Okuma görünümü

Dışişleri Bakanı Fidan: “SDG”, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalıdır

AA

ANKARA (AA) – Fidan, TRT World’de yayınlanan “One on One” programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Gazze Şeridi’nde ateşkese ve henüz ikinci aşamaya geçilmemesine ilişkin Fidan, bu ateşkesin Türkiye için çok değerli olduğunu belirterek, Gazze’de son 2 yıldır yaşanan dehşete, insanlık trajedisine ve soykırıma tanıklık ettiklerini hatırlattı.

Fidan, bu ateşkese ulaşmak için çok çaba gösterdiklerine işaret ederek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi eylülde New York’ta ABD Başkanı Donald Trump ile yapılan toplantının ateşkese yönelik bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

Trump’ın bu durumun ciddi olduğunu ve ABD’nin bölgedeki ülkelerle bir şey yapması gerektiğini anladığını aktaran Fidan, “Şu anda ateşkes var ancak ateşkes sürekli ihlal ediliyor.” dedi.

Fidan, bu durumun Türkiye için “hayal kırıklığı yarattığını” dile getirerek, ateşkes kabul edildiğinden bu yana neredeyse 400 Filistinlinin öldürüldüğünü, Filistinlilerin ise ateşkese riayet etmeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Barış Planı çerçevesinde tarafların insanların korunması ve insani yardım konusunda kabul ettiği şartların açık olduğunu ancak şu andaki insani yardım miktarının hiçbir zaman yeterli olmadığını vurgulayan Fidan, bu büyük zorluklara rağmen Müslüman ülkelerin ve uluslararası toplumun ateşkesin ikinci aşamaya ilerlemesini istediğini belirtti.

Fidan, buna yönelik kamuoyuna yansımayan bazı görüşmeler olduğuna, genellikle “Barış Kuruluna”, “Uluslararası İstikrar Gücüne”, günlük işlerin yürütülmesine ve yürütme komitesine odaklanıldığına işaret ederek, gelecek birkaç hafta içinde bu görüşmelerin bazı sonuçlarını görebileceklerini söyledi.

Türkiye olarak bu müzakereleri yakından takip ettiklerini ve katkıda bulunmaya çalıştıklarını aktaran Fidan, sahadaki ateşkes sürecini de gözlemlediklerini, herhangi bir ihlal veya sorun tespit edildiğinde ilgili muhataplarla görüşerek gerekli adımların atılması için teşvikte bulunduklarını kaydetti.

“(Gazze ile) Aynı durumu Batı Şeria’da da görebiliriz”

Fidan, aksi takdirde Gazze’de insanların katledildiği ve soykırıma uğradığı korku günlerine geri dönülebileceğine dikkati çekerek, “Bu sefer sadece Gazze’de de değil, bu durum bulaşıcıdır. Allah korusun, aynı durumu Batı Şeria’da da görebiliriz.” dedi.

Uluslararası İstikrar Gücüne Türkiye’nin olası katılımı ve İsrail’in buna yaklaşımına ilişkin Fidan, “Türkiye’nin, İsrail’in Filistin’de işlediği suçlara ve on binlerce Filistinliyi katletmesine karşı insanlığın ve uluslararası vicdanın sesi olduğunun” altını çizdi.

Fidan, Filistin’de yaşananların, Türkiye’nin karşı çıkması ve sesini çıkarması gereken bir durum olduğunu ve diplomatik olarak en başından beri bunu yaptığını vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:

“İsrail, uluslararası toplumdan bu düzeyde eleştiri ve kınama görmeye hiç alışık değil çünkü uluslararası toplum onlara, istedikleri her şeyi yapma, güvenlikleri için gerekli gördükleri her şeyi yapma konusunda açık çek vermiştir. Bu, toplu katliam anlamına gelse bile… Bu durum on yıllardır böyleydi ve İsrail uluslararası sistemden muaf tutuldu ama bence bu dönem artık sona erdi.” diye konuşu.

“İsrail, Türkiye’nin Uluslararası İstikrar Gücüne katılımına şiddetle karşı çıkıyor”

Türkiye’nin ortaklarıyla beraber bu sonuca ulaşılması için çok önemli bir rol oynadığının altını çizen Fidan, “Bu yüzden İsrail, Türkiye’nin katılımına şiddetle karşı çıkıyor ama burada tek ilgili aktör İsrail değil. Burada başka ilgili aktörler de var, bu yüzden onlarla da görüşüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Fidan, en başından bu yana Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın barış süreci için insani, askeri, güvenlik, teknik, altyapı ve sağlık gibi alanlarda ne gerekliyse Türkiye’nin hazır olduğunu ifade ettiğini hatırlatarak, bu alanların Türkiye’nin üzerinde çok çalıştığı alanlar olduğunu dile getirdi.

