❌

Normal görünüm

Bugün alınanlar — 1 Kasım 2026

Fenerbahçe'ye evinde Göztepe şoku

Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Kadıköy'de Göztepe'yi ağırlayan Fenerbahçe, Matteo Guendouzi'nin golüyle öne geçmesine rağmen Sinclair Armstrong ve Andre Henrique'nin ard arda kaydettiği gollerle sahadan 2-1 mağlup ayrıldı.

Somer Sivrioğlu'nun restoranına kayyum atandı

Ünlü şef Somer Sivrioğlu’nun Sidney’deki restoranı Anason, 2 milyon doları aşan vergi borcu nedeniyle kayyım yönetimine devredildi. Beş yıldır mali sıkıntı yaşadıklarını belirten Sivrioğlu, yapılandırma taleplerinin kabul edilmediğini ancak restoranın hizmet vermeye devam ettiğini açıkladı.

Sarıgül soruşturmasının kilit ismi ek ifade verdi... Yurt dışına para transferi, sahte imza ve gizli ortaklık iddiaları

Sarıgül soruşturmasında tutuklanan Cihan Tunç'un ifadesi ortaya çıktı. Emir Sarıgül ve babası Mustafa Sarıgül hakkında konuşan Tunç, sahte imza süreçlerinden İsviçre’ye elden para transferine, özel jetlerle yurt dışına değerli eşya çıkarılmasına kadar birçok konuda iddialarda bulundu.

Maltepe'deki Sivas Kültür Günleri'nde CHP'liler kızdı... Güvenlik müdahale edince kavga çktı

Maltepe'deki 6. Sivas Kültür Günleri’nde kavga çıktı. Kürsüde CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Ali Yüksel’in adını anmayıp YENİ Parti İl Başkanı Özgür Çelik’in övülmesi CHP'lilerin tepkisini çekti. Kürsüye durumu hatırlatmak isteyen CHP'lilere güvenlik müdahale edince yumruklar devreye girdi.

Aşk dolandırıcılığı: 13 merkez çökertildi... Mağdur olduklarını söyleyenler hapiste

Madagaskar'da aşk ve yatırım dolandırıcılığı yapılan 13 merkez kapatıldı, 148 Çin vatandaşı ülkelerine gönderildi. Polis, iş vaadiyle kandırılan Afrikalıların pasaportlarına el konularak dolandırıcılığa zorlandığını açıkladı. Mağdur oldukları belirtilen yaklaşık 20 kişi ise hala gözaltında.

Sarıgül ailesinin sırları... Yurt dışı bağlantıları deşifre oldu... Kim bu İsviçreli İlhami Kaymak

Sarıgül ailesine yönelik kara para soruşturmasında aileye yakın kişilerin ifadeleri ortaya çıktı. Göstermelik senetlerle İsviçre'ye para kaçırıldığı ve aracı ismin de yurt dışında olduğu anlaşıldı. Odatv o aracı isim olan İsviçreli İlhami Kaymak'ı araştırdı... Kim bu Kaymak...

Çamlıhemşin'de tahta arabalar yarıştı... 16. Laz Ralli nefes kesti, mucitler virajları zorladı

Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde el emeğiyle yapılan tahta araba yarışları "Laz Ralli", bu yıl 16. kez düzenlendi. Dikkaya köyünde Fırtına Vadisi’nin dik virajları ve zorlu parkurlarında gerçekleşen yarışlarda 44 pilot, kendi tasarladıkları tahta arabalarla hem hız hem de denge sınırlarını zorladı.

Silivri’deki gemi faciasında kahreden ayrıntı... 720 metreden çıkarılan deniz sevdalısı Rahmi Temel'in cenazesi İzmir’de toprağa verildi

Marmara Denizi'nde Silivri açıklarında Alsu isimli tankerle çarpıştıktan sonra batan Tuğberk İmamoğlu isimli kuru yük gemisinin 1. Zabiti Rahmi Temel kazadan 2 ay sonra çıkarıldığı deniz derinliklerinden İzmir'e getirilerek son yolculuğuna uğurlandı.

Çin'den Türkiye'ye 'Orta Doğu' teklifi

Çin'in Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin, Orta Doğu'da kalıcı güvenlik için Türkiye ve bölge ülkeleriyle birlikte yeni bir yol aramaya hazır olduklarını söyledi. Xuebin, dış müdahalelere karşı bölgesel güvenlik mimarisi önerdi.

Sağlıkta yerli hamle ve teknoloji vurgusu... Cumhurbaşkanı Erdoğan TÜSEB Aziz Sancar Ödül Töreni'nde konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı ile Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Töreni'ne katıldı. Erdoğan, tıbbi cihaz ve sağlık teknolojilerinde Türkiye'nin dışa bağımlılığı azaltan yerli üretim hamlesine dikkat çekti.

G.Saray'ın rakibi B.Leverkusen'i devirdi!

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 3 Kasım Salı Günü Galatasaray ile deplasmanda karşılaşacak olan Stuttgart, Almanya Bundesliga'nın 8. haftasında konuk olduğu Bayer Leverkusen'i 4-2 mağlup etti. Bu sonucun ardından Stuttgart puanını 9'a çıkarırken, Bayer Leverkusen ise 13 puanda kaldı.

Hayranı boynundan öptü

Yenikapı'da sahne alan Mert Demir, konser sırasında beklenmedik bir olayla karşılaştı. Sahneye çıkan erkek bir hayranının kendisini boynundan öpmesiyle şaşkınlık yaşayan şarkıcı, kısa süreliğine şarkısına devam edemedi

Zelenskiy'den patrikhaneye ziyaret

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin ardından İstanbul Balat'taki Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'ni ziyaret etti. Zelenskiy, Fener Rum Patriği Bartholomeos ile yaklaşık bir saat görüştü

Ukrayna lideri Zelenskiy, İstanbul'da

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karadeniz'de sivil gemilere yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu vurguladı. Zelenskiy de kasım ayının ilk yarısında gerçekleştirilmesi öngörülen Ukrayna, ABD ve Rusya arasındaki üçlü formata hazırlandıklarını belirterek, "Sayın Cumhurbaşkanı ile bu formatın perspektiflerini ve diğer imkanları, özellikle Türkiye'nin ve tüm Avrupa'nın sürece dahil edilmesi olanaklarını, ayrıca burada, Türkiye'de toplantılar düzenlenmesi ihtimalini görüştük." diye konuştu

"Maalesef istediğimiz sonucu elde edemedik"

Fenerbahçe'nin defans oyuncusu Kojo Oppong, Süper Lig'in 10. haftasında 2-1 mağlup oldukları Göztepe maçının ardından konuştu. Büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını belirten Oppong, "Zor bir maçtı. Bizler tabii ki kazanmak için elimizden gelenin en iyisini yaptık ama maalesef istediğimiz neticeyi elde edemedik. Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz." ifadelerini kullandı.

"Çok net bir skorla kazandık"

Galatasaray'ın başarılı oyuncularından Yunus Akgün, Süper Lig'in 10. haftasında Konyaspor'u 4-0 mağlup ettikleri maçın ardından değerlendirmelerde bulundu. Çok iyi oyun ve net bir skorla kazandıklarını belirten Akgün, "İki tane çok büyük galibiyet aldık ve öz güvenimiz yüksekti. Bu maçta hata yapmamamız gerektiğini biliyorduk, uçakta bunu çok konuştuk. Bugün çok net bir skorla, çok iyi bir oyun sergileyerek kazandığımız için çok mutluyum." şeklinde konuştu.

Fuhuş ağında 977 milyonluk trafik

Diyarbakır merkezli 10 ilde düzenlenen "Silüet" operasyonunda, internet üzerinden fuhuş organize ettikleri belirlenen 28 şüpheli gözaltına alındı. MASAK incelemesinde 977 milyon liralık finansal işlem hacmi tespit edilirken 17 şüpheli tutuklandı

"Zor bir durumdayız"

Fenerbahçe'nin Fransız orta sahası Matteo Guendouzi, Süper Lig'in 10. haftasında 2-1 yenildikleri Göztepe maçının ardından dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Zor bir durumda olduklarını belirten tecrübeli oyuncu, "Ne söylenir bilmiyorum. Şu an yaşadığımız durum, çok zor bir durum. Yediğimiz ilk gole kadar iyi bir maç ortaya koyduk. Yarattığımız şansları değerlendirmeliydik. İkinci golü atabilseydik maçın kilidini çözmüş olurduk." dedi.

Toprak kayması binayı tehdit etti

Samsun'un Atakum ilçesinde sağanak yağışın ardından temelinde toprak kayması meydana gelen 5 katlı bina tedbir amacıyla boşaltıldı. Aynı binada yaklaşık 4 ay önce de toprak kayması yaşandığı ve çevresinde çatlaklar oluştuğu öğrenildi

F.Bahçe Kadıköy'de yıkıldı!

Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Fenerbahçe sahasında Göztepe'yi ağırladı. İlk yarıyı 1-0 üstün kapatan sarı-lacivertliler, rakibine 2-1'lik skorla yenildi ve üst üste 2. mağlubiyetini aldı. Sarı-kırmızılılar ise üst üste 4. galibiyetini alarak çıkışını sürdürdü.

Manisa FK, 10 maçlık hasreti bitirdi!

Trendyol 1. Lig'in 13. haftasında Manisa FK, sahasında Batman Petrolspor'u 2-1 yendi. Cheikne Sylla'nın golleriyle 1-0'dan geri dönen Manisa FK, ligdeki 10 maçlık galibiye hasretine son verdi ve puanını 13'e çıkardı. Batman Petrolspor ise 23 puanda kaldı.

'Biz hastalık değil, Sağlık Bakanlığıyız'

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye'nin sağlık teknolojilerinde yerli üretime ağırlık verdiğini belirterek yeni hedefleri açıkladı. Sağlıklı yaşamın önemine de dikkat çeken Memişoğlu, "Bizim işimiz sadece hastalıkları tedavi etmek değil, sağlığı korumaktır. Biz hastalık değil, Sağlık Bakanlığıyız" dedi

İstanbul Emniyeti'nden kumanya açıklaması

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, gazeteci Murat Ağırel'in gündeme getirdiği nezarethanelerdeki yemek hizmetine ilişkin iddialar üzerine açıklama yaptı. Emniyet, kumanyaların mevzuata uygun şekilde denetlendiğini ve yapılan sağlık kontrollerinde herhangi bir gıda zehirlenmesi vakasına rastlanmadığını bildirdi

Özgür Özel: Yeni Parti'yi siz kurdunuz

Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde vatandaşlarla buluşan Özgür Özel, zeytin üreticilerinin sorunlarına değinerek iktidara geldiklerinde çiftçinin zararını karşılayacaklarını söyledi. Özel, "Yeni Parti'yi siz kurdunuz. Adını sokakta siz koydunuz. Bütçesini siz oluşturdunuz" dedi

"Bizim için fırsat maçıydı"

Çaykur Rizespor Teknik Sorumlusu Fevzi Korkmaz, 0-0 berabere biten Kocaelispor maçından sonra, "Puan alamadığımız 3 haftalık periyodu sonlandırmak istiyorduk. Kocaelispor deplasmanında 1 puan değerli. Ama 3 puan alacak pozisyonlar da yakaladık" dedi.

İstanbul'da yarın bu yollar kapalı

İstanbul'da yarın düzenlenecek 48. İstanbul Maratonu nedeniyle çok sayıda yol trafiğe kapatılacak. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü saat 03.00'te, maraton parkuru ise saat 06.00'da araç trafiğine kapatılacak. İşte kapanacak yollar ve trafiğe açılacakları saatler

"İkisi de sonradan engelli kaldı"

Filenin Sultanları'ndan Gizem Örge, katıldığı bir programda annesi İnayet Örge ve babası Salim Örge'nin sonradan engelli kalmasına neden olan sağlık sorunlarını anlattı. Örge, "Genetik bir problemleri yok, ikisi de sonradan engelli kaldı" dedi

"1 puan kötünün iyisi"

Kocaelispor Teknik Direktörü Selçuk İnan, 0-0 biten Çaykur Rizespor maçının ardından yaptığı açıklamada, "Süper Lig bu sene çok daha kaliteli ve zorlu. Bu ligde her puan çok değerli. 1 puan da kötünün iyisi. Her şey istediğiniz gibi gitmediğinde 1 puan iyidir" dedi.

Pendikspor 6 maç sonra kazandı!

Trendyol 1. Lig'in 13. haftasında Pendikspor, Fatih Karagümrük'ü 1-0 mağlup etti. 2. yarıda Damir Hrelja'nın kaydettiği golle ligdeki 6 maçlık galibiyet hasretini bitiren Pendikspor, puanını 14'e çıkardı. Fatih Karagümrük ise haftayı 16 puanla 10. sırada tamamladı.

Çocukları dijital dünyadan korumak için yaş sınırı yeterli mi?

Çocukların dijital dünyada korunmasına yönelik 15 yaş sınırı ve yaş doğrulama düzenlemesi 1 Kasım’da yürürlüğe giriyor. Sosyal medyanın beynin ödül mekanizması üzerindeki etkilerine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Leyla Çelebi, ergenlik dönemindeki riskleri ve ailelerin alabileceği koruyucu önlemleri sıraladı

Bakanlıktan kimsesizler için genelge

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, kışın sokakta yaşayan kimsesizlerin barınma ve temel ihtiyaçlarının karşılanması için valiliklere, aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri ile sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına genelge gönderdi

Bursaspor ilk yarıda fişi çekti!

Trendyol 1. Lig'in 13. haftasında Bursaspor, sahasında Bandırmaspor'u 3-0 mağlup etti. İlk yarıda Halil Akbunar ile Lewis Baker'in (2) kaydettiği gollerle zirvedeki yerini koruyan Bursaspor, haftayı 31 puanla tamamladı. Bandırmaspor ise 14 puanda kaldı.

İBB, 4 yeni zemin altı otoparkı açtı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki İSPARK, 4 yeni zemin altı otoparkı hizmete açtı. Törende konuşan İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, otoparkların hepsinin metro istasyonlarına yakın veya bağlı olduğunu belirterek, bugün açtıkları 4 otoparkın toplam 1465 kapasiteli olduğunu söyledi

Çocuklara yapay zeka kısıtlaması

ABD'nin New York eyaletinde, 18 yaşından küçüklerin yapay zeka sohbet botlarıyla etkileşimlerini düzenleyen yeni yasa 28 Ekim'de imzalandı. Düzenleme, sohbet botlarının çocuklara insanmış veya duygulara sahipmiş gibi görünmesini engellemeyi amaçlıyor

"Ben hep aldatıldım"

Ünlü oyuncu Bahar Şahin, katıldığı programda dikkat çeken itiraflarda bulundu. Şahin, "Ben hep aldatıldım. Yakaladım da. Kanıt olmadan karşı tarafa hiçbir şey söylemem ama kanıt geldiği an konuşurum" dedi

Kızını ve erkek arkadaşını öldürmüştü! İşte ifadesi

Ankara'nın Mamak ilçesinde dün akşam saatlerinde 19 yaşındaki kızı Elif Kesen ile 53 yaşındaki erkek arkadaşı Ercan Oruç'u öldüren baba B.K.'nın ifadesi ortaya çıktı. Saldırgan B.K.'nın ise yaptığı ilk savunmasında amacının kızıyla konuşmak olduğunu, olay yerine bu niyetle gittiğini, Oruç'un kendisine küfür etmesi üzerine cinnet getirerek cinayetleri işlediğini söylediği belirtildi

Nev'in ağabeyinden iddialara yanıt

Geçtiğimiz hafta vefat eden şarkıcı Nev'in küs olduğu iddia edilen ağabeyi Zeyyat Doğansoy'un miras işlemleri başlattığı ileri sürüldü. Doğansoy, basına yansıyan haberlerden sonra avukatı aracılığıyla açıklama yaptı

Özel gereksinimli çocuklara atlı jimnastik

Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu tarafından bu yıl ilk kez açılan ve "atlı jimnastik" olarak bilinen "para voltij" branşında özel gereksinimli çocuklar ve gençler, at üzerinde jimnastik yaparak rehabilitasyon süreçlerini de destekliyor. Özel sporcular antrenörü Didem Şaşmaz, "Çok ciddi bir gelişim kaydedildi. Sporcuların birbirlerine yardım ettiklerini ve sosyal olarak gelişimler gösterdiklerini gözlemledim" dedi

Suriye'den 'Mekke Anlaşması' açıklaması

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, ülkesinin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na katılımını değerlendirmek üzere görüşmelerin sürdüğünü belirterek, Türkiye ile olan ilişkilerin siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda üst düzeyde seyrettiğini belirtti.

Yargıtay'dan milyonları ilgilendiren karar! Düğün sonrası araç hayali kuranlar dikkat!

Düğünde takılan altınlarla araba alma hayali kuranlara kötü haber Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nden geldi. Araç alımı için kadının bozdurulan bileziklerinin, "kendi rızası ile verdi" iddiasıyla geri iade edilmemesini yasaya aykırı bulan Yüksek Mahkeme, ziynetleri alan eşin, geri verilmemek üzere bağışlandığını ispatlayamaması halinde bileziklerin iadesine hükmetti

Dibi 1994'te görmüştü

Ata Yatırım'ın çalışmasına göre Borsa İstanbul'un piyasa değeri/GSYİH oranı şu anda 0.14x seviyesinde, tarihsel ortalama olan 0.21x'in yüzde 35 altına geriledi. Çalışmaya göre borsa, milli gelire oranla dibi 1994'te görmüştü. 2001 krizi 2008 global krizi ve FETÖ'nün darbe girişimi sonrası da borsa tarihi ortalamanın çok altına sarkmıştı. Ata Yatırım yayınladığı strateji raporunda borsanın 5 temel faktör tarafından yönlendirildiği analizini yaptı.

20 dakikalık yol 5 dakikaya indi

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Dallıkavak Tüneli'ne ilişkin, "Yolumuzu yaklaşık 4,5 kilometre kısaltarak 20 dakikadan sadece 5 dakikaya indirdik. Bu sayede toplam 103 milyon lira da yıllık buradan tasarruf elde etmiş olacağız." dedi

İspanya'da hakemler için tarihi karar!

İspanya LaLiga'da hakemler için tarihi bir karar alındı. Hakemler, her hafta seçilecek iki karşılaşmanın ardından canlı yayında kararlarını değerlendirecek. 2026-27 sezonunun 11. haftasında başlayacak uygulamanın ilk maçı, bugün oynanacak Levante-Atletico Madrid karşılaşması olacak.

Dolandırıcılar WhatsApp'ı hedef alıyor

Apple kullanıcılarını hedef alan yeni nesil Coruna yazılımı, WhatsApp hesaplarını sessizce ele geçirerek yakın çevreden borç ve para istenen dolandırıcılık vakalarını tetikliyor. Uzmanlar, mobil cihazların yazılım güncellemelerinin yapılmasını öneriyor. WhatsApp üzerinden gelen para taleplerinin karşı tarafı arayarak doğrulanması tavsiye ediliyor

Van-Bahçesaray yolunda mevsimin ilk karı yağdı

Van ile Bahçesaray ilçesini birbirine bağlayan ve yüksek rakımıyla kış aylarında zorlu ulaşım şartlarının yaşandığı 3 bin rakımlı Karabet Geçidi, mevsimin ilk kar yağışıyla birlikte beyaza büründü. Kar yağışının ardından bölgede çalışma başlatan Karayolları ekipleri, yolda ulaşımın aksamaması için kar temizleme çalışması yürüttü

Rekabet Kurumu fındık sektörüne yönelik sıkı takibini sürdürüyor

Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, fındık alım-satım pazarının önde gelen 6 teşebbüsü hakkında "ciddi rekabet ihlali" şüphesiyle soruşturma açtıklarını belirterek, "İncelemelerimiz sürecinde çiftçimizi mağdur eden, rekabeti ihlal eden ilave teşebbüsler tespit etmemiz durumunda onları da tereddütsüz soruşturmaya dahil edeceğiz" dedi

İran: Hamaney, üst düzey askeri yetkililerle görüştü

İran lideri Mücteba Hamaney’in ülkesinin üst düzey askeri yetkilileriyle bir araya geldiği bildirildi. Yazılı açıklamayla görüşmenin detayları duyurulurken, açıklamada olası bir saldırıya maruz kalınması durumunda bu yeni çatışmanın bitmesinin koşullarının İran tarafından belirleneceği vurgulandı.

İzmir'de yıllık 1500 ton atık çıkarılıyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi, yağışların ardından dereler ve yağmur sularıyla birlikte İzmir Körfezi'ne taşınan atıkları temizlik temizlemek için çalışma başlatıyor. Süpürge gemileri ve amfibi araçların yanı sıra kıyı temizlik ekiplerinin yürüttüğü çalışmalar sonucunda Körfez'den yılda ortalama bin 500 ton atık çıkarılıyor

Peribacası faciasında can vermişlerdi... Yürek yakan detay ortaya çıktı

Nevşehir'in Göreme beldesinde peribacasından kopan kaya parçalarının altında kalarak yaşamını yitiren ve 5 Temmuz'da hayatlarını birleştiren 31 yaşındaki Fatih Eray Tuna ile aynı yaştaki eşi Begüm Çetinkaya Tuna'nın cenazeleri, Sakarya'da toprağa verildi. Eray Tuna'nın, 1999 Marmara Depremi'nde enkazdan kurtarıldığı öğrenildi

Trendyol'da Kasım kampanyaları başlıyor

Trendyol, kullanıcıları için alışverişi daha erişilebilir hale getirirken satıcıları için yeni büyüme fırsatları yaratmaya devam ediyor. Platform, 1 Kasım’da “Erken Fırsatlar” ile başlayacak Kasım kampanyalarında ay boyunca kullanıcılarına farklı indirim ve avantajlar sunarak 120 milyon ürünü kullanıcılarla buluşturmayı hedefliyor. Pazarlamadan finansmana uzanan desteklerle satıcılarını da bu döneme hazırlayan Trendyol, Azerbaycan, Avrupa ve Körfez pazarlarına uzanan kampanyalarıyla Türkiye’deki işletmelerin e-ihracatını desteklemeyi ve uluslararası pazarlardaki konumlarını güçlendirmeyi amaçlıyor

Antalya'da Kültür Yolu heyecanı başladı

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali’nin açılışını gerçekleştirerek 9 gün boyunca 40’tan fazla mekânda 440’tan fazla etkinliğin düzenleneceğini açıkladı. Festivalin yanı sıra Antalya’ya yönelik kültür ve turizm yatırımlarını da değerlendiren Bakan Ersoy, COP31’in ardından EXPO alanında Türkiye’nin en büyük fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birinin hayata geçirilmesi için yeni bir yapılanmaya gidileceğini duyurdu

Dalyan'da çevreci dönüşümün öncüsü "Tomris Hatun"

Muğla'nın Ortaca ilçesindeki Dalyan Kanalı'nda çevre kirliliği ve motor gürültüsünü azaltmak amacıyla hayata geçirilen elektrikli tekne dönüşüm projesinin ilk örneği "Tomris Hatun", deneme sürüşlerini başarıyla tamamlayarak suya indirildi. Muğla Valiliği öncülüğünde yürütülen projeyle Dalyan kanalları ve Köyceğiz Gölü'nde faaliyet gösteren gezi ve yolcu teknelerinin aşamalı olarak elektrikli sisteme geçirilmesi, böylece bölgenin doğal dokusunun korunması amaçlanıyor

BEYLİKDÜZÜ BELEDİYE BAŞKANLIĞI

YOL İŞLERİ YAPTIRILACAKTIR BEYLİKDÜZÜ BELEDİYESİ FEN İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN 2026 YILI SAHİL MAHALLESİ MAVİ AKDENİZ CADDESİ VE KÖŞK CADDESİ KAZI VE ALT TEMEL MALZEME SERİLMESİ İŞİ yapım işi 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19 uncu maddesine göre açık ihale usulü ile ihale edilecek olup, tekli...

BM Genel Sekreterliğine aday gösterilen Sinirlioğlu, vizyon belgesinde hedeflerini açıkladı

Türkiye'nin BM Genel Sekreterliği için aday gösterdiği Sinirlioğlu, kaleme aldığı vizyon belgesinde çatışmaların önlenmesi, uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi ve BM'nin daha etkin bir yapıya kavuşturulmasına yönelik hedeflerini ortaya koydu.

İran, Sufizm ve olma sanatı üzerine düşünceler

İranlı gazeteci Shiva Akhavan Rad'ın İngilizce yaptığı bu mülakat, bianet editörleri tarafından Türkçe'ye çevrildi.


Hakan Mengüç için maneviyat, kesin cevaplara ulaşmaktan ziyade, bir hayatı şekillendiren sorulara nasıl açık kalınacağını öğrenmekle ilgili. Müzisyen, yazar ve Sufi düşüncesi eğitmeni olan Mengüç, şiir, müzik, seyahat, sessizlik, sevgi ve kim olduğumuzu ortaya çıkaran gündelik karşılaşmalar yoluyla içsel hayata yaklaşıyor.

Fars kültürüyle bağı, Rumi, Saadi ve Hafız’ın şiirleriyle kurduğu derin bağa dayanıyor. İran'da yaptığı yolculuk sırasında, yalnızca ülkenin edebî mirasıyla değil, kendi ifadesiyle şiirin kitapların ötesinde; sohbetlerde, evlerde, anılarda ve sıradan anlarda yaşamaya devam ettiği bir kültürle de karşılaştı. Düşünceleri daha geniş bir soruyu gündeme getiriyor: Şiir ve maneviyat yalnızca incelediğimiz konular değil de dünyayı görme ve içinde yaşama biçimleri olduğunda ne olur?

Bu sohbette Mengüç, rüyalar, dünyevi ve ilahi aşk, hayvanların bize şefkat ve kabullenme konusunda öğretebileceği dersler ve seyahatin kendisine güven ve insan ilişkileri hakkında öğrettikleri üzerine düşüncelerini paylaşıyor. Ayrıca sessizlik ve ney hakkında da konuşuyor; bu enstrümanı çalmanın zaman algısını nasıl değiştirdiğini ve şimdiki anı daha derinden deneyimlemesini nasıl sağladığını anlatıyor.

Ancak belki de en aydınlatıcı anlar, kesinlik ortadan kalktığı zaman ortaya çıkıyor. Yıllarca maneviyatı araştırdıktan sonra Mengüç, bazı gerçeklerin zihinsel olarak anlaşılabilse de kalbin bunları kabul etmesinin zor olabileceğini kabul ediyor. Bunların arasında kolay bir cevabı olmayan bir soru da var: Neden sevdiğimiz insanları ve şeyleri kaybetmek zorundayız?

Ortaya çıkan şey, maneviyatı bir cevaplar sistemi olarak ele alan bir sohbet değil, gizemle birlikte yaşamanın bir yolu; kesinliklere daha az bağlanmanın, şimdiki ana daha dikkatli olmanın ve cevapsız kalanlara daha istekli bir şekilde kulak vermenin bir yolu.

Fars şiirinde ve Sufi geleneğinde insan ve yaşamla ilgili hangi anlayış size en derinden hitap ediyor?

Tahran’dan bana ulaşmanız benim için son derece anlamlı. İran yalnızca büyük şairlere ev sahipliği yapmış bir ülke değil; aynı zamanda şiirin hâlâ yaşamın içinden seslendiği kadim bir hafıza.

Fars şiirinde ve Sufizmde beni en çok etkileyen şey, insanın tamamlanmış bir varlık değil, sürekli bir dönüşüm hâlinde olan bir yolcu olduğu anlayışıdır. Bu dünyaya kendimizi zaten bulmuş olarak gelmiyoruz; kim olduğumuzu yaşayarak, severek, kaybederek ve bazen de yolumuzu şaşırarak şekillendiriyoruz.

Sufizmde insan bir aynaya benzetilir. Ancak bu ayna zamanla tozlanır. Korkularımız, hırslarımız, kırgınlıklarımız ve beklentilerimiz gerçeği görmemizi zorlaştırır. Bu yolculuğun amacı başka biri olmak değil, bize eklenmiş olanları tek tek bırakıp özümüzde her zaman var olanı hatırlamaktır.

İşte bu yüzden beni en çok etkileyen düşünce şudur: Aradığımız gerçeklikten ayrı değiliz. Bazen bir ömür boyu kendimizin dışında aradığımız şey, nihayet kendi kalbimizin sessizliğinde bulunur.

Beni en çok etkileyen şahsiyetler, her şeyden önce Rumi, Şirazlı Saadi ve Hafız’dır.

“İran'da şiir kitapların içinde kalmıyor”

İran seyahatinizden zihninizde ve kalbinizde en derin iz bırakan şey nedir?

İran’ı düşündüğümde, belirli bir şehir ya da anıttan önce içimde bir duygu uyanıyor: Orada şiir hâlâ yaşıyor.

Bazı yerlerde şiir kitapların içinde kalır. İran’da ise şiirin insanların sohbetlerinde, bakışlarında, evlerinde ve gündelik hayatlarında yaşamaya devam ettiğini hissediyorsunuz.

İran'daki yolculuğum sırasında özellikle Tahran, İsfahan ve Tebriz beni çok etkiledi.

İran'da geçirdiğiniz süre boyunca, şiirin oradaki günlük hayata ne kadar derinden dokunduğunu hissetmenizi sağlayan bir an, bir sohbet, bir karşılaşma, bir yer ya da küçük bir gündelik sahne neydi?

Tahran'da bende en çok iz bırakan anlardan biri, kitapçılarla dolu bir bölgede yürürken yaşadığım andı. Birkaç kitapçıyla konuştum ve konuşma tarzlarında, ses tonlarında ve sorulara cevap verme biçimlerinde bende çok sıcak bir izlenim bırakan bir şey vardı. Onlar için edebiyatın yalnızca kitapların içinde kalan bir şey olmadığını hissedebiliyordunuz.

Daha sonra birkaç İranlı ailenin evine davet edildim. Mesnevi’ye olan ilgileri ve neredeyse herkesin şiirleri ezbere biliyor gibi görünmesi beni derinden etkiledi.

Bazen şiirden bir kültürün parçası olarak bahsederiz, ancak İran’da şiirin hâlâ günlük yaşamın içinde gerçekten yaşadığını hissettim.

Sanırım İran’ın bende bıraktığı en güçlü izlenimlerden biri de budur: Şiir, orada insanların yalnızca okuduğu bir şey değil; konuştukları, hatırladıkları ve içlerinde taşıdıkları bir şeydir.

Rüyaları nasıl yorumluyorsunuz? Hayatınızın gidişatını etkilemişler mi?

Rüyaları salt geleceği haber veren gizemli işaretler olarak görmüyorum. Benim için rüyalar, gündüzleri susturduğumuz seslerin geceleri konuşmaya başlamasıdır.

Gündüzleri zihnimiz çok gürültülüdür. Yapmamız gereken onca şey, korkularımız, sorumluluklarımız ve başkalarının bizden beklentileri arasında içimizdeki o ince sesi duyamayız. Uyuduğumuzda zihin nöbetini biraz gevşetir ve kalbin sakladığı görüntüler ortaya çıkmaya başlar.

Bazen rüyalar bize bir yön de gösterir. Onları anlayabilirsek bize derin bir içgörü sunabilirler.

Dünyevi aşk ve ilahi aşk

Dünyevi aşkın acısı, bir kişiyi aşk hakkında daha derin bir anlayışa yönlendirebilir mi?

Züleyha, Leyla ve Mecnun hikâyelerinde aşk, başlangıçta rahatlık veren bir duygu olarak ortaya çıkmaz. Aksine, kişinin bildiği düzeni altüst eder. Kişinin kim olduğunu, neye bağlı olduğunu ve neyi kaybetmekten korktuğunu ortaya çıkarır.

Dünyevi aşk ile ilahi aşkın düşman olduğuna inanmıyorum. Bazen bir kişi görünür bir güzellikle başlar ve görünmez bir gerçeğe ulaşır. Ancak bunun gerçekleşmesi için aşkın, sahip olma arzusundan öteye geçmesi gerekir.

Acı bizi dönüştürebilir; yalnızca kalbi kırdığı için değil, etrafındaki duvarların içinden bir geçit açtığı için. O açıklıktan geçerek kendimizi, diğer insanları ve hayatın kırılganlığını daha derinlemesine görmeye başlarız. Ve ışık genellikle yaradan içeri girer.

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu anlayış, beslenme düzeninize ve yaşam tarzınıza yansıyor mu?

Şefkatin yalnızca insanlara yöneltildiğinde eksik kaldığına inanıyorum. Şefkat, hangi türe ait olduğunu sormadan başka bir canlının acısını hissetme yeteneğidir.

Hayvanlar, yalnızca ihtiyaçlarımızı karşılamak için yaratılmış nesneler değildir; onlar, bu dünyayı paylaştığımız canlı varlıklardır. Onların da korkuları, bağları, alışkanlıkları ve kendilerine özgü bir varoluş biçimi vardır. Bir hayvanla samimi bir ilişki kuran herkes, bu ilişkinin yalnızca içgüdüden ibaret olmadığını anlar.

Ayrıca hayvanlarla sıcak bir bağ kuramayan bir kişinin, insanlarla da böyle bir bağ kurmakta zorlanacağına inananlardan biriyim.

“Hayvanlar bize sadece şefkati değil, kabullenmeyi de öğretiyor”

Hayvanlarla yaşadığınız hangi deneyimler, şefkat ve kabullenme konusundaki anlayışınızı şekillendirdi?

Çocukluğumdan beri hayvanlarla iç içe büyüdüm. Hayvanların en güzel yanlarından biri, hiçbir önyargıya sahip olmamalarıdır. Sizi olduğunuz gibi kabul ederler. Ancak onlarla gerçek bir bağ kurmak istiyorsanız, siz de onları oldukları gibi kabul etmeyi öğrenmelisiniz.

Örneğin, bir kediyi istediğiniz gibi davranmaya zorlayamazsınız. Onun karakterini, sınırlarını, size nasıl yaklaştığını ve nasıl uzaklaştığını anlamaya başlarsınız. Bence insanlar arasındaki pek çok çatışma tam da bu noktada başlar. Karşımızdakini olduğu gibi görmek yerine onu değiştirmeye çalışırız. Ve o değişmediğinde sinirlenir, hayal kırıklığına uğrar ya da mesafeli davranırız.

Bu yüzden hayvanların bize yalnızca şefkat değil, aynı zamanda kabullenmeyi de öğrettiğine inanıyorum. Bazen bizim için çok güzel öğretmenler olurlar ve bunu tek bir kelime etmeden yaparlar.

Çok kısıtlı imkânlarla seyahat etmek, insanlık ve güven konusundaki anlayışınızı nasıl değiştirdi?

Çok az şeyle seyahat ettiğinizde, sahip olduklarınızın sağladığı korumanın ötesine geçersiniz. Her şeyi önceden planlayamaz ya da her olasılığı kontrol edemezsiniz. İşte o zaman hayatla doğrudan yüzleşmeye başlarsınız.

Bu tür yolculuklarda bana en çok yardım edenler genellikle tamamen yabancılardı. Aynı dili konuşmasak ya da aynı kültürde büyümemiş olsak da aramızda görünmez bir bağ oluştu. Biri bana yolu gösterdi, diğeri bir öğün yemeğini paylaştı, bir başkası ise güvenli bir yere ulaşmama yardım etti.

Bu deneyimler bana güvenin naiflik olmadığını öğretti. Güven, tehlikeyi görmezden gelmek anlamına gelmez; her insanı yalnızca korkumuzun gözünden görmeyi reddetmek demektir.

Kitaplar bize insanlık hakkında bilgi verebilir. Ancak bir yabancı, karşılığında hiçbir şey beklemeden size şefkat gösterdiğinde, insanlık hakkında bildikleriniz bilgi olmaktan çıkar ve deneyime dönüşür.

Gerçek seyahat, yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Kendi önyargılarımızın ötesine geçmektir. Binlerce mil yol kat edebiliriz, ancak en büyük mesafe, bir yabancıyı kendimizden ayrı görmeyi bıraktığımız anda aşılır.

Bab'Aziz: Ruhunu Tefekkür Eden Prens Tunuslu / Senaryo yazarı ve yönetmen Nacer Khemir tarafından 2005 yılında çekildi.

İran sineması

İran sinemasıyla bağlantılı, sizi özellikle etkileyen bir film veya yönetmen var mı?

Beni en çok etkileyen filmlerden biri Bab’Aziz’dir. Yüzeysel olarak bakıldığında çölü aşan bir yolculuk gibi görünür; oysa gerçekte, bir kişinin kendi benliğinin derinliklerine yaptığı yolculuğu anlatır.

Filmin merkezinde yer alan kör derviş Bab’Aziz’in sükûneti, bana bazen gözlerimizle değil, kalbimizle daha derinden görebildiğimizi hatırlatır. Çölün sessizliği, müzik ve yol boyunca yaşanan karşılaşmalar, hayatın yalnızca ulaşılması gereken bir varış noktası değil, anlamaya çağrıldığımız bir varlık hâli olduğunu ima ediyor.

Bab’Aziz, Sufizmin en güzel gerçeklerinden birini taşıyor: Gerçeğe acele ederek değil, yavaşlayarak yaklaşırız. Her şeyi bilmemiz gerekmez; bazen henüz anlamadığımız bir yolda güvenle yürümeyi öğrenmeliyiz.

Bana göre gerçek sanat, sorularımızı elimizden alıp yerine cevaplar koymaz; bize daha derin sorular bırakır. Bab’Aziz bittikten çok sonra bile içimizde bir sessizlik olarak devam eder.

“Sessizlik, başka bir dilin başlangıcı”

Sessizlik hayatınızda nasıl bir yer tutar?

Benim için sessizlik, konuşmanın yokluğu değildir; başka bir dilin başlangıcıdır. İnsanlar sürekli konuştuklarında, genellikle kendilerini ifade ettiklerini sanırlar. Oysa bazen konuşmak, kendimizden kaçmanın en kolay yoludur. Sessizlikte kaçacak hiçbir yer kalmaz. Korkularımızla, özlemlerimizle ve içimizdeki cevapsız sorularla yüzleşiriz.

Ney çaldığımda da bunu hissediyorum. Müzik yalnızca sesle değil, sesler arasındaki boşluklarla da şekillenir. O boşluklar olmasaydı, duyduğumuz şey müzik değil, gürültü olurdu. Hayat da böyledir. Duraklamalarımız, sessizliklerimiz ve bekleme dönemlerimiz, hayatın ritminin bir parçasıdır.

Ney, Sufi düşüncesinde genellikle özlem ve ayrılıkla ilişkilendirilir. Çaldığınızda kişisel olarak ne hissediyorsunuz; içinizde, bir anlık da olsa, ne değişiyor?

Ney çaldığımda zaman algım değişiyor. Bazen zamanın tamamen durduğunu bile hissediyorum. Bir süreliğine geçmiş ve gelecek önemini yitiriyor, geriye yalnızca şimdiki an kalıyor.

O anda, bir şekilde şimdiki anı, sonsuzluğu ve hiçliği aynı anda hissediyorum. Bunu kelimelerle açıklamak kolay değil.

Benim için ney, yalnızca çaldığım bir enstrüman değildir. Bazen kendimden uzaklaşıp daha derin bir sessizliğe girmenin bir yolu hâline gelir.

Belki de bu yüzden ney çaldığımda, kendimi ifade ettiğimi değil, kendimden uzaklaştığımı hissediyorum.

Geçmişe saygı gösterirken onun tuzağına düşmemek

Geçmişe saygı gösterip onun tuzağına düşmeden nasıl ilerleyebiliriz?

Geçmişimizi tamamen silemeyiz, buna da gerek yok. Geçmiş, yalnızca yaşadığımız acılardan değil, bugünkü kişiliğimizi şekillendiren her karşılaşmadan oluşur.

Ancak geçmişe saygı göstermek, orada yaşamaya devam etmek anlamına gelmez. Bir öğretmene saygı duyabilirsiniz, ama hayatınızın geri kalanında aynı sınıfta oturmaya devam etmezsiniz. Geçmiş de aynıdır: Bize bir şeyler öğretir, sonra yolumuza devam etmemizi ister.

Bırakmak, unutmak anlamına gelmez. Birini asla unutmayabilirsiniz, ama onun yokluğunun şimdiki zamanınızı yönetmesine izin vermeyi bırakabilirsiniz. Eski benliğinizin korkuları etrafında hayatınızı kurmadan, bir zamanlar olduğunuz kişiye şefkat duyabilirsiniz.

Çoğu zaman, geçmişte olanlara değil, olmasını dilediğimiz şeylere tutunuruz. İyileşme, zaten gerçekleşmiş olanı değiştiremeyeceğimizi kabul ettiğimizde başlar.

Geçmişi yanımızda taşımakla onun tarafından taşınmak arasında büyük bir fark vardır. Geçmiş bize yön gösterebilir, ama kontrolü ele almamalıdır.

Bazen hayatın kapıları dışarıdan kilitli değildir. Eski kapının koluna elimiz hâlâ dayalı olduğu için yeni kapıyı açamayız. Dönüşüm, geçmişi inkâr etmek anlamına gelmez; ona şükretmek ve elimizi kapıdan nazikçe çekmek anlamına gelir.

Yıllarca maneviyatı araştırdıktan sonra, hayatla ilgili hâlâ tam olarak anlayamadığınız bir şey var mı; manevi bir fikir olarak değil, bir insan olarak?

Yıllar geçtikçe bir şeyi daha net anlamaya başladım: Entelektüel olarak anlayabildiğimiz, ancak duygusal olarak kabul etmekte hâlâ zorlandığımız şeyler vardır.

Örneğin, sevdiğimiz insanları neden kaybettiğimize, bazı insanların neden bu kadar büyük acılara katlandığına ya da hayatın neden bazen bu kadar adaletsiz görünebildiğine dair felsefi açıklamalar bulabiliriz. Sufizm de bu sorulara pek çok cevap sunar. Ancak yalnızca bir insan olduğunuzda, belirli sorular karşısında bildiğiniz her şeyin sessizliğe büründüğü anlar vardır.

Hâlâ tam olarak anlayamadığım bir şey, neden sevdiğimiz insanları ve şeyleri kaybetmek zorunda olduğumuzdur.

Belki de hayatın doğası budur. Her şey gelir ve her şey geçer. Aklım bunu anlıyor. Ama kalp, bunu her zaman aklın yaptığı kadar kolay kabul etmez.

Belki de insan olmanın bir parçası tam da budur: Tüm cevaplara sahip olmadan yaşamaya devam etmek.

(ŞA/VK/NÖ)

İlker Ortaç’tan dijital sergi ’LIMIT’: “Ben seyircinin arıza vermesini tercih ediyorum”

Biçimleri değişmiş bedenler, alışılmadık anatomik oranlar, maskelerin ardındaki yüzler… Sanatçı İlker Ortaç’ın LIMIT adlı dijital sergisi, grotesk figürlerden oluşan bir görsel dünya kuruyor. Feminist düşünürlerin sözleriyle buluşan bu bedenler, dayatılan sınırları ve tanımları sorguluyor.

Serginin mekânı anlatının bir parçası. Punkrockets Radio’nun canlı yayını eşliğinde gezilen sanal bir oto sanayide, ziyaretçiler Ortaç’ın 20 eseriyle karşılaşıyor. Tamir ve onarımla özdeşleşen bu mekân, bedenlere dayatılan düzeltme ve normalleştirme beklentilerini sorguluyor.

Ortaç, eserleriyle izleyici arasında ortaya çıkan gerilimi üretiminin bir parçası olarak görüyor. Sanatçıyla LIMIT’in ortaya çıkışını, bedenlere ilişkin toplumsal kabulleri ve izleyiciyle kurduğu ilişkiyi konuştuk.

Sergiyi buradan inceleyebilirsiniz.

Ağızdaki Şeker.

“Ben punk yaşayan bir sanatçıyım”

LIMIT'i dijital bir oto sanayi olarak tasarlamışsın ve sergiye Punkrockets Radio'nun canlı yayını eşlik ediyor. Dijital ortam, mekân ve müzik tercihlerinle nasıl bir deneyim yaratmayı amaçladın?

İnsanların “kaportayı düzeltelim” diye kendi aralarında konuştuğunu biliriz. Kaporta ilk aklıma burada geldi. Yıllardır aynı dertten yola çıkıp ortaya bir şeyler koymaya çalışıyorum. Bazen kısa film çekiyorum, bazen öykü, bazen roman yazıyorum. Bu sefer de çizerek anlattıklarımı toplayıp bir sergi formunda sunmayı amaçladım. Artık alışılmış, doğal olarak yaptığım şey oldu: Oraya gelenleri rahatsız etmek. Sonra oto sanayiyi düşündüm; arabayı götürdüğüm, yapılan işleri seyrettiğim, bir kenara çekilip sigara içip çay içtiğim anlar geldi aklıma. Böyle bir yerde benim çizdiklerim olsa, böyle bir yeri nasıl yapardım diye düşündüm. Taksim’de Mısır Apartmanı’ndaki bir sergi salonunu tamirhaneye çevirsem, çizdiklerimi oraya koysam, arkada punk müzik çalsa diye düşündüm. Ben punk yaşayan bir sanatçıyım. Ben de seyircilerin arasında gezinsem diye düşündüm. Elimdeki imkânlar önce bunu dijital olarak yapmaya yetiyordu. En azından eldekiyle bir şey yapıp sonra bu projeyi dünya turuna çıkarma fikriyle masanın başına oturdum.

“Benim çizdiğim bedenler çemberin dışında kalan bedenler”

Eserlerinde bedenler neredeyse hiçbir zaman alışıldık anatomik oranlarıyla karşımıza çıkmıyor. Bedenleri grotesk biçimlerde yeniden kurman, toplumsal olarak belirlenen “normal beden” fikriyle nasıl bir hesaplaşma içeriyor?

Bazen bir toplumda çoğunluğun inandığı, benimsediği, tercih ettiği şeyler normal olarak kabul ediliyor. Bunun dışındakiler ya yok edilmeye çalışılıyor ya da en iyi ihtimalle görmezden geliniyor. Benim çizdiğim bedenler de bu çemberin dışında kalan bedenler. Anatomik yapıları normal kabul edilen bedenlerin anatomik yapılarına uymadığı için insanlar bunları şüphe, endişe ve tedirginlikle karşılıyorlar. Onlarla bir münakaşaya giriyorlar. Bazen bu münakaşa eserlerle sınırlı kalmıyor, bunları üreten adamla da münakaşaya girdiklerine şahit oluyorum. Bunları üretirken böyle tepkiler alacağımı hayat deneyimlerimden bildiğim için kendime göre bir yalıtım geliştirdim: İzleyiciyle benim aramdaki münakaşayı pas geçip izleyiciyle eser arasındaki münakaşayı araya girmeden izlemek.

