❌

Normal görünüm

Dün alınanlar — 31 Ekim 2026
Dünden önceki gün alınanlar

Hazır Ol Cenge, İstersen Sulh-u Salâh!

Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir. (Enfâl, 8/60)

İslam’a göre savaşa hazırlanmanın amacı; haksız, zalim ve saldırgan güçlerin zararlarını engellemektir. Bu da düşmandan daha güçlü olmakla mümkündür. Zîra barış, ancak bunu isteyenlerin caydırıcı güce sahip olmalarıyla gerçekleşebilir. Âyetteki “Savaş atları hazırlayın”, ifadesi sembolik bir ifade olup, buradan anlaşılması gereken; başarı ve zaferi gerçekleştirmek için çağın ulaştığı en son bilimsel ve teknolojik imkânlardan yararlanarak düşmana karşı en etkili silahlarla, her türlü askerî eğitim, savunma ve savaş stratejisi hazırlığı yapmaktır.

Barışın ve huzurun hâkim olması için kötülerin kötülüklerine engel olabilecek her türlü hazırlığı yapmalıyız. Müslümanlar her açıdan güçlü olmak zorundadır. Manevî kalkınma ile birlikte maddî kalkınma da asla ihmal edilmemelidir.

Adüvv: Düşman.
İnfak: Harcamak, yardım etmek, fedakârlıkta bulunmak.

Zafer, Sabrın ve Zikrin Meyvesidir

Ey iman edenler! Bir düşman birliği ile çatıştığınız vakit sebat ediniz ve Allah’ı çokça anınız ki zafer sizin olsun. (Enfâl, 8/45)

Bedir savaşında zafer, Allah’ın (cc) mucizevî yardımlarıyla kazanılmıştı. Aksi takdirde bu ilk savaşta Müslümanların yenilmesi, İslam’ın da tarih sahnesinden silinip gitmesi söz konusuydu. Ancak Müslümanların zaferleri hep böyle olağanüstü yardımlarla da sürüp gidemezdi. Onların da ilahî kanunlara, yani başarının herkes için geçerli olan kriterlerine göre hareket etmeleri gerekiyordu. İşte âyetin beyanına göre, başarıya ve zafere ulaştıran hususlar, zorluklar karşısında sabır ve sebat, Allah’ı (cc) devamlı anmak ve asla unutmamaktır.

Başarının herkes için geçerli şartı; çalışma, sabır ve sebattır. Biz üzerimize düşeni yaptıktan sonra Allah’ın (cc) yardımı gelecektir.

Sebat: Sabırlı, istikrarlı olmak.
Felah: Kurtuluş, başarı.

Hain İnkarcıların Sonu Rezil ve Perişan Olmaktır

Allah, inkârcıları er-geç rezil (ve perişan) edecektir. (Tevbe, 9/2)

Bu ve önceki ayette Müslümanlarla yaptıkları antlaşmaya uymayan, sinsice faaliyetlerle Müslümanları birbirine düşürmeye çalışan ve bu uğurda münafıklarla iş birliği yapan müşriklerle, bağlayıcı bir antlaşmanın artık söz konusu olamayacağı bildirilmektedir. Bununla beraber, muhtemel itirazlara mahal vermemek için de onlara, geleceklerini güvenceye alabilecekleri bir süre tanınmaktadır. Sonunda da hain müşriklerin, yapıp ettikleriyle Allah’ı asla âciz bırakamayacakları ve Allah’ın bu inkârcıları rezil rüsvâ edeceği yönünde bir uyarı yapılmaktadır.

Muhzî: Rezil eden.
Kâfir: İnkârcı.

