Normal görünüm

Dünden önceki gün alınanlar Gazeteler

Anadolu Ajansı’nın asırlık serüveni kitapla anlatıldı

Gazeteci-yazar Atakan Çelik’in kaleme aldığı “Yüzyılın Tanığı: Anadolu Ajansı’nın Asırlık Öyküsü” adlı eser, Nobel Yayınları tarafından yayımlandı. Dört yıla yayılan titiz bir çalışmanın ürünü olan kitap, ajansın kuruluşundan günümüze uzanan yolculuğunu bütüncül bir çerçevede inceliyor. MESLEKİ BİRİKİM ve AKADEMİK ÇALIŞMANIN BİRLEŞİMİ Eser, Atakan Çelik’in yaklaşık çeyrek asra yaklaşan gazetecilik deneyimi ile Sakarya Üniversitesi’nde hazırladığı yüksek lisans tezinin geliştirilerek kitaplaştırılmasıyla ortaya çıktı. Çelik, kitabın kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirterek, eserin hem sahada geçen meslek hayatının bir özeti hem de akademik bir çalışmanın ürünü olduğunu ifade etti. Anadolu Ajansı’nın kendisi için yalnızca bir kurum değil, aynı zamanda bir okul ve hayat tecrübesi olduğunu dile getirdi. KURUCU RUH VE KÜRESEL DÖNÜŞÜMKitapta, Anadolu Ajansı’nın Milli Mücadele yıllarında ortaya çıkan kurucu ruhu ayrıntılı şekilde ele alınıyor. Ajansın, bir milletin sesini dünyaya duyurmak ve dönemin dezenformasyonuna karşı hakikati ortaya koymak amacıyla kurulduğu vurgulanıyor. Eserde ayrıca ajansın zaman içinde geçirdiği dönüşüme de geniş yer veriliyor. Geyve’de bir telgraf hattında filizlenen bu yapının, çok dilli yayıncılıkla dünyanın dört bir yanına ulaşan küresel bir medya aktörüne dönüştüğü anlatılıyor. Bu sürecin yalnızca kurumsal büyüme değil, aynı zamanda bir zihniyet değişimi olduğu ifade ediliyor. SAHA TANIKLIKLARI VE KRİZ DÖNEMLERİKitapta, Atakan Çelik’in sahadan edindiği deneyimler de önemli bir yer tutuyor. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşananlar, Arap Baharı sürecinde bölgedeki gelişmeler, Pakistan’daki sel felaketi ve Bosna’daki saha gözlemleri, ajansın kriz anlarında üstlendiği rolü ortaya koyan örnekler arasında sıralanıyor. Bu olaylar üzerinden ajansın yalnızca haber aktaran değil, aynı zamanda sahada aktif rol alan bir yapı olduğu aktarılıyor. GAZZE BÖLÜMÜ VE BELGELEME ÇALIŞMALARIEserde Gazze’de yaşanan gelişmelere de özel bir bölüm ayrılıyor. Bu bölümde, Anadolu Ajansı tarafından yayımlanan “Tanık”, “Kanıt” ve “Sanık” adlı çalışmaların uluslararası kamuoyu ve hukuk açısından taşıdığı önem ele alınıyor. Gazze’de yaşananların yalnızca insani değil, aynı zamanda hakikatin hedef alındığı bir süreç olduğu vurgulanırken, ajansın bu süreçte yaptığı yayınlarla yaşananları kayıt altına aldığı belirtiliyor. İTHAF VE GENEL ÇERÇEVEAtakan Çelik, kitabını gazeteciler açısından zorlu bir dönem olarak nitelendirdiği İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sırasında hayatını kaybeden meslektaşlarına ithaf etti. “Yüzyılın Tanığı”, Anadolu Ajansı’nın yalnızca bir haber ajansı olmadığını; aynı zamanda Türkiye’nin küresel iletişim gücünün, medya diplomasisinin ve hakikat mücadelesinin önemli bir temsilcisi olduğunu ortaya koyuyor. Kaynak: Haber Merkezi