Timsah Maskesi.

“Maskeyi çıkarınca o insanı tanıyacağımızı düşünüyoruz”

Sergide maskeler dikkat çekici bir yer tutuyor. Maskenin hem gizlenmenin hem de kendini ifade etmenin bir aracı olabileceğini düşündüğümüzde, eserlerinde kimlik ve görünürlük arasındaki ilişkiyi nasıl ele alıyorsun?

Maskeyi çıkarınca o insanı tanıyacağımızı sanıyoruz. Ben bundan pek emin değilim. Üstümüzdeki kıyafet, saçımız, makyajımız, duruşumuz da birinin bizi nasıl gördüğünü etkiliyor. Çizimlerimdeki maskelere de böyle bakıyorum. Arkasında kim var diye merak edebiliriz ama o insan hakkında her şeyi bilmek zorunda değiliz. Ben biraz da neden onu hemen tanıyıp kafamızdaki bir yere yerleştirmek istediğimizle uğraşıyorum.

“Bazen insanın aklının karışması da iyi”

Sergide farklı dönemlerden ve düşünsel geleneklerden feminist isimlerin sözlerine yer veriyorsun. Beden ve iktidar ilişkisine farklı yaklaşımlar sunan bu düşünürleri bir araya getirirken nasıl bir düşünsel ilişki kurmayı amaçladın?

Çizimlerime bakarken bu kadınların söyledikleri de aklımdaydı. Sözlerini de yanlarına koymak istedim. Hepsi aynı şeyi söylemiyor; ben de öyleymiş gibi sunmak istemedim. Bir çizime bakıyorsun, sonra yanındaki sözü okuyorsun; belki dönüp çizime bir daha bakıyorsun. Benim istediğim biraz da buydu. O sözün çizimi açıklayıp konuyu kapatması gerekmiyor. Bazen insanın aklını biraz daha karıştırması da iyi.

Yeşil Ruj.

Eserleri kartpostal olarak paylaşılabilir kılman dikkat çekici. Grotesk imgeleri, geleneksel olarak hatıra ve kişisel iletişimle ilişkilendirilen kartpostal biçimiyle buluşturma fikri nasıl ortaya çıktı?

Sosyoloji okurken bir arkadaşımın kartpostal üzerine yazdığı tezi okumuştum. O günden beri kartpostallar kafamda ayrı bir yerde. Birine kartpostal gönderince ona küçük bir armağan veriyorsun, alıp evinin bir köşesine koyabiliyor. Şu an bunu fiziksel yapamasam da dijitalde yapmayı seçtim. Bir gün fiziksel sergide de aynısını yapmak istiyorum. Böylece bu karakterler, bedenler, düşünceler, bir nevi ben, birinin evine kartpostal olarak girsin. Belgesel ya da kitapla girdiğim gibi, bir kere de kartpostal olarak.

“Sergi arıza veriyor”

Sergideki spot ışıkların çoğu sabitken yalnızca Kırmızı Beden ve Gülüş ve Yumruk eserlerinin üzerindeki ışıklar yanıp sönüyor. Bu iki eseri ışık aracılığıyla diğerlerinden ayırmanın ardında nasıl bir düşünce var?

Ne kadar duman, o kadar randıman. Arızayı seviyoruz. İzleyiciler gezerken de arıza verdiler, veriyorlar, verecekler. Sergi de arıza veriyor. Bence bu gayet dürüst bir şey.

Gülüş ve Yumruk.

“Ben seyircinin arıza vermesini tercih ediyorum”

Serginin sonunda izleyicinin kendi bedenine veya başkalarının bedenlerine bakışında nasıl bir değişim yaşamasını umuyorsun?

Daha önce Türk sinemasında sakatlık olgusu üzerine çalışmıştım. Melodramlarda sakatlığın çok acıklı anlatıldığını görüyoruz. Seyirci filmden çıkınca, bu politik ve ekonomik baskılara rağmen sağlam olduğu için hâline şükredip mutlu bir şekilde hayatına devam edebiliyor. Ben ise seyircinin arıza vermesini tercih ediyorum.

 

1973’te beyin dokusunda oluşan hasarla, Serebral Palsi ile doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde kütüphanecilik okudu. Mimar Sinan’da sosyoloji yüksek lisansı sırasında “Türkiye Sinemasında Sakatlık Olgusu” konulu tezini sundu, jüri görüşmesinin ardından okulu bıraktı.

1995’te kamu hizmetine girdi. Yıllarca kod yazdı. On beş yılın ardından roman, öykü ve senaryo yazmayı kod yazmaya tercih edip emekli oldu. Yazıp çizdikleri kasları kadar sert, politik duruşu kadar tavizsiz, bir punk kadar “siz ne dersiniz” derdinden uzak.

2001’de baba oldu. Eşini 2003’te, 2019’da hayatına giren köpeğini ise 2025’te kaybetti. Her ikisine de kanserle uzun süren mücadelelerinin ardından veda etti.

 

(EG/NÖ)

Alkis Alkaios: Yunanistan’ın görünmeyen söz yazarı

Yunanistan Müzik Coğrafyası serimizin bu bölümünde bir söz yazarının, Alkis Alkaios’un yaşam öyküsüne yer veriyoruz. Cunta tarafından 1972’de tutuklanıp işkence gören Alkaios, ömrünün son otuz yılını hastalık nedeniyle evden çıkmadan geçirir ve bu yıllarda Yunanistan’ın en çok söylenen şarkılarından pek çoğunu yazar.

Yunanistan Müzik Coğrafyası
Yunanistan Müzik Coğrafyası
19 Haziran 2026

Yunanistan’da “Aşka Dair”i (Ερωτικό), “Sabah Sigarası”nı (Πρωινό τσιγάρο) ya da “Roza”yı (Ρόζα) ezbere bilen pek çok kişi, bu şarkıların sözlerini yazan kişinin yüzünü hiç görmemiştir. Alkis Alkaios televizyona çıkmaz, konserlere gelmez, gazetecilerle yüz yüze görüşmez ve bu yüzden bir dönem onun aslında var olmadığı bile konuşulur. Yakın çalışma arkadaşı besteci Thanos Mikroutsikos onu “görünmez bir söz yazarı” diye anar, bir başka konuşmasında da onun için “söz yazarı rolüne girmiş bir şair” der.[1] Görünmezlik yalnızca bir tercih değildir. Alkaios’un kamuoyundan uzak geçen hayatı, cunta yıllarında gördüğü işkenceden ve işkencenin ağırlaştırdığı hastalıktan ayrı düşünülemez. Bu hayattan çıkan şarkılar, Mikroutsikos’un deyişiyle, kişisel aşk şiiriyle bir kuşağın siyasi kaygılarını aynı dizelerde birleştirir.[2]

Sınırdaki bir köyden cuntanın işkencehanelerine

Gerçek adı “Vangelis Liaros” olan Alkis Alkaios, 23 Kasım 1949’da, iç savaşın sona erdiği yıl, Thesprotia’nın Arnavutluk sınırına yakın Kokkinia köyünde doğar. Ailesi o küçükken İyon Denizi kıyısındaki Parga’ya yerleşir. Elli yıl boyunca yakın arkadaşı olan demirci Stavros Doumas’ın anlattığına göre Alkaios, Parga’yı gençliği, aşkı, şarkısı ve İthaka’sı olarak görür ve “Parga’nın Baharı” (Άνοιξη της Πάργας) şarkısını da bu kasabaya yazar.[3] “Alkis” takma adını, İkinci Dünya Savaşı’nda Yunan Halk Kurtuluş Ordusu (ELAS) saflarında savaşan ve yirmi üç yaşında öldürülen amcasından alır. Adını bir direnişçiden alan Alkaios, yazmaya da erken başlar. 1967’de, henüz on sekiz yaşındayken, 1920’lerin Yunan şiirinde memur hayatının sıkıntısını ve kentli yalnızlığı alaycı bir dille yazan Kostas Karyotakis üzerine kısa bir deneme yayımlar. Karyotakis’in şiiri, Alkaios’un yazdıklarının “hocası” olarak anılır.[4]

Aynı yıl, 21 Nisan 1967’de albaylar cuntası yönetime el koyar. Alkis, Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken politikleşir. Bunda amcasının etkisi kadar, cunta yıllarında üniversite öğrencilerinin toplandığı, gitar ya da piyano eşliğinde sözün öne çıktığı küçük müzik salonları olan buat’larda dönen şarkılar da rol oynar.[5] Bu yıllarda cuntaya karşı direnişin en bilinen adlarından biri, 1968’de diktatör Georgios Papadopoulos’a suikast girişiminde bulunduğu için yakalanan, işkence gören ve yıllarca hapiste kalan Aleksandros Panagoulis’tir.[6] Alkaios 1972’de Panagoulis’in çevresindeki direnişçilere yardım ettiği için tutuklanır. Aranan insanları saklamış, onlara bakmış ve yurt dışına kaçmalarına yardım etmiştir.[7]

Ağustos’tan Aralık’a kadar beş ay gözaltında kalır. Önce Atina’daki Bouboulinas Sokağı’nda bulunan Genel Asayiş Müdürlüğü’nde, ardından Askeri Polis’in Özel Sorgu Birimi EAT-ESA’da tutulur. Bu iki yer, cunta yıllarının en bilinen işkence merkezleridir. EAT-ESA’da dolaşan söz, oraya girenin ya dost ya da sakat olarak çıkacağıdır.[8] Alkaios burada falaka, dayak ve elektrik işkencesi görür.[9] EAT-ESA’ya ayakları üzerinde girer, sedyeyle çıkar. Serbest bırakıldıktan sonra uzun süre yatağa bağlı yaşar ve pipetle beslenir. Gençliğinde hafif seyreden ankilozan spondilit hastalığı işkencelerden sonra ağırlaşır, attığı her adım ona acı verir ve bu hastalık hayatının geri kalanını belirler.[10]

*Atina’da eski EAT-ESA binası. Cunta döneminde Askeri Polis’in sorgu birimi olan yapı bugün Antidiktatörlük Demokratik Direniş Müzesi olarak kullanılıyor.

Cunta sonrası: Mikroutsikos’la tanışma ve “Ambargo” albümü

Cunta Temmuz 1974’te çöker. Yunanistan’da bu tarihten sonraki döneme “rejim değişikliği” anlamına gelen Metapolitefsi (Μεταπολίτευση) adı verilir. Cunta yıllarında yasaklanan Mikis Theodorakis şarkıları yeniden sahnelere çıkar ve siyasi şarkı bu ilk on yılda konserlerde, öğrenci eylemlerinde, parti festivallerinde geniş bir dinleyiciye ulaşır.[11] Alkaios cuntadan sonra Atina’da Veranzerou Sokağı’nda bir avukatlık bürosu açar. 1977’de Yunanistan Komünist Partisi’ne (KKE) üye olur ve partinin Attika’daki avukat, bilim insanı ve sanatçı örgütüne bağlanır. Bürosunda avukat yoldaşlarıyla birlikte partinin işçi bürosu adına çalışır ve sendikalara hukuki destek verir.[12]

Şarkı sözü yazarlığı da bu yıllarda başlar. Thanos Mikroutsikos 1978’in başında, KKE’nin yayın organı Rizospastis’te “Alkis Alkaios” imzasıyla yayımlanan bir şiiri okur, hemen besteler ve şairi aramaya koyulur. Karşısına çıkan kişi avukat Vangelis Liaros’tur. İkisi arasında ölüme kadar sürecek bir dostluk ve işbirliği böyle başlar. Alkaios iki yıl içinde Mikroutsikos’a yüz kadar şarkı sözü gönderir, besteci bunların kırkını besteler.[13] İlk ortak şarkıları “Şubat 1848” (Φλεβάρης 1848), 1978’de Maria Dimitriadi’nin sesiyle “Özgürlük Şarkıları” (Τραγούδια της λευτεριάς) albümünde yayımlanır. Şarkının adı, Komünist Manifesto’nun yayımlandığı ve Paris’te barikatların kurulduğu Şubat 1848’e gönderme yapar.[14] Bunu 1980’de “Hava Durumu” (Δελτίο καιρού), 1982 baharında da bütün sözleri Alkaios’a ait “Ambargo” (Εμπάργκο) albümleri izler. Maria Dimitriadi, Kostas Karalis, Vlasis Bonatsos ve Manolis Mitsias’ın seslendirdiği, caz ve rock etkileri taşıyan “Ambargo”nun şarkıları açık bir siyasi tavır taşır. Alkaios, dönemin diğer siyasi söz yazarlarından farklı olarak yalnızca Yunanistan’ı yazmaz. Albümün açılış şarkısı “Gamagrafi (Salvador ’80)” (Γαμμαγραφία (Σαλβαδόρ ’80)), adını gama ışınlarıyla görüntüleme tekniğinden alır ve El Salvador’daki iç savaşı anlatır. Şarkıyı seslendiren Maria Dimitriadi, onu El Salvador’da çocukların katledildiği bir kıyımla ilişkilendirir.[15]

*Alkis Alkaios, Thanos Mikroutsikos ve Maria Dimitriadi ile stüdyoda “Ambargo”nun kaydı sırasında (1982)

1983’te Mikroutsikos’un kurduğu ET.NE.M. yayınevinden “Ambargo - Şiirler” (Εμπάργκο - Ποιήματα) adlı kitabı çıkar. Bu, Alkaios’un yayımladığı tek şiir kitabıdır ve “Buz Üstünde Alıştırmalar” (Ασκήσεις επί πάγου), “Çöküş Üzerine Yorumlar” (Εκδοχές για την παρακμή) ve “Ambargo” başlıklı üç bölümden oluşur. Kitap ve aynı adlı albüm, Alkaios’un kuşağının yaşadığı dışlanmanın ifadesi olarak okunur.[16] Kitapta besteci Manos Loizos’a adanan “Sabah Sigarası” (Πρωινό τσιγάρο) şiiri de yer alır. Bu şiirin arkasında bir pişmanlık vardır. Alkaios 1980’lerin başında yalnızca Mikroutsikos için yazacağını söyler ve Loizos’un söz isteğini geri çevirir. Loizos Eylül 1982’de 44 yaşında ölünce Alkaios, Mikroutsikos’un anlatımıyla, suçluluk duyar. Şiir ertesi yıl Mikroutsikos’un ısrarıyla Notis Mavroudis’e verilir ve Alkaios’un en bilinen şarkılarından birine dönüşür.[17]

                                                                                                                                      Şubat 1848

“Cape Verdeli Manuel Duarte,

Belki yüzünü hiçbir zaman göremeyeceğim,

Ama kanla yazılmış o satırlarına bakılırsa,

Kavurucu bir güneşle dolu olmalı...

Panamalı kardeşim Elberto Cobos,

Belki sesini hiçbir zaman duyamayacağım,

Ama rüzgarın getirdiği haberlere bakılırsa,

Tıpkı toprağın gibi hiç susmuyor olmalı...

Şeria kıyılarından Naim Ashab,

Belki hiçbir zaman el sıkışamayacağız,

Yine de yanı başımda uyanık bekliyor aynı yıldız,

Senin de başucunda nöbet tutan; bu yeter bana...

Bu gece birleştirdi kalplerimizi aynı umutlar,

Anlık bir titreşimde bile olsa,

Yolumuzu aydınlatırken sayfaları

Komünist Manifestomuzun...”[18]

“Sabah Sigarası”ndan “Yüzyılın Barakası”na

1984’te “Sabah Sigarası” Notis Mavroudis’in bestesiyle yayımlanır. Aynı yıl Alkaios hastalığı yüzünden uzun süre ayakta duramaz hâle gelir ve Veranzerou’daki bürosunu kapatır. Bundan sonra hayatını yalnızca yazarak sürdürür.[19] 1984’ten sonraki döneminde dili de değişir. Gündelik hayattan alınmış somut sahnelerle gerçeküstü imgeleri aynı şarkıda yan yana getirmeye başlar. Mikroutsikos’la yaptığı “Aşka Dair”in (Ερωτικό) sözlerinde tarihsel göndermelerle iç gözlem birleşir. Şarkıyı ilk kez Manolis Mitsias söyler, sonra Haris Alexiou da yorumlar. Vasilis Papakonstantinou’nun en büyük başarılarından “Viktoria”nın (Βικτώρια) sözlerini de Alkaios yazar.[20]

Sabah Sigarası

“Gün ağarıyor, şehrin tatil günü bugün,

Mahallemizde tütüyor bir baca.

Bense seni arıyorum bir sabah sigarası gibi,

Ve acı bir kahve gibi, acı bir kahve gibi...

Sokaklar bomboş, görünmüyor tek bir can,

Ve ay henüz kayboldu batıda.

Bense seni arıyorum kaçınılmaz bir çare gibi,

Ve bir gündoğumu gibi, bir gündoğumu gibi...

Güneş doğdu, radyo son ses açılmış,

Tasos adında birine ağlayan bir kasap havasıyla...

Bense tüm bahsimi sana yatırıp sonra pas geçiyorum,

Körler karesinde, körler karesinde...”

1989’da Dionysis Theodosis’in ilk albümü “Bir Kahve Süresince” (Όσο κρατάει ένας καφές) çıkar. Mikroutsikos’un bestelediği albümdeki on üç şarkının on birinin sözleri Alkaios’a aittir ve albüme adını veren şarkı, geceyi yalnız geçirmek istemeyen birinin bir kahve süresince de olsa yakınlık arayışını anlatır.[21] 1996’da Mikroutsikos’un besteleri ve Dimitris Mitropanos’un sesiyle “Yüzyılın Barakasında” (Στου αιώνα την παράγκα) yayımlanır. Albümün sözlerinin büyük bölümü Alkaios’undur ve şarkılar hatırlama, yas, kırılma anları ve inatçı bir direnme duygusu etrafında döner. Albümün merkezindeki şarkı “Roza”dır (Ρόζα). Alkaios şiiri 1976’da yazıp Mikroutsikos’a göndermiştir; şarkıya dönüşmesi yirmi yıl alır. Ağır tempolu, içe dönük sözlerle yazılan şarkı, 20. yüzyılın devrimci deneyimlerine ve onların ardından gelen hayal kırıklıklarına dair bir iç konuşma gibi okunur. Roza’nın kim olduğu hep tartışılır. Kimi yorumlar onu Rosa Luxemburg’la, kimileri rebetiko şarkıcısı Roza Eskenazi’yle ilişkilendirir, Alkaios ise bu soruya hiçbir zaman açık bir yanıt vermez. Mikroutsikos’un anlattığına göre Mitropanos şarkının ağırlığı karşısında iki hafta boyunca onu söyleyemez. Sonra sahnede “Roza”yı söylerken yaptığı ağır zeibekiko, şarkının en çok hatırlanan görüntülerinden biri olur.[22]

Albüme son anda eklenen “Her Daim Gülümseyenler” (Πάντα γελαστοί) şarkısının hikâyesi ise iki farklı biçimde anlatılır. Mikroutsikos’a göre Alkaios şarkıyı, Ağustos 1996’da Kıbrıs’ta ara bölgede Türk bayrağını indirmek için direğe tırmanırken vurularak öldürülen Kıbrıslı Rum Solomos Solomou’ya ithaf eder. Miltos Paschalidis ise Alkaios üzerine yazdığı kitapta başka bir hikâye anlatır. Ona göre şarkı Solomou’nun ölümünden önce yazılmış ve Mikroutsikos tarafından bestelenmiştir. Alkaios şarkıyı o yıl hayatını kaybeden üç kişiye, Kıbrıslı Rumlar Tasos Isaak ve Solomos Solomou ile anarşist Christoforos Marinos’a adar.[23] İki anlatı arasındaki fark küçük değildir. Mikroutsikos’un aktardığı biçimiyle şarkı, Kıbrıs meselesinin milliyetçi anma dili içinde okunabilir. Paschalidis’in anlattığı ithaf ise 1996’da ölen farklı siyasi figürleri yan yana getirir ve şarkıyı bu dilin dışına taşır.

Roza

“Dudaklarım kuru ve susuz

Asfaltta su arıyor,

Geçip gidiyor yanımdan araçlar

Sense fırtınanın bizi beklediğini söyleyip

Nemli bir kabareye sürüklüyorsun beni.

Birlikte yürüyoruz aynı yolda

Ama ayrı ayrı hücrelerimiz,

Dolanıp duruyoruz büyülü bir şehirde.

Artık ne aradığımızı bilmek istemiyorum,

İki öpücük bağışlasan yeter bana.

Rulet oynayıp kaybediyorsun beni

Kâbus gibi bir masalın içinde.

Bir böceğin fısıltısı şimdi sesim,

Sarmaşık gibi hayatım,

Kesip atıyorsun beni boşluğa.

Zorunluluk nasıl da dönüşür tarihe,

Tarih nasıl da dönüşür sessizliğe...

Neden bakıyorsun bana öyle uyuşmuş halimle, Roza?

Bağışla beni, anlayamıyorum

Ne söylediğini bilgisayarların ve sayıların.

Kömürden ve kükürtten aşkım,

Nasıl da değiştirmiş seni zaman...

Üstümüzden geçip gidiyor araçlar

Ve ben, sisin ve fırtınanın ortasında

Aç uyuyorum senin yanında.

Zorunluluk nasıl da dönüşür tarihe,

Tarih nasıl da dönüşür sessizliğe...

Neden bakıyorsun bana öyle uyuşmuş halimle, Roza?

Bağışla beni, anlayamıyorum

Ne söylediğini bilgisayarların ve sayıların.”

Mitropanos ile Alkaios’un yolu üç yıl sonra yeniden kesişir. Alkaios 1998’de Marios Tokas’la bütün sözlerini kendisinin yazdığı “Alp Yıldızı” (Εντελβάις) albümünü hazırlar. Albümü Giorgos Dalaras söyleyecektir. Ama Dalaras, bir dizede geçen Türkçe kökenli “karşı” (καρσί) sözcüğüne itiraz eder ve yerine “şarap” (κρασί) konmasını ister. Alkaios, dizenin anlamı değişir diye bunu reddeder. Anlaşmazlık albümü yaklaşık bir yıl geciktirir ve “Alp Yıldızı” 1999’da Dalaras’ın değil Mitropanos’un sesiyle çıkar.[24] Mitropanos albümün kitapçığına yazdığı kısa notta Tokas ve Alkaios’u “sevdiğim bir müzik geçmişiyle bağlı olduğum iki insan” diye anar ve şarkılarına sesini katmaktan onur duyduğunu söyler. Albümde yayımlanan “Kif” (Κιφ) ve “Alp Yıldızı” gibi şarkılar Mitropanos’un repertuarının kalıcı parçaları olur.[25]

Aynı yıllarda yeni işbirlikleri başlar. 1998’de Sokratis Malamas’la “13.000 Gün” (13.000 μέρες) albümünde ilk kez bir araya gelir. Bu işbirliği “Bekçi ile Kral” (Ο φύλακας και ο βασιλιάς, 2000), “Bir” (Ένα, 2002) ve “Geçit” (Πέρασμα, 2010) albümleriyle sürer. Malamas’la yazdığı şarkılarda halk müziği geleneğine yaslanan yeni bir dil ortaya çıkar ve gemicilerin, limanların şairi Nikos Kavvadias ile Kostas Ouranis’in yolculuk şiirine yakın bir ton belirginleşir.[26] 2000’lerde Miltos Paschalidis’le “Batık Çapalar” (Βυθισμένες άγκυρες, 2001) ve “Tek Vatanım Zamandır” (Η μόνη μου πατρίδα είναι ο χρόνος, 2003) albümlerinde çalışır. 2006’da Mikroutsikos’la “Harika Yalnızlar” (Υπέροχα μονάχοι) albümünü yayımlarlar. Son çalışması, öldüğü yıl Babis Stokas’la yaptığı “Delilerin Avlusu”dur (Η αυλή των τρελών, 2012).[27]

Atina ile Parga arasında iki odalık bir hayat

Alkaios, Paschalidis’in anlatımına göre yaklaşık otuz yıl boyunca biri Atina’nın Kato Kifisia semtinde, diğeri Parga’da olmak üzere iki odada yaşar. 1982’de “Ambargo” için katıldığı bir televizyon programı ve bir radyo yayını dışında kamuoyunun karşısına pek çıkmaz. Difono dergisi bir söyleşi için onu ziyaret etmeyi planladığında ağır hareket kısıtlılığı buna izin vermez ve söyleşi yazışma yoluyla yapılır.[28] Mikroutsikos onun zor bir insan olduğunu, ama bunun için haklı nedenleri bulunduğunu söyler. Mikroutsikos’a göre Alkaios hayatı hayal gücüyle yaşar ve bu hayal gücünün merkezinde aşk tutkusu vardır.[29] Paschalidis’in aktardığı bir olay, Alkaios’un işkenceyle nasıl yaşadığını da gösterir. Yıllar sonra Atina’daki Evelpidon adliyesinde, bir duruşma salonunun önünde işkencecilerinden biriyle karşılaşır. Alkaios ona “Beni hatırlıyor musun?” diye sorar, adam hatırlamaz. Alkaios birlikte askerlik yaptıklarını, yalnızca birinin üstte, diğerinin altta olduğunu söyler ve arkasını dönüp gider. İkinci işkencecisini bir gemide, kardeşiyle birlikteyken görür. Kardeşi adamı göstermesini ister, Alkaios göstermez ve bunun önemi olmadığını söyler.[30]

Alkis Alkaios 10 Aralık 2012’nin ilk saatlerinde, 63 yaşında, kanser nedeniyle hayatını kaybeder ve ertesi gün Parga’da toprağa verilir.[31] 5 Ekim 2016’da Atina’daki Herodes Atticus Odeonu’nda Vasilis Papakonstantinou, Christos Thivaios, Miltos Paschalidis ve Babis Stokas’ın katıldığı bir anma konseri düzenlenir. Mikroutsikos konser öncesi söyleşilerinde, Alkaios’un yazdıklarının genişliğini göstermek için aslında on günlük bir program gerektiğini söyler. Ona göre Alkaios, 1980 sonrası Yunanistan’da şarkı yazan en önemli dört beş isimden biridir ve şarkının dilini yenilemiştir.[32] 2019’da Metronomos yayınevi bestelenmiş 187 şarkı sözünü “Patision ile Masal’ın Köşesi” (Πατησίων και Παραμυθιού γωνία) adıyla tek kitapta toplar. Kitabın adı, Atina’nın en işlek caddelerinden Patision ile “masal” anlamına gelen paramythi sözcüğünü bir sokak köşesinde buluşturur.[33]

*Alkis Alkaios’un vefatından 10 yıl sonra Parga Belediyesi bir meydana adını verip bir yazıt yerleştirdi. (Kaynak: Atpreveza.gr)

Alkaios bugün Kostas Tripolitis ve Lina Nikolakopoulou ile birlikte, Yunanistan’da şarkı dilini değiştiren ve her biri kendi okulunu kuran üç söz yazarından biri sayılır.[34] Ama onu yalnızca iyi bir söz yazarı olarak düşünmek eksik kalır. Alkaios, cunta şiddetinin bedeninde bıraktığı izle yaşayan, buna rağmen yazmayı ve taraf olmayı sürdüren bir şairdir. El Salvador’dan Kıbrıs’a, Parga’dan Atina’nın arka sokaklarına uzanan şarkıları da bu yüzden hem kişisel hem siyasi bir hafıza taşır. Alkaios’un kendisi hiçbir sahneye çıkmaz. Şarkıları ise Maria Dimitriadi’den Dimitris Mitropanos’a, Sokratis Malamas’tan Miltos Paschalidis’e farklı kuşaklardan seslerle söylenmeye devam ediyor.

Dipnotlar:

[1] “Το in.gr στις πρόβες για το αφιέρωμα στον Άλκη Αλκαίο,” in.gr, 4 Ekim 2016, erişim 29 Ekim 2026, https://www.in.gr/2016/10/04/interviews/to-in-gr-stis-probes-gia-to-afierwma-ston-alki-alkaio/; Έλλη Δέδε, “Άλκης Αλκαίος: Μαρτυρίες από την άγνωστη ζωή του μεγάλου στιχουργού,” Δρόμος της Αριστεράς, 4 Ocak 2026, erişim 29 Ekim 2026, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; Κώστας Μπαλαχούτης, “Άλκης Αλκαίος - Η γραφή του όλη,” Ogdoo.gr, 2 Ocak 2017, erişim 29 Ekim 2026, https://www.ogdoo.gr/prosopa/afieromata/alkis-alkaios-i-grafi-tou-oli; “Πώς αντιδρά κάποιος όταν συναντά μετά από χρόνια το βασανιστή του;” Μηχανή του Χρόνου, 19 Temmuz 2018, erişim 29 Ekim 2026, https://www.mixanitouxronou.gr/pos-antidra-kapoios-otan-synanta-meta-apo-chronia-to-vasanisti-toy-to-megaleio-stoy-stichoyrgoy-alki-alkaioy-poy-ezise-me-sovara-provlimata-ygeias-meta-apo-5-mines-sto-kolastirio-tis-mpoympoylinas/.

[2] Μιχάλης Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, 28 Eylül 2016, erişim 29 Ekim 2026, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio.

[3] “Άλκης Αλκαίος,” Βικιπαίδεια, erişim 29 Ekim 2026, https://el.wikipedia.org/wiki/Άλκης_Αλκαίος; “Ο ποιητής και στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Νόστιμον Ήμαρ, 10 Aralık 2020, erişim 29 Ekim 2026, https://www.nostimonimar.gr/alkis-alkaios/; Σταύρος Δούμας, “«Μίλα σιγά…»,” Εφημερίδα των Συντακτών, 12 Aralık 2022, erişim 29 Ekim 2026, https://www.efsyn.gr/?p=1220149.

[4] “Ο ποιητής και στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Νόστιμον Ήμαρ, https://www.nostimonimar.gr/alkis-alkaios/; “Πέθανε ο Άλκης Αλκαίος,” Lifo, 10 Aralık 2012, erişim 29 Ekim 2026, https://www.lifo.gr/node/142010.

[5] Δέδε, “Άλκης Αλκαίος: Μαρτυρίες από την άγνωστη ζωή του μεγάλου στιχουργού,” Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; “Ο Άλκης Αλκαίος πορεύτηκε με πηγή έμπνευσης την τελική μάχη που δε δόθηκε ακόμα,” 902.gr, 20 Aralık 2022, erişim 29 Ekim 2026, https://www.902.gr/eidisi/politiki/315461/o-alkis-alkaios-poreytike-me-pigi-empneysis-tin-teliki-mahi-poy-de-dothike.

[6] “Η Πρωτομαγιά που έφυγε ο Αλέκος Παναγούλης,” To Vima, 1 Mayıs 2019, erişim 29 Ekim 2026, https://www.tovima.gr/2019/05/01/politics/i-protomagia-pou-efyge-o-alekos-panagoulis/.

[7] Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; “Άλκης Αλκαίος: «Ωδή σε ένα δρομέα αντοχής»,” Musicpaper.gr, 3 Ekim 2016, erişim 29 Ekim 2026, https://www.musicpaper.gr/topics/item/1761-alkis-alkaios-stixoii-wdoi.

[8] “Άλκης Αλκαίος: «Ωδή σε ένα δρομέα αντοχής»,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/topics/item/1761-alkis-alkaios-stixoii-wdoi; “Τα κολαστήρια της Χούντας στην Αθήνα,” Alfavita, erişim 29 Ekim 2026, https://www.alfavita.gr/koinonia/218669_ta-kolastiria-tis-hoyntas-stin-athina.

[9] Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/.

[10] “Άλκης Αλκαίος, Μπουμπουλίνας και ΕΑΤ-ΕΣΑ,” Κατιούσα, 17 Kasım 2018, erişim 29 Ekim 2026, https://www.katiousa.gr/istoria/alkis-alkaios-mpoumpoulinas-kai-eat-esa/; Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; “Άλκης Αλκαίος: «Ωδή σε ένα δρομέα αντοχής»,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/topics/item/1761-alkis-alkaios-stixoii-wdoi.

[11] Αναστασία Νικολοπούλου, “Το πολιτικό τραγούδι την πρώτη δεκαετία της μεταπολίτευσης (1974-1984). Η περίπτωση του Άλκη Αλκαίου” (yüksek lisans tezi, Yanya Üniversitesi Müzik Bölümü, Arta, 2023), erişim 29 Ekim 2026, https://olympias.lib.uoi.gr/jspui/handle/123456789/37652.

[12] “Απεβίωσε ο ποιητής και στιχουργός Άλκης Αλκαίος - Τα συλλυπητήρια του εξέφρασε το ΚΚΕ,” 902.gr, 10 Aralık 2012, erişim 29 Ekim 2026, https://www.902.gr/eidisi/politismos/4099/apeviose-o-poiitis-kai-stihoyrgos-alkis-alkaios-ta-syllypitiria-toy-exefrase; “Ο Άλκης Αλκαίος πορεύτηκε με πηγή έμπνευσης την τελική μάχη που δε δόθηκε ακόμα,” 902.gr, https://www.902.gr/eidisi/politiki/315461/o-alkis-alkaios-poreytike-me-pigi-empneysis-tin-teliki-mahi-poy-de-dothike.

[13] Μιχάλης Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, 28 Eylül 2016, erişim 29 Ekim 2026, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio.

[14] “«Μα που ακόμα δε χαράζει…»,” Lifo, erişim 29 Ekim 2026, https://www.lifo.gr/node/187941; “Άλκης Αλκαίος: «Ωδή σε ένα δρομέα αντοχής»,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/topics/item/1761-alkis-alkaios-stixoii-wdoi. Musicpaper yazısı bu bilgiyi, Iraklis Oikonomou’nun Alkaios’un şarkılarındaki tarihsel öğeler üzerine çalışmasından aktarıyor.

[15] “Εμπάργκο,” stixoi.info, erişim 29 Ekim 2026, https://stixoi.info/albums/482; Φώντας Τρούσας, “«Εμπάργκο»: Μια νέα ανάγνωση ενός ιστορικού δίσκου του Θάνου Μικρούτσικου,” Lifo, erişim 29 Ekim 2026, https://www.lifo.gr/culture/music/empargko-mia-nea-anagnosi-enos-istorikoy-diskoy-toy-thanoy-mikroytsikoy; “«Μα που ακόμα δε χαράζει…»,” Lifo, https://www.lifo.gr/node/187941.

[16] “Έφυγε από τη ζωή ο στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Πρώτο Θέμα, 10 Aralık 2012, erişim 29 Ekim 2026, https://www.protothema.gr/culture/music/article/242483/efyge-apo-th-zoh-o-stixoyrgos-alkhs-alkaios/; “«Μα που ακόμα δε χαράζει…»,” Lifo, https://www.lifo.gr/node/187941.

[17] Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio; Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/.

[18] Manuel Duarte, Portekiz sömürgeciliğine karşı Afrika’da bağımsızlık mücadelesi yürüten Cape Verde’li yurtsever ve entelektüel. Amílcar Cabral önderliğindeki Gine ve Cape Verde’nin Bağımsızlığı için Afrika Partisi (PAIGC) saflarında sömürgecilik karşıtı mücadelede yer almıştır. Elberto Cobos, 1960’lı yıllarda Panama’da ABD emperyalizmine karşı örgütlenenlerin simge isimlerinden biri. Naim Ashab / Na’im al-Ashhab, Filistin ve Ürdün Komünist Partisi’nin üst düzey yöneticilerinden, Filistinli komünist lider ve yazar. İşgale, emperyalizme ve gerici rejimlere karşı yürütülen politik mücadelede uzun yıllar ön saflarda yer almış ve hapis yatmıştır. Thanos Mikroutsikos’un bestelediği bu eser; dünyanın üç ayrı kıtasından (Afrika, Latin Amerika, Batı Asya) hiç karşılaşmamış ama aynı enternasyonalist dayanışmayı ve ortak ideolojiyi (Komünist Manifesto) paylaşan insanların kardeşliğini simgeliyor.

[19] Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/.

[20] “Άλκης Αλκαίος,” Βικιπαίδεια, https://el.wikipedia.org/wiki/Άλκης_Αλκαίος; “Εις μνήμην Άλκη Αλκαίου,” Lifo, erişim 29 Ekim 2026, https://www.lifo.gr/node/262709.

[21] “Ο «καφές» του Θάνου, του Άλκη και του Διονύση Θεοδόση,” Ogdoo.gr, 10 Aralık 2022, erişim 29 Ekim 2026, https://www.ogdoo.gr/diskografia/diskoi-pou-den-ksexasa/o-kafes-tou-thanou-tou-alki-kai-tou-dionysi-theodosi.

[22] “Άλκης Αλκαίος: Και έτσι η ανάγκη έγινε ιστορία και η ιστορία έγινε σιωπή..,” dinfo.gr, 1 Aralık 2017, erişim 29 Ekim 2026, https://www.dinfo.gr/άλκης-αλκαίος-και-έτσι-η-ανάγκη-έγινε-ι/; Diyar Saraçoğlu, “Dimitris Mitropanos: Halkın sesi ve Zeibekiko’nun ağır adımları,” bianet, 6 Aralık 2025, https://bianet.org/yazi/dimitris-mitropanos-halkin-sesi-ve-zeibekikonun-agir-adimlari-314220.

[23] “Σολωμός Σολωμού, Δημήτρης Μητροπάνος, Άλκης Αλκαίος, Θάνος Μικρούτσικος,” Goodreads, erişim 29 Ekim 2026, https://www.goodreads.com/author_blog_posts/23364436; “Αγύριστο κεφάλι: ο Άλκης Αλκαίος που γνώρισα… του Μίλτου Πασχαλίδη,” Goodreads, erişim 29 Ekim 2026, https://www.goodreads.com/author_blog_posts/25351657.

[24] “Η κόντρα του Νταλάρα με τον Άλκη Αλκαίο που καθυστέρησε ένα χρόνο τον δίσκο «Έντελβάις» του Μάριου Τόκα,” Μηχανή του Χρόνου, 22 Temmuz 2017, erişim 29 Ekim 2026, https://www.mixanitouxronou.com.cy/stiles/rok-istories/i-kontra-tou-ntalara-me-ton-alki-alkeo-pou-kathisterise-ena-chrono-ton-disko-entelvais-tou-mariou-toka-pia-itan-i-diafonia-tous-ke-giati-ti-lisi-edose-o-mitropanos/.

[25] Θανάσης Γιώγλου, “Ο Δημήτρης Μητροπάνος τραγουδάει Άλκη Αλκαίο,” Ogdoo.gr, 12 Aralık 2012, erişim 29 Ekim 2026, https://www.ogdoo.gr/erevna/thema/o-dimitris-mitropanos-tragoydaei-alki-al.

[26] “Άλκης Αλκαίος,” Βικιπαίδεια, https://el.wikipedia.org/wiki/Άλκης_Αλκαίος; “Ο ποιητής και στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Νόστιμον Ήμαρ, https://www.nostimonimar.gr/alkis-alkaios/.

[27] “Άλκης Αλκαίος,” Βικιπαίδεια, https://el.wikipedia.org/wiki/Άλκης_Αλκαίος.

[28] Μίλτος Πασχαλίδης, Αγύριστο κεφάλι: Ο Άλκης Αλκαίος που γνώρισα…, Goodreads tanıtım sayfası, erişim 29 Ekim 2026, https://www.goodreads.com/book/show/20554153; Δέδε, Δρόμος της Αριστεράς, https://edromos.gr/alkis-alkaios-martyries-apo-tin-agnosti-zoi-toy-megaloy-stichoyrgoy/; “Εις μνήμην Άλκη Αλκαίου,” Lifo, https://www.lifo.gr/node/262709.

[29] Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio.

[30] “Πώς αντιδρά κάποιος όταν συναντά μετά από χρόνια το βασανιστή του;” Μηχανή του Χρόνου, 19 Temmuz 2018, erişim 29 Ekim 2026, https://www.mixanitouxronou.gr/pos-antidra-kapoios-otan-synanta-meta-apo-chronia-to-vasanisti-toy-to-megaleio-stoy-stichoyrgoy-alki-alkaioy-poy-ezise-me-sovara-provlimata-ygeias-meta-apo-5-mines-sto-kolastirio-tis-mpoympoylinas/.

[31] “Έφυγε από τη ζωή ο στιχουργός Άλκης Αλκαίος,” Πρώτο Θέμα, https://www.protothema.gr/culture/music/article/242483/efyge-apo-th-zoh-o-stixoyrgos-alkhs-alkaios/.

[32] Γελασάκης, “Συνέντευξη: Ο Θάνος Μικρούτσικος θυμάται για τον Άλκη Αλκαίο,” Musicpaper.gr, https://www.musicpaper.gr/interviews/item/8133-synentefksi-o-thanos-mikroytsikos-thymatai-gia-ton-alki-alkaio; “Το in.gr στις πρόβες για το αφιέρωμα στον Άλκη Αλκαίο,” in.gr, https://www.in.gr/2016/10/04/interviews/to-in-gr-stis-probes-gia-to-afierwma-ston-alki-alkaio/.

[33] “«Πατησίων και Παραμυθιού γωνία», στίχοι του Άλκη Αλκαίου,” Goodreads, erişim 29 Ekim 2026, https://www.goodreads.com/author_blog_posts/26273549.

[34] “Εις μνήμην Άλκη Αλκαίου,” Lifo, https://www.lifo.gr/node/262709.

(DS/VC)

Derecelerden saatlere

Gök kubbe, sahip olduğumuz en ucuz ve en demokratik bilim laboratuvarıdır. Yukarı bakıyorum, uçsuz bucaksızlığa hayran kalıyorum ve insanlığın ortak kaderini fark ediyorum.

Bir bilim laboratuvarı denince çoğunlukla pahalı aletler, bir bina ve bütçe akla gelir. Oysa bunların hiçbirine ihtiyaç duymayan bir laboratuvar var. Giriş bileti yoktur, geceleri kapanmaz, büyük şehirle küçük şehri, zengin okulla yoksul okulu ayırmaz. Bu laboratuvar gök kubbedir. Başını kaldırıp bakan herkes, basit bir soruyla gerçek bilim yapmaya başlayabilir. Yıldızlara bakarak saati bulabilir miyiz?

Skinakas Gözlemevi

Bulabiliriz! Ve sır bir açıdadır. Dünya 24 saatte bir tam tur, yani 360° döner, dolayısıyla gökyüzü her saat yaklaşık 15° yer değiştirir. Bir takımyıldızın kaç derece döndüğünü ölçersek ne kadar zaman geçtiğini biliriz. Hesap basit bir bölmedir, Δt = Δθ/15 ve saate bakışımızı değiştirir. Saat, ekrandaki bir sayı olmaktan çıkar ve ölçülebilir bir fiziksel büyüklüğe dönüşür.

360 ve 24 sayıları rastgele değildir. 360 derecelik daire Babil'in altmışlık sayı sisteminden, 24 saatlik gün ise eski Mısır'dan miras kalmıştır. İki sayının da onları ayrıcalıklı kılan ortak bir özelliği vardır. 360'ın 24 böleni vardır ve 7 dışında 1'den 10'a kadar bütün tam sayılara bölünür, 24'ün ise sekiz böleni vardır. Böylece daire ve gün artık kalmadan eşit parçalara ayrılır ve ikisinin bölümü 15 gibi bir tam sayı verir. Onluk sistem, 10'un katları ve kuvvetleriyle, insan fizyolojisi nedeniyle seçilmiştir ve bu istenen bölünebilirliğe sahip değildir. 10 yalnızca 2'ye ve 5'e tam bölünür, 100 derecelik bir daire de üç eşit parçaya ayrılamazdı.

Okulda dereceyi tam dairenin 1/360'ı, radyanı yarıçapa eşit uzunlukta bir yayı gören merkez açısı (1 rad ≈ 57,3°, yani tam daire 2π rad) ve saniyeyi günün 1/86400'ü olarak tanımlarız. Bugün saniye ise sezyum atomunun bir ışımasının 9.192.631.770 periyodunun süresi olarak tanımlanır ve artık tam düzenli olmayan Dünya'nın dönüşüne bağlı değildir.

Elinle ölç

Gözlem kuzeyden başlar. Büyük Ayı'nın iki parlak «işaretçi» yıldızı Dubhe ve Merak, Kuzey Kutup Yıldızı'nı gösteren hayalî bir çizgi oluşturur. Kutup Yıldızı Kuzey Gök Kutbu'na çok yakın olduğu için neredeyse hareketsiz görünür ve bütün gökyüzü onun çevresinde dönüyormuş gibi durur. Kuzey enlemi 35°'nin üzerinde olan yerlerde yaşayan gözlemciler için bu iki yıldız hiç batmaz, yılın her günü ve gecenin her saatinde gözlenebilir. Yani yıl boyu görünen yıldızlardır.

Elinle ölç

Özel bir alete gerek kalmadan, uzattığın kolunla gece gökyüzündeki açıları ölçebilirsin. Bir parmak gökyüzünde yaklaşık 1°'lik, üç parmak 5°'lik, yumruğun 10°'lik, açık avuç ise yaklaşık 15°'lik bir yay kaplar, resimde gösterildiği gibi. Böylece vücudumuz bir açıölçere dönüşür. Bununla Dubhe–Merak çizgisinin Kutup Yıldızı'ndan geçen dikeyle yaptığı açıyı, gökyüzünün görünür hareketi gibi saat yönünün tersine ölçer ve saate çevirirsin.

Ancak bir düzeltme gerekir. Dünya Güneş'in çevresinde de döndüğü için gökyüzü, aynı saatte her gece biraz daha dönmüş olur, günde yaklaşık bir derece. Hesabı basitleştirmek için yılı 360 gün, her ayı 30 gün say. Bu sadeleştirme, gözün ve elin rastgele hatasından farklı, öngörülebilir ve sabit bir sistematik hata getirir. Uygun bir varsayımın doğruluktan ödün verdirdiğini fark etmek belki de en değerli derstir.

Kos ve bodrum, aynı açı, farklı saat

Yıldızlardan bulduğumuz saat yerel güneş saatidir ve burada zamanın bir uzlaşma olduğunu gösteren güzel bir örnek ortaya çıkar. Kos ile Bodrum neredeyse aynı boylamdadır ve aralarında dar bir deniz şeridi vardır. İkisinin yerel güneş saati arasındaki fark bir dakikadan azdır ve Dubhe ile Merak iki şehrin üzerinde hemen hemen aynı açıyı oluşturur.