Gerçek İmanın Belirtileri: Hicret, Cihad ve Yardımlaşmadır

İman edip de Allah (cc) yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri) barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için bağışlanma ve bol rızık vardır. (Enfâl, 8/74)

İman, kalpte ve zihinde yaşanan psikolojik bir durum olmakla birlikte onun, dışa yansıyan birtakım işaret ve belirtileri de vardır. Bir kimsenin, inancına uygun bir hayat sürmek için yurdunu yuvasını terk edip başka bir ülkeye hicret etmesi, bunlardandır. Bir kişinin Müslümanların safına katılarak düşmanla mücadele etmesi, diğer taraftan muhacirlere kucak açarak her şeyini onlarla paylaşması da onun samimi ve gerçek imanının dışa vuran güçlü belirtileridir. Allah (cc), böyle kimselere bağışlanma ve bol rızık vaat etmektedir.

Allah (cc) yolunda gerektiğinde hicret ve cihad etmek ve bunları yapan Müslümanlara yardım etmek imanımızın bir gereğidir.

Hicret: Allah (cc) yolunda göç etmek.
Cihad: Allah (cc) yolunda savaşmak, mücadele ve gayret etmek.

Şehitler Ölmez!

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler; Rableri katında Allah’ın verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. (Âl-i İmrân, 3/169)

Şehit olanlar, görünüşte toprağa girip yok olmuş gibidirler. Bu görünüşe bakan bazı insanlar da onlar hakkında yanılgıya düşebilmektedirler. Yüce Allah (cc) ise, her şeyin görünüşten ibaret olmadığını haber vermektedir. İnsana canı veren Allah (cc) olduğu gibi, şehidin canı bedenden çıktıktan sonra, ona başka bir hayat yaşatan da Allah’tır (cc). Şehitler diridirler. Onlar hem kendilerine verilen nimetlerden dolayı Allah (cc) katında mutludurlar hem de kendilerinden sonra şehitlik mertebesine erişecek olanlar için sevinmektedirler. Çünkü onlar kendilerine vaat edilenlere kavuşmuşlardır.

Şehitlik, yok olmak değil bilakis Allah katında en yüksek mertebeye ulaşıp ölümsüz olmaktır.

Ahyâun: Diriler, canlılar.
Şehîd: Allah yolunda can veren Müslüman.

İyilikte ve Takvada Yardımlaşmak

"İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın. " (Mâide, 5/2)

Var oluşumuzun amacı iyiliktir. Allah (cc), iyilik yapanları sever. Müslüman bütün davranışlarında iyi olur. Allah (cc), kişinin kendi başına iyi olmasını istediği gibi, başkalarıyla birlikte yardımlaşmasını da ister. Ancak bu yardımlaşma iyilik üzerine ve günahlardan sakınmak üzerine olabilir. Müminler günah ve haksızlıkta yardımlaşmazlar. Aksine onlar, haksızlığa uğrayana yardım ederler, haksızlık edene engel olurlar.

Yardımlaşmanın iyilikte ve takvada olması esastır. Günah ve düşmanlıklara karşı birbirimizi uyarmamız ve çabalarımızı iyiliğe yöneltmemiz önemlidir.

Takvâ: İman edip emir ve yasaklarına uyarak Allah’a karşı gelmekten sakınmak, günahtan uzak durmak.
İsm: Günah.
Udvân: Düşmanlık, aşırı gitmek, haksızlık.

Kur'an'ı Yalanlayanların Acı Sonu

"İnkâr edenlere ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir." (Mâide, 5/10)

Yüce Allah (cc), önceki ayette amel-i sâlih işleyen müminlere mükâfatlar va’detmişti. Onlar doğruluktan ve adaletten ayrılmayan, Kur’an’ın buyruklarına kulak veren kişilerdir. Ancak inanmayan ve bir de Kur’an ayetlerini yalanlayanlar için iyi bir gelecek yoktur. Ayet bu gerçeği anlatmaktadır. Allah’ın (cc) ayetlerine inanmamak, onca nimeti vereni inkâr etmek; sonsuz kayıp ve felakettir. Allah’ı (cc) ve nimetlerini inkâr etmek ne kadar kötüdür! Allah’ı (cc) inkâr edenlerin sonu azap ve cehennemdir.

İnkârcıların uğrayacağı azabı düşünen kişi, iman ve amel-i sâlihe sarılır.