Dizilerdeki aile temsili türkiye’nin imajını zedeliyor

Süleymanlı’ya göre, bu tür yapımlar Türk toplumunu sürekli entrikalar içinde yaşayan bir yapı olarak göstererek yurtdışında yanlış bir algının pekişmesine neden oluyor. Bazı ülkelerde bu dizilerin aile yapısına zarar verdiği gerekçesiyle yasaklanmasının gündeme geldiğini hatırlatan Süleymanlı, “Bu yapımlar yalnızca yerel düzeyde değil, uluslararası platformlarda da eleştiri konusu. Her ne kadar döviz girdisi ve turizm açısından kısa vadede katkı sağlasalar da uzun vadede Türkiye’nin kültürel imajına zarar verebilirler” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Süleymanlı, dizilerin içerik üretiminde toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini, aile değerlerinin daha dengeli ve gerçekçi biçimde yansıtılmasının hem yerel hem küresel düzeyde olumlu etkiler yaratacağını savundu. DİZİLERDE AİLE TEMSİLİ: GÜVENLİ LİMAN MI, ÇATIŞMA ALANI MI?Günümüz Türk yapımı dizilerinde aile kavramının çoğunlukla dramatik çatışmalar üzerinden ele alındığını dile getiren Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Aile içindeki toksik ilişkiler, ihanet, ensest ve şiddet gibi olumsuz temalar, dizilerin temel yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, izleyiciye aileyi güvenli bir limandan çok sürekli çatışmaların yaşandığı bir alan olarak algılatabilmektedir. İyileşme, uzlaşma ve sevgi gibi olumlu unsurların arka planda kalması, izleyicilerde olumsuz bir aile algısının yerleşmesine zemin hazırlamaktadır.” dedi. OLUMLU AİLE DEĞERLERİNİ ÖNE ÇIKARAN YAPIMLAR DA MEVCUTAileyi güçlendiren yapımların da var olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Gönül Dağı gibi diziler, sevgi, saygı, fedakârlık ve dayanışma gibi değerleri öne çıkararak izleyicilere pozitif mesajlar vermektedir. Bu tür yapımlar, Türk kültürünün özünü yansıtan unsurlarıyla hem Türkiye’de hem de dizilerin yoğun ilgi gördüğü ülkelerde yüksek reytingler elde etme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla, güçlü aile bağlarını işleyen diziler de geniş kitleler tarafından ilgi görmekte, bu da bazı yapımcıların ‘reyting alamama’ savını geçersiz kılmaktadır.” diye konuştu. AŞIRI DRAMATİZASYON TÜRK TOPLUMUNA YÖNELİK ALGIYI BOZUYORTürk dizilerinde aile temsillerinin çoğunlukla gerçek hayattan uzak ve sınırları zorlayan biçimde aşırı dramatize edilmiş şekilde sunulduğuna işaret eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İhanet, aldatma, gizli sırlar ve yoğun çatışmalar abartılı şekilde işlenmekte, evlilik dışı ilişkiler ya da aile bireyleri arasındaki aşırı nefret gereksiz yere öne çıkarılmaktadır. Bu yaklaşım yalnızca bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde de olumsuz yansımalar doğurabilmektedir. İzleyicilerin duygusal dünyasını zedeleyen bu içerikler, aile bağlarını zayıflatmakta; ayrıca Türk insanını sürekli entrikalar içinde yaşayan bir topluluk gibi göstererek özellikle yurtdışında yanlış bir imajın pekişmesine yol açmaktadır.” ifadesinde bulundu. KISA VADELİ KAZANÇLAR UZUN VADELİ İMAJ SORUNLARINA YOL AÇABİLİRBu tür yapımların yalnızca Türk ailesi açısından değil, uluslararası düzeyde de eleştirildiğini bazı ülkelerde aile yapısına zarar verdikleri gerekçesiyle yasaklanmalarının dahi gündeme geldiğini kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Dolayısıyla dizilerin döviz girdisi ve turizmdeki katkıları kısa vadede olumlu görünse de uzun vadede Türkiye’nin uluslararası imajı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir.” şeklinde konuştu. YASAKLAMA GEREKÇELERİ: NORMALLEŞTİRİLEN ÇARPIK İLİŞKİLERProf. Dr. Süleymanlı, bazı ülkelerde "Türk dizileri yasaklanmalı" diyen uzmanların gerekçelerine de değinerek, “Bu görüşlerin bir kısmı, Türkiye’de dile getirilen eleştirilerle benzerlik taşımaktadır. Çarpık aile ilişkilerinin normalleştirilmesi, ihanet ve şiddetin özendirilmesi gibi temaların sıkça işlenmesi, izleyicilerin toplumsal yapılar üzerindeki uzun vadeli etkileri konusunda artan uyarılara yol açmaktadır.” dedi. YABANCI İZLEYİCİDE GERÇEKÇİ OLMAYAN BEKLENTİLER