Ama saatler çoğu zaman uyuşmaz. Türkiye bütün yıl UTC+3 saatini kullanır. Yunanistan saatini değiştirir ve Ekim ayının son pazarından Mart ayının son pazarına kadar UTC+2 kullanır. Bu günlerde Bodrum'daki bir kız öğrenci ile Kos'taki bir oğlan öğrenci aynı yıldızı aynı açıyla gözlerken saatleri bir saat farklı gösterir. Gökyüzünün saat dilimi yoktur. Saat dilimlerini biz yarattık, anlaşabilmek için.

Saat dilimlerinin ardında aynı 15°'lik açı yatar. Boylamları 15° farklı iki yerin yerel saatleri bir saat farklıdır. Açı, Dünya üzerinde mesafe de ölçer. Her derece 60 dakikaya bölünür ve Dünya üzerinde bir yay dakikası, yaklaşık 1852 metrelik bir deniz miline karşılık gelir. Ekvatorda bir boylam derecesi bu yüzden 60 deniz mili, bir saatlik 15° ise yaklaşık 900 deniz milidir.

Paralaks, ya da uzaklıkları nasıl ölçeriz

Dünya'nın Güneş çevresindeki hareketi bir ders daha saklar. Başparmağını uzat, uzaktaki bir cisme bak ve gözlerini sırayla kapat. Başparmak arka planın önünde «zıplar». Bu görünür kaymaya paralaks denir ve cisim ne kadar yakınsa o kadar büyüktür. Açıyı ölçersek ve iki gözümüz arasındaki uzaklığı bilirsek, cismin uzaklığını basit bir geometriyle buluruz.

Dubhe–Merak işaretçisinin açısı

Gökbilimciler aynısını gökyüzüyle yaptılar. «Gözleri» Dünya'nın yörüngesindeki iki konumdu, altı ay arayla ve yaklaşık 300 milyon kilometre uzaklıkta. Yakın bir yıldız, bu durumda çok uzaktaki yıldızların önünde çok az kayar. Buna yıllık paralaks denir. İlk ölçümü 1838'de Bessel, 61 Cygni yıldızı için yaptı ve bir yıldızın ilk gerçek uzaklığını verdi. Paralaks ne kadar küçükse yıldız o kadar uzaktadır. Bu yöntemle Gaia uydusu bugüne kadar bir milyardan fazla yıldızın uzaklığını ölçmüştür.

Bir dünya haritası

Etkinliği okul bahçesinden dünyaya taşımak için ücretsiz bir web uygulaması geliştirildi, «Eğitimcilerin Usturlabı». Herhangi bir tarayıcıdan, ücretsiz olarak adresinden açılır. Öğrenci gözlemin yerini ve saatini belirler, uygulama kuzey gökyüzünün haritasını gösterir ve saati hesaplar. Bir «kara kutu» değildir. Açıdan saate giden yolu ve olası sapma kaynaklarını adım adım gösterir, hesapladığı her şeyi öğrenci kontrol edebilir.

Usturlap web uygulaması

Her gözlem öğrencinin kişisel gözlem defterine kaydedilir ve ortak bir dünya haritasında iğne olarak görünür. Çocuk orada, başka ülkelerdeki yaşıtlarının aynı ölçümü aynı anda yaptığını görür. Tek başına bir gözlem ve ölçüm, bir gözlemciler topluluğuna katılım hâline gelir. Web uygulaması ekipman gerektirmez, büyük bir şehirdeki okulla küçük bir adadaki okul haritada aynı yere, verilerde aynı değere sahiptir. Zamanla harita, coğrafi olarak dağılmış açı ve zaman ölçümleri biriktirir ve bunların birlikte işlenmesinin yolunu açar. Uygulama, 13, 14 ve 15 Kasım'da Katerini'de yapılacak Yunan Matematik Derneği kongresinde sunulacak.

Herkes için bir etkinlik

Etkinlik öğrencilere, ailelere ve öğretmenlere uygundur. Okulda bir açı ölçme konusuna, bir bilim kulübüne ya da bir gökyüzü gözlem akşamına, fen ve beşeri bilimler öğretmenleri ile diğer branşlardaki öğretmenlerin iş birliğiyle eklenebilir. Aileler için ekipman ya da özel bilgi gerekmez. Zaman ve birlikte olmak yeter. Gökyüzünün altında geçen bir akşam sohbeti ve «birlikte olma» duygusunu geri getirir.

Astronomi sponsorlara, pahalı aletlere ve özel donanıma ihtiyaç duymaz. Gereken, dışarı çıkmaya, başımızı kaldırıp bakmaya ve ölçmeye karar vermektir. Kutup Yıldızı her akşam orada olacak, neredeyse hareketsiz, ve haritadaki her yeni iğne gözlemciler topluluğunu büyütecek ve eğitimi daha heyecan verici kılacak.

(PP/NÖ)

Perpıra Köprüsü’nün hüznü

Batman’ı bilirsiniz. Şehir kimliği açısından bakarsanız bir petrol kenti. Merkez olarak hepi topu 70-80 yıllık bir mazisi var. Öncesi birkaç haneli İluh (Êlihê) köyü.

Ama etrafı öyle değil tabii ki; hemen yanı başında Qîra Dağı (Çîyayê Qîrê), çok yakınında şimdilerde sulara gark edilen dünyaca ünlü Hasankeyf, öbür yakasında Diyarbakır’la sınır, beş bin yıllık, şarkılara konu olmuş Malabadî Köprüsü ve daha neler…

İşte tarihî Perpıra Köprüsü de Batman’ın Bıçakçı Köyü sınırları içinde ve Batman Çayı üzerinde yer alan yaklaşık iki bin yıllık Geç Roma Dönemi eseri.

Doğu-batı ekseninde konumlanan köprü, Batman’a 10 km mesafede. Köprünün hemen yanı başında Grê Migro Höyüğü var. Kübalı antropolog Guillermo Algaze’nin Mezopotamya yüzey araştırmaları projesinden tespitle, sonuç raporunda Geç Roma Dönemi’ne tarihlendirdiği Perpıra antik köprüsü yıkılmış olup bugün sadece ayak kalıntılarının bir kısmına ulaşılmış.

Benim köprüden ilk haberdar oluşum, Batman’ın duayen gazete emektarı Arif Aslan’ın Batman Çağdaş gazetesindeki haberini bilgilendirmesi üzerine olmuştu.

Yaklaşık bir kilometre uzunluğunda olan tarihî Perpıra Köprüsü, iki bin yıldan bu yana Batman Çayı üzerinde yer alarak bugünlere sadece ayak kalıntıları ulaşmış. Ayakların bir kısmı sağlamken, bir bölümü de Batman Çayı’nın alüvyonları altında kalarak günümüze ulaşmış.

Karayolları Genel Müdürlüğü, 2019-24 yılları arasında yaklaşık beşte bir, 180 metrelik bölümde 10 ayağı bir nevi yenileme gibi restore ederek ayağa kaldırmış. Devamında görünen 9 ayak ise öyle de bırakılarak açıkta kalmış.

Bir başka tehdit de DSİ’nin sulama kanallarının altında kalıp yiteceği tehdidiydi. Ne oldu o tehlike, bilmiyorum.

Jeoradar tespitlerine göre 52 ayaklı olduğu ifade edilen bu Geç Roma Dönemi köprüsü sanki “Dünyanın bütün yolları Roma’ya çıkar” diyenlerin çağrısının bir de kendisi için dillenmesini mi istiyor? Sahi, seksen bin kilometre yol kat edip Hindistan’a kadar uzanan Makedonya Kralı Büyük İskender’in yolu da Perpıra ve coğrafyası ile kesişmiş midir?

Doğrusu, antik köprünün Perpıra adının en eski hâline açık kaynaklardan ulaşamadım. “Perpira” muhtemelen yakın dönemlere ait. Kürtçede Papir/Papira köprü ayağı anlamındadır. Mevcut yıkık hâline göre adlandırılmış. Tıpkı Roma-Bizans dönemindeki Samachi kale şehrinin terk edilişten sonra yağmurlarla birlikte toprakla ortaya çıkan altın, gümüş sikkeler nedeniyle köylülerin Zerzevan demesi gibi. Kürtçede zêr altın, zîv gümüştür. Cihê zer û zîvan, altın gümüş yeri anlamında Zerzevan yakıştırması gibi.

1040’lı yıllarda Merwani Kürtleri döneminde de Merwani hükümdarı Nasruddevle Ahmed’den dolayı MeyaFarqîn (Silvan) ile Nasıriye şehirlerini birbirine bağladığı için Nasıriye Köprüsü adıyla da anılmış. Keşke antik adına da ulaşabilsek…

Petrol dediğiniz ne ki, fosil yakıt işte. Gün gelir tükenir. Onun sayesinde varlık/vücut bulan şehirler de bu yok oluştan tabii ki nasibini alır. Ama tarihî ve kültürel miras öyle mi? Dünya durdukça “ben varım” der.

Batman’ın bu önemli tarihî mirası Perpıra Köprüsü, kültür ve turizm açısından bölgeye kazandırılarak kurtarılmalı elbette. Geçmişte Batman henüz Siirt’e bağlı bir ilçeyken orada üç ay yaşamış ve kaymakam stajyerliği yapmış biri olarak bu sahiplenmeyi gerekli görüyorum.

Boşuna mı demişler:

Pira Batmanê, Dîwara Binyanê, Deyrê Axtirmanê, Bedenê Diyarbekirê xerab nabe heta axir zemanê…

(ŞD/NÖ)

Endişeli yolculuk

Korkuyordum hem de çok. Evet, itiraf ediyorum. Korkuyordum günde iki kez. Zihnimde taşıyordum korkuyu ve onun yarattığı ne kadar gerilim, ne kadar çelişki varsa zihnimi işgal ediyordu. Zayıftım belki. Oysa “güçlü” olmaya konumlandırmıştım kendimi hayatın her alanında. Bunun yaşamın gerçeklerine aykırı olduğunu, yaşamın diyalektiğine uygun olmadığını bilmiyordum. Hadi itiraf edeyim. Biliyordum ama kendimle savaşıyordum. Yaşamın gerçekliğiyle savaşıyordum. Korkularımı yönetmek, onlara neden olan koşulları ortadan kaldırmak çok daha gerçekti. O gerçekliğe de sarılıyor ve koşulların değişmesi için mücadele ediyordum ama bir taraftan da kendi kendimle mücadele ediyordum. Bilincimi şekillendiren ve zamanla kanıksadığım sağlamcılık kendi gerçekliğimle yüzleşmemi yavaşlatıyordu. Kanıksanmış sağlamcılıkla yüzleşen öfkeli sayfalar dökülüyordu zihnimden ama aynı zihnim, saçma sapan bir kaygıyla boğuşurken tüm potansiyelini tüketiyordu. Oysa bir kavga en çok gerçekliği kuşanarak verilirdi.

Ben ise gerçekliğimden korkuyordum. Şimdi ona gülüyorum. Çünkü korkumu milyonlarca insan paylaşıyor belki ama sadece beni ya da benimle benzer spektrumdaki insanları ilgilendirdiği düşünüldüğü için korkuya neden olan koşullar ise olduğu gibi duruyor. Evet, gülünçtü korkum. Daha doğrusu gülünç bir yönü vardı. Bir dönem oturduğumuz semtteki metro istasyonunda kılavuz çizgiler belirgin değildi. İlk kez Ankara’da o tür bir istasyona rastlıyordum. Öncesinde metro kullanımına dair hiçbir korku ya da endişe taşımıyordum içimde. Hatta o istasyonu kullanmaya başladıktan sonra da bir süre bu korkuyu yaşamamıştım. O dönem bir arkadaşımız raylara düşmüştü. Ben de yolda yardım almama tavrını sekter bir şekilde savunan körlerden değildim. Gerektiğinde yardım da isterdim. Oysa bir yandan “bu kadar temel bir hakkı kullanırken neden yardım istemek zorunda kalıyorum” diyerek birileri teklif etmedikçe destek istemiyordum. Ta ki bir gün kimsenin olmadığı bir saatte, istasyonda dalgın bir şekilde yürürken bastonun rayların olduğu boşluğa denk geldiği ve kendimi ani bir refleksle geri çektiğim ana kadar. Ondan sonra güçlü bir fobi gelişti. Daha önce kitap okuyarak ya da bir şeyler yaparak geçirdiğim metrodaki zamanımı “İstasyonda biriyle karşılaşacak mıyım?” kaygısıyla tüketmeye başladım.

Bu süreçten önce metrodaki kılavuz çizgilerin hissedilebilir yapılmasına dair çalışmalara başlamıştım. Dilekçe, CİMER başvurusu gibi girişimlerim olmuştu. Kanıksanmış sağlamcılık öyle bir şey ki bu süreçte destek istediğim insanlar arasında sadece körlerden birkaç kişi bu çalışmalara itiraz etti. “İyi baston kullanan birisi o yüzeyi hissedermiş.” Oysa adım gibi eminim o itirazın sahipleri de o istasyonda destek isteyeceklerdi. Kaldı ki metro raylarının hemen yanına zor hissedilebilen bir sarı çizgi eklemek gibi bir “dahiyane” yönelim sadece körleri tehlikeye atmıyor. Gören birisi de o silik çizgileri fark etmeyebilir. En önemli nokta da bu zaten. Bu durum sadece engellileri değil herkesi tehlikeye atıyor. Herkesi tehlikeye atmasa bile, herhangi bir kesimin güvenliği için bile tedbir almak mecburiyetindeler.

Güvenli olmayan istasyonlar her gün birilerinin ölümüne ya da ağır yaralanmasına neden oluyor. 2020 yılında kör bir arkadaşımız Ankara’da raylara düşerek yaşamını yitirdi. Yine İstanbul’da ve farklı şehirlerde onlarca arkadaşımız metro ve Marmaray istasyonlarında raylara ya da peron boşluğuna düşerek yaralandı. Bazı arkadaşlarımızın ayağı kırıldı. Burnu kırılanlar oldu. Bu demek oluyor ki kapsayıcı ve erişilebilir olmayan metrolar nedeniyle mağdur olan insanların yaşam rutini aylarca bozuluyor. Aylarca evlerinden çıkamıyorlar. Belki işlerini kaybediyorlar. Hiçbir şey olmasa bile o kazayı yaşayan insanlar yıllarca bunun travmasını yaşamak zorunda bırakılıyor. Bağımsız yaşam alanları kısıtlanıyor. Her gün yeni kazalar yaşanıyor ama ciddi bir çözüm üretilmiyor. O nedenle 25 Ekim günü Mehmet Bulut arkadaşımız İzmir’de metroda iki vagon arasına düştü. Son anda oradakilerin müdahalesiyle tren hareket etmeden kurtarıldı. Kurtarıldıktan sonra da süreç aynı pervasızlıkta yürütüldü. Mehmet’in aktardığına göre sedye asansöre sığmadığı için tekerlekli sandalyeyle taşınmış. O arada şikâyetçi olacağını belirten arkadaşımıza, bir polis “Şikâyetçi olma, onların çok avukatı vardır” şeklinde telkinde bulunmuş.

Başka bir engelli arkadaşımız ilgili istasyonların ve İzmir’deki diğer istasyonların içerdiği tehlikeleri defalarca ilgili mercilere bildirdiği halde hiçbir tedbir alınmamış. Arkadaşımız metronun erişilebilir olmaması nedeniyle 1.400 lira taksi parası vermek zorunda kaldığını belirtiyor. Her gün metrolarda “üzücü bir olay nedeniyle trenimiz servis dışıdır” gibi anonslara maruz kalıyoruz. Yani her gün insanlar metrolarda koruyucu bariyerler olmadığı için ölüyor, yaralanıyor ya da kaza riskine maruz bırakılıyor. İlgililer, çözümün maliyetli olduğu, metroların eski olduğu gibi bahanelerle gerçek çözümü erteliyor. Kusur mağdurda aranıyor. “İyi baston kullanamıyormuş, dikkatsizmiş” gibi gerekçelerle sorunun üzeri örtülüyor. Ankara belediyesinin yaptığı gibi engellileri güvenlik refakatiyle metroya bindirmek gibi “çözümler” de bağımsız hareket hakkını kısıtlıyor. Çözüm üretmesi gereken, kaynak yaratması gereken biz değiliz. Biz alınmayan önlemler nedeniyle ölmeyi, yaralanmayı, maddi koşullarımızı zorlamayı, korkularla yaşamayı hak etmiyoruz. Aynı konuyu defalarca dile getirdik. “Artık ne yazabilirim” diye düşündüm. Bir arkadaşımız “bu durum aynı zamanda yeni korkular, kaygılar edinmemize neden oluyor ve biz bunları yaşamak zorunda değiliz” dedi. Aynı döngüyü tekrar tekrar yaşamamak için bu öfkeye milyonlarca ses eklenmeli. “Biz bunları yaşamak zorunda değiliz.”

(BS/NÖ)

Diplomasiden savaş meydanlarına: Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler

Uluslararası siyaset denilince akla Trump, Hamaney, Erdoğan, Aliyev, Putin geliyor. Aynı konuda yazılmış kitapların kapaklarında da çoğunlukla bu erkeklerin fotoğraflarını görüyoruz. Peki, uluslararası siyasete feminist gözlükle bakmak mümkün mü? Hatta şöyle sorayım: Feminist bir bakışla baktığımızda neler görürüz?

Cynthia Enloe’nun “Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler: Feminist Bakışla Uluslararası Siyaseti Anlamak” kitabı, bu sorulara kapsamlı yanıtlar veriyor. Berna Kurt ve Ece Aydın’ın çevirisiyle Türkçeye kazandırılan kitap, Güldünya Yayınları etiketi ile yayımlandı.

Enloe bana göre kitabın temel yaklaşımını şu cümleyle özetliyor: “Özel olan küreseldir; küresel olan toplumsal olarak cinsiyetlendirilmiştir.”

Kitabın Türkçe baskısının önsözünde Enloe, Türkiye’de yayımlanacağı haberini aldıktan sonra mahallesindeki GAP mağazasına yaptığı ziyareti anlatıyor. Dünyanın nasıl göründüğünü anlamak için mağazanın vitrinine bakmaya karar veriyor.

Çünkü Enloe’ya göre küresel siyaseti anlamak için yalnızca devlet başkanlarına, diplomatik görüşmelere ya da savaşlara bakmak yeterli değil. Bir mağazanın vitrini, üretim ilişkileri, kadın emeği ve tüketim alışkanlıkları da uluslararası siyasetin bir parçası.

Enloe, uluslararası ilişkiler alanında çalışan pek çok akademisyenin kadınları ve feminist bakış açısını göz ardı ettiğini söylüyor. Oysa küresel siyasetin arka planında kadınların emeği, bedenleri ve gündelik hayatları var. Bunları görmeden uluslararası ilişkileri ne kadar anlayabiliriz?

Kadınlar nerede?

Cynthia Enloe Fotoğraf: SU Gender 

Kitabın bence en ilginç bölümlerinden biri, “diplomasinin evcilleştirilmesi”. Enloe bu bölümde "diplomatların eşleri"nin, özellikle de kadınların, uluslararası ilişkilerde üstlendiği görünmeyen rolleri anlatıyor. Bu kadınlar bir araya geliyor, örgütleniyor, ilişkiler kuruyor kimi zaman lobi faaliyetlerinde bulunuyor. "Askerlerin eşleri" de benzer ağların parçası oluyor. Evler, mutfaklar, davetler ve gündelik ilişkiler, devletler arasındaki diplomatik temaslardan ayrı düşünülemiyor.

Burada toplumsal cinsiyet odaklı habercilik yaparken sorduğumuz soruyla karşılaşıyoruz: Kadınlar nerede?

Uluslararası siyaset haberlerinde liderleri, bakanları, generalleri ve diplomatları görüyoruz. Peki, onların arkasında kalan emeği kim üstleniyor? Savaşların, askeri üslerin, turizmin ve küresel ekonominin kadınların hayatında nasıl karşılık bulduğunu ne kadar anlatıyoruz?

Kitabın adındaki üç kelime de bu soruların peşinden gitmemizi sağlıyor.

Muzlar, küresel kapitalizmin tarım işçilerinin hayatına nasıl dokunduğunu, kadın emeğinin üretim ilişkileri içinde nasıl görünmezleştiğini düşündürüyor.

Plajlar, turizm sektörünü, güvencesiz çalışmayı, seks işçiliğini ve kadın bedeninin metalaştırılmasını tartışmaya açıyor.

Askeri üsler ise militarizmin yalnızca ordular ve silahlar üzerinden anlaşılamayacağını gösteriyor. Askeri üslerin çevresinde yaşayan kadınların hayatları, askerlerin ihtiyaçlarını karşılayan emek ve savaş ekonomisi de bu tablonun bir parçası.

Enloe, kitabında özellikle ABD, Filipinler, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerden örneklerle askeri üslerin, militarizmin ve savaş ekonomisinin kadınların hayatını nasıl etkilediğini anlatıyor.

Okinawa’daki ABD askeri üslerinden Filipinler’deki seks işçiliği ve turizme, asker ailelerinin görünmeyen emeğinden küresel şirketlerin muz üretiminde çalışan kadınlar üzerindeki etkisine kadar uzanan örnekler veriyor. İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri üzerinden de diplomasi, milliyetçilik ve uluslararası siyasetin toplumsal cinsiyet boyutunu ele alıyor.

Peki Ortadoğu

Enloe’nun yaptığı, uluslararası siyaseti yalnızca devletler, liderler ve savaşlar üzerinden okumak yerine, bütün bu ilişkilerin arka planında kalan kadınların emeğini ve deneyimlerini görünür kılmak.

Bu açıdan, Enloe’nun feminist merceğinden bugünün Ortadoğu’suna nasıl bakacağını ve bu merceğin bölgede süren savaşlar, militarizm, yerinden edilme ve kadınların yaşamları hakkında neleri görünür kılacağını da açıkçası çok merak ediyorum.

Enloe’nun merceği bunlarla sınırlı değil. Milliyetçiliğin kuruluşunda kadınlara biçilen rolleri, "diplomat eşlerinin" görünmeyen emeğini, tekstil işçilerini ve hizmet sektöründe çalışan kadınları da uluslararası siyasetin bir parçası olarak ele alıyor.

Kitabın gazetecilik açısından benim için en önemli tarafı da burada başlıyor. Bu yaklaşım, haberin öznesini değiştirmekten çok daha fazlasını öneriyor. Olayın kendisine başka sorularla bakmayı.

Uluslararası ilişkiler bölümlerinde, feminist yaklaşımları ele alan dersler olsa da siyaset tarihinin çoğunlukla erkekler üzerinden anlatıldığı bir gerçek. Devletlerin, savaşların ve diplomatik ilişkilerin tarihini okurken kadınların bu süreçlerdeki rolü çoğu zaman arka planda kalıyor.

“Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler”, bu nedenle özellikle üniversite öğrencileri için önemli bir okuma önerisi. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi öğrencilerinin yanı sıra gazetecilik öğrencilerinin de okuması gereken kitaplardan biri. Kadınların ve LGBTİ+’ların dünyayı, siyaseti ve kendi yaşamlarını başka bir yerden düşünmelerine alan açabilir.

Yazar: Cynthia Enloe, Yayınevi: Güldünya Yayınları, Sayfa Sayısı: 366 sayfa

(EMK/NÖ) 

Hareket hâlinde rötar

Ankara’dan İstanbul’a gelirken gazetecilerin eylemine yetişeyim diye ince saat ayarlaması yaptım. Ankara’dan yüksek hızlı trene bindim, tren zamanında hareket etti. Bizim vagonun yarısı, okul gezisi neşesiyle dolup taşan “hocamların” erken piknikleri ve sohbetlerinin coşkusuyla doluydu. Eryaman, Polatlı derken Eskişehir’e geldik; “hocamlar” indi. 

Tıngır mıngır hareket ettik, derken gereksiz kelimelerle uzamış bir anons başladı. Düz meali: Ayakkabılarınızı çıkarmayın, muhterem yolcular! Olur, dedik. Hızlanır gibi yaptı trenimiz, hatta bildiğin hızlandı. Ekrana baktım, 50, 100, 200, 250… Uçuyoruz! Teknoloji ne güzel şey, derken bir anons daha geldi. Bu defa “kokulu yiyecekler yemeyin” demek isteyen uzun cümle. 

Başka bir durakta durduk. Hareket etmeyi bekliyoruz, etmiyoruz. Biraz daha bekliyoruz, yine hareket yok. Ayakkabıya, yiyeceğe anons var, durmaya yok. Neyse, biraz homurtudan sonra “sinyal kontrolü yapılıyor” dediler. Hadi yine tıngır mıngır başladık gitmeye. 

Hızlanır gibi olduk, bir anons daha. “Müziği yüksek sesle dinlemeyin, uzun uzun telefonla yüksek sesle konuşmayın,” diyor. “Tamam efendim, öyle yaparız. Yeter ki sen hızlan da İstanbul’a varalım,” dedim içimden.  

Azıcık daha gittik, yine durduk. Hadi bir sinyal kontrolü daha. Arada bir anons daha. Bu defa “yemekli vagonda uzun oturmayın,” diyor. Peki, oturmam. Zaten bir kişi el arabasını çekip servisi yapıyor, arkasından elinde POS cihazıyla tahsilatçısı geliyor. Arabayı süren POS cihazını da pek tabii kullanabilir, ama olmaz tabii. Tren hızlanamıyor, servise iki kişi çıkmış, kokusuz yiyecek satıyorlar. Sakin olmalıyım, diyorum kendime. 

Neyse, az daha hızlanmaya gayret ettik, hızlandık da. Sonra yine yavaşladık. Eski usul trenler gibi gidiyor bizim hızlanmaya çabalayan tren. Tüm bunlar olurken ortadaki ekranda çeşitli kurdeleleri kesen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’nın videoları dönüyor. İşte efendim o kanal, bu tünel, şu köprü derken makas elde kurdele kese kese geziyor Bakan Bey. 

O kadar çok döndü ki ben de yazılarını okumaya başladım. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün ihtişamından, dünyalar çapındaki heybetinden dem vuran bilgide “üzerinde ray olduğu” yazıyordu. Cahilliğime kızdım, girdim internete baktım. E, köprüde ray yokmuş ki! Trene doldurulmuş kitle bulduk, ne yazsak olur mu dediniz, ey basın müşavirleri? Ayıp değil mi olmayan rayı metne döşemek! 

Aynı videoyu aralıksız izlerken rahmetli Sırrı Süreyya Önder’in Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçe görüşmelerinde “Suretine âşık bu bakanlar nereden çıktı? Bakanlıkların internet sayfaları ‘Sayın Bakan şurada, Sayın Bakan burada’ haberleriyle dolu. Biz ne yapıyoruz diyen kimse yok mu?” dediği aklıma geldi. Aynı konuşmada turizm hedeflerini sorarken “Destinasyon nedir? Milliyetçiyiz, muhafazakârız diyorsunuz. Dilini kaptıran zihnini de kaptırır” demişti. Hatırladım, yine güldürdü beni. 

Güldüm gülmesine ya, peşinden kaygının siniri geldi. Kitlesel bir derdim olmasa belki o kadar dokunmazdı, sinirimi yumuşatır uyurdum. Ama eyleme yetişeceğim, hareket hâlindeyken rötar yapıyoruz. İnsan hayatında kimi durumlarda arzulanan bir hâl olsa da yolda çekilmiyor elbette. “Hızlan ve durma artık” diye söyleniyorum; cama dayadığım burnumdan çıkan buğulara avucumun tersiyle ayak izi yapıyorum. Öyle çaresizim. 

O arada İzmit’e geldik. “Yol bitiyor, şunun şurası ne kaldı,” dedim. Tabii yine yanıldım. Az gittik, tren hızlanmaya çabalamayı bırakıp yavaşladıkça yavaşladı. Ben bileti alırken vaat olarak “4 saat 8 dakikada İstanbul Söğütlüçeşme’de olursun,” yazıyordu. Bu hesapla benim 12.48’de yere ayak basmam lazımdı. Elbette olmadı. Olmayanın neden olmadığının anonsu oldu mu? Hayır, olmadı.

(ÖE/NÖ)

“Yaşadığınız hakikat değil, simülasyon!”

Seyrettiğim filmlerdeki bazı karakter veya hadiselerle empati kurmak benim için alışılagelmiş bir reflekstir. Sık sık ifade etmiş olduğum gibi bu durumu en çok defalarca izlediğim Kuşlar - Kanatlı Uygarlık belgeselindeki göçebe kuşlarla sinema çıkışı özdeşleşip bir süre adeta sembiyoza geçerek yaşamışlığım vardı.

Lakin dün gece başıma gelen hadise epeyce rahatsız ediciydi. Elon Musk hakkında, neredeyse 4 saatlik belgeselin gece yarısına yakın çıkışında kendimi bir an filmin kahramanı sanmam neredeyse irkilticiydi. Genelde kendime benzettiğim için daha iyi anladığımı sandığım ve bir şekilde sevdiğim karakterlerle özdeşleştiğim için bu işte muhakkak ki bir terslik vardı.

Acaba AVM binalarına ancak mecbur olduğum zaman girdiğim için sistem erör veriyor olabilir miydi? 

Cüsse ve surat olarak hiç benzemememize rağmen bir ara kadrajıma giren üzerimdeki siyah tişört ve siyah pantolondan kaynaklandığına inanmayı tercih ettiğim bu küçük felaket neyse ki fazla sürmedi. Fakat ABD’nin en aktif ve en usta belgeselcilerinden Alex Gibney’in Musk’ın çehresine adeta yapışmış inatçı kamerası, o suratın gözümün önünden uzunca bir süre gitmemesine yol açtı. Dünyanın en zengin adamının belgesele destek vermeyeceği anlaşıldıktan sonra yapay zekâya yaptırılmış suretine büyükçe perdede fazlasıyla maruz bırakıldığımız için tesir altında kalmamak zaten imkânsızdı. Fakat işin daha da kötüsü parasal veya teknik yetersizliklerden dolayı değil de sanki filmin 'esas oğlanının' daha da yılışık, tiksinç ve dengesiz bir görüntü arz etmesi için tanıdığımız Musk’ın çehresinden çok daha canlı ve hareketli, muhtelif hisleri dışa vurabilen, yalnız kötülüğünü değil, seksapelini de katmerleyen bir simülasyona tabi tutulmuştuk.

Zaten Musk’a göre yaşadığımız ne varsa aslında bilgisayar tarafından üretilmiş, video oyunu simülasyonundan fazlası değil. Ve bu simülasyon teorisi doğruysa istikbalde ancak en enteresan simülasyonlar hayatta kalabilecek; kendisi de bu geleceğin merkezî şahsiyeti, ana karakteri olacakmış!

Belgesele köstek olunuyor

2026 Birleşik Krallık, ABD ortak yapımı 235 dakikalık belgeselin gösterimi İstanbul Kültür ve Sanat Vakfının nezaket ve ustalıkla harmanlanmış misafirperverliğinde gerçekleşti. Hazır bulunanlardan  konuşmalarına kulak misafiri olduğum, koyu renk giyinmiş iki genç erkek 10 dakikalık antrakta filmi idollerine yönelik bir ihanet olarak algılamış gibiydiler. Oysa, Musk’a kendini savunma imkânı sunulmasına rağmen, tartışmalı şahsiyetin belgesele şahsen iştirak etmemeye karar vermiş olması bir yana, beş tane çocuğunun annesinin veya muhteşem kariyerini inşa ederken önce yoldaşlık edip sonradan ihanet ettiği mesai arkadaşlarının beyanatları yeterince ikna ediciydi. Gözüme Musk kültünün kendinden emin mensuplarıymış gibi gelen iki 'oğlan' neyse ki SpaceX uzay çalışmaları sekanslarından çok tatmin olmuşlardı.

Dünya prömiyeri Venedik Beynelmilel Film Festivalinde gerçekleştikten sonra Toronto, Camden, Zurich, Londra ve Chicago festivallerinde boy göstermiş olan sansasyonel belgesel Kanada ve ABD’de daha geçenlerde genel vizyona girdi. Filmin fragmanının yayınlanması faşist otokratların safına geçmiş Silikon Vadisi kökenli sosyal medya patronları tarafından ilk etapta reddedilmiş olmasına rağmen merakla beklenen film yakında IDFA, DOC NYC ve Uluslararası Stockholm Film Festivaline de iştirak edecek. Geleneksel manada demokratik rejimlerin varlıklarını sürdürmelerine izin vermemeye yeminli ve en başta Donald Trump olmak üzere dünya çapındaki siyasetçileri satın almaya alışmış “yeni düzen” taraftarı Musk için aslında belgesele köstek olmak zahmete değecek bir şey sayılmamalı. Lakin filmdeki psikolojik açılımlardan da anlaşıldığı gibi asla büyüyememiş, belki babadan kaynaklı travmatik, fazlasıyla sevimsiz 'esas oğlanımızın' kendisine ayna tutulmasına, hassas ruhunun eleştirilmesine ve bilhassa sevilmemeye tahammülü yok!  

Araştırmacı gazetecilik şahikası

Karşımızda geleneksel manada bir televizyon belgeseli olsa da Alex Gibney’in ziyadesiyle güvenilir kariyerinden yola çıkarsak, araştırmacı gazeteciliğin hakkını veren, işin içyüzünü bilmeyenler için ufuk açıcı, neredeyse nefesimizi tutarak izlediğimiz takriben dört saatlik bir maraton var.

Kendilerini gezegenin yeni hâkimleri ilan etmeye girişmiş teknoloji oligarklarından Musk’ın yalnız elektrikli araç, uzay çalışmaları, veri merkezi, yapay zekâ ve daha birçok alana el attığı yetmezmiş gibi benzersiz hırs küpü günümüzde süren birçok savaşın vitesini Starlink’le elinde tutan, bir Formula 1 pilotu kadar da başına buyruk ve ayrıca hoyrat bir performans sergileyebiliyor.

Nitekim belgeselde, sattığı hayaller arasında mühim yer tutan şoförsüz elektrikli araçların sebep olduğu ölümler silsilesi, kurban yakınlarını paraya boğarak susturması, sınırsız iddiasıyla harmanlanmış uzay çalışmalarındaki hüsranları, yükselirken sırtını dayayıp sonradan ihanet ettiği mesai arkadaşlarını yarı yolda bırakması ve daha birçok anekdotla Musk’ın muhakkak ki ahlaksız yönleri teşhir ediliyor.  

Aile yapısı zaten ananevi şablonlardan epey uzak, nihai arzusunun araçları gibi gördüğü muhtelif kadından mümkün olabildiğince çok çocuk sahibi olmak sanki travmalarıyla yüzleşmemek için bulduğu bir garip formül. Resmen ilan edilen 14 evlattan çok daha fazlasına sahip olduğu düşünülen Musk’ın eski eşi ve beş çocuğunun annesi Justine ile gayet yüksek sus payını reddedip son zamanlarda ipliğini pazara çıkaran Ashley St. Clair, belgeselde mühim sekanslara imza atarlarken sindirdiği tahmin edilen diğer annelerin beyanatlarına ne yazık ki kavuşamıyoruz. 

Musk’ın maskesi düşüyor

Buna karşın öznesini gayet iyi tanıyan tecrübeli kadın gazeteci Kara Swisher ve Musk hakkında eleştirel tavır almanın ne kadar tehlikeli olduğunu gayet iyi bilen bir kadın meslektaşı Zoë Sciffer bizi layıkıyla aydınlatırlarken mühendis meslektaş kontenjanından Martin Eberhard ve Geoffrey Hinton nasıl bir “canavarla” karşı karşıya olduğumuzu ispatlıyor. ABD’de şirket kurucusu unvanını, hakikati yansıtmasa da kullanmak kanunen yasak olmadığından Musk’ın buna gerek duyması, imaj ve prestij namına ne kadar alçalabildiğini afişe ediyor.

Ayrıca, evlatlarından Vivian Jenna Wilson’ın 16 yaşındayken trans kadın kimliğini benimsemesiyle de Musk’ın karaktersizliği tavan yapıyor. Daha önce Obama’yla uzay faaliyetlerinin özelleştirilmesi sürecinde kanka olan meşhur şahsiyet, Trump’a yanaştıkça sanki gerici zihniyetin bir temsilcisine dönüşüyor, ayrıca evladını neo-Marksist düşüncelerin tesiri altında kalmakla itham ediyor. Neyse ki babasının attığı çamurlar tesir etmediği gibi, 2004 doğumlu dirayetli Vivian sosyal medya fenomenliğini ve modellik kariyerini başarıyla sürdürüyor.

Diktatörlerle işbirlikçilik artık ayıp değil

Şu kısacık ömrümde Boğaziçi’nde okurken ilk defa şahit olduğum, güce ve paraya tapma pratiğinin  özneleri Silikon Vadisinin dünya çapındaki girişimcileriydi. Oysa bu körü körüne fetişizmin içini doldurmak en azından Musk için biraz zor görünüyor. Bu servetin büyük bir çaba, dirayetli bir çalışma, üstün bir zekayla kazanılmasından çok sanki bir kurnazlık, fırsatçılık, hatta hak yemelerle elde edildiğine belgeselde az çok ikna ediliyoruz.

Ayrıca kullandığını aslında pek inkâr etmediği uyarıcılar meselesi de var. Maddelerin olduk olmadık durumlarda ve sık sık kullanımından dolayı Musk’ın tam olarak nasıl etkilendiğini bilemeyiz; dolayısıyla gittikçe azalan, kendini isabetli üslupta ifade etme kapasitesi, argümanlarını savunmadaki tutuk hâli, ilgi odağı olma çabasındaki yetersizlik durumu da dikkat çekici.    

Fakat belgesel boyunca sık sık referans verilen filmlerden bir tanesi bilmecenin üzerindeki gizem perdesini kesinlikle kaldırabilecek kapasitede.

Mucize Musk’ın işi!

Daima belirli bir mesafeyi gözeterek yaklaşılması gereken bilim kurgu filmlerinden distopik içerikli The Matrix, The Terminator ve The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy belgeselde Musk’ın takık olduğu simülasyon dünyasına kaynak oluşturuyor. Lakin çekildiği 1936 yılında insan tabiatının megalomaniye kendini kaptırıp nasıl felaketlere yol açabileceği meselesine dikkat çekmiş The Man Who Could Work Miracles filmi şu anda yaşananlar, hatta istikbalde bizi bekleyenler hakkında inanılmaz tüyolar veriyor.

Ancak çocuk yaştayken seyredildiği takdirde ciddiye alınabilecek filmin künyesinde fantastik-komedi ibaresini zaten görmemize rağmen, belli ki birileri bu sınıflandırmayı ciddiye almamış ve ütopik hayallerine alet etmiş.

Şu anda sınırsız güç sarhoşluğundaki sıradan bir şahsiyetin yalnız gezegen değil, evren çapındaki çirkin emellerine tüm insanlığın alet olması an meselesi!

Ne de olsa özgüveni tavan yapmış, servetlerine servet katmış, Musk gibi ABD kökenli olmayan Peter Thiel’in Sahte Mesih masalına inanmaya meyilli oldukları gibi, her şeyi parayla satın almaya alışmış, kendini kanunların üstünde görenlerin kaotik arenasındayız.

Trump ve ekibinden aldıkları gaz bir yana Bolsonaro, Milei, Putin, Şi Cinping dâhil diktatörlerle güçlerini birleştirmekten utanmamış, ayrıca kendi mitolojilerini yaratıp eleştirilmeye ve mizahın öznesi olmaya tahammülü olmayan yaralı ruhlarla ortalık fokur fokur kaynıyor.

Asıl korkutucu olan bu kanaat önderlerinden aldıkları feyzle linç dürtülerini yalnız sanal ortamda değil, sudan sebeplerle ilan edilecek Melhâme-i Kübrâ sırasında dışa vurmaya hazır güruhlar bütünü!

(MT/NÖ)

Kaz Dağları’nda mantarların izinde büyüyen bir çocuk

Bir mantarı gördüğümüzde çoğu zaman gördüğümüz şeyin tamamını gördüğümüzü sanıyoruz. Şapkası var, sapı var; bazen beyaz, bazen kahverengi, bazen masallardan çıkmışçasına kırmızı.

İsa Ekin Cemre’nin dikkatini ise daha çok görünmeyen taraf çekiyor.

“Biz göremiyoruz ama bizim gördüğümüz şey aslında onların meyvesi,” diyor. “Onlar yer altında, iletişim ağlarıyla hep haber hâlindeler. Birbirleriyle resmen konuşabiliyorlar yani.”

Ekin, Ginko Çocuk'tan çıkan ve Zeynep Hakgüder Yılmaz'ın çizgilerini taşıyan Ekin’in Mantar Günlüğü’nde şapkaları “ormanın radarları”, toprağın altında uzanan miselyumu ise “ormanın gizli interneti” diye tarif ediyor.

Belki Ekin’in hikâyesini tam buradan başlatmak gerekiyor. Çünkü onun için doğada görünen hiçbir şey yalnızca göründüğü şey değil.

Ormanda büyümek

Ekin bugün 13 yaşında. Bir yaşındayken ailesiyle İstanbul’dan Kaz Dağları’na, Bayramiç’in köylerine yakın kırsal alanlara taşındı. İlk yıllarını köylerin de uzağında, ormanların içinde geçirdi.

Kitabında otağ çadırında, küçük bir orman kulübesinde ve dere kenarındaki kamplarda yaşadığı dönemleri anlatıyor. Geceleri gökyüzünü izliyor; gündüz gözü ağaçlarda, kuşlarda, taşlarda, “ama en çok da mantarlarda.”

Mantarları ilk gördüğünde “sanki orman benimle konuşuyormuş gibi” hissettiğini, renkleri ve kokuları henüz çözemediği bir dil gibi algıladığını söylüyor.

Merakı öyle büyümüş ki okula başlamadan önce okumayı Mantar Avcısı’nın El Kitabı’ndan öğrendiğini anlatıyor. Mantarların yanına zamanla kuşlar, otlar, taşlar, yılanlar ve gökyüzü eklenmiş.

Bu merakın gelişmesinde Jilber Barutçiyan'ın ayrı bir yeri var. Ekin 5-7 yaşlarındayken onun kitaplarından, araştırmalarından yararlanıyordu. Yıllar sonra Ekin’in Mantar Günlüğü’nün bilimsel danışmanlığını da Jilber yaptı.

“Sadece mantarlar açısından değil, taşlarını, bitkisini, gökyüzünü, oksijenini seviyorum baya,” diyor Ekin.

Ekin'in Mantar Günlüğü - İsa Ekin Cemre (Ginko Çocuk / 48 Sayfa)

Defterlerden kitaba

Ekin gördüklerini yalnızca aklında tutmuyor. Yazıyor.

“Defterlerime mantarlarla ilgili, gördüğüm günlük ufak hikâyeler falan yazıyordum,” diyor. “Onları birleştirdim, bir yazı hâline döktüm. Mantarda gördüklerim, bana ne hissettirdiği, ormanda neler olduğu; onları kitaba döktüm.”

Yıllar içinde biriken notlar 12 yaşında kitaba dönüştü. Ortaya yalnızca mantar bilgileri değil; keşif, macera, deneyim, gözlem ve araştırmanın iç içe geçtiği bir doğa anlatısı çıktı.

Ama kitap araştırmanın sonu değil.

“Daha mantarların derinine inmek istiyorum. Mantarların gizemleri bitmiyor gibi bir şey yani.”

Elinde ikinci bir kitaba dönüşebilecek mantar notları; taşlar, otlar ve bitkiler üzerine başka defterleri var.

Kitaba girmeyenlerden biri “zombi mantarı” diye bilinen kortisep. Böceklerin bedeninde gelişmesi çocuklar için ürkütücü bulunabileceği düşüncesiyle çıkarılmış. Ekin şimdi biraz pişman; Kaz Dağları’nda karşılaştığı bu mantarla ilgili notları var ve ileride onu yetiştirmek istiyor.

Sorular artık ona geliyor

Ekin 10 yaşına kadar çevresindeki yetişkinlere mantarlar, taşlar, kuşlar, bitkiler ve yılanlarla ilgili durmadan sorular soruyordu. Hâlâ soruyor; ama roller biraz değişmiş.

Artık köylüler bile gördükleri mantarları ona soruyor. Bazı köylü kadınlar “mantar çocuk”, bazıları İmparator mantarından dolayı “İmparator Ekin” diye sesleniyor. Doğa yürüyüşlerinde çoğu zaman en fazla mantarı bulan da o; çevresindekiler yarı şaka yarı ciddi mantarların kokusunu aldığına inanıyor.

Ekin aynı zamanda amatör telsizci; 12 yaşında amatör telsizcilik lisans sınavını geçti.

Bir yanda toprağın altında birbirine ulaşan miselyum ağları, diğer yanda havada yol alan sinyaller. İkisinde de görünmeyen bir iletişim var.

Ekin ileride mikolog, yani mantar bilimci olmak istiyor. Ama kendisini tek bir alana kapatmıyor:

“Sadece mikolog olmayacağım, başka uzmanlık alanlarım da olacak ama mikolog olacağım, o kesin.”

Şimdi araştırmasını yetiştirmeye de taşımaya hazırlanıyor. Okuldan fırsat buldukça mantar ve balkabağı üzerine çalışıyor; sevdiği, az bilinen çeşitleri doğal ve ekolojik yöntemlerle yetiştirmek istiyor. Böylece toprağın ve miselyumun döngüsüne bu kez doğrudan eşlik edecek.

Bir toplama rehberi değil

Ekin kitabının başında okura açıkça söylüyor:

“Bu kitap bir mantar toplama ya da yeme rehberi değil.”

Asıl niyeti, mantarlarla birlikte ormanı ve doğayı “tanımayı, sevmeyi ve korumayı” anlatmak. Bir mantarı bilmeden koparmamayı, önce bakmayı, araştırmayı ve gözlemlemeyi öneriyor. Çocukların tek başına mantar toplamaması gerektiğini; kitapların önemli olduğunu ama güvenli olduğuna karar vermek için tek başına yeterli olmadığını vurguluyor.

“Mantarları sadece ‘toplanacak ve yenilecek şeyler’ gibi görme. Onlar önce birer canlı ve yaşam savunucusu.”

Onun için zehirli bir mantar da ormandaki yaşamın parçası: “Keşfet, tanı, sev ve koru; bence en güzeli bu.”