Küfür: İnkâr etmek, dinî ve iman esaslarını kabul etmemek.
Âyet: Allah’ın (cc) varlığına delalet eden şeyler, mucize, iz, delil, Allah’ın sözleri.
Cahîm: Alevli ateş, cehennem.

Kitap Ehlinden İlimde Derinleşenlere ve İman Edenlere Müjde!

"Fakat ehl-i kitaptan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler sana indirilene de senden önce indirilenlere de iman ederler. Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a (cc) ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz. " (Nisâ, 4/162)

Kendilerine Tevrat ve İncil indirilmiş olan toplumlar bu kitapları bozmuşlar, gerçeğe uymayan inançları benimsemişler ve Hz. Muhammed’e (sas) iman etmemişlerdi. Ancak içlerinden ilimde derinleşenler ve akıllarını kullanıp iman edenler de vardı. Onlar da müminler gibi hem Kur’an’a hem de önceki ilahî kitapların asıllarına inanmaktaydılar. Allah (cc), onların diğerlerinden farklı olduğunu ve büyük bir ödüle erişeceklerini haber vermektedir.

Ehl-i kitaptan ilimde derinleşen ve iman edenlere, ahirette büyük ödül vardır.

Ehl-i kitap: Diğer peygamberlere indirilen kitaplara iman edenler, Yahudi ve Hristiyanlar.
İncil: Hz. Îsâ’ya (as) indirilen kutsal kitabın ismi.
Tevrat: Hz. Mûsâ’ya (as) indirilen kutsal kitabın ismi.

Pişman Olup Allah'a (cc) Yönelmeyecekler Mi?

Hâlâ mı Allah’a (cc) tövbe etmezler ve O’ndan (cc) bağışlanma istemezler? Allah (cc) çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Mâide, 5/74)

Hristiyanlar Hz. İsâ’yı Allah’ın (cc) oğlu saymışlardı. Onlara göre tanrılık özellikleri, “baba, oğul ve ruhulkudüs” dedikleri üç unsurda toplanmıştı. Yüce Allah (cc) bu üçlemenin yani teslis inancının batıl olduğunu bildirdi ve onları tevhid inancına çağırdı. İman edip gerçek kurtuluşa ermek varken inkâra ve şirke yönelenler kendilerine yazık edenlerdir. Şirk kişiyi sapıklığa ve sonsuz azaba götürür. Oysa İslam, öncesindeki günahları siler. Günahından tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Hâl böyleyken onlar inkârdan ve şirkten kurtulmak için neden beklemektedirler?

İş işten geçmeden Allah’a (cc) hakkıyla iman etmek gerekir. Allah (cc), tövbe edenin tövbesini kabul eder.

İstiğfâr: Bir günahın Allah tarafından bağışlanmasını dilemek.

Allah (cc), Bağışlanma İsteyeni Geri Çevirmez

"Kim bir kötülük yapar yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan (cc) bağışlama dilerse, Allah’ı (cc) çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur." (Nisâ, 4/110)

Hem iyilik hem de kötülük yapmaya meyilli olarak yaratılan insan, kimi zaman ilahî buyruklardan uzaklaşarak bazı hatalar yapabilir. Acelecilik, öfke, mal kazanma hırsı ve eğlence tutkusu gibi hususlar, insanı günaha en çok düşüren nedenler arasındadır. Gerek kendi içgüdüleri gerekse şeytanın verdiği vesveselerle bir günah işleyen kişi, bundan pişmanlık duyar ve vakit kaybetmeden samimi bir şekilde tövbe edebilirse sanki hiç günah işlememiş gibi olur. Allah (cc), kullarına karşı çok merhametlidir. O (cc), günah işleyenleri hemen cezalandırmaz, tövbe etmeleri için süre verir.

Sû’: Kötülük.
İstiğfâr: Günahın bağışlanmasını istemek.