Gazze’de belli desteklerin sağlanması konusunda spesifik alanlarda çalışan geniş ve departmanlar arası ekipler olduğuna değinen Fidan, bunun doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatı olduğunu ve Dışişleri Bakanlığının da bu çabaları koordine ettiğini anlattı.

Fidan, Türkiye’nin Uluslararası İstikrar Gücüne katılmaya hazır olduğunu, İsraillilerin açıkça itiraz ettiğini ve Ankara’nın da diğer ortaklarla görüştüğünü yineleyerek, Türkiye için önceliğin sahada neyin gerekli olduğunu görmeyi teşkil ettiğini ve bunu kimin yapığının ikincil bir mesele olduğunu söyledi.

Bakan Fidan, “Gazze’de insanlık ve insani değerler lehine başka biri gelip aynı şeyi yapabilirse, bizim için sorun yoktur ancak bizim yardımımıza çok ihtiyaç varsa, biz de katkıda bulunmaya hazırız.” dedi.

“İşbirliği mekanizması ile DEAŞ’la başa çıkılabilir”

Fidan, Suriye’deki duruma ve olası terör örgütü DEAŞ tehdidine yönelik, “Evet, DEAŞ kesinlikle büyük bir tehdit, bununla başa çıkabiliriz. Bölge ülkeleri olarak, Türkiye ve Suriye olarak, iyi bir işbirliği mekanizması olduğu sürece, bu sorunu etkili bir şekilde çözebileceğimizi düşünüyorum ” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin, son 40 yılda terör örgütü PKK ve diğer terör unsurlarıyla mücadele ettiğine ve terörle mücadele konusunda bölgede çok tecrübeli bir ülke olduğuna işaret eden Fidan, bu tehditle başa çıkmak için kapsamlı beceri ve yetenekler geliştirdiklerini belirtti.

Fidan, geçen yıldan önce, Suriye’deki tehdit ortamı nedeniyle, DEAŞ ve diğer terör örgütlerinin sistemdeki çatlaklardan yararlanarak kendilerine bir yol bulabildiklerini anımsatarak, artık iç savaşın sona erdiğini, halkın Şam’ı yönettiğini ve şu anda sağlıklı bir işbirliği bulunduğunu dile getirdi.

İşbirliği mekanizması olduğu sürece bu tehditle başa çıkılabileceğinin altını çizen Fidan, şunları kaydetti:

“Bu nedenle, devrimin ilk aylarında, 2025’in başlarında, diğer bölge ülkeleriyle bir araya geldik ve şöyle dedik ‘Bakın, Suriye şimdi iyileşme yolunda. Derin yaraları var ve iyileşmek için zamana ihtiyaçları var, bu yönde ilerlemek için uluslararası ve bölgesel desteğe ihtiyaçları var. Ancak bu arada, başka düşman unsurların bu süreçten yararlanmasını istemiyoruz.’ Bu nedenle, o dönemde terörizmin en büyük tehdit olduğunu ve müdahale etmemiz gerektiğini düşündük. Bu işbirliği, Suriyeli ortaklarımızın zihninde ayrı bir farkındalık yaratmak açısından çok yararlı oldu çünkü onlar DEAŞ tehdidinin çok iyi farkındalar ancak ‘uluslararası toplum DEAŞ ile nasıl mücadele ediyor ve ne tür mekanizmalara sahip’, onlar artık devlet aktörleri ve bir devlet aktörü olarak bu sorunu diğer bölgesel ortaklarla birlikte ele alırken nasıl davranmalılar, bu onlar için başka bir şeydi ancak bu alana giriş yapmaları iyi oldu. Onlar bu sorunu çözme konusunda çok yetenekli ve istekli.”

Fidan, Suriye’nin geçen ay Washington’da belgeleri imzalayarak ABD öncülüğünde 2014’te kurulan DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyonun parçası olduğunu anımsattı.

Bunun iyi bir girişim olduğunu vurgulayan Fidan, Suriye’nin diğer ülkelerle birlikte DEAŞ’la mücadeleye kararlı olduklarını çok net bir şekilde ortaya koyduğunu dile getirdi.

“Hiçbir terörist unsurun Suriye’yi iyileşme yolundan çıkarmasına izin vermemeliyiz”

Fidan, askeri uzmanlarla, istihbarat uzmanlarıyla, diğer bölge ülkeleriyle, ABD ve diğer herkesin DEAŞ’la mücadele gündemini ilerlettiğine dikkati çekerek, “Hiçbir terörist unsurun Suriye halkını ve devletini iyileşme yolunda raydan çıkarmasına asla izin vermemeliyiz.” dedi.