Ormanın dili

İnsanın doğanın dilini nasıl anlayabileceğini sorduğumda uzun bir yöntem tarif etmiyor. Yaklaşmaktan söz ediyor.

“İnsan zaten bir ağacın yanına gittiğinde, bir ormanda kaldığında veya bir mantar gördüğünde zaten onu anlıyormuş gibi oluyor. Sanki onunla konuşuyormuşsun gibi oluyor.”

Mantarların yer altında kurduğu ilişkiler de onu bu yüzden büyülüyor. Miselyumu “mesajlaşmaya” benzetiyor; gördüğümüz şapkalı mantarın, “yer altında göremediğimiz dev bir mantar ağının ufacık bir meyvesi” olduğunu yazıyor.

Yüzeyde küçük bir mantar. Altında görünmeyen büyük bir hayat.

Barışla doğa

Doğayı tanımak Ekin için yalnızca bilgi edinmek değil, ona nasıl davranacağını öğrenmek anlamına geliyor. Bir bitkiyi ezip geçen ya da mantarı tekmeleyen çocuklardan söz ederken, “Onun canlı olduğunu bile bilmiyor,” diyor. Bir canlıyı tanıdığında ona zarar vermenin zorlaşacağını düşünüyor.

Doğanın insanda ne uyandırdığına verdiği yanıt kısa: “Sevgi.”

Kendi yaşamının birçok çocuk için mümkün olmadığının da farkında. Kentlerde ve apartmanlarda yaşayan, toprağa, suya, gökyüzüne az temas eden çocuklardan söz ederken üzülüyor:

“Bence çocukların en çok ihtiyacı olan şeyler barışla doğa.”

Sonra sözü savaşlara getiriyor:

Çok kötü savaşlar oluyor. Çocuklar ölüyor, yaralanıyor; anneleri, babaları, kardeşleri ölüyor. Aç kalıyorlar. Ben savaşlardaki çocukların unutulmamasını istiyorum.

Dünyadaki çocukların büyük bölümünün şehirlerde, apartmanlarda yaşadığını; toprağı, suyu, gökyüzünü bile tanıyamadığını söylüyor. Ona göre tüm canlıların doğayla iç içe yaşaması gerekiyor; ama pek çok çocuğun böyle bir imkânı yok. Bu yüzden kentlerde erişilebilir ormanlar ve okullarda her dönem bir “ormanda bağ kurma gezisi” öneriyor.

Önce görmek

Ekin’in doğayla ilişkisi gözlemlemekten ibaret değil. Çocukluğundan beri ormanlarda ve dere kenarlarında doğa savunusu için tutulan nöbetlere katıldığını anlatıyor.

“Bazen günlerce, bazen haftalarca ormanlarda ve dere kenarlarında çadırlarda kaldık, nöbet tuttuk. Yaşamı, canlıları, suyu ve ormanı korumaya çalıştık.”

Söyleşinin sonunda yine aynı yere dönüyor: “İnsanlar doğayı asla küçümsemesin.”

Bir ağacı kesmenin yalnızca bir ağacı ortadan kaldırmak olmadığını söylüyor: “Sen bir ağaç kestiğinde sadece ağacı öldürmüş olmuyorsun. İçinde yaşayan bir sürü hayvanı da evinden etmiş oluyorsun.”

“Bir bitkiyi ezdiğinde biri senin evini yakmış gibi bir şey oluyor aslında.”

“Onların dünyasını keşfeden bir dost”

Ekin kitabını özellikle doğayı pek tanımayan çocukların okumasını istiyor. Mantarları, kuşları, gökyüzünü ve “ormanın dilini” bilmeyenlerin.

“Onlarda da merak uyandırmasını isterim,” diyor.

Kitabında kendisini tarif ettiği cümle, bütün bu yolculuğun özeti:

“Ben kendimi sadece toplayıcı değil, onların dünyasını keşfeden bir dost olarak hissetmeye başladım.”

Bir şeyi tanımadan almamakla, bilmediğimiz canlıyı değersiz saymamakla, koparmadan önce bakmakla ilgili bir dostluk bu.

Ekin hâlâ ormanda yürüyor. Yeni mantarlar buluyor, yeni notlar tutuyor. Taşları, otları, bitkileri biriktiriyor; ceplerine değil, defterlerine.

Ve mantarların gizemlerinin bitmediğini söylüyor.

İyi ki de bitmiyor.

Çünkü bazı hikâyeler cevabı bulduğumuz yerde değil, eğilip biraz daha yakından baktığımız yerde başlıyor.

(NÖ)

Veganlık tabağın dışına, hayvanlar odaya

Bu yıl 1 Kasım Dünya Vegan Günü vesilesiyle biraz kendi deneyimimden bahsedip, veganlığı yalnızca yediklerimizle sınırlı olmayan, dünyayla ve hayvanlarla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşündüren bir yerden ele almak istiyorum.

Çünkü geçtiğimiz yedi aydır dünyayla başka türlü ilişkileniyorum ve gündelik hayatın en sıradan görünen kararlarına da bunun sirayet etmesini sağlamaya çalışıyorum. Hâlâ kendime dair bir beyanda bulunmuyorum ama geçen yıldan bu yana bu meseleyi daha çok pişiriyor, daha çok düşünüyor ve dahası, giderek daha fazla bu şekilde yaşıyorum.

Veganlık “dışardan” bakıldığında daha çok ne yediğimiz ne giydiğimiz ya da hangi ürünleri tükettiğimiz üzerinden konuşuluyor. Oysa hayvanlarla kurduğumuz ilişki yalnızca tabağımıza ne koyduğumuzla sınırlı değil ve olmamalı. Onları nasıl gördüğümüz, nasıl anlattığımız, hangi hikâyelerin içine yerleştirdiğimiz, seslerini nasıl ya da ne kadar duyduğumuzla da alakalı. Hatta hangi seslerinin duyulmasına imkân verdiğimiz üzerinden de sorgulanabilecek bir şey bu.

Bir süre önce bianet için Melanie Challenger’ın “Odadaki Hayvanlar: Diğer türlere nasıl kulak verebiliriz, neden vermeliyiz?” başlıklı metnini Türkçeleştirmiştik. Metin, hayvanlardan söz etmekle onların gerçekten var-kılınmasına, orada-olmalarına izin vermek aynı şey mi diye soruyordu. Hayvanlar karar mekanizmalarında yer alıyorlar mı örneğin? İnsanlarla hayvanlar aynı coğrafyayı paylaşırken, hayvanlara ilişkin kararlar alındığında hayvanların çıkarları nasıl temsil ediliyor? Diğer bir deyişle hayvanlar politik özneler olabiliryor mu?

Yani insan olmayanlar hakkında konuşurken aslında, hâlâ kendi anlatımızı mı kuruyoruz? Onları kendi anlam dünyamız içinde mi var ediyoruz? Challenger, hayvanların yok-luğunda kurulmuş bir anlatıda ve dünyada yaşadığımızı fark edip onların nerede olduğunu yeniden düşünmeye çağrı yapıyor bir bakıma.

Veganlığın ötesine geçen, insanın, insan olmayan canlılarla kurduğu ilişkiyi daha ileri düzey bir düşünsel alana taşıyan ve sorgulayan “Odadaki Hayvanlar” metnini akılda tutarak yazıyorum.

Fotoğraf: Sinem Aydınlı / “Denize doğru giderken karın doyuran bir inek”

Bizim büyük “veganlık meselemiz”

Ben hâlâ “veganım” diyemiyorum. Biraz bu beyanın söylendiği an yarattığı karşılıktan biraz da söylediğim anda tamamen (ne demekse?) bu politik tahayyülde yaşamam gerektiğini düşündüğümden.

Örneğin birlikte yaşadığım (4,5 yaşındaki) insan hâlâ “hayvansal gıda” tüketiyor. Hatta onları bazı zorunlu (!) durumlarda ben hazırlıyorum. Kendim için artık yapmadığım bir şeyi, ellerimle çocuğum için yapıyorum. Peki çocuğumun kendi deyimiyle “hayvansal” olması, benim veganlığıma halel getiriyor mu? Bir sorgulama başlattığı kesin. Bu sorgulama hâli önemli ama tehlikeli de. Tehlikeli, çünkü veganlığı bir ilişki biçimi olmaktan, ilişkisellikten çıkarıp, başımın üstünde yeri olan insana ne yedirdiğime indirgeme riski taşıyorum.

Diğer taraftan, aynı anda başka bir hayvanın bedeninden ya da üretiminden gelen bir şeyi bu küçük insanın önüne koyuyorum ama bunu yaparken, aynı şeyi kendim için bir daha asla yapmayacağımdan da her seferinde biraz daha emin oluyorum.

Söz konusu çocuğum olduğunda öğrendiğim ve “doğru” kabul ettiğim yaşam biçimlerinden bir anda vazgeçmeye aynı ölçüde güvenemiyorum (çelişkili düzlem). Bunları düşündüğüm günlerden birinde, önüme yeni bir araştırma düşüyor. Yirmi farklı protein kaynağını beslenme ve sağlık, erişilebilirlik ve çevresel etkileriyle birlikte değerlendiren bir çalışmada tofu ilk sırada çıkıyor. Ve soruyorum, neden kendim için tercih ettiğim bir ilişkiselliği çocuğum söz konusu olduğunda hemen gerçekleştiremiyorum?

Belli ki burada yalnız veganlıkla değil bakım emeğiyle de ilgili bir mesele var. Öğrenilmiş bakım pratikleri sanırım. Ama bunu yazarken bile ikisini neden birbirinden ayırdığımı sorguluyorum. Ama konumuz bu değil şu an. Buradaki mesele benim gündelik hayattaki ilişkilenme biçimlerimi daha çok düşünmeye başlamam. Yani veganlığın benim için “normal”, “gerekli”, hatta “çocuk için şart” diye öğrendiğim şeyleri tek tek yeniden sorgulatma meselesi. Bu bize veganlığın gündelik hayatın en küçük ve maddi kararlarında gerçekleştiğine de işaret ediyor. Politik olana çalıyor değil mi sizin de kulağınızda? Ancak veganlığı bu kararların eksiksiz ve kusursuz bir toplamına indirgemekle, hayvanlarla kurduğumuz ilişkiyi gerçekten dönüştürmek aynı şey değil. Benim için -artık- asıl mesele biraz buralarda.

Hayvanlar nerede?

Tam burada “Odadaki Hayvanlar”ın bize bıraktığı soruları yeniden düşünelim. Hayvanlardan söz ediyoruz ama nasıl? Hayvanın sözünü nasıl temsil edebiliriz, doğayı nasıl temsil edebiliriz? Zihni zorlayan bir kavramsal ve teorik düşünme hâli gibi görünebilir ama mesele sadece hayvanların iyilik hâlini (refahını) düşünmek değil (ki zaten bu coğrafyada tam aksine işaret eden yasalar da var) onları adaletin özneleri olarak görmek ve seslerinin politik anlamda var kılınma meselesi.

Bu kavramsal zorlanmanın gerisinde çok daha eski bir düşünme alışkanlığı var. İnsanın kendisini doğadan ve kendi hayvanlığından ayırmasının çok daha uzun bir kültürel tarihi var değil mi? İnsan kendisini doğanın içinde yaşayan bedensel bir canlı olarak değil de doğaya bakan, onu açıklayan ve yöneten ayrıcalıklı bilinç olarak kurguladığında, diğer canlılar da insan için kolaylıkla üzerine karar verilen varlıklara dönüşüyor. Kalıcı hiyerarşi kuruluyor malum. İnsan merkezde. Antroposantrizm. Doğaya ve hayvanlara hükmedebileceğini düşünen insan ve onun anlatısı. Türcülük de geliyor peşine tabii.

Hayvanları sadece onları yemek ve yememek üzerinden değerlendirmek yerine adil görme biçiminin nasıl kurulacağını düşünmemiz gerekiyor. Hayvanı, insanın onun adına kurduğu anlatıya indirgemeden, alınacak kararlar üzerinde etkili olabilmesinin nasıl sağlanabileceğini düşünmek. Bu adil görme biçimi hayvanlarla vakit geçirmeyi gerektiriyor. Yani gözlem yapmayı ama bunu kartezyen bir yerden yani onları bilincimizin önüne aldığımız nesneler olarak görmeden, hayvanlarla birlikte yaşayarak görmek: Yani gözlemlemek, yanlarında zaman geçirmek, güven oluşturmak ve yavaşlamak, Challenger’ın dediği gibi.

Fotoğraf: Annie Marie Musselman

Melanie Challenger ve Erin Ryan’ın kurduğu Animals in the Room (Odadaki Hayvanlar) isimli proje, bilim insanlarını ve hayvan refahı uzmanlarını bir araya getiren uluslararası bir çalışma ağı. Çıkış soruları basit: Bir karar, hayvanların hayatını doğrudan etkiliyorsa, neden o kararın oluşturulmasında yalnız insanların çıkarları temsil ediliyor? Proje bunun için insan olmayan hayvanları karar süreçlerinde temsil etmenin yöntemlerini geliştirip test ediyor.

Animals in the Room’un geliştirdiği daha genel yöntemde hayvanların davranış ve iletişim biçimlerinin doğrudan dikkate alınması, görüntü, video ve ses kayıtlarının da birer tanıklık biçimi olarak karar süreçlerine taşınması öneriliyor. Amaç, hayvan adına bir kez daha insanın konuşması değil, hayvanın kendi tercih ve çıkarlarını kararın içinde mümkün olduğunca “mevcut” kılmak.[1]

Challenger ve ekibi hayvanların iyiliğinin ve refahının insanlar tarafından düşünülmesini sağlamaya çalışmıyor. Hayvanın kendi davranışını, tercihlerini ve çıkarlarını politik bilgiye dönüştürmenin yollarını arıyorlar.

Tüm bunlar veganlığı düşünürken kendi sesimi susturup susturmadığımı düşündürüyor bana. Yani “insan anlatısını” durduruyor muyuz? O anlatıyı durdurduğumuzda yani biraz durmayı başardığımızda belki veganlığı da “hayvansal gıda” ve “hayvan çıktısı” tüketip tüketmemekten çıkartmış oluyoruz ve ilişkisellik perspektifinden düşünmeye başlıyoruz.

“Hayvanları nasıl koruyacağız?” diye sormakla “onları etkileyen bir kararı onların çıkarlarını da temsil ederek nasıl alacağız?” diye sormak aynı şey değil. İkinci soru veganlığı “etik” bir karar olmaktan çıkarıyor. Bu soruyla, adaletin öznesi olması gereken hayvanlara dair konuşmaya başlıyoruz.

Bu şekilde düşünmeye başladığımda veganlık benim için daha politik bir anlam kazanmaya başlıyor. Bu metni de bunun üzerine düşünelim diye yazıyorum. Yani mesele şu: Bir hayvanın yaşamının kendi başına değerli olduğunu kabul ediyorsak, neden yalnızca onu yememeyi konuşuyoruz? Neden hukuk, siyaset ve karar alma mekanizmaları hâlâ yalnız insanın çıkarını ifade edebileceği biçimde kuruyoruz?

Böylelikle veganlık tam da burada tabağın dışına taşıyor.  Ne yememeyi tercih ettiğimiz hâlâ bir başlangıç ve önemli ancak tek mesele bu değil. Challenger ve ekibinin düşünsel katkısı ve çalışmalarının gücü başka bir seviyede düşünme biçimi, hayvanların ses, temsil ve karar süreçlerindeki yokluğunu düşünmeye çağıran ve insan merkezciliği anlatıdan kaldırmada ısrar eden bir politik duruşa çağrı yapıyor.


[1] Melanie Challenger’ın 2024 tarihli konuşması: “The Council of the People and the Bears: Vision of Animal-Inclusive Democracies”. Trentino’da boz ayılar ile bölgede yaşayan insanlar arasında uzun süredir ciddi bir birlikte yaşama çatışması var. Challenger bu konuşmada, bu çatışmadan hareketle geliştirilen bir karar alma modelini anlatıyor. Model, ayılarla ilgili kararlar alınırken yalnızca insanların değil, ayıların yaşam koşullarının, davranışlarının, ihtiyaçlarının ve çıkarlarının da demokratik müzakereye dahil edilmesini amaçlıyor. Ayıların perspektifinin, onları yakından gözlemleyen uzmanlardan ve davranışlarına ilişkin verilerden gelen bilgi aracılığıyla karar sürecinde etkili hale getirilmesi hedefleniyor.

(SA/NÖ)

Simültane çeviride Kürtçeyi seçmek

Geçtiğimiz hafta sonu TODAP, İzmir’de IX. Eleştirel Psikoloji Sempozyumu’nu düzenledi. Her bir oturumu çok kıymetliydi. Ama bu yazı, yalnızca bir oturumda yaşadığım deneyime dair.

Bir önceki oturuma girdiğimde konuşmacıların isimlerini görünce hiç oturmadan kalktım ve kulaklık almaya yönelmiştim. Bir sonraki oturumun başlığını bilmiyordum. Anadiliyle ilgili olduğunu o an duydum. Salona girdim, konuşmacıların isimlerini okudum: Siyabend, Derya, Azad… Oturdum. Dümdüz oturdum. Sonra bir arkadaşım sordu: “Kürtçe anlıyor musun?” “Yok,” dedim. “Kulaklık al o zaman.”

Bu eylem saniyeler içinde gerçekleşemedi. Bünyem biraz reddetti. Kürtçe anlamadığımı söylemeyi içine sindiremediği için mi, Kürtçe için kulaklık almayı yabancı bulduğu için mi, bilmiyorum. Ama en nihayetinde kulaklığı alıp geldim.

Program başladı. Sahnedeki sunumda Kürtçe ifadeler vardı aslında. Salona ilk girdiğimde isimlerle beraber görmüştüm. İngilizce konuşulan bir oturumda kulaklık almak bana ne kadar doğal gelirdi? İngilizce bana uzak bir dilken Kürtçeyi bana yakın gösteren neydi? Bu dile yakın olmam mı, yoksa onu var bile saymamam mı?

Ara ara başımı kaldırıp salona bakıyordum. İnsanların dinleme deneyimlerini de izliyordum. İlk defa bir salondaki katılımcıların bu kadar yoğun biçimde kulaklık taktığını görüyordum. İngilizce bir oturum olsaydı bu kadar çok kulaklık olur muydu?

Bize en yakın dillerden biri nasıl oluyor da en uzak dillerden biri hâline geliyor? Dibimizde olduğu, hayatımızın içinde olduğu için mi yok sayabiliyoruz onu? Bir dilin varlığını bilmekle onunla karşılaşmak, onu duymakla onu anlayabilmek arasındaki mesafe nasıl bu kadar açılıyor?

Konuşmaların içeriğine dair notlar aldım, durmadan aldım ama beni asıl sarsan, konuşmanın tamamen Kürtçe olmasıydı. Anadilinden bahsediyorlardı; kendi anadillerinde konuşacaklardı tabii ki. Tabii ki mi? Bu bir kazanım. Ne zor bir kazanım.

Bunun bir kazanım olmasından utandım. Çünkü ben kendi anadilimde konuşabilmek için hiç mücadele vermedim. Anadilimi saklamam gerekmedi. Anadilimde konuşabildiğini bildiğim öğretmenim, bilmediğim bir dilde bana günaydın demedi. Karşımda, bütün bunların içinden geçerek kazanılmış bir hak vardı: İnsanlar kendi anadillerinde sunum yapıyor, üstelik anadilinin ruh sağlığı açısından önemini anlatıyorlardı. Bu önemi anlamak için tezlerin yazılması bir mücadelenin verilmesi zorunlu muydu? Hâlâ zorunlu.

Aradaki farkın ağırlığı öyle belirginleşti ki konuşmayı, Kürtçe de bilen bir Kürt arkadaşımla WhatsApp üzerinden paylaşarak takip ettim. Birbirimizle bu konuları çok konuştuğumuz, bazen konuşamadığımız; bir tür hakikat yarası olarak benliğimizde taşıdığımız şeyleri bazen utançla, bazen suçlulukla birbirimize gösterdiğimiz bir arkadaşım. Konuşmacıları dinlerken ona neler konuşulduğunu, çevirinin nasıl ilerlediğini anlatıyordum. Arada Kürtçe videolar gönderiyordum. Kulaklıklar özellikle dikkatini çekiyordu. Çünkü onun için de önemli olan yalnızca konuşmanın içeriği değil, konuşulma biçimiydi. Konuşamadığımız ve duygulandığımız bir eylemdi bu.

Henüz eşit değiliz.

Oturumda insanın yalnızca tarihe bağlanarak anlaşılamayacağını, ama tarihten kopuk da ele alınamayacağını konuştular. Bir insanı klinikte değerlendirirken hikâyesini bilmek gerektiğini; bu hikâyenin özgürce anlatılabilmesi için dilsel ve politik koşulların önemini anlattılar. Travmanın kuşaklar arasında nasıl taşınabildiğinden, bazen anlatılarak bazen de sessizlikle aktarıldığından söz ettiler.

Bir insanın kendini hangi dilde ifade edebildiği, ruh sağlığı hizmetinin de bir parçasıydı. Kişinin hikâyesini özgürce anlatabileceği koşullar yoksa o hikâyeyi nasıl duyacaktık?

Yine sempozyumun bir başka oturumunda, Kürtçe çalışan psikologların kendi dillerinde bilgi üretebilecekleri bir örgütlenme kurma çabasını dinledim. Kendi dilinde konuşabilmek, yalnızca gündelik bir iletişim ihtiyacı değildi. Bilgi üretmek, mesleğini yapmak, kendi deneyimini kendi sözcükleriyle aktarabilmekti. Bunun için gereken imkânlar henüz yoktu. Aslında bu oturumların kendisi de bu imkânı kurmaya dönük bir karşılaşmaydı.

Soru-cevap aşamasında da dikkatim hâlâ konuşabilme ve konuşamama eylemlerimizin üzerindeydi. Bir yanım teşekkür etmek istedi. Bir yanım, “Türkçe zaten yeterince alan kaplıyor,” dedi ve sustu. Soru sormak için el kaldıranlardan biri Türkçe konuştu. Konuşma sırasında çeviri ihtiyacıyla ilgili bir soru gündeme geldi. Konuşmacılar Türkçe anladıklarını söylediler. Gülüşme oldu. Onlar Türkçe anlıyorlardı zaten. Biz Kürtçe anlamıyorduk. Anlamama özgürlüğümüz vardı. Belki de tam bu nedenle, anadili yoksunluğunun nasıl bir şiddet olduğunu kavramakta zorlanıyorduk. Bir dili anlamak zorunda olmamakla bir dilin anlaşılabileceği koşullara sahip olmamak arasındaki farkı düşündüm.

Türkçe konuşulan sorular Kürtçeye çevrilmedi. Çünkü bütün salonun ortak dili Türkçeydi. Anlamak için çeviriye ihtiyaç yoktu. Yine de çevrilmelerini istedim. Kürtçesini de duymak istedim. Salonda o dilin daha fazla yer kaplamasını, yalnızca anlaşılmak için değil, var olmak için de duyulmasını istedim. Çünkü bir dilin var olmasına alan bırakmayacak kadar geniş bir alana yayılan dil, birbirimizi anlamamızı da sağlamamıştı. Birbirimizle iletişim kuruyorduk. Ama bu iletişimde birbirimizin acısını, yoksunluğunu ve sevincini anlama imkânımız yeterince aşikâr değildi.

Son değerlendirme oturumunda konuşmacılara iki dakikalık süre verildi. Bir arkadaş bir dakika Kürtçe, bir dakika Türkçe konuştu. İçimden, “Aslında iki dakika Kürtçe, iki dakika Türkçe konuşmalıydı,” diye geçirdim. Ama bir dakika Kürtçe, bir dakika Türkçe konuşabilmek bile yeniydi. Eşitliğe henüz çok vardı.

Bir dilin konuşulabilmesinin, o dilde bilgi üretilebilmesinin ve o dilin kamusal alanda yer bulabilmesinin ne kadar büyük bir mesele olduğunu yeniden düşündüm. Bunların bir ihtiyaç olarak kabul edilmesi bile başlı başına bir mücadeleydi. Belki de Türkçe konuşabilen insanların başka bir dile ihtiyaç duymayacağı varsayımı, Kürtçenin kamusal alanda yer bulamamasını bir sorun olarak algılanmasına engeldi.

Konuşmalar devam ederken bir görme engelli katılımcının, gösterilen şeylerin betimlenmesini istemesiyle dil meselesi arasında da bir bağ düşündüm. Bir ihtiyacın var olması yetmiyordu; o ihtiyacın fark edilmesi, kabul edilmesi ve karşılanması gerekiyordu. Bazen bir ihtiyacı dile getirmek için bile önce onun meşru bir ihtiyaç olduğunu göstermek zorunda kalıyorduk.

Oturumdan çıkarken aklımda yalnızca konuşulanlar yoktu. Bir dilin konuşulabildiği bir salonda bulunmanın bende yarattığı duygu da vardı. Konuşmacılara teşekkür etmek istemiştim. Ama teşekkür etmenin beni nasıl bir konuma yerleştireceğini de düşündüm. Birilerinin kendi dillerinde konuşabilmesine teşekkür etmek… Bunun neden bir teşekkür konusu olması gerektiğini de düşünmek gerekiyordu belki.

Bu oturumda Kürtçe konuşulması, kendi başına eşitlik demek değildi. Ama eşitliğe doğru kurulmuş bir alan, bir imkândı. Bir dilin yalnızca evde, yalnızca özel ilişkilerde, yalnızca anlaşılabildiği kadar var olabildiği bir dünyadan başka bir dünya kurma çabasıydı.

Belki de bu yüzden o kulaklığı almak birkaç saniyede gerçekleşmedi. Hangi dilin kendiliğinden anlaşılır, hangi dilin çevrilmeye ihtiyacı olduğu, hangi dilin çevrilmeye layık görüldüğünü; hangi dilin bilgi üretmeye, soru sormaya, cevap vermeye ve kamusal alanda yer tutmaya hakkı olduğunu da düşünmek gerekiyordu.

Kulaklığı aldım. Konuşmayı dinledim. Anlamadığım bir dilde konuşulanları, yalnızca anlamadığım için değil, o dilin orada konuşuluyor olmasının ne anlama geldiğini düşünerek takip ettim.

Ve hâlâ düşünüyorum: Anadillerinin özgür olmadığı bir yerde birlikte yaşam etiği geliştirmek, birbirimizi anlama ihtimalimizi mümkün kılmak mümkün mü? Kürtçenin o salonda konuşulmasını olağanüstü bir hamle gibi karşılayan bedenim ve zihnim, bana eşitsizliğin yalnızca kimin hangi dilde konuşabildiğinde değil, neyi olağan sayabildiğimizde de yaşadığını düşündürüyor.

*Bu deneyimime alan açanların birer adı var: Eleştirel Psikoloji Sempozyumu düzenleme kurulu ve emekçileri; oturumu Kürtçe yürütenler Ebru Akkoyun, Siyabend Aslan, Azad Dildar Günderici ve Derya Bozaslan; Kürtçe konuşan psikologların mesleki örgütlenmesine dair paylaşım yapan Şinda Barış ve Kürtçeden Türkçeye gönüllü olarak simültane çeviri yapan Münevver Arslan.

(EEA/NÖ)

Astronominin gizli öğretisi

Çıplak gözle, karanlık bir yerden bakınca birkaç bin yıldız görürüz ve her biri bir güneştir. Işıkları yıllar ya da yüzyıllar boyunca yol alır ve bize geçmişten gelen bir mesaj olarak ulaşır. Takımyıldızlar fiziksel topluluklar değildir. Örneğin Kasiopeya'nın beş parlak yıldızı bizden 55 ile 500'den fazla ışık yılı arasında uzaklıktadır ve gökyüzünde yalnızca yan yana görünür. Antik Yunanlılar bu noktaları çizgilerle ve hikâyelerle birleştirdi, gökyüzünü böyle okudu ve böyle açıkladı. Sonbahar akşamlarında kuzeyde ve doğuda, yüksekte, mitin koca bir ailesi uzanır. Kral Kefeus, Kraliçe Kasiopeya, kızları Andromeda, damatları Perseus ve cezaları olan deniz canavarı Ketos.

Mit

Evvel zaman içinde Kefeus, bilinen dünyanın uçlarındaki efsanevi Aithiopia'ya krallık ediyordu. Gelenek onu bugünkü Yafa olan Joppa ile ilişkilendirir. Karısı Kasiopeya, kızının güzelliğinin Nereidlerinkini aştığını söyleyerek övündü. Bu kibir pahalıya mal oldu. Poseidon bir sel ve ülkeyi harap edecek olan deniz canavarı, Ketos'u gönderdi. Ammon'un kehaneti kurtuluşu belirledi. Kral, kızını canavara teslim etmeliydi. Andromeda denizin kıyısındaki bir kayaya zincirlendi ve sonunu bekledi.

O sırada Hermes'in kanatlı sandaletleriyle uçan Perseus, Gorgon Medusa'nın başını keserek zaferle dönüyordu. Medusa'nın kanından kanatlı at Pegasus doğmuştu. Genç kıza âşık oldu, ödül olarak elini istedi ve canavarı öldürdü. Bu evlilik, Kefeus'un kardeşi ve Andromeda'nın eski nişanlısı Fineus'u öfkelendirdi, adamlarıyla saldırdı. Perseus, Medusa'nın başını göstererek onları taşa çevirdi. Gelenek, kahramanın koruyucusu Athena'nın hikâyenin kahramanlarını gökyüzüne yerleştirdiğini anlatır. Euripides, MÖ 412'de bu hikâyeden "Andromeda" trajedisini yazdı.

δ Cephei, sağ alttaki yuvarlak beyaz işaret

Mitten astrofiziğe

Onları yıldızlı gökyüzünde göstermek için Kasiopeya'nın W'sinden başlarız. Kutup Yıldızı'na göre Büyük Ayı'nın karşısındadır. Oradan güneydoğuya çekilen bir çizgi Andromeda'ya ve Perseus'a çıkar.

Kasiopeya. Beş parlak yıldız, kraliçenin tahtı olan bir W çizer. Yunanistan'da ve Türkiye'de hiç batmaz. Kutup Yıldızı'nın çevresinde döner ve yolunun bir bölümünde taht baş aşağı asılı kalır. Antik çağ bunu kibrin cezası sayardı. 1572'de Tycho Brahe burada, bugün süpernova olarak bildiğimiz bir "yeni yıldız" gördü. Aristoteles'in değişmez gökyüzü inancı geri dönülmez biçimde sarsıldı.

Kefeus. Sivri çatılı bir evi andıran sönük bir şekildir, Kasiopeya'nın yanındadır. Burada, parlaklığı düzenli bir ritimle değişen δ Cephei yıldızı bulunur. 1912'de Henrietta Leavitt, bu ritmin yıldızın ne kadar parlak olduğunu, dolayısıyla ne kadar uzakta olduğunu gösterdiğini keşfetti. Sefeidler, evrenin uzaklıklarını ölçtüğümüz "mumlar" oldu.

Andromeda. Pegasus Karesi'nden başlar ve Perseus'a doğru uzanır. Karanlık bir gökyüzünde çıplak gözle soluk bir bulut gibi görünen Andromeda Gökadası'nı (M31) Pers gökbilimci el-Sufi MS 964'te kaydetti. 2,5 milyon ışık yılı uzaktadır, yani bugün gördüğümüz ışık, modern insan gezegenimizde ortaya çıkmadan önce Andromeda'dan yola çıktı. 1923-24'te Hubble, bu soluk bulutun içindeki Sefeidleri ölçerek onun bizim gökadamızın bir bulutsusu değil, başka bir dünya, başka bir gökada olduğunu kanıtladı.

Balina. Beşinin en büyüğüdür. Antik çağda "deniz" denen bir gökyüzü bölgesinde yer alır, çünkü çevresinde Balıklar, Kova ve Eridanus vardır. Fabricius'un 1596'da gözlemlediği Mira yıldızı yaklaşık on bir ayda bir parlar ve sönükleşir. Adı "Harika" demektir.

Perseus. "Gorgon'un gözü" Algol'ün parlaklığı 2 gün 21 saatte bir azalır. Araplar ona "iblis" derdi. Goodricke 1783'te iki yıldızın sırayla birbirinin önünden geçtiğini öne sürdü. Ağustos'ta Perseidler, Swift–Tuttle kuyruklu yıldızının kalıntılarından doğan ünlü "kayan yıldız" yağmuru, bu takımyıldızdan çıkıyormuş gibi görünür.

Andromeda Gökadası, mavi çerçevenin içinde

Galileo'nun teleskobu, altüst olan evren

Dört yüzyıl önce üç gezegen, Venüs, Jüpiter ve Satürn, Galileo'nun insan düşüncesinin yönünü değiştirmesini sağladı.

Venüs. Güzellik tanrıçası, parlak ışığının ardında güneş merkezli sistemin kanıtını saklar. Galileo evrelerini gözlemledi ve aydınlık evre küçüldükçe görünür çapının arttığını saptadı. Bu, gezegenin kâh Dünya'ya yaklaştığını kâh uzaklaştığını gösteriyordu ve yer merkezli model için imkânsızdı.

Jüpiter. Tanrıların kralı, Galileo'ya dört parlak nokta gösterdi. Konumlarının düzenli değişimini izleyen Galileo bunların arka plan yıldızları değil, Jüpiter'in çevresinde dolanan uydular olduğunu anladı. Bazı gök cisimlerinin Dünya'nın değil Jüpiter'in çevresinde dönmesi fikri, yer merkezli modele indirilen ilk güçlü darbeydi ve Aristarkhos ile Kopernik'i doğruluyordu. Dünya artık evrenin merkezi değildi.

Satürn. Zaman tanrısı Galileo'yu önce şaşırttı, onu "üç yıldızdan oluşmuş" bir cisim olarak tanımladı. Teleskobunun düşük çözünürlüğü yüzünden halkalar, gezegenin iki yanında iki parlak lob gibi görünüyordu.

Ay da payına düşeni yaptı. Galileo, aydınlık ile karanlığı ayıran çizginin düzgün değil tırtıklı olduğunu görerek yüzeyinin kusursuz değil, tıpkı Dünya gibi dağlık olduğunu kanıtladı.

Astronomi neden okullarda öğretilmelidir?

Önce, kanıtla düşünmeyi öğretir. Aristarkhos ve Kopernik'ten Galileo ve Leavitt'e kadar astronomi; gözlem, ölçüm, şüphe ve düzeltme tarihidir. "Bunu nereden biliyoruz?" diye soran öğrenci kanıtı söylentiden, olguyu anlatıdan, bilimi sahte bilimden ayırır. Onu yönlendirmek zorlaşır.

Mira yıldızı, Balina'nın boynunda.

İkincisi, alçakgönüllülük ve ortak kader duygusu öğretir. Andromeda'nın ışığının 2,5 milyon yıl yol aldığını kavrayan kişi, Dünya'nın ne kadar küçük, kavgaların ne kadar önemsiz olduğunu anlar. Kasiopeya kızının güzelliğiyle övündü, biz çoğu zaman kendi değerimizle övünürüz ve evren uçsuz bucaksızlığıyla bizi yerimize oturtur. Yukarıdan bakış, tek bir gezegene saygıyı ve aşırı aydınlatmayla kaybettiğimiz karanlık gökyüzüne saygıyı besler.

Üçüncüsü, bilimleri, kültürleri ve insanları birleştirir. Yıldızlı gökyüzünün gözleminde Yunan mitolojisi, yıldızların Arapça adları, Pers el-Sufi, Danimarkalı Tycho Brahe ve Amerikalı Hubble buluşur. Aynı derste geometri, fizik, tarih ve edebiyat bir araya gelir. Gökyüzü herkese aittir, Yunanlara, Arnavutlara, Bulgarlara, İtalyanlara ve Türklere... Onu paylaşan çocuklar önce insanı, sonra sınırları görmeyi öğrenir.

Algol, Medusa'nın gözünde

Astronomi okul için bir lüks değildir. Yıldızlı gökyüzü, elimizdeki en ucuz ve en demokratik laboratuvardır. Büyük bütçeler gerekmez, bir karar gerekir: Karanlık bir nokta, biraz sabır ve Kasiopeya'nın W'sini gösterecek bir öğretmen. Böylece bir çocuk Aristarkhos'un, Eratosthenes'in ve Hipparkhos'un yaptığını yapar. Yani gözlemler, ölçer, karşılaştırır, sonuç çıkarır. Bilginin hazır teslim edilmediğini, kazanıldığını öğrenir. Astronomi öğreten bir okul yalnızca bilgi aktarmaz. Soru soran, yöntemle şüphe eden, verilere saygı duyan ve kendinden çok daha büyük bir dünyanın parçası olduğunu hisseden insanlar yetiştirir. Böyle insanlar yetiştiren bir toplum daha zor aldatılır, iklim değişikliği gibi büyük krizlerle daha iyi başa çıkar ve başkasına daha açıktır. Soru, astronominin okulda nasıl bir yeri hak ettiği değildir. Soru, okulun nasıl insanlar yetiştirmesini istediğimizdir.

Gökyüzü her zaman insanın aynasıdır. Takımyıldızlarında övünen bir kraliçeyle, korkuya boyun eğen bir babayla, bekleyen bir kızla, cesaret eden bir kahramanla karşılaşırız. Skinakas Gözlemevi'nin önünde, günün son ışığında, astronominin yalnızca bilgi değil, her şeyden önce bir yaşam tutumu olduğunu hissediyorum. Sabrın, ısrarın, merakın ve yukarıya çevrilmiş dikkatin bir alıştırması. Gökyüzünü seyretmeyi seven çocuklar olduğu sürece, takımyıldızlar bize sormayı, ölçmeyi ve hayran olmayı öğretmeye devam edecek.

(PP/FY)

Dışişleri Bakanı Fidan'dan G20 sonrası diplomasi mesajı: Türkiye sorumluluk almaya devam edecek

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı'na ilişkin, "Bu savaş başlayalı yaklaşık 5 yıl olmuş. Artık bu savaş taşınamaz. Dolayısıyla Rusya ve Ukrayna, büyük bir fedakarlıkta bulunarak bir anlaşmaya varmak zorundalar" dedi. ABD-İran krizine ilişkin açıklama yapan Bakan Fidan, "Hemen hemen masa etrafındaki tüm ülkeler yeniden bir çatışmanın olmaması ve diplomasiye sürekli şans verilmesi konusunda hemfikir olmuş durumdalar" ifadelerini kullandı.

Karar Resmi Gazete'de: SPK Başkanlığına Muhsin Atcı atandı

Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararları neticesinde Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanlığına Muhsin Atcı getirildi. Karar kapsamında Başkan Vekilliğine Ersin Başar Ekmekci, SPK üyeliğine de Yasemin Girici atandı. Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasını taşıyan atama kararları kapsamında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Şehit Yakınları ve Geziler Genel Müdür Yardımcısı Halit Çağdaş da görevden alındı.

Fabrikadaki işini bıraktı, devlet desteğiyle kendi işini kurdu: Herkes ona 'Hanımağa' diyor

Uşak'ta tekstil fabrikasında çalışırken çocuklarına daha fazla zaman ayırabilmek ve kendi işini kurmak isteyen Mürşide Türk, devlet desteğiyle aldığı iki inekle başladığı hayvancılıkta eşi ve ailesinin de desteğiyle hayvan sayısını artırarak köyünün "hanımağa"sı oldu. Sabah erken saatlerde besihanesine giden Türk, burada hayvanlarının yemlemesini yapıyor.

Motosiklet sürücüsü feci kazada olay yerinde hayatını kaybetti

Manisa'nın Turgutlu ilçesinde kavşakta tırla çarpışan motosikletin sürücüsü Tolga Başaran, devrilen motosikletle birlikte aracın altında kaldı. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, 35 yaşındaki Başaran'ın hayatını kaybettiğini belirledi. Alkolsüz olduğu tespit edilen tır sürücüsü, ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürüldü.

Muğla'nın güneyine kuvvetli yağış uyarısı: Dört ilçede etkili olacak

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Muğla'nın Ula, Ortaca, Marmaris ve Köyceğiz ilçeleri için sağanak uyarısı yaptı. Bu gece saatlerinde etkili olması beklenen yağışlarla birlikte kuvvetli rüzgar ve ulaşımda aksama gibi olumsuzlukların yaşanabileceği belirtildi.

Ormandan topladıkları mantarlar hastanelik etti: Beş kişi zehirlendi

Kastamonu’da ormandan topladıkları mantarları yiyen dördü aynı aileden beş kişi rahatsızlandı. Mide bulantısı, kusma ve halsizlik şikayetleri yaşayan vatandaşlar, zehirlenme şüphesiyle hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Hastanede tedavileri süren beş kişinin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.

Artvin'de kış yüzünü gösterdi: Yaylalar beyaza büründü

Artvin'de hava sıcaklıklarının düşmesiyle yüksek kesimlerde kar yağışı etkili oldu. Kaçkar Dağları ile Yusufeli, Ardanuç ve Şavşat ilçelerindeki yaylalar beyaz örtüyle kaplandı. Karla kaplanan dağlar ve yaylalar, ortaya kartpostallık görüntüler çıkardı.

Kahramanmaraş'ta şap alarmı: Beş mahalle karantinaya alındı

Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde büyükbaş hayvanlarda şap hastalığının tespit edilmesi üzerine 5 mahallede karantina uygulaması başlatıldı. Hastalığın Pınarbaşı Mahallesi’nde görülmesinin ardından alınan kararla Pınarbaşı, Kızılcaoba, Cumhuriyet, Yeşilyurt ve Taşburun mahallelerinde hayvan giriş ve çıkışları ikinci bir emre kadar yasaklandı. İlçedeki diğer mahallelerde de sağlık taramalarının sürdüğü bildirildi.

Şehit Yusuf Sait Ünlü’nün annesinin feryadı yürek dağladı: ‘Kuzum böyle mi gelecektin?’

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde şehit düşen 28 yaşındaki Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü, memleketi Aydın'da binlerce kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Aralık ayında ailesine kavuşmaya, nisan ayında ise nişanlısıyla dünyaevine girmeye hazırlanan şehidin cenazesinde annesinin "Kuzum böyle mi gelecektin?" feryadı yürekleri dağladı.

Samsun'da alarm: Beş katlı bina tahliye edildi

Samsun’un Atakum ilçesinde etkili olan sağanak, 5 katlı bir apartmanın temelinde toprak kaymasına neden oldu. Olası risklere karşı bina tedbir amacıyla boşaltılırken, çevresinde güvenlik önlemleri alındı. Aynı binada yaklaşık 4 ay önce de inşaat kazısı sırasında toprak kayması yaşandığı ve bina çevresinde çatlaklar oluştuğu öğrenildi.

Otomobil motosiklete çarptı: Bir yaralı

Adıyaman’da otomobil ile motosikletin çarpışması sonucu meydana gelen kazada motosiklet sürücüsü yaralandı. Çarpışmanın etkisiyle yaralanan Yusuf Ergün M., sağlık ekiplerinin olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından hastaneye kaldırıldı. Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Mersin’de torbacılara baskın: İki şüpheli tutuklandı

Mersin’de uyuşturucu madde ticareti yapan şüphelilere yönelik düzenlenen operasyonda 2 kişi yakalandı. Şüphelilerin üzerlerinde ve ikametlerinde yapılan aramalarda sentetik uyuşturucu ile esrar ele geçirildi. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 2 şüpheli, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

Niğde'de herkesin merak ettiği tarla: İçinde yok yok, üstelik toplamak serbest

Türkiye'de patates üretiminde ilk sırada yer alan Niğde'de çiftçilik yapan Ramazan Tüzün, bir süre önce alternatif ürünlere yönelerek tarlasında ahududu, böğürtlen, çilek, ekinezya, Bektaşi üzümü gibi katma değeri yüksek ürünler yetiştirdi.

Ankara semalarında Türk Yıldızı imzası

Türk Hava Kuvvetleri'nin akrobasi timi Türk Yıldızları, Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Medeniyet Parkı'nın açılış töreninde gerçekleştirdiği selamlama uçuşuyla gökyüzünde görsel şölen sundu. Milli Savunma Bakanlığı (MSB), uçuşun görüntülerini "Gökyüzünde Türk'ün imzası, yüreklerde kardeşliğin gururu" notuyla paylaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Dolmabahçe'de Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy ile görüştü: Barış için her türlü gayrete hazırız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ortak basın toplantısında açıklama yaptı. Ukrayna'daki savaşı ve Karadeniz'deki güvenlik durumunu etraflıca ele aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün geldiğimiz noktada da adil bir barışın kaybedeni olmaz diyoruz. Barışa giden yolu açmak için elimizden gelen her türlü gayreti göstermeye hazır olduğumuzu vurgulamak isterim" dedi. Erdoğan, "Sivil gemilere yönelik saldırıların ve Karadeniz'de tırmanmayı artıracak adımların hiç kimseye fayda sağlamayacağı açıktır. Bu saldırıları kimden gelirse gelsin ve gerekçesi ne olursa olsun hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değildir" ifadelerini kullandı.

Sağlık Bakanı Memişoğlu gençlere seslendi: Fikrinizi söyleyin, korkmayın, icat çıkartın!

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, gençlere yenilikçi fikirler geliştirme çağrısında bulunarak "İcat çıkartma başımıza" anlayışının geride kaldığını söyledi. Memişoğlu, "Bilginiz, fikriniz varsa gelin beraber üretelim, fikrinizi söyleyin, korkmayın, icat çıkartın" dedi.

Maltepe'de CHP’liler ve Yeni Partililer birbirine girdi

İstanbul Maltepe'de düzenlenen 6. Sivas Kültür Günleri'nde CHP'liler ile Yeni Partililer arasında gerginlik yaşandı. CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Ali Yüksel'in kürsü konuşmasında adının anılmaması, Yeni Parti İl Başkanı Özgür Çelik'in ise övülmesi üzerine taraflar arasında tartışma çıktı.

İstanbul’da 2 milyon liralık kablo vurgunu: 29 adrese baskın

İstanbul Bakırköy’de olimpik yüzme havuzu şantiyesinden yaklaşık 2 milyon lira değerinde elektrik kablosu çalınmasına ilişkin soruşturmada 3 ilçede 29 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 13 şüpheli yakalanırken, şüphelilerin karıştığı belirlenen 7 ayrı iş yeri hırsızlığı da aydınlatıldı. Şüphelilerden bazılarının farklı suçlardan arandığı, aralarında kesinleşmiş hapis cezası bulunanların da olduğu öğrenildi.