Allah (cc) Her Şeyin Gerçek Sahibidir

"Bilmez misin ki göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a (cc) aittir. O (cc), dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah (cc), her şeye hakkıyla gücü yetendir." (Mâide, 5/40)

Gücü sınırsız olan Allah (c.c.), evrendeki her şeyin sahibi ve yaratanıdır. Her şey sınırlı ve sonludur ancak Allah (cc), ebedîdir, her şeye güç yetirir. Azap etmek ve bağışlamak da O’nun (cc) elindedir. Allah (cc) rahmet sahibidir. Rahmeti her şeyi kuşatmıştır. O (cc) adaletlidir, zulüm ve haksızlık etmez. Günah işleyen müminlerden dilediğine günahı kadar azap eder, dilediğini ise affeder.

Allah’ın büyüklüğünü hakkıyla kavrayan kişi, günahlarından tövbe eder.

Mülk: İnsanlar üzerinde hâkimiyet, tasarruf yetkisi. Eşya üzerinde tek başına tasarruf yetkisi.
Zulüm: Noksan yapmak, sınırı aşmak, doğru yoldan sapmak, Allah’ı (cc) inkâr, isyan, haksızlık.

Hz. Peygamber (sas) Kesin Delildir, Kur'an Nurdur

"Ey insanlar, muhakkak ki size Rabbinizden (cc) bir burhan geldi ve biz size apaçık bir nur indirdik." (Nisâ, 4/174)

İnsanların yaptıklarından dolayı hesaba çekilmesi ancak önceden bilgilendirilmelerine bağlıdır. Bilgilendirme olmadan ve gerçekler kesin şekilde ortaya konulmadan bir kimseyi sorumlu tutmak âdil olabilir mi? İşte Yüce Allah (cc), kesin delil ve nur olarak insanlara Peygamber’i (sas) ve Kur’an’ı gönderdiğini bildirmektedir. Artık Kur’an’ın gönderildiğinden haberdar olan hiç kimse, sorumluluktan kurtulamaz.

Hz. Peygamber (sas) Allah’ın (cc) elçisi ve hak peygamberdir, kesin delildir. Kur’an bizi doğruluğa ulaştıran ilahî nurdur. Kur’an’a ve Hz. Muhammed’e (sas) uyarak İslam nuruyla aydınlanırız.

Burhân: Doğru ile yanlışı ayıran ve bütün şüpheleri gideren kesin delil, Hz. Peygamber (sas).
Nur: Işık, aydınlık olan, Kur’an.

En Güzel Dostlar

"Kim Allah’a (cc) ve peygambere (sas) itaat ederse işte onlar, Allah’ın (cc) kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır!" (Nisâ, 4/69)

Her namazda okuduğumuz Fatiha sûresinde Yüce Allah’a (cc) dua edip “Bizi doğru yola; nimet verdiklerinin yoluna ilet” diyoruz. Peki, kimdir bu kendisine nimet verilenler? İşte onlar bu ayette açıklanmaktadır. Mümin dünya ve ahirette bu dostlarla beraberdir. Sahabilerden biri, cennette alt makamda bulunanların daha üst makamda bulunacak olan Peygamber’i (sas) görüp göremeyeceğini merak etmiş ve orada Peygamber’i (sas) görememekten endişelenmişti. Yüce Allah (cc) ise bu ayeti indirmiş, kendisine ve resulüne itaat edenlerin beraber olacağı kimseleri haber vermiştir.

Mümin, dünya ve ahirette iyi insanlarla birlikte olmak için gayret eder.

Sıddîkîn: Doğrulukta örnek kimseler.
Şühedâ: Şehitler, Allah yolunda can verenler.
Sâlihîn: İyiler, iyilikte örnek kimseler.
Refîk: Arkadaş, dost.