Suriye’de SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG’nin durumuna ve Suriye’ye entegrasyon sürecine ilişkin Fidan, “Elbette sürecin hızından memnun değiliz. Biz, Suriyeliler ve bazı diğer ortaklar, isimlerini vermek istemiyorum, topluca ‘SDG’nin daha fazla zaman kazanmaya çalıştığını düşünüyor. Bence kendileri için başka fırsatlar umut ediyorlar, belki başka bir bölgesel kriz şeklinde, belki de İsrail’in Suriye ve diğer yerlere yönelik yayılmacı politikaları nedeniyle. Bu yüzden, bence iyi olan şey, Amerikalı ortaklarımızın bu sürecin tamamlanması gerektiğinin çok iyi farkında olmaları çünkü bu, ülkenin birliği için çok önemli.” diye konuştu.

Fidan, Suriye muhalefetinin her farklı unsurunun, silahlı grupların, “SDG” hariç, şu anda Suriye Savunma Bakanlığına bağlandığını anımsatarak, “Çünkü onlar eski muhalefet yapısında muhalefet üyesi değillerdi. Farklı gruplar vardı. Her zaman tek bir komuta ve kontrol altında değillerdi. Şimdi ise Savunma Bakanlığının komuta ve kontrolü altına girmeyi kabul ettiler. Bu, ulusal birlik için çok önemlidir çünkü bir devlette farklı otoritelere izahat veren iki veya üç farklı silahlı yapı olamaz. Böyle bir durumda birlik ve egemenlikten söz edilemez.” ifadelerini kullandı.

“‘SDG’ ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalı”

Bunun çok önemli olduğunu, herkesin bunu anladığını ancak Türkiye’nin işlerin diyalog, müzakere ve barışçıl yollarla halledilmesini umduğunu vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:

“Tekrar askeri yollara başvurmak zorunda kalmak istemiyoruz ancak ‘SDG’, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalıdır. 10 Mart Anlaşması’na bağlılıklarını yerine getirmeleri gereken bir noktaya gelmeliler. Herkes, bu anlaşmayı gecikmeden ve çarpıtmadan yerine getirmelerini bekliyor çünkü bu anlaşmadan sapma görmek istemiyoruz. Günün sonunda, biliyorsunuz, Şam’daki Suriyeli ortaklarımız da bunun ulusal birlikleri için çok önemli bir adım olduğunu görüyorlar. Bir anlamda iyimserim. Umarım doğru taktik, teknik ve işbirliği biçimlerini kullanırsak, hedefe ulaşacağımızı düşünüyorum. “

“Özellikle Karadeniz’e doğru tırmanan savaş Türkiye’yi ve diğer kıyı ülkelerini de tehdit ediyor”

Rusya-Ukrayna Savaşı’na değinen Bakan Fidan, “Elbette, bu savaştan doğacak herhangi bir ateşkes, herhangi bir barışı memnuniyetle karşılarız çünkü bu savaş 4 yıldır sürüyor. Ve tıpkı Gazze’deki savaşta olduğu gibi, büyük yıkıma ve insan hayatı kayıplarına neden oluyor.” diye konuştu.

Avrupa’nın orta yerinde, 21. yüzyılda böylesine konvansiyonel bir savaşa tanıklık etmenin Avrupalıların hayatları boyunca asla hayal etmeyecekleri bir şey olduğunu kaydeden Fidan, Avrupa halkının bu tür sahnelerin İkinci Dünya Savaşı dönemine ait olduğunu düşündüklerini söyledi.

Fidan, 2025’te Avrupa’nın ortasında “büyük çaplı bir konvansiyonel savaş yaşandığına” dikkati çekerek, bunun binlerce can aldığını ve büyük şehirlerde büyük yıkıma yol açarak şehirleri enkaz alanına çevirdiğini dile getirdi.

Bu durumun bölge ülkelerini ve savaşın bölgesel olarak tırmanması tehdidini oluşturduğunu aktaran Fidan, “Özellikle Karadeniz’e doğru tırmanan savaş Türkiye’yi ve diğer kıyı ülkelerini de tehdit ediyor. Bu nedenle Türkiye, en başından beri çok yoğun şekilde çalışıyor ve ateşkes için mümkünse gerçekten katkıda bulunmak için de çok çaba sarf ediyor.” ifadesini kullandı.

Fidan, Ankara’nın diğer ortaklarıyla birlikte çok sayıda girişimde bulunduğunu, özellikle son birkaç haftadır görüşme trafiğinin yoğunlaştığını, tarafların tartışma düzeyinin ve ciddiyetinin arttığını görmekten memnuniyet duyduklarını anlattı.

Bakan Fidan, Avrupalı aktörlerin de artık sürece dahil olduğunu belirterek, ABD’nin arabuluculuk sürecini yönettiğini ve bu hususta ABD Başkanı Donald Trump ve ekibine yaptıkları için “özel bir takdir” borçlu olduklarını vurguladı.