Bolu Dağı Tüneli’nde dehşet: Çarpıp kaçan tır dört kişiyi yaraladı

Anadolu Otoyolu Bolu Dağı Tüneli geçişinde arkadan çarptığı otomobilin takla atmasına neden olan tır sürücüsü, kazanın ardından olay yerinden kaçtı. Ters dönen otomobilde bulunan 4 kişi yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Yaralıların İstanbul’dan Ordu’ya bir cenazeye gitmek üzere yola çıktıkları öğrenildi. Kaçan sürücünün yakalanması için çalışma başlatıldı.

Başkan Güler'den Yunan başkana tarihi ayar: Yunanistan büyüklüğünde alanı yeniden inşa ettik

Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, Avrupa Konseyi'ndeki konuşmasında Türkiye'nin 6 Şubat depreminden sonra yaptığı çalışmaları küçümser söylemleri üzerine Yunan başkana doğrudan hitap ederek 6 Şubat depremlerinin büyüklüğünü Yunanistan üzerinden anlattı. Türkiye'nin yürüttüğü yeniden inşa seferberliğini rakamlarla ortaya koyan Güler, "Sizin ülkeniz kadar yer yıkıldı, Türkiye yeniden ayağa kaldırdı" ifadelerini kullandı.

KADEMELİ EMEKLİLİK SON DURUM! 2000 sonrasına Kademeli emeklilik geldi mi? Prim gün yaş tablosu

2000-2008 yılları arasında sigorta başlangıcı bulunan çalışanların kademeli emeklilik beklentisi sürüyor. Sosyal güvenlik sisteminde EYT ile birlikte oluşan yaş farkının ardından, sonraki yıllarda sigortalı olan çalışanlar için de geçiş modeli oluşturulması talep ediliyor. Ancak bugün itibarıyla yeni bir emeklilik tablosunun yürürlüğe girdiğini söylemek mümkün değil. Kademeli emeklilik konusunda TBMM'ye sunulmuş teklif bulunuyor fakat teklif henüz kanunlaşmadı. Peki kademeli emeklilik ne zaman çıkacak? 2000-2008 arası sigortalılar için yaş ve prim şartları değişecek mi, Meclis'teki teklif ne zaman görüşülecek? İşte kademeli emeklilikte son gelişmeler...

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'yi Dolmabahçe Ofisi'nde kabul etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'i Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde düzenlenen resmi törenle karşıladı. Diplomasinin kalbinin attığı İstanbul'da gerçekleşen kritik buluşmada iki lider, törenin ardından ikili görüşmeye geçti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Zelenskiy Dolmabahçe'de bir araya geldi: Masada kritik başlıklar var

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi’nde bir araya geldi. Baş başa görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlenmesi bekleniyor.

Batan geminin 2'nci kaptanı firmada bir hafta önce işe başlayıp ilk seferine çıkmış

Silivri açıklarında 'Alsu' isimli gemiyle çarpıştıktan sonra batan 'Tuğberk İmamoğlu’ isimli geminin yaşamını yitiren 2'nci kaptanı emekli Deniz Astsubay Kıdemli Başçavuş Rahmi Temel (61), İzmir'de düzenlenen askeri törenle toprağa verildi. Temel’in kızı Merve Temel (34) babasının emekli olduktan sonra çalışmaya devam ettiğini belirtip, “Bu çalıştığı firmaya bir hafta önce başlamıştı. İlk seferiydi. Babamızı çok seviyorduk. Bu kadar basit bir kazada kaybetmek içimizi çok acıtıyor" dedi.

Avcılar'da trafikte ön kesen maganda kamerayı görünce plakasını söküp kaçtı

İstanbul Avcılar’da bir otomobil ve içerisindekiler, trafikte tartıştıkları sürücünün önünü keserek araçtan indi. Çevredeki bir vatandaşın cep telefonuyla kendilerini kaydettiğini fark eden şahıslar, ceza yememek için saniyeler içinde araçlarının plakalarını sökerek olay yerinden uzaklaştı. Olayın ardından aynı plakalı aracın 1 yıl önce yine Avcılar’da başka bir kavgaya karıştığı görüntüler ortaya çıktı.

Karabük'te coşkulu merasim: 150 öğrenci hafızlık icazetini aldı

Karabük İl Müftülüğü tarafından düzenlenen icazet merasiminde, hafızlık eğitimlerini başarıyla tamamlayan 64'ü erkek, 86'sı kız olmak üzere toplam 150 öğrenci icazet belgelerini aldı. Yenimahalle Kapalı Spor Salonu'nda yoğun katılımla gerçekleşen törende kız hafızların cübbelerindeki Türk ve Filistin bayrağı motifleri dikkat çekerken, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Hafız Osman Şahin ahlaki dindarlık vurgusu yaptı.

Erdoğan 'Sağlıkta zirveye oynuyoruz' diyerek duyurdu: Kendi ultrason cihazımızı geliştireceğiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rixos Tersane İstanbul'da düzenlenen 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı ve TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri Töreni'nde önemli açıklamalarda bulundu. "Sağlıkta zirveye oynuyoruz" diyerek Türkiye'nin kendi ultrason cihazını geliştireceğini duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Savunma sanayiinde nasıl destan yazdıysak aynı başarıları sağlık sektöründe elde edeceğiz" ifadelerini kullandı.

Kahvehaneye 'selamünaleyküm' diyerek giren gençleri azarladı: Nereden öğrendiniz oğlum? Türkçe konuşun

Sosyal medyada içerik üreticiliği yapan bir grup genç, girdikleri kahvehanede “Selamünaleyküm” diyerek içeri girmelerinin ardından hayatlarının şokunu yaşadı. Gençlerin selamına sinirlenen bir müşteri, "Selamünaleyküm'ü nereden öğrendiniz oğlum? Türkçe konuşun lan!" diyerek gençleri azarladı. Şahsın bu çıkışının ardından yine Arapça kökenli bir kelime olan “Merhaba”yı kullanmalarını önermesi ise dikkat çekerken, o anlar sosyal medyada büyük tartışma yarattı.

Altın sanıp saklamışlar: Konya'da birbirinden değerli taşlar sergileniyor

Konya'da Türkiye'nin ve dünyanın çeşitli bölgelerinden getirilen kayaçlarla yarı değerli süs taşları sergileniyor. Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Konya Şubesi'nde yer alan stantta sanayide kullanılan minerallerin yanı sıra kolye ve masa saati gibi süs eşyasının yapımında değerlendirilen doğal taşlar da bulunuyor.

Samsunlu kuzenlerin hobisi meslekleri oldu: Türkiye'nin saklı hazinelerini bulup ekonomiye değer katıyorlar

Samsun’un Ayvacık ilçesinde yaşayan Sedat ve Sunay Kocagülle kuzenler, yıllar önce hobi olarak başladıkları doğal taş tutkusunu mesleğe dönüştürdü. Türkiye’nin dört bir yanını gezerek dağlardan ve sahil şeritlerinden topladıkları değerli taşları atölyelerinde işleyen ikili; yüzük, kolye ve süs eşyaları üreterek hem aile bütçelerine katkı sağlıyor hem de ülke ekonomisine değer katıyor.

Üç ile daha hızlı tren hattı geliyor: Bakan Uraloğlu müjdeyi verdi

Türkiye’nin demiryolu altyapısında tarihi bir adım daha atılıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Sivas’a kadar ulaşan Yüksek Hızlı Tren hattının Erzincan, Erzurum ve Kars’ı da kapsayacak şekilde uzatılacağını müjdeledi. Sadece bölgesel bir ulaşım hamlesi değil, aynı zamanda Londra’dan Orta Asya’ya uzanan stratejik ve devasa bir uluslararası ticaret koridorunun parçası olan bu proje, Doğu Anadolu'nun çehresini değiştirmeye hazırlanıyor.

TOKİ KİRALIK KONUT TARİHİ SON DURUM 2026: İstanbul kiralık konut başvuruları ne zaman, nereye yapılacak?

İstanbul’da dar gelirli vatandaşların uygun fiyatlı konuta erişimini hedefleyen kiralık sosyal konut projesinde başvuru süreci için geri sayım başladı. TOKİ tarafından hayata geçirilecek 15 bin kiralık sosyal konut projesinde ilk etapta 1.071 konut için başvurular alınacak. Vatandaşların merak ettiği başvuru tarihi, konutların bulunacağı ilçeler, kira bedelleri ve başvuru şartları da netleşti. Başvurular e-Devlet üzerinden yapılırken, konutların belirli süreyle kiralanması planlanıyor. Peki İstanbul kiralık sosyal konutlar hangi ilçelerde yapılacak, 1+1, 2+1, 3+1 ve 4+1 evlerin kira bedelleri ne kadar olacak? Kimler başvurabilecek? İşte 2026 TOKİ kiralık konut başvuru tarihi ve şartları...

Bekçilik başvuru takvimi EGM son duyurular 2026: Bekçilik alımı duyurusu yayımlandı mı, ne zaman yapılacak?

Çarşı ve Mahalle Bekçisi olmak isteyen binlerce adayın 2026 yılı yeni dönem alımına ilişkin bekleyişi sürüyor. Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görev almak isteyen adaylar, Polis Akademisi Başkanlığı tarafından yayımlanacak yeni alım ilanını yakından takip ederken, başvuru takviminin açıklanıp açıklanmadığını araştırıyor. Özellikle güncellenen şartlar ve olası kontenjan bilgileri adayların gündeminde yer alıyor. Yeni dönem için resmi başvuru ilanının yayımlanmasıyla birlikte başvuru tarihleri ve adaylarda aranacak şartlar netleşecek. Peki 2026 Bekçilik başvuruları başladı mı, yeni bekçi alımı yapılacak mı? Bekçilik başvuru şartları neler, yaş ve eğitim kriterleri değişti mi? İşte merak edilen tüm detaylar...

Sabır taşı olsa çatlardı: Kayseri'de sokağı birbirine katan şahıs saatlerce ikna edilemeyince zorla aşağı indirildi

Kayseri’nin Melikgazi ilçesinde, bir iş yerinin camlarını kırarak eşyaları sokağa atan ve kendine zarar veren Y.D., polis ve itfaiye ekiplerine 2 saat boyunca zor anlar yaşattı. İtfaiyenin altına şişme yatak kurduğu olayda ekipler, şahsın anlık bir dalgınlığından faydalanarak içeri çekti ve zor kullanarak aşağı indirdi. Kontrol amaçlı hastaneye kaldırılan Y.D., tedavisinin ardından ifadesi alınmak üzere karakola götürüldü.

Hoparlörden yankılanan sesiyle mest etmişti: Hafız Mahmud Güven'in Kürdi makamıyla okuduğu ezan videosu gündem oldu

Yeni Şafak’ın gündeme getirdiği ve Sivas Paşa Camii Müezzini Hafız Mahmud Güven’in Kürdi makamında okuduğu ezanla başlayan fırtına devam ediyor. Vatandaşların balkonlara akın ettiği o anların ardından, Hafız Güven’in sosyal medya hesabından paylaştığı farklı bir ezan okuma videosu daha kullanıcılar tarafından kısa sürede viral oldu. Güzel sesi ve farklı makamlardaki maharetli okuyuşlarıyla tanınan müezzin, dijital mecralarda yine büyük takdir topladı.

Burayı çok az kişi biliyor: Gizemli Göl görenleri hayran bırakıyor

Samsun’un Ladik ilçesinde bin 500 rakımda bulunan Akdağ Gürcü Yaylası’ndaki gizemli göl, doğal güzelliği ve çevresinde özgürce dolaşan yılkı atlarıyla dikkat çekiyor. Dron ile çekilen yaylada, Ladik Gölü ile Gürcü Yaylası Gölü’nün aynı açıdan bir arada görüntülenmesi, bölgenin saklı güzelliğini ortaya çıkardı.

Karaman’da jandarmanın denetimlerinde tarihi eser ve kaçak ürünler ele geçirildi: 20 tutuklama

Karaman’da jandarma ekiplerinin 16-31 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirdiği denetimlerde tarihi eser, uyuşturucu madde ve kaçak içki ele geçirilirken, çeşitli suçlardan aranan 79 şüpheli yakalandı. Şüphelilerden 20’si çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

Kademeli Emeklilik İçin Beklenen Tarihi Duyurdu! Kademeli Emeklilik Çıkacak Mı, Yaş ve Prim Şartları Nasıl Olacak?

8 Eylül 1999 sonrasında sigortalı olarak çalışmaya başlayan ve EYT düzenlemesinin kapsamı dışında kalan vatandaşların gündeminde kademeli emeklilik yer almaya devam ediyor. Özellikle 2000 ve sonrasında çalışma hayatına başlayan milyonlarca kişi, emeklilik yaş ve prim şartlarında yeni bir düzenleme yapılıp yapılmayacağını yakından takip ediyor. Bu süreçte Emeklilikte Adalet Derneği (EMADDER) tarafından gerçekleştirilen temas da kademeli emeklilik beklentilerini yeniden gündeme taşıdı. Dernek temsilcilerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gözler atılabilecek yeni adımlara çevrildi. Peki kademeli emeklilik gelecek mi? 2000 sonrası sigortalılar için yeni bir çalışma var mı, yaş ve prim şartları değişecek mi? İşte kademeli emeklilik konusunda son durum...

Kenyalı 3 kişi Kütahya’da Müslüman oldu

Kütahya'da bir fabrikada çalışan Kenya uyruklu 3 kişi Müslüman oldu. Müftülük binasında İl Müftüsü Hasan İzmirli'nin rehberliğinde gerçekleştirilen törende kelimeişahadet getiren Kenyalılar Müslüman oldu. Törende Kipchumba "Ali", Kipremei "Osman Deniz", Lagat ise "Faruk" ismini aldı.

Büyükçekmece'de trafik magandası dehşet saçtı: Tartıştığı sürücünün aracına arkadan bilerek çarptı

İstanbul Büyükçekmece'deki Hadımköy Yolu Caddesi'nde, sağ şeride geçmek isteyen bir sürücü ile diğer sürücü arasında yol verme yüzünden tartışma çıktı. Büyüyen tartışmanın ardından sürücülerden biri, diğerinin otomobiline arkadan kasıtlı olarak çarparak hızla olay yerinden uzaklaştı. Yaşanan o skandal anlar, aracı hasar gören mağdur sürücü tarafından cep telefonu kamerasıyla saniye saniye kaydedildi.

İstanbullular dikkat: Yarın bu yollar kapalı olacak

İstanbul'da hafta sonu direksiyon başına geçecek sürücülerin dikkatine! 1 Kasım'da kıtaları birleştirecek olan İstanbul Maratonu nedeniyle megakentte bazı yollar trafiğe kapatılacak. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Avrasya Tüneli ve Galata Köprüsü başta olmak üzere her iki yakada birçok kritik güzergah sabahın ilk ışıklarıyla birlikte araç trafiğine kapalı olacak. İşte İstanbulluların yola çıkmadan önce mutlaka incelemesi gereken kapalı yollar ve alternatif güzergah rehberi...

Yargıtay’dan düğünden sonra araç hayali kuran kocalara kötü haber

Düğünde takılan altınlarla araba alma hayali kuranlara kötü haber Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nden geldi. Araç alımı için kadının bozdurulan bileziklerinin ‘kendi rızası ile verdi’ iddiasıyla geri iade edilmemesini yasaya aykırı bulan Yüksek Mahkeme, ziynetleri alan eşin, geri verilmemek üzere bağışlandığını ispatlayamaması halinde bileziklerin iadesine hükmetti. Vatandaşlara soruldu, kimileri verirken kimileri reddetti.

Bakırköy Belediyesi yolsuzluk soruşturması kapsamında 39 kişi tutuklandı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Bakırköy Belediyesi ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı ve kamu zararına yol açıldığı iddiasıyla yürütülen geniş çaplı soruşturmada sevk işlemleri sonrası mahkeme kararını verdi. "İhaleye fesat karıştırma" ve "irtikap" suçlamalarıyla sulh ceza hakimliğine tutuklama talebiyle sevk edilen şüphelilerden 39'u tutuklanarak cezaevine gönderildi.

48. İstanbul Maratonu nedeniyle toplu ulaşımda düzenleme

İETT: "Metrobüs araçlarımız maraton boyunca Zincirlikuyu ile Söğütlüçeşme istasyonları arasında hizmet veremeyecektir. Anadolu Yakası'na ulaşım sağlamak isteyen yolcularımız, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü güzergahını kullanan İETT otobüs hatlarımızdan ve raylı sistemlerden yararlanabilirler"

Almanya’da gösteriler öncesi lüks mağazaların vitrinleri panellerle kapatıldı

BERLİN (AA) - Almanya’da "Z kuşağı düzenliyor (Gen Z regelt)" adlı gençlik inisiyatifinin eğitim ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için yarın ülke genelinde düzenleyeceği gösteriler öncesinde bazı lüks mağazaların vitrinleri ahşap panellerle kapatıldı.

Dün alınanlar — 31 Ekim 2026

Sarıgül soruşturmasında yeni ifade! Gençlik kampına katılan şüpheliden taciz iddiası

Sarıgül soruşturmasında yeni ifade! Gençlik kampına katılan şüpheliden taciz iddiası
Mustafa Sarıgül hakkında yürütülen soruşturma kapsamında ifade veren M.B.’nin savcılık beyanı ortaya çıktı. Sarıgül ile çocukken Şişli Belediyesinin gençlik kamplarında tanıştığını anlatan M.B., Sarıgül’ün fotoğraf çekilirken göğüslerini, bacak ve kalçalarını sıktığını öne sürdü. M.B., “O dönem çocuk olduğumuz için bu hareketlerin cinsel amaçla yapılıp yapılmadığını idrak edemiyorduk” dedi. Sarıgül ise hakkındaki iddiaları reddediyor.

Gizem Örge'nin yürek burkan hikayesi

Gizem Örge'nin yürek burkan hikayesi
Milli voleybolcu Gizem Örge, annesinin bir arkadaşının oturacağı sırada altındaki sandalyeyi şaka amacıyla çekmesi sonucu düşerek ciddi sağlık sorunları yaşadığını anlattı. Bu olayın ardından iki kez beyin ameliyatı geçiren annesinin engelli kaldığını belirten Örge, "Annem beni tek eliyle büyüttü" dedi. Babasının da geçirdiği havale sonrasında felç kaldığını açıklayan milli voleybolcunun aile hikayesi yürek burktu.

Şara yönetiminin en büyük krizi! Halk sokaklara döküldü

Şara yönetiminin en büyük krizi! Halk sokaklara döküldü
Suriye’de hükümetin yakıt fiyatlarını yeniden artırma kararı, Ahmed Şara’nın iki yıl önce iktidara gelmesinden bu yana görülen en büyük protestolara yol açtı. Sübvansiyonların kaldırılmasıyla ekmek fiyatı 10 kat artarken, elektrik maliyeti bazı bölgelerde birkaç yüz kat yükseldi. Birleşmiş Milletler’e göre Suriyelilerin yüzde 90'ı yoksulluk içinde yaşıyor. Tepkilerin ardından zam kararı iptal edildi.

Sarıgül ailesinin kara kutusu itirafçı oldu! 4 ülkede neler yapmışlar neler

Sarıgül ailesinin kara kutusu itirafçı oldu! 4 ülkede neler yapmışlar neler
Sarıgül ailesine yönelik Emir ve Ömer Sarıgül'ün de aralarında bulunduğu 22 şüphelinin tutuklandığı kara para aklama soruşturmasında, ailenin "kara kutusu" olarak anılan Cihan Tunç itirafçı oldu. Tunç, nakit paraların Kapalıçarşı'da altın ve pırlantaya dönüştürülerek özel jetlerle yurt dışına çıkarıldığını, Almanya, İsviçre, Avusturya ve KKTC üzerinden aklandığını öne sürdü.

Gündüz kızım, gece karımsın diye kızını istismar eden baba ve göz yuman anneye büyük ceza

Gündüz kızım, gece karımsın diye kızını istismar eden baba ve göz yuman anneye büyük ceza
Ankara'da 3 yıl boyunca babasının cinsel istismarına maruz kalan liseli kızın yaşadıkları, rehber öğretmenine başvurmasıyla ortaya çıktı. Genç kız, babasının kendisine “Gündüz benim kızımsın, gece ise karımsın” ve “Seni kendim için yetiştiriyorum” dediğini anlattı. Mahkeme, istismara ortak olduğu belirlenen anne ile babaya indirimsiz 30'ar yıl hapis cezası verdi.

Real Madridli futbolcunun eşi, 74 kişinin öldüğü tren kazasındaki faciadan saniyelerle kurtuldu

Real Madridli futbolcunun eşi, 74 kişinin öldüğü tren kazasındaki faciadan saniyelerle kurtuldu
İspanya'da 74 kişinin hayatını kaybettiği tren kazasının hemen arkasındaki seferde yolculuk eden Marc Cucurella'nın eşi Claudia Rodriguez, yaşadıklarını anlattı. Rodriguez, kazanın biraz daha geç yaşanması durumunda kendilerinin de aynı felaketi yaşayabileceğini belirterek hayatını kaybedenlerin ailelerine destek mesajı gönderdi.

20 milyar TL iddiası ortalığı karıştırdı! BDDK'dan Savcı Sayan'a sert yanıt!

20 milyar TL iddiası ortalığı karıştırdı! BDDK'dan Savcı Sayan'a sert yanıt!
AK Partili eski Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan'ın, fon soruşturması kapsamında BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu'na yönelttiği 20 milyar TL ve 35 milyar TL'lik iddialara ilişkin soruların ardından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan açıklama geldi. İddiaların tamamını reddeden BDDK, sorumlular hakkında hukuki süreç başlatılacağını duyurdu.

Bahar Şahin yeni dizide teklif edilen rolü edepsiz buldu

Bahar Şahin yeni dizide teklif edilen rolü edepsiz buldu
'O Hayat Benim', 'Zalim İstanbul', 'Gülümse Kaderine' ve 'Aynı Yağmur Altında' gibi yapımlarla tanınan oyuncu Bahar Şahin, katıldığı programda kendisine teklif edilen rollere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Özellikle bir senaryonun konusuna tepki gösteren ünlü oyuncu, "Edep ya hu. Ahlak hiç mi yok?" sözleriyle dikkat çekti.

Emekli maaşlarında altı aylık zam sistemi değişebilir

Emekli maaşlarında altı aylık zam sistemi değişebilir
En düşük emekli aylığının belirlenmesinde yeni bir modele geçilmesi için alternatifler değerlendiriliyor. Altı ayda bir yapılan artışların yerine daha kalıcı bir sistem oluşturulması hedeflenirken, asgari ücretin esas alınması, gelir tamamlama desteği, kök maaşların yeniden hesaplanması ve bütçe imkânlarına göre zam yapılması seçenekleri öne çıkıyor. Yeni düzenlemenin hayata geçirilmesi için yasal değişiklik gerekecek.

Ev hapsindeki Sinem Dedetaş’ı ziyaret eden Özgür Özel: Başkanı sokakta ve belediyede görmeliyiz

Ev hapsindeki Sinem Dedetaş’ı ziyaret eden Özgür Özel: Başkanı sokakta ve belediyede görmeliyiz
Yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra ev hapsi şartıyla tahliye edilen Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ı evinde ziyaret eden Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, kararın yetersiz olduğunu belirtti. Özel, "Sinem Başkan'ı bu evin içinde tutmak Üsküdar'a kafa tutmaktır" diyerek tepkisini dile getirdi.

Sedat Peker’den anlamlı destek: Felç kalan polisin tedavi masraflarını karşıladı

Sedat Peker’den anlamlı destek: Felç kalan polisin tedavi masraflarını karşıladı
Birleşik Arap Emirlikleri'nde yaşayan Sedat Peker, geçirdiği trafik kazası sonucunda felç kalan eski özel harekât polisi Ömer Korkmaz’ın 8 milyon liralık tedavi masrafının tamamını karşıladı. Yapılan tedaviler olumlu sonuç verirken, Korkmaz uzun bir aradan sonra yeniden ilk adımlarını atmaya başladı.

Kızılcık Şerbeti'nde trafik arttı! Biri geliyor biri gidiyor

Kızılcık Şerbeti'nde trafik arttı! Biri geliyor biri gidiyor
Show Tv'nin fenomen dizisi Kızılcık Şerbeti yeni sezona yine iddialı başladı ancak yaşanan ayrılıklar ve senaryodaki değişiklikler ile kan kaybetti. Son olarak senaristlerin değiştiği dizide bu akşam Nursema karakterine hayat veren Ceren Karakoç'un geri dönüşü ekrana gelecek. Eski oyuncu kadroya yeniden dahil olurken bir ismin projeye veda edeceği ortaya çıktı.

Slime akımı raydan çıktı! Canlı yayındaki görüntüler pes dedirtti

Slime akımı raydan çıktı! Canlı yayındaki görüntüler pes dedirtti
TikTok'ta giderek yaygınlaşan slime yayınları, bir kadının canlı yayınındaki sıra dışı görüntüleriyle iyice rayından çıktı. Sosyal medyada farklı yorumlara neden olan akım kapsamında, devasa slime kullanılan bir başka yayının aynı anda 65 bin kişi tarafından izlendiği belirtildi. Öte yandan slime yayınından 3 milyon TL kazandıkları iddia edilen çift, yalnızca 140 bin jeton elde ettiklerini açıklayarak kazançlarının öne sürülen rakamdan çok daha düşük olduğunu söyledi.

Müge Anlı'da büyük kriz: Hamid Yorulmaz meydan okudu: Programla işim bitti

Müge Anlı'da büyük kriz: Hamid Yorulmaz meydan okudu: Programla işim bitti
Müge Anlı ile Tatlı Sert programında biyolojik babasını aramasıyla tanınan 18 yaşındaki Hamid Yorulmaz, TikTok canlı yayınında kendisini eleştirenlere sert sözlerle meydan okudu. Daha önce Müge Anlı'nın sosyal medya kullanımı ve arkadaş çevresi konusunda uyardığı Hamid, tartışma sırasında argo ifadeler kullanırken, "Herkesin haberi olsun, programla işim bitti. Kimin yüreği varsa İzmir Torbalı'dayım" diyerek programa bir daha çıkmayacağını açıkladı.

Erdoğan’a karşı AKP içinden bir tuzak mı kuruluyor? Aydın Ünal ne diyor?

Erdoğan’a karşı AKP içinden bir tuzak mı kuruluyor? Aydın Ünal ne diyor?
Bir dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın metinlerini yazan Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal, fon krizinin karanlıkta bırakılmasına dikkat çekerek, yaklaşan süreçler öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı "içeriden bir tuzak" kuruluyor olabileceğini yazdı. Krizin çözümünde sorumluluk alınmamasının ve sürecin şaibeli yönlerinin şüphe uyandırdığını belirten Ünal, Erdoğan'ın siyasi hayatındaki en büyük vefasızlık ve ihanet senaryolarından biriyle karşı karşıya kalmış olabileceğini öne sürdü.

Eşini dinledi, 3 milyon TL’yi kaçırdı! Yarışmadan 1 milyon 190 bin TL ile ayrıldı

Eşini dinledi, 3 milyon TL’yi kaçırdı! Yarışmadan 1 milyon 190 bin TL ile ayrıldı
İşini devretme sürecinde dolandırıldığını ve tüm birikimini kaybettiğini anlatan 66 yaşındaki Mete Kökçü, kayıplarını telafi etmek ve çocuklarına destek olmak umuduyla katıldığı yarışmada büyük ödülü kaçırdı. Eşinin tavsiyesiyle yarışmadan ayrılma kararı alan Kökçü’nün kendi kutusundan 3 milyon TL çıktı

Aliyev’den Türkiye’ye soğuk mesaj: BM yarışında BAE’nin adayına yeşil ışık

Aliyev’den Türkiye’ye soğuk mesaj: BM yarışında BAE’nin adayına yeşil ışık
Azerbaycan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği yarışıyla ilgili tercihini açıkladı. Bakü yönetimi, Türkiye’nin aday göstermeyi değerlendirdiği Feridun Sinirlioğlu yerine, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) adayı Lana Zaki Nusseibeh’e destek mesajı verdi. Açıklama, Ankara ile Bakü arasında diplomatik gerilimin yaşandığı bir dönemde geldi.

Binance'tan siber saldırı açıklaması: Kayıpların yüzde 90'ı karşılandı

Kripto para borsası Binance siber saldırı sonucu çalınan varlıklardan kaynaklanan kullanıcı kayıplarının yüzde 90'ını karşıladığını duyurdu. Şirket, kalan yüzde 10'luk kısmı tamamlamak için kripto para alımlarını sürdürürken para çekme işlemlerinin 1 Kasım'da başlatılmasının planlanlandığını duyurdu

Erakçi: ABD ile görüşme planımız bulunmuyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD'li yetkililerle yeni bir görüşme yapılmasının gündemlerinde olmadığını belirterek müzakere iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyledi. Erakçi, Washington ile doğrudan veya dolaylı temas kurulmasının İran'ın şartlarının karşılanmasına bağlı olduğunu ifade etti

Binali Yıldırım’dan KKTC mesajı: ‘Bu davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz’

TDT Aksakallar Heyeti Başkanı Binali Yıldırım, KKTC'nin Türk dünyasının ayrılmaz bir üyesi olduğunu belirterek izolasyonların uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyledi. Orta Koridor'un stratejik önemine değinen Yıldırım, ortak tarih çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini vurguladı.

Budanov: Ukrayna, hava saldırılarını önceden tespit etmek için ABD istihbaratına kritik ölçüde bağımlı

Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirill Budanov, ülkesinin hava tehditlerine karşı erken uyarı konusunda ABD desteğine kritik düzeyde bağımlı olduğunu açıkladı. Budanov, ABD temsilcisi Witkoff ile Rus petrol tesislerine saldırılar nedeniyle tartıştığı iddialarını da reddetti.

İran lideri Mücteba Hamaney'den orduya talimat: Tehditlere coğrafi sınır gözetmeden anında karşılık verin

İran lideri Mücteba Hamaney, üst düzey komutanlarla görüşmesinde orduya her türlü tehdide derhal ve etkili biçimde karşılık verilmesi talimatı verdi. Tahran, ABD'nin İran'a yönelik yeni saldırılar düzenleyebileceğine ilişkin haberlerin gündemde olduğu bir dönemde askerî hazırlık mesajı verdi.

Erdoğan: Türk Dünyasında yeni dönem başlıyor

Türk devletleri arasında ekonomik, kültürel ve teknolojik iş birliğinin geliştirilmesini hedeflediklerini belirten Erdoğan, “Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur” dedi. Zirvede Orta Koridor, ortak dijital ticaret platformu, yapay zekâ, siber güvenlik ve bölgesel barış konuları öne çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde, Beştepe Millet Sergi Salonu'nda Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Konseyi 13. Zirvesi gerçekleştirildi. “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla düzenlenen zirvede Türk devletleri arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve ortak projelerin hayata geçirilmesi ele alındı. Zirvenin açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyet'in 103. yıl dönümünün ardından Türk devletlerinin liderlerini Ankara'da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Cumhuriyet Bayramı sevincini paylaşan konuk liderlere teşekkür eden Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı Medeniyet Parkı'nın açılışına da değindi. Erdoğan, zirvede verilen aile fotoğrafının ortak geçmişe bağlılığı ve geleceği birlikte inşa etme iradesini yansıttığını söyledi. TÜRKİYE DÖNEM BAŞKANLIĞINI DEVRALDI Zirvenin temasının İsmail Gaspıralı'nın “Dilde, fikirde, işte birlik” anlayışından ilham alınarak belirlendiğini ifade eden Erdoğan, bu yaklaşımın ortak hedeflerin somut sonuçlara dönüştürülmesi bakımından önem taşıdığını belirtti. Erdoğan, “Dilde birlik, ortak hazinemizi yaşatmak, geliştirmek ve birbirimizi aracısız anlayabilmektir. Fikirde birlik, ortak hedefler etrafında kenetlenmek ve müşterek bir strateji geliştirebilmektir. İşte birlik ise sözümüzü eyleme, irademizi esere, kararlarımızı neticeye dönüştürebilmektir” dedi. Türkiye'nin TDT dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devraldığını açıklayan Erdoğan, Azerbaycan'a görev süresince yürüttüğü çalışmalar dolayısıyla teşekkür etti. Yeni dönemde teşkilatın kurumsal birikimini somut kazanımlara dönüştürmeyi amaçladıklarını belirten Erdoğan, ortak dilin yaygınlaştırılması, kültürel ve sportif etkinliklerin desteklenmesi ile üye ülkeler arasında seyahatlerin kolaylaştırılması üzerinde çalışacaklarını söyledi. “TÜRK DÜNYASININ AİLE FOTOĞRAFINDA AYRILIĞA YER YOK” Türk devletleri arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, aile kurumunun korunması ve kadınların toplumsal hayattaki rolünün desteklenmesinin de ortak gündemde yer aldığını ifade etti. Emine Erdoğan'ın himayesinde düzenlenecek Aile ve Kadın Konseyi Yüksek Onur Kurulunun ilk toplantısından memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, “Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur. Hepimiz biriz, beraberiz, ezelden ebede kadar inşallah kardeşiz” diye konuştu. Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile temasların artırılması gerektiğini dile getirirken, Türkmenistan'ın da teşkilata tam üye olarak katılmasını temenni etti. AZERBAYCAN-ERMENİSTAN BARIŞ SÜRECİNE DESTEK Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında bölgesel gelişmelere de geniş yer ayırdı. Güney Kafkasya'da kalıcı barışın sağlanmasının bütün Türk dünyası için yeni fırsatlar oluşturacağını belirten Erdoğan, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecine destek verdiklerini söyledi. Erdoğan, “Azerbaycanlı kardeşlerimizin Ermenistan ile yürüttüğü temasları destekliyor, kalıcı barış için elimizden gelen katkıyı sunmaya devam edeceğimizi ifade ediyorum” dedi. Bölgesel çatışmaların ekonomi, ticaret ve enerji piyasaları üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Erdoğan, İran ile yaşanan gerilimin diplomatik yollarla çözülmesi temennisinde bulundu. Filistin meselesine de değinen Erdoğan, Türk devletlerinin Gazze'ye insani yardımların ulaştırılması ve yeniden imar çalışmalarının başlatılması konusunda daha fazla çaba göstermesi gerektiğini ifade etti. Erdoğan, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen Filistin Devleti'ne destek vermeyi sürdüreceklerini kaydetti. ORTA KORİDOR'DA İŞ BİRLİĞİ MESAJI Türk dünyasının ticaret, ulaştırma ve enerji alanlarında önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Erdoğan, ülkeler arasındaki ekonomik bağlantıların güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Trans-Hazar-Doğu-Batı Orta Koridoru'nun uluslararası ticaret açısından stratejik önem taşıdığını ifade eden Erdoğan, Türk devletlerinin ortak projelerle küresel ticaretteki konumlarını geliştirebileceğini belirtti. Erdoğan, “Türk dünyasını doğudan batıya uzanan güçlü bir ticaret, ulaştırma ve enerji merkezine dönüştürmek bizlerin elindedir” dedi. Zirvede konuşan Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov da Orta Koridor'un geliştirilmesi ve Zengezur Koridoru'nun hayata geçirilmesinin ülkeler arasındaki ekonomik ilişkileri güçlendireceğini söyledi. Bayramov, ulaştırma bağlantılarının yalnızca transit taşımacılık için değil, ticaret, sanayi iş birliği ve yatırımların artırılması amacıyla da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. YAPAY ZEKÂ VE ORTAK DİJİTAL TİCARET GÜNDEMDE Cumhurbaşkanı Erdoğan, dijital dönüşümün Türk devletleri arasındaki iş birliğinde önemli bir alan haline geldiğini belirterek, siber güvenliğin kara, hava ve deniz güvenliği kadar hayati olduğunu söyledi. Siber güvenlik ve iş birliği mutabakatının kısa sürede imzalanmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, uzay alanındaki ortak uydu projesinin hızlandırılmasının da öncelikler arasında bulunduğunu kaydetti. Üye ülkelerin pazarlarının ortak bir dijital ticaret platformunda buluşturulabileceğini belirten Erdoğan, yapay zekâ alanında ortak çalışmalar yürütülmesi çağrısında bulundu. Erdoğan, “Oğuz, Kıpçak ve Karluk dil gruplarını kapsayacak büyük Türk dili modelinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara bütün üye ülkelerimizin katkı sunmasını bekliyoruz” dedi. Türkiye'nin dönem başkanlığında yapay zekâ ve dijital kalkınma eylem planının sonuç odaklı biçimde ilerletileceğini belirten Erdoğan, 2027-2031 stratejisinin tamamlanmasına da önem verdiklerini ifade etti. TOKAYEV'DEN EKONOMİK İŞ BİRLİĞİ ÇAĞRISI Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, zirvede yaptığı konuşmada Türk devletleri arasındaki ekonomik bütünleşmenin artırılması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin uluslararası konumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tokayev, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın politikalarının Türkiye'nin sosyoekonomik potansiyelinin gelişmesine katkı sağladığını ifade etti. Kazakistan'ın TDT üyesi ülkelerle ticaret hacminin bu yıl 10 milyar dolara ulaştığını belirten Tokayev, bunun geçen yıla göre yaklaşık yüzde 40 artış anlamına geldiğini kaydetti. Tokayev, 2040 Türk Dünyası Vizyonu doğrultusunda 2027-2031 stratejisinin kabul edilmesi gerektiğini belirterek, ticaret, yatırım, finansman, tarım ve dijital teknolojilerin öncelikli alanlar arasında yer almasını önerdi. Kazakistan'ın ulaştırma ve lojistik altyapısına yatırım yaptığını anlatan Tokayev, siber güvenlik alanındaki ortak çalışmaların da hızlandırılması çağrısında bulundu. KKTC'DEN KALICI ÇÖZÜM VURGUSU Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman da zirvede yaptığı konuşmada, Ada'da adil ve kalıcı çözüm için Türkiye ile yakın iş birliğini sürdüreceklerini belirtti. Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesinin önemine değinen Erhürman, Doğu Akdeniz'de gerilim yerine karşılıklı saygı, iş birliği ve ortak refahın hâkim olmasını istediklerini söyledi. ZİRVE ORTAK BİLDİRİYLE TAMAMLANDI Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda Türkiye'nin devraldığı dönem başkanlığını önemli bir sorumluluk olarak gördüklerini belirtti. Erdoğan, “Bugün devraldığımız dönem başkanlığını ağır bir sorumluluk ve kıymetli bir emanet olarak görüyoruz. İnşallah bu emanete hakkıyla sahip çıkmanın gayretinde olacağız” dedi. Görev süresi sona eren TDT Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev'e teşekkür eden Erdoğan, yeni Genel Sekreter Mirvahid Azimov'a başarılar diledi. Zirvede ayrıca Erdoğan, 11-12 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31 Liderler Zirvesi'ne Türk devletlerinin liderlerini davet etti. Liderlerin ve konuk ülke temsilcilerinin konuşmalarının ardından Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Konseyi 13. Zirvesi ortak bildirisi imzalandı.

Türk Dünyasında ortak iletişim ve iş birliği vurgusu

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye'nin Türk Devletleri Teşkilatı dönem başkanlığında somut projelere odaklanacağını belirtirken, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, dezenformasyonla mücadele ve yapay zekâ alanında ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Zirvesi kapsamında Ankara'da düzenlenen “Türk Dünyası Diyalog Forumu”, Türk devletleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik mesajlara sahne oldu. “Fikirden Diyaloğa, İleri” temasıyla gerçekleştirilen forumda ekonomi, enerji, ulaştırma, medya, yapay zekâ ve dezenformasyonla mücadele konuları gündeme geldi.Foruma katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, ortak tarih ve kültür bağlarının kurumsal iş birlikleriyle güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. TÜRKİYE DÖNEM BAŞKANLIĞINI DEVRALIYORCumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türk dünyasının ortak dil, tarih ve kültür bağlarıyla birbirine bağlı büyük bir aile olduğunu belirterek, TDT'nin bu yakınlığı kurumsal zemine taşıyan önemli bir platform olduğunu söyledi. Ankara Zirvesi'nde dönem başkanlığının Azerbaycan'dan Türkiye'ye geçeceğini hatırlatan Yılmaz, yeni dönemde ekonomik bütünleşme, enerji güvenliği, ulaştırma bağlantıları ve teknolojik iş birliklerine öncelik vereceklerini ifade etti. Yılmaz, “Siyasi istişarelerimizi güçlendirmeyi, ekonomik bütünleşmemizi ilerletmeyi, enerji ve ulaştırma bağlantılarımızı geliştirmeyi hedefliyoruz” dedi. Orta Koridor'un geliştirilmesi, enerji tedarik sistemlerinin çeşitlendirilmesi, savunma sanayisi, bilim ve teknoloji alanlarındaki ortak çalışmaların yeni dönemin önemli başlıkları arasında yer alacağını belirten Yılmaz, eğitim, kültür ve dijital dönüşüm alanlarında da iş birliğinin artırılacağını kaydetti.DEZENFORMASYONLA MÜCADELEDE ORTAK HAREKET ÇAĞRISIForumun öne çıkan konularından biri dijital iletişim ve dezenformasyonla mücadele oldu. Yılmaz, ülkelerin uluslararası etkisinin yalnızca ekonomik ve askerî güçleriyle değil, doğru bilgi üretme ve kendi seslerini dünyaya duyurma kapasiteleriyle de şekillendiğini söyledi. Dijital iletişim araçlarının bilgiye erişimi kolaylaştırırken yanıltıcı içeriklerin yayılmasına da zemin hazırlayabildiğini belirten Yılmaz, dezenformasyonun toplumlar arasındaki güveni ve uluslararası ilişkileri olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Yılmaz, “Devletler ve toplumlar olarak dezenformasyon, manipülasyon konusunda çok uyanık olmak zorundayız” diye konuştu. TDT bünyesinde medya alanındaki iş birliğinin çeşitli komiteler ve çalışma grupları aracılığıyla sürdürüldüğünü belirten Yılmaz, 2023 yılında Türk Haber Ajansları Birliğinin kurulduğunu, 2025 yılında Bakü'de kabul edilen eylem planının da ortak çalışmalara yeni bir çerçeve kazandırdığını hatırlattı. Yılmaz, önümüzdeki dönemde bu mekanizmaların daha etkin kullanılarak Türk dünyasının dezenformasyona karşı direncinin ve uluslararası görünürlüğünün artırılmasının hedeflendiğini söyledi. “DEZENFORMASYON KOLEKTİF BİR GÜVENLİK MESELESİ”Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran da dezenformasyonla mücadelenin Türk devletleri açısından ortak bir sorumluluk olduğunu vurguladı. İletişim Başkanlığı bünyesinde 2022 yılında Dezenformasyonla Mücadele Merkezinin kurulduğunu hatırlatan Duran, geçen yıl Ankara'da Türk Devletleri Dezenformasyonla Mücadele Forumu'nun gerçekleştirildiğini belirtti. Duran, “Dezenformasyonun bir iletişim sorunu olmadığını, Türk dünyası için kolektif bir güvenlik meselesi olduğunu tekrar tespit etmiştik” dedi. Yanıltıcı içeriklere karşı doğrulama faaliyetlerinin ortak bir refleks haline getirilmesi gerektiğini ifade eden Duran, Bişkek, Bakü, Taşkent, Astana ve Ankara arasında hızlı bilgi paylaşımının önemine dikkat çekti.YAPAY ZEKÂDA TÜRK DİLİ MODELİ VURGUSUDuran, yapay zekâ teknolojilerinin dijital ortamdaki bilgilerden beslendiğini belirterek, Türk dünyasının kendi dilinde güvenilir ve nitelikli içerikler üretmesi gerektiğini söyledi. Dijital alandaki anlatıların toplumların uluslararası görünürlüğünü etkilediğini ifade eden Duran, “Kendi dilimizde ve kendi kaynaklarımızla nitelikli içerikler oluşturmak, yapay zekâ modellerinin de verilerimizden beslenmesini temin etmek durumundayız” diye konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk dili modeli çağrısını stratejik açıdan önemli bulduğunu belirten Duran, ortak içerik üretim kapasitesinin artırılmasının Türk dünyasının dijital alandaki etkinliğine katkı sağlayacağını kaydetti.ORTAK TÜRK ALFABESİ VE KÜLTÜREL İŞ BİRLİĞİForumda Türk devletleri arasındaki dil ve kültür bağlarını güçlendirmeye yönelik çalışmalar da ele alındı. Cevdet Yılmaz, TDT eş güdümünde geliştirilen 34 harfli Ortak Türk Alfabesi'nin kullanımına ilişkin kılavuz ilkelerin haziran ayında Astana'da kabul edildiğini hatırlattı. Yılmaz, bu adımın halklar arasındaki iletişimi kolaylaştıracağını ve kültürel yakınlığı güçlendireceğini söyledi.Burhanettin Duran ise ortak alfabenin dijital çağda ortak hafızanın korunması bakımından önem taşıdığını ifade etti. Türk dizilerinin dünyanın farklı bölgelerinde geniş izleyici kitlelerine ulaştığını belirten Duran, Türk devletlerinin ortak film, dizi ve belgesel projeleri geliştirmesi gerektiğini söyledi. Duran, “Sıra, ortak hikâyelerimizi, ortak film, dizi ve belgesellerle, ortak bir medya ekosistemi ile birlikte anlatmaktadır” dedi. ORTA KORİDOR VE ENERJİ GÜVENLİĞİ GÜNDEMDETürk dünyasının Avrasya'nın merkezinde stratejik bir konuma sahip olduğunu belirten Duran, Hazar'dan Akdeniz'e ve Avrupa'ya uzanan enerji hatlarının küresel enerji arzı açısından önem taşıdığını söyledi. Orta Koridor üzerindeki demir yolları, limanlar ve lojistik merkezlerin uluslararası ticarette önemli rol oynadığını ifade eden Duran, enerji dengeleri ve tedarik zincirleri yeniden şekillenirken Türk devletleri arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.2040 VİZYONUNA KATKI HEDEFİCumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2040 Türk Dünyası Vizyon Belgesi'nin siyasi istişareden ekonomik bağlantılara, bilim ve teknolojiden kültür ve gençliğe kadar geniş bir alanda ortak hedefler belirlediğini söyledi. Kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasi hayata katılımının güçlendirilmesine de önem verdiklerini belirten Yılmaz, Emine Erdoğan'ın himayelerinde gerçekleştirilecek TDT Aile ve Kadın Konseyi Yüksek Onur Kurulu Toplantısı'nın bu yönde önemli bir adım olduğunu ifade etti. Forumda yürütülen görüşmelerin teşkilatın uzun vadeli hedeflerine katkı sağlamasını beklediklerini kaydeden Yılmaz, Türk devletleri arasındaki iş birliğinin somut projelerle geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

