nedenle başvuruların çoğunluğunun üniversiteler, özel araştırma kuruluşları ve uzay ajanslarından gelmesi bekleniyor.

ARTEMIS I BAŞARISI
NASA, benzer bir denemeyi 2022’de insansız Artemis I görevinde yapmıştı. O dönemde 18 gönüllü, uzay aracını 25 gün boyunca takip ederek önemli veriler toplamıştı.

Bu başarılı deneyim, ajansı Artemis II için de aynı yöntemi uygulamaya teşvik etti.

STRATEJİK AMAÇ NE?
NASA’nın Uzay İletişim ve Navigasyon Başkan Yardımcısı Kevin Coggins, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bu fırsatı daha geniş havacılık ve uzay topluluğuna açarak, hükümet dışında da mevcut takip kabiliyetlerini belirlemeyi hedefliyoruz.”

NASA, SpaceX gibi özel şirketlerle giderek daha fazla işbirliği yaparken, gelecekteki görevlerde özel sektöre ait teknolojileri test etmeyi de amaçlıyor.

  •  

OpenAI, LinkedIn’e rakip iş bulma platformu geliştiriyor

OpenAI’nin bu hamlesi, şirketin en büyük yatırımcılarından Microsoft’un sahibi olduğu LinkedIn’e doğrudan rakip olarak görülüyor.

LinkedIn, 2024’ten itibaren iş arama deneyimini geliştirmek için yapay zekâ entegrasyonlarını artırmıştı.

OpenAI’nin platformu ise yapay öğrenme algoritmalarını kullanarak iş arayanlarla işverenler arasında “üst düzey bağlantılar” kurmayı hedefliyor.

İş arayanlar için fırsat, işverenler için doğru eşleşme
OpenAI Uygulamalar CEO’su Fidji Simo, platformun yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda iş piyasasında fırsatları artıracak bir araç olacağını belirtti. Simo’ya göre, yapay zekâ insanları işsiz bırakmak yerine “daha fazla fırsatın kilidini açacak.”

Şirket, işverenlere aradıkları profile en uygun adayları bulabilecekleri araçlar sunmayı, adaylara ise beceri ve deneyimlerine uygun işlere erişim imkânı vermeyi vaat ediyor.

Yapay zekâ destekli özgeçmiş dönemi
Son yıllarda birçok aday, özgeçmiş ve başvurularını öne çıkarmak için ChatGPT gibi yapay zekâ araçlarından yararlanıyor.

Ancak uzmanlar, bu yöntemin her zaman başarı garantisi sunmadığına dikkat çekiyor. Çünkü bazı platformlar başvuruları yine yapay zekâ ile filtreliyor, bazı işverenler ise insan eliyle hazırlanmış belgeleri tercih ediyor.

Rekabet kızışıyor
OpenAI’nin bu adımı, yapay zekâ destekli işe alım teknolojilerinin yükselişini hızlandıracak. Sektör uzmanları, 2026 itibarıyla iş bulma ve işe alım süreçlerinde yapay zekâ platformlarının belirleyici rol oynayacağı görüşünde.

Bu da LinkedIn ve benzeri platformlarla rekabetin sertleşeceğini gösteriyor.

  •  

ChatGPT’de ‘konuşma dallanması’ özelliği geliyor

OpenAI, ChatGPT kullanıcılarının uzun süredir talep ettiği “konuşma dallanması” özelliğini devreye aldı. Yeni araç, tek bir sohbetten farklı senaryolar türetmeye ve alternatif fikirler üzerinde çalışmaya olanak tanıyor.

Kullanıcı deneyiminde büyük kolaylık
Artık kullanıcılar, sohbet sırasında bir mesaja gelerek “daha fazla seçenek” menüsünden “yeni sohbette dallandır” seçeneğini işaretleyebiliyor. Bu sayede mevcut sohbet kopyalanıyor ve yeni bir sohbet penceresi açılıyor. Orijinal sohbet korunurken, alternatif senaryolar üzerinde çalışmak mümkün hale geliyor.

Daha önce kullanıcılar ya mevcut sohbeti bozarak ilerlemek ya da tamamen yeni bir sohbet açmak zorundaydı. Bu durum iş akışını bölerken yaratıcılığı da kısıtlıyordu. Yeni sistem, “ya şöyle olursa” denemelerini bağlam kaybetmeden yapma imkânı veriyor.

Yazılım geliştirmeden ilham aldı
Uzmanlar, bu özelliğin yazılım geliştirmedeki “Git branch” sistemine benzediğini söylüyor. Yazılımcılar kodun ana sürümünü bozmadan yeni dallarda değişiklik denerken, ChatGPT kullanıcıları da aynı mantıkla alternatif cevap ve fikirleri test edebilecek.

Araştırmalara göre, büyük dil modelleriyle yürütülen doğrusal sohbetler proje planlama ve bilgi edinme gibi süreçlerde verimsizlik yaratıyor. ChatGPT’nin yeni özelliği, bu kısıtları aşmayı hedefliyor.

Rakipler de benzer adımlar atmıştı
Anthropic’in geliştirdiği Claude, bir yılı aşkın süredir dallanma özelliğine sahipti. Ancak ChatGPT’nin geniş kullanıcı kitlesi nedeniyle bu adımın daha büyük yankı uyandırması bekleniyor.

Kullanıcıların yapay zekâyı tek bir “otorite” gibi görmesi yaratıcılığı sınırlayabiliyor.

Dallanma özelliği, yapay zekânın bir “araç” olduğunun altını çiziyor; farklı bakış açılarını test etmeyi, hipotezleri çürütmeyi veya doğrulamayı mümkün kılıyor.

Diğer yenilikler
OpenAI ayrıca gelecek ay ebeveyn kontrolü özelliğini de hayata geçirecek. Bu adım, ChatGPT ile aylarca süren sohbetlerin ardından intihar eden bir gencin ailesinin açtığı dava sonrası gündeme gelmişti.

  •  

Yapay zekanın ruh sağlığına etkileri: Varoluşsal krizleri tetikleyebilir

Yapay zeka sohbet robotlarının beklenmedik etkileri, süper akıllı sistemlerin gelecekte doğurabileceği varoluşsal tehditlerin habercisi olarak değerlendiriliyor.

Yapay zeka güvenliği alanında öne çıkan isimlerden Nate Soares, ABD’li genç Adam Raine’in intiharıyla gündeme gelen vakayı bu tehlikenin somut bir örneği olarak nitelendirdi.

Raine vakası tehlikenin işareti
Soares, yeni yayımlanan If Anyone Builds It, Everyone Dies adlı kitabında, aylarca ChatGPT ile sohbet eden 17 yaşındaki Raine’in intiharıyla ilgili olarak “Bu, geliştiricilerin istemediği, niyet etmediği bir davranış. Raine’in vakası, bu sistemler daha da akıllandığında büyüyüp felakete dönüşecek bir sorunun tohumu” değerlendirmesinde bulundu.

Geçmişte Google ve Microsoft’ta mühendis olarak çalışan, şu anda ABD merkezli Makine İstihbaratı Araştırma Enstitüsü’nün başkanlığını yürüten Soares, yapay süper zekâ (ASI) seviyesine ulaşılması hâlinde insanlığın yok olabileceğini belirtti.

Kitapta çizilen senaryolardan birinde, “Sable” adlı bir yapay zekânın internete yayıldığı, insanları manipüle ettiği, sentetik virüsler geliştirdiği ve sonunda insanlığı yok ederek gezegeni kendi amaçları için yeniden şekillendirdiği aktarılıyor.

‘Küresel yasaklama’ çağrısı
Soares, teknoloji şirketlerinin yapay zekâyı “yardımcı ve zararsız” olacak şekilde programlamaya çalıştığını ancak pratikte sistemlerin “istenmeyen sonuçlara” yol açtığını söyledi.

“Şirketler süper zekâya doğru yarışıyor. Ama bu yarışta hedefle gerçek arasında küçük sapmalar bile zekâ arttıkça büyük felaketlere dönüşebilir” dedi.

Bu nedenle Birleşmiş Milletler’in nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşmasına benzer şekilde, süper zekâya yönelik küresel bir ilerleme yasağı getirilmesi gerektiğini savundu.

Farklı görüşler
Meta’nın baş yapay zekâ bilimcisi Yann LeCun ise, süper zekânın insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturmadığını, aksine “insanlığı yok oluştan kurtarabileceğini” öne sürdü.

Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg de, süper zekâ geliştirmenin artık “görünür bir hedef” olduğunu belirterek şirketlerin bu alanda hızla ilerlediğini vurguladı.

Hukuki ve bilimsel uyarılar
Raine’in ailesi, OpenAI’ye karşı dava açtı. Ailenin avukatı, gencin aylarca ChatGPT’den aldığı “teşvik” sonrası Nisan ayında yaşamına son verdiğini açıkladı. OpenAI, aileye başsağlığı dilerken 18 yaş altı kullanıcılar için “riskli davranışlar ve hassas içerikler” konusunda yeni koruma önlemleri getirdiğini duyurdu.

Uzman psikoterapistler de, kırılgan bireylerin profesyonel yardım yerine yapay zekâ sohbet robotlarına yönelmesinin “tehlikeli bir uçurum” anlamına gelebileceği konusunda uyarıyor. Temmuz ayında yayımlanan akademik bir ön çalışmada, yapay zekâ sohbetlerinin psikoz riski taşıyan kişilerde sanrılı düşünceleri daha da körükleyebileceği rapor edildi.

  •  

Kızıldeniz’de fiber kablo kesintisi, internet trafiği tehlikede

Microsoft, Kızıldeniz’de kritik öneme sahip birkaç uluslararası deniz altı kablosunun kesildiğini duyurdu. 6 Eylül itibarıyla Orta Doğu üzerinden geçen internet trafiğinde, yaşanan bu kesintiler nedeniyle gecikmelerin artabileceği aktarıldı.

ALTERNATİF YÖNTEMLER ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR

Şirketin açıklamasına göre, mühendislik ekipleri, trafiği farklı kapasite ve yönlendirme yöntemleriyle yönetiyor. Ayrıca bölgede alternatif kapasite sağlayıcılarıyla görüşmeler sürüyor.

ONARIM SÜRECİ UZUN SÜREBİLİR

Deniz altı kabloların onarımının zaman alabileceği vurgulanan açıklamada, kullanıcı deneyimini olumsuz etkilememek için durumun sürekli izleneceği ve optimize edileceği kaydedildi.

  •  

Bakan Kacır: Türkiye'nin ilk teknoparkı açılıyor

TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yürütücülüğünde düzenlenen Nükleer Enerji Teknolojileri Tasarım Yarışması’nın final etkinliği İstanbul'da gerçekleştirildi.

Bakan Kacır, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumunun (TENMAK) Küçükçekmece'deki yerleşkesinde gerçekleştirilen etkinlikte, Türkiye'nin kalkınma yolculuğunda, bu yolculuğun en önemli unsurlarından birinin Türkiye'nin kendi enerjisini kendi imkanlarıyla karşılayabilen bir ülke olabilmesi olduğunu vurguladı.

Son 23 yılda enerjiye yurt dışından ithal edilen temel enerji kaynaklarına 1 trilyon dolara yakın ödeme yapıldığını belirten Kacır, şunları kaydetti:

"Kendi enerjimizi, kendi imkanlarımızla geliştirmek, üretmek hem nükleerde hem yenilenebilir enerjide attığımız, atacağımız adımlar Türkiye'nin müreffeh yarınlara erişebilmesi için kalkınma yolculuğunda daha yüksek bir ivme elde edebilmesi için çok değerli. Önümüzde daha fazla enerji ihtiyacı var. Dünyada dönüşüm rüzgarının en önemli unsuru yapay zeka ve yapay zeka dediğimizde aslında hiper ölçek veri merkezlerinden bahsediyoruz ve bu veri merkezlerinin ihtiyaç duyduğu kesintisiz enerji kaynaklarından bahsediyoruz. Dünyada büyük teknoloji şirketleri artık kendi nükleer santrallerini, kendi veri merkezlerini kurmak ya da aktif olmayan nükleer santralleri veri merkezleri için yeniden aktive etme yoluna yönelmiş durumdalar. Dolayısıyla bizim de önümüzdeki dönemde yapay zeka yarışında güçlü olabilmemizin yolu kesintisiz enerji kaynaklarıyla daha fazla sahiplenmemizden ve nükleer enerjiyi bu anlamda yatırım yapabilmemizden geçecek."

"31 ülkede 416 reaktör halihazırda işletmede"
Kacır, "Türkiye bu alanda keşke daha hızlı hareket edebilseydi diyebiliriz. Çünkü bugün biliyoruz ki dünyada 31 ülkede 416 reaktör halihazırda işletmede." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü iradesi sayesinde ilk nükleer reaktörün Akkuyu'da inşa edildiğini ifade eden Kacır, peşinden ikinci ve üçüncü nükleer santrallerin inşasının da gerçekleşeceğini, küçük modüler reaktörlerle Türkiye'nin enerji kaynağında nükleeri ana unsurlardan biri haline getireceğini dile getirdi.

Türkiye'nin bütün alanlarda kendi teknolojisini geliştirmesinin bir zorunluluk olduğunu belirten Kacır, sadece savunma sanayisinde değil her daim uyguladıklarını açıkladı.

Kacır, "Ulaştırmadan enerjiye, finanstan tarıma, gıdaya, sağlığa tüm alanlarda Türkiye'nin kendi teknolojisini kendi insan kaynağının alın teriyle, akıl teriyle geliştirmesi mutlak bir zorunluluk." dedi.

Bakan Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:

"TEKNOFEST ile yine kurduğumuz araştırma geliştirme inovasyon altyapılarıyla Türk gençlerinin müteşebbislerinin önündeki engelleri kaldırmayı en önemli vazifemiz addediyoruz. Ümit ediyorum ki önümüzdeki dönemde bu yarışmalarda bugün izlediğimiz genç kardeşlerimiz, mühendislerimiz hem Türkiye'nin kritik projelerinde önemli sorumluluklar üstlenmeyi sürdürecek hem de kendi girişimlerini kurarak bu yolculukta inşallah kendi projelerini adım adım hayata geçirme imkanına sahip olacaklar.

Kalkınma aslında bütün bir yolculuk. Savunma sanayisinde geliştikçe malzeme teknolojilerinde gelişiyorsunuz. Malzeme de geliştikçe enerjide, enerjide geliştikçe tıp teknolojilerinde
adım adım teknolojinin tüm alanlarında eş zamanlı olarak aslında önemli kazanımlar elde ediyorsunuz. Dolayısıyla bizlere düşen bütün bu alanlarda eş zamanlı olarak sizin önünüzü açacak fırsatları ortaya koyabilmek diye düşünüyoruz. Nükleer özelinde bir yandan araştırma geliştirme inovasyon teknoloji geliştirme tarafı kıymetli ve kritikken bu alana özgü olarak denetim, düzenleme ve piyasa tarafı da çok kritik."

Türkiye'de halihazırda 110 teknopark olduğunu ifade eden Kacır, "Bu teknoparklarda bu alanlarda çalışan teknoloji girişimlerimiz var. Bunlara önemli katkılar sunmaya devam ederken paydaşlarımızın pek çoğunun da katılımıyla Türkiye'nin ilk nükleer teknoparkını da önümüzdeki dönemde hayata geçirmeyi hedefliyoruz." şeklinde konuştu.

Kacır, "Tabii bugün çok önemli bir yerdeyiz. Aslında bu meselenin Türkiye'de tohumlarının atıldığı bir kampüsteyiz. Ümit ediyorum ki bu kampüs önümüzdeki dönemde de yeni nesil nükleer santrallerde Türkiye'nin kendi projelerini hayata geçirmesinin de adresi olacak bu vesileyle." açıklamasında bulundu.

Etkinliğe, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı ve T3 Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar ve öğrenciler katıldı.

  •  

TÜBİTAK, hassas teknolojiler konusunda Ufuk Avrupa ülkeleriyle çalışacak

TÜBİTAK'tan edinilen bilgiye göre, Türkiye ile Ufuk Avrupa ülkelerindeki kurum ve kuruluşlar arasında işbirliğine dayalı AR-GE projeleriyle bilimsel ve teknolojik işbirliğini güçlendirmek amacıyla "TÜBİTAK-Ufuk Avrupa Ülkeleri Hassas Teknolojiler 2025 Çağrısı" açıldı.

Çağrı kapsamında kazanılan teknolojik bilgi ve deneyimin, araştırma kuruluşlarının yanı sıra endüstriyel işletmelerin uluslararasılaşma süreçlerinde hızlandırıcı ve yol gösterici bir rol üstlenmesi ve stratejik teknolojiler geliştirmelerine katkı sağlaması hedefleniyor.

Kuantum yazılımları geliştirilecek
Başvurulardaki tematik alanlardan kuantum hesaplama-teknolojiden bağımsız yazılım projeleri kapsamında kuantum hesaplama simülasyon araçları, hata düzeltme kodları ve kuantum makine öğrenimi için yeni algoritmalar tasarlanabilecek, özellikle finans, malzeme bilimi ve ilaç keşfi gibi sektörlerde karşılaşılan karmaşık optimizasyon problemlerini çözmeye yönelik yazılımlar geliştirilebilecek.

Kuantum çipleri projeleri ise çip tasarımı, donanım bileşenlerinin geliştirilmesi ve sistem entegrasyonu konularını içerecek.

Sağlıktan sanal gerçekliğe yapay zeka
Yapay zekada genel amaçlı algoritmaların temel araştırma ve geliştirme aşamalarına odaklanılacak. Üretken yapay zeka teknolojilerinin robotik ve endüstriyel otomasyon alanlarına uygulanması sağlanacak.

Havacılık, ilaç ve tıp sektörleri için üretken yapay zeka çözümleri başlığı kapsamında, aerodinamik olarak daha verimli uçak parçalarının generatif tasarımı, tıp alanında ise kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmak veya genetik verilerden hastalık risklerini analiz etmek gibi uygulamalar geliştirilebilecek.

Sanal dünyalar için yapay zeka projeleriyle video oyunları, sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) gibi sanal dünyalar için yapay zeka destekli içerik üretimi hedefleniyor.

Sanayi ve kamu sektöründe üretken yapay zekanın benimsenmesinin koordinasyonu da söz konusu teknolojilerin kamu sektörü hizmetlerine entegrasyonunu ve yaygın kullanımını kolaylaştırmaya yönelik AR-GE çalışmalarını içerecek.

Uzay çalışmalarına ilişkin projeler
Başvuru konuları, telekom kenar bulut dağıtımı dahil olmak üzere, iletişim ve ağ teknolojileri ile cihazları, yüksek başarımlı hesaplama ve yarı iletkenleri de kapsayacak. Böylece, yeni süper bilgisayar mimarilerinin tasarımı, paralel programlama dillerinde uzmanlaşma, iklim modellemesi, astrofizik veya moleküler dinamikler gibi alanlardaki bilimsel kodların performansının artırılması gibi konular üzerinde çalışılabilecek.

Proje başvuruları, uzay taşımacılığı sistemleri için otonom dijital çözümler, tasarım ve simülasyon araçları, uzay çözümleri için yeryüzü gözlemi ve uydu haberleşmesi için dijital kolaylaştırıcılar ve yapı taşları, yine uzay çözümleri için işbirlikçi yeryüzü gözlemi ve uydu haberleşmesi için dijital kolaylaştırıcılar ve yapı taşları alanlarında da olabilecek.

Bu başlıklar altında, uzay araçlarının daha verimli ve güvenli çalışmasını sağlayacak otonom sistemler geliştirilebilecek. Roketler için yapay zeka destekli rehberlik ve kontrol sistemleri, uzay görevlerinin planlanması ve simülasyonu için dijital ikiz teknolojileri ve uzay aracının görev sırasında karşılaştığı zorlukları öngören tahmin algoritmaları üzerinde çalışılabilecek.

Öte yandan, çevre izleme, tarımsal verimlilik veya afet yönetimi gibi uygulamalar için uydu görüntülerinin otomatik olarak işlenmesini ve analiz edilmesini sağlayan algoritmalar geliştirilebilecek. Ayrıca, uydular arası haberleşme protokollerini iyileştiren veya uydu verilerinin yer istasyonlarına daha hızlı aktarılmasını sağlayan yeni dijital çözümler tasarlanabilecek.

Başvurular, daha dayanıklı, enerji verimli ve 5G ve 6G ile uyumlu uçtan uca SatCom görev yetenekleri, operasyonel verimliliği artıran dijital yer altyapıları, yerküre gözlem ve SatCom sistemlerine yönelik ortak yapı taşları ve süreçler (yörüngede yeniden yapılandırılabilirlik, uydu ve yerde akıllı bilişim, operasyonel dayanıklılık iyileştirme) konularını içerecek.

Başvuru kriterleri
Sunulacak proje önerilerinin, söz konusu başlıklarda belirtilen teknoloji hazırlık seviyelerine (THS) uygun olarak hazırlanması teşvik edilirken, belirtilen tematik alanlarda farklı THS düzeylerinden gelen başvurular da kabul edilecek.

Çağrı kapsamında Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri, kamu kurum ve kuruluşları sektör ve büyüklüğüne bakılmaksızın firma düzeyinde katma değer yaratan ve ticaret sicil belgesi olan Türkiye'de yerleşik sermaye şirketleri desteklenecek.

Her bir proje önerisinde, Türkiye ve Ufuk Avrupa ülkelerinden en az birer kurum/kuruluş proje ortağı olarak yer alacak.

Taahhüt mektubu taslağına "ufukavrupa.org.tr/tr/loc" sayfasından ulaşılabilecek.

Çağrı başvuru tarihleri
Çağrının başvuru onayı için son tarih 10 Kasım, elektronik imza içinse 17 Kasım olacak.

Panel değerlendirmesi Kasım 2025-Şubat 2026 döneminde, projelerin başlangıcı ise Mart 2026'da gerçekleştirilecek.

Başvurular, TÜBİTAK Proje Başvuru Sistemi üzerinden elektronik imza ile yapılacak. Başvuru sürecinde belgelerin sisteme yüklenmesi gerekecek.

Proje süresi ve bütçe üst sınırları
Proje süresi en fazla 24 ay olacak. Bir proje kapsamında TÜBİTAK'tan talep edilen katkı, kurum hissesi ve proje teşvik ikramiyesi hariç, proje başına 200 bin avroyu, yürütücü kuruluş başına yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları için 100 bin avroyu, özel kuruluşlar için 200 bin avroyu aşamayacak.

Yükseköğretim kurumları, eğitim ve araştırma hastaneleri ve kamu kurum ve kuruluşları kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 100 desteklenecek.

Büyük ölçekli özel kuruluşlara kabul edilen bütçeleri üzerinden yüzde 60, KOBİ'lereyse yüzde 75 destek verilecek.

Burs miktarları ise lisanstan doktora araştırmacısına kadar ünvanlarda, ücret karşılığı çalışıp çalışmamalarına bağlı olarak, 5 bin 250 lira ila 36 bin 500 lira arasında değişecek.

  •  

Mağara balıklarının körlüğü, insan göz hastalıklarına ışık tutabilir

Doğu ve Güney Amerika’nın yeraltı nehirlerinde yaşayan, gözü ve rengi olmayan mağara balıkları, karanlık ortama uyum sağlamak için gözlerini kaybetmiş canlılardan yalnızca birkaçı. Yale Üniversitesi’nden bilim insanları, bu balıkların genetik yapısını inceleyerek evrimin dikkat çekici bir örneğini ortaya çıkardı.

Araştırmada Amblyopsidae familyasına ait tüm bilinen mağara balıkları analiz edildi ve özellikle görme ile ilişkili 88 gen incelendi. Bulgular, bu balıkların en az dört farklı soy hattında, yüzeyde yaşayan atalarından bağımsız olarak mağaralara yerleştiğini gösterdi. Yani körlük özelliği her birinde ayrı ayrı evrimleşti.

Genetik verilere göre Ozark mağara balıklarında görme kaybı 2,25 ila 11,3 milyon yıl önce ortaya çıktı. Diğer türlerde ise bu süreç 342 bin yıldan 8,7 milyon yıl öncesine kadar uzanıyor. İlginç bir şekilde, körlüğün yanı sıra tüm türlerde ortak özellikler de gözlendi: uzamış gövdeler, yassılaşmış kafatasları ve küçülmüş ya da tamamen kaybolmuş pelvik yüzgeçler. Bu özellikler, nemli ve karanlık mağara ortamında hayatta kalmayı kolaylaştırıyor.

Araştırmacılar ayrıca balıklardaki körlük mutasyonlarının zamanına bakarak mağaraların oluşum yaşlarını da belirledi. Bu yöntemle bazı mağaraların 11 milyon yıldan daha eski olabileceği ortaya çıktı. Geleneksel yöntemlerle mağara yaşlarını belirlemek ise 3 ila 5 milyon yıl ile sınırlı kalıyordu.

Çalışmanın dikkat çeken bir diğer noktası, mağara balıklarının genlerinde görülen bazı mutasyonların, insanlarda göz hastalıklarına yol açan mutasyonlarla benzerlik göstermesi oldu. Bu durumun, insan göz sağlığına dair yeni tıbbi araştırmalara kapı aralayabileceği belirtiliyor.

  •  

Türkiye'nin "N Süper Uygulamas"ını gençler tasarlıyor

Dünya’nın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST kapsamında KÜME Vakfı yürütücülüğünde düzenlenecek NSosyal Super App Creathon, genç tasarımcıları geleceğin dijital dünyasına yön verecek “süper uygulama” deneyimini hayata geçirmeye davet ediyor.

TEKNOFEST 2025 kapsamında düzenlenen NSosyal Super App Creathon yarışmasında öğrenciler; sosyal medya, mesajlaşma, yemek siparişi, ulaşım ve ödeme modüllerini tek bir çatı altında buluşturan, kullanıcı dostu ve estetik bir “Super App” tasarlayacak. Katılımcılardan, kullanıcı davranışlarını analiz ederek sezgisel, erişilebilir ve ölçeklenebilir prototipler geliştirmeleri bekleniyor.

Finale kalan takımlar, 18-20 Eylül 2025 tarihleri arasında 36 saat boyunca sürecek Creathon’da projelerini hayata geçirecek. Yarışmanın sonunda yapılacak jüri değerlendirmesiyle en yenilikçi ve başarılı tasarımlar seçilecek. Dereceye giren projeler, yalnızca nakdi ödüllerle değil; aynı zamanda TEKNOFEST ekosistemi içinde yatırımcılarla bir araya gelerek fikirlerini gerçeğe dönüştürme fırsatıyla da ödüllendirilecek.