Gazze’deki gibi bu tür bir sürecin ancak ABD’nin aktif katılımıyla mümkün olduğunun görüldüğünü bildiren Fidan, halihazırda Türkiye’nin Trump ve ekibiyle, Ruslarla, Ukraynalılarla ve Avrupalılarla temas halinde olduğu mesajını verdi.

Taraflar “anlaşmaya çok yakın”

Fidan, tarafların gelinen noktada “anlaşmaya çok yakın” olduğunun altını çizerek, muhtemelen üzerinde mutabık kalınacak metnin Ukrayna kamuoyuna sunulacağına ve bunun Ukrayna tarafının iç dinamikleriyle ilişkili bir konu olduğuna dikkati çekti.

Tarafların olası bir “kağıt üzerinde anlaşmaya” varması halinde bunu kamuoyuna sunmanın yolunu bulacaklarını aktaran Fidan, burada Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin yanı sıra Ukrayna halkının iradesi ve Avrupa’nın tutumunun da önemli olduğuna değindi.

Fidan, halihazırda Avrupalıların “ateşkes etrafında birleşmiş görünmesinin” oldukça önemli olduğunu kaydederek, görüştükleri Avrupalı liderlerin bu konuda “samimi ve ciddi” göründüklerini dile getirdi.

Buna rağmen Avrupalıların kendi güvenlik kaygıları da olduğunu ifade eden Fidan, Ukraynalıların da bu endişelere sahip olduğunu ve güvenlik garantileri talep ettiklerini anımsattı.

Fidan, Moskova’nın da güvenlik kaygıları olduğunu ve ek garantiler istediklerini söyleyerek, tüm bu taleplerin bir araya getirilip herkesin kabul edebileceği format ve plan oluşturmanın son derece zor bir iş olduğunu ancak şu anda bir anlaşmaya çok yakın olunduğunu bildirdi.

Türkiye’nin arabuluculuk çalışmaları

Türkiye’nin savaş devam ederken Karadeniz Tahıl Girişimi ile taraflar arasında anlaşma yapılabilmesini sağladığını belirten Fidan, bunun Akdeniz’e erişim imkanı tanıdığı ve temel olarak deniz güvenliğiyle ilgili olduğunu, başta Afrika olmak üzere dünya piyasalarına 30 milyon ton tahılın ulaşmasına yardımcı olduğunu hatırlattı.

Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın insani nedenlerle bu girişime büyük hassasiyet gösterdiğine değinerek, Erdoğan’ın hala bunun öneminden söz ettiğini, zira savaşın Afrika’daki, Latin Amerika’daki, hatta Avrupa ve Orta Asya’daki insanların yaşamını da etkilediğini dile getirdi.

Bu sebeple deniz güvenliğinin “son derece önemli” olduğuna işaret eden Fidan, Rusya ve Ukrayna’nın, dünyaya sattıkları enerji ürünlerinin yanı sıra aynı zamanda büyük tahıl üreticileri olduğunu vurguladı.

Fidan, Rusya ve Ukrayna’nın dünyanın geri kalanına sağladığı birincil ürünün tahıl olduğuna dikkati çekerek, bu nedenle gündemi ilerletmeye ve deniz güvenliğine ulaşmaya özel önem verdiklerini söyledi.

Amerikalıların arabuluculuğundaki Rusya ve Ukrayna tarafları arasında tam plan hakkında büyük bir tartışma döndüğünü belirten Fidan, “Şu anda olan şey, tüm ilgili aktörlerin bir barış planına, bir barış paketi planına dahil olması ve artık sınırlı ateşkes anlaşmaları hakkında fazla tartışmamalarıdır. Sınırlı derken, enerji, altyapı ve deniz güvenliği ile sınırlı olduğunu kastediyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ben, muhataplarımızla yaptığımız görüşmelerde, tam bir ateşkes ve barış planına ulaşamazsak, lütfen bu sınırlı anlaşmayı yapalım diyoruz.” şeklinde konuştu.

Fidan, son haftalarda Türk gemilerinin her iki tarafın da hedefi haline geldiğini ve Türkiye’nin bu durumdan ciddi şekilde etkilendiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Artık insansız hava araçları sadece savaşan tarafların bölgelerinde değil, bizim topraklarımıza doğru da uçuyor. Bu da kıyı ülkeleri için daha fazla sorun yaratıyor. Aynı şeyi Romanya’da, Bulgaristan’da da gördük ve her şey birkaç yıl önce mayınların Karadeniz’de sürüklenerek Boğaz’a ulaşmasıyla başladı. Bir noktada, Boğaz’daki tüm gemi trafiğini engelleyecek kadar tehlikeli hale geldi. Dolayısıyla bunlar da bizim ordumuzla ve diğer kıyı ülkeleriyle, özellikle Romanya ve Bulgaristan’la işbirliği içinde uğraştığımız sorunlar.”