4.500 Kayıp Negatif

Bazen tarihin yeniden yazılması için yeni bir belgeye değil, yıllar önce kaybolduğu düşünülen bir fotoğrafın yeniden bulunmasına ihtiyaç vardır. Fotoğraf tarihinin en ilginç hikâyelerinden biri, yaklaşık yetmiş yıl boyunca kayıp kabul edilen 4.500 fotoğraf negatifinin yeniden ortaya çıkmasıyla yaşandı. Bu, yalnızca eski filmlerin bulunduğu bir arşiv hikâyesi değildi. İspanya İç Savaşı'nın tanıklığını taşıyan, üç önemli fotoğrafçının çalışmalarını bir araya getiren ve savaş fotoğrafçılığının belleğine yeni bir kapı açan olağanüstü bir keşifti. Bugün The Mexican Suitcase adıyla bilinen bu hikâye, fotoğrafın çekildiği an kadar, o fotoğrafın geleceğe nasıl taşındığının da önemli olduğunu gösteriyordu.Hikâyenin başlangıcında üç fotoğrafçı vardı. Robert Capa, David Seymour fotoğraf dünyasında bilinen adıyla Chim ve Gerda Taro. 1936 ile 1939 yılları arasında İspanya İç Savaşı'nı belgeleyen bu üç isim, yalnızca cephedeki çatışmaları değil, savaşın siviller üzerindeki etkisini, insanların korkularını, kayıplarını ve direnme biçimlerini de fotoğraflıyordu. Onların görüntüleri, Avrupa'nın faşizmle yüzleştiği bir dönemin görsel kayıtları arasında yer alacaktı.Ancak savaş sona yaklaşırken Avrupa'nın siyasi atmosferi daha da karanlıklaştı. Nazi Almanyası ve faşist İtalya'nın desteklediği Franco güçleri karşısında yenilen Cumhuriyetçi cephe çözülürken, İspanya'dan ayrılmak zorunda kalan çok sayıda insan gibi fotoğrafçılara ait arşivler de tehlike altındaydı. Negatiflerin Fransa'da kaybolduğu düşünüldü. Bir süre sonra bu filmlerin akıbeti, fotoğraf tarihinin cevaplanamayan sorularından birine dönüştü.Negatifleri kurtaran kişi, Robert Capa'nın yakın çalışma arkadaşı ve karanlık oda asistanı olan Macar asıllı Imre “Chiki” Weisz'di. Weisz, filmleri Vichy Fransası'nda el konulması ihtimaline karşı güvenli bir yere ulaştırmaya çalıştı. Üç kutuya yerleştirilen filmler, Meksika'nın Vichy Fransası büyükelçisi General Francisco Aguilar González'e teslim edildi. Böylece Avrupa'da kaybolduğu sanılan fotoğraflar, binlerce kilometre uzakta, kimsenin gündelik hayatında karşılaşmadığı bir arşivin içinde yaşamaya devam etti.Yıllar geçti. Fotoğrafların peşine düşenler oldu, fakat kesin bir sonuca ulaşılamadı. Capa'nın kardeşi Cornell Capa ve fotoğraf tarihçisi Richard Whelan, kayıp negatiflerin bulunması için uzun süre araştırmalar yürüttü. 1995'te Mexico City'de düzenlenen bir İspanya İç Savaşı fotoğraf sergisi sırasında, Benjamin Tarver adlı bir Meksikalı film yapımcısının elinde kayıp negatifler olabileceğine ilişkin bilgi ortaya çıktı. Tarver'ın elindeki malzeme, daha sonra fotoğrafların kökeninin araştırılmasını mümkün kılacaktı.Negatiflerin gerçekten ortaya çıkması ise 2007 yılında gerçekleşti. Üç kutuda saklanan ve yaklaşık 4.500 görüntüyü içeren film arşivi, New York'taki International Center of Photography'ye (ICP) ulaştı. Filmler, Capa, Chim ve Taro'nun İspanya İç Savaşı sırasında ürettiği fotoğraf çalışmalarına aitti. Böylece yaklaşık yetmiş yıldır kayıp kabul edilen bir görsel hafıza yeniden araştırmacıların, tarihçilerin ve fotoğrafçıların erişimine açıldı.Bu keşfin önemi yalnızca sayılarla açıklanamaz. Bir fotoğraf arşivi, geçmişte çekilmiş görüntülerin üst üste yığıldığı bir depo değildir. İçinde bir dönemin çalışma yöntemleri, fotoğrafçıların seçimleri, olaylara bakış açıları ve yayımlanmış görüntülerin dışında kalmış başka ihtimaller bulunur.Arşivdeki her kare, bilinen tarihin yanında henüz anlatılmamış bir hikâyenin de izini taşıyabilir.Üstelik bu arşiv, fotoğraf tarihinin çoğu zaman tek bir büyük isim etrafında kurulmasının da ötesine geçiyordu. Robert Capa, savaş fotoğrafçılığının en tanınmış isimlerinden biriydi. Ancak bu kutuların içinde onun görüntülerinin yanı sıra Chim ve Gerda Taro'nun çalışmaları da vardı. Özellikle Taro, modern savaş fotoğrafçılığının öncü kadınlarından biri olarak bugün daha fazla tanınsa da yaşadığı dönemde ve ölümünden sonra çalışmalarının bir bölümü Capa'nın gölgesinde kaldı. 1937'de İspanya İç Savaşı'nı izlerken hayatını kaybeden Taro'nun fotoğraflarının yeniden incelenebilmesi, yalnızca bir arşivin kurtarılması değil, fotoğraf tarihindeki emeğin ve aidiyetin yeniden değerlendirilmesi anlamına da geliyordu.Bu noktada fotoğrafçılık açısından daha temel bir soru ortaya çıkıyor: Bir görüntünün tarihsel değeri ne zaman belirlenir? Fotoğraf çekildiği anda mı, yayımlandığında mı, bir ödül kazandığında mı, yoksa yıllar sonra yeniden bulunduğunda mı?Bir foto muhabiri sahada yüzlerce kare çeker. Editör bunların bir bölümünü seçer, gazete birkaçını yayımlar, okur ise çoğu zaman yalnızca bir görüntüyü hatırlar. Geriye kalan kareler negatiflerde, kontakt baskılarda veya dijital arşivlerde bekler. O gün önemsiz görülen bir fotoğraf, yıllar sonra yeni bir araştırmanın anahtarına dönüşebilir. Tam tersine, çok ünlü bir görüntü de bağlamından koparıldığında eksik ya da yanıltıcı bir tarih anlatısının parçası olabilir.Bu nedenle foto muhabirinin işi deklanşöre bastığı anda sona ermez. Negatiflerin korunması, doğru tarihlenmesi, fotoğraftaki kişilerin ve olayların tanımlanması, telif bilgilerinin muhafaza edilmesi ve görüntülerin bağlamıyla birlikte arşivlenmesi, mesleğin görünmeyen fakat hayati parçalarıdır.Arşivini kaybeden bir fotoğrafçı, yalnızca geçmişteki çalışmalarını değil, gelecekte o çalışmalardan üretilebilecek yeni bilgileri de kaybetme riski taşır.The Mexican Suitcase adıyla tanınan bu hikâye, daha sonra bir belgesel filme ve önemli bir fotoğraf kitabına da konu oldu. Uluslararası Fotoğraf Merkezi'nin sergisi ve yayımlanan çalışmalar, kayıp negatiflerin yalnızca fiziksel olarak bulunmasıyla yetinmedi; görüntülerin tarihsel bağlamını, fotoğrafçıların üretimini ve İspanya İç Savaşı'nın görsel belleğini yeniden değerlendirmeye açtı.Bugün dijital fotoğrafçılık çağında bu hikâyeyi geçmişe ait bir macera gibi okumak kolay. Oysa sorun hâlâ güncel. Artık filmlerimizi kaybetmemek için kutulara saklamamız gerekmiyor; fakat sabit disklerin bozulması, dosya biçimlerinin eskimesi, yanlış etiketleme, eksik altyazılar, kaybolan metadata ve dijital arşivlerin kurumsal ihmaller yüzünden erişilemez hâle gelmesi, başka türden kayıplar yaratıyor. Binlerce görüntünün bir sunucuda bulunması, onların geleceğe kalacağı anlamına gelmiyor.Dahası, yapay zekânın gerçek ile üretilmiş görüntü arasındaki sınırları bulanıklaştırdığı bir dönemde, fotoğrafın nerede, ne zaman ve kim tarafından üretildiğini gösteren güvenilir kayıtların değeri daha da artıyor. Bir fotoğrafın yalnızca görsel içeriğini değil, üretim ve dolaşım sürecini de korumak gerekiyor. Çünkü gelecekte fotoğrafın gerçekliğine ilişkin sorulara cevap verebilmek, bugünden tutulan kayıtların niteliğine bağlı olacak.4.500 negatifin hikâyesi bize şunu hatırlatıyor. Tarih yalnızca yaşananlardan oluşmaz. Yaşananlardan geriye kalanların ne kadarının korunduğu, ne kadarının yayımlandığı ve ne kadarının unutulduğu da tarihin bir parçasıdır. Kayıp bir fotoğraf bulunduğunda geçmiş değişmez; fakat geçmişi anlama biçimimiz değişebilir.Belki de foto muhabirliğinin en büyük sorumluluklarından biri tam olarak budur. Yalnızca bugünün tanıklığını yapmak değil, yarının tanıklığının kurulabileceği izleri de korumak.Çünkü bir fotoğrafın gerçek değeri, yalnızca çekildiği anda değil, yıllar sonra bile bir şey anlatabilmesinde saklıdır. Bazen tarihin hafızasını yeniden kurmak için tek gereken, yetmiş yıldır kapalı duran üç kutunun açılmasıdır.

Uluslararası dünya anlatıcılar şöleni

“Uluslararası Dünya Anlatıcılar Şöleni”nin ilki 2025 yılı Nisan ayında 4 günlük dopdolu programla çocukları, farklı mekânlarda düzenlenen etkinliklerle masallar diyarında unutulmaz bir yolculuğa çıkarmıştı. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleriyle düzenlenen ve şehirdeki kültür sanat hayatına önemli katkılar sunmayı hedefleyen “Uluslararası Dünya Anlatıcılar Şöleni”, masalların büyülü dünyasına kapı aralamıştı. 9 Nisan Çarşamba günü görkemli bir açılış töreniyle başlayan Şölende, yurt içinden ve yurt dışından gelen masal anlatıcıları, çocukları hayal gücüyle buluşturan birbirinden etkileyici hikâyelerle sahne almıştı. Etkinlikler sırasında masallar sadece bir eğlence unsuru değil; aynı zamanda çocukların düşünsel gelişimlerini destekleyen birer kültürel miras aracı olarak sunuldu. DÜNYA ANLATICILARI 2. KEZ KAHRAMANMARAŞ'TA UNESCO tarafından Türkiye'nin ilk ve tek "Edebiyat Şehri" ilan edilen Kahramanmaraş, 30 Ekim-1 Kasım 2026 tarihlerinde düzenlecek olan "WoNa Masal Maraş- 2. Uluslararası Masal Anlatı Buluşması"na ev sahipliği yapacak. "WoNa Masal Maraş", ta İskoçya, İran, İtalya, İspanya, Tunus ve Fas'tan katılan anlatıcılar bu üç günlük programda masal anlatıcıları, çocuklar, gençler ve Maraş halkı ile bir araya gelecek. Şölenin akşam etkinliklerinde farklı anlatı gelenekleri sergilenecek. Programda Dede Korkut ve Mevlâna İdris'in hikâyeleriyle birlikte Şahmaran, Simurg ve Filistin masalları da yer alıyor. Büyükler için masal geceleri de etkinlikler arasında yer alıyor. Buluşma yalnızca sahne gösterileriyle sınırlı kalmayacak. Sokaklar, meydanlar, okullar, sevgi evleri ve huzurevleri de anlatımlara ev sahipliği yapacak. Akademik panellerde ise sözlü anlatımcılık geleneği ele alınacak. Mezopotamya'dan hikâyeler ve yerel performans programının diğer başlıklarını oluşturacak. “Kaf Dağı'nın Ardında”nın öne çıkan etkinliği, "UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı" yaklaşımının çerçevesinin sözlü kültürü çağdaş anlatı çalışmalarıyla buluşturmayı amaçlıyor. Ozanlık, meddahlık ve masal anlatıcılığının bugünün dinleyicisine ait, program ortak odakları oluşturuluyor. Kültürel zenginliği ve edebiyat geçmişiyle öne çıkan Kahramanmaraş, bu anlamlı etkinlikle bir kez daha sanatın ve kültürün merkezi olduğunu kanıtlayacak. Uluslararası katılımın sağlanacağı şölende, yerel değerlerle evrensel masalların buluşması, şehre yepyeni bir kültürel soluk kazandıracak. “Uluslararası Dünya Anlatıcılar Şöleni”, hem çocukların hem de yetişkinlerin gönlünde iz bırakırken, Kahramanmaraş’ın kültür sanat vizyonuna da güçlü bir katkı sunması bekleniyor.

LÖSEV'den 2-8 Kasım'da lösemiye karşı farkındalık çağrısı

Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla toplumda farkındalığı artırmayı hedefliyor. 1998 yılında Ankara'da Dr. Üstün Ezer öncülüğünde kurulan LÖSEV, 28 yıldır lösemi ve kanser hastalarına sağlık, eğitim, sosyal ve psikolojik alanlarda destek sunuyor. Türkiye'nin farklı şehirlerindeki ofisleri aracılığıyla faaliyetlerini sürdüren vakıf, bu yılki farkındalık çalışmalarında “Mucize ve Umudun Adı LÖSEV” mesajını öne çıkarıyor. 35 ÇOCUKLA BAŞLADI, 150 BİNİ AŞKIN HASTAYA ULAŞTIKurulduğu dönemde 35 lösemili çocuğa destek veren LÖSEV, bugün 150 bini aşkın çocuk ve yetişkin hastaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Vakfın önemli projelerinden LÖSANTE Çocuk ve Yetişkin Hastanesinde, tedavi gören çocukların ilaç, tahlil ve yoğun bakım gibi sağlık hizmetlerinin yanı sıra diğer ihtiyaçları da ücretsiz karşılanıyor. Tedavi sürecinde eğitimlerinden uzak kalan çocuklara ise LSV Kolej aracılığıyla ücretsiz eğitim imkânı sunuluyor. AİLELERE MADDİ VE MANEVİ DESTEKLÖSEV, hastalara ve ailelerine sağlık ve eğitim burslarının yanı sıra gıda, giysi, beyaz eşya ve oyuncak desteği de sağlıyor. Tedavi amacıyla Ankara'ya gelen aileler için oluşturulan Lösemili Çocuklar Köyü ise konaklama ve sosyal ihtiyaçların karşılanmasına katkıda bulunuyor. Anneler ve gençler için düzenlenen meslek edindirme atölyelerinde üretilen ürünler, LSV Dükkan aracılığıyla değerlendirilerek aile ekonomisine destek sağlanıyor. KEMİK İLİĞİ BAĞIŞININ ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKİLDİLÖSEV, Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında kemik iliği ve kök hücre bağışına ilişkin toplumsal bilincin artırılmasını da amaçlıyor. Kan hücrelerinin üretiminden sorumlu olan kemik iliğinin bazı hastalıklarda görevini yerine getirememesi nedeniyle uygun hastalarda kök hücre nakli hayati önem taşıyabiliyor. Her lösemi hastasının nakle ihtiyaç duymadığına dikkat çekilirken uygun donör bulunmasının, nakil gereken hastalar açısından önemli olduğu vurgulanıyor. 2-8 KASIM'DA FARKINDALIK ÇAĞRISILÖSEV, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası boyunca gerçekleştireceği farkındalık çalışmalarıyla lösemi hakkında doğru bilgilerin yaygınlaştırılmasını ve gönüllülük bilincinin güçlendirilmesini hedefliyor. Vakıf, toplumun tüm kesimlerini lösemiyle mücadele eden çocukların ve ailelerinin yanında olmaya davet ediyor. Kaynak: Haber Merkezi

KÜBİTET'ten Ankara'da 350 gençle anlamlı buluşma

Türkiye KÜBİTET Birliği tarafından düzenlenen “KÜBİTET'liler Atasının Huzurunda” programı, 7 Kasım Cumartesi günü Ankara'da gerçekleştirilecek. Tamamı öğrenciler tarafından organize edilen etkinlikte, farklı şehir ve üniversitelerden yaklaşık 350 genç bir araya gelerek hem Anıtkabir'i ziyaret edecek hem de başkentin tarihî ve kültürel mekânlarını gezecek. PROGRAM ANITKABİR ZİYARETİYLE BAŞLAYACAKEtkinlik, saat 09.00'da Anıtkabir ziyaretiyle başlayacak. Katılımcılar, saat 12.00'de Ulus gezisi kapsamında Hacı Bayram-ı Veli Camii ve Türbesi ile 1. ve 2. Türkiye Büyük Millet Meclisi binalarını ziyaret edecek. Program, saat 16.00'da düzenlenecek Seymenler gösterisi ve ardından Atatürk'ün sevdiği türkülerden oluşan konserle devam edecek. GENÇLER ARASINDA DAYANIŞMA HEDEFLENİYORTürkiye KÜBİTET Birliği, organizasyonla üniversiteli gençler arasındaki kültürel dayanışmayı güçlendirmeyi, millî tarih bilincini pekiştirmeyi ve ortak değerler etrafında buluşmayı amaçlıyor. Gençlerin kendi imkânları ve emekleriyle hazırladığı etkinlik, Ankara'nın tarihî mirasını tanıma fırsatı da sunacak. Kaynak: Haber Merkezi

Cumhuriyet 103 yaşında!

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Anıtkabir’de düzenlenen resmî törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve devlet erkânı katıldı. Törenin ardından ziyarete açılan Anıtkabir’e Türkiye’nin dört bir yanından gelen vatandaşlar akın etti. Ankara Valisi Yakup Canbolat ve Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da yayımladıkları mesajlarda Cumhuriyet’in kazanımlarına ve gelecek nesillere aktarılmasının önemine dikkat çekti. Cumhuriyet’in kuruluşunun 103. yıl dönümü, Ankara’da düzenlenen törenler ve vatandaşların yoğun katılımıyla kutlandı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinin ilk adresi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedî istirahatgâhı Anıtkabir oldu. Sabah saatlerinde gerçekleştirilen resmî törenin ardından Anıtkabir, Türkiye’nin farklı illerinden gelen binlerce vatandaşı ağırladı. Ellerinde Türk bayrakları, çiçekler ve Atatürk posterleriyle Aslanlı Yol’da yürüyen ziyaretçiler, Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusunu birlikte yaşadı.DEVLET ERKÂNI ANITKABİR’DE29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyet’in ilanının 103’ncü yıl dönümü kutlamaları kapsamında ilk tören, Anıtkabir’de düzenlendi. Tören, devlet erkanının Aslanlı Yol’da yürüyüşüyle başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığındaki kortejde, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi üyeleri, yüksek yargı organlarının başkanları, kuvvet komutanları, siyasi partilerin temsilcileri ve diğer devlet erkanı yer aldı.ERDOĞAN: CUMHURİYETİMİZİ MÜREFFEH YARINLARA ULAŞTIRACAĞIZCumhurbaşkanı Erdoğan, üzerinde ay yıldız bulunan çelengi Atatürk’ün mozolesine bıraktı. Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı okundu. Daha sonra Erdoğan ve beraberindekiler, Misak-ı Milli Kulesi’ne geçti.Burada Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalayan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:"Aziz Atatürk, bugün, uğruna büyük bedeller ödediğimiz Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103'üncü seneidevriyesini kutluyoruz. Tarihimize yeni bir istikamet çizen bu önemli günde, zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı ve kahraman şehitlerimizi şükranla yad ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti'ni, devleti ve milletiyle birlikte müreffeh ve muzaffer yarınlara ulaştırmak için farklı cephelerde yoğun bir mücadele içindeyiz.Cumhuriyet henüz ilan edilmemişken zatıalinizin 1 Mart 1922 tarihli Büyük Millet Meclisi hitabında münderiç, 'Bizi, milli davamızı izlemekten yıldıracak hiçbir araç, hiçbir kuvvet düşünülemez. Milli davamız bizim hayatımızdır' sözleri ışığında, milli davamız olarak gördüğümüz Türkiye Yüzyılı hedefine ulaşıncaya kadar kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz. Ruhun şad olsun." VALİ CANBOLAT’TAN BİRLİK VE BERABERLİK MESAJIAnkara Valisi Yakup Canbolat, Cumhuriyet’in ilanının 103. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı kutlama mesajında, Cumhuriyet’in Türk milletinin azim, cesaret ve fedakârlığıyla kurulduğunu vurguladı. Canbolat, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan Millî Mücadele zaferinin ardından ilan edilen Cumhuriyet’in, millî iradeyi esas alan yönetim anlayışıyla Türkiye’nin gelişmesine ve toplumsal dayanışmanın güçlenmesine önemli katkılar sağladığını belirtti.Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye Yüzyılı vizyonuyla ülkenin daha ileriye taşınmasının hedeflendiğini ifade eden Vali Canbolat, birlik ve beraberliğin korunmasının önemine dikkat çekti. Canbolat, mesajının sonunda başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele kahramanlarını, şehitleri ve gazileri saygı ve minnetle anarak tüm vatandaşların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı. YAVAŞ: CUMHURİYET’İN DEĞERLERİ GELECEĞİMİZE YÖN VERİYORAnkara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Cumhuriyet’in ilanının 103. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı kutlama mesajında, Cumhuriyet’in azim, inanç, fedakârlık, birlik ve beraberliğin en güçlü simgesi olduğunu vurguladı. Cumhuriyet’in eşitlik, özgürlük ve çağdaşlık değerleri üzerine inşa edildiğini belirten Yavaş, bu değerlerin yalnızca tarihsel bir miras değil, aynı zamanda bugünkü görev ve sorumluluklara yön veren temel ilkeler olduğunu ifade etti.Cumhuriyet’in çağdaşlık ve eşitlik anlayışını belediye hizmetlerine yansıtarak daha yaşanabilir bir Başkent oluşturmayı hedeflediklerini belirten Yavaş, hizmetlerin toplumun her kesimine eşit şekilde ulaştırılmasının önemine dikkat çekti. Yavaş, mesajının sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bağımsızlık mücadelesinin tüm kahramanlarını ve şehitleri saygı, minnet ve rahmetle anarak vatandaşların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı. ANITKABİR’DE CUMHURİYET COŞKUSUCumhuriyet’in ilanının 103. yıl dönümünde, Türkiye’nin dört bir yanından gelen vatandaşların buluşma noktası Anıtkabir oldu. Sabahın erken saatlerinden itibaren Anıtkabir’e yönelen binlerce kişi, ellerinde Türk bayrakları, çiçekler ve Atatürk posterleriyle Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusunu yaşadı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi huzuruna çıkan ziyaretçiler, duygu dolu anlar yaşarken Cumhuriyet’e olan bağlılıklarını dile getirdi.Anıtkabir’de gün boyunca yoğunluk yaşanırken, Aslanlı Yol kırmızı-beyaz bayraklarla doldu. Farklı yaş gruplarından vatandaşların katıldığı ziyaretlerde Cumhuriyet’in kazanımları, Atatürk’e duyulan minnet ve gelecek nesillere bırakılacak miras ön plana çıktı. Özellikle çocuklarıyla birlikte gelen aileler, Cumhuriyet Bayramı’nın anlam ve önemini yeni nesillere aktarmak istediklerini belirtti.“ATATÜRK’E DUYDUĞUMUZ MİNNETİ ANLATMAYA KELİMELER YETMEZ”İstanbul’dan gelen öğretmen Selin Arslan, Cumhuriyet Bayramı’nın kendisi için büyük anlam taşıdığını belirterek, "Buraya geldiğimde ülkemizin hangi fedakârlıklarla bugünlere ulaştığını bir kez daha hatırlıyorum. Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet’i korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğu" dedi.Ankaralı emekli Hakan Yılmaz ise Anıtkabir’e her gelişinde aynı gururu yaşadığını ifade ederek, "Buradaki kalabalık, milletimizin Atatürk’e ve Cumhuriyet’e duyduğu sevginin en güzel göstergesi. Bu büyük emanete sonsuza kadar sahip çıkacağız" diye konuştu.Konya’dan gelen üniversite öğrencisi Elif Çetin, Cumhuriyet’in gençlere sunduğu imkânlara dikkat çekerek, "Özellikle kadınların eğitim ve çalışma hayatında kazandığı haklar çok değerli. Atatürk’ün açtığı yolda ilerleyerek ülkemizi daha güzel yarınlara taşımak istiyoruz" dedi.Sivas’tan ailesiyle birlikte gelen esnaf Mehmet Aksoy da Anıtkabir’deki atmosferden etkilendiğini belirterek, "Her yaştan insanın aynı heyecanı paylaşması bizleri çok mutlu ediyor. Cumhuriyet sevgisini çocuklarımıza ve gelecek kuşaklara aktarmak en önemli görevimiz" ifadelerini kullandı.“CUMHURİYET SEVGİSİNİ ÇOCUKLARIMIZA AŞILAMALIYIZ”Balıkesir’den gelen hemşire Derya Koç, Cumhuriyet’in gelecek nesiller için taşıdığı öneme değinerek, "Cumhuriyet yalnızca geçmişimizin değil, geleceğimizin de en büyük güvencesi. Çocuklarımızın özgür ve eşit bir ülkede yaşayabilmesi için bu değerlere sahip çıkmalıyız" dedi.Trabzon’dan gelen üniversite öğrencisi Burak Şahin, farklı şehirlerden vatandaşların Anıtkabir’de buluşmasının anlamlı olduğunu belirterek, "Hepimizi bir araya getiren en güçlü bağ Cumhuriyet sevgisi. Gençler olarak Atatürk’ün gösterdiği hedefler doğrultusunda çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz" diye konuştu.Adana’dan çocuklarıyla birlikte gelen Nermin Acar ise Cumhuriyet Bayramı’nı Anıtkabir’de kutlamanın mutluluğunu yaşadığını ifade ederek, "Çocuklarımın bu atmosferi görmesini ve Atatürk’ün bizlere bıraktığı mirasın değerini anlamasını istedim. Bugün burada yaşadığımız duyguları hiçbir zaman unutmayacağız" dedi.Denizli’den gelen mühendis Oğuz Demir de Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünü kutlamanın gururunu yaşadığını belirterek, "Burada gördüğümüz birlik ve beraberlik geleceğe dair umutlarımızı artırıyor. Atatürk’e duyduğumuz sevgi ve Cumhuriyet’e bağlılığımız nesiller boyunca devam edecek" ifadelerini kullandı.BAŞKENT KIRMIZI-BEYAZA BÜRÜNDÜGünün ilerleyen saatlerinde de Anıtkabir’deki ziyaretçi yoğunluğu devam etti. Ellerinde Türk bayraklarıyla Cumhuriyet marşlarına eşlik eden vatandaşlar, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusunu hep birlikte yaşadı. Cumhuriyet’in 103. yıl dönümünde Başkent Ankara, birlik, beraberlik ve Cumhuriyet sevgisinin simgesi olan kırmızı-beyaz görüntülere sahne oldu.

Bir milletin yeniden doğuşu

Bazı tarihler vardır, yalnızca takvimlerde değil, milletlerin hafızasında yaşar. 29 Ekim 1923 de Türk milleti için böyle bir tarihtir. O gün Cumhuriyet ilan edilmiş, uzun ve zorlu bir bağımsızlık mücadelesinin ardından Türkiye'nin yönetiminde yeni bir dönem başlamıştır. Bugün bu tarih, geçmişimizi hatırlamak ve geleceğimize nasıl yön vereceğimizi düşünmek için önemli bir fırsattır.Cumhuriyet'e giden yol kolay değildi. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu'nun çeşitli bölgeleri işgal edilmiş, halk büyük sıkıntılar yaşamıştı. Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde başlayan Millî Mücadele, milletin bağımsız yaşama kararlılığını ortaya koydu. Cephede savaşan askerler kadar, cephe gerisinde çalışan kadınlar, yaşlılar ve gençler de bu mücadeleye katkı sağladı. Kazanılan zafer, yalnızca toprakların savunulmasını değil, milletin kendi geleceği üzerinde söz sahibi olmasını da mümkün kıldı.29 Ekim 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumhuriyet'i ilan etti ve Mustafa Kemal Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Böylece egemenliğin millete ait olduğu anlayışı, devletin yönetim biçiminde açıkça yerini aldı. Cumhuriyet, toplumun eğitimden hukuka kadar pek çok alanda değişmesinin de önünü açtı.Peki Cumhuriyet bizim için ne ifade ediyor? Bence Cumhuriyet, yalnızca tarih kitaplarında okuduğumuz bir kavram değildir. Okula giden bir çocuğun hayallerinde, düşüncelerini özgürce dile getiren bir gencin cesaretinde, ülkesine katkıda bulunmak isteyen insanların emeğinde yaşar. Haklarımızın yanında sorumluluklarımız olduğunu da hatırlatır. Çünkü özgürlük, başkalarının özgürlüğüne saygı gösterildiğinde daha anlamlı hâle gelir.Her 29 Ekim'de sokaklar bayraklarla süslenir, törenler düzenlenir ve marşlar söylenir. Bu coşku, ortak geçmişimizi hatırlatması bakımından değerlidir. Ancak Cumhuriyet'e sahip çıkmak bir günlük kutlamadan ibaret olmamalıdır. Derslerine özen gösteren bir öğrenci, işini dürüstçe yapan bir çalışan, çevresine duyarlı bir vatandaş da ülkesinin geleceğine katkı sunar. Bilime önem vermek, farklı görüşleri dinlemek ve sorunlara birlikte çözüm aramak, Cumhuriyet'in değerlerini günlük yaşamda yaşatmanın yollarıdır.Özellikle gençlere büyük görev düşüyor. Dünya hızla değişirken yeni bilgiler edinmek, sorgulamak ve üretmek her zamankinden daha önemli. Gençlerin eğitim fırsatlarına ulaşması ve düşüncelerini ifade edebilmesi de güçlü bir toplumun temel şartları arasında bulunuyor. Geleceği yalnızca geçmiş başarılarla değil, bugünkü çalışmalarımızla kurabiliriz.Cumhuriyet'in kuruluşunu anmak, geçmişte yaşanan zorlukları unutmamak anlamına gelir. Aynı zamanda bugün karşılaştığımız sorunları görmeyi ve çözüm için sorumluluk almayı gerektirir. Daha adil, daha bilgili ve daha dayanışmacı bir toplum oluşturmak, hepimizin ortak çabasıyla mümkündür.Bir bayramı anlamlı kılan yalnızca meydanlardaki kalabalıklar değildir. Asıl anlam, o günün bize düşündürdüklerinde gizlidir. Geçmişin fedakârlıklarını öğrenen çocuklar, birbirinin hakkını gözeten insanlar ve ortak geleceğe inanan vatandaşlar, Cumhuriyet'in temelini güçlendirir. Bu yüzden 29 Ekim, sevinç kadar düşünme ve kendimizi değerlendirme günü olarak da görülmelidir. Her yıl bize yeni sorumluluklar yükler.Bugün Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlarken kendimize şu soruyu soralım: Gelecek kuşaklara nasıl bir Türkiye bırakmak istiyoruz? Bu sorunun cevabı yalnızca sözlerimizde değil, davranışlarımızda saklıdır. Geçmişten aldığımız güçle çalışır, birbirimize saygı duyar ve ortak değerlerimizi korursak yarınlara daha umutla bakabiliriz.Cumhuriyet, bize bırakılmış değerli bir mirastır; onu geliştirmek ise bugünün sorumluluğudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve bağımsızlık mücadelesine emek veren herkesi saygıyla anıyor, Cumhuriyet Bayramımızı kutluyorum.

Nikon nasıl Nikon oldu?

Canon'un nasıl ortaya çıktığını, Leica'nın nasıl doğduğunu yazdıktan sonra Nikon'u anlatmamak bana biraz eksik geliyor. Çünkü yıllardır fotoğraf makinesi kullanan bir fotoğrafçı için bu üç marka yalnızca üç farklı üretici değil. Her birinin fotoğraf dünyasına girdiği kapı farklı. Ben kariyerim boyunca Canon kullandım. Ama Nikon'un nasıl ortaya çıktığını araştırmaya başladığımda, karşıma yine bir fotoğraf makinesiyle başlayan bir hikâye çıkmadı. Hatta Nikon'un ilk yıllarında ortada henüz Nikon adında bir fotoğraf makinesi bile yoktu.Hikâye 1917 yılında Japonya'da başlıyor. Japonya o yıllarda hızla modernleşiyor ve Avrupa'nın özellikle optik teknolojide ulaştığı seviyeyi yakalamaya çalışıyordu. Hassas optik cihazların ülke içinde üretilebilmesi yalnızca ticari değil, teknolojik ve stratejik bir mesele haline gelmişti. Tokyo Keiki'nin optik cihaz bölümü ile Iwaki Glass'ın ayna bölümü bir araya getirildi ve kısa süre sonra Fujii Lens Manufacturing de bu yapıya katıldı. Mitsubishi yöneticilerinden Koyata Iwasaki'nin desteğiyle 25 Temmuz 1917'de Nippon Kogaku K.K. kuruldu. Bugün Nikon olarak bildiğimiz şirketin temeli böyle atıldı.Yani Nikon'un hikâyesi bir fotoğraf makinesiyle başlamadı. Şirketin ilk işi optik cihazlar üretmekti. Dürbünler, mikroskoplar, ölçüm cihazları ve optik cam üzerinde çalışıyorlardı. 1921'de Almanya'dan sekiz optik uzmanını Japonya'ya getirerek teknik bilgi ve üretim deneyimini geliştirdiler. 1925'te ise kendi tasarımları olan JOICO mikroskobunu piyasaya sundular. Daha sonra fotoğraf makinelerinin kalbi olacak optik teknolojinin temelleri aslında o yıllarda atılıyordu.Bence Nikon hikâyesinin ilginç taraflarından biri de burada. Şirket önce fotoğraf çekmeyi değil, ışığı ve optiği anlamaya çalışıyordu. 1920'li yılların sonunda fotoğraf objektifleri üzerinde ciddi biçimde çalışmaya başladılar. 1929'da ilk objektiflerini ürettiler. Birkaç yıl sonra bu objektifler için NIKKOR markası ortaya çıktı. NIKKOR ismi de Nippon Kogaku'nun kısaltması olan NIKKO ile objektif isimlerinde kullanılan "R" harfinin birleştirilmesinden oluşturuldu.Sonra fotoğraf makinesi geldi.1940'lı yıllarda Japonya'da savaş sonrasının yeni koşulları oluşurken Nippon Kogaku ürün yelpazesini yeniden şekillendirdi. Şirket dürbün, mikroskop, ölçüm cihazları ve çeşitli optik ürünlerle birlikte fotoğraf makinelerine de yöneldi. 1946'da küçük bir fotoğraf makinesi için yeni bir isim aranmaya başlandı. Şirketin "Nikko" olarak kullanılan kısa isminden yola çıkıldı ve sonuna bir "n" eklenerek Nikon adı ortaya çıktı. İlk başta "Nikorette" gibi isimler de düşünülmüştü ancak sonunda Nikon'da karar kılındı.İki yıl sonra, 1948'in Mart ayında Nikon Model I piyasaya çıktı. Bu, Nikon adını taşıyan ilk fotoğraf makinesiydi. Fakat şirketin önünde hâlâ çok uzun bir yol vardı. Nikon Model I'in ardından M, S, S2 ve SP gibi modeller geldi. Her yeni modelle birlikte şirket hem fotoğraf makinesi üretmeyi hem de profesyonel fotoğrafçıların ihtiyaçlarını anlamayı öğreniyordu. Nikon'un kendi tarihçesinde de bu dönemin, tasarımcıların piyasadan gelen sorunlarla sürekli uğraştığı ve makineleri adım adım geliştirdiği bir dönem olduğu anlatılıyor.Sonra 1959 geldi. Nikon F.Fotoğraf makinesi tarihine biraz meraklı olan herkesin bildiği bu makine, Nikon'un kaderini değiştirdi. Çünkü Nikon F yalnızca yeni bir kamera değildi. Değiştirilebilir objektifleri, farklı vizörleri, motor sürücüleri ve diğer aksesuarlarıyla fotoğrafçının ihtiyaçlarına göre genişleyebilen bir sistemin başlangıcıydı. Nikon'un kendi tarihçesine göre F modeli şirketin profesyonel ve üst düzey SLR fotoğraf makineleri alanındaki konumunu güçlendirdi.Foto muhabirliği açısından bunun anlamı daha da büyüktü. Çünkü sahada çalışan fotoğrafçı için iyi bir fotoğraf makinesi yalnızca iyi görüntü üreten makine değildir. Güvenilir olması, farklı koşullarda çalışması, farklı objektiflerle kullanılabilmesi ve gerektiğinde yanında taşıdığı bütün sistemin bir parçası haline gelebilmesi gerekir. Nikon F'nin güçlü olduğu alanlardan biri tam olarak buydu.Bir fotoğrafçı Nikon F aldığında aslında yalnızca bir gövde almıyordu. Zaman içinde geliştirebileceği bir fotoğraf sistemi kuruyordu. Objektif değişiyor, vizör değişiyor, motor ekleniyor, ihtiyaç değiştikçe sistem de büyüyordu. Bu anlayış Nikon'un profesyonel fotoğrafçılar arasında uzun yıllar güçlü bir yer edinmesinde önemli rol oynadı.Bugün Nikon'a baktığımda beni en çok etkileyen şey, şirketin fotoğraf makinesine optikten gelmiş olması. Çünkü Nikon'un hikâyesinde kamera, başlangıç noktası değil. Yüz yılı aşan optik ve hassas üretim geçmişinin üzerine gelen bir sonuç. Şirket önce ışığı kontrol etmeyi, camı işlemeyi, optik sistemler üretmeyi ve hassas mekanik parçalar geliştirmeyi öğrendi. Sonra bütün bu birikimi fotoğraf makinesinin içine taşıdı.Leica'nın hikâyesinde de optik ve hassas mekanik vardı ama Leica'nın kırılma noktası fotoğrafçının hareket özgürlüğüydü. Canon'un hikâyesinde ise küçük bir grubun kendi fotoğraf makinesini yapma isteği öne çıkıyordu. Nikon'un hikâyesi ise biraz daha farklıydı. Bir ülkenin optik teknolojide kendi gücünü oluşturma çabasından doğdu ve yıllar içinde dünyanın en tanınan fotoğraf markalarından birine dönüştü.Bugün fotoğrafçılar Canon mu Nikon mu Leica mı diye konuşuyor. Objektiflerin keskinliğini, gövdelerin hızını, otomatik netlemeyi, sensörleri, yüksek ISO performansını tartışıyoruz. Bunların hepsi önemli. Ama markaların geçmişine baktığınızda aslında bugünkü rekabetin çok daha eski bir hikâyenin devamı olduğunu görüyorsunuz.Ben yıllardır Canon kullanıyorum. Nikon hiçbir zaman benim fotoğraf makinesi çantamın ana markası olmadı. Ama fotoğrafçılık tarihine baktığımda Nikon'u yalnızca başka bir üretici olarak görmek mümkün değil. Çünkü bugün profesyonel fotoğrafçılığın alışkanlıklarında, özellikle de 35 mm SLR sisteminin gelişiminde Nikon'un bıraktığı iz oldukça büyük.Belki de bu üç markanın hikâyelerini peş peşe okumak bu yüzden ilginç. Canon, Leica ve Nikon aynı yere aynı yoldan gelmediler. Biri küçük bir kamera yapma fikriyle, diğeri fotoğrafçının hareketini değiştiren bir tasarımla, bir diğeri ise optik teknolojide bağımsızlaşma arzusuyla yola çıktı. Ama sonunda üçü de fotoğrafçının dünyaya bakma biçimini değiştiren markalara dönüştü.Ve Nikon'un hikâyesi bana şunu düşündürüyor: Bazen bir markanın geleceğini yaptığı ilk ürün değil, sahip olduğu ilk bilgi belirliyor.Nikon fotoğraf makinesiyle başlamadı. Önce ışığı anlamaya çalıştı.Sonra o ışığı fotoğrafa dönüştürdü.

“Şebekeye 50 milyar dolarlık dönüşüm”

Elektrik dağıtım şebekeleri, artan elektrikli araç kullanımı ve yenilenebilir enerji üretimiyle yeni bir döneme giriyor. Tüketicilerin aynı zamanda üretici hâline geldiği bu sistemde şebekenin daha akıllı, esnek ve çift yönlü çalışması gerekiyor. Elder Yönetim Kurulu Başkanı Barış Erdeniz’le bu dönüşümün sahaya yansımalarını konuştuk.2035’E KADAR 50 MİLYAR DOLARLIK ŞEBEKE YATIRIMIDağıtım şebekelerine önümüzdeki dönemde ne kadarlık yatırım gerekiyor, bu kaynak nasıl karşılanacak?Türkiye'de elektrik dağıtım şebekeleri için 2035 sonuna kadar en az 50 milyar dolarlık yatırım ihtiyacı öngörüyoruz. Bunun ilk önemli adımı, 2026–2030 döneminde belirlenen 18,5 milyar dolarlık yatırım tavanı. Planlı bakım kaynaklarıyla birlikte önümüzdeki beş yılda 22 milyar dolarlık bir büyüklükten söz ediyoruz. Ancak elektrifikasyon, dağıtık üretim ve dijitalleşmenin gerektirdiği dönüşüm bu dönemle sınırlı değil. Bu nedenle 2035 sonuna kadar uzanan yatırım vizyonumuzun hayata geçirilmesi için mevcut finansman kaynaklarının yanı sıra uzun vadeli, uygun maliyetli uluslararası finansman imkânlarına erişimi önemsiyoruz. Bu büyüklükler bize, yatırımın yalnızca miktarını değil niteliğini de düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Asıl mesele, her bir yatırımın oluşturduğu faydayı artırabilmek, tüketicilere kesintisiz, kaliteli hizmet sunma standardını yükseltebilmek. Yeni yatırımlar elektrik faturalarına nasıl yansıyacak? Yatırım ihtiyacı ile tüketicinin fatura hassasiyeti nasıl dengeleniyor?Elektrik dağıtımı düzenlemeye tabi bir kamu hizmeti ve tarifeler EPDK tarafından belirleniyor. Dağıtım yatırımlarının maliyeti, yalnızca ve yalnızca düzenleyici mekanizma çerçevesinde tarifelere yansıyabilir. Ne var ki değerlendirmeyi yalnızca yatırım maliyetiyle sınırlamak gerçekçi bir değerlendirme sunmayacaktır. Alternatif maliyetlerine de bakmak gerekir. Güçlü dağıtım şebekeleri, elektrifikasyonun ve yenilenebilir kaynakların sisteme katılmasının önünü açıyor. Bunun anlamı açık. Elektrifikasyon, ithal fosil yakıtlara bağımlılığı ve uzun vadede enerji ithalat faturasını azaltma demek. Yatırım yapılmamasının getireceği kesinti, kapasite yetersizliği ve ekonomik kayıplar da birer alternatif maliyet. Bu bağlamda tüketicinin fatura hassasiyeti gözetilirken yatırımların ülke ekonomisine ve hizmet kalitesine uzun vadeli katkısının da göz önünde bulundurulması gerekir.KAYIP-KAÇAK ORANINDA YARIDAN FAZLA DÜŞÜŞKayıp-kaçak oranlarında son durum nedir? Kaçak elektrik kullanımının maliyetini kim üstleniyor?Sektör genelinde kayıp-kaçak oranını 2013'teki %18,5 seviyesinden 2025'te %8,8'e indirdik. Bu iyileşme sağlanmamış olsaydı, sektörün toplam maliyetinin yaklaşık 3 milyar dolar daha yüksek olacağı hesaplanıyor. Teknik kayıplar şebekenin fiziksel özelliklerinden kaynaklanırken kaçak kullanım hukuka aykırı tüketimi ifade ediyor. Bu maliyetlerin tarifelere yansıması EPDK'nın belirlediği düzenleyici kurallar ve hedefler çerçevesinde gerçekleşiyor; şirketlerin sınırsız maliyet aktarabildiği bir yapı söz konusu değil. Tarife mekanizması teknik ve teknik olmayan kayıpları azaltmakla yükümlüler. Bu çerçevede teknik kayıpları azaltmak, kaçak kullanımla mücadeleyi sürdürmek ve elde edilen verimlilik kazanımlarını kalıcı kılmak önceliğimiz olduğu kadar zorunluluğumuz. Vatandaş yeni yatırımların karşılığını ne zaman görecek? Kesintiler ve şikâyet sürelerinde somut iyileşme olacak mı?Elektrik dağıtımında yapılan yatırımların temel hedeflerinden biri kesinti sürelerini ve sıklığını azaltmak. Arızaları erken tespit etmek ve müdahale süreçlerini hızlandırmak da bu hedefin parçası. Ancak hizmet kalitesinin yükselmesi yalnızca dağıtım şirketlerinin yatırımına bağlı değil; kentleşme, imar ve altyapı planlamasının da elektrik ihtiyacını öngören bir yaklaşımla yürütülmesi gerekiyor. Yeni yerleşimlerin ve sanayi alanlarının doğru planlanması, gerekli şebeke kapasitesini zamanında oluşturabilmemiz için ön koşul. Biz de bu çerçevede akıllı şebeke, otomasyon ve planlı bakım yatırımlarıyla tüketicinin günlük hayatında hissedeceği iyileşmeyi sağlamayı amaçlıyoruz.Milli Akıllı Sayaç Sistemi tüketiciye ne kazandıracak? Sayaç değişimi için vatandaşlar ücret ödeyecek mi?Milli Akıllı Sayaç Sistemi ile başlayan dönüşümü yalnızca bir sayaç değişikliği olarak görmüyoruz. Ölçüm, haberleşme ve veri yönetimi kapasitesini geliştirerek şebekenin daha etkin işletilmesine katkı sağlayacak önemli bir altyapı çalışması. Program kapsamında değiştirilen sayaçlar için tüketicilerden ayrıca bir sayaç değişim bedeli alınmıyor. Akıllı sayaçlarla tüketimin daha yakından izlenmesi ve tüketicilerin kendi kullanım alışkanlıklarını daha iyi takip edebilmesi mümkün olacak. Nitekim pilot uygulama başlayan bölgelerimizde EPİAŞ tarafından geliştirilen mobil uygulama tüketicilerimizin kullanımına açıldı. Bu sistem, Dağıtım 2.0 vizyonumuzun önemli yapı taşlarından biri. Elektrikli araçların yaygınlaşması ve şarj altyapısındaki büyüme şebekeyi nasıl etkileyecek?Elektrikli araçların yaygınlaşması toplam elektrik tüketimini artırırken talebin hangi saatlerde ve hangi noktalarda oluştuğunu da değiştiriyor. Projeksiyonlar 2035'te yaklaşık 7 milyon, 2040'ta ise 13 milyon elektrikli araca işaret ediyor. Ülkemizin toplam elektrik enerjisi ihtiyacının karşılanması açısından bir sorun öngörmüyoruz; asıl kritik konu araçların aynı anda şarja bağlandığı noktalarda ortaya çıkan anlık güç talebi. Örneğin aynı mahallede çok sayıda aracın akşam saatlerinde eş zamanlı şarjı, yerel şebekede kapasite ihtiyacını artırabilir. Akıllı şarj, talep yönetimi ve zamanında yapılacak trafo ve hat yatırımları bu nedenle vazgeçilmez. Amacımız elektrikli ulaşımın gelişimini şebeke güvenilirliğini koruyarak desteklemek. Elektrikli araçlar akşam saatlerinde aynı anda şarja takıldığında, aynı sokakta ani ve yüksek bir güç talebi oluşuyor. Öğle saatlerinde ise çatıdaki paneller fazla üretilen elektriği şebekeye veriyor. Bir gün içinde akış yön değiştiriyor. Böyle bir şebekeyi, geçmişin işletme alışkanlıklarıyla yönetmemiz mümkün değildir. DAĞITIM 2.0: AKILLI, ESNEK VE ÇİFT YÖNLÜ ŞEBEKEDağıtım 2.0 tam olarak ne anlama geliyor? Sahada neyi değiştirecek?Dağıtım 2.0, geleneksel şebeke işletmeciliğinden aktif sistem işletmeciliğine geçişi ifade ediyor. Geçmişte elektrik büyük ölçüde üretim tesislerinden tüketiciye doğru tek yönlü akarken bugün tüketiciler de kendi elektriklerini üretebiliyor ve depolayabiliyor. Artık yalnızca elektriği taşımak değil, üretimi, tüketimi ve şebekenin esnekliğini birlikte yönetmek gerekiyor. Dijital izleme, veri analitiği, otomasyon ve akıllı sayaçlar bu dönüşümün temel araçları. Hedefimiz, mevcut kapasiteyi daha verimli kullanan ve değişen ihtiyaçlara daha hızlı cevap veren bir dağıtım sistemi oluşturmak. Geçtiğimiz 10 yıllık dönemde telefonun akıllanma sürecine şahit olduk; şimdi ise şebekenin akıllanma sürecini hep beraber yaşıyor olacağız. Bizim “Dağıtım 2.0” dediğimiz dönüşüm tam olarak bu: Elektriği sadece taşıyan bir yapıdan; üretimi ve tüketimi anlık izleyen, çift yönlü enerji akışına uyum sağlayan, veriyi işletme kararına dönüştüren akıllı, esnek ve dayanıklı bir platforma geçiş.