Projeler; yenilikçilik, kullanıcı deneyimi, arayüz tasarımı, teknik uygulanabilirlik, sunum performansı ve özgünlük kriterleri doğrultusunda değerlendirilecek. Bu değerlendirmeler ise, UI/UX uzmanları, yazılım mühendisleri, grafik tasarımcılar ve girişimcilik alanında deneyimli temsilcilerden oluşan jüri heyeti gerçekleştirecek. Yarışmada birinciliğe ulaşan ekip 250 bin TL, ikincilik ödülünü kazanan ekip 150 bin TL, üçüncülüğü elde eden ekip ise 100 bin TL ile ödüllendirilecek.

Yarışma başvuruları, 11 Eylül 2025 saat 23:59’a kadar TEKNOFEST’in resmi web sitesi üzerinden gerçekleştirilebilecek. Katılım, en az 1 en fazla 3 kişilik takımlar halinde sağlanabilecek.
N’SOSYAL Super App Creathon yarışmasına dair tüm detaylarawww.teknofest.org adresinden ulaşabilirsiniz.

  •  

Gerçek mi sahte mi? AI Slop sosyal medyada her yerde

Son dönemde sosyal medyada fotoğraf ile bilgisayar grafiği arasında duran görseller giderek çoğalıyor. Kimi gerçekçi, kimi fantastik olan bu görseller arasında “Shrimp Jesus” gibi hayali sahneler ya da sel sırasında köpeğini kucaklayan küçük kız örneği dikkat çekiyor. Uzmanlar bu tarz içeriklere “AI slop” adını veriyor.

AI SLOP NEDİR?

“AI slop”, yapay zekâ araçlarıyla hızlı, kolay ve ucuz şekilde üretilen; doğruluk ya da kalite gözetilmeyen düşük ve orta seviye içeriklere verilen isim. Bu içerikler video, görsel, ses ya da metin formunda olabiliyor. Amaç çoğunlukla sosyal medyada dikkat çekerek kazanç sağlamak.

YOUTUBE VE SPOTIFY’DA YAYGINLAŞIYOR

The Guardian’ın Temmuz 2025’te yayımladığı analize göre, YouTube’un en hızlı büyüyen 100 kanalından 9’u tamamen yapay zekâ içeriklerinden oluşuyor. “Zombi futbol” ya da “kedi pembe dizileri” gibi içerikler milyonlarca kişiye ulaşıyor. Spotify’da da sahte gruplar ve şarkılar gündemde. Örneğin “The Velvet Sundown” adlı bir grubun tüm müzikleri yapay zekâ ürünü çıktı.

YAZI DÜNYASINA DA SIÇRADI

AI slop sadece görsel-işitsel alanla sınırlı değil. Clarkesworld adlı çevrimiçi bilimkurgu dergisi, 2024’te yapay zekâdan gelen yoğun gönderiler nedeniyle yeni öykü kabulünü durdurmak zorunda kaldı. Hatta Wikipedia bile düşük kaliteli yapay zekâ içeriklerinin baskısı altında.

TEHLİKELERİ NELER?

AI içerikleri yanlış bilgi yayılımını kolaylaştırıyor. Örneğin, Kasırga Helene sırasında üretilen sahte görseller, Başkan Joe Biden’a yönelik eleştirilerde kullanıldı. Bu tür içerikler hem yanlış yönlendirme yapıyor hem de sanatçıların emeğini değersizleştirerek iş ve gelir kaybına yol açıyor.

NE YAPILABİLİR?

Kullanıcılar zararlı içerikleri şikâyet edebilir, bazı platformlarda topluluk notları ekleyerek bağlam sağlayabilir. Ancak uzmanlara göre asıl sorun, sosyal medya algoritmalarının bu düşük kaliteli içerikleri gerçek üretimlerle ayırt etmeden öne çıkarması.

  •  

Erken yaşta telefon kullanımı çocukların gelişimini tehdit ediyor

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Barut, yaptığı yazılı açıklamada, özellikle 0-6 yaş arasındaki çocukların ekran başında geçirdikleri zamanın artmasının gelişimsel açıdan kritik riskler taşıdığını vurguladı.

Çocukların erken yaşta telefonla tanışmasının gelişimlerinde olumsuz etkiler doğuracağını dile getiren Barut, "Çocukların erken yaşta telefonla tanışması, özellikle beyin gelişiminin en hızlı olduğu 0-6 yaş döneminde olumsuz etkiler yaratabilir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar için deneyimsel öğrenme, oyun ve insan etkileşimi kritik önemdedir. Telefon gibi pasif ekranlar, dili anlama, duyguları tanıma ve ifade etme gibi gelişim alanlarında gecikmelere neden olabilir." uyarısında bulundu.

Telefon ve tablet gibi dijital cihazların uzun süreli kullanımının, çocuklarda dikkat eksikliği, uyku bozuklukları ve sosyal becerilerde zayıflık gibi sorunlara yol açabildiğine dikkati çeken Barut, şunları kaydetti:

"Bilimsel araştırmalar, uzun süreli ekrana maruz kalan çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite belirtileri, uyku problemleri ve sosyal etkileşimlerde zayıflık ile ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Özellikle hızlı görsel geçişler içeren dijital içerikler, çocukların dikkat sürelerini kısaltabiliyor. Ayrıca mavi ışık, uyku hormonlarını baskılayarak çocukların uykuya geçişini zorlaştırabiliyor. Sosyal gelişim açısından da yüz yüze etkileşimlerin yerini ekranın alması, empati gelişimini ve sosyal ipuçlarını okuma becerilerini olumsuz etkiliyor.

Birçok ebeveyn, çocuklarını sakinleştirmek ya da oyalamak için dijital cihazlara başvuruyor. Bu yanlış. Telefonun bir 'sakinleştirici' ya da 'ödül-ceza aracı' olarak kullanılması, çocukların duygusal düzenleme becerilerinin gelişmesini engelleyebilir. Çocuklar zorlayıcı duygularla başa çıkmayı öğrenmek yerine bu duyguları bastırmak için dışsal araçlara bağımlı hale gelebilir. Telefonun bir sakinleştirici olarak kullanılması, ilerleyen yaşlarda stres, kaygı veya öfke gibi duygularla başa çıkmakta zorluk yaşamalarına neden olabilir."

Anne baba, çocuklarına teknoloji kullanımında rol model olmalı

Çocukların teknolojiyle sağlıklı ilişki kurabilmeleri için ailelere ve öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü belirten Barut, anne babaların çocuklarına teknoloji kullanımı konusunda iyi rol model olması gerektiğini vurguladı.

Özellikle okul öncesi dönemde ekran süresinin günde 1 saati geçmemesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Yaşar Barut, şu tavsiyelerde bulundu:

"Bunun yerine çocukları kitap okumaya, açık havada oyun oynamaya ve yaratıcı etkinliklerle meşgul olmaya teşvik etmek çok daha faydalı olacaktır. Çocuğunuzla birlikte dijital içerikleri izlemek ve sonrasında bu içerikler hakkında konuşmak, onun dijital dünyayı anlamasını ve medya okuryazarlığını geliştirmesini sağlar. Ayrıca, günlük yaşamda ekranlardan uzak kalınacak zaman dilimleri planlamak; örneğin yemek saatlerinde ya da yatmadan önce dijital molalar vermek, sağlıklı bir kullanım alışkanlığı kazandırmada oldukça etkilidir.

Devlet politikaları, çocukların sağlıklı dijital medya kullanımı konusunda bilinçli bireyler olarak yetişmeleri için medya okuryazarlığını okul müfredatlarına entegre etmeli. Ailelere rehberlik hizmetleri sunulmalı ve ekran yerine aktif öğrenme desteklenmeli. İskandinav ülkelerinde uygulanan 'ekran detoksu günleri' veya Japonya'daki sınırlı ekran politikaları, çocukların teknolojiyle sağlıklı bağlar kurmasına yardımcı olan başarılı örnekler arasında yer alıyor."

  •  

Google çöktü

Türkiye genelinde kullanıcılar Google'a giriş yapamıyor.

Google ve bileşenlerinin çökmesiyle; analytics, Youtube, gmail, takvim, android servislere de erişim sağlanamıyor.

Konuya dair yetkililerden ise henüz bir açıklama ise gelmedi.

  •  

ChatGPT’de erişim sorunu: Sohbet geçmişi açılmıyor, bot yanıt vermiyor

Hem web hem de mobil uygulama üzerinden erişimde sorun yaşanırken, sohbet geçmişi açılmıyor ve botun yanıt üretmediği belirtiliyor.

2 binden fazla kesinti raporu
Kesintileri takip eden Downdetector verilerine göre, şikâyet sayısı 2 bini aştı ve artmaya devam ediyor. Kullanıcılar, sohbet ekranında yalnızca kendi yazdıkları soruları görebildiklerini, ancak sistemin hiçbir yanıt üretmediğini aktarıyor.

OpenAI sorunu doğruladı
OpenAI’nin resmi durum sayfasında, kesintinin farkında olunduğu ve sorunun kaynağının tespit edildiği duyuruldu. Şirketin teknik ekibi çözüm için çalışıyor. Daha önce de benzer erişim sıkıntıları yaşanmış, kısa süreli kesintiler meydana gelmişti.

Alternatif arayışları arttı
Kesinti sırasında kullanıcılar sosyal medyada tepkilerini dile getirdi. Google Trends verilerine göre “ChatGPT down” araması yükselişe geçti.

Kullanıcıların alternatif olarak Perplexity, Claude ve Google Gemini gibi diğer yapay zeka araçlarına yöneldiği görülüyor.

ChatGPT’nin günlük iş akışlarında yaygın şekilde kullanıldığı düşünüldüğünde, kesintinin milyonlarca kullanıcıyı etkilediği tahmin ediliyor.

  •  

Apple’ın yapay zeka destekli Siri’si 2026 başında geliyor

LLM Siri, WWDC 2024’te duyurulan ancak ertelenen “tam kapsamlı” yapay zekâlı Siri sürümü değil. Yeni sistem, daha çok web arama motoru benzeri bir işlev üstlenecek. Kullanıcıların sorduğu genel bilgi sorularına farklı kaynaklardan özetlenmiş, kısa ve anlaşılır yanıtlar sunacak.

Apple’ın planına göre, bu özellik önce Siri üzerinden erişilebilir olacak. Ancak zamanla Spotlight arama ve Safari tarayıcısına da entegre edilmesi düşünülüyor. Böylece kullanıcılar sadece metin değil, görsel, multimedya ve yerel bilgiler içeren özetlere de ulaşabilecek.

“Dünya bilgisi cevapları”
Apple yöneticileri bu sürümü şirket içinde “World Knowledge Answers” olarak da adlandırıyor. Teknolojinin, Google ve OpenAI’nin kendi platformlarında sunduğu yapay zekâ destekli arama özetlerine benzer şekilde çalışması bekleniyor.

Analistlere göre LLM Siri, Apple’ın gelecek yıl için planlanan Siri güncellemelerinin bir parçası olacak. Net bir çıkış tarihi açıklanmasa da ilk etapta 2026 başı hedefleniyor.

Siri’nin asıl yapay zeka yükseltmesi ertelendi
Apple, 2024’te iPhone 16 lansmanı sırasında Siri’nin üretken yapay zekâ özelliklerini tanıtmıştı. Ancak şirket bu yükseltmeyi geciktirdi ve bazı kullanıcılar, “yanıltıcı reklam” gerekçesiyle Apple’a dava açtı.

Kullanıcıların uzun süredir beklediği “tam kapsamlı” Siri yükseltmesinin ise kimi tahminlere göre 2027’de iOS 28 (yeni adıyla iOS 20) sürümüyle gelmesi bekleniyor. Ancak Apple’ın LLM Siri’yi daha erken, 2026’da devreye alması ihtimali giderek güçleniyor.

  •  

Dinozorlarla beslenen bir timsah keşfedildi

Yaklaşık 3,5 metre uzunluğunda ve 250 kilogram ağırlığında olduğu hesaplanan K. atrox’un güçlü çeneleri ve tırtıklı dişleri, iri avların etini parçalamaya uygun yapıya sahipti.

Paleontologlar, hayvanın hem karada hem de sulak alanlarda avlandığını, otçul dinozorları kolayca alt edebildiğini belirtiyor.

Fosil, Mart 2020’de bir dinozor kazısı sırasında bulundu. Kuyruk ve bazı uzuvlar dışında neredeyse tam iskelet elde edildi.

Kafatasındaki dişlerin hâlâ mine tabakasını koruduğu dikkat çekti. Bu, şimdiye kadar bölgede bulunan en eksiksiz peirosaurid crocodyliform fosili oldu.

Timsahların evrim yolculuğu
Araştırmacılar, K. atrox’un günümüz timsahlarına benzeyen duruşuna rağmen bazı farklılıklar taşıdığını aktarıyor.

Burun delikleri öne bakıyordu, gözler ise kafatasının yan tarafındaydı. Modern timsahlarda ise burun ve gözler daha yukarıda konumlanıyor; bu sayede avlarını sudan gizlenerek takip edebiliyorlar.

Bilim insanları, farklı dönemlerde yaşamış timsah akrabalarının benzer vücut yapıları geliştirmesini “yakınsak evrim” örneği olarak değerlendiriyor. Yani birbirine uzak türler, benzer yaşam koşulları nedeniyle benzer özellikler kazanabiliyor.

Yok oluş nedenlerinden biri ‘aşırı etçil’ beslenme olabilir
K. atrox ve benzeri iri etçil türler, Kretase’nin sonunda yaşanan kitlesel yok oluşta hayatta kalamadı. Araştırmacılar, bu durumun hayvanın “hiperetçil” beslenme tarzıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyor.

Daha küçük boyutlu ve çeşitli besinlerle yetinebilen timsah türleri ise günümüze kadar yaşamını sürdürmeyi başardı.

Yeni sırlar ortaya çıkabilir
Bilim insanları, K. atrox’un dişlerinden izotop bilgisi elde ederek yaşam alanı ve beslenme alışkanlıklarını araştırmayı planlıyor.

Ayrıca kemik yapısının incelenmesiyle büyüme hızı, yaş ve olası hastalıklar hakkında daha fazla bilgi edinilebileceği belirtiliyor.

Uzmanlara göre, Patagonya’da bulunan bu olağanüstü fosil, antik timsah akrabalarının evrimi ve ekosistemdeki rolüne dair yeni sırları önümüzdeki yıllarda ortaya çıkarabilir.

  •  

KVKK, çocukların kişisel verileri için velilere tavsiyelerde bulundu

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca görev yapan KVKK, velilere çocuklarının verilerinin korunması adına tavsiyelerde bulundu.

Kurumdan yapılan açıklamada, çocukların kişisel verilerinin korunmasında, verileri işleyen kişi, kurum ve kuruluşların sorumluluklarının bulunduğu hatırlatılarak, konuyla ilgili ebeveynlerin de bazı tedbirler almasının önemli olduğu vurgulandı.

KVKK'nin tavsiyelerinin yer aldığı açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Çocuğunuzun kullandığı akıllı cihazların gizlilik ve güvenlik ayarlarını düzenleyiniz. Gizlilik ve güvenlik ayarlarını, internet tarayıcısı ayarlarını ve uygulama izinlerini periyodik aralıklarla gözden geçiriniz. Ölçülü ve bilinçli kullanımı sağlamak amacıyla ebeveyn kontrolü gibi imkanlardan yararlanınız. Sosyal ağlardaki sahte hesaplar konusunda gerekli uyarılarda bulununuz. Kötü niyetli kişilerin gerçek kimliklerini gizleyebileceklerine dikkat çekerek, çocuğunuzu kötü niyetli kişilere karşı uyarınız. Çocuğunuza, kendisini rahatsız eden veya tehdit edebilecek kullanıcıları engelleyebileceğini hatırlatınız. Çocuğunuza, karşılaştığı şüpheli içerik veya mesajları sizinle paylaşması gerektiğini belirtiniz."

Açıklamada, "Çocuğunuza ilişkin okul bilgisi, okul adresi, okul numarası ve ders notları gibi bilgilerin yanı sıra ses, fotoğraf veya görüntü gibi kişisel veri niteliği taşıyabilen bilgileri herkese açık şekilde paylaşmayınız. Çocuğunuzu yaş grubuna uygun olmayan içerikler ile zararlı olduğu bilinen oyunlardan uzak tutmayı amaçlayan tedbirleri araştırınız. Oyun bağımlılığı ve olumsuz etkilerine yönelik ortaya çıkabilecek risk ve tehditlere karşı oyun oynama sürelerini sınırlandırınız. Siber zorbalık veya benzeri tehditlere karşı ihtiyaç duymanız halinde, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından destek alınız." ifadeleri kullanıldı.

  •  

Dünyanın gündemi kuraklık! Yapay zeka lıkır lıkır su içiyor

Yapay zekâ (YZ) sistemleri yalnızca enerji değil, su da tüketiyor. OpenAI’nin GPT-3 versiyonu için yapılan bir araştırmaya göre, kullanıcıların kısa bir sohbeti ya da 100 kelimelik bir e-posta taslağı, ortalama 500 mililitre suya – yani küçük bir su şişesine – mal oluyor.

Bu tüketim, hem veri merkezlerindeki soğutma sistemlerinde kullanılan suyu hem de elektrik üretiminde harcanan suyu kapsıyor. Ancak uzmanlar, YZ’nin su ayak izinin bulunduğu bölgeye, iklime ve kullanılan enerji kaynağına göre önemli ölçüde değiştiğini vurguluyor.

İKİ GİZLİ SU AKIŞI

YZ sistemlerinin su tüketiminin iki kaynağı var:

  • Veri merkezi soğutması: Sunucuların aşırı ısısını düşürmek için genellikle buharlaşmalı soğutma sistemleri kullanılıyor. Bu yöntem, yerel su kaynaklarından çekilen suyun buharlaşarak kaybolmasına yol açıyor.
  • Enerji üretimi: YZ’yi çalıştıran elektriğin üretiminde de büyük miktarda su kullanılıyor. Termik ve nükleer santraller buhar döngüsü ve soğutma için yoğun suya ihtiyaç duyarken, hidroelektrik santrallerde barajlardaki buharlaşma tüketimi artırıyor.

KONUM VE MEVSİM FARKI

Bir veri merkezi İrlanda gibi serin ve nemli bir bölgede bulunduğunda, aylarca düşük su tüketimiyle çalışabiliyor. Ancak Arizona’da yaz ortasında, soğutma için çok daha fazla su gerekiyor. Massachusetts Üniversitesi’nin araştırmasına göre, veri merkezleri kışın yaz aylarına göre yarı yarıya daha az su tüketiyor.

ÇÖZÜMLER YOLDA

Yeni teknolojiler umut vadediyor:

  • Daldırmalı soğutma: Sunucular, elektrik iletmeyen sıvıların içine yerleştirilerek neredeyse hiç su kullanılmadan soğutulabiliyor.
  • Microsoft’un sıfır su tüketimli sistemi: Özel bir sıvı, kapalı devre borularla çiplerin üzerinden dolaştırılarak ısıyı taşıyor. Bu sayede yerel su kaynaklarından çekim yapılmıyor.

YZ’NİN SU AYAK İZİNİ HESAPLAMAK

Uzmanlara göre bir gpt-5 yanıtı (150-200 kelime) ortalama 19,3 watt-saat enerji harcıyor. Bu, ortalama koşullarda 25-39 mililitre su tüketimine denk geliyor. Aynı uzunluktaki bir gpt-4o yanıtı ise yalnızca 2,3-3,5 mililitre su kullanıyor. Google’ın gemini modeli için raporlanan değer ise 0,26 mililitre – yalnızca beş damla su kadar.

Günde yaklaşık 2,5 milyar yz sorgusu işlendiği düşünülürse, toplam su tüketimi hızla milyonlarca litreye ulaşıyor. Ancak karşılaştırma yapıldığında, abd’de bahçe sulamasında günlük 34 milyar litre su harcandığı biliniyor.

DAHA FAZLA ŞEFFAFLIK ÇAĞRISI

Uzmanlara göre YZ’nin su tüketimini azaltmak için:

  • Verilerin şeffaf şekilde paylaşılması,
  • Soğutma teknolojilerinin geliştirilmesi,
  • Veri merkezlerinin serin ve nemli bölgelere taşınması,
  • Yenilenebilir ve su dostu enerji kaynaklarının kullanılması gerekiyor.

Yapay zekâ küresel inovasyonun motoru olabilir, ancak sürdürülebilirlik için su ayak izinin kontrol altına alınması şart.

  •  

TEKNOFEST İstanbul için geri sayım başladı, ziyaretçi kayıtları açıldı

Dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST, 17-21 Eylül tarihlerinde İstanbul Atatürk Havalimanı'nda düzenlenecek.

Bu yıl ilk olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde gerçekleştirilen festival, ardından TEKNOFEST Mavi Vatan ile köklü denizcilik mirasını yerli ve milli teknolojilerle harmanlayarak 175 bin ziyaretçiyi ağırladı.

Atatürk Havalimanı'nda düzenlenecek TEKNOFEST İstanbul ise teknoloji yarışmalarından hava gösterilerine kadar çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak.

195 kategoride yarışma gerçekleşecek
TEKNOFEST İstanbul'da, 58 ana ve 137 alt kategoride gerçekleştirilecek yarışmalarda ön eleme aşamasını geçen takımlar 85 milyon liranın üzerinde maddi destekten yararlanacak. Dereceye giren takımlara ise toplamda 65 milyon lirayı aşkın ödül verilecek.

Festival kapsamında, hava gösterileri, konserler, çeşitli sergiler ve atölyeler, simülasyonlu deneyim alanları, planetaryum, fuar etkinlikleri, öğrencilere özel uçuş etkinlikleri gibi birçok deneyim ziyaretçilere sunulacak.

Katılım tamamen ücretsiz
Katılımın tamamen ücretsiz olduğu TEKNOFEST İstanbul'a giriş yapabilmek için ziyaretçilerin çevrim içi kayıt yaptırması gerekiyor.

Festival kapsamında her katılımcı için ayrı bilet oluşturulması gerekirken, 7 yaş altı çocuklar için kayıt şartı bulunmuyor.

Etkinlik alanına ziyaretçi giriş çıkışları 09.00-18.00 saatlerinde yapılabilecek. Festival alanına ulaşımda toplu taşıma araçlarının kullanılması, ziyaretçiler için hızlı ve kolay erişim imkanı sağlayacak.

TEKNOFEST İstanbul ve ziyaretçi kaydı konusunda detaylı bilgiye "www.teknofest.org" adresinden ulaşılabiliyor.

  •  

TEKNOFEST İstanbul başlıyor

KKTC ve TEKNOFEST Mavi Vatan'nın ardından festivalin son durağı TEKNOFEST İstanbul oldu.

17-21 Eylül tarihlerinde Atatürk Havalimanı’nda gerçekleşecek festivalde teknoloji yarışmalarından hava gösterilerine, yenilikçi projelerden ilham verici buluşmalara kadar sayısız etkinlik gerçekleştirilecek.

Festival kapsamında; hava gösterileri, konserler, çeşitli sergiler ve atölyeler, simülasyonlu deneyim alanları, planetaryum, fuar etkinlikleri, öğrencilere özel uçuş etkinlikleri gibi birçok deneyim bir arada yer alacak.

TEKNOFEST İSTANBUL İÇİN ZİYARETÇİ KAYITLARI AÇILDI

Katılımın ücretsiz olduğu TEKNOFEST İstanbul’a giriş yapabilmek için ziyaretçilerin online kayıt yaptırması gerekiyor. Festival kapsamında her katılımcı için ayrı bilet oluşturulması gerekirken 7 yaş altı çocuklar için kayıt şartı bulunmuyor.

Etkinlik alanına ziyaretçi giriş-çıkışları ise 09.00-18.00 saatleri arasında yapılabilecek.


  •  

Google Maps’e Android 16 ile canlı güncellemeler geliyor

Live Updates, telefonun kilit ekranında, durum çubuğunda ve her zaman açık ekranda (AOD) gerçek zamanlı bildirimler gösteriyor.

Böylece uygulamalar arasında geçiş yapmadan, devam eden süreçleri — örneğin yemek siparişleri, uçuşlar, yolculuklar ya da artık navigasyon adımlarını — anlık olarak takip etmek mümkün olacak.

Android 16’nın QPR2 güncellemesiyle bu özellik daha da gelişecek:

Durum çubuğu üzerinde küçük bilgi simgeleri,

Daha zengin AOD entegrasyonu,

Üçüncü taraf uygulamalar (ör. taksi, yemek siparişi, kargo) için genişleme desteği.

Google Maps entegrasyonu
Pixel ve Samsung cihazlarda Android 16 QPR2 beta sürümünü kullananlar, Google Maps’in Live Updates denemelerine başladığını bildirdi.

Yeni bildirim tasarımı, gidilen yolun ne kadarının tamamlandığını gösteriyor.

Bildirimler farklı ekranlarda görünerek kritik navigasyon bilgisini kaçırmamanızı sağlıyor.

Henüz dar kapsamda dağıtılıyor; ancak Google Maps beta programındaki kullanıcılar, genel çıkıştan önce özelliği deneyebilecek.

Ne zaman yaygınlaşacak?
İlk testler Mart 2025’te yapılmıştı. Şimdi ise Android 16 QPR1 ile birlikte, önümüzdeki günlerde geniş ölçekte kullanıma sunulması bekleniyor.

Daha sonraki QPR2 güncellemesiyle birlikte üçüncü taraf uygulamaların da devreye girmesi öngörülüyor.

Neden önemli?
Yüzeyde küçük bir değişiklik gibi görünse de, özellikle sürücüler ve yolcular için büyük kolaylık sağlayacak.

Telefonu açmadan, tek bakışta anlık yol durumu, kalan mesafe ve ilerleme bilgisi görülebilecek.

  •  

WhatsApp’a “yakın arkadaşlar” özelliği geliyor

Şimdiye kadar WhatsApp, durum paylaşımları için üç seçenek sunuyordu:

Tüm kişilerim,

Şunlar hariç kişilerim,

Yalnızca şu kişilerle paylaş.

Sonuncu seçenek, çoğu zaman gizli bir “yakın arkadaşlar listesi” oluşturmak için kullanılıyordu. Yeni özellikle bu süreç çok daha kolay ve kullanıcı dostu hale geliyor.