“Ateşkesin sağlanmasına tam destek veriyoruz”

Tüm bu sorunlara son vermenin en kısa yolunun ateşkesin sağlanması olduğuna değinen Fidan, “Bu nedenle buna tam destek veriyoruz. Umarım ateşkes sağlanır. Aksi takdirde başından beri uyardığımız gibi, gerginlik giderek tırmanıyor. Bölgesel gerginlik çok tehlikeli ve bu bölgede kalmayabilir. Avrupa’nın farklı bölgelerine de sıçrayabilir.” dedi.

“GKRY’nin yakında AB başkanlığını devralacak olmasını bir zorluk mu yoksa fırsat mı olarak değerlendirdiği”ne ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, bu durumun Türkiye için de bir fırsat olabileceğini belirtti.

“GKRY fırsat buldukları her yerde bizi engelliyor”

Fidan, GKRY’nin uluslararası platformda, Türkiye’nin önüne engeller koyduğuna işaret ederek, “Fırsat buldukları her yerde bizi engelliyorlar. Ancak Avrupa’nın karşı karşıya olduğu mevcut tehditler karşısında, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki işbirliği ve ilişkilerin her zamankinden çok daha anlamlı ve önemli hale geldiğini düşünüyorum. Yani Kıbrıs Rum Kesimi, AB ile Türkiye arasında büyük bir engel teşkil ediyor. Ve ne yazık ki AB’nin iç işleyiş sistemi Kıbrıslı Rumların bu tür eylemlerine izin veriyor.” diye konuştu.

Kıbrıs sorununu miras olarak aldıklarını ancak bunu gelecek nesillere bırakmak istemediklerini vurgulayan Fidan, “Eski zihniyete bağlı kalmak zorunda değiliz. Daha yaratıcı olabiliriz çünkü zaman akıyor ve nesiller, gelecek nesiller bizden bir çözüm bekliyor.” ifadelerini kullandı.

Fidan, Kıbrıs’ta iki devletli çözümün tek gerçekçi çözüm olduğunun ve herkesin bunu bildiğinin altını çizerek, “Türkiye olarak Annan Planı ve Crans-Montana sürecinde olumlu bir tavır aldık, Kıbrıslı Türkler BM planına lehte oy verdiler. Ancak Kıbrıslı Rumlar bunu reddetti.” şeklinde konuştu.

“Alternatif iki devletli çözümdür”

Kıbrıslı Rum yetkililerin, Kıbrıs için eşit güç, servet ve yetki paylaşımı anlaşmasına asla “evet” demeyeceklerini aktaran Fidan, “Onlar bunu biliyor, biz bunu biliyoruz, Avrupalılar bunu biliyor. Bu bir gerçek. Öyleyse bunun alternatifi iki devletli bir çözümdür. Bunu yapabiliriz. Ve iki devletli çözümden sonra her türlü işbirliğini veya siyasi birliği kurabilirler. Bu onlara kalmış. Ancak acilen yapmamız gereken şey, bu anı değerlendirmek ve Kıbrıs’ı bir cennet haline getirmek için her türlü tarihi fırsatı kullanmaktır.” dedi.

Fidan, Akdeniz ülkelerinin turizm, ekonomi ve sanayiye yüklü yatırımlar yaptıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Kıbrıslı Türkleri izole etmeyi bırakın, kaliteli bir işbirliği başlatabiliriz. Siyasi sorunu dondururken, ekonomik kalkınma, bölgesel kalkınma, enerji kaynaklarının kullanımı, turizm, sanayi ve her şeyden hep birlikte yararlanabiliriz. Ancak eski hedeflere ve zihniyete bağlı kalmak, bu sorunu olumlu bir şekilde ele almamıza yardımcı olmuyor. İşte, onlara vermek istediğimiz mesaj budur. Çünkü toplum uzun süredir bir şekilde şartlandırılmış durumda, bu yüzden politikacıların U dönüşü yapması çok zor. Ama birisi gerçeği söylemek zorunda. Birisi, Ada’daki gerçekler, hepimizin kaçırdığı fırsatlar ve mevcut fiili durum nedeniyle yarattığımız riskler hakkında gerçeği söyleyecek kadar cesur olmak zorunda.”

Muhabir: Tuğba Altun,Sercan İrkin,Gökhan Çeliker

  •  

Dışişleri Bakanı Fidan: PKK’nın fesih kararının geleceğimiz için çok hayırlı olacağını düşünüyorum

AA

ANKARA (AA) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Türkiye-Ürdün-Suriye Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.