29 Ekim’de 81 ilde Türkiye pedallıyor

Türkiye Bisiklet Federasyonu, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle bisikletin birleştirici gücünü ülke geneline taşıyor. Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) ile iş birliği içinde düzenlenen “Türkiye Pedallıyor”, herkesi Cumhuriyet, doğa ve sağlıklı bir gelecek için pedal çevirmeye çağırıyor.Etkinliğe lisanslı sporcuların yanı sıra bisikleti günlük ulaşımında kullananlar, bisiklet kulüpleri, aileler, öğrenciler, doğa ve turizm tutkunları da katılabilecek. 81 ilde verilecek ortak mesaj ise “Daha yeşil bir gelecek için pedal çevir!” olacak.Türkiye Pedallıyor buluşmaları, 29 Ekim–1 Kasım tarihleri arasında şehirlerin programına göre farklı gün ve saatlerde yapılacak. İl bazındaki etkinlik tarihleri, saatleri ve başlangıç noktaları 28 Ekim’de Türkiye Bisiklet Federasyonunun resmî internet sitesi www.bisiklet.org.tr üzerindeki “Duyurular” bölümünde yayımlanacak. Katılımcılar kendi şehirlerindeki buluşmaya ilişkin ayrıntılara ve güncel bilgilere federasyonun internet sitesinden ulaşabilecek.İstanbul’daki etkinlik 31 Ekim Cumartesi günü gerçekleştirilecek. Beşiktaş Meydanı’ndan saat 10.00’da hareket edecek bisiklet turu, yaklaşık 10 kilometrelik bir parkurda devam edecek. CUMHURİYET BAYRAMI’NDAN COP31’E UZANAN ÇEVRE MESAJIAntalya’da 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde yapılacak COP31 öncesinde düzenlenen “Türkiye Pedallıyor”, iklim değişikliğiyle mücadelede gündelik tercihlerin ve birlikte hareket etmenin rolüne dikkat çekmeyi amaçlıyor. Etkinlikle bisiklet kullanımının yaygınlaşmasına ve iklim farkındalığının kalıcı alışkanlıklara dönüşmesine katkı sağlanması hedefleniyor.Bisiklet, kullanımı sırasında egzoz emisyonu üretmiyor. Motorlu araçla yapılan yolculukların yerine tercih edildiğinde ulaşım kaynaklı karbon emisyonlarının azaltılmasına katkıda bulunabiliyor.Bisiklete binmek, fiziksel aktiviteyi gündelik yaşama katarken çevreye duyarlı ulaşımı, daha yaşanabilir kentleri ve sürdürülebilir turizmi de destekliyor.EMİN MÜFTÜOĞLU: “İKLİM FARKINDALIĞINI BİSİKLETLE GÜNLÜK YAŞAMA TAŞIMAK İSTİYORUZ”Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, etkinliğin amacını şu sözlerle anlattı:“Cumhuriyetimizin 103. yılında, 81 ilimizde Cumhuriyet coşkusunu yaşarken geleceğimize karşı ortak sorumluluğumuza da dikkat çekmek istiyoruz. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması, iklim farkındalığını toplumun her kesimine ulaştırmak için önemli bir fırsat. COP31’in diyalog, uzlaşı ve aksiyon yaklaşımı doğrultusunda, bisikletin birleştirici gücüyle bu farkındalığı günlük yaşamda karşılığı olan bir harekete dönüştürmeyi hedefliyoruz.“Uygun mesafelerde ve güvenli koşullarda otomobil yerine bisikleti tercih etmek, ulaşım kaynaklı emisyonları azaltmaya katkı sağlayabilir. Bu tercihin yaygınlaşması için güvenli bisiklet yolları, bisikletli ulaşımı destekleyen uygulamalar ve erken yaşta kazanılan alışkanlıklar büyük önem taşıyor. Hedefimiz, 29 Ekim’de oluşacak heyecanı yılın her gününe taşımak; daha fazla insanın bisiklete bindiği ve çevreye duyarlı yaşam alışkanlıklarını benimsediği bir Türkiye için hep birlikte pedal çevirmek.” BİSİKLETİN FARKLI KULLANIM ALANLARI, ORTAK GELECEK HEDEFİNDE BULUŞUYORBisiklet kimi zaman işe ya da okula ulaşmanın yolu, kimi zaman spor ve sağlıklı yaşamın parçası, kimi zaman da Türkiye’nin doğal ve kültürel güzelliklerini keşfederken eşlik eden bir yol arkadaşı oluyor. “Türkiye Pedallıyor”, bisikleti hangi amaçla ve hangi düzeyde kullanırsa kullansın, bisikletle yolu kesişen herkesi ortak harekete katılmaya davet ediyor.Türkiye Bisiklet Federasyonu; valilikleri, belediyeleri, üniversiteleri, okulları, spor kulüplerini, sivil toplum kuruluşlarını, bisiklet topluluklarını ve tüm vatandaşları 29 Ekim’de güvenli sürüşlerle Cumhuriyet coşkusuna ortak olmaya çağırıyor.Cumhuriyetimizin 103. yılında ülkenin dört bir yanında atılacak her pedal; sağlıklı yaşamı, iklim farkındalığını ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğunu simgeleyecek.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

Sevgili okurlarım, bugün Cumhuriyet Bayramı… Cumhuriyetimizin 103. yıldönümünü gururla ve coşkuyla kutluyoruz!Cumhuriyet Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet yönetimini ilan etmesi anısına, her yıl 29 Ekim günü Türkiye'de ve Kuzey Kıbrıs'ta kutlanan bir millî bayramdır. 1925 yılında çıkarılan bir yasa ile millî bayram olarak kutlanmaya başlanmıştır.Cumhuriyet Bayramı'nın kutlandığı ülkeler olan Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta 28 Ekim öğleden sonra ve 29 Ekim tam gün olmak üzere bir buçuk gün resmî tatildir.29 Ekimlerde stadyumlarda şenlikler yapılır, akşam ise geleneksel olarak fener alayları düzenlenirdi.Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği “Onuncu Yıl Nutku'nda”, bu günü "En büyük bayram" olarak nitelendirmiştir.Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında yıkılan bir devletin enkazından genç Türkiye Cumhuriyeti'nin doğduğu vurgusu yapılmıştır.Bu kutlamalar, ilk zamanlarda günübirlik yapılan törenler şeklindeydi. Aynı gün içinde törenler, sabah resmi kabul ile başlar daha sonra devlet erkanı önünde resmi geçit düzenlenir ve akşamda fener alayı gerçekleştirilerek program üç kısımda tamamlanmış olurdu.Ayrıca bayram akşamları şehrin idarecileri ve ileri gelenlerinin katıldığı "Cumhuriyet Baloları" düzenlendi. Törenlerin bu yapısı 1933 yılına kadar devam etti.Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında 1933 yılında gerçekleşen onuncu yıl kutlamalarının ayrı bir yeri ve önemi vardır. 1923'te kurulan Cumhuriyet'in on yıl gibi kısa bir süre içinde gerçekleştirdiği reformların ve ekonomik kalkınmanın halka ve tüm dış dünyaya gösterilmek istenmesi Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına farklı bir anlam yüklenmesine sebep oldu.Onuncu yılda kutlamalar daha önce yapılan bayram kutlamalarından çok daha geniş bir şekilde organize edildi. Hazırlıklar için 11 Haziran 1933 tarihinde TBMM'de görüşülen ve 12 maddeden oluşan 2305 sayılı "Cumhuriyetin İlanının Onuncu Yıl Dönümü Kutlama Kanunu" kabul edildi. Bu yasa ile 10. yıl kutlamalarının üç gün sürmesi ve bu günlerin resmi tatil olması kararlaştırıldı.Tüm yurtta, 10. yıl bayram kutlama törenlerinin yapıldığı yerlere "Cumhuriyet Meydanı" adı verildi ve isim koyma törenleri yapıldı. İsim konma törenleri sırasında hatıra olarak "Cumhuriyet Anıtı" veya "Cumhuriyet Taşı" denilen mütevazı anıtlar yapıldı. Kutlamalar, renkli geçti. Mustafa Kemal, Ankara Cumhuriyet Meydanı'nda Onuncu Yıl Nutkunu okudu. Onuncu Yıl Marşı bestelendi ve marş her yerde okunur oldu.1934 yılından 1945 yılına kadar yapılan Cumhuriyet Bayramı kutlamalarındaki bazı değişiklikler 1933 yılında yapılan Cumhuriyet Bayramı kutlamaları örnek alınarak düzenlendi.Bugün Cumhuriyet Bayramı. Cumhuriyetimizin 103. yıldönümünü büyük bir heyecanla, gururla ve coşkuyla kutluyoruz!Yazımı lise öğrencisi iken yazmış olduğum “Cumhuriyet” isimli bir şiirimle noktalıyorum.CUMHURİYETCumhuriyet için yaşar TürkoğluTarihte binlerce misali doluYurt için ölmektir cennetin yoluCumhuriyet için yaşar Türkoğlu.Sen ölme, o ölmez kimdir ölecekSaldıran düşmanı kimdir bölecekÖleni oldukça vatan gülecekCumhuriyet için yaşar Türkoğlu..

Çankaya’da bir akşam

Atatürk'ün Nutuk (Söylev)''i 15 Ekim 1927 tarihinde Meclis'te okunmaya başlanmıştı. Bu yıl 99. yaşını kutladığımız Nutuk (Söylev)'de Atatürk, 29 Ekim'e birkaç gün kala yaşanan gelişmelerin heyecanını kendi kaleminden şöyle yazmıştı. TBMM Hükûmeti'nin Bakanlar Kurulu Başkanı Fethi (Okyar) Bey'di. Bu göreve Rauf (Orbay) Bey''in istifa etmesiyle getirilmişti. Ekim ayına varıldığında Meclis''in bütün gücüyle hükûmete yüklendiği görülür. Meclis''in bu tutumunu Atatürk Söylev (Nutuk)''de şöyle anlatır:"Baylar, çok geçmeden Meclis''te Fethi Bey''in Bakanlar Kurulu''na ve özellikle Fethi Bey''in kendisine karşı iğnelemeler ve eleştiriler başladı. Anlaşıldığına göre kimi milletvekillerinde bakan olmak istek ve dileği artmıştı. İş başındaki bakanları beğenmiyorlardı. (Fethi Bey, dikkatini ve gücünü Bakanlar Kurulu Başkanlığı görevinde toplayabilmek için İçişleri Bakanlığı''ndan çekildi. Yine o gün, Meclis İkinci Başkanlığı da Ali Fuat Paşa''nın çekilmesiyle boşaldı. (24 Ekim 1923) Bizimle görüşte ve çalışmada uzlaşıp birleşmeyi gerekli görmeksizin bağımsız ve gizli olarak çalışan küçük bir grup belirdi. Bu grup temiz yürekli ve haksever gibi görünerek, bütün parti üyelerine kendi görüşlerini benimsetmede başarılı olmaya başladı. Örneğin, bir parti toplantısında, İçişleri Bakanlığı''na Erzincan Milletvekili Sabit Bey''in ve Meclis İkinci Başkanlığı''na da İstanbul''da bulunan Rauf Bey''in, Meclis''çe seçilmesini sağladı (25 Ekim 1923). Oysa ben, Sabit Bey''in İçişleri Bakanı olmasını uygun görmemiştim. Sabit Bey''in kimi illerde vali olarak çalıştırılmış bulunmasını, yeni Türkiye''nin içişlerini yeni koşullarla yönetebileceğine yeterli kanıt sayamıyordum. Rauf Bey''in de, Meclis İkinci Başkanlığı''na seçilmesini doğru bulmuyordum. Çünkü Rauf Bey, daha dün Bakanlar Kurulu Başkanı idi. Ne gibi duyguların etkisi altında çalıştığından dolayı, başbakanlıktan çekilmek zorunda bırakıldığı biliniyordu. Buna karşın, onu Meclis''in 2. Başkanlığı''na getirmekle, bütün Meclis''in onun görüşüne katıldığını; yani bütün Meclis''in Lozan Barış Antlaşması''nı yapan ve Bakanlar Kurulu''nda Dışişleri Bakanı olarak bulunan İsmet Paşa''ya karşı olduğunu göstermek amacı güdülüyordu. Bakanlar Kurulu çalışmalarının her gün temelsiz birtakım nedenlerle çığırından çıkarıldığı kanısına vardıktan sonra uygulamak için sırasını beklediğim bir tasarının uygulama zamanının geldiği yargısına varmıştım. Gerek Bakanlar Kurulu Başkanı Fethi Bey''in, gerek öbür bakanların çekilmeleri zamanının geldiğini ve bunun gerekli olduğunu ileri sürdüm. Yeni Bakanlar Kurulu seçiminde, şimdiki bakanlar Meclis''çe yeniden seçilirlerse; bunlar, yine bakanlıktan çekilecekler ve Bakanlar Kurulu''na girmeyeceklerdi. Baylar, alınan bu kararın ve böyle davranışın içyüzü incelenirse şu sonuç çıkar: İktidar tutkusu olan grubu hükûmet kurmakta büsbütün serbest bırakıyoruz, bunların diledikleri gibi bir Bakanlar Kurulu kurarak ülkenin alın yazısına el koymalarında bir sakınca görmüyoruz; şu ya da bu yolda bir hükûmet kurmayı başarabilirlerse, bu hükûmetin yönetim biçimini ve yönetimdeki becerisini bir süre izlemenin ve dahası ona yardım etmenin uygun olacağı kanısına vardık. Hükûmet kurmayı başaramazlarsa ortaya çıkacak düzensizlik, elbette Meclis''i uyarmaya yarayacaktı."Atatürk Yurttaşlık Bilgileri kitabında cumhuriyet, demokrasi ve cumhuriyet ilişkisini şöyle tanımlıyor:"Başlarında Tanrı vekili, gölgesi sıfatını taşıyan hükümdarlar bulundurmakla birlikte egemenliğini kazanmış ulusların mensup oldukları devletler, ulusun seçtiği milletvekillerinden oluşan meclislere sahiptirler. Ulusun egemenliğinin, bu meclisler temsil eder. Yasa önermek hakkı meclis üyelerine ve bakanlar kuruluna aittir. Hükümdar devleti temsil eder. Hükümeti kuran hükümdar, görünüşte yurttaş tarafından seçilir. Fakat gerçekte hükümet başkanı ulusun güvendiği, güçlü siyasal partilerin liderleridir; bunların kurdukları hükümetler ulusu ve ülkeyi yönetirler ve meclise karşı sorumludurlar. Bu türdeki hükümetler, temsilî hükümetlerdir ve gerçekte demokrasi ilkesi yürürlüktedir. Ancak bunlar tam anlamda demokrat hükümet değildirler. Cumhuriyette son söz, ulus tarafından seçilmiş meclistedir. Ulus adına her türlü yasaları o yapar. Hükümete güvenoyu verir ya da onu düşürür. Ulus, seçtiği milletvekillerinden memnun kalmazsa, belli süreler sonunda başkalarını seçer. Ulus, egemenliğinin, devlet yönetimine katılmasını, ancak zamanında oyunu kullanmakla sağlar. Cumhuriyetin hükümeti, bir usul ve tarzda, sınırlı bir süre için seçilmiş bir cumhurbaşkanına verilir. Başbakanı o belirler; bakanlar kurulunu oluşturacak bakanları da başbakan, milletvekilleri arasından seçer.Dünyadaki hükümet biçimleri, biri ötekine göre kimi ayrımlarla, çok değişir. Bununla birlikte, hepsi genel olarak, ele alıp irdelediğimiz biçimlere indirgenebilir: Hükümdarlık, sınıfçılık (oligarşi), halk cumhuriyeti."28 Ekim 1923 gününün akşamında, Çankaya''da bir grup milletvekili Mustafa Kemal''in sofrasında yemek yiyordu. Mustafa Kemal sofrada doğruldu, güçlü bir nefesten sonra hafifçe tabağının kenarına vurup: "Beyler", diye sofradakileri susturuyor. Heyecanlı, kaşları çatık ama gözlerinde güleç bir ifade ile:"Beyler! Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!" diyor.Tek tek herkesin yüzüne bakarak durumu kontrol ediyor ve susuyor. Şimdi sofradakiler yıldırım çarpmış gibi susakalmıştır. Neden sonra beyinlerde şok yaratan bu haberin ne demek olduğunu algılayarak alkışlıyorlar. Mustafa Kemal, uygun bir süre bekledikten sonra bir açıklama yaparak:"Bundan böyle, Türkiye Devleti''nin idare şekli Cumhuriyet''tir. Bunu Anayasamıza yarınki Meclis toplantısında koyduracağız."Hasan Rıza Soyak, kitabında bu konuyu şöyle anlatıyor: "Bütün bunlardan anlaşılan şudur ki, işin sırası gelinceye kadar kendini tutmasını pek iyi bilen Büyük Adam, geçen müddet zarfında, bir taraftan düşündüğünü tatbik etmek için münasip bir fırsat zuhuruna intizar etmiş (beklemiş) diğer yandan fikirleri yoklamak ve hazırlamakla meşgul olmaktan da geri durmamıştı."Cumhuriyet''in kabulü maddesi, hanedanın reddi maddesini de doğal olarak birlikte getiriyordu. Böylece 1924 Anayasası, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel düzenini, çağdaş bir anlayışla yeni baştan uygar ve özgür bir yapılaşmaya götürüyordu. "Büyük Taarruz Zaferi''nden 13 ay sonra ve "Lozan Barış Zaferi''nden 68 gün sonra Mustafa Kemal'in büyük ideali gerçekleşmiş oluyordu.

Bir Kartal Geçti…

Aslında ben çok da güncel konulara bakmam, bunu beni okuyanlar iyi bilir. Çünkü güncel konularda öznelliği bir kenara bırakmak, nesnel kalmak oldukça zordur. Ama zaten bugün konumuz benim objektif olmamı gerektirecek bir konu da değil. Konumuz, başlıktan anlaşılacağı şekilde, İsmail Kartal’ın Fenerbahçe’deki geçmiş, daha da geçmiş ve daha da geçmişteki süreçleri. Sene 2010, İsmail Kartal, kulübe antrenör olarak gelir. Daha önce Sivasspor’da 1. lig şampiyonluğu yaşamış, eskiden sarı-lacivert formayı giymiş bir isim olarak gelen Kartal, 4 yıl sonra ilk kez teknik adam koltuğuna oturacaktı.2014-2015 sezonuna Beşiktaş üzerinde 2-0 üstünlük kurarak başlayan Kartal, sezon sonlarına doğru otobüsü kurşunlanmış, moral olarak dağılmış bir takım ile ikinci olmuştu. 11 Ekim 2015 tarihinde kendi görevine son veren Kartal, uzun süre o koltuğa geri oturmayacaktı. İkinci gelişinin üzerinde çok durmak istemiyorum, çünkü kendisi Vitor’dan sonra takımı toparlamak için çağrılmış, sonra da sezon sonunda Jesus’a yer açmak için kovulmuştu. O dönemde de kendisinin “İkinci adam olmayacağım!” şeklindeki sözleri dikkat çekmişti. İsterseniz asıl dikkat çeken sezona, 2023-24 sezonuna gelelim. Öncelikle bu kısımda çok objektif olamayacağımı belirtmek isterim. O sezonki Trabzon deplasmanında yaşanan iğrenç olayları, o olayları futbolcuların suçuymuş gibi anlatmayı deneyen “yorumcu” sıfatlı kimseleri çok net hatırlıyorum. Bir sezon boyunca olan olaylar hala gözümün önünde. Öyle ki o sezonun sonundaki, Fenerbahçe taraftarının her şüphesini doğrulayan maçı da hatırlıyorum. Ancak konumuz bu değil, konumuz Kartal’ın o dönemdeki performansı. Sezona iyi başlayan teknik adam, 7-1’lik Konyaspor galibiyetinden sonra, ki çok net hatırlarım, puan kayıplarına ve zar zor maç galibiyetlerine başladı. Son dakikalarda sıkışık penaltılardan atılan goller, karambolden yenilen saçma sapan goller.. takım domine edemiyordu kalitesine rağmen. Ki zaten de olan Sivasspor maçında oldu, ve bir düdük ile, Fenerbahçe yarıştan koparıldı. Tabi Kartal’ın taktiğinin tekdüzeliği de buna etki etmişti, takım neden liderken o duruma düşecek hale gelmişti ki? Bunun yanıtı elbette sadece hakemler olamazdı. Gelelim bu sezona… Tedesco’nun kovulması, Aykut mu, İsmail mi tartışmaları arasında, Aziz Yıldırım seçimini Kartal’dan yana yapmıştı. Takım sezona çalkantılı giriş yaptı, Gneçlerbirliği’ne 2-1 yenilen takım, gidiyor Şampiyonlar Ligi’nde lig aşamasına kalıyordu. Sonra dönüp zar zor bir anadolu takımını yeniyor, öbür maç Eyüpspor’a 8 atıyordu. Ama takımın gidişatı belliydi. Kartal’ın sistemi, artık bu kadroya uymuyordu. Guendouzi onun istediği rolde değildi, İsmail Yüksek de bazen iyi, bazen kötü oynuyordu. Olan da Galatasaray derbisinde oldu zaten. Yanlış kadroyla çıkış, bireysel yetenekle gelen bir gol, ve hak edilmiş bir mağlubiyet. Ertesi gün gelen bir istifa haberi ve döngünün yeniden başlaması. 4 kere gelip, şampiyon olamayan bir teknik adam…

COP31 öncesi karbon piyasaları masaya yatırıldı

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde, “Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31” başlıklı değerlendirme raporunu kamuoyuyla paylaştı. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar'ın açıklamalarıyla tanıtılan raporda, uluslararası iklim politikalarının gelişimi, küresel emisyon verileri, karbon ticareti ve Türkiye'nin yeşil dönüşüm sürecinde karşılaşabileceği ekonomik ve hukuki etkiler ele alındı. Raporun ayrıntılarını ise TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi ve Meteoroloji Mühendisi İsmail Küçük aktardı. Toplantıda iklim değişimiyle mücadelede doğal varlıkların korunması, üretim ve tüketim politikalarının yeniden değerlendirilmesi ve kamu yararının gözetilmesi gerektiği vurgulandı. “KÜRESEL EMİSYONLAR AZALMADI, ARTTI”COP sürecinin 1995 yılından bu yana devam ettiğini hatırlatan Çakar, geçen otuz yılı aşkın sürede Kyoto Protokolü'nün yürürlüğe girdiğini, Paris İklim Anlaşması'nın imzalandığını ve karbon piyasalarının oluşturulduğunu söyledi. Ancak bu gelişmelere rağmen küresel sera gazı emisyonlarının azalmadığını vurguladı. Raporda yer alan verilere göre küresel emisyon miktarının 1995 yılında yaklaşık 33 milyar ton seviyesindeyken 2025 yılında 54 milyar tona yükseldiğini belirten Çakar, “Asıl tartışma; iklim değişimini gerekçe göstererek oluşturulan politikalardan kimin yarar sağladığı ve kimin bedel ödediğidir” dedi. İklim politikalarında ülkelerin tarihsel sorumluluklarının ve kişi başına düşen emisyon miktarlarının dikkate alınması gerektiğini söyleyen Çakar, karbon piyasalarının küresel eşitsizlikleri derinleştirebileceğine dikkat çekti. YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN MALİYETİNİ KİM ÖDEYECEK?Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapmasının diplomatik açıdan önemli olduğunu ancak zirve sonrasında ortaya çıkabilecek ekonomik ve hukuki sonuçların da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çakar, karbon vergileri, sınırda karbon düzenlemeleri ve emisyon ticaret sistemlerinin sanayi kuruluşlarını, ihracatçı sektörleri ve enerji üretimini doğrudan etkileyeceğini söyledi. Yeşil dönüşümün maliyetlerinin kimler tarafından karşılanacağının açıklığa kavuşturulmasını isteyen Çakar, bu yükün sanayiciye, üreticiye, çiftçiye ve yurttaşlara yansıtılabileceği uyarısında bulundu. “NET SIFIR BİR İLLÜZYONDUR”Raporun ayrıntılarını aktaran TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi ve Meteoroloji Mühendisi İsmail Küçük, net sıfır politikalarının mevcut uygulamalarını eleştirdi. Emisyonların kaynağında azaltılması gerektiğini vurgulayan Küçük, karbonun atmosfere salındıktan sonra farklı yöntemlerle geri kazanılmasına dayanan uygulamaların teknik ve ekonomik sorunlar taşıdığını savundu. Ormanların ve doğal alanların karbon yutak alanı olarak finansal mekanizmalara dahil edilmesini de eleştiren Küçük, bu uygulamaların doğal varlıkları ticari araçlara dönüştürdüğünü ileri sürdü. Atmosferden karbon yakalama teknolojilerinin yüksek enerji ihtiyacına dikkat çeken Küçük, “Net sıfır bize bir illüzyondur” diyerek mevcut yaklaşımın gerçek emisyon azaltımından çok karbon ticaretini büyüttüğünü savundu. “HER AFETİN NEDENİ İKLİM DEĞİL”Çevre sorunlarının yalnızca iklim değişimine bağlanmasına karşı çıkan TMMOB, yanlış kentleşme ve arazi kullanım politikalarının doğal olayları afete dönüştürdüğüne dikkat çekti. Çakar, plansız kentleşme, su havzalarının tahribi, orman alanlarının daraltılması ve altyapı eksikliklerinin birçok çevre sorununun temelinde bulunduğunu söyledi. Dere yataklarının yapılaşmaya açılması ve su kaynaklarının kontrolsüz tüketilmesinin sonuçlarının yalnızca iklim değişimiyle açıklanamayacağını belirtti. İsmail Küçük ise kentlerin iklime direnmek yerine bulundukları coğrafyanın doğal koşullarıyla uyumlu biçimde planlanması gerektiğini ifade etti. Enerji, ulaşım, madencilik ve arazi kullanım kararlarının toplam çevresel etkilerinin dikkate alınmasını istedi. SIFIR ATIK VE ULAŞIM POLİTİKALARINA ELEŞTİRİTMMOB'nin raporunda sıfır atık uygulamaları da ele alındı. Çakar, atık yönetiminde asıl başarının toplanan veya geri kazanılan atık miktarıyla değil, atık üretiminin azaltılmasıyla ölçülmesi gerektiğini söyledi. İsmail Küçük, Türkiye'de yaklaşık 1,2 milyon ton atık ithal edildiğini belirterek atık toplayıcılarının mevcut sistemde yeterince dikkate alınmadığını ifade etti. Türkiye'nin emisyon azaltım hedeflerini de değerlendiren Küçük, yük taşımacılığının yaklaşık yüzde 85-90'ının karayoluyla gerçekleştirildiğine dikkat çekti. Ulaşım ve enerji politikalarında yapısal dönüşüm sağlanmadan fosil yakıt tüketimini azaltma hedeflerine ulaşılmasının güç olduğunu savundu. TMMOB COP31'İN RESMİ PROGRAMINDA OLMAYACAKTMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, COP31'in daha önce şekillenmiş politikalara meşruiyet kazandıran bir platform olduğunu savunarak Birliğin zirvenin resmi programında ve organizasyon kapsamındaki yan etkinliklerde yer almayacağını açıkladı. Buna karşın alınacak kararların toplumsal etkilerini izlemeyi sürdüreceklerini belirten Çakar, resmi program dışındaki alternatif etkinliklerde bilim insanları, meslek örgütleri ve sivil toplum temsilcilerinin çalışmalarını önemsediklerini söyledi. Çakar, TMMOB'nin yaklaşımını şu sözlerle özetledi: “İklim değişimi bilimsel gerçektir. Ancak çevre sorunlarının çözümü, karbon piyasalarının ve finansal araçların insafına bırakılamaz. Çözüm; kamusal yararı esas alan, bilime dayalı, toplumun ve doğanın çıkarlarını birlikte koruyan politikalardadır.”

Kurum: COP31’de “uygulama” vurgusu yapacağız

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konferans Salonu’nda düzenlenen “Sıfır Atık’tan COP31’e: Türkiye’nin İklim Diplomasisi” panelinin açılışında konuştu. Kurum, Emine Erdoğan’ın öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Hareketi’nin insanlığa doğayla uyum içinde yaşama çağrısı yaptığını söyledi. Anadolu kültüründe israf etmemenin önemli bir yeri olduğunu dile getiren Kurum, bu anlayışın Sıfır Atık Hareketi’yle toplumun farklı kesimlerine yayıldığını belirtti. Çocukların öğrendiklerini ailelerine taşıdığını, ailelerin de günlük alışkanlıklarını değiştirdiğini kaydetti. GERİ KAZANIM ORANI YÜZDE 37’YE ÇIKTIKurum, kamu kurumlarından okullara, belediyelerden işletmelere uzanan geniş bir uygulama alanı oluşturduklarını ifade etti. Hareket kapsamında kaynakların korunduğunu, enerji ve su tasarrufu sağlandığını ve sera gazı salımının azaltıldığını aktardı. 2017’de yüzde 13 olan geri kazanım oranının 2025’te yüzde 37’ye yükseldiğini bildiren Kurum, bu süreçte 90 milyon ton atığın geri kazanıldığını ve ekonomiye yaklaşık 365 milyar lira katkı sağlandığını söyledi. Depozitolu Ambalajlar Sistemi’nin yeni bir aşama olduğunu belirten Kurum, sistem aracılığıyla bugüne kadar 520 milyon ambalajın ekonomiye yeniden kazandırıldığını kaydetti. Sıfır Atık Hareketi’nin yalnızca yerel bir deneyim olmadığını, Türkiye’nin iklim diplomasisinde ortak bir çalışma dili haline geldiğini vurgulayarak Emine Erdoğan’a teşekkür etti. “İKLİM KRİZİNİN ETKİLERİNE KARŞI TEDBİR ALMALIYIZ”COP31’e siyasi istikrarsızlıkların ve çatışmaların arttığı bir dönemde hazırlandıklarını söyleyen Kurum, savaşların milyonlarca kişiyi yerinden ettiğini, ekonomik krizlerin ve belirsizliklerin küresel dengeleri etkilediğini ifade etti. Ancak gündelik siyasi ve ekonomik gelişmelerin geçici olduğunu, iklim krizinin ise gezegenin geleceğini tehdit ettiğini belirtti. Antalya’da yaşanan şiddetli hortumda hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına ve bölge halkına başsağlığı dileyen Kurum, Türkiye’nin Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle iklim krizinin etkilerine açık ülkelerden biri olduğunu söyledi. Bu etkilerle yaşamayı öğrenmenin ve gerekli tedbirleri almanın önemine dikkat çekti. Kentsel dönüşümü milli güvenlik meselesi olarak gördüklerini belirten Kurum, sahada edinilen tecrübeleri ve geliştirilen çözümleri Antalya’da dünya ile paylaşacaklarını kaydetti. COP31 YOL HARİTASI: DİYALOG, UZLAŞI VE AKSİYONİklim değişikliğiyle mücadelenin güçlü bir diplomasi gerektirdiğini vurgulayan Kurum, ülkelerin imkânlarının, ihtiyaçlarının ve iklim krizindeki sorumluluklarının farklı olduğunu söyledi. Kuraklıkla mücadele eden ülkelerin ve yükselen deniz seviyeleri nedeniyle geleceğinden endişe duyan ada devletlerinin Antalya’da seslerini duyurmasını istediklerini belirtti. COP31’in hazırlık sürecinde yol haritasını “diyalog, uzlaşı ve aksiyon” olarak belirlediklerini aktaran Kurum, ülkelerin ihtiyaçlarının diyalogla tespit edileceğini, ortak iradenin güçlendirileceğini ve eyleme dönüştürüleceğini ifade etti. Yıl boyunca yurt içinde ve dışında yoğun bir hazırlık yürütüldüğünü bildiren Kurum, 51 ziyaret gerçekleştirdiklerini ve 16 uluslararası zirveye katıldıklarını söyledi. Bu temaslarda ülkelerin ihtiyaçlarının ve birlikte atılabilecek adımların ele alındığını belirtti. Türkiye’nin COP31’de dünyaya “Şimdi uygulama zamanıdır” mesajı vereceğini dile getiren Kurum, iklim hedeflerinin sonuçlarının günlük yaşamda görünür olması gerektiğini vurguladı. Hedefleri hayata geçirecek yatırımları hızlandırma ve işbirliklerini büyütme çağrısı yapan Kurum, COP31’in “uygulama COP’u” olacağını söyledi. ÖNCELİKLER ARASINDA SIFIR ATIK, TEMİZ ENERJİ VE TARIM VARKurum, COP31’in 10 önceliğinden ilkinin sıfır atık olduğunu belirtti. Küresel belediye atığı üretimindeki artışı 2035’e kadar en az yarı yarıya azaltmayı ve döngüsel malzeme kullanım oranını aynı yıla kadar en az yüzde 15’e çıkarmayı hedeflediklerini kaydetti. Deniz ve okyanusların korunması için kirliliği kaynağında önlemeye ve kıyıların dayanıklılığını artırmaya yönelik hazırlıklar yapıldığını aktaran Kurum, gıda güvenliğinin su ve toprağın korunmasıyla sağlanacağını söyledi. Bu kapsamda üreticilerin desteklenmesi ve iklime dayanıklı tarımın yaygınlaştırılması hedefleniyor. Türkiye’nin binalarda enerji kullanım yoğunluğunu 2035’e kadar en az yüzde 25 azaltmayı amaçladığını bildiren Kurum, İLBANK tarafından geliştirilen SURFF Projesi’yle şehirlerin altyapı ihtiyaçlarını finansmana hazır yatırım projelerine dönüştürmeyi hedeflediklerini belirtti. İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE) aracılığıyla ülkelerin hedeflerini uygulanabilir projelerle buluşturacaklarını ifade eden Kurum, proje hazırlığı, teknik destek ve finansmana erişim alanlarında bağlantıların güçlendirileceğini kaydetti. Temiz enerji dönüşümünün hızlandırılması ve elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2035’te yüzde 35’e çıkarılması için işbirliği yapılacağını; yeşil sanayileşmede daha az kaynakla daha verimli üretimin destekleneceğini söyledi. ANTALYA’DA 85 LİDER VE 1,5 MİLYON MİSAFİR AĞIRLANACAKTürkiye’nin COP31 başkanlığında diyalog ve uzlaşıyı esas alacağını belirten Kurum, Antalya’da 85 liderin ve yaklaşık 1,5 milyon misafirin ağırlanmasının öngörüldüğünü söyledi. Etkinlik boyunca sergiler, konserler, paneller ve farklı programlarla konuklara kapsamlı bir deneyim sunulacağını aktaran Kurum, 1,1 milyon metrekarelik alanda Antalya’nın misafirperverliğinin ve Türkiye’nin gücünün gösterileceğini ifade etti. Kurum, COP31’de kurulan diyalog masalarının uzlaşı ve eyleme dönüşmesinin, gelecek kuşaklara bırakılacak önemli bir miras olacağını kaydetti.

Rubio’dan Karadeniz mesajı: Türkiye’nin tahıl sevkiyatına ilişkin önerilerini inceliyoruz

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Karadeniz’de tahıl sevkiyatını güvence altına alacak kısmi bir ateşkese yönelik uluslararası ilginin arttığını belirterek Türkiye’nin sunduğu önerileri değerlendirdiklerini açıkladı. Böyle bir anlaşmanın savaşın bir boyutunu çözüme kavuşturabileceğini söyleyen Rubio, genel ateşkes için de Rusya ve Ukrayna ile görüşmelerin sürdüğünü bildirdi.

Diyarbakır’da fuhuş ağına darbe! MASAK 977 milyon TL’lik para trafiğini ortaya çıkardı

Diyarbakır merkezli 10 ilde, internet üzerinden fuhuş faaliyetlerini organize ettikleri belirlenen şüphelilere yönelik düzenlenen Silüet Operasyonu’nda 28 kişi gözaltına alındı. MASAK incelemelerinde şüphelilerle bağlantılı 977 milyon TL’lik finansal işlem hacmi tespit edilirken, adliyeye sevk edilen şüphelilerden 17’si tutuklandı.

Avrupa'da tansiyon yükseliyor! Fransa'dan sonra Almanya: Binlerce genç sokağa çıktı

Fransa'daki protestoların ardından Almanya'da da gençler sokaklara çıktı. 'Z kuşağı düzenliyor' adlı inisiyatifin çağrısıyla Berlin, Hamburg, Frankfurt, Münih ve Köln'ün de aralarında bulunduğu 30'dan fazla kentte gösteriler düzenlendi. Gençler eğitim bütçelerindeki kesintilere, zorunlu askerliğe ve hükümetin politikalarına tepki gösterirken Köln ve Stuttgart'ta polisle göstericiler arasında gerginlik yaşandı. Frankfurt'taki eylemlerde ise Filistin ve Gazze'ye destek mesajları öne çıktı.

Aziz Sancar'ın beyin tümörü ilacı Türkiye'de araştırılacak! Bakan Memişoğlu detayları açıkladı

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Nobel ödüllü bilim insanı Aziz Sancar'ın geliştirdiği ve beyin tümörlerinin tedavisinde umut vadeden ilacın klinik araştırmalarını Türkiye'de yapmayı hedeflediklerini açıkladı. 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı'nda konuşan Memişoğlu, iki yıl içinde tamamen yerli ultrason cihazı üretmeyi planladıklarını belirtirken Türkiye'nin sağlık teknolojilerinde üretim ve ihracat kapasitesini artırmaya yönelik hedeflerini de paylaştı.

Fenerbahçe - Göztepe maçı Libero'da yorumlandı: Liverpool maçına Aziz Yıldırım çıksın

Turkuvaz Medya Grubu'nun dijital spor markası Futbol Plus, yenilenen yayın vizyonuyla Libero adı altında yoluna devam ediyor. Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında oynanan Fenerbahçe-Göztepe karşılaşmasının ardından Serkan Korkmaz, Abdullah Ercan, Onur Özkan ve İbrahim Yavuz'un katılımıyla maç sonu canlı yayını gerçekleştirdi. Takvim Spor Müdürü Onur Özkan, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve Belçikalı forvet Romelu Lukaku hakkında dikkat çeken ifadeler kullandı.

Zelenskiy’den Erdoğan’a teşekkür: Tahıl koridorunda mutabakat, barış için Türkiye seçeneği

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde Karadeniz Tahıl Koridoru üzerinde çalışma konusunda mutabık kaldıklarını açıkladı. Kasım ayının ilk yarısında yapılması öngörülen Ukrayna, ABD ve Rusya arasındaki üçlü görüşmelere hazırlandıklarını belirten Zelenskiy, Türkiye ve Avrupa’nın sürece katılması ile toplantıların Türkiye’de düzenlenmesi ihtimalini de Erdoğan ile ele aldıklarını söyledi.

Fındık piyasasında 6 büyük firmaya soruşturma! Rekabet Kurumu'ndan üreticiyi koruyan hamle

Rekabet Kurumu, fındık piyasasında fiyatların serbest ve adil rekabet koşullarında oluşup oluşmadığını incelemeye aldı. Eylül ayında başlatılan ön araştırmanın ardından sektörde öne çıkan 6 büyük teşebbüs hakkında soruşturma açıldı. Kurum Başkanı Birol Küle, üreticinin ürününün değerinin altında alınmasına izin vermeyeceklerini belirterek, 'Çiftçimizin ürününü ucuza kapattırmak yok!' dedi.

Zelenskiy ile görüşen Başkan Erdoğan: Barış için her türlü gayrete hazırız

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe’de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Rusya-Ukrayna Savaşı’nın sona erdirilmesi için güçlü bir barış çağrısı yaptı. “Adil bir barışın kaybedeni olmaz” diyen Erdoğan, Türkiye’nin barışa giden yolu açmak için her türlü gayreti göstermeye hazır olduğunu vurguladı. Çatışmaların Karadeniz’e sıçradığına dikkat çeken Erdoğan, sivil gemilere yönelik saldırıların kimden gelirse gelsin ve gerekçesi ne olursa olsun kabul edilemeyeceğini belirterek tüm tarafları sorumlu davranmaya davet etti. Seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanması için temasların süreceğini açıklayan Erdoğan, konuyu Rusya ile de görüşerek süreci ilerletmeyi amaçladıklarını söyledi. Zelenskiy ise Türkiye’nin barış ve güvenliğe yönelik desteği için Erdoğan’a teşekkür ederek Karadeniz’de deniz güvenliğini sağlayabilecek yeni fikir ve önerileri ele aldıklarını ifade etti.

Kılıçdaroğlu’ndan “İçimize sızdılar” çıkışı! CHP’de kurultay ve rüşvet hesaplaşması

Özgür Özel ve ekibinin CHP’den ayrılıp Yeni Parti’yi kurmasının ardından iki parti arasındaki hesaplaşma sürerken, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan kurultay ve arınma çıkışı geldi. Kurultaylarda parayla oy yönlendirilmesine “Onlar gerçek CHP’li değildir. İçimize sızdılar” sözleriyle yüklenen Kılıçdaroğlu, belediye kaynaklarını kendisi ve yakınları için kullananlara da “Sakın CHP’de kalmasın” diyerek istifa çağrısında bulundu.

ABD'den Moskova'ya saldırı uyarısı! Tsaritsıno Müze ve Park Alanı hedefte: Çok sayıda kişi ölebilir

ABD, Moskova'daki Tsaritsıno Müze ve Park Alanı'na yönelik kitlesel can kaybına yol açabilecek bir saldırı tehdidi bulunduğunu duyurarak vatandaşlarına bölgeden uzak durmaları çağrısında bulundu. Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) ABD'den aldıkları bilgi doğrultusunda müzeye giriş ve çıkışların kısıtlandığını açıkladı. Washington yönetiminin, 2024 yılında 144 kişinin hayatını kaybettiği Crocus City Hall saldırısından 15 gün öncesinde de Rusya'yı olası bir terör saldırısına karşı uyarmış olması gündeme geldi.

Maltepe'deki Sivas Kültür Günleri'nde CHP ve Yeni parti arasında kavga çıktı

Maltepe'deki 6. Sivas Kültür Günleri, siyasi isimler arasında yaşanan tartışmayla gündeme geldi. SİVKON Başkanı Metin Yarım'ın konuşmasında CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Ali Yüksel'e yer vermeyerek Özgür Çelik'i övmesi üzerine alanda tansiyon yükseldi. Tartışmanın ardından CHP heyeti etkinlikten ayrıldı.

Körfez'de kazanan yok! Kocaelispor ile Çaykur Rizespor 0-0 berabere kaldı

Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Kocaelispor ile Çaykur Rizespor karşı karşıya geldi. Turka Kocaeli Stadyumu'nda oynanan mücadelede iki takım da gol bulamadı ve karşılaşma 0-0'lık eşitlikle tamamlandı. Ev sahibi Kocaelispor 14, konuk ekip Çaykur Rizespor ise 17 şut çekmesine rağmen fileleri havalandıramadı. İşte karşılaşmanın ayrıntıları...