OLUŞUYORTürk dizilerinin farklı nedenlerle de eleştirildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Nitekim Rus psikolog Andrey Zberovskiy, kendi ülkesi açısından Türk dizilerinin olumsuz yönlerini dile getirirken, erkek karakterlerin idealize edilmiş biçimde sunulmasının özellikle Rus kadın izleyicilerde gerçekçi olmayan beklentiler yarattığını belirtmektedir. Ona göre kadınların eşlerini dizilerdeki ‘mükemmel’ karakterlerle kıyaslaması, hayal kırıklıklarına ve Rusya gibi ülkelerde evliliklerin zayıflamasına yol açabilmektedir.” diye konuştu. KÜLTÜREL HASSASİYETLERİN ALAYCI SUNUMU TEPKİ ÇEKİYORAyrıca, Türk dizilerinin yurtdışında yalnızca aile yapılarına değil, kültürel hassasiyetlere zarar verebilen içerikleriyle de eleştiri odağı haline gelebildiğinin görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Nitekim bazı yapımlarda, Azerbaycan gibi kardeş bir ülkede konuşulan Türkçenin, şarkılarının ve kültürel öğelerinin komiklik amacı taşısa dahi hafifletilmiş ve hatta alaycı bir üslupla sunulması, bu ülke kamuoyunda ciddi tepkilere yol açmaktadır. Bu tür örnekler, dizilerden beklenen ‘yumuşak güç’ işlevinin doğru işlemesini engellemekte; aksine, beklenen kültürel yakınlaşma yerine en yakın coğrafyalarda dahi olumsuz algılar doğurmaktadır.” dedi. GENÇ İZLEYİCİLERDE GERÇEKÇİ OLMAYAN AİLE BEKLENTİLERİ OLUŞUYORÇocuklar ve ergenlerin çeşitli platformlarda izledikleri dizilerin hem aile algılarını hem de davranışlarını önemli ölçüde şekillendirdiğini anlatan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şöyle devam etti: “Araştırmalar, gençlerin özellikle olumsuz karakterlerden etkilendiğini göstermektedir. Türk dizilerinde suçlular, dolandırıcılar, şiddet uygulayan bireyler ya da ahlaki kuralları hiçe sayan figürlerin cazip ve dramatize edilmiş biçimde sunulması, genç izleyicilerin bu tür davranışları model almasına ve geleneksel aile yapısını sorgulamasına yol açabilmektedir. Özellikle ergenler, evde sağlıklı rol modelleri bulamadıklarında dizilerdeki karakterleri taklit edebilmektedir. Bu durum aile içindeki değerler ve ilişkiler hakkında yanlış algılar doğurmakta; dizilerdeki tutkulu aşklar, dramatik barışmalar ve intikam hikâyeleri ise gençlerin gerçek ilişkilerle kıyaslama yaparak hayal kırıklığı yaşamalarına sebep olmaktadır. Yoğun dramatik temalar, genç izleyicilerde aileye dair gerçekçi olmayan beklentiler oluşturmakta ve uzun vadede aile içi iletişim ile ilişkileri olumsuz etkileyebilmektedir.” TOPLUMSAL DEĞERLERİ ÖNE ÇIKARAN YAPIMLAR GELİŞTİRİLMELİAileyi destekleyen yapımların, toplumsal değerleri ve sağlıklı aile ilişkilerini öne çıkaran bir anlayışla hazırlanması gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Diziler, sadece dramatik öğeleri değil; sevgi, saygı, güven ve dayanışma gibi temel değerleri de izleyiciye aktarmalı, şiddet ve olumsuz ilişki biçimlerinden kaçınmalıdır. Bu yaklaşım, özellikle genç izleyicilere sağlıklı aile dinamiklerini, karşılıklı saygıyı ve empatiyi öğretme potansiyeline sahiptir.” şeklinde konuştu. İÇERİK DENETİMİNDE SOSYOLOGLARIN ROLÜ ARTMALITürk dizilerinin sıkça “aşkın gücü” ve “güçlü aile bağları” temalarına odaklansa da bunların gerçekçi ve sağlıklı bir çerçevede sunulması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, sözlerini şöyle tamamladı: “Ayrıca dizilerin sosyal sorumluluk bilinciyle üretilmesi ve ailelerin çocuklarının izlediği içerikleri dikkatle denetlemesi önem taşımaktadır. Bu bağlamda, denetim süreçlerinde sosyologların yer alması, içeriklerin toplumsal etkiler açısından daha sağlıklı değerlendirilmesini sağlayabilir. Sosyologlar, dizilerin toplumsal yansımalarını analiz ederek, aile yapısını güçlendiren içeriklerin geliştirilmesine katkıda bulunabilirler. Sonuç olarak, genç izleyiciler üzerindeki olumsuz etkileri azaltmak için senaryo aşamasından itibaren sağlıklı aile yapılarını yansıtan içeriklerin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Böyle yapımlar, aileyi ve toplumsal bağları güçlendirerek Türkiye’nin kültürel imajına da olumlu katkılar sunacaktır.”