  • AK Parti Sözcüsü Çelik: PKK’nın kendini feshetme ve silah bırakma kararı alması önemli bir aşamadır

Bakan Fidan, terör örgütü PKK’nın fesih ve silah bırakma kararına ilişkin soruya şöyle yanıt verdi:

“PKK’nın almış olduğu karar, bence tarihi ve önemli bir karar. Özellikle kalıcı barış ve istikrarın bölgemize hakim olması açısından ben bu kararı oldukça önemli görüyorum. Tabii bu kararın alınmasından sonra atılacak pratik adımlar var. Onları da yakından takip edeceğiz. Türkiye’de son 20 yıldır geliştirdiğimiz demokrasi, özgürlük, refah ve güvenlik alanının daha da genişlemesi, Türkiye’den taşıp bölgemizdeki diğer devletleri, halkları olumlu şekilde etkilemesi, bizim en büyük dileğimiz. Ben bu kararın samimi bir şekilde uygulanması ve diğer endişeleri de izale edici şekilde hayata geçirilmesi halinde gerçekten geleceğimiz için, vatandaşlarımız için, herkes için çok hayırlı bir karar olacağını düşünüyorum. Bu konuda Sayın (Devlet) Bahçeli’nin tarihi çağrısı olmuştu, Cumhurbaşkanımızın çok güçlü bir iradesi olmuştu. Örgütün bu konuda da şu anda olumlu bir cevabı var. DEM’in ortaya koyduğu çalışma var. Emeği geçen arkadaşlar var. Tabii ki bu tarihi sorumlulukta biz bu ülkenin evlatları olarak hep beraber kendi sorunumuzu kendi hikmetimizle, kendi sağduyumuzla, kendi aklımızla, kendi irademizle çözebileceğimizi gösteriyoruz.

“Suriye’ye her alanda desteğimiz tamdır”

Bakan Fidan, Suriye’nin mevcut sorunları, bölgenin karşı karşıya kaldığı problemler ve ne tür çözümler getirilebileceğini ele aldıklarını ifade ederek, kapsamlı görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.

Suriye’de Baas rejiminin 8 Aralık 2024’te yıkılmasının ardından geçen süre zarfında çok yoğun bölgesel ve uluslararası diplomatik çabaların devam ettiğine dikkati çeken Fidan, “Biz de bölge ülkeleri olarak, Suriye’nin komşuları olarak, bölgesel sahiplenme bilinciyle var olan sorunları hep beraber nasıl çözeriz, onun arayışı içerisindeyiz. Suriye’ye her alanda desteğimiz tamdır.” dedi.

Fidan, Suriye’nin karşı karşıya olduğu birtakım cari problemlerin bulunduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

“Şu anda Suriye’nin karşı karşıya olduğu problemleri şöyle bir kısaca özetlediğimiz zaman İsrail yayılmacılığı söz konusu. Bu, gerçekten Suriye’nin istikrarını, güvenliğini, geleceğini tehdit eder bir boyuta ulaşmış durumda. Bizler bölge ülkeleri olarak bu yayılmacılığın, bu provokasyonun bir an önce son bulması gerektiği noktasında ortak fikir sahibiyiz.”

Fidan, Suriye’nin içinde bulunduğu durumdan terör örgütlerinin istifade etmemesinin ciddi öncelik taşıdığına dikkati çekerek, “Bu, bölgesel güvenliğimiz açısından da fevkalade önemli. Kuzeyde Türkiye, güneyde Suriye, bu konuları yakından takip ediyoruz. Özellikle DEAŞ’la mücadelenin bu konuda önemli olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyorum. Bu konuda bir süredir yürüttüğümüz beşli toplantı var. Bugün bu beşli grubun üç ülkesi olarak tekrar bir araya geldik.” dedi.

“Bu konudaki bütün gayretleri de destekliyoruz”

Topraklarının üçte birinin YPG’nin işgali altında bulunmasının yine Suriye’nin karşı karşıya bulunduğu bir tehdit olduğuna dikkati çeken Fidan, şöyle devam etti:

“Güvenlikle ilgili problemlerin yanı sıra Suriye’nin karşı karşıya olduğu uluslararası diplomatik birtakım yaptırımların kaldırılması, ekonomik sorunların aşılması konusunda da görüşmelerimiz, çalışmalarımız devam ediyor. Özellikle Avrupa Birliği ve Amerika tarafından Esed dönemi rejiminde konulmuş yaptırımların kaldırılması konusunda neredeyiz? Çabalarımız ne üretti? Onu bir değerlendirme imkanımız oldu.”

Fidan, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’nin yeni kurulan hükümetin ülkede diğer alanlarda yaptığı çalışmaları da anlattığını belirterek, “Özellikle kurulacak olan yeni parlamentonun kompozisyonu, daha sonrasındaki anayasa çalışmaları, akabinde şu anda oluşturulmuş hükümetin, mevcut bakanlıkların ortaya koyduğu çalışmalar ki biliyorsunuz birçok konuyu sıfırdan yeni hükümet ele almıştı ve giderek kendisini daha da toparlıyor. Biz, bu konudaki bütün gayretleri de destekliyoruz.” dedi.