Maltepe'de Sivas Kültür Günleri'nde CHP ve Yeni Parti birbirine girdi! CHP heyeti alanı terk etti

Maltepe'de düzenlenen 6. Sivas Kültür Günleri'nde CHP ve Yeni Parti arasında gerginlik yaşandı. İddiaya göre SİVKON Başkanı Metin Yarım'ın CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Ali Yüksel'in adını anmayıp Özgür Çelik'e övgülerde bulunması üzerine tartışma çıktı. Gerginliğin ardından CHP heyeti etkinlik alanından ayrıldı.

Trabzonspor'dan 3'lü transfer paketi! 2'si ocak ayında biri sezon sonunda

Trabzonspor, şampiyonluk yarışı doğrultusunda transfer çalışmalarını hızlandırmaya hazırlanıyor. Bordo-mavililerin gündeminde Corentin Tolisso, Virgil van Dijk ve Richarlison'un bulunduğu öne sürüldü. Orta saha, savunma ve hücum hattını dünya çapında isimlerle güçlendirmek isteyen Karadeniz ekibinin, devre arasında ve sezon sonunda önemli hamleler yapabileceği iddia edildi. İşte üç yıldızla ilgili transfer planının ayrıntıları...

Dolmabahçe'de tarihi zirve başladı: Başkan Erdoğan Zelenskiy'i resmi törenle karşıladı

Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın barış diplomasisi kapsamında İstanbul’a çalışma ziyareti gerçekleştiren Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’ne geldi. Zelenskiy, burada Başkan Erdoğan tarafından resmi törenle karşılandı.

"İyi ki doğmak bir insana bu kadar yakışabilir!" Bülent Şakrak'tan sevgilisine doğum günü mesajı!

Ceyda Düvenci ile olan 8 yıllık evliliğini sonlandırdıktan sonra ayakkabı tasarımcısı Duygu Arabacıoğlu ile yeni bir aşka yelken açan ünlü oyuncu Bülent Şakrak, sevgilisinin yeni yaşını romantik bir paylaşımla kutladı. Sevgilisine duyduğu sevgiyi 'Çok yaşa kıvırcığım' sözleriyle dile getiren Şakrak'ın neşeli ve romantik paylaşımı dikkat çekti.

Yunanistan'da stratejik limanın İsrail'e satılmasına tepki! Filistin bayraklarıyla toplandılar

Yunanistan'daki Lavrio Limanı'nın 'Israel Shipyards Industries' adlı İsrailli bir firmaya satılması ve askeri teçhizat nakliyesinde kullanılması planı, eylemciler tarafından protesto edildi. Kararın iptalini talep eden göstericiler, limanın bir savaş ve soykırım üssü haline getirilmesine izin vermeyeceklerini vurguladı.

CHP’den Yeni Parti’ye geçenlere “siyasal ikbal” suçlaması

CHP Sözcüsü Müslim Sarı, partiden ayrılanların bir bölümünü “siyasal ikbal” aramakla suçladı, ardından geri dönüş mesajı verdi. “Kapıları bu kadar sert kapatmayın, açmak zorunda kalacaksınız” diyen Sarı, ayrışmayı değerlendirirken “sürü psikolojisi” benzetmesi de yaptı.

Arkadaşının şakası annesinin hayatını değiştirdi! Gizem Örge’nin yürek burkan hikayesi

Filenin Sultanları'nın başarılı yıldızı Gizem Örge, ailesiyle ilgili bilinmeyenleri ve hayatının dönüm noktalarını samimiyetle paylaştı. Anne ve babasının sonradan engelli kaldığını, zor şartlar altında sevgiyle büyüdüğünü belirten milli voleybolcunun yürek burkan hikayesi herkesi duygulandırdı.

Fenerbahçe'nin yıldızına 2 talip birden! Kıta değiştirebilir

Fenerbahçe'de sezon başında büyük beklentilerle transfer edilen Romelu Lukaku'nun geleceği gündeme geldi. ABD Major League Soccer (MLS) ekiplerinden New York City ve Atlanta United'ın 33 yaşındaki Belçikalı golcüyle ilgilendiği iddia edildi. Sarı-lacivertli formayla 13 karşılaşmada 1 gol ve 1 asistlik performans sergileyen Lukaku için iki kulübün ocak ayında harekete geçebileceği öne sürüldü. İşte ayrıntılar...

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy'i havalimanında Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler karşıladı

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geleceği kritik temaslar için İstanbul’a geldi. Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki son durum, barış diplomasisi ve Karadeniz güvenliğinin ele alınacağı tarihi zirve öncesinde İstanbul'a ayak basan Zelenskiy'i havalimanında Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki resmi heyet karşıladı.

Bakırköy’de 2 milyon liralık kablo hırsızlığı: Bekçiyi darbeden 13 şüpheli 7 ayrı suçla da bağlantılı çıktı

Bakırköy’de olimpik yüzme havuzu inşaatı başta olmak üzere farklı şantiyelerden yaklaşık 2 milyon liralık elektrik kablosu çalan 13 şüpheli yakalandı. Hırsızlık sırasında şantiye bekçisi, el arabasını minibüsün önüne atarak şüphelileri durdurmaya çalıştı. Bekçinin darbedildiği anlar güvenlik kameralarına yansıdı. Şüphelilerin 7 ayrı hırsızlık olayına daha karıştığı ortaya çıktı.

Varşova'da sokakları dolduran binlerce kişi Cumhurbaşkanı Nawrocki'ye destek verdi

Polonya’da hükümet ile Anayasa Mahkemesi ve Cumhurbaşkanlığı makamı arasında patlak veren derin yargı krizi, halk protestolarıyla sokaklara taşındı. Başkent Varşova’da Anayasa Mahkemesi binasının bulunduğu Szucha Caddesi boyunca bir araya gelen binlerce gösterici, Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’ye desteklerini dile getirdi.

Fizik tarihinin en uzun soluklu araştırması: Asırlık zift damlası deneyinde şu ana kadar sadece 9 damla düştü!

1927 yılında Queensland Üniversitesi'nde başlatılan ve Guinness Rekorlar Kitabı'na adını yazdıran Pitch Drop (zift damlası) deneyi, çekiçle vurduğunuzda kırılacak kadar sert görünen bir maddenin onlarca yıl süren inanılmaz akışını gözler önüne seriyor. Yaklaşık bir asırdır aralıksız devam eden bu olağanüstü laboratuvar deneyinde bugüne kadar sadece 9 damla düşerken, kahve molasında kaçırılan anlar ve teknik talihsizlikler de tarihe kazınan ilginç detaylar arasında yer alıyor.

Esenyurt'ta sokak ortasında tartıştığı erkeği önce dövüp sonra taş yağmuruna tuttu

İstanbul’un Esenyurt ilçesinde akşam saatlerinde yaşanan olayda bir kadın, tartıştığı erkeği sokak ortasında darbedip üzerine taş attı. Ardıçlı Mahallesi'nde meydana gelen olayda kadının fırlattığı taşlardan biri yol kenarında park halinde bulunan bir otomobilin camına isabet ederek hasara yol açtı. Kavgaya şahit olan bir vatandaş o anları cep telefonu kamerasıyla kaydetti.

Miras ve küslük krizinde yeni gelişme! Nev'in ağabeyi Zeyyad Doğansoy suskunluğunu bozdu

Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden usta sanatçı Nev'in vefatının ardından ortaya atılan miras ve aile içi küslük iddialarına ağabeyi Mehmed Zeyyad Doğansoy'dan yanıt geldi. Avukatı aracılığıyla kamuoyu duyurusu yapan Doğansoy, iddiaların tamamen mesnetsiz ve gerçek dışı olduğunu belirterek yürütülen işlemlerin yasal zorunluluktan ibaret olduğunu vurguladı.

Galatasaray'da dev transfer sürprizi: 100 milyon sterlin!

Galatasaray'ın yıldız golcüsü Victor Osimhen, İngiliz basınında yeniden transfer gündemine geldi. Benjamin Sesko'nun sakatlığının ardından ocak ayında santrfor takviyesi yapması beklenen Manchester United için değerlendirilen olası isimler arasında Nijeryalı futbolcu da gösterildi. İngiliz basınında Osimhen'in transfer maliyetinin 100 milyon sterlini aşabileceği yorumuna yer verilirken eski futbolcu Djibril Cisse'den de dikkat çeken açıklamalar geldi. İşte ayrıntılar...

Zorlu deplasmanda 3 puan! Çorum FK Süper Lig'de Erzurumspor'u 3-1 yendi

Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Çorum FK, deplasmanda Erzurumspor FK'yi 3-1 mağlup etti. Konuk ekibe galibiyeti getiren golleri Çağlar Söyüncü ve iki kez fileleri havalandıran Jesus Ramirez kaydetti. Erzurumspor'un tek golü Ibrahim Yalatif Diabate'den geldi. Puanını 16'ya yükselten Çorum FK, ligde 6. sıraya çıktı. İşte karşılaşmanın ayrıntıları...

Başkan Erdoğan'dan sağlık sektöründe dev hamle: "Savunma sanayisinde olduğu gibi sağlıkta da destan yazacağız"

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da düzenlenen 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı’na katılarak Türkiye’nin sağlık alanındaki gelecek vizyonunu ve yerli üretim hedeflerini kamuoyuyla paylaştı. Türkiye'nin ürettiği yerli solunum cihazlarının 45 ülkeye ihraç edildiğinin altını çizen Erdoğan, iki yıl içerisinde en az yüzde 71 yerlilik oranıyla yılda 700 ultrason cihazı üretmeyi hedeflediklerini duyurdu.

Aziz Sancar KIZILELMA anısını anlattı: Bütün Chapel Hill ne olduğunu biliyor

Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar, Selçuk Bayraktar’ın hediye ettiği KIZILELMA yazılı ceketi laboratuvara giderken hep giydiğini anlattı. Sancar, “Bütün Chapel Hill, KIZILELMA’nın ne olduğunu biliyor” derken Bayraktar, “Yolumuz açık, ufkumuz KIZILELMA” karşılığını verdi.

Adana'da markete silahlı saldırı: Ekmek getiren fırıncı hayatını kaybetti!

Adana’nın Seyhan ilçesinde husumetli kişilerin bir markete düzenlediği silahlı saldırı sırasında, içeriye ekmek getiren 52 yaşındaki fırıncı Doğan Gedik karnına isabet eden kurşunla ağır yaralandı. Çevredekilerin ihbarıyla olay yerine gelen sağlık ekiplerince hastaneye kaldırılan Gedik, doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Bakırköy Belediyesi soruşturmasında yeni iddia: 17 kez mühürlenen kuaför konuştu: 200 bin dolar rüşvet istendi

Bakırköy Belediyesi'ne yönelik yolsuzluk soruşturması sürerken, ruhsat karşılığında kendisinden 200 bin dolar rüşvet istendiğini öne süren kuaför Rıdvan Bayar, yaşadığı süreci A Haber'e anlattı. Talep edilen parayı vermediği için iş yerinin iki yıl boyunca 17 kez mühürlendiğini belirten Bayar, Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu'nun babasının da rüşvet pazarlığı için dükkânına geldiğini iddia etti.

Başkan Erdoğan 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı'nda konuştu: Sağlıkta zirveye oynamayı sürdüreceğiz! Yerli üretimde hedefi açıkladı

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da düzenlenen 12. Türk Tıp Dünyası Kurultayı'nda Türkiye'nin sağlık alanındaki yeni hedeflerini açıkladı. Yerli üretim solunum cihazlarının 45 ülkeye ihraç edildiğini belirten Erdoğan, iki yıl içinde en az yüzde 71 yerlilik oranıyla yılda 700 ultrason cihazı üretmeyi hedeflediklerini söyledi. Sağlıkta yerli ve millî üretime dikkat çeken Erdoğan, 'Savunma sanayisinde nasıl destan yazdıysak sağlık sektöründe de aynı başarıyı elde edeceğiz.' diyerek Türkiye'nin sağlıkta zirveye oynamayı sürdüreceğini vurguladı. Kurultay kapsamında düzenlenen törende TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri de sahiplerini buldu.

Şeybani'den Mekke İttifakı mesajı: "Görüşmeler devam ediyor"

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Manama Diyaloğu 2026 zirvesinde yaptığı konuşmada Türkiye ile siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerin ileri düzeyde olduğunu vurgularken, ülkesinin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na katılımı için görüşmelerin sürdüğünü açıkladı. Bölgesel güvenliğin ancak ortak hareketle sağlanabileceğini belirten Şeybani; sınır güvenliği, kaçakçılıkla mücadele ve Suriyelilerin geri dönüşü gibi kritik süreçlerin yanı sıra komşu ülkelerle yürütülen stratejik işbirliklerinin altını çizdi.

Başkan Erdoğan'ın daveti üzerine Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy bugün Türkiye'ye geliyor

Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya-Ukrayna Savaşı’nı sona erdirmek ve kalıcı barışı tesis etmek amacıyla yürüttüğü yoğun diplomasi trafiği hız kesmeden devam ederken, tüm gözler İstanbul’a çevrildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Başkan Erdoğan’ın daveti üzerine bugün Türkiye’ye geliyor.

Erzurum-Rize yolunda Dallıkavak Tüneli açıldı: 8 keskin viraj ortadan kalktı, 20 dakikalık yol 5 dakikaya düştü

Erzurum-Rize kara yolunda ulaşımı kolaylaştıracak Dallıkavak Tüneli ve Bağlantı Yolları, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'nun katıldığı törenle hizmete açıldı. 3 bin 105 metre uzunluğundaki çift tüplü tünelle 8 keskin viraj ortadan kaldırılırken, güzergahtaki seyahat süresi 20 dakikadan 5 dakikaya düştü. Bakan Uraloğlu, projeyle yıllık 103 milyon lira tasarruf sağlanacağını açıkladı. Tören kapsamında hizmete alınan Dadaşkent-Yıldızkent Yeni Nesil Kavşağı'nın ise yıllık 137 milyon lira tasarruf sağlaması bekleniyor.

Bakırköy Belediyesi'ndeki yolsuzluk soruşturmasında şok detay: 17 kez mühürlenen kuaför A Haber'e konuştu

Bakırköy Belediyesi'ne yönelik yürütülen geniş çaplı rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasında sarsıcı detaylar gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. Bakırköy Belediye Başkanı Ayşegül Ovalıoğlu'nun babası ve dayısının da aralarında bulunduğu çok sayıda şüphelinin gözaltına alındığı operasyonun yankıları sürerken, ruhsat alabilmek için kendisinden 200 bin dolar rüşvet istendiğini belirten kuaför Rıdvan Bayar yaşadıklarını A Haber ekranlarında anlattı.

İlk göz ağrısı babasının boyunu geçti! Emre Altuğ’dan oğlu Kuzey’e duygusal doğum günü mesajı

Ünlü şarkıcı ve oyuncu Emre Altuğ, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla oğlu Kuzey’in yeni yaşını kutladı. Oğluyla verdiği sevgi dolu pozunu takipçileriyle paylaşan sanatçının duygusal mesajı ve babasının boyunu geçen Kuzey’in son hali sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.

Dallıkavak Tüneli açıldı: Erzurum-Rize arası 52 kilometre kısalıyor

Doğu Anadolu ile Karadeniz bölgesini birbirine bağlayan dev altyapı yatırımı tamamlandı. 3 bin 105 metre uzunluğundaki çift tüplü Dallıkavak Tüneli resmen hizmete açıldı. 2 bin 400 rakımlı zorlu geçitte bulunan 8 keskin virajı devre dışı bırakan proje sayesinde geçiş süresi 20 dakikadan 5 dakikaya kadar indi.

Hande Erçel kendini yeğenine teslim etti: Aylin Mavi ile beğeni yağan paylaşım

Televizyon ve sinema dünyasının sevilen ismi Hande Erçel, ablası Gamze Erçel'in kızı olan minik yeğeni Aylin Mavi ile keyifli bir gün geçirdi. Yeğeniyle birlikte eğlendiği anları sosyal medya hesabından takipçilerinin beğenisine sunan ünlü oyuncu, kendini minik ellerin oyun dünyasına bıraktı.

Hande Erçel bu kez kendini bambaşka bir makyöze teslim etti! Minik Mavi hünerlerini sergiledi

Ünlü oyuncu Hande Erçel, ablası Gamze Erçel'in kızı Aylin Mavi ile geçirdiği keyifli anları takipçileriyle paylaştı. Minik yeğeninin minik ellerine kendini teslim eden ünlü oyuncunun o neşeli halleri, kısa sürede sosyal medyayı sallayarak büyük beğeni topladı.

EPDK'den doğal gaz piyasasında yeni düzenleme: Referans fiyata yüzde 50 sınırı, teklif ve işlem iptaline yeni kurallar

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), doğal gaz piyasalarında fiyat hesaplaması, teklif limitleri ve işlem iptallerine yönelik yeni düzenlemelere gitti. Resmi Gazete'de yayımlanan kararlarla doğal gaz günlük referans fiyatının hesaplanmasında yüzde 50'lik marj sınırı getirilirken, piyasa katılımcılarının teklif ve erişim koşulları da yeniden belirlendi. Vadeli Doğal Gaz Piyasası'nda ise belirli şartlarda bekleyen tekliflerin ve gerçekleşen işlemlerin iptal edilmesinin önü açıldı. Düzenlemelerin bir bölümü yayımlandığı tarihte, diğer hükümleri ise 1 Ocak 2027'de yürürlüğe girecek.

Antalya’da iklim için sanat zamanı! COP31 alanı Türkiye’nin en büyük açık hava sanat sahnesi oluyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı öncülüğünde Antalya’da düzenlenecek COP31, 'COPArt: Hâlâ Mümkün' projesiyle 1 milyon 100 bin metrekarelik dev alanı dünyanın en büyük açık hava sanat sahnesine dönüştürüyor. 9-20 Kasım tarihleri arasında 1.000’in üzerinde eser, 50’yi aşkın açık hava enstalasyonu ve Türkiye ile dünyadan usta sanatçıların katılımıyla iklim eylemi için sanatın birleştirici gücünü dünyaya taşıyacak.

Batman’da evine yürüyen kadının çantası çalındı: O anlar kamerada

Batman’ın Kozluk ilçesinde gece saatlerinde evine yürüyen kadın, kapkaççının hedefi oldu. İpekyolu Bulvarı üzerinde arkadan yaklaşarak H.B.A. isimli kadının çantasını alıp kaçan şüphelinin o anları çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerasına anbean yansıdı.

"Ne güzel yaşlanmış, tam bir salon beyefendisi" 85’lik Yeşilçam yıldızı Ediz Hun'un son hali

85 yaşındaki usta oyuncu Ediz Hun, 'Yeşilçam artık bitti' şeklindeki acı itirafıyla sinemaseverleri duygulandırırken, son haliyle de sosyal medyayı salladı. İlerleyen yaşına rağmen asaletini ve şıklığını koruyan efsane jönün galadaki görüntüleri, 'Tam bir salon beyefendisi' ve 'Halen çok cool' yorumlarıyla dijital mecralarda paylaşım rekorları kırdı.

Uzaklaştırma kararı aldırdığı eski erkek arkadaşı tarafından vurulan Kumsal Kayan hayatını kaybetti

Aydın'ın Nazilli ilçesinde, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan eski erkek arkadaşı tarafından başından silahla vurulan 20 yaşındaki Kumsal Kayan, iki gündür tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Genç kız, bugün öğle namazının ardından son yolculuğuna uğurlanacak.

Kırgın Çiçekler'in asi güzeli Gökçe Akyıldız 34 yaşına girdi! Oğluyla kutlama kareleri ortalığı salladı

Kırgın Çiçekler dizisinde hayat verdiği Songül karakteriyle hafızalara kazınan oyuncu Gökçe Akyıldız, 34 yaşına girdi. Yeni yaşını ailesi ve sevdikleriyle kutlayan ünlü isim, oğlu Ömer Aslan ile verdiği doğum günü pozlarını takipçileriyle paylaştı.

Thomas Markle skandalı! William ve Kate'e mektup iddiası: Sapkın arşivi biliyorlardı

İngiliz Kraliyet Ailesi, Meghan Markle’ın babası Thomas Markle hakkında ortaya atılan ağır çocuk istismarı iddiaları ve 2019 yılında saraya ulaştırılan gizli mektup skandalıyla çalkalanıyor. Mektubun o dönem Prens William ve Kate Middleton ile ortak kullanılan ofise gönderilmiş olması, Galler Prensi ve Prensesi’nin de durumdan haberdar olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi.

Antalya Kültür Yolu Festivali başladı! Bakan Ersoy açıkladı: EXPO alanına dev kongre merkezi geliyor

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali’nin açılışını gerçekleştirerek 9 gün boyunca 40’tan fazla mekânda 440’tan fazla etkinliğin düzenleneceğini açıkladı. Festivalin yanı sıra Antalya’ya yönelik kültür ve turizm yatırımlarını da değerlendiren Bakan Ersoy, COP31’in ardından EXPO alanında Türkiye’nin en büyük fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birinin hayata geçirilmesi için yeni bir yapılanmaya gidileceğini duyurdu.

Evli mutlu çocuklu ve artık bambaşka biri! İstanbul'u terk eden Berkay Hardal'ın son hali

Yıllar önce ekrana gelen İstanbullu Gelin dizisinde canlandırdığı Murat Boran karakteriyle şöhreti yakalayan Berkay Hardal, büyük bir karar alarak İstanbul'u terk etmişti. Muğla'nın Köyceğiz ilçesine yerleşen ünlü oyuncunun son halini gören takipçileri, şaşkınlıklarını gizleyemeyerek tanımakta güçlük çekti.

Bakan Ersoy Antalya için müjdeyi verdi: EXPO alanı dünya ölçeğinde kongre ve fuar merkezine dönüşüyor

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali’nin açılış töreninde yaptığı açıklamalarda kentin turizm potansiyelini güçlendirecek stratejik adımları paylaştı. Bakan Ersoy, turizmi 12 aya yayma hedefi doğrultusunda COP31’in ardından EXPO alanının dünya ölçeğinde dev bir kongre, fuar ve etkinlik merkezine dönüştürüleceğini müjdeledi.

2026 KPSS DHBT ne zaman, saat kaçta yapılacak? Sınav giriş belgesi ve tüm detaylar

ÖSYM tarafından 1 Kasım 2026 Pazar günü düzenlenecek KPSS Din Hizmetleri Alan Bilgisi Testi (DHBT) için geri sayım başladı. Saat 10.15'te başlayacak sınav öncesinde adayların sınav giriş belgeleri erişime açıldı. Sınav binalarına saat 10.00'dan sonra giriş yapılamayacak. İşte 2026 KPSS DHBT sınav saati, 40 soruluk testin süresi, giriş belgesi sorgulama ekranı ve sonuç tarihi…

Sağanak geri dönüyor: Meteoroloji Mühendisi Adil Tek'ten "Kışlıkları hazırlayın" uyarısı

Türkiye genelinde etkili olan serin ve yağışlı havanın ardından yeni hafta ile birlikte yeni bir hava dalgası yurdu etkisi altına almaya hazırlanıyor. Orta Akdeniz üzerinden gelecek olan yeni sistemin ülke genelinde sağanak yağışlara neden olacağını belirten Meteoroloji Mühendisi Adil Tek, hava sıcaklıklarının hissedilir derecede düşeceğine dikkat çekerek “Kışlıkları şimdiden hazırlayalım” uyarısında bulundu.

Samandıra'da şok iddia! Fenerbahçeli yabancılardan yerli hocaya veto

Fenerbahçe'de İsmail Kartal'ın istifasının ardından yeni teknik direktör arayışları sürerken yabancı yıldızlardan yönetime dikkat çeken bir talep geldiği öne sürüldü. İddiaya göre Milan Skriniar öncülüğündeki futbolcular, yaşanan iletişim sorunlarını gerekçe göstererek yabancı teknik direktör istedi. Sarı-lacivertli yönetimin Jose Luis Mendilibar ile temasa geçtiği ileri sürülürken gözler Aziz Yıldırım ve yönetimin vereceği karara çevrildi.

Türkiye tarihinin en büyüğü! İstanbul’da kaçakçılara iki ayrı operasyon: 310,5 milyon TL değerinde elektronik sigara ele geçirildi

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekipleri, İstanbul’da gerçekleştirdiği iki ayrı operasyonda Türkiye tarihinin en büyük elektronik sigara yakalamasına imza attı. Sarıyer’deki bir depo ile Ambarlı Limanı’ndaki konteynerde yapılan aramalarda toplam 142 bin 100 elektronik sigara cihazı ele geçirildi. Kaçak ürünlerin piyasa değerinin 310 milyon 579 bin TL olduğu açıklandı.

Durumdan haberi bile yokmuş! Bahar Şahin'in platonik aşkı için kurduğu sosyal medya planı

'Zalim İstanbul', 'Gülümse Kaderine', 'Hiç' gibi yapımlardaki rolleriyle tanınan ünlü oyuncu Bahar Şahin, yaptığı platonik aşk itirafıyla dikkatleri üzerine çekti. Sarp Bozkurt'la olan sohbetinde kalbini kaptırdığı kişiyi açıklayan Şahin, dikkat çekmek için kurduğu sosyal medya planıyla adından söz ettirdi.

Likya Yolu'nda kaybolan Alman turistten acı haber: Friederike Elisabeth Newrzella'nın cansız bedenine ulaşıldı

Antalya'nın Kaş ile Demre ilçeleri arasındaki Likya Yolu etabında 14 Ekim'de yürüyüş yaparken kaybolan 33 yaşındaki Alman turist Friederike Elisabeth Newrzella'dan acı haber geldi. Ekiplerin yürüttüğü arama çalışmaları sonucunda genç kadının cansız bedeni, işaretli güzergahın dışındaki kayalık bir alanda bulunurken, olayla ilgili adli soruşturma sürüyor.

Büyükçekmece'de trafikte yol verme kavgasında diğer otomobile arkadan çarpıp kaçtı: O anlar kamerada

İstanbul’un Büyükçekmece ilçesinde trafikte yaşanan yol verme tartışması tehlikeli boyutlara ulaştı. Hadımköy Yolu Caddesi üzerinde sağ şeride geçmek isteyen bir otomobil sürücüsü ile diğer araç sürücüsü arasında başlayan tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü.

Sosyal medyada yeni dönem: 15 yaş altına hesap yasağı! 18 yaş altına yeni kurallar... Mevcut hesapların durumu ne olacak?

Türkiye'de çocukları sosyal medyanın risklerinden korumaya yönelik yeni düzenleme yarın (1 Kasım) yürürlüğe giriyor. Instagram, TikTok, Facebook ve X gibi platformlarda 15 yaşını doldurmayan çocukların hesap açması yasaklanırken, 15-17 yaş grubuna özel güvenlik ve gizlilik kuralları uygulanacak. Yaklaşık 10 milyon sosyal medya hesabını ilgilendiren düzenleme kapsamında yaş doğrulaması e-Devlet üzerinden yapılacak. Mevcut hesaplar için ise 31 Mart 2027'ye kadar süre tanınacak.

Polonya'da neler oluyor? Anayasa Mahkemesi binasından gizemli fotoğraf! 1 gün önce seferberlik talimatı

Polonya'da yargı krizi patlak verirken Senegal yolculuğunu yarıda kesip ülkesine acil dönüş yapan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin dün gece yarısı kaosun ortasında girdiği Anayasa Mahkemesi'nden yansıyan kare gündeme bomba gibi düştü. Polonya basını o kareyi 'gizemli fotoğraf' notuyla yayımladı. Olayların hemen öncesinde polisin yayımladığı seferberlik talimatı da Polonya medyasına sızınca ortalık karıştı. Polonya'da Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki tarafının 'Avrupa yanlısı darbe' olarak tanımladığı olaylara ilişkin detaylar...

Kapadokya’da iki farklı hikaye! Peribacası faciasında acı detay ortaya çıktı: Ölümden iki saatle kurtuldu

Kapadokya’da peribacasının çökmesi sonucu hayatını kaybeden gazeteci Eray Tuna ve eşi Begüm Tuna’nın acı hikayesi ortaya çıktı. Henüz 4 yaşındayken 1999 Marmara Depremi’nde ailesiyle birlikte enkaz altında kalan ve 5 saat sonra kurtarılan Eray Tuna, bu kez Kapadokya’daki faciada eşiyle birlikte yaşamını yitirdi. Çökmeden yalnızca 2 saat önce aynı noktada fotoğraf çektiren bir aile ise ölümden kıl payı kurtuldu.

Hal Yasası için Meclis mesaisi başladı: 9 maddelik taslakta marketlere yerli ürün şartı ve aracılara düzenleme! Uymayana ceza var

Uzun süredir gündemde olan Hal Yasası için Meclis mesaisi başladı. Dört bakanlığın hazırladığı ve 30 maddeden 9 maddeye düşürülen taslakla, tarladan sofraya uzanan süreçte aracıların devreden çıkarılması ve fahiş fiyat artışlarının önlenmesi hedefleniyor. Yeni düzenlemeyle yerli ürün satan marketlere vergi teşviki sağlanması, raflarda yerli ürün zorunluluğu getirilmesi ve tarımsal kooperatif sayısının iki katına çıkarılması öngörülüyor. Kurallara uymayanlara ise hapis ve idari para cezası getirilmesi planlanıyor.

Bursa-Ankara karayolunda karşıya geçmek isteyen Şuayip Şen otomobil çarpmasıyla hayatını kaybetti

Bursa’nın İnegöl ilçesinde akşam saatlerinde yürek yakan bir trafik kazası meydana geldi. Bursa-Ankara karayolu ilçe girişinde refüjdeki bariyerlerin üzerinden atlayarak yolun karşısına geçmeye çalışan 63 yaşındaki Şuayip Şen, Bahadır M. yönetimindeki otomobilin çarpması sonucu metrelerce savruldu. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Şen'in hayatını kaybettiği belirlendi.

A Haber ekranlarında Polonya analizi: Gaffar Yakınca'dan "Avrupacı darbe girişimi" yorumu

Polonya'da Anayasa Mahkemesi'nin ablukaya alınması ve Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ile Başbakan Donald Tusk arasında tırmanan tarihi yargı krizi, A Haber ekranlarında masaya yatırıldı. Canlı yayında gelişmeleri değerlendiren gazeteci Gaffar Yakınca, Anayasa Mahkemesi'nin seçilmiş Cumhurbaşkanı'nın görevden alınmasına karşı durduğunu vurgulayarak yaşanan süreci 'Avrupacı darbe girişimi' olarak nitelendirdi.

Canlı performansı sosyal medyanın diline düştü! 90'ların efsane ismi Tayfun Duygulu tepkilere sert çıktı

90'lı yıllara 'Hadi Yine İyisin' şarkısıyla damga vuran pop müziğin efsane ismi Tayfun Duygulu, konuk olduğu canlı yayında şarkı söylerken detone olunca sosyal medyada sert eleştirilerin hedefi oldu. Gelen tepkiler karşısında sessizliğini bozan ünlü sanatçı, adeta ateş püskürdü. Tayfun Duygulu’ya ilk destek ise 'Değerin ebediyete göçtüğünde anlaşılacak' diyen eşi Isabella Duygulu’dan geldi.

Ahbap soruşturmasında yeni iddia: Haluk Levent'ten 1.5 milyon liramı geri alamadım!

Haluk Levent ve Ahbap Derneği'ne yönelik yürütülen, 47 tutuklunun bulunduğu soruşturmada 10 şüphelinin tutukluluğuna yapılan itirazlar karara bağlandı. 9 şüphelinin tutukluluğunun devamına karar verilirken Timur Özdemir adli kontrol şartıyla tahliye edildi. Soruşturma kapsamında ifade veren iş insanları, Ahbap Derneği'ne milyonlarca lira borç verdiklerini ve gıda ile konteyner teslimatı yaptıklarını anlattı. Şüphelilerden Yusuf Esat Erişgen, derneğe verdiği borcun yaklaşık 1,5 milyon lirasını 4 yıldır geri alamadığını öne sürdü.

Hakkari'den acı haber: Hudut geçişine müdahalede yaralanan Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü şehit oldu

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde hudut geçişi olayına müdahale sırasında açılan ateş sonucu yaralanan ve kaldırıldığı hastanede şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Yusuf Sait Ünlü’nün ailesine başsağlığı mesajı gönderdi.

Polonya'da Anayasa Mahkemesi önünde arbede! Ülkesine dönen Cumhurbaşkanı Nawrocki engellemeye rağmen binaya girdi

Anayasa Mahkemesi Başkanı Bogdan Swieczkowski ve Yardımcısı Bartlomiej Sochanski'nin açığa alınmaları üzerine ülkeye dönen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki Anayasa Mahkemesi'ne gitti. Mahkeme binasına girmek isteyen Cumhurbaşkanı Nawrocki ile geçici olarak başkanlık görevine atanan Anna Korwin-Piotrkowska arasında arbede yaşandı.

Gülşah Saraçoğlu'nun modaevine mühür! Çalışanların sigortasız çalışma şikayetine yanıt gecikmedi

Modacı Gülşah Saraçoğlu’nun yanında görev yapan üç kişi; sigortasız çalıştırıldıklarını, maaşlarının, fazla mesai ücretlerinin ve tazminatlarının ödenmediğini iddia etti. SGK’ya başvurarak Saraçoğlu hakkında şikayette bulunan üç çalışan yasal haklarının verilmesini istiyor

Sarıgüllerin 'milyarlık vurgun' dosyasında hesap zamanı! Emir Sarıgül yeniden ifade verdi

Sarıgül ailesine yönelik kara para aklama, imar usulsüzlüğü ve cinsel saldırı iddialarına ilişkin soruşturma yeni operasyonla genişledi. Mustafa Sarıgül'ün ağabeyi Metin Mevlüt Sarıgül'ün de aralarında bulunduğu 10 şüpheli gözaltına alınırken, tutuklu Emir Sarıgül savcılıkta yeniden ifade verdi. Dosyada 1 milyar euroluk fon vaadi, şüpheli para transferleri ve şirket ortaklıklarına ilişkin iddialar mercek altına alındı. Soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 22'ye yükselirken Mustafa Sarıgül, partisinden istifa ettiğini açıkladı.

Milyonların sosyal yardımında yeni yıl hesabı: Vatandaşlık maaşı ne zaman, zamlar ne kadar?

Yeni yılla birlikte sosyal yardımlarda yeni perde açılacak. Vatandaşlık maaşı önce pilot uygulamayla ardından tüm Türkiye'de devreye alınırken, milyonların yararlandığı pek çok sosyal destekte de hem tutar artacak hem de yararlanmak kolaylaşacak...

Türkiye, Feridun Sinirlioğlu'nu BM Genel Sekreterliğine aday gösterdi: Resmi başvuru mektubu sunuldu

Türkiye, eski Dışişleri Bakanı ve AGİT Genel Sekreteri Feridun Sinirlioğlu'nu Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği için resmen aday gösterdi. Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Ahmet Yıldız, adaylık mektubunun BM Genel Kurul Başkanlığına sunulduğunu açıkladı.

Anadolu Efes EuroLeague liderini devirdi! İstanbul'da farklı galibiyet

EuroLeague'in 9. haftasında Anadolu Efes, sahasında ağırladığı Panathinaikos AKTOR'u 83-68 mağlup etti. Lacivert-beyazlılar, Yunanistan temsilcisine sezonun ikinci yenilgisini yaşatırken organizasyondaki dördüncü galibiyetini elde etti. Malcolm ve Fernando'nun 15'er sayıyla öne çıktığı mücadelede Panathinaikos, sezonun en düşük sayı performansında kaldı.

Kadıköy'de protesto ve istifa sesleri! Fenerbahçe Göztepe'ye 2-1 yenildi

Trendyol Süper Lig'in 10. haftasında Fenerbahçe, sahasında Göztepe'ye 2-1 mağlup oldu. İlk yarıyı Matteo Guendouzi'nin golüyle önde tamamlayan sarı-lacivertliler, ikinci yarıda Sinclair Armstrong ve Andre Henrique'nin gollerine engel olamadı. Dirk Kuyt, Fenerbahçe'nin başında çıktığı ilk maçta yenilgi yaşadı.

Polonya'da Anayasa Mahkemesi Başkanı Bogdan Swieczkowski açığa alındı

Polonya'da anayasal kurumlar ve yürütme arasında derin bir kriz patlak verdi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Bogdan Swieczkowski ile Yardımcısı Bartlomiej Sochanski, mahkemenin çalışmalarını engelledikleri gerekçesiyle 1 ay süreyle açığa alındı. Senegal'e resmi bir ziyaret gerçekleştirmek üzere İspanya hava sahasında bulunan Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, kriz haberini almasının ardından temaslarını yarıda keserek ülkeye dönme kararı aldı.

1 Kasım İstanbul Maratonu için yollar kapanacak: İşte alternatif güzergâhlar

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 1 Kasım’da düzenlenecek İstanbul Maratonu nedeniyle trafiğe kapatılacak yolları ve alternatif güzergâhları açıkladı. Kısıtlamalar, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve bağlantı yollarında saat 03.00’te başlayacak. Avrasya Tüneli ile Galata Köprüsü ise saat 06.00’dan itibaren çift yönlü araç trafiğine kapatılacak.

Polonya'da darbe girişimi iddiası: Anayasa Mahkemesi'ne baskın! Cumhurbaşkanı Nawrocki acil koduyla döndü... Halk sokağa çağrıldı

Polonya'da Başbakan Donald Tusk hükümeti ile Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki arasındaki yargı krizi büyüyor. Anayasa Mahkemesi Başkanı Bogdan Swieczkowski ve yardımcısının görevden uzaklaştırılması, mahkeme binasının polis ablukasına alınması ve protestoların başlaması ülkede tansiyonu yükseltti. Senegal ziyaretini yarıda keserek Varşova'ya dönen Cumhurbaşkanı Nawrocki, Anayasa Mahkemesine girmek isterken yargıçlarla arbede yaşadı. Nawrocki ülkede kamu düzeninin ihlal edildiğini, devletin anayasal organının zor kullanarak ele geçirildiğini söyledi. Gelişmeler, 'Avrupacı darbe girişimi' olarak değerlendirilirken Tusk yönetimi ise müdahaleyi 'hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etme' gerekçesiyle savundu. ABD'den itidal çağrısı geldi. Takvim.com.tr Polonya'da yaşanan kaosu dakika dakika aktarıyor...

Süper Lig'de güncel puan durumu! Fark 9'a yükseldi

Kıran kırana mücadelenin yaşandığı Süper Lig'de heyecan devam ediyor. 10. haftada Konyaspor'a konuk olan Galatasaray, deplasmanda Konyaspor'u 4-0 yendi. Fenerbahçe evinde Göztepe'yi ağırladı ve sahadan 2-1 yenik ayrıldı. Trabzonspor ise Papara Park'ta Gaziantep FK'yı ağırlayacak. Beşiktaş ise Kasımpaşa'ya konuk olacak. İşte Süper Lig'de güncel puan durumu...

Fenerbahçe'den 1. Lig'in golcüsüne kanca! Başkan transfere yeşil ışık yaktı

Fenerbahçe'de ara transfer dönemi öncesinde sürpriz bir isim gündeme geldi. Sarı-lacivertlilerin, Bursaspor formasıyla Trendyol 1. Lig'de gol krallığı yarışına damga vuran Kelechi Iheanacho ile ilgilendiği iddia edildi. Bu sezon 12 maçta 16 gol ve 3 asistlik performans sergileyen 30 yaşındaki Nijeryalı futbolcu için Bursaspor Başkanı Enes Çelik'ten de dikkat çeken bir açıklama geldi. İşte transferin ayrıntıları...

Zelenskiy’den kritik ziyaret öncesi Türkiye mesajı: “Önemli görüşmeler olacak”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, savaşı sona erdirmek için tüm diplomatik imkânları değerlendirdiklerini belirterek Türkiye’de önemli görüşmeler yapılacağını söyledi. Zelenskiy, kasım ayında uzun süredir tartışılan müzakere formatlarına ulaşılabileceğini ifade etti.

İsveç’te Kur’an yakan Jade Sandberg’e nefret suçundan ertelenmiş hapis ve para cezası

İsveç’in başkenti Stockholm’de Kur’an-ı Kerim’i yakıp tekmeleyen aşırı sağcı Jade Sandberg, nefret suçundan mahkûm edildi. Mahkeme, Sandberg’e ertelenmiş hapis ve adli para cezası verirken, cami önündeki Müslüman karşıtı sözlerine ilişkin suçlamadan beraat kararı verdi.

THY'den Karadağ'a gideceklere Schengen uyarısı! İşte Türk turistler için alternatif rotalar

Karadağ'ın Türk vatandaşlarına yönelik vizesiz seyahat uygulamasını 1 Kasım 2026 itibarıyla sona erdirmesiyle yurt dışı seyahat planları değişiyor. Bordo pasaport sahiplerinden vize isteneceğini duyuran Türk Hava Yolları (THY), yolcularını uyardı. Karadağ'ın vize kararı sonrası Türk vatandaşları alternatif tatil rotalarına yöneliyor. Mısır, Tunus ve Fas gibi ülkeler öne çıkarken, işte Türk vatandaşlarının vizesiz veya kolay vizeyle seyahat edebildiği ülkeler...

Başkan Erdoğan’dan Rusya-Ukrayna Savaşı için açık mesaj: Adil bir barışın kaybedeni olmaz

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile görüşmesinin ardından “Adil bir barışın kaybedeni olmaz” diyerek Türkiye’nin barışa giden yolu açmak için her türlü gayreti göstermeye hazır olduğunu vurguladı. Çatışmaların Karadeniz’e sıçradığına dikkat çeken Erdoğan, sivil gemilere yönelik saldırıların kimden gelirse gelsin, gerekçesi ne olursa olsun kabul edilemeyeceğini belirtti. Tüm tarafları sorumlu davranmaya çağıran Erdoğan, seyrüsefer emniyetinin yeniden sağlanması için temasların süreceğini ve konuyu Rusya ile de görüşerek süreci ilerletmeyi amaçladıklarını açıkladı. Zelenskiy ise görüşmede deniz güvenliğine ilişkin yeni fikir ve önerileri ele aldıklarını söyledi.

Emir, Sado ve Mert büyük felaketten habersiz: Altı Üstü İstanbul yeni bölümde ortalık karışıyor

atv ekranlarının sevilen dizisi Altı Üstü İstanbul, 19. bölümüyle izleyiciyi yine ekran başına kilitliyor. Uzay'ın sınır tanımaz intikam hırsı, Emir ve arkadaşlarını büyük bir felaketin eşiğine sürüklerken, dizide sırlar ve tehlikeler birbiri ardına patlıyor.

Elektrik faturalarında yeni dönem! Devlet desteğinden yararlanma şartı değişti

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), elektrik faturalarında devlet desteğinden yararlanma şartlarını değiştirdi. Yeni düzenlemeyle mesken aboneleri için yıllık elektrik tüketim sınırı 4 bin kWh'tan 3 bin kWh'a düşürüldü. Yaklaşık 6,5 milyon mesken abonesini etkilemesi beklenen yeni uygulamada, 2026 yılı tüketimleri de dikkate alınacak. EPDK, 2027'de geçerli olacak tüketim limitlerinin kapsamını da açıkladı. Peki, kimler devlet desteğinden yararlanamayacak, yeni tarife ne zaman uygulanacak?

Kara para aklama ve cinsel istismar iddiaları gündemde! Mustafa Sarıgül YENİ Parti'den istifa etti

YENİ Parti Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, ailesinin de adının geçtiği kara para aklama soruşturması ve eski yakın korumasının 'cinsel taciz' iddialarına ilişkin ifadelerin ardından partisinden istifa ettiğini açıkladı. Hakkındaki suçlamaları reddeden Sarıgül, soruşturma sonuçlanıncaya kadar partisinden ayrı kalacağını belirterek adaletin tecelli etmesinin ardından geri döneceğini söyledi.

Bakırköy Belediyesine rüşvet operasyonunda yeni gelişme! 39 şüpheli tutuklandı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Bakırköy Belediyesine yönelik ihale usulsüzlükleri ve rüşvet soruşturmasında şüphelilerin Sulh Ceza Hakimliğindeki sorguları tamamlandı. Aralarında Belediye Başkan Yardımcıları Ali Rıza Akyüz ve Abdülhamit Pehlivan'ın da bulunduğu 39 şüpheli tutuklandı. Tutuklananların 20'sinin belediye personeli, 19'unun ise firma temsilcisi olduğu öğrenildi.

Adana'da film gibi soygun! Oksijen tüpüyle kapıyı kesip 115 kilo gümüş çaldı: 10 kilometrelik takiple yakalandı

Adana'da işlerinin kötü gitmesi üzerine iflas eden M.A.L., daha önce birlikte ticaret yaptığı İ.Ş.'ye ait gümüş dükkanını gözüne kestirerek gece saatlerinde oksijen tüpüyle kapısını kesip içeri girdi. 8 saat 20 dakika süren soygunun ardından 115 kilo gümüş ve değerli tespihleri çalan şüpheli, polisin 980 güvenlik kamerasını 10 kilometre boyunca titizlikle incelemesi sonucu yakalanarak tutuklandı ve ele geçirilen 55 kilo gümüş sahibine teslim edildi.

Sarıgül ailesine kara para soruşturmasında yeni gelişme! 10 gözaltı: Tutuklu sayısı 24'e yükseldi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Sarıgül ailesine yönelik yürütülen kara para aklama soruşturmasında yeni gelişmeler yaşandı. Son operasyonda gözaltına alınan 8 şüpheliden Zülfü Sümer ile dönemin muhtarı ve gençlik kamplarından sorumlu Abdulkadir Sezgin tutuklandı, 6 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında 11 kişi hakkında daha gözaltı kararı verilirken, 10 şüpheli yakalandı, 1 kişinin yurt dışında olduğu belirlendi. Son tutuklamalarla soruşturmada cezaevindeki şüpheli sayısı 24'e yükseldi.

Galatasaray - Fenerbahçe derbisinin faturası ağır oldu: PFDK resmen açıkladı! İşte Adülkerim ve Archie Brown kararları

PFDK, Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin ardından disiplin kararlarını açıkladı. Abdülkerim Bardakcı 2, Archie Brown ise 3 maç men cezası aldı. Galatasaray'a 2 milyon 120 bin TL, Fenerbahçe'ye ise 1 milyon 277 bin 500 TL para cezası verildi. TFF Tahkim Kurulu, Abdülkerim Bardakcı'nın 2 maç men cezasını onadı. Erteleme talebi reddedildi.
❌