Dijital Medyada Yeni Dönem: TÜİK ve BİK’ten 2024 Yayın Raporu

Basın İlan Kurumu (BİK) verileriyle hazırlanan 2024 Süreli Yayın İstatistikleri yayımlandı. Bu yıl ilk kez internet haber sitelerinin ziyaretçi trafiği de resmi verilere dahil edildi. Rapora göre, dijital basın 9,2 milyar tekil ziyaretçiye ulaşarak 46,7 milyar sayfa görüntülemesi elde etti. Tirajlar düşerken dijital trafik yükseldiGazetelerin toplam tirajı bir önceki yıla göre yüzde 27,5 azalarak 462 milyon adede gerilerken, dijital medyada büyük bir okur ilgisi gözlemlendi. En çok trafik, Genel Kategori’deki haber sitelerinden geldi. Süreli yayın sayısı azaldı, içerik hâlâ ‘siyasi-haber-güncel’ ağırlıklı2023’te 2.079 olan süreli yayın sayısı, 2024’te yüzde 1,8 düşüşle 2.040’a geriledi. Yayınların yüzde 88’i hâlâ siyasi-haber-güncel içerik üretiyor. Resmî ilan yayımlayan 753 gazetenin tamamı bu kategoride yer aldı. İstanbul lider, Kahramanmaraş dijitalde öne çıktıEn çok süreli yayının bulunduğu il 372 yayınla İstanbul olurken, sadece resmî reklam yayımlayan internet haber sitelerinde Kahramanmaraş 69 siteyle ilk sırada yer aldı. Kadın istihdamı yüzde 39, eğitim düzeyi yüksekToplam 7.719 basın çalışanının yüzde 39’u kadınlardan oluşuyor. Çalışanların yüzde 43,8’i lisans mezunu. Gazetelerde en çok muhabir, internet sitelerinde ise editör istihdam ediliyor. İlan sayısı azaldı, bedeller katlandıResmî ilan ve reklam sayısı yüzde 7,1 düşerken, toplam bedel yüzde 90 artarak 3,98 milyar TL’ye ulaştı. Kamu desteğinin yüzde 84,5’i resmî ilanlardan geldi. Kaynak: Haber Merkezi

❌