Suriye’ye dolaylı etkisi olan konuların da bulunduğunu söyleyen Fidan, “Bölgede bizim yakından takip ettiğimiz, özellikle Ürdün’le beraber Gazze’deki mesele ciddi bir gündem maddesiydi bizim için. Gazze’de devam eden insanlık dramının bir an önce son bulması konusunda neler yapabiliriz? O konuda tekrar görüşlerimizi paylaştık. Değerli kardeşim Eymen es-Safedi’nin bu konudaki kıymetli görüşleri benim için gerçekten çok değerli.” diye konuştu.

“Türkiye, bütün kurumlarıyla bu konuda üzerine düşen rolü oynamaya çalışıyor”

Fidan, Rusya ile Ukrayna’nın İstanbul’da 15 Mayıs’ta yeniden bir araya gelme kararı ve Türkiye’nin sürece katkılarına ilişkin soruyu da yanıtladı.

Bakan Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda sürekli ateşkes çağrısında bulunduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Son birkaç aydır bunun artık hem Ruslar hem Ukraynalılar hem Avrupalılar hem Amerikalılar tarafından da benimsendiğini görüyoruz. Bu, güzel bir şey. Şimdi bu isteğin nasıl hayata geçeceği ve hangi modaliteyle, hangi sıralamayla hayata geçeceği konusunda tartışmalar var, uzlaştırma arayışları var. Türkiye, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere bütün kurumlarıyla bu konuda üzerine düşen rolü oynamaya çalışıyor.”

Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya ilişkin ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi liderlerle diplomasi ve telefon trafiğinde bulunduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Bu konuda gerek kolaylaştırıcı vazifesi gerek ev sahipliği başta olmak üzere her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu bütün taraflar biliyor. Sayın Putin’in bu yönde bir teklifi oldu. Daha sonra Sayın Trump’ın bu noktada bir teşviki oldu. Daha sonra Sayın Zelenskiy’nin başka bir teklifi oldu. Giderek eşik yükselten bir durum ama olumlu şekilde evriliyor. Tabii bütün bunların merkezinde Türkiye’nin yer alıyor olması fevkalade önemli.”

Fidan, Türkiye’nin çabalarının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “güçlü dünya liderliğinin ve diplomasideki ağırlığının göstergesi” olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye için bu, önemli bir değer ama dediğim gibi bizim için daha da önemli olan konu, bölgemizde barışın ve istikrarın hakim olması. Nasıl ki Suriye’deki istikrar için uğraşıyorsak, nasıl ki Irak’taki istikrar için uğraşıyorsak, nasıl ki PKK ile daha barışçıl bir yolla çözüm için uğraşıyorsak, nasıl ki Gazze için uğraşıyorsak, aynı şekilde hem Karadeniz’deki hem Balkanlar’daki hem Ege’deki bütün sorunların barışçıl şekilde çözümlenmesi için uğraşıyoruz. Kesintisiz mesai harcıyoruz.”

İlerleyen zamanda tarafların uzlaşma etrafında bir araya geleceklerini düşündüğünü belirten Fidan, “Ukraynalılar önce ateşkes, sonra konuşma; Ruslar önce konuşma, sonra ateşkes gibi bir modalitede. Olay şu anda geldi, kilitlendi. Her iki tarafın da gözettiği bir kamuoyu algısı var. Her iki tarafın da Amerika’nın mevcut desteğini yanına alma çabası var ama bütün bunlar normal. Bu olayın akışı içerisinde cereyan eden hadiseler ama bizim durduğumuz yer sabit. Tarafları bir an önce bir araya gelmeye ve ateşkesi başlatmaya davet ediyoruz.” dedi.

Ürdün Dışişleri Bakanı Safedi

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi de Suriye’nin desteklenmesi ve İsrail saldırılarının durdurulması için Suriye ve Türkiye ile görüş birliğinde olduklarını söyledi.

Safedi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Ankara’da yapılan görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuştu.

Dışişleri Bakanı Fidan’a üçlü toplantıya ev sahipliği yapmasından ötürü teşekkür eden Safedi, Ürdün’ün Suriye’nin güvenliği, istikrarı ve egemenliğini desteklediğini belirtti.

Birlikte çalışma yoluyla Suriyelilere yardım edeceklerini dile getiren Safedi, Suriye’nin uzun yıllar yıkım ve zor zamanlardan geçtiğini hatırlattı.

Safedi, “Suriye’nin güvenliğini tehdit eden ne varsa karşısındayız. Suriye halkı güvenli bir hayat sürme hakkına sahiptir ve tabii ki bizim için öncelikler arasındadır.” dedi.

Suriye’deki devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve kapasitelerinin artırılmasına vurgu yapan Safedi, toplantıda bu konuya ilişkin mekanizmaların görüşüldüğünü ifade etti.

Safedi, terör örgütleri ve DEAŞ ile mücadeleyi de görüştüklerini belirterek, “Terörün her çeşidine karşıyız, bu sadece Suriye’yi değil tüm bölgeyi tehdit etmektedir.” diye konuştu.

Suriye’de teröre karşı bölgeyi korumanın yollarını ele aldıklarını aktaran Safedi, Suriye’deki mevcut problemlerin “birlikte çalışma ve görüş birliğiyle” aşılabileceğini vurguladı.

Safedi, “Suriye’nin önündeki zorlukların başında İsrail saldırıları var. İsrail Suriye’nin içişlerine karışmaktadır, fitne yaymaktadır ve bölünmeyi amaçlamaktadır.” dedi.

İsrail’in Suriye’yi hedef alan saldırılarının tehlikesine dikkati çeken Safedi, İsrail’in saldırılarına son vermesi gerektiğinin altını çizdi.

“İsrail işgal ettiği tüm Suriye topraklarından çekilmeli”

Safedi, Suriye’nin güneyinin Ürdün’e yakın olduğunu belirterek, İsrail’in bu bölgedeki saldırıların “büyük bir tehlike” olduğunu söyledi.

Suriye ve diğer Arap ülkeleri ile koordinasyon içinde olduklarını belirten Safedi, “Suriye halkının tamamen haklarına kavuşması gerekmektedir, Suriye’de barışın ve birlikte yaşamanın egemen olmasını istiyoruz.” diye konuştu.

Ürdün Dışişleri Bakanı, “İsrail, işgal ettiği tüm Suriye topraklarından çekilmeli ve Suriye’nin içişlerine karışmamalıdır.” şeklinde konuştu.

Safedi, bölge ülkelerinin arasındaki koordinasyonun önemine dikkati çekerek, “İşbirliğimiz sonuç verecektir. Bu ruh ve ne istediğimizin bilinciyle bütün çabalarımız Suriye için olacaktır.” ifadelerini kullandı.

“İsrail’in Filistin halkını ilaç, su ve gıdadan yoksun bırakma hakkı yok”

Safedi, İsrail saldırıları altındaki Gazze Şeridi ve Filistin meselesine değinerek, “İsrail, Filistin halkını ilaç, su ve gıdadan yoksun bırakamaz, buna hakkı yok. Gazze’de insanlık dramı yaşanmaktadır.” dedi.

İsrail’in Gazze’ye saldırılarının tüm dünyada gerginliği artırdığını belirterek, “Ürdün olarak saldırıların durdurulması için çalışıyoruz. Gazze’de bir an önce ateşkes sağlanmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Safedi, Hamas’ın ABD-İsrail çifte vatandaşı Idan Alexander’i serbest bırakma kararını anımsatarak, “Bu, ateşkesin sağlanması ve ablukanın kaldırılması için önemli bir adımdır.” değerlendirmesinde bulundu.

Ürdün’ün barış ve istikrarı öncelediğini vurgulayan Safedi, “Filistin halkı bağımsız devletini kurmalı ve egemenliğini kendi topraklarında somutlaştırmalıdır. İsrail de uluslararası kararlara saygı duyarak saldırılarına son vermelidir. Biz Suriye konusunda olsun, İsrail’in saldırılarının durdurulması ve işgalin sona ermesi konusunda olsun hem Türkiye ile hem Suriye ile görüş birliği içerisindeyiz.” şeklinde konuştu.

“Gazze artık uluslararası hukukun mezarlığı haline gelmiştir”

Ürdün Dışişleri Bakanı, İsrail ablukası ve saldırıları altındaki Gazze için “Gazze’de tanık olduğumuz şey, tüm ölçütlere göre bir insani felakettir ve Gazze artık uluslararası hukukun mezarlığı haline gelmiştir.” yorumunu yaptı.

Safedi, İsrail’in, Arap dünyasının barış önerilerine saldırılarını sürdürerek karşılık verdiğini belirtti.

İsrail’in Lübnan ile imzaladığı ateşkese uymayı reddettiğini ve bazı noktaları işgal altında tutmayı sürdürdüğünü aktaran Safedi, İsrail’i uluslararası hukuka saygı göstermeye zorlanması gerektiğinin altını çizdi.

Çatışmadan kimsenin fayda sağlayamayacağını dile getiren Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, “Güvenlik ve istikrarı destekliyoruz; PKK’nın kendini feshetme kararından dolayı kardeş Türkiye’yi tebrik ediyoruz.” dedi.

Muhabir: Ekip

  •