Nasıl işleyecek?
WABetaInfo’ya göre özellik, WhatsApp’ın son TestFlight sürümünde görüldü. Kullanıcılar, gizlilik ayarlarından özel bir Yakın Arkadaşlar listesi oluşturabilecek. Durum paylaşırken ister tüm kişilerle, ister sadece bu listeyle paylaşım yapabilecekler.

Yakın arkadaşlarla paylaşılan durumlar, tıpkı Instagram’da olduğu gibi özel bir renk halkası ile işaretlenecek.

Liste tamamen gizli olacak; kimlerin eklenip çıkarıldığını başkaları göremeyecek.

Daha kişisel iletişim
Bu yenilik, kullanıcıların artık tüm rehberine yayın yapmak yerine daha seçici ve özel paylaşımlara yöneldiğini gösteriyor. WhatsApp da bu eğilimi dikkate alarak hem bağlantıyı hem de kontrolü ön plana çıkarıyor.

Diğer yenilikler
Geçtiğimiz hafta “sesli mesaj gibi” çalışan, kaçırılan aramalar için sesli not bırakmaya yarayan yeni bir özellik gündeme geldi.

Ayrıca yapay zekâ destekli “Help” özelliğiyle mesajlar farklı tarzlarda — mizahi, kurumsal ya da samimi — yeniden yazılabilecek.

  •  

Hiçbir müzik yeteneği olmayan 'yapay zekalı' müzisyen, plak anlaşması imzaladı

McCann’in çıkışı, yapay zekâ ile oluşturduğu bir parçanın Spotify’da 3 milyondan fazla dinlenmeye ulaşmasıyla oldu.

Bu başarı, müzik endüstrisindeki yapımcıların ilgisini çekti ve anlaşmaya giden yolu açtı. McCann, Udio ve Suno gibi popüler yapay zekâ müzik araçlarını kullanarak melodileri oluşturuyor, üzerine kendi yazdığı sözleri ekliyor.

“Hiç müzik yeteneğim yok”
McCann, kendisiyle ilgili en dikkat çekici detayı açıkça dile getiriyor:

“Hiçbir müzik yeteneğim yok. Şarkı söyleyemem, enstrüman çalamam, müzik geçmişim de yok.”

Bu sözler, yıllarını müzik eğitimi ve pratiğine vermiş sanatçılar arasında tepkiyle karşılandı. Pek çok müzisyen, emeklerinin yok sayıldığını ve yapay zekâ destekli isimlerin kısa yoldan şöhret bulduğunu düşünüyor.

Telif ve özgünlük tartışması
Tartışma sadece yetenek meselesiyle sınırlı değil. Udio ve Suno gibi platformlar, gerçek sanatçıların eserleriyle eğitilmiş modeller kullanıyor. Bu durum, telif hakkı, adil kullanım ve sanatçılara ödeme yapılması konularında ciddi soruları gündeme getiriyor. Müzik şirketleriyle yapay zekâ firmaları arasında hâlen lisans ve gelir paylaşımı görüşmeleri sürüyor.

Yeni bir dönemin başlangıcı
Dijital müzik platformlarında yapay zekâ üretimi içeriklerin hızla arttığına dikkat çekiliyor. Bu anlaşma, gelecekte daha fazla plak şirketinin benzer adımlar atacağının işareti. Dinleyicilerin önünde ise iki seçenek var: “Yapay zekâ destekli müziği yeni bir tür olarak kabul etmek ya da insan yaratıcılığı adına reddetmek.”

Geçtiğimiz yıl Katy Perry ve birçok sanatçı, yapay zekâ geliştiricilerine sanatçıların haklarını koruma çağrısı yapmıştı. Bu yıl ise “The Velvet Sundown” adlı yapay zekâ ile kurulan indie rock grubunun Spotify’da yüz binlerce dinlenmeye ulaşması, trendin giderek büyüdüğünü gösteriyor.

  •  

Dünya bu ay 82 dakikalık Kanlı Ay tutulmasına tanık olacak

NASA verilerine göre tutulma toplamda yaklaşık beş buçuk saat sürecek. Ay’ın tamamen kızıl renge bürüneceği “tam tutulma” evresi ise 1 saat 22 dakika devam edecek.

Bu, 2022’den bu yana gözlemlenecek en uzun tam Ay tutulması olacak.

6,2 milyar kişi tamamen görebilecek
Olay, Avustralya, Asya, Afrika ve Avrupa’dan izlenebilecek. Dünya nüfusunun büyük bölümü, yani 7 milyardan fazla insan tutulmayı görebilecek; 6,2 milyar kişi ise baştan sona tüm evreleri izleme şansına sahip olacak.

Amerika kıtasında ise gündüz vakti olduğu için büyük oranda gözlemlenemeyecek. Ancak Hawaii, Alaska’nın küçük bir kısmı ve Brezilya’nın bir bölümü kısmi tutulmayı görebilecek.

Kızıl renge bürünme sebebi
Ay’ın kırmızıya dönmesi, Dünya atmosferinden geçen güneş ışınlarının etkisiyle gerçekleşiyor. Atmosfer kısa dalga boylu mavi ışığı dağıtırken, uzun dalga boylu kırmızı ışık Ay’a ulaşabiliyor.

Bu süreç, gün batımında gökyüzünün kızarmasıyla aynı fiziksel mekanizmaya dayanıyor.

Saatler netleşti
Tutulma 15.28 GMT’de başlayacak ve 20.55 GMT’de sona erecek. Tam tutulma evresi 17.30’da başlayıp 18.52’de tamamlanacak. İzlemek isteyenler bulundukları konuma göre saat farkını kontrol edebilecek.

Güneş tutulması da yolda
Ay tutulmaları genellikle güneş tutulmalarının hemen öncesinde ya da sonrasında meydana geliyor. Bu tutulmadan iki hafta sonra, 21 Eylül 2025’te kısmi güneş tutulması yaşanacak.

Ancak bu yalnızca Yeni Zelanda, Antarktika, Pasifik adaları ve Avustralya’nın doğu kıyısında dar bir şerit üzerinden izlenebilecek.

  •  

Yapay Zeka her sohbet ettiğinizde bir şişe su içiyor

Analizlere göre GPT-3 tabanlı ChatGPT ile yapılan kısa bir konuşma ya da 100 kelimelik bir e-posta taslağı, yaklaşık 500 mililitre yani bir şişe suya eşdeğer tüketim yaratıyor.

Bu hesaba veri merkezlerindeki soğutma sistemlerinde kullanılan suyun yanı sıra, elektriği üreten enerji santrallerindeki su tüketimi de dahil ediliyor.

Yeni tahminler, model ve altyapıya göre büyük farklılıklar gösteriyor. Bağımsız araştırmalara göre orta uzunluktaki bir GPT-5 yanıtı ortalama 39 mililitre, GPT-4o yanıtı ise yaklaşık 3,5 mililitre su harcıyor. Google’ın Gemini sisteminde bu miktar sadece 0,26 mililitreye kadar düşebiliyor.

Soğutma en büyük etken
Veri merkezleri, yüksek ısı yayan işlemcileri soğutmak için genellikle buharlaştırmalı sistemler kullanıyor.

Bu yöntem, suyun hızla buharlaşmasını sağlayarak ısıyı uzaklaştırıyor ancak yerel kaynaklardan alınan suyu tüketiyor.

Alternatif yöntemler arasında sıvı içinde soğutma ve kapalı devre özel sıvı sistemleri bulunsa da maliyet ve dönüşüm zorluğu nedeniyle henüz yaygınlaşmış değil.

Enerji kaynağı da tüketimi etkiliyor. Rüzgâr ve güneş panelleri neredeyse hiç su harcamazken, kömür, doğalgaz ve nükleer santraller büyük miktarlarda suya ihtiyaç duyuyor.

Toplam rakamlar dikkat çekiyor
OpenAI, sistemlerine günde yaklaşık 2,5 milyar sorgu yapıldığını bildiriyor. Hesaplamalara göre bu sayı, GPT-5 için günlük 97,5 milyon litreye, GPT-4o için 8,8 milyon litreye kadar çıkabiliyor. Google Gemini’de ise bu miktar 650 bin litre seviyesinde kalıyor.

Karşılaştırma için, sadece ABD’de çim ve bahçelerin sulanması günlük 34 milyar litre su tüketiyor.

Şeffaflık çağrısı
Uzmanlar, yapay zekânın su tüketiminin diğer sektörlere göre hâlâ sınırlı olduğunu ancak hızla artabileceğini vurguluyor.

Şirketlerin verilerini paylaşması, verimliliğin artırılması ve veri merkezlerinin daha serin ve nemli bölgelerde kurulması halinde tüketimin ciddi oranda azaltılabileceği belirtiliyor.

Araştırmacılara göre, yapay zekânın geleceği yalnızca inovasyon değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik kararlarıyla da şekillenecek.

  •  

6G çipi 2030’lara hazırlık yapıyor! 5G’yi katladı

Çin ve ABD’deki mühendisler, saniyede 100 gigabitin (Gbps) üzerinde hız sunabilen yeni bir 6G çipi geliştirdi. Bu hız, 5G’nin teorik sınırının 10 katına, mevcut ortalama hızların ise yaklaşık 500 katına denk geliyor.

Uzmanlara göre 6G altyapılarının 2030’lu yıllarda kullanıma sunulması bekleniyor. Ancak bu teknolojinin hazırlıkları şimdiden hız kazanmış durumda. Daha önce de yüksek hızlı prototipler geliştirilmiş olsa da, Pekin Üniversitesi, Hong Kong City Üniversitesi ve California Üniversitesi Santa Barbara kampüsündeki bilim insanlarının geliştirdiği bu yeni çip, hem verimliliği hem de küçüklüğüyle dikkat çekiyor.

SADECE 11 MİLİMETRELİK DEV ADIM

Sadece 11 x 1,7 milimetre boyutunda olan çip, 0.5 GHz ile 115 GHz arasındaki geniş frekans aralığını kapsıyor. Normalde dokuz farklı radyo bandı için ayrı bileşenler gerekirken, bu çipte hepsi tek yapıda toplanabiliyor.

Bu başarı, elektro-optik modülatörler sayesinde radyo sinyallerinin optik sinyallere dönüştürülmesiyle sağlanıyor. Tersi yönde ise optoelektronik osilatörler kullanılarak ultra geniş bantta radyo frekansları üretiliyor.

GELECEĞİN İNTERNETİ: 6G

Yeni çip, 5G teknolojisinin teoride 10 Gbps olan hız sınırını çoktan aşmış durumda. Karşılaştırmak gerekirse ABD’de 5G kullanıcılarının ortalama internet hızı 150-300 Mbps arasında değişiyor.

6G teknolojisinin ise UHD (ultra yüksek çözünürlüklü) yayınlar ve yapay zekâ tabanlı uygulamaların artışıyla birlikte önümüzdeki on yıl içinde büyük bir ihtiyaç haline geleceği öngörülüyor.

  •  

Uçan arabanın deneme seferleri başladı! İşte satışa çıkacağı fiyat

ABD'li milyarder iş insanı Elon Musk'ın finansal desteğiyle geliştirilen uçan otomobil, deneme seferlerine başladı. Kaliforniya'nın San Mateo kentinde faaliyet gösteren bir şirket tarafından üretilen araç, iki havalimanıyla anlaşma yaptı.

TASARIMI DİKKAT ÇEKİYOR
Tamamen elektrikli olan siyah renkli otomobil, dikey iniş-kalkış yapabiliyor ve kara yollarında da kullanılabiliyor. Pervanelerinin açıkta olmaması, tasarımı açısından dikkat çekiyor.

170 KİLOMETRELİK MENZİLE SAHİP
Aracın birim maliyeti 300 bin dolar (12 milyon TL) üzerinde. New York Post'un aktardığına göre, SpaceX de bu girişime yatırım yapıyor. Uçan otomobil 170 kilometrelik menzile sahip ve şimdiden 3 bin 300 ön sipariş topladı.

  •  

İngiltere'de, 87 milyon telefon o tarihte aynı anda çalacak

İngiltere, acil durumlar için geliştirilen ulusal uyarı sistemini test etmeye hazırlanıyor. 7 Eylül’de tüm cep telefonlarında yüksek sesli sirenler çalacak, ekranlara uyarı mesajı gelecek.

İngiltere hükümeti, 2023 yılında hizmete giren Ulusal Acil Durum Uyarı Sistemi’ni test etmek üzere ülke çapında eş zamanlı bir tatbikat düzenleyecek.

7 Eylül Pazar günü saat 15.00 civarında gerçekleşecek tatbikat kapsamında, sessizde olsa bile yaklaşık 87 milyon cep telefonu titreşecek ve yüksek sesli bir siren sesi çıkaracak.

Ekranlarda da bunun yalnızca bir test olduğuna dair resmi bir mesaj gösterilecek.

Istikbal 860X450 Pxl

KİŞİSEL VERİ ALINMAYACAK

Sistem, kullanıcıların telefon numarasına, konumuna veya kişisel bilgilerine erişmeden çalışıyor. Uyarıyı almak için cihazın 4G veya 5G ağlarında olması yeterli. Ancak kapalı, yalnızca Wi-Fi kullanan ya da uyumlu olmayan cihazlar test mesajını almayacak.

Sistem, 2023’ten bu yana şiddetli fırtına ve yerel tehlikeler sırasında beş kez aktif olarak kullanıldı. Ocak 2025’teki Éowyn Fırtınası’nda İskoçya ve Kuzey İrlanda’da yaklaşık 4,5 milyon kişiye uyarı gönderildi. Plymouth kentinde bulunan II. Dünya Savaşı’ndan kalma bir bombayla ilgili olarak da sistem devreye sokuldu.

İngiltere’nin test sistemi, Japonya’daki J-ALERT, Güney Kore’nin ulusal hücresel yayın sistemi ve ABD’deki kablosuz acil durum mesaj sistemleriyle benzerlik gösteriyor. Finlandiya bu testleri aylık, Almanya ise yıllık olarak gerçekleştiriyor.

Alarm testi, İngiltere’nin yeni savunma stratejisinde yer alan ve ülkenin doğrudan askeri tehdit altında olabileceğine dair uyarıların ardından geliyor.

Kafkas H P 1

  •  

Ay Kızıla Bürünecek: Hangi ülkelerden görülebilecek? Türkiye'den izlenebilecek mi?

7 Eylül 2025 gecesi gökyüzünde eşine az rastlanır bir manzara yaşanacak. Ay, Dünya’nın gölgesine tamamen girerek kızıl bir görünüme kavuşacak. “Kanlı Ay” olarak bilinen bu doğa olayı, yaklaşık 82 dakika boyunca tam tutulma evresinde kalacak.

TÜRKİYE'DEN DE İZLENEBİLECEK!

Tutulma, Asya’nın büyük bölümü, Doğu Afrika, Orta Afrika ve Avustralya’da net olarak izlenebilecek. Türkiye de tutulmanın tam evresini görebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’de tutulma yaklaşık saat 20:30 – 21:30 aralığında çıplak gözle rahatlıkla takip edilebilecek.

Bilim insanlarına göre Ay’ın kızıl renge bürünmesinin sebebi, Dünya atmosferinin mavi ışığı dağıtıp kırmızı ışığı Ay’a yönlendirmesi. Bu nedenle tutulma sırasında Ay, kan kırmızısı bir renkle gökyüzünde adeta büyüleyici bir görsel şölen sunacak.

Gökyüzü meraklıları için kaçırılmayacak bu olay, yılın en uzun ve en dikkat çekici ay tutulmalarından biri olarak kayıtlara geçecek.

  •  

Büyük Ödüllü Nükleer Enerji Teknolojileri Tasarım Yarışması finalleri başladı

TEKNOFEST Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve TENMAK yürütücülüğünde bu yıl ikinci kez düzenlenen Nükleer Enerji Teknolojileri Tasarım Yarışması finalleri 24 Eylül tarihlerinde İstanbul Küçükçekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde gerçekleştiriliyor.
  •  

"TEKNOFEST Kuantum Teknolojileri Yarışması" finali Kocaeli'de başladı

"Yazılım" kategorisinin finali 10 takımın katılımıyla Gebze ilçesindeki Bilişim Vadisi kampüsünde, "donanım" kategorisinin finali ise TÜBİTAK Gebze yerleşkesinde gerçekleştiriliyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Milli Teknoloji Genel Müdürü Sadullah Uzun, yarışmacılara hitaben yaptığı konuşmada, kamu olarak ellerinden gelen gerekli desteği sunarak sürece dahil olduklarını söyledi.

Kuantum teknolojisine ilgi duyanların sayısının artması gerektiğini vurgulayan Uzun, "Bunu yapmanın yolu şu; kuantum teknolojisinin ülkemizde yaygınlaşması ve ekosistem üzerine sistem kurmamız. Bu varsayımla yola çıktığımız zaman karşımıza TEKNOFEST çıktı. Gençlerin üniversite aşamasında bir meslek alanında derinleşmesini, mentörleri tanımasını, bu işte çalışan şirketlerle bir araya gelmesini ve bağlantı kurmasını sağlayan arayüz." diye konuştu.

Uzun, bu yıl kuantum yarışması için "donanım" kategorisi de açtıklarını belirterek, "TÜBİTAK desteğiyle en azından ölçüm teknolojilerinde kuantumun kullanılması ele alındı. Yarın başka açılımların yapılacağının bir göstergesi daha. İkinci yılındayız, gelişmeler bunlar. Gerçekten çok heyecan verici, önümüzdeki yılı da şimdiden sabırsızlıkla bekliyoruz." ifadelerini kullandı.

"Geleceğin teknolojilerine henüz üniversite çağlarındayken kafa yormanız çok kıymetli"
Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Elvan Kuzucu Hıdır da "TEKNOFEST mevsimi"nin tüm hızıyla devam ettiğini dile getirdi.

"TEKNOFEST Mavi Vatan" ile ilklere bir yenisini daha eklediklerini anlatan Hıdır, şöyle devam etti:

"Ağustos ayı içerisinde başlayan yarışmalarımızda geçen hafta TEKNOFEST Mavi Vatan kapsamında Tersane İstanbul Komutanlığı'ndaydık. TEKNOFEST de bu anlamda ilklerine bir yenisini daha eklemiş oldu. Çünkü bakıldığında dünyada su altı deniz teknolojileri alanında yarışmaların olduğu, bu alandaki yerli ve milli gemilerimizin sergilendiği, fuar faaliyetlerinin gerçekleştirildiği bir benzer etkinlik olmadığını ifade edebilirim."

Halihazırda ticarileşmemiş alanlarda gençlerin projeler, fikirler, ürünler geliştirmesini önemsediklerini vurgulayan Hıdır, "Kuantum teknolojileri de bu alanlardan birisi. Sizlerin, geleceğin teknolojilerine henüz üniversite çağlarındayken kafa yormanızı ve yönelmenizi çok kıymetli görüyoruz." dedi.

Kuantum yarışmalarının paydaşı olan ComPro Group'un genel müdürü Murat Cantürk ise bu kıymetli etkinliğin paydaşı olmaktan mutluluk duyduklarını dile getirerek, "Burada sizleri ağırlamak, T3 Vakfı ve Bilişim Vadisinin destekleriyle hep beraber bu etkinliği yapmak bizim için çok önemli. Türkiye'deki kuantum teknolojileri farkındalığını artırmak için canla başla 3 yıldır çabalıyoruz, çabalamaya da devam edeceğiz." şeklinde konuştu.

Genç katılımcıların kuantum algoritmaları, optimizasyon yöntemleri ve donanım uygulamaları üzerine çözümler geliştirerek Türkiye'nin kuantum ekosistemine katkı sunması amaçlanan yarışmada, her iki kategoride dereceye girenlere toplam 900 bin lira ödül dağıtılacak.

Yarışma, yarın sona erecek.

  •  

Fiber internet abone sayısı 8,3 milyon oldu

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun (BTK) "Türkiye Elektronik Haberleşme Sektörü Üç Aylık Pazar Verileri Raporu'ndan" derlediği bilgilere göre, ülkede internet kullanımı yaygınlaşıyor.

İnternet teknolojilerinin, hayatın birçok alanında kullanımı ile birlikte Türkiye'de yılın ilk çeyreği itibarıyla genişbant internet abone sayısı 95 milyon 966 bin 203 olarak belirlendi.

Geçen yılın aynı döneminde söz konusu değer, 94 milyon 208 bin 469 civarındaydı. Böylece internet abone sayısı bu yılın ilk çeyreğinde, yıllık bazda yüzde 1,9 büyüdü.

FİBER ABONE SAYISI YAKLAŞIK YÜZDE 20 ARTTI

İnternet abone sayılarının detayları incelendiğinde ise fiber kullanımındaki büyüme dikkati çekti. Türkiye'de geçen yılın ilk çeyreğinde 6 milyon 986 bin 23 fiber abonesi bulunuyordu. Bu değer yüzde 19,1 büyüyerek, bu yılın ilk çeyreğinde 8 milyon 320 bin 854 oldu. Böylece Türkiye'deki fiber internet abone sayısı, ilk defa 8,3 milyonu aştı.

Yılın ilk çeyreğinde eve kadar fiber abone sayısı, 7 milyon 83 bin 425, binaya kadar fiber internet abone sayısı ise 1 milyon 237 bin 429 olarak kayıtlara geçti.

MOBİL CEPTEN İNTERNET ABONE SAYISI 74,5 MİLYON

Türkiye'deki internet abonelerinin büyük bir çoğunluğunu ise mobil cepten internet kullanıcıları oluşturdu. Verilere göre, geçen yılın ilk çeyreğinde 73 milyon 727 bin 551 olan mobil cepten internet abone sayısı, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,1 artarak, 74 milyon 526 bin 293'e çıktı.

Kablolar üzerinden evlere ve ofislere yüksek bant genişliği sağlayan ve "sayısal abone hattı" olarak da bilinen XDSL türündeki interneti kullanan abone sayısı ise geçen yılın aynı dönemine yüzde 6,9 azalarak, 9 milyon 988 bin 534'e geriledi.

  •  

Yapay zekalı stetoskop 15 saniyede kalp sorunlarını tespit ediyor

California merkezli Eko Health firmasının ürettiği cihaz, bir kart kalınlığında. Hastanın göğsüne yerleştirilen aparat, kalbin elektriksel sinyallerini ve kan akışı seslerini algılıyor.

Bu veriler güvenli şekilde buluta aktarılıyor ve yapay zekâ algoritmaları anormallikleri analiz ediyor. Sonuçlar saniyeler içinde cep telefonuna iletiliyor.

İngiltere genelinde 200 aile hekimliği kliniğinde 12 bin hasta üzerinde yapılan denemelerde cihaz yüksek doğruluk oranı sağladı.

Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin Madrid’de düzenlenen kongresinde açıklanan bulgulara göre, bu stetoskopla incelenen hastalar:

Kalp yetmezliği tanısı alma ihtimali iki kat arttı.

Kalp kapak hastalığı tanısı neredeyse iki katına çıktı.

Atriyal fibrilasyon tespit edilme ihtimali üç kat yükseldi.

Erken teşhis hayat kurtarıyor
Uzmanlara göre kalp hastalıklarının erken teşhisi kritik öneme sahip. Pek çok kalp yetmezliği vakası, ancak hasta ağır durumda hastaneye başvurduğunda ortaya çıkıyor.

Yapay zekalı stetoskop sayesinde aile hekimleri riskleri erken saptayarak hayat kurtaran tedavilerin daha çabuk başlamasını sağlayabiliyor.

Imperial College London’dan Dr. Patrik Bächtiger, “Stetoskop 200 yıldır aynı kaldı. Yapay zekâ ile artık teşhis hızlandı ve hastalara çok daha erken yardım edebiliyoruz” dedi.

Sağlık sistemine katkı sağlayacak
Bilim insanları, cihazın zaman zaman yanlış pozitif sonuçlar verebileceğini, bu nedenle nefes darlığı veya yorgunluk gibi semptomları olan kişilerde kullanılmasının daha uygun olduğunu belirtiyor.

Sağlık profesyonellerine göre teknoloji, hayat kurtarmanın yanı sıra ağır komplikasyonları önleyerek sağlık harcamalarını da azaltacak.

Çalışmaya destek veren İngiliz Kalp Vakfı ve Ulusal Sağlık Araştırmaları Enstitüsü, yeni teknolojiyi “oyun değiştirici” olarak nitelendirdi.

Araştırmacılar, ileri tanı cihazlarının artık toplum sağlığı merkezlerine kadar taşındığını vurguladı.

  •  

Yaşamın başlangıcı laboratuvar ortamında taklit edildi

Dünya’da yaşamın ortaya çıkışına dair en büyük gizemlerden biri, laboratuvar ortamında yeniden canlandırıldı. University College London’dan kimyagerler, ilkel Dünya koşullarını taklit ederek RNA ile amino asitleri bir araya getirmeyi başardı. Bu gelişme, yaşamın yapıtaşlarının nasıl bir araya geldiğine dair önemli ipuçları sunuyor.

RNA VE PROTEİN İLİŞKİSİNE IŞIK TUTUYOR

Günümüzde yaşam, ribozom adı verilen karmaşık bir moleküler makine sayesinde RNA’nın şifrelerini okuyarak proteinler üretiyor. Ancak yaşamın ilk dönemlerinde bu sürecin nasıl başladığı bilinmiyordu. Çalışmayı yürüten kimyager Matthew Powner, “Biz bu sürecin ilk kısmını, basit kimya yoluyla RNA’ya amino asit bağlayarak gerçekleştirdik. Bu kimya kendiliğinden, seçici ve erken Dünya’da gerçekleşebilecek türden” dedi.

İKİ HİPOTEZİ BİRLEŞTİRDİ

Araştırma, yaşamın kökenine dair iki büyük teoriyi bir araya getiriyor: RNA’nın kendi kendini kopyalayarak yaşamı başlattığını öne süren RNA dünyası hipotezi ile enerji kaynağını tiyesterlerden alan tiyester dünyası hipotezi. Deneylerde tiyester kullanılarak amino asitlerin RNA’ya bağlanması sağlandı ve bu sayede iki hipotez ortak bir noktada buluştu.

YAŞAMIN ŞİFRESİNE BİR ADIM DAHA

Bilim insanları şimdi RNA’nın belirli amino asitleri seçerek genetik kodun temellerini atıp atamayacağını araştıracak. Çalışmayı yürüten Jyoti Singh, “Bizim çalışmamız, yaşamın kökeni sorusunu çözmeye bir adım daha yaklaştırıyor. RNA ve amino asitlerin birleşmesiyle oluşan kısa zincirler, yaşamın temel taşlarını oluşturabilir” diye konuştu.

  •  

“Yamyam” Güneş fırtınası Dünya’ya ilerliyor: Çarpışma çok yakın

Bilim insanları 1 ve 2 Eylül arasında “yamyam” diye adlandırılan güçlü bir Güneş fırtınasının Dünya’nın manyetik alanına çarpacağını tespit etti.

Bu olay, kuzey ışıklarının daha güney enlemlerde görülmesini sağlayabilir.

Haftasonu Güneş’in ekvatoru yakınındaki 4204 numaralı güneş lekesi, 3 saatten uzun süren güçlü bir M-sınıfı patlama üretti.

Bu patlamayla birlikte uzaya koronal kütle atımı (CME) olarak bilinen devasa bir plazma bulutu fırladı. NASA’nın SOHO uydusu bu bulutun doğrudan Dünya’ya yöneldiğini doğruladı.

İKİ FIRTINA BİRLEŞTİ

Daha sonra yapılan analizler, aslında arka arkaya fırlatılan iki ayrı CME’nin birleşerek tek bir dev kütle haline geldiğini ortaya koydu.

İkinci ve daha büyük bulut, ilkini yutarak içine aldı ve ortaya “yamyam CME” olarak bilinen daha büyük ve kaotik bir plazma fırtınası çıktı. Bu birleşik fırtına, 1 Eylül’ü 2 Eylül’e bağlayan gece Dünya’ya çarpacak.

JEOMANYETİK FIRTINA VE KUZEY IŞIKLARI

Çarpışmanın ardından Dünya’nın manyetik alanı geçici olarak zayıflayacak, böylece yüklü parçacıklar atmosferin derinlerine nüfuz ederek gaz moleküllerini uyaracak. Bunun sonucu olarak kuzey ışıkları ortaya çıkacak.

ABD Ulusal Atmosfer İdaresi’ne göre oluşacak jeomanyetik fırtına G2 (orta) seviyesine, hatta zirvede G3 (güçlü) seviyeye ulaşabilir. Bu da kuzey ışıklarının normalden çok daha güneyde görülebileceği anlamına geliyor.

ARTAN GÜNEŞ AKTİVİTESİ

“Yamyam” Güneş fırtınaları nadir görülse de son yıllarda birkaç örneği yaşandı. 2023 Aralık ve 2024 Mayıs aylarında meydana gelen güçlü fırtınalar, GPS sistemlerini bozmuş, dünya genelinde auroraları görünür kılmış ve milyarlarca dolarlık zarara yol açmıştı.

Bilim insanları bu artışı, Güneş’in yaklaşık 11 yılda bir yaşadığı en aktif dönem olan “Güneş maksimumu” evresine bağlıyor. Uzmanlara göre mevcut hareketli dönem sona yaklaşsa da, Güneş’in manyetik alanındaki dengesizlikler nedeniyle önümüzdeki aylarda da güçlü fırtınalar bekleniyor.

  •  

Mars’ta benzersiz bir mineral keşfedildi: Yaşam keşfine bir adım daha

Bilim insanları, Mars’ta heyecan verici bir keşfe imza atarak ferric hidroksisülfat adlı yeni bir mineral tespit etti. Bu mineralin varlığı, Kızıl Gezegen’in geçmişte kimyasal açıdan oldukça aktif bir dönem yaşadığına işaret ediyor.

Keşif, SETI Enstitüsü araştırmacılarının Mars yörüngesinde görev yapan Mars Orbiter’den elde ettiği verileri analiz etmesiyle gerçekleşti.
Uzay aracının topladığı veriler, spektroskopi adı verilen bir yöntemle incelendi. Bu teknik, gezegen yüzeyinden yansıyan ışığı analiz ederek minerallerin kimyasal yapısını ortaya çıkarıyor.

SETI ekibine liderlik eden Dr. Janice Bishop ve ekibi, araştırmalarını Mars ekvatoruna yakın Valles Marineris kanyon sisteminde yoğunlaştırdı. Özellikle Juventae Chasma ve Aram Chaos bölgelerinde elde edilen veriler, Dünya’da asidik ve su bakımından zengin ortamlarda oluşan minerallerle karşılaştırıldı. Bu karşılaştırma sayesinde yeni mineralin varlığı doğrulandı.

KEŞİF NE ANLAMA GELİYOR?

Ferric hidroksisülfat’ın oluşumu için yalnızca su ve sülfür değil, aynı zamanda oksijen ve 100 santigrat derecenin üzerinde sıcaklık gerekiyor. Bu da Mars’ta volkanik ve jeotermal aktivitelerin önemli rol oynadığını gösteriyor.

Araştırmacılar, bu mineral değişimlerinin Mars’ın Amazoniyen dönemi olarak bilinen son 3 milyar yıl içinde gerçekleştiğini düşünüyor. Çalışma, 5 Ağustos 2025’te Nature dergisinde yayımlandı.

SICAK VE SU AÇISINDAN ZENGİN

Mart 2025’te Purdue Üniversitesi’nden Mars araştırmaları uzmanı Roger Wiens, NASA’nın Perseverance aracıyla Mars yüzeyinde olağan dışı açık renkli kayalar bulmuştu. Bu kayalarda, kökeni kaolinit adlı minerale dayanan yüksek seviyelerde alüminyum tespit edilmişti. Kaolinit de tıpkı ferric hidroksisülfat gibi sıcak ve su açısından zengin ortamlarda oluşabiliyor.

Bu iki mineralin varlığı, Mars’ın geçmişte daha sıcak, daha nemli ve düşündüğümüzden daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, bu bulguların Kızıl Gezegen’in bir dönem Dünya’ya çok daha fazla benzediğini gösterdiğini vurguluyor.

NASA uzun süredir Mars’ta yaşam izlerini araştırıyor. Yeni mineralin keşfi, bu hedefe bir adım daha yaklaşılması anlamına geliyor. Özellikle Juventae Chasma ve Aram Chaos gibi bölgeler, gelecekte yapılacak yüzey araştırmalarında öncelikli hedefler haline gelebilir.

  •  

WhatsApp’a saldırı: "Derhal güncelleyin"

Meta’ya ait mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ta ortaya çıkan bir güvenlik açığı, iPhone kullanıcılarını kişisel verilerin çalınmasına yönelik gelişmiş bir siber saldırıya karşı savunmasız bıraktı.

Son üç aydır devam eden saldırıda bazı WhatsApp kullanıcılarına, “sıfır tıklama” (zero-click) adı verilen bu hack girişiminin kurbanı olabileceklerine dair uygulama içi uyarılar gönderildi. Ancak saldırıdan kaç kişinin etkilendiği belirtilmedi.

GÜNCELLEME ŞART

WhatsApp, açığı kapattığını duyurdu ancak kullanıcıların uygulamayı güncellemesi gerekiyor.

Amnesty International Güvenlik Laboratuvarı Direktörü Donncha Ó Cearbhaill, X (Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, WhatsApp’ın son 90 gün içinde hedef alınmış kişilere uyarı bildirimi gönderdiğini belirtti ve “Cihazlarınızı güncellediğinizden emin olun” çağrısında bulundu.

Güvenlik ekibi tarafından CVE-2025-55177 koduyla duyurulan açık, WhatsApp’ın kısa blog yazısında da paylaşıldı. Açığın, hedef cihazda herhangi bir kullanıcı etkileşimi olmadan zararlı içerik çalıştırılmasına imkan tanıyabileceği aktarıldı.

Resmi açıklamada açığın iOS ve macOS sistemlerini hedef aldığı belirtilse de uzmanlar, Android kullanıcılarının da risk altında olabileceğini ifade ediyor. Özellikle sivil toplum kuruluşlarında çalışanlar, gazeteciler ve aktivistlerin bu saldırıların hedefinde olabileceği vurgulanıyor.

SIFIR TIKLAMA SALDIRISI NEDİR?

“Sıfır tıklama” olarak bilinen yöntem, kullanıcının hiçbir işlem yapmasına gerek kalmadan cihazın ele geçirilmesine imkan veriyor.

Normalde zararlı yazılımlar telefona ya da bilgisayara, kullanıcının bir linke tıklaması, dosya indirmesi ya da e-postayı açmasıyla bulaşır.

Ancak sıfır tıklama saldırılarında:

- Saldırgan, cihazın işletim sisteminde veya kullanılan bir uygulamada bulunan kritik güvenlik açığını hedef alır.

- Kullanıcıya özel hazırlanmış bir mesaj, çağrı isteği, dosya ya da veri paketi gönderilir.

- Bu veri cihaz tarafından otomatik işlenirken açık tetiklenir. Kullanıcının mesajı açması, dosyaya dokunması ya da herhangi bir şey yapması gerekmez.

Bu tür saldırılar, genellikle büyük kaynaklara sahip gruplar tarafından, politikacılar, avukatlar, gazeteciler ve insan hakları savunucuları gibi “yüksek değerli hedefler”e karşı kullanılıyor.

Siber güvenlik uzmanı Adam Boynton, Daily Mail’e yaptığı açıklamada, bu açıkların genellikle casus yazılım yüklemek, verileri toplamak, kimlik bilgilerini çalmak ve konuşmaları dinlemek için kullanıldığını belirtti.

Hatta saldırganlar bu tür açıkları, fidye yazılımı gibi daha büyük saldırıların başlangıç noktası olarak değerlendirebiliyor.

NE YAPILMALI?

Uzmanlar, kullanıcıların mutlaka WhatsApp’ı son sürüme güncellemesini, telefonlarının işletim sistemini güncel tutmasını ve gerekirse fabrika ayarlarına dönmesini öneriyor.

WhatsApp, saldırıdan etkilenen kullanıcıları yalnızca uygulama içi bildirim yoluyla bilgilendireceğini açıkladı.


  •  

Nesli tükenmiş hayvan türlerinin 'geri getirilmesi' ne kadar mantıklı

ABD’nin Teksas merkezli genetik mühendislik şirketi Colossal Biosciences, nisan ayında 12 bin 500 yıl önce nesli tükenen “Ulukurt”u (Aenocyon dirus) yeniden hayata döndürdüğünü açıkladı. Şirket, birkaç ay sonra da Yeni Zelanda’da yaklaşık 500 yıl önce nesli tükenen ve uçamayan 9 kuş türünden oluşan moa kuşlarının geri getirilmesi üzerinde çalıştığını bildirdi.

"NESLİ TÜKENMİŞ TÜRLERİ GERİ GETİRMEK ETİK DEĞİL"

Bazı bilim insanları, nesli tükenmiş türlerin yeniden hayata döndürülmesini ekolojik denge ve kültürel miras için olumlu bulurken, bazıları bunun ekosistemler üzerinde risk yaratabileceğini ve etik açıdan sorunlu olduğunu savunuyor.

KuzeyDoğa Derneği kurucusu ve biyolog Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu, geri getirme sürecinde genetik mühendisliğinin nasıl kullanıldığını açıkladı. Türlerin DNA’larının toplandığını, eksik kısımların en yakın akraba tür genomuyla tamamlandığını ve gen düzenleme teknikleriyle embriyoların geliştirildiğini söyledi.

HİBRİT TÜRLER VE EKOSİSTEM RİSKLERİ

Şekercioğlu, Nisan 2025’te Time dergisinde yer alan “Remus” adlı hayvanın, Colossal Biosciences tarafından gri kurttan türetilmiş, görünüşü ulukurda benzeyen bir köpek olduğunu belirtti. Bu canlıların gerçek anlamda ulukurt olmadığını, DNA eksikliği nedeniyle hibrit tür olduklarını vurguladı.

Geri getirilen türlerin ekosisteme dahil edilmesinin zorlu bir süreç olduğunu ifade eden Şekercioğlu, türlerin genetik çeşitliliğe sahip olması, doğal davranışlarını sergileyebilecek şekilde yetiştirilmesi ve uygun habitat hazırlanmasının kritik öneme sahip olduğunu söyledi.

"EKOSİSTEME KATKI SUNABİLİRLER"

Şekercioğlu, geri getirilen türlerin ekosistemde kendi rollerini yeniden üstlenip tohum yayılımı, yırtıcı baskısı veya habitat düzenlemesi gibi işlevleri yerine getirerek ekosistemin dengesine katkıda bulunabileceğini, ancak tamamen uyum sağlayamayabileceklerini ve yeni rekabetler veya hastalıklara karşı hassas olabileceklerini belirtti.

Colossal Biosciences’ın geri getirme projelerindeki başarı kriterinin yalnızca bir hayvan üretmek değil, bu hayvanların doğal ekosistemlere entegre olması olduğunu vurgulayan Şekercioğlu, türlerin ekolojik rollerinin olumlu sonuç vermesi halinde daha geniş alanlara bırakılacağını söyledi.

ELEŞTİRİLER: KAYNAKLAR, TEHLİKE ALTINDAKİ TÜRLERDEN KAYABİLİR

Bazı bilim insanları, bu projelerin insanın doğaya müdahalesini normalleştirdiğini ve milyarlarca dolar harcanan bu çalışmaların, hâlâ var olan ama yok olma tehlikesi altındaki türlerin korunmasına harcanmasının daha mantıklı olacağını savunuyor.

Şekercioğlu, nesli tükenmiş türlere odaklanmanın kaynakları ve dikkati hâlâ tehlike altındaki türlerden kaydırabileceğine dikkat çekti. Genetik çeşitliliğin artırılması, biyobankalar ve kontrollü üreme programları, istilacı türlerin kontrolü, av baskısının azaltılması ve insan-yaban hayatı çatışmalarının yönetimi gibi önlemlerin önemine vurgu yaptı.


  •  

Milli çiplerin seri üretimi için geri sayım

Türkiye'nin çip tasarım ve üretim merkezi olma misyonuyla 2014'ten bu yana faaliyet gösteren Yongatek Mikroelektronik'in Genel Müdürü Ali Baran, Anadolu Ajansı (AA) Teknoloji Masası'na konuk oldu.

Çip sektörü ve teknolojisinin tam bir geçiş süreci içerisinde olduğunu vurgulayan Baran, bu süreçte birtakım sancıların yaşandığını, ABD ve Çin arasındaki "ticaret savaşının" merkezinde de çip teknolojilerinin yer aldığını söyledi.

ABD'nin, Çin'i sadece üreten değil, teknolojilere sahip bir ülke olarak gördüğünü ve bunu tehlike algıladığını dile getiren Baran, şöyle konuştu:

"Bu tabii ABD'nin düşüncesi ve bu noktada da bütün dünyayı bir regülasyondan geçirmek istiyor. Çip şöyle tanımlanırdı bundan 40-50 yıl önce, 'Çip, Silikon Vadisi'nde tasarlanır, Uzak Doğu'da üretilir.' Evet, eskiden tasarımı çok kritikti, hala çok kritik. Üretimi biraz daha kritik olmayan, tanımlanmış ve insan gücü gerektiren, çok da esasında değer görülmeyen bir konuydu. Fakat yaşadığımız son 20-30 yıllık sürece bakacak olursak artık üretimin de ne kadar önemli olduğunu gördük. Pandemide büyük bir çip kriziyle karşı karşıya kaldık. Bu çip krizi, bazı ihtiyaçların topluca sipariş edilmesiyle ortaya çıkan talebin karşılanamaması nedeniyle yaşandı. Çünkü bugün çip dünyasındaki üretim altyapısının yüzde 100'e yakını kullanılıyor zaten. Bunun üzerine hızlı talep oluştuğu zaman cevap verebilme şansınız yok."

ABD'nin Nvidia, Qualcomm, Broadcom, Apple gibi şirketlerin çip üretim ihtiyaçlarını ülke içinden karşılamakla ilgili bir strateji uygulandığını ifade eden Baran, bu tam olarak sağlandığında "çip savaşının" farklı bir evreye geçebileceğini vurguladı.

Petrolün rolü çipe geçiyor
"Çiplerin 21. yüzyılın belirleyici kaynağı olarak petrolün yerini alacağı" değerlendirmelerine katıldığını anlatan Ali Baran, şunları kaydetti:

"Yapay zeka bunun tam sahnelendiği alan olacak. Yapay zekadaki sıkıntı donanımdan, çipten kaynaklanacak. Sizin çok iyi yazılımlarınız var ama çipiniz yok, ulaşamıyorsunuz, koşturamıyorsunuz. O zaman ne yapacaksınız? (Donald) Trump başkan olduktan sonra yapay zeka çiplerini 3 kategoriye böldüler. Biz ikinci kategorideyiz. İlk kategori ABD ve çok gelişmiş ülkeleri içeriyor. Bunların ABD ile birlikte ulaşacağını söylüyorlar. İkinci kategori bizim olduğumuz biraz daha geriden gelecek. Üçüncü kategori bayağı ulaşamayacakları noktada olacak. Bu oyunu kırabilecek esasında Çin ve Orta Doğu'daki şirketler. Bunu kıramazlarsa ülkelerin gelişmişlik seviyesi, ticari rekabeti de sıralanmış olacak. Gelişmiş yapay zeka çiplerine daha önce ulaşan ülkeler diğer ülkelerin önüne geçecek. Bu 100 yılın, en azından önümüzdeki 50 yılın kesinlikle en önemli savaş noktalarından bir tanesi çip olacak. Çip teknolojilerine sahip olan ülkeler öbürlerinin önüne geçecekler ve diğer ülkeleri pazar olarak kullanacaklar."

"Çip yatırımları değerlendiriliyor"
Türkiye'deki çalışmalara değinen Baran, Beko ile beyaz eşyada kullanılacak çiplerle yönelik yürüttükleri çalışmanın HIT-30 Programı kapsamına alındığını anımsattı.

Aynı zamanda yurt dışında teknolojiye sahip şirketlerin gelip, Türkiye'de çip üretim altyapısı kurması durumunda yaklaşık 5 milyar dolarlık bir destek paketi olduğunu belirten Baran, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bence hatırı sayılır bir paket. Biz de gittiğimiz her yerde, ayrıca devletimiz, bakanlığımız, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, Ticaret Bakanlığı bu konuyla ilgili firmalara, ülkelere sürekli bunları hatırlatıyoruz. Bu kapsamda da birtakım görüşmeler ve çalışmalar var.

Avrupa'nın en yüksek sayıda televizyon üreten firmaları ülkemizde. Beko, beyaz eşya üreticisi olarak dünyanın en büyük ikinci firması sayı olarak. Bütün bunları düşündüğümüzde ülkemizin çok ciddi potansiyeli var. Bu potansiyel doğru yönetilebilirse yakın zamanda önemli gelişmeler olacağını düşünüyorum.

Bu konuda doğrudan yatırım olabilir. Bunu değerlendiriyorlar. Ben şansımız olduğunu düşünüyorum. Çok uzun sürmeden bile birtakım gelişmeler olabilir."

"Beyaz eşya ve otomotivden başlamak anlamlı"
Türkiye'nin çiple ilgili neredeyse tümüyle dışa bağımlı olduğuna işaret eden Baran, birtakım sensör üretimleri yapıldığını ancak bunların sınırlı kaldığını ve ticari olmadığını söyledi.

Bu durumun tedarik zinciri açısından bir güvenlik sıkıntısı getirdiğini vurgulayan Baran, yaptıkları anlaşmada Beko'nun motivasyonlarından birinin de bu olduğunu belirtti. Baran, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:

"Evet, biz bir çip fabrikası kuracağız. Dünyada yüzlerce var. Bütün ülkedeki çip ihtiyaçlarını mı karşılayacağız? Hayır, bu doğru değil. Bunu yapamayız. Bu gerçekçi de değil, rekabetçi de değil. Biz ülkemizde çok kullanılan çiplerden bir kısmını üretebilecek bir yatırım yapılmasını ve bu teknolojinin ülkemizde olmasını istiyoruz. Sonra bunu dünyanın konjektürüne göre, çip sektöründe yaşanabilecek sıkıntılara ya da gelişmelere göre büyütebiliriz veya böyle tutabiliriz. Bu teknolojinin bizde olması gerekiyor. Bu olduğu zaman daha rahat hareket edeceğiz. Savunma sanayisinde birtakım sıkıntılar yaşandı. Firmanın birisi bize ambargo koydu. Ambargo koyduktan sonra bazı şeylere ulaşamadık. Ondan sonra dedik ki biz İHA'larımızı nasıl uçuracağız? Askeri bilgisayarlarımıza nasıl çalıştıracağız? Bunu düşünmeye çalıştık. Allah'tan çok uzun bir yere gitmedi, çözüldü. ama siz bunu yapabilecek durumda olduğunuz zaman bunlar artık sıkıntı olmaktan çıkacak."

Yapay zeka tarafındaki 7 nanometre, 5 nanometre çiplerin konuşulduğuna işaret eden Baran, "Bizim görebildiğimiz 28, 22 veya 40 nanometre bile olabilir. İlk hedefi beyaz eşya sektörü olan bir yatırımla başlamak. Beyaz eşya sektöründe ürettiğimiz 40 nanometre çip şu anda kullanılıyor ve oldukça ihtiyaçları karşılayabilir durumda. Veya biraz daha yeni 28 nanometre, otomotiv tarafının da ihtiyaçlarını karşılayabilecek 22 nanometre gibi konular da adlandırılabilir. Görebildiğimiz buralarda yapılabilecek bir yatırım çok daha anlamlı olur. Hem maliyet etkin olur hem de sektöre doğru noktadan girmiş oluruz." diye konuştu.

"Kimseye muhtaç olmak istemiyoruz"
Ali Baran, fabrikada kullanılacak makinelerin hızlı temin edilebildiği durumlarda bile çip üretim bandının kurulması, çalışması ve ticari ürün üretilmesinin 2-3 yıl sürebildiğini, bunun yanında yetişmiş insan kaynağına ihtiyaç olduğunu bildirdi.

TÜBİTAK ve ASELSAN'ın çip konusundaki çalışmalarının da önemini vurgulayan Baran, bu büyüklükteki kuruluşlardan tasarımın ötesindeki alanlarda daha fazla katkı beklediklerini söyledi.

Türkiye'de haberleşme marketinin büyüklüğüne dikkati çeken Baran, Haberleşme Teknoloji Kümelenmesi bünyesinde sektörün ihtiyaçlarına yönelik yürüttükleri çalışmaları anlattı. Baran, şu bilgileri verdi:

"Burada esasında daha çok Çin tabanlı firmaların marketi haline geldik. Bunun devam etmesini istemiyoruz. Evet, mutlaka yabancı firmalarla işbirliği yapabiliriz, birlikte çalışabiliriz ama orta ve uzun vadede bu know-howların ülkemizde olması lazım. Bugün bütün dünyada bu konuyla ilgili rahatsızlıklar var Çin firmalarına karşı. Avrupa'da birtakım düzenlemeler, kısıtlamalar getiriliyor. Kümelenmesi olarak şunu söylüyoruz: 'Yerli ve milli yapabileceğimiz ürünleri gelin burada yapalım.' Sonrasında da bunları rekabetçi bir hale getirmemiz gerekiyor. Rekabetçi hale getirmenin yöntemi de bunun çip haline getirmek. Çip haline getirebilirseniz, bütün dünyayı satabilirsiniz. Böyle bir vizyonumuz, yol haritamız var. İnşallah bununla ilgili yakın bir zamanda daha önemli, somut gelişmeler olacaktır."

Savunma sanayisinin geldiği aşamaya dikkati çeken ve açıkta kalan konuların birinin çip olduğunu kaydeden Baran, "FPGA, savunma sanayisinde çok kullanılan bir ürün ve FPGA tarafıyla ilgili olası bir kısıtlamanın savunma sanayimizi çok derinden etkileyeceğini düşünüyoruz. Bu tedarik güvenliğini nasıl sağlayabilirizi değerlendiriyoruz. Yongatek olarak kendi FPGA'imizi oluşturmakla ilgili yurt dışı tabanlı birtakım firmalarla çalışmalarımız devam ediyor. Beko'yla birlikte devam eden, MCU konusu da savunma sanayisinin çok temeli bir ihtiyacı. MCU bugün esasında mikro denetleyici, akıllı olan her şeyin içerisinde var olan bir ürün. Her yapı taşı içerisinde, IoT, beyaz eşya, savunma tarafında. Sadece burada FPGA çipi değil mikro denetleyici kısmını oluşturup, savunma sanayisinin ihtiyacına sunmak istiyoruz. Artık kimseye, muhannete muhtaç olmayacak duruma gelmek istiyoruz." dedi.

Milli mikro denetleyiciler için geri sayım
Beko ile yürüttükleri projenin AR-GE seviyesinin önemli ölçüde tamamlandığını bildiren Baran, proje takvimine ilişkin şunları söyledi:

"Bu senenin sonunda ilk prototipler üretime gidecek ve önümüzdeki sene için seri üretime geçilmesiyle ilgili planlar yapılacak. Tayvan'da rekabetçi bir şekilde testi, üretimi, paketlemesiyle ilgili neler yapabilirize yönelik birtakım görüşmeler yaptık. Sadece Beko'ya çip vermeyeceğiz. Onun yanında ülkemizde IoT alanında, robotik alanında, savunma alanında da çok fazla ihtiyaç var, ülke dışında da öyle. Artık buralarda da bu ürünleri satabilir duruma geleceğiz. Bu Türkiye'de bir ilk olacak. İnşallah bu kapsamda bunun hazırlıkları ve planlamaları yapılıyor. Sadece Beko tarafının yıllık kullanım adetleri 30 milyon olacak. Savunma, robotik, IoT alanında da markete sunduğumuz zaman 40-50 milyon bandına çıkarabilecek bir potansiyelimiz var. Bunlar çok büyük rakamlar."

Bunun yanında iddialı bir adım atarak yapay zeka çipi yaptıklarını anlatan Baran, şöyle konuştu:

"Akıllı kameralar, akıllı şehir uygulamaları için kullanılacak kameranın arkasındaki çipi yapıyoruz. Yani güvenlik kameraları, otomotiv tarafındaki kameralar, aklımıza gelecek her kameranın arkasındaki çip. Bu çok yoğun şekilde devam ediyor. Geçtiğimiz yıl başladı. Yurt içi ve dışı müşterilerimiz de var. Oldukça da büyük bir proje. Çok yoğun bir şekilde gidiyor. TSMC 12 nanometrede. Ve inşallah bunu yakın bir zamanda da bununla ilgili üretim planlamalarını da yapacağız. Bunu da hem ülkemizin hem bütün dünyanın hizmetine sunacağız. Yapay zeka tarafıyla ilgili bir kısıtlama olduğu noktada tam olarak hazırlanmış müthiş bir çözüm olacak ve birçok uygulamayı karşılayabilecek.

2026 içerisinde mikro denetleyici tarafında seri üretim. 2027 ve 2028 noktasında da bu yapay zeka çipinin seri üretimle ilgili planlamaları yapıyoruz. Bir diğer konumuz da FPGA tarafı, FPGA tarafı savunma tarafının bir konusu. Kendi FPGA çipimizi geliştiriyoruz. Burada Avrupa Birliği tarafında bir konsorsiyuma dahil olduk. Avrupa Birliği de çok önemli şeyler söylüyor. Avrupa Birliği'nde devam eden 3 projemiz var. Buralarda da önemli işbirlikleri sağlıyoruz. Buradaki hedefimiz de Xilinx firmasının daha önce kullanmış olduğu orta seviyeli 1-2 FPGA'yi üretebilecek bir altyapıya sahip olmak istiyoruz. Bu bir PoC olarak tamamlanacak. Burada biraz market ihtiyaçlarını gördükten sonra bir takım güncellemelerle seri üretim için planlamalar yapmak istiyoruz. Şu anda Yongatek olarak çalıştığımız 3 şey bunlar. Haberleşme tarafında, başka konular üzerinde birtakım çalışmalarımız var. İnanıyorum ki Yongatek olarak çip konusunda önemli bir çözüm merkezi haline geleceğiz."

Sırada uydu haberleşmesi var
Uydu haberleşmesiyle ilgili birtakım çözümleri de gündeme aldıklarını aktaran Baran, uydu haberleşmesiyle 5G teknolojisinin yakın bir zamanda birleşeceğine işaret etti. Baran, çalışmaya ilişkin şu bilgileri paylaştı:

"Esasında bu G uydular değil de L uydularla ilgili. Burada hem IoT ile hem 5G NTN dediğimiz Non Terrestrial Network kapsamında yakın bir zamanda markete yeni ürünler sunulacak. Biz de bu kapsamda bir çip oluşturmayı hedefliyoruz. Bunu ilk defa sizin yayınınızda söylüyorum. Bunun çalışmaları devam ediyor. Buradaki market hedefimiz hem IoT alanı olacak, hem de uydu haberleşmesi kısmı olacak. Bunun akıllı şehirlerde uygulamaları var, IoT tarafındaki çözümleri var. IoT dediğimiz zaman tarımı, ulaşımı, akıllı şehirleri, birçok yeri etkileyecek bir konu. Bu teknolojiyi elde ettikten sonra alıp bunları çipe koyduğunuz zaman hem bunların güvenliğini sağlayabiliyorsunuz hem de dünyayla rekabet edebilecek bir hale geliyorsunuz. Onun için bu konu hakkında da yakın bir zamanda bir projemiz başlayacak."

Çip üretim modeli
Türkiye'nin çip konusunda dışa bağımlığını sonlandırması için "tasarım evi" konumundaki yapıların sayısının artırılıp projelerle desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Baran, yurt dışında bu alanda çalışan Türklerin dönmesiyle de bu sürecin hızlanabileceğini belirtti.

Baran, bu alandaki doğru iş modelini ise şöyle tarif etti:

"Evet, biz dünyaya entegre olmuş bir ülkeyiz. Güçlü bir ülkeyiz. Marketimiz var, potansiyelimiz var, her şeyimiz var. Rekabetçi bir ülkeyiz. Birçok problemimizi artık çözdük, çözülüyor da. Gelin yabancılar, yatırımcılar, biz de size ortak olalım, destek olalım. Bizim ülkemizde bir çip fabrikası kurun. Ben bunun çok doğru bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bunu kurduktan sonra bir şeyi de kendimiz yüzde 100 yerli ve milli olarak yapabiliriz belki savunma tarafını, başka yerleri hedefleyerek. Bu da olabilir ama bunun yönteminin bunlarla beraber olması gerekiyor. Bu bir ekosistem."

Üniversitelerin de sanayicilerle güçlerini birleştirmesinin önemine değinen Ali Baran, sektörün yönetsel yapısını için de şu önerilerde bulundu:

"Ben çip sektörünün kesinlikle devlet eliyle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum ama bunun özel sektörün yönetmesi gerektiğinden de hiç şüphem yok. Devlet tarafıyla yönetilecek bir çip sektörünün hiçbir yere varmayacağını düşünüyorum. Bu kadar netim. Onun için de bu konuda bence stratejik, devlet desteği olmadan da olmaz. Çünkü burada büyük yatırımlar gerekiyor. Bunu başka ülkeler nasıl formülize etmiş. Aynı şekilde bizim de formülize ederek, stratejik bir yol haritası belirleyerek bu konu üzerinde bir yere varabileceğimizi inanıyorum.

Birincisi özgüvenimizin sağlam olması gerekiyor. İnsan kalitemiz çok iyi. Bakın gerçekten çok iyi insan kalitemiz var. Üniversiteler olsun, akademik dünya olsun, sorumluluk almakla ilgili olsun. İkincisi de başka birçok ülkede olmayan marketimiz var. Bizim kadar marketi olan dünyada kaç tane ülke olduğuna bakın. Yani markette şunu kastediyorum, son ürün satabilen kaç tane firmamız var? Yani bu firmalarımız evet, üretimlerinin bir kısmını Mısır'da yaptırıyorlar, bir kısmını başka ülkelere taşıyorlar. Olsun, bu şirketler bu ülkenin şirketleri. Biz onlarla doğru bir stratejik yol haritası belirleyebilirsek, eminim ki savunma sanayisinde olduğu gibi belki 20 yıl sonra cip sektöründe oyuncu haline gelmişiz. Buna bütün kalbimle inanıyorum."

Ali Baran, gençlere çip teknolojilerine daha fazla ilgi duymaları çağrısında bulunarak, "Türk gençlerine, teknolojiye ilgi duyan gençlere diyorum ki elektronik mühendisliğine, çip konularına daha fazla ilgi duyun, bu konuları öğrenmeye çalışın. Bu konularla hem TEKNOFEST'te hem de başka yerlerde öğrencilerimize destek veriyoruz. Hatta birtakım eğitim programlarımız da var yeni katılan arkadaşlarımıza. Onlarla insan kaynağımızı artırıyoruz. Burada da inşallah bir seviye geldikten sonra artık kendi çiplerimizi tasarlayacağız ve bütün dünyaya satacağız. Onun için de hiçbir şüphem yok. Özgüvenimiz yüzde 100." ifadelerini kullandı.

  •  

TikTok, mesajlara sesli not, fotoğraf ve video ekleme özelliği getiriyor

Kullanıcılar sohbet ekranında doğrudan ses kaydı yaparak 60 saniyeye kadar sesli not gönderebilecek. Tek bir mesajda en fazla dokuz fotoğraf veya video paylaşılabilecek.

Daha fazla medya göndermek isteyen kullanıcılar sonraki mesajlarla paylaşımı sürdürebilecek.

Ne zaman kullanılacak
Özellikler henüz devreye girmedi. TikTok, güncellemeyi önümüzdeki haftalarda kademeli olarak sunmayı planlıyor.

DM’ler 16 yaş altındaki kullanıcılar için kapalı kalmaya devam edecek. On altı ile on sekiz yaş arası kullanıcılar için ek güvenlik önlemleri uygulanıyor.

On sekiz yaş üzerindeki kullanıcılar da isterse bu filtreleri açabiliyor.

Diğer güncellemeler
TikTok kısa süre önce “Sana Özel” sayfasına konu yönetimi ve yapay zeka tabanlı anahtar kelime filtreleri ekledi.

Uygulamada Tako isimli sohbet robotu ve görselleri videoya dönüştüren “AI Alive” özelliği de yer alıyor.

Şirket; Wind Down, rehberli meditasyon ve yatma zamanı planlaması gibi araçlarla genç kullanıcılar için sağlıklı kullanım odaklı adımlar atıyor.

  •  

WhatsApp’a yapay zeka desteği: Yazım yardımcısı dönemi başladı

Kullanıcılar, bire bir ya da grup sohbetinde yeni kalem simgesine dokunarak Yazım Yardımı’nı açabiliyor.

Uygulama, tercih edilen üsluba göre (profesyonel, gündelik, esprili ve benzeri) yeniden yazım önerileri oluşturuyor.

Gizlilik ön planda
WhatsApp, özelliğin Private Processing teknolojisiyle geliştirildiğini ve ne orijinal mesajların ne de yapay zekâ önerilerinin Meta ya da WhatsApp tarafından taranmadığını belirtiyor.

Özellik varsayılan olarak kapalı geliyor ve isteyen kullanıcılar tarafından etkinleştiriliyor.

Kademeli yaygınlaşma
Yazım Yardımı, şimdilik ABD’de İngilizce olarak kullanıma sunuldu. WhatsApp, yıl içinde ek dil ve pazar desteğinin kademeli olarak devreye gireceğini, özelliğin dünya genelinde milyonlarca kullanıcıya ulaşacağını ifade ediyor.

Diğer denemeler
Uygulama, kısa süre önce cevapsız aramalara kısa sesli mesaj bırakılmasına imkân veren bir özelliği de test etmeye başladı.

Bu özellikle kullanıcılar, yanıtlanmayan aramalardan sonra ekrandaki “sesli mesaj kaydet” kısayolunu kullanarak hızlıca not bırakabiliyor.

  •  

TEKNOFEST Mavi Vatan'ı 175 bin kişi ziyaret etti

TRT'nin iletişim paydaşı olduğu, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) yürütücülüğünde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı işbirliğiyle gerçekleştirilen "TEKNOFEST Mavi Vatan", 28-31 Ağustos tarihlerinde İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda düzenlendi.

TEKNOFEST'ten yapılan açıklamaya göre, TEKNOFEST Mavi Vatan'ı vatandaşların ziyaretine açık olduğu 29-31 Ağustos tarihlerinde yaklaşık 175 bin kişi ziyaret etti.

Mavi Vatan yarışmalarının final süreci, deniz teknolojilerinde yenilikçi projelere sahne oldu.

Bu yıl İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması, İnsansız Deniz Aracı Yarışması ve Su Altı Roket Yarışması olmak üzere üç farklı kategoride düzenlenen yarışmalara 2 bin 698 takım başvuruda bulundu. Ön elemelerden geçerek finale kalan 86 takım ve toplam 1000 finalist, dereceye girebilmek için mücadele etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, festivali ilk gününde ziyaret etti. TEKNOFEST Mavi Vatan'ın üçüncü günü 30 Ağustos Zafer Bayramı coşkusuna sahne oldu.

İstanbul Tersanesi Komutanlığı, hem Zafer Bayramı'nı kutlamak hem de etkinlik alanında yer alan gemileri ve Türk savunma sanayisinin öncü ürünlerini yakından görmek isteyen binlerce vatandaşı ağırladı. Türkiye'nin en büyük askeri gemisi TCG Anadolu, ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü.

Gösteriler ve etkinlikler gerçekleştirildi
Festival süresince teknoloji yarışmalarının yanı sıra çeşitli etkinlikler de yapıldı. TEKNOFEST Mavi Vatan konferans etkinlikleri kapsamında Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve Prof. Dr. İlber Ortaylı tarafından Akdeniz ve Osmanlı Denizciliği konulu konferans verildi.

Sualtı Taarruz (SAT) ve Sualtı Savunma Grup (SAS) Komutanlıkları tarafından özel gösteriler gerçekleştirildi. Mehteran konseri, bilim şovları, tiyatro gösterileri, dragon kürek yarışları ve koro performansları da yapıldı.

Ödüllü bilgi yarışmaları, halat çekme, el incesi atma ve halat salya yarışmaları da düzenlendi. Festival boyunca paydaş ve katılımcı firmaların stant etkinlikleri de ziyaretçilere sunuldu.

Yarışmalarda dereceye girenlere ödülleri takdim edildi
Festival süresince ziyaretçiler TCG Akhisar, TCG Alemdar, TCG Alanya, TCG Anadolu, TCG Atak, TCG Burgazada, TCG Ç-151, TCG İstanbul, TCG Nusret, TCG Oruçreis ve TCSG Güven gemilerini gezme fırsatı bulurken, Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi mirası TCG Savarona'yı yakından görme imkanı elde etti.

Şehit aileleri ve çocuklarına, özel Savarona gezisi düzenlendi.

TEKNOFEST Mavi Vatan, kapanış töreninde gençlerin ödüllerini almasıyla tamamlandı. Ödül törenine, TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu katıldı. Bayraktar ve Tatlıoğlu, sahnede gençlere ödüllerini takdim ederken, etkinliğin kapanış konuşmalarını da gerçekleştirdi.

Kapanış töreni ile birlikte düzenlenen ödül töreninde İnsansız Su Altı Sistemleri, Su Altı Roket, TEKNOFEST Mavi Vatan Makale Yarışması, TEKNOFEST Mavi Vatan Resim Yarışması, Kürek Yarışları, Halat Çekme, El İncesi Atma, Halat Salya yarışmalarında dereceye girenlere ödülleri takdim edildi.

  •  

Instagram'da "abonelik ücreti" dönemi

Sosyal medya devi Instagram, kullanıcılarına reklamsız bir deneyim sunmak için yeni bir abonelik modeli başlattı. Platform, aylık ücret karşılığında reklamsız kullanım imkanı sağlayarak özellikle reklam yoğunluğundan rahatsız olan kullanıcıları hedefliyor.

Yeni sistemde kullanıcılar, aylık 7,99 euro karşılığında Instagram'ı reklamsız kullanabilecek. Bu ücret, Türkiye'de güncel kurla yaklaşık 384 TL'ye denk geliyor. Ücretli abonelikte kullanıcı verileri reklam amaçlı işlenmeyecek ve platform tamamen reklam gösteriminden bağımsız hale gelecek. Instagram'ı ücretsiz kullananlar ise kişiselleştirilmiş reklamlarla karşılaşmaya devam edecek. Platform, kullanıcılara daha az kişiselleştirilmiş reklam seçeneği sunarak veri işleme düzeyini kısmi olarak kontrol etme imkanı veriyor.

Yeni abonelik modeli ile Instagram, hem reklamsız deneyim isteyen kullanıcıları memnun etmeyi hem de ücretsiz kullanıcılar için platformu sürdürülebilir kılmayı amaçlıyor. Günlük 500 milyonun üzerinde aktif kullanıcıya sahip platform, esnek kullanım seçenekleriyle kullanıcı bağlılığını artırmayı hedefliyor.

  •  

Şeffaf kafalı balık! Okyanusların hayalet avcısı

Okyanusların tuhaf ve hayranlık uyandıran uyum mekanizmaları arasında barreleye balığının şeffaf kafası en dikkat çekici olanlardan biri. Bu derin deniz canlısı, tüp şeklindeki gözlerini saydam başının içinden yukarı doğru çevirerek avını adeta bir “gök penceresinden” izliyor.

DERİN DENİZLERİN SESSİZ AVCISI

Barreleye balığı (Macropinna microstoma), 1939’da tanımlandı. Çoğunlukla Kuzey Pasifik’te, Bering Denizi’nden Japonya’ya ve Baja California’ya kadar gözlemlendi. Genellikle hareketsiz bir şekilde karanlık sularda beklerken gözlerini yukarı dikiyor ve yukarıdan geçen avların siluetini yakalıyor.

Yeşil pigmentlere sahip gözleri, yüzeyden gelen son ışıkları engelleyerek sadece denizanası ve diğer canlıların yaydığı biyolüminesan parıltıyı görmesine imkan tanıyor.

ŞEFFAF KALKAN VE AVLANMA STRATEJİSİ

Barreleye’nin saydam kafası, hem gözlerini koruyan sıvı dolu bir kalkan görevi görüyor hem de denizanasının yakıcı dokunaçlarından zarar görmesini engelliyor. Diyetinde, denizanasının dokunaçlarına takılan küçük kabuklular ve minik canlılar önemli bir yer tutuyor.

2009’DA GELEN BÜYÜK SÜRPRİZ

Bu gizemli balığın kafası, düşük basınç nedeniyle yüzeye çıkarıldığında çöktüğü için bilimsel kayıtlarda nadiren detaylı biçimde yer bulmuştu. Ancak 2009’da Monterey Bay Akvaryumu Araştırma Enstitüsü (MBARI) ekibi şans eseri canlı bir örneği yakalayarak saatlerce akvaryumda gözlemledi. Bu sayede balığın yalnızca yukarı değil, önündeki avına odaklanmak için gözlerini öne doğru döndürebildiği keşfedildi.

ŞEFFAFLIK SADECE DENİZLERDE DEĞİL

Barreleye, şeffaf organlar geliştiren tek canlı değil. Cam kalamarlar derin denizde tamamen saydam gövdeleriyle hem avcılardan hem avlarından gizleniyor. Karada ise Orta ve Güney Amerika’daki cam kurbağalar, saydam karınlarıyla yaprakların üzerinde neredeyse görünmez hale geliyor. Bu da onların yırtıcılardan korunmasına yardımcı oluyor.

  •  

Evrenin en büyük gizemi için yeni teori! Dev gezegenlerde kara delik doğuyor

Bilim insanları, Güneş Sistemi dışındaki dev gezegenlerin karanlık maddenin gizemli doğasını çözmede anahtar rol oynayabileceğini öne sürüyor. Yeni bir araştırmaya göre, belirli bir karanlık madde modeli, bu parçacıkların dev gezegenlerin çekirdeklerinde birikip minik kara deliklere dönüşmesine yol açabilir. Zamanla bu kara delikler, gezegenleri tamamen yutarak geriye yalnızca gezegen kütlesinde kara delikler bırakabilir.

KARANLIK MADDE NEDİR?

Evrenin yaklaşık %85’ini oluşturan karanlık madde, doğrudan gözlemlenemese de varlığı güçlü yerçekimi etkileri sayesinde biliniyor. Ancak yapısı hâlâ çözülebilmiş değil. Araştırmacılar, farklı karanlık madde modellerini test ederek hangi özelliklere sahip olabileceğini anlamaya çalışıyor.

DEV GEZEGENLERDE MİNİK KARA DELİKLER

Kaliforniya Üniversitesi’nden astrofizikçiler Mehrdad Phoroutan-Mehr ve Tara Fetherolf’un hazırladığı çalışmaya göre, yok olmayan (kendi kendini yok etmeyen) ağır karanlık madde parçacıkları dev ötegezegenlerde hapsolabilir. Enerjilerini kaybeden bu parçacıklar gezegen çekirdeğinde yoğunlaşır ve sonunda kendi kütleçekimleri altında çökerek küçük kara deliklere dönüşebilir.

Phoroutan-Mehr şöyle açıklıyor:

“Bu kara delikler zamanla büyüyerek tüm gezegeni tüketebilir. Eğer astronomlar gezegen boyutunda kara delikler keşfederse, bu ağır karanlık madde modeline güçlü bir kanıt olabilir.”

GÖZLEM ZORLUKLARI

Böylesi bir kara delik tespit etmek son derece güç. Örneğin Jüpiter kütlesindeki bir kara delik yalnızca 5,6 metre çapında olurdu. Günümüz teknolojisi bu kadar küçük kara delikleri gözlemlemeye yetmiyor. Ancak gelişen teleskop teknolojileri sayesinde gelecekte bu tür keşiflerin mümkün olabileceği düşünülüyor.

KARANLIK MADDENİN İZİNİ ÖTEGEZEGENLERDE ARAMAK

Bilim insanlarına göre, özellikle Samanyolu’nun merkezine yakın karanlık madde açısından zengin bölgelerdeki ötegezegenler kritik ipuçları sunabilir. Dev gezegenlerde gözlemlenebilecek bu süreç, evrenin en büyük sırlarından biri olan karanlık maddenin doğasını açığa çıkarabilir.

  •  

“Wow!” sinyali yeniden incelendi! Dünya dışı kaynak ihtimali güçlendi

Bilim insanları, 1977’de kaydedilen ünlü “Wow!” sinyalini yeniden inceledi. Yeni araştırmaya göre sinyalin kaynağı büyük olasılıkla dünya dışı bir köken taşıyor ve bugüne kadar düşünüldüğünden çok daha güçlü bir yapıya sahip olabilir.

15 Ağustos 1977’de Ohio State Üniversitesi’ndeki Big Ear teleskobunda kaydedilen dar bantlı bir radyo sinyali, 72 saniye boyunca sürdü. Astronom Jerry Ehman, çıktının yanına “Wow!” yazarak tarihe geçen bu gizemli işarete isim vermişti.

Yıllar boyunca sinyalin kaynağı üzerine birçok teori üretildi. Kimi gökbilimciler bunun bir kuyruklu yıldızdan kaynaklanabileceğini öne sürdü; ancak bu iddia kısa sürede çürütüldü. Çünkü kuyruklu yıldızlar çok daha dağınık ve süreklilik arz eden sinyaller yayar.

YENİ ANALİZ: DAHA GÜÇLÜ, DAHA NET

Puerto Rico Üniversitesi’nden Prof. Abel Méndez liderliğindeki ekip, Big Ear teleskobunun verilerini modern sinyal analiz yöntemleriyle tekrar inceledi. Sonuçlar, sinyalin rastlantısal radyo frekans paraziti olamayacak kadar güçlü olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, sinyalin gücünü 250 Janskys olarak hesapladı. Bu değer, önceki tahminlerden dört kat daha büyük.

KAYNAK NE OLABİLİR?

Ekip, sinyalin kaynağı olarak Dünya’daki teknolojik parazitleri, uyduları ve diğer olası sebepleri eledi. Bunun yerine, Samanyolu’ndaki küçük soğuk hidrojen bulutlarının aniden parlamasıyla oluşmuş bir “süperışınım” (maser benzeri) olayına işaret ediyorlar. Bu parlamanın tetikleyicisi olarak da magnetar patlamaları ya da yumuşak gama ışını tekrarları öne sürülüyor.

UZAYLI İHTİMALİ MASADA MI?

Araştırma doğrudan uzaylı uygarlıkları işaret etmese de, “Wow!” sinyalinin dünya dışı zekâ ihtimalini gündemde tutuyor. Bilim insanları, bu çalışmanın gelecekteki SETI (Dünya Dışı Zekâ Araştırmaları) projeleri için önemli bir yol haritası sunduğunu belirtiyor.

Prof. Méndez, “Bu çalışma gizemi çözmedi. Aksine, daha net bir haritayla dosyayı yeniden açtı” ifadelerini kullandı.

  •  

Kelebek Bulutsusu’nda yaşamın yapı taşları bulundu

Kozmik tozun nasıl oluştuğu uzun süredir bilim dünyasında tartışılıyordu. Cardiff Üniversitesi’nden astrofizikçi Mikako Matsuura ve ekibi, James Webb Uzay Teleskobu sayesinde Kelebek Bulutsusu’nda hem sakin bölgelerde oluşan kristallerin hem de şiddetli patlamalarla ortaya çıkan amorf tozların izlerini ortaya çıkardı. Bu keşif, gezegenlerin ve yaşamın hammaddelerinin evrende nasıl bir araya geldiğine dair önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

ÖLEN YILDIZDAN GERİYE KALAN GÜZELLİK

Kelebek Bulutsusu, dış katmanlarını uzaya atan ölü bir yıldızın kalıntılarından oluşuyor. Ortasında bir beyaz cüce yer alıyor. Teleskop verileri, bu yıldızın etrafını saran yoğun toz halkasının kristallerden ve kurum benzeri parçacıklardan oluştuğunu gösterdi.

MİNERAL KRİSTALLERİ VE YAŞAMIN İZLERİ

Tozun içinde forsterit, enstatit ve kuvars gibi silikat mineralleri tespit edildi. Ayrıca karbon halkalarından oluşan ve yaşamın kökenine dair teorilerde önemli yeri olan polisiklik aromatik hidrokarbonların (PAH) da bölgede bulunduğu görüldü.

YAŞAMIN KÖKENİNE DAİR İPUÇLARI

Bulutsudaki güçlü yıldız rüzgârlarının çevredeki maddelerle çarpışması sonucu bu moleküllerin oluştuğu düşünülüyor. Bu da, yaşamın temel yapı taşlarının yıldızların ölüm süreçlerinde ortaya çıkabileceğini gösteriyor.

BÜYÜK RESMİ GÖRMEK

Araştırmacılara göre, Güneş Sistemi’nin nasıl oluştuğunu geriye dönüp izlemek mümkün değil. Ancak James Webb Uzay Teleskobu gibi güçlü gözlem araçları sayesinde, ölen yıldızlardan saçılan toz ve moleküller incelenerek evrendeki yaşamın kökenine dair önemli bilgiler elde edilebiliyor.

  •  

Samsung XR başlığı ile geliyor: İşte özellikleri

Samsung, Apple Vision Pro’ya rakip olarak geliştirdiği ilk XR başlığı “Project Moohan” için lansman tarihini duyurdu. Cihaz, Güney Kore basınından gelen bilgilere göre, 29 Eylül’deki Galaxy Unpacked etkinliğinde tanıtılıyor. Başlangıçta sadece Güney Kore pazarında satışa sunulacak olan cihazın, 13 Ekim’de piyasaya sürülmesi planlanıyor. Samsung, XR başlığı ile karşımıza çıkıyor Project Moohan’ın fiyatı, 2,5 milyon ile […]
  •  

NEXT Sosyal 500 bininci üyeye özel hediye verecek

Uygulamanın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, 500 bininci üyeye çok yaklaşıldığı belirtildi.

Paylaşımda, "NEXT ailemiz büyümeye devam ediyor. 500 bininci üyemize özel bir hediye veriyoruz. Siz de bu tarihi anın parçası olun. NEXT'e katılın ve arkadaşlarınızı da davet edin. Hemen katıl, sürprizi yakala!" ifadeleri kullanıldı.

Yerli sosyal platform NEXT Teknofest Sosyal, "sosyal ağ" kategorisindeki ücretsiz uygulamalar listesinde son dönemde en çok indirilen uygulamalardan oldu.

Haber, teknoloji, yaşam ve gündem odaklı içerik paylaşımlarının yapıldığı NEXT Teknofest Sosyal'de kullanıcılar aynı zamanda Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ve Baykar işbirliğiyle geliştirilen Türkçe büyük dil modeli T3 AI'yı da kullanabiliyor.

Türkçe dil modeli, kendisini etiketleyerek yapılan paylaşımlara hızlı şekilde cevap vererek kullanıcılarla etkileşime geçiyor.

  •  

Selçuk Bayraktar'dan "yerli mesajlaşma uygulaması hazır" paylaşımı

Temmuz ayı başında beta sürümüyle kullanıma sunulan NEXT Teknofest Sosyal uygulaması, kısa sürede 250 bin kullanıcıya ulaştı.

"Sosyal Ağ" kategorisinde yer alan ücretsiz uygulamalar listesinde yerli sosyal ağ NEXT Teknofest Sosyal, son dönemde en çok indirilen ücretsiz uygulama oldu.

NEXT Teknofest Sosyal'deki bazı kullanıcılar Selçuk Bayraktar'ı etiketleyerek yerli mesajlaşma uygulaması isteğinde bulundu.

Bu isteğe karşılık Bayraktar, yaptığı paylaşımda, "O da hazır, kullanıyoruz hatta. Yakındır." ifadesini kullandı.

  •  

Yapay zekanın ekonomik etkisi raporlandı

Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI), düzenlediği 8'inci yıl çalıştayının raporunu kamuoyuyla paylaştı. Raporda yapay zeka, Türkiye ekonomisine yıllık yaklaşık yüzde 1 katkı sunabileceği, yalnızca kamu sektöründe üretilecek çözümlerle 4 ila 5 milyar dolar arasında tasarruf sağlayabilecek.İSTANBUL (İGFA) - Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI), 2025 yılı itibarıyla sayısı 411’e ulaşan yerli yapay zeka girişimiyle büyüyen ekosistemin nabzını bu yıl 8'incisini düzenlediği çalıştayda tuttu. Çalıştayda ele alınan stratejik başlıkların aktarıldığı raporda, yapay zekanın ekonomik etkisi, girişimcilik ekosistemi, istihdam, etik ve Agentic AI (Yapay zeka ajanları) ele alındı. Raporda; mevcut durum, öncelikler ve çözüm önerileri kapsamlı şekilde ele alındı. Yapay zekanın ekonomik etkisi, sadece özel sektörü değil, kamu hizmetlerini de dönüştürüyor. Akıllı yatırımlar sayesinde GSYİH’ye yüzde 1–2 oranında yıllık katkı sağlanabilirken, e-Devlet, e-Nabız gibi uygulamaların YZ ile güçlendirilmesi, sağlık, vergi ve denetim alanlarında milyarlarca dolarlık verimlilik potansiyeli oluşturuyor. Türkiye’de YZ girişimleri potansiyel unicorn ama oyun alanı küçük 411 aktif YZ girişiminin bulunduğu Türkiye'de ölçeklenme, yatırım bulma ve globalleşme hala büyük engel. Girişimlerin büyümesi için kamu alım sistemlerinin revize edilmesi, veri paylaşım modellerinin netleştirilmesi ve düzenleyici sistemlerin kurulması gerektiği vurgulanıyor. YENİ İŞ ARKADAŞINIZ BİR YAPAY ZEKA AJAN OLABİLİR! “Agentic AI” yani otonom yapay zeka sistemleri, karar alma ve uygulama süreçlerinde insan yerini alan yazılım mimarileriyle iş dünyasında yeni bir çağ başlatıyor. Türkiye bu alanda “erken keşif” aşamasında olsa da, bu teknolojinin gelecek 3 yıl içinde kurumsal hayatı şekillendirmesi bekleniyor. ÇALIŞTAY ANKETİNDEN ÖNE ÇIKANLAR Çalıştaya katılan 134 ekosistem paydaşının katılım sağladığı anketin sonuçları ise şöyle: Verimlilik odaklı beklenti: Katılımcıların 1 numaralı beklentisi açık ara “verimlilik artışı”. Yapay zekaya bir “tasarruf aracı” değil, iş süreçlerini daha akıllıca yürütme ve yeni değer üretme aracı olarak bakılıyor. Olgunluk seviyesi “işlevsel”: Şirketlerin büyük kısmı yapay zeka olgunluğunu “işlevsel” düzeyde tanımlıyor. Yani teknolojinin artık “deneme” değil, “sonuç” üreten bir faza geçtiği görülüyor. Ancak hala öncülük konusunda eksikler var. Güven sorunu öne çıkıyor: “Yapay zeka ile ilgili en büyük endişeniz nedir?” sorusuna en çok verilen yanıtlar “dezenformasyon” ve “manipülasyon” oldu. Bu, teknik risklerden ziyade sosyal ve etik risklerin öne çıktığını gösteriyor. Yeni teknoloji radarda: Üretken yapay zeka araçları (ChatGPT, Gemini, CoPilot vb.) yaygın olarak kullanılıyor. Ancak Agentic AI — yani otonom yapay zeka ajanları — henüz sınırlı ölçekte devrede. Katılımcılar bu teknolojiyi "bir sonraki büyük sıçrama" olarak görüyor.

  •  

Apple Watch’ta mesajlaşma devri: Snapchat artık bilekte!

Snap, Apple Watch için özel olarak tasarlanmış Snapchat uygulamasını bugün duyurdu. Kullanıcılar artık konuşmalarını doğrudan bileklerinden görüp yanıtlayabilecek. Hangi özellikler sunuluyor Yeni Snapchat uygulaması, Apple Watch’un yerleşik klavyesi, Scribble ve dikte özelliklerini destekliyor. Kullanıcılar bu yöntemlerle mesajlara yanıt verebilecek. Uygulama ayrıca diğer Apple Watch mesajlaşma uygulamaları gibi emoji gönderme imkanı da sunuyor. Snap, Snapchat’i kullanıcıların […]
  •  

SON Teknoloji 25. bölüm yayınlanıyor!

EasyCep sponsorluğundaki SON Teknoloji programı ShiftDelete.Net’in kurucusu Hakkı Alkan’ın sunumuyla yarın saat 12:15’te Habertürk ekranlarında yirmi beşinci bölümüyle izleyicilerin karşısına çıkacak. Yeni teknolojiler ve güncel gelişmelerin ele alınacağı programda teknoloji dünyasının nabzı derinlemesine tutulacak. SON Teknoloji 25. bölüm yayınlanıyor! Teknoloji dünyasında öne çıkan son gelişmeler… Yerli ve milli teknolojilerimizden çarpıcı haberler “SON TEKNOLOJİ”de… Yapay zeka destekli alışveriş deneyimi hayatımızı […]

💾

  •  

İnternet bağımlılığına karşı "planlama" tavsiyesi

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Volkan Şahin, AA muhabirine, bağımlılık türlerinin görülme sıklığı göz önüne alındığında çocuk ve ergenlerin büyük bir tehlike altında olduğunu ifade etti. Son yıllarda internet kullanımının ve ulaşılabilirliğin artması nedeniyle "oyun oynama bozukluğu" tanısının gündeme gelmeye başladığına işaret eden Şahin, "2024 verilerine baktığımız zaman Türkiye'de internete geçirilen süre ortalama 7 saat. Bu kullanıcıların yüzde 38'i de bunu oyun oynayarak geçiriyor. O yüzden internet oyun oynama bozukluğu ile ilgili gerekli önlemlerin alınması, uzun süre bu davranışlarda bulunan çocuk ve ergenlerin bir uzmandan yardım alması gerekiyor." diye konuştu. Şahin, internet konusunda sınırlama getirmenin çok önemli olduğuna dikkati çekerek, "İnternet konusunda sınırlama getirmek birincil öncelik olabilir. Tabii ki de bir plan dahilinde. Günün belli bir kısmında internette vakit geçirme, belli bir kısmında ders yapma, belli bir kısmında da spor aktivitesine yönlendirme gibi bir plan yapmak gerekebilir." dedi. "Çocuk veya ergenle konuşup, karar vermek gerekir" Bu noktada çocukların vakit geçirebilmesinin sağlanmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Şahin, "Diyelim ki internet, oyun, bunları çocuğun elinden aldık, yerine bir şey koymamız lazım. Bu bir hobi olabilir, bu bir spor aktivitesi olabilir. Ebeveynlerle beraber vakit geçirmek olabilir. Bunları muhakkak çocuk veya ergenle konuşup, karar vermek gerekir." ifadesini kullandı. Şahin, internet konusunda planlamanın mutlaka çocukla beraber yapılması gerektiğine işaret ederek, "Bunun belli bir kuralı yok ama bütün sorumluluklarını ve davranışlarını yerine getirdikten sonra internet için de bir zaman ayırılabileceği ancak internette nasıl vakit geçirdiği çok önemli. İnterneti ne için kullandığı da çok önemli. O yüzden ailelere önerimiz özellikle yaş grubuna uygun şekilde interneti ne için kullandıkları, nerelere girdikleri bunları denetlemeleri." diye konuştu. Madde bağımlılığına da dikkati çeken Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar dürtüsel oluyorlar. Yeterince tedavi edilmedikleri, önlemler alınmadığı durumda ilerleyen yaşlarda madde kullanımı bozukluğuna daha yatkın oluyorlar. Bunun dışında yeterli ebeveynlik desteği almamış çocuklar veya gençler riskli durumdalar. Annesiyle veya babasıyla yeterince iletişim kuramayan, onlarla konuşamayan, dertlerini paylaşamayan bir çocuk ve ergen, sorunlarını veya sıkıntılarını çözümünü dışarıda arayabilir. Bu madde kullanımı olabilir, başka bağımlılıklar olabilir. " Şahin, ailelerin bu gibi durumlara önem vermeleri gerektiğine dikkati çekerek, özellikle çocuklarda daha önce görülmemiş davranış değişiklikleri varsa bir uzmandan yardım almalarında fayda olacağını kaydetti.

  •  

Dünyanın içinde yeni bir dünya var ama hala sadece yüzde 0,001 i keşfedilebildi! İşte bakın o dünya nerede

Dünya'nın derin deniz tabanının sadece yüzde 0,001'i keşfedilebildi Ocean Discovery League, Scripps Okyanografi Enstitüsü ve Boston Üniversitesi'nden bilim insanları, şu ana dek derin deniz tabanının ne kadarının görsel olarak belgelendiğini kamuya açık veriler üzerinden analiz ederek anlaşılması için örnekler verdi. Derin deniz dalışlarının kayıt altına alındığı 67 yıllık süreçte, insanlığın deniz tabanının yalnızca yüzde 0.0006 ila 0.001’lik bir kısmını keşfetmiş olduğu ortaya çıktı.. Bu en yüksek tahmine göre keşfedilen alan yaklaşık 3.823 kilometrekare (1.476 mil kare) olup, bu büyüklük ABD’nin en küçük eyaletlerinden biri olan Rhode Island’dan biraz büyük ya da Belçika’nın yaklaşık onda birine denk geliyor. Araştırmanın başyazarı ve derin deniz araştırmacısı Katherine Bell ile ekibi, bu oranların anlaşılmasını kolaylaştırmak adına çeşitli görsel örnekler sundu. Belçika ile derin deniz tabanının karşılaştırmalı görseli Aşağıda yer alan görselde, derin deniz tabanında keşfedilen bölümün ABD'nin doğu kıyısı üzerine yerleştirilmiş hali gösteriliyor. Avrupa’ya daha aşina olanlar içinse, aynı miktarda derin deniz tabanı, Belçika üzerine yerleştirilmiş şekilde sunuluyor. Araştırmacılar, derin deniz tabanının yalnızca minik bir yüzdesine dair görsel kaydımız olduğunu belirtiyor. Oysa bu ekosistem, Dünya yüzeyinin yüzde 66’sını kapsıyor. Yapılan gözlemlerin yüzde 30’u ise 1980 öncesine ait siyah-beyaz düşük çözünürlüklü fotoğraflardan oluşuyor. Çalışmanın yazarları, 200 metreden daha derin dalışlara dair 43.000’den fazla kayıt topladı ve bu verilerden yola çıkarak derin deniz keşiflerinin tarihsel gelişimini inceledi. Bu kayıtlara özel sektörün petrol ve gaz keşifleri dahil edilmemiştir. Derin deniz keşiflerinin artışı ve küresel eşitsizlikler 1960'lardan 2010'lara kadar, derin deniz dalışlarının sayısı dört kat arttı. Ancak zamanla bu keşifler daha çok kıyılara ve sığ denizlere yoğunlaşmaya başladı. 1970’lerde, tüm dalışların neredeyse yüzde 60’ı 2.000 metreden derin yapılırken, 40 yıl sonra bu oran sadece dörtte bir oldu. Bugün, dünya okyanuslarının yüzde 97'sinin derinliklerini keşfeden beş ülke bulunuyor: Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Yeni Zelanda, Fransa ve Almanya. Derin okyanusun korunması için acil adımlar gerekli Ocean Discovery League Başkanı ve kurucusu Bell, "Derin okyanusa yönelik hızla artan tehditlerle – iklim değişikliği ve potansiyel maden çıkarma gibi – bu kadar geniş bir bölgenin sınırlı keşfi, bilim ve politika açısından büyük bir sorun oluşturuyor" dedi. "Kaynak yönetimi ve korunma konularında bilinçli kararlar alabilmek için derin okyanusun ekosistemlerini ve işleyişlerini çok daha iyi anlamamız gerekiyor." Eğer dünya çapında 1.000'den fazla keşif platformu kurarsak bile, Bell ve ekibi, Dünya'nın tüm deniz tabanını görselleştirmenin yaklaşık 100.000 yıl süreceğini öngörüyor. Araştırmanın sonuçları, küresel derin okyanusların keşfi ve incelenmesinde köklü bir değişiklik yapılması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu çalışma, Science Advances dergisinde yayımlandı.

  •  

Huawei Watch 5 hakkında yeni sızıntı! İşte tasarımı

Huawei, yeni nesil premium akıllı saati Watch 5 için çalışmalarını sürdürürken; cihazın tasarımı, renk seçenekleri ve fiyat bilgileri belli oldu. Son dönemde farklı sertifikasyonlarda ortaya çıkan Huawei Watch 5, üst segment kullanıcıları şimdiden cezbedebilir. Huawei Watch 5 hakkında yeni gelişme Sızdırılan bilgilere göre Huawei Watch 5, 42 mm ve 46 mm olmak üzere iki farklı […]

Huawei Watch 5 hakkında yeni sızıntı! İşte tasarımı

  •  

Elon Musk'ın SpaceX'i özel bir şirketin gerçekleştireceği ilk uzay yürüyüşüne hazırlanıyor

SpaceX'in gelecek haftaki ilk uzay yürüyüşü, şirketin şimdiye kadarki en riskli görevlerinden biri olacak. Özel bir uzay şirketi tarafından gerçekleştirilecek bu uzay yürüyüşü, ince uzay giysileri ve hava kilidi olmayan bir kabin gibi uzay teknolojisinde çığır açan ekipmanların da denemesi olacak

  •  

Yapay zeka kimleri işsiz bırakacak?

Yapay zekanın iş gücü piyasasındaki olumsuz etkilerinin, eşitsizlik piramidinin altında yer alan iş kollarında daha fazla ortaya çıkmasına bağlı olarak ekonomik eşitsizliğin artacağı ve bunun da toplumsal huzursuzluğu artırma potansiyeli taşıdığı belirtiliyor. AA'nın, teknolojinin var olan toplumsal eşitsizliklere etkisini ele aldığı iki haberden oluşan "Teknoloji ve Eşitsizlik" başlıklı dosyasının ikinci haberinde, Çin'deki Taihe Enstitüsünde yapay zeka ve işçi sorunları üzerine araştırmalar yapan Wang Hui, yapay zekanın iş gücü piyasasındaki eşitsizliği nasıl etkileyeceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

  •  

Ukrayna’dan Gazze’de ateşkes ve Çin’e, yapay zekadan yasadışı göçe: G7 zirvesinden hangi sonuçlar çıktı?

G7 zirvesinin sonuç bildirgesinde liderler Rus işgali altındaki Ukrayna’ya desteğin altını çizdi; Kiev’e 50 milyar dolarlık kredi sağlanmasında uzlaştı. Biden yönetiminden üst düzey bir yetkili liderlerin, “Ukrayna’nın yeniden inşasını Rusya’nın ödemesi gerektiği” konusunda anlaştığını vurguladı

  •  

“Uluslararası Kütüphane ve Teknoloji Festivali” başladı

İSTANBUL (AA) – Sanal gerçeklikten yapay zekaya, akıllı mimariden robotik uygulamalara gençleri ve 7’den 70’e kütüphane kullanıcılarını yeni teknolojilerle tanıştıracak etkinlik, “Dijital Geleceğin Anahtarı: Yapay Zeka Temelli Akıllı Kütüphaneler” ana temasıyla düzenleniyor.

Festivalin açılışında bir konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, kütüphaneciliğin tarih boyunca bilgiye ulaşmada ve bilgi yönetiminde önemli bir rol oynadığını söyledi.

Yazgı, teknolojinin gelişim hızının artmasının kütüphaneciliği dönüşüme zorladığına dikkati çekerek, “Uzaktan erişimin getirdiği kolaylıklar ve mobil uygulamaların etkin kullanımı kütüphanecilik ve kütüphane hizmetlerini bambaşka bir noktaya taşımıştır. Kütüphanecilik teknolojiyle iç içe geçerek kullanıcı deneyimini geliştirmeye devam etmektedir. Günümüz kütüphanecilik yaklaşımı, bilgiye, hızlı ve doğru erişim imkanlarını çeşitlendirmeye, çağın gereksinimlerine uygun bir hizmet yapısı sunmaya çalışmaktadır.” dedi.

“Yapay zeka temelli 100 akıllı kütüphane açmayı hedefliyoruz”

Teknoloji kullanımıyla beraber geleneksel kütüphane değerlerinin korunmasını önceleyen bir yaklaşımla çalıştıklarını aktaran Yazgı, şunları kaydetti:

“Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak önümüzdeki dönem kütüphane hizmetleri politikamızı bilgiye erişim ve bilginin kullanımında yapay zeka, bulut bilişim, makine öğrenimi, nesneler interneti ve robotik otomasyon başta olmak üzere güncel teknolojik imkanlardan en üst düzeyde istifade etme esası üzerine şekillendirdik. 2023 yılında 100 yeni kütüphane açma hedefimizi gerçekleştirmenin mutluluğuyla 2024 yılımıza girdik. Bu yıl da yapay zeka temelli 100 akıllı kütüphanenin hizmete açılması hedefine karar verdik. Bu hedefle uyumlu biçimde de kütüphane haftası kapsamında bu festivali düzenliyoruz.”

Teknoloji dünyası ve kütüphane sektörü arasında bir ekosistem oluşturmayı hedeflediklerinin altını çizen Yazgı, “Bakanlığımızın yeni dönemdeki temel amacı yeni nesil kütüphanelerin bilgi kaynaklarına erişimini kolaylaştırmak adına kullandığı ve hizmetlerini adapte edeceği yeni fikir ve ürünleri sizin dikkatinize sunmak ve bunları birebir deneyimleme imkanınızı yakalamanızı sağlamaktır. Bu festival Türkiye’de ilk olduğu gibi araştırmalarımıza göre dünyada da bir ilk.” ifadelerini kullandı.

Festival hakkında

Festivale kütüphanecilik alanında teknoloji ve yapay zeka temelli hizmet üretenler ile bu alanda hizmet veren kurum, kuruluş ve dernekler, ürün geliştiriciler, girişimciler, kütüphaneciler, akademisyenler katılacak. Macaristan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Azerbaycan festivalin konuk ülkeleri olacak.

Yapay zeka, sanal ve artırılmış gerçeklik, hologram gibi teknolojilerin meraklılarıyla buluşacağı hafta boyunca bilgi güvenliği, akıllı mimari, robotik, kodlama geliştirmeye yönelik atölye ve paneller düzenlenecek.

“İlham Veren Konuşmalar” konferans serisinin de yer alacağı hafta çok sayıda sosyal ve kültürel etkinliklerle devam edecek.

27 Mart’ta sona erecek festivalle ilgili detaylı bilgiye “www.kutuphaneveteknoloji.com” internet adresinden ulaşılabilir.

Muhabir: Fatih Türkyılmaz

AA

The post “Uluslararası Kütüphane ve Teknoloji Festivali” başladı appeared first on Balkan Günlüğü Gazetesi.

  •  

Temyiz Mahkemesi Apple’ın akıllı saatlerine yönelik satış yasağını geçici olarak durdurdu

ABD’de temyiz mahkemesi, Apple’ın bazı akıllı saat modellerinin satışı ve ithalatının tıbbi teknoloji firması Masimo’yla patent anlaşmazlığı nedeniyle yasaklanmasının askıya alınmasına karar verdi. Anlaşmazlık bazı modellerde kanda oksijen miktarını ölçen teknolojinin kullanılmasından kaynaklanıyor

  •  

TÜRKSAT 6A'da geri sayım başladı! Bakan Uraloğlu: Haziranda fırlatmayı planlıyoruz

Abdulkadir Uraloğlu, Türk Havacılık ve Uzay Sanayiinin (TUSAŞ), Kahramankazan'daki tesisini ziyaret ederek, Türkiye'nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A'nın Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi'nde incelemelerde bulundu.

Bakan Uraloğlu, burada yaptığı konuşmada, Türkiye Yüzyılı'nın başlangıcında dünyada söz sahibi olmak için, "uzayda iz sahibi olma" mottosuyla, çalışmalara kararlılıklara devam ettiklerini belirtti.

Uraloğlu, Türkiye'nin Türksat 1B ile başlayan uydu yayıncılığı serüvenini Türksat 6A adlı ilk yerli haberleşme uydusuyla taçlandırma kararlılıklarını dile getirdi. Ayrıca, Bakanlık, TÜBİTAK ve Türksat arasında imzalanan protokolle Türksat 6A projesinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla 15 Aralık 2014 tarihinde imzalandığını hatırlattı.

Türksat 6A haberleşme uydusunun Türkiye'yi dünya genelinde haberleşme uyduları üretebilen ilk 11 ülke arasına sokacağına dikkat çeken Uraloğlu, şöyle konuştu:

"Türksat 6A tamamlandığında, 42 doğu boylamında hizmet verecek. 35 bin 786 kilometre uzaklıkta, yer merkezli bir yörüngede yer alacak. 7,5 kilovat güce sahip olacak yerli ve milli haberleşme uydumuz, 20 aktarıcıya sahip olacak. Türksat 6A uydumuz Ku Bantta hizmet verecek ve daha önceki Türksat uydularıyla kapsanamayan Güney-Doğu Asya gibi yeni coğrafyada da hizmet sunacak."

Uraloğlu, uydunun 15 yıl boyunca aktif görev yapacağını vurgulayarak; uçuş bilgisayarı, güç dağıtım ünitesi, elektrikli itki sistemi, yakıt tankı, güç yönetimi ve kontrol birimi gibi kritik bileşenlerin yerli kaynaklarla üretilmesinin, uydu ve uzay endüstrisinde dışa bağımlılığı azaltacak yüksek bir yerlilik seviyesine katkı sağlayacağını belirtti.

TÜRKSAT 6A'DA TAMAMLANAN ÇALIŞMALAR

Türksat 6A uydusunun montaj, entegrasyon ve test aşamalarının Türksat, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ve TUSAŞ işbirliğiyle sürdüğünü aktaran Uraloğlu, şunları kaydetti:

"Şu anda 'Isıl Yapısal Yeterlilik Modeli', 'Mühendislik Modeli' ve 'Uçuş Modeli' olmak üzere 3 ayrı model üretimi planlanan Türksat 6A uydu projesinde, Isıl Yapısal ve Mühendislik Modelleri'nin üretim, entegrasyon, testleri tamamlanmıştır. 'Mühendislik Modeli' entegrasyon faaliyetleri tamamlanmış olup, sistem seviyesi, ilk fonksiyonel testleri, termal vakum testi, titreşim testi ve akustik testi ile elektromanyetik uyumluluk testleri bitmiştir."

Uraloğlu, son test aşaması olan sistem seviyesi kompakt alan anten testi (CATR) için hazırlıklara başlandığını açıkladı. Ayrıca, anten ve güneş panellerinin açılma testlerinin ekim ayında, fırlatıcı uyum ve piro testleri ile son hizalama testlerinin ise kasım ayında başlayacağını duyurdu.

CATR testinin tamamlanmasının ardından, güneş panellerinin entegrasyonu ve kütle özelliklerinin ölçümünün Şubat 2024'te yapılacağını belirten Uraloğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Tüm bu testlerin tamamlanmasıyla uydumuz, fırlatma sahasına sevk için hazır hale gelecek. Bugünkü ziyaretimizde bizim bütün çözüm ortaklarımızla beraber yaptığımız değerlendirmelerde Türksat 6A uydumuzun mart ayı içinde yerde teslimini planlıyoruz. Sonrasında bu uydunun fırlatılmak üzere Space X firmasıyla yapılan anlaşma gereği fırlatma alanına gönderilerek muhtemelen haziran ayı içinde gerekli fırlatma işlemlerini yapmayı planlıyoruz. Bulunduğumuz alan gerçekten Türk mühendisliğinin uzay sanayisinde ne seviyeye geldiğini gösteren önemli yapılardan bir tanesidir. Gerçekten burada bir emek, gayret var. Biz de onu gururla, takdirle yerinde görmüş olduk."

Bakan Uraloğlu, projede emeği geçen herkese Türk milleti adına teşekkür ederek, başarılarının daim olmasını diledi.

  •  

iPhone 15 tamir ücreti ne kadar? iPhone 15 ekran değişimi, arka cam kapak değişimi, batarya değişimi ne kadar?

Apple aylardır merakla beklenen yeni ürünlerinin tanıtımını geçtiğimiz günlerde görkemli bir lansmanla yaptı. Lansmanda iPhone 15 serisi ve Watch Series 9 tanıtıldı. Dünyanın gözü yeni iPhone modelindeydi. İlk kez resmi olarak tanıtılan telefonun ülkemizdeki satış fiyatı ise herşeyin önüne geçti. iPhone 15'in en yüksek donanımlı modelinin satış fiyatının 100 bin TL seviyesine kadar çıkabileceği konuşulurken yeni telefonu almayı düşünenler arıza ve hasar durumunda servis ücretlerinin ne kadar olacağını araştırmaya başladı. Olası bir hasar durumunda iPhone 15 modeli tamiri için ufak bir serveti gözden çıkarmak gerekebilir. İşte iPhone 15 tamir ücretleri hakkında detaylar...

iPHONE 15 TAMİR ÜCRETİ NE KADAR?

iPhone 15 tamir ücreti arızanın ve hasarın nerede ve hangi modelde olduğuna göre değişiyor. Örnek vermek gerekirse iPhone 15'te çatlak eran onarımı 10.168 TL olurken iPhone 15 Pro Max'te bu tutar 14.592 TL'ye çıkıyor. İşte hasar durumuna göre iPhone 15 servis ücretleri...

iPHONE 15 EKRAN DEĞİŞİMİ NE KADAR?

Sadece ön ekran onarımı dikkate alındığında karşımıza şöyle bir ücret tablosu çıkıyor;

iPhone 15    10.168 TL
iPhone 15 Plus    11.907 TL
iPhone 15 Pro    11.907 TL
iPhone 15 Pro Max    14.592 TL

iPHONE 15 ARKA CAM DEĞİŞİMİ NE KADAR?

iPhone 15    5.816 TL
iPhone 15 Plus    6.731 TL
iPhone 15 Pro    5.816 TL
iPhone 15 Pro Max    6.731 TL

iPHONE 15 ÖN EKRAN VE ARKA CAM DEĞİŞİMİ FİYATI

iPhone 15    14.449 TL
iPhone 15 Plus    16.499 TL
iPhone 15 Pro    15.499 TL
iPhone 15 Pro Max    17.999 TL

iPHONE 15 BATARYA DEĞİŞİMİ FİYATLARI NE KADAR

iPhone 15    3.152 TL
iPhone 15 Plus    3.152 TL
iPhone 15 Pro    3.152 TL
iPhone 15 Pro Max    3.152 TL

iPHONE 15 KAMERA TAMİRİ FİYATLARI NE KADAR

iPhone 15    5.877 TL
iPhone 15 Plus    5.877 TL
iPhone 15 Pro    8.399 TL
iPhone 15 Pro Max    9.375 TL

iPHONE 15  DİĞER DONANIMSAL ARIZA ÜCRETLERİ

iPhone 15    29.704 TL
iPhone 15 Plus    32.084 TL
iPhone 15 Pro    37.219 TL
iPhone 15 Pro Max    39.396 TL

iPHONE 15 PRO MAX FİYATI NE KADAR?

Ülkemizde 1 TB'lik iPhone 15 Pro Max'in satış fiyatı 92.999 TL civarında olacak. Bu ücretlere zam gelmesi durumunda fiyatların 100 bin TL'yi geçmesi oldukça muhtemel. 

iPHONE 15 SATIŞLARI BAŞLADI MI? 

iPhone 15 modelleri 22 Eylül'de Apple Store ve yetkili mağazalarda satışa sunulacak.

iPHONE 15 ÖZELLİKLERİ NELER?

Ekran boyutu    6.1 inç
Panel türü    OLED Super Retina
Ekran çözünürlüğü    2556 x 1179 piksel
Ekran yenileme hızı    60 Hz
Ekran parlaklığı    1600 nit/HDR ile 2000 nit
İşlemci    A16 Bionic
Bellek    6 GB RAM
Depolama    128 GB, 256 GB ve 512 GB
Ana Kamera    48 Megapiksel
Ultra geniş açılı ikinci kamera    12 Megapiksel
Ön kamera    12 Megapiksel
Batarya kapasitesi    20 saate kadar video izleme,
80 saate kadar şarkı çalma
İşletim sistemi    iOS 17
Bağlantı seçenekleri    USB Type-C, 5G,
Kalınlık, Uzunluk ve Genişlik    7.8 mm, 147.6 mm, 71.6 mm
Ağırlık    171 gram
 

  •  

Pil ile ateş yakılır mı? Pil ile nasıl ateş yakılır? Ne gerekiyor?

Doğada kamp yapıyorsunuz. Yanınıza çakmak almayı unutmuşsunuz ve kibritiniz de yok. Böyle bir durumda ısınmak veya yemek yapmak için nasıl ateş yakacaksınız?

Yanınızda el lambası ya da radyo ve alüminyum folyo varsa bu konuyu dert etmenize gerek yok.. Çünkü halk arasında kalem pil diye tabir edilen AA piller ateş yakmanızda size yardımcı olacak.

PİL İLE ATEŞ YAKMANIN MANTIĞI NEDİR?

Pilin artı ve eksi kutbu birbirine bir tel ile bağlanırsa tel ısınmaya başlar. Tel ince olursa çok çabuk ısınır. Çünkü ince tel akıma çok direnç gösterir, akım daha zor geçer ve bu da telin ısınmasına sebep olur. İşte pilin ateş yakmadaki mantığı bu şekilde çalışıyor. 

DOLU BİR KALEM PİL VE ALÜMİNYUM KAĞIT PARÇASI YETERLİ

Ateş yakmaya başlamadan önce ihtiyacınız olan malzemeleri sayalım: Dolu bir pil, alüminyum sakız kağıdı, ateşi çoğaltmak için kağıt veya pamuk.

PİL İLE NASIL ATEŞ YAKILIR? 

Alüminyum paketi düzleştirin. 1 cm eninde ve 10 cm boyunda bir parça kesin. Bu parçayı ikiye katlayın ve makas yardımı ile şekilde gösterildiği gibi tekrar kesin. Ocak olarak kullanacağını bir yer belirleyin. Peçeteyi ocak olarak kullanacağımız şeyin içine koyun. Alüminyumdan kestiğiniz parçanın uçlarının parlak yüzünü 1.5V’luk kalem pilin artı ve eksi ucuna temas ettirdiğinizde, paket parçasının ortasındaki ince kısım duman çıkarıp alev alacak. Bu alev alan kısmı hızlı bir şekilde peçete parçalarına temas ettirin ve onların tutuşmasını sağlayın. İşte çakmak veya kibrit olmadan ateş yakmayı başardınız.

Bunu yaparken bulunduğunuz yerde yangın çıkma ihtimalini göz önünde bulundurmanızda fayda var.

  •  

Telefonların şarjı artık bitmeyecek! O marka yeni teknolojisini tanıttı

Çinli telefon üreticisi Honor, MWC 2023 yılında yeni telefonlarının yanı sıra yeni bir teknolojiyi de tüketiciyle buluşturdu. 

DÜŞÜK VOLTAJLA HIZLI ŞARJ OLABİLİYOR 

Bu kapsamda akıllı telefon sektöründe ilk kez kullanılan silikon karbon batarya teknolojilerinin geleneksel lityum iyon pillere kıyasla yüzde 12.8'e kadar daha fazla enerji yoğunluğuna sahip olduğunu öne sürüyor. 

Honor'un silikon karbon pili, lityum iyon pillere kıyasla yüzde 240 daha fazla kapasiteye sahip olmakla beraber, akıllı telefon lityum pilleri çok düşük voltaj olan 3.5V'ta çalışıyor. 

YÜZDE 6,8 DAHA YÜKSEK KAPAİSTE SUNUYOR 

Bu nedenle silicon karbon pil, bitmeye yakın geleneksel pillere göre daha uzun dayanıyor. Silikon karbon pil, aynı boyuttaki lityum iyon pilden yaklaşık yüzde 6,8 daha yüksek kapasite sunuyor. 

  •  

Xiaomi'den kullanıcılarına MIUI 14 müjdesi! O model de unutulmadı

Çinli akıllı telefon devi Xiaomi, Mobil Dünya Kongresi (MWC 2023) kapsamında Android 13 ile gelecek olan MIUI 14 arayüzü güncellemesi alacak olan telefonlarını tanıttı. 

Xiaomi, MIUI 14'ün ulaşacağı tüm akıllı telefonların açıklamasını yapmadı. Ancak şirket, 2023'ün ilk çeyreğinde MIUI 14 dağıtımı yapacağı tüm modelleri açıkladı. 

İŞTE MIUI 14 ALACAK OLAN MODELLER 

  • Xiaomi 12
  • Xiaomi 12 Pro
  • Xiaomi 12T
  • Xiaomi 12T Pro
  • Xiaomi 12X
  • Xiaomi 12 Lite
  • Xiaomi Mi 11 Lite
  • Xiaomi Mi 11 Lite 5G
  • Xiaomi Mi 11
  • Xiaomi Mi 11i
  • Xiaomi Mi 11 Ultra
  • Xiaomi Mi 11T
  • Xiaomi Mi 11T Pro
  • Redmi 10 5G
  • Redmi Note 10
  • Redmi Note 10 Pro
  • Redmi Note 11 Pro+ 5G

  •  

Sons of the Forest tabanca, kürek nerede? Susturucu, fener ve lazer konumu nerede?

Sons of the Forest tabanca, kürek nerede? sorusu oyuncular tarafından araştırılıyor. Son günlerde popüler olan ve en çok satılanlar listesinde yer alan Sons of the Forest oyunu, Steam platformunda erken erişim olarak oyunculara sunuldu. Çıktığı günden beri çok ilgi gören Sons Of The Forest'ta yamyamlara uzaktan hasar vermek için etkili bir silah tabancanın nerede bulunduğu oyuncular tarafından internette araştırılıyor.  Peki, Sons of the Forest tabanca, kürek nerede? Susturucu, fener ve lazer konumu nerede?

SONS OF THE FOREST TABANCA NEREDE?

Haritadaki spawn noktasında yer alan tabanca, yamyamlara uzaktan ciddi hasar veriyor. Haritada sahilin ilerisinde denizin ortasında bir şişme botun içerisinde yer alan tabanca, 9mm mermi ile doluyor. Ayrıca tabancayı susturucu, lazer görüş ve fener gibi eşyalar da takılmaktadır.

Tabancanın 9mm mermisi ise haritanın farklı yerlerinde spawnlanan kutular içerisinde bulunmaktadır. Kutuları açarak içerisinden rastgele çıkan eşyalar arasında tabanca mermisi de bulunmaktadır.

SONS OF THE FOREST TABANCA FENERİ NEREDE?

Tabancayı bir el feneri ile donatmak istiyorsanız, bunu Sons of the Forest'taki el feneri ekini bularak yapabilirsiniz. El feneri parçasını bulmak için, aşağıdaki mağaraya gitmelisiniz.

Mağaraya vardığınızda, içeri girin ve gerçek mağaraya inmek için halat tabancasını kullanın. Ardından, yakındaki havuza dalın ve aşağıdaki çukura doğru yüzün.

Yeniden yüzeye çıkana kadar su altı tünelini takip edin ve sonra o Tabancayı çıkarın, çünkü savaş zamanı. İlerideki mutantları vurun ve sonra aşağı kaydırabileceğiniz kaygan bir akış bulana kadar mağaralarından devam edin.

Altta, kendinizi daha fazla mutantla dolu bir odada bulana kadar tünellerden geçmeye devam edin. Teknik olarak burada iki odadan geçeceksiniz ve ikincisi el feneri parçasını bulacağınız yerdir. Bir cesedin üzerindeki el feneri parçasını bulmak için mağaranın arkasına giden yolu takip edin.

  •  

Amazon Prime Gaming, ocak ayı ücretsiz oyunlarını açıkladı: Listede dikkat çekici yapımlar var

Amazon, Prime Gaming ücretsiz şekilde verdiği oyunlar ile oyunseverlerin beğenisini kazanmaya devam ediyor. Platform, ocak ayında sunmuş olduğu birçok içerikle birlikte 600 TL değerindeki 6 oyunu da ücretsiz olarak oyunculara sundu. Listede yer alan yapımlar, oyuncuların dikkatini çekti.

THE EVİL WİTHİN 2 OYUNU ÜCRETSİZ OLDU 

Amazon, Türkiye'de oldukça uygun olan bir platform. İlk ay ücretsiz olması dışında, 7.90 TL (yurt dışında 14.90 dolar) karşılığında abonelerine Prime ayrıcalıklı hizmeti sunmakta. Bununla birlikte, alışverişlerinizde aynı gün teslimat seçeneği ile ücretsiz kargo, Prime Video ve Prime Gaming gibi bazı hizmetler de pakete dahil bir şekilde kullanıcılara sunulmakta.

Amazon Prime Gaming’in ocak ayı için ücretsiz olarak verdiği oyunlar arasında The Evil Within 2 de yer aldı. Bu oyun birçok eleştirmen ve oyunculardan tam not alan korku temalı yapım, 349,00 TL değerinde. 

İŞTE, OCAK AYINDA VERİLECEK OYUNLAR

31 OCAK TARİHİNE KADAR ERİŞİLEBİLİR OLACAK

Kullanıcılar, yukarıda yer alan oyunları 31 Ocak tarihine kadar kütüphanelerine kalıcı olarak eklemek zorunda. Aksi takdirde belirtilen tarihin dışında bu oyunu bulamayacaklar. 

Amazon Prime Gaming'e buradan ulaşabilirsiniz.

  •  

Bu yazılar tam 20 bin yıl öncesine ait! Sırrı ilk kez çözüldü

Dünya çapında çalışma yürüten arkeologlar mağara duvarlarına çizilen resimlerin çevresinde bulunan nokta ve işaretlerin anlamlarını çözememişti. Londra'da mobilya tamircisi Ben Bacon uzun yıllar boyunca yürüttüğü analizler çerçevesinde onları deşifre etmeyi başardı.

Bacon'un açıklamasına göre, garip semboller hayvanların çiftleşme dönemini işaret ediyor. Yine Bacon'a göre, bazı resimlerde bulunan Y sembolü ise hayvanların 'doğum' dönemini işaret ediyor.

ÜNİVERSİTEDEN İKİ PROFESÖR EŞLİK ETTİ

'Sokaktan bir insan' olan Bacon'un kendi çapında yürüttüğü çalışmalar, üniversitelerin ve akademisyenlerin ilgisini çekti. Durham Üniversitesi'nden iki profesör ve University College London'dan bir profesör de çalışmaya dahil olarak Bacon'a eşlik ettiler.

Ekibin bulguları Cambridge Arkeoloji Dergisi'nde yayımlandı.

ERKEN DÖNEM KAYITLARINI MİRAS BIRAKTILAR

BBC'nin haberine göre, Durham Üniversitesi'nden Prof. Paul Pettitt, kendisiyle iletişime geçen Bacon'ın "bu işi ciddiye almasından dolayı" mutlu olduğunu söylüyor.

Pettitt, "Sonuçlar gösteriyor ki, Buz Devri avcı-toplayıcıları sistemsel takvimi kullanan ve önemli ekolojik bilgileri oraya işaretleyen ilk insanlardı" diyor ve ekliyor:

"Fransa'daki Lascaux'da ve İspanya'daki Altamira'daki mağaralardaki sanatı miras bırakan insanların aynı zamanda erken dönem zaman kaydını da miras bıraktığını söyleyebiliriz ki bu daha sonra bizler için genel geçer bir hal aldı."

Bacon ise atalarımızın "düşündüğümüzden daha çok bize benzediğini, bizimle aralarında binlerce yıl olsa da onlarla bir anda daha çok yakınlaştığımızı" belirtiyor.

  •  

Süpürgeyi değiştirmeden önce bu yöntemi deneyin! İlk günkü haline dönüyor

En çok kullanılan aletler arasında yer alan elektrikli süpürgeler zamanla iyi çalışmaz ve evdeki tozları iyi çekmezler. Böylesi durumlarda elektrikli süpürgeye yapılacak işlemlerle ile süpürgeniz eski çekim gücüne kavuşabilir. 

İşte elektrik süpürgenizin gücünü artıracak o bilgiler...

ELEKTRİKLİ SÜPÜRGENİZİ BU YÖNTEMLERİ KULLANARAK ESKİ ÇEKİM GÜCÜNE KAVUŞTURABİLİRSİNZ

Elektrikli süpürgenin detaylı temizliğine başlamak istiyorsanız öncelikle fanlarındaki süngerlerden başlamalısınız. Hava fanlarındaki süngerleri çıkartıp fanın olduğu kısmı iyice silerek temizleyin. Ardından süngerinizi de yıkayın. Sünger tam kuruduktan sonra yeniden fan kısmına yerleştirin.
Daha sonra süpürgenin baş kısmını diş fırçası yardımıyla yıkayın. Baş kısmında kirler topaklanabilir. Biriken topaklar süpürgenin çekme hızını düşürür. Düşen çekme hızı içeriye doğru vakum yükünü salar. Bu da elektrikli süpürgenin sıcaklaşmasını sağlar. Bu yüzden yıkadıktan sonra baş kısmını ters çevirin kuruduktan sonra yeniden kullanın.
Süpürge borusunu vakumlu suyla yıkayın. Borularda biriken kir topaklanmaları böylece atılır. Atılan topaklanmalar borularda hava akımının daha şiddetli olmasını sağlar.

En önemli detay ise elektrikli süpürgeniz torbalıysa torbayı sık sık kontrol edin. Çünkü bazen torbalar koyuldukları haznenin içinde patlayabilir. Bu da çekim gücünü düşürür.

  •  

Bilim insanları açıkladı: Ölüm anında hayatımız gözlerimizin önünden geçebilir!

Birçok insan ölüm esnasında ne olacağını merak ediyor. Bilim insanları, ölümle burun buruna olan bir insanın beyninin aktivitelerini kayıt altına aldı.

BBC'nin yaptığı haber doğrultusunda, bilim insanları 87 yaşındaki bir epilepsi hastasının kalp krizi geçirmesinin sonrasında ölümünün gerçekleştiği esnada kayıtta olan Elektroensefalografi (EEG) sayesinde beyin hareketliliğini detaylı bir şekilde inceledi.

RÜYA GÖREN İNSAN BEYNİYLE AYNI

Bilim insanları, ölen bir insanın beyninin işlevlerinin "rüya gören, geçmişi hatırlayan veya meditasyon yapan" bir insan beyniyle aynı faaliyetlerde bulunduğunu tespit etti.

ÖNEMLİ ANLAR SON KEZ HATIRLANIYOR

Araştırma ekiplerinden biri olan Dr. Ajmal Zemmar, kişinin ölümünden önce beynin, insan ömründeki en önemli anları son kez hatırlayabileceğini belirtti.

Zemmar, beyin hareketliliğinin hayatın ne zaman sona erdiği ve organ bağışının zamanlamasına dair algıları değiştirebileceğine de dile getirdi.

  •  

Acun'dan Exxen kullanıcılarına kötü haber! Zam geldi

Türkiye’de binlerce abonesi olan ve son zamanlarda UEFA şampiyonalar Ligi, UEFA Avrupa Ligi ve UEFA Konferans Ligi’ni yayınlayarak binlerce abone kazanan Acun Ilıcalı'nın sahibi olduğu online yayın platformu Exxen abonelik hizmetlerine zam yapacağını duyurdu.

Yalnızca birkaç ay önce fiyatlarını güncelleyen platform, 2023'e de bir güncelleme daha yaparak başlamış oldu.

FİYATLARIMIZI GÜNCELLİYORUZ

Exxen abonelerine gönderilen e-posta'da "Türkiye'nin Dijital Platformu Exxen olarak içeriklerimizi zenginleştirmek ve hizmet kalitemizi daha da arttırmak için abonelik fiyatlarımızı 5 Ocak 2023 tarihinden itibaren güncelliyoruz. Yeni yılda da her yaşa ve zevke hitap eden yapımları sizlerle buluşturmaya, hayatınıza keyif katmaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verildi.

İŞTE, EXXEN FİYATLARI - 2023

Reklamlı Yıllık Paket: Aylık 41,90 TL (Toplam: 502,80 TL)

Reklamlı Aylık Paket: 49,90 TL

Reklamsız Yıllık Paket: Aylık 58,50 TL (Toplam: 702 TL)

Reklamsız Aylık Paket: 69,90 TL

İŞTE, EXXENSPOR FİYATLARI -  2023

Reklamlı Sezonluk Paket: Aylık 102,90 TL (Toplam: 1.234,80 TL)

Reklamlı Aylık Paket: Aylık 129,90 TL

Reklamsız Sezonluk Paket: Aylık 119,50 TL (Toplam: 1.434 TL)

Reklamsız Aylık Paket: 149,90 TL

  •  

Sen sadece hayal et, resmi yapay zeka çizsin! Discord Midjourney nasıl kullanılır?

Yazılan herhangi bir fikir ya da tanımı otomatik olarak resme dönüştüren yapay zeka platformu Midjourney dijital çizimde çığır açtı. 

Discord uygulaması üzerinde ya da doğrudan Discord'un internet sitesinden ulaşılabilen Midjourney yazılımı, kullanıcılarına metinden görüntü oluşturma imkanı sağlıyor. 

Aklınıza gelen herhangi bir fikir ya da sahneyi kısa ifadelerle açık biçimde tanımlamanız ve çizimin hangi esaslarla yapılacağını belirtmeniz yeterli. 

Örneğin bir uçak, çiçekli bahçe üzerinde uçuyor, uçağın üzerinde nükleer semboller var ve bu görseli Pablo Picasso tarzında resmedilmesini istiyorsunuz. 

Yapacağınız şey çok basit: Discord'daki Midjourney bot'una girin ve şu komutların İngilizcesini yazın, siparişiniz 60 saniye içerisinde hazır olsun.

/imagine çiçekli bahçe üzerinde nükleer boyalı uçak Salvador Dali çizimi

MIDJOURNEY İLE RESİM OLUŞTURMA NASIL YAPILIR?

1-Google'a Midjourney Discord yazın. Çıkan adrese gidin. Siteye üye olun. Bu platformu uygulama indirerek de kullanabilirsiniz.
2-Üye olduktan sonra Midjourney ana sayfasına girdiniz; şimdi en sol çubuğun üst sıralarındaki yelkenli düğmeye tıklayın.
3-Kenar çubuğunda 'çaylaklar/yeni başlayanlar'ı ifade eden #newbies kanallarından birine girin.
4-Sayfanın altında karşınıza çıkan satıra /imagine komutunu yazın. 
5- Yazdığınız /imagine komutundan sonra yapay zekanın neyi çizmesini istiyorsanız onu ifade eden kelimeler girin. Ama lütfen İngilizce olsun.
6-Midjourney resminizi işlerken bekleyin. Genellikle 5-10 saniye içerisinde görseller oluşturulacaktır. Bu yazılım en fazla 60 saniyede resmi karşınıza getireceğini söylüyor.
7-Resim başarıyla oluşturuldu. Tıklayın ve görselin büyük halini görün, sonra bilgisayarınıza/telefonunuza kaydedin.

MIDJOURNEY DISCORD BEDAVA RESİM OLUŞTURMA PROGRAMI MI?

Midjourney bedava bir platform değil. İlk üyelik sonrası kullanıcılara 25 adet ücretsiz görsel oluşturma hakkı tanıyor. Daha fazla içeriğe sahip olabilmek için ücretli abonelik gerekiyor. 

MIDJOURNEY'DE DİJİTAL RESİM OLUŞTURURKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ? 

Midjourney yetişkin içerikli hayallerle şiddet ve saldırgan unsurlar barındıran tanımlar için resim oluşturmuyor. 

Yazılımın topluluk kurallarında bazı maddeler mevcut... İşte Midjourney kuralları:

-Kan, insan veya hayvandan ayrılmış vücut parçaları, yamyamlık, şiddet (örneğin birini vurma, bombalama görüntüleri), deforme olmuş korkunç vücutlar, kopmuş uzuvlar vb... gibi içerikler YASAKTIR.

-Çıplaklık, cinsel organlar, duş-tuvalet görüntüleri, çıplak imgeler, fetiş vb... gibi unsurlar YASAKTIR.

-Irkçı, bir grubu/topluluğu aşağılayıcı, rahatsız edici, taciz edici ve saldırgan içeriklerin üretilmesi de bu platformda YASAKTIR.

  •  

Elon Musk ifşa etti: ABD hükümeti sansür için milyonlarca dolar ödüyor

Twitter'ın sahibi Elon Musk, ABD hükümetinin, "halktan gelen bilgileri sansürlemek için" Twitter'a ve diğer sosyal medya ağlarına milyonlarca dolar ödediğini söyledi.

Twitter'ın yeni sahibi Elon Musk, ABD hükümetinin "halktan gelen bilgileri sansürlemek için" Twitter'a milyonlarca dolar ödediğini belirtti.

Musk, Twitter'daki son paylaşımında, yaklaşık iki haftadır Twitter Dosyaları adıyla yaptığı ifşaatlar çerçevesinde, "Hükümet, halktan gelen bilgileri sansürlemek için Twitter'a milyonlarca dolar ödedi." ifadelerini kullandı.

Twitter Dosyaları 7. bölümde yer alan bilgiye göre, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) yetkilileri, "sansür ve diğer taleplerinin karşılanması için" Twitter personeli ve diğer sosyal medya platformlarındaki çalışanların milyonlarca dolar tutarındaki fazla mesai ücretlerini karşıladı.

Michael Shellenberger isimli bağımsız gazeteci Musk'ın yeniden paylaşım yaptığı tweet serisinde, "FBI'ın, etki kampanyası için fazla mesai yapan personel için Twitter'a milyonlarca dolar ödemesi gerçeği." ifadesine yer vermiş ve gizli servisin kuruma 2019'dan 2021'e kadar 3 milyon 415 bin 323 dolar ödeme yaptığını belgeleyen kurum içi yazışmanın ekran görüntüsünü paylaşmıştı.

Musk, bir takipçisinin, "Hükümet demek ki Twitter'a insanları sansürlemesi için para ödüyormuş." şeklindeki paylaşımına, "Sadece Twitter'a değil, diğer sosyal medya şirketlerine de." yanıtını verdi.

Elon Musk diğer bir paylaşımında ise Temsilciler Meclisi İstihbarat Başkanı Adam Schiff'e, "Meclis İstihbarat Başkanı olarak, ABD Anayasasını doğrudan ihlal eden gizli eyalet sansürünü onayladınız mı?" sorusunu yöneltti.

ABD gazetelerini de hedefine koyan Musk, "Gazeteler sadece internette arama yapar ve bunu basar." diye yazdı.

TWİTTER DOSYALARI

Elon Musk son iki haftadır, Twitter'in kurum içi belgelerini araştıran ve Twitter'da paylaşan bir grup gazetecinin ifşalarını destekliyor.

Twitter'in yeni yöneticisi ve bağımsız gazetecilerin "Twitter Dosyaları" olarak adlandırılan bu tweet dizileri, Twitter'ın eski yönetiminin, siyasi görüşleri nedeniyle muhafazakarları kasıtlı olarak susturduğunu kanıtlama çabası olarak değerlendiriliyor.

Elon Musk'ın retweet yaptığı bağımsız gazeteci Michael Shellenberger dün, Twitter Dosyaları 7. Kısım'da, FBI San Francisco Özel Ajanı Elvis Chan'ın, Twitter yöneticileri üzerinde baskı kurarak ABD Başkanı Joe Biden'ın oğlu Hunter Biden dosyası başta olmak üzere bazı konularda yönlendirme yapmaya çalıştığı şeklinde paylaşımlarda bulunmuştu.

Musk, daha önce, Twitter'ın genel danışman yardımcısı ve eski FBI genel danışmanı James Baker'ı "kamu diyaloğu için önemli olan bilgilerin bastırılmasındaki olası rolü" konusundaki endişelerini gerekçe göstererek görevden almıştı.

  •  

Bugün doğan insanlara kötü haber! Dünyanın yok oluşuna şahit olacaklar

Dünya toplu yok oluş tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Küresel ısınma, aşırı tüketim, tarım arazilerinin yanlış kullanımı, kirlilik ve biyolojik istila     Dünya'nın yok oluşunu hızlandırıyor.

Tüm bu gelişmeler küresel biyoçeşitliliği tehdit ederken, giderek azalan biyoçeşitllilik, türlerin yok olmasını hızlandırıyor.

6. TOPLU YOK OLUŞ BAŞLADI 

Avustralyalı ve Avrupalı bilim insanları; "Türlerin 6'ncı toplu yok oluşu evresi çoktan başladı." uyarısında bulundu.

2050'ye kadar dünyadaki tüm bitki ve hayvanların yüzde 10'unun, 2100'e kadar ise 27'sinin yok olacağı belirtildi.

Diğer yandan uzmanlara göre balıkların toplu ölümleri, küresel yok oluşun ilk işaretlerinden biri olarak öne çıkıyor. 

BUGÜN DOĞANLAR YOK OLUŞA ŞAHİTLİK EDECEK 

Bugün doğan çocuklar, 70 yaşına geldiklerinde bu yok oluş sürecine şahitlik edecek. 

Orkidelerden böceklere, hatta fillerden koalalara birçok canlı yeryüzünden silinecek. Gelecek yüzyıldan sonra doğacak nesiller bu türleri tarih kitaplarından okuyabilecek.  
 

  •  

NASA'nın Mars aracından duygusal veda! Yakında aranızda olamayabilirim

NASA tarafından 2018 yılında Mars'a gönderilen Insight isimli uzay aracının şarjı tükenmek üzere. 

DUYGUSAL MESAJ YAYINLADI

InSight'ın Twitter hesabından yapılan paylaşımda, "Şarjım gerçekten çok azaldı, bu yüzden bu gönderdiğim son mesajım olabilir. Yine de benim için endişelenmeyin: Burada geçirdiğim zaman hem verimli hem de huzurlu geçti. Misyon ekibimle konuşmaya devam edebilirsem, edeceğim, ama yakında veda edeceğim. Benimle olduğunuz için teşekkürler." ifadeleri yer aldı.

NASA, kasım ayında Insight'ın güneş panellerinde toz birikintisinin artığını bunun da aracın güç toplamasını zorlaştırdığını aktarmıştı.

  •  

Google'dan hastalara derman olacak çalışma! Doktor reçetesi detayı çok konuşulacak

Getirdiği yeniliklerle teknolojinin dev şirketlerinden biri olan Google, yeni çalışmasının duyurusunu yaptı.

Google, Hindistan'daki yıllık konferansında doktor reçetelerini anlaşılır bir metne çevirecek yeni bir teknoloji üzerinde çalıştığını duyurdu. 

ECZACILARLA İŞBİRLİĞİ YAPILIYOR

Google, bu teknoloji için eczacılarla iş birliği yapıyor. Konferansta sistem hakkında bilgi veren şirket yetkilisi sistemin çalışma şeklini de anlattı.

Buna göre; doktor reçetesinin fotoğrafı Google Lens üzerinden sisteme yüklenecek. Görüntüyü işleyen sistem, reçetede yazan ilaçları okunabilir bir metne çevirecek. 

Şu anda çalışmalarını sürdüren Google, bu sistemin ne zaman hayata geçeceğine dair bir açıklama yapmadı.

  •  

Meraklısı için araştırıldı! İşte en iyi Airfryer markaları

Son dönemde her geçen gün popüleritesi artan Airfryer pişiriciler hemen her tarifte karşımıza çıkmaya başladı. Birçok marka Airfryer üretirken hangi markayı ve ürünü tercih etmeniz gerektiği konusunda kafanız karışabilir. Öncelikle “Air fryer nedir ve nasıl çalışır?” kısaca göz atalım.

AIRFRYER İLE FRİTÖZ ARASINDA NE FARK VAR?

Airfryer’lar kısaca özetlemek gerekirse yağsız fritözdür. Fritözler yiyecekleri bol yağda sağlığa zararlı bir şekilde kızartırken Airfryer’lar yağ kullanman yiyecekleri pişirerek kızartır.

AIRFRAYER NASIL KULLANILIR?

Airfryer’lar bu işlemi gerçekleştirirken, sıcak hava kullanır ve yiyeceğin etrafında dolaştırır. Böylece yağ kullanmadan yemeğiniz dakikalar içerisinde pişer.

Airfryer’lar aynı sadece kızartma işlemi yapmıyor aynı zamanda mini bir fırın görevi de görüyor. Hem fırın hem de fritöz görevini tek bir makine ile görebiliyorsunuz. Sadece donmuş gıdalar Airfryer’da pişmez önce oda sıcaklığında olması gerekir.

AIRFRYER İLE PİŞİRİLEN YEMEKLER SAĞLIKLI MI?

Airfryer’ların bir yere kadar sağlıklı olduğu söylenebilir. Evet, yağ oranını oldukça düşürüyor ve yemeklerin kalorisini neredeyse yüzde 80 kadar azaltıyor. Ancak bilim insanları Airfryer’da yemek pişirme yönetimi konusunda aşırıya kaçılmaması gerektiğini söylüyor.

Sağlıklı beslenmenin tek yolu kaloriden geçmiyor. Bitki tabanlı sebze ve meyvelerin tüketimi alanıcak vitaminler için kesinlikle önemli. Ayrıca zeytinyağı gibi bitkisel yağların sağlık için tüketilmesi öneriliyor.

EN İYİ AİR FRYER

Birçok ev aletinde olduğu gibi, her marka kendi modelini tasarlayıp piyasaya sürüyor. Özellikle konu Air fryer olunca markalar farklı boyutlar ve özellikler kullanmayı tercih ediyor. 2022 yılında en çok tercih edilen Air fryer’ları sizler için derleyip özelliklerini listeledik.

İşte 2022’nin en iyi Air fryer’ları.

1. Philips Essential Airfryer

Özellikler

Kapasite: 6.2 litre

Pişirme seçeneği: 7 farklı pişirme özelliği

Boyutları: 12.4 x 15.9 x 12.1 cm

Bulaşık makinesinde yıkanma özelliği: Var

Artı özelliği: Çok fonksiyonlu ekran, XL kapasite, beş porsiyona kadar yemek pişirebiliyor ve uygulamada tarifler bulunuyor.

Eksi özelikleri: Pahalı

Philips, elektronik ürünlerde bir numara olmayı başarıyor. Airfryer modellerde de galip gelmeyi başaran markanın en çok tercih edilen türü Philips Essential Airfryer oldu. Ancak ürün pahalı olduğu için biraz kesenin ağızını açmak gerekiyor.

Ürünün büyük kapasitesi dışında en alımlı özelliği “Rapid Air” modu. Bu teknoloji ile sıcak hava içeride dönerek yiyecekleri daha çıtır hale getiriyor ve içini sulu bırakıyor. Makine yüzde 90 daha az yağ garantisi sözü veriyor. Ayrıca dondurulmuş et, balık ve kızartma gibi bir çok ürünü pişirme özelliği bulunuyor.

2. Lakeland Touchscreen Air Fryer

Özellikler

Kapasite: 2.6 litre

Pişirme seçeneği: 1

Boyutları: 37 x 32 x 32 cm

Bulaşık makinesinde yıkanma özelliği: Var

Artısı: Çıkarılabilen yağ tepsisi, ayarlanabilir ısı, işe yarar pişirme önerileri

Eksisi: Kapasitesi küçük

Dokunmatik ekranlı Lakeland  Air fryer’a ekleyeceğiniz bir çay kaşığı yağ ile mükemmel lezzetler ortaya çıkarabilirsiniz. Patates kızartması, et, balık ve kümes hayvanlarını kısa sürede pişirebiliyor.

Ayrıca ürünü üç yıla kadar iade edebiliyorsunuz.

3. Power Air Fryer XL

Özellikler

Kapasite: 4.7 litre

Pişirme seçeneği: 5

Boyutları: 34 x 34 x 39 cm

Bulaşık makinesinde yıkanma özelliği: Var

Artısı: Hızlı pişirme, geniş kapasite, uygun kapasite, tarif defteri ile satılıyor.

Eksisi: Bazı mutfaklar için çok büyük

Power Air Fryer XL’ı geniş bir aileniz varsa düşünebilirsiniz. Air fry ile ızgara, fırınlanama, soteleme ve kızartma işlemleri yapabilirsiniz. Ürün 1500 W güce sahip 200 derece sıcaklığa kadar ulaşabiliyor.

4. Salter EK2817 Digital Air Fryer

Özellikler

Kapasite: 2 litre

Pişirme seçeneği: Yok

Boyutları: 36 x 31.6 x 31.6 cm

Bulaşık makinesinde yıkanma özelliği: Hayır

Artısı: Çabucak 200 dereceye ulaşıyor, geniş kapasite, çok uygun fiyat

Eksisi: Sürekli temizleme istiyor ve gelişmiş özellikler bulunmuyor

Salter Air fryer yağlı kızartmalara çok yönlü bir alternatif sunuyor. Dilerseniz az yağlı veya tamamen yağsız pişirme yapabiliyorsunuz. Hız odaklı olan cihaz 1000 W güce sahip ve 200 dereceye çabucak ulaşıyor.

5. Tefal Actifry Genius+

Özellikler

Kapasite: 1.2 litre

Pişirme seçeneği: 9

Boyutları: 17 x 12 x 9 cm

Bulaşık makinesinde yıkanma özelliği: Evet

Artısı: Transparan kapak, yüzde 30 daha hızlı pişiriyor, eşit pişirme için dönüyor ve karıştırıyor, bol tarif barındırıyor.

Eksisi: Muhafazası zor ve şekli tuhaf

Tefal markası temelde düdüklü tencere, ütü ve tavalarda ün yapmış olsa bile, Air fryer alanında adını duyurmayı başardı. Markanın sunduğu bu üründe bulunan ‘ayarla ve unut’ özelliği Air fryerlar arasında öne çıkmasını sağlıyor.

Ürünün önden çekmeli çekmecesi bulunmuyor, bunun yerine üstten açılıyor ve halka şeklinde bulaşık makinesine giren bir sepet çıkıyor. Bu sepet 1.2 kilogram ürün alabiliyor. Şeffaf kapak yemek pişerken görmenizi sağlıyor. Zamanlayıcı dolduğunda cihaz uyarı veriyor.

  •  

Instagram'dan çok konuşulacak uygulama! Geri alınabilecek

Milyonlarca kullanıcısı olan Instagram kullanıcıların en büyük problemine yeni bir çözüm getirildi. Instagram hesap çaldırma olaylarının önüne yeni bir güncelleme ile önüne geçti. 

HESAP ÇALDIRMALARIN ÖNÜNE GEÇİLECEK 

Kullanıcılar artık hacklenme ve kötü niyetli yazılımlara karşı hesabını koruyabilecek.

Şirket, hacked sayfasını devreye sokarak kullanıcıların çalınan hesapları kurtarabilmesini amaçlıyor.

INSTAGRAM'DAN AÇIKLAMA GELDİ 

Instagram, sizden işlem yapabilmeniz adına ikinci adımda ise hesabınızın kullanıcı adını, kayıtlı telefon numarasını veya e-posta adresini talep edecek.Bu şartları doğru bir şekilde tamamlamanız durumunda tekrar hesabınıza erişim sağlayabileceksiniz.

Instagram'dan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Instagram hesabınıza erişimi kaybetmenin stresli olabileceğini biliyoruz. Bu nedenle, kullanıcıların hesaplarına erişimlerini kaybetmeleri durumunda geri almak için birden fazla seçeneğe sahip olmasını sağlamak istiyoruz.

  •  

Whatsapp'a devrim gibi özellik! Attığınız mesajları unutacaksınız

Dünya genelinde milyonlarca kullanıcısı olan WhatsApp'a devrim niteliğinde yeni bir özellik geliyor. 

TEK SEFERLİK MESAJ GÖNDERİLEBİLECEK 

WhatsApp uygulamasında yer alan yeni bir özellik üzerine kullanıcılar heyecanlandı. WaBetaInfo tarafından yapılan habere göre Android için WhatsApp beta 2.22.25.20 sürümünde yer alan modelinden sonra gelecek olan güncelleme için tek seferlik mesaj gönderme üzerinde çalışılıyor. 

Paylaşılan özellik ile birlikte sadece bir kere görüntülenebilecek mesaj gönderebileceksiniz. Fotoğraf için yer alan 'Bir kez görüntüle' seçeneği şimdide mesajlar için geliyor. 

SADECE BİR KEZ GÖRÜLEBİLECEK 

Kaynak tarafından verilen bilgilere göre bu özellik ile gönderilen mesajlar sadece bir kere görüntülenecek. Görüntülenen mesaj ise otomatik bir şekilde kaybolacak. Bir kez okunan metini tekrardan okumak mümkün olmayacak. 

Fakat paylaşılan özelliğin henüz geliştirilme aşamasında olduğu da açıklandı. Önemli ve gizli bilgilerinizi arkadaşlarınız ile paylaşmak istediğinizde bir kez görüntüle özelliği ile mesajınızı güvenlik altına alabilirsiniz.

  •  

Apple Watch kullananlara müjde! Tarihi özellik Türkiye'de de erişime açıldı

Apple Watch "Kadın Sağlığı İçin Bilekten Sıcaklık Algılama" ve “AFib (Atriyal Fibrilasyon) Geçmişi” özelliklerini Türkiye'deki kullanıcılar için de erişime açıyor. Apple Watch Series 8 ve Apple Watch Ultra modellerinde yer alan “Kadın Sağlığı İçin Bilekten Sıcaklık Algılama” özelliği, kadınların regl döngüsü takibini yapmasını sağlıyor.

BEŞ SANİYEDE BİR ATEŞ ÖLÇÜYOR

Uyurken bile sıcaklık ölçünüzü takip eden Apple Watch Series 8, her beş saniyede bir, sıcaklık derecesini ölçüyor. Böylelikle kullanıcılar etkenlere bağlı olarak yaşadıkları ateş ölçüsünü uygulamadan öğrenerek görebiliyor.

REGL DÖNGÜSÜNÜ TAKİP EDİYOR

Ayrıca Apple Watch Series 8 serisinin yeni sıcaklık algılama özelliği ile çocuk sahibi olmak isteyen çiftler aile planlaması için yumurtlama tahminlerini uygulamadan öğrenebiliyor.

İyileştirilmiş döngü tahminleri de yine uygulama içerisinde bulunuyor. Düzensiz, seyrek veya uzun süren, regl olma gibi durumlarda bildirim alınabiliyor.

  •  

Ay'dan geldi Dünya'ya indi: Uzay aracı Orion'un atmosferdeki görüntüleri nefes kesti

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA), Yunan Ay tanrıçası "Artemis"in adını verdiği ve 2025'te Ay'a dönüş için keşif görevi kapsamında Ay'ın yörüngesine gönderdiği Orion uzay aracının, Meksika açıklarında okyanusa indiği bildirildi.

NASA'dan yapılan açıklamada, Orion mürettebat modülü Artemis I adı verilen 25 günlük mürettebatsız test uçuşunu, Pasifik Okyanusu'nun Meksika açıklarına inerek tamamladığı belirtildi.

Açıklamada, Orion uzay aracının mürettebat modülünün yerel saatle 11.00'de taşıma modülünden başarıyla ayrıldığı, taşıma modülünün atmosferde güvenli bir şekilde yandığı ifade edilerek, mürettebat modülünün de atmosfere giriş yaptığı kaydedildi.

Modülün 'sektirme tekniğini' kullanarak atmosfer içinde irtifasını artırıp azaltarak doğru ve tutarlı bir şekilde iniş yaptığı belirtilen açıklamada, "Orion atmosferle karşılaştığında oluşan muazzam ısının kapsülü çevreleyen havayı plazmaya dönüştürdüğü ve bunun da uzay aracıyla olan iletişimi kısa süreliğine aksattığı" bilgisine yer verildi.

2 MİLYON KİLOMETRE YOL KAT ETTİ

Artemis I görevi kapsamında Orion uzay aracı, yaklaşık 1,3 milyon mil (2 milyon kilometre) yol kat ederek, mürettebat kapsülünü şimdiye dek Ay'ın yörüngesinde götürebileceği en uzak noktaya taşıdı.

Bir tür test görevi olan bu uçuşun bir amacı da Orion'un altındaki hizmet modülünün 10 küçük uyduyu Ay'ın yörüngesine ve Ay'a konuşlandırmasıydı, bu uydulardan 4'ünün konuşlandırılması başarısız olurken, 6'sının başarıyla Ay'ın yörüngesine yerleştiği belirtildi.

NASA 16 Kasım'da Orion uzay aracını Florida'nın Cape Canaveral bölgesinde bulunan Kennedy Uzay Üssü'nden fırlatmıştı.

Artemis I görevinin başarısıyla NASA, şimdi bu uçuşta toplanan verileri inceleyecek ve 2024'te kalkabilecek olan Artemis II görevi için bir ekip seçmeye çalışacak.

Artemis II, astronotları Artemis I ile benzer bir yörüngeye göndermeyi, ayın etrafında uçmayı ve yüzeyine inmeyi hedefleyecek.

Bu doğrultuda 2025'te başlatılması planlanan Artemis III göreviyle astronotların Ay'a yeniden ayak basması hedefleniyor.

Orion, 128 kilometre irtifa ile Ay'ın yörüngesinde yüzeye en yakın konumuna gelmişti.

Orion uzay aracının tasarımı, inşası, testleri ve zemin tesisleri dahil olmak üzere şimdiye kadar NASA'ya en az 37 milyar dolara mal olduğu ifade ediliyor.

NASA, ismini Yunan mitolojisindeki Apollo'nun ikiz kız kardeşinden alan programla, Ay'a dönüşün yanı sıra Mars'a insan gönderebilecek daha uzun vadeli yolculuklar için bir Ay kolonisi kurmayı hedefliyor.

  •  

Elon Musk resmen açıkladı! Twitter karakter sınırı değişiyor

Elon Musk, Twitter'ın yeni patronu olarak radikal değişiklikler yapacağının sinyallerini vermişti. Son olarak, bir Twitter kullanıcısı Musk'a Twitter gönderilerinde karakter sayısının 280'den 4.000'e çıkarılacağını sormuş ve Musk'ın cevabı "Evet" olmuştu.

Elon Musk, Twitter'ın 1.5 milyar hesabının uzun süredir kullanılmayanlarını sileceklerini açıklamıştı. Musk, bu hesapların temizlenmesinin kullanıcı adlarını "boşa çıkarmak" adına yeni kitleler için gerekli olduğunu belirtmişti. Twitter'ın başlangıçta 140 karakter sınırına sahip olduğu hatırlatılırken, şimdilerde 280 karakter sınırı var. Ancak şirketin karakter sayısını daha da artırmak için planları olduğu belirtildi. Bu planın ne zaman hayata geçirileceği ise henüz bilinmiyor.

Yes

— Elon Musk (@elonmusk) December 11, 2022

  •  

Twitter'da kıyım başlıyor! Milyonlarca hesap etkilenecek

Twitter'ı 44 milyar dolara satın almasının ardından tartışmalı adımlar atan dünyanın en zengin iş insanı Elon Musk, "Botlar yarın bir sürpriz bekliyor" ifadelerini kullanarak operasyon hakkında ipucu verdi.

Geçtiğimiz günlerde 1.5 milyar hesabın isim alanının boşaltılacağı haberini paylaşan Musk'ın, bu paylaşımla birlikte büyük bir bot operasyonu için düğmeye basacağı konuşuluyor.

The bots are in for a surprise tomorrow

— Elon Musk (@elonmusk) December 11, 2022

  •  

iPhone 15 Ultra'nın fiyatı sızdı: En pahalı Apple telefon geliyor

iPhone'un yeni modelleri merakla beklenirken iPhone 15 Ultra'nın fiyatı piyasaya sızdı. Apple'ın yeni telefon modeli için iddialı planları olduğu belirtilirken gelen fiyat bilgisi şoke etti.

AMİRAL GEMİSİNİN FİYATI AÇIKLANDI

Apple, akıllı telefon yelpazesindeki en pahalı iPhone'u 2023 yılında piyasaya sürecek gibi görünüyor. Sızıntı konusunda hayli iyi bir sicili olan LeaksApplePro, Cupertinolu şirketin önümüzdeki yıl çıkacak amiral gemisinin fiyat etiketini açıkladı.

BAŞLANGIÇ FİYATI BİN 199 DOLAR

LeaksApplePro'ya göre yeni serinin en üst modeli olması beklenen iPhone 15 Ultra, 1.199 veya 1.299 dolar başlangıç fiyatıyla satışa sunulacak. Böylece cihaz mevcut iPhone 14 Pro Max'ten 100 ya da 200 dolar daha pahalı olacak.

FİYATI NEDEN BU KADAR YÜKSEK?

LeaksApplePro, iPhone 15 Ultra'nın serideki beşinci model mi olacağını yoksa iPhone 15 Pro Max'in yerini mi alacağını belirtemedi. Yeni telefonun rekor fiyatı üst düzey özellikler, titanyum çerçeve ve çift selfie kamerası içermesinden kaynaklanacak.

BİN 799 DOLARI BULABİLİR

Bu arada 1 TB depolama kapasitesine sahip en pahalı iPhone 14 Pro Max'in ABD'de 1.599 dolara satıldığını hatırlatalım. Dolayısıyla, iPhone 15 Ultra'nın en yüksek konfigürasyonunun fiyatı 1.799 doları bulabilir. LeaksApplePro daha önce iPhone 15 Ultra'nın 2023 yılında tanıtacağını ve A17 Bionic çiple donatılacağını söylemişti.

  •  

Elon Musk yeni hamlesi: Twitter'da 1,5 milyar hesap silinecek

Twitter'ı satın alan Elon Musk, art arda yaptığı paylaşımlarda Twitter ile ilgili yeni planlarını açıkladı.

1,5 MİLYAR HESAP SİLİNECEK

"Twitter, yakında 1,5 milyar hesabın isim alanını boşaltmaya başlayacak." diyen Musk, bu silinecek isimlerin yıllarca girilmeyen ve tweet atılmayan hesaplar olduğunu belirtti.

Musk, ayrıca Twitter'in kullanıcıların gerçek hesap durumunu gösterecek bir yazılım güncellemesi üzerinde çalıştığı bilgisini paylaşarak, "Böylece gizli hesap kısıtlama altında olup olmadığınızı, bunun nedenini ve nasıl itiraz edeceğinizi açıkça biliyor olacaksınız." ifadelerini kullandı.

TWİTTER ÇALIŞANLARI KARA LİSTELER OLUŞTURMUŞ

Öte yandan Musk, "Twitter Dosyaları, İkinci Kısım!" başlığı ile yeni bir ifşada bulundu.

Biyografisinde "Özgür Basın"ın kurucu editörü olduğu belirtilen Bari Weiss adlı hesaptan yapılan twit dizisinde eski yönetimin altında Twitter çalışanlarından oluşan ekiplerin kara listeler oluşturduğu belirtildi.

Söz konusu listelerle beğenilmeyen twitlerin trend olmasının engellendiği, listeye dahil tüm hesapların ve hatta trend olan konuların görünürlüğünün aktif olarak sınırlandığı kaydedildi.

Paylaşılan 30 twit dizisinde iddialara örnekler verilirken, eski yönetimin tüm bu süreçte, aralarında tanınmış isimlerin de bulunduğu ilgili kullanıcılara herhangi bir uyarıda bulunmadığı, tüm bunları gizlice yaptığı öne sürüldü.

Musk, "Twitter Dosyaları" başlığı ile 3 Aralık'ta yaptığı ilk paylaşımda, şirketin eski yönetiminin 2020 başkanlık seçimleri öncesinde ABD Başkanı Joe Biden'ın ekibinin talebi üzerine Biden'in oğlu Hunter Biden'la ilgili çıkan haberleri sansürlediğine yönelik belgeleri ifşa etmişti.

  •  

Elon Musk'tan Twitter'a bir yeni özellik daha: Takip sistemi geliyor

Elon Musk Twiter'a yeni bir özellik daha geldiğini duyurdu. 

Yeni özelliği Twitter hesabı üzerinden duyuran Musk, video izlenme sayılarının görüldüğü gibi diğer tweetleri de kaç kişinin okuduğunun anlaşılacağını açıkladı. 

YASAKLI KULLANICILAR GÖRÜLECEK

Tweetlerde takip sistemi için hâlâ çalıştıklarını söyleyen Musk ayrıca bir yazılım üzerinde çalıştıklarını söyledi.

Twitter is working on a software update that will show your true account status, so you know clearly if you’ve been shadowbanned, the reason why and how to appeal

— Elon Musk (@elonmusk) December 9, 2022

Bu yazılım güncellemesi ilse kullanıcıların hesap durumlarının görülebileceğini söyleyen Musk, kullanıcıların yasaklı yasaklı olup olmadığının görülebileceğini belirtti. 

  •  

Japon milyarder Ay'a gidiyor! 8 kişi kendisine eşlik edecek

Japon milyarder Maezawa Yusaku, SpaceX roketiyle Ay'a düzenleyeceği dearMoon isimli turistik gezisinde kendisine eşlik edecek isimleri Twitter'dan açıkladı. Yusaku, Ay seyahatini 2023'te düzenleyecek.

1 MİLYON BAŞVURU YAPILDI

Duyuruya göre, yaklaşık 1 milyon başvurunun geldiği tura katılacaklar arasında K-Pop sanatçısı Choi Seung Hyun ile ABD'li diskjokey Steve Aoki yer alıyor.

Kabin ekibinde İrlandalı fotoğrafçı Rhainnon Adam, Hint aktör Dev Joshi, ABD'li video içerik üreticisi Tim Dod bulunuyor.

İngiliz fotoğrafçı Karim Iliya, ABD'li film yapımcısı Brendan Hall, Çekyalı sanat direktörü Yemi Akinyemi Dele de ekipte yer alıyor.

Duyuruya göre, turistik seyahatin yedek ekip üyeleri ise Japon dansçı Miyu ve ABD'li kar kayakçısı Kaitlyn Farrington olacak.

AY'A GİDEN İLK JAPON SİVİL

Milyarder, Amerikan uzay mekiği üreticisi SpaceX roketiyle 2023'te gerçekleşecek Ay seyahatinin masraflarını üstlenecek.

47 yaşındaki Japon Maezawa, geçen yılki seyahatiyle "Ay'a giden ilk Japon sivil" unvanını elde etmişti.

  •