Büyük Günahlardan Kaçınmak

Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi değerli bir yere koyarız. (Nisâ, 4/31)

İnsan, akıl ve irade gücü yanında bazı zaaflarıyla birlikte yaratılmıştır. Bu yüzden insanın günahlara düşmesi mümkündür. Hz. Peygamber zamanında da günaha düşen sahabiler oluyor, sonra tövbe ediyorlardı. Peygamberimiz, “Her insan hata yapar. Hata yapanların en hayırlısı, tövbe edenlerdir.” buyurmuştu (el-Müstedrek, IV, 272). Rabbimiz, unutarak veya kasıtsız yapılan hataların günahının bulunmadığını bildirdiği gibi, bu ayette bir müjde daha vermiştir. Şayet bir Müslüman büyük günahları işlemekten kaçınır ve bu konuda titizlik gösterirse, onun küçük günahları bağışlanacak ve bunların hesabı sorulmayacaktır.

Müslüman, büyük günahlara kesinlikle yanaşmaz, küçük günahlarda da ısrar etmez.

Kebâir: Büyük günahlar.
Seyyiât: Kötülükler, küçük günahlar.

İnananlar Güçlüdür

"Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz." (Âl-i İmrân, 3/139)

Varlığını koruyabilmek için bazen savaş kaçınılmaz olur. Savaşta ise yenmek de yenilmek de vardır. Nitekim Bedir savaşını kazanan Müslümanlar, Uhud savaşını kazanamamışlardı. Bu ayet bir teselli mahiyetinde olup kazanmak için inancın rolüne dikkat çekmektedir ve aynı zamanda müminlere bir vaattir. Yenilen taraf, olanlardan ders alıp sağlam inancını ve kararlı iradesini koruyabilirse, kaybettiklerini gelecekte geri alabilir ve nice zaferler kazanabilir.

Müslümana ümitsizlik yakışmaz.
“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘Medeniyet’ dediğin tek dişi kalmış canavar?”

(M. Akif Ersoy)

Entüm: Siz.
Lâ tahzenû: Üzülmeyin.

Faiz: Hakedilmemiş Fazlalık

" Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz. " (Âl-i İmrân, 3/130)

Cahiliye döneminde, kolay kazanma hırsına kapılmış bazı insanlar, paraya ihtiyacı olan kimselere borç veriyor fakat bu borcu fazlasıyla geri almayı şart koşuyorlardı. Bazıları da herhangi bir nedenle bir alacağını zamanında tahsil edemediğinde, borçluya süre veriyor fakat bu ek süre karşılığında, alacaklarını arttırıyorlardı. Dolayısıyla zor durumdaki borçlunun ödeyeceği para zaman geçtikçe kat kat fazlalaşmış oluyordu. Hak edilmeden alınan bu fazlalıklara faiz denmekteydi. Faiz, mal hırsına kapılmanın göstergelerinden biridir. Bu derece mal sevgisi içinde bulunan kimselerin hakiki bir kulluk yapmaları ve Allah yolunda canla başla mücadele etmeleri zordur.

Faizden uzak durmak, Müslüman olmanın ve Allah’tan korkmanın bir gereğidir.

Ribâ: Faiz, tefecilik.

Sırdaş Seçiminde Dikkatli Olmak

Ey iman edenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük yapmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. (Âl-i İmrân, 3/118)

Hicretten sonra, Medine’deki kabilelerden bir kısmı Müslüman olmuş bir kısmı olmamıştı. Fakat yapılan anlaşma gereği, farklı dinî gruplar bir arada yaşamaya başladı. Bir de görünüşte Müslüman olduğu hâlde, gerçekte inanmayan münafıklar vardı. Müslüman olmayanlardan bazıları da gizli düşmanlık içindeydi. Hatta kimi zaman ağızlarından çıkan sözler düşmanlıklarını ele veriyordu. Dıştan dostlukları sebebiyle Müslümanlara yakınlaşan bu kişiler, sırları öğrenmeye ve bu sırları düşmanlara açıklamaya başladılar. Yüce Allah bu durumu bildirerek, gizli düşmanlara karşı tedbirli olunmasını istedi.

Müslümanlara karşı açıktan veya gizli düşmanlık içinde olanlara sır verilmemesi gerekir.

Bitâneten: Sırdaş, yakın dost.

Habâlen: Kötülük, fesat.

❌