Bugün bilmeniz gerekenler (7 Eylül 2026)
Bugün 7 Eylül 2026. Medyascope editörleri günün öne çıkan gelişmelerini sizler için derledi. İşte bugün bilmeniz gerekenler.
Bugün 7 Eylül 2026. Medyascope editörleri günün öne çıkan gelişmelerini sizler için derledi. İşte bugün bilmeniz gerekenler.
Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ile gelini Hülya Gökçek adli kontrol talebiyle serbest bırakıldı.
Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ile gelini Hülya Gökçek adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı Medyascope
Tayfun Kahraman hakkında verilen AYM’nin ikinci hak ihlali kararı, beş ay geçmesine rağmen Resmî Gazete’de yayımlanmadı.
Tayfun Kahraman hakkındaki AYM’nin ikinci hak ihlali kararı 5 aydır yayımlanmadı: “Alınacak kararların uygulanmasını geciktiriyor” Medyascope
olu'da haklarındaki "rüşvet", "irtikap" ve "nitelikli dolandırıcılık" iddiaları nedeniyle haklarında dava açılan ve aralarında görevden uzaklaştırılan Bolu'nun eski Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın da bulunduğu 19 sanıklı davanın 2. celsesi başladı.
"İcbar suretiyle irtikap", "irtikaba teşebbüs", "rüşvet", "nitelikli dolandırıcılık" ve "5072 Sayılı Vakıf ve Dernekler Kanunu'na muhalefet" suçlamalarıyla yargılanan sanıklar ikinci kez hakim karşısına çıktı.
Saat 09.00'da Bolu Adliyesi 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlanan davada BOLSEV Yönetim Kurulu Üyesi Ali Sarıyıldız ile Bolu Pazarcılar ve Manavlar Esnaf Odası ve Bolu Köroğlu Kredi, Esnaf ve Kefalet Odası Başkanı Mustafa Altındal mahkemede hazır bulundu.
Ankara Sincan Cezaevi'nde bulunan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ve Bolu Belediye Başkan Yardımcısı Süleyman Can duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.

Mahkemeye beyan verdiği esnada şekerinin yükselmesi sebebiyle fenalaşan Tanju Özcan yere düşerek bayıldı. Duruşmaya ara verildi. Sağlık ekipleri tarafından ilaçları verilerek gerekli kontrolleri yapılan Tanju Özcan, sağlık durumunun göz önünde bulundurularak tahliyesini talep etti.
Özcan, "Kendimi acındırmak istemiyorum böyle bir duruma düşmek istemiyorum ama hakim bey sizin insafınıza bırakıyorum. Tahliyemi talep ediyorum" diye konuştu.
Avukat beyanlarının ardından mahkeme heyeti tarafından Tanju Özcan ve 3 sanığın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Adli kontrol tedbirinde olan sanıklarında adli kontrol tedbirlerinin devamına karar veren heyet, duruşmayı 19 Ekim tarihine erteledi.

Deprem riski ile öne çıkan Türkiye'de konut stokunun depreme dayanıklı olacak şekilde yenilenmesi hayati önem taşıyor.
Ülkemizde meydana gelen 6 Şubat deprem felaketi ve son olarak İstanbul'da yaşanan 6.2 büyüklüğündeki deprem sonrası devlet-millet el ele bir projeye başlandı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hayata geçirilen 'Yarısı Bizden' kampanyası ile birlikte riskli yapılar dönüştürülüyor.
Kabine toplantısının ardından kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuyla ilgili bir müjde açıkladı.
Bu yıl sonu bitmesi beklenen kampanyanın uzatıldığını duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı:
“Yarısı Bizden Kampanyası ile riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. 435 bin 683 bağımsız bölümün yapım süreci başladı. Bu sayıyı 500 binin üzerinde çıkarmayı hedefliyoruz yıl sonuna kadar.”
“Yıl sonu bitmesi bitmesi beklenen Yarısı Bizden Projesinin süresini 31 Aralık 2027'ye kadar uzatıyoruz.”

10 yıldır Pazartesi akşamlarının yayıncılık klasiği...
Farklı, özgün ve cesur program Derin Gerçekler, yepyeni bölümüyle gündemi konuşmaya değil, yine gündem oluşturmaya geliyor...
45 yıllık emek ve alın terinin simge isimlerinden...
Yenilgi yenilgi büyüyen zaferlerin, inişlerin ve çıkışların, Yakın siyasi ve fikri tarihimizin yaşayan canlı tanıklarından...
Usta kalem, cesur yorumcu Abdurrahman Dilipak ve Habervakti.com Genel Koordinatörü Bülent Deniz, mayınlı tarlalara girmeye, zülfiyare dokunmaya devam ediyorlar...

Yaz bitti, sıcak havanın etkisi bitmedi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün (MGM) son verilerine göre, ülke genelinde; yüksek sıcaklıkların etkisi devam ediyor.
Kavurucu sıcaklarla geçen yaz aylarından sonra, baharda değerlerin düşmesi bekleniyordu.
Ancak oldukça yüksek seyreden sıcaklıklar, mevsim normallerinin üzerinde kalmaya devam ediyor.

Yurdun büyük bir bölümünde durum böyleyken Rize'de kışın etkisi şimdiden hissediliyor.
Her ne kadar ülke genelinde sıcak hava etkisini gösterse de durum, Çayeli Tahpur Yaylası'nda farklı.

Türkiye’de yaşamın olduğu en yüksek rakımlı yaylası olan 3 bin 200 rakımlı Rize Çayeli Tahpur Yaylası'na, sezounun ilk karı yağdı.
Kuvvetli rüzgarın da etkili olduğu yaylaya, kış erkenden geldi.

Kar kalınlığı hızla artarak oldukça yüksek bir seviyeye ulaşırken, düşük sıcaklık değeri de Eylül'de soba yaktırır oldu.
Kar yağışı bölgede yaşayan vatandaşların cep telefonu kameralarına yansıdı.



Samsun'da başlayan firar, İstanbul'da son buldu.
Kaçıp saklanırken kullanılan yöntem ise sosyal medyanın gündemine oturdu.
Edinilen bilgiye göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı Aranan Şahıslar Büro Amirliği ekipleri, hakkındaki kesinleşmiş hapis cezaları nedeniyle aranan şahısların yakalanmasına yönelik geniş çaplı çalışma başlattı.
Yapılan teknik ve fiziki takipler sonucunda, 2010 yılında Samsun'da "Yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak hırsızlık" suçundan 3 yıl kesinleşmiş hapis cezası alan ve 28 Şubat 2018 tarihinden bu yana firari olarak aranan Tuğrul B.'nin, Kadıköy'de gizlendiği tespit edildi.
Bölgede önlem alan ekipler, şüpheliyi yakalamak için harekete geçti.
Yapılan titiz takipte, Tuğrul B.'nin tanınmamak için kadın kılığına girdiği belirlendi.
Düzenlenen operasyonla kıskıvrak yakalanarak gözaltına alınan Tuğrul B.'nin yapılan üst aramasında ise kız kardeşine ait nüfus cüzdanı ele geçirildi.
Şüphelinin bu yöntemle 8 yıldır izini kaybettirmeyi başardığı anlaşıldı.
Gözaltına alınan firari hükümlü, hakkında ayrıca "Başkasına ait kimlik bilgilerini kullanmak" suçundan da adli işlem yapılmak üzere Kadıköy İskele Polis Merkezi Amirliğine teslim edildi.
Şahsın emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edileceği öğrenildi.



MHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Bayraktar, Araştırma ve Strateji Geliştirmeden Sorumlu Birim tarafından hazırlanan “Türkiye'nin Nüfus Vizyonu” raporunu Genel Başkan Devlet Bahçeli'ye sunduklarını açıkladı.
Raporda, Türkiye'nin demografik geleceğine ilişkin değerlendirmelere ve nüfus yapısının güçlendirilmesine yönelik 11 politika önerisine yer verildi.
Devletlerin gücü ve milletlerin kalıcılığının yalnızca yer altı kaynakları ve askeri teknolojilerle ölçülemeyeceğinin belirtildiği raporda, bu imkanları yönetecek nitelikli ve dinamik insan gücünün önemine dikkat çekildi.
Türkiye'de son yıllarda nüfus artış hızındaki gerileme ve nüfusun yaşlanma eğiliminin “sıradan bir demografik değişim” olmadığı belirtilen raporda, söz konusu gelişmelerin “doğrudan milli bir beka sorunu” olduğu savunuldu.

Raporda, Türkiye'nin toplam doğurganlık hızının 2001'de 2,38 çocuk olduğu, 2014'ten itibaren ise kesintisiz olarak gerilediği belirtildi. Bu oranın 2025'te 1,44 çocuğa düştüğü kaydedildi.
Nüfusun kendini yenileme seviyesinin 2,10 olduğu hatırlatılan raporda, toplam doğurganlık hızının son 9 yıldır bu seviyenin altında kaldığı ifade edildi.
Türkiye nüfusunun 2007'de 70,6 milyon iken 2025'te 86,1 milyona yükseldiği belirtilirken, nüfus artış hızının aynı dönemde belirgin şekilde yavaşladığı aktarıldı. 2023'te nüfus artış hızının binde 1,1 ile tarihsel olarak en düşük seviyelerden birine gerilediği ifade edildi.
MHP raporunda, nüfusun yalnızca istatistiki bir veri veya ekonomik bir unsur olarak değerlendirilmediği, Türk milletinin bu coğrafyadaki varlığının ve devletin dayanağının temel unsurlarından biri olduğu vurgulandı.

Raporda, doğum oranlarının artırılması amacıyla sosyal ve ekonomik teşvikler içeren 11 maddelik politika paketi önerildi.
Buna göre:
-Analık sigortasının uzun vadeli sigorta kolları kapsamına alınarak yeniden düzenlenmesi,
-Annelerin emeklilikte prim günü ve yaş şartlarının çocuk sayısına göre kademeli olarak azaltılması,
-Çalışan anne ve babalardan alınan gelir vergisinin çocuk sayısına göre kademeli biçimde düşürülmesi,
-3 ve daha fazla çocuk sahibi ailelerden gelir vergisi alınmaması,
-Kamuda çalışan anneler için ücretli doğum izninin her çocuk için 12 aya, babalar için ise 2 aya çıkarılması,
-Üçüncü çocuktan itibaren çocuk sayısıyla orantılı artacak eğitim ve gıda ödeneği verilmesi,
-3 ve daha fazla çocuk sahibi ailelere bir defaya mahsus sıfır faizli, uzun vadeli konut ve taşıt kredisi sağlanması önerildi.

Raporda ayrıca 3 ve daha fazla çocuk sahibi ailelere yönelik doğrudan ekonomik destekler de sıralandı.
Bu kapsamda elektrik, doğal gaz, su ve internet hizmetlerinde yüzde 50 indirim uygulanması önerildi.
Anneler için esnek ve uzaktan çalışma modellerinin kalıcı hale getirilmesi gerektiği belirtilirken, ailelere sağlıklı ve güvenli çocuk bezi ile mamanın ihtiyaçları kadar ücretsiz verilmesi de öneriler arasında yer aldı.
MHP'nin nüfus politikası önerileri arasında genç ailelerin kırsal bölgelere yönlendirilmesi de yer aldı.
Kentten kıra göç etmek isteyen genç evli çiftlere kırsalda konut tahsis edilmesi, tarım ve hayvancılık teşvikleriyle desteklenmesi önerildi.
Köylerde internet, eğitim, sağlık ve sosyal yaşam imkanlarının kent standartlarına yaklaştırılması gerektiği belirtilen raporda, böylece genç evli çiftlerin kırsalda yaşamaya devam etme motivasyonunun artırılması hedeflendi.

Ankara siyasetindeki gelişmeler, vatandaşlar tarafından yakından takip ediliyor.
Geçtiğimiz hafta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, feshedilen Gelecek Partisi’nin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında, sosyal medyada paylaşılan ve Cumhurbaşkanına hakaret içerdiği değerlendirilen ifadeleri nedeniyle soruşturma başlatmıştı.
Başsavcılığın hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan soruşturma başlattığı feshedilen Gelecek Partisi'nin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, bugün ifade verdi.
Davutoğlu'nun bugün saat 15.00'te, Ankara Adliyesine gelmesi bekleniyordu.

İfade sonrası açıklama yapan Ahmet Davutoğlu, "Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakan, düşüncesini ifade ettiği ve eleştirilerini dile getirdiği için şüpheli sıfatıyla adliyeye çağrıldı.
Yargıya duyduğum saygı gereği ve hiç kimsenin yargının üzerinde olmadığı inancıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ifademi verdim.
Ama bu ülkeye dışişleri bakanı ve başbakan olarak hizmet etmiş bir devlet adamı olarak, ilk kez böyle bir uygulamanın devletin üst katında yaşanmış olmasını hüzünle karşılıyorum.Bu konuda hiçbir soruya cevap vermeyeceğim. Ülkenin itibarı adına" dedi.

Davutoğlu'nun ifadeye çağrılma nedeni, "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlaması.
Başsavcılık, 2021 yılında Bingöl'de kaydedilen bir görüntüde sarf ettiği sözler nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurmuştu.
Başsavcılıktan yapılan açıklamada, sosyal medya platformlarında dolaşıma sokulan ve Cumhurbaşkanına hakaret içerdiği değerlendirilen ifadelerin yer aldığı paylaşımlarla ilgili resen inceleme yapıldığı belirtilmişti.
Açıklamada, "Yapılan inceleme neticesinde, feshedilen Gelecek Partisi'nin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 299/1. maddesinde düzenlenen 'Cumhurbaşkanına Hakaret' suçu kapsamında soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde titizlikle sürdürülmektedir." ifadeleri kullanılmıştı.

Gelecek Partisi, eski dışişleri bakanı (2009-2014) ve başbakan (2014-2016) Ahmet Davutoğlu tarafından 12 Aralık 2019’da kurulmuştu.
2021 yılında Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından seçimlere girme yeterliliği kazanan parti, 2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri öncesinde CHP, İyi Parti, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ile birlikte kamuoyunda "Altılı Masa" olarak bilinen Millet İttifakı’nın bileşenleri arasında yer almıştı.
Millet İttifakı'nın ortak aday belirleme sürecine ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş çalışmalarına katılan Gelecek Partisi, seçimlere Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden girerek 10 milletvekili ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) temsil hakkı kazanmıştı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Gelecek Partisi ile DEVA Partisi arasında ortak grup kurularak gündeme gelen birleşme kararında görüşmeler sonuçsuz kalınca Gelecek Partisi ile Saadet Partisi anlaşmıştı.

Anlaşma doğrultusunda Gelecek Partili 10 milletvekili, Saadet Partisi’ne geçerek TBMM’de ortak grup kurulmasını sağlamıştı.
Daha sonra bu yapı, DEVA Partisi’nin de katılımıyla Yeni Yol çatısı altında faaliyet göstermeye başlamıştı.
Bu yıl 29 Temmuz'da ise Gelecek Partisi, siyasi faaliyetlerinin sonlandırılması yönündeki kararı kamuoyuna duyurmuştu.

umhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine toplantısının ardından önemli açıklamalarda bulunuyor.
Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:
"Değerli basın mensupları, sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Kabinemizin 71. toplantısını az önce tamamlamış bulunuyoruz. Toplantımızda adalet, ekonomi, şehircilik ve sokaklarımızın daha emniyetli hale getirilmesi başta olmak üzere birçok önemli konuyu istişare ettik. Vatandaşlarımızın refah, huzur ve güvenliğini artıracak kararlar aldık. Bunlara geçmeden evvel son toplantımızdan bu yana milletimize hizmet mücadelemizde neler yaptığımızı şöyle kısaca hatırlatmak istiyorum."
Biz tarihine sırt çeviren değil, "mazisi olmayanın istikbali olmaz" düsturuyla hareket eden bir kadroyuz. Bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti'ni bir kopuş olarak değil, maziden atiye uzanan binlerce yıllık yolculuğumuzun en nadide halkası olarak görüyoruz. Milletimizin, medeniyetimizin yüzyıllara sari köklü tarihini 100-150 sene öncesiyle başlatan inkarcı yaklaşımları kabul etmiyoruz.
Selçuklu'yu, Osmanlı'yı yok sayıp eski Türk tarihinden tek hamlede Cumhuriyet'e atlayan tarih okumalarını da kesinlikle iyi niyetli bulmuyoruz. Bunlar Türkiye'yi ve Türk milletini asli kimliğine yabancılaştırmaya çalışan ruhsuz, köksüz ve hatta İslamsız bir millet hayali gören son derece tehlikeli, son derece art niyetli toplumsal mühendislik projeleridir.
Tek parti döneminde bu tarz projeler uygulanmak istenmiştir ama milletimizi ruh kökünden koparmayı amaçlayan bu projelerin hiçbiri muvaffak olamamıştır. Bundan sonra da milletimiz asliye kimliğine zaferlerle dolu görkemli tarihine bir bütün olarak sahip çıkmaya devam edecektir. Biz de inşallah ecdadın ayak izlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.
Bu anlayışla biliyorsunuz son yıllarda Ahlat'ta ve Malazgirt'te Okçular Vakfı'mızın öncülüğünde çok anlamlı etkinlikler düzenliyoruz. Bu sene de kabine olarak Milliyetçi Hareket Partisi'nin saygıdeğer Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ve diğer siyasi parti liderlerimizin katılımıyla Ahlat ve Malazgirt'te muhteşem bir buluşmaya imza attık. Muş ve Bitlis başta olmak üzere farklı illerimizden gelen kardeşlerimizle Malazgirt zaferimizin 955. yıl dönümünü bir kez daha gururla kutladık. Sultan Alparslan ve kahraman ordusuyla birlikte İlahi Kelimetullah davası uğrunda can veren tüm şehitlerimizi şükranla yad ettik.
Malazgirt'ten verdiğimiz mesajların muhataplarına ulaştığını sonrasında çıkan seslerden gördük. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Bizim vakur, soğukkanlı tavrımız kimseyi farklı hayallere sürüklemesin. Kılıç şakırtıları altında can alıp can vererek kendimize yurt eylediğimiz bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Aynı şekilde bölgemizde ülkemizi çevrelemeye dönük hasmane adımları tribünden seyretmeyiz. Türkiye hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir. Olması da zaten düşünülemez. Fakat Türkiye her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin, her haydutluğun karşısındadır, olmaya da devam edecektir.

Kategorik olarak kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine, içinde bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız, istikrarlı ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz. Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Hiç şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez.
Türkiye dostlarıyla el sıkışacak, akrabalarıyla kucaklaşacak, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye'ye dost olan kazanacak, husumet besleyen ise kaybedecektir. İttifak ve ittihat siyasetimiz doğrultusunda gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmakta kararlıyız. Bunda da en küçük bir tereddüt göstermeyeceğiz.
28 Ağustos'ta Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığı'mızın İstanbul'da tertiplediği programa iştirak ettik. Siret ve suretiyle, veladet ve nübüvvetiyle kurtuluşa susayan gönüllere ferahlık veren Hatem-ül Enbiya Efendimizin güzel ahlakını Kur'an ve sünnet ışığında bir kez daha tefekkür ettik. Bu vesileyle Peygamber Efendimizin Aleyhissalâtü vesselâm yeryüzüne teşriflerinin 1501. sene-i devriyesinin milletimiz, ülkemiz, İslam coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara kapı aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum
Bu Yıl 30 Ağustos Zafer Bayramımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden gelen bir kaza haberinin gölgesinde kutladık. Girne'den Taşucu'na giden bir yolcu gemisinin alabora olması sebebiyle yaşanan elim kazada 239 kardeşimiz kurtulurken maalesef 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz ise halen kayıp durumda. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile iş birliği içerisinde hali hazırda 9 gemi ve 11 hava aracıyla arama çalışmalarına destek veriyoruz. Kaza sonrasında Kuzey Kıbrıs makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dahil 8 mürettebat gözaltına alınmıştır. Yargı süreci resmi kurumlarımızca yakından takip edilmektedir.
Aynı şekilde 2 Eylül'de Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle meydana geldiği anlaşılan çarpışma sonucu batan kuru yük gemisindeki 10 mürettebatla ilgili arama-kurtarma çalışmalarımızla devam ediyor. Bugün bir kez daha kazazedelerimize geçmiş olsun diyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum."

Liderliğini 1 Nisan 2026 tarihinde tutuklanan Volkan Ramazan Ayhan'ın yaptığı ‘Şapkalılar' isimli suç örgütüne yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan 139 sayfalık birleştirme talepli iddianamede, örgütün düzenlediği bir kısım eylemlere yer verildi. Eylemlere ilişkin detaylar ise oldukça dikkat çekti.
TEHDİTLE PARA İSTEDİ
Hazırlanan iddianamede, örgüte yönelik düzenlenen operasyonda yakalanan E.B. isimli şüphelinin yurt dışı hatlı telefonunda yapılan incelemeye ilişkin rapora da yer verildi. Raporda, şüphelinin gerçekleştirdiği eylemlerin ardından bir kısım müştekileri tehdit ederek, para istediği tespit edildi. Öte yandan şüphelinin sosyal medya üzerinden örgüt adına paylaşımlar yaptığı da raporda belirlendi. Ayrıca, şahsın aynı hat üzerinden diğer örgüt üyelerine silah, maske ve çelik yelek fotoğrafı attığı, bu malzemeler ile poz verdiği de iddianamede aktarıldı.
10 MİLYONLUK HARACI ALAMAYINCA LOKMA ARACI GÖNDERDİLER
10 milyon Euro haraç istedikleri mağdurun iş yerine lokma aracı gönderdikleri anlatıldı
Öte yandan, iddianamede, 12 Ocak günü Şişli'de müştekiler B.V. ile S.V.'den örgüt üyelerince 10 milyon Euro haraç istendiği, müştekilerin parayı vermemeleri üzerine iş yerine örgüt üyelerince lokma aracı gönderildiği anlatıldı. İddianamede, şüphelilerin bu eylemi müştekileri korku ve baskı altına alma ve maddi çıkar sağlama amacıyla yaptığı, şahısların lokma aracını iş yerinin önüne gönderdiği, şüphelilerin araca "merhum S.V.'nin Ruhuna Fatiha" şeklinde yazı yazdırdıkları, mağdurları ölüm ile tehdit ettikleri, bunun üzerine müştekilerin şikayetçi oldukları anlatıldı.
SİLAHLI SALDIRIYI SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN ÜSTLENDİLER
Şüphelilerin avukatlar ile buluşarak, müştekilerin ifadelerine eriştikleri ortaya çıktı
Öte yandan, Okmeydanı'nda bulunan özel bir hastaneye düzenlenen silahlı saldırı eylemine ilişkin tespitlerinde aktarıldığı iddianamede, örgüt üyelerinin bu saldırıyı sosyal medya üzerinden üstlendikleri, saldırıyı öven paylaşımlar yaptıklarının tespit edildiği, bunu yaparak şüphelilerin kamuoyunda itibar kazanmayı amaçladıkları vurgulandı.
AVUKATLAR ARACILIĞI İLE ŞİKAYETÇİLERİN İFADELERİNE ERİŞTİLER
İddianamede, S.T. isimli müştekiye yönelik el bombalı kurşunlama eylemi düzenlediği, örgüt üyelerinin müştekiyi tehdit ettikleri ve müştekinin ablası olan İ.T.'nin peşinde oldukları anlatıldı. Öte yandan iddianamede, örgüt üyesi olan Y.İ.'nin eylemin ardından yakalandığı, sonrasında şüphelinin avukatlığını yapması için B.B. isimli avukata yönlendiren kişinin, aynı eylemden yakalanan M.K.'nin avukatı Ç.Ü. olduğu belirtildi. İddianamede, şüphelilerin avukatlar ile buluşarak, müştekilerin ifadelerine eriştikleri, bilgi ve belgeleri avukatlar aracılığıyla örgüt lideri Volkan Ramazan Ayhan ile paylaştıkları anlatıldı. Öte yandan, şüpheli olarak ifadesi alınan Avukat B.B.'ye ait yapılan telefon incelemesinde, bahse konu olay ile alakalı olarak herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmadığı da iddianamede yer aldı.
BİR ELİNDE SİLAH BİR ELİNDE CEP TELEFONU
Örgütün, 28 Ocak günü Beyoğlu'nda bir ikamete düzenlediği silahlı saldırıya ilişkin detaylar da iddianamede yer aldı. İddianamede, E.S. isimli örgüt üyesinin ikamete geldiği, 7-8 dakika sonra ateş etmeye başladığı, şüphelinin bir elinde silah varken diğer eliyle o anları cep telefonu ile kayda aldığı anlatıldı. İddianamede, şüphelinin olayı gerçekleştirdikten sonra koşarak kaçtığı, bir başka sokakta ticari taksiye bindiği belirtildi. Şüphelinin bindiği taksi kamerasından yapılan tespitlerde, şahsın Okmeydanı'nda bir inşaata düzenlenen silahlı saldırı eyleminde de yer aldığı bilgisi iddianamede yer aldı.
Örgüt üyesi şahısların tespit edilen tape kayıtlarında, şüpheliler arasında ‘uyuşturucu madde' içerikli görüşmeler olduğu, örgütün tetikçi kadrolarının farklı suçlardan işlem gördüğü ve örgüt mensubu F.K. isimli şahıs ile diğer şüpheliler arasında yapılan görüşmelerinde bir adrese yönelik döner bıçaklı saldırı planladıkları iddianamede anlatıldı.

HARAÇ VERMEYİNCE EVİNİ KURŞUNLADILAR
Hazırlanan iddianamede, Beyoğlu'nda mağdur S.Y.'ye yönelik gerçekleştirilen kurşunlama eylemine ilişkin yapılan tespitler de yer aldı. İddianamede, eylemler öncesinde ve sonrasında örgüt lideri Volkan Ramazan Ayhan ve yöneticisi Diyar Altunkaynak isimli şahısların yurt dışı hatlarla mağduru aradıkları, S.Y.'den 400 bin dolar haraç istedikleri vurgulandı. S.Y.'nin haraç vermeyi kabul etmeyince örgüt üyesi E.S. ile M.N.'nin mağdurun evini kurşunladıkları, eylemden sonra şahısların bir yerde gizlendikleri, örgüt üyelerinin talimatı yönetici konumundaki Diyar Altunkaynak'tan aldıkları, Altunkaynak'ın talimatıyla saldırıyı gerçekleştiren şahıslara para verildiği vurgulandı.
Öte yandan iddianamede, örgüt yöneticisi ve üyelerinin müştekilerden talep ettikleri çeşitli miktarlarda haraçlara ilişkin bilgiler de iddianamede yer aldı.
YÖNETİCİ KADROSU ORTAYA ÇIKTI
İddianamede, örgütün hiyerarşik yapısı da yer aldı. Şüpheli Volkan Ramazan Ayhan'ın örgüt lideri konumunda bulunduğu, Diyar Altunkaynak, Emre Kılıçkaya ve Ataberk Taşkıran'ın örgüt yönetici kadrosunda yer aldıkları belirtildi. İddianamede, şüpheli Ataberk Taşkıran'ın yurtdışından eylem talimatları verdiği, Muhammet Şentürk'ün Türkiye içerisindeki organizasyon ve saha irtibatını yürüttüğü, İlker Taş'ın ise silah ve lojistik destek sağladığı, Zafer Kani Yıldırım ile Mehmet Hira'nın ise tetikçi/gözcü olarak eylemin icra kısmında yer aldıkları aktarıldı. Bir pilavcıya yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırının "Şapkalılar" isimli suç örgütü adına, örgütsel hiyerarşi içerisinde planlanarak organize şekilde gerçekleştirildiği de anlatıldı.
FARKLI ORANLARDA HAPİS CEZASI İSTENDİ
Öte yandan, iddianamede, başta örgütün yönetici konumundaki şüpheliler Ataberk Taşkıran, Diyar Altunkaynak, Emre Kılıçkaya ve Chaıma Laabıdı'nın firari konumda oldukları da iddianamede vurgulandı.
Hazırlanan iddianamede, örgüt lideri şüpheli Volkan Ramazan Ayhan, örgüt yöneticisi konumundaki Diyar Altunkaynak, Emre Kılıçkaya, Ataberk Taşkıran ile örgütün Türkiye içerisindeki organizasyon ve saha irtibatını yürüten şüpheli Muhammet Şentürk hakkında ‘kasten yaralama', ‘nitelikli yağmaya teşebbüs', ‘mala zarar verme', nitelikli tehdit, ‘ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma, taşıma veya bulundurma' suçlarından değişen oranlarda hapis cezası talep edildi. İddianame, değerlendirilmek üzere İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

Uyuşturucu' soruşturması kapsamında tutuklanan Habertürk eski Genel Müdürü Veyis Ateş, hakkında tahliye kararı verildi. Duruşmada savunma yapan Ateş, “Mehmet Akif Ersoy, savcılığa verdiği ek ifadesinde, ‘Uyuşturucu nedir bilmezdim, beni Veyis Ateş başlattı’ diyerek beni suçlamıştır. Avukat görüşünde kendisiyle karşılaştığımda, ‘Abi çok özür dilerim. Bu şekilde ifade vermek zorundaydım. Bu şekilde ifade vermeseydim beni de Habertürk’ün el değiştirme davasına katacaklardı. Orada da başıma neler gelecekti bilmiyorum, özür dilerim’ dedi. Aleyhime tanıklık edenlerin hepsi, Mehmet Akif Ersoy’un iddianamesinden de anlaşılacağı üzere, Ersoy’un ya sevgilisi ya da yakın arkadaşıdır" diye konuştu. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti duruşmayı 27 Kasım'a erteledi.

‘Uyuşturucu’ soruşturması kapsamında tutuklanan Habertürk eski Genel Müdürü Veyis Ateş, 'Uyuşturucu Madde Kullanımını Kolaylaştırmak' ve 'Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapmak' suçlarından 40 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davada ilk kez hakim karşısına çıktı. İstanbul Adalet Sarayı 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada savunma yapan Ateş, aylık gelirinin 40-50 bin lira arasında olduğunu belirtti.
'BANA AİT OLMAYAN BİR EVDE NASIL YER TEMİN ETMİŞ OLABİLİRİM?'
9 ay sonra savunma yaptığını belirterek suçlamaları kabul etmediğini söyleyen Ateş, "Savcılık makamı 18 Aralık 2025 tarihinde beni arayıp davet etti. Bana, ‘Bilginize başvuracaklar ama siz yine de avukatınızla gelin, fikri değişebilir’ denildi. Gittiğimde haber sitelerinde ifadeye çağrıldığıma ilişkin haberler çıkmıştı bile. Bana Mehmet Akif Ersoy ile ilgili sorular soruldu ve tüm sorulara açık yüreklilikle cevap verdim. İfademin ardından Adli Tıp Kurumu’na sevk edildim, uyuşturucu kullanmadığım tespit edildi ve serbest bırakıldım. Normal hayatıma devam ederken birçok kişi benzer suçlamalarla ifadeye çağrılarak gözaltına alınıp tutuklandı. Ben hiçbir yere kaçmadım, dosyada tanık sıfatıyla ifade veren hiç kimseyi aramadım ve kimseyi yönlendirmedim. İlk ifademden 11 gün sonra bir pazar sabahı evimden gözaltına alındım. Bir gece gözaltında kaldıktan sonra savcılık makamı bana yine aynı soruları sordu, ben de aynı cevapları verdim. Ardından tutuklamaya sevk edildim ve 9 aydır tutukluyum. Savcılığın tutuklama talebi TCK 190’dı. Bana sorulan, Mehmet Akif’in evine gidip gitmediğimdi. Bahsedilen ev bana ait değildir. Sonrasında bana uyuşturucu kullanımı için yer temin ettiğim iddiası yöneltildi. Bana ait olmayan bir evde nasıl yer temin etmiş olabilirim? Kullanmadığım bir maddeyi nasıl temin edeyim? Hiç tanımadığım ve sadece Mehmet Akif Ersoy’un kız arkadaşı olduğunu bildiğim, öncesinde de görmediğim insanlara bayram şekeri ikram eder gibi uyuşturucu vermem. Uyuşturucu kullandığından intihar eden, saldırganlaşan insanların haberlerini sunmuş, bunun bir suç olduğunu bilen birisi olarak neden böyle bir şey yapayım?” dedi.
‘ERSOY BANA “BU ŞEKİLDE İFADE VERMESEYDİM BENİ HABERTÜRK’ÜN EL DEĞİŞTİRME DAVASINA KATACAKLARDI” DEDİ’
Ateş, “Aleyhime tanıklık eden 4 isim var. Tutuklanmamdan 10 gün önce tutuklanan ve ne kolluk ne de savcılık ifadesinde benden bahseden Mehmet Akif Ersoy, tutuklandığım haberini görünce savcılığa verdiği ek ifadesinde, ‘Uyuşturucu nedir bilmezdim, beni Veyis Ateş başlattı’ diyerek beni suçlamıştır. Silivri Cezaevi’nin avukat görüşünde kendisiyle karşılaştığımda bana, ‘Abi çok özür dilerim. Bu şekilde ifade vermek zorundaydım. Hakkını helal et. Bu şekilde ifade vermeseydim beni de Habertürk’ün el değiştirme davasına katacaklardı. Orada da başıma neler gelecekti bilmiyorum, özür dilerim’ dedi. O esnada yanımda olan avukat Kerem Akyer de buna tanıktır. Mehmet Akif, aleyhimde verdiği ifadeleri başka bir nedenle söylemek zorunda olduğunu açıkça beyan etmiştir. Mehmet Akif’in aleyhimde tanıklık eden diğer kişileri de etkileyip etkilemediğinin araştırılmasını isterim. Dilara Yıldız, etkin pişmanlık ifadelerini Akif’in avukatının yönlendirmesiyle verdiğini söylemiştir. Bunun da araştırılmasını isterim. Aleyhime tanıklık edenlerin hepsi, Mehmet Akif Ersoy’un iddianamesinden de anlaşılacağı üzere, Ersoy’un ya sevgilisi ya da yakın arkadaşıdır. Pek çoğunun Ersoy’un etkisi altında kaldığını düşünüyorum. Dilara Yıldız, daha sonra verdiği ifadesinde uyuşturucunun ne olduğunu bilmediğini, hiçbir şekilde uyuşturucu kullanmadığını, kimseyi tanımadığını ve uyuşturucuyu Veyis Ateş’in verdiğini söylemiştir. Beyanları çelişkilidir. Dilara Yıldız’ı ilk defa Mehmet Akif’in Piyalepaşa’da ki evine hayırlı olsun ziyaretine gittiğimde tanıdım” dedi.
‘UFUK TETİK’İ İLK DEFA CEZAEVİNDE GÖRDÜM’
Ateş, “Serap Şaylan’ın ifadesinde ismi geçen Ufuk Tetik’i ilk defa cezaevinde gördüm. Serap Şaylan beni Şakir Tekin’le birlikte tanıdığını söylemesine rağmen, Şakir Tekin kendisine beni tanıyıp tanımadığı sorulduğunda tanımadığını söylemiştir. Ebru Gülan ise beraber uyuşturucu kullandıktan sonra kendisine rahatsız edici davranışlarda bulunduğumu söylemiştir. Bu durumda bir daha benimle görüşmemesi gerekir. Oysa Ebru Gülan, Mehmet Akif ile beraberken Mehmet Akif’in telefonundan beni birkaç kez arayarak evine davet etmiştir. Mehmet Akif Ersoy iddianamesinde beyanları geçen 3 kişi, uyuşturucu aldıkları satıcıların isimlerini ve telefon numaralarını vermiştir. Benim teminime ihtiyaçları olmadığı ortadadır. Evimde veya üzerimde uyuşturucu madde bulunmamıştır, ATK raporum negatiftir ve bu kişilerin benimle birlikte uyuşturucu kullandıklarına ilişkin somut delil yoktur. Uyuşturucu ticareti yapma suçuyla suçlandığımı öğrendim. Üstelik soruşturma evresinde bana böyle bir soru sorulmadı. Uyuşturucuyu kimden aldığım, kime sattığım veya kime aldığım konusunda tek bir somut delil yok. Müşteki Osman Tıraş’ın bahsettiği herhangi bir suçun ispat edilmesi halinde her türlü cezaya razıyım. Kütüphane isimli mekanı soruşturma sırasında öğrendim. Umut Evirgen’i tanımıyorum, kendisine sorulduğunda o da bu bilgiyi doğrulayacaktır. Osman Tıraş’ın iftira teşkil eden beyanlarına karşı yasal yollara müracaat edeceğim. 9 aydır sürekli kendime şunu soruyorum: Uyuşturucu satmadığımı, gitmediğim mekanlara gitmediğimi nasıl kanıtlayacağım? Olmayan bir şeyi nasıl kanıtlayacağım? Aleyhimdeki suçları kanıtlayacak hiçbir somut delil yoktur” dedi.
‘DÖRDÜMÜZ KOKAİN KULLANDIK’
Duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katılan mağdur Dilara Yıldız, “Veyis Ateş’i Mehmet Akif dolayısıyla tanıyorum, birebir tanışıklığım yok. Hatırladığım kadarıyla Veyis Ateş’i ilk defa 2018 yılında Mehmet Akif’in Piyalepaşa’daki evinde gördüm. Ramazan ayı olması lazım. Evde Ebru Gülhan, ben ve Mehmet Akif otururken sanık sonradan geldi. Uyuşturucu madde getirmişti. Veyis Ateş gelmeden önce Mehmet Akif ile mesajlaştığını hatırlıyorum, ne yazdığını bilmiyorum. Ben sadece sanık geldiğinde viski ve kokain olduğunu biliyorum. Geç saatlerde uyuşturucu madde içildi. Hepimiz kullandık. Ben az miktarda kullandım. Diğerleri alkol de kullandı, ben kullanmadım. Uyuşturucu madde getirilmesi için herhangi bir ödeme yapmadım. Kimsenin ödeme yaptığını görmedim. Sabahleyin işe gittim, daha sonra ne olduğunu bilmiyorum. Bu tarihten sonra, hatırlamadığım bir tarihte Mehmet Akif’in Seba’daki evine gitmiştim. Evde yine Mehmet Akif ve Ebru vardı, Veyis Ateş sonradan geldi. Yine kokain getirmişti. Alkol getirip getirmediğini hatırlamıyorum. Yine dördümüz kokain kullandık. Mehmet Akif uyudu, sonra Veyis, Ebru ve beni daha çok uyuşturucu kullanmamız için zorladı. Öncesinde kendim içmiştim. Öncesinde sadece esrar kullanmıştım” dedi.
‘MEHMET AKİF ERSOY ALKOL BİLE KULLANMIYORDU’
Tanık olarak dinlenen Mustafa Karataş, “Veyis Ateş’i tanımıyorum. Herhangi bir ortamda uyuşturucu madde kullanmadım. Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Göçmez, Ufuk Tetik, Dilara Yıldız, Mustafa Manaz, Ebru Gülan’ı tanıyorum. Dilara Yıldız ile aynı ortamda bulunduk. Mehmet Akif Ersoy’un yanında gördüm. Bir tatile gittik. Antalya, Alanya sanırım. Tam hatırlamıyorum. Otelde sanıyorum. Ben, Mehmet Akif Ersoy, Ebru Gülan ve Dilara Yıldız vardı. Orada uyuşturucu kullanmadık. O yıllarda Mehmet Akif Ersoy alkol bile kullanmıyordu. O gün Dilara Yıldız alkol kullandı. Kesinlikle uyuşturucu madde kullanılmadı” dedi.

‘DENEMEK AMACIYLA MERAKTAN KULLANDIM’
Duruşmada tutuklu sanık Mehmet Akif Ersoy da tanık olarak dinlendi. Ersoy, “Veyis Ateş’i tanırım. 2019 yılında, hatırlamadığım bir ayda Piyalepaşa’da bulunan evde Ebru Gülan, tam hatırlamıyorum ama Dilara Yıldız ve ben bulunuyorduk. Veyis Ateş de daha sonra eve geldi. Veyis, yanında getirdiği maddeyi kullandı, biz de merak ettik. Denemek amacıyla kullandım. O tarihe kadar kullanmamıştım, uyuşturucu maddeleri tanımıyordum. Ortamda konuşulanlardan maddenin kokain olduğunu öğrendim. Ebru da ilk defa o gün benimle birlikte uyuşturucu kullanmıştı. Veyis, kendi kullanımı amacıyla uyuşturucuyu getirdi. Bize de kullanmamız yönünde teklif veya ısrarı olmadı, merak ettiğimiz için kullandık. Benzer bir olay Seba Flats’de de yaşandı. Kağıthane’deki evde uyuşturucu kullandığımızı hatırlamıyorum. Biz zaman zaman Veyis, ben, Ebru ve Dilara görüşüyorduk, sohbet ediyorduk. Başka dönemde uyuşturucu getirdiğine şahit olmadım. Piyalepaşa’daki eve getirdiği zaman kendi irademizle kullandık. Başka bir kullanım olmadı. Ben hatırlamıyorum. Bana da soruldu, sonrasında ben Veyis’in getirdiğini hatırlamıyorum. Sonraki süreçte kendi ifademde anlattım. Ben kullandım ama Veyis ile başka ortamda kullandığımı hatırlamıyorum. Başka bir gecemiz yok” dedi.
‘ERSOY VE CEBECİ’NİN UYUŞTURUCU KULLANDIKLARINI DUYDUM’
Tanık Osman Tıraş, “Sanığı Habertürk kanalından tanıyorum. 2021-2022 yıllarında Habertürk’te reji ekibindeyken kendisini tanıdım. O sırada sanık genel yayın yönetmeniydi. Ben Habertürk’te 3 ay gibi çok kısa bir dönemde çalıştım, sigortamın yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Ben İstanbul Avrupa Yakası’nda, Bebek ya da Beşiktaş’ta bulunan Kütüphane isimli mekanda bulunuyordum. Mekanın sahibi Umut Evirgen, Mehmet Akif Ersoy, Ela Rümeysa Cebeci vardı, Veysi vardı, diğer var olan kişileri tanımıyorum. Ben oraya Mehmet Akif ve Ela Rümeysa Cebeci ile gittim. Biz gittiğimizde Veysi oradaydı. İsimlerini belirttiğim kişiler ile tanımadığım kişiler farklı bir bölüme geçerek oturdu, ben yanlarında oturmadım. Ben de bir süre kalarak ayrıldım. Orada uyuşturucu kullandıklarını görmedim ama Mehmet Akif ve Ela Rümeysa Cebeci’den orada uyuşturucu kullandıklarını duydum. Mehmet Akif Ersoy ayrıca uyuşturucu getiren kişinin sanık Veysi olduğunu söyledi. O bunu söylerken ortamda ben, Mehmet Akif ve Ela Rümeysa vardı. Diyeceklerim bundan ibarettir” dedi.
VEYİS ATEŞ TAHLİYE EDİLDİ
Mahkeme ara kararında tutuklu sanık Veyis Ateş’in tahliyesine karar verdi. Duruşma 27 Kasım 2026 tarihine ertelendi.

Geçtiğimiz günlerde feshedilen Gelecek Partisi'nin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma başlatılmıştı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yapılan açıklamada, "Sosyal medya platformlarında dolaşıma sokulan ve Cumhurbaşkanına hakaret içerdiği değerlendirilen ifadelerin yer aldığı paylaşımlara ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen inceleme yapılmıştır. Yapılan inceleme neticesinde, feshedilen Gelecek Partisi’nin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 299/1'inci maddesinde düzenlenen 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçu kapsamında soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde titizlikle sürdürülmektedir" denilmişti.
İFADE VERİYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan soruşturma başlattığı feshedilen Gelecek Partisi'nin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu bugün ifade veriyor.

Belediyeden yapılan açıklamaya göre, yaralı ve güçten düşmüş halde bulunan baykuş yavruları, Antalya Büyükşehir Belediyesine bağlı Doğal Yaşam Parkı'nda tedaviye alındı.
Veteriner hekimlerin gözetiminde yürütülen tedavi ve rehabilitasyon sürecinde baykuş yavrularına, doğal yaşamlarında ihtiyaç duyacakları avlanma, kanat çırpma ve uçma gibi temel beceriler kazandırıldı.
Sağlık durumları ve uçuş yetenekleri veteriner hekimler tarafından kontrol edilen 3 baykuş, rehabilitasyon sürecinin ardından doğal yaşam alanlarına bırakıldı.
Antalya Doğal Yaşam Parkı Şube Müdürü Dr. Veteriner Hekim Aygül Arsun, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan 3 alaca baykuş yavrusunu, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü ekipleriyle işbirliği içerisinde yürüttükleri çalışmayla tedavi ettiklerini söyledi.
Rehabilitasyon sürecinin başarılı bir şekilde tamamlandığını aktaran Arsun, "Baykuşlar, iki aylık bakım sürecinde, uçuş ve avlanma çalışması yapılarak, doğada kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli becerileri kazandılar." ifadesini kullandı.
Arsun, özellikle çocukların tedavi sürecinde baykuş yavrularını yakından görme fırsatı bulduğunu belirtti.

Aslen Malatyalı olan ve gençlik yıllarını Gaziantep'te geçirdikten sonra 50 yıl önce Karabük'e yerleşen terzi Zeren, 1960'tan bu yana mesleğini icra ediyor.
Dükkanının kapılarını saat 10.00 ila 19.00 arasında açık tutan emektar usta, haftanın 6 günü dikiş makinesinin başında çalışıyor.
Gaziantep'te başladığı mesleğini Karabük'te sürdüren Mustafa Zeren, dükkanda ağırlıklı olarak pantolon, gömlek ve takım elbise diktiğini söyledi.

En çok gömlek ve pantolonun talep gördüğünü belirten Zeren, "Artık elbise kültürü biraz biraz azaldı. Daha önce elbise çok ağırlıktaydı. Ramazan günlerinde sabahlara kadar çalıştığımız çok oldu ama şimdiki gençlerin giyim kültürü de bitti. Millet eşofmanla geziyor hep." dedi.
Zeren, dükkanı sabah 10.00'da açtığını ifade ederek, "Evde hanım biraz rahatsız, onun kahvaltısını, ilaçlarını veririm. Saat 10'da açarım, akşam 7'de kapatır giderim. 6 gün devamlı gelirim, sadece pazar günü gelmem." diye konuştu.
Pantolon dikimine müşterinin ölçüsünü almakla başladığını anlatan Zeren, "Ölçülerini çok dikkatli almalısın. Önemli olan kesimdir. Kestikten sonra dikim kolay oluyor. Ondan sonra harita şeklinde çizeriz. Çizdikten sonra kesimlerini yapıyoruz. Sonra overlok yaparız. Ceplerini hazırlarız." ifadesini kullandı.
Zeren, mesleği gençlere tavsiye ederek, şöyle devam etti:
"Şu anda gençler zanaatı düşünmüyor, parayı düşünüyor. Geçen bir arkadaşım torununu getirdi, 13 yaşlarında. Dedim 'Oğlum yapacak mısın bu işi?'. 'Amca maaş ne vereceksin?' dedi bana. Hemen maaş istiyor. Ben iki sene dükkan süpürdüm 50 kuruş haftalıkla. Bu mesleği öyle öğrendim, kolay değil. Bak bu yüksüktür. Bunu parmağa takarız, bir ay parmakta duruyor iğneyi tutması için, alışması için. Öyle kolay bir meslek değildir. Çok güzeldir, helal kazancı vardır mesleğimizin, hilesi yoktur."
Mesleğin zorluklarından da bahseden Zeren, terziliğin göz nuru bir meslek olduğunu ve gözleri yorduğunu dile getirdi.
Zeren, "Evde durursan hasta olursun. Gelirim buraya, müşterim gelir oturur, sohbet ederim. Dikişini dikerim. Yani hizmettir bizimki. Vatandaşa hizmet. Devam ediyorum. Artık son nefese kadar, nereye kadar giderse." sözlerini sarf etti.
6 oğlu ve 1 kızı bulunan Zeren, "Bu meslekle 7 çocuğumu okuttum, yetiştirdim, büyüttüm. Kimisini meslek sahibi yaptım. İkisi öğretmen. Kızım kuaför oldu, şimdi Erzurum'da. Evlendirdim. 14 torunum var. Hepsini bu meslekten yaptım." dedi.


















































































Jamaika, transatlantik köle ticaretinin ve yüzyıllarca süren İngiliz sömürge yönetiminin günümüze uzanan sonuçlarını uluslararası hukuk gündemine taşıyacak önemli bir adım attı.
Kültür, Toplumsal Cinsiyet, Eğlence ve Spor Bakanı Olivia “Babsy” Grange başkanlığındaki Jamaika hükümet heyeti, 7 Eylül 2026 Pazartesi günü Londra’da Kral III. Charles’a hitaben hazırlanan resmî dilekçeyi sundu.
Başvuruda Kral Charles’tan, 1833 tarihli Judicial Committee Act’in 4’üncü maddesi uyarınca üç temel hukuk sorusunu Londra merkezli Privy Council Yargı Komitesi’ne göndermesi talep edildi. Söz konusu madde, hükümdara hukuki veya anayasal meseleleri görüş bildirmesi amacıyla komiteye sevk etme yetkisi veriyor.

Üç kritik soru yöneltildi
Jamaika hükümetinin açıklamasına göre Privy Council’dan görüş alınması istenen sorular şöyle:
Olivia Grange, girişimin siyasi bir bildiri olmanın ötesinde, tazminat tartışmasını somut bir hukuk sürecine taşıma amacı taşıdığını söyledi.
Grange, “Biz dilenmeye gelmedik. Adil bir karar için İngiliz hukukuna başvuruyoruz” ifadelerini kullandı. Jamaika hükümeti, dilekçenin mevcut haliyle belirli bir parasal ödeme istemediğinin; öncelikle İngiltere’nin hukuki sorumluluğunun belirlenmesini amaçladığının altını çizdi.
Son söz yalnızca Kral’a ait değil
Dilekçe resmen Kral III. Charles’a hitaben hazırlandı. Bunun nedeni Charles’ın yalnızca İngiltere Kralı değil, aynı zamanda bağımsız bir ülke olan Jamaika’nın anayasal devlet başkanı olması.
Ancak İngiliz anayasal sistemi içinde Kral’ın başvuru hakkında tek başına karar vermesi beklenmiyor. Charles’ın, dilekçenin Privy Council Yargı Komitesi’ne gönderilip gönderilmeyeceği konusunda İngiliz hükümetinin tavsiyesi doğrultusunda hareket etmesi gerekecek.
Dolayısıyla başvuru, doğrudan İngiliz hükümetini hedef alan siyasi ve hukuki bir sınama niteliği de taşıyor. Privy Council’ın görüş bildirmesi halinde bu görüşün kapsamı, bağlayıcılığı ve olası tazminat müzakerelerine etkisi ayrıca tartışılacak.
Başvuru Zong katliamının yıldönümüne denk getirildi
Jamaika, dilekçenin sunulacağı tarihi özellikle transatlantik köle ticaretinin en çarpıcı suçlarından biri olan Zong katliamıyla ilişkilendirdi.
Liverpool’a kayıtlı Zong adlı köle gemisi, 6 Eylül 1781’de Batı Afrika’dan Jamaika’ya doğru yola çıktı. Gemide yaklaşık 442 köleleştirilmiş Afrikalı bulunuyordu. Yolculuk sırasında mürettebat, su kaynaklarının azaldığını öne sürerek en az 132 erkek, kadın ve çocuğu denize attı.
Geminin sahipleri daha sonra öldürülen insanları “kaybedilmiş mal” olarak gösterip sigorta şirketinden ödeme almaya çalıştı. Sigorta şirketinin talebi reddetmesi üzerine uyuşmazlık İngiliz mahkemelerine taşındı. Yargılama, insanların topluca öldürülmesinden çok sigorta kapsamındaki mal kaybı üzerinden yürütüldü.
Jamaika heyeti, dilekçe öncesinde 6 Eylül’de Güney Londra’daki New Park Road Baptist Kilisesi’nde düzenlenen “Anma, Adalet ve Onarım” ayinine katıldı. Zong kurbanları için çelenk bırakıldı.

Köle sahiplerine ödeme yapıldı, köleleştirilenlere yapılmadı
Jamaika’nın başvurusunda öne çıkan tarihsel çelişkilerden biri, İngiltere’nin 1833’te köleliği kaldırırken köleleştirilen insanlara değil, onları “mülk” olarak elinde tutan köle sahiplerine tazminat ödemiş olması.
İngiliz hükümeti, köle sahiplerinin sözde ekonomik kayıplarını karşılamak amacıyla dönemin bütçesi açısından son derece büyük bir mali kaynak ayırdı. Bu borcun finansman etkisinin İngiliz vergi sistemi üzerindeki izleri 2015’e kadar sürdü.
Olivia Grange, İngiliz devletinin köle sahiplerinin zararını karşılamayı hukuken mümkün görmesine rağmen köleleştirilen insanların torunlarına yönelik telafi talebini reddetmesinin savunulamaz olduğunu belirtiyor.
Milyonlarca Afrikalı zorla taşındı
Tarihsel araştırmalara göre 15’inci yüzyıl ile 19’uncu yüzyıl arasında 12,5 milyondan fazla Afrikalı, Atlantik köle ticareti kapsamında gemilere bindirilerek Amerika kıtasına doğru zorla yola çıkarıldı. Bunların yaklaşık 10,7 milyonu hayatta kalarak kıtaya ulaşabildi; yüz binlercesi yolculuk sırasında hastalık, açlık, şiddet ve insanlık dışı koşullar nedeniyle öldü.
İngiltere, 1655’te İspanya’dan aldığı Jamaika’yı şeker kamışı üretiminin merkezlerinden biri haline getirdi. Plantasyon ekonomisi, Afrika’dan getirilen yüz binlerce köleleştirilmiş insanın zorla çalıştırılmasına dayanıyordu.
Kölelik İngiliz İmparatorluğu’nun büyük bölümünde 1834’te resmen kaldırıldı. Ancak Jamaika’nın doğrudan İngiliz sömürgesi olarak yönetilmesi 1962’de bağımsızlığa kavuşmasına kadar devam etti.
“Etkileri eğitimden sağlığa kadar sürüyor”
Grange, kölelik ve sömürge yönetiminin etkilerinin yalnızca geçmişte kalmış bir insan hakları ihlali olarak değerlendirilemeyeceğini savunuyor.
Jamaika hükümetine göre plantasyon ekonomisinin oluşturduğu servet İngiltere’ye aktarılırken, Jamaika’da eğitim, sağlık, altyapı, toprak mülkiyeti ve ekonomik kalkınma alanlarında kalıcı eşitsizlikler meydana geldi.
Tazminat talebi bu nedenle yalnızca bireysel nakit ödemelerden oluşan bir model olarak görülmüyor. Jamaika ve diğer Karayip ülkeleri; borçların hafifletilmesi, sağlık ve eğitim yatırımları, teknoloji transferi, kültürel varlıkların iadesi, yerli halklara yönelik kalkınma programları ve resmî özür gibi seçenekleri “onarıcı adalet” kapsamında değerlendiriyor.
Jamaika, köleliğin kalıcı etkilerini araştırmak ve tazminat politikasını geliştirmek amacıyla 2009 yılında Ulusal Tazminat Komisyonu’nu kurmuştu.
CARICOM’dan tam destek
Jamaika’nın girişimi yalnızca ulusal bir başvuru değil. Karayip Topluluğu CARICOM, Temmuz 2025’te yapılan devlet ve hükümet başkanları toplantısında dilekçeye tam destek verdi.
CARICOM liderleri, başvurunun bölgenin “On Maddelik Onarıcı Adalet Planı”na katkıda bulunabilecek yeni bir hukuk yolu oluşturduğunu bildirdi. Temmuz 2026’daki zirvede de başvurunun 7 Eylül’de Londra’da yapılacağı teyit edildi.
Jamaika heyeti, bunun bir Commonwealth ülkesinin kölelik tazminatı konusunda söz konusu hukuki mekanizmaya başvurduğu ilk örnek olduğunu belirtiyor.
Buckingham Sarayı: Konunun farkındayız
Buckingham Sarayı, Jamaika hükümetinin dilekçeyi Privy Council Yargı Komitesi’ne taşıma girişiminden haberdar olduğunu açıkladı.
Saraydan yapılan açıklamada Kral Charles’ın kölelik tarihinin daha iyi anlaşılması ve tarihsel yanlışların günümüz toplumları yararına ele alınması konusunda “kişisel ve güçlü bir bağlılık” sergilediği belirtildi.
Ancak açıklamada, dilekçenin Privy Council’a gönderileceğine, İngiltere’nin hukuki sorumluluğunun kabul edileceğine veya tazminat ödeneceğine ilişkin doğrudan bir taahhütte bulunulmadı.
Kral Charles, daha önce köleliğin yol açtığı acılar nedeniyle “derin üzüntü” duyduğunu söylemiş; fakat monarşi adına resmî özür dilememişti.
İngiliz hükümeti tazminata karşı
İngiliz hükümetleri bugüne kadar kölelik nedeniyle mali tazminat ödeme düşüncesine karşı çıktı. Londra yönetimi, transatlantik köle ticaretini insanlık dışı ve utanç verici olarak nitelendirmesine rağmen resmî özür ve tazminat taleplerini kabul etmedi.
Jamaika’nın yeni hamlesi, bu nedenle tartışmayı ahlaki ve siyasi zeminden hukuk zeminine taşımayı hedefliyor. Privy Council’ın soruları ele almayı kabul etmesi halinde İngiltere’nin köle ticareti ve sömürgecilik dönemindeki eylemleri, tarihsel hukuk ile günümüz uluslararası hukuk ilkeleri arasındaki ilişki bakımından incelenebilecek.
Cumhuriyet tartışmasını da etkileyebilir
Başvurunun sonucu, Jamaika’daki cumhuriyet tartışmalarını da doğrudan etkileyebilir. Jamaika 1962’de bağımsızlığını kazanmasına rağmen Kral III. Charles’ı devlet başkanı olarak tanımaya devam ediyor.
Başbakan Andrew Holness hükümeti, ülkenin monarşiyle anayasal bağlarını kopararak cumhuriyete dönüşmesi yönünde çalışmalar yürütüyor. Kral’ın dilekçeyi Privy Council’a göndermemesi veya İngiliz hükümetinin başvuruyu engellemesi, monarşi karşıtı görüşleri güçlendirebilir.
Jamaika’nın girişimi kısa vadede doğrudan bir tazminat kararı doğurmasa bile, İngiltere’nin kölelik dönemindeki sorumluluğunun ilk kez bu düzeyde hukuki incelemeye açılması bakımından tarihî bir adım olarak değerlendiriliyor. Sürecin bir sonraki aşaması, Kral Charles’ın İngiliz hükümetinin tavsiyesi doğrultusunda dilekçeyi Privy Council Yargı Komitesi’ne sevk edip etmeyeceğinin açıklanması olacak.

Uluslararası Adalet Divanı’nın 19 Temmuz 2024 tarihinde açıkladığı tarihî danışma görüşü, İsrail’in Filistin topraklarında onlarca yıldır sürdürdüğü işgal düzenine ilişkin bugüne kadarki en ağır uluslararası hukuk kararlarından biri oldu.
Mahkeme, İsrail devletinin varlığını değil; İsrail’in 1967’den beri işgal ettiği Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki devam eden varlığını hukuka aykırı ilan etti.
“UAD’ın, kararı, İsrail’in Filistin topraklarında kurduğu askerî, idari, ekonomik ve yerleşimci düzenin hiçbir hukuki meşruiyet taşımadığını açıkça ortaya koyuyor.
UAD, İsrail’in işgalci güç sıfatını sistematik biçimde kötüye kullandığını; toprakları parçalayarak, Filistinlileri yerinden ederek ve kalıcı yerleşimler kurarak geçici bir işgali fiilî ilhaka dönüştürdüğünü belirledi.
İşgal “devam eden uluslararası suç oluşturan fiil” olarak nitelendirildi
UAD, 11’e karşı 4 oyla İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki devam eden varlığının hukuka aykırı olduğuna hükmetti.
Mahkemeye göre İsrail’in politikaları, uluslararası hukukun iki temel ilkesini ağır biçimde ihlal ediyor:
UAD, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki varlığını “devam eden nitelikte hukuka aykırı bir fiil” olarak tanımladı ve bu durumun İsrail’in uluslararası sorumluluğunu doğurduğunu bildirdi.
Mahkeme, İsrail’in güvenlik gerekçelerini öne sürmesinin, Filistin topraklarını ilhak etmesini, kalıcı yerleşimler kurmasını ve milyonlarca Filistinliyi temel haklarından mahrum bırakmasını meşrulaştıramayacağını vurguladı.
İsrail işgali mümkün olan en kısa sürede sona erdirmeli
UAD, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki hukuka aykırı varlığına “mümkün olan en kısa sürede” son vermesi gerektiğine karar verdi.
Bu hüküm yalnızca askerî birliklerin konumuyla sınırlı değil. İsrail’in işgal altında kurduğu kontrol sisteminin, askerî yönetimin, yerleşimlerin, toprak gasbının ve fiilî ilhak uygulamalarının da ortadan kaldırılmasını kapsıyor.
Mahkeme, İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’nın geniş kesimlerinde egemenlik kurmaya çalıştığını; İsrail hukukunu bu bölgelere yayarak toprakları kalıcı biçimde kendi ülkesine katma niyetini ortaya koyduğunu belirledi.
UAD ayrıca Filistin topraklarının birbirinden koparılmasının, Filistin devletinin kurulmasını engellediğini ve Filistin halkının kendi geleceğini belirleme hakkını fiilen ortadan kaldırdığını kaydetti.
Yerleşimler durdurulmalı, yüz binlerce yerleşimci tahliye edilmeli
Mahkeme, 14’e karşı 1 oyla İsrail’in işgal altındaki topraklardaki bütün yeni yerleşim faaliyetlerini derhal durdurması gerektiğine hükmetti.
Kararda, işgal altındaki Filistin topraklarına yerleştirilen İsrailli sivillerin tahliye edilmesi de açık bir yükümlülük olarak gösterildi.
İsrail’in yerleşim politikası yalnızca konut inşa edilmesinden ibaret değil. Bu politika kapsamında Filistinlilere ait arazilere el konuluyor; evler yıkılıyor, tarım alanlarına ve su kaynaklarına erişim sınırlandırılıyor, yollar ve kontrol noktalarıyla Filistin kentleri birbirinden koparılıyor.
İsrail ordusunun koruması altında hareket eden silahlı yerleşimcilerin Filistinlilere, evlere, iş yerlerine, zeytinliklere ve tarım arazilerine yönelik saldırıları da Batı Şeria’daki zorla yerinden etme politikasının parçası olarak değerlendiriliyor.

Ayrı hukuk düzeni ve sistematik ayrımcılık
UAD, İsrail’in işgal altındaki topraklarda Filistinliler ile İsrailli yerleşimcilere farklı hukuk düzenleri uygulamasının uluslararası ayrımcılık yasağını ihlal ettiğine karar verdi.
Aynı bölgede yaşayan İsrailli yerleşimciler sivil hukuk sistemine bağlı tutulurken Filistinliler askerî mahkemelerde yargılanıyor. Filistinlilerin seyahat, çalışma, inşaat, tarım ve su kaynaklarına erişimleri askerî izinlere bağlanırken yerleşimlerin genişlemesi İsrail makamlarınca destekleniyor.
Mahkemeye göre bu düzen, Filistin halkını kendi topraklarında temel haklardan yoksun bırakan kurumsallaşmış bir ayrımcılık sistemi oluşturuyor.
İsrail Filistinlilere tazminat ödemekle yükümlü
UAD, İsrail’in işgal süresince Filistinli gerçek ve tüzel kişilere verdiği zararı tamamen gidermekle yükümlü olduğuna hükmetti.
Mahkemenin belirlediği yükümlülükler şunları kapsıyor:
Dolayısıyla karar, yalnızca gelecekteki yerleşim faaliyetlerinin durdurulmasını değil, onlarca yıllık işgalin Filistin halkında oluşturduğu maddi ve insani yıkımın telafi edilmesini de öngörüyor.
Diğer devletler İsrail’in işgaline yardım edemez
UAD, İsrail’in işgalini sürdürebilmesinde diğer ülkelerin siyasi, askerî ve ekonomik desteğinin taşıdığı öneme de dikkat çekti.
Mahkeme, bütün devletlerin İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığını meşru kabul etmeme ve bu hukuka aykırı durumun sürdürülmesine yardım etmeme yükümlülüğü bulunduğuna karar verdi.
Bu yükümlülük; yerleşimlerle ticaret yapılması, işgal altındaki bölgelerde yatırım gerçekleştirilmesi, yerleşim ürünlerinin İsrail menşeli kabul edilmesi ve işgalin sürdürülmesinde kullanılabilecek silahların sağlanması gibi alanları doğrudan ilgilendiriyor.
Devletlerin, İsrail’in uluslararası kabul görmüş sınırları ile işgal altındaki Filistin toprakları arasında açık bir ayrım yapması gerekiyor.
BM çekilme için bir yıl süre verdi, İsrail kararı uygulamadı
UAD, İsrail’in hukuka aykırı varlığını sona erdirmesi için belirli bir tarih vermedi ve “mümkün olan en kısa sürede” ifadesini kullandı.
BM Genel Kurulu ise 18 Eylül 2024 tarihinde kabul ettiği ES-10/24 sayılı kararla İsrail’den işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığına en geç 12 ay içinde son vermesini istedi.
Karar, 124 ülkenin desteğiyle kabul edildi. İsrail ve ABD’nin de aralarında bulunduğu 14 ülke karşı oy kullanırken 43 ülke çekimser kaldı.
Tanıdığı süre 17 Eylül 2025’te doldu. İsrail, bu süre içinde işgali sona erdirmedi, yerleşimcileri tahliye etmedi ve Filistinlilere tazminat ödemedi.
BM uzmanları, sürenin dolmasının ardından uluslararası toplumun yalnızca kınama açıklamalarıyla yetinmesinin hukuka aykırı düzenin devam etmesine katkı sağladığını belirterek yaptırım, silah ambargosu ve yerleşimlerle ticaretin durdurulması çağrısında bulundu.
Gazze yerle bir edildi, halk açlık ve zorunlu göçe mahkûm edildi
UAD’nin işgale ilişkin görüşü açıklanırken İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları da bütün şiddetiyle devam ediyordu.
İsrail ordusunun bombardımanları ve kara saldırıları Gazze’de konutları, hastaneleri, okulları, üniversiteleri, ibadethaneleri, su şebekelerini ve elektrik altyapısını geniş ölçüde tahrip etti. On binlerce Filistinli öldürüldü; nüfusun büyük bölümü defalarca yerinden edildi.
İnsani yardımın engellenmesi ve sınırlandırılması sonucunda halk gıda, temiz su, ilaç ve barınma imkânlarından mahrum bırakıldı. Açlık, susuzluk ve sağlık sisteminin çökertilmesi, askerî saldırıların yanı sıra Gazze’deki kitlesel ölümlerin başlıca nedenleri arasına girdi.
BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, Eylül 2025’te yayımladığı raporda İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı soykırım gerçekleştirdiği sonucuna ulaştı. Komisyon, İsrail makamlarının öldürme, ağır bedensel ve zihinsel zarar verme, yaşamı ortadan kaldıracak koşullar oluşturma ve doğumları engellemeye yönelik tedbirler uygulama fiillerinden sorumlu olduğunu bildirdi.
Bu tespit, Birleşmiş Milletler bünyesindeki bağımsız soruşturma komisyonuna ait. Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasında UAD’nin nihai hüküm süreci ise ayrıca devam ediyor.
UAD daha önce de İsrail’e karşı tedbir kararları aldı
UAD, Güney Afrika’nın açtığı davada İsrail’e karşı birden fazla geçici tedbir kararı verdi.
Mahkeme İsrail’den:
istedi.
Buna rağmen Gazze’deki sivil ölümleri, zorunlu göç, altyapı yıkımı ve insani yardım krizi devam etti.
İsrail kararı reddetti
İsrail yönetimi UAD’nin işgale ilişkin görüşünü reddederek bölgenin geleceğinin uluslararası mahkemeler tarafından değil, doğrudan görüşmelerle belirlenmesi gerektiğini savundu.
Ancak UAD, müzakere iddiasının işgali süresiz biçimde devam ettirme hakkı vermediğini ortaya koydu. Mahkeme ayrıca Oslo Anlaşmaları’nın İsrail’e Filistin topraklarını ilhak etme veya buralarda kalıcı egemenlik kurma yetkisi tanımadığını açıkça belirtti.
İsrail’in kararı tanımaması, uluslararası hukuk bakımından yükümlülükleri ortadan kaldırmıyor.
Tarihî görüşün önündeki en büyük engel: Yaptırım eksikliği
UAD’nin görüşü hukuki bakımdan tarihî öneme sahip olsa da doğrudan bir yaptırım veya icra gücü bulunmuyor. Kararın uygulanabilmesi devletlerin, BM Genel Kurulu’nun ve özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin atacağı adımlara bağlı.
Ancak İsrail’in en önemli askerî ve siyasi destekçisi olan ABD’nin Güvenlik Konseyi’ndeki veto yetkisi, İsrail’e karşı bağlayıcı yaptırım kararlarının alınmasının önündeki temel engellerden biri olmayı sürdürüyor.
Ortaya çıkan tablo açık: Dünyanın en yüksek yargı organı İsrail’in Filistin topraklarındaki varlığının hukuka aykırı olduğunu ilan etti; işgalin sona erdirilmesini, yerleşimcilerin tahliyesini ve zararların tazminini istedi. Buna rağmen İsrail işgali ve yerleşim politikasını sürdürürken uluslararası toplum mahkeme kararını uygulatacak etkili mekanizmaları henüz hayata geçiremedi.

ÇED dosyasına göre proje kapsamında yaklaşık 6 bin metre uzunluğunda koruyucu mendirek ve 97 milyon ton deniz dolgusu yapılacak.
Proje kapsamında ayrıca 110 bin metrekarelik terminal binası, 30 bin metrekarelik ve 1250 araç kapasiteli kapalı otopark ile 35 bin metrekarelik teknik blok, kule ve destek binaları yapılması planlanıyor.

Mevcut havalimanının kotunun deniz dolgusu seviyesine getirilebilmesi amacıyla da yaklaşık 13 milyon tonluk kazı yapılması öngörülüyor. Deniz dolgusu işlemlerinin karadan denize doğru gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Projenin 2026’da başlaması ve yaklaşık 7 yıllık inşaat sürecinin ardından 2033’te işletmeye alınması ve 30 yıl işletilmesi planlanıyor. Projenin yatırım bedeli ise 45 milyar 650 milyon lira olarak hesaplanıyor.
Projeye ilişkin ÇED dosyasında, mevcut Trabzon Havalimanı’nın yolcu kapasitesi ve terminal alanlarının uluslararası standartların gerisinde kaldığı değerlendirmesine yer verildi. Bu kapsamda mevcut terminallerde yolcu başına düşen kullanım alanının uluslararası standartlarda belirtilen asgari seviyelerin altında kaldığı belirtildi. Yeni havalimanının ICAO ve uluslararası standartlara uygun şekilde tasarlanacağı bildirildi.
Trabzon Havalimanı’nda 2025 yılında 3 milyon 873 bin 979 yolcuya hizmet verildiği belirtilerek, aynı yıl havalimanında 26 bin 507 uçak trafiği ve 38 bin 16 ton yük trafiği gerçekleştiği ifade edildi.
ÇED dosyasında, Trabzon Havalimanı’nın özellikle turizm sezonunda artan yolcu trafiğine sahip olduğu, uçuşların ağırlıklı olarak iç hat merkezleri ile Orta Doğu ülkelerine yönelik olduğu belirtildi. Dosyada, yeni havalimanının orta ve büyük gövdeli yolcu uçakları ile kargo uçaklarının kullanımına uygun olarak planlandığı kaydedildi.
Proje sahası Trabzon kent merkezinin yaklaşık 7 kilometre kuzeyinde bulunuyor. Alan, Ortahisar ilçesindeki Pelitli ve Konaklar mahallelerine komşu konumda yer alıyor.
Proje alanının büyük bölümü deniz dolgusu üzerinde oluşturulacak. ÇED dosyasında, alanın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki deniz alanları ile Hazine mülkiyetindeki taşınmazlardan oluştuğu belirtildi. Proje sahasının batısında 100. Yıl Balıkçı Barınağı, Trabzon Yat Limanı, Trabzon Limanı ve Faroz Limanı, doğusunda ise Yomra Limanı bulunuyor.
Çalışmalarda bölgede 66 bitki, 4 kurbağa, 10 sürüngen, 167 kuş ve 37 memeli türünün bulunduğu belirlendi. (ANKA)
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara 2 No’lu Barosu tarafından Ankara Adalet Sarayı’nda düzenlenen 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı’na katıldı. Törende Gürlek’in yanı sıra Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Çelik, Ankara 2 No’lu Barosu Başkanı Gökhan Ağdemir ve yargı mensupları da yer aldı.
Gürlek, yeni adli yılın ülke, millet, yargı teşkilatı ve hukuk camiası için hayırlı olmasını dileyerek, avukatların hukuk sistemi içerisindeki önemine dikkati çekti. Barolarla sürekli istişare içerisinde olduklarını belirten Gürlek, “Bakanlığımızın hedef ve stratejilerinde barolarımız arasındaki ilişkiyi, sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tutup oldukça önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.
Gürlek, “Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargının âdeta milletimiz aleyhine işletildiğini; FETÖ gibi yapıların, uluslararası güç odaklarının da desteğiyle millî güvenliğimizi hedef aldığını ve hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik süreçlerin aracı hâline getirmeye çalıştığını maalesef gördük” dedi.
Yargının yeniden yapılandırıldığını ifade eden Gürlek, “FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde, her şeyde olduğu gibi mevcut zengin insan kaynağımızla yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık” diye konuştu.
Gürlek, geçmişte hukuk kurumlarının “cuntacı, darbeci, vesayetçi anlayışların ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı hâline getirilmek istendiğini” ifade ederek, “Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleksiyle bu darboğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin geçmişte yaşadığı süreçlerin unutulmaması gerektiğini belirten Gürlek, şunları kaydetti:
“Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hâl uygulamalarına, yargının işlemez hâle getirildiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemlerine şahit oldu. Çok şükür, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik. Geçmişten bugüne kronikleşen, milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga hâline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız.”
Gürlek, konuşmasında yargının hukuk karşısındaki eşitlik ilkesine ilişkin mesajlar da verdi.
“Hukuk karşısında herkes eşittir ve hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz” diyen Gürlek, şöyle devam etti:
“Adalet, herkese lazım olan can suyudur. Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı bir konumda göremez. Toplum vicdanı buna asla müsaade etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazimizdir.
Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere, toplumumuza örnek olması gereken popüler kişiliklerin millî ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu özendiren yaşam tarzlarıyla özellikle genç nesillerimizi zehirlediklerini gördük. Gereken yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntülere zemin hazırlayan her kişi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir.
Aynı şekilde, insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık. Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık.”
Gürlek, avukatların adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamak amacıyla çalışmaların sürdüğünü belirtti. “2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgemizle savunmayı güçlendirmeyi ve avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık” diyen Gürlek, yeni Avukatlık Kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine, genç ve kamu avukatlarının desteklenmesinden CMK ve adli yardım hizmetlerinin iyileştirilmesine kadar çeşitli alanlarda çalışma yürüttüklerini söyledi.
Gürlek, “Malumunuz, 12. Yargı Paketimizin ilk kısmı kanunlaşarak yürürlüğe girdi. İnşallah ekim ayında ikinci kısmını da gündeme getireceğiz. İkinci kısmın 24-25 maddeden oluşması öngörülüyor. Bu pakete, avukatlarımızın yaşadığı sorunların çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri de eklemeyi temenni ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Avukatların silah ruhsatı ücretlerine ilişkin taleplerini de değerlendiren Gürlek, Maliye Bakanlığı ile görüşmeler yapıldığını belirtti. Gürlek, “İnşallah ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda yarı oranında alınması, devamındaki yenilemelerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık” açıklamasını yaptı.
Gürlek, yargılamaların makul sürelerde sonuçlandırılmasının önemine dikkati çekerek, “Avukatlarımız, açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır. Hâkim ve savcılar yargıda belirlenen hedef sürelere riayet etmeleri gerekiyor. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
Boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin de ekim ayında gündeme gelecek paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığını söyleyen Gürlek, “Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz” diye konuştu.
Gürlek, avukatların adliyelerde karşılaştıkları sorunları yakından bildiğini belirterek, yargı teşkilatının avukatlara karşı mesleki saygınlık içerisinde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Gürlek, “Hâkim ve cumhuriyet savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının, avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde ifade ediyorum. Çünkü 27 bin 500 hâkim ve savcımızla, 211 bin avukatımızla aynı büyük hukuk ailesinin mensuplarıyız” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının sonunda “güçlü Türkiye hedefinin güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğini” belirten Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın yolunun güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğidir. Adaletin Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirirken sivil, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa hedefimizden vazgeçmeden hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileriye taşıma yönündeki irademizi sürdüreceğiz” diyerek konuşmasını tamamladı. (ANKA)
Adalet Bakanı Akın Gürlek, 6 Şubat depremlerinin ardından Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetine ilişkin yürütülen soruşturmada 5’inci dalga operasyonun başlatıldığını açıkladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İstanbul merkezli 20 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda 53 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışma başlatıldı.
Bakan Gürlek, şunları kaydetti:
“6 Şubat depremlerinde milletimizin yaşadığı büyük acıyı, vatandaşlarımızın dayanışma duygusunu ve depremzedelerimiz için yapılan bağışları kişisel menfaate dönüştürmeye yönelik hiçbir girişime müsamaha göstermiyoruz.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüzce bu sabah 5’inci dalga operasyon başlatıldı.
Operasyon; İçişleri Bakanlığı müfettiş raporları, özel denetim raporları, derneğin mali kayıtları ve envanteri, banka hareketleri, bilirkişi incelemeleri ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan şüphelilerin ifadeleri doğrultusunda elde edilen deliller üzerine gerçekleştirildi.
6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, bunun 4,2 milyar TL’sinin harcandığı; 950 milyon TL’nin ise nakit olarak çekildiği ve bu çekimlerden birinin tek seferde 500 milyon TL olduğu belirlendi.
6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, 950 milyon TL’nin ise nakit olarak çekildiği ve tek seferde 500 milyon TL çekimler olduğu ve kasadan toplamda 4,2 milyar TL çıkış olduğu anlaşıldı.
29 şirket ve 7 şahıs şirketine toplam 1 milyar 757 milyon 547 bin 770 TL transfer edildiği; bazı yüksek tutarlı harcamaların karşılığında mal veya hizmet alımı bulunmadığı, yardımların nakliyesinden şahsi menfaat sağlandığı ve bazı yardımların kamu kurumlarına faturalarda belirtilenden eksik teslim edildiği tespit edildi.
Tüm tespitler doğrultusunda 53 şüphelinin yakalanmasına yönelik İstanbul merkezli 20 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Para transferi yapılan şirketlerin gerçek ticari faaliyetlerinin tespitine yönelik incelemeler başlatıldı.
İzmit’teki depolarda ise depremzedeler için temin edilen yüzlerce çadır, tekerlekli sandalye, elektrikli bisiklet, kırtasiye ürünü ve çeşitli yardım malzemesinin kullanılmadan bekletildiği tespit edildi. Bu malzemelerin hak sahiplerine ulaştırılması için gerekli işlemler başlatıldı.
Soruşturmayı büyük bir hassasiyetle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonları başarıyla icra eden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve süreçte görev alan tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın iyi niyetinin, yardımseverliğinin ve milletimizin dayanışma ruhunun istismar edilmesine karşı hukuk devletinin tüm imkânlarını kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.”
Yeni OVP’de kamu idarelerinin gelecek yıllara ilişkin ödenek teklif tavanları da yer aldı. Bu ödenekler genellikle kurumların gelecek yıllardaki bütçelerini oluşturuyor.
Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre; Cumhurbaşkanlığı’nın bu yılki bütçesi 21.2 milyar liraydı. Yeni OVP’de gelecek yıl için Cumhurbaşkanlığı’na 27.5 milyar lira ödenek öngörüldü.
Gelecek yıl için bakanlıklara öngörülen ödenek teklif tavanları da şöyle sıralanıyor:
Adalet Bakanlığı 511.8 milyar lira. Milli Savunma Bakanlığı’nın bütçesinde gelecek yıl için büyük artış öngörülüyor. Bakanlığın bu yılki bütçesi 822.9 milyar liraydı. Gelecek yıl için 1.5 trilyon lira ödenek öngörülüyor.
İçişleri Bakanlığı’nın ödeneği 158.4 milyar lira, Dışişleri Bakanlığı’nın ödeneği 64.4 milyar lira, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ödeneği 10.5 trilyon lira, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ödeneği 2.4 trilyon lira, Sağlık Bakanlığı’nın ödeneği 1.9 trilyon lira, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın ödeneği 290.9 milyar lira, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ödeneği 677.3 milyar lira, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ödeneği 27.1 milyar lira, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ödeneği 69.7 milyar lira, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ödeneği 145.1 milyar lira, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ödeneği 349.1 milyar lira, Ticaret Bakanlığı’nın ödeneği 104.1 milyar lira, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ödeneği 399.7 milyar lira, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ödeneği 382.9 milyar lira olarak öngörüldü.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ise büyük artış yapılarak 2.3 trilyon lira ödenek öngörülmesi dikkat çekti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bu yılki bütçesi 447.9 milyar liraydı. Gelecek yıl için ödeneğinde büyük artış yapılmış oldu. TBMM’ye gelecek yıl için 30.8 milyar lira ödenek teklifi ayrıldı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu yılki bütçesi 174.4 milyar liraydı. Diyanet’in gelecek yılki ödeneği ise 229.1 milyar lira olarak öngörüldü. Diyanet bu ödeneği ile İçişleri, Dışişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Kültür ve Turizm, Sanayi ve Teknoloji ile Ticaret bakanlıkları olmak üzere yine 6 bakanlığı geride bırakıyor. İletişim Başkanlığı’nın gelecek yılki ödeneği de 10.1 milyar lira olarak belirlendi. OVP’de genel bütçe kapsamındaki tüm kamu idarelerinin gelecek yılki toplam ödenek teklif tavanları da 24.8 trilyon lira oldu.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca lansmanı 12 Eylül'de yapılacak olan "İyilik Var" adlı gönüllülük platformunun çalışmaları kapsamında özel etkinlik düzenlendi.
Kuzguncuk'taki Yeni Sanat Vakfının atölyesinde gerçekleştirilen etkinlikte çocuklar, karikatürist Kaçan'dan animasyon ve karikatür gibi çizimlerin yanı sıra çizginin ne olduğuna dair bilgi alarak çizimler yaptı.
Kaçan, AA muhabirine, devlet koruması altındaki çocuklarla kendisinin de asıl mesleği olan çizgiyi anlatmak için bir araya geldiklerini söyledi.
Çok yetenekli ve çizgiyi seven çocukların eğitime katıldıklarını belirten Kaçan, "Bu gençlerimizin hayatlarının ilerleyen zamanlarında bir şekilde çizgiyle buluşmaları, başkalarının çizmiş oldukları içerikleri direkt kabul etmeleri değil kendi ürettikleri çizgileri kendi arkadaşlarıyla paylaşmaları için birtakım çalışmalar yaptık." dedi.
Kaçan, çizginin hayattaki her alanda yer aldığına işaret ederek, "O çizgiyi bir şekilde hayatımızın normallerinden biri haline getirmişler. Halbuki o kahramanları, o çizgileri bizim üretmemiz gerekirdi. Kendi ürettiğimiz çizgileri, kendi ürettiğimiz desenlerle genç kardeşlerimizin kendilerini ortaya koymalarını istiyorum. O yüzden onlarla bir çalışma yapıyoruz." diye konuştu.
Devletin çocukların kendilerini geliştirebilmeleri için en büyük desteği verdiğini belirten Kaçan, şunları kaydetti:
"Devletimiz sağ olsun, bu konularda gençlerimizin, çocuklarımızın yanında. Tabii ki burada gönüllülük esastır. Sadece ben değil bir sürü arkadaşım da genç arkadaşlarımıza, kardeşlerimize kendi alanındaki ustalıklarından dersler vermiştir hatta burada arkadaşlarımızın önüne rahmetli Şafak Tavkul'un kitabını koydum. Şafak Tavkul da burada bir sürü genç kardeşimize resim dersleri vermiştir hatta ben bile resim hususunda Şafak Hoca'dan hep ders almışımdır çünkü karikatürist olarak yetiştiğim için resmin inceliklerini, ana kurallarını bilmeme rağmen meğerse bilmediğim çok şey varmış. Dolayısıyla bütün sanatçı kardeşlerimizin, ağabeylerimizin, küçüklerimizin, büyüklerimizin gönüllülük esasında genç arkadaşlarımıza tecrübelerini aktarmalarını ve onu paylaşmalarını rica ediyorum."
Kaçan, gençlerin yalnızca hazır içerikleri tükettiklerinde zihin dünyalarının bir şey üretemez hale geleceğine dikkati çekerek, "Başkalarından hep hazır almamak ve birtakım eserler üretmek gerek. Bunları ille de yayımlanacak, para kazanılacak ya da meslek olacak bir şey değil, kimi zaman da hobi olarak düşünebilirler. Biz de bu hususta elimizden geleni, vaktimiz olduğunca, dilimizin döndüğünce onlara anlatmayı ve sanat geçmişimizi genç kardeşlerimizle buluşturmayı bir görev edindik." ifadelerini kullandı.

Etimesgut Belediye Başkan Yardımcısı Taylan Özgüven hakkında, uyuşturucu madde kullandığı ihbarı üzerine soruşturma başlatıldı. Adli Tıp raporunda Özgüven'in saç örneğinde sentetik kannabinoid türü 5F-ADB ve MDMB-INACA tespit edildiği, kan, idrar ve tırnak örneklerinde ise uyuşturucu madde bulunmadığı belirtildi.

Uraloğlu, yazılı açıklamasında, TCDD Taşımacılık AŞ tarafından hayata geçirilen "Boş Yer Takip Butonu" özelliğine ilişkin bilgi verdi.
TCDD Taşımacılık AŞ'nin dijital dönüşüm çalışmalarına bir yenisinin daha eklendiğini belirten Uraloğlu, "Trenlerde bilet bulamayan yolcuların iade, iptal veya başka nedenlerle yer açılması halinde otomatik olarak bilgilendirilmesini sağlayan 'Boş Yer Takip Butonu' özelliği hayata geçirildi." ifadesini kullandı.
Uraloğlu, yeni uygulamayla bilet bulamayan yolcuların seyahat etmek istedikleri tren için uyarı talebi oluşturabileceğine dikkati çekti. Söz konusu uygulamayla sağlanan avantajlara işaret eden Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Uygulamayla bilet bulamayan yolcularımız, trenler için sistem üzerinden e-posta adreslerini tanımlayarak, bilet satış ekranını sürekli kontrol etmesine gerek kalmayacak. Yolcularımızın iade, iptal veya başka nedenlerle yer açılması halinde anında haberdar olmalarını ve biletlerini kolayca satın almalarını sağlıyoruz. Dijital imkanları kullanarak vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmaya ve seyahat planlamalarını daha erişilebilir hale getirmeye devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Uraloğlu, TCDD Taşımacılık AŞ'nin e-belge dönüşüm çalışmaları kapsamında, 1 Eylül 2026 itibarıyla e-bilet ve e-fatura uygulamalarının da hayata geçirildiğini anımsatarak, e-Bilet uygulamasıyla yolcuların bilet satın alma işleminin ardından kendilerine gönderilen "Yolculuk Bilgilendirme" e-postasındaki PDF dokümanda yer alan bağlantı üzerinden e-biletlerine ulaşabildiklerini aktardı.
e-Fatura uygulamasıyla da taşımacılık hizmetlerinden yararlanan müşterilerin, faturalarına dijital ortamda erişebileceğini değinen Uraloğlu, şunları kaydetti:
"Uygulama fatura oluşturma, iletme ve arşivleme süreçlerinde zaman ve maliyet avantajı sağlıyor. Kağıt, baskı ve fiziksel arşivleme ihtiyacını azaltarak, hem maliyetlerimizi düşürüyor, hem de doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sunuyoruz. Hedefimiz, dijital imkanlardan daha fazla yararlanarak, demir yolu hizmetlerimizi vatandaşlarımız her yerden, her zaman ulaşılabilir ve işlemleri daha hızlı, kolay, verimli ve çevreci hale getirmek. Bu

Ankara 2 No'lu Barosu tarafından Ankara Adalet Sarayı Konferans Salonu'nda düzenlenen 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı'naAdalet Bakanı Akın Gürlek'in yanı sıra AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Çelik, Ankara 2 No'lu Barosu Başkanı Gökhan Ağdemir ve yargı mensupları katıldı.
Törende konuşan Gürlek, Bakanlık ile barolar arasında sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tuttuklarını, bu konuyu önemsediklerini söyledi.

Türkiye'nin geçmişte çok zor dönemlerden geçtiğini, cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargının milletin aleyhine işletildiğini belirten Gürlek, "FETÖ gibi yapıların, uluslararası güç odaklarının da desteğiyle milli güvenliğimizi hedef aldığını ve hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik süreçlerin aracı haline getirmeye çalıştığını gördük." diye konuştu.
FETÖ nedeniyle yargı sisteminde adeta bir "deprem" yaşandığını, yargı sisteminin yeniden inşa edildiğini dile getiren Gürlek, "Ülkemizde, her şeyde olduğu gibi mevcut zengin insan kaynağımızla yargıda da bağımsız ve vatandaşına hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık." dedi.
Türkiye'de günümüzdeki toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını, geçmişte onlarca yıl olağanüstü hal uygulamalarıyla yargının işlemez hale getirildiğini belirten Gürlek, böylece yargının vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemlerine şahit olduğunu söyledi. Gürlek, "Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız." dedi.
Bu konuda büyük bedeller ödendiğine işaret eden Gürlek, "Geçmişten bugüne kronikleşen, milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga haline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırma konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler, devletimizin kurumları ile toplumumuzun bütün kesimleri arasındaki birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir." değerlendirmesini yaptı.
Bakan Gürlek, ziyaret ettiği her ilde baro başkanları ve yönetimleriyle bir araya geldiğini, mesleki meseleleri doğrudan istişare ettiklerini bildirdi.
Ankara 2 No'lu Barosunun Türk Dünyası Hukuku İş Birliği Komisyonu vasıtasıyla yürüttüğü çalışmaları da yakından takip ettiğini dile getiren Gürlek, şöyle devam etti:
"Ortak tarih ve medeniyet değerlerini paylaştığımız Türk dünyasıyla siyasi, ekonomik ve kültürel bağlarımız güçlenirken barolarımız ve hukukçularımız arasındaki işbirliğinin eğitimden tahkime, mevzuat çalışmalarından karşılıklı tecrübe paylaşımına kadar geniş bir alanda geliştirilmesini önemli görüyorum. Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakar çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı sunan bütün avukatlarımızı gönülden kutluyorum."

Gürlek, hakim, savcı ve avukatlardan oluşan adalet teşkilatının bütün çalışanlarının emeklerinin birbirini tamamladığını belirtti. Yargı mensuplarının hedefinin, hakkın sahibine zamanında teslim edildiği, vatandaşların hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmek olduğuna işaret eden Gürlek, Adalet Bakanlığına sunulacak yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapılarının açık olduğunu vurguladı.
Dünya hukuk düzeninin tarihi bir imtihandan geçtiğini dile getiren Gürlek, "İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu Batılı ülkenin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart, uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır." şeklinde konuştu.
Yakın coğrafyada on yıllardır göçe, soykırıma ve katliamlara maruz kalan insanlar olduğunu anımsatan Gürlek, "Bir damla insan kanının bir damla petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldıklarına hep birlikte şahit olduk." dedi.
Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına veya yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilendiğini belirten Gürlek, bunun uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar verdiğine dikkati çekti.
Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı ve hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimlerde uygulandığını aktaran Gürlek, "Bu dönemde Türkiye, hukuk kurumlarımızın, barolarımızın ve avukatlarımızın katkısıyla insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukukun etkin biçimde işletilmesi için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkça söylüyorum bu, Türk milletinin tarihinden devraldığı en önemli görevlerden ve taşıdığı asli sorumluluklardan biridir. Türk milleti, adalet ve hukuk nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edecektir. Karşı karşıya olduğumuz bu tablo, adalet merkezli, tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır." diye konuştu.
"Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, milli birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle" Türkiye'nin, bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edeceğini vurgulayan Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan ve ülkemizin güvenli geleceğini sağlam temeller üzerinde inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü, huzurlu ve dayanışma içinde olan bir Türkiye insanlığın barışına, bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum, her zaman yok olmaya mahkum olur. Bundan yaklaşık yüz yıl önce, Milli Mücadelemize merkezlik eden Ankara'mızın yanı başına kadar ilerleyen işgalci güçler vardı. Onların top sesleri Polatlı'ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz güçlü bir Türkiye'nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin, adalet ve hukuk güvenliğidir."

Bakan Gürlek, hukuk karşısında herkesin eşit olduğunu ve hiç kimsenin kanunların yaptırımından muaf olamayacağını bildirdi.
Adaletin herkese lazım olan can suyu olduğunu dile getiren Gürlek, "Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı bir konumda göremez. Toplum vicdanı buna asla müsaade etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeği yansıtan en doğru terazimizdir." ifadelerini kullandı.
Gürlek, son zamanlarda topluma örnek olması gereken popüler kişiliklerin milli ve ahlaki değerleri zedelediğini, hukuksuzluğu özendiren yaşam tarzlarıyla özellikle genç nesilleri zehirlediklerini belirterek, "Gereken yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntülere zemin hazırlayan her kişi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir." diye konuştu.
İnsanların iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı da hukukun üstünlüğünü ve milletin haklarını koruyan adımlar attıklarını ifade eden Gürlek, "Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık." dedi.
Adalet Bakanı Gürlek, hukuk düzeninin en önemli unsurlarından birinin avukatlık mesleği olduğunu, avukatlığın savunmayı temsil ettiğini söyledi.
Avukatlık mesleğini temsil eden kişi ve kurumların mesleki amaçlarından uzaklaşmamaları gerektiğinin altını çizen Gürlek, avukatların siyasi veya ideolojik çekişmelerin etkisi altında kalmadan bağımsızlıklarını, meslek etiğini ve hukukun üstünlüğünü her şartta korumalarının büyük önem taşıdığını vurguladı.
Avukatların görevlerini daha iyi şartlarda yerine getirebilmeleri için yürütülen çalışmaları büyük bir hassasiyetle takip ettiklerini anlatan Gürlek, "Yargılama faaliyetinin farklı noktalarında görev yapıyor olsak da hepimizin ortak amacı hakkı ortaya çıkarmak ve adaletin tecellisini sağlamaktır. Sorunlarımız da bu sorunlar için üreteceğimiz çözümler de ortaktır. Daha güçlü bir hukuk sistemi için aynı masa etrafında konuşmaya, birbirimizi dinlemeye ve ortak akılla hareket etmeye devam etmeliyiz." şeklinde konuştu.
Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde savunmayı güçlendirmeyi ve avukatların adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamayı temel hedefleri arasına aldıklarını anımsatan Gürlek, "Yeni Avukatlık Kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine genç, bağlı çalışan ve kamu avukatlarımızın desteklenmesinden CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) ve adli yardım hizmetleri ile çalışma şartlarının iyileştirilmesine kadar birçok alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.
Gürlek, avukatlık hizmetlerindeki vergi yükünün azaltılması, UYAP ve e-duruşma uygulamalarının geliştirilmesi, mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatlara yönelik şiddetle mücadele ve avukatla temsilin yaygınlaştırılması yönündeki adımları da barolarla istişare içerisinde atmaya devam edeceklerini aktardı.
12. Yargı Paketi'nin ilk kısmının kanunlaşarak yürürlüğe girdiğini hatırlatan Gürlek, "İnşallah ekim ayında ikinci kısmını da gündeme getireceğiz. 24-25 maddeden oluşmasını öngördüğümüz bu pakete, avukatlarımızın yaşadığı sorunların da çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri de eklemeyi temenni ediyoruz. Bu konuları Ankara 2 No'lu Baromuzun Sayın Başkanı ile de sürekli görüşüyor, avukatlarımızın talep ve beklentilerini istişare içerisinde değerlendiriyoruz." diye konuştu.
Avukatlardan silah ruhsatı ücretleri konusunda da talepler geldiğine işaret eden Gürlek, "Bu konuda Maliye Bakanlığımızla görüşmeler yaptık, sağ olsunlar onlar da bize yardımcı oldular. İnşallah ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda yarı oranında alınması, devamındaki yenilemelerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık." ifadelerine yer verdi.
Adalet Bakanı Gürlek, avukatların açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorunda olduğunu, bu nedenle hakim ve savcıların yargıda belirlenen hedef sürelere riayet etmeleri gerektiğini vurguladı.
"Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını hedefliyoruz." diyen Gürlek, boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirlerin de gündemde olduğunu ifade etti.
"Süresiz nafaka" konusuna da değinen Gürlek, "Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de ekim ayındaki paket kapsamında hayata geçirmeyi planlıyoruz. Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz." dedi.
Adalet Bakanı Gürlek, "Güçlü Türkiye hedefi"ne ulaşmanın yollarından birinin güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğine dikkati çekerek, "Adaletin Yüzyılı vizyonunu hayata geçirirken sivil, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa hedefimizden vazgeçmeden hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileriye taşımaya yönelik irademizi sürdüreceğiz." diye konuştu.

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Aliyev, Anayasa'nın ilgili maddelerini esas alarak Aziz Sancar'ın "Şöhret" nişanıyla ödüllendirilmesine ilişkin kararnameye imza attı.
Kararnamede, Sancar'ın Azerbaycan ile uluslararası bilimsel ve insani işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik özel hizmetleri dolayısıyla ödüle layık görüldüğü belirtildi.

Soruşturma kapsamında, 6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelere ulaştırılmak üzere Ahbap Derneği tarafından 4,3 milyar TL bağış toplandığı, bu tutarın 4,2 milyar TL’sinin harcandığı ve 950 milyon TL’sinin nakit olarak çekildiği tespit edildi. Nakit çekimlerden birinin tek seferde 500 milyon TL olduğu belirlendi.
Yapılan incelemelerde, 29 şirket ve 7 şahıs şirketine toplam 1 milyar 757 milyon 547 bin 770 TL transfer edildiği tespit edildi.
Soruşturma kapsamında bazı yüksek tutarlı harcamaların karşılığında mal veya hizmet alınmadığı, nakliye işlemlerinden şahsi menfaat sağlandığı ve bazı yardımların kamu kurumlarına eksik teslim edildiği belirlendi.
Öte yandan, Ahbap Derneği’nin İzmit’teki depolarında depremzedeler için temin edilen yüzlerce çadır, tekerlekli sandalye, elektrikli bisiklet, kırtasiye ürünü ve çeşitli yardım malzemesinin kullanılmadan bekletildiği tespit edildi.
Söz konusu yardım malzemelerinin hak sahiplerine ulaştırılması için işlem başlatıldı.
Ahbaplar Suç Örgütü 5. Dalga Şüpheli Listesi:
1. Ahmet KAPTAN
2. Ali Suat TALAŞ
3. Ardıl Fırat YANBAK
4. Aytaç AĞADAĞ
5. Aziz Tunç BATM
6. Bayram CİNOĞLU
7. Bülent ÇEÇEN
8. Çağlar GÖKTAŞ
9. Cem ALTIN
10. Cemil YEŞİL
11. Cengiz KARA
12. Ceyhun ÇETİN
13. Dilek TOKDEMİR
14. Emre YILDIRIM
15. Enes Can TEKİN
16. Fatma Şahin İŞLER
17. Feriha ÇETİN SEVİNÇ
18. Hasan KURŞUNOĞLU
19. Hüseyin TEKİN
20. İbrahim ŞENEL
21. İbrahim Talha ALKAN
22. İsmail Tugay GÜZEL
23. İsmail Ulaş BARDAKÇI
24. Kadem Berker YAŞAR
25. Kadir YARALI
26. Kamil ZEYTİNCİ
27. Mehmet KARAKAYA
28. Mehmet ZEYTİNCİ
29. Mesut ALKAN
30. Mevlüt SARIBAŞ
31. Muhammed Caner BAHADIR
32. Murat KORAN
33. Niyazi ŞİMŞEK
34. Nurican OKTAY
35. Rahim YURT
36. Rahmi AKGÜN
37. Recep ŞARLAK
38. Rıdvan DEMİR
39. Selami DEMİR
40. Selçuk ASLAN
41. Senar BAHADIR
42. Serdar BİLECEN
43. Songül TOSUN
44. Şefik FERMANOĞLU
45. Şerafettin TEKİN
46. Tarık ALTUN
47. Timur ÖZDEMİR
48. Tuncer ŞİMŞEK
49. Ünal IRMAK
50. Vedat DEMİR
51. Yasin MİNTAŞ
52. Yasin TOZLU
53. Yusuf Esat ERİŞGEN

Trabzon'un Köprübaşı ilçesinde 2 Haziran 1948'de doğan Yazıcıoğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Yazıcıoğlu'nun 1968'de başlayan meslek hayatının ilk durağı Aydın oldu.
Burada kaymakam vekilliği yapan Yazıcıoğlu, daha sonra farklı illerde yürüttüğü kaymakamlık görevlerinin ardından 1984'te Tokat Valiliğine atandı. O tarihte 36 yaşında olan Yazıcıoğlu, Türkiye'nin en genç valisi olarak bilindi. Yazıcıoğlu, yaklaşık 5 yıl kaldığı kentte eğitim ve sağlık alanındaki çalışmalarıyla dikkati çekti.
Yazıcıoğlu, kaymakam vekilliği yaptığı Aydın'a 1989'da bu kez vali olarak döndü. Şehrin tarımı ve ekonomisi üzerinde duran Yazıcıoğlu, kentin jeotermal kaynaklarını bu potansiyelin önemli parçalarından biri olarak görüyordu.
Sıcak suyun, şehrin ısıtılmasından termal otellere kadar ekonomik değere dönüşmesi için çaba harcayan Yazıcıoğlu, bu konudaki projesini hayata geçiremeden 1991'de Erzincan'a atandı.
Yazıcıoğlu'nun Erzincan'daki görevinin ilk yılı bitmeden 13 Mart 1992'de büyük bir deprem meydana geldi. Yazıcıoğlu, bu süreçte şehrin yeniden ayağa kaldırılması ve vatandaşların yaralarının sarılması için yoğun çaba harcadı. Erzincan yıllarında üstlendiği bir başka iş ise bölge halkının uzun süredir beklediği köprüydü. Yaklaşık 30 yıldır yapılamayan köprünün tamamlanmasına öncülük eden Yazıcıoğlu, vatandaşların gönlünde taht kurdu.
Yazıcıoğlu, 1999'da merkez valiliğine, 2003'te de Denizli Valiliğine atandı.
Kapısı herkese açık olan Yazıcıoğlu, zaman zaman tebdilikıyafetle kurumlara yaptığı ziyaretlerle de adından söz ettirdi.
Denizli Valiliği görevini sürdürürken 2 Eylül 2003'te Eskişehir-Ankara kara yolu Temelli mevkisi yakınlarında trafik kazası geçiren Yazıcıoğlu, 8 Eylül 2003'te 55 yaşında hayatını kaybetti.
Görev yaptığı illerde "Süper Vali" ve "Efsane Vali" olarak hatırlanan, halkın büyük sevgisini kazanan Yazıcıoğlu'nun cenazesi, binlerce kişinin katıldığı törenle Aydın'ın Söke ilçesinde toprağa verildi.
Adı caddelere, okullara, hastanelere ve köprülere verilen Yazıcıoğlu, çalışkanlığı, görev yaptığı şehirlerdeki hizmetleri, dürüstlüğü, cesareti ve halka yakınlığıyla anılıyor.

Bakan Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadelere yer verdi:
"Denizlerimizin mavisi gelecek nesillere ulaşsın diye Akdeniz’in en büyük çevre koruma seferberliğini başlatıyoruz. Fethiye'de deniz ekosistemini tehdit eden 16,2 milyon metreküp dip çamurunu temizliyoruz. Deniz çayırlarını koruyacak, çapa atmaya gerek kalmayacak, Mapa-Şamandıra Sistemini devreye alıyoruz. Kontrolsüz tekne bağlamanın önüne geçerek deniz trafiğini düzenliyoruz."


Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 11 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.
Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yeni soruşturma: 10 gözaltı Medyascope
Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetine ilişkin soruşturma kapsamında 53 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.
Ahbap Derneği’ne 5. dalga operasyon: 53 kişi hakkında gözaltı kararı Medyascope
İstanbul'daki evinde ölü bulunan oyuncu Serhat Kılıç'ın ölümüne ilişkin soruşturmada dosyaya yeni ayrıntılar girdi.
Vefat haberinin ardından emniyet güçlerinin olay yeri inceleme raporu belli oldu.
OLAY YERİ RAPORU ÇIKTI
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ekiplerinin hazırladığı raporda Kılıç'ın yaşadığı dairenin bulunduğu sitenin girişinde güvenlik görevlisi ve güvenlik kamerası olduğu, giriş çıkışların kontrollü yapıldığı belirtildi.
Binanın girişinde de koridoru gören güvenlik kamerası bulunduğu kaydedildi.
Rapora göre, dairenin çelik giriş kapısında zorlama izi bulunmadı.

METAL KUTU VE VALİZDE ŞÜPHELİ MADDELER
Kapıda anahtarın takılı olmadığı görülürken, evin koridorunda ve salon girişinde aynı renk ve desendeki bir tabağa ait kırık parçalar tespit edildi.
Raporda, salondaki ahşap sehpa üzerinde bulunan metal kutuda, uyuşturucu olduğu değerlendirilen yeşil renkli otsu bitki bulunduğu belirtildi.
Ayrıca poşet içerisinde sigara sarma kağıdı olduğu kaydedildi.
Kitaplığın önündeki kumaş valizde de siyah renkli klipsli poşet içerisinde uyuşturucu olduğu değerlendirilen yeşil renkli otsu bitki ile uyuşturucu kullanımında kullanıldığı değerlendirilen rulo haline getirilmiş üç adet 200 liralık banknot bulunduğu ifade edildi.
"SAĞLIK DURUMUNUN ÇOK KÖTÜ OLDUĞUNU SÖYLEDİ"
Kılıç'ın ölümüyle ilgili soruşturma sürerken, kız arkadaşı Özlem E.'nin olay yerinde savcıya verdiği ifade de ortaya çıktı.
Özlem E., ifadesinde şunları söyledi:
"Serhat Mustafa Kılıç arkadaşım olur. Kendisini 8 senedir tanırım. Dizi film oyuncusudur. Kendisiyle en son perşembe günü yani iki gün önce cep telefonu vasıtasıyla görüştük. Kendisinin oyuncusu olduğu dizi setine sağlık sebeplerinden ötürü gidememesinden dolayı diziden atılması ile ilgili bir durum vardı. Telefonda bu konudan bahsettik.
Bana sağlık durumunun çok kötü olduğunu da söyledi. Son olarak benimle ve dizi setindeki arkadaşlarıyla sağlık sebeplerinden ötürü setlere katılamamasından dolayı tartıştı ve akabinde aramalara cevap vermediğini öğrendim. Ancak kendisinin huyu gereği küstüğü insanlarla 5-6 gün boyunca iletişim kurmadığı zamanlar olurdu. Bundan dolayı perşembe günü kendisine ulaşamadıktan sonra bu durumdan pek de şüphelenmedim."
"BOYUN FITIĞI TEDAVİSİ GÖRÜYORDU"
Özlem E. ifadesinin devamında, "Normalde Pazartesi günü kendisinin yanına gidip bir ihtiyacı olup olmadığını kontrol edecektim. Ancak bugün birden içime doğdu ve kendisinin yanına gitmek istedim." dedi.
Eve yedek anahtarla girdiğini anlatan Özlem E., "Yerde kırık tabak parçaları bulunmaktaydı. İçerisi oldukça soğuktu ve klima açıktı. Kendisine dokunduğumda vücudunun sert olduğunu anladım ve öldüğüne kanaat getirdikten sonra polis ekiplerine haber verdim." diye konuştu.
Özlem E., yaşamını yitiren sanatçının son zamanlarda Şişli'de özel bir hastanede boyun fıtığı nedeniyle tedavi gördüğünü de söyledi.

"UYUŞTURUCU MADDE KULLANDIĞINI BİLİRİM"
Emniyette, Kılıç'ın madde ve alkol bağımlılığı olmadığını söyleyen Özlem E., savcıya verdiği ifadede ise "Kendisini tanıdığım süreden beri uyuşturucu madde ve alkol kullandığını bilirim." dedi.
Özlem E., "Son 6 aydır bildiğim kadarıyla kokain maddesini de kullanmaktadır. Husumetli olduğu birisi yoktur." şeklinde konuştu.
NE OLMUŞTU?
Birçok başarılı yapımda yer alan 51 yaşındaki Serhat Mustafa Kılıç, cumartesi günü akşam saatlerinde evinde ölü bulunmuştu.
Göz çevresinde, kol ve bacaklarında morluklar tespit edilen Serhat Kılıç'ın kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatılmıştı.
İddialara göre kız arkadaşı Kılıç'ın kanser tedavisi gördüğü bilgisini verdi ancak ilk bilgiler oyuncunun troid dışında rahatsızlığı olmadığı yönündeydi.

Kağıthane'deki evinde ölü bulunan oyuncu Serhat Kılıç’ın (51) kız arkadaşı Özlem E.’nin (50) emniyette verdiği ifade ile savcılıkta verdiği ifadenin birbirinden farklı olduğu ortaya çıktı.
Emniyet ifadesinde, “Bildiğim kadarıyla herhangi bir madde ya da alkol bağımlılığı yoktur” diyen Özlem Esmergül'ün savcılıkta verdiği sonraki ifadede ise farklı bir beyanda bulunduğu belirtildi.

Genç kadının emniyet ifadesi şöyle:
“Olay yerine gelen 112 ekipleri ve polis ekipleri gelerek gerekli kontrolleri yaptılar ve Serhat’ın vefat ettiği bilgisini verdiler. Serhat’ın bildiğim kadarıyla yüksek tansiyon, gastrit ve boyun fıtığı gibi hastalıkları vardı. Bu hastalıkları için kullanmış olduğu 2 farklı türde olan boyun fıtığı için adını hatırlayamadığım yeşil reçeteli bir hap, yine adını hatırlayamadığım tansiyon ilacı ve günde 7-8 adet kullanmış olduğu bir hapı kullanmaktaydı. Bildiğim kadarıyla herhangi bir madde ya da alkol bağımlılığı yoktur. Ayrıca erkek arkadaşım Serhat Mustafa Kılıç’ın ne zaman ve ne şekilde vefat ettiğini de bilmiyorum” dedi.
Esmergül, savcılık ifadesinde Kılıç’ın kendisini tanıdığı dönem boyunca uyuşturucu madde ve alkol kullandığını, son 6 aydır ise bildiği kadarıyla kokain de kullandığını öne sürdü. Bu beyanlar ifadelerindeki farklılık olarak dosyaya yansıdı.
Özlem Esmergül'ün savcılık ifadesinde ise şu ifadelere yer verdiği görüldü:
"Kendisini tanıdığım süreden beri uyuşturucu madde ve alkol kullandığını bilirim. Son 6 aydır bildiğim kadarıyla kokain maddesini de kullanmaktadır. Husumetli olduğu birisi yoktur."


Türkiye'nin konuştuğu olayda kararın çıkması an meselesi.
İstanbul Güngören'de çıkan kavgada bıçaklanarak yaşamını yitiren 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin 14 yaşındaki sanık E.Ç.'nin yargılandığı davaya yarın devam edilecek.
KARAR BEKLENİYOR
Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek davanın karara bağlanması bekleniyor.
Atlas Çağlayan cinayeti davasının ilk duruşması, 9 Haziran günü görülmüştü.
Türkiye'nin konuştuğu olayda kararın çıkması an meselesi.
İstanbul Güngören'de çıkan kavgada bıçaklanarak yaşamını yitiren 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin 14 yaşındaki sanık E.Ç.'nin yargılandığı davaya yarın devam edilecek.

KARAR BEKLENİYOR
Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek davanın karara bağlanması bekleniyor.
Atlas Çağlayan cinayeti davasının ilk duruşması, 9 Haziran günü görülmüştü.
Türkiye'nin konuştuğu olayda kararın çıkması an meselesi.
İstanbul Güngören'de çıkan kavgada bıçaklanarak yaşamını yitiren 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin 14 yaşındaki sanık E.Ç.'nin yargılandığı davaya yarın devam edilecek.
KARAR BEKLENİYOR
Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek davanın karara bağlanması bekleniyor.
Atlas Çağlayan cinayeti davasının ilk duruşması, 9 Haziran günü görülmüştü.

Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gazze’de yaşananlara ve dünyanın farklı bölgelerinde savaş ve çatışmalardan etkilenen çocukların durumuna yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla 14-18 Eylül’de “Uçurtmalar Vurulmasın, Gökyüzü Çocuklara Kalsın” etkinlikleri düzenleyecek.
81 İLE TALİMAT GÖNDERİLDİ
MEB Bakanı Yusuf Tekin’in imzasıyla 81 ilin valiliği ve il milli eğitim müdürlüklerine gönderilen yazıda, çocukların şiddet ve istismardan korunması, güvenliğinin sağlanması ve eğitim hakkının güvence altına alınmasına ilişkin hükümlere dikkat çekildi. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında öğrencilerin akademik gelişimlerinin yanı sıra sevgi, saygı, merhamet, dayanışma, kardeşlik ve adalet gibi değerleri benimseyen, insanlığa karşı duyarlı bireyler olarak yetişmelerinin hedeflendiği belirtildi.
DÖRT TEMA İŞLENECEK
Etkinlikler “Çocuklar Oyun Oynamalıdır”, “Çocuklar Güven İçinde Büyümelidir”, “Eğitim Her Çocuğun Hakkıdır” ve “Hiçbir Çocuk Geride Bırakılmamalıdır” temalarıyla gerçekleştirilecek. Uçurtma tasarımları, resim ve sergi çalışmaları ile barış, güvenlik, dayanışma ve eğitim hakkını konu alan etkinlikler yapılacak. Uçurtmalar, Gazzeli çocukların oyun, özgürlük ve umutlarının ortak sembolü olarak ele alınacak. Öğrenciler, barış, güven, kardeşlik ve dayanışma mesajlarını sanatsal çalışmalar aracılığıyla ifade edecek.
VELİLER DE KATILABİLECEK
Valiliklerin koordinasyonunda il merkezlerinde düzenlenecek etkinliklere öğrencilerin velileriyle katılımı da teşvik edilecek. Çalışmaların öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun, eğitim süreçlerini destekleyen ve çocuğun üstün yararını gözeten bir anlayışla yürütülmesi sağlanacak. Etkinliklerin gün ve alan bilgileri il milli eğitim müdürlüklerinin internet siteleri ve sosyal medya hesaplarından duyurulacak.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ahbap suç örgütüne ilişkin başlatılan soruşturmada 5. dalga operasyonun düğmesine basıldığını duyurdu. 20 ilde düzenlenen operasyonlarda 53 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilirken, 6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, bunun 4,2 milyar TL’sinin harcandığı belirlendi.
TEK SEFERDE 500 MİLYON TL ÇEKMİŞLER
Bakan Gürlek'in açıklaması şu şekilde:
6 Şubat depremlerinde milletimizin yaşadığı büyük acıyı, vatandaşlarımızın dayanışma duygusunu ve depremzedelerimiz için yapılan bağışları kişisel menfaate dönüştürmeye yönelik hiçbir girişime müsamaha göstermiyoruz.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüzce bu sabah 5’inci dalga operasyon başlatıldı.
Operasyon; İçişleri Bakanlığı müfettiş raporları, özel denetim raporları, derneğin mali kayıtları ve envanteri, banka hareketleri, bilirkişi incelemeleri ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan şüphelilerin ifadeleri doğrultusunda elde edilen deliller üzerine gerçekleştirildi.
6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, bunun 4,2 milyar TL’sinin harcandığı; 950 milyon TL’nin ise nakit olarak çekildiği ve bu çekimlerden birinin tek seferde 500 milyon TL olduğu belirlendi.
6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, 950 milyon TL’nin ise nakit olarak çekildiği ve tek seferde 500 milyon TL çekimler olduğu ve kasadan toplamda 4,2 milyar TL çıkış olduğu belirlendi.
29 şirket ve 7 şahıs şirketine toplam 1 milyar 757 milyon 547 bin 770 TL transfer edildiği; bazı yüksek tutarlı harcamaların karşılığında mal veya hizmet alımı bulunmadığı, yardımların nakliyesinden şahsi menfaat sağlandığı ve bazı yardımların kamu kurumlarına faturalarda belirtilenden eksik teslim edildiği tespit edildi.
Tüm tespitler doğrultusunda 53 şüphelinin yakalanmasına yönelik İstanbul merkezli 20 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Para transferi yapılan şirketlerin gerçek ticari faaliyetlerinin tespitine yönelik incelemeler başlatıldı.
İzmit’teki depolarda ise depremzedeler için temin edilen yüzlerce çadır, tekerlekli sandalye, elektrikli bisiklet, kırtasiye ürünü ve çeşitli yardım malzemesinin kullanılmadan bekletildiği tespit edildi. Bu malzemelerin hak sahiplerine ulaştırılması için gerekli işlemler başlatıldı.
Soruşturmayı büyük bir hassasiyetle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonları başarıyla icra eden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve süreçte görev alan tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.

BİNLERCE MALZEME DEPOLARDAN ÇIKTI
Rapor detaylarına göre Ahbap Derneği'nin Kocaeli Derince'deki depolarında ve idari alanlarında tespit edilen eşyaların kategorilere göre dökümü:
Afet ve İnsani Yardım Malzemeleri
Çadır ve Barınma: 895 adet ambalajlı 16 m²'lik insani yardım çadırı, çok sayıda açılmamış afet çadırı, 2 adet büyük depo tipi çadır, çelik konstrüksiyon çadır iskelet sistemi ve 1 adet açılır kapanır tente gölgelik.
Yatak ve Uyku: Yaklaşık 600 adet portatif seyyar yatak, çok sayıda uyku tulumu, 4,5 paket kampet (her pakette 84 adet), katlanabilir tek kişilik yataklar, termal battaniye ve şilteler.
Sağlık ve Tıbbi Ekipman: 20 koli Bepantol krem/temizlik jeli, 1 adet hastane tipi hasta yatağı ile tekerlekli hasta ve ilk yardım sandalyeleri.
Elektronik, Isınma ve Mutfak Eşyaları
Isıtma ve Soğutma: 38 adet Vabesto marka ısıtıcı, 7 adet elektrikli ısıtıcı, fanlı küçük ısıtıcılar, seyyar döküm ve sac bacalı sobalar ile 65 adet Venüs marka vantilatör.
Mutfak ve Beyaz Eşya: Vestel buzdolapları, derin dondurucu, sanayi tipi dolap, su sebili, ankastre/normal fırınlar, 3 adet mikrodalga fırın, 30 adet çaycı/kettle ve 4 adet 10 litrelik çay kazanı.
Araç, Gereç ve İnşaat/Teknik Malzemeler
Ulaşım ve Taşıma: 102 adet sıfır elektrikli bisiklet, 8 adet transpalet ve 5 adet kullanılmış çocuk bisikleti.
Teknik ve İmar Ekipmanları: 1 adet beton kesici, 3 adet spiral taşlama makinesi, 1 adet Dewalt marka hilti, 1 adet alüminyum merdiven, 20 adet portatif telsiz, 40 adet reflektörlü aydınlatma aparatı, 6 adet elektrik panosu, uzatma prizleri, ampul ve sigorta malzemeleri.
Konteyner ve Hijyen: 1 adet duş, 1 adet tuvalet konteynırı, 11 adet su deposu ve yaklaşık 115 adet büyük demir çöp kovası.
Tekstil, Kurumsal ve Dernek Malzemeleri
Evrak ve Kurumsal Ürünler: 15 koli dernek evrakı (yardım dekontları, dilekçeler vb.), Ahbap baskılı kışlık montlar ve poşetler, 7 koli Ahbap logolu bez torba.
Sokak Hayvanları İçin: 84 adet çatılı, 29 adet çatısız suntalam kedi evi.
Müzik, Oyun ve Yaşam Alanı Eşyaları
Müzik ve Eğlence: 15 adet saz, 2 adet klavyeli org, bağlama/gitar ekipmanları ve 4 adet langırt makinesi.
Ofis ve Mobilya: Çok sayıda masa, sandalye, bahçe mobilyası, metal ve camlı raf sistemleri.
Konut ve Odalar: 3 katlı evin içindeki ofis eşyaları, bekçi odası eşyaları ve Haluk Levent'in kişisel eşyaları, bilgisayarı, TV'si, ödül ile plaketlerinin bulunduğu oda.

Sıra dışı fikirleri, özgün ve cesur yorumlarıyla geniş bir izleyici kitlesine sahip olan usta kalem Abdurrahman Dilipak ve Bülent Deniz, yeni sezonda da gündem üstü konuları ve yaşanan gelişmelerin perde arkasını ekranlara taşımaya devam edecek.
İLK YAYIN BUGÜN CANLI YAYINLA EKRANDA
Farklı bakış açısıyla her dönem ses getiren program, her zamanki gün ve saatinde izleyicisiyle buluşacak. 7 Eylül Pazartesi (bugün) yeni sezona start veren Derin Gerçekler; Habervakti.com, Dilipak ve Deniz’in resmi sosyal medya hesapları ile YouTube kanalları üzerinden eş zamanlı olarak canlı yayınlanacak.
Her zaman olduğu gibi Bülent Deniz’in soracağı, Abdurrahman Dilipak’ın yanıtlayacağı programda; Türkiye ve dünya gündeminin sıcak başlıkları, konuşulmayan detaylarıyla masaya yatırılacak.
İŞTE DERİN GERÇEKLER CANLI YAYIN LİNKİ

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara Adalet Sarayı Konferans Salonu'nda Ankara 2 No'lu Barosu'nun 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı'na katıldı. Programdaki davetliler arasında MHP Genel Yardımcısı, bakan yardımcıları, HSK üyeleri, Danıştay Başsavcısı da bulundu.
Bakan Gürlek'in açıklamalarından satır başları;
Ülkemizde her şeyde olduğu gibi mevcut zengin kaynağımızla yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza odaklı yapılanmayı tamamladık. Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık. Malumunuz, tarihsel süreçte milletimize hizmet etmesi gereken bu değerli kurumlarımız; darbeci, vesayetçi anlayışların ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı usullerinin aparatı hâline getirilmek istendi. Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve kurumlarımızın güçlü refleksleriyle bu darboğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah'ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin.
Değerli dostlar, aramızda çok genç avukat arkadaşlarımız da var. Bizler 20, 30 hatta 40 yıl öncesinden bugüne ülkemizin hangi süreçlerden geçtiğini ve bugün bulunduğu yere gelebilmek için ne büyük bedeller ödediğini biliyoruz. Bugünkü toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını hep birlikte hatırlamak durumundayız. Bu ülke onlarca yıl boyunca olağanüstü hâl uygulamalarına, yargının işlemez hâle getirildiği dönemlere ve vatandaşın değil vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemine şahit oldu. Çok şükür bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız.
Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik. Geçmişten bugüne kronikleşen, milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga hâline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidin kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler devletimizin kurumlarıyla toplumumuzun bütün kesimleri arasında birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir.
Değerli avukat dostlarım; devlet devasa bir duvar ise her bir birey ve her bir kurum da bu duvarın bir tuğlasıdır. Bu duvarda asla kırık, dökük ve gedik olmamalıdır. Bugün işleyişin en önemli taşıyıcı unsurlarından biri de barolarımız ve onları oluşturan avukatlarımızdır. Ziyaret ettiğimiz her ilde baro başkanlarımız ve yönetimleriyle mutlaka bir araya geliyoruz. Mesleki meseleleri doğrudan istişare ediyoruz. Aynı zamanda o ildeki yargı altyapımızın yerel düzeydeki durumunu ve işleyişini değerlendirmek; yargı teşkilatımız ile avukatlarımız arasındaki uyumu ve profesyonel kurumsal iletişimi daha ileri bir seviyeye taşımak amacıyla diyaloğumuzu sürdürüyoruz ve sürdürmeye kararlıyız.
Kıymetli avukatlar; bununla beraber Ankara 2 No'lu Baromuzun Türk Dünyası Hukuk İş Birliği Komisyonu vasıtasıyla yürüttüğü çalışmaları yakından takip ediyorum. Ortak tarih ve medeniyet değerlerimizi paylaştığımız Türk dünyasıyla siyasi, ekonomik ve kültürel bağlarımız güçlenirken barolarımız ve hukukçularımız arasında iş birliğinin eğitimden tahkime, mevzuat çalışmalarından karşılıklı tecrübe paylaşımına kadar geniş bir alanda geliştirilmesini önemli görüyorum. Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakârca çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı sunan bütün avukatlarımızı gönülden kutluyorum.
Değerli arkadaşlar, hepimiz büyük bir adalet ailesinin farklı sorumluluklar üstlenen mensuplarıyız. Bir saatin çarkları gibi hâkimlerimizin, cumhuriyet savcılarımızın, avukatlarımızın ve adalet teşkilatımızın bütün çalışanlarının emekleri de birbirini tamamlamaktadır. Çünkü hepimizin hedefi; hakkın sahibine zamanında teslim edildiği, vatandaşlarımızın hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmektir. Bu sebeple bakanlığımıza sunulacak yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı tekliflere kapımız açıktır. Yeter ki çözümümüzün merkezinde hukuk, gayemizin merkezinde adalet, çalışmalarımızın merkezinde de milletimizin menfaati bulunsun.
Kıymetli avukat meslektaşlarım; dünya hukuk düzeni bugün tarihi bir imtihandan geçmektedir. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu Batı ülkesinin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart, uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır. Yakın coğrafyamızda evrensel hukuk güvencesi altında yaşayan insanların onlarca yıldır göçe, soykırıma ve katliama maruz kaldıklarına; bir damla insan kanının bir damla petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldığına maalesef hep birlikte şahit olduk. Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına ve yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilenmesi, uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar vermektedir. Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı ve hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimde uygulandığı bu dönemde Türkiye; hukuk kurumlarımızın, barolarımızın ve avukatlarımızın katkılarıyla insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukukun etkin bir biçimde işletilmesi için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkça söylüyorum ki bu, Türk milletinin tarihinden devraldığı önemli görevlerden ve üstlendiği asil sorumluluklardan biridir. Türk adaleti ve hukuku nerede kime lazımsa orada olmaya devam edecektir.
Değerli katılımcılar; karşı karşıya olduğumuz tablo adalet merkezli, tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, millî birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle Türkiye; bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edecektir. Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan ve ülkemizin güvenli geleceğini sağlam temeller üzerine inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü, huzurlu ve dayanışma içerisinde olan bir Türkiye; insanlığın barışına, bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum her zaman yok olmaya mahkûm olur. Bundan yaklaşık yüz yıl önce Millî Mücadelemize merkezlik eden Ankara'nın yanı başına kadar ilerleyen işgalci güçler vardı; onların top sesleri Polatlı'ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz güçlü Türkiye'nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin adalet ve hukuk güvenliğidir.
Ankara 2 No'lu Baromuzun kıymetli mensupları; hukuk karşısında herkes eşittir. Hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz. Adalet herkese lazım olan can suyudur. Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı konumda göremez. Toplum vicdanı asla müsamaha göstermeyeceği gibi Türkiye yargısı da bu konuda tavizsiz bir biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı, bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazidir.
Bu anlayışla son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere, toplumumuza örnek olması gereken popüler kişiliklerin millî ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu özendiren yaşam tarzlarıyla gençlerimizi ve gelecek nesilleri zehirlediklerini gördük. Gereken yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunun üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntüye zemin hazırlayan her kişi ve kurum, bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir. Aynı şekilde insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal edenHerkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık. Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık.
Adalet sistemimizi ayakta tutan hukuk düzeninin en önemli unsurlarından biri olan avukatlık; vatandaşın sesini yargı mercilerine taşıyan, hak arama hürriyetini somutlaştıran ve aynı zamanda kamu hizmeti niteliği taşıyan güçlü bir müessesedir. Avukatlık mesleğinin ve bu büyük ailenin her bir bireyinin hassasiyet göstermesi gereken etik değerler olduğunu biliyoruz.








































































Bölücü açılım sürecine yönelik tartışmalar sürerken terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın, İmralı’da örgütün Kandil kadroları ile görüştüğü iddia edildi.
Darka Mazi adlı site, haberin kaynağı olarak Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (YNK) gösterdi. Buna göre KCK yöneticisi Cemil Bayık’ın, Ağustos ayının ilk haftasında Süleymaniye Havalimanı’ndan kalkan bir uçakla Türkiye’ye geçtiği öne sürüldü.
PKK’ın Kandil kadrosundaki teröristlerin düzenli olarak, İmralı’da bulanan Öcalan’ı ziyaret ettiği iddia edildi.
Yanındaki iki kişiyle birlikte İmralı’da iki gün kalan Bayık’ın bu ziyaretiyle, birkaç isim dışında örgütün tüm üst düzey kadrosu Öcalan ile temas kurduğu söylendi.
Elebaşlarından Bayık’ın Aralık 2025’te İmralı’ya gitmeyi reddettiği ve sağlık sorunlarını gerekçe gösterdiği belirtildi. Öcalan’ın “Yanıma gelsin, burada tedavi olsun” çağrısına Bayık’ın “Başkan çıldırmış” dediği belirtildi.
Ancak elebaşı Öcalan’ın Temmuz ayında Duran Kalkan üzerinden ilettiği ültimatom ile ve Bayık’ın “süreç dışı kalmaktan korktuğu ve fiziki olarak tasfiye edileceğini öngörerek bu ziyareti kabul ettiği” iddialar arasında yer aldı.
Teröristbaşı Öcalan’ın 27 Şubat’taki fesih çağrısının ardından PKK yöneticileriyle iki kez görüntülü görüşme gerçekleştirdiği belirtiliyor.
Bunun yanı sıra kırmızı listede aranan üst düzey terörist kadrolarının da İmralı’ya ziyaret gerçekleştirdiği iddia edildi. PKK terör örgütünün sözde yürütme konseyi olan KCK üyelerinden Sabri Ok ve Bese Hozat kod adlı Hülya Oran’ın, Haziran 2025’te İmralı’ya gittiği belirtildi.
Şubat 2025’te ise, Duran Kalkan, Cemil Bayık, Helin Türk, Raperin Dersim ve Bişar Qoser gibi üst düzey PKK’lı teröristlerin iki gün boyunca Öcalan’ın yanında kaldığı öne sürüldü. Bu ziyaretin ardından Suriye’de bulunan PKK’ya bağlı SDG/YPG’li Mazlum Abdi ve İlham Ahmet de İmralı’da temaslarda buluğu kaydedildi.
10Ağustos’ta Meclis’ten 467 oyla geçen “Çerçeve Yasa” ziyareti öncesi bir diğer ziyaretin ise temmuz ayında Duran Kalkan, yanındaki iki kadın ve iki erkek ile ikinci kez İmralı’ya gittiği sitede belirtilenler arasında.
DEM Parti 5’inci Olağan Kongresi, Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde başladı.
Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, “Selam olsun sürgündeki yoldaşlarımıza. Ve değerli canlar, buradan sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve cezaevindeki bütün siyasi muhaliflere binlerce kez selam olsun” diye konuştu. Hatimoğulları, “Selam olsun bu memlekete, barışın ve demokratik toplumun kapısını aralayan Sayın Abdullah Öcalan” ifadelerini kullandı.
Bu esnada salonda bulunan DEM Partililer ayağa kalkarak, “Biji Serok Apo” sloganları attı.
Hatimoğulları, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu bir hazırlık kongresidir. Bu bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenilemek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip oluruz, olmalıyız. Biz buna adayız. Değişerek yönetmeye, adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olmaz. Barışın dili değişirken eski dille yola devam etmek olmaz. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz.
Önümüzde kolay bir dönem olmadığının hepimiz farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir. Engebelidir, incedir, uzundur, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir bu süreçlerde. Provokasyonlar da olabilir. Güvensizlikler de çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bu bütün taraflar için öyle. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam da burada. Barışı günlük havaya göre biz savunmadık, savunmayacağız.
Çünkü barış bizim için konjonktürel bir tercih değil, bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır barış. 100 yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama 100 yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir. Bir adım atılarak değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Ve belki en çok da birbirimizi duymayı ve dinlemeyi istiyor. 3 yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük dersler bunlardır.
Biz geçmişimizi asla inkar etmeyeceğiz. Bu topraklarda çekilen acıları asla unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Hepsi ile yüzleşeceğiz. Ama bunu yaparken çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkum etmeyeceğiz.
Bu emeği en fazla yerelde yönetimde bulunan arkadaşlarımız verdi. Barış anneleri verdi. Kadınlar verdi. Ve ben buradan bu dönemi tamamlayıp yeni bir döneme geçerken bu mücadelede emek veren bütün il ilçe örgütü yöneticilerimize, Parti Meclisi üyelerimize, MYK üyelerimize, vekil grubumuza ve en önemlisi siz değerli halklarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Ve şu bilinsin ki, barışın gemisini ne olursa olsun o limana vardıracağız. Ve bizler o limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız.”
2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ı açıklayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Seçim süreci ile ilgili soruya yanıt veren Yılmaz, “Biz bu programı hazırlarken seçimlerin zamanında olacağını düşünerek hazırladık, 2028 baharı veya yazına doğru. Orada bir spekülatif varsayımın içinde olmadık” dedi.
“Bu konular Meclis’imizin karar vereceği konu” diyen Yılmaz, “Seçimi biraz daha öne alacaksa o Meclis’in takdirinde. Şimdiden bir varsayım yapmamız doğru olmaz diye düşündük” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ı açıklamıştı.
Buna göre, yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 16’dan yüzde 28,4’e yükseldi.
Enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerilemesi öngörüldü.
Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen Gülistan Doku soruşturmasında çok önemli bir gelişme yaşandı. Hakkında yakalama kararı bulunan, ABD’de olduğu belirlenen ve Türkiye’ye iadesi talep edilen Umut Altaş’ın FBI tarafından sorgulandığı ortaya çıktı.
TRT Haber’in aktardığına göre; ABD makamlarıyla gerçekleştirilen adli yardımlaşma sürecinde Altaş’ın ifadesinin alınması amacıyla Türkiye tarafından hazırlanan kapsamlı soru seti Amerikan makamlarına gönderildi. FBI ve ABD İç Güvenlik Soruşturmaları birimi görevlileri Altaş’ı 19 ve 20 Ağustos 2026 tarihlerinde Pennsylvania’daki Moshannon Valley İşleme Merkezi’nde iki gün boyunca sorguladı.
FBI’ın 26 Ağustos 2026 tarihli resmi yazısında, sorguyu belgeleyen FD-302 soruşturma raporunun Türkiye’nin adli yardımlaşma talebine cevap olarak hazırlandığı belirtildi. Dosya, adli yardımlaşma kanalları üzerinden Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü aracılığıyla adli mercilere ulaştırıldı.
FBI tutanağında, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığının kasten öldürme, nitelikli cinsel saldırı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ile delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme suçları yönünden soruşturma yürüttüğü kayda geçirildi. Türk makamlarınca hazırlanan adli yardımlaşma talebinde Altaş’a yöneltilmek üzere tam 109 soru bulunduğu belirtildi.
FBI sorgusunun en çarpıcı bölümü, Umut Altaş’a Mustafa Türkay Sonel ile ilişkisi sorulduğunda yaşandı. Altaş, Sonel için önce “Beni kullandı” dedi. FBI görevlileri nasıl kullanıldığını sorduğunda ise Altaş, Sonel’in kendisini “Gülistan Doku’yu öldürmek ve suçu üzerine atmak” amacıyla kullanmış olabileceğini öne sürdü.
Bunun üzerine FBI görevlileri doğrudan “Mustafa Türkay Sonel’in Gülistan Doku’yu öldürdüğüne inanıyor musun?” diye sordu. Altaş başını sallayarak “Evet” cevabını verdi. “Neden buna inanıyorsun?” sorusuna “Gördüğümü söyledim” yanıtını verdi.
Altaş’ın FBI’a anlattığı iddiaya göre olay 5 Ocak 2020 günü gerçekleşti. Altaş, Mustafa Türkay Sonel’le birlikte Gülistan Doku’nun bulunduğu bölgeye gittiklerini, Doku’yu köprü kenarında gördüklerini ve daha sonra Gülistan’ın araca bindiğini ileri sürdü.
Altaş’ın anlatımına göre Sonel sürücü koltuğunda, kendisi ön yolcu koltuğunda, Gülistan Doku ise arka koltuktaydı. Altaş, araç içerisinde Gülistan Doku’nun kendilerini “Beni rahat bırakın, neden beni takip ediyorsunuz?” şeklinde uyardığını, tartışmanın ardından çığlık atmaya başladığını iddia etti.
Ardından Mustafa Türkay Sonel’in torpido gözünden siyah renkli bir tabanca çıkardığını ve Gülistan Doku’yu vurduğunu öne sürdü. Silahın üzerinde Türk bayrağı işlendiğini de söyledi. FBI görevlileri Altaş’a Gülistan’a bakıp bakmadığını sordu. Altaş “Evet” dedi. “Ölü müydü?” sorusuna da “Evet.” cevabını verdi.
Altaş’ın anlatımına göre olay bununla da sınırlı kalmadı. Altaş, ateş edilmesinin hemen ardından Mustafa Türkay Sonel’e bağırarak neden Gülistan’ı öldürdüğünü sorduğunu ileri sürdü.
Sonel’in ise kendisine susmasını ve cesedi bagaja taşımakta yardım etmesini söylediğini iddia etti. Altaş başlangıçta bunu reddettiğini ancak sonunda Gülistan Doku’nun cesedini birlikte aracın bagajına taşıdıklarını söyledi.
Altaş’ın FBI’a verdiği ifadede, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in koruma görevlisi Şükrü Eroğlu hakkında da çok önemli iddialar yer aldı. Altaş, cesedin bagaja konulmasının ardından Mustafa Türkay Sonel’in Şükrü Eroğlu’nu telefonla aradığını ileri sürdü.
Daha sonra Sonel ve Eroğlu’nun yaklaşık 15-20 dakika görüştüklerini, kendisinin konuşmanın dışında tutulduğunu söyledi. Altaş’a göre Mustafa Türkay Sonel kendisine “Sus, kimseye bundan bahsetme” dedi. Altaş’ın “Bu mesele ortadan kalkmaz” demesi üzerine ise Sonel’in “Babam bu işi halledecek ve ortadan kaldıracak” dediğini öne sürdü.
Altaş’ın iddiasına göre ertesi sabah Mustafa Türkay Sonel kendisini yeniden aradı. Altaş, Sonel’e neler olduğunu sorduğunu, aldığı cevabın ise “Merak etme, hallettik. Sadece kimseye hiçbir şey söyleme” olduğunu anlattı.
Altaş daha sonra Gülistan Doku’nun cesedine ne olduğunu sorduğunu, Sonel’e “Nereye gömdün?” dediğini de FBI görevlilerine söyledi.
FBI tutanağındaki en önemli yeni iddialardan biri de Gülistan Doku’nun cesedinin muhtemel yeriyle ilgili. Altaş’ın anlatımına göre Mustafa Türkay Sonel, cesedin olay yerinden Pertek istikametine doğru yaklaşık 15-20 dakikalık mesafede bulunduğunu söyledi.
Altaş daha sonra bu mesafeyi yaklaşık 30 dakika olarak düzeltti. Bölgenin toprak yol olduğunu ve o dönemde yeni bir yol yapıldığını anlatan Altaş, cesedin Pertek yolu çevresinde, yeni yapılan yolun kenarına gömülmüş olabileceğini öne sürdü. Ancak Altaş, bunun kendi gördüğü bir olay değil, Sonel’den aldığı bilgiye dayanan bir tahmin olduğunu da belirtti.
FBI sorgusunda Altaş’ın önüne Türk soruşturma makamlarınca elde edilen daraltılmış baz kayıtları ve Plaka Tanıma Sistemi verileri de konuldu.
Soruya aktarılan dosya tespitlerine göre 5 Ocak 2020 saat 22.09’da Umut Altaş, Gülistan Doku’nun son görüldüğü Sarısaltuk Viyadüğü civarındaydı. Mustafa Türkay Sonel’in 22.08-22.37 arasında, Şükrü Eroğlu’nun ise saat 22.08’de aynı bölgede bulunduğu belirtiliyordu.
PTS verilerine göre Mustafa Türkay Sonel tarafından kullanılan araç saat 22.17.51’de yalnızca Sonel varken Tunceli’den Elazığ yönüne çıktı. Aynı araç saat 22.30.17’de Tunceli yönüne geri dönerken, sürücü koltuğunda Mustafa Türkay Sonel, ön yolcu koltuğunda ise Umut Altaş görüntülendi.
Bu kayıtlar Umut Altaş’ın ilk günkü anlatımıyla çelişince FBI ajanları sorguyu derinleştirdi. Altaş sonunda, olayın ardından Mustafa Türkay Sonel’le aynı BMW ile yeniden köprü bölgesine döndüklerini anlattı.
FBI görevlileri “Az önce birinin öldürüldüğü araçla köprüye neden geri dönesiniz ki?” diye sordu. Altaş’ın cevabına göre Sonel, “Herhangi bir kamera var mı diye bakmak için oraya gideceğiz” demişti.
FBI sorgusunda Gülistan Doku’nun son görüldüğü viyadüğü gören üniversite kamerasının kayıtlarına ilişkin de dikkat çekici bir soru yöneltildi.
Altaş, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine köprüye geri döndükleri sırada kameraların kayıt yapmayacağını söylediğini öne sürdü. Altaş kamera kayıtlarının kim tarafından veya nasıl silindiğini ise bilmediğini söyledi.
Altaş, cinayetten sonra tehdit edildiğini de ileri sürdü. İfadesine göre Mustafa Türkay Sonel kendisine “Benim gücümü biliyorsun, seni ve aileni öldürebilirim” dedi.
Altaş ayrıca Sonel’in “Biz ailece devletiz, bize hiçbir şey yapamazlar” şeklinde konuştuğunu iddia etti. Susması için kendisine para teklif edildiğini, bunu kabul etmediğini ancak Sonel’in cüzdanına para koyduğunu da öne sürdü.
Dosyanın en hassas başlıklarından biri ise Gülistan Doku’nun hamile bırakıldığı ve kürtaja zorlandığı yönündeki iddialardı. Altaş, FBI sorgusunda bu konuda doğrudan bilgi sahibi olmadığını söyledi. Ancak daha önce eski işvereni Rüstem Keskin’le yaptığı görüşmenin içeriği kendisine okununca önemli bir gelişme yaşandı.
Altaş’ın Keskin’e, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine Gülistan’ın hamile kaldığını, kürtaj yaptırmasını istediğini, Gülistan’ın bunu kabul etmeyerek çığlık attığını ve bunun üzerine başından tek el ateş ederek öldürdüğünü anlattığını söylediği kayıtlara yansımıştı.
FBI görevlileri bu sözlerin kendisine ait olup olmadığını sordu. Altaş önce cevap vermek istemedi. Ardından kararından vazgeçerek, vu beyanların kendisine ait olduğunu kabul etti. Ancak hemen ardından hamilelik ve kürtaj konusunda tahminde bulunmuş olabileceğini ve bazı ayrıntıları hatırlamadığını savundu.
FBI dosyasındaki bir diğer çarpıcı başlık ise Altaş’ın eski işverenine anlattığı WhatsApp videosu oldu. Sorgu tutanağına göre Altaş daha önce, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine WhatsApp üzerinden yalnızca bir kez görüntülenebilen bir video gönderdiğini; videoda parçalanmış bir ceset gördüğünü anlatmıştı.
FBI sorgusunda Altaş, videoyu aldığını ve Mustafa Türkay Sonel’in gönderdiğini doğruladı. Videonun birkaç saniye sürdüğünü ve bir kişinin bir ceset parçasını tuttuğunu söyledi. Ancak videodaki cesedin Gülistan Doku’ya ait olup olmadığını kesin olarak belirleyemediğini savundu.
FBI görevlileri, eski işverenine videodaki kişinin Gülistan olduğunu söylediği yönündeki eski beyanını hatırlattığında, Altaş bu sözlerin de kendisine ait olduğunu kabul etti ancak görüntüyü net göremediğini ileri sürdü.
İki günlük sorgunun en kritik anlarından biri 91’inci soru oldu. Altaş’a, eski patronuyla yaptığı konuşmada cinayet sırasında Mustafa Türkay Sonel’le birlikte olduğunu ima eden sözleri hatırlatıldı ve açıkça “Gülistan Doku öldürüldüğü sırada Mustafa Türkay Sonel ve Gülistan Doku ile birlikte miydiniz? Olaya bizzat tanık oldunuz mu?” diye soruldu.
Altaş’ın cevabı FBI tutanağına şöyle geçti: “Hepsine evet.” FBI ajanları daha sonra bir kez daha, iki günlük sorgu boyunca verdiği çelişkili beyanlara rağmen cinayet sırasında olay yerinde bulunduğu yönündeki açıklamasının geçerli olup olmadığını sordu. Altaş, olay yerinde olduğunu doğruladı.
Dosyanın çarpıcı delillerinden biri de Umut Altaş’ın babası Celal Altaş’ın telefonunda ele geçirilen WhatsApp mesajı oldu. Soruşturma makamlarının telefon incelemesinde Umut Altaş’ın babasına “Rol yapmayı bırak. Beni susturan sendin” mesajını gönderdiği tespit edildi. FBI görevlileri mesajı Umut Altaş’a sordu.
Altaş, mesajı kendisinin gönderdiğini kabul etti. Ancak neden böyle yazdığını açıklamakta zorlandı ve hatırlamadığını söyledi. FBI görevlileri, mesajın Umut Altaş’ın Gülistan Doku olayı nedeniyle susturulduğu ve ABD’ye gönderilmesinde babasının rolü bulunduğu anlamına gelebileceğini söyledi. Altaş önce ABD’ye gitme kararının kendi fikri olduğunu söyledi. Sorgu derinleştirildiğinde ise “Hepimizin firiydi” cevabını verdi.
Altaş, Türkiye’den 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’dan Meksika’ya uçtuğunu, ardından ABD sınırına geçtiğini anlattı. Sınırı yasa dışı şekilde geçebilmek amacıyla bir Meksika vatandaşına yaklaşık 10 bin dolar ödendiğini söyledi. Altaş’a göre bu para Tunceli’de babası tarafından doğrudan ilgili kişiye ödendi.
Soruşturmada Gülistan Doku’nun kaybolmasından önce yaşandığı iddia edilen olaylar da FBI sorgusunun gündemindeydi. Türk makamlarının daraltılmış baz çalışmasına göre 27 Aralık 2019 saat 15.31-16.22 arasında Umut Altaş ile Gülistan Doku’nun Gençlik Merkezi çevresinde aynı konumda bulunduğu Altaş’a soruldu.
Altaş; kendisinin, Mustafa Türkay Sonel’in ve muhtemelen Gülistan’ın orada bulunmuş olabileceğini söyledi. Bir kızın yürüdüğünü, Sonel’in onu takip ettiğini, ikisinin binaya girerek yaklaşık 15 dakika sonra döndüğünü anlattı.
FBI görevlileri bu kızın Gülistan olup olamayacağını sorduğunda “Mümkün olabilir.” cevabını verdi. Altaş, gizli tanığın Gençlik Merkezi’nde uyuşturucu kullanıldığı ve Gülistan’a cinsel saldırıda bulunulduğu yönündeki iddialarını ise doğrulamadı.
İki günlük sorgunun sonunda FBI görevlileri Umut Altaş’a Gülistan Doku hakkında bildiklerinin bundan ibaret olup olmadığını sordu. Altaş “Evet” cevabını verdi. Ardından soruşturmanın adil yürütülmediğini öne sürdü ve dönemin Tunceli Valisini, olayı örtbas etmek ve oğlunu adalete teslim etmemekle suçladı.
34 sayfalık dosyada önemli bir teknik ayrıntının da altı çizildi. FBI, raporun başında ve ikinci gün bölümünde, Altaş’ın sözlerinin kelimesi kelimesine yapılmış bir ifade çözümü olmadığını, ajanlar tarafından görüşmenin içeriğinin özetlenmesi suretiyle hazırlandığını özellikle belirtti.
Umut Altaş’ın ABD’de verdiği ifade şimdi Türk adli makamlarının elinde. İfadenin en kritik başlıklarını; Altaş’ın cinayet sırasında araçta ve olay yerinde bulunduğunu doğrulaması, Gülistan Doku’nun araç içinde vurulduğu iddiası, cesedin bagaja taşındığı anlatımı, Şükrü Eroğlu’nun olay sonrasında devreye girdiği iddiası, “babam bu işi halledecek” sözü, Pertek yolundaki muhtemel ceset noktası, aynı araç ile köprüye geri dönülmesi, kamera kayıtlarına ilişkin iddia ve babasına gönderilen “Beni susturan sendin” mesajı oluşturuyor.
Bununla birlikte Altaş’ın sorgu boyunca bazı kritik ayrıntılarda çelişkili ifadeler vermesi, hamilelik, kürtaj ve cesedin sonraki akıbetine ilişkin bazı anlatımlarının doğrudan gözleme değil duyuma ve aktarıma dayanması nedeniyle, FBI tutanağındaki iddiaların diğer deliller, HTS ve PTS kayıtları, dijital materyaller ve tanık ifadeleriyle birlikte değerlendirilmesi bekleniyor.
Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet başsavcılıklarınca yürütülen soruşturmada, Gülistan Doku’ya ne olduğu ve cesedinin nerede bulunduğunun ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalar çok yönlü olarak sürüyor.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 5 Eylül’de gözaltına alınan isimlerden biri de Ekpet İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Selman Reşitoğlu oldu.
Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Reşitoğlu, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Gazete Pano’nun haberine göre 39 yaşındaki Reşitoğlu’nun adı daha önce de sosyal medya hesabından yaptığı lüks yaşam paylaşımlarıyla kamuoyunun gündemine gelmişti.
Özel jetler, yatlar, lüks otomobiller ve yurt dışı seyahatlerinden çok sayıda fotoğraf paylaşan Reşitoğlu’nun, bu görüntülerin basına yansımasının ardından hesabını gizliye aldığı belirtilmişti.
Reşitoğlu’nun lüks yaşamına ilişkin görüntülerin ardından, Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Ekpet İnşaat’ın aldığı kamu ihaleleri de tartışma konusu olmuştu.
Ekpet İnşaat ile kardeşi Veysel Reşitoğlu’nun yüzde 49 ortağı olduğu Avos Grup İnşaat’ın özellikle Karayolları Genel Müdürlüğü’nden aldığı yol yapım ihalelerinin toplam bedeli 10,9 milyar liraya ulaştı.
Veysel Reşitoğlu’nun ortağı olduğu Avos Grup İnşaat’ın da Karayolları Genel Müdürlüğü’nden yaklaşık 1,5 milyar liralık bir ihale aldığı daha önce basına yansımıştı.

Reşitoğlu’nun gündeme gelmesine neden olan bir diğer görüntü ise Londra’da çekilmişti.
Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafta Reşitoğlu’nun Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le aynı masada bulunduğu görülmüştü. Karede Reşitoğlu’nun amcası Abdurrahman Reşitoğlu ile iş insanı Gürkan Dölekli de yer alıyordu.
Fotoğrafın ardından açıklama yapan Şimşek, Selman Reşitoğlu ile herhangi bir ticari ortaklığının bulunmadığını belirtmişti. Şimşek, söz konusu fotoğrafların bakanlık görevinde olmadığı Temmuz 2018-Mayıs 2023 döneminde Londra ve Batman’da çekildiğini açıklamıştı.
Şimşek buna karşılık, Selman Reşitoğlu’nun amcası Abdurrahman Reşitoğlu ile İngiltere’de ortak bir şirket kurduğunu doğrulamıştı.
Şimşek, şirketin Ağustos 2021’de Londra’da konut satın alınması amacıyla kurulduğunu ve bunun dışında ticari faaliyette bulunmadığını ifade etmişti.

Reşitoğlu ve şirketi Ekpet İnşaat’ın adı daha önce Şehitkamil Belediyesi’ndeki bir ihale tartışmasında da gündeme gelmişti.
CHP’den istifa ederek AKP’ye geçen Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz’ın kullandığı 06 FIY 825 plakalı aracın Ekpet İnşaat üzerine kayıtlı olduğu aktarılmıştı.

YUSUF YAVUZ / VERYANSIN TV
Antalya Valiliği’nin bu yıl 23 Nisan ve 19 Mayıs gibi resmi kutlamalar için yaptı organizasyonların bütçesini Antalya Büyükşehir Belediyesinin karşıladığı ortaya çıktı. Konyaaltı sahilinde yapılan 23 Nisan etkinliğinin 948 bin TL’lik hizmet alımı, Antalya soruşturması kapsamında sahibi tutuklandıktan sonra kayyum atanan Aktüel Expo şirketinden yapılırken her iki etkinlik için 1,5 milyon TL’nin üzerinde ödeme yapıldığı görülüyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi ayrıca 30 Haziran’da valilik tarafından Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlenen Muhtarlar Akademisi eğitiminin kurabiye ikramını da üstlenmiş.
Antalya Valiliği’nin bu yıl Konyaaltı Sahili Beach Park alanında organize ettiği 23 Nisan etkinliği için yapılan hizmet alımının maliyeti Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanmış. Sahne ve ses düzeni ile etkinlik alanında çeşitli aktivite alanlarının bulunduğu organizasyonun hizmet alımının, Aktüel Expo şirketinden yapıldığı görülüyor. Aktüel Expo şirketinin sahibi M. Okan Kaya, büyükşehir belediyesine yönelik yürütülen rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kapsamında gözaltına alınarak tutuklanmış, sahibi olduğu şirketlere ise kayyum atanmıştı.

Antalya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından Aktüel Expo şirketinden yapılan 20 Nisan 2026 tarihli doğrudan temin hizmet alımı kaydına göre Valiliğin 23 Nisan etkinliği için belediye kasasından 948.000,00 TL ödeme yapıldığı görülüyor.
Valiliğin 23 Nisan etkinliğine, Antalya Büyükşehir Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir ile Genel Sekreter Yardımcısı V. Cemil Böcek’in de katıldığı görülüyor. Etkinliğe ayrıca Antalya Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Kocaman ve il protokolünün önde gelen isimlerinin katıldığı görülüyor. Valiliğin 23 Nisan etkinliği hakkında sosyal medyada paylaşım yapılmış olmasına rağmen, kurumun resmi internet sitesinde herhangi bir haber yer almıyor. Buna karşın valiliğin 23 Nisan konusunda yapmış olduğu rutin etkinliklerle ilgili haberlere yer veriliyor.
Antalya Büyükşehir Belediyesinin Valilik tarafından bu yıl Karaalioğlu Parkı eski stadyum alanında yapılan 19 Mayıs Gençlik Haftası Programının maliyetini de üstlendiği görülüyor. EKAP’ta yer alan doğrudan temin hizmet alımı kayıtlarına göre, Valiliğin organizasyonu için Antalya Büyükşehir Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından 680 bin TL ödeme yapılmış. Hizmet alımı Antalya merkezli Tale Organizasyon şirketinden yapılırken, etkinlikte resim, ahşap ve taş boyama ürünlerin sergilendiği stantlar ile çeşitli spor aktiviteleri yer almış.

Antalya Valiliği’nin resmi internet sitesinde yer alan 20 Mayıs 2026 tarihli haberde, etkinliğe Vali Hulusi Şahin’in yanı sıra, Antalya Milletvekilleri Aykut Kaya ve Sururi Çorabatır, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Orhan Özdemir ile il protokolü ve vatandaşların katıldığı belirtiliyor. Milli ve ulusal bir bayramla ilgili organizasyondan yansıyan görüntülerde, farklı siyasi partilerin milletvekilleri ve yöneticilerinin yer almaması dikkati çekiyor.
Öte yandan Antalya Valiliği’nin Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlediği, 1 Haziran‘da başlayan ‘Muhtarlar Akademisi’ etkinliğinde ikram olarak verilen kurabiyeler de Antalya Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı tarafından satın alınmış. 22 Mayıs 2026 tarihli EKAP doğrudan temin kaydına göre, kurabiyeler için 60 bin 750 TL ödeme yapıldığı görülüyor.
Valiliğin 23 Nisan ve 19 Mayıs etkinlikleri, devletin halkla bütünleşmesi anlamında önemli. Ancak bu etkinlikleri geçmişte yapılanlardan ayıran, organizasyon firmalarından birer hizmet alımına ve para aktarma aracına dönüşmesi. Geçmiş yıllarda, gelenek olduğu üzere, bu tür etkinlikler milli eğitim il müdürlükleri ile kamu kurumlarının işbirliği sayesinde organize edilerek daha yoğun katılımlarla stadyumlarda ve kentin ana caddeleri ile meydanlarda kutlanıyordu.

Organizasyon firmalarına ihale edilen bugünkü kutlamalar ise daha çok bir festival, panayır ya da gösteri niteliğine bürünmüş durumda. Çeşitli yarışmalar ve oyunlar ile renklendirirmeye çalışılan bu etkinlikler hızla tüketilip geçilen birer ürün niteliğinde.
Antalya Valiliği’nin 23 Nisan etkinliği için Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan hizmet alımında tercih edilen firma olan Aktüel Expo, büyükşehir belediyesine yönelik yürütülen rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları kapsamında hakkında tutuklama kararı verilen isimlerden biri olan M. Okan Kaya’ya ait. Kaya’nın diğer şirketlerinde olduğu gibi Aktüel Expo’ya da geçtiğimiz yol kayyum atanmıştı. Altun Portakal Film Festivali dahil Büyükşehir Belediyesinin festival ve diğer etkinlik organizasyonlarının ihaleleri genellikle Kaya’ya ait şirketlere veriliyordu. Antalya iddianamesi ana davasının 19 Mart’ta yapılan duruşmasında Savcılık Kaya hakkında yeniden tutuklama talep etmiş, mahkeme ise “konutu terk etmeme” kararı ile adli kontrol tedbir kararı uygulanmasına karar verilmişti. Davanın ara kararında tutuklu sanıklar Mehmet Okan Kaya, Fazlı Ateş ve İlker Arslan’ın tahliyesine karar verilmiş, Cumhuriyet Savcılığı ise bu karara itiraz etmişti.

Antalya Valiliği ile Büyükşehir Belediyesi arasındaki ‘kurumsal dayanışma’ resmi kutlama organizasyonları ile sınırlı değil. Antalya’da tarihi Balbey Mahallesi’nde bulunan, AKP Antalya İl Yöneticilerinden Zihni Kilit’in ailesine ait olan 19. yüzyıldan kalma tarihi konakta Şubat 2018’de yangın çıkmıştı. Yangından kısa süre sonra mülk sahipleri ile Antalya Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan sözleşmeyle harabeye dönen konak 18 yıllığına belediyeye kiralandı. Büyükşehir belediyesinin restore ettirerek kullanmayı amaçladığı Kilit Konağı, Nisan 2018’de ‘Devlet Konukevi’ olarak kullanılmak üzere Antalya Valiliği’ne devredildi. Yaklaşık 15 milyon TL harcanarak Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen tarihi konağa Valilik bünyesinde kurulan AYDAŞ AŞ yerleşti. Böylece kamu parası harcanarak restore edilen tarihi konak devlet konukevi yerine özel şirketi statüsündeki AYDAŞ AŞ’ye ofis yapıldı. Kamuda tasarruf tedbirlerinin uygulandığı bir dönemde AYDAŞ şirketinin lüks mobilya ve mefruşatlarla döşediği konağın kirasını ise halen Büyükşehir Belediyesi ödüyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Valiliği kentin yönetiminden sorumlu iki idari kurum. Kamu kurumlarının ortak çözümler konusunda birlikte proje üretmesi ve dayanışması önemli. Ancak idari denetim ve yaptırım yetkisini elinde bulunduran Antalya Valiliği adına organize edilen resmi etkinliklerin faturasının Büyükşehir Belediyesi tarafından ödenmiş olması, konuyu kurumlar arası bir dayanışma olmaktan öteye taşıyor. Ortaya çıkan görüntü, valiliğin hakemlik vasfına zarar verebilecek düzeyde. Devletin ildeki resmi kutlamaları için, yargı süreçlerine konu olan tartışmalı isimlere ait firmalardan hizmet alımı yapılması da tartışmalara zemin hazırlayacak nitelikte.
Yapılan organizasyonların içeriği ise yerel bir siyasi figürün ya da belediye başkanının halkla ilişkiler çalışması düzeyinde olduğu görülüyor. Antalya Valisi Hulusi Şahin’in son aylarda il ve ilçelerde katıldığı festival ve güreş organizasyonu gibi etkinliklerde görünür olması, “adeta bir belediye başkanı gibi halkla bütünleşiyor” yorumlarına neden oluyor. Bu yorumlar, Antalya’dan ev aldığı belirtilen Vali Şahin’in yerel siyasete göz kırp kırpmadığı sorusunu da gündeme taşıyor.
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ifade vermek üzere Ankara Adliyesi’ne giderken ağzında görülen çiğneme tabletiyle ilgili açıklama yaptı.
Gökçek, görüntülerin “adliyeye meydan okuma” şeklinde yorumlandığını belirterek, kullandığı ürünün şeker hastalığı nedeniyle yaşadığı ağız kuruluğunu gidermek amacıyla kullandığı çiğneme tableti olduğunu söyledi.
Gökçek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Adliyenin önünde gazetecilerin arasından geçerken ağız kurumasını önlemek için kullandığım çiğneme tabletini, şeker hastalığım nedeniyle kullandığımı oğlum Osman Gökçek kamuoyu ile paylaştı. Ancak muhalefet medyası ısrarlı bir şekilde bunun bir meydan okuma olduğunu kamuoyuna işlemeye devam ediyor. Ben adalete olan saygımı bu olayda kaç kez söyledim. Adalete meydan okumak kimsenin haddi değildir.”
Gökçek, çiğneme tabletini adliye binasına girmeden önce bıraktığını belirterek, “Çiğneme tableti olayı adliyeye adım attığımda bitti. Tableti girişteki çöp kutusuna attım. Girişte polisler dahil herkes buna şahittir” dedi.
AKP Ankara Milletvekili Osman Gökçek de daha önce yaptığı açıklamada babasının şeker hastası olduğunu belirterek, “Rahatsızlığı nedeniyle yaşadığı ağız kuruluğunu gidermek amacıyla zaman zaman sakız ve çiğneme tableti kullanmaktadır. Görüntülerde yer alan durumun sebebi de tamamen budur” ifadelerini kullanmıştı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Murat Ağırel’in Gökçek ailesinin Almanya’da kurduğu “Hamag” adlı şirket üzerinden milyonlarca avroluk gayrimenkul yatırımı yaptığı ve Türkiye’den şirkete kayıt dışı para aktarıldığı yönündeki iddialarının ardından 29 Ağustos’ta resen soruşturma başlatmıştı.
Başsavcılık, soruşturmanın “yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı” iddialarının maddi gerçeğinin ortaya çıkarılması amacıyla başlatıldığını açıklamıştı.
Ağırel, Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ve eşi Hülya Gökçek ile bağlantılı olduğunu öne sürdüğü Hamag şirketinin 2022’de 30 bin avro sermayeyle kurulduğunu, 2024’te ise yaklaşık 3,8 milyon avroluk mal varlığına ulaştığını iddia etmişti.
Ağırel ayrıca Almanya’nın Velbert kentinde yaklaşık 8,7 milyon avro değerindeki bir alışveriş merkezinin satın alınmaya çalışıldığını ve Lüksemburg’da yüksek bedelli başka bir gayrimenkul için görüşmeler yapıldığını öne sürmüştü.
Soruşturma kapsamında Murat Ağırel’in tanık sıfatıyla ifadesi alınırken, Melih Gökçek de şüpheli sıfatıyla Ankara Adliyesi’ne çağrılarak ifade verdi.
Gökçek, ifade işlemlerinin ardından soruşturmanın gizli olduğunu belirterek ayrıntı vermeyeceğini söylemişti.
Gökçek, adliye çıkışında yaptığı açıklamada, “Benim ifade vermediğim konu yoktur. Allah nasip ederse önümüzdeki günlerde buranın kararı çıkacak. Karar çıktıktan sonra hepinizin televizyonlarına bol bol çıkacağım. Şimdi konu hakkında bilgi vermek istemem” ifadelerini kullanmıştı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi de 7 Ağustos’ta Melih Gökçek, ailesi, Beyaz TV, Osmanlıspor yöneticileri ve bazı kişiler hakkında “suç örgütü” iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 6 Eylül hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre; yurdun kuzey, iç ve doğu kesimlerinin parçalı ve çok bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Batı ve Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusu ile Hatay, Diyarbakır, Batman ve Siirt çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzey ve doğu, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.

İşte il il hava durumu tahminleri…
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı ve az bulutlu
Az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı ve az bulutlu
Az bulutlu
Az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu

Parçalı ve az bulutlu, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii ile Hatay çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı ve az bulutlu
Az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı bulutlu, bu sabah ve öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu

Parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı bulutlu
Parçalı bulutlu
Parçalı bulutlu, akşam ve gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı bulutlu, akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı ve çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları ile Doğu Karadeniz’in yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı bulutlu
Parçalı bulutlu, öğle ve gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı bulutlu, gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı bulutlu, öğle ve gece saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı

Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğu kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı bulutlu
Parçalı bulutlu, öğle ve akşam saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı ve az bulutlu, doğusunun yer yer çok bulutlu, Diyarbakır, Batman ve Siirt çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Davanın Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmasında, ölen saldırganın babası sanık Uğur Mersinli'nin tutukluluk halinin devamına, annesi sanık Peyman Pınar Mersinli'nin ise tahliyesine karar verilmişti.
Cumhuriyet Başsavcılığınca, annenin tahliyesine mevcut delil durumu dikkate alınarak itiraz edildi.
İtirazı bir üst mahkeme sıfatıyla değerlendiren Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Peyman Pınar Mersinli hakkında yeniden tutuklama kararı verdi.
Osmaniye'de gözaltına alınan Mersinli, işlemlerinin ardından yeniden cezaevine gönderildi.
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 43 sayfalık iddianamede, tutuklu sanık Uğur Mersinli'nin 10 kişiye yönelik "olası kastla öldürme", 15 kişiye yönelik farklı niteliklerde "olası kastla yaralama" ile "Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet" suçlarından, tutuklu sanık Peyman Pınar Mersinli'nin ise "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan cezalandırılması isteniyor.
Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulunda 15 Nisan'da öğrenci İsa Aras Mersinli tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırıda öğretmen Ayla Kara ve 9 öğrenci hayatını kaybetmiş, 15 öğrenci yaralanmıştı.

Dün akşam saatlerinde İstanbul Kağıthane’deki evinde ölü bulunan oyuncu Serhat Kılıç’ın cenazesi, otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.
Alınan bilgiye göre, oyuncu Serhat Kılıç’tan haber alamayan kız arkadaşı Özlem E. (50), Kılıç’ın yaşadığı eve geldi. Kapıyı çalan Özlem E., yanıt alamayınca eve kendisinde bulunan anahtarla girdi. Özlem E., Kılıç’ı salonda oturur halde hareketsiz buldu. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından yapılan kontrolde Kılıç’ın hayatını kaybettiği belirlendi.
Olay yeri inceleme ekipleri oyuncunun evinde ve çevresinde çalışma gerçekleştirdi. Öte yandan iddiaya göre polisin bilgisine başvurduğu Özlem E., erkek arkadaşı Kılıç’ın lenf kanseri olduğunu, perşembe gününden bu yana kendisinden haber alamadığını söyledi. Ayrıca, Kılıç’ın evinde uyuşturucu madde bulunurken, Kılıç’ın vefatı ’şüpheli ölüm’ olarak kayıtlara geçmişti. Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı.
Oyuncunun vefat haberini alan Serhat Kılıç’ın yakınları, evinin önüne geldi. Yakınları gözyaşlarına boğulurken, Kılıç’ın eski rol arkadaşı oyuncu Eren Vurdem de gelenler arasındaydı.
Öte yandan hayatını kaybeden oyuncunun cenazesi, kesin ölüm nedenin belirlenmesi için otopsi işlemleri yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu Morguna kaldırıldı. Konuya ilişkin yürütülen çalışma sürüyor.

Türk sinema-tiyatro oyuncusu, televizyoncu ve şarkıcı Serhat Kılıç kız arkadaşı tarafından evinde ölü bulundu.
Bir süredir kanser tedavisi gören DEM Parti Ağrı Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Akkuş, 57 yaşında hayatını kaybetti.
DEM Parti Ağrı Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Akkuş hayatını kaybetti Medyascope
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde “2027-2029 dönemini kapsayan “Orta Vadeli Program” tanıtımında önemli açıklamalarda bulundu.
Bakan Şimşek, "Kamuda tasarrufta bir başarı var. İzleme, denetleme ve yaptırımla iyi sonuçlar alıyoruz. Tasarruf, yatırımlar azaltılarak yapılmıyor." dedi.
Bakan Şimşek'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
Hazine ve Maliye Bakanlığı, yaptırım boyutu hariç, izleme, denetleme ve raporlama boyutlarında çok güçlü bir fonksiyon icra ediyor ve sonuç alıyoruz.
Tasarruf Genelgesi kapsamındaki harcamalara bakarsanız, sizler biliyorsunuz ama vatandaşlarımıza hatırlatmak açısından tekrarlayayım. Burada taşıtlar var, kamu taşıtları; kamu binaları, haberleşme giderleri, seyahat giderleri, enerji, su, kırtasiye, demirbaşlar... Yani üç aşağı beş yukarı kamunun cari tüketiminin önemli boyutları burada var. Savunma tabii ki hariç.
Şimdi burada öncelikle şunu söyleyeyim, rakamlar ortaya konuldu. Tasarruf Genelgesi'nden önceki 10 yılda az önce zikrettiğim bu kalemlerin bütçe içindeki payı yüzde 4,6'ydı. Bugün bu kalemlerin bütçe içindeki payı 2025 sonu itibarıyla yüzde 2,9. Muhtemelen 2026'da çok fazla değişmeyecek.
Burada cari fiyatlarla baktığınız zaman bu tasarruf neye tekabül ediyor? 484 milyar liraya tekabül ediyor. Bu da aslında 6 bakanlığın bütçesinden daha büyük bir tasarrufa tekabül ediyor. Onun için bunu önemsiyoruz.
Vatandaşlarımızın sahada bize en çok ilettiği hususlardan bir tanesi kamuda taşıt kullanımı. Bir rakam vereyim, sizinle paylaşayım daha doğrusu.
2025 yılında sözleşmesi sona eren kiralık araçlarda, yenilenen sözleşmelerde yeniden kiralanan taşıtları yüzde 21 düşürdük. Yani 2025 yılında diyelim ki 100 taşıtın kiralama sözleşmesi bitti. Yenilerken bunu 79 olarak yenilemişiz. Basitleştirmek için söylüyorum. Dolayısıyla burada çok güçlü bir tasarruf var.
Doğru, yatırımlar boyutuyla bakarsanız sadece ve sadece biz hizmet binası yapımlarını gözden geçirdik. Onları sınırladık. Bu doğru.
Ama zaruri haller dışında, yani deprem gibi birtakım kaygılar veya tespitler nedeniyle yenilenen binaları bir kenara bırakırsak, doğru, biz hizmet binaları konusunda, onlar da yatırıma giriyor, yenilenmesinde biraz temkinliyiz.
Özellikle enerji ve su kullanımında ciddi tedbirler aldık. Bir taraftan yenilenebilir enerji, bir taraftan da LED dönüşümünü hızlandırdık. Dolayısıyla bir tasarruf var.
Bu önemli bir başlıktı. İkinci, bana yöneltilen önemli başlık kayıt dışılıkla mücadele hususuydu.
KAYIT DIŞILILIKLA MÜCADELEDE GÖNÜLLÜ UYUM
Değerli arkadaşlar, biz kayıt dışılıkla mücadele ederken samimi bir şekilde gönüllü uyumu önceliklendiriyoruz.
Yani burada kayıt dışı kesimlerin veya vergiye uyumda sorun yaşayan kesimlerin cezalandırılması gibi bir yaklaşımımız, bir stratejimiz hiçbir zaman olmadı.
Tespitlerimizde biz genelde mükellefe, "Lütfen git, düzelt. Bak, bizim tespitlerimiz bu." diyoruz. Hatta Vergi Denetim Kurulu şimdi yeni birtakım ilkeler ortaya koydu. Biz önceden büyük veri analitiğini kullanarak, yapay zeka tabii ki devrede, tespitlerimizi mükelleflerimizle veya mükelleflerimizin temsilcileriyle paylaşıyoruz. "Bakın, bizim tespitlerimiz bu. Biz denetlemeden önce siz düzeltmek isterseniz..." Bu önemli bir husus.
Peki denetim nerede yoğunlaşıyor? Sahada tabii algı farklı ama büyük şirketlerin, her 100 büyük şirketin 31'ini denetliyoruz. Yani büyük şirketlerde denetim oranı, 2026 yılı için konuşuyorum, yüzde 31,3. Mesela 2024 yılında bu yüzde 11 civarıydı. Dolayısıyla büyük şirketlerde denetimi, denetim oranını üçe katlamışız.
Orta ölçekli şirketlerde artırmışız; yüzde 3,6'dan yüzde 7,3'e. Ama toplumda şöyle bir algı var, yani küçüklerle uğraşılıyor diye. Öyle bir şey yok. Küçük ölçekli şirketlerde denetim oranı 2024 yılında yüzde 2,1 iken bu sene yüzde 1,1'e geriledi.
Dolayısıyla gönüllü uyum esas, rehberlik esas. Ama burada tabii ki büyüklere bir yoğunlaşma var.
Mesela gelir vergisi beyannamesi ciddi bir şekilde arttı. Yani 3,8 milyon beyannameden 5,5 milyon gibi rekor bir düzeye ulaştık. Yine bakın, bu vergi gelirlerine yansıdı. 2022 yılında mesela vergi gelirlerinin milli gelire oranı yüzde 15,4'tü. 2023'te milli gelire oran olarak yüzde 16,6'ya çıktı. 2026'da ise yüzde 17'nin üzerine çıktı. 2027'de bizim tahminimiz yüzde 18 civarı. Tam rakam yüzde 17,9.
Bu arada şunun da altını çizmek istiyorum. Sorulmadı ama bu fırsat elime geçmişken ifade edeyim. Dolaylı vergiler biliyorsunuz genelde adil vergiler olarak görülmez. Vergide adaleti sağlamak için çok ciddi tedbir aldık gerçekten. Ve bu tedbirler sayesinde dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payını da azalttık.
Bakın, 2023 yılında dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı yüzde 65,5'e kadar çıkmıştı. 2026 için tahminimiz yüzde 60'ın belki bir tık altına kadar inebilir. Yani yüzde 59 küsur, yüzde 60 civarı. Bu ciddi bir ilerleme.
Üçüncü başlık, yanlış atlamıyorsam, "Bu program neyi başardı?" başlığı. Gerçekten Cumhurbaşkanı Yardımcımız bence çok kapsamlı bir çerçevede değerlendirdiler ama müsaade ederseniz orada bir iki hususu eklemek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, tabii programların performansları küresel ve içerideki konjonktürle ilişkilidir. Yani oradan bağımsız göremezsiniz.
Hakikaten son birkaç yılda gerek bölgemizde gerekse küresel ekonomide çoklu şoklar yaşandı. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi neredeyse bir kriz fırtınası yaşandı.
Zor bir coğrafyadayız, belirsizliklerin yüksek olduğu bir dönemdeyiz. İkinci Çin şokunun yaşandığı dönemdeyiz. Hakikaten zor bir konjonktür. Bunları bahane olarak sunmuyorum size.
Çok uzun yıllardır bakanlık yapan arkadaşınız olarak şunu söyleyeyim; önceki dönemlere göre daha zorlu bir süreçle karşı karşıya kaldık. Küresel ticaretten, jeopolitik gerginliklerden fiili çatışmalara kadar...
Bu programın bence en önemli getirisi, Orta Vadeli Programların en önemli getirisi, öngörülebilirliktir. Bu çok önemlidir. Öngörülebilirlikte bir artış var değerli arkadaşlar.
Evet, hedefler şöyle böyle tartışılabilir ama bu programlar öngörülebilirliği artırıyor, artırdı. Kural bazlı yaklaşım esas oldu. Proaktiflik esas.
Esas bu dönemde tamponları inşa ettik. Burada detaylı bir şekilde sunumda ifade edildi. Yani rezervlerin yeniden inşasından koşullu yükümlülüklerin azaltılmasına, bütçe disiplininin yeniden tesis edilmesine kadar ekonomide, bu zor coğrafyada, bu zor dönemde hakikaten şoklara karşı dayanıklılıkta ciddi bir artış var. Bu, rakamlara da yansıyor.
Burada bence en önemli hususlardan bir tanesi, programın bu dayanıklılığı artırma noktasında arkasında çok güçlü bir siyasi irade olması. Sayın Cumhurbaşkanımızın programı sahiplenmesi bu konuda çok değerli.
Enflasyon, bütün bu konjonktürde bırakın düşmeyi, kontrolden çıkabilirdi; çıkmadı. 2023'te ciddi, önemli şoklarla karşı karşıya kaldık. Enflasyonun kontrolden çıkmaması önemliydi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) Girne açıklarında 30 Ağustos’ta batan Filo Jet isimli katamaran tipi yolcu gemisine ilişkin soruşturmaya yönelik görüşüne başvurulan Kaptan Ulus Göker’in hazırladığı ilk bilirkişi raporunun detayları ortaya çıktı. Soruşturmanın henüz tamamlanmadığına dikkat çeken Göker, ilk delillerin geminin teknik durumu, kaptanın kriz anındaki sevk ve idaresi ile denetim mekanizmasındaki eksiklikler üzerinde yoğunlaştığını aktardı.
“KAPTAN GEMİYİ YOLCULARDAN ÖNCE TERK ETTİ"
Raporunda geminin kaptanının kriz anındaki tutumunu değerlendiren Göker, yolcuların zamanında bilgilendirilmediğini, geminin hızının düşürülmediğini ve düzenli bir tahliye planının uygulanmadığını söyledi. Kaptanın gemiyi yolculardan önce terk ettiğini belirten Göker, "Yolculara ne yapmaları gerektiği anlatılmadı. Gemiyi sevk ve idare etmek sadece bir noktadan diğerine götürmek değildir. Yolcu taşıyorsanız kriz anında doğru bilgiyi vermek ve tahliyeyi yönetmek zorundasınız" ifadelerini kullandı.
"HIZ DÜŞÜRÜLSEYDİ FACİANIN BÜYÜMESİ ENGELLENİRDİ"
Geminin olay sırasında yaklaşık 18-20 knot hızla ilerlediğini hesapladıklarını aktaran Göker, hızın düşürülmesinin facianın büyümesini önleyebilecek ilk müdahalelerden biri olabileceğini söyledi. Hız arttıkça teknenin suya daha fazla gömüldüğünü belirten Göker, "En basit yapacağı şey yolu kesmekti. Yolu kesecek, duracaktı. Gemi durdurulsa batışı çok daha geç gerçekleşebilirdi. Yolculara bilgi verilip herkes düzenli biçimde dışarı çıkarılabilirdi. Belki de kimseye bir şey olmayacaktı" dedi.
"KAZAYI BAŞKA BİR ENİZCİ FARK EDİP HABER VERDİ"
Kaptanın zamanında yardım çağrısı yapmadığını da ileri süren Göker, olayın çevrede bulunan bir denizcinin denizdeki turuncu can sallarını fark ederek Sahil Güvenlik’e haber vermesi üzerine anlaşıldığını söyledi. Can sallarının personel tarafından planlı şekilde denize indirilmediğini belirten Göker, geminin yan yatıp batması sırasında oluşan basınç nedeniyle salların kendiliğinden açıldığını ifade etti. Gemideki can yeleği ve can salı kapasitesinin yeterli göründüğünü kaydeden Göker, buna rağmen yolculara bunların kullanımı ve tahliye konusunda gerekli yönlendirmenin yapılmadığını belirtti.
"GEMİ JURNALİ ORTADA YOK"
Kazanın dakika dakika seyrinin belirlenmesi açısından önem taşıyan gemi jurnaline henüz ulaşılamadığını açıklayan Göker, normal şartlarda gemiyi en son terk etmesi gereken kaptanın söz konusu evrakları da yanında götürmesi gerektiğini söyledi. Kaptanın gemiyi daha önce terk etmesi nedeniyle jurnalın gemide kalmış olabileceğini değerlendiren Göker, Filo Jet’in 21 Mayıs’ta su aldığı anlara ilişkin yolcular tarafından çekilen görüntülerin de soruşturma dosyasına girdiğini bildirdi. Göker, geminin nisan ayındaki bakım raporları ile geçmiş dönemlere ait evrakların da karşılaştırmalı olarak incelendiğini aktardı.
"DENETLEYECEK KURUL YOK"
Göker, KKTC bayraklı gemiler ile limanlara gelen gemileri denetlemekle görevli kurulun uzun süredir aktif olmadığını da söyledi. Bir kaptan ve başmühendisten oluşan kurulda görev yapanların emekliye ayrılmasının ardından yeni atama yapılmadığını ifade eden Göker, kurulun yaklaşık 3-5 yıldır çalıştırılmadığını belirtti. Göker, denetim mekanizmasındaki bu durumun uygun olmayan gemilerin sefer yapabilmesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.
"ÇIKIŞ BELGESİ RUTİN PROSEDÜR KAPSAMINDA"
Filo Jet’e çıkış izninin bir telefon görüşmesinin ardından verildiği yönündeki iddialara ilişkin de konuşan Göker, ilgili kişilerle yaptığı görüşmeler sonucunda bu iddiayı doğrulayamadığını söyledi. Göker, geminin çıkış belgesinin rutin prosedür kapsamında saat 11.50’de düzenlendiği bilgisini paylaştı.
"HONDURAS BELGESİ DE SORUŞTURMA KAPSAMINDA"
Kaptanın Honduras tarafından düzenlenen belgesine ilişkin değerlendirmede bulunan Göker, KKTC bayraklı bir gemide kaptanın Türkiye Cumhuriyeti tarafından düzenlenen asıl gemi insanı belgesi ile liman cüzdanının görülmesi gerektiğini söyledi. Honduras tarafından düzenlenen belgenin kabul edilmesinin doğru olmadığını savunan Göker, bu konunun da soruşturma kapsamında incelendiğini aktardı.
"SORUMLULUK SADECE KAPTANDA DEĞİL"
Göker, soruşturma dosyasında yolcu sorumluluk sigortası ile tekne ve makine sigortası poliçelerinin de bulunmadığını belirterek, söz konusu belgelerin şirketten talep edildiğini söyledi. Kazadaki sorumluluğun yalnızca kaptan üzerinden değerlendirilemeyeceğine işaret eden Göker, armatör şirketin bakım, onarım ve denetim yükümlülüklerinin de incelendiğini ve bu hususların nihai bilirkişi raporunda ayrıntılı şekilde ele alınacağını kaydetti. Göker, soruşturmanın sürdüğünü ve beklenen belgelerin dosyaya girmesinin ardından nihai değerlendirmelerin yapılacağını ifade etti.

DEM Parti'nin bazı şehirlerde yıllar önce öldürülen PKK'lı teröristlere yönelik taziye çadırları kurması, bazı DEM'li üyelerin sokaklara öldürülmüş PKK'lı teröristlerin fotoğraflarını asma gayretinde bulunmasına İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan'dan uyarı geldi.
Çanakkale'de İlçe Kapalı Pazar Yeri'nde düzenlenen Bayramiç Tarım Panayırı'nın açılışına katılan Turan, burada yaptığı konuşmada, Terörsüz Türkiye süreci ile ülkenin geleceğe yönelik çok önemli bir adım attığını söyledi.
"Geldiğimiz yerde hamdolsun iki yıldan beri bu memlekette şehit haberi almıyoruz." diyen Turan, şöyle devam etti:
"TEK TARAFLI OLMAZ, SABRIMIZI SINAMAYIN"
"Artık bu ülkede terörü konuşmak istemiyoruz. Artık bu ülkede 'Sivas'ın ötesi' diye bir ifade olmasın istiyoruz. Bu ülkenin 86 milyonu kardeş olsun istiyoruz. Bu işleri yaparken büyük riskler alındı. Hep beraber risk aldığımız zaman adımları atıyoruz. Güzel işler oldu fakat barış tek taraflı olmaz. Nefsi, egoist, bencil tavırlarla iş yapmak kimseye yakışmaz. Sabırlıyız ama sorumsuz değiliz. Barış herkesin hassas olduğu bir yerde kıymetlidir. Barış beraberce, kardeşçe yaşama iradesidir. Bunu sabote eden, buna yan bakan, bunu kirleten dil, yanlış yapan dildir. Geçen hafta üzülerek takip ettik. Taziye çadırları kurdular. Taziye varsa ilk gün vardır. Olmadı 3 gün, 7 gün, 40 gün olsun. 3 sene sonra, 5 sene sonra taziye mi olur? Bu istismardan başka bir şey değildir. Türkiye'nin terör kanunları değişmedi. Türkiye'nin mer'i mevzuatı, terör liderlerinin posterlerini arkaya asma imkanı vermez. Ne olur bu milletin sabrını sınamayın. Silah bırakmak, önce dildeki silahı bırakmakla olur. Lütfen kendinize gelin. Lütfen bu devletin sinir uçlarıyla oynamayın. Bu milletin hassasiyetiyle oynamayın. Bu güzel süreci beraberce sonuçlandıralım."

stanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Üsküdar Belediyesinde yapı ve iskan ruhsatı işlemlerinde usulsüzlük yapılarak "rüşvet" ve "irtikap" suçu işlendiği iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma devam ediyor.
Soruşturma kapsamında devam eden çalışmalarda belediyenin Ruhsat Denetim Müdürü Burak Aydın ve işletmeci Erdem Koyunyerli de gözaltına alındı.
Emniyetteki işlemleri tamamlanan Belediye Başkan Yardımcısı Çelik, Aydın ve Koyunyerli adliyeye götürüldü.
Savcılıkta ifadesi alınan şüpheliler, tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
Hakimlik, talep doğrultusunda şüphelilerin tutuklanmalarına karar verdi.

Başsavcılıkça yürütülen soruşturma kapsamında, Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı F.D, Başkan Danışmanı U.M, Özel Kalem A.K, Kent AŞ Genel Müdürü N.A. ve ilgili birim amirleri ile personelin yapı ruhsatı ve iskan ruhsatı verilmesi sürecinde usulsüzlük yaptıkları yönündeki ihbarlar, mağdur beyanları ile bazı şüphelilerin ifadeleri üzerine Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş hakkında "rüşvet", "irtikap" ve "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme" suçlarından soruşturma başlatılmıştı.
Üsküdar Belediyesince yapı ruhsatı verilmesi sürecinde herhangi bir yetkisi olmamasına rağmen belediye iştiraki Kent AŞ görevlilerinin, kriptolu-kapalı devre e-posta üzerinden oluşturulan iletişim ağı ile ada parsel bazlı renklendirmeler yaparak hazırlanan Excel tablosuyla Üsküdar Belediyesi personelini talimatlandırmak suretiyle yapı ruhsatı verilmesi sürecini koordine ettiği belirlenmişti.
MASAK verilerine göre, Kent AŞ ile müteahhitler arasında toplamda 1 milyon 78 bin 870 lira bedelli çok sayıda paravan nitelikte "danışmanlık hizmeti" sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmelerle 361 milyon 392 bin 264 liranın Üsküdar Belediyesi ve iştiraki Kent AŞ içerisindeki çıkar amaçlı suç örgütünün faaliyetleri kapsamında gayriresmi olarak yapı ruhsatı almak isteyen müteahhitlerden icbar suretiyle elde edildiği tespit edilmişti.
Toplam inşaat hacminin büyük olması halinde Dedetaş'ın danışmanı U.M. ve Kent AŞ Genel Müdürü N.A. koordinasyonunda müteahhitlerden elden dolar üzerinden rüşvet alındığı, rüşvet karşılığı mevzuata aykırı olmasına rağmen iskan ruhsatları verilirken paranın Üsküdar Belediye binasında Sinem Dedetaş'ın danışmanı U.M'ye parça parça teslim edildiği HTS, baz verileri ve şüpheli ifadeleriyle belirlenmişti.
Yapılan çalışma ve tespitlerin ardından 29 Temmuz'da 11 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda, gözaltına alınan 6 şüpheli İstanbul Anadolu Adliyesi'ne sevk edilmişti.
Şüphelilerden Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, özel kalem Alihan Koçoğlu, mimar Burçin Çevik ve müteahhit Bülent Orhan Tozkoparan çıkarıldığı hakimlikçe tutuklanmış, Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Ünlü ile iş takipçisi Adem Altıntaş ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Soruşturma kapsamında, 2 Eylül'de Belediye Başkan Yardımcıları Amine Cansu Çelik ve Mithat Özdemir de ifadelerine başvurulmak üzere gözaltına alınmıştı. Adliyeye sevk edilen Belediye Başkan Yardımcısı Özdemir, "yurt dışı çıkış yasağı" şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmıştı.

Sanat dünyası bu ölümle ile sarsıldı.
Oyuncu Serhat Mustafa Kılıç’tan perşembe gününden bu yana haber alamayan kız arkadaşı Özlem E., Kılıç’ın İstanbul'un Kağıthane ilçesinde bulunan eve geldi.
Kapıyı çalan Özlem E., yanıt alamazken daha sonra eve kendisinde bulunan anahtarla kapıyı açarak girdi.
Kılıç’ı salondaki tekli koltukta oturur halde hareketsiz bulan Özlem E., 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak yardım istedi.
İhbar üzerine adrese Kağıthane Asayiş Büro Amirliği ekipleri ile sağlık ekipleri sevk edildi.
Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde 51 yaşındaki Kılıç’ın hayatını kaybettiği belirlendi.

Kız arkadaşının lenf kanseri olduğunu belirttiği Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı.
Öte yandan, yapılan incelemelerde Kılıç’ın vücudunda kesi, yara ve darp izine rastlanmadı.

Ekipler tarafından yapılan incelemelerde, Kılıç’ın evinde uyuşturucu madde ele geçirildi.
Evde ayrıca alkol şişeleri ve sigara sarımında kullanılıp çarşaf diye tabir edilen kağıtların da yer aldığı bilgisi verildi.

İnceleme çalışmalarına devam eden ekipler tarafından Kılıç'ın vefatı 'şüpheli ölüm' olarak kayıtlara geçti.


Yasa dışı bahis ile mücadele tam gaz devam ediyor.
Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi öncesi bu kapsamda önemli bir operasyon gerçekleştirildi.
Söz konusu duyuruyu Adalet Bakanı Akın Gürlek, 'Yasa dışı bahis ve suç gelirlerine geçit yok' notuyla yaptı.
Yasa dışı bahis ile mücadeleyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde kaararlılık ile sürdürdüklerini ifade eden Gürlek, "Bu kapsamda, Fenerbahçe-Beşiktaş karşılaşması öncesi yasa dışı bahis sitelerine yönelen para trafiğini kesintiye uğratmak amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinasyonunda kapsamlı bir operasyon gerçekleştirildi." dedi.

İstanbul İl Jandarma Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen çalışmalarla 345 yasa dışı bahis sitesi, 110 farklı ödeme yöntemi, bin 200 IBAN, yasa dışı bahis bağlantılı kullanılan yaklaşık 98 bin internet sitesi tespit edildi.
Yaklaşık 98 bin internet sitesine erişimin engellenmesi yönünde adli karar alındı.

Yasa dışı bahis faaliyetlerinde ve suç gelirlerinin aklanmasında kullanıldığı tespit edilen bin 48 gerçek ve tüzel kişiye ait bin 200 banka hesabına el konuldu.
İlgililer hakkında 7258 sayılı Kanuna muhalefet ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından soruşturma başlatıldı.

Gürlek açıklamasının sonunda "Bu önemli çalışmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul İl Jandarma Komutanlığımıza ve görev alan tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.
Sporun heyecanını yasa dışı kazanca dönüştürmeye çalışanlara müsaade etmeyeceğiz. Yasa dışı bahis ağları ve suç gelirleriyle mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.


ÖSYM'den yapılan açıklamaya göre, sınav, KKTC'nin başkenti Lefkoşa ve 81 ilde toplam 145 sınav merkezinde düzenlenecek. Genel Yetenek-Genel Kültür oturumu 120 sorudan oluşacak, adaylara 130 dakika cevaplama süresi verilecek.
Saat 10.15'te başlayacak sınav için adaylar, saat 10.00'dan sonra binalara alınmayacak. Sınav saat 12.25'te sona erecek. Ek süre kullanması uygun görülen engelli adaylar 30 dakikaya kadar ilave sürelerini kullanabilecek.
Kimlik kartını kaybeden, nüfus cüzdanı olmayan veya nüfus cüzdanında kimlik numarası ve fotoğraf bulunmayan adaylar için il ve ilçe nüfus müdürlükleri, pazar günü açık tutulacak.
KPSS Lisans sonuçları 7 Ekim'de açıklanacak. Sonuçlar, açıklanmasından itibaren iki yıl süreyle geçerli olacak.
KPSS Alan Bilgisi Sınavları ise 12-13 Eylül'de üç oturum şeklinde yapılacak. 12 Eylül Cumartesi günü saat 10.15'te başlayacak birinci oturum, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri alanlarında yapılacak.
İkinci oturum 12 Eylül'de saat 14.45'te başlayacak ve Hukuk, İktisat ile Maliye alanlarında yapılacak. İşletme, Muhasebe ve İstatistik alanlarında yapılacak üçüncü oturum ise 13 Eylül Pazar günü saat 10.15'te başlayacak.
KPSS Ön Lisans 4 Ekim'de, KPSS Ortaöğretim 25 Ekim'de, KPSS Din Hizmetleri Alan Bilgisi Testi (DHBT) ise 1 Kasım'da yapılacak.
Açıklamada görüşlerine yer verilen ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy, Genel Yetenek-Genel Kültür oturumu ile KPSS maratonunun başlayacağını belirterek, "Genel Yetenek-Genel Kültür oturumuna 1 milyon 708 bin 329 aday başvurdu." bilgisini verdi.
Sınava 6 bin 197 engelli adayın katılacağını aktaran Ersoy, "Sınava başvuran gaziler ile şehit ve gazilerin eş ve çocukları sınav ücretinden muaf tutulurken, 5 bin 763 aday bu haktan yararlandı. Ayrıca hükümlü veya tutuklu olarak bulunan ve sınava başvuran 258 aday Genel Yetenek-Genel Kültür oturumuna katılacak. Ceza infaz kurumlarında sınava uygun hale getirilen 89 bina, sınav binası olarak kullanılacak." açıklamasını yaptı.
Ersoy, sınavın adaylar açısından güvenli ve sağlıklı bir ortamda gerçekleşmesi amacıyla tüm hazırlıkların tamamlandığını vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı:
"4 bin 724 binada toplam 89 bin 646 salonda gerçekleştirilecek uygulamada, Genel Yetenek-Genel Kültür oturumunda toplam 232 bin 233 görevli yer alacak. Sınav güvenliğinin sağlanması için 18 bin 446 emniyet görevlisi sahada olacak. Sınav sürecinin sorunsuz şekilde yürütülmesi için kamu kurumlarıyla koordinasyon kesintisiz şekilde sağlanıyor. Adayların sınav merkezlerine ulaşımından sınav binalarındaki düzene kadar tüm süreç planlı şekilde yürütülüyor. Adayların huzurlu bir ortamda sınava girebilmeleri için tüm hazırlıklar gözden geçiriliyor."
Adayların sınava giriş belgelerindeki bina ve salon bilgilerini önceden kontrol etmeleri gerektiğine işaret eden Ersoy, "Sınavdan önce sınava girecekleri binaları görmeleri adayların faydasına olacaktır. Adaylar saat 10.00'dan sonra sınav binalarına alınmayacaklar. Adayların sınav binalarına erken gelmeleri, yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçecektir. Sınavın güvenli ve sorunsuz tamamlanması için adayların ÖSYM tarafından belirtilen kurallara dikkat etmesi gerekmektedir. Tüm adaylara şimdiden başarılar dilerim." ifadelerini kullandı.










































İngiltere’de hükümet, olağanüstü büyüklüğe ulaşabileceği tahmin edilen El Niño hava olayının yol açabileceği aşırı hava koşullarına karşı hazırlıkları artırıyor.
Çevre Bakanı Dame Angela Eagle, güçlü El Niño’nun İngiltere’de daha yağışlı ve fırtınalı sonbahar ile kış koşullarının görülme ihtimalini yükselttiğini söyledi. Eagle, elektrik veya su kesintisi gibi ciddi bir kriz sırasında acil servislerin bütün hanelere hemen ulaşamayabileceğine dikkat çekti.
Vatandaşların birkaç gün boyunca kendi temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olmasının önemli olduğunu belirten Eagle, evlerde bir miktar dayanıklı gıda ve içme suyu bulundurulmasının haneleri krizlere karşı daha dirençli hale getireceğini ifade etti.
Bakanın çağrısının uzun süreli veya panik amaçlı “stokçuluk” anlamına gelmediği; birkaç gün sürebilecek elektrik, su, ulaşım ya da tedarik kesintilerine karşı makul bir hazırlığı kapsadığı belirtiliyor.

İngiltere’yi yağışlı ve fırtınalı dönem bekleyebilir
Met Office, ekvatoral Pasifik’teki deniz yüzeyi sıcaklıklarının hızla yükseldiğini ve 2026’daki El Niño’nun modern gözlem döneminin en güçlü olaylarından birine dönüşebileceğini bildiriyor.
Kurumun uzun vadeli tahminleri, El Niño’nun sonbahar ve kış başında Kuzeybatı Avrupa’da, İngiltere dahil olmak üzere, daha yağışlı ve fırtınalı hava görülme ihtimalini artırdığına işaret ediyor. Ancak uzmanlar, El Niño’nun İngiltere’deki her fırtınanın doğrudan nedeni olarak değerlendirilemeyeceğini ve mevsimlik tahminlerin kesin hava tahmini anlamına gelmediğini vurguluyor.
El Niño’nun kış aylarında zirveye ulaşması beklenirken, denizden atmosfere aktarılan ilave ısının küresel sıcaklıkları da yükselteceği tahmin ediliyor. Met Office’e göre 2027’nin kayıtlardaki en sıcak yıl olma ihtimali oldukça yüksek.
Gıda tedarik zincirinde “artan risk” uyarısı
Hükümetin çağrısı, Ulusal Denetim Ofisi’nin (NAO) 4 Eylül’de yayımladığı İngiltere’nin gıda tedarik zincirine ilişkin raporuyla aynı döneme denk geldi.
NAO, gıda üretiminden depolama, dağıtım ve perakendeye kadar uzanan sistemin aşırı hava olayları, siber saldırılar, enerji kesintileri ve hayvan, bitki veya insan hastalıklarından etkilenebileceğini bildirdi. İklim değişikliğinin ise bu riskleri zaman içinde daha da ağırlaştırdığı belirtildi.
Rapora göre İngiltere’nin gıda sistemi, farklı ülkelerden ürün temin edebilmesi sayesinde Covid-19 salgını ve Ukrayna savaşı gibi son krizler karşısında büyük ölçüde dayanıklılık gösterdi. Ancak sistemin ülke çapında elektrik kesintisi, yeni bir salgın veya birden fazla krizin aynı anda yaşanması gibi “felaket düzeyindeki” olaylara dayanıklılığı kapsamlı biçimde test edilmiş değil.
NAO, Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı’nın bugüne kadar büyük ölçüde özel sektörün krizleri yönetme kapasitesine güvendiğini ve son yıllardaki çalışmaların ağır tedarik kesintilerine karşı yeterli güvence sağlamadığını açıkladı.

Hanelerin yarısından fazlası kendisini hazırlıksız görüyor
Cabinet Office tarafından 2025’te gerçekleştirilen araştırmada katılımcıların yüzde 51’i, hanelerinin acil durumlara “çok az hazır” olduğunu veya hiç hazır olmadığını bildirdi.
Katılımcıların yüzde 75’i önceki bir yıl içinde acil durum hazırlığına ilişkin herhangi bir tavsiye görmediğini veya duymadığını söyledi. Buna karşılık yüzde 66’sı, evinde pişirme gerektirmeden yaklaşık üç gün dayanabilecek gıda bulunduğunu belirtti.
NAO, İngiltere’nin Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerde uygulanan toplum temelli hazırlık çalışmalarından yararlanabileceğini kaydetti. Bu ülkelerde vatandaşlara kriz sırasında kullanılacak malzemeler, hane planları ve kamu hizmetlerinin kesilmesi halinde izlenecek yöntemler konusunda daha düzenli bilgilendirme yapılıyor.
Acil durum çantasında neler bulunmalı?
Hükümetin mevcut “Prepare” rehberi, hanelere elektrik veya su kesintisi gibi birkaç gün sürebilecek olağanüstü durumlara göre hazırlık yapmalarını tavsiye ediyor.
Önerilen temel malzemeler arasında şunlar bulunuyor:
· Kişi başına günlük en az 2,5-3 litre içme suyu
· Pişirme gerektirmeyen konserve ve uzun ömürlü gıdalar
· Konserve açacağı
· Düzenli kullanılan ilaçların birkaç günlük miktarı
· El feneri, yedek pil ve taşınabilir şarj cihazı
· Pilli veya kurmalı radyo
· İlk yardım malzemeleri
· Islak mendil ve el dezenfektanı
· Bebek maması, çocuk bezi ve evcil hayvanlar için yiyecek
· Önemli telefon numaralarının yazılı bir kopyası
Yetkililer, bütün malzemelerin bir anda satın alınmasının gerekmediğini; ihtiyaç listesinin bütçeye göre zaman içinde tamamlanabileceğini belirtiyor.
Ulusal bilgilendirme kampanyası yıl sonunda başlayacak
İngiltere hükümeti, vatandaşların aşırı hava, elektrik ve su kesintileri, siber saldırılar ve diğer ulusal acil durumlara hazırlanmasını amaçlayan yeni bir kamuoyu bilgilendirme kampanyasını 2026 yılı bitmeden başlatmayı planlıyor.
Bu çalışma yeni bir “ulusal acil durum stratejisi” olmaktan çok, mevcut UK Government Resilience Action Plan kapsamında GOV.UK/Prepare platformu merkezli bir farkındalık kampanyası olacak. Program; yerel yönetimler, altyapı şirketleri, acil durum ekipleri, sivil toplum kuruluşları ve yerel dayanıklılık forumlarıyla birlikte yürütülecek.

Ankara’da 5 Temmuz’da Birinci Meclis önünde düzenlenen NATO karşıtı eylemde gözaltına alınan 6 avukat ertesi gün, 13 HKP üyesi de 3 günlük gözaltı süresinin ardından serbest bırakılmıştı.
Edinilen bilgiye göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 19 parti üyesi hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, 4 üye hakkında ise ayrıca “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan iddianame hazırladı.
İddianamede, 24-25 Haziran 2025 tarihlerinde Hollanda’nın Lahey kentinde yapılan NATO toplantısında alınan karar doğrultusunda 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanan 36. NATO Zirvesi öncesinde güvenlik tedbirlerinin alındığı, Ankara Valiliği’nin almış olduğu açık alanlara yönelik eylem yasağına rağmen HKP’nin resmi sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımlarla 5 Temmuz’da Ulus’taki Birinci Meclis önüne “izinsiz toplanma çağrısı yapıldığı” aktarıldı.
5 Temmuz’da ellerinde parti bayraklarıyla Birinci Meclis önüne gelerek slogan atan grubun, kolluk güçlerinin 2911 Sayılı Kanun kapsamındaki “dağılın” ihtarına ve “verilen makul süreye uymadığı” gerekçesiyle “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, bazı parti üyelerinin ise polis barikatını zorladıkları gerekçesiyle “görevi yaptırmamak için direnme” suçunu işledikleri ileri sürüldü.
“Şüphelilerin benzer nitelikteki savunmalarında suçlamayı kabul etmedikleri, demokratik haklarını kullandıklarını beyan ettikleri anlaşılmış ise de görüntü kayıtları, kolluk tutanakları ve tüm dosya kapsamından şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işledikleri anlaşıldığından savunmalarına itibar edilmediği anlaşılmıştır” denilen iddianamede, parti üyelerinin ilgili suçlardan cezalandırılmaları talep edildi.
İddianamenin kabulü halinde 19 HKP üyesi, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacaklar.
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kontrolünde bulunan 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile otoyol ve çevre otoyollarının 30 yıllığına özelleştirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararı, Resmi Gazete’nin bugün sayısında yayımlandı. Özelleştirme işlemi, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.
CVP’den yapılan açıklamayla, bu karara tepki gösterildi.
Partinin sosyal medya hesaplarından yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!
Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!
Bu yollar iktidarın bağışı ya da şirketlerin lütfu değil, doğrudan Türk milletinin emeğiyle, vergisiyle, kuşakların birikimiyle yarattığı servetidir. Bu yollar üretimimizin, ortak hayatımızın ve ekonomik bağımsızlığımızın damarlarıdır. Türk milletinin alın teriyle yapılan yolları, Türk milletinin sırtından kazanç sağlama imtiyazına dönüştüremezsiniz!
AKP iktidarına soruyoruz:
Türk milletin ortak varlıklarını şirketlere devretmekten başka bir ekonomi politikanız yok mudur? Kamu işletmeciliğini güçlendirmek yerine neden her defasında şirketlere yeni gelir alanları açıyorsunuz? Bugünün hesabını kapatmak için gelecek kuşakların gelirlerinden vazgeçme hakkını size kim vermiştir?
Satmıyoruz, işletme hakkını devrediyoruz” demekle bu kararın siyasi ve ekonomik sorumluluğundan kurtulamazsınız! Tapunun Türk milletinde kalması, gelirin ve işletmenin otuz yıllığına şirketlere bırakılmasını haklı çıkarmaz!
Hükümetler Türk milletinin malının sahibi değil, emanetçisidir! Çocuklarımızın geleceğini şirketlerin kazanç hesabına bağlayamazsınız!
Türk milletinin malı, yönetimiyle, geliriyle ve hizmetiyle Türk milletinin olmalıdır!
Türk milletinin ortak geleceğinden otuz yılı bir seçim için feda ettirmeyeceğiz. Çocuklarımızın büyüyeceği, çalışacağı, üreteceği yıllardır bunlar. Hiçbir iktidarın, Türk milletinin geleceğini kendi siyasi ömrünün hesabına bağlamasına razı olmayacağız. Bizler yurttaşı müşteriye, devleti şirketlerin tahsilat düzenine, vatanı gelir getiren varlıklar listesine indirgeyen bu neoliberal anlayışa karşıyız!
Özelleştirmeci düzenin makyajına değil, değiştirilmesine talibiz!
Bu karar geri çekilmeli, köprü ve otoyollar kamuda kalmalı, gelirleri Türk milletinin refahına ayrılmalıdır. Özelleştirilen stratejik işletmeler hukuk içinde yeniden kamuya kazandırılmalıdır!
Kararın iptali için en kısa sürede dava açacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz!
Ortak servetimizi savunmak için aynı partide olmamız gerekmiyor! Hukuki ve demokratik mücadeleyi birlikte büyütelim.
İktidarlar geçicidir; karar, kazanç ve gelecek Türk milletinindir!
Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!”
Köprüyü Türk milleti yapacak, bedelini Türk milleti ödeyecek, kazancını şirketler toplayacak! Buna kalkınma değil, Türk milletinin birikimini sermayeye teslim etmek denir!
Köprü ve otoyolların işletme haklarının otuz yıllığına devredilmesini reddediyoruz!
Bu yollar iktidarın… pic.twitter.com/qXMPZAEJcY
— Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi (@cvpgenelmerkez) September 5, 2026
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından yürütülen arama kurtarma çalışmalarına ilişkin açıklama yaptı.
Üstel, Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR gemilerinin yürüttüğü arama faaliyetleri sonucunda bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldığını belirterek, naaşın bir kadına ait olduğunun tespit edildiğini bildirdi. Üstel, kadının kimliğinin belirlenmesi için KKTC Polis Teşkilatı tarafından çalışma başlatıldığını kaydetti.
Son gelişmeyle birlikte kazada hayatını kaybedenlerin sayısının 13’e, kayıp sayısının ise 15’e ulaştığını açıklayan Üstel, arama çalışmalarının ilgili tüm birimlerin katılımıyla 7 gün 24 saat esasına göre sürdürüldüğünü belirtti.
Üstel, arama çalışmalarına katkı sağlayan Türk Silahlı Kuvvetleri, Deniz ve Hava Kuvvetleri, Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı personeli ile sahada görev yapan askeri ve sivil ekiplere teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’e de destekleri dolayısıyla teşekkür eden Üstel, ekiplerin kayıp kişilere ulaşmak için çalışmalarını “aynı kararlılık, hassasiyet ve özveriyle” sürdüreceğini bildirdi. (ANKA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon’da düzenlenen “Önder 23’üncü İmam Hatipliler Kurultayı”na video mesaj gönderdi.
Kurultay kapsamındaki panel ve oturumlarda ortaya konulacak fikir ve önerilerin geçmişle birlikte bugünü ve geleceği de kuşatan teklif ve değerlendirmelerin ortak vizyona katkı sunmasını temenni ettiğini söyleyen Erdoğan, imam hatip okullarının kurulması, yaşatılması, güçlendirilmesi ve daha fazla gence ulaşması için mücadele vermiş kişileri andı. Erdoğan, “75 yıllık bu mücadelenin bugünkü neferleri, taşıyıcıları ve sancaktarları olan siz değerli kardeşlerime Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum” dedi.
İmam hatiplerin başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ettiğini ileri süren Erdoğan, savunma sanayiinden bürokrasiye, akademiden siyasete, özel sektörden sivil topluma kadar hemen her yerde imam Hatip mezunlarının büyük bir adanmışlıkla ülkeye hizmet ettiğini iddia etti.
Erdoğan: İmam hatip mezunlarının neler başardığına harp okullarının mezuniyetinde şahit olduk pic.twitter.com/cmrmXKFj9Y
— Veryansıntv.com (@veryansintvcom) September 5, 2026
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önlerindeki suni engeller kaldırıldığında imam hatip mezunlarının neler başarabildiğine işte en son harp okullarımızın mezuniyet töreninde bir kere daha gururla şahit olduk. Liselere geçiş ve yükseköğretim kurumları sınavlarında okullarımız aynı şekilde elde ettikleri başarılarla göz dolduruyor. Tüm bunları yasaklardan ve vesayetçi prangalardan kurtulan Türkiye’nin artık normalleştiğinin birer işareti olarak görüyoruz.
Hangi okuldan mezun olursa olsun, şuurlu, özgüvenli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinden ülkemiz ve geleceğimiz adına bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak büyük bahtiyarlık duyuyorum. İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un ‘Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek’ mısralarıyla müjdesini verdiği bu gençliğin, Türkiye’nin ve ümmetin teminatı olacağına yürekten inanıyorum.
Sizlerden de nerede okursa okusun, hangi görüşe, kökene, kültüre sahip olursa olsun, hiçbir ayrım yapmadan Türkiye’nin bütün gençlerini kardeşçe kucaklamanızı, tüm gençlerimizi bağrınıza basmanızı rica ediyorum. Unutmayın, 86 milyon olarak hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz, biz birlikte Türkiye’yiz. İnşallah bu topraklarda daha nice asırlar boyunca kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz.”
Tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine bu sabah 10.00’da yapılması planlanan seçim, meclis çoğunluğunun sağlanamaması üzerine 8 Eylül’e ertelendi.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 31 Temmuz’da tutuklanan Sinem Dedetaş yerine Sibel Tan Çetinkaya’nın kazandığı 5 Ağustos tarihli başkan vekilliği seçiminin mahkeme kararıyla iptal edilmesi, seçimin yenilenmesi kararı ve bu süreçte oy verme hakkı olan bazı meclis üyelerinin gözaltına alındığı Üsküdar’da belediye başkanvekilliği seçimi bu sabah 10.00’da yapılacaktı.
Yenilenecek seçim öncesi polis, seçim öncesi belediye binası çevresini bariyerlerle kapattı, olağanüstü önlemler alındı. İstanbul’da bu zamana kadar yapılan bütün seçimleri izleyen basın mensupları içeri girişlerde engellemeyle karşılaştı.
Ancak saat 10.30 sıralarında meclis çoğunluğu sağlanamadığı için seçimin 8 Eylül’e ertelendiği açıklandı. Kararın açıklandığı saatlerde belediye önünde bulunan vatandaşlar “Direne direne kazanacağız”, “Sinem Dedetaş onurumuzdur”, “Özgür İstanbul, Özgür Türkiye” sloganları attı. (ANKA)
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) yapılan açıklamaya göre, hava sıcaklıklarının yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor.
MGM hava durumu tahminlerine göre, kuzey ve iç kesimlerinin parçalı bulutlu, Batı Akdeniz’in iç kesimleri, Doğu Akdeniz’in Toroslar mevkii, Doğu Karadeniz kıyıları, Orta Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Hatay’ın kıyıları, Osmaniye, Denizli, Artvin, Kars ve Ardahan çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıkları yurt genelinde mevsim normallerinin 2-4 derece üzerinde seyredecek. Rüzgarın, genellikle kuzeyli, yurdun güney kesimelerinde günay yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
Güney Ege’de fırtınamsı rüzgar bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın atama ve görevden alma kararları, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Kararlara göre, Sayıştay Başsavcılığı’na Sayıştay Savcısı Recep Çevik atandı.
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nde açık bulunan Genel Sekreter Yardımcılığı’na Tuğgeneral Murat Yetiş, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu üyeliğine ise yerine seçildiği üyenin görev süresini tamamlamak üzere Erdinç Avşar getirildi.
Türkiye’nin Burundi Büyükelçisi Alp Işıklı merkeze alınırken, yerine Teftiş Kurulu Üyesi Haydar Kerem Divanlıoğlu atandı. Türkiye’nin Kuzey Makedonya Büyükelçisi Fatih Ulusoy da merkeze alındı.
Filipinler Büyükelçiliği’ne Dış Politika Danışma Kurulu Üyesi Kaan Esener, Finlandiya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Bahreyn Büyükelçisi Ayşe Hilal Sayan Koytak, Bahreyn Büyükelçiliği’ne Cumhurbaşkanı Danışmanı Necati Sancaktutan, Umman Büyükelçiliği’ne İran ile İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ergani, Namibya Büyükelçiliği’ne Fikriye Aslı Güven atandı.
Kore Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Sudan Büyükelçisi Fatih Yıldız, Sudan Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Gambiya Büyükelçisi Fahri Türker Oba, Kuzey Makedonya Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Somali Büyükelçisi Alper Aktaş, Somali Büyükelçiliği’ne Türkiye’nin Mozambik Büyükelçisi Ferhat Alkan getirildi.
Gambiya Büyükelçiliği’ne Diplomatik Arşiv Genel Müdür Yardımcısı Özgür Gökmen, Mozambik Büyükelçiliği’ne ise Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdür Yardımcısı Ayça Oşafoğlu İnam atandı.
Dışişleri Bakanlığı İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Batı ve Orta Afrika) İkili İlişkiler Genel Müdürü (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Volkan Işıkcı, İnsani ve Teknik Yardımlar Genel Müdürlüğü’ne Sadık Babür Girgin, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Güney ve Çok Taraflı Afrika) Yönet Can Tezel, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Suriye) Rıza Hakan Tekin atandı.
Konsolosluk Hizmetleri ve Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlar Genel Müdürlüğü’ne Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürü Esin Çakıl, Protokol ve Diplomatik İşlemler Genel Müdürlüğü’ne Ertan Yalçın, Yurt Dışı Tanıtım ve Kültürel İşler Genel Müdürlüğü’ne Ülkü Kocaefe, İkili İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne (Kuzeydoğu Akdeniz) Levent Eler getirildi.
Personel Genel Müdürlüğü’ne Strateji Geliştirme Başkanı Tufan Büyükuzun, Kamu Diplomasisi ve Stratejik İletişim Genel Müdürlüğü’ne Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Polat Safi, Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdürlüğü’ne Vize İşlemleri Genel Müdür Yardımcısı Reyhan Özgür, Strateji Geliştirme Başkanlığı’na Burcu Aykut atandı.
Diyanet İşleri Başkanlığı Diyanet Akademisi Başkanı Doç. Dr. Enver Osman Kaan görevden alınırken, yerine Prof. Dr. Ahmet Bostancı atandı.
Bilecik İl Müftüsü Ahmet Dilek, Karabük İl Müftüsü Ali Erhun, Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu, Nevşehir İl Müftüsü Kazım Güzel, Zonguldak İl Müftüsü İbrahim Halil Demir ve Konya İl Müftüsü Ali Öge görevden alındı.
Bilecik İl Müftülüğü’ne Yusuf Dikmen, Karabük İl Müftülüğü’ne Mustafa Yavuz, Kocaeli İl Müftülüğü’ne Bolu İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş, Nevşehir İl Müftülüğü’ne Gümüşhane İl Müftüsü Hayri Erenay, Zonguldak İl Müftülüğü’ne Bayburt İl Müftüsü Bayram Danacı, Konya İl Müftülüğü’ne Diyarbakır İl Müftüsü Celal Büyük atandı.
Diğer il müftülüklerine yapılan atamalar şöyle:
Tunceli İl Müftülüğü’ne Fethullah Yavuz, Iğdır İl Müftülüğü’ne Kilis İl Müftüsü Alettin Bozkurt, Kilis İl Müftülüğü’ne Iğdır İl Müftüsü Zahit Demirel, Bolu İl Müftülüğü’ne Giresun İl Müftüsü Selçuk Kılıçbay, Giresun İl Müftülüğü’ne Hakkari İl Müftüsü Hüseyin Okuş, Hakkari İl Müftülüğü’ne Recep Eren atandı.
Niğde İl Müftülüğü’ne Kars İl Müftüsü Yavuz Yıldız, Kars İl Müftülüğü’ne Selami Aykul, Gümüşhane İl Müftülüğü’ne Karaman İl Müftüsü Faruk Gürbüz, Karaman İl Müftülüğü’ne Isparta İl Müftüsü Muharrem Biçer, Isparta İl Müftülüğü’ne Kırklareli İl Müftüsü Yusuf Eviş, Kırklareli İl Müftülüğü’ne Aksaray İl Müftüsü Veysel Işıldar, Aksaray İl Müftülüğüne Ali Efe getirildi.
Bayburt İl Müftülüğü’ne Basri Bektaş, Diyarbakır İl Müftülüğü’ne Erzincan İl Müftüsü İsmail Fakirullahoğlu, Erzincan İl Müftülüğü’ne Selim Yazıcı, Yalova İl Müftülüğü’ne Rize İl Müftüsü Naci Çakmakçı, Rize İl Müftülüğü’ne Yalova İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk atandı.
Şanlıurfa İl Müftülüğü’ne Van İl Müftüsü Mehmet Sırrı Şık, Van İl Müftülüğü’ne Bitlis İl Müftüsü Kadir Koçak, Bitlis İl Müftülüğü’ne Bartın İl Müftüsü Ömer Keskin, Bartın İl Müftülüğü’ne Mehmet Çelebi getirildi.
Aydın İl Müftülüğü’ne Samsun İl Müftüsü Seyfullah Çakır, Samsun İl Müftülüğü’ne Aydın İl Müftüsü Hasan Güneş, Adana İl Müftülüğü’ne Afyonkarahisar İl Müftüsü Lütfü İmamoğlu, Afyonkarahisar İl Müftülüğü’ne Burdur İl Müftüsü Ali Hayri Çelik, Burdur İl Müftülüğü’ne Sinop İl Müftüsü Paşa Bektaş, Sinop İl Müftülüğü’ne Mehmet Arslaner, Kütahya İl Müftülüğü’ne Hasan İzmirli atandı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kırklareli İl Müdürü Bilgin Özbaş ile Muğla İl Müdürü Yakup Kütük görevden alındı.
Muğla İl Müdürlüğü’ne Nevşehir İl Müdürü Mahmut Selçuk, Nevşehir İl Müdürlüğü’ne Ankara İl Müdürü Cüneyd Özdemir, Ankara İl Müdürlüğü’ne Artvin İl Müdürü Nevim Öz atandı. Adıyaman İl Müdürlüğü’ne Mesut Polat, Kilis İl Müdürlüğü’ne Çetin Tutaş getirildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcılığı’na Hüseyin Yalçın Çakar atandı.
Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürü Ayhan Gök, Bolu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne İbrahim Emre Gürsoy, Şırnak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne Celal Baz getirildi.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı’na Derya Örs, Vakıflar Genel Müdürlüğü Erzurum Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne Murat Uslu atandı.
Milli Savunma Bakanlığı Teknik Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Murat Soykan görevden alındı.
Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı Doğu Bölge Müdürlüğü’ne Cengiz Altaş atandı.
Tarım ve Orman Bakanlığı Denizli İl Tarım ve Orman Müdürü Yılmaz Erkaya görevden alınırken, yerine Mustafa Nevzat Zayim getirildi.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürü Hacı Ahmet Çiçek de görevden alındı.
Rekabet Kurulu İkinci Başkanlığı’na Ahmet Algan, kurul üyeliklerine Şükran Kodalak ve Cengiz Çolak atandı.
Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Denetleme Kurulu üyeliklerine Ercan Özkan ile Prof. Dr. Osman Karamustafa getirildi.
Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nda açık bulunan 1. Hukuk Müşavirliği’ne ise Verda Gülsen Yaşar atandı. (ANKA)
Cumhurbaşkanı kararına göre, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu’nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arası bağlantı yolları ve bunların üzerinde bulunan bakım, işletme ve hizmet tesisleri, ticaret toplama ve yük aktarma merkezleri özelleştirme kapsam ve programına alındı.
Kararda, 2010 yılında özelleştirme kapsam ve programına alınan Karayolları Genel Müdürlüğü’nün işlettiği köprü ve otoyollara da işaret edildi.
Bu tarihte özelleştirme kapsam ve programına alınan köprü ve otoyollar şöyle:
Edirne-İstanbul-Ankara,
Pozantı-Tarsus-Mersin,
Tarsus-Adana-Gaziantep,
Toprakkale-İskenderun,
Gaziantep-Şanlıurfa,
İzmir-Çeşme,
İzmir-Aydın Otoyolları,
İzmir ve Ankara Çevre Otoyolları,
Boğaziçi Köprüsü (15 Temmuz Şehitler) ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve çevre otoyolu ile bunların bağlantı yolları, hizmet tesisleri, bakım ve işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıkları.
Cumhurbaşkanı kararı uyarınca söz konusu köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları bir bütün halinde veya ayrı ayrı gruplar halinde işletme hakkı devri, kiralama, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun diğer yöntemlerden biri ya da birkaçı birlikte uygulanarak özelleştirilecek. Mülkiyet devri yapılmayacak.
Köprüler, otoyollar ile çevre ve bağlantı yolları, 30 yıl için özelleştirilecek. Özelleştirme işlemleri, 31 Aralık 2031 tarihine kadar tamamlanacak.
Özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar söz konusu köprü, otoyollar, çevre ve bağlantı yollarının bakım işletme ve hizmet tesisleri ve yük aktarma merkezlerinin bakım onarım işlerini Karayolları Genel Müdürlüğü yürütecek.
Karayolları Genel Müdürlüğü, özelleştirmenin tamamlanmasının ardından işletmeyi devralacak şirketlerin köprü ve otoyollarda bakım ve onarım ile diğer yükümlüklerini belirleyecek, gerekli denetimleri yapacak.
YENİ Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, köprü ve otoyolların özelleştirmesiyle ilgili karara tepki göstererek, “AKP’nin halka ihanet planı Resmi Gazete’de yayınlandı. Cumhurbaşkanı kararıyla 2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındı” dedi. (ANKA)
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde kulüplerin heyetleriyle ayrı ayrı görüştü.
![]()
İlk olarak Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdal Adalı ile görüşen Erdoğan,
![]()
daha sonra Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım,
![]()
Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek ve Trabzonspor Kulübü Başkanı Ertuğrul Doğan'ı yönetim kurulu üyeleriyle birlikte kabul etti.
![]()
Kabulde, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da hazır bulundu.
Kabulde, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da kabulde hazır bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NSosyal'deki hesabından yaptığı paylaşımda, "Bugün Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor kulüplerimizin değerli başkanlarıyla, yöneticileriyle bir araya geldik. Birkaç hafta önce başlayan Süper Lig'imizin dostluk, kardeşlik ve adil rekabet iklimi içerisinde süreceğine, kulüplerimizin Avrupa'da elde edeceği zaferlerle göğsümüzü kabartacağına yürekten inanıyor, tüm spor kulüplerimize başarılar diliyorum." ifadelerini kullandı.

Türk Yıldızlarının sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Milletimizden aldığımız güçle, ay yıldızlı bayrağımızı Romanya semalarında gururla dalgalandırdık." ifadesi kullanıldı.
Paylaşımda, Romanya semalarındaki gösteri uçuşundan görüntüler de yer aldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararına göre, Rekabet Kurulu İkinci Başkanlığına Algan getirildi.
Kurul üyeliklerine ise Şükran Kodalak ve Cengiz Çolak'ın atanması uygun bulundu.

Bakan Kurum, NSosyal hesabındaki paylaşımında, "Atmıyoruz. Topluyor, dönüştürüyor, çevreye de ekonomiye de katkı sağlıyoruz. DOA ile 200 milyon ambalaj topladık, geri dönüşüme kazandırdık. Sıfır Atık gibi DOA bilinci de dalga dalga büyümeye devam edecek." ifadelerini kullandı.
Kurum'un paylaştığı verilere göre, Türkiye genelinde 1 Temmuz itibarıyla ulusal entegrasyon süreci başlayan DOA sistemiyle 5 Eylül'e kadar 205 milyon 709 bin 303 DOA logolu PET, alüminyum ve cam içecek ambalajı toplandı. Sistemde kayıtlı kullanıcı sayısı 3 milyon 214 bin 992'ye ulaştı.
En çok ambalaj toplanan il, 46 milyon 678 bin 972 ambalajla Antalya oldu. Bunu 38 milyon 675 bin 928'le İstanbul, 24 milyon 339 bin 288'le İzmir, 18 milyon 723 bin 778'le Adana ve 16 milyon 712 bin 516'yla Ankara takip etti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda, Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) tarafından yürütülen DOA sistemiyle artık içecek ambalajları çöp yerine DOA makinelerine atılıyor ve bu sayede geri dönüşümle ülke ekonomisine ham madde katkısı sağlanıyor.
Plastiklerin doğaya karışmasını da engelleyen bu sistemde vatandaşlara ise ambalaj başına 1 lira teşvik bedeli ödeniyor. Her yıl 25 milyar ambalajın toplanacağı bu sistemle Türkiye ekonomisine 30 milyar lira katkı sağlanması hedefleniyor.

Orman Genel Müdürlüğünce (OGM) hazırlanan "Orman Yangınlarıyla Mücadele Çalışmaları Hakkında Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, ormanların yangına dirençli hale getirilmesi, orman yangınlarına daha etkili müdahale edilebilmesi amacıyla alınacak tedbirler ve yapılacak tesisler, orman idaresince belirlenerek bir plan dahilinde gerçekleştirilecek.
Hasat makinelerinden kaynaklı yangınların önlenmesi amacıyla makinelerin çalışmaları esnasında yangın söndürme tüpü, su tankeri benzeri önlemlerin alınıp alınmadığı, tarım ve orman il müdürlükleri ve kolluk kuvvetlerince denetlenecek. Gerekli tedbirleri almayanların çalışmalarına müsaade edilmeyecek.
Yangınların önlenmesi konusunda ilgili bakanlıklar ile kurum kuruluşlarca eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapılacak.
Meteorolojik koşulların yangın riskini artırdığı kritik dönemlerde, orman idaresinin talebi üzerine mahallin en büyük mülki idare amirlerince ormanlara girişler yasaklanabilecek.
Yasağın hangi sınırları kapsadığı mahalli ve mutat vasıtalarla ilan edilecek. Yasaklı alanlara girilmemesi, orman idaresi ve kolluk kuvvetlerince takip ve kontrol edilecek.
Orman içinde veya bitişiğindeki konaklama yerlerinde orman yangınlarına karşı her türlü tedbir, sahipleri ve işletmecileri tarafından alınacak.
Erken tespit ve müdahalede uydu sistemleri, insansız hava araçları, sensör ağları, yapay zeka destekli risk analizleri ve erken uyarı teknolojilerinden yararlanılabilecek.
Yangınlar, başlangıcından söndürülmesine kadar yangın amiri tarafından yönetilecek. Büyüme eğilimindeki olaylarda üst düzey orman yöneticileri sırasıyla koordinasyonu üstlenebilecek, büyük yangınlarda cephe amiri görevlendirilebilecek.
Valiler ve kaymakamlar, ihtiyaç halinde kamu kurumlarının araç, ekipman ve personelinin orman idaresinin yönetiminde çalışmasını sağlayacak. Askeri birlikler de mülki idare amirinin talebi üzerine imkanları ölçüsünde müdahaleye katılabilecek.
Söndürmeye katılan hava araçları için takip ve haberleşme sistemleri kullanılacak, ortak telsiz frekansı belirlenecek. Yangın bölgesinde uçuş güvenliğini tehdit eden dron ve benzeri araçların kullanılması kolluk kuvvetlerince engellenecek.
Yangın söndürme sırasında zarar gören ve gerekli belgelerle tespit edilen araç ve gereçlerin zararları devlet ormanlarında orman idaresince karşılanacak. Çalışmalar sırasında hayatını kaybeden veya yaralanan görevli ve gönüllüler ile kanuni mirasçıları ilgili kanun hükümlerinden yararlanabilecek.
Öte yandan, "Orman Yangınlarının Önlenmesi ve Söndürülmesinde Görevlilerin Görecekleri İşler Hakkında Yönetmelik" yürürlükten kaldırıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından bu yıl 23'üncüsü Trabzon'da düzenlenen İmam Hatipliler Kurultayı'na video mesaj gönderdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ÖNDER'in yöneticilerini, programa katılan öğretmenleri, akademisyenleri ve gençleri selamladığı mesajında, "Sizlerin şahsında gerek 81 ilimizdeki gerekse dünyanın farklı ülkelerindeki imam hatipli kardeşlerimin tamamına selamlarımı iletiyorum." diye konuştu.
Kurultaya davet edilmesi dolayısıyla teşekkür eden Erdoğan, kurultayın imam hatip camiası başta olmak üzere ülke ve millet için hayırlara vesile olmasını diledi.
Erdoğan, gönüllü kuruluşlardan eğitim kurumlarına, akademisyenlerden öğrencilere, öğretmenlerden mezunlara, imam hatip davasına gönül verenleri Trabzon'da buluşturan ÖNDER'i tebrik ederken, "Kurultay kapsamındaki panel ve oturumlarda ortaya konulacak fikir ve önerilerin geçmişle birlikte bugünü ve geleceği de kuşatan teklif ve değerlendirmelerin ortak vizyonumuza katkı sunmasını temenni ediyorum. İmam hatip okullarımızın kurulması, yaşatılması, güçlendirilmesi, bu güzide eğitim yuvalarının daha fazla gencimize ulaşması için mücadele vermiş tüm büyüklerimizi rahmetle, minnetle yad ediyorum. 75 yıllık bu mücadelenin bugünkü neferleri, taşıyıcıları ve sancaktarları olan siz değerli kardeşlerime Allah'tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum." ifadelerini kullandı.
İmam hatip okullarının başarılarına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Şunu bugün bir kez daha ve büyük bir gururla ifade etmek isterim. Milletimizin kurduğu, yaşattığı ve bugünlere getirdiği imam hatipler, başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ediyor. Savunma sanayisinden bürokrasiye, akademiden siyasete, özel sektörden sivil topluma kadar hemen her yerde imam hatip mezunu kardeşlerimiz büyük bir adanmışlıkla ülkemize hizmet ediyor. Önlerindeki suni engeller kaldırıldığında imam hatip mezunlarının neler başarabildiğine işte en son harp okullarımızın mezuniyet töreninde bir kere daha gururla şahit olduk. Liselere geçiş ve yükseköğretim kurumları sınavlarında okullarımız, aynı şekilde elde ettikleri başarılarla göz dolduruyor. Tüm bunları yasaklardan ve vesayetçi prangalardan kurtulan Türkiye'nin artık normalleştiğinin birer işareti olarak görüyoruz. Hangi okuldan mezun olursa olsun şuurlu, özgüvenli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinden ülkemiz ve geleceğimiz adına bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak büyük bahtiyarlık duyuyorum.”
İstiklal Marşı şairi merhum Mehmet Akif Ersoy'un, "Asım'ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek." mısralarıyla müjdesini verdiği bu gençliğin Türkiye'nin ve ümmetin teminatı olacağına yürekten inandığını belirten Erdoğan, "Sizlerden de nerede okursa okusun, hangi görüşe, kökene, kültüre sahip olursa olsun hiçbir ayrım yapmadan Türkiye'nin bütün gençlerini kardeşçe kucaklamanızı, tüm gençlerimizi bağrınıza basmanızı rica ediyorum." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin 86 milyon vatandaşıyla bir, beraber ve kardeş bir ülke olduğunun unutulmaması gerektiğini vurgulayarak, "İnşallah bu topraklarda nice asırlar boyunca kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz. Rabbim emeklerinizi zayi etmesin. Mücadele ve mücahede azminizi mukavim eylesin diyorum. Bu düşüncelerle ÖNDER 23. İmam Hatipliler Kurultayı'nın tekrar hayırlara vesile olmasını diliyor, sizleri Allah'a emanet ediyorum." ifadelerini kullandı.

Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili'ni seçmek üzere yapılan toplantı, meclise katılan üyelerde yeterli çoğunluk sağlanamadığı gerekçesiyle 8 Eylül Salı gününe ertelendi.
Belediye Meclisi, Meclis Birinci Başkanvekili Ali Aral'ın başkanlığında belediye binasındaki meclis salonunda toplandı.
Aral, yoklamanın ardından salonda 22 meclis üyesinin bulunduğunu belirterek, toplantının açılabilmesi için gerekli salt çoğunluğun sağlanamadığını ifade etti.
Toplantının ertelendiğini kaydeden Aral, "Biz, şu anda 22 kişiyiz. Bu sebepten ötürü toplantıyı 8 Eylül Salı günü sabah 09.00'a erteliyorum." dedi.
Salona basın mensupları alınmazken toplantı belediyenin internet üzerinden yaptığı çevrim içi yayından takip edildi.
Yoklama sırasında CHP Grubunun meclis üyelerinin toplantıya katılmadığı görüldü.

Gaziantep'in Nizip ilçesinde kullandığı motosiklet refüje ve ağaca çarpan 14 yaşındaki çocuk hayatını kaybetti. Bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Soruşturma kapsamında daha önce tanık olarak dinlenen doktor Nurettin Demirkol, beyanları ile 155 ihbar kaydı, HTS verileri ve diğer tanık anlatımları arasında çelişkiler tespit edilmesi üzerine “yalan tanıklık” suçundan şüpheli sıfatıyla yeniden ifade verdi.
Tutuklama talebiyle sevk edildiği Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliğinde sorgulanan Demirkol, “10 yıl önceki olayları net hatırlayamıyorum” savunması yaptı. Mahkeme ise HTS kayıtları, diğer tanıkların beyanları ve kolluk tutanaklarını dikkate alarak Demirkol’un tutuklanmasına karar verdi.
“İHBARI KİMİN YAPTIĞINI BİLMİYORUM” DEMİŞTİ
Dosyadaki en önemli çelişki, Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin yapılan 155 ihbarı üzerinden ortaya çıktı. Demirkol, 26 Ağustos 2026 tarihinde tanık sıfatıyla verdiği ilk ifadesinde, sağlık ve kolluk ekiplerini kimin aradığını bilmediğini, Denizolgun’un özel doktoru olmadığını ve ölümü şüpheli olarak değerlendirmediğini söylemişti.
Ancak Riva Polis Merkezi Amirliğinin hazırladığı 155 Acil Çağrı çözüm tutanağında, ihbarın Demirkol’un kullandığı telefon üzerinden yapıldığı, arayan kişinin kendisini ailenin hekimi olarak tanıttığı ve ölümün şüpheli olduğunu söylediği belirlendi.
Savcılık bu çelişkiyi Demirkol’a doğrudan sordu. Demirkol ise “Olay günü ben mi aradım, başkası mı aradı hatırlamıyorum. Başkası benim telefonumdan da aramış olabilir.” savunmasını yaptı.
“TELEFONUMU ORTADA BIRAKTIM”
Savcılık, Demirkol’a olay günü polislerle birkaç kez görüştüğünü hatırlamasına rağmen, ilk ihbarı kendisinin yapıp yapmadığını neden hatırlamadığını da sordu.
Demirkol, yakın zamanda baktığı hastaları dahi hatırlamakta zorlandığını ileri sürerek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğine dikkat çekti.
Şüpheli ayrıca olay yerinde telefonunu “ortada bıraktığını”, çiftliğe gelip giden kişilerden birinin de telefonundan ihbar yapmış olabileceğini savundu.
“AİLE DOKTORU MUYUM BİLMİYORUM”
Soruşturmada dikkat çeken bir başka başlık da Demirkol’un Denizolgun’la doktor-hasta ilişkisine ilişkin ifadeleri oldu. Demirkol daha önce “özel doktoru değildim” demişti.
Ancak olay yerine giden polis ve olay yeri inceleme görevlilerinin anlatımlarında, olay yerinde kendisini “aile doktoru” olarak tanıtan bir kişinin bulunduğuna ilişkin kayıtların yer aldığı belirtildi.
Bu durum sorulduğunda Demirkol “Maktulü 2-3 kere muayene ettim. Ancak aile doktoru nasıl olunur bilmiyorum. Bu tabirden neyin kastedildiğini bilmiyorum.” şeklinde savunma yaptı.
HTS KAYITLARI DA MASADA
Başsavcılık, Demirkol’un ilk ifadesindeki konum bilgileriyle HTS kayıtlarının da örtüşmediğini değerlendirdi. Demirkol, 26 Ağustos’taki ifadesinde olay günü Kısıklı’daki ikametinde bulunduğunu söylemişti.
Ancak savcılık sorgusunda kendisine, 6 Eylül 2016 saat 18.12’den 8 Eylül 2016 saat 17.46’ya kadar Kısıklı bölgesinde baz kaydının bulunmadığı bildirildi. Demirkol bu duruma “Benim iki gün baz kaydımın olmaması mümkün değildir. O gün ikametimdeydim. Baz kayıtlarının neden bu şekilde çıktığını bilmiyorum.” cevabını verdi.
ÖLÜMÜ GÖRDÜKTEN SONRA HASTANEYLE ARDIŞIK GÖRÜŞMELER
Savcılık ayrıca Demirkol’un, olay yerine gittiğinde Denizolgun’un zaten hayatını kaybettiğini söylediğini ancak HTS kayıtlarında 7 Eylül 2016 günü 21.16-21.42 saatleri arasında Hisar Hastanesi adına kayıtlı telefonla art arda görüşmeler yaptığının görüldüğünü bildirdi.
Bu görüşmelerin nedeni sorulan Demirkol “O gün yaptığım görüşmeleri hatırlamıyorum.” dedi.
HİLMİ TUNA KURİŞ DETAYI
Dosyada öne çıkan bir diğer isim ise Hilmi Tuna Kuriş oldu. Demirkol, ilk ifadesinde çiftliğe gittiğinde Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu söylemişti.
Ancak soruşturma dosyasındaki olay yeri inceleme raporunda Hilmi Tuna Kuriş’in de olay yerinde bulunduğuna ilişkin kayıt yer aldığı; HTS incelemesinde Kuriş’in 7 Eylül 2016 günü saat 20.56’da çiftliğin bulunduğu bölgeden baz verdiği tespit edildi.
Savcılık ayrıca Demirkol ile Hilmi Tuna Kuriş arasında aynı gece 21.13 ve devamında ardışık arama ve aranma kayıtları bulunduğunu belirledi. Bu kayıtlar sorulan Demirkol “O gün Hilmi Tuna Kuriş ile konuşup konuşmadığımı hatırlamıyorum. Gittiğimde orada olup olmadığını bilmiyorum.” dedi.
AHMET YUM, AHMET GÖKÇEN VE ALİHAN KURİŞ DE SORULDU
Savcılık sorgusunda Demirkol’a Ahmet Yum, Ahmet Gökçen ve Alihan Kuriş’in olay yerine gelip gelmediği de soruldu. Dosyadaki başka bir tanık anlatımında, olay yerine gelen adli tabibin doktorun yanında bir avukat bulunduğunu ve Alihan Kuriş’in olay yerinde olduğunu söylediği belirtildi.
Ayrıca Demirkol ile Ahmet Yum arasında 8 Eylül 2016 sabahı telefon görüşmesi kaydı bulunduğu kendisine hatırlatıldı. Demirkol ise bu isimlerin olay yerine gelip gelmediğini ve Ahmet Yum’la neden görüştüğünü hatırlamadığını savundu.
DEMİRKOL: “YALAN BEYANI KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUM”
Mahkemedeki sorgusunda Demirkol savcılık ifadesini tekrar ederek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğini ve ayrıntıları hatırlamasının mümkün olmadığını söyledi. Demirkol, yıllarca doktorluk yaptığını, çok sayıda hasta ve ölüm vakası gördüğünü belirterek “Yalan beyanı kesinlikle kabul etmiyorum. Problem 10 sene önceki olayı net hatırlayamamamdan kaynaklıdır.” şeklinde savunma yaptı.
Tanık ve şüpheli ifadelerinin stres altında alındığını da söyleyen Demirkol; migreni bulunduğunu, ilaçlarını alamadığını ve ifade süreçlerinde fiziksel olarak zorlandığını ileri sürdü.
“MAKTULÜN AĞZINDA SIZINTI VARDI”
Mahkeme sorgusunda Denizolgun’un bulunduğu andaki durumuna ilişkin de ayrıntılar veren Demirkol, olay yerine ulaştığında Denizolgun’un hayatını kaybetmiş olduğunu söyledi.
Demirkol, maktulün ağzında bir sıvı bulunduğunu ancak bunun kan mı yoksa başka bir sıvı mı olduğunu ayırt edemediğini, adli tıp uzmanı olmadığı için bu konuda kesin değerlendirme yapamayacağını ifade etti.
Ayrıca ölümün yeni olmadığını, vücutta şişme, sertlik ve ölüm morluklarını andıran bulgular bulunduğunu söyledi.
MAHKEME TUTUKLADI
Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliği ise savunmayı yeterli görmedi. Mahkeme kararında; olay yerindeki kişilerin geliş ve gidiş saatlerine ilişkin HTS raporları, Demirkol’un tanık sıfatıyla verdiği ifadeler, diğer tanıkların beyanları, kolluk tutanakları arasında çelişkiler bulunduğuna dikkat çekti.
Hâkimlik, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunduğunu, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağını değerlendirerek Nurettin Demirkol’un “yalan tanıklık” suçundan tutuklanmasına karar verdi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasında Arif Ahmet Denizolgun’un ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılmasına yönelik soruşturma sürüyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında 21 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon başlatıldı.
Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında ekipler, bu sabah belirlenen adreslere operasyon düzenledi.
Şüpheliler hakkında gözaltı, arama ve el koyma kararlarının uygulandığı bildirildi. Operasyonun devam ettiği öğrenildi.

Esenyurt’ta korsan taksicilik yaptığı belirlenen araca işlem yapan polis ekiplerine sürücü tarafından ateş açıldı. Saldırıda ağır yaralanan polis memuru Mehmet Ali Topatan, kaldırıldığı hastanede şehit oldu.
Olay, 4 Eylül 2026 saat 22.50 sıralarında Akevler Mahallesi Fatih Sultan Mehmet Caddesi üzerinde meydana geldi. Trafik uygulaması sırasında korsan taksicilik yaptığı tespit edilen araca işlem yapan ekiplerden polis memuru Mehmet Ali Topatan, araç sürücüsü Ekrem A.’nın silahlı saldırısında ağır yaralandı.
Saldırının ardından silahıyla intihar ettiği belirtilen Ekrem A. da ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Hastanede tedavi altına alınan polis memuru Mehmet Ali Topatan ise yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.

Cevizlik Mahallesi Muhasebeci Sokak'ta bulunan 6 katlı otelin birinci katında henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı. Kısa sürede büyüyen ve üst katlara sıçrayan yangında alevler binanın dış cephesini kapladı.
İhbar üzerine adrese itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Üst katlarda mahsur kalan 7 kişi itfaiye ekiplerince tahliye edildi. Yangında yaralanan 12 kişi, ambulanslarda ilk müdahale yapılarak hastaneye sevk edildi.

Yaklaşık bir saat süren çalışmaların ardından yangın kontrol altına alınarak söndürüldü.



Şarkıcı Tuğba Ekinci'nin de aralarında bulunduğu beş kişi, beş ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonla gözaltına alındı.
Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, eski Diyarbakır Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı'nın 8 Eylül'de tahliye olacağını açıkladı.
Selahattin Demirtaş: “Selçuk Mızraklı, 8 Eylül’de tahliye olacak” Medyascope
Üsküdar Belediye Meclisi'nde bugün yapılması planlanan başkanvekilliği seçimi, meclis çoğunluğu oluşmadığı için 8 Eylül'e ertelendi.
Üsküdar Belediye Başkanvekili seçimi 8 Eylül’e ertelendi Medyascope
Berhan Şimşek'le yaklaşık 9 yıl yaşayan Özlem Şanver, şiddete uğradığına dair görüntülerin ortaya çıkmasından sonra sessizliğini bozdu.
Gazeteci Enver Aysever'e konuşan Özlem Şanver, Şimşek'in CHP Genel Başkan Yardımcılığı'ndan istifasına yol açan görüntülerin 2025 yılının haziran ayına ait olduğunu söyledi.
Bu olaydan önce de şiddete maruz kaldığını ileri süren Şanver, darp raporu alarak şikayetçi olduğunu anımsattı.
"DÜZELECEK DEDİ, İNANDIM"
Berhan Şimşek'ten kaçmak için şehir değiştirdiğini öne süren Özlem Şanver, Şimşek'in peşinden gelerek kendisini ikna etmeye çalıştığını savundu.
İddialarına “'Düzelecek, özür dilerim' dedi. Tekrar bir araya geldik.” diye devam eden Şanver, Berhan Şimşek'in bu sözlerine inandığını ileri sürerek "Öyle zannediyorsunuz maalesef." diye konuştu.
"NEDEN AYRILMADIN" ELEŞTİRİLERİNE TEPKİ
Çevresinden gelen "Neden ayrılmadın?" şeklindeki eleştirilere tepki gösteren Özlem Şanver, şöyle konuştu:
“- Beni bu konuyla ilgili yargılayanlar oluyor. Yani 'Niye o zaman ayrılmadın?' Bu soruyu, bu değerlendirmeyi yapmak kimsenin hakkı değil. Niye ayrılmadım? E ayrılmadım, dayak mı yiyeyim yani? Ayrılmadım, şiddete mi uğrayayım? Biz öyle bir yerden bakamayız.”
Şanver, hukuki mücadeleyi sürdüreceğini de söyledi.
"BEN DUŞTAYKEN ÇİLİNGİRLE İÇERİ GİRDİLER"
Özlem Şanver yayında, mahkemenin uzaklaştırma kararının ardından yaşandığını ileri sürdüğü bir olayı da anlattı.
Şanver, kararın kendisine tebliğ edilmesinden iki gün sonra evde duşta olduğu sırada içeriye çilingirle girildiğini, Şimşek'in kendisine bir arkadaşı aracılığıyla "Özlem o evden çıksın, yoksa onu hapse attıracağım." diye mesaj gönderdiğini ileri sürdü.
Şanver, Berhan Şimşek'in siyasi kimliğini bir baskı aracı olarak kullandığını da savundu.
ŞİDDET GÖRÜNTÜLERİ SONRASI İSTİFA ETTİ
İstinaf mahkemesinin “mutlak butlan” kararı sonrası CHP'ye dönen Şimşek, görüntülerin ortaya çıkması sonrası Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etmişti.

Mayıs 2024'te yaptığı yayında konuşan Acarer, yaptığı ajanlığı itiraf ederek "Benim yaptığım haberler Alman emniyeti ve Alman İçişleri Bakanlığı tarafından özellikle isteniyor" demişti.
Erk Acarer hakkında CHP yandaşı Birgün gazetesinde yazarlık yaptığı dönemde şehit MİT mensubu ve cenazesine katılan meslektaşlarının kimlikleri ve faaliyetlerinin ifşa edilmesiyle ilgili dava kapsamında yakalama kararı çıkartılmıştı.

Tuğberk İmamoğlu isimli gemi, 2 Eylül'de Silivri'nin yaklaşık 18 deniz mili güneyinde Alsu gemisiyle çarpışmış ve kısa süre içinde batmıştı. Gemide olan 10 kişilik mürettebata henüz ulaşılamadı. Arama ve kurtarma faaliyetleri Deniz Kuvvetleri unsurlarının da katılımıyla devam ediyor.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı TCG Akın kurtarma ve yedekleme gemisi tarafından yapılan çalışmalarda daha önce batığın olduğu bölge tespit edilmişti. Milli Savunma Bakanlığı da geminin yerinin belirlendiğini duyurmuştu.
720 METRE DERİNLİKTE BULUNDU
Batığın kimliğinin kesin olarak tespit edilmesi için bölgeye ROV (uzaktan kumandalı su altı aracı) indirildi. Derin denizde görüntüleme yapan ROV, sonar tarama yapıp enkaz üstünde ilk olarak geminin “Tuğberk İmamoğlu” ismini görüntüledi.
NTV'nin haberine göre; geminin batığı, kaza bölgesinin 50 metre yakınında ve 720 metre derinlikte bulundu.
Su altına dalış yapan ROV cihazı su altında ilk olarak Tuğberk İmamoğlu gemisinin adını görüntüledi. Böylelikle enkazın bulunduğu yer kesinleşti.
KAPTANLAR TUTUKLANDI
Kazanın sonrasında ALSU gemisinin birinci kaptanı Ahmet Erarslan ile üçüncü kaptanı Murat Evciman, taksirle ölüme ve yaralanmaya sebep olma suçundan tutuklandı.
Her iki kaptan da ifadelerinde Tuğberk İmamoğlu’nun kendilerine çarptığını iddia etti.
Üçüncü kaptan Evciman, kazadan sadece bir gün önce gemiye katıldığını ve yedi aylık denizcilik tecrübesinin olduğunu söyledi.
KAZA NASIL GERÇEKLEŞTİ?
Silivri açıklarındaki gemi kazasının bilirkişi raporu, önemli bilgiler içeriyor.
Kazanın hemen sonrasında yapılan açıklamalar Alsu'nun, Tuğberk İmamoğlu adlı geminin batmasına sebep olduğuna, ikaza karşın bir dizi tehlikeli manevra yaptığına yönelikti.
Hazırlanan ilk bilirkişi raporu, iki geminin de personel ve seyir cihazlarında problem yaşadığını, kazanın neredeyse kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.
Raporda kazanın gelişimi şu şekilde aktarıldı:
Kaza sırasında Alsu gemisinde 3. Kaptan olarak Murat Evciman görev yapıyordu. Bu görev Evciman'ı bu gemideki ilk vardiya nöbetiydi. Evciman gemideki seyir cihazlarını tanımıyordu.
Alsu gemisinde saat 03.10'de görevli bir stajyer gözcü vardı. Bu esnada kaptan dahil tüm personel uyuyordu.
Kaptan Ahmet Eraslan da uyuyordu ve saat 03.20 gibi uyanarak durumu anlamaya çalıştı.
MANEVRALARI TEK TEK ORTAYA ÇIKARILDI
Bilirkişi raporunda iki geminin kaza öncesi manevralarına da yer verildi. Raporda manevraların dakika dakika gelişimi şu şekilde aktarıldı:
Kazadan kısa süre önce, saat 03.08 civarında Tuğberk İmamoğlu gemisi, AIS verisi göndermiyordu. Bu cihaz, otomatik tanımlama sistemi olarak biliniyor ve geminin rotasını çevredeki gemilere haber veriyor. İmamoğlu gemisi bu veriyi göndermediği için çevredeki gemiler için görünmez ve tanınmaz duruma geldi.
Kazadan 5 dakika önce, yani saat 03.08 ile 03.09 arasında, Alsu gemisindeki 3. Kaptan Evciman, Tuğberk İmamoğlu gemisiyle temasa geçti. Tuğberk İmamoğlu, Alsu'dan “iskeleye kaçmasını” yani dümeni sola kırmasını istedi.
Alsu bu istek üzerine, rotasını kendi soluna doğru çevirmeye başladı.
Alsu rotasını çevirirken Tuğberk İmamoğlu ECDIS sisteminden kayboldu. Elektronik Harita Görüntüleme ve Bilgi Sistemi olarak bilinen bu sistem, haritalar yerine kullanılıyor.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) tarafından işletilen ve özelleştirme kapsam ve programında bulunan otoyol ile köprülere yönelik çalışmaların kamu varlıklarının satışını değil, mülkiyetin devlette kalması kaydıyla işletme hakkının belirli bir süre için devredilmesini esas alan bir modelin değerlendirilmesine yönelik olduğunu bildirdi.
KGM'nin sorumluluğunda olan üç otoyol ve bağlantı yolları ile bunlar üzerinde bulunan bakım ve işletme tesisleri, hizmet tesisleri, ücret toplama merkezleri ve yük aktarma merkezleri gibi diğer mal ve hizmet birimleri ile varlıklarının özelleştirme kapsam ve programına alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.
ÖİB'nin internet sitesinden, söz konusu otoyol ve köprülere ilişkin açıklama yapıldı.
Açıklamada, KGM tarafından işletilen otoyol ve köprülere yönelik teknik, hukuki ve mali hazırlık çalışmalarının ilgili kurumlarla koordinasyon içinde sürdürüldüğü ifade edildi.
"ÖNCELİK GELİR ELDE ETMEK DEĞİL, OTOYOLLARDA HİZMET KALİTESİNİ YÜKSELTMEK"
Bahse konu rutin hazırlık çalışmalarının "kamu varlıklarının satışını değil, mülkiyetin devlette kalması kaydıyla işletme hakkının belirli bir süre için devredilmesini esas alan bir modelin değerlendirilmesine" yönelik olduğu belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Bu modelde öncelik gelir elde etmek değil, otoyollarda hizmet kalitesini yükseltmek, bakım ve yatırımları hızlandırmak ve işletme verimliliğini artırmaktır. Diğer yandan, kamuoyunda otoyolların yıllık 600 milyon dolar kar ettiği ve 30 yıllık toplam karın 18 milyar dolara ulaştığı yönünde eksik ve yanıltıcı değerlendirmeler yapılmaktadır. Oysa 600 milyon dolar kar değil, gelirdir. Bu tutarın yaklaşık 300 milyon doları bakım ve onarım giderlerine ayrılmaktadır. Ayrıca önemli tutarda yatırım ve yenileme harcamaları ile personel ve işletme giderleri bulunmaktadır. Tüm bu maliyetler göz ardı edilerek yapılan hesaplamalar, otoyolların gerçek ekonomik değerini yansıtmamakta ve kamuoyunu yanıltmaktadır."
Açıklamada, "Bu nedenle 600 milyon doların doğrudan 30 yıl ile çarpılarak '30 yıllık kar' veya 'kamu zararı' hesabı yapılması teknik ve mali açıdan geçerli değildir. Altyapı değerlemelerinde trafik projeksiyonları, bakım ve yenileme yatırımları, işletme ve personel giderleri, finansman maliyetleri ve riskler birlikte dikkate alınır." ifadesi kullanıldı.
'ÜCRETLİ OALCAK' İDDİALARINA CEVAP
Yürütülen çalışmaların temel amacının, hizmet kalitesini artırmak, bakım ve yatırımları hızlandırmak, işletme verimliliğini yükseltmek ve sürdürülebilir bir altyapı yönetimi oluşturmak olduğu ifade edilen açıklamada, ücretsiz otoyolların ücretli hale getirilmesi, geçiş ücretlerine ilişkin ilave bir artış kararı ve çalışanların mevcut haklarını kaybetmesine yol açacak herhangi bir kararın bulunmadığının altı çizildi.
Açıklamada, bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı'nın, özelleştirme ihalesine çıkılmasını ifade etmeyip, yapılacak işlemler konusunda ÖİB'yi yetkilendirdiği vurgulanarak, sürecin tüm aşamalarının Başkanlık tarafından ilgili mevzuat çerçevesinde, şeffaflık, rekabet ve hesap verebilirlik ilkeleri esas alınarak yürütüldüğü belirtildi.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Biz sadece devlet memuru olarak, kamu personeli olarak öğretmen arkadaşlarımızın toplumsal rollerine uygun olan, itibarlarını zedelemeyecek şekilde giyinmelerini, bu şekilde giyinen nadir bir, iki örneğin de öğretmen arkadaşlarımızın itibarına zarar vermemesi için bir tedbir aldık. Bu konuda kararlıyız." dedi.
Tekin, Karadeniz Teknik Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen 23. İmam Hatipliler Kurultayı öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, imam hatiplerin model olarak dünyada eşi benzeri olmadığını belirterek, "Hem pozitif bilimlerle ilgili eğitimi hem de İslami eğitimi aynı anda veren Türkiye'ye özgü, Türkiye'nin kendi koşullarına göre üretilen bir model. O yüzden bu modeli hayata geçiren rahmetli Tevfik İleri ve Adnan Menderes ile başlayan bütün bu süreçte emeği geçenlere de teşekkür etmek istiyorum. Model kurgulanmış. Biz de şimdi bu modeli daha ileriye taşıyabilecek adımlar atıyoruz Milli Eğitim Bakanlığı olarak." diye konuştu.
İmam hatip okullarını hem niteliği artıracak hem de program çeşitliliğini sağlayacak ve bütün bu yönleriyle de dünyada doldurduğu misyonu hakkıyla temsil edecek, farklı ülkelere örnek olacak hale dönüştürmeye çalıştıklarını aktaran Tekin, şu değerlendirmede bulundu:
"Bu süreçte de biz hem akademik çevrelerle hem Diyanet İşleri başta olmak üzere kamu kurumlarımızla hem de ÖNDER başta olmak üzere sivil toplum örgütleriyle yakın bir çalışma içerisindeyiz. Bu genel kurul da bizim bu anlamda imam hatip okullarıyla ilgili çizdiğimiz, tasarladığımız şeyler konusunda sivil toplumla hem bir dayanışma hem de bir istişare zemini oluşturuyor. O yüzden bugün burada hem arkadaşlarımızın heyecanını paylaşmış olacağız hem Diyanet İşleri Başkanımızla beraber karşılıklı işbirliği imkanlarımızı değerlendirmiş olacağız hem de ÖNDER gibi imam hatip camiasına, imam hatip davasına önderlik eden bir sivil toplum örgütüyle karşılıklı işbirliği imkanlarımızı istişare edeceğiz."
Bakan Tekin, öğretmenlerin kılık kıyafet düzenlemesini de içeren kararla ilgili soru üzerine, şunları kaydetti:
"Bizim kültürümüzde, toplumsal yapımızda öğretmen toplumun önderi olarak kabul edilir. Öğretmen, çocuklarımızın rol modeli olarak görülür. Öğretmen çocuklara anlattığı bilgilerle, yaşantısıyla örnek olur. Bu anlamda öğretmen arkadaşlarımızın kılık kıyafet açısından da öğrencilerimize örnek olacak şekilde giyinebileceklerini, giyinmelerini biz kendilerine hatırlatıyoruz. Bakın altını çizerek söylüyorum, bu bir hatırlatmadır. Çünkü zaten cari mevzuata göre öğretmenler kamu personeli olarak kabul edildiği için devlet memurlarının, kamu personelinin kılık kıyafetle ilgili olarak uymak zorunda oldukları mevzuata zaten uyacaklar. Şimdi birileri çıkıyor, sendikalar, siyasi partiler eleştirilerini dile getiriyorlar. Ben de onlara şunu soruyorum. Bizim genelgemizde, benim görmediğim, sizin sendikanızda nasıl giyineceğinize dair bir ifade mi var? Ben sizin sendikadaki çalışan kişilerin kılığına, kıyafetine karışmıyorum. Bu genelge de karışmıyor. Bu genelge ne bir siyasi partinin, partisinin içerisindeki insanların kılığını, kıyafetini düzenliyor ne de bir sendikanın içindeki insanların kılıklarına, kıyafetlerine karışıyor. Bu genelge sadece öğretmen arkadaşlarımıza ki öğretmen arkadaşlarımızla ilgili de şunu söyleyeyim, öğretmenlerimizin tamamına yakını zaten öğretmene yakışır şekilde giyiniyor. Ben hepsine teşekkür ediyorum. Orada problemimiz yok."
Bakan Yusuf Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ama bir tane kötü örnek, işte şurada herhangi bir ülkenin reklamını taşıyan, bayrağını taşıyan bir tişörtle sınıfa giren bir öğretmen otomatikman o çocuklara bir başka ülkenin reklamını yapmış oluyor, bir başka ülkenin tanıtımını yapmış oluyor ve çocuklarımıza kötü örnek oluyor. Bir tane örnek, bir tane öğretmen, 1,2 milyon öğretmenimizin hepsinin bir anda emeğinin önüne geçiyor. Bizim şu anda yaptığımız şey ne sendikalardaki kılık kıyafete karışıyoruz ne de başka bir şeye karışıyoruz. Biz sadece devlet memuru olarak, kamu personeli olarak öğretmen arkadaşlarımızın toplumsal rollerine uygun olan, itibarlarını zedelemeyecek şekilde giyinmelerini, bu şekilde giyinen nadir bir, iki örneğin de öğretmen arkadaşlarımızın itibarına zarar vermemesi için bir tedbir aldık. Bu konuda kararlıyız. Dün itibarıyla da bunlarla ilgili bir kılavuz okullarda paylaştık. Bizim derdimiz çocuklarımızın eğitim öğretim niteliğini artıracak tedbirler almak. Bu da öğretmenlerin itibarını korumaktan, öğretmen arkadaşlarımızın itibarına zarar verecek kötü uygulamaları ortadan kaldırmaktan geçiyor. Bu tedbirimiz de onunla alakalı."
"BUGÜNLERE ÇOK BÜYÜK FEDAKARLIKLARLA GELİNMİŞTİR"
Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş da imam hatip neslinin ülkedeki misyonu, vizyonu ve bütün çalışmalarıyla din eğitimi ve din hizmetleri alanında Diyanet İşleri Başkanlığının en büyük kaynağı olan kurumların başında geldiğini söyledi.
İmam hatiplerin bugünlere çok önemli zaman dilimlerinden geldiğine işaret eden Arpaguş, "Bugünlere çok büyük fedakarlıklarla gelinmiştir. Bugün elhamdülillah gerek Diyanet İşleri Başkanlığımız, gerekse Milli Eğitim Bakanlığımız bünyesinde imam hatip neslinin din eğitimi ve din hizmetleri konusunda ülkemize ciddi katkı sağladığını ve bu hizmetlerde kaynaklık ettiğini görüyoruz. Aslında imam hatip nesli geçmişten günümüze geleneğimizin, inancımızın, medeniyetimizin değerlerini topluma kazandırmaya çalışan bir eğitim öğretim hizmetinin toplum vasatına yayılmış hali olarak karşımıza çıkıyor." dedi.
Arpaguş, şu değerlendirmede bulundu:
"Buradaki hizmetlerde, özellikle devlet kurumlarımız, Diyanet İşleri Başkanlığımız, Milli Eğitim Bakanlığımız, bunun yanında ÖNDER gibi imam hatiplerle ilgili sivil toplum kuruluşlarımızdaki bütün çalışmalarda hedef ateşi canlı tutmak, külleri savurmak değil. Dolayısıyla çok büyük fedakarlıklarla tutuşturulmuş, yakılmış bu meşalenin ilelebet ülkemizin inancı, kültürü ve geleneğini canlı tutabilmemiz, gelecek nesillerimizi inşa edebilmemiz adına ayakta kalması ve güncellenerek günün şartlarına uygun bir şekilde nesillerimizi yetiştirebilmemiz için önemli. Ve tabii bir başka husus da nesillerimizi günümüzün modern dünyasının açmazlarıyla, çıkmazlarıyla, inanç problemleriyle karşılaşıldığında bunların sağlam, kendi inanç dünyamız, medeniyetimiz ve kültürümüzün kodlarında gençlerimizi, nesillerimizi ve insanımızı eğitim öğretim süreçleriyle birlikte ayakta tutma gayretimiz. Dolayısıyla imam hatip liselerimiz ve imam hatip neslimiz bu ülkenin hamurunda, mayasında o geleneksel insanımızın profilini ortaya çıkaran önemli kurumlar. Cenabıhak'tan bu kurumların ilelebet bu ülkeye, insanlığa ve İslam ümmetine hizmet etmesini diliyorum."

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un şüpheli ölümüne ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada kritik gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. 2016'da hayatını kaybeden Denizolgun'un doktoru Nurettin Demirkol 'yalan tanıklık' suçlamasıyla tutuklanırken, ifadesindeki detaylar dikkat çekti.
"10 YIL ÖNCE OLAN OLAYI HATIRLAMIYORUM"
Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliğinde sorgulanan Demirkol, “10 yıl önceki olayları net hatırlayamıyorum” savunması yaptı. Mahkeme ise HTS kayıtları, diğer tanıkların beyanları ve kolluk tutanaklarını dikkate alarak Demirkol’un tutuklanmasına karar verdi.
"BAŞKASI BENİM TELEFONUMDAN ARAMIŞ OLABİLİR"
Dosyadaki en önemli çelişki, Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin yapılan 155 ihbarı üzerinden ortaya çıktı. Demirkol, 26 Ağustos 2026 tarihinde tanık sıfatıyla verdiği ilk ifadesinde, sağlık ve kolluk ekiplerini kimin aradığını bilmediğini, Denizolgun’un özel doktoru olmadığını ve ölümü şüpheli olarak değerlendirmediğini söylemişti.
Ancak Riva Polis Merkezi Amirliğinin hazırladığı 155 Acil Çağrı çözüm tutanağında, ihbarın Demirkol’un kullandığı telefon üzerinden yapıldığı, arayan kişinin kendisini ailenin hekimi olarak tanıttığı ve ölümün şüpheli olduğunu söylediği belirlendi.
Savcılık bu çelişkiyi Demirkol’a doğrudan sordu. Demirkol ise “Olay günü ben mi aradım, başkası mı aradı hatırlamıyorum. Başkası benim telefonumdan da aramış olabilir.” savunmasını yaptı.
“TELEFONUMU ORTADA BIRAKTIM”
Savcılık, Demirkol’a olay günü polislerle birkaç kez görüştüğünü hatırlamasına rağmen, ilk ihbarı kendisinin yapıp yapmadığını neden hatırlamadığını da sordu.
Demirkol, yakın zamanda baktığı hastaları dahi hatırlamakta zorlandığını ileri sürerek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğine dikkat çekti.
Şüpheli ayrıca olay yerinde telefonunu “ortada bıraktığını”, çiftliğe gelip giden kişilerden birinin de telefonundan ihbar yapmış olabileceğini savundu.
PEŞ PEŞE ÇELİŞKİLİ İFADELER
Soruşturmada dikkat çeken bir başka başlık da Demirkol’un Denizolgun’la doktor-hasta ilişkisine ilişkin ifadeleri oldu. Demirkol daha önce “özel doktoru değildim” demişti.
Ancak olay yerine giden polis ve olay yeri inceleme görevlilerinin anlatımlarında, olay yerinde kendisini “aile doktoru” olarak tanıtan bir kişinin bulunduğuna ilişkin kayıtların yer aldığı belirtildi.
Bu durum sorulduğunda Demirkol “Maktulü 2-3 kere muayene ettim. Ancak aile doktoru nasıl olunur bilmiyorum. Bu tabirden neyin kastedildiğini bilmiyorum.” şeklinde savunma yaptı.
HTS KAYITLARI DA MASADA
Başsavcılık, Demirkol’un ilk ifadesindeki konum bilgileriyle HTS kayıtlarının da örtüşmediğini değerlendirdi. Demirkol, 26 Ağustos’taki ifadesinde olay günü Kısıklı’daki ikametinde bulunduğunu söylemişti.
Ancak savcılık sorgusunda kendisine, 6 Eylül 2016 saat 18.12’den 8 Eylül 2016 saat 17.46’ya kadar Kısıklı bölgesinde baz kaydının bulunmadığı bildirildi. Demirkol bu duruma “Benim iki gün baz kaydımın olmaması mümkün değildir. O gün ikametimdeydim. Baz kayıtlarının neden bu şekilde çıktığını bilmiyorum.” cevabını verdi.
"YAPTIĞIM GÖRÜŞMELERİ HATIRLAMIYORUM"
Savcılık ayrıca Demirkol’un, olay yerine gittiğinde Denizolgun’un zaten hayatını kaybettiğini söylediğini ancak HTS kayıtlarında 7 Eylül 2016 günü 21.16-21.42 saatleri arasında Hisar Hastanesi adına kayıtlı telefonla art arda görüşmeler yaptığının görüldüğünü bildirdi.
Bu görüşmelerin nedeni sorulan Demirkol “O gün yaptığım görüşmeleri hatırlamıyorum.” dedi.
HİLMİ TUNA KURİŞ'LE GÖRÜŞMESİNİ DE HATIRLAMADI
Dosyada öne çıkan bir diğer isim ise Hilmi Tuna Kuriş oldu. Demirkol, ilk ifadesinde çiftliğe gittiğinde Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu söylemişti.
Ancak soruşturma dosyasındaki olay yeri inceleme raporunda Hilmi Tuna Kuriş’in de olay yerinde bulunduğuna ilişkin kayıt yer aldığı; HTS incelemesinde Kuriş’in 7 Eylül 2016 günü saat 20.56’da çiftliğin bulunduğu bölgeden baz verdiği tespit edildi.
Savcılık ayrıca Demirkol ile Hilmi Tuna Kuriş arasında aynı gece 21.13 ve devamında ardışık arama ve aranma kayıtları bulunduğunu belirledi. Bu kayıtlar sorulan Demirkol “O gün Hilmi Tuna Kuriş ile konuşup konuşmadığımı hatırlamıyorum. Gittiğimde orada olup olmadığını bilmiyorum.” dedi.
AHMET YUM, AHMET GÖKÇEN VE ALİHAN KURİŞ DE SORULDU
Savcılık sorgusunda Demirkol’a Ahmet Yum, Ahmet Gökçen ve Alihan Kuriş’in olay yerine gelip gelmediği de soruldu. Dosyadaki başka bir tanık anlatımında, olay yerine gelen adli tabibin doktorun yanında bir avukat bulunduğunu ve Alihan Kuriş’in olay yerinde olduğunu söylediği belirtildi.
Ayrıca Demirkol ile Ahmet Yum arasında 8 Eylül 2016 sabahı telefon görüşmesi kaydı bulunduğu kendisine hatırlatıldı. Demirkol ise bu isimlerin olay yerine gelip gelmediğini ve Ahmet Yum’la neden görüştüğünü hatırlamadığını savundu.
“YALAN BEYANI KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUM”
Mahkemedeki sorgusunda Demirkol savcılık ifadesini tekrar ederek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğini ve ayrıntıları hatırlamasının mümkün olmadığını söyledi. Demirkol, yıllarca doktorluk yaptığını, çok sayıda hasta ve ölüm vakası gördüğünü belirterek “Yalan beyanı kesinlikle kabul etmiyorum. Problem 10 sene önceki olayı net hatırlayamamamdan kaynaklıdır.” şeklinde savunma yaptı.
Tanık ve şüpheli ifadelerinin stres altında alındığını da söyleyen Demirkol; migreni bulunduğunu, ilaçlarını alamadığını ve ifade süreçlerinde fiziksel olarak zorlandığını ileri sürdü.
“MAKTULÜN AĞZINDA SIZINTI VARDI”
Mahkeme sorgusunda Denizolgun’un bulunduğu andaki durumuna ilişkin de ayrıntılar veren Demirkol, olay yerine ulaştığında Denizolgun’un hayatını kaybetmiş olduğunu söyledi.
Demirkol, maktulün ağzında bir sıvı bulunduğunu ancak bunun kan mı yoksa başka bir sıvı mı olduğunu ayırt edemediğini, adli tıp uzmanı olmadığı için bu konuda kesin değerlendirme yapamayacağını ifade etti.
Ayrıca ölümün yeni olmadığını, vücutta şişme, sertlik ve ölüm morluklarını andıran bulgular bulunduğunu söyledi.
MAHKEME TUTUKLADI
Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliği ise savunmayı yeterli görmedi. Mahkeme kararında; olay yerindeki kişilerin geliş ve gidiş saatlerine ilişkin HTS raporları, Demirkol’un tanık sıfatıyla verdiği ifadeler, diğer tanıkların beyanları, kolluk tutanakları arasında çelişkiler bulunduğuna dikkat çekti.
Hâkimlik, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunduğunu, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağını değerlendirerek Nurettin Demirkol’un “yalan tanıklık” suçundan tutuklanmasına karar verdi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasında Arif Ahmet Denizolgun’un ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılmasına yönelik soruşturma sürüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan Resmi Gazete kararına göre, 35 ile yeni müftü ataması gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanı kararıyla:
Bilecik İl Müftüsü: Ahmet Dilek
Karabük İl Müftüsü: Ali Erhun
Kocaeli İl Müftüsü: Mehmet Sönmezoğlu
Nevşehir İl Müftüsü: Kazım Güzel
Zonguldak İl Müftüsü: Halil Demir
Konya İl Müftüsü: Ali Öge görevden alındı.
Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre 35 ile atanan yeni müftüler şu şekilde:
Adana: Lütfü İmamoğlu
Afyonkarahisar: Ali Hayri Çelik
Aksaray: Ali Efe
Aydın: Seyfullah Çakır
Bartın: Mehmet Çelebi
Bayburt: Basri Bektaş
Bilecik: Yusuf Dikmen
Bitlis: Ömer Keskin
Bolu: Selçuk Kılıçbay
Burdur: Paşa Bektaş
Diyarbakır: İsmail Fakirullahoğlu
Erzincan: Selim Yazıcı
Giresun: Hüseyin Okuş
Gümüşhane: Faruk Gürbüz
Hakkari: Recep Eren
Iğdır: Alettin Bozkurt
Isparta: Yusuf Eviş
Karabük: Mustafa Yavuz
Karaman: Muharrem Biçer
Kars: Selami Aykul
Kırklareli: Veysel Işıldar
Kilis: Zahit Demirel
Kocaeli: Hüseyin Demirtaş
Konya: Celal Büyük
Kütahya: Hasan İzmirli
Nevşehir: Hayri Erenay
Niğde: Yavuz Yıldız
Rize: İlyas Yılmaztürk
Samsun: Hasan Güneş
Sinop: Mehmet Arslaner
Şanlıurfa: Mehmet Sırrı Şık
Tunceli: Fethullah Yavuz
Van: Kadir Koçak
Yalova: Naci Çakmakçı
Zonguldak: Bayram Danacı

Kararla, Kültür ve Turizm Bakanlığında açık bulunan Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcılığına Hüseyin Yalçın Çakar atandı.
Bakanlığın, Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürü Ayhan Gök, Bolu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne İbrahim Emre Gürsoy ve Şırnak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne Celal Baz getirildi.
Vakıflar Genel Müdürlüğünde açık bulunan Erzurum Vakıflar Bölge Müdürlüğüne Murat Uslu atandı.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığına ise yeniden Derya Örs atandı.
Kararla, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kırklareli İl Müdürü Bilgin Özbaş ve Muğla İl Müdürü Yakup Kütük görevinden alındı.
Bakanlığın, Muğla İl Müdürlüğüne Nevşehir İl Müdürü Mahmut Selçuk, Nevşehir İl Müdürlüğüne Ankara İl Müdürü Cüneyd Özdemir, Ankara İl Müdürlüğüne Artvin İl Müdürü Nevim Öz, Adıyaman İl Müdürlüğüne Mesut Polat, Kilis İl Müdürlüğüne Çetin Tutaş getirildi.
Öte yandan kararla, Milli Savunma Bakanlığı Teknik Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Murat Soykan görevinden alındı.
Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığında açık bulunan Doğu Bölge Müdürlüğüne ise Cengiz Altaş'ın ataması yapıldı.
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde açık bulunan Genel Sekreter Yardımcılığına Tuğgeneral Murat Yetiş getirildi.
Toplu Konut İdaresi Başkanlığında açık bulunan 1. Hukuk Müşavirliğine ise Verda Gülsen Yaşar atandı.

Kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen yapıya yönelik yürütülen soruşturma kapsamında daha önce adli kontrol şartıyla serbest bırakılan İrfan Yılmaz hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
Adli kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından yapılan incelemelerde, Yılmaz adına kayıtlı şirketler üzerinden şüpheli işlemler gerçekleştirildiği tespit edildi.
Bu tespitlerin ardından 5 şirket hakkında el koyma kararı alındı. İrfan Yılmaz hakkında ise “suç örgütüne üye olma”, “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlarından gözaltı kararı verildi.
Hakkında gözaltı kararı çıkarılmasının ardından yapılan incelemede İrfan Yılmaz’ın firar ettiği tespit edildi. Bunun üzerine Yılmaz hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
Yılmaz, soruşturmanın önceki aşamasında gözaltına alınan ve daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan isimler arasında yer alıyordu.
İrfan Yılmaz’ın adı soruşturmanın önceki aşamalarında da gündeme gelmişti. Yılmaz’ın, şirkete ait binada ele geçirildiği belirtilen 206 kilogram altının haber ve internet sitelerinden kaldırılmasına yönelik girişimde bulunduğu iddiası kamuoyuna yansımıştı.
Soruşturmanın ilk aşamasında İstanbul, Ankara ve Antalya’nın da aralarında bulunduğu 17 ilde eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, aralarında yapının lideri olduğu öne sürülen Alihan Kuriş’in de bulunduğu 49 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Şüpheliler hakkında “suç örgütü kurma ve yönetme”, “suç örgütüne üye olma”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve "Vergi Usul Kanunu’na muhalefet" suçlamaları yöneltilmişti.
Soruşturmanın ilerleyen aşamasında Kuriş’in de aralarında bulunduğu 32 kişinin tutuklandığı, 6 kişinin ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı bildirilmişti.
MASAK raporlarında ise yapıyla bağlantılı kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar lirayı aşan para trafiği bulunduğu iddia edilmişti.



ÖSYM'den yapılan açıklamaya göre, sınav, KKTC'nin başkenti Lefkoşa ve 81 ilde toplam 145 sınav merkezinde düzenlenecek. Genel Yetenek-Genel Kültür oturumu 120 sorudan oluşacak, adaylara 130 dakika cevaplama süresi verilecek.
Saat 10.15'te başlayacak sınav için adaylar, saat 10.00'dan sonra binalara alınmayacak. Sınav saat 12.25'te sona erecek. Ek süre kullanması uygun görülen engelli adaylar 30 dakikaya kadar ilave sürelerini kullanabilecek.
Kimlik kartını kaybeden, nüfus cüzdanı olmayan veya nüfus cüzdanında kimlik numarası ve fotoğraf bulunmayan adaylar için il ve ilçe nüfus müdürlükleri, pazar günü açık tutulacak.
Adayların sınavlara girecekleri yer bilgisini gösteren sınava giriş belgeleri ÖSYM'nin "ais.osym.gov.tr" adresinde erişime açıldı.
KPSS Lisans sonuçları 7 Ekim'de açıklanacak. Sonuçlar, açıklanmasından itibaren iki yıl süreyle geçerli olacak.
KPSS Alan Bilgisi Sınavları ise 12-13 Eylül'de üç oturum şeklinde yapılacak. 12 Eylül Cumartesi günü saat 10.15'te başlayacak birinci oturum, Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri alanlarında yapılacak.
İkinci oturum 12 Eylül'de saat 14.45'te başlayacak ve Hukuk, İktisat ile Maliye alanlarında yapılacak. İşletme, Muhasebe ve İstatistik alanlarında yapılacak üçüncü oturum ise 13 Eylül Pazar günü saat 10.15'te başlayacak.
KPSS Ön Lisans 4 Ekim'de, KPSS Ortaöğretim 25 Ekim'de, KPSS Din Hizmetleri Alan Bilgisi Testi (DHBT) ise 1 Kasım'da yapılacak.
- 1 milyon 708 bin 329 aday başvurdu
Açıklamada görüşlerine yer verilen ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy, Genel Yetenek-Genel Kültür oturumu ile KPSS maratonunun başlayacağını belirterek, "Genel Yetenek-Genel Kültür oturumuna 1 milyon 708 bin 329 aday başvurdu." bilgisini verdi.
Sınava 6 bin 197 engelli adayın katılacağını aktaran Ersoy, "Sınava başvuran gaziler ile şehit ve gazilerin eş ve çocukları sınav ücretinden muaf tutulurken, 5 bin 763 aday bu haktan yararlandı. Ayrıca hükümlü veya tutuklu olarak bulunan ve sınava başvuran 258 aday Genel Yetenek-Genel Kültür oturumuna katılacak. Ceza infaz kurumlarında sınava uygun hale getirilen 89 bina, sınav binası olarak kullanılacak." açıklamasını yaptı.
Ersoy, sınavın adaylar açısından güvenli ve sağlıklı bir ortamda gerçekleşmesi amacıyla tüm hazırlıkların tamamlandığını vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı:
"4 bin 724 binada toplam 89 bin 646 salonda gerçekleştirilecek uygulamada, Genel Yetenek-Genel Kültür oturumunda toplam 232 bin 233 görevli yer alacak. Sınav güvenliğinin sağlanması için 18 bin 446 emniyet görevlisi sahada olacak. Sınav sürecinin sorunsuz şekilde yürütülmesi için kamu kurumlarıyla koordinasyon kesintisiz şekilde sağlanıyor. Adayların sınav merkezlerine ulaşımından sınav binalarındaki düzene kadar tüm süreç planlı şekilde yürütülüyor. Adayların huzurlu bir ortamda sınava girebilmeleri için tüm hazırlıklar gözden geçiriliyor."
Adayların sınava giriş belgelerindeki bina ve salon bilgilerini önceden kontrol etmeleri gerektiğine işaret eden Ersoy, "Sınavdan önce sınava girecekleri binaları görmeleri adayların faydasına olacaktır. Adaylar saat 10.00'dan sonra sınav binalarına alınmayacaklar. Adayların sınav binalarına erken gelmeleri, yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçecektir. Sınavın güvenli ve sorunsuz tamamlanması için adayların ÖSYM tarafından belirtilen kurallara dikkat etmesi gerekmektedir. Tüm adaylara şimdiden başarılar dilerim." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararlarına göre Sayıştay Başsavcılığına, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2, 3 ve 7'nci maddeleri gereğince Sayıştay Savcısı Recep Çevik getirildi.

Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile büyükelçilik atamaları gerçekleştirildi.
Buna göre; Burundi Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Haydar Kerem Divanlıoğlu, Filipinler Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Kaan Esener, Finlandiya Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Ayşe Hilal Sayan Koytak, Bahreyn Krallığı Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Necati Sancaktutan, Umman Sultanlığı Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Hüsayin Ergani, Namibya Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Fikriye Aslı Güven, Kore Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Fatih Yıldız, Sudan Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Fahri Türker Oba, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Alper Aktaş, Somali Federal Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Ferhat Alkan, Gambiya Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Özgür Gökmen, Mozambik Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Ayça Oşafoğlu İnam atandı.
Ayrıca Burundi Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Alp Işıklı ve Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Fatih Ulusoy merkeze